PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Cübbeli'den Stv'ye Eleştiri



TakVa
08-05-2011, 19:32
Katıldığı televizyon programlarındaki açıklamaları, verdiği vaazlarla konuşmalarıyla sık sık gündeme oturan Cübbeli Ahmet Hoca'nın bu kez hedefinde Samanyolu TV vardı.

21 Nisan'da mescid sohbetinde konuşan Cübbeli Hoca, Samanyolu Televizyonu'nda yayımlanan bir diziyi yerden yere vurdu.

Samanyolu Televizyonu'na 'Saman TV' diye seslenen Cübbeli Ahmet Hoca, televizyon kanalında dizilerin 'islami' gibi gösterilmesine karşın işlenen konuların insanları 'cehennemlik' ettiğini söyledi.

Cemaate "Dansöz izlemek bunları izlemekten aşağı. O zaman günahkar olursun, böyle dinden çıkarsın" diyen Cübbeli,"Bunların islami kanallarında fayda yok. İslami gibi geçinirler ama arkadan zehir zembelek. Yahudi Hristiyanları cennete sokacağız diye kendilerini cehenneme yolladılar" diye konuştu.

interhaber

TakVa
08-05-2011, 19:35
Cübbeli Ahmet Hoca STV nin dizilerini izlemeyin!

Ehl-i Sünnet
08-05-2011, 19:39
Gülen cemaati'de artık stv izlenmesini istemiyor diye birşey söyledi burdaki onların abilerinden biri ama doğru mu yanlış mı bilemiyicem...

TakVa
08-05-2011, 19:42
Gülen cemaati'de artık stv izlenmesini istemiyor diye birşey söyledi burdaki onların abilerinden biri ama doğru mu yanlış mı bilemiyicem...

Sanmıyorum, yanlış bilgidir.

talib
08-05-2011, 19:48
Katıldığı televizyon programlarındaki açıklamaları, verdiği vaazlarla konuşmalarıyla sık sık gündeme oturan Cübbeli Ahmet Hoca'nın bu kez hedefinde Samanyolu TV vardı.

21 Nisan'da mescid sohbetinde konuşan Cübbeli Hoca, Samanyolu Televizyonu'nda yayımlanan bir diziyi yerden yere vurdu.

Samanyolu Televizyonu'na 'Saman TV' diye seslenen Cübbeli Ahmet Hoca, televizyon kanalında dizilerin 'islami' gibi gösterilmesine karşın işlenen konuların insanları 'cehennemlik' ettiğini söyledi.

Cemaate "Dansöz izlemek bunları izlemekten aşağı. O zaman günahkar olursun, böyle dinden çıkarsın" diyen Cübbeli,"Bunların islami kanallarında fayda yok. İslami gibi geçinirler ama arkadan zehir zembelek. Yahudi Hristiyanları cennete sokacağız diye kendilerini cehenneme yolladılar" diye konuştu.

interhaber

Cübbeli Ahmet Hoca o diziyi neden eleştirmiş haberin içinde yok. Takva'ca bir haber verme olmuş :) Yani haber veriyor ama haberin içeriği yok. Amaç haber vermek değil, bunu anlamış olduk.

Yine takva'lı! saldırılar..

Önce haberi verin de sonra saldırın.. Yanlış demiş demek yasak değil ya. Haberi görsün millet sonra yanlış mı demiş doğru demiş, bir şeyler denilsin. Böyle kim ne diyecek?

forumdayim
08-05-2011, 19:57
bu konu ile ilgili video...

http://www.facebook.com/video/video.php?v=171133646275393

MÜTEŞEKKÜR
08-05-2011, 19:57
Hakikateten de STV müslümanları uyutuyor.Çaktırmadan bazı dizi filmlerde dinden taviz veriyor.Akıllı olan bunu iyi sezer...

bakış
08-05-2011, 20:10
Stv'de imanı tehlikeye düşürecek filmleri izleyeceğine show tv'de dansöz izleyin daha iyi.
Show tv,stv'ye göre biraz daha ehveni şer olmuş oluyor.

Stv'yi izlemeyin ama danszöleride izlemeyin:)

Ercan Tekin
08-05-2011, 20:12
Cübbeli hocamızın Ahmed Yesevi derneğindeki katıldığım bir sohbetinde şu resime kızmıştı:
http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcQSJpJJ2YntO46BvrJQ1sPoWLX7waOoB SxqQeiLomWTBF3S-JdaARsreC5n1g

Ehl-i Sünnet
08-05-2011, 20:13
http://www.youtube.com/watch?v=8tx7LRBTnG8

maksut ibrahim
08-05-2011, 20:40
Cübbeli'den STV'ye Saman TV benzetmesi

Vaazlarıyla ünlü Ahmet Hoca bu defa cemaatin kanalı STV'ye çattı.

08.05.2011 - 17:50 Ensonhaber


http://i.ensonhaber.com/resimler/diger/cubbeli_hocadan_hanimin_cifligine_yaylim_atesi.jpg
Uzun süredir "medyatik" açıklamarıyla gündeme gelmeyen Cübbeli Ahmet Hoca suskunluğunu bozdu ve Samanyolu Televizyonu'nu kızdıracak sözler sarfetti.
DİZİLERİ İZLEYENLER GAVUR OLUR

21 Nisan'daki vaazında dizilerden bahseden Cübbeli, "İslami dizi" olarak bilinen STV'deki dizileri izleyenlerin "gavur" olacağını söyledi. Cübbeli, "Saman Televizyonu" dediği STV'deki bir diziden örnek verdi ve Fethullah Gülen cemaatini küplere bindirecek sözler sarfetti.

maksut ibrahim
08-05-2011, 20:55
Ah Cübbeli ah

Bu gidisle Gavur yapmadigin

Müslüman kalmayacak!

Yeni-OSMANLI
08-05-2011, 20:57
Cübbelinin elestirdigi o dizideki kisi gizli müslümanmis.
yani ölen o "gavur" aslinda müslümanmis...
Dolayisiyla cennete girer insaAllah.
Cübbeli diziyi seyretmemis,yorum yapiyor.
Müslüman bir kadinla evlenen kiside aslinda müslüman olmus,cübbeli adami illa gavur yapacak...
Böyle hocalara ancak gülünür.
Güya insanlari tehlikelerden koruyuor.Yalan yanlis haberlerle kendi kuyusunu kaziyor farkinda degil.
Gercekci olun gercekci,elestirecekseniz hata cok tv 5 dede hata var,arayan bulur.
hata cok,stv ninde hatasi vardir ama gercekci olun,olaylari sisirerek,abartarak,carpitarak vermeyin.

Yillar önce söylenen cümleleri cimbizla alip sanki Cemaat hergün böyle hata yapiyormus gibi pisirip pisirip önümüze sunmasi carpitmadir,gercek disidir.
Cemaati öyle tanitmaya calisiyorlarki sanki ehli-sünnete aykiriymis gibi ,sanki sürekli kafirlerin cennetlik olduklarini savunuyorlarmis gibi,sanki sürekli diyolog yapiyorlarmis gibi...

Bir misal vermek istiyorum:
Fethullah gülen hoca her hafta kirik testi programinda sohbet verir,cemaate bagli sizinti,yeni ümit,gonca,yagmur gibi dergileri var,bunlarin bazilari haftalik cikar,bazilari aylik cikar...Zaman gazetesinin dini sayfalari var,kitab kampanyalari var,bu gazetenin abone sayisi bir milyona yakin,almanyadaki abone sayisi 30 bin.Bu 30 bin abonenin her birine 14 kitab gönderdiler bu sene,kitablarin ismi:
-"dinimizin diregi namaz" yazar süleyman bosnali...
-"gözümü haramdan nasil korurum" yazar Yusuf güven
-"99 soruda efendimiz" yazar muhittin akgül
-"hz.Aise" yazar Resit haylamaz
-"gencin yol rehberi" yazar Basak sezgin
-"avrupadaki anadolu" yazar Muhammet Mertek...
-"Yunus ve mevlana" yazar mustafa özcelik
-"Nasil okumaliyiz" yazar yusuf ömeroglu...
http://www.youtube.com/watch?v=qPX9ki0L8iw

gibi birbirinden degerli konulari icerek birbirinden degerli kitablari binlerce abonelerine ulastirtdilar...

Madem iddia ettiginiz gibi ehli-sünnete aykiri görüsleri yayiyorlar,ehli-sünnet düsmanligi yapiyorlar,kafirleri cennete sokuyorlar falan filan...ozaman bunu isbat edin bakalim.Saymis oldugum bu dergiler,bu kitablar 10 yil önce degil,20 yil önce degil,bugün,simdi okunuyor,dagitiliyor.Eger iddia ettiginiz dogru olsaydi bu eserlerde verilen mesaj sizin dediginiz gibi olurdu...hani nerede ehli-sünnete aykiriliklari?
Hocaefendinin sohbetleri her hafta devam ediyor,sohbetler,hizmetler devam ediyor,internette arsivleri var,oradanda takib edebilirsiniz.madem cok titizsiniz,cemaati ehli-sünnete aykiriliklla sucluyorsunuz ohalde hadi bakalim.Ehli-Sünnete aykiri yazilari,kitablari dergileri,konulari,sohbetleri tesbit edin bakalim bulöabilecekmisiniz...
Bulamazsaniz eger sizlerin bu damgalama kampanyanizi ergenekon oyunu oldugu kanaatine varacagim,zaten adamlari dolayli yoldan sizin bu fitnenize destek oluyorlar.

hirahos
08-05-2011, 21:07
yeni osmanlı... Gece gece kendine kızdırıp kalbini kırdırma! Bak sana ağır yazarım. Sonra forumda duramazsın. Seni tanıyoruz.

O dizideki çocuk, başka dinden görünüp gizli Müslüman olanlar cennete girer mi diye sormuyor!

BAŞKA DİNLERDE OLAN İYİLERLE CENNETTE BULUŞACAK MIYIZ DİYE soruyor. Birader. Neden sahtekarlık yapıyorsun?!

Cevap yuvarlak. Hayır giremezler denileceğine, belirsiz bir cevapla EVET denilmiş oluyor. Su bulanacak ki balıklar kolay avlansın!

Altını çiziyorum: Lafı gargaraya getirip sahtekarlığı sürdürmeyesin. :rtfm:

İttihad-ı İslam
08-05-2011, 21:09
Günah istemiyorsa Cübbeli A9 TV izlesin sıfır (rakamla 0) reklam dizi falan da yok, her saat iman hakikatleri, darwinist, materyalist düşüncenin çöküşü, fena mı?

talib
08-05-2011, 21:10
Ergenekon iyi oldu he :) Güzel etiket.

hirahos
08-05-2011, 21:14
Günah istemiyorsa Cübbeli A9 TV izlesin sıfır (rakamla 0) reklam dizi falan da yok, her saat iman hakikatleri, darwinist, materyalist düşüncenin çöküşü, fena mı?

Yahudi ve Hıristiyanların dostu diyalogcuları bırakıp, Yahudi ve Hıristiyanların KARDEŞİ oktar'ı izleyin millet... :) Model yükseltin... Al birini vur ötekine...

Allah köklerini kurutsun, hidayet dağıtıyorlar güya... İman hakikatleriymiş, peh...

İttihad-ı İslam
08-05-2011, 21:16
Er meydanına çıkmak zor gelir, sakalını kaşıyıp "evrim ne ki?" demek pek kolay...Allah Allah deyip geçer Genç Osman oy oy...

hirahos
08-05-2011, 21:19
Er meydanına çıkmak zor gelir, sakalını kaşıyıp "evrim ne ki?" demek pek kolay...Allah Allah deyip geçer Genç Osman oy oy...

Oktar'ın yediği haltlardan haberin yokmuş gibi yaptın. Sonra linkleriyle sana gösterince lafı dolaştırdın. Takiyye kimlerin ahlakıdır şimdi düşün bakalım!

Sende haya denilen duygunun zerresi var ise, artık oktar propagandası yapmazsın!

İttihad-ı İslam
08-05-2011, 21:21
Ben günahkar bir kulum işte kardeşim, haya duygumun zerresini, noksanını Allah bilir inşaAllah...

talib
08-05-2011, 21:24
Bu olay Semerkand Tv'de çıksa kimse şüphelenmezdi. Ama diyalogcu kanalda olunca insanlar ister istemez şüpheye düşebiliyor. Ondan STV daha dikkatli olmalıdır. Acizane görüşümüz.

Yine de kurtarıcı olalım biz inşaallah.

hirahos
08-05-2011, 21:30
Ben günahkar bir kulum işte kardeşim, haya duygumun zerresini, noksanını Allah bilir inşaAllah...

Allah Tealanın bildiğini, kullarına da gösteresin... Okey? :)

Yeni-OSMANLI
08-05-2011, 21:31
yeni osmanlı... Gece gece kendine kızdırıp kalbini kırdırma! Bak sana ağır yazarım. Sonra forumda duramazsın. Seni tanıyoruz.

O dizideki çocuk, başka dinden görünüp gizli Müslüman olanlar cennete girer mi diye sormuyor!

BAŞKA DİNLERDE OLAN İYİLERLE CENNETTE BULUŞACAK MIYIZ DİYE soruyor. Birader. Neden sahtekarlık yapıyorsun?!

Cevap yuvarlak. Hayır giremezler denileceğine, belirsiz bir cevapla EVET denilmiş oluyor. Su bulanacak ki balıklar kolay avlansın!

Altını çiziyorum: Lafı gargaraya getirip sahtekarlığı sürdürmeyesin. :rtfm:

iyi hadi senin dedigin gibi olsun,diyelim hata yapildi...peki bu ne anlama gelir?
Sizin anlatmaya calisdiginiz gibi kafirlerin cennete girecegini savunduklarini islamin tek hak din olmadigini savunduklarinimi iddia ediyorsun?
yani bu görüste olduklarini iddia ediyorsan sana aksini isbat edebilirim.
Mesela bunlar Ömer nasuhi bilmenin ilmihal kitabini okurlar,orada islamiyetin tek hak din oldugu,digerlerin tahrif edildigi ve batil oldugu yazar.Bu kitabi hem okurlar,hemde tavsiye ederler.sizin iddianiz dogru olsaydi bu kitabi okurmuydular,imam rabbaninin eserlerini,imam gazalinin eserlerini okurmuydular?
Bunlara bagli kitabcilarda ismail cetin hocanin eserlerini bile sattiklarina sahid oldum.
Ehli-Sünnete düsman olanlar bunu yaparmi?

gizli gizli millete ehli-sünnete aykiri görüsleri yaymaya calisdiklarini iddia ediyorsaniz
bak yukardaki son mesajimda abone kampanyasindan bahsettim.Binlerce abonelerine 14 kitab ulastirdilar ve sizin bahsetmis oldugunu o "ehli-sünnet" disi görüskler yok,bir milyona yakin abonesi bulunan gazetenin her gün yayinlanan dini sayfalari var,sizinti,yeni ümit,gonca gibi dini dergileri var,binlerce kisiye ulasiyor bunlar.Hani nerede ehli-sünnete aykiri mesajlari?
Bula bula 11 yil önce düzenlenmis olan bir toplantidaki evliligi buluyorsunuz,oda müslüman olmus ama siz kafir diyorsunuz.Her gün 24 saat yayin yapan ve dini programlarida olan tv kanallarinin bir hatasini cimbizla alip "aha iste bunlar bu görüsteler" mesajini yaymaya calisrakak insanlari yaniltiyorsunuz,madem öyle ohalde bahsetmis oldugum gibi 24 saat yayin yapan bu tvlerde,milyonlarca kisiye ulasan bu gazetede,binlerce abonesi olan dergilerde,yüz binlerce kisiye ulastirilan bu kitablarda bu ehli-sünnet disi mesajlara rastlanirdi,hani nerede?
Bazi hatalari elbette var,fakat bu hatalar sebebiyle koca cemaati kökten damgalamak,bazi hatalari alip sanki sürekli bu hatalari yapiyorlarmis gibi gercek disi mesajlar vermek en hafif ifadeyle HAKSIZLIKTIR.

"gayr-i müslimlerle diyaloglarda sergilenen bâzı tâvizlerin, o yanlışı irtikâb edenlerin şahıslarına âit olduğunu da unutmamak gerekir. Bu nevî münferid hâdiseler sebebiyle istikâmet ehli bazı mü’min toplulukları karalamaktan da İslâm kardeşliği şuuruyla sakınmak îcâb eder. Zîrâ bu nevî taşkınlıkların, evvelâ İslâmî hassâsiyetlere riâyet içinde tebliğ gayreti gösteren mü’min gönülleri rencide ettiği unutulmamalıdır.
Cenâb-ı Hak bu hassâsiyetleri kalplerimizden eksik etmesin!"

OSMAN NURİ TOPBAŞ HOCAEFENDİ

talib
08-05-2011, 21:34
Her sözünün altına değil imzamızı başımızı koyucağımız tek insan Osman Efendi'dir.

Biz de bu hassasiyete dikkat edelim diyenlerdeniz. Müslüman her zaman kurtarıcı olmalıdır. Diyalog yapanlar ise çok daha dikkatli olmalılar..

hirahos
08-05-2011, 21:38
Osmanlı.. Bu forumdaki 30 senelik şakirt kardaş, Hıristiyanların hepsi KAFİR değildir, aralarında HAVARİ vari yaşayanları var deyip Kitap ve Sünneti alenen yalanlamıştı! Buna kim sebeb: Güvendikleri ona öyle telkin etti. Sen neden bahsediyorsun. 30 yıllık şakirt bu...

Stvdeki bulanık cevap... Bir değil üç değil beş değil ki... Bir iki olsa hadi hata diyeceğiz ama... Bu kadar sık tekrar edene hata değil ahlak denir. Sen ya çok safsın ya da kurnazsın. Ya da iyi takip etmiyorsun.

İyi takip et, ne olacak bunlar birkaç hata dediklerinin dağ gibi yığıldığını göreceksin. :)

el_aksa
08-05-2011, 22:41
şunun cübbesini çıkaracak kimse yokmu allah aşkına işi gücü bırakmış bütün müslüman guruplara savaş açmış adeta.

forumdayim
08-05-2011, 23:06
Ah Cübbeli ah

Bu gidisle Gavur yapmadigin

Müslüman kalmayacak!
[/INDENT]
el_aksa;937823]şunun cübbesini çıkaracak kimse yokmu allah aşkına işi gücü bırakmış bütün müslüman guruplara savaş açmış adeta.

rahatsiz oldugunuz anlasiliyor... ancak ne cüpbeli, ne eygi nede bir baska ehli sünnet mensubu müslümani din disi göstermez gösteremez... ancak tavir ve harteketleriyle din disina cikanlari veya ehlisünnet disina cikanlari da dindar gösteremezler... birde bu gibi tehlikeli olanlari da, saf müslümanlari bu gibi zatlarin uyarmasi gerekir...

nur152
08-05-2011, 23:50
Yalanda degil hani akp yalakalıgından başka bir şey yapmayan tv lerin hepsi saman tv
ecevite birisi yazar kasa atınca ecevit haksız. akp liderine birisi ürünüm tarlada yandı anam agladı deyince diyen haksız hadi ya herşeyi topragın üzerinde kaldıgını sanıyorsunuz demi.

TakVa
09-05-2011, 01:14
iyi hadi senin dedigin gibi olsun,diyelim hata yapildi...peki bu ne anlama gelir?
Sizin anlatmaya calisdiginiz gibi kafirlerin cennete girecegini savunduklarini islamin tek hak din olmadigini savunduklarinimi iddia ediyorsun?
yani bu görüste olduklarini iddia ediyorsan sana aksini isbat edebilirim.
Mesela bunlar Ömer nasuhi bilmenin ilmihal kitabini okurlar,orada islamiyetin tek hak din oldugu,digerlerin tahrif edildigi ve batil oldugu yazar.Bu kitabi hem okurlar,hemde tavsiye ederler.sizin iddianiz dogru olsaydi bu kitabi okurmuydular,imam rabbaninin eserlerini,imam gazalinin eserlerini okurmuydular?
Bunlara bagli kitabcilarda ismail cetin hocanin eserlerini bile sattiklarina sahid oldum.
Ehli-Sünnete düsman olanlar bunu yaparmi?

gizli gizli millete ehli-sünnete aykiri görüsleri yaymaya calisdiklarini iddia ediyorsaniz
bak yukardaki son mesajimda abone kampanyasindan bahsettim.Binlerce abonelerine 14 kitab ulastirdilar ve sizin bahsetmis oldugunu o "ehli-sünnet" disi görüskler yok,bir milyona yakin abonesi bulunan gazetenin her gün yayinlanan dini sayfalari var,sizinti,yeni ümit,gonca gibi dini dergileri var,binlerce kisiye ulasiyor bunlar.Hani nerede ehli-sünnete aykiri mesajlari?
Bula bula 11 yil önce düzenlenmis olan bir toplantidaki evliligi buluyorsunuz,oda müslüman olmus ama siz kafir diyorsunuz.Her gün 24 saat yayin yapan ve dini programlarida olan tv kanallarinin bir hatasini cimbizla alip "aha iste bunlar bu görüsteler" mesajini yaymaya calisrakak insanlari yaniltiyorsunuz,madem öyle ohalde bahsetmis oldugum gibi 24 saat yayin yapan bu tvlerde,milyonlarca kisiye ulasan bu gazetede,binlerce abonesi olan dergilerde,yüz binlerce kisiye ulastirilan bu kitablarda bu ehli-sünnet disi mesajlara rastlanirdi,hani nerede?
Bazi hatalari elbette var,fakat bu hatalar sebebiyle koca cemaati kökten damgalamak,bazi hatalari alip sanki sürekli bu hatalari yapiyorlarmis gibi gercek disi mesajlar vermek en hafif ifadeyle HAKSIZLIKTIR.

"gayr-i müslimlerle diyaloglarda sergilenen bâzı tâvizlerin, o yanlışı irtikâb edenlerin şahıslarına âit olduğunu da unutmamak gerekir. Bu nevî münferid hâdiseler sebebiyle istikâmet ehli bazı mü’min toplulukları karalamaktan da İslâm kardeşliği şuuruyla sakınmak îcâb eder. Zîrâ bu nevî taşkınlıkların, evvelâ İslâmî hassâsiyetlere riâyet içinde tebliğ gayreti gösteren mü’min gönülleri rencide ettiği unutulmamalıdır.
Cenâb-ı Hak bu hassâsiyetleri kalplerimizden eksik etmesin!"

OSMAN NURİ TOPBAŞ HOCAEFENDİ

Hocaefendi gereken cevabı vermiş Allah razı olsun.

Samanyolu habere saman demekle değeri düşmez. Ama cübbeli hoce neden son günlerde sapa samana dadandı diye düşündürebilir insanı.

veri
09-05-2011, 06:37
yuh derim...

cüppeli ve siz kendinizi katolik papa mı sanıyorsunuz
kim kimi aforoz ediyor

ayrıca suçladığınız kişiler size ne cevap verdi...

bi yazar msınız.
müslümanlıkta yarışma yapıcaksanız buyrun yarışın
kim kimin kuyusunu kazıyor ölçün biçin

maksut ibrahim
09-05-2011, 07:28
rahatsiz oldugunuz anlasiliyor... ancak ne cüpbeli, ne eygi nede bir baska ehli sünnet mensubu müslümani din disi göstermez gösteremez... ancak tavir ve harteketleriyle din disina cikanlari veya ehlisünnet disina cikanlari da dindar gösteremezler... birde bu gibi tehlikeli olanlari da, saf müslümanlari bu gibi zatlarin uyarmasi gerekir...

Cübbeli, ben zina yaparken ölsem

Müslüman olarak ölürüm diyor.

Cübbeliye göre, ben stv ye bakarken

ölsem Gavur olarak ölecegim öylemi?

Cübbeli, Seyh Kibrisi kafayi yemis derken

aslinda kendisi kafayi yemek üzere.

Flash tv de biz kimseye Ayet olmadan

KAFIR diyemeyiz diyor.

Dün söyledigini bugün tam tersini söylüyor.

forumdayim
09-05-2011, 08:00
Cübbeli, ben zina yaparken ölsem

Müslüman olarak ölürüm diyor.

Cübbeliye göre, ben stv ye bakarken

ölsem Gavur olarak ölecegim öylemi?

Cübbeli, Seyh Kibrisi kafayi yemis derken

aslinda kendisi kafayi yemek üzere.

Flash tv de biz kimseye Ayet olmadan

KAFIR diyemeyiz diyor.

Dün söyledigini bugün tam tersini söylüyor.



tabi ki siz nasil anlamak istiyorsaniz öyle anlamakta serbestsiniz...

bizim sözümüz, ehli insafa...
bir seyin günah oldugunu bilir inkar etmez, ancak nefsi galip gelerek o günahi islerse o kisi günahkar olur kafir olmaz... ancak bir kisi her türlü iyiligi yapar ancak Allah (c.c.) ayetini inkar eder veya inkar edenin dogrulugunu savunursa onun da ne oldugunu ben degil cüpbelide söylemesin, ne olacagini siz söyleyin...

veri
09-05-2011, 08:06
sayın forumdayım
lütfen ricamı kırmayın
cüppeli saman demiş birşey demiyorum saman olur nezle olur...

ama karşılık olarak ne cevap verilmiş

burda müslümanca tavır nasıl olmalı...
cüppeli kendisi dışındaki müslümanları dışlayarak kime hizmet etmek niyetinde...

forumdayim
09-05-2011, 08:10
sayin yeni osmanli bir seyi gözden kaciriyor, itikatta bir seyi bozmak icin birileri neler yapmiyorlarki, islam tarihini bilenler bilir... bal icinde zehir meselesininede müslümanlarin dikkatli olmasi gerektigine dikkat cekmek isteriz...

cüpbelinin bu günlerde bu konunun üzerine daha fazla egilmesinin sebebi, saf müslümanlarin üzerlerine boca edilen itikade zarar veren seylerin siddetine kiyasla az bile kaliyor..

veri
09-05-2011, 08:31
sayın forumdayım benzer konuda sormuştum ama cevap veremediniz sanırım...

karşı taraf size ne cevap verdi..
ayrıca sayın cüppeli
videosunda belirttiği gibi karaman hocadan bankacıların fetva almasına niye bu kadar içerliyor

cüppelinin sorunu karaman hocanın para kaynakları mı?
bu diyalog savaşı habertürk e çıkışından sonra patlamadı mı
karaman hoca diyalog yazısını habertürk şöhretlerinden önce mi sonra mı yazmış:)

forumdayim
09-05-2011, 08:33
sayın forumdayım
lütfen ricamı kırmayın
cüppeli saman demiş birşey demiyorum saman olur nezle olur...

ama karşılık olarak ne cevap verilmiş

burda müslümanca tavır nasıl olmalı...
cüppeli kendisi dışındaki müslümanları dışlayarak kime hizmet etmek niyetinde...

sayin veri, cüpbelinin dillendirdigi mesele bütün ehlisünnet cemaatin görüsü oldugu kanaatindeyim, mesela, dar cercevede biz cüpbelinin mensubu oldugu cemaatte degiliz, ali eren hoca degil, m.s.eygi degil, ancak bizi bir araya getiren ehlisünnete sahip cikma gayretidir.... itikat meselesi cok önemlidir, saf müslümanlarin itikatlerini saglam tutmalari icin yardimci olunmalidir...

bazi kisi veya guruplar icin bu konu cok baside alina bilir... oysa biliyoruzki ahmet davutoglu hocaefendide zamaninda "dini tamir adina din tahripcilerini" ifsa etmisti...
bu kisiler kendilerini savunacaklarina cemaati bölüyorsun bu kimlere yarayacak diyorlar, oysa kendilerinin itikat bozma cabalarini kimlere yarayacagini gözlerden uzak tutarak gizlemek istiyorlar...

müslümanca tavir, kisi önce ne oldugunu belirlemeli, o istikamette gerekeni yapmali...
Allah (c.c.) hakki hak bilip hakka sarilmayi, batili batil bilip batildan kacinmayi cümlemize nasip etsin, aminnn....

forumdayim
09-05-2011, 08:39
sayın forumdayım benzer konuda sormuştum ama cevap veremediniz sanırım...

karşı taraf size ne cevap verdi..
ayrıca sayın cüppeli
videosunda belirttiği gibi karaman hocadan bankacıların fetva almasına niye bu kadar içerliyor

cüppelinin sorunu karaman hocanın para kaynakları mı?
bu diyalog savaşı habertürk e çıkışından sonra patlamadı mı
karaman hoca diyalog yazısını habertürk şöhretlerinden önce mi sonra mı yazmış:)

bu konuda , karaman hoca ile ilgili benim icin ahmet davutoglu hocanin vermis oldugu malumat cok önemlidir.... sizinde malumat edinmeniz icin " din tamiri adina din tahripcileri " eserini okumanizi tavsiye ederim..

veri
09-05-2011, 08:40
sayın forumdayım
sorumun cevabını alamadım
sonuçta bir hakaret varsa mutlaka bir karşılığının olması lazım değil mi?

karşılık verilmediyse bunun dindeki karşılığı nedir?
neden karşı saldırıya geçmiyorlar
dini bir gerekçeleri mi var

veri
09-05-2011, 08:43
onca gavur varken
müslümanlarla uğraşan birinin kitaplarını okumakla vakit harcayamam

diyalog konusunda onlarca belki yüzden fazla yazarın kitabı varken

lütfen niye sadece karaman la ilgileniliyor
konu DİYALOG MU
PARA MI?

ORHANCAN
09-05-2011, 08:58
Osmanlı.. Bu forumdaki 30 senelik şakirt kardaş, Hıristiyanların hepsi KAFİR değildir, aralarında HAVARİ vari yaşayanları var deyip Kitap ve Sünneti alenen yalanlamıştı! Buna kim sebeb: Güvendikleri ona öyle telkin etti. Sen neden bahsediyorsun. 30 yıllık şakirt bu...


Stvdeki bulanık cevap... Bir değil üç değil beş değil ki... Bir iki olsa hadi hata diyeceğiz ama... Bu kadar sık tekrar edene hata değil ahlak denir. Sen ya çok safsın ya da kurnazsın. Ya da iyi takip etmiyorsun.

İyi takip et, ne olacak bunlar birkaç hata dediklerinin dağ gibi yığıldığını göreceksin. :)

esselamu aleyküm ve rahmetullahi..ebeden.. daimen

muhterem kardeşim.. bu bahsettiğiniz kişi şahsım ise söyleyeceklerimiz vardır..

eğer başkası ise o söyleyen kişinin yazdıklarını düzeltelim..

şahsınız o tartışmadaki inceliği anlayamamış ve hem Hz. İsa (AS) ve hem de havarilerinin müslüman olduğunu geç de olsa kabul etmiştiniz.. havarilerinin birinin sonradan mürted olanı hariç..

Yani hem havariler ve hem de İsa (AS) dinini yaşayanlar vardı.. ve onlar da müslümandı.. 30-35 sene sonradan itibaren ki son havarinin Romaya ulaşıp tebliğinden yaklaşık 35 sene sonra Roma ordu komutanı da --ben de havarilerdenim-- demesinden bahsetmiştik..

siz de sözü rusyadaki odesa hristiyanlarına getirmiş.. ve hocaefendinin bunlara bakışını ortaya koymuştunuz.. şahsımda onların nerede nasıl ne şekilde yaşadığını bilemediğimiz için Hocaefendinin sözlerine binaen OLABİLİR demiştim..

YANİ sizin o kişileri bilemeyip hayır olmaz demeniz yanında.. bizler de Hocaefendinin sözlerine binaen olabilir demiştik..

Bu arada kitap ve sünneti (haşa ve kella) yalanlama gibi bir niyet olmadığı gibi.. şahsınızın da olayı bu zaviyeye çekmenizi.. ve karalayacak aşağılayacak ve ehl-i sünnet dışı kişi aradığınızı görememişim..

demek ki ehl-i tasavvufu sitemizde temsil eden siz ve sizin gibi kişilerin bakışı ve anlayışı bu şekildeymiş..

BİZLER bardağın dolu kısmını görmeye çalışıp varsa açıkları ve anlaşılmayan mana ve kavramları kapatıp dile getirmeye hicap ederken.. başta şahsınız ve avaneleriniz bu kısımları kaşıyarak yara yapma düşüncesindesiniz.. ve bir kez daha bu kelimeleri --30 yıllık şakirt-- diyerek bu sitede kullandınız.. belki yazı yazdığınız onlarca sitede de bu İFTİRANIZI yazmaya devam ediyorsunuz.. sizleri ve sizin gibi şaşı görmeye kronik hastalık haline getirenlere Rabbime (CC) havale ve şikayet ediyorum.. dede paşa Hz. lerinin sizin gibi müridlerine bu durum yakışmıyor gerçekten... selamlarımla..

ORHANCAN
09-05-2011, 09:27
şu seçim arafesi olmasa cübbelinin konuşacağı yok.. konuşunca da ehl-i sünnet dediği bir camiayı veya cemiyeti de suçlamaktan da geri durmuyor.. hem de gevurdan daha beter bir tv kanalizasyonda..

konuştuğu kanalda ise ara verilince bile izleyenlere abuk sapık reklamlar izletiyorlar..

hele proğramdan sonra çıkan dansözlü müzik proğramları da cabası..

yani cübbeliyi izleyeceğim derken açık kalan tv-den lağım akıyor.. düğmesini kapayamayanlar veya o an için açık bulunduranlar.. veya kanala zaplamaya alışkanlık yapanlar diğer proğramlarını da izliyor..

sebeb olan yapan gibidir ve şerre zerre kadar kötülük yaparsan karşılığını göreceksiniz sözlerine binaen.. cübbelinin sohbet için seçtiği kanaldan elde edilen kazurat ve günahlardan kendisi de hissadar oluyor mudur acaba..??..

en azından kendisinden gevur olmayan bir kanalda sohbet ve soruları cevaplamasını salık veririz...

TakVa
09-05-2011, 09:44
şu seçim arafesi olmasa cübbelinin konuşacağı yok.. konuşunca da ehl-i sünnet dediği bir camiayı veya cemiyeti de suçlamaktan da geri durmuyor.. hem de gevurdan daha beter bir tv kanalizasyonda..

konuştuğu kanalda ise ara verilince bile izleyenlere abuk sapık reklamlar izletiyorlar..

hele proğramdan sonra çıkan dansözlü müzik proğramları da cabası..

yani cübbeliyi izleyeceğim derken açık kalan tv-den lağım akıyor.. düğmesini kapayamayanlar veya o an için açık bulunduranlar.. veya kanala zaplamaya alışkanlık yapanlar diğer proğramlarını da izliyor..

sebeb olan yapan gibidir ve şerre zerre kadar kötülük yaparsan karşılığını göreceksiniz sözlerine binaen.. cübbelinin sohbet için seçtiği kanaldan elde edilen kazurat ve günahlardan kendisi de hissadar oluyor mudur acaba..??..

en azından kendisinden gevur olmayan bir kanalda sohbet ve soruları cevaplamasını salık veririz...

Haklısınız. Hocaefendi bari gavur diye birilerini itham ederken, gavurun ekmeğine yağ sürmesin.

MÜTEŞEKKÜR
09-05-2011, 09:54
Ne zaman ki İsrail ve ABD, müslüman ülkelere saldırınca hep bakıyorum da bir tek sözde İslami tv dediklerimizden hiç birisi bu kafirlerin mallarını boykot etmeye cesaret edemiyorlar,etmediler.Üstelik bu keferelerin mallarının reklamlarına devam ettiler.Size soruyorum, herkese müslümanım diyenlere!

EĞER ESNAF İSENİZ; ABD, VE İSRAİL'İN HANGİ MALINI ALDIĞINIZ FİRMAYA İADE ETTİNİZ VE MALINIZI MAHALLENİZDE Kİ FAKİRLERE HAYRINA DAĞITTINIZ.HİÇBİRİNİ DE YAPMADIĞINIZDAN EMİN GİBİYİM.ŞİMDİ KALKMIŞ CÜPPELİ AHMET HOCA EFENDİYİ ELEŞTİRİYORSUNUZ.HİÇBİR KİMSE KİMSEYİ KANDIRMASIN..

AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFINA BAKILMAZ.ÜLKEMİZDE MÜTHİŞ DERECE KÜLTÜR EPMERYALİZMİ YAPILIYOR.MEZHEPSİZLER VE TARİKAT DÜŞMANLARI FARKINDA VE ŞUURUNDA OLMADAN BU İŞİ ÇOK İYİ YAPMAKTADIR.

NUR CEMAATİ İSE EMPERYALİZME HİÇ DE SESİNİ ÇIKARMIYOR.FETHULLAH GÜLEN EVLERE ŞENLİK, DİNLERARASI DİALOGLA KÜLTÜR EMPERYALİZMİNİ KÖRÜKLÜYOR BU NE BİÇİN İNSANDIR YAHU!ALLAH ONU ISLAH ETSİN.HA BRE ONUN PEŞİNDEN GİDİYORSUNUZ.UYANIN BRE GAFİLLER YETER ARTIK UYUDUĞUNUZ.GAVURA HİZMET ETMEKTEN BAŞKA NE YAPIYORSUNUZ?.İSLAM'IN İÇİNİ BOŞALTMAYA ÇALIŞIYORSUNUZ.ILIMLI MÜSLÜMAN ILIMLI İSLAM, ÖYLE Mİ?VAY YAZIKLAR OLSUN SİZLERE.SÖZÜM FETHULLAH GÜLEN TARAFTARLARINADIR.ADAMIN MÜSLÜMANLARARASI DİAOLOG YAPALIM DEDİĞİ DUYULMAMIŞTIR.VARSA DUYAN DELİL GETİRSİN BEN DE HERKESTEN ÖZÜR DİLEYECEĞİM.YOK YOK YOK!...


İSMAİLAĞA CEMAATİ ŞUURLU BİR CEMAATTİR.CİHADIN KIYMETİNİ ÇOK İYİ BİLİR.KİMSE YANLIŞ ANLAMASIN AMA ALLAH YOLUNDA CANINI VE MALINI VERECEK CEMAATLERE SÖZÜMÜZ YOKTUR.

MENFAATI İÇİN DİNİNİ SATANLARI BİZ ÇOK İYİ BİLİYORUZ.İŞ, CİHADA GELİNCE HEMEN AKLINIZA KESENİZ PARANIZ GELİYOR.ACABA SONUM NE OLUR DİYE DÜŞÜNÜYORSUNUZ.

UNUTMAYIN Kİ ŞU AYETLERİN MUHATABI BİZİZ HEPİMİZİZ..

Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'daAllah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O'nunla yapmış olduğunuz bu alış verişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır. (TEVBE SURESİ-111)

Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler: Allah'ın yardımı ne zaman! dediler. Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır. (BAKARA SURESİ-214)

İşte gerçek mü'minler bu ayete göredir.Gerisi boş hayattır.

Hayat dediğimiz şey; iman, ilim ve cihad olmalıdır.Taa ki bütün kötülükler, pislikler yeryüzünden kalkıncaya kadar üzerimize cihad farz kılınmıştır.İtirazı olan var mı şimdi? Mırın kırın etmek yok tamam mı?...

ORHANCAN
09-05-2011, 10:31
Cübbeli hocaya sadece bilinen kişiler değil başta m. talü hoca olmak üzere bilmem kaç kişinin kırgınlığı var.. talü hoca bir sayfa dolusu beyanını yayınlamıştı.. ve Flash tv ye çıkarak sunucu tarafından barıştırıldılar..

Cübbeli hoca konuştukca potlar kırmaya devam etti.. AYNEN risalei nurlarda anzaklara şehit denildiği yakıştırması ve iftirasından sonra nur talebelerinden özür dilemesi gibi.. inşaallah zamanı gelir Hocaefendinin alem-i manada M.Talü ya ikazı gibi cübbelide bir zılgıt yer.. çünkü bazı noktalara zorlamaya ve --çok konuşan hata yapar--sözüne göre hareket etmeye başladı..

meselemize gelirsek; stv gevur ise sohbet ettiği tv kanalizasyonu gevur değil midir..??..

kendi ihvanlarına bu kanala layık görerek sohbete ve soru-cevaba davet eden kişilere ne demeli.. kimin adına reyting yaptığına görmüyorlar mı..??.. bazen kızılbaş alevi bazen de dansözleriyle ayyaşlara meze olan bu kanala reyting yapması normal mi..??

-------------------------

Bu arada Merhum Erbakan Hocamızın.. **sistemin içinde kalarak veya girerek sistemle mücadele etmek.. değiştirmeye çalışmak** takdiği çok manidar..

ne yönetim ne de idari konularda sistem içine giremeyen ve karşıdan gazel okuyarak YÖNETİLMEYE çalışmak ne kadar hazin.. yetişmiş adam yok.. sistem içine entegre olunamıyor.. ve sistemin bizlere layık gördüğünü de beğenmiyoruz..

300 yıllık ülkemizin gevurlaşması veya kurulan İsrailiyat yönetimine karşı çıkılacağına.. medyasıyla, eğitim sistemiyle, ekonomik gücüyle ve binlerce şirketleriyle ayakta durarak mücadele eden camiaya da yerden yere vurmak insafsızlıktır..

ABD nin genelkurmayının duvarlarında bile 3 farklı kürdistan haritasını gören subaylarımızın geri dönmesini bile bilmeyenler.. bu oyunun seyrini değiştirmeye çalışan sistemin içine girerek yönünü değiştirmeye çalışan camiaya çamur atmaktalar..

Başbakanımız çok mu cahil de eş başkanlığa soyunup alet oluyor görülüyor.. O da gerçeklere gördü elimden bir şey gelir mi diye sisteme girdi.. ve bazı gelişmeleri de önlemeye çalışıyor.. AMA anlama hastalığına müptela bazı zevatlar eleştirisel saldırılarını devam ediyor..

MÜTEŞEKKÜR
09-05-2011, 11:32
300 yıllık ülkemizin gevurlaşması veya kurulan İsrailiyat yönetimine karşı çıkılacağına.. medyasıyla, eğitim sistemiyle, ekonomik gücüyle ve binlerce şirketleriyle ayakta durarak mücadele eden camiaya da yerden yere vurmak insafsızlıktır..
ORHANCAN KARDEŞİM (http://www.ihvanforum.org/member.php?u=12291)

Sen hangi medyanın, gücünden bahsedersin.300 yıllık gavurlaşmayı masonlar başlatmadı mı?Osmanlı devşirme paşalarının icraatlarıyla bu millet bu ülke ne hale geldiFethullah Gülen'de müslüman sevgisi olsa müslümanlararası dialog yapardı ve bunda cesaret ederdi.Oysa o korkudan buna hiç yanaşmadı.Emperyalist ve siyonist güçlerinin emri ve tehayyülleriyle birlikte hareket etti.Belki bunun farkında değildi ama tahribatlarının önüne çanak tutmıştur.Nurcular vatanın her devletimizin sahasında var ama bir tek başardıkları erkenekon davasıdır.O da ergenekon işlerine gelmediği içindir.Ergenekoncuları biz de asla desteklemeyiz, Lakin İslam'ı ve müslümanları ılımlı hale getirmek için biz bunda yokuz. (http://www.ihvanforum.org/member.php?u=12291)

İslam'da reform yapmayı istemek münafıklıktır bu böyle biline!...

Sana yeniden aynı soruyu soracağım..

.FETHULLAH GÜLEN MÜSLÜMANLARARASI DİALOGTAN BAHSETMİŞ MİDİR BAHSETMEMİŞ MİDİR?.
BAHSETTİYSE BANA KESİN BİR DELİL GETİRECEKSİN.ŞAYET BÖYLE BİR DURUM VARSA VE ÇALIŞIYORSA NEDEN SÖNÜK VE SİLİK GEÇMEKTEDİR?.DİNLERARASI DİALOGTA HARIL HARIL ÇALIŞIYOR DA NEDEN MÜSLÜMANLAR İÇİN ÇALIŞMIYOR CEVAP VER!...

veri
09-05-2011, 11:36
devşirme paşalar nerden çıktı...
devşirme dediğiniz rumların oyunu...

devşirme dediğiniz yine osmanlıyı yüzyıllarca yönetmediler mi?
ona buna sataşmadan yorum yapamıcak mısınız.

gülen için birşey demişsiniz:)
gülen sizin yanınıza gelse muhbirlik yapıp ölmesine sebep olucaksınız.

MÜTEŞEKKÜR
09-05-2011, 11:39
[sıze=3][ı]devşirme paşalar nerden çıktı...
Devşirme dediğiniz rumların oyunu...

Devşirme dediğiniz yine osmanlıyı yüzyıllarca yönetmediler mi?
Ona buna sataşmadan yorum yapamıcak mısınız.

Gülen için birşey demişsiniz:)
gülen sizin yanınıza gelse muhbirlik yapıp ölmesine sebep olucaksınız.[/ı][/sıze]


Fethullah gülen müslümanlararası dialogtan bahsetmiş midir bahsetmemiş midir?.
Bahsettiyse bana kesin bir delil getireceksin.Şayet böyle bir durum varsa ve çalışıyorsa neden sönük ve silik geçmektedir?.Dinlerarası dialogta harıl harıl çalışıyor da neden müslümanlar için çalışmıyor cevap ver!...

Bu sorularım senin içinde geçerlidir.hadi cevap verin ne diyeceksiniz?...

veri
09-05-2011, 11:44
bana ne senin sorundan

sen benim soruma cevap mı verdin
gülen müslümanlar için çalışsaydı
şu kadar yaşar tırmıydınız?
adamı ispiyonlayan zaten müslümanlar...
en son cüppeli gülen in bankacılarına DİYALOG ADI altında saldırmıyor mu?

sen gülen için ne yaptın bunun cevabını versene:)

talib
09-05-2011, 11:51
Orhancanın dilinin bağı çözülmüş anlaşılan. Maskeli baloyu severlerdi ama..

Her neyse; dinler arası diyalog yapan ve haklı-haksız eleştirilen -acaba ehli kitap cennetliktir mi diyorlar diye- bir cemaatin kanalının, hirahos abinin dediği gibi bu konuda bulanık bir cevap vermesi, akıllara soru işareti getirir.

Cübbeli Hoca itikadi bir meselenin haram olan bir eylemden daha tehlikeli olduğunu beyan etmiş. Herhalde herkesin bunu anlayabilecek kadar alt yapısı vardır.

Tabi bu bulanık söz, neticede bulanık olduğu için kesin hüküm vermemek lazımdır.

ORHANCAN
09-05-2011, 12:28
ORHANCAN KARDEŞİM (http://www.ihvanforum.org/member.php?u=12291)

Sen hangi medyanın, gücünden bahsedersin.300 yıllık gavurlaşmayı masonlar başlatmadı mı?Osmanlı devşirme paşalarının icraatlarıyla bu millet bu ülke ne hale geldiFethullah Gülen'de müslman sevgisi olsa müslümanlararası dialog yapardı ve bunda cesret ededi.Oysa o korkudan un ahiç yanaşmadı.Emperyalist ve siyopnist güçlerinin emri ve tehayyülleriyle birlikte hareket etti.belki bunun farkıdfa değildi ama tahribatların önüne çanak tutmıştur.Nurcular vatanın her devletimizin sahasında var ama bir tek başardıkları erkenekon davasıdır.O da ergenekon işlerine gelmediği içindir.Ergenekoncuları biz de asla desteklemeyiz, Lakin İslam'ı ve müslümanları ılımlı hale getirmek için biz bunda yokuz. (http://www.ihvanforum.org/member.php?u=12291)

Sana yeniden aynı soruyu soracağım..

.FETHULLAH GÜLEN MÜSLÜMANLARARASI DİALOGTAN BAHSETMİŞ MİDİR BAHSETMEMİŞ MİDİR?.
BAHSETTİYSE BANA KESİN BİR DELİL GETİRECEKSİN.ŞAYET BÖYLE BİR DURUM VARSA VE ÇALIŞIYORSA NEDEN SÖNÜK VE SİLİK GEÇMEKTEDİR?.DİNLERARASI DİALOGTA HARIL HARIL ÇALIŞIYOR DA NEDEN MÜSLÜMANLAR İÇİN ÇALIŞMIYOR CEVAP VER!...

öncelikle emir cümlelerinden hiç hoşlanmam..

lütfen nezaketimizi ve letafetimizi ve zerafetimizi koruyalım..

medya veya basın-yayın ülkemizde ve belki dünyada dördüncü kuvvettir.. Hocaefendinin müftü olan yakın bir arkadaşının (herhalde uşakda) haberini çarpıtarak zamanında keçisi koybolan müftüyü keçi hırsızı yapmışlardı..

yani şimdiye kadar dine ve dindarlara..tesettüre ve cübbeye.. şalvara ve sarığa heberleri ve karikatürleriyle kötüleyip millet nazarından düşüren.. darbelere davetiye yapan... yalan haberlerini mahkemeler şahit göstererek dava açıp masumları mahkum eden hep basın ve yayındır..

Şimdiye kadar bu silahı kullanan dinsiz ve donsuzlar.. şimdilerde seslerinin çıkmadığını görüyorlar.. çünkü satılığa çıkan gazetelerin alınması amaçlanmış ve yetiştirilen elamanların (gerek bu alınan gazetelerde veya kendine yakın gazete dergi ve yayınlara) transferler edilerek oralarda yönetici olması sağlanmıştır..

artık kendi yalanlarına eşlik edecek yandaş medyayı bulamayanlar aksine tekzip ve yalanlamalarla başlıktan gerçek haberlerle karşılaşmaktadırlar... böylece basın ve yayında dördüncü kuvvet pasivize edilmiş.. sesi sedası azalmıştır.. takip edenler anlayacaklardır..

300 yıllık gevurlaşmanın sorumlusu masonlar veya beyaz türklerse.. senelerdir onları peşkeş çeken ve yapılanmasını fırsat veren aynı zihniyettir.. bunda Hocaefendinin müslümanlarla görüşmemesini bağlamanız facia.. sanki sorumlusu gibi lanse etmişsiniz..

Hocaefendi, 80 li yıllardan beri istişareye önem verir.. başta farklı meşreb ve meslekten nur talebeleriyle olduğu kadar ulaşabilidiği liderlerle de görüşmüştür.. şura'lar yapmıştır.. talebelerini göndererek fikirlerini beyan etmiştir... bu konuda bizleri suçladığınız kadar.. diğer taraflara görüşülüp görüşülmediğini sorsanız daha başarılı olurdunuz..

Bu arada umum nur talebelerini yaftalayıcı ifadelerinizi şahsınızın sudur etmiş bir bahsıtsızlık olarak görmekteyim.. onları yakından tanırsanız veya tanısaydınız daha iyi anlayabilirdiniz..

Hocaefendi ve gönüllüler camiasının diğer cemaat ve meslek ve meşrebden kardeşlerle ve liderlerle ve kanaat önderleriyle görüşmeleri olmuş ve zaman zaman da dile gelmiştir.. onlarla görüştüğünün yüzde birini yakını için diğer din adamlarıyla olan diyaloğunu saplantı haline getirenler..

5-6 sene öncesi başta şeyh Nazımı kıbrisinin papaya ve vatikana yaptığı ziyareti .. ve avrupa milli gençlik teşkilatını yaptığı -ki çoğunluğu nakşidir-- diyaloğu görmezlikten gelirler nedense..sanki harıl harıl onlarla görüşülüyor imajı vermeniz de hatalıdır.. sadece bazı merkezlere gelenlerle ve yapılan toplantılarda ve sempozyumlarda görüşülmektedir..

ORHANCAN
09-05-2011, 12:30
Bu sorularım senin içinde geçerlidir.hadi cevap verin ne diyeceksiniz?...

...maşaallah... maşaallah.. sorgu hakimi gibi kardeşimiz...

tabii ki biz de karşısında el pençe duran suçlularız..

zamanı gelince cevaplarını çok iyi öğreneceksiniz.. merak etmeyiniz..

Verda
09-05-2011, 12:40
cübbelinin eleştirmediği birisi yada birileri kaldı mı acaba :D

veri
09-05-2011, 13:22
cübbelinin eleştirmediği birisi yada birileri kaldı mı acaba :D

listesi varsa alayım
şimdiden diyebilirim ki
eleştirdiği hocaların sanayici ve bankacılarla alakası vardır..
bunların dışında kalanları cüppelinin alanı dışında kalıyor

MÜTEŞEKKÜR
09-05-2011, 16:00
Cübbeli hoca Fethullah Gülen'den daha çok etkilidir.Biraz siyasi davransa haham ve papazlara gereken dersi de verir.lakin o siyaset yapmasını istemiyor.İsmail Ağa cemaati siyaseti kendine yasaklamıştır. Ben ismail Ağa cemaatinden değilim ama sevenlerdenim.Çünkü onların aralarında çok değerli alimler vardır ve sohbetlerinde birkaç defa bulundum.

tÜRKİYE GENELİNDE BİR ANKET YAPILSA CÜBBELİ AHMET HOCA FETHULLAH GÜLEN'DEN DAHA ÇOK OY ALIR KANAATNDEYİM....

Alper...
10-05-2011, 00:17
Cübbeli hoca ne diyorsa doğrudur vesselam... Allah C.C. kendisinden razı olsun...

veri
10-05-2011, 06:30
Cübbeli hoca ne diyorsa doğrudur vesselam... Allah C.C. kendisinden razı olsun...

cüppeli ne diyorsa yapmayın kaçın
Allah hidayet nasip etsin.

veri
10-05-2011, 06:31
Cübbeli hoca Fethullah Gülen'den daha çok etkilidir.Biraz siyasi davransa haham ve papazlara gereken dersi de verir.lakin o siyaset yapmasını istemiyor.İsmail Ağa cemaati siyaseti kendine yasaklamıştır. Ben ismail Ağa cemaatinden değilim ama sevenlerdenim.Çünkü onların aralarında çok değerli alimler vardır ve sohbetlerinde birkaç defa bulundum.

tÜRKİYE GENELİNDE BİR ANKET YAPILSA CÜBBELİ AHMET HOCA FETHULLAH GÜLEN'DEN DAHA ÇOK OY ALIR KANAATNDEYİM....


gülen in sevenleri pek azdır herkesçe malum bu forumda bile cemaatten miş gibi görünüp olmadığı kanaati taşıdığım üyeler bile varken....
yalnız cüppeli konusunda haklısınız...
fatih altaylının oyunu alacağı kuşkusuz.
ayrıca face de komedi sayfalarında bulunan videoları seyredenlerde eminim oy vericeklerdir...

MÜTEŞEKKÜR
10-05-2011, 07:59
gülen in sevenleri pek azdır herkesçe malum bu forumda bile cemaatten miş gibi görünüp olmadığı kanaati taşıdığım üyeler bile varken....
yalnız cüppeli konusunda haklısınız...
fatih altaylının oyunu alacağı kuşkusuz.
ayrıca face de komedi sayfalarında bulunan videoları seyredenlerde eminim oy vericeklerdir...

Hakikatende siz fethullah Gülen'in taassubu olmuşsunuz.Yahu bu adamın peşinden gidiyorsunuz ama gavurlarla dinlerarası dialog yapmaya çok hevesli.BU ADAM ABD'NİN Mİ AJANI OLIYOR DA BUNU İSTİYOR?

Cübbeli Hoca'nın Fatih Altaylı nesine hevesilidir ki?.O istenilen tv'ye katılabilir.Henüz hiçbir tv.den teklif eden de olmadı. Fatih Altaylının, hoşuna giden bir hoca olduğu için onu çağırıyor.Yoksa cübbeli para mı alıyor onlardan. Fatih Altaylı onu tanımadan evvel sert ve haykıran bir hoca olduğunu sanıyormuş.Bunu bizzat kendi ağzıyla itiraf etti.Kendisiyle tanışınca bu vehimlerini Cübbeli Hoca boşa çıkardı..

Ben bir site de, ateist birisi Cübbeli'yi çok beğenmiş ama kafam karışık diye bize tüyo verdi.Ne malum bakarsınız o da müslüman olabilir,Allah diledikten sonra...

Cübbeli Hoca'nın sohbetleri hem neşeli hemde düşündürücü olmuyor mu?Bu hoca bir mesele hususunda delil getirmiyor mu?

agbi
10-05-2011, 08:06
Cübbeli hoca Fethullah Gülen'den daha çok etkilidir.Biraz siyasi davransa haham ve papazlara gereken dersi de verir.lakin o siyaset yapmasını istemiyor.İsmail Ağa cemaati siyaseti kendine yasaklamıştır. Ben ismail Ağa cemaatinden değilim ama sevenlerdenim.Çünkü onların aralarında çok değerli alimler vardır ve sohbetlerinde birkaç defa bulundum.

tÜRKİYE GENELİNDE BİR ANKET YAPILSA CÜBBELİ AHMET HOCA FETHULLAH GÜLEN'DEN DAHA ÇOK OY ALIR KANAATNDEYİM....



F.Gülen ve Cemeatinin böyle bir düşüncesi yoktur bundan emin olun.

NEDENMİ ?

İşte gerçek yaşam da ki GERÇEK ler.



Hakikatende siz fethullah Gülen'in taassubu olmuşsunuz.Yahu bu adamın peşinden gidiyorsunuz ama gavurlarla dinlerarası dialog yapmaya çok hevesli.BU ADAM ABD'NİN Mİ AJANI OLIYOR DA BUNU İSTİYOR?

Cübbeli Hoca'nın Fatih Altaylı nesine hevesilidir ki?.O istenilen tv'ye katılabilir.Henüz hiçbir tv.den teklif eden de olmadı. Fatih Altaylının, hoşuna giden bir hoca olduğu için onu çağırıyor.Yoksa cübbeli para mı alıyor onlardan. Fatih Altaylı onu tanımadan evvel sert ve haykıran bir hoca olduğunu sanıyormuş.Bunu bizzat kendi ağzıyla itiraf etti.Kendisiyle tanışınca bu vehimlerini Cübbeli Hoca boşa çıkardı..

Ben bir site de, ateist birisi Cübbeli'yi çok beğenmiş ama kafam karışık diye bize tüyo verdi.Ne malum bakarsınız o da müslüman olabilir,Allah diledikten sonra...

Cübbeli Hoca'nın sohbetleri hem neşeli hemde düşündürücü olmuyor mu?Bu hoca bir mesele hususunda delil getirmiyor mu?

Bence AKLINIZIN haddini aşıyorsunuz

Hakikatende siz fethullah Gülen'in taassubu olmuşsunuz.Yahu bu adamın peşinden gidiyorsunuz ama gavurlarla dinlerarası dialog yapmaya çok hevesli.BU ADAM ABD'NİN Mİ AJANI OLIYOR DA BUNU İSTİYOR? DİYEREK

Bence düşünün.

Sizin gündemden HABERİNİZ yok.

Neden F.Gülen ve Cemeati ile M.Efendi ve Cemeati PASİFİZE edilmek isteniyor ve kimler pasifize etmek istiyor.

veri
10-05-2011, 08:06
ben gülenci değilim

cüppeli içn de fikrimi değiştiremezsiniz

habertürk ten sonra cüppeli yolunu değiştirdi...
bunu herkes görüyor

MÜTEŞEKKÜR
10-05-2011, 08:38
ağbi derdin nedir ne anlatmak istiyorsun onu söyle...

maksut ibrahim
10-05-2011, 08:41
ben gülenci değilim

cüppeli içn de fikrimi değiştiremezsiniz

habertürk ten sonra cüppeli yolunu değiştirdi...
bunu herkes görüyor

Cübbeli Habertürk kanalina ciktiktan sonra

gercekten cok degisti. Gecmiste söylediklerini

inkar etmeye basladi. Kafirlere Müslüman

Müslümanlarada Kafir demeye basladi.

Sunu da unutmayalimki Cübbeliyede

Kafir diyen Hoca ve Hocalar var.

Cübbeli kendi ektiklerini biciyor.

TakVa
10-05-2011, 09:49
Soru Yerine: (Bu sohbetin birinci bölümü) şimdiye kadar haksız tenkid ve taarruzlara “Sükutun Çığlıkları”yla mukabele etme yolunu seçen Muhterem Hocamızın, gün geçtikçe şiddeti artan isnad, itham, iftira ve insafsızca karalamalara karşı bir cevap verilmesini isteyen dostlarına hitaben, zaruri gördüğü bir tenbihtir.

-Hakiki mü'min, iyiliklerini hemen unutur ve onları hiçbir vesileyle hatırlamayacak ölçüde nisyana mahkum eder; kötülüklerine gelince, yetmiş sene önce işlemiş olsa da onların en küçüğünü bile unutmaz, her aklına gelişinde cinayet işlemiş gibi suçluluk duyar ve tevbe duygusuyla Allah'a yönelir. (01:08)

-Birkaç asırdan beri kabahatimiz, dünyayı kendi duygu ve düşüncemizden mahrum etmemizdi. Şimdi belli açılımlar oluyor; fakat onlarda da kendimizi ifade ediyor ve meseleyi popülizme bağlıyorsak, onun da tesir ve bereketi kalmaz. Kim bilir belki de bir kısım insanların tepki göstermeleri, sizin çok güzel bulduğunuz şeyleri sorgulamaları, sürekli yumruk sallamaları ve okyanusları aşacak şekilde yüzünüze şamarlar indirmeleri, yaptığınız işleri milimi milimine Allah'a bağlamadığınızdan dolayıdır. (02:35)

-Dün daha az saldırı vardı; hizmet küçüktü ve göze ilişmiyordu; dolayısıyla da çok göz değmiyor, kıskançlık ve haset olmuyordu. O günlerde sizi mahalle bekçisiyle takip ediyor ve size o ölçüde bir değer atfediyorlardı; engelleme mevzuunda da o kadar bir gayret gösteriyorlardı. Bir gün geldi takibi daha ciddi ele aldılar. Fakat bugün meseleyi uluslararası servislere emanet ettiler. Artık bir yerde bir fitne çıkarıyor ve onu her vasıtayı kullanarak dünyanın dört bir yanına yayıyorlar. (06:30)

-Küreselleşen bir dünyada yeryüzünün hemen her yanında gürül gürül bir ses haline gelmezseniz, bulunduğunuz yeri bile size haram ederler. Sesinizi soluğunuzu dünya çapında bir koro ve milletinizi her yanda sevilen bir toplum haline getirmelisiniz. Öyle ki, yerkürenin herhangi bir yerinde size bir fiske vurulduğu zaman bütün dünyanın inlemesini temin etmelisiniz. (10:25)

-Siz boy atıp geliştikçe ve bütün dünyada hüsn-ü kabul gördükçe, kıskançlık cephesinin de büyüyeceğini akıldan çıkarmamalısınız. Bu, yakın dairede rekabet halinde kendisini hissettirir.. müslümanlığı içine sindirememiş kimselerde haset ve çekememezliğe sebebiyet verir.. sizi temel değerleriniz itibarıyla hiçbir zaman kabul etmeyen insanların içinde de kin, nefret, taarruz ve düşmanlık duygularını tetikler. (11:22)

-İnsafsızca karalamalar, isnad, iftira ve saldırılar karşısında biz ancak meşru müdafaaya başvurabilir; tashih, tavzih ve tekziblerde bulunabilir; şayet kötülükte ısrar edenler olursa, haklarında tazminat davaları açarız. Bunlar meşru haklarımızdır; fakat, asla onların yaptıkları gibi saldırganlığa girmeyiz. Yumruk sallamalarına karşı yumruk sallamayız. Onlar “Bir tokat da oradakine (okyanus ötesindekine) vuralım!” deseler de biz onlara tokatla mukabelede bulunmayız. (14:15)

-Madem meseleyi insanlık eksenli götürüyoruz; öyleyse, Yunus'un ifadesiyle, dövene elsiz, sövene dilsiz ve gönülsüz yaşama mecburiyetindeyiz. Başkaları bize karşı insanca davranmasa bile, biz kat'iyen mukabele-i bilmisil (bir davranışa aynıyla karşılık verme) mülâhazalarına girmemeli, maruz kaldığımız bir kötülüğe benzer bir kötülükle karşılık vermeyi aklımızdan bile geçirmemeli ve her şeye rağmen mutlaka Müslüman karakterinin gereklerini yerine getirmeliyiz. (15:29)

-Yumruk sallayanlar, beyin insanı değil, ruh insanı değil, kalb insanı değiller; onlar insanî değerlerini baskı altına alıp mahkum etmişler. Böyleleri kendi karakterlerinin gereği olarak kine, nefrete, saldırganlığa ve yumruğa başvurabilirler. Fakat, siz de kendi karakterinizin gereğini ortaya koymalı, olsa olsa onlara acımalısınız ama asla aynıyla mukabelede bulunmamalısınız. (16:45)

-Biz en zor günlerde, en amansız şekilde düşmanlık yapanlar hakkında bile tel'ine, bedduaya “âmin” demedik, kimseye lânet ve kahriye okumadık. Belki onlar hakkında en acı tercihimiz, onları Allah'a havale etme şeklinde oldu. Havale etme, “Allah'ım Sen bilirsin, Sen ne dilersen onu yap!” demektir. Kaldı ki, ben havale etmeyi bile Allah'tan hidayet temenni etme alternatifine bağlayarak dile getirdim hayatım boyunca. Hâlâ da aynı alternatifle beraber söylüyorum: “Allah'ım hidayetlerini murad buyurduklarını hidayet eyle, onların gözlerini de hakikate aç, kalblerini sevgiyle donat. Yok öyle murad buyurmuyorsan, Sana havale ediyorum, ne istersen onu yap!” diyorum. (17:45)

-Altmışlı yıllardan bu yana her gelen darbede ben bir bakıma silindirlendim. Daha askere gitmemiş bir insan olarak silindirlendiğim gibi askerde de paletlerin altında kaldım. 12 Mart'ta, 12 Eylül (http://www.samanyoluhaber.com/12-Eylül-haberleri.html)'de, 28 Şubat (http://www.samanyoluhaber.com/28-Şubat-haberleri.html)'ta hep paletlerin altında kaldım. On küsur senedir de burada yaşamaya mecbur kaldım. Ülkemin bir avuç toprağına canımı elli defa feda ederim ama ben burada hasret çekiyorum. Fakat, bana bunu yapan o kaba kuvvet temsilcilerine de, onları tahrik edenlere de, medyada onların hislerine tercüman olanlara da hiçbir zaman “Allah cehenneme koysun, Allah'tan bulsunlar” demedim. Belki kayıtlar altına alınmış havalelerle “Allahım, Sen Erhamurrâhimîn'sin; ne olur, rahmaniyet ve rahimiyetinle onlara da bir kapı aç, Senin engin rahmetini görsünler!” dedim. (18:35)

-Gelecekte kin, nefret ve adavet daha da büyüyecek. Sizin kalbinizde de şefkat, re'fet, muhabbet ve kucaklama hissi daha bir güç kazanacak. Siz de Hazreti Mevlânâ'nın yaptığı gibi herkese bağrınızı açacaksınız. Hani, adamın biri, Mevlânâ Celaleddîn Rûmî hazretlerine, “Hain, alçak.. sen Hristiyanlara bile el uzatıyorsun; günah işleyenlere dahi “gel” diyorsun. Böyle yapmakla İslam'ın onurunu iki paralık ediyor, dinin izzetine dokunuyorsun.” diyerek bir düzine hakarette bulunur. Hazreti Mevlânâ ona sadece “Sen de gel, sana da bağrımı açıyorum!” demekle iktifa eder. (20:27)

Soru: Yapılan ısrarlı dualara rağmen uzun süre devam eden şahsî dertler söz konusu olunca “Dua duayı kesmiyor!” yaklaşımına sığınıyoruz. Bir milleti, bir toplumu ya da bir hareketi ilgilendiren kronik problemler için de aynı mülahaza geçerli midir? Binlerce ağızla niyaz edildiği ve sebepler yerine getirildiği halde bazı yerlerdeki müşkillerin çözülemeyişinin ardında hangi hikmetler olabilir? (21:35)

-Dua, sebepler üstü bir talebin Cenâb-ı Hakk'a arzı ve Hakk'ın gizli-açık her şeye nigehban bulunduğuna inancın da ilanıdır. (22:15)

-Hazreti Sâdık u Masdûk Efendimiz, “Allah Teâlâ, ne dediğini bilmeyen insanın gafilce ve ciddiyetsizce yaptığı duayı kabul etmez!” buyurmuştur. (22:40)

-Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Herhangi bir kul, ellerini kaldırır ve Allah'tan bir dilekte bulunursa; acele etmediği takdirde kesinlikle duasına icâbet edilir.” Efendimiz, “Acele nasıl olur yâ Rasûlallah?..” diye sorulduğunda da şöyle mukabelede bulunmuştur: “Dua ettim ettim, kabul olmadı” der (de vazgeçer), işte bu yanlıştır; dua yerine gelene kadar ısrar etmek gerekir.” Evet, Allah Rasûlü (aleyhissalatü vesselam) “şeksiz - şüphesiz, kabûl olacağından emin olunarak” dua edilmesini tavsiye buyurmuştur. (25:16)

-Hazreti Üstad diyor ki: “Ben otuz kırk seneden beri, bendeki kulunç denilen bir hastalıktan şifa için dua ederdim. Anladım ki,hastalık (http://www.samanyoluhaber.com/hastalık-haberleri.html)dua için verilmiş. Dua ile duayı, yani, dua kendi kendini kaldırmadığından, anladım ki, duanın neticesi uhrevîdir, kendisi de bir nevi ibadettir ve hastalıkla aczini anlayıp dergâh-ı İlâhiyeye iltica eder. Onun için, otuz senedir şifa duasını ettiğim halde duam zâhirî kabul olmadığından, duayı terk etmek kalbime gelmedi. Hem dua istediğimiz tarzda kabul olmazsa, makbul olmadı denilmez. Hâlık-ı Hakîm daha iyi biliyor; menfaatimize hayırlı ne ise onu verir. Bazan dünyaya ait dualarımızı, menfaatimiz için âhiretimize çevirir, öyle kabul eder.” (26:40)

-Mümkünse toplu halde dua etmek lazımdır. (27:28)

-Kulun, Cenâb-ı Hakk'a en yakın olduğu hâl, secde hâlidir. “Baş-ayak aynı yerde, öper alnı seccade / İşte, insanı yakınlığa taşıyan cadde..!” Secde aynı zamanda mutlaka kabul görecek duaların mahallidir. (28:10)

-Hazreti Sâdık u Masdûk Efendimiz, “Duanın en süratli kabul olanı, bir insanın bir başkasının gıyabında yaptığı duadır” buyurmuştur. Evet, bizahri'l-gayb, yani bir insanın haberi olmadan onun gıyabında yapılan dualar makbuldür. (30:50)

-Şayet bizde hem milletimize hem de İslam dünyasına karşı azıcık mürüvvet hissi varsa, Cennet'e girme, Cehennem'den azâde kalma, dünyevî bazı isteklerimizin gerçekleşmesi veya sıkıntılarımızın giderilmesi gibi meselelerle alâkalı dua etmenin yanı başında, hatta bunları küçük görerek, önce âlem-i İslam'ın problemlerini sıralamamız, “Ne olur Allahım, kalblerimizi ve bütün ümmet-i Muhammed'in (aleyhissalatü vesselam) kalblerini, hallerimizi, fikirlerimizi, zahirî-batınî his ve latifelerimizi ıslah buyur; kalblerimizi İslamiyet'e çevir ve onda sabit kıl!” diye ciddi bir vefa hissiyle, boğulmak üzere olan ve çırpınan birini bataklıktan çıkarıp kurtarıyor gibi bir heyecanla yalvarıp yakarmamız icap eder. (31:20)

-Cenâb-ı Allah, Kur'an-ı Kerim'de “Bana dua edin ki size karşılık vereyim.” (Mü'min, 40/60) buyuruyor. Bu, ne bizim ne de başkalarının mesajı; doğrudan doğruya O'nun kendi beyânı.. “Dua edin icabet edeyim” diyen –hâşâ– bir âciz değil, her şeye gücü yeten, Kâinatın Sultanı.. “Kullarım Beni senden soracak olurlarsa, bilsinler ki Ben pek yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim. Öyleyse onlar da dâvetime icabet ve Bana hakkıyla inanıp tasdik etsinler ki doğru yolda yürüyerek selâmete ersinler.” (Bakara, 2/186) mealindeki ayet de ayrı bir dua çağrısı. Böyle olunca, Cenâb-ı Hakk'ın bu vaadine ve davetine binaen biz de ellerimizi açıp sürekli O'na dua etmeliyiz. Dua ederken de, himmetimizi âlî tutmalı; yakın çevremizden başlayarak inananları ve bütün insanlığı kucaklamalıyız. (32:50)

-Kabulü geciken duaları ikinci bir imtihan olarak görmek gerekir. Evet, başa gelen musibet ya da giderilmesini istediğimiz bir ihtiyaç imtihan olduğu gibi, bunlarla alâkalı yaptığımız duaların bir türlü kabul mührü görmemesi de ayrı bir imtihandır. Bize düşen, “Gelse Celâlinden cefa / Yahut Cemâlinden vefa / İkisi de cana safa.. / Lütfun da hoş, kahrın da hoş...” deyip kavlî ve fiilî duada ısrar etmek; vicdanlarımızda “Siz mi geldiniz?” şeklinde değerlendireceğimiz bir emare ve bir işaretin yankılanacağı “eşref saati” beklemektir. (34:50)

ORHANCAN
10-05-2011, 10:48
Fethullah Gülen'den kritik tavsiyeler

09 Mayıs 2011 Pazartesi, 14:46

Fethullah Gülen'den kendisini sevenlere, son günlerde şiddeti iyice artan iftira ve karalamalarla ilgili önemli uyarılar...







Fethullah Gülen (http://www.bugun.com.tr/etiket/fethullah-gulen.aspx), haftalık yaptığı ve herkul.org (http://www.bugun.com.tr/etiket/herkulorg.aspx)'da yayınlanan sohbetlerinin bu haftaki bölümünde çok kritik uyarılarda bulundu. Gülen, gün geçtikçe şiddeti artan iftira ve insafsızca karalamalara karşı bir cevap verilmesini isteyen dostlarına bakın hangi tavsiyelerde bulundu?

İŞTE O TAVSİYELER:

Hakiki mü’min, iyiliklerini hemen unutur ve onları hiçbir vesileyle hatırlamayacak ölçüde nisyana mahkum eder; kötülüklerine gelince, yetmiş sene önce işlemiş olsa da onların en küçüğünü bile unutmaz, her aklına gelişinde cinayet işlemiş gibi suçluluk duyar ve tevbe duygusuyla Allah’a yönelir.

Birkaç asırdan beri kabahatimiz, dünyayı kendi duygu ve düşüncemizden mahrum etmemizdi. Şimdi belli açılımlar oluyor; fakat onlarda da kendimizi ifade ediyor ve meseleyi popülizme bağlıyorsak, onun da tesir ve bereketi kalmaz. Kim bilir belki de bir kısım insanların tepki göstermeleri, sizin çok güzel bulduğunuz şeyleri sorgulamaları, sürekli yumruk sallamaları ve okyanusları aşacak şekilde yüzünüze şamarlar indirmeleri, yaptığınız işleri milimi milimine Allah’a bağlamadığınızdan dolayıdır.

Dün daha az saldırı vardı; hizmet küçüktü ve göze ilişmiyordu; dolayısıyla da çok göz değmiyor, kıskançlık ve haset olmuyordu. O günlerde sizi mahalle bekçisiyle takip ediyor ve size o ölçüde bir değer atfediyorlardı; engelleme mevzuunda da o kadar bir gayret gösteriyorlardı. Bir gün geldi takibi daha ciddi ele aldılar. Fakat bugün meseleyi uluslararası servislere emanet ettiler. Artık bir yerde bir fitne çıkarıyor ve onu her vasıtayı kullanarak dünyanın dört bir yanına yayıyorlar.

Küreselleşen bir dünyada yeryüzünün hemen her yanında gürül gürül bir ses haline gelmezseniz, bulunduğunuz yeri bile size haram ederler. Sesinizi soluğunuzu dünya çapında bir koro ve milletinizi her yanda sevilen bir toplum haline getirmelisiniz. Öyle ki, yerkürenin herhangi bir yerinde size bir fiske vurulduğu zaman bütün dünyanın inlemesini temin etmelisiniz.

Siz boy atıp geliştikçe ve bütün dünyada hüsn-ü kabul gördükçe, kıskançlık cephesinin de büyüyeceğini akıldan çıkarmamalısınız. Bu, yakın dairede rekabet halinde kendisini hissettirir.. müslümanlığı içine sindirememiş kimselerde haset ve çekememezliğe sebebiyet verir.. sizi temel değerleriniz itibarıyla hiçbir zaman kabul etmeyen insanların içinde de kin, nefret, taarruz ve düşmanlık duygularını tetikler.

İnsafsızca karalamalar, isnad, iftira ve saldırılar karşısında biz ancak meşru müdafaaya başvurabilir; tashih, tavzih ve tekziblerde bulunabilir; şayet kötülükte ısrar edenler olursa, haklarında tazminat davaları açarız. Bunlar meşru haklarımızdır; fakat, asla onların yaptıkları gibi saldırganlığa girmeyiz. Yumruk sallamalarına karşı yumruk sallamayız. Onlar “Bir tokat da oradakine (okyanus ötesindekine) vuralım!” deseler de biz onlara tokatla mukabelede bulunmayız.

Madem meseleyi insanlık eksenli götürüyoruz; öyleyse, Yunus’un ifadesiyle, dövene elsiz, sövene dilsiz ve gönülsüz yaşama mecburiyetindeyiz. Başkaları bize karşı insanca davranmasa bile, biz kat’iyen mukabele-i bilmisil (bir davranışa aynıyla karşılık verme) mülâhazalarına girmemeli, maruz kaldığımız bir kötülüğe benzer bir kötülükle karşılık vermeyi aklımızdan bile geçirmemeli ve her şeye rağmen mutlaka Müslüman karakterinin gereklerini yerine getirmeliyiz.

Yumruk sallayanlar, beyin insanı değil, ruh insanı değil, kalb insanı değiller; onlar insanî değerlerini baskı altına alıp mahkum etmişler. Böyleleri kendi karakterlerinin gereği olarak kine, nefrete, saldırganlığa ve yumruğa başvurabilirler. Fakat, siz de kendi karakterinizin gereğini ortaya koymalı, olsa olsa onlara acımalısınız ama asla aynıyla mukabelede bulunmamalısınız.

Biz en zor günlerde, en amansız şekilde düşmanlık yapanlar hakkında bile tel’ine, bedduaya “âmin” demedik, kimseye lânet ve kahriye okumadık. Belki onlar hakkında en acı tercihimiz, onları Allah’a havale etme şeklinde oldu. Havale etme, “Allah’ım Sen bilirsin, Sen ne dilersen onu yap!” demektir. Kaldı ki, ben havale etmeyi bile Allah’tan hidayet temenni etme alternatifine bağlayarak dile getirdim hayatım boyunca. Hâlâ da aynı alternatifle beraber söylüyorum: “Allah’ım hidayetlerini murad buyurduklarını hidayet eyle, onların gözlerini de hakikate aç, kalblerini sevgiyle donat. Yok öyle murad buyurmuyorsan, Sana havale ediyorum, ne istersen onu yap!” diyorum.

-Altmışlı yıllardan bu yana her gelen darbede ben bir bakıma silindirlendim. Daha askere gitmemiş bir insan olarak silindirlendiğim gibi askerde de paletlerin altında kaldım. 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta hep paletlerin altında kaldım. On küsur senedir de burada yaşamaya mecbur kaldım. Ülkemin bir avuç toprağına canımı elli defa feda ederim ama ben burada hasret çekiyorum. Fakat, bana bunu yapan o kaba kuvvet temsilcilerine de, onları tahrik edenlere de, medyada onların hislerine tercüman olanlara da hiçbir zaman “Allah cehenneme koysun, Allah’tan bulsunlar” demedim. Belki kayıtlar altına alınmış havalelerle “Allahım, Sen Erhamurrâhimîn’sin; ne olur, rahmaniyet ve rahimiyetinle onlara da bir kapı aç, Senin engin rahmetini görsünler!” dedim.

Gelecekte kin, nefret ve adavet daha da büyüyecek. Sizin kalbinizde de şefkat, re’fet, muhabbet ve kucaklama hissi daha bir güç kazanacak. Siz de Hazreti Mevlânâ’nın yaptığı gibi herkese bağrınızı açacaksınız. Hani, adamın biri, Mevlânâ Celaleddîn Rûmî hazretlerine, “Hain, alçak.. sen Hristiyanlara bile el uzatıyorsun; günah işleyenlere dahi “gel” diyorsun. Böyle yapmakla İslam’ın onurunu iki paralık ediyor, dinin izzetine dokunuyorsun.” diyerek bir düzine hakarette bulunur. Hazreti Mevlânâ ona sadece “Sen de gel, sana da bağrımı açıyorum!” demekle iktifa eder.

BUGÜN

MÜTEŞEKKÜR
10-05-2011, 11:38
Fethullah Gülen, dinlerarası dialog demesin, biz ona herşeye razıyız...Bunu Allah için yapıyorum sanıyor ama büyük bir gaflet içindedir.Gavurları kendisi gibi bunu kabul edecek sanıyor.Oysa Kur'an dinlerarası dialoğu dolaylı yönden tasdik etmiyor. İşte ayetler, buyurun hep beraber okuyalım...

ALİ İMRAN SURESİ

64-(Resûlüm!) de ki: Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım. O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: Şahit olun ki biz müslümanlarız! deyiniz.
65 (http://www.sadakat.net/tefsir/aliimran/aliimr65-71.htm)-Ey ehl-i kitap! İbrahim hakkında niçin çekişirsiniz? Halbuki Tevrat ve İncil, kesinlikle ondan sonra indirildi. Siz hiç düşünmez misiniz?
66 (http://www.sadakat.net/tefsir/aliimran/aliimr65-71.htm)- İşte siz böyle kimselersiniz! Hadi hakkında bilgi sahibi olduğunuz konuda tartıştınız; fakat bilgi sahibi olmadığınız konuda niçin tartışıyorsunuz! Oysa ki Allah, her şeyi bilir, siz ise bilmezsiniz.

NİSA SURESİ

89. (http://www.sadakat.net/tefsir/nisa/nisa88_90.htm) Sizin de kendileri gibi inkâr etmenizi istediler ki onlarla eşit olasınız. O halde Allah yolunda göç edinceye kadar onlardan hiçbirini dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün ve hiçbirini dost ve yardımcı edinmeyin.
90. (http://www.sadakat.net/tefsir/nisa/nisa88_90.htm) Ancak kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluma sığınanlar yahut ne sizinle ne de kendi toplumlarıyla savaşmak (istemediklerin) den yürekleri sıkılarak size gelenler müstesna. Allah dileseydi onları başınıza belâ ederdi de sizinle savaşırlardı. Artık onlar sizi bırakıp bir tarafa çekilir de sizinle savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse bu durumda Allah size, onların aleyhinde bir yola girme hakkı vermemiştir.

ŞURA SURESİ

15. İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği Kitab'a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar, dönüş de O'nadır.

(Âyette Hz. Peygamberimiz in insanları davet edeceği prensipler açıklanırken, uyacağı esaslar da beyan edilmiştir. Buna göre davete devam edilecek, inanma yanların teklif ve ısrarları dinlenmeyecektir.)
16. Daveti kabul edildikten sonra, Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri, Rableri katında boştur. Onlar için bir gazap, yine onlar için çetin bir azap vardır.


Şimdi bu ayetleri Fethullah Gülen nasıl anlıyor veya bu ayetlerden haberi var mı?Varsa niye dinlerarası dialog da ısrar ediyor?...

VERMİŞ OLDUĞUM AYETLERDEN , ALİ İMRAN SURESİ, 64' ÜNCÜ AYETİ İYİCE BEYNİNİZE KAZIYIN.SİZİN SAVUNULACAK HİÇBİR YÖNÜNÜZ YOKTUR.

veri
10-05-2011, 11:52
peki sen nasıl diyalog içindesin
başkasına sataşacağına anlatsan da faydalansak
bir müslümanın gıybetini yaptığını
hatta yanlış bilgi sahibi isen iftira olabileceğinin farkında mısın

MÜTEŞEKKÜR
10-05-2011, 11:53
EY MÜSLÜMANLAR!
DİNLERARASI DİALOG BÜYÜK BİR TUZAKTIR.UYANIK OLUN VE FETHULLAH GÜLEN TARAFTARLARINA SAKIN KANMAYIN!ONLAR BÜYÜK BİR GAFLET İÇİNDEDİRLER!

Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır. (BAKARA SURESİ-120)

EY GAFİLLER, EY İNATÇILAR,EY DİALOGÇULAR!

BU AYETİ YÜZBİNKERE OKUYUN DA ANLAYIN ARTIK YAHU!.BU KADAR DA TAASSUPLUK NEDİRSİZİN? NE KADAR CAHİLSİNİZ.ALLAH SİZE AKIL,ŞUUR İZAN VERSİN...

veri
10-05-2011, 12:00
sayın müteşekkür sanırım sorumu görmediniz...
buyrun elin gavurlarıyla sosyal ekonomik vb. ilişkilerimiz nasıl olucak
kısaca diyalogumuz nasıl olucak

anlatıverin...
siz ayet sıraladıysanız başkaları da ayet sıralar
kitabın tamamıy la amel etmeyi denesenize

elcevaz13
10-05-2011, 12:12
.FETHULLAH GÜLEN MÜSLÜMANLARARASI DİALOGTAN BAHSETMİŞ MİDİR BAHSETMEMİŞ MİDİR?.
BAHSETTİYSE BANA KESİN BİR DELİL GETİRECEKSİN.ŞAYET BÖYLE BİR DURUM VARSA VE ÇALIŞIYORSA NEDEN SÖNÜK VE SİLİK GEÇMEKTEDİR?.DİNLERARASI DİALOGTA HARIL HARIL ÇALIŞIYOR DA NEDEN MÜSLÜMANLAR İÇİN ÇALIŞMIYOR CEVAP VER!...

3. Meşrebler arasında temel meselelerde ve usûlde farklılık yoktur
Meşrebler arasında temel meselelerde ve usûlde farklılık olmak şöyle dursun, birleşilen noktalar da bir değil bindir. Tevhid, nübüvvet ve haşirde ihtilaf var mıdır? Meleklerin ve cinlerin varlığı hususunda ihtilaf var mıdır? Kitabımız ve kıblemizde ihtilaf var mıdır? Namazın, zekâtın, orucun ve haccın farziyetinde, hatta namazların rekâtlarında, zekâtın miktarında ve kimlere verileceğinde ihtilaf var mıdır? Sonra, vatanımız, tarihimiz, harsımız ve bayrağımız bir; dinimize, imanımıza, vatanımıza ve istiklalimize göz diken hasımlarımız dahi bir değil midir? Dünyanın dört bir köşesinde minarelerde yükselen ezanımız bir, ideal ve ümniyemiz bir.. evet bin kadar bir bir...
4. Teferruata ait meseleleri bırakıp, dıştan gelen tehlikelere karşı birlik olunmalıdır
Fikir birliği içinde olamadığımız teferruata ait meselelere nasıl bakılmalıdır? Her şeyden evvel, gökten sarkıp gelen ve bütün düşünce dünyamızı saran bu kadar 'bir'lerimiz dururken, incir çekirdeğini doldurmayacak kadar küçük teferruata dair meselelerle meşgul olmak, abesle iştigal olsa gerektir.
Evet, "...ci ...cu" takılarıyla meseleyi gündemde tutmamalı, tutmaya çalışanları da ikaz etmeliyiz. Bugün düşüncelerin farklı olduğunu büyüten, bunları mevzu edinen ve böylece arayı daha da açan iki tip insan vardır: Biri, haince ve art niyetle bunu yapan insan; diğeri ise, en basit ve hafif ifadesiyle, bu işi cehaletinden dolayı yapan kimsedir. Bunun neticesinde, meseleyi lâyıkı vechile kavrayamayan nesiller de, Müslümanlığı parça parça tanımaktadır. Oysaki, 'Lâ ilâhe illallah' sadakatı içinde olan herkesle Cennet'te beraber olacağız. Öyleyse, kimseyi teferruatla karalayamayız. Allah mahşerde hepimizi el ele haşredecek, kalblerdeki bütün hoşnutsuzlukları silecek ve neticede tahtlara yaslanıp karşılıklı oturacak ve sohbet edeceğiz.[2]
Hakka hizmet, büyük ve ağır bir hazineyi taşımaya benzer. Ona ne kadar çok insan omuz verirse, taşıma o kadar kolaylık ve sürat kazanmış olur. İşte, biz de meseleye böyle bakacak ve bu zaviyeyi her zaman korumaya çalışacağız. Şu kadar ki, arada bir evdeki kardeşler bile atışabilir; mühim olan, bunu hemen unutup, dıştan gelen tehlikelere karşı el birliği içinde olmaktır.
7. Yüreklerin toplu attığı bir kardeşlik için Allah (celle celâluhu) ve Resûlü'nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) ölçüleri mihrabımız olmalıdır
Kur'ân, "Ey iman edenler, Allah'tan nasıl korkulması gerekiyorsa öyle korkun!" yani kalb ve kafanın bütün fonksiyonlarını icra ederek takva dairesine girin ve "Toptan Allah'ın (sağlam ve kopmaz, parçalanmaz ipi olan) Kur'ân'a sarılın; parça parça, fırka fırka (bir araya gelmesi nâkabil kutuplar hâlinde) parçalanmayın."[3] buyurmakta ve arkasından da, 'emr‑i bi'l-mâruf nehy-i ani'l-münker'den söz etmektedir. Kur'ân, "Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, yoksa gevşekliğe düşer, korkuya kapılırsınız ve kuvvetiniz gider."[4] demekte ve "Mü'minler ancak kardeştir; kardeşlerinizin arasını ıslah edin."[5]; devamında da, "Birbirinizi alaya ve hafife almayın, kınayıp ayıplamayın, birbirinize lakaplar takmayın."[6] dersini vermektedir. Yine Kur'ân,"(Habibim) Sen yeryüzünde bulunan her şeyi sarfetseydin, yine de onların kalblerini telif edemez (bir araya getiremez)din. Fakat Allah onların aralarını telif etti."[7] âyetiyle de kalbleri telifin kime ait olduğunu bildirmektedir.
Peygamber Efendimiz'in nurlu hayatında ve pratikte bu meselenin nasıl gerçekleştirildiğini siyer ve megâzî kitaplarında görüyoruz. Burada sadece bir-iki misalle iktifa edelim:
Buas vak'alarında Evs ve Hazrec birbirine düşmüş, bu iki kabile arasında kıran kırana mücadele yıllarca sürüp gitmiş ve bu yüzden de, ilerde İslâm'ın iki güçlü hâmisi olacak olan bu iki kabile, birbirinin adüvv-ü ekberi olmuştu. Hicretten sonra bu iki oymak, Efendimiz'in nurlu eliyle öyle birleşmiş, öyle kardeş olmuştu ki, malının yarısını, bahçesinin bir bölümünü, evinin bir odasını seve seve birbirlerine verebiliyor, birlikte ve omuz omuza savaşıp, icabında kardeşi uğrunda ölebiliyor, aç ve muhtaç mü'min kardeşi doysun diye kaşığını çorba tasına boş getirip götürüyor, bir sözle kardeşimi kırdım diye başını onun ayaklarının altına serip, "Bas kardeşim ve beni affet." diyebiliyor ve muharebede ölüm ânında, içi yanarken içeceği bir yudum suyu kardeşine havale edebiliyordu...
Evet, öyleyse birlik, beraberlik, ittifak, ittihat ve yüreklerin toplu attığı bir kardeşlik için, yüzlerce akıl, fikir ve felsefe yerine Allah ve Resûlü'nün ölçüleri mihrabımız olmalıdır. Neden parça parçayız diye sorulacağına, parçalanmaya götüren söz ve davranışlardan içtinap etmeli ve birleşme tavsiyeleri yerine, birleşmeye götürücü söz ve davranışlar intihap edilmelidir. Bunun için de:
İrşad ve tebliğde bulunan, dine hizmet eden bütün mü'minler, bütün cemaatler alkışlanmalı ve haklarında dua edilmelidir; evet, Allah'ı ve Resûlü'nü seven ve anlatan herkes, Allah ve Resûlü'nden ötürü sevilip tebcil edilmeli, muhterem bilinmeli ve kendisine saygı duyulmalıdır. "Sadece benim yolum haktır." demeyip, başkalarına da hayat hakkı tanınmalıdır.
Mü'min, "Benim meşrebim, usulüm haktır, hoştur, güzeldir, doğrudur, isabetlidir." diyebilir; ama "Sadece hak benim mesleğimdir, benim meşrebimdir." diyemez; başkalarının mesleğini butlana mahkûm etmeden, kendi meslek ve meşrebine "en güzel" diyebilir; kalb ve düşünce itibarıyla güzelliği daha çok kendi mesleğine lâyık görebilir ve bu, gayet tabiîdir. Çünkü insan, yaptığı işi sevip benimsediği ölçüde başarılı olabilir ve netice alabilir.
Yalnız, başkalarını karalamak, onlara yanlış ve çirkin damgası vurmak yanlıştır. Sinesi vatan ve millet sevgisiyle çarpan herkesle oturup konuşmasını bilmeli, tenkit kapısının açılmasına fırsat vermeden herkese tazim ve tekrimde bulunmalı ve "güzel, güzel" diyerek, güzellere güzellikle mukabele menfezleri açık tutulmalıdır.
"Yalnızca benim mesleğim haktır, gayrısı bâtıldır." diyen kim olursa olsun, ciddî iftirak ve parçalanmalara yol açar. Bırakın meslek ve meşrebini, bir insanın elbisesini ve arabasını bile bu şekilde tenkit edip dursanız, o insanla aranızın açılması kaçınılmaz olur. Böyle basit meselelerde dahi insanın karşısındakine söz hakkı tanımaması, insanları birbirine düşürürken, pek çok insanın baş koyduğu ve hayatına gaye ittihaz ettiği usûl ve prensiplere çirkin ve bâtıl demenin, vahdet ruhuna ne ölçüde zarar getireceğini ve ne tür uzaklaşmalara, hasımlaşmalara ve günahlara sebep olacağını varın siz düşünün..!
Mü'min, mesleğinin muhabbetiyle yaşamalı ve başkalarının hata ve kusurlarıyla meşgul olmamalıdır; başkalarını yıkmak, çürütmek ve kösteklemek yerine, varsa onların güzelliklerini sergilemelidir.
Başkalarının kusurlarıyla meşgul olan, kendi kusurlarını göremez ve kendi güzelliklerini de gösteremez. Ayrıca, basit bir kusur görüp de hemen tenkit etmenin, aynısıyla mukabeleyi netice verdiği çok vâkidir.
Başkasını çökertmek, yıkıp devirmek ve onun enkazı üzerinde ümran kurmaya çalışmak, Peygamber'in değil, Firavun'un mesleğidir. Efendimiz, hayatı boyunca yalnızca gönülleri tamir edip onları güzelliklerle doldurmak için çalışmış, şirk içindeki en azılı hasımlarını bile, şahsî hayatlarını mevzu edinip çürütme gayreti göstermemiştir. Kendisine kılıç sallayan Halid için söylediği şu söz ne mânidardır: "Diyordum ki; nasıl oluyor da Halid gibi biri şirkte ısrar ediyor!.."
Ashabından birkaç defa içki içen birisine yine ashabından biri ağır bir söz söyleyince, "Sus! O, Allah ve Resûlü'nü sever."[8] diye mukabelede bulunmuştu. Âişe Validemiz'e iftira edip, mü'minleri birbirine katan en zararlı mahluk ve münafıkların reisi olan zatın oğlu, "Bırak, babamın hakkından geleyim yâ Resûlallah!" dediğinde, verdiği cevap, "Muhammed, arkadaşlarını öldürtüyor, dedirtmem."[9] şeklinde olmuştu...
Yılların eritemediği Ebû Süfyan, Ebû Cehil oğlu İkrime, canı ciğeri amcası Hz. Hamza'nın vücudunu parçalayan Vahşi, Hind ve diğerleri için "Bugün size kınama yok!"[10] sözlerinde tezahür eden o geniş afv ve müsamaha, bizim için nurlu birer düstur olmalı değil midir?
Evet, bizim işimiz, gönülleri yıkmak değil, gönülleri yıkamaktır. İtap başkasına değil, nefsimizedir. Başkalarını kusurlarıyla yakalama değil, bilakis onları aklamadır. Başkalarının çirkinliklerini teşhir değil, kendi güzelliklerimizi neşretmek esastır. Düşmanlık düşmanlığa olmalı, mü'mine değil. İnsanlara sıfatlarına göre değer verilse bile, onların Allah indindeki hakikî kıymetini biz bilemeyiz. Öyleyse sinelerimizde, bilhassa gönüllere karşı ukdelerden temizlenmiş bir gönül taşımalıyız...
Düşmanlık etmek de, düşmanlığa maruz kalmak da, mü'mine yaraşır-yakışır şeylerden değildir. Evet, şefkat ve muhabbetin temsilcisi olması gereken mü'mine, adavet hiç mi hiç yakışmıyor. İlle de adavet etmek istiyorsak, mü'minlere değil, ruhlarımızı saran düşmanlık düşüncesine, kine, nefrete, imtizaçsızlığa, kâfire, mülhide, iman ve Kur'ân düşmanlarına adavet etmeliyiz. Hâl böyle iken, imanın, Kur'ân'ın binlerce, milyonlarca hasmını bir kenara bırakarak mü'minlere düşmanlık beslemeyi anlamak mümkün değildir.
Hem, bırakın mü'mine düşmanlığı, kâfire bile adavetimizde bir kıstas, bir ölçü olmalıdır. Bu mânâda adavetimiz, bizim için bir kamçı olacak, bir hırs ve aksiyon hâline gelecek ve en bataklık sinelerde dahi gül bitirecek ve hayırlara vesile olacaktır.
Şimşek gibidir mü'min, ışıkla doğar, saniyede şu kadar hızla hareket eder; yıldırım olur gürler, yüreklere korku salar ama, rahmet olarak yağar, rahmet olarak yağar da, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş bulunan gönüllerimizin sultanı Nebi gibi gönülleri yur-yıkar ve gözlere nur saçar.
Evet, mü'minin şiarı, adavet değil, muhabbettir: "Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler. Mü'minlere karşı yüzleri yerde, kâfirlere karşı aziz ve çetindirler. Allah yolunda cihad eder, kınayanın kınamasından korkmazlar."[11]
İman cephesini topa tutmak asla reva değildir. Mü'mini çekememek, çekiştirmek, gıybet etmek, aleyhinde olup çürütmeye çalışmak ve hele düşmanlık derecesinde üstüne üstüne gitmek, muharebe meydanında topları kendi birliğinin üzerine çevirmekten farklı olmasa gerektir. Böyle bir durum, mütecaviz hasmı bırakıp, dostlar arasında bozgun meydana getirmek ve kendi kalesinin kapılarını, sur dibinde hazır bekleyip duran canavar düşmanlara açmak ve kale duvarlarında gedikler meydana getirmek demektir. İsterseniz buna, sizi parçalamak için pusuda bekleyen dış mihrakların ekmeğine yağ sürmek de diyebilirsiniz...
Öyle olsun istemeyiz ama bir gün ehl-i imana düşmanlık yapan bir müslümanla karşılaşırsak, biz de onun karşısına Kur'ân'la çıkar ve "Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel nasihatla davet et."[12] fermanı gereğince, en güzel ve tatlı sözle kendisini iknaya çalışırız; yine anlamaz da tenkide, gıybete ve hatta düşmanlığa devam eder ve yumruk sallarsa, bu defa da, "Kötülük ile iyilik bir olmaz; (sen kötülüğü) en güzel şekilde sav!"[13] âyetinin hükmüne boyun eğerek, "Sövene dilsiz, vurana elsiz" ve aynı zamanda "gönülsüz" davranır ve onun hakkında dua ederiz. Kendi cephemize zarar vermemesi için mukabelede bulunmaz, meşgul olmaz ve sonra da, "Cahillerden yüz çevir!"[14] âyetindeki emr-i Rabbânî'yi uygularız.
Mukabelenin zararı, yüzde doksan dokuz mukabele edenedir. Karşılıklı iki taş çarpışınca, ikisi de tuz buz olur; ama sadece biri gelip diğerine çarpınca gümbürtü tek taraftan çıkar ve zarar tek tarafa münhasır kalır. Mukabele edildiğinde ise, ters istikamette giden vasıtalar gibi, bir kilometrede iki kilometre uzaklaşma olacak ve bir daha da birleşme noktasına dönülemeyecektir.
Evet, tırmanma şeridindeyiz; yükümüz çok ağır ve zirvelerde bizi görmeye tahammülü olmayan bir sürü hasımlarımız var; o hâlde, kardeşlerle sulh olma, sövülsek de dövülsek de sineye çekme ve asla mukabele etmeme mecburiyetindeyiz.
Bütün mü'minlerle bir kısım önemli fasl-ı müştereklerimiz var ve pek çok hususta ehl-i imanla biriz, beraberiz, ayrı-gayrı değiliz. Bizi birbirimize bağlayan Rabbimiz, Peygamberimiz, Kur'ânımız, Kâbemiz, tarihimiz ve daha benzeri nice cevherlerimiz var ki, bunları başka hiçbir millette ve hiçbir grupta bulmak mümkün değildir. Şimdi, durum bu merkezde iken, bunca fasl-ı müştereki görmezlikten gelerek, sinek kanadı kadar önemsiz meselelerden ötürü mü'mine düşmanlıkta bulunmayı nasıl mübah sayabiliriz?
Biz, bir ve beraber olmak için kâinat çapında öyle dinamiklere sahip bulunuyoruz ki, bunların bir kaçına sahip olan cihana meydan okuyabilir. Bizim sahip olduğumuz kâinat çapındaki bu hakikatlere sahip olmayan Hıristiyan ve ateist dünya, kendi aralarında belli ölçüde pekâlâ birleşebilmektedir. Meselâ günümüzde, Anglo-Saksonlarla Galliler, İngiltere'nin kaderi için bir araya gelirken, batılılar, Komünizm karşısında bir ölçüde ve İslâm karşısında ise tam bir ittifak kurabilmektedirler.
O hâlde neden biz, akıl ve mantık planında bir araya gelip, fasl-ı müşterekleri ortaya dökmek suretiyle, ortak bir çizgi tayin ve tespitinde bulunmayalım! Heyhât ki bulunamadık! Herhâlde, bayrağı taşıyan hep biz olalım istedik; "Biz aslanız, öyleyse yalnız da yaşayabiliriz." dedik. "Teferruata ait bir kısım meselelerden ve belli anlayışlardan şuraya kadar vazgeçiyoruz, siz de şuraya kadar feragatta bulunun." demedik, diyemedik. Akıl, mantık ve hasbîlik içinde vatan, millet ve nesle hizmet adına gerekli olan performansı gösteremedik ve telafisi zor arızalara sebebiyet verdik.
Bu itibarla mü'minler, kardeşleriyle müşterek inanç ve düşüncelerini nereye kadar paylaşıyorlarsa o noktaya kadar bunu muhafaza etmeye çalışmak ve biraz da sınırları zorlamak suretiyle müşterekler dairesini geniş tutmaya çalışmalıdırlar. Beraber hareket edebilecekleri sahayı daraltmak yerine genişletmeye ve sulh çizgisinden de asla inhiraf etmemeye bakmalıdırlar.
Akıllı ve kâmil mü'min, mü'min kardeşiyle düelloya girişmez; müştereklere sadakat içinde müştereken omuzlarımızda taşımaya çalıştığımız hazineyi düşe-kalka götürürken, düello yapmaya zaman olmadığını her mü'min anlamalıdır ve anlar da.
Birlik, beraberlik, ittihat ve ittifaka davet ve bunları telkin edip, ruhlarda bu duyguyu mayalamak güzeldir ama kâfi değildir. Aslolan, -yerinde temas edildiği gibi- birleşmeye götürücü söz ve davranışlarda bulunmaktır. Bir de, ittifak adına iltihaka çağırmak, böylesine ulvî mefhumları pratiğe dökmek yerine, birleştirme havariliğinden ve lafazanlıktan öteye geçmeyecektir.
"Birleşelim!" derken kasdımız, herkes bizim çatımızın altında toplansın, şemsiyemizin altına girsin, firmamıza, tarikatımıza katılsın misillü düşünceler ise, bu takdirde asla birleşme olmayacağı gibi, şiddetli "Gel!" arzu ve çağrısı, şiddetli bir "Hayır!" reaksiyonu görecektir. Sonra, insanların, yıllarca içinde bulunup hemdem oldukları ve âdeta kalb ve beyinlerinden bir parça hâline getirdikleri fikir, düşünce ve duygularını öyle kolay kolay bırakabileceklerini düşünmek de fevkalâde yanlıştır. Cemaat, bir bina değildir ki, bugün yıkıp, yarın onun yerine yenisini yapasın! Değişecek olan, insanların hissiyatı, fikriyatı ve düşünceleridir; kafa ve kalb yapılarıdır. Hele hele bu davette ya da iltihak çağrısında zorlama yapmak ve fikirlere baskı ile adam ayartmak, bütün bütün iftiraklara sebebiyet verecektir.
Öyleyse yapmamız gereken, hiç kimseye "Bize tâbi olun!" demeden ve iltihak isteğinde bulunmadan, Allah rızası için güzel ve müsbet hakikatlere tercüman olmaktır. "Birleşelim!" mesajını verirken iltihak mânâsına hamledilecek kelimelerden sakınılmalı, Allah rızası için ziyaretlerde bulunulmalı, davet edilmeli, civanmerdâne davranılmalı, gurura düşülmeyip, karşımızdaki hoşnut edilmeye bakılmalı, ikram ve i'zazda bulunulmalı, "Düşüncen mübarektir, düşüncende kal ama kardeşim ol!" denmeli, teferruata ait meseleler gündeme getirilmemeli ve muhatabımız tebcil, takdir ve dua ile rahatlatılmalıdır. Evet, fiilen birleşmenin yolu, işte bu tür davranışlardan geçer.
İttifak ve birleşme olmuyor diye, niye ihtilaf ve husumet olsun ki? Yanımda bulunmuyor, benim gibi düşünmüyor diye, neden karşısına geçeyim? Ve arkamda değil diye, neden darılayım!?
İttifak ve birleşme, rüşde ermemize bağlı bir husus olup, Allah bir gün onu da şu aziz millete lütfedecektir. Yeter ki biz, arz etmeye çalıştığımız prensiplere ve daha nice güzel düsturlara riayetle, tevfik-i ilâhînin en büyük bir vesilesi olan ittifak ve vifak için her gün dua edelim ve bütün mü'minlere hürmet ve muhabbetle kalblerimizi açabilelim...
http://sonsuznur.net/fethullah-gulen-inancin-golgesinde-serisi/1699-fethullah-gulen-inancin-golgesinde-dine-hizmet-eden-sahis-ve-cemaatlerin-birbirleriyle-munasebetleri-nasil-olmalidir.html?qh=YToxOntpOjA7czoxMDoibWXFn3JlYmxl ciI7fQ%3D%3D

elcevaz13
10-05-2011, 12:35
EY MÜSLÜMANLAR!
DİNLERARASI DİALOG BÜYÜK BİR TUZAKTIR.UYANIK OLUN VE FETHULLAH GÜLEN TARAFTARLARINA SAKIN KANMAYIN!ONLAR BÜYÜK BİR GAFLET İÇİNDEDİRLER!

Dinlerine uymadıkça yahudiler de hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki: Doğru yol, ancak Allah'ın yoludur. Sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, andolsun ki, Allah'tan sana ne bir dost ne de bir yardımcı vardır. (BAKARA SURESİ-120)

EY GAFİLLER, EY İNATÇILAR,EY DİALOGÇULAR!

BU AYETİ YÜZBİNKERE OKUYUN DA ANLAYIN ARTIK YAHU!.BU KADAR DA TAASSUPLUK NEDİRSİZİN? NE KADAR CAHİLSİNİZ.ALLAH SİZE AKIL,ŞUUR İZAN VERSİN...

Sual: Yahudi ve Nasara ile muhabbetten Kur'ân'da nehiy vardır. http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/muna/b454.gif Bununla beraber nasıl dost olunuz dersiniz?
Cevap: Evvelâ: Delil kat'iyyü'l-metîn olduğu gibi, kat'iyyü'd-delâlet olmak gerektir. Halbuki tevil ve ihtimalin mecâli vardır. Zira, nehy-i Kur'ânî âmm değildir, mutlaktır. Mutlak ise, takyid olunabilir. Zaman bir büyük müfessirdir; kaydını izhar etse, itiraz olunmaz. Hem de hüküm müştak üzerine olsa, me'haz-ı iştikakı, illet-i hüküm gösterir. Demek bu nehiy, Yahudi ve Nasara ile Yahudiyet ve Nasraniyet olan aynaları hasebiyledir.
Hem de bir adam zâtı için sevilmez. Belki muhabbet, sıfat veya san'atı içindir. Öyleyse herbir Müslümanın herbir sıfatı Müslüman olması lâzım olmadığı gibi, herbir kâfirin dahi bütün sıfat ve san'atları kâfir olmak lâzım gelmez. Binaenaleyh, Müslüman olan bir sıfatı veya bir san'atı, istihsan etmekle iktibas etmek neden câiz olmasın? Ehl-i kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin!
Saniyen: Zaman-ı Saadette bir inkılâb-ı azîm-i dinî vücuda geldi. Bütün ezhânı nokta-i dine çevirdiğinden, bütün muhabbet ve adaveti o noktada toplayıp muhabbet ve adavet ederlerdi. Onun için, gayr-ı müslimlere olan muhabbetten nifak kokusu geliyordu. Lâkin, şimdi âlemdeki bir inkılâb-ı acîb-i medenî ve dünyevîdir. Bütün ezhânı zapt ve bütün ukulü meşgul eden nokta-i medeniyet, terakki ve dünyadır. Zaten onların ekserisi, dinlerine o kadar mukayyed değildirler. Binaenaleyh, onlarla dost olmamız, medeniyet ve terakkilerini istihsan ile iktibas etmektir. Ve her saadet-i dünyeviyenin esası olan âsâyişi muhafazadır. İşte bu dostluk, kat'iyen nehy-i Kur'ânîde dahil değildir.
http://www.risaleara.com/oku.asp?id=4781 (http://www.risaleara.com/oku.asp?id=4781)
Öte yandan; eskilerin 'evvelen ve bizzat' dediği, mükellefler için evveliyet bahis mevzuu olan konuları öne çıkarmak lazımdır. Meselâ, Cenâb-ı Hakk, sevgiye önem vermiş, kendisini seveni sevdiğini bildirmiş, en çok sevdiği insana Allah'ı seven mânâsına 'Habibullah' ismini vermiştir. Öyleyse bizim de bunu esas almamız ve ona öncelik hakkı tanımamız gerekir. Münafıklara karşı cihad, kâfirlere karşı sert davranma.. gibi hükümler yine eskilerin ifadesiyle 'saniyen ve bil'l arez'dir. Kaldı ki onlara sert davranma, mücadele etme ve gerektiği yerde öldürme çeşitli sebeplere talik edilmiştir. Şayet o sebepler sözkonusu olmazsa, hükümler de tatbik edilmeyecek demektir. Zahid-i Kevserî'nin uzun uzadıya anlattığı bir misalle konuyu az açalım; Kur'ân-ı Kerim'de zekâtın sarf mahalleri anlatılırken, kalpleri İslâm'a ısındırılacak olanlar (müellefe-i kulûb) da zikredilir. Allah Rasulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayat-ı seniyyeleri boyunca bu hükmü hep tatbik etmiştir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) vefat edinceye kadar da bu hükmün neshine dair herhangi bir belge sözkonusu değildir. Ne var ki, Hz. Ömer, hilafeti döneminde, te'lîf-i kulûb için yanına gelen insanlara verilen şeyleri onaylamaz, onaylamak bir yana, ellerindeki fermanı yırtar atar. Ardından da 'eskiden İslâm zayıftı, bugün ise Müslümanlar kuvvetli ve güçlüdür. Böyle bir şeye ihtiyaç yoktur' der ve onları uzaklaştırır. Şimdi Hz. Ömer'in, Efendimiz'in uyguladığı bir hükme böyle tavır almasını aklınıza sığıştıramayabilirsiniz. Fakat İslâmî ilimler açısından meseleye yaklaşacak olursanız, Hz. Ömer (ra) Kur'ân'daki bu hükmün illetini kavramış ve ona göre hüküm vermiştir. Kur'ân ise bu yardımı kalplerin te'lîfine bağlamıştır
İşte Kur'ân-ı Kerim'deki öldürme, sürme, harb etme gibi hükümler böyle çeşitli sebeplere talik edilmiştir. O sebepler mevcut değilse o zaman yapılacak şey 'va'z u nasihattir', 'emr-i bi'l maruftur', 'kavl-i leyyindir' ve tavr-ı leyyin ile İslâm'ın güzelliklerini anlatmaktır. Bu sebepleri nazar-ı dikkate almadan, Kur'ân'ı Zahirîlerin anladığı şekliyle anlayıp, vurma, kırma, dövme diyen insanlar maalesef ne hükmü, ne hükmün menatını ve ne de İslâm'ı anlayabilmişlerdir.
Fakat sebepler tahakkuk ettiğinde, elbette o hükümlerle, hükmün menatı çerçevesi içinde amel edilecektir. Meselâ siz i'lâ-yı kelimetullah yaparken, sizi öldürmeye kalkıştılar veya çeşitli vesilelerle vatanınıza saldırdılar. Şimdi siz onlara harp ilan etmeyecek misiniz? Çanakkale'de yaptıkları gibi 'kimi hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne bela' toplanıp üzerinize gelseler, siz bir köşede sus-pus oturup 'ne iyi ettiniz de geldiniz mi?' diyeceksiniz?.. yoksa, evet yoksa canınızı dişininize takıp mücadele mi edeceksiniz?
Bakın içinde bulunduğumuz dünyanın haline!.. Geçenlerde bir gazetenin verdiği bir habere göre, dünyanın 56 yerinde sıcak harp devam ediyormuş. Şu son çeyrek asır içinde, dünyaya demokrasi ihraç eden ve hümanizmi bayraklaştıran ABD, Vietnam'da, Körfez'de hep savaştı. Sudan'ı, Libya'yı terörist ilan etti. Üstelik bunları hep demokrasi adına yaptığını söyledi. Sadece ABD mi? Elbette hayır. Ruslardan, Sırplara, Fransızlardan İngilizlere uzanan çizgide halen harpler devam ediyor. O halde harbe karşı çıkmak beşerî realitelere karşı çıkmak demektir. Onun içindir ki, demokratik hak ve hürriyetlerimize dokundukları an elbette kendimizi müdafaa edecek ve gerektiğinde savaşacağız. Fakat başta da ifade ettiğim gibi bütün bunlar ârızî şeylerdir. İslâm'da esas olan sulhtür, barıştır, insanlığı sevgi ile kucaklamadır.
http://sonsuznur.net/fethullah-gulen-prizma-serisi/33-fethullah-gulen-prizma-1-2-3-4/6501-fethullah-gulen-prizma-muhammedi-ruh-ve-mana-icinde-diyalog.html?qh=YToxOntpOjA7czoxMDoibXVoYW1tZWTDri I7fQ%3D%3D

MÜTEŞEKKÜR
10-05-2011, 13:47
sayın müteşekkür sanırım sorumu görmediniz...
buyrun elin gavurlarıyla sosyal ekonomik vb. ilişkilerimiz nasıl olucak
kısaca diyalogumuz nasıl olucak

anlatıverin...
siz ayet sıraladıysanız başkaları da ayet sıralar
kitabın tamamıy la amel etmeyi denesenize

(ALINTIDIR)
Bizim amacımız yeryüzünde yaşayan bütün insanların mutluluğudur. Biz, bütün insanlığın huzur ve barış içinde yaşamasını istiyoruz.

Bu amaca ulaşılması için, hakka dayalı âdil bir uluslararası düzenin kurulması gerekmektedir. Bizler, zengin tarihî mirası ve stratejik coğrafyasıyla Türkiye’nin âdil bir uluslararası düzenin kurulmasına öncülük edecek tarihî tecrübeye ve sağlam değerlere sahip olduğuna inanıyoruz.

İnsanlık âlemi geçen asırda milyonlarca insanın öldüğü iki dünya savaşına ve bunların ardından gelen soğuk savaş döneminin acı ve sıkıntılarına şahit oldu. Teknolojik gelişmelerin sağladığı bunca imkâna rağmen, kaynakların gayri adil ve dengesiz kullanılması sonucunda, insanoğlu 20. yüzyılda da, yoksulluklar ve açlıkların yanında suçların artışı, aile yapısının bozulması, çevre felâketleri gibi sayısız problemle boğuştu, bunaldı, hayal kırıklığına uğradı.Bir türlü beklediği ve özlediği âdil esaslara dayalı, huzur ve barış dünyasına kavuşamadı.

Yeni teknolojik gelişmelerle ve özellikle iletişim devrimiyle, şimdi gözler, ümitler ve özlemler 21. yüzyıla çevrilmiş durumdadır. Düşünceden bilime, teknolojiden ekonomiye, toplumsal ilişkilerden siyasete dünya adeta yeniden kuruluyor, yeniden yapılanıyor. Maalesef bu yapılanma, hak ve adalete göre değil, silah gücünü ellerinde bulunduranların çıkarlarını korumaya yönelik ve ırkçı emperyalizmin asırlardan beri düşlediği, herkesi kendisine köle yapmayı hedef alan ve neticede kan–gözyaşı ve ızdıraptan başka bir şey getirmeyecek olan bir yapılanmadır. Hâlbuki insanlığın, hakkı üstün tutan, daha âdil, daha insancıl ve daha uygar bir dünya özlemi ve arayışı devam ediyor. Ne var ki, dünya ekonomisi ve siyasetinde oluşan yeni dengeler, kuşku ve endişeleri de beraberinde getiriyor.

Nitekim, ABD tarafından uygulanmasına başlanan “Büyük Ortadoğu Projesi” (BOP) bölgedeki bütün ülkeleri tehdit ve tedirgin ediyor.

AB’nin Türkiye’den yeni azınlık tanımı ve suların yönetimi ile ilgili, ülke birliği ve beraberliğini bozacak taleplerine ilaveten, artan siyasi amaçlı misyonerlik faaliyetleri, ülkemiz için ciddî tehdit oluşturmaktadır.

“Yeni Dünya Düzeni”, “Tek Kutuplu Dünya”, “Küreselleşme”, “Medeniyetler Çatışması” , “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi” gibi tezler ve, adeta bu tezlere gerekçe oluşturan, arka planı karanlık, “Terör” tanımlaması; maalesef 21. yüzyılda da, insanlık için çok büyük tehdit ve tehlikelerin habercisi olmaktadır.

Afganistan’daki haksız işgal devam etmektedir. Türkiye’nin üzerine düşen görev, bu haksız işgale destek vermek değil, bu bölgenin bağımsızlığına ve işgalden kurtulmasına yardımcı olmaktır.

ABD ve müttefiklerinin, “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi” adı altında, İslam dünyasına karşı sürdürdükleri kanlı işgal politikaları dünya barışını çok ağır bir şekilde tehdit etmektedir. Aynı şekilde, İsrail’in, yetmişten fazla Birleşmiş Milletler kararına rağmen, sürdürdüğü saldırganlık, soykırım ve genişleme politikası bölge ve dünya barışı için sürekli ve açık bir tehdit oluşturmaktadır.
Dünyanın huzuru için çatışma değil diyalog esas alınmalıdır.

Huzur, barış ve mutluluğa giden yol, samimi işbirliği ve dayanışmadan geçer. Bu da ancak diyalogla olur. Bu diyalog, teslimiyetçi ve kendi değerlerimizi terk etme mantığı ile değil, birbirimizi, anlama ve Batıya yanlışlıklarını anlatma mantığı ile yapılmalıdır.

Uluslararası ilişkilerde çifte standart değil adalet esas alınmalıdır.

Bugün yeni bir dünya kurulacak ve bu dünya hakka ve adalete dayalı olacaksa, çifte standartlar terk edilmeli, insan hakları ve özgürlüklerin herkes için gerekli olduğu kabul edilmelidir.Tekebbürden, üstünlük iddiasından vazgeçilmeli, uluslararası ilişkilerde eşitlik esas olmalıdır.İki kutuplu sistemin dağılmasından sonra oluşan “Yeni Dünya Sistemi”nin küresel hâkimiyet mücadelesini bitireceğine dair iyimser havalar çoktan dağılmıştır. Kısa zamanda görülmüştür ki, hegemonya mücadelesi devam etmektedir

Sömürü yerine âdil paylaşım ve işbirliği esas alınmalıdır.

20. yüzyıla sömürü ve dünyayı paylaşma yüzyılı dersek yanlış olmaz. Milyonlarca insanın ölümü ve sakat kalması ile sonuçlanan savaşların temelinde sömürü vardır.

Irkçı emperyalizmin bütün dünyayı kendisine köle yapmak için kullandığı en önemli vasıta, faizci kapitalist nizamdır. Bu nizam sayesinde ufak bir emperyalist azınlık bütün insanlığı sömürmektedir. Bu uygulama, ister istemez sonunda daha büyük sosyal patlamaları ve savaşları kaçınılmaz kılacaktır.

Sömürgecilikle dünyanın zenginlikleri gelişmiş ülkelere akmış; zenginler daha zengin, fakir ülkeler ise daha fakir hale gelmiştir. Bugün gelişmiş kuzey ülkeleri ile gelişmekte olan ve geri kalmış güney ülkeleri arasında gelir dağılımı ve yaşama standardı açısından derin uçurumlar oluşmuştur. Gelişmekte olan ekonomiler borç yükleri altında ezilmiş, borçlarının faizlerini bile ödeyemez duruma gelmişlerdir.

Bütün bu sorunlar sömürü ile değil ancak samimi bir işbirliği ile aşılabilir.

tüm insanlığa saadet getirecek adil bir uluslararası sistemin kurulması için şu prensiplerin zorunlu olduğuna inanmaktadır:

1. Savaş değil, barış!

2. Çatışma değil, diyalog!

3. Çifte standart değil, adalet!

4. Üstünlük değil, eşitlik!

5. Sömürü değil, adil paylaşım ve işbirliği!

6.Baskı ve tahakküm değil, İnsan hakları, özgürlükler ve demokrasi.

Esasen bu açıklanan sebeplerden dolayıdır ki, D-8’lerin bayrağında bu temel prensiplere işaret etmek üzere 6 tane yıldız bulunmaktadır.

Biz bu prensiplere dayanan bir barış ve saadet dünyasının kurulmasında, Türkiye’nin öncülük yapacağına inanmaktayız. Bu açıdan Türkiye, tarihi ve coğrafyası ile, büyük imkânlara sahip olduğu gibi, aynı zamanda bütün insanlığın saadeti için gerekli olan bu büyük sorumluluğu da taşımaktadır.
-Türkiye, batılı ülkelerle gireceği dengeli ilişkilerle; refahın yanında özellikle barış, insan hakları ve demokrasi gibi değerlerin tüm dünyada gelişmesine katkıda bulunacaktır.
Türkiye, kuzeyinde yer alan “Karadeniz Ekonomik İş Birliği” (KEIB) ülkeleriyle, başta ekonomi olmak üzere, her sahada işbirliğini geliştirmesi ve yukarıdaki ilkelerin bu ülkelerce de benimsenmesine yardımcı olması suretiyle, adil bir uluslararası sistemin kurulmasına önemli katkılarda bulunacaktır.

-Türkiye, doğusunda bulunan tarihi, manevî ve soydaşlık bağlarıyla bağlı olduğu Türk Cumhuriyetleri ile de her türlü ilişkileri en ileri düzeye taşıyarak, bu kardeş ülkelerin kurulacak adil uluslararası sisteme dahil olmalarına ve katkıda bulunmalarına yardımcı olacaktır.

-Türkiye, aynı şekilde, doğu ve güneyindeki tarihî ve manevî bağlarla bağlı olduğu Müslüman ülkelerle de, her sahada en ileri derecede işbirliği içinde olmak suretiyle, yoksulluğun kalkması, dünya barışı ve âdil uluslar arası ilişkilere katkıda bulunacaktır.

-Yeni bir dünyanın çekirdek kuruluşu olan D-8 atılımı çerçevesinde, kalkınmakta olan ülkeler arasında en ileri derecede yardımlaşma ve işbirliğinin sağlanması kurulacak âdil uluslararası sistemin tesisi için ilk adım olacaktır.

İşte bu tarihî ve coğrafi şartlar, Türkiye’ye yeni bir dünyanın kurulmasına öncülük etme görevini yüklemektedir. Bundan dolayı Türk dış politikasının bu amaçlara göre yürütülmesi, Türkiye’nin bütün ülkelerle ilişkilerini işbirliği ve yardımlaşma anlayışı ile en ileri derecede gerçekleştirmesi gerekmektedir.

Türkiye’nin geliştireceği esnek ve çok alternatifli stratejilerle, jeopolitik imkânlarını, uluslararası ekonomik, siyasi ve güvenlik ilişkilerinde dinamik bir şekilde kullanması bir zorunluluktur. Eğer, dinamizmin yoğun temposu yerine, statükoculuğun kolaycılığını tercih eden ve lider ülke olma yerine uydu olmaya razı olan dış politika geleneğinde ısrar edilirse, bırakın jeopolitik konumumuzu, tarihî ve manevi zenginliklerimizi küresel etkinliklere dönüştürmeyi, sınırlarımızı korumak bile tehlikeye girecektir.

Unutulmamalıdır ki, soğuk savaşta Türkiye’nin bütünlüğünü, Sovyetlerin sıcak denizlere inmesinin önünde bir engel olduğu için destekleyenler, şimdi Türkiye’nin Ortadoğu’daki su-petrol dengesine dayalı jeo-ekonomik etkinliğini ve adil yeni bir dünyaya öncülük yapmasını çıkarları için zararlı görmektedirler ve bu sebeple bugünkü sınırların değişmesini isteyebilirler.

Ayrıca Yugoslavya ve Karabağ krizlerinde de görülmüştür ki, uluslararası güvenlik şemsiyeleri artık sınırların garantisi değildir; yine Doğu Türkistan, Bosna ve Çeçenistan’dan sonra Afganistan ve Irak’ta da görüyoruz ki, “evrensel insani değerlere” kimse itibar etmemektedir.

Açıktır ki Türkiye, ortaya çıkan yeni uluslararası konjonktürü ve burada üsleneceği konumunu ciddi bir şekilde yeniden değerlendirmek zorundadır. Uluslararası konumun yeniden değerlendirilmesi, ülke-içi kültürel, siyasi ve ekonomik parametrelerin de göz önüne alındığı bir yenilenme süreci ile uyumlu olmalıdır. Kendini tanımlamakta bile güçlük çeken bir toplumun, uluslararası strateji oluşturmada siyasi bir irade ortaya koyabilmesi mümkün değildir.

Medeniyetler arası diyalog, Dinler arası diyalog söylemleri ile yürütülen çalışmalar, tek taraflı işlemekte, kendi sağlam değerlerimiz sulandırılmakta, hatta terk edilmektedir.

Bütün bunlar birer münferit olay olmayıp, ırkçı emperyalizmin plân ve hedeflerinin uygulanması maksadıyla, yine onlar tarafından tanzim edilerek yürütülen olaylardır.
Türkiye – ABD İlişkileri:
ABD ile barış, diyalog, adalet ve eşitlik çerçevesinde, ilişkilerimizin sürdürülmesini istiyoruz. ABD, kendi halkının muhalefetine rağmen, ısrarla yürütmeğe çalıştığı bölge ve dünya barışını tehdit eden yeni savunma konseptini tekrar gözden geçirmelidir. ABD’den, Afganistan ve Irak’taki işgale derhal son vermesini, sorunları barış, diyalog, adalet ve eşitlik çerçevesinde çözmeye çalışmasını ve Büyük Ortadoğu Projesinden vazgeçmesini bekliyoruz.
V. 4. 3. Karadeniz Ekonomik İş Birliği (KEİB)
Karadeniz havzasındaki ülkelerin ekonomik işbirliğinin geliştirilmesi ve teşkilat içinde Türkiye'nin etkinliğinin artırılmasına gayret edilecektir. Üye ülkelerle ticaret hacmimizin artırılması ve karşılıklı yatırımların yapılması teşvik edilecektir.

Karadeniz havzasının bir barış ve işbirliği havzası haline gelmesi için Türkiye üzerine düşeni yapacaktır. Bu kapsamda Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin burada savaş gemileri bulundurmasına karşıyız.
V. 4. 4. Türk Cumhuriyetleri ile işbirliği
Tarih, kültür ve manevi bağlarla bağlı olduğumuz kardeş Türk Cumhuriyetleri ile, temel ilkeler çerçevesinde, en ileri örnek ilişkilerin tesis edilmesini istiyoruz. Bunun için gerek ikili, gerekse müşterek üye olduğumuz kuruluşlar içindeki ilişkilerimizi geliştireceğiz. Ekonomik ve kültürel olarak yeni ve ileri işbirliği imkânlarını araştıracağız..
V. 4. 5. İslam Konferansı Örgütü(İKÖ)
Türkiye İslâm Konferansı örgütünün güvenilir bir üyesi olarak, üye ülkelerle daha yakın ekonomik ve kültürel ilişki içerisinde olacaktır. Bu ilişkiler, karşılıklı yararımıza olacak şekilde, en üst düzeye getirilecektir.

Uygulanan çifte standartların ortadan kaldırılması ve her türlü haksızlığın önlenebilmesi için, İKÖ’nün çok daha etkin bir hale getirilmesi konusunda Türkiye’ye önemli görevler düşmektedir. İnanıyoruz ki bu konuda her türlü önlemin alınması ve çabanın gösterilmesi, sadece 1.5 milyarlık İslam dünyasının huzur ve barışını sağlamakla kalmayacak, aynı zamanda dünya barışına ve âdil bir uluslararası sistemin kurulmasına da önemli katkılar yapacaktır.

Komşularımızla İlişkilerimiz
Dış güçlerin etkileriyle, milli menfaatlerimize aykırı olarak, yapay sebeplerden dolayı komşularımızla ilişkilerimizi gerginleştirmeyi tamamen yanlış bir davranış olarak görüyoruz.

Aksine, bütün komşularımızla, her alanda en ileri ilişkilerin kurulmasından yanayız. Mevcut sorunların bu ilişkiler sayesinde en iyi şekilde çözümleneceğine inanıyoruz.

Türkiye BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi Olmalıdır.
Prensip olarak, Birleşmiş Milletler içinde ayrıcalığı olan bir “Güvenlik Konseyi”ne karşıyız. Ancak, bu durum düzeltilene kadar, yukarıda açıklanan tarihi ve coğrafi nedenlerle, Türkiye’nin, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi olmasının gerekliliğine inanıyoruz.

veri
10-05-2011, 13:51
yazdığına göz attım
sorumun cevabını göremedim

MÜTEŞEKKÜR
10-05-2011, 14:37
yazdığına göz attım
sorumun cevabını göremedim

Sen hangi soruyu sormuştun?.Bir hatırlat bakalım, cevaplandırayım bari...

Yeni-OSMANLI
10-05-2011, 15:25
2. Çatışma değil, diyalog!

6.Baskı ve tahakküm değil, İnsan hakları, özgürlükler ve demokrasi.



yaziyi okumadim,gözden gecirirken yukardaki alinti yaptigim bölüm dikkatimi cekti.
bide Gülen cemaatini diyalog yapiyorlar diye ve demokrasiyi savunuyorlar diye yerden yere vurursunuz...siz yapinca helal onlar yapinca haram öylemi?
sizi gidi siziiii...:)

MÜTEŞEKKÜR
10-05-2011, 15:38
yaziyi okumadim,gözden gecirirken yukardaki alinti yaptigim bölüm dikkatimi cekti.
bide Gülen cemaatini diyalog yapiyorlar diye ve demokrasiyi savunuyorlar diye yerden yere vurursunuz...siz yapinca helal onlar yapinca haram öylemi?
sizi gidi siziiii...:)

Fethullah Gülen belki iyi niyetli olabilir ama misyonu İslam'a göre çok yanlıştır.Galiba bunun farkında değl anlaşılan...

Mahabad
10-05-2011, 16:03
[B]Fethullah Gülen belki iyi niyetli olabilir ama misyonu İslam'a göre çok yanlıştır.Galiba bunun farkında değl anlaşılan...
Herkesin elinde bir niyet ölçer cihazı,
kendi niyetlerinizi ölçerken bip bip alarmının sesini kısarsınız
ama başkasına doğru yöneltince cihazınızın sesi yetmiyor, megafonla çıkan sesin desibelesini 100'e çıkartırsınız.

agbi
10-05-2011, 16:43
Yanlış konuya yazmışım.

Sildim

agbi
10-05-2011, 16:44
Müteşşekkür demişki

Yaa

Boşver kendisi F.Gülen den daha iyi İslam ı biliyor zannedersem.

Alper...
10-05-2011, 16:52
cüppeli ne diyorsa yapmayın kaçın
Allah hidayet nasip etsin.

:) namaz kılın diyor, kılmayayım mı? oruç tutun diyor tutmayayım mı? insan olun hayvani bir hayat yaşamayın diyor, insan gibi yaşamayayım mı? zekat verin diyor, vermeyeyim mi? ahlakınızı güzel eyleyin diyor ,aksinimi yapayım,kuran okuyun diyor okumayayım mı? peygamberi sevin diyor,ona uyun diyor, ona muhalefet etmeyin diyor,aksinimi icra edeyim... cübbeli takkeli önemli değil, itikat önemlidir diyor,bir insan itikadı bozuyorsa onu dinlemeyin diyor, aksini mi yapayım...

cübbeli hoca kurana ve sünnete sımsıkı yapışan mahmut efendinin yetiştirdiği alimlerden biridir.alimler hakkında mesnedsiz ,delilsiz ,sırf karalamak ve itibarını düşürmek için konuşmayalım.ehli sünnet alimlerimize sahip çıkalım.

Yeni-OSMANLI
10-05-2011, 17:03
Fethullah Gülen belki iyi niyetli olabilir ama misyonu İslam'a göre çok yanlıştır.Galiba bunun farkında değl anlaşılan...

sadece gülenin degil tüm müslümanlarin misyonu dinimizi insanliga sevdirmektir.
Bu itici tavirlala,nefret ettirici uslubla zorlastirici bir metodla olmaz.
Sevdiriniz,kolaylastiriniz,müjdeleyiniz,iyilkle muamele ediniz diyor bizim dinimiz,yani bu metodu dinimiz emrediyor,nefret ettiriniz,zorlastiriniz,korkutunuz,sert davraniniz demiyor,yumusak huyu,yumusak uslubu,güler yüzü dinimiz emrediyor,özellikle islamiyeti temsil edenler kirci olmamali, önyargilari kirmanin,korkulari almanin,buzlari eritmenin stratejisini bilmeli,anlayacagi dilde anlatmali,her dogruyu her yerde anlatmamali,karsisindakinin seviyesine ve durumuna göre yaklasmali.
gayri müslim ülkelerinde yasamanin caiz olmasinin ölcüsü müslümanlarin ürkütücü,igrendirici,nefret ettirici olmamalaridir,tam tersi imrendirici,sevdirici,olmalilar,insanliklariyla,ah laklariyla,uslublariyla,huylariyla,hal ve hareketleriyle olumlu sekilde dikkat cekmeliler.
Bunu yapmaya calisiyor g+ülen cemaati,sizede tavsiye ederim vesselam.

elcevaz13
10-05-2011, 19:12
http://www.youtube.com/watch?v=8tx7LRBTnG8

Muhterem Cübbeli namıyla meşhur ve maruf olan Hocamızın evvela ehl-i sünnete olan bağlılığı hasebiyle böyle bir beyanatta bulunduğunu ve dizinin ise sadece ilgili kısmını izlediği için malesef böyle bir yargıya varmıştır kendisinin böyle bir cemaati alakadar eden konularda daha hassas olmasını kemal-i samimiyetle bekliyoruz zira müminin mümine karşı ilk olarak hüsn-ü zannı esas almasıı iktiza eder.
Muhterem Hocamız Muhammed Fethullah Gülen kafirlerin cehenneme gideceğini kelime-i tevhidin tamamını ikrar etmeyenlerin ehl-inecat olamayacağını defaatle belirtmiştir bir misal:Salı, 27 Ağustos 2002 12:00 Fethullah Gülen

Göklerin yarılıp parçalanacağı, cehennemin köpürüp alevleneceği ve kıyametten sonra bir kere daha üfürülen surla beraber bütün ölülerin diriltilip hesaba çekilmek üzere toplanacağı bir gün...
Her ferdin, yalın ayak, başı çıplak bir vaziyette kendi sırasının gelmesini dehşet ve korkuyla bekleyeceği; kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve oğullarından kaçacağı, kendi başının çaresine düşeceği; peygamberlerin dahi "nefsî, nefsî" diyeceği bir gün...
Kâfirler için hazırlanan zincirler, bukağılar ve çılgın alevlerin herkesi dehşete düşüreceği; pek çoklarının kapkara, ekşi ve asık bir suratla beklerken, adeta bel kemiklerinin kırılacağı; burada kulluk vazifesini yerine getirmeyenlere "Haydi yalanladığınız şeye doğru yürüyün! Yürüyün, gölgesi olmayan ve alevden korumayan üç buudlu (katmerli) cehennem karanlığına!" denileceği ve muflislerin yüzükoyun sürüm sürüm ateşe sürükleneceği bir gün...
İşte, güneşin yaklaştırılıp her yanı kavuracağı, beyinlerin kaynayıp terin gırtlağa ulaşacağı ve sebeplerin bütün bütün iflas edip her şeyin insanın aleyhine döneceği o gün, insanlar altına girip gizlenmek, güneşin yakıcılığından azıcık korunmak için küçücük, ufacık da olsa bir gölge arayacaklar.. arayacaklar; ama o gün Hakk'ın himaye ve inâyetinden başka gölge de olmayacak.
Seslerin kesileceği, canların gelip gırtlaklara dayanacağı, başların dönüp bakışların bulanacağı o gün, tek bir sığınak olacak; o da Allah'ın himâyesinin gölgesi..
Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) "Allah yedi kimseyi, kendi zıllinden başka sığınak olmayan (kıyamet) gününde, zılli altında himaye buyuracaktır." diyor ve hem bu talihli insanların kimler olacağını haber veriyor, hem onlardan biri olmamız için bizi ikaz ve teşvik ediyor ve hem de sağlıklı bir toplumun ancak o insanların sıfatlarını üzerinde bulunduran kimselerle meydana geleceğini bildiriyor.
Bu yedi grup insan şunlardır: Hak, adalet ve istikâmeti temsil eden idareci; ömrünü ibadet neşvesi içinde geçiren genç; mescidlere dil beste olan kimse; birbirlerini Allah için seven, bir araya geldiklerinde Allah için bir araya gelen, ayrılırken de Allah için ayrılan, Hak rızasını, Hak sevgisini mihrâb edinmiş muhabbet fedâileri; güzel ve zengin bir kadının talep ağında (nefsine başkaldırıp) "Ben Allah'tan korkarım." diyen adam; solundakine infak ettiği şeyden, sağındaki bir şey hissetmeyecek şekilde sadakasını gizli eda eden kahraman; ve yapayalnızken Allah'ı (celle celâluhu) anıp da gözleri yaşlarla dolan, yalnızlık anlarını tefekkür ve murâkabe ile buudlaştıran, yer yer gönlünde bestelediği duygularını yanaklarından süzülen yaşlarla seslendiren, gözyaşı kelimeleriyle Dost'a içini dökebilen duygu ve gönül insanı.
http://sonsuznur.net/fethullah-gulen-kirik-testi-serisi/72-fethullah-gulen-kirik-testi-serisi-gurbet-ufuklari/5906-fethullah-gulen-abd-sohbetleri-kirik-testi-muthis-bir-gun-var-insanoglunun-onunde....html?qh=YTozOntpOjA7czo5OiJrw6JmaXJsZXIi O2k6MTtzOjg6ImNlaGVubmVtIjtpOjI7czoxODoia8OiZmlybG VyIGNlaGVubmVtIjt9 (http://sonsuznur.net/fethullah-gulen-kirik-testi-serisi/72-fethullah-gulen-kirik-testi-serisi-gurbet-ufuklari/5906-fethullah-gulen-abd-sohbetleri-kirik-testi-muthis-bir-gun-var-insanoglunun-onunde....html?qh=YTozOntpOjA7czo5OiJrw6JmaXJsZXIi O2k6MTtzOjg6ImNlaGVubmVtIjtpOjI7czoxODoia8OiZmlybG VyIGNlaGVubmVtIjt9)
Gelelim dizinin mevzusuna:
Murat, Müslüman Agop’un vasiyetini yerine getirebilecek mi?

Murat’ın helallik alma macerasında bu hafta mücevher dükkanını soyduğu Agop Efendi var. Efe’nin gayrimüslim bir çocuğun bisikletini izinsiz alması, Murat’a mücevherci Agop’u hatırlatmıştır. Murat, yıllar önce yanında çalşırken mücevherlerini çaldığı Agop’u bulmak ondan helallik istemek için harekete geçer. Fakat, Agop’u bulduğunda onu bir sürpriz beklemektedir. Çevresindeki herkesin sevip saydığı Agop, aslında bir Müslüman’dır. Kendisini sevenleri hayal kırıklığına uğratmak istemediği için inancını gizli olarak yaşamıştır. Agop, Murat’ın değiştiğine inandıktan sonra ona sırrını açar. Artık ölüme çok yaklaşmıştır ve bu dünyada son bir isteği vardır: Gizlice Müslüman mezarlığına defnedilmek... Murat, Agop’un vasiyetini yerine getirebilecek midir? Polisin ve Ermeni cemaatini karşısına alan Murat’ı nasıl bir macera beklemektedir?
Dizinin tamamı için:
http://www.kure.tv/dizi/14-hakkini-helal-et/hakkini-helal-et-12-bolum/12-Bolum/33067/

MÜTEŞEKKÜR
10-05-2011, 20:09
Herkesin elinde bir niyet ölçer cihazı,
kendi niyetlerinizi ölçerken bip bip alarmının sesini kısarsınız
ama başkasına doğru yöneltince cihazınızın sesi yetmiyor, megafonla çıkan sesin desibelesini 100'e çıkartırsınız.

Körü körüne dinlerarası dialoğu benimsemeniz gaflettendir kardeşim...Biz hep müslümanları uyarmak için varız...Fethullah Gülen'i sevebilirsiniz ama misyonunu islam'a nasıl ortak edebilirsiniz?. Allah için sevmek böyle mi olur...Dinlerarası dialogda islam'a zarar vermekten başka bir şey yoktur.

Sormak lazım size, cihad mı ediyorsunuz yoksa boyunduruk altında yaşamaya mı razısınız? Cihad ediyorsanız sizin dinleraras dialoğu desteklemeniz cihaddan değildir. Allah'ın düşmanlarını dost edinmek müslümana yakışır mı?Onlarla sadece ekonomik alanda adil bir şekilde işbirliği yapılır.Dinden asla taviz verilmez.Onlara bugün taviz verirsiniz arkası hemen gelir.Bunu kavrayamıyorsunuz.İşte sizin zaaflarınız bunlardır...

Osmanlı son asırda taviz vererek ne hale geldiğini hiçdüşündünüz mü? Atalarımız boşuna dememişler; "AYIDAN POST, GAVURDAN DOST OLMAZ" diye. Hala anlamak istemiyorsunuz.Artık gaflet uykusundan uyanın kardeşim...

Yeni-OSMANLI
10-05-2011, 20:46
2.dinlerarasi diyalogdan ne anliyorsun?
tam olarak neyi elestiriyorsun?

3.Sana bir cevab yazmisdim,sevdiriniz nefret etiirmeyiniz,kolaylastiriniz zorlastirmayniz mevzusu...cevabini beklerim,alinti yaparak cevab verirsin insaAllah.

4.Cübbeli papayla görüsmesinin bir mahsuru yok demisdi bi konusmasinda,dilersen linkini ekleyebilirim.
Papayla görüsürken ne yapsaydi ikinci videoda söylediklerinimi söylesiydi???

5.Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı; fakat her doğruyu demek doğru değildir. Zira senin gibi niyeti hâlis olmayan bir adam, nasihati Bazen damara dokundurur, aksülâmel yapar.

Eğer hasmını mağlûp etmek istersen,fenalığına karşı iyilikle mukabele et.? Çünkü, eğer fenalıkla mukabele edersen, husumet tezayüd eder. Zâhiren mağlûp bile olsa, kalben kin bağlar, adâveti idame eder. Eğer iyilikle mukabele etsen, nedâmet eder, sana dost olur.

Adamın biri: "Nerede olursa olsun ben gördüğüm doğruyu mutlaka söylerim, asla geri kalmam." diye iddiada bulunuyormuş. Kendisini ikaz etmişler:

- Her doğru her yerde söylenmez. Tepkiye sebep olacak doğru bazen eğri sonuçlara sebep olur, demişler. Ama dinlemiyormuş: "Ben sözümü dudaktan, gözümü de budaktan esirgemem, doğruyu gördüm mü hemen yapıştırırım." diye diretiyormuş.

Bir gün bir adamın şahide ihtiyacı olmuş, hep doğruyu söylerim diyen adamı mahkemeye götürüp kadı efendinin karşısına dikmiş. Bizim doğrucu bakmış ki, kadı efendinin bir gözünde sargı var, gözünün biri görmüyor tek gözle bakıyor kendisine;

- Selamün Aleyküm kör kadı, deyip oturmuş. Kadı da kızıp, 'Atın şu münasebetsiz herifi içeriye!' diyerek hapsi boylatmış. Hapishanede çevresini saran mahkûmlar ısrar etmişler,

- 'Hangi suçtan dolayı hapse atıldın?' diye. O da omuzlarını silkerek cevap veriyormuş:

- 'Ben suç falan işlemedim, sadece doğruyu söyledim, Selamün Aleyküm kör kadı, dedim, o da beni hapse attı.' Mahkumlar gülüşmüşler:

"Efendi, demişler, her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir. İşte böyle münasip olmayan yerde söyleyeceğin bir doğru, münasip olan yerlerde söyleyeceğin birçok doğrulara da mani olur, şahitlik bile yapamaz hale gelirsin! Keşke o gereksiz doğruyu söylemesen de şahitliğini yapsan, bir haksızlığı önleseydin." temennisinde bulunmuşlar.

Bundan dolayı, "her doğruyu her yerde söylemek doğru değildir!" diyen âlimlerimiz olmuştur.

İmam-ı Birgivi Tarikat Tekmile'sinde:

- Sana zarar verecek kişiyle karşılaşırsan zararından korunacak şekilde muhatap olman haram değil, belki müstehaptır, diyerek 'İnsanları idare ile emir olundum' hadisini hatırlatıyor.

Hafız-ı Şirazi'nin meşhur sözünü de burada nakleden Birgivi şöyle diyor:

- Akıllı insan dostlarına ikram edip, düşmanlarını da idare edendir!

Şu olayı da misal olarak zikretmektedir.

- Efendimiz'in (sas) kapısına gelen bir kişi içeriye girmek için izin istemişti de, gelenin kim olduğunu sorunca, falan aşiretin adamıdır, denmiş: - O şerli kimsedir buyursun gelsin! diyerek, güler yüzle karşılamıştı. Çıkıp gittikten sonra sormuşlardı:

- Hem aşiretin şerli adamıdır buyurdunuz, hem de güler yüzle muhatap oldunuz? Buyurmuştu ki:

- İnsanların şerlisi, şerrinden korunmak için idare edilmelidir!

Demek ki, size zarar vereceğini düşündüğünüz kimselerle iyi münasebet içinde muhatap olup düşmanlık meydana getirecek sözlerden kaçınmakta isabet vardır. Bu ikiyüzlülük de değildir. İlle de iyi münasebeti yok edecek sözler söyleyerek arayı açmak gerekmez.

İmam-ı Birgivi Hazretleri burada, "Acı da olsa hakkı söyle" hadisini izah ederken diyor ki:

- Şayet sana ve başkasına bir zarar gelmeyecekse hakkı söyle! Ama şiddetli bir zarar gelecekse susup idare etmek günah değil, belki bazı yerlerde müstehap bile olabilir.

Birgivi Hazretleri, gelecek zararı anlatırken de misal vermekte ve görevinden seni uzaklaştırmak yahut da bulunduğun beldeden istemediğin bir beldeye sürmek gibi zararlara sebep olacak doğrulardan kaçınmak da caizdir, demektedir.

özellikle teblig konusunda karsi tarafin anlayacagi dilde anlayacagi seyleri anlatmak lazim,anlamayacagi veya yanlis anlasilmaya müsaid konulara girmemek lazim,konustugumuz,diyalog kurdugumuz kisinin seviyesine inmek lazim,empati yapmak lazim,empati cok önemlidir,empati yapamayanlar bu isden uzak dursunlar.
En basit anlamiyla empati bir insanin kendisini karsisindaki insanin yerine koyarak onun duygu ve düsünceleri dogrultusunda kendisine yaklasip kafasina takilan meseleyi sevdirmenin yolunu bulmaktir.
bu resmen bir sanattir,herkes basaramaz,bunu basarabilmek icin bukalemun gibi olmak lazim.

semnun
10-05-2011, 20:50
Kardeşler kul hakkına dikkat ediniz. Zira fethullah HOCA nın burda yazılanlardan haberi yok. o yüzden
Kul hakkına girersiniz mazaallah. ( Böylesinin günahı ödenmezde )

Itri
10-05-2011, 21:35
Stv'de imanı tehlikeye düşürecek filmleri izleyeceğine show tv'de dansöz izleyin daha iyi.
Show tv,stv'ye göre biraz daha ehveni şer olmuş oluyor.

Stv'yi izlemeyin ama danszöleride izlemeyin:)

Bu nasıl bir cümle anlayabilmiş değilim.
Hayret hayret..

Mahabad
10-05-2011, 21:41
Stv'de imanı tehlikeye düşürecek filmleri izleyeceğine show tv'de dansöz izleyin daha iyi.
Show tv,stv'ye göre biraz daha ehveni şer olmuş oluyor.
Stv'yi izlemeyin ama danszöleride izlemeyin:)


Bu nasıl bir cümle anlayabilmiş değilim.
Hayret hayret..

o bir saadetçi ve ben milli görüşçüyüm diyenlerden biri, normal karşılamak lazım.
daha pek çok antika ve uygunsuz sözleri var.

Yeni-OSMANLI
10-05-2011, 21:50
o bir saadetçi ve ben milli görüşçüyüm diyenlerden biri, normal karşılamak lazım.
daha pek çok antika ve uygunsuz sözleri var.

tv5 de arasira süslü püslü bir kadin haber spikerligi yapiyordu,hala yapiyormu bilmiyorum,acik sacik karilarin kol gezdigi reklamlarida var,bu milli-görüscüler bunlarida elestiriyorlarmi acaba?
Samimiyetin ölcüsü ayni hatayi kendi grubun kendi tv yapincada ayni dozda elestiriyi yapabilmektir.
Yok eger at gözlüklüysen,müminleri "bizden-bizden degil" , "milli-görüscü-isbirlikci", "hak-batil","fatihin nesli-bizasin torunlari" gibi söylemlerle ikiye ayirarak futbil takimi tutar gibi grub cemaat,parti tutanlardansa o ayri.
Öz elestiri yapsa bile zarar vermesin diye kapali kapilar ardinda yapar ama söz konusu mümin kardesi olunca uluorta kamera karsisina cikarak duyurur,milleti kiskirtir,fitne cikartir...bumu islam ahlaki,bumu islam kardesligi???

veri
11-05-2011, 07:15
Sen hangi soruyu sormuştun?.Bir hatırlat bakalım, cevaplandırayım bari...

BOŞVER

:) namaz kılın diyor, kılmayayım mı? oruç tutun diyor tutmayayım mı? insan olun hayvani bir hayat yaşamayın diyor, insan gibi yaşamayayım mı? zekat verin diyor, vermeyeyim mi? ahlakınızı güzel eyleyin diyor ,aksinimi yapayım,kuran okuyun diyor okumayayım mı? peygamberi sevin diyor,ona uyun diyor, ona muhalefet etmeyin diyor,aksinimi icra edeyim... cübbeli takkeli önemli değil, itikat önemlidir diyor,bir insan itikadı bozuyorsa onu dinlemeyin diyor, aksini mi yapayım...

cübbeli hoca kurana ve sünnete sımsıkı yapışan mahmut efendinin yetiştirdiği alimlerden biridir.alimler hakkında mesnedsiz ,delilsiz ,sırf karalamak ve itibarını düşürmek için konuşmayalım.ehli sünnet alimlerimize sahip çıkalım.
Kardeş kusura bakma ama o dediklerini CÜPPELİ değil Efendimiz dediği için yapıyorum...
Efendimiz dediği dil ile alakalı emirleri cüppeli tutmuyor ben de o konuda ona uymayın dedim.. lütfen çarpıtmadan konuşalım.

MÜTEŞEKKÜR
11-05-2011, 08:10
Yahu bıktım artık size birşey anlatmaktan..
Fethullah Gülen'e bir kasdımız yok,siz niye sözlerimi çarpıtıyorsunuz.
Ben diyorum ki bu adam İslam'ı yüceltmiyor bilakis gavurlarla ortak etmek istiyor.Yahu gavur İslam'dan anlamaz.Ona para lazım paraaa...ONLARDA ADALET, SECAAT, MERHAMET BULAMAZSIN.KENDİ DİNİNDEN OLMAYANLARI ASLA SEVMEZLER. BUNU ARTIK AKLINIZA, BEYNİNİZ,E KALBİNİZE YAZIN!...

GIYBET EDİYOR MUŞUM NE GIYBETİ!..

YAHU, BENİM DİNİM VE MÜSLÜMAN KARDEŞLERİM BEŞ PARALIK EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR SİYONİZME HİZMET ETTİRİLMEYE ÇALIŞIYOR BEN DE BUNA SESSİZ KALACAĞIM ÖYLE Mİ?

RAHMETLİ ERBAKAN HOCAMIZ SİYONİZMİN BAŞ DÜŞMANIYDI. FETHULLAH GÜLEN ONUN GİBİ NE YAPTI SÖYLESENİZE NEYAPTI?...

RAHMETLİ ERBAKAN HOCA'NIN MEŞHUR SÖZLERİNDEN....

"Siyonizm bir timsah haline gelmiştir. Üst çenesi Amerika (http://www.samanyoluhaber.com/Amerika-haberleri.html)'dır.Avrupa Birliği (http://www.samanyoluhaber.com/Avrupa-Birli%C4%9Fi--haberleri.html)alt çenesidir. İsrail bunun sadece kuyruğudur. Müslüman ülkelerin yöneticilerinin, siyasetcilerinin, işadamlarını bir kısmı da bunun gövdesini teşkil ediyor. Siyonizm insanlığı yok olmaya götürüyor"

"Biz Milli Görüş'ü bu siyonizm canavarının dişlerini kırmak, kafasını ezmek için kurduk" dedi.

"Dünyada 6 milyar insan var. Gayri Müslimlerin çocukları da Müslüman. Müslümanlar tek bir millettir. Küfür ise tek bir millettir. Müslüman olmayanların hepsi bir merkezden yönetiliyor. Bunu görmeden meseleleri anlamak mümkün değil. Bu merkez neresi? Siyonizm, ırkçı emperyalizm. Onu tanımadan hiçbir şeyi tanıyamayız. Siyonistlerin amentüsü ise başkadır. Her ne kadar, yahudiyiz, deseler de Musa Aleyhisselamın Tevrat’ını Kabbala ile değiştirdiler. Bunun içine Yahudi inancının temellerini koydular. Onların amentüsüne göre, onlar Cenabı Allah’ın asıl kulları. Kalan ırklar onlara köle olarak yaratılmıştır. Onlar insan, kalanlar maymundur. Sonradan insanlar maymuna dönüştü. Bu kölelik sözde kalmayacak, fiilen taahhuk edecek. Bunun için sürgündeki Yahudiler yeniden Kudüs’te toplanacak, sonra büyük İsrail Fırat ile Nil arasında kurulacak. Bizim güneydoğudan Elazığ’a kadar olan toprakların büyük İsrail’in parçası olduğuna inanıyorlar. Siyonistler buna inanıyor Bu yetmez diyorlar bunun emniyetini sağlayacağız, diyorlar. Bunun için Fas’tan Endonezya’ya kadar hakimiyeti sağlayacağız. Bağımsız bir Türkiye olmayacak. Bunu kim söylüyor, Kabbala, Tevrat,
Siyonizm, ırkçı emperyalist söylüyor. Bizim varlığımızı kabul etmiyorlar. Bunun pazarlığı görüşmesi, müzakeresi yok. Adamın dini bu dini. Ve Süleyman mabedini yapacağız diyorlar. Yahudilerin Mesihi yeryüzüne gelecek. Davud aleyhisselamın tahtına oturarak dünya hakimiyetimizi pekiştireceğiz, diye inanıyorlar”


5760 yıldan beri kabalaya inanarak çalıştıklarını söylüyorlar. Dünyanın para kontrolü ellerinde. Para ve insan kontrolü elimizde iken elbette dünya hakimiyetini kuracağız, diyorlar. Hatta Hıristiyanlığı değiştirip, Protestanlığı kurdular. Amerika’da Evangelist tarikatını kurdular. Bunların inancı ise şu, biz hristiyanız, İsa aleyhisselam gelecek. Gelmesi için de Yahudilerle birlikte çalışacağız. Süleyman mabedi kurulsun ki, İsa gelsin. Yahudi bunları kandırmış. Aksi halde Yahudiler, İsa’yı Mesih olarak beklemiyor. Böylece evangelist tarikatını kurmuşlar. Bush bu yüzden Irak’ın işgalini yaparken, Allah’ın kendisini görevlendirdiğine inandırılmış.

Hristiyanları böyle kandırmışlar. Müslümanlara gelince. Dünyacı Müslümanlar olarak nitelendirdikleri AKP ile değil, asıl problem olan onlar için Milli Görüşçüler, yani Saadet Partililer. Onlarla mücadele ediyorlar. Büyük İsrail’i bunlar daha önce kuramadılar. Kahramanmaraş’ta Sütçü İmam çıktı, Balıkesir’de Hasan Basri Çantay çıktı, taşla sopayla Fransızları, Yunanlılar’ı kovdular. Millet kendi Meclisi’ni kurdu ve düşmanı attılar. Böylece İsrail’i kuramadılar. Harbin arkasından Lozan anlaşmasında Haym Nahum İnönü’ye müşavir oldu. Böylece Anadolu harp ile işgal edilmedi, Lozan yalancıktan imzalandı. Aslolan Sevr oldu. Lozan’ı imzalamış gibi oldular. Haym Nahum’un iknası ile aslolan Sevr’dir deyip, Haym Nahum doktrine uygun olarak Lozan imzalandı. 80 seneden beri aç bırakmak, işsiz bırakma ve borca esir etmek, dinimizden uzaklaştırmak için uğraşıyorlar. Çünkü onların derdi büyük İsrail’i kurmaktır.

19 haçlı seferini ecdadımız püskürttü. Yalancıktan Lozan’ı imzaladılar şimdi 80 senedir çalışıyor. 1990 senesi geldiğinde Rusya çöktü komünizm dağıldı, şimdi büyük İsrail’i kurmanın vakti geldi dediler. Thatcher NATO toplantısında İslamı yeni düşman ilan etti. Bu yüzden NATO feshedilmedi, hatta güçlendirildi. Bu yüzde 20. Haçlı seferini böylece imzalamış oldular”

Konuşmasında Siyonizmin Türkiye’deki yöneticiler başta olmak üzere dünyadaki ülkeleri iş başına getirdiği yöneticiler eliyle nasıl yönlendirdiğini anlatan Erbakan, şöyle dedi:

“Siyonizm üst çenesi ABD, alt çenesi AB, kuyruğu ise İsrail. Böyle olmuş da ne olmuş, şu Tayyip dediğin bizim eski talebemiz var ya, arka kapıdan kaçıp top oynayarak yetişen var ya. Bu timsah ile uyuştu, gitti kafasını timsahın ağzının içine soktu, timsah ise çenelerini kapattı. Şimdi biz seçimlerde bu timsahın dişlerini kıracağız, kafasını ezeceğiz onun için Milli Görüş’ü kurduk.

veri
11-05-2011, 08:15
Yahu bıktım artık size birşey alatmaktan..
Fethullah Gülen'e bir kasdımız yok, siz niye sözlerimi çarpıtıyorsunuz.Ben diyorum ki bu adam İslamı yüceltmiyor bilakis gavurlarla ortak etmek istiyor.Yahu gavur İslam'dan anlamaz.Ona para lazım paraaa...ONLARDA ADALET, SECAAT, MERHAMET BLAMAZSIN.KENDİ DİNİNDEN OLMAYANLARI ASLA SEVMEZLER BUNU ARTIK AKLINIZA, BEYNİNİZ,E KALBİNİZE YAZIN!...

GIYBET EDİYOR MUŞUM NE GIYBETİ YAHU?BENİM DİNİM VE MÜSLÜMAN KARDEŞLERİM BEŞ PARALIK EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR SİYONİZME HİZMET ETTİRİLMEYE ÇALIŞIYOR BEN DE BUNA SESSİZ KALACAĞIM ÖYLE Mİ?RAHMETLİ ERBAKAN HOCAMIZ SİYONİZMİN BAŞ DÜŞMANIYDI FETHULLAH GÜLEN ONUN GİBİ NE YAPTI SÖYLESENİZE NEYAPTI...
RAHMETLİ ERBAKAN HOCA'NIN MEŞHUR SÖZLERİNDEN....

anlatma kardeşim niye anlatma ihtiyacı duyuyorsun
senin için ayrılan cehennem çukurunu boş bırak rahat ol...
HİDAYET ALLAH tandır..
var sa birinin yanlış dua et...
GIYBET YAPMA gıybet yasaklanmıştır
üslüp önemli
ben müteşekkir şunu yapmış dersem yanlıştır
ama şu iş böyle yapılır arkadaşlar dersem bu müslümanca tavır olur...

ayrıca benzer bir konu açtım
elin gavuru nasıl cennete girebilir diye
buyur:)

MÜTEŞEKKÜR
11-05-2011, 08:20
Vatikanın hedefleri nelerdir?

Vatikanın kendi ifadeleriyle ortaya çıkan gerçek şudur. İlk bin yıl içinde yaşadıkları topraklar da Hristiyanlığı yaymak ( ki gerçekleşti bu ) ikinci bin yılda Doğu diyarlarına el atmak, Müslümanların arasına fitne sokarak bölmek küçük düşürmek ( ki buda gerçekleşti) İçinde bulunduğumuz üçüncü bin yılda da Hristiyanlığı bütün dünya’ya yaymak.
1600 lü yılların sonunda Türk düşmanlığını iyice azdıran Vatikan, kiliseler ve papazlar eliyle kendi halkına Türk düşmanlığı seferbirliğine soyunmuştu. (Haç da birleşin,Meryem ana adına savaşın,Türkleri perişan edin.Savaş isteyen tanrının sesine kulak verin,Jesus a olan borcumuzu Türklere karşı savaşarak biraz olsun ödemeliyiz.) "Bu sözler, sözde dindar Hristiyan olan bir İngilizce içerikli siteden alınmadır." Bugün dinler arasi dialog peşinde koşanların kulaklarına küpe olsun.

Dialog peşinde koşan dostlarımıza bir sormak gerek. Bütün bu olanlar geçmişi karanlık ve fitne dolu olan Vatikanın bir samimiyetinimi gösterir yoksa ard niyet dolu bir maksadımı? Yoksa sizin İslam adına sergilediğiniz gafletimi?
Dinler arası dialog, aslında Vatikanın dinden kopmuş kendi halkını kiliselere döndürme yollarından biri olduğu gibi, az önce yukarda belirttiğim üzere ilk bin yıl içinde kendi milletini Hristiyanlaştırmak, ikinci bin yılda Amerika, Afrika gibi diyarlar Hristiyanlaştırılması (ki bunların hepsi gerçekleşti.) Son ve üçüncü bin yılda ise adına "Asya" diyorlar ama sonuçda Müslümanları Hristiyanlaştırmak olan bir sinsi planın adıdır.
Ayrıca bu benim fikrim değil, bizzat "Papa ll. Paul" Vatikanın 1999 yılında çıkardığı kitapta bizzat böyle diyor.

Tabi Vatikanın dinler arası dialog’tan kast’ı, istedikleri yeni bir Müslüman modeli inşaa etmek. Bunuda bir noktada Müslüman ülkelerinde resmi yada gayri resmi durumunda olan (ılımlı) müslüman liderler eliyle gerçekleştirmek istiyorlar.Asırlardır Müslümanlara besledikleri kinde bir yol alamayan Vatikan ve nezdinde Batı dünyası bugün dialog ve hoşgörü adında bir meziyet geliştirerek, bunu da içimizde sıkça dillendiren ve sözde İslamı da kimselere kaptırmayan (Nurcular) eliyle yapıyor olmasıda başka bir ibretlik vesika. Bütün bu hevesleri güdenlerin sadece Vatikan’dan ibaret olmadığı muhakkaktır. Vatikan eşitdir A.B.D.

Bütün bu gerçekler ışığında hala Müslüman dünyası gözünü açamıyor ise bununda elbetde nedenleri var. Oda ekonomik güç yoksunluğundan çaresiz bırakılmış olması yada zengin Arap ülkelerinin Batı çıkarlarına alet olması ve kendilerini peşkeş çekmeleri.
Başka bunun nasıl tarifi olur bilemem.

Herşeyden önce son yıllarda Canada’dan Avustralya’dan A.B.D’den ve Avrupa’dan binlerce Hristiyan misyonerlerin Anadolu diyarlarında bugün cirit atıyor olmalarıda bir tesadüf olamaz sanırım. Kendi toplumunu uçurumun kenarına itmiş, seks ve içki alemine sürüklemiş fuhuştan türemiş milyonlarca evladına ( *** ) sahip olan bu topluluklar, içinde bulunduğumuz üçüncü bin yılda kendilerine verdikleri dönülmez vaad için Anadolu evladını Hristiyanlaştırmak sevdası peşinde.
Her ne kadar İstanbul’un göbeğinde şık giyimli kızlar eliyle İncil dağıtıyor olsalar da asıl başarılarını doğunun mağaralar da gözünü açan ve her dönem Türk’ü sırtından hançerleyen cahil kürd kesimini Hristiyanlaştırarak başarıya ulaştıklarını söyleyebilirim. Bugün gidip bakınız Irak’ta uzun yıllar oluşan o boşluk ve başıbozukluk nedeni ile asırlarca yezid-i olan Kürdler bile Hristiyanlaştırılabiliniyor. Kanada da yaşayan binlerce Hristiyanlaştırılmış G.Azerbaycan lı Türk’ününde olduğunu söyleyebilirim. Bunların çoğu da Hristiyan olma koşulu ile Kanada’ya yerleşmiş insanlar.

Anadolu’da hareket bulan bu Misyoner faaliyetleri ne adına yapılıyor?
Dinler arası dialog adına. Peki idari mekanizma ne diyor?
Batı kapısında bekleyen hararetli damat durumunda ya susmayı yeğliyor yada yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bu ülkeyi idare edenler, bir ihanet ve gafletin ocağında büyük Türk Milletinin dini ve kaderiyle oynuyor. Her köşe başını kapmış Allah nedir Mukaddesat nedir bilmez ve hiç işi olmaz düzenbaz kartel medyasınıda unutmayalım. Bir "Abdi İpekçi" inadında ısrar eden devşirme medya aslında sadece günü kurtarıyor. Okuyanınız varmı (?) bilmiyorum ama,

Steeve Berry ( Üçüncü sır ) adlı kitabında diyor ki: "Vatikan asırlardan beri fitnenin ana merkezi olmuştur."Ve yine kendisi kitabında "temelini yalan ve gerçekleri örtmek adına kurulmuş olan Vatikan’ın sonunun geldiğini, artık Vatikan’ın içinde iktidar olma savaşlarının gizliden gizliye yaşandığını, hırs ve kin dolu ayak oyunlarının sergilendiği bir merkez olduğu" gerçeğini ifade ediyor.

Geçenler de mistik içerikli ve bir o kadar Vatikan dünyasının iç kıyametlerinden bahseden iki kitap olan (Time of Thin Blood, ve Rage Across Heavens gibi kitaplar) ın internet üzerinden oyunlarını yapmışlar. Çoktandır duyduğum bu oyunları bir dost eliyle edinerek oynama şansım oldu. Sadece bir internet oyunu deyip geçmek çok yanlıştır. Fakat oyunu yapılan bu iki kitabı film haline hangi babayiğit getirir o bilinmez. Fakat gerçek o ki Vatikan`a Hristiyan dünyasının kendi içinden büyük bir saldırı olduğudur. Bu gün kitap yada oyun diye geçiştirilen bu konuları anlamak şöyle dursun bu tür şeylerden habersiz olan Müslüman dünyası maalesef kendi iç kabuğuna çekilmiş 1700 lü yıllarda Vatikan eliyle gönderilen fitneci misyonerlerin ve onların çocuklarının bugünde hala oyunlarına alet olduklarını ve kendi iç kavgalarında ısrar ettiklerini görüyoruz.

Biz Türk’ler ise, Amerika’nın ortadoğu da saldırgan üslup takındığı ve saldırdığı bir çok ülke insanlarıyla, geçmişte olduğu gibi bugün de dost ve kardeş bir Milletiz.Müslüman dünyanın horlandığı ve küçük düşürüldüğü Kapitalist dünya düzeninde, müslümanlar başsız kalmanın acısını ve eksikliğini dayanılmaz bir şekilde görmektedir. Amerika’nın ve Batı dünyasının müslümanlara felaketler getiren şeytani oyunlarından kurtulmak için, inanç bağlamında yolları ayrılan ve fakat kader bağlamında yolları çakışan yaralı Rusya ile birleşmeli ve müslüman dünyası bu canavar Batı ahlaksızlığına ve haksızlığına bir son vermelidir. Pakistan’ın ve İran’ın nükleer silahlarına tahammül edemeyen taraflı Bati, İsrail’in hukuk tanımaz çirkefliğine taraflı davranabilmektedir. Üstelik Batı, önüne engel olacak herşeyi bir nokta da yok etme ve sindirme sevdasından vazgeçmiyor.
Niye acaba?
Aslında bakıldığında Hıristiyanların, sadece kendi çıkarlarına hizmet için ortaya attıkları bu fikir, “Hıristiyan Müslümanım” gibi saçma sapan ifadelerle dolu boş bir uğraşın halini aldı. Kendi hamlesini ortaya koymaya çalışan bazı Müslümanların “belki lehimize çeviririz” edasıyla bu olaya iştirak etmesi pek de olumlu bir etkiye sahip değil toplum nezdinde.
Neden mi? Kapitalizmi yetiştirip büyüten batı artık Afrika’daki insanları sömürmüyor. Sömürü sistemi tüm dünya üzerinde kendisini küresel şirketlerin bünyesinde aşağılık sinsiliğiyle etkisini göstermeye çoktan başladı bile. E tabi, emperyalist sistemin merkezinden tüm dünyaya yayılan, bu diyalog çalışmasından kim ne bekleyebilir ki? Acaba diyaloga iştirak edenler, katkıda bulunmaya çalışanlar nerede? Doğu da mı; Batı da mı? Varın siz düşünün!
Diyalogun gölgesinde kaldığı müddetçe, aynı zamanda batının da gölgesinde kalacak bir küresel ahlak denemesi pek de samimi değil açıkçası. Ve sonuçlanması da beklenemez. İşte samimi bir küresel ahlak çalışması niyetiyle okumaya başladığım Chandra Muzaffer’in yazdığı “Küresel Ahlak ya da Küresel Hegemonya” adlı eserinin son sayfalarında diyaloga değinmesi, küresel ahlak çalışmalarının diyalogla aynı paralel de olduğu kanaati kendine yer buldu zihnimde. Kitabın hemen başında yer alan çeşitli dinlere ait bir ifadenin yer alması oldukça ilgi çekici geldi. Kendine nasıl davranılmasını istiyorsan, sen de diğer insanlara öyle davran, düsturunun farklı dinlerde çeşitli şekillerde dile getirilmesi evrensel ahlak değerleri noktasında güzel bir örnek açıkçası.
“İslam’da bu ilke, “Kendiniz için istediğinizi komşunuz için de istemedikçe hiçbiriniz iman etmiş sayılmazsınız.” Şeklinde ifade edilir.
Budizm bize “Size nasıl davranılmasını istiyorsanız siz de tüm canlılara öyle davranınız.” diyor.
Hinduizm, “Ahlaklı olmanın esası şudur: Size yapıldığında acıya neden olan hiçbir şeyi başkalarına yapmayınız” diye yineliyor.
Hıristiyanlıkta da şöyle deniyor: “Başkalarının size yapmasını dilediğiniz ne varsa, siz de onlara bunları yapınız.”
Sih dini de bize şu tavsiye de bulunuyor: “Kendinizi için iyilik diler gibi davranınız, çünkü dikenli ağaçlar diktiyseniz ağaçlarınızdan lezzetli meyveler bekleyemezsiniz.”
Yahudilik de bu konuya çok net olarak değiniyor: “Nefret ettiğiniz bir şeyi, komşunuza yapmayınız, ana yasa budur, gerisi tefsirdir.
Bu kural Bahai inancında da şöyle ifade edilir: “Gözleriniz adaletten yana bakacak olursa, kendiniz için ne seçiyorsanız komşunuza da aynısını seçiniz.”1
Görüldüğü gibi çeşitli dinlerin prensipleri bazen tüm insanlık için ortak bir düstur arz edebilmesi mümkün… Bu bağlamda ortak bir ahlak oluşumu ne kadar mümkün? Sadece bu prensipten hareketle tüm insanlık şu yukarıdaki ifadeye uysa, ayrı bir ahlaki ortaklığa pek gerek yok gibi. Sadece insanların birbirine saygısı olsa ya...
Esef ki, hem dünyayı sömür, hem de insanlara diyalog çalışması sun! Bu bir tezat değil… Bu apaçık aşağılık bir hareket…
Karşılıklı olarak yapılacak her işin temelinde saygı olması gerektiği herkesin kanaatidir. Saygıyla hem karşıyı dinleme, hem de kendini daha samimi anlatabilme mümkünken, sinsi bir hareketin, karşındakini her ne şekilde olursa olsun aşağılamanın getireceği tek şey kindir. Bu şu değil de nedir: İran’a nükleer silah yüzünden ambargo koy, İsrail’e ise nükleer silah kullansa bile sahip çık!?.. Bu her şeyi ifade etmiyor mu?
Bütün bu farklılıklar ışığında Osmanlı Devleti’nin samimi gayretlerinin, küresel aktör rolündeki devletler tarafından incelenmesi bariz bir gerekliliktir. Yani Endonezya’da yer alan Açe’de bu tarihi hakikati herkes müşahede etti. Ve de Balkanlardan çekilmesinin hemen ardından, o bölgenin karışması, Orta Doğu’da ise halen bu kargaşanın, dağınıklığın devam etmesi evrensel bazda bir ufuk olması açısından Osmanlı incelenmelidir.
Bu önemli rolü yine bu ülkenin üstleneceğinden başka bir şey düşünemiyorum. Açıkçası şu anki Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun samimi gayretleri ve dünya çapında ses getiren dış siyasetimiz umarım sekteye uğramadan kendini devam ettirir. Bu konuda Ahmet Davutoğlu’nun kaleme aldığı “Küresel Bunalım” ve “Stratejik Derinlik” adlı iki eseri de okunması gerekenlerin başına alınması okuyucular için bir tavsiyedir vesselam…


Mehmet Nişancı

MÜTEŞEKKÜR
11-05-2011, 08:21
"Ilımlı İslam" süreci nasıl ve niçin başladı?

“Dinlerarası Diyalog” fitnesini içimize sokanlar, yerli taşeronların destek ve yardımlarıyla birlikte, Milletimizin gündemine “Ilımlı İslam” fikriyatını da yerleştirdiler…
“Ilımlı İslam” hakkında bu güne kadar her kesim, kendi penceresinden bakıp görebildiklerini ortaya koydular...
Bu proje sayesinde gelinen noktanın ve esas gelinmek istenilen noktanın, tekrar tekrar gözden geçirilmesi “Milli ve Dini bütünlüğümüz” açısından zarurettir.
“Ilımlı İslam” teriminin son zamanlarda pek gündem edilmemesi bu projeden vazgeçildiği anlamına gelmemeli, aksine proje sahipleri açısından tıkır tıkır işlediğinin ispatı olarak görülmelidir.
“Ilımlı İslam” projesi, ABD-AB, Haçlı zihniyetin ürünü, siyasi ve dini içerikli bir projedir. Maksatları; İslam dininin emir ve yasaklarını, sosyal yaşamdan çıkartmaya, sulandırmaya, bozmaya yöneliktir.
Daha açık ifadeyle bu proje “şartlara uydurulmuş bir misyonerlik” faaliyetidir.
“Ilımlı İslam” projesinin başlama ve yayılma sürecini birlikte hatırlamaya çalışalım;
Küresel güçler, özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra dünyaya, İslam’la uzaktan yakından alakası olmayan “İslami terör” kavramını yaymaya başladılar…
İslam dünyası, terörle İslam’ın bağdaşmayacağı noktasında kendini ifade bile edemeden süreç başlamış oldu. Bu güçler, Müslümanların; inançlarının sulandırılması, yumuşatılması gerektiğini yavaş yavaş kabul ettirdiler. Bu konuda da bazı sözde İslami liderlere bu fikri kabul ettirildi. ABD ve AB ye teslimiyeti kendine rehber edinen siyasiler bu projeye balıklama daldılar. Desteklerini esirgemediler…
Müslüman halklar bu terimle ilk defa karşılaştıkları için tereddüt içerisinde kaldılar… Ancak, sözde dini liderler işin taşeronluğunu üslenip bu proje ile İslam’ın daha da güçleneceği fikriyatını yaydılar ve muhiplerini inandırdılar. Tabi muhiplerde, bu konuda canla başla çalıştılar…
Şu düşülen tuzağın dehşetine bakar mısınız; İbadet mantığıyla, Allah düşmanlarının ekmeğine yağ sürmek..!
Bu inanç, basiretsiz kanaat önderleri sayesinde taban buldu, çevre buldu, millet de dipsiz, karanlık ve ateş dolu bir kuyuya doğru yol aldı. Sözde kanat önderleri, varsın ahretteki hesaplarını düşünsünler bakalım…
“Ilımlı İslam” projesi, dolu dizgin hedeflerine doğru giderken, millet de bu projenin gerçek manasını, maksadını bilmediği için fiili ve kalbi desteğini devam ettirmektedir. “Ilımlı İslam” projesinin maksat ve metotlarını ortaya koymadan, meydana gelebilecek tahribatları da ortadan kaldırmak mümkün değildir. Öyleyse bu konuda uyarılarımıza aralıksız devam etmek zorundayız…

Ilımlı İslam fitnesiyle düşülen tuzak
“Ilımlı İslam” projesi Müslüman Türk milletinin ne fikrinde ne gönlünde yer etmesi mümkün olmayan bir unsurdu. Bu projenin bu kadar taraftar bulması da mümkün değildi.
Milletimizin genetik yapısında kanaat önderlerine verilen değeri bilen küresel güçler, yanlarına sözde bazı kanaat önderlerini aldılar, önce onları ikna ettiler… Sonrasında da muhiplerinin çantada keklik olduğunu zaten biliyorlardı. Millet, önderlerine baktı; “o diyorsa doğrudur” dendi ve eğrisine doğrusuna bakılmadan teslimiyet gösterildi.
İnsanın doğasında bulunan kolaycılık yönünü de işin içine katılınca, iş daha da çığırından çıktı…
Millet şunu akıl edemedi maalesef; bu projenin madem ki planlayıcısı ABD ve Haçlı batıdır, onlardan bize asla hayır gelmeyeceğini unuttular. Bırakın fiili olarak desteklemeyi, gönüllerini de bu projeye kaptırdılar. Hıristiyan ve Yahudileri kendilerine dost edindiler. Gönüllerine yer eden bu fitne, bakın onları ne hâle getirdi:
(Maide suresi 51–57 Ayetler:
“Ey inananlar! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğruya iletmez.”
“İşte kalplerinde bir hastalık (nifak) bulunanların, “Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz” diyerek onların arasında koşup durduklarını görürsün. Ama Allah yakın bir fetih veya katından bir emir getirir ve onlar içlerinde gizledikleri şeye (nifaka) pişman olurlar.”
“O zaman) iman edenler derler ki: “Sizinle beraber olduklarına dair var güçleriyle Allah’a yemin edenler şunlar mı?” Bunların çabaları boşa çıkmıştır. Böylece ziyan edenler olmuşlardır.”
“Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.”
“Sizin dostunuz ancak Allah’tır, Resûlüdür ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı kılan, zekâtı veren mü’minlerdir.”
“Kim Allah’ı, onun peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki şüphesiz Allah taraftarları galiplerin ta kendileridir.”
“Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alaya alıp oyuncak edinenleri ve öteki kafirleri dost edinmeyin. Eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının.

Dışı İslam, içi hristiyan olan bir proje: "Ilımlı İslam"
“Ilımlı İslam” projesi madem haçlı ittifakının sinsi bir tuzağıdır. Tabii ki en ince ayrıntısına varıncaya kadar her türlü şeytanlık da düşünülmüştür. Şöyle ki; “Ilımlı İslam” projesi her şart ve zamana göre bukalemun gibi renk değiştiren bir özelliğe sahiptir. Onun adı yerine göre değişkenlik arz eder; bazen “dinler arası diyalog” olur, bazen “medeniyetler ittifakı” olur, bazen de “Ilımlı İslam” olur…
Şöyle bir hafızalarınızı yoklayın; “biz dinlerarası diyalogun iktidarıyız” diyerek yola devam edilirken bir kısım vatandaşı ikna ettiler ama bir kısım samimi Müslüman da; “olur mu böyle saçmalık, din bir tanedir o da İslam’dır. Bu konuda ayetler var; “Allah katında din İslâm’dır.” (Âl-i imran:19) diye itiraz edince, plağın diğer yönünü çevirdiler.
“Medeniyetler arası ittifak” demeye başladılar. Sonra da “BOP eş başkanlığı” dediler… Velhasıl “Her saça göre ayrı tarak” uygulaması ile farklı farklı beyinleri ve gönülleri ifsat ettiler.
Bir de dindarlığı öcü gibi gören bazı çevreler var ki; İslam adını duyar duymaz onlar da “kırmızıyı görüp çıldıran boğa” misali, ya da “melek görüp kaçan şeytan” misali projenin sahibine değil de taşeronlara ve İslam kelimesine bakıp, sanki İslam şeriatı gelecekmiş fobisine kapıldılar. Bunların düştüğü durum en az diğerlerinin düştüğü durum kadar tehlikeli bir hâl aldı. Devlet kademelerinde görev yapan koca koca adamlar, büyük büyük köşe yazarları, medya mensupları; “aman “Ilımlı İslam” projesi adı altında şeriat geliyor, karşı çıkalım” deyince, dindar kesimin bu projeye inadına daha sıkı sarılarak sahiplenmesine sebebiyet verdiler.
Her iki durumda da haçlının ekmeğine yağ sürüldü…
Bu süreç maalesef başladığı gibi devam etmekte, herkes yerini korumaya devam etmektedir.
“Allah katında din İslâm’dır.” (Âl-i imran:19) “Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı beğendim.” (Maide: 3) “Kim İslâm dininden başka bir din ararsa, onunki asla kabul edilmeyecek ve o ahirette kaybedenlerden olacaktır.” (Âl-i imran: 85)
Allah cümlemizi bu gafletten ayıktırsın inşallah!

Uğur Kepekçi-Yeni Mesaj

MÜTEŞEKKÜR
11-05-2011, 08:35
anlatma kardeşim niye anlatma ihtiyacı duyuyorsun
senin için ayrılan cehennem çukurunu boş bırak rahat ol...
HİDAYET ALLAH tandır..
var sa birinin yanlış dua et...
GIYBET YAPMA gıybet yasaklanmıştır
üslüp önemli
ben müteşekkir şunu yapmış dersem yanlıştır
ama şu iş böyle yapılır arkadaşlar dersem bu müslümanca tavır olur...

ayrıca benzer bir konu açtım
elin gavuru nasıl cennete girebilir diye
buyur:)

Açtığn konunun linkini ver de bir bakayım hele.Doğru mu değil mi analiz edelim...

agbi
11-05-2011, 08:58
Fethullah Gülen belki iyi niyetli olabilir ama misyonu İslam'a göre çok yanlıştır.Galiba bunun farkında değl anlaşılan...

Bende o misyondayım.ON MİLYONLARCA kİŞİ DE TENKİT ETTİĞİNİZ MİSYONDA.

AYRICA

Laik lik elden gidiyor İslam Şeriatını getirecekler dikkat edin diye BANGIR BANGIR bağıranlarda bahsettiğini Misyon dan ŞİKAYETÇİ

ARANIZDAKİ FARK NEDİR ?

veri
11-05-2011, 08:59
Açtığn konunun linkini ver de bir bakayım hele.Doğru mu değil mi analiz edelim...

yeni az önce açtım
bulman zor değil
:)
nasıl doğruluğunu açıcaksan
sayın alim hangi dalda eğitim gördün

elcevaz13
11-05-2011, 09:21
38:50 dakikasında ise bildiğimiz sahne oraya da iyilik yapanlar karşılıksız kalmaz ayetiyle cevap verilmiş. Tam da Agop usta gibi gizli müslümanlar için söylenmiş bir ayet Early için değil...

Yaptıkları hayır ve iyiliklerden, mükâfatsız kalan bir tek iyilik bile bulunmayacaktır. Allah günahlardan korunan takvâ ehlini pek iyi bilir. (Ali İmran 113-114-115)
sorularlaislamiyet.com/​qna/​38441/​ali-imran-suresi-115-ayette-gecen (http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/38441/ali-imran-suresi-115-ayette-gecen)...

MÜTEŞEKKÜR
11-05-2011, 10:27
Nurcu kardeşlerimiz kendilerine Fethullah Gülen'den daha hayırlı ve İslam ve müslüman sevdalısı, vatanını ve milletini çok seven bir lider seçsinler.Eğer ben onların arkasından gitmezsem namerdim... Fethullah Gülen'le bu iş yürümüyor.Çok yanlış adımlar atıyor bu zat...

veri
11-05-2011, 10:29
mesela MÜTEŞEKKİRİ lider tayin edin...:)

TakVa
11-05-2011, 11:55
Fethullah Gülen'den kritik tavsiyeler

09 Mayıs 2011 Pazartesi, 14:46

Fethullah Gülen'den kendisini sevenlere, son günlerde şiddeti iyice artan iftira ve karalamalarla ilgili önemli uyarılar...






Fethullah Gülen (http://www.bugun.com.tr/etiket/fethullah-gulen.aspx), haftalık yaptığı ve herkul.org (http://www.bugun.com.tr/etiket/herkulorg.aspx)'da yayınlanan sohbetlerinin bu haftaki bölümünde çok kritik uyarılarda bulundu. Gülen, gün geçtikçe şiddeti artan iftira ve insafsızca karalamalara karşı bir cevap verilmesini isteyen dostlarına bakın hangi tavsiyelerde bulundu?

İŞTE O TAVSİYELER:

Hakiki mü’min, iyiliklerini hemen unutur ve onları hiçbir vesileyle hatırlamayacak ölçüde nisyana mahkum eder; kötülüklerine gelince, yetmiş sene önce işlemiş olsa da onların en küçüğünü bile unutmaz, her aklına gelişinde cinayet işlemiş gibi suçluluk duyar ve tevbe duygusuyla Allah’a yönelir.

Birkaç asırdan beri kabahatimiz, dünyayı kendi duygu ve düşüncemizden mahrum etmemizdi. Şimdi belli açılımlar oluyor; fakat onlarda da kendimizi ifade ediyor ve meseleyi popülizme bağlıyorsak, onun da tesir ve bereketi kalmaz. Kim bilir belki de bir kısım insanların tepki göstermeleri, sizin çok güzel bulduğunuz şeyleri sorgulamaları, sürekli yumruk sallamaları ve okyanusları aşacak şekilde yüzünüze şamarlar indirmeleri, yaptığınız işleri milimi milimine Allah’a bağlamadığınızdan dolayıdır.

Dün daha az saldırı vardı; hizmet küçüktü ve göze ilişmiyordu; dolayısıyla da çok göz değmiyor, kıskançlık ve haset olmuyordu. O günlerde sizi mahalle bekçisiyle takip ediyor ve size o ölçüde bir değer atfediyorlardı; engelleme mevzuunda da o kadar bir gayret gösteriyorlardı. Bir gün geldi takibi daha ciddi ele aldılar. Fakat bugün meseleyi uluslararası servislere emanet ettiler. Artık bir yerde bir fitne çıkarıyor ve onu her vasıtayı kullanarak dünyanın dört bir yanına yayıyorlar.

Küreselleşen bir dünyada yeryüzünün hemen her yanında gürül gürül bir ses haline gelmezseniz, bulunduğunuz yeri bile size haram ederler. Sesinizi soluğunuzu dünya çapında bir koro ve milletinizi her yanda sevilen bir toplum haline getirmelisiniz. Öyle ki, yerkürenin herhangi bir yerinde size bir fiske vurulduğu zaman bütün dünyanın inlemesini temin etmelisiniz.

Siz boy atıp geliştikçe ve bütün dünyada hüsn-ü kabul gördükçe, kıskançlık cephesinin de büyüyeceğini akıldan çıkarmamalısınız. Bu, yakın dairede rekabet halinde kendisini hissettirir.. müslümanlığı içine sindirememiş kimselerde haset ve çekememezliğe sebebiyet verir.. sizi temel değerleriniz itibarıyla hiçbir zaman kabul etmeyen insanların içinde de kin, nefret, taarruz ve düşmanlık duygularını tetikler.

İnsafsızca karalamalar, isnad, iftira ve saldırılar karşısında biz ancak meşru müdafaaya başvurabilir; tashih, tavzih ve tekziblerde bulunabilir; şayet kötülükte ısrar edenler olursa, haklarında tazminat davaları açarız. Bunlar meşru haklarımızdır; fakat, asla onların yaptıkları gibi saldırganlığa girmeyiz. Yumruk sallamalarına karşı yumruk sallamayız. Onlar “Bir tokat da oradakine (okyanus ötesindekine) vuralım!” deseler de biz onlara tokatla mukabelede bulunmayız.

Madem meseleyi insanlık eksenli götürüyoruz; öyleyse, Yunus’un ifadesiyle, dövene elsiz, sövene dilsiz ve gönülsüz yaşama mecburiyetindeyiz. Başkaları bize karşı insanca davranmasa bile, biz kat’iyen mukabele-i bilmisil (bir davranışa aynıyla karşılık verme) mülâhazalarına girmemeli, maruz kaldığımız bir kötülüğe benzer bir kötülükle karşılık vermeyi aklımızdan bile geçirmemeli ve her şeye rağmen mutlaka Müslüman karakterinin gereklerini yerine getirmeliyiz.

Yumruk sallayanlar, beyin insanı değil, ruh insanı değil, kalb insanı değiller; onlar insanî değerlerini baskı altına alıp mahkum etmişler. Böyleleri kendi karakterlerinin gereği olarak kine, nefrete, saldırganlığa ve yumruğa başvurabilirler. Fakat, siz de kendi karakterinizin gereğini ortaya koymalı, olsa olsa onlara acımalısınız ama asla aynıyla mukabelede bulunmamalısınız.

Biz en zor günlerde, en amansız şekilde düşmanlık yapanlar hakkında bile tel’ine, bedduaya “âmin” demedik, kimseye lânet ve kahriye okumadık. Belki onlar hakkında en acı tercihimiz, onları Allah’a havale etme şeklinde oldu. Havale etme, “Allah’ım Sen bilirsin, Sen ne dilersen onu yap!” demektir. Kaldı ki, ben havale etmeyi bile Allah’tan hidayet temenni etme alternatifine bağlayarak dile getirdim hayatım boyunca. Hâlâ da aynı alternatifle beraber söylüyorum: “Allah’ım hidayetlerini murad buyurduklarını hidayet eyle, onların gözlerini de hakikate aç, kalblerini sevgiyle donat. Yok öyle murad buyurmuyorsan, Sana havale ediyorum, ne istersen onu yap!” diyorum.

-Altmışlı yıllardan bu yana her gelen darbede ben bir bakıma silindirlendim. Daha askere gitmemiş bir insan olarak silindirlendiğim gibi askerde de paletlerin altında kaldım. 12 Mart’ta, 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta hep paletlerin altında kaldım. On küsur senedir de burada yaşamaya mecbur kaldım. Ülkemin bir avuç toprağına canımı elli defa feda ederim ama ben burada hasret çekiyorum. Fakat, bana bunu yapan o kaba kuvvet temsilcilerine de, onları tahrik edenlere de, medyada onların hislerine tercüman olanlara da hiçbir zaman “Allah cehenneme koysun, Allah’tan bulsunlar” demedim. Belki kayıtlar altına alınmış havalelerle “Allahım, Sen Erhamurrâhimîn’sin; ne olur, rahmaniyet ve rahimiyetinle onlara da bir kapı aç, Senin engin rahmetini görsünler!” dedim.

Gelecekte kin, nefret ve adavet daha da büyüyecek. Sizin kalbinizde de şefkat, re’fet, muhabbet ve kucaklama hissi daha bir güç kazanacak. Siz de Hazreti Mevlânâ’nın yaptığı gibi herkese bağrınızı açacaksınız. Hani, adamın biri, Mevlânâ Celaleddîn Rûmî hazretlerine, “Hain, alçak.. sen Hristiyanlara bile el uzatıyorsun; günah işleyenlere dahi “gel” diyorsun. Böyle yapmakla İslam’ın onurunu iki paralık ediyor, dinin izzetine dokunuyorsun.” diyerek bir düzine hakarette bulunur. Hazreti Mevlânâ ona sadece “Sen de gel, sana da bağrımı açıyorum!” demekle iktifa eder.

BUGÜN



Çok etkileyiciydi. Hoca efendiden Allah razı olsun. Son günlerde sanal alemde iftira ve karalama kampanyaları aldı başını gidiyordu. Çok üzülüyorduk. Hocaefendi yargıya başvururuz sözleriyle bazılarını kendine getirmiştir inşallah. Kimse sanalda meydanı boş zannedip hocaefendiye ağzına geleni söyleyeceğini ve karşılıksız kalacağını zannetmesin. Ben onu dinlerken Allah uzun ömür versin diye dua ettim. Ona çok ihtiyaç var, konuşmaları çok kapsayıcı ve barış dolu.

MÜTEŞEKKÜR
11-05-2011, 12:22
Çok etkileyiciydi. Hoca efendiden Allah razı olsun. Son günlerde sanal alemde iftira ve karalama kampanyaları aldı başını gidiyordu. Çok üzülüyorduk. Hocaefendi yargıya başvururuz sözleriyle bazılarını kendine getirmiştir inşallah. Kimse sanalda meydanı boş zannedip hocaefendiye ağzına geleni söyleyeceğini ve karşılıksız kalacağını zannetmesin. Ben onu dinlerken Allah uzun ömür versin diye dua ettim. Ona çok ihtiyaç var, konuşmaları çok kapsayıcı ve barış dolu.

MEVLANA-İ FETHULLAH GÜLEN HZ.LERİNDEN ALLAH RAZI OLSUN.BAYAĞIDA ETKİLENDİK YANİ...

Bu fethullahçılar Mevlana ile Gülen'i aynı kefeye koymuşlar.Hay sizin aklınıza yanayım.Onu savunacak bir şeyler bulmak için boşuna interneti dolaşmayın.

"Ayinesi iştir kişinin lafına bakılmaz"

Bre hey gafiller! Mevlana hzleri İslam'a, güzelliklere davet ediyordu onları...Hem sonra,Mevlana hz.leri tasavvuf erbabıdır.Fethullah Gülen ise İslam'ı ve müslümanları gavurların istediği gibi ılımlı yapmaya çalışıyor.İşte fark buradadır.Mevlana Hz.leri Hak'ka davet ediyor, bizim Fethullah Gülen ise onların misyonerliğini yapıyor.

Sizlerin savunduğunuz bu dinlerarası dialog çürük bir yumurtadır.Onun tadı olur mu?Olmaz tabii ki.Öyleyse sağlam İslam varken onu çürük yumurtaya çevirmek bir müslümana yakışır mı?İslam'ı yücelteceği yerde onu gavurların potasında eritip bize sunmaya çalışıyor.

Neden o gavurları İslam'a davet etmiyor da dinlerarası dialoğa davet ediyor?.Haçlı seferleri bugünde devam etmiyor mu? İşte size ispatı bunları basında ve medyada okumadınız mı görmediniz mi ey bre şaşkınlar, gafiller!..

Alın size bir link daha tıklayın hemen....

http://www.ajansdiyarbakir.com/haber_detay.asp?haberID=1487


Osmanlı dönemi (http://www.bilimvetarih.com/)ne kadar pek çok Haçlı Seferi yapılmıştır. Osmanlı döneminde ise 3, bazı tarihçilere göre 5 Haçlı seferi olmuştur.
Hıristiyan Batı Dünyası’nın Haçlı zihniyeti değişmediği için, günümüzde de Haçlı Seferleri değişik tarzlarda ve farklı alanlarda olanca şiddet ve dehşetiyle devam etmektedir.
Geçen sene Hıristiyan dünyası Haçlı Seferleri’nin 900′üncü yılını mânâlı bir şekilde kutladı. Maalesef sözde Türk aydınlarının çoğu, “Haçlı Seferleri”ni durduğunu ve Batı’nın zihniyetinin iyi niyete dönüştüğünü zannederek büyük bir gaflet içindedirler.
Haçlı Seferleri durmamış ve Hıristiyan Batı’nın Haçlı zihniyeti asla sona ermemiştir. Ve Haçlı Seferleri şu anda kültürel ve psikolojik savaş başta olmak üzere soğuk savaş usûlleriyle devam etmektedir.
Nitekim bir âyet-i kerîmede,”Ehl-i kitaptan bir kısım istediler ki, ne yapıp edip sizi saptırabilsinler…” (S.Âl-i İmrân, 69) buyurarak Mevlâmız bizleri ikaz etmektedir…
Evet Hıristiyan âleminin önde gelenleri yaptıkları işi, ekonomik ve globalleşme olarak göstermeye çalışsa da, Hıristiyan Batı’nın insaf sahibi bilim adamları, 900 yıl önce başlanan Haçlı Seferleri’nin çeşitli kisveler altında gizlenerek bugüne ulaştığını ve hâlen devam ettiğini itiraf etmektedirler. Nitekim İngiltere’nin Cambridge Üniversitesi Kilise Tarihi Öğretim görevlisi ve uzmanı Prof. Dr. Jonathan Riley-Smith aynen şöyle demektedir.
“Geçmişte asıl maksadı Ortadoğu’nun zenginliklerini elde etmek olan, ama bunu Kudüs’ün Müslümanların elinde bulunması kılıfı ile gizleyen ve Hilâl’e karşı savaşan Hıristiyanlar, bugün aynı mücâdeleyi dinî şiddet fundamantalizm, etnik temizlik (soykırım), Müslümanları dinlerinden uzaklaştırmak, nüfus planlaması(doğum kontrolü), ekonomik baskı, kültür emperyalizmi ve İslâm düşmanlığı gibi düşüncelerle sürdürmektedir…”
Hâsılı,Batılı aydın Haçlı Seferleri’nin ve zihniyetinin kılıf değiştirerek devam ettiğini ifade ederken, maalesef bizim çeyrek aydınlarımızın meseleye at gözlüğü ile bakıp, bunların Haçlı Seferi olmadığını iddia etmeleri çok mânidardır.

veri
11-05-2011, 12:25
ey gafiller
dinleyin sayın müteşekkkiri ilan edin lideriniz ilan edin...
bakın gülen den çok şey biliyor:)muş

MÜTEŞEKKÜR
11-05-2011, 12:37
Anladım ki şu ana kadar herkes aklını ve mantığını değil, inandığı şeyler batıl da olsa ki, onu seviyor ona inanıyor onu savunuyorlar.Bu nasıl bir akıl ki bu nasıl bir vicdan ki herşeyin delillerini getiriyoruz , bunlar inatlarına hala da devam ediyorlar.

Yine anladım ki ilim lazım değilmiş size.İnandığınız batıl şeyler kalplerinizi köreltmiş, boynunuza acizlik, körlük yuları takılmış ve de kim sürüklüyorsa onun peşinden gidiyorlar.

Ey Rabbim!... Sen de benim boynuma İslam'ın aşkını kalbime ve ilminin yularını benim boynuma tak ve beni kendi rahmetine çek.Bunlar gibi batıl ve islamdışı şeylere sürükleme!

Ya Rabbi!..Ben, senin dinin gavurların elinde eriyip yok olmaması için mücadele ediyorum.Sen buna şahit ol ya Rab!. şahit ol ya Rab! şahit ol ya Rabb!..Bu gafil kardeşlerime de feraset edinmeyi nasip eyle!. Onların gözlerini aç! Bak senin dinini ne hale getirmek istiyorlar....

Azabından, gazabından bizleri esirge ve rahmetinle yargıla!...(amin , amin, amin!...)

veri
11-05-2011, 12:52
Anladım ki şu ana kadar herkes aklını ve mantığını değil, inandığı şeyler batıl da olsa ki, onu seviyor ona inanıyor onu savunuyorlar.

şükür aklın başına geldi...
din nasihattır, nasihat ise sadece kendimize dir. başkasına nasihat edilmez. hele hele gıybet hiç yapılmamalı
kendinin hatalı olduğunu düşünmeli müslüman başkasında ise hata aramamalı, başkasındaki hatayı keşfetmeye yakın yolunu değiştirmeli hatasını görmemeli ahirette şahitlik etmemek adına

duana amin

MÜTEŞEKKÜR
11-05-2011, 13:09
şükür aklın başına geldi...
din nasihattır, nasihat ise sadece kendimize dir. başkasına nasihat edilmez. hele hele gıybet hiç yapılmamalı
kendinin hatalı olduğunu düşünmeli müslüman başkasında ise hata aramamalı, başkasındaki hatayı keşfetmeye yakın yolunu değiştirmeli hatasını görmemeli ahirette şahitlik etmemek adına

duana amin

Bak bak bak!... Bak seen!..

Beni nasılda töhmet altında tutmak istiyorsun.Yahu o sözlerim sen ve senin gibilere aitti.Aynaya bak da gör artık kendinizi.

Sabahtan beri ben aklınızı ve mantığınızı kullanın diyen ben değilmiydim ki bana, "şimdi aklın başına geldi" diye çaktırmadan kendini gizlemeye çalışıyorsun.Kelime oyunları oynama da bari beni güldürme...

ZALİMİN, MÜNAFIKIN, EDEPSİZİN, IRZ DÜŞMANIN KAFİRİN, AHLAKSIZIN, HARAMZEDELERİN GIYBETİNİ YAPMAK CAİZDİR.BU GIYBETİ YAPMAYACAKSAK BÜTÜN BUNLARI KABULLENMİŞ OLMAZ MIYIZ?.

GIYBET ETMEYECEĞİZ DİYE FETHULLAH GÜLEN'İN HATASINI DA GİZLEYEMEYİZ.ALLAH'IN HARAM KILDIĞI GIYBETLER KONUMUZUN DIŞINDADIR.



Yukarıda saydıklarım vasıflar Fethullah Gülen'e ait değildir.Sadece misaller getirmeye çalıştım... Onun hakkında hiç mesajlarımda bu saydıklarımdan varmıdır?.Kesinlikle hayır.Ben seviyeli konuşurum...Ancak, "bre gafiller, cahiller!" sözümüz eski Osmanlı hitap lehçeleridir.Onu da söylemeyeyim bari...

veri
11-05-2011, 13:50
gülen in hatası ne ki:)

onun söylediklerini yüzyıllardır dile getiren alimler var...
adam saedce nakil yapıyor...
kafayı kırmışsın gülen ile...
ayetleri kendine göre yontuyorsun

kardeş istersen gıybet nedir bana öğret aç konuyu orda konuşalım...

MÜTEŞEKKÜR
11-05-2011, 14:05
gülen in hatası ne ki:)

onun söylediklerini yüzyıllardır dile getiren alimler var...
adam saedce nakil yapıyor...
kafayı kırmışsın gülen ile...
ayetleri kendine göre yontuyorsun

kardeş istersen gıybet nedir bana öğret aç konuyu orda konuşalım...

Bir kardeşimiz yeterince gıybet hakkında bilgi nakletmiş.Linki tıklayın...

http://www.ihvanforum.org/showthread.php?t=95555&highlight=GIYBET+NED%DDR%3F

İttihad-ı İslam
11-05-2011, 14:06
Fethullah Gülen hocamızın ecri artıyor onun hakkında, yalan yanlış konuşuldukça inşaAllah...
Helal olsun Fethullah Gülen hocamıza ve onun talebelerine...
Hizmet yükünü omuzlarına alıp taşıyan Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla, ya devlet başa ya kuzgun leşe deyip kendi istikametlerinden ödün vermeyen mücahidler onlar inşaAllah...

Burdan oturup kişinin adını karalamakla olmuyor...

veri
11-05-2011, 14:14
Bir kardeşimiz yeterince gıybet hakkında bilgi nakletmiş.Linki tıklayın...

http://www.ihvanforum.org/showthread.php?t=95555&highlight=GIYBET+NED%DDR%3F

kardeşin eminim gülen i seviyordur:)
iyi oku o zaman gıybet neymiş
gülen i çekiştirmek gıybet değildir nerde yazıyor bakalım

agbi
11-05-2011, 14:17
Anladım ki şu ana kadar herkes aklını ve mantığını değil, inandığı şeyler batıl da olsa ki, onu seviyor ona inanıyor onu savunuyorlar.Bu nasıl bir akıl ki bu nasıl bir vicdan ki herşeyin delillerini getiriyoruz , bunlar inatlarına hala da devam ediyorlar.

Yine anladım ki ilim lazım değilmiş size.İnandığınız batıl şeyler kalplerinizi köreltmiş, boynunuza acizlik, körlük yuları takılmış ve de kim sürüklüyorsa onun peşinden gidiyorlar.

Ey Rabbim!... Sen de benim boynuma İslam'ın aşkını kalbime ve ilminin yularını benim boynuma tak ve beni kendi rahmetine çek.Bunlar gibi batıl ve islamdışı şeylere sürükleme!

Ya Rabbi!..Ben, senin dinin gavurların elinde eriyip yok olmaması için mücadele ediyorum.Sen buna şahit ol ya Rab!. şahit ol ya Rab! şahit ol ya Rabb!..Bu gafil kardeşlerime de feraset edinmeyi nasip eyle!. Onların gözlerini aç! Bak senin dinini ne hale getirmek istiyorlar....

Azabından, gazabından bizleri esirge ve rahmetinle yargıla!...(amin , amin, amin!...)


Bak bak bak!... Bak seen!..

Beni nasılda töhmet altında tutmak istiyorsun.Yahu o sözlerim sen ve senin gibilere aitti.Aynaya bak da gör artık kendinizi.

Sabahtan beri ben aklınızı ve mantığınızı kullanın diyen ben değilmiydim ki bana, "şimdi aklın başına geldi" diye çaktırmadan kendini gizlemeye çalışıyorsun.Kelime oyunları oynama da bari beni güldürme...

ZALİMİN, MÜNAFIKIN, EDEPSİZİN, IRZ DÜŞMANIN KAFİRİN, AHLAKSIZIN, HARAMZEDELERİN GIYBETİNİ YAPMAK CAİZDİR.BU GIYBETİ YAPMAYACAKSAK BÜTÜN BUNLARI KABULLENMİŞ OLMAZ MIYIZ?.

GIYBET ETMEYECEĞİZ DİYE FETHULLAH GÜLEN'İN HATASINI DA GİZLEYEMEYİZ.ALLAH'IN HARAM KILDIĞI GIYBETLER KONUMUZUN DIŞINDADIR.



Yukarıda saydıklarım vasıflar Fethullah Gülen'e ait değildir.Sadece misaller getirmeye çalıştım... Onun hakkında hiç mesajlarımda bu saydıklarımdan varmıdır?.Kesinlikle hayır.Ben seviyeli konuşurum...Ancak, "bre gafiller, cahiller!" sözümüz eski Osmanlı hitap lehçeleridir.Onu da söylemeyeyim bari...

Bunlar gibi batıl ve islamdışı şeylere sürükleme!

Bu cümleniz düşüncelerinizi açıklıyorsa önce imzam daki Ayet in meal anlamını okuyun ve düşün tekrar düşünün.

Başka bir şey söylemiyeceğim eskiden konuyu ALLAH a havale ediyordum Hocaefendinin son beyanı okuyunca artık ALLAHIM bu Birey e düşünce açılımı ver diyorum.


Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir.

elcevaz13
11-05-2011, 14:52
Yahu bıktım artık size birşey anlatmaktan..
Fethullah Gülen'e bir kasdımız yok,siz niye sözlerimi çarpıtıyorsunuz.
Ben diyorum ki bu adam İslam'ı yüceltmiyor bilakis gavurlarla ortak etmek istiyor.Yahu gavur İslam'dan anlamaz.Ona para lazım paraaa...ONLARDA ADALET, SECAAT, MERHAMET BULAMAZSIN.KENDİ DİNİNDEN OLMAYANLARI ASLA SEVMEZLER. BUNU ARTIK AKLINIZA, BEYNİNİZ,E KALBİNİZE YAZIN!...

GIYBET EDİYOR MUŞUM NE GIYBETİ!..

YAHU, BENİM DİNİM VE MÜSLÜMAN KARDEŞLERİM BEŞ PARALIK EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR SİYONİZME HİZMET ETTİRİLMEYE ÇALIŞIYOR BEN DE BUNA SESSİZ KALACAĞIM ÖYLE Mİ?

.



İlem eyyüh-el muhterem şu iddian dehşetli bir iddia olup isbatlayamadığın müddetçe müfteri hükmüne masadak olursun ki el iyzaü billah.
Muhterem hocamız nerede bizi gavurlarla ortak etmek istemiş ve bunu yapmış ne zaman böyle birşeye teşebbüs etmiş?
Bu diyalog daha dünkü hadise değil kaç senedir yapılıyor kaç kişi hristiyan oldu kaç kişi gavurlarla ortak oldu.
Hem Kuran-ı Azimüşşan bize ehl-i kitabla bile güzel mücadeleyi emrederken Hazreti Musaya Aleyhisselam Firavuna karşı kavl-i leyyinle gitmesini söylerken sizin din kardeşlerinize yaklaşım tarzınız maatteessüf kalb kıran ifadelerle dolu halbuki sizden şu Ayet-i Kerimenin emriyle yaklaşmanızı beklerdik: Kendi aralarında merhametli. (Fetih Sûresi: 29)Hem kardeşlerinizi gafillikle itham ediyorsunuz bu tarz-ı hareketinizi kimden örnek alarak yapıyorsunuz yani dinimize muvafık bir tarz-ı hareket mi acaba?
Muhterem kardeşim bak Muhterem Hocamız Ruh-u Revan-i Muhammedinin Aleyhisselatü vesselamın Minarelerde Şehbal açması için akıttığı gözyaşları ve yapılan hizmetlerde gayesi:http://fgulen-blog.blogspot.com/2007/12/gnein-doduu-her-yere-ulan.html

MÜTEŞEKKÜR
11-05-2011, 15:25
İlem eyyüh-el muhterem şu iddian dehşetli bir iddia olup isbatlayamadığın müddetçe müfteri hükmüne masadak olursun ki el iyzaü billah.
Muhterem hocamız nerede bizi gavurlarla ortak etmek istemiş ve bunu yapmış ne zaman böyle birşeye teşebbüs etmiş?
Bu diyalog daha dünkü hadise değil kaç senedir yapılıyor kaç kişi hristiyan oldu kaç kişi gavurlarla ortak oldu.
Hem Kuran-ı Azimüşşan bize ehl-i kitabla bile güzel mücadeleyi emrederken Hazreti Musaya Aleyhisselam Firavuna karşı kavl-i leyyinle gitmesini söylerken sizin din kardeşlerinize yaklaşım tarzınız maatteessüf kalb kıran ifadelerle dolu halbuki sizden şu Ayet-i Kerimenin emriyle yaklaşmanızı beklerdik: Kendi aralarında merhametli. (Fetih Sûresi: 29)Hem kardeşlerinizi gafillikle itham ediyorsunuz bu tarz-ı hareketinizi kimden örnek alarak yapıyorsunuz yani dinimize muvafık bir tarz-ı hareket mi acaba?
Muhterem kardeşim bak Muhterem Hocamız Ruh-u Revan-i Muhammedinin Aleyhisselatü vesselamın Minarelerde Şehbal açması için akıttığı gözyaşları ve yapılan hizmetlerde gayesi:http://fgulen-blog.blogspot.com/2007/12/gnein-doduu-her-yere-ulan.html

Şu linki tıklayın anlarsınız ne olduğunu


http://ucbuyuktehlike.wordpress.com/uc-buyuk-tehlike-nedir/

agbi
11-05-2011, 15:31
Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir.

Ben bugüne kadar

EHLİ TARİK bir Büyüğümüzün bu tür konuşmalarını görmedim.

Mahmut efendiden Mehmet TALU Hoca nın bir aktarması var.

C.Hoca nın İslami ilmine saygım vardır ama şu ayet te ALLAH cc bizlere nasihatı

İMZAM da okurmusunuz.

agbi
11-05-2011, 15:39
MEVLANA-İ FETHULLAH GÜLEN HZ.LERİNDEN ALLAH RAZI OLSUN.BAYAĞIDA ETKİLENDİK YANİ...

Bu fethullahçılar Mevlana ile Gülen'i aynı kefeye koymuşlar.Hay sizin aklınıza yanayım.Onu savunacak bir şeyler bulmak için boşuna interneti dolaşmayın.

"Ayinesi iştir kişinin lafına bakılmaz"

Bre hey gafiller! Mevlana hzleri İslam'a, güzelliklere davet ediyordu onları...Hem sonra,Mevlana hz.leri tasavvuf erbabıdır.Fethullah Gülen ise İslam'ı ve müslümanları gavurların istediği gibi ılımlı yapmaya çalışıyor.İşte fark buradadır.Mevlana Hz.leri Hak'ka davet ediyor, bizim Fethullah Gülen ise onların misyonerliğini yapıyor.

Sizlerin savunduğunuz bu dinlerarası dialog çürük bir yumurtadır.Onun tadı olur mu?Olmaz tabii ki.Öyleyse sağlam İslam varken onu çürük yumurtaya çevirmek bir müslümana yakışır mı?İslam'ı yücelteceği yerde onu gavurların potasında eritip bize sunmaya çalışıyor.

Neden o gavurları İslam'a davet etmiyor da dinlerarası dialoğa davet ediyor?.Haçlı seferleri bugünde devam etmiyor mu? İşte size ispatı bunları basında ve medyada okumadınız mı görmediniz mi ey bre şaşkınlar, gafiller!..

Alın size bir link daha tıklayın hemen....

http://www.ajansdiyarbakir.com/haber_detay.asp?haberID=1487


Osmanlı dönemi (http://www.bilimvetarih.com/)ne kadar pek çok Haçlı Seferi yapılmıştır. Osmanlı döneminde ise 3, bazı tarihçilere göre 5 Haçlı seferi olmuştur.
Hıristiyan Batı Dünyası’nın Haçlı zihniyeti değişmediği için, günümüzde de Haçlı Seferleri değişik tarzlarda ve farklı alanlarda olanca şiddet ve dehşetiyle devam etmektedir.
Geçen sene Hıristiyan dünyası Haçlı Seferleri’nin 900′üncü yılını mânâlı bir şekilde kutladı. Maalesef sözde Türk aydınlarının çoğu, “Haçlı Seferleri”ni durduğunu ve Batı’nın zihniyetinin iyi niyete dönüştüğünü zannederek büyük bir gaflet içindedirler.
Haçlı Seferleri durmamış ve Hıristiyan Batı’nın Haçlı zihniyeti asla sona ermemiştir. Ve Haçlı Seferleri şu anda kültürel ve psikolojik savaş başta olmak üzere soğuk savaş usûlleriyle devam etmektedir.
Nitekim bir âyet-i kerîmede,”Ehl-i kitaptan bir kısım istediler ki, ne yapıp edip sizi saptırabilsinler…” (S.Âl-i İmrân, 69) buyurarak Mevlâmız bizleri ikaz etmektedir…
Evet Hıristiyan âleminin önde gelenleri yaptıkları işi, ekonomik ve globalleşme olarak göstermeye çalışsa da, Hıristiyan Batı’nın insaf sahibi bilim adamları, 900 yıl önce başlanan Haçlı Seferleri’nin çeşitli kisveler altında gizlenerek bugüne ulaştığını ve hâlen devam ettiğini itiraf etmektedirler. Nitekim İngiltere’nin Cambridge Üniversitesi Kilise Tarihi Öğretim görevlisi ve uzmanı Prof. Dr. Jonathan Riley-Smith aynen şöyle demektedir.
“Geçmişte asıl maksadı Ortadoğu’nun zenginliklerini elde etmek olan, ama bunu Kudüs’ün Müslümanların elinde bulunması kılıfı ile gizleyen ve Hilâl’e karşı savaşan Hıristiyanlar, bugün aynı mücâdeleyi dinî şiddet fundamantalizm, etnik temizlik (soykırım), Müslümanları dinlerinden uzaklaştırmak, nüfus planlaması(doğum kontrolü), ekonomik baskı, kültür emperyalizmi ve İslâm düşmanlığı gibi düşüncelerle sürdürmektedir…”
Hâsılı,Batılı aydın Haçlı Seferleri’nin ve zihniyetinin kılıf değiştirerek devam ettiğini ifade ederken, maalesef bizim çeyrek aydınlarımızın meseleye at gözlüğü ile bakıp, bunların Haçlı Seferi olmadığını iddia etmeleri çok mânidardır.


Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü lakablarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir.[/SIZE]

[SIZE="3"]Siz İslam alimi bense bir ümmi bu ayet den ne anlıyorsunuz anlatabilirmisiniz bizlerde başta ben öğreneyim.

agbi
11-05-2011, 15:45
ORHANCAN KARDEŞİM (http://www.ihvanforum.org/member.php?u=12291)

Sen hangi medyanın, gücünden bahsedersin.300 yıllık gavurlaşmayı masonlar başlatmadı mı?Osmanlı devşirme paşalarının icraatlarıyla bu millet bu ülke ne hale geldiFethullah Gülen'de müslüman sevgisi olsa müslümanlararası dialog yapardı ve bunda cesaret ederdi.Oysa o korkudan buna hiç yanaşmadı.Emperyalist ve siyonist güçlerinin emri ve tehayyülleriyle birlikte hareket etti.Belki bunun farkında değildi ama tahribatlarının önüne çanak tutmıştur.Nurcular vatanın her devletimizin sahasında var ama bir tek başardıkları erkenekon davasıdır.O da ergenekon işlerine gelmediği içindir.Ergenekoncuları biz de asla desteklemeyiz, Lakin İslam'ı ve müslümanları ılımlı hale getirmek için biz bunda yokuz. (http://www.ihvanforum.org/member.php?u=12291)

İslam'da reform yapmayı istemek münafıklıktır bu böyle biline!...

Sana yeniden aynı soruyu soracağım..

.FETHULLAH GÜLEN MÜSLÜMANLARARASI DİALOGTAN BAHSETMİŞ MİDİR BAHSETMEMİŞ MİDİR?.
BAHSETTİYSE BANA KESİN BİR DELİL GETİRECEKSİN.ŞAYET BÖYLE BİR DURUM VARSA VE ÇALIŞIYORSA NEDEN SÖNÜK VE SİLİK GEÇMEKTEDİR?.DİNLERARASI DİALOGTA HARIL HARIL ÇALIŞIYOR DA NEDEN MÜSLÜMANLAR İÇİN ÇALIŞMIYOR CEVAP VER!...

DÜŞÜNCE lerinizin temeli SİYASİ RANT

Lafla olmaz İCRAATLA olur

İşte TÜM DÜNYA daki hizmetler

TÜRK devletlerinde ki HİZMET ler

Konuşmaktan öte ne yaptınız

KALICI ne hizmetiniz var.

DÜNYA ya mı yayıldınız

Okullar açıp MÜSLÜMANLARI İLERİ TEKNOILOJİ yemi vesile oldunuz

YAAA NE YAPTINIZ

Kıbrıs Çıkartmasında bile MÜSLÜMAN ülkelerinden BM ler karşısında YARDIM alamadınız.

İttihad-ı İslam
11-05-2011, 15:52
Şu linki tıklayın anlarsınız ne olduğunu


http://ucbuyuktehlike.wordpress.com/uc-buyuk-tehlike-nedir/

Kafir, ateist, Allah var dediğinde yerinden hoplayan kişilerle uğraşın biraz ya, müslümanla uğraşan insanın Allah iflahını keser, belki aralarında veli bir kul vardır uğraşmayın...
Bakın ben size söylüyorum sonra demedi demeyin, müslüman kişiyle uğraşılmaz, tenkitten öteye gidiyor sizin yaptığınız...
Allah müslüman kulunu yalnız bırakacak değil onlarla uğraşırsak üzerimizde ki bereketi alır, Allah bizi böyle şeyden muhafaza etsin...

elcevaz13
11-05-2011, 16:27
Şu linki tıklayın anlarsınız ne olduğunu


http://ucbuyuktehlike.wordpress.com/uc-buyuk-tehlike-nedir/

Eyyüh-el Muhterem
Üç büyük tehlike,islam alemi üzerinde ve özellikle vatanımızın toprakları üzerinde ki müslümanlara oynanan itikadımızı bozmaya yönelik oyunlardır.Üç Büyük Tehlike şunlardır ;
1 . Diyologçuların misyonel faaliyetlere yol açıp,insanların Hıristiyanlaşmasına ve neticede Türkiye’nin bölünmesine sebep olması.
DİYALOG bir Vatikan Projesidir ve bu üç tehlikeden en büyüğü budur.Bu proje ; Vatikan tarafından projelenen ve Türkiye’den bir takım hocaları,ilahiyatçıları ve cemaat liderlerini kullanarak ; “Yahudi ve Hristiyanların’da cennete girebileceği” görüşünü topluma empoze etme amaçlı yapılan bir projedir.Bu şekilde müslüman halkı ‘ne de olsa hepimiz cennetliğiz’ düşüncesine sokarak,Hristiyanlaştırmaya çalışmaktır. Halbuki bu konuda pek çok açık ayet ve hadisler mevcuttur.DİYALOG’çulara karşı yapılan reddiyeleri,yazıları sitemizde bulabilirsiniz.

2 . Ehl-i Beyt mezhebi adı altında sünnî Müslümanların Şî’ileştirilmesi.
3 . Selefî düşünce adı altında Vehhâbiliğin aşılanması
Bu üç projenin ayrıntılarını,verilen cevaplar ve karşı açıklamalarla sitemizde bulabilirsiniz.
Sitemiz,her gün yeni bir bilgiyle güncellenmektedir.
Bu üç büyük tehlike hizmetimiz adına asılsız vehimlerden ibarettir zira eğer deiğiniz makstalar hizmetimizin yapmış olduğu faaliyetlerin maksadı olsaydı şimdi bu kadar zaman içinde tezahür ederdi ama böyle bir durum söz konusu değildir.
Soru: Bazı kesimler diyalog faaliyetlerini dinden taviz verme olarak algılıyorlar. O türlü tenkitleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hoca görünenhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif ya da seleften miras kalan şeyler adına "kutup"luktanhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif gavs'lıktan bahis açanlar nasıl düşünürse düşünsünhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bizim kalbimizi Allah biliyor. Benhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif değil böyle büyük meselelerdehttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif yatağa girerken bile elimden geldiğince Efendimizin tarzını uygulamaktan taviz vermedim. Arkadaşlarımın da taviz verdiğini zannetmiyorum. Neylersiniz kihttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif sayıları az da olsahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bazı insanlar bu hayırlı faaliyetleri bir "gâvurlaşma" ve "gâvurlaştırma" gibi gördü ve göstermeye çalıştılar; mantığını anlamakta zorluk çektiğim bir yaklaşımlahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif maalesefhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bu harekete gönül vermiş insanlar hakkında dalâlet ve küfür isnadında bulundularhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif âyet ve hadislere sadece bir açıdan bakarakhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif siyak sibak bütünlüğünü görmezlikten gelerek yaptıkları yorumlarlahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif onlar hakkında "bid'atkâr'dan "kâfir”e kadar bir sürü iftirada bulundular. Çoğu zamanhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif en masum sözhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif tavır ve davranışları bile kendi garazkârlıklarından dolayı yanlış vadilere çekti; bazen de bazı arkadaşların -eğer varsa- ferdî hatalarını bu faaliyetleri destekleyen bütün gönüllülere yükleyerekhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif hepsini birden tekfir ettiler.
Oysahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif değil bir topluluğuhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif tek bir inşam bile küfürle itham etmek dinimize göre altından kolay kalkılamayacak bir vebaldir. Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelut tehâyâ)http://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif “Bir Müslüman bir başka Müslümana "kâfir" dediği zaman ikisinden birisi mutlaka kâfir olur. Eğer küfür isnad edilen insan gerçekten kâfirsehttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif o söz yerini bulur. Fakat değilsehttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif o zaman sözhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif küfür isnad edene döner ve o kâfir olurhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif" buyurmaktadır. Buharihttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif Müslimhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif Ebû Davud ve Tirmizi gibi en muteber kaynaklarda yer alan bu badis-i şerifi ve dinimizin bu konudaki hassas ölçülerini bilen bir insanın başkaları hakkında o kadar rahat konuşmasıhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif hele hele koca bir topluluğu tekfir etmesi çok büyük bir hata ve bir dalalettir!.
Ne tuhaftır kihttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bir kesim çekememezlikten "Amerikancı" diyorhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif diğer bir kesim "işbirlikçi." Aslında İslam'a hasım bazı hasta ruhlarhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif "Bunlar şeriatçıdırhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif dini getirip hayata hâkim kılacaklar." diyor; bazıları da tam tersini iddia edip diyalog gayretlerini misyonerlerehttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif onların rahat ve serbest dolaşmalarınahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif propaganda yapmalarına ve kilise faaliyetlerine destek gibi görüyor ve gösteriyorlar. Bunlar öyle birbirine zıt şeyler kihttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif hepsi bir yere isnat ediliyorsahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bu tür taarruzlar bütün iddiaları kendiliğinden düşürür. Kanaat-i acizanemcehttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bazıları dine düşman olduklarından dindarların vesile olduğu hiçbir hayırlı işi kabul etmiyorlar; bazıları dahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif haset ve kıskançlıktan dolayı her başarının kendilerine isnat edilmesini istediklerinden bu işi bir türlü hazmedemiyorlar.
Onlar ne derse desinhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif niyetimizi Allah biliyorhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif otuz seneden beri bu millet de biliyor. Allah'ın rızasını kazanmak ve tarihî birikimlerimizi dünya insanlarıyla paylaşarak kanlı bir coğrafyada sulh adacıkları oluşturmaktan başka bir sevdamız yok bizim. Bizhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif mîllet olarakhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif kendimizde çok güzel şeylerin bulunduğuna inanıyoruz. Allah (celle celâluhu) iyi şeyleri tecrübe etme ve adeta bir dantela gibi tabiatımıza işleme imkânını vermiş bize -inşaallah yerinde değerlendirilir.- Elâlemhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bir tuval üzerinde karaladığı çizgilerihttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif resim sergisi diyerek neşrediyor. Bizim isehttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bir yönüyle dört bin senelikhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bir yönüyle de altın çağımız diyeceğimiz bin senelik şanlı bir tarihimiz var. Pek çok meselede mümârese sahibi olmuşuz; meselahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif ciddi bir estetik anlayışı geliştirmişiz. Bu güzellikleri teşhir etmemiz ve bu iş için sergiler açmamız hem hakkımız hem de vazifemizdir. İşte günümüzde bu türlü sergilerin açıldığı yerler de eğitim yuvalarıdırhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif okullardırhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif kültür lokalleridirhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif hatta ticaret mülahazasıyla yurtdışına giden insanımızın açtığı iş yerleridir ve hepsini kuşatan diyalog faaliyetleridir. Çünkühttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif onların tavır ve davranışlarından dökülen şeyler de yine bizim mazimizhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bediî zevklerimizhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif dinî telakkilerimiz ve ahlakî mülahazalarımız olacaktır. Evethttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bizim bu değerlerimizinhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif başka kültürlerin insanlarına çok mânâ ifade edeceğikanaatindeyim.
Ayrıcahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif daha önce de arz ettiğim gibihttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif hoşgörü ve diyalogu biz icat etmedik. Öteden beri bu konuyla ilgili dünyanın değişik yerlerinde toplantılar yapılıyordu. O türlü toplantılar Arap âleminde de yapılıyorduhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif Uzakdoğu'da dahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif Vatikan'da dahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif Avrupa'da dahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif Amerika'da da. Bazı Müslümanlar da çağrılıyorlardı oralara; fakat senaryoyu hazırlayanlar başkalarıydı. Onlarhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif diyalog vizesiyle her yerde rahat rahat dolaşıyor ve hatta misyonerlik yapıyorlardı. Bu mânâdahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif Müslümanlar işin içinde yoklardı; kendi düşüncelerini söyleyemiyorhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif "Bu defa da şöyle yapalım." teklifinde bulunamıyorlardı; "Abant'ta yapalımhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif Harran'da yapalım" diyemiyorlardı. Oysahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bugün Müslümanlar da bu serbest dolaşım vesilesini kullanabiliyorlar. Yanihttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif hoşgörü ve diyalogdanhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif başkaları kendi düşünceleri adına ne kadar istifade ediyorsa siz de kendi dininiz ve diyanetiniz adına o kadar istifade ediyorsunuz. Şayet dininizi ve milletinizi seviyorsanızhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bundan rahatsızlık duymanız değil memnun olmanız gerekir. Maalesefhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bazıları bunu ya bilemiyorlarhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif ya anlayamıyorlar ya da kıskançlık gözlerini kör etmiş.
Diyaloğun Dini ve Tarihi Temelleri
Işık Yayınları
İzmir-2006
Efendimiz'in, "Benim adım güneşin doğup battığı her yere ulaşacaktır" sözünü bizlere verilmiş bir hedef olarak anlıyorum. Benim Efendimin, teröristlerin mensup olduğu bir dinin kurucusu gibi tanınması, ona karşı yapılan çok ciddi bir haksızlıktır. Onun doğru tanıtılması, diyalog ve hoşgörü temsilcilerinin önünde ihmal edilmesi düşünülemeyecek derecede önemli bir vazife olarak duruyorken, onların başka düşüncelere girmesi kendileri hakkında oluşmuş güzel kanaatleri yıkmaktır ki, bu da ihanet olur.
Yani misyonerler mi?
Evet. Kilise teşkilatının dünyanın her yerinde ve Türkiye'de harıl harıl çalıştığı, çok önemli temsilcilerinin olduğu doğrudur. Boston'da bulunan bir arkadaşımız 500 sene önce yazılmış bir eserden bahsetti bana.
Balkanların Türklerin eline geçtiği bir dönemde Osmanlı sınırları içinde yaşayan dini azınlıklara hitaben yazılmış bu eserde, "Kendinizi belli etmeden, duygu ve düşüncelerinizi koruyarak orada kalın. Bir gün gelecek kendinizi ifade etme fırsatı da bulacaksınız" deniliyor. Dikkat çekilen bu nokta, çok erken dönemde bazı kimseleri tembih etmesi bakımından üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konu gibi geldi bana.
Şimdi bunlar vardır ama Vatikan'da ya da başka yerlerde yürütülen bu tür faaliyetlerin, bizim hoşgörü ve diyalog hareketiyle bir alakası yoktur. Ne benim, ne de benimle beraber bu hareketi benimsemiş arkadaşların katiyen bir başkasının dümen suyunda olması söz konusu değildir.
Bizim diyalog ve hoşgörü hareketimiz tamamen Türk milletine aittir ve Türkiye orijinlidir; diyalog faaliyetlerini kendi maksatları doğrultusunda yapanlara eklenmiş değil, aksine onlar yapıyorsa biz neden yapmayalım, onlarla müşterek programlar planlayarak kendimizi ifade yollarını neden aramayalım mülahazalarından doğmuştur.
Diyalog sürecini bazı İslami kesimler taviz olarak algılıyorlar...
Hoca görünen, ya da seleften miras kalan şeyler adına "kutup"luktan, "gavs"lıktan bahis açanlar nasıl düşünürse düşünsün, bizim kalbimizi Allah biliyor. Ben, değil böyle büyük meselelerde, yatağa girerken bile Efendimiz'in tarzını uygulamaktan taviz vermedim. Arkadaşlarımın da taviz verdiğini zannetmiyorum.
İslamiyet Hz. İsa'yı peygamber olarak tanıyor. Aynı şekilde Hıristiyanlardan Hz. Muhammed'i peygamber olarak tanıyanlar var mı?
Diyalog süreci içerisinde benim yanıma gelenler de oluyordu; farklı ortamlarda görüşmelerimiz de oldu. Beraber olduğumuz zamanlarda namaz vakti giriyor... izin istediğimiz zaman saygıyla karşıladılar. "Buyurun, siz ibadetinizi bitirinceye kadar biz de burada dua ederiz" dediler. Böylesine yumuşak tavırlı insanlardan yüzlercesi diyalog faaliyetleri sayesinde "Muhammed Allah'ın resulüdür. Kur'an, Allah kelamıdır" dedi...
http://tr.fgulen.com/content/view/8324/15/

Yeni-OSMANLI
11-05-2011, 16:39
Mütesekkir,ekledigin yazilarin delilsiz suclamalar,buna sui zan denir,,sui zan haramdir.
Yazillarinda samimiyet kokusu yok,damgalama,iftira,yalan kokusu agir bastigi icin etkili olmuyor vesselam.

Yeni-OSMANLI
11-05-2011, 16:49
İlem eyyüh-el muhterem şu iddian dehşetli bir iddia olup isbatlayamadığın müddetçe müfteri hükmüne masadak olursun ki el iyzaü billah.
Muhterem hocamız nerede bizi gavurlarla ortak etmek istemiş ve bunu yapmış ne zaman böyle birşeye teşebbüs etmiş?
Bu diyalog daha dünkü hadise değil kaç senedir yapılıyor kaç kişi hristiyan oldu kaç kişi gavurlarla ortak oldu.
Hem Kuran-ı Azimüşşan bize ehl-i kitabla bile güzel mücadeleyi emrederken Hazreti Musaya Aleyhisselam Firavuna karşı kavl-i leyyinle gitmesini söylerken sizin din kardeşlerinize yaklaşım tarzınız maatteessüf kalb kıran ifadelerle dolu halbuki sizden şu Ayet-i Kerimenin emriyle yaklaşmanızı beklerdik: Kendi aralarında merhametli. (Fetih Sûresi: 29)Hem kardeşlerinizi gafillikle itham ediyorsunuz bu tarz-ı hareketinizi kimden örnek alarak yapıyorsunuz yani dinimize muvafık bir tarz-ı hareket mi acaba?
Muhterem kardeşim bak Muhterem Hocamız Ruh-u Revan-i Muhammedinin Aleyhisselatü vesselamın Minarelerde Şehbal açması için akıttığı gözyaşları ve yapılan hizmetlerde gayesi:http://fgulen-blog.blogspot.com/2007/12/gnein-doduu-her-yere-ulan.html

adamlar dinci maskesi altinda kol gezip müminleri birbirine kiskirtmakla vazifeli olan ajanlarin oyununa alet olduklarinin farkinda degiller..sonra cikip suurlu gecinirler fitneciler.

ORHANCAN
11-05-2011, 17:14
adamlar dinci maskesi altinda kol gezip müminleri birbirine kiskirtmakla vazifeli olan ajanlarin oyununa alet olduklarinin farkinda degiller..sonra cikip suurlu gecinirler fitneciler.

bunlardan biri de soros yahudisi tarafından desteklenen..

4-5 adet tv kanalı.. gazetesi ve tencere fabrikaları olan bir göbekli adam..

Bediüzzaman ve risale-i nur ve Hocaefendi hakkında 3 adet farklı cd hazırlayan ergenekonun maşalığını yaptı..

müritleri de tüm illerde kapı kapı dolaşarak bu 3 cd yi dağıttı..

tüm halkımızı yanlış ve yalanlarını yutturmaya çalıştılar sağolsunlar..

bazı saftirik cahiller de aslı astarı olmayn bu uydurmaları kandı ne yazık ki..

Yeni-OSMANLI
11-05-2011, 17:26
Soru: Bazı kesimler diyalog faaliyetlerini dinden taviz verme olarak algılıyorlar. O türlü tenkitleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hoca görünenhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif ya da seleften miras kalan şeyler adına "kutup"luktanhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif gavs'lıktan bahis açanlar nasıl düşünürse düşünsünhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bizim kalbimizi Allah biliyor. Benhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif değil böyle büyük meselelerdehttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif yatağa girerken bile elimden geldiğince Efendimizin tarzını uygulamaktan taviz vermedim. Arkadaşlarımın da taviz verdiğini zannetmiyorum. Neylersiniz kihttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif sayıları az da olsahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bazı insanlar bu hayırlı faaliyetleri bir "gâvurlaşma" ve "gâvurlaştırma" gibi gördü ve göstermeye çalıştılar; mantığını anlamakta zorluk çektiğim bir yaklaşımlahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif maalesefhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bu harekete gönül vermiş insanlar hakkında dalâlet ve küfür isnadında bulundularhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif âyet ve hadislere sadece bir açıdan bakarakhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif siyak sibak bütünlüğünü görmezlikten gelerek yaptıkları yorumlarlahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif onlar hakkında "bid'atkâr'dan "kâfir”e kadar bir sürü iftirada bulundular. Çoğu zamanhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif en masum sözhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif tavır ve davranışları bile kendi garazkârlıklarından dolayı yanlış vadilere çekti; bazen de bazı arkadaşların -eğer varsa- ferdî hatalarını bu faaliyetleri destekleyen bütün gönüllülere yükleyerekhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif hepsini birden tekfir ettiler.
Oysahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif değil bir topluluğuhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif tek bir inşam bile küfürle itham etmek dinimize göre altından kolay kalkılamayacak bir vebaldir. Peygamber Efendimiz (aleyhi ekmelut tehâyâ)http://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif “Bir Müslüman bir başka Müslümana "kâfir" dediği zaman ikisinden birisi mutlaka kâfir olur. Eğer küfür isnad edilen insan gerçekten kâfirsehttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif o söz yerini bulur. Fakat değilsehttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif o zaman sözhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif küfür isnad edene döner ve o kâfir olurhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif" buyurmaktadır. Buharihttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif Müslimhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif Ebû Davud ve Tirmizi gibi en muteber kaynaklarda yer alan bu badis-i şerifi ve dinimizin bu konudaki hassas ölçülerini bilen bir insanın başkaları hakkında o kadar rahat konuşmasıhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif hele hele koca bir topluluğu tekfir etmesi çok büyük bir hata ve bir dalalettir!.
Ne tuhaftır kihttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bir kesim çekememezlikten "Amerikancı" diyorhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif diğer bir kesim "işbirlikçi." Aslında İslam'a hasım bazı hasta ruhlarhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif "Bunlar şeriatçıdırhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif dini getirip hayata hâkim kılacaklar." diyor; bazıları da tam tersini iddia edip diyalog gayretlerini misyonerlerehttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif onların rahat ve serbest dolaşmalarınahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif propaganda yapmalarına ve kilise faaliyetlerine destek gibi görüyor ve gösteriyorlar. Bunlar öyle birbirine zıt şeyler kihttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif hepsi bir yere isnat ediliyorsahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bu tür taarruzlar bütün iddiaları kendiliğinden düşürür. Kanaat-i acizanemcehttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bazıları dine düşman olduklarından dindarların vesile olduğu hiçbir hayırlı işi kabul etmiyorlar; bazıları dahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif haset ve kıskançlıktan dolayı her başarının kendilerine isnat edilmesini istediklerinden bu işi bir türlü hazmedemiyorlar.
Onlar ne derse desinhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif niyetimizi Allah biliyorhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif otuz seneden beri bu millet de biliyor. Allah'ın rızasını kazanmak ve tarihî birikimlerimizi dünya insanlarıyla paylaşarak kanlı bir coğrafyada sulh adacıkları oluşturmaktan başka bir sevdamız yok bizim. Bizhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif mîllet olarakhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif kendimizde çok güzel şeylerin bulunduğuna inanıyoruz. Allah (celle celâluhu) iyi şeyleri tecrübe etme ve adeta bir dantela gibi tabiatımıza işleme imkânını vermiş bize -inşaallah yerinde değerlendirilir.- Elâlemhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bir tuval üzerinde karaladığı çizgilerihttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif resim sergisi diyerek neşrediyor. Bizim isehttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bir yönüyle dört bin senelikhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bir yönüyle de altın çağımız diyeceğimiz bin senelik şanlı bir tarihimiz var. Pek çok meselede mümârese sahibi olmuşuz; meselahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif ciddi bir estetik anlayışı geliştirmişiz. Bu güzellikleri teşhir etmemiz ve bu iş için sergiler açmamız hem hakkımız hem de vazifemizdir. İşte günümüzde bu türlü sergilerin açıldığı yerler de eğitim yuvalarıdırhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif okullardırhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif kültür lokalleridirhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif hatta ticaret mülahazasıyla yurtdışına giden insanımızın açtığı iş yerleridir ve hepsini kuşatan diyalog faaliyetleridir. Çünkühttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif onların tavır ve davranışlarından dökülen şeyler de yine bizim mazimizhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bediî zevklerimizhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif dinî telakkilerimiz ve ahlakî mülahazalarımız olacaktır. Evethttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bizim bu değerlerimizinhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif başka kültürlerin insanlarına çok mânâ ifade edeceğikanaatindeyim.
Ayrıcahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif daha önce de arz ettiğim gibihttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif hoşgörü ve diyalogu biz icat etmedik. Öteden beri bu konuyla ilgili dünyanın değişik yerlerinde toplantılar yapılıyordu. O türlü toplantılar Arap âleminde de yapılıyorduhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif Uzakdoğu'da dahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif Vatikan'da dahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif Avrupa'da dahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif Amerika'da da. Bazı Müslümanlar da çağrılıyorlardı oralara; fakat senaryoyu hazırlayanlar başkalarıydı. Onlarhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif diyalog vizesiyle her yerde rahat rahat dolaşıyor ve hatta misyonerlik yapıyorlardı. Bu mânâdahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif Müslümanlar işin içinde yoklardı; kendi düşüncelerini söyleyemiyorhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif "Bu defa da şöyle yapalım." teklifinde bulunamıyorlardı; "Abant'ta yapalımhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif Harran'da yapalım" diyemiyorlardı. Oysahttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bugün Müslümanlar da bu serbest dolaşım vesilesini kullanabiliyorlar. Yanihttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif hoşgörü ve diyalogdanhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif başkaları kendi düşünceleri adına ne kadar istifade ediyorsa siz de kendi dininiz ve diyanetiniz adına o kadar istifade ediyorsunuz. Şayet dininizi ve milletinizi seviyorsanızhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bundan rahatsızlık duymanız değil memnun olmanız gerekir. Maalesefhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif bazıları bunu ya bilemiyorlarhttp://www.ilahiyatforum.com/forum/images/smilies/virguli.gif ya anlayamıyorlar ya da kıskançlık gözlerini kör etmiş.
Diyaloğun Dini ve Tarihi Temelleri
Işık Yayınları
İzmir-2006
Efendimiz'in, "Benim adım güneşin doğup battığı her yere ulaşacaktır" sözünü bizlere verilmiş bir hedef olarak anlıyorum. Benim Efendimin, teröristlerin mensup olduğu bir dinin kurucusu gibi tanınması, ona karşı yapılan çok ciddi bir haksızlıktır. Onun doğru tanıtılması, diyalog ve hoşgörü temsilcilerinin önünde ihmal edilmesi düşünülemeyecek derecede önemli bir vazife olarak duruyorken, onların başka düşüncelere girmesi kendileri hakkında oluşmuş güzel kanaatleri yıkmaktır ki, bu da ihanet olur.
Yani misyonerler mi?
Evet. Kilise teşkilatının dünyanın her yerinde ve Türkiye'de harıl harıl çalıştığı, çok önemli temsilcilerinin olduğu doğrudur. Boston'da bulunan bir arkadaşımız 500 sene önce yazılmış bir eserden bahsetti bana.
Balkanların Türklerin eline geçtiği bir dönemde Osmanlı sınırları içinde yaşayan dini azınlıklara hitaben yazılmış bu eserde, "Kendinizi belli etmeden, duygu ve düşüncelerinizi koruyarak orada kalın. Bir gün gelecek kendinizi ifade etme fırsatı da bulacaksınız" deniliyor. Dikkat çekilen bu nokta, çok erken dönemde bazı kimseleri tembih etmesi bakımından üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konu gibi geldi bana.
Şimdi bunlar vardır ama Vatikan'da ya da başka yerlerde yürütülen bu tür faaliyetlerin, bizim hoşgörü ve diyalog hareketiyle bir alakası yoktur. Ne benim, ne de benimle beraber bu hareketi benimsemiş arkadaşların katiyen bir başkasının dümen suyunda olması söz konusu değildir.
Bizim diyalog ve hoşgörü hareketimiz tamamen Türk milletine aittir ve Türkiye orijinlidir; diyalog faaliyetlerini kendi maksatları doğrultusunda yapanlara eklenmiş değil, aksine onlar yapıyorsa biz neden yapmayalım, onlarla müşterek programlar planlayarak kendimizi ifade yollarını neden aramayalım mülahazalarından doğmuştur.
Diyalog sürecini bazı İslami kesimler taviz olarak algılıyorlar...
Hoca görünen, ya da seleften miras kalan şeyler adına "kutup"luktan, "gavs"lıktan bahis açanlar nasıl düşünürse düşünsün, bizim kalbimizi Allah biliyor. Ben, değil böyle büyük meselelerde, yatağa girerken bile Efendimiz'in tarzını uygulamaktan taviz vermedim. Arkadaşlarımın da taviz verdiğini zannetmiyorum.
İslamiyet Hz. İsa'yı peygamber olarak tanıyor. Aynı şekilde Hıristiyanlardan Hz. Muhammed'i peygamber olarak tanıyanlar var mı?
Diyalog süreci içerisinde benim yanıma gelenler de oluyordu; farklı ortamlarda görüşmelerimiz de oldu. Beraber olduğumuz zamanlarda namaz vakti giriyor... izin istediğimiz zaman saygıyla karşıladılar. "Buyurun, siz ibadetinizi bitirinceye kadar biz de burada dua ederiz" dediler. Böylesine yumuşak tavırlı insanlardan yüzlercesi diyalog faaliyetleri sayesinde "Muhammed Allah'ın resulüdür. Kur'an, Allah kelamıdır" dedi...
http://tr.fgulen.com/content/view/8324/15/



tesekkürler...


"Kuvvet dengesi olmadığı bir yerde belli bir noktaya ve kıvama gelmeden ,gereken mesafe alinmadan erken vurus yaparak kuvvete basvurulursa...
dünya başimizi ezer...
Firavunlar cagini yasiyoruz...böyle bir durumda özümüzü bulacagimiz,kivama erecegimiz ana kadar,gerekli olan güc ve kuvvete ulasacagimiz ana kadar her vurus
20 gününü doldurmadan yumurtayi kirma gibi birseydir,
civcivleri terk eden kulucka gibi civcivleri doluya,firtinaya terketme gibi erken sayilir."
Fethullah gülen

Bu sözler Fethullah gülenin ve cemaatinin izledigi yolun sebebini en güzel sekilde ifade ediyor düsüncesindeyim...

"Siz ne halde iseniz başınıza o şekilde idareciler gelir. Bir topluluk kendini duzeltmedikce Allah onlardaki hali duzeltecek değildir." düsüncesiyle altyapiyi hazirlamaktir.

Onun icin ne yapip ne edip öncelikle osmanlinin ruhuna sahib büyük türkiyeyi hak eden dindar bir toplum olmamiz lazim.
Yüzde 90% namaz kilmayan bir tolumdan bu ruha sahib bir yönetimi basa getirmesini beklemek ne derece mantikli olur?
Öncelikle üzerimizdeki ölü toprağını atarak ,osmanli-torunlari oldugumuzu anlayarak gücümüzü fark etmeye başlamaliyizki "yeni bir dünya"nın mümkün, hatta "gerekli" olduğu fikri kalbimize yerlessin.

Bu oldugu zaman toplum hertürlü zorluga katlanmaya hazirdir anlami cikar ve cesaretimiz artar...dolayisiyla bu yöndeki icraatlerde zarardan cok fayda görülür,Allahin yardimi gelir.

Toplum olarak bu dereceye gelemedigimiz sürece idarecilerimizin bu yöndeki icraatleri faydadan cok zarar vereceginden dolayi islami bir kural olan
"Zarar imkân ölçüsünde yok edilir" ölcüsü uygulanir.

Buradaki imkandan kasit halkin iradesi,gücü,istegi,talebi,altyapinin hazir olup olmayisi...

...Devlet toplumun neticesi otoriter bir
varliktir. Toplumu ise insanlar olusturur. Devlet yönetimi islami degilse
bu, toplumun islami bir hayat yasamadigini gösterir. Yapilacak yeni bir
devlet kurmak degil toplumu irsad etmektir. Zira toplum islam olursa devlet
islam olur. Toplumu islam olmayan bir islam devleti düsünülemez.

Son 100 yildir halkimizda dini yasanti acisindan cok büyük tahribatlar ve zayiflamalar olmustur,Allah inanci,Allah korkusu,iman cok zayiflamistir,namaz terkedilmistir...Böyle bir durumda olan bir topluma cihaddan bahsetmek birinci adimi atmadan ücüncü ve dördüncü adimi atmasi gibidir,ehliyet almadan araba kullanmasi gibidir.

Bu kardeslerimizin cihadi metodu farkli.

Cemaatin Cihada karsi oldugu önyargisinda olanlari susturmak icin hemen bir kac link vereyim:


İ‘lâ-yı Kelimetullah veya Cihad
(http://tr.fgulen.com/content/category/30/248/149/)

Cihad Her Mü'minin Vazifesidir (http://tr.fgulen.com/content/view/12420/149/)

Cihad Allah'ın Emridir (http://tr.fgulen.com/content/view/12412/149/)

Cihad Peygamber Mesleğidir (http://tr.fgulen.com/content/view/12414/149/)

Cihada Her An Hazır Olmalıyız (http://tr.fgulen.com/content/view/12421/149/)

Cihad Yıkılışları Önlemenin Çaresidir (http://tr.fgulen.com/content/view/12426/149/)

Cihad Mü'minin Her An Bütünleştiği Bir Ameldir (http://tr.fgulen.com/content/view/12422/149/)

Cihadın Çeşitleri (http://tr.fgulen.com/content/view/12413/149/)

Cihad Yüce Bir Duygudur (http://tr.fgulen.com/content/view/12417/149/)

Cihad İç ve Dış Huzurun Garantisidir (http://tr.fgulen.com/content/view/12425/149/)

Cihad Hayat Kaynağıdır (http://tr.fgulen.com/content/view/12416/149/)

Cihad Nedir? (http://tr.fgulen.com/content/view/12411/149/)

Cihad Hakk'a Şahitliktir (http://tr.fgulen.com/content/view/12415/149/)

Cihad Ölümsüzlük Kaynağıdır (http://tr.fgulen.com/content/view/12419/149/)

Cihad-Rehavet Uyumsuzluğu (http://tr.fgulen.com/content/view/12427/149/)

Cihad Yeryüzüne Evrensel Sevgi-Şefkat ve Emniyeti Hakim Kılmanın Vesilesidir (http://tr.fgulen.com/content/view/12424/149/)

Cihad ve Hayatı Hakir Görme İlişkisi (http://tr.fgulen.com/content/view/12428/149/)

Fethullah Gülen'in Aksiyonunda Cihad ve/veya Tebliğ (http://tr.fgulen.com/content/view/7951/5/)


Bence Fethullah gülen hocamiz müslümanlarin günümüzdeki durumunu efendimiz dönemiyle kiyaslayarak hareket ediyor.Efendimiz zayif oldugu dönemlerde sabretmis,teblige sessiz baslamis,ilk mekke döneminde kuvvet dengesi olmadigi icin hicret etmis,medinede islam devletini kurmus,bunu yaparkende medineli gayri müslimlerle savasarak degil onlarla isbirligi yaparak,anlasarak diyalog kurarak yapmis,hemen savasmamis,önce teskilatlanmis,altyapiya agirlik vermis,kuvvet dengesini saglamis,devletini kurmus...tipki Fethullah gülen hocamizin yaptigi gibi.
O günümüz müslümanlarin durumunu en iyi anlayan hocalarimizdandirm,atilmasi gereken ilk adimlari,uygulanmasi gereken stratejileri kavrayan hocalarimizdandir.
Baskalari gibi radikallik taslayip,korkusuzluk taslayip kendisiyle birlikte müminleri tehliekye atan sorumluluk duygusunu yitirenlerden degildir.

Bu konuyla ilgili herkesin okumasi gereken bir linki tavsiye ediyorum:
Kuvvet Dengesi ve Strateji
http://tr.fgulen.com/content/view/14482/163/

kaddumi
11-05-2011, 17:38
müslüman kafire karşı şedid müslümana karşı ğafurdur ne bu ya cübbeli hoca gülene laf söyler gülen cemaati onlara laf söylesin yine cübbeli islamoğluna laf söylüyor sevindirin islam düşmanlarını onlar şu bu ayırmadan hepinizi irticacı olarak görüyor eline fırsat geçse kökünüzü kazıyacak siz hala islam düşmanı bu ülkenin sahibi biziz bizden sorulur diyenleri bırakın birbirinizle uğraşın küfre karşı birlik olmayın yiyin birbirinizi şucu bucu diye hadi devam edin

Yeni-OSMANLI
11-05-2011, 17:51
müslüman kafire karşı şedid müslümana karşı ğafurdur ne bu ya cübbeli hoca gülene laf söyler gülen cemaati onlara laf söylesin yine cübbeli islamoğluna laf söylüyor sevindirin islam düşmanlarını onlar şu bu ayırmadan hepinizi irticacı olarak görüyor eline fırsat geçse kökünüzü kazıyacak siz hala islam düşmanı bu ülkenin sahibi biziz bizden sorulur diyenleri bırakın birbirinizle uğraşın küfre karşı birlik olmayın yiyin birbirinizi şucu bucu diye hadi devam edin
iste bu anlayista olmayanlari,birlik beraberligimize zarar verenleri,hoca maskesi altinda müminleri birbirine kiskirtanlari terk etmek gerek.
Suclamaninda,elestirmeninde bir adabi vardir.öyle suclanan kisi veya kesimle diyalog kurmadan,damgalayarak,kendilerine cevab hakki tanimadan,olaylari carpitarak tv karsisina cikarak uluorta milleti kiskirtarak olmaz bu isler,ehli-sünnet böyle savunulmaz.

redyellow
11-05-2011, 21:37
başlıktaki haberde ne için stvye kızıldığı, hangi film, hangi konuşma, hangi cümle için eleştirildiği yok, net ifadelerle şu şu şu denseydi daha iyi olurdu. Muğlak şeylerle konuşmak, haber yapmak doğru değil diye düşünüyorum.

Alper...
11-05-2011, 22:00
müçtehit kaynıyor bu site hay maşaAllah... :)

Yeni-OSMANLI
12-05-2011, 11:29
başlıktaki haberde ne için stvye kızıldığı, hangi film, hangi konuşma, hangi cümle için eleştirildiği yok, net ifadelerle şu şu şu denseydi daha iyi olurdu. Muğlak şeylerle konuşmak, haber yapmak doğru değil diye düşünüyorum.

tesekkürler

ORHANCAN
12-05-2011, 11:51
başlıktaki haberde ne için stvye kızıldığı, hangi film, hangi konuşma, hangi cümle için eleştirildiği yok, net ifadelerle şu şu şu denseydi daha iyi olurdu. Muğlak şeylerle konuşmak, haber yapmak doğru değil diye düşünüyorum.

Allah (CC) razı olsun kardeş... kısacası bu ... yani neden ..?* ne için..??.. eleştiriliyor söylenmesi gerekir..

Yoksa kör döğüşü gibi gözünün üstünde kaşın var demekle kavga çıkmamalı..

kardeşlik düsturları içinde nezaket çerçevesinde sorarsın sorunu... beklersin.. muhakkak bir cevap veren yetkililerden çıkar..

agbi
12-05-2011, 11:54
EHLİ TARİK vasfındaki bir Hoca ya bu tür konuşmalar HİÇ YAKIŞMIYOR

vede yukarıda belirtildiği üzere

SİYONİZM in Dünya başlıca kasalarından SAROS un desteklediği Tv kanallarına çıkması HİÇ AMA HİÇ YAKIŞMIYOR.

Son.Fedai
12-05-2011, 12:45
Kaynak: http://www.cubbeliahmethoca.tv/HD45_Basin-bildirimi.html

Medyada müvekkil hakkında gerçeğe aykırı ithamlara iftiralara suçlamalara ve mesnetsiz iddialara yer verilen haberlere yer verilmektedir.

Medyada müvekkil hakkında gerçeğe aykırı ithamlara iftiralara suçlamalara ve mesnetsiz iddialara yer verilen haberlere yer verilmektedir. Müvekkilimin haklarını ihlal eden bu ASILSIZ haber nedeniyle Basın Kanununun 14. maddesi uyarınca aşağıda sunduğumuz cevap ve düzeltme yazısının başlık ve metninde hiçbir yorum mülahaza ve işaret katmaksızın ve bu cevap ve düzeltme yazımız nedeniyle herhangi bir mütalaa belirtmeksizin aynen ve tamamen cevap ve düzeltmeyi gerektiren haberin yayınlandığı gazete sayfalarında, internet sayfalarında eş büyüklükte ve eş karakterde harflerle yayınlanmasını müvekkilim adına talep ederim. 10.5.2011

CEVAP VE DÜZELTME METNİ

Aşağıda müvekkil tarafından kaleme alınmış olan cevap ve düzeltme metni bulunmaktadır.

“STV İZLEYECEĞİNE DANSÖZ İZLE” SÖZÜ MÜVEKKİLE AİT DEĞİLDİR.

“Bazı gazetelerde ve İnternet sitelerinde bana atfen haber yapılan “STV izleyeceğine dansöz izle” sözü beni cidden rahatsız etmiştir, zira bu söz bu şekliyle bana ait değildir.

Sözlerin bir kısmını hazf edip kelimeler arasında ileri geri yaparak böyle sözler derleyip bu sözleri sarf etmemiş kişilere isnat etmek yalanın çeşitlerindendir. Hadisi şerifte ise “Müslüman günahı işler ama yalan söylemez” buyrulmuştur.

Benim bu husustaki sözüm “Gayrimüslimin (Müslüman olmayanların) ecrini Allahın zayi etmeyeceği” hususunda STV‘de yayınlanan bir dizi filminde sarf edilen söz hakkında olmuştur ki bu sözün dünya açısından bir geçerliliği vardır. Zira Allah kâfirlere de yaptıkları iyiliklerin karşılığı olarak sağlık sıhhat, zenginlik ve uzun ömür gibi mükâfatlar vererek iyiliklerini dünyada boşa çıkarmamaktadır. Ancak adı o dizide “cennette Müslüman olmayanlarla buluşabilecek miyiz?” sorusuna “Allah kimsenin iyiliğini zayi etmez” diye cevap verilerek Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’indeki birçok ayetine ters bir hüküm verilmekte ve Türkiye halkının inancı zedelenmektedir.

Nitekim İbrahim-18, Nur-39 ve Furkan-23 surelerinin ayetlerinde mealen: “kâfirlerin dünyada yaptıkları iyi amellerin ahirette mükâfat olarak kendilerine dönmeyeceği, bilakis çöldeki serap gibi faydasız olacağı ve kasırgaya tutulan kül gibi darmadağın olup sahiplerinin onlardan bir fayda temin edemeyeceği” beyan edilmiştir.

Dolayısıyla dizide İslam ahkâmına aykırı olarak verilen bu cevap ayeti kerimelere muhalif düşmektedir. Bu nedenle, bu diziyi izleyenlerin “gayrimüslimlerin cennete gideceği” şeklinde inandırılmaları Kur’anın açık beyanına ters düşeceğinden tarafımızdan Müslümanları uyarma gereği hâsıl olmuştur. Bu uyarı esnasında şahsım hiçbir şekilde “dansöz yayınlayan TV’leri izleyin” şeklinde bir söz sarf etmemdim. Bilakis “dansöz izlesen daha aşağı” diyerek, “dansöz izlemenin günah” olduğuna vurgu yapmış ancak “kâfirlerin ahirette iyiliklerinin zayi olmayacağına inanmanın “inkâr” manası taşıdığından, “günah” olandan daha tehlikelisinin “inkâr” olacağı”nı vurguladım. Gerçekten de Ehli Sünnet’e göre bu böyledir.

Geçen hafta FlashTV’de yaptığım konuşmanın ilk bölümünde geçtiği üzere; Kur’an-ı Kerim’de bu mealde ayetler bulunduğu bilinmeksizin böyle bir söz söylemek yahut dinleyip inanmak insanı kâfir etmez. Çünkü Kur’an’da bulunan bütün ayetlerin muhtevasını sıradan insanlar bir yana hoca geçinenlerin birçoğu dahi bilmemektedir. Ancak bir insana “Kur’an’da böyle buyruluyor” denilip, ayetler de gösterildikten sonra o hâlâ “ben buna inanmıyorum” der, Kur’an ayetlerini inkâr ederse se o zaman “kâfir” kabul edilir.

Benim bu konudaki sohbetim bazı internet sitelerinde kısmen mevcut ise de www.cubbeliahmethoca.tv adlı sitemde 21 Nisan Perşembe günkü konuşmamda bu konuşmamın tamamı mevcuttur. Söylediklerim oradan dinlenerek sözlerimin ne kadar çarpıtıldığı anlaşılabilir.

Konuşmamda STV yöneticilerine ve programlarının tümüne karşı bir itham söz konusu olmayıp, adı geçen dizi filmi hazırlayan kişileredir. O dizi filmi hazırlayanların bilgisizliklerinden kaynaklanan büyük bir hata gözden kaçmış olabilir. Bizim vazifemiz ise “iyiliği emredip kötülükten nehyetmektir.” Yoksa hiçbir TV kanalının bütün programları hakkında toptan bir değerlendirme yapmak hakkımız ve haddimiz değildir.

Benim bu hassasiyetim sadece adı geçen kanal hakkında olmayıp daha önce başka bir özel TV kanalında Ahmet Hakan adındaki sunucunun yaptığı programlarda birçok Ehli Sünnet dışı hocaları konuşturup insanların itikadını bozdurmasına dair de beyanlarım mevcuttur. Dileyenler internet kanallarında bunları da bulabilir.

Birkaç ay önce yine bir başka özel TV kanalında gösterilen “Hanımın çiftliği” adlı dizide idam olacak birinin helallık için ailesine mektup yazarken “ahiret var mı bilmiyorum ama …” şeklindeki sözü ve idamından sonra babasının Allah’a karşı bağırdığını sanarak yüksek sesle “şimdi rahat ettin mi?” şeklinde sarf ettiği şirk sözlerine karşı da sohbetlerimde ikaz ve reddiyelerim vuku bulmuştur.

Yukarıdaki örneklerden de anlaşılacağı üzere bizim derdimiz ne STV kanalını ne de başkaca TV kanallarını itham etmek değil, her nerede Kur’an’a ve Sünnete muhalif bir fikir ve söze rastlarsak buna cevap vermek ve halkı bu konuda uyarmaktır. Bundan başkaca da bir maksadımız yoktur.”

Kamuoyuna saygı ile duyurulur. 10.5.2011

TakVa
13-05-2011, 15:55
Samanyolu TV'den açıklama

Kamuoyunda Cübbeli Ahmet Hoca olarak tanınan Sayın Ahmet Mahmut Ünlü'nün bir konuşmasında"Samanyolu TV" hakkında sarfettiği sözler son derece talihsiz olmuştur.

Öncelikle, “başkalarıyla alay edilmemesi, kötü lakap takılmaması” noktasında tebliğ ve irşat hizmetleri yürüten kişilerin daha hassas ve sorumlu davranması gerekir.

Samanyolu TV'nin “Saman televizyonu mu ne” şeklinde zikredilmiş olması camiamızı derinden üzmüştür.

Halkımızın büyük sevgi ve saygısına mazhar olmuş, İslam dinini yaşama ve yaşatmada hassasiyeti ile tanınan Mahmut Efendi hazretlerinin dergahına mensup bir kişinin, “orada bir dizi varmış, başını sonunu seyretmedim” diyerek, mahiyetini bilmediği bir konuda tahkik etmeden ithamda bulunması da taşıdığı toplumsal sorumluluğa uygun düşmemiştir. “Bilmediğin şeyin ardına düşme” evrensel kaidesi uyarınca olayların doğruluğunu araştırmadan sarfedilecek sözlerden, yapılacak işlerden “göz, kulak ve kalbin” sorumlu olacağı unutulmamalıdır.

Samanyolu TV'nin dünyanın dört bir yanına ulaşan programları insanlara iyinin, doğrunun sunulması; milli ve manevi değerlerimizin yaşatılması amaçlarına matuftur.

Dünyanın birçok ülkesinde yayınlarımız çok büyük takdirle karşılanmaktadır. Buna mukabil Samanyolu TVhakkında “dansöz seyretsen günahkar olursun, bunları seyretsen gavur olursun. İslami gibi geçinip ne zehirler yutturuyorlar.” şeklinde isnatlarda bulunulması hem son derece yakışıksızdır, hem de büyük bir hak ihlalidir.

Samanyolu TV'de yayınlanan “Hakkını Helal Et” isimli dizinin 12. bölümü bütünüyle izlendiğinde isnatların ne derece haksız ve mesnetsiz olduğu görülecektir. Dizide iddia edildiği gibi “Yahudi ve Hıristiyanların cennete sokulması” sözkonusu değildir, bilakis gayrimüslim bir kişi olan Agop'un İslamı seçmesi işlenmiştir.

“Diyalog insanları kafir edecek” şeklindeki haksız iddialara karşın, farklı din müntesipleriyle diyalog çalışmalarının dünya üzerinde Müslümanlara karşı önyargılı bakış açılarını değiştirdiği, Müslümanlara ve İslam dinine olumlu bakılmasına vesile olduğu da aklı selim sahibi herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Bu noktada, sadece "Diyaloğun Meyvesi" isimli belgeselin izlenmesinin dahi konunun doğru anlaşılmasına katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.

Kamuoyuna saygılarımızla arz ederiz.

MÜTEŞEKKÜR
13-05-2011, 16:43
Herkes bu videoyu iyi izlesin lütfen....


http://www.youtube.com/watch?v=fySsY52Uodg&feature=player_embedded

talib
13-05-2011, 16:48
Kafirlerden ödül alamadı Mahmud Efendi ama dünyadaki büyük İslam alimleri kendilerine İslama ve insanlığa hizmet ödülü verdiler, asrın müceddidi ilan edenleri oldu. Şimdi Cübbeli Ahmet hep onun yanıda. Ve yine onun yanında konuşmuş, konuşturulmuş.

Demek ki birileri bir şeyler ediyorlar ki artık kendilerine tepkiler büyüyor.

Kim ehlullaha sataşırsa daha neler neler görecektir. Allahu alem.

MÜTEŞEKKÜR
13-05-2011, 16:52
http://www.youtube.com/watch?v=WvpebEO8hcc&feature=related

talib
13-05-2011, 17:04
Samanyolu TV'den açıklama

Kamuoyunda Cübbeli Ahmet Hoca olarak tanınan Sayın Ahmet Mahmut Ünlü'nün bir konuşmasında"Samanyolu TV" hakkında sarfettiği sözler son derece talihsiz olmuştur.

Öncelikle, “başkalarıyla alay edilmemesi, kötü lakap takılmaması” noktasında tebliğ ve irşat hizmetleri yürüten kişilerin daha hassas ve sorumlu davranması gerekir.

Samanyolu TV'nin “Saman televizyonu mu ne” şeklinde zikredilmiş olması camiamızı derinden üzmüştür.

Halkımızın büyük sevgi ve saygısına mazhar olmuş, İslam dinini yaşama ve yaşatmada hassasiyeti ile tanınan Mahmut Efendi hazretlerinin dergahına mensup bir kişinin, “orada bir dizi varmış, başını sonunu seyretmedim” diyerek, mahiyetini bilmediği bir konuda tahkik etmeden ithamda bulunması da taşıdığı toplumsal sorumluluğa uygun düşmemiştir. “Bilmediğin şeyin ardına düşme” evrensel kaidesi uyarınca olayların doğruluğunu araştırmadan sarfedilecek sözlerden, yapılacak işlerden “göz, kulak ve kalbin” sorumlu olacağı unutulmamalıdır.

Samanyolu TV'nin dünyanın dört bir yanına ulaşan programları insanlara iyinin, doğrunun sunulması; milli ve manevi değerlerimizin yaşatılması amaçlarına matuftur.

Dünyanın birçok ülkesinde yayınlarımız çok büyük takdirle karşılanmaktadır. Buna mukabil Samanyolu TVhakkında “dansöz seyretsen günahkar olursun, bunları seyretsen gavur olursun. İslami gibi geçinip ne zehirler yutturuyorlar.” şeklinde isnatlarda bulunulması hem son derece yakışıksızdır, hem de büyük bir hak ihlalidir.

Samanyolu TV'de yayınlanan “Hakkını Helal Et” isimli dizinin 12. bölümü bütünüyle izlendiğinde isnatların ne derece haksız ve mesnetsiz olduğu görülecektir. Dizide iddia edildiği gibi “Yahudi ve Hıristiyanların cennete sokulması” sözkonusu değildir, bilakis gayrimüslim bir kişi olan Agop'un İslamı seçmesi işlenmiştir.

“Diyalog insanları kafir edecek” şeklindeki haksız iddialara karşın, farklı din müntesipleriyle diyalog çalışmalarının dünya üzerinde Müslümanlara karşı önyargılı bakış açılarını değiştirdiği, Müslümanlara ve İslam dinine olumlu bakılmasına vesile olduğu da aklı selim sahibi herkes tarafından kabul edilen bir gerçektir. Bu noktada, sadece "Diyaloğun Meyvesi" isimli belgeselin izlenmesinin dahi konunun doğru anlaşılmasına katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.

Kamuoyuna saygılarımızla arz ederiz.

STV iyi sallamış. Dizide neyin işlendiğinin ne önemi var. Bir çocuk soru soruyor, başka dinlerden olanlarla cennette buluşabilir miyiz diye. Şimdi dizide neyin işlendiğinin ne önemi var? Böyle soru soran bir çocuğa cevap veriyor başörtülü annesi ve daha çok "evet buluşabiliriz" manasına yorumlanabilecek bir cevap veriyor.. Dinler arası diyaloğu yapan da bu cemaat olduğu için, ehli kitapla amentüde ittifakımız var diyen bir cemaat oldukları için, sırat köprüsü kurdurup 3 dinin temsilcilerini buradan geçirten bir cemaat olduklarından tabi ki bu cümle akıllarda soru işareti bırakır.

Böyle geyik bir cevap verecekleri yerde, kadın böyle demiş, yanlış anlaşılabilir ama bizim inancımız budur deyip geçselerdi daha iyi idi. Samimiyetsiz kardeşlik nutuklarını ise hiç bir zaman sevmemişizdir.

MÜTEŞEKKÜR
13-05-2011, 17:12
STV iyi sallamış. Dizide neyin işlendiğinin ne önemi var. Bir çocuk soru soruyor, başka dinlerden olanlarla cennette buluşabilir miyiz diye. Şimdi dizide neyin işlendiğinin ne önemi var? Böyle soru soran bir çocuğa cevap veriyor başörtülü annesi ve daha çok "evet buluşabiliriz" manasına yorumlanabilecek bir cevap veriyor.. Dinler arası diyaloğu yapan da bu cemaat olduğu için, ehli kitapla amentüde ittifakımız var diyen bir cemaat oldukları için, sırat köprüsü kurdurup 3 dinin temsilcilerini buradan geçirten bir cemaat olduklarından tabi ki bu cümle akıllarda soru işareti bırakır.

Böyle geyik bir cevap verecekleri yerde, kadın böyle demiş, yanlış anlaşılabilir ama bizim inancımız budur deyip geçselerdi daha iyi idi. Samimiyetsiz kardeşlik nutuklarını ise hiç bir zaman sevmemişizdir.

Şimdi Cübbeli Ahmet Hocanın nutuklarını samimi bulmuyor musunuz yoksa?...

talib
13-05-2011, 17:16
Verilen cevap, daha çok yanlışa, batıla bakıyor kaydını düştük.

İttihad-ı İslam
13-05-2011, 17:39
Başka dinden olanlarla Malta adası'nda da buluşabilir miyiz acaba, Cübbeli hoca iyi bilir inşaAllah...

talib
13-05-2011, 18:13
Malta adasında Cübbeli Hoca ne yaptı acaba, çirkinliğin bu kadarına pes! Karı kızlarla cilveleşenleri görmeyenler, normal bir seyahati Aydın Doğan medyasınca ortaya koyuyorlar.

Başka dinlerde olanlarla cennette beraber olacak mıyız sorusuna verilen cevap net değildir ve batıla daha yakındır. Haklı olarak eleştirilebilir. Eğer dinde samimiyet sahibi iseler, dizide doğru cevabı daha net verebilirler. Oradan buradan laf dolaştırmaya gerek yok.

Son.Fedai
13-05-2011, 20:39
5. dk. da "Dinden çıkmışlardır, mürted olmuşlardır" mı dedi??

elcevaz13
14-05-2011, 10:55
Herkes bu videoyu iyi izlesin lütfen....


http://www.youtube.com/watch?v=fySsY52Uodg&feature=player_embedded

Muhterem kardeşlerim ve abilerim evvela diyalog ve hizmetler hakkında yapılan müsbet tenkidler olması şart ve lazımdır ki bu hizmetler azami dikkat ve ihtiyad isteyen ve şerat-ı garraya muvafakattan en ufak bir inhirafa dahi mecali olmayan hizmetlerdir.Binaen aleyh yapılan müsbet tenkidleri can-ı gönülden kabul ediyoruz ve tenkidlerle birlikte dualarınızıda bekliyoruz.Zira mümin müminin kardeşidir bizlerde sizlerde ilay-ı kelimetullah uğrunda hizmet etmeyi gaye edinmişiz bu büyük davanın altına omuz koyan herkes birbirlerine dua etmeli ve destek olmalıyız ki ittihad-ı İslamada hizmet etmiş olalım.
Saniye muhterem Cübbeli Ahmet Hocamız maalesef bazen ehl-i sünneti koruma hassasiyeti adına ifrata girerek hizmetleri müsbet tenkid yerine menfi tenkide girip esef verici ifadeler kullanmıştır amma kendisinden aynı hassasiyeti korumakla birlikte hüsn-ü zanna ve müsbet tenkidede azami dikkat göstermesini kemal-ı samimiyetle intizar ediyoruz.
Salisen Muhterem Cübbeli Hocamızda kendisine verilen eksik bilgilerden dolayı böyle bir yargıya varmıştır inşallah dizinin tamamını izleyerek işin hakikatini kendisine yakışır bir şekilde belirtir diye ümit ediyoruz.
Rabian Muhetrem Hocamız Muhammed Fethullah Gülen Hocamız Mahmut Efendi Hazretlerine ve daha diğer ehlullah ve evliyaullaha gereken hürmet ve alakayı daima hem kendi göstermiş olup hemde dava arkadaşlarına bu hassasiyeti göstermelerini söylemiştir.
Mesela:

MAHMUD EFENDİ, ES'AD EFENDİ, SAMİ EFENDİ HAZRETLERİ...
Bu işi başlatmış bu insanlar, bu hale getirmişler. Mehmet Şevket Eygi bey, belli bir dönemde ses soluk olmuştur bu mevzuda. Şimdi aynı düşünür mü bilemiyorum ama onun için de aynı şeyi söyleyeyim ben. Olumsuz bir şeyi kendinden duymadıktan sonra şöyle dedi, böyle etti demek doğru değildir. Bunlar belli bir dönemde kuvve-i maneviyeyi takviye eden insanlardır. O günün şartları o kadar yapmaya müsaitti. O gün onların elinde yapacakları işi finanse edebilecek güç kaynakları yoktu. Halk henüz o seviyede uyanmamıştı. Dünyaya açılma yoktu, imkânları böyle seferber etme imkânı gelenek haline gelmemişti. Şimdi bu açıdan kendi dönemleri itibarıyla belli şeyleri yapmış o insanları, yaptıkları şeyin ifade ettiği manaya göre takdir etmek, bir yere koymak ve saygıyla yâd etmek icap eder. Onları hayırla yâd etmeliyiz. Âlemin sizi hayırla yâd edip etmemesi sizin genel üslubunuza tesir etmemeli. Karakteriniz, üslubunuz kucaklama, hayırla yâd etme ve sevgiyle bağrınızı açmaksa şayet bence öyle davranmalısınız. Karakter bir namustur. Çok basit şeylere feda edilmemelidir. İnsan karakterini korumalıdır.
Toprağa iki tane tohum atmış insana karşı saygıdan başlayarak çok büyük işler yapmış, çok heyecanlar uyarmış insanlara kadar kamet-i kıymetlerine göre herkesi tebrik etmek, Allah'ın lütuf ve keremiyle hep beraber cennetin kapısından omuz omuza içeriye gireceğimiz arkadaşlarla rekabet yaşamamak, onları haset günahına sevk etmemek yerinde olur. O zatlardan bahsederken, Mahmud Efendi Hazretleri, Süleyman Efendi Hazretleri, Hilmi Bey Hazretleri, Sami Efendi Hazretleri, Esat Efendi Hazretleri, Seydâ Hazretleri diyeceksiniz. Benim yakın çevremde bile kaç tane Esat var baksanız. Benim yakınlarımda Esat yoktu. Ama ben o zatlara saygımın gereği belki en çok koyduğum isimler Esat Efendi, Mahmut Efendi, Sami Efendi, Mesut Efendi, Ali Efendi, Veli Efendi... Her şeye rağmen acaba biz o mevzuda onların hissiyatlarını nazar-i itibara alarak kendimizi bir kez daha gözden geçirdik mi? Frekansı iyi ayarlayabildik mi, iyi bir kalibrasyon gördükten sonra mı yola çıktık ve dediğimiz şeyleri dedik yoksa şerareler ağında bizim esas sinyalimizin içine yabancı bir sürü şeyler karıştığı bir anında mı yaptık bu şeyleri? diye düşünmek lazımdır.
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=971439&title=ihtilaf-ne-zaman-rahmet-olur&haberSayfa=1

MÜTEŞEKKÜR
14-05-2011, 11:46
Muhterem elcevaz13 kardeşim...


Bizim maksadımız kin, nefret, tefrika yaratmak değil müslüman kardeşlerimizi uyarmaktır ....


Fethullah Gülen hocaefendiye çok saygımız vardır.Ancak, dinlerarası dialogla ilgi beyanatları İslam camiasında kimi alimler tarafından kabul edilmiş, kimide red etmiştir.Sizin niyetlerinizin halis olduğunu biliyorum.Ancak ehli salip ve yahudilerin niyetleri apaçık meydanda olduğu halde sizlerin, onları anlayamamanız bizleri gerçekten tereddüt etmekte ve ve üzmektedir. Gafillikten mi cehaletten mi desem bilmiyorum, dinlerarası dialoğun hareretle savunulmasını yadırgıyorum.Oysa dünya üzerindeki müslümanların ızdırap ve işkence içinde kaldıkları, birer sömürü ülkesi hale getirildiklerini defalarca söylememize rağmen halen kendi dinlerarası iyi niyetli görüşlerinizi hayretle karşılıyoruz.


İsteriz ki bütün dünya insanları din, ırk mezhep ayırımı olmadan, taa kıyamet gününe kadar barış ve huzur içinde yaşamalarını can-ı gönülden istiyoruz.Oysa biz müslümanların başı boş,halifesiz ve sahipsiz kalmamızdan dolayı ehli küfür cesaret alıp devamlı bir şekilde İslam ülkelerinde enva-i çeşit maruzlara sebep olmuşlar, yıllarca müslüman kanları oluk oluk akıtılmıştır.işte buna binaen bizde diyoruz ki; "gelin hep beraber olalım, müslümanlararası dialoğu yeryüzüne yayalım" diyoruz.Fakat fethullah hocaefendi buna hiç yanaşamamış olması bizleri derinden düşünmeye sevketmiştir.Dinlerarası dialog bir oyundur tezgahtır.Fethullah Gülen hocaefendi ya ehli salip tarafından aldatılıyor ya da kendisi gaflet içindedir.Kur'an'ın birkaç ayetinde " onların dinine girmediğiniz müddetçe sizden asla razı olmazlar" ayet-i kerimesi herşeyin ne olduğunu kısa ve öz olarak Cenab-ı Hak bildirmiştir.


Aşağıda okuyacağınız Ali Eren Beyefendinin makalesini istifadenize sunuyorum.Yine de kendi arzunuz bilir ki, biz bir müslüman olarak tebliğimizi yapmış oluyoruz.Allah cümlemize gerçek hidayeti nasip etsin ve bizi karanlıklardan aydınlığa çıkarması için dua ediyoruz. Sözü uzatmadan;



BUYRUN HEP BERABER O MAKALEYİ OKUYALIM.....

İpin ucu kimin elinde? (http://diyalogcu.wordpress.com/2007/01/09/ipin-ucu-kimin-elinde/)



Dinlerarası Diyalog, hakkında lehte, aleyhte çok şey yazıldı çizildi. Diyalogla yapılmak istenenlere herkes kendine göre bir yorum getirdi. Dinlerarası diyaloğu farklı bir açıdan yorumlayanlardan biri de Sayın Ali Eren’dir. Sayın Eren’in yorumu şöyle:

“İpin ucu başkalarının elinde; biz de Karagöz. Onlar yazmış, biz oynuyoruz: “Diyalog ve hoşgörü” oyunu… Adamlar taa 1965’te “Diyalog, misyonerliğin yeni bir tarzıdır” diyorlardı. Anadolu bizim elimizde olduğu için, “İçimiz yanıyor” diyorlar. “Mukades vatanımız, Müslüman Türklerin istilası altındadır” demekten de çekinmiyorlar. Bize bakışları bu… Daha ne desinler? “Anlayın artık” diye kafamıza tokmakla mı vursunlar?
***
Birkaç senedir bir diyalog ve hoşgörüdür, ısrarla sürdürülüyor. Buna birkaç gün önce de şanlıurfada devam edildi. Organizesini de Zaman gazetesi ve Fethullah Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı yapıyor. Şimdi, “Bunda şüphelenecek ne var? Organize eden zaten belli kimseler” derseniz, ben de size “Peki bunu başlatanın kim olduğunu biliyor musunuz?” diye sorarım. (Kim olduğunu aşağıda okuyacaksınız.) Hem de bir işi kimin yaptığına değil, yapılan işe bakmak gerekir.
Fethullah Hoca, 1998 başında Vatikan’da Papa’yla görüştü. Bu görüşme, halkın da, meclisin de istemediği bay Demirel’in tasvibi ve tasdikiyle olmuştu. İşin içinde Demirel olduğu için içim almıyor, biiir… Ecevit’in Fethullah Gülen hakkındaki tavrı da midemi bulandırıyor, bu da ikii… Eğer Ecevit bir işe iyi gözle bakıyorsa ben orada şüpheye düşerim. Doğru mu, yanlış mı görelim:
***
Türkiye’den Papa’yla görüşmesi icab eden birisi varsa, bu sadece Diyanet İşleri Başkanı olmalıydı, niye Fethullah Hoca gitti? Müftü değil, imam değil, vaiz değil, müezzin bile değil. Yani hiçbir resmî hüviyeti yok. Buna rağmen kendisiyle görüşülmesi oldukça zor olan, ve değme resmî insanın 6 ayda bile kolay kolay görüşemediği Papa’yla rahatça görüşebiliyor; hayret. Bunda bir anormallik yok mu?
Bir hayret daha: kendisini orada Türkiye’nin büyükleçisi karşılıyor! Mesela, bir vilayete giden başbakanı oranın valisi karşılar. Ama aynı vali, başbakanın bulunduğu yere gitse, başbakan onu karşılamaz. Çünkü alt makamdakiler daima üst makamdakileri karşılar. Fethullah Hoca, T.C. nezdinde, büyükelçiden daha üst bir makamda mı ki, onu büyükelçi karşılamıştır?
Soru iki: Fethullah Hoca’yı Papa’yla görüştürenler, İslam dininin hayrına bir şey için mi görüştürmüşlerdir?

Geçelim ve Fethullah Hoca’nın Papa’ya hitabına bakalım lütfen:
“Papa cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog için Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz.”
(10 Şubat 1998, Zaman)
Demek ki Dinlerarası Diyalog denilen çalışmayı kim başlatmış? Papa! Veee, Fethullah Hoca “Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere” orada bulunuyormuş! Dikkat, dikkaaat! İslam misyonunun bir parçası olarak değil, Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olarak… Ne demek bu beyler, ne demek? O Papa ki, bir taraftan dinlerarası hoşgörü turları atarken, diğer taraftan bizi içimizden vuruyor. Nasıl vuruyor bakın: Hristiyan teoloji uzmanı Aytunç Altındal’ın açıkladığına göre Papa, 1998’de Fethullah Hoca’yla görüşmesinden sonraki günlerde, dünyadan iki kişiyi gizli kardinal tayin etti. Bu gizli kardinaller başka bir dinin mensuplarından seçildi. Yapılan araştırmaya göre, bu gizli kardinallerden birisi İslam dünyasında “alim” olarak bilinen birisidir. Bu gizli kardinal, mensup olduğu dinin veya mezhebin batıl olduğunu, gerçek dinin Hıristiyanlığın Katolik yorumu olduğunu ilan eder ve bağlılarıyla birlikte bu dine geçer.
(7 Mart 1998, Akit)
***
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın uğruna yanıp tutuştuğu diyalog toplantılarında hep komisyon başkanlığına getirilen ve “Ben yurt dışına gittiğim zaman sık sık kiliselere gidiyorum; çok da lezzet ve zevk alıyorum”diyen 9 Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Mehmet Aydın,98 Ekim’inde diyordu ki:
“Efendim, diyalog ve hoşgörü devam edecekse, Hıristiyanlarla konuşurken sizin kitabınız bozulmuş, sonradan değiştirilmiş; en hakiki din benim dinim demeyeceksiniz.”
Demek ki, diyalog ve hoşgörü uğruna kendi Dininizin, Kitabınızın ve Peygamberinizin hak ve en son olduğunu söylememeniz gerekiyormuş. İşte diyalog ve hoşgörü dediklerinin en kısa tarifi bu sayın okuyucular. Buna itirazınız var mı, ismini ve unvanını zikrettiğim sayın beyler? Sayın Mustafa Başoğlu buna tahammül edemedi ve itiraz etti. Etti, ama ettiğiyle kaldı. Ne yazık ki oradaki belki de 100 kişilik Diyanet ve İlahiyat kadrosundan tek bir kişi “Evet, Mustafa bey haklı” demedi…
***
Ne yapılmak isteniyor? Aman diyalog kesilmesin diye “Dinimizin, Kitabımızın ve Peygamberimizin hak ve en son olduğunu” söylemeyecek-söyleyemeyeceksek olmasın bu diyalog canım… Şu “İbrahimî din” ifadesi de ne demek oluyor, sayın organizetörler? Size göre farz üstü farz olduğu için, bozulmasından korktuğunuz diyalog aşkına sizin söyleyemediğiniz şeyi bari ben söyleyeyim: Aslını, özünü, orjinalliğini kaybetmiş olan dinler, Hz. İbrahim (a.s.)’ın dini olamaz. Onun dini tek çeşittir. Allah da ancak onu din olarak kabul eder. O bakımdan “İbrahimî dinler” olamaz; “İbrahimî din” olur. O da sadece ve sadece İslam’dır.Birleşilecekse, İslam’da birleşilmelidir! Cevabınız varsa söyleyin; yoksa diyalogla neyi zorluyorsunuz, neyin peşindesiniz onu söyleyin…”
(Ali Eren, 17 Nisan 2000, Akit)

forumdayim
14-05-2011, 11:59
cok mükemmel... daha ne diyelim...

« Dinler Arası Hoşgörü Tuzağı (http://diyalogcu.wordpress.com/2006/12/21/dinler-arasi-hosgoru-tuzagi/)
Kafa Karıştıran Diyaloglar… (http://diyalogcu.wordpress.com/2007/01/13/kafa-karistiran-diyaloglar/) »
http://s2.wp.com/wp-content/themes/pub/neat/images/h1.gif?m=1304062167g İpin ucu kimin elinde? (http://diyalogcu.wordpress.com/2007/01/09/ipin-ucu-kimin-elinde/)

9 Ocak, 2007
http://diyalogcu.files.wordpress.com/2007/01/the-new-york-timesin-fethullah-gulen-yorumu.jpg?w=262&h=443
Dinlerarası Diyalog, hakkında lehte, aleyhte çok şey yazıldı çizildi. Diyalogla yapılmak istenenlere herkes kendine göre bir yorum getirdi. Dinlerarası diyaloğu farklı bir açıdan yorumlayanlardan biri de Sayın Ali Eren’dir. Sayın Eren’in yorumu şöyle:

“İpin ucu başkalarının elinde; biz de Karagöz. Onlar yazmış, biz oynuyoruz: “Diyalog ve hoşgörü” oyunu… Adamlar taa 1965’te “Diyalog, misyonerliğin yeni bir tarzıdır” diyorlardı. Anadolu bizim elimizde olduğu için, “İçimiz yanıyor” diyorlar. “Mukades vatanımız, Müslüman Türklerin istilası altındadır” demekten de çekinmiyorlar. Bize bakışları bu… Daha ne desinler? “Anlayın artık” diye kafamıza tokmakla mı vursunlar?
***
Birkaç senedir bir diyalog ve hoşgörüdür, ısrarla sürdürülüyor. Buna birkaç gün önce de şanlıurfada devam edildi. Organizesini de Zaman gazetesi ve Fethullah Gülen’in onursal başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı yapıyor. Şimdi, “Bunda şüphelenecek ne var? Organize eden zaten belli kimseler” derseniz, ben de size “Peki bunu başlatanın kim olduğunu biliyor musunuz?” diye sorarım. (Kim olduğunu aşağıda okuyacaksınız.) Hem de bir işi kimin yaptığına değil, yapılan işe bakmak gerekir.
Fethullah Hoca, 1998 başında Vatikan’da Papa’yla görüştü. Bu görüşme, halkın da, meclisin de istemediği bay Demirel’in tasvibi ve tasdikiyle olmuştu. İşin içinde Demirel olduğu için içim almıyor, biiir… Ecevit’in Fethullah Gülen hakkındaki tavrı da midemi bulandırıyor, bu da ikii… Eğer Ecevit bir işe iyi gözle bakıyorsa ben orada şüpheye düşerim. Doğru mu, yanlış mı görelim:
***
Türkiye’den Papa’yla görüşmesi icab eden birisi varsa, bu sadece Diyanet İşleri Başkanı olmalıydı, niye Fethullah Hoca gitti? Müftü değil, imam değil, vaiz değil, müezzin bile değil. Yani hiçbir resmî hüviyeti yok. Buna rağmen kendisiyle görüşülmesi oldukça zor olan, ve değme resmî insanın 6 ayda bile kolay kolay görüşemediği Papa’yla rahatça görüşebiliyor; hayret. Bunda bir anormallik yok mu?
Bir hayret daha: kendisini orada Türkiye’nin büyükleçisi karşılıyor! Mesela, bir vilayete giden başbakanı oranın valisi karşılar. Ama aynı vali, başbakanın bulunduğu yere gitse, başbakan onu karşılamaz. Çünkü alt makamdakiler daima üst makamdakileri karşılar. Fethullah Hoca, T.C. nezdinde, büyükelçiden daha üst bir makamda mı ki, onu büyükelçi karşılamıştır?
Soru iki: Fethullah Hoca’yı Papa’yla görüştürenler, İslam dininin hayrına bir şey için mi görüştürmüşlerdir?

Geçelim ve Fethullah Hoca’nın Papa’ya hitabına bakalım lütfen:
“Papa cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog için Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz.”
(10 Şubat 1998, Zaman)
Demek ki Dinlerarası Diyalog denilen çalışmayı kim başlatmış? Papa! Veee, Fethullah Hoca “Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olmak üzere” orada bulunuyormuş! Dikkat, dikkaaat! İslam misyonunun bir parçası olarak değil, Papalık Konseyi misyonunun bir parçası olarak… Ne demek bu beyler, ne demek? O Papa ki, bir taraftan dinlerarası hoşgörü turları atarken, diğer taraftan bizi içimizden vuruyor. Nasıl vuruyor bakın: Hristiyan teoloji uzmanı Aytunç Altındal’ın açıkladığına göre Papa, 1998’de Fethullah Hoca’yla görüşmesinden sonraki günlerde, dünyadan iki kişiyi gizli kardinal tayin etti. Bu gizli kardinaller başka bir dinin mensuplarından seçildi. Yapılan araştırmaya göre, bu gizli kardinallerden birisi İslam dünyasında “alim” olarak bilinen birisidir. Bu gizli kardinal, mensup olduğu dinin veya mezhebin batıl olduğunu, gerçek dinin Hıristiyanlığın Katolik yorumu olduğunu ilan eder ve bağlılarıyla birlikte bu dine geçer.
(7 Mart 1998, Akit)
***
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın uğruna yanıp tutuştuğu diyalog toplantılarında hep komisyon başkanlığına getirilen ve “Ben yurt dışına gittiğim zaman sık sık kiliselere gidiyorum; çok da lezzet ve zevk alıyorum” diyen 9 Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Mehmet Aydın,98 Ekim’inde diyordu ki:
“Efendim, diyalog ve hoşgörü devam edecekse, Hıristiyanlarla konuşurken sizin kitabınız bozulmuş, sonradan değiştirilmiş; en hakiki din benim dinim demeyeceksiniz.”
Demek ki, diyalog ve hoşgörü uğruna kendi Dininizin, Kitabınızın ve Peygamberinizin hak ve en son olduğunu söylememeniz gerekiyormuş. İşte diyalog ve hoşgörü dediklerinin en kısa tarifi bu sayın okuyucular. Buna itirazınız var mı, ismini ve unvanını zikrettiğim sayın beyler? Sayın Mustafa Başoğlu buna tahammül edemedi ve itiraz etti. Etti, ama ettiğiyle kaldı. Ne yazık ki oradaki belki de 100 kişilik Diyanet ve İlahiyat kadrosundan tek bir kişi “Evet, Mustafa bey haklı” demedi…
***
Ne yapılmak isteniyor? Aman diyalog kesilmesin diye “Dinimizin, Kitabımızın ve Peygamberimizin hak ve en son olduğunu” söylemeyecek-söyleyemeyeceksek olmasın bu diyalog canım… Şu “İbrahimî din” ifadesi de ne demek oluyor, sayın organizetörler? Size göre farz üstü farz olduğu için, bozulmasından korktuğunuz diyalog aşkına sizin söyleyemediğiniz şeyi bari ben söyleyeyim: Aslını, özünü, orjinalliğini kaybetmiş olan dinler, Hz. İbrahim (a.s.)’ın dini olamaz. Onun dini tek çeşittir. Allah da ancak onu din olarak kabul eder. O bakımdan “İbrahimî dinler” olamaz; “İbrahimî din” olur. O da sadece ve sadece İslam’dır.Birleşilecekse, İslam’da birleşilmelidir! Cevabınız varsa söyleyin; yoksa diyalogla neyi zorluyorsunuz, neyin peşindesiniz onu söyleyin…”
(Ali Eren, 17 Nisan 2000, Akit)

elcevaz13
15-05-2011, 15:33
Muhterem elcevaz13 kardeşim...


Bizim maksadımız kin, nefret, tefrika yaratmak değil müslüman kardeşlerimizi uyarmaktır ....


Fethullah Gülen hocaefendiye çok saygımız vardır.Ancak, dinlerarası dialogla ilgi beyanatları İslam camiasında kimi alimler tarafından kabul edilmiş, kimide red etmiştir.Sizin niyetlerinizin halis olduğunu biliyorum.Ancak ehli salip ve yahudilerin niyetleri apaçık meydanda olduğu halde sizlerin, onları anlayamamanız bizleri gerçekten tereddüt etmekte ve ve üzmektedir. Gafillikten mi cehaletten mi desem bilmiyorum, dinlerarası dialoğun hareretle savunulmasını yadırgıyorum.Oysa dünya üzerindeki müslümanların ızdırap ve işkence içinde kaldıkları, birer sömürü ülkesi hale getirildiklerini defalarca söylememize rağmen halen kendi dinlerarası iyi niyetli görüşlerinizi hayretle karşılıyoruz.


Muhterem kardeşim sizden beklediğimiz tarz-ı hareketi gösterdiğiniz için Cenab-ı Hak ebeden razı olsun bizi gayet derecede mesrur ve memnun ettiniz.
Hep birlikte bahsettiğiniz gibi ittihad-ı İslama gayret edelim bunca din, iman ve Kuran düşmanı varken asla tefrikaya meyletmeyelim ve o İslam düşmanı keferenin ekmeğine yağ sürmeyelim zira Üstadımız Hazretleri bizleri şöyle ikaz ediyor:
Birincisi: Sen mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit, "Mesleğim haktır veya daha güzeldir" demeye hakkın var. Fakat "Yalnız hak benim mesleğimdir" demeye hakkın yoktur.
http://www.risaleinurenstitusu.org/tr/kulliyat/images/books/mekt/b601.gif sırrınca, insafsız nazarın ve düşkün fikrin hakem olamaz, başkasının mesleğini butlan ile mahkûm edemez.
İkinci düstur: Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı; fakat her doğruyu demek doğru değildir. Zira senin gibi niyeti hâlis olmayan bir adam, nasihati Bazen damara dokundurur, aksülâmel yapar.
Üçüncü Düstur: Adâvet etmek istersen, kalbindeki adâvete adâvet et, onun ref'ine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmârene ve hevâ-i nefsine adâvet et, ıslahına çalış. O muzır nefsin hatırı için mü'minlere adâvet etme. Eğer düşmanlık etmek istersen, kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adâvet et. Evet, nasıl ki muhabbet sıfatı muhabbete lâyıktır. Öyle de, adâvet hasleti, her şeyden evvel kendisi adâvete lâyıktır.
Hem Muhterem Hocamız elbette diyalog ederken su-i niyetli bazı ehl-i salibin dümen suyuna girmemeye azami dikkat gösterip dava arkadaşlarınıda daima uayrmaktadır.Bu konuda ki beyanları:
Aslında dünden bugüne, bütün İslâm düşmanları, kendi zulüm ve gadirlerini, kendi çapulculuk ve hunharlıklarını perdelemek ve dikkatleri başka tarafa çekmek için bir lâhza olsun, Müslümanlığı ve Müslümanları karalamadan geriye durmamışlardır.
Zulmü Firavun yapmış, silah ve askeri o kullanmış, milletini "Aton"a ibadete zorlamak için başka mâbutlara karşı harp ilân etmiş ve başka bütün mâbetleri kapamıştı. Budizm "Azoka"nın gayret, baskı ve zorlamaları ile Seylan ve Cenûbî Asya'ya ulaşabilmişti. Mazdeizm, "Kobat"ın akıttığı kan seylâplarıyla yürüyen bir gemiydi ve kendiyle beraber de tarihe gömüldü. Hıristiyanlık milâdın 313. senesinden itibaren, Konstantin'in akla-hayale gelmedik hileleri, zulmü ve istibdadıyla zorla herkese kabul ettirildi. Şarlman Saksonlarla tam 33 sene savaşarak, onları bîtap hâle getirip Hıristiyanlığa girmeye mecbur etti. Mısır, dünyalar kadar kan döküldükten sonra Hıristiyanlaştırılabilmiştir. Rusya, Danimarka karşısında, kandan-irinden göller içinde boğulmamak için kerhen Mesihiyyete girdi.[13]
Zaten Ehl-i Salîb'in bir hiç uğruna asırlarca İslâm dünyasına çektirdikleri, her türlü tarif ve tavsifin üzerindedir; nitekim, yakın geçmişte Vatikan bu mevzuda özür dilemiştir. Bunlar sözde, Hıristiyanlık uğruna, geçtikleri yerleri yakıp yıkıyor; kadın, çoluk çocuk demeden insanları kesiyor; mezarları, mâbetleri soyuyor; mescitleri, zaviyeleri hayvan ahırları hâline getiriyorlardı ki, kendi kitapları ve günümüzde her tarafta teşhir ettikleri antik-İslâm eserleri bunun en canlı şahitleridir.
Hele dünyadaki bir kısım müstebitler, baskıcılar ve tek başlarına bütün dünyayı idare etme peşinde olanlar!.. Bugün olsun onların işlediği bunca fezaat ve şenaatleri görmeyen veya görmezlikten gelen Batılı yazarlar ve onların İslâm dünyasındaki şuursuz mukallitleri bu mevzuda ne derece objektif olabilirler ki onlara ve dediklerine itimat edilebilsin.
Arz ettiğimiz hususlar, mücerret iddialar değil; bilhassa son zamanlarda Thomas Arnold ve Toynbee gibi insaflı yazarların yüzlercesinin yazıp üzerinde durdukları müdellel gerçeklerdir. Bunlar, İslâm'ın, girdiği yerlerde kan dökülmediği, kuvvet ve cebir kullanılmadığını ısrarla ifade etmektedirler.[14]
Bu cümleden olarak birkaç vak'ayı hatırlatmakta fayda mülâhaza ediyoruz:
1) Müslümanlar Şam'ı aldıklarında, halkın büyük bir kısmı hemen Müslüman oldu. Diğerleri de önce Müslümanların zimmetini kabul edip bir süre öyle kaldıktan sonra, peyderpey kendi irade ve ihtiyarlarıyla Müslümanlığı seçtiler. Hatta bir aralık, Şam'ın yeniden Romalıların eline geçmesi endişesi belirince, Hıristiyan ahali mâbetlere dolup, Müslümanların zaferi için dualar ettiler.[15]
2) Başta Mısır olmak üzere, Romalıların girdiği her Afrika ülkesinin, oralarda İslâm'ın ses ve soluğunun duyulacağı güne kadar, Hıristiyan idarecilerin elinde inim inim inlediğini "İntişar-ı İslâm Tarihi" kitabında Thomas Arnold yazıyor.[16]
Müslümanlık'la yeniden insanlığa uyanan Mısır halkı, bir baştan bir başa Afrika'nın fethinde önemli bir merkez, daha sonraki dönemlerde de ilim ve kültür hareketlerinin beşiği hâline gelmişti.
3) İspanya halkının İslâm'a karşı hâhiş izhar etmesi ve sekiz asır İslâm'ın önemli bir ilim ve kültür merkezi hâline gelmesi, çok dostlarla beraber bir kısım düşmanların da, düşünce ve söz birliği ettiği bir gerçektir. Daha sonra bazı Batılı ülkelerin, insana, insanlığa, ilim ve kültüre karşı edip-eylediklerini ifade etmeye terbiyemiz müsait değil.
4) İstanbul, Balkanlar ve Şarkî Avrupa'nın Osmanlılar tarafından fethedilmesi, tamamen insaf, istikamet, adalet ve merhamet çerçevesi içinde cereyan etmiş ve mağlup ülkelerin irade ve ihtiyarlarıyla İslâm'ı benimsemesine vesile olmuştur.
5) Maverâünnehir halkı ve daha sonraları Selçukluların kendi rıza ve kendi istekleriyle İslâmiyet'i seçtikleri, asırlarca İslâm'ın bayraktarlığı vazifesini yüklendikleri ve bunu İslâm nurunun aydınlığında geliştirdikleri, hemen herkesin üzerinde ittifak ettiği gerçeklerdendir.
6) Zaten, Uganda, Somali, Sumatra, Cawa ve Filipinlere İslâm, sofî ve dervişler vasıtasıyla girdi. Bu sevimli mürşidlerin sevimli davranışlarıyla, girdiği her yerde hüsnü kabul gördü, yaşandı ve kitleler tarafından benimsendi. Bunun böyle olduğunu T. Carlayl, Gustave Le Bon, Thomas Arnold ve Toynbee gibi münsif yazarlar da kabul etmektedirler.
Başlangıçtan bugüne kadar, İslâm hâkimiyeti altına giren hemen her yerde, Müslümanlar sıyanet melekleri gibi tanınıp kabul edildi ve hiçbir zaman zimmîlerden bir şikâyet olmadı; bu uzun sükûnet ve itminan hâli, Batılıların İslâm bünyesindeki zimmîleri tahrik edip dünyanın dört bir yanında peşi peşine hâdiseler çıkaracakları güne kadar da devam etti. Vâkıa, Batılıların oyununa gelip tahrik olan bu milletler, daha sonraları ettiklerine nâdim olup ağladılar; ağladılar ama artık iş işten geçmişti.
Evet, İslâmiyet cihan sulhü prensipleriyle gelmiş, akla, ruha, vicdana beraber seslenmiş ve hasımlarına ikna ile galebe çalmış eşi olmayan tek sistemdir. Bu sistemin temsilcileri olan Müslümanlar, cân-u gönülden bağlı oldukları Kur'ân ve Sünnet'in aydınlık ikliminde, kâinata "mehd-i uhuvvet" nazarıyla baktı ve bir ölçüde herkesle diyaloğa girme yollarını araştırdılar. Kur'ân onlara "Allah, din uğrunda sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilikte bulunmayı ve âdil davranmayı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever." (Mümtahine sûresi, 60/8) diyerek mürüvvet ve insanlığın esas olduğunu ihtar ediyor ve mü'minlere hedeflerin en yükseğini gösteriyordu. Hatta denebilir ki, kime karşı olursa olsun, o daima iyiliği ve güzelliği yeğliyordu. "Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Zira anası onu nice sıkıntılarla taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (Bunun için) önce Bana, sonra da anne-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak Banadır. Eğer onlar seni hakkında bilgin olmayan bir şeyi Bana ortak koşmak için zorlarlarsa, onlara itaat etme. (Bununla beraber dünyada onlarla iyi geçin...)"[17] fermanıyla, Müslüman evlâda, müşrik anne ve babasına karşı insanca davranmayı tavsiye ediyor; "İçlerinden zulmedenleri bir yana, Kitap ehliyle en güzel tarzda (münazara ve) mücadele edin."[130] beyan-ı sübhânisiyle de Ehl-i Kitab'a hak ve hakikatin anlatılmasında yolların en yumuşağını gösteriyordu.
Bu itibarladır ki, Peygamberimiz, hayat-ı seniyyelerinde İslâm'a sığınan hemen herkese iyi davranmış,
onlara ikramda bulunmuş ve zimmetimizi kabul edenleri, hukukta Müslümanlarla bir tutmuş,
her fırsatta, âlemlere rahmet olduğunu onlara da hissettirmiştir.
Davet ettiklerinde davetlerine icabet etmiş[18], cenazelerine saygı göstermiş[19]
ve hastalarına ziyarette bulunmuştur.
Ehl-i Kitap'tan borç para almış, onlara rehin vermiş[20],
onlarla ticaret yapmış ve Müslümanların vesâyâsı altında bulunanları gül gibi aziz tutmuştur.
"Zimmîye eziyet eden, benden değildir."[21] buyurarak zimmî hukukunu en ulaşılmaz seviyede ele almış ve "Ahd u zimmetimizde bulunan birisini öldüren, Cennet'in kokusunu duyamaz."[22] ferman ederek hayatını Müslümanların içinde geçiren zimmîlere yapılan eziyetin Cennet'ten mahrumiyete sebebiyet vereceği terhibinde bulunmuş; ne evvel ne de âhir hiçbir hukukî sistemin, hiçbir hümanist düşüncenin ulaşamadığı ve ulaşamayacağı en yüksek insanî değerler zirvesini göstermiştir.
O'nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) aydınlık döneminde, her şey böyle seviyeler üstü cereyan ettiği gibi, pek az tali'siz devirlerin istisnasıyla, günümüze kadar gelen Müslüman idareciler de O'ndan tevârüs ettikleri İslâm emanetinin korunması hususunda aynı hassasiyeti göstermişlerdir.
Allah'ın rıza ve rıdvanı üzerlerine olsun.
http://tr.fgulen.com/content/view/11843/3/ (http://tr.fgulen.com/content/view/11843/3/)
"Men teşebbehe bikavmin fehüve minhüm - Bir kimse herhangi bir topluma benzerse onlardandır." (Ebû Davud, Libas, 4; Müsned, 2/50) hadis-i şerifi, sahih bir hadis olup muteber hadis kaynaklarında yer almaktadır.
Bazı toplumlar yenilik adına kendilerini teşebbühe (başkalarına zorla benzemeye çalışmak) zorlamış ve başka toplulukları teknoloji, sanayi ve terakkide örnek alacaklarına kılık-kıyafette, yaşama tarzında ve zevk ü safada taklide kalkışmışlardır. İşte bunun adı teşebbühtür ve hadis-i şerifte kastedilen de budur.
Diğer bir ifadeyle, "teşebbüh", insanın, kendi kültürünün ve tabiatının dışına kayarak, hatta öz değerlerini hafife alarak, saç-baş, kılık-kıyafet, yeme-içme ve günlük hayat bakımından olduğundan farklı görünmesi, zorla başkalarına benzemeye çalışmasıdır ve sonuç itibarıyla "iltihak"a varıp dayanabilecek bir marazdır. Bu mevzuda, biraz esnek ve gevşek davranan bir insanın, ilk çıkış noktasını unutacak kadar merkezden kopması, zamanla kendinden bütün bütün uzaklaşması, hiç farkına varmadan özendiği ve benzediği o kimselere katılması ve Hak nezdinde de onlardan biri addedilmesi söz konusudur. Binaenaleyh, Nur Müellifi, teşebbüh ve taklit hastalığına yakalananlara şöyle seslenmiştir: "Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! Umûr-u diniyede müsamaha veya teşebbühle medenîlere yanaşmayın. Çünkü, aramızdaki dere pek derindir; doldurup hatt-ı muvasalayı temin edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz, veya dalâlete düşer, boğulursunuz."
Yeri gelmişken konuyla alakalı bir mülahazamı da arz etmek istiyorum: Kanaatimce böyle teşebbüh tutkunları, yabancılar sarık, şalvar gibi şeylerin giyilmesinde bir kısım faydaların olabileceğini ortaya atsalar ihtimal, taklit adına şalvar giyip sarık saracaklardır. Hatta kadının tepeden tırnağa kapanmasında, içtimâî ve ailevî büyük faydalar mülahaza ederek kadınlara bizim eski entarilerimizi giydireceklerdir.
Şimdilerde bizim dünyamızda ciddi bir teşebbühün olduğu muhakkaktır ve bunun kökü çok eskilere dayanmaktadır. Yakın tarihimizde Abdülmecid veya İkinci Mahmut devri, teşebbühün bir devlet politikası şeklinde dayatıldığı devirdir. Bu dönemde başta kılık-kıyafet olmak üzere her şeyde ciddi bir teşebbüh göze çarpar. Ne var ki kılık-kıyafet Hintlinin sırlı külahı değildir ki, insanı alsın bir anda göklere çıkarsın! Fes, keçeden yapılmış kafaya takılan bir tür giysidir. Evet, bu mukallitler insanların kafalarının içine bir şey koyma yerine şekil ve suretle oyalanıp durmuşlardır.
Hatta bazıları kendi değerlerine karşı tiksinti duyacak kadar başkalaşmış ve akl-ı selimi hayrette bırakacak ölçüde fikir inhiraflarına düşmüşlerdir. Camilere sıra koyma ve secde edilecek yerlere tahta döşeme gibi teklifler bu düşünce kaymalarının tezahürleridir. "Ubudiyet izhar etmemek ve ibadet maksadıyla da olsa asla eğilmemek lazımdır; çünkü insanlarda ubudiyet duygusu geliştikçe ve secde etme isteği pekiştikçe başkalarına köle olma hissi de inkişaf etmektedir. Onun için, çok ciddi bir isyan ahlakı ile kulluğa başkaldırmak gerekmektedir ki köleliğin önü alınabilsin!.." sözü, şayet bu milletin bir ferdinin dudaklarından dökülüyorsa, bir insanın ne ölçüde başkalaşabileceğinin hazin bir misali değil midir?
http://tr.fgulen.com/content/view/15725/18/ (http://tr.fgulen.com/content/view/15725/18/)
Efendimiz'in, "Benim adım güneşin doğup battığı her yere ulaşacaktır" sözünü bizlere verilmiş bir hedef olarak anlıyorum. Benim Efendimin, teröristlerin mensup olduğu bir dinin kurucusu gibi tanınması, ona karşı yapılan çok ciddi bir haksızlıktır. Onun doğru tanıtılması, diyalog ve hoşgörü temsilcilerinin önünde ihmal edilmesi düşünülemeyecek derecede önemli bir vazife olarak duruyorken, onların başka düşüncelere girmesi kendileri hakkında oluşmuş güzel kanaatleri yıkmaktır ki, bu da ihanet olur.
Yani misyonerler mi?
Evet. Kilise teşkilatının dünyanın her yerinde ve Türkiye'de harıl harıl çalıştığı, çok önemli temsilcilerinin olduğu doğrudur. Boston'da bulunan bir arkadaşımız 500 sene önce yazılmış bir eserden bahsetti bana.
Balkanların Türklerin eline geçtiği bir dönemde Osmanlı sınırları içinde yaşayan dini azınlıklara hitaben yazılmış bu eserde, "Kendinizi belli etmeden, duygu ve düşüncelerinizi koruyarak orada kalın. Bir gün gelecek kendinizi ifade etme fırsatı da bulacaksınız" deniliyor. Dikkat çekilen bu nokta, çok erken dönemde bazı kimseleri tembih etmesi bakımından üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir konu gibi geldi bana.
Şimdi bunlar vardır ama Vatikan'da ya da başka yerlerde yürütülen bu tür faaliyetlerin, bizim hoşgörü ve diyalog hareketiyle bir alakası yoktur. Ne benim, ne de benimle beraber bu hareketi benimsemiş arkadaşların katiyen bir başkasının dümen suyunda olması söz konusu değildir.
Bizim diyalog ve hoşgörü hareketimiz tamamen Türk milletine aittir ve Türkiye orijinlidir; diyalog faaliyetlerini kendi maksatları doğrultusunda yapanlara eklenmiş değil, aksine onlar yapıyorsa biz neden yapmayalım, onlarla müşterek programlar planlayarak kendimizi ifade yollarını neden aramayalım mülahazalarından doğmuştur.
Diyalog sürecini bazı İslami kesimler taviz olarak algılıyorlar...
Hoca görünen, ya da seleften miras kalan şeyler adına "kutup"luktan, "gavs"lıktan bahis açanlar nasıl düşünürse düşünsün, bizim kalbimizi Allah biliyor. Ben, değil böyle büyük meselelerde, yatağa girerken bile Efendimiz'in tarzını uygulamaktan taviz vermedim. Arkadaşlarımın da taviz verdiğini zannetmiyorum.
Din diyaloğu öngörüyorsa, karşı olanlar kendi dindarlıklarından mı endişe taşıyorlar?
Kendileri nasılsa alemi de öyle zannedenler var. Milletimize baksınlar; uzun süre pek çok şeyden mahrum olmasına rağmen, kendi ruh ve mana köküne ait değerleri devam ettirebilmiş olması ne kadar sağlam bir inanca sahip olduğunu gösteriyor, zaten. AB meselesini konuşurken millet üzerinden genellemeler yaparak şüphe uyarıcı şeyler söylemek doğru değildir. Korkmak gerekiyorsa başkaları korksun.
Burada İslam'a çok saygılı bir din adamıyla görüşüyorduk, "Bizim gençler kiliseden kaçıyorlar" dedi. Ben de, bizde camiye giden gençlerin sayısında, oruç tutma oranlarında artış olduğunu söyledim. O devam etti ve "Gençler arasında çok bunalım var. Doğrusu böyle bir nesil karşısında Tanrı'nın yerinde olmak istemezdim" dedi.
Ben de, "Allah'la kul arasındaki münasebet açısından, sizin konumunuzda bir insana böyle bir cümleyi yakıştıramadım" dedim. Bunun üzerine o zat âlicenap davrandı; "Allah'tan çok af dilerim, sürçü lisan oldu" dedi. Şimdi bu insanlar kendi nesillerinden endişe ediyorlar. Bizim misyonerlik yapmamıza gerek yok, kendimizi doğru ifade etme fırsatı bulalım yeter o bize.
http://tr.fgulen.com/content/view/8324/15/

MÜTEŞEKKÜR
15-05-2011, 15:48
Aslında bütün bu meseleler ahlak ve maneviyat yokluğundan kaynaklanmaktadır.Ahlak ve maneviyatı güçlü olan milletler her zaman örnek alınacak milletlerdir.Japonya ateist olduğu halde onların doğru ve dürüst olduğunu biliyoruz.Ancak müslüman olmadıkları için tek aramızda ki fark İslamdır.

KONUDIŞI OLACAK AMA KISA BİR CÜMLELERLE BAHSEDECEK OLURSAM; ZAMANIN MASON OSMANLI PAŞASI MUSTAFA REŞİT PAŞA'NIN BU MEMLEKETE ATTIĞ NİFAK TOHUMLARININ CEREMESİNİ ÇEKİYORUZ.TARİH ONU ASLA AF ETMEYECEKTİR.BATIYA ÖZENME VE UYMA HAREKATI ONUN ZAMANINDA BAŞLAMIŞ VE BUGÜNE KADAR SÜREGELMİŞTİR. MASONLUK YAYILDIKÇA ÜLKEMİZ MADDİ VE MANEVİ TAAARUZLARA MÜPTELA OLMUŞ, BİZLER İSE BUNU TEMİZLEMEK İÇİN VAR GÜCÜMÜZLE MÜCADELE EDİYORUZ. SANKİ BUNLAR YETMİYORMUŞ GİBİ DİNLERARASI DİALOGLA MÜSLÜMANLAR ADETA YERYÜZÜNDE PISIRIK, KORKAK, GAVURA HOŞGÖRÜLÜ OLUP MÜSLÜMANA KARŞI HİÇBİR ŞEY ANLATAMAYAN BİRBİRİNE KARŞISAYGI VE SEVGİYİ YİTİREN , EMR-İ BİL MA'RUF NEHY ANİL MÜNKER CİHADINI TERKEDEN BİR NESİLLERİN TÜREDİĞİNİ AYAN VE BEYAN OLARAK GÖRÜYORUZ.

İTİKAD MESELESİ ÇÖKERTİLMEK İSTENİYOR. BİR KİMSENİN İTİKADI BOZULURSA ZAFER KAFİRİN OLUR. KAFİRİN NİYETİNİ İYİ BİLİRSEN ZAFER SENİNDİR...

elcevaz13
17-05-2011, 18:20
Muhterem elcevaz13 kardeşim...


Bizim maksadımız kin, nefret, tefrika yaratmak değil müslüman kardeşlerimizi uyarmaktır ....


İsteriz ki bütün dünya insanları din, ırk mezhep ayırımı olmadan, taa kıyamet gününe kadar barış ve huzur içinde yaşamalarını can-ı gönülden istiyoruz.Oysa biz müslümanların başı boş,halifesiz ve sahipsiz kalmamızdan dolayı ehli küfür cesaret alıp devamlı bir şekilde İslam ülkelerinde enva-i çeşit maruzlara sebep olmuşlar, yıllarca müslüman kanları oluk oluk akıtılmıştır.işte buna binaen bizde diyoruz ki; "gelin hep beraber olalım, müslümanlararası dialoğu yeryüzüne yayalım" diyoruz.Fakat fethullah hocaefendi buna hiç yanaşamamış olması bizleri derinden düşünmeye sevketmiştir.Dinlerarası dialog bir oyundur tezgahtır.

Muhterem kardeşim bu konu hakkında daha öncede dediğimiz gibi müslümanlar mabeyninde de diyalogdan öte vifak ve ittifak etmemiz gayet derecede ehemmiyetli olup Muhterem Hocamızında mütemadiyen üzerinde durduğu bir hususdur.
Muhterem Hocamız daima ittihad-ı İslama vifak ve ittifaka gayret etmiş bütün tarikat ve cemaatlere ve onların reislerine gerekli hürmeti göstermiş ve talebelerine ve yoldaşlarınada bunu düstur edinmelerini söylemiştir.Kendisinin bütün beyanları ve sohbetleri ve vaazları meydanda olup hiç bir cemaat ve tarikata ve liderine dair olumsuz bir ifadesi ve sataşması olmamıştır.
http://tr.fgulen.com/content/view/18366/158/ (http://tr.fgulen.com/content/view/18366/158/)
Saniyen hizmetimiz hazırlamış olduğu Hira Dergisiyle Arap alemine dahi açılım yapmış ve Arap Mütefekkirleriyle dahi diyaloğa geçmiştir.
http://www.kure.tv/inanc/87-kirik-testi/kirik-testi-kahire-konferansi-ve-arap-%C3%A2lemine-acilim/225-Bolum/33284/ (http://www.kure.tv/inanc/87-kirik-testi/kirik-testi-kahire-konferansi-ve-arap-%C3%A2lemine-acilim/225-Bolum/33284/)
http://www.kure.tv/aktualite/726-yeni-umit-dergisi-sempozyumlari/yeni-umit-panelleri-peygamber-yolu-sempozyumu/6-Bolum/75224/ (http://www.kure.tv/aktualite/726-yeni-umit-dergisi-sempozyumlari/yeni-umit-panelleri-peygamber-yolu-sempozyumu/6-Bolum/75224/)

Salisen hocamızın buna dair beyanatına bir misal olarak:

Mü’minlerin Helâki İftiraktadır!..

Soru: Bir hadis-i şerifte, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun, ümmetinin tefrikaya düşmemesi için dua ettiği ama bu duasının kabul görmediği anlatılmaktadır. Habîb-i Ekrem’in bu duasının makbul sayılmayışında nasıl bir mesaj ve ne türlü hikmetler söz konusu olabilir?
Cevap: Şefkat Peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz kadar ümmetine “düşkün” bir başkasını göstermek mümkün değildir. Bu hakikati ifade sadedinde Kur’an-ı Kerim’de, “Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız ona çok ağır gelir. Kalbi sizin için titrer, mü’minlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe, 9/128) denilmektedir. Rahmet Peygamberi’nin (aleyhissalâtü vesselâm) ümmet-i Muhammed’e karşı alâkası fevkalâde ve had safhadadır. Müşfik Nebî, şefkat, merhamet, mülâyemet ve ümmetin dertlerini kendi içinde duyma hususlarında çok hassastır. Bir hadisin ifadesiyle, Cehennem’dekileri kurtarmak üzere Cennet’ten çıkmaya ve öfkeli alevleri göğüslemeye hazır olması da O’nun merhametini, duyarlılığını ve vicdan enginliğini aksettirmektedir. O, hayatı boyunca hep ümmetini dilemiş, mü’minler için yalvarıp yakarmış; onların akıbetlerini düşünerek heyecanla çırpınıp durmuş ve çok defa ellerini açıp Cenâb-ı Hakk’a içini dökerek onlar için dua etmiştir.
Fahr-i Kâinat Efendimiz (aleyhi ekmelüttehâyâ), yine bir gün ümmet-i Muhammed’in dertleriyle iki büklümken, Hazreti Rahman u Rahîm’den üç talepte bulunmuştur; ümmetinin açlıkla cezalandırılmaması, geçmiş kavimler gibi toplu helâke uğramaması ve tefrikaya düşmemesi için niyaz etmiştir. Allah Teâlâ, Rasûl-ü Ekrem’inin ilk iki duasını kabul eylemiş, fakat, üçüncüsünü belli hikmetlere binâen geri çevirmiştir. Cenâb-ı Zülcelâl Hazretleri, mealen şöyle buyurmuştur: “Habibim, Ben bir hüküm verirsem, artık o öylece gerçekleşir. Sana ahdim olsun ki, ümmetini umumî kıtlıkla cezalandırmayacağım, toplu şekilde helâke uğratmayacağım ve köklerine kibrit suyu akıtıp mevcudiyetlerine tamamen son verecek bir düşmanı onlara musallat etmeyeceğim. Fakat, onlar kendi aralarında kavgaya tutuşup birbirlerine kıyacaklar!..”
Evet, başka kavimler isyana daldıkça semavî ve arzî afetler onları bütünüyle kırıp geçirmiştir; ama ümmet-i Muhammed böyle bir akıbetten sıyanet edilmiştir. Ne var ki, inananların da cürüm işledikçe birbirlerine düşmeleri, birlik ve beraberliklerini kaybetmeleri, ihtilaf ve iftiraklarla hırpalanmaları mukadderdir. İşte, Hazreti Rûh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) Efendimiz, böyle bir felaketin ümmetinden uzak olması için de dua dua yalvarmış; ancak, bazılarını tahmin ettiğimiz ama ekseriyetini bilemeyeceğimiz pek çok hikmete binâen Cenâb-ı Hak Habîb-i Edîb’inin bu niyazına “kabul” mührü vurmamıştır.
Hissî Değil, İrâdî Kardeşlik
Kanaatimce, bu hikmetlerden birisi, insan iradesine dikkat çekmek ve ittifakın iradeye vâbeste bir mesele olduğunu bildirmektir. Vifak ve ittifakın temini için insanlardan iradelerinin hakkını vermeleri istenmektedir. Şüphesiz, “hissî kardeşlik” de önemli bir esastır; ancak yeterli değildir. Uhuvvet ve ittifak mevzuu hissîlikten daha çok aklî, mantıkî ve irâdîdir; gerçekleşmesi için de karar, azim ve gayret gereklidir. Mü’minlerin anlaşıp birleşmelerinde ve birbirlerini sevmelerinde esas olan, hissîlikten öte, duygu, düşünce, inanç ve itikat birliğinin, içtimaî mutabakatı iktiza etmesine bağlı mantıkî kardeşliktir. Bundan dolayıdır ki, Nur Müellifi, meselenin daima mantıkî yönlerini ve dinamiklerini nazara vermiştir. Mesela; “Hâlikınız bir, Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir, bir, bir... Bine kadar bir, bir. Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir... Bir, bir, yüze kadar bir, bir!..” demiştir. Öyleyse, insan, bütün bu ortak noktaları nazar-ı itibara almalı, ittifak ve uhuvvetin lüzumunu kavramalı ve sonra da onun tesisi için iradesini ortaya koymalıdır.
Malum olduğu üzere, kısaca “arzu ve istekleri gerçekleştirme yeteneği” demek olan ve isteme, dileme ya da iki şeyden birini tercih etme manalarına gelen irâde, “nefsin isteklerini aşma, bedenin arzularına başkaldırma, Hakk’ın rızâ ve hoşnutluğunu kendi istek ve dileklerine tercih ederek her yerde ve her durumda kendine rağmen yaşama ve O’nun murâdını arama” şeklinde tarif edilmiştir. İşte, Allah Teâlâ, insana bu manada bir irade gücü vermiş; onu bir ağaç veya herhangi bir sürünün bir parçası olarak değil, kendi yolunu belirleyebilecek mesul bir varlık keyfiyetinde yaratmıştır. Bu itibarla da, ondan her konuda iradesinin hakkını vermesini istediği gibi, vifak ve ittifak mevzuunda da kendi ihtiyar ve gayretiyle doğruyu bulmasını dilemiştir.
Aslında, netice itibarıyla kalbleri telif edecek, insanları birbirine sevimli kılacak ve dostluk köprülerinin kurulmasını sağlayacak olan sadece Allah’tır. Nitekim, İlahî Kelam’da “Şayet sen dünyada bulunan her şeyi sarf etseydin, yine de onların kalblerini birleştiremezdin; fakat, Allah onları birleştirdi. Çünkü O Aziz’dir, Hakîm’dir (üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir).” (Enfal, 8/63) buyurulmuştur. Evet, kalbleri birbirine ısındırmak, insanları bir araya getirmek ve onlardan bir vahdet örgülemek için dünya dolusu altın gümüş sarfedilse yine de yeterli olmaz. Servet harcamak suretiyle çeşitli insanları zâhiren bir araya getirmek imkan dahilindedir; ama, onların kalb ve vicdanlarını barıştırıp yakınlaştırmak bununla kabil değildir. Allah’tır ki kalbleri yumuşatır, insanları uzlaştırır ve aralarında bir vahdet-i ruhiye hasıl eder.
Cenâb-ı Hakk’ın bu lütfunun en bariz misallerinden birisi, Evs ve Hazrec kabilelerinin birbiriyle kardeş haline gelmesidir. İslamiyetten önce öfke, kin, haset ve düşmanlık duyguları içinde yüzen; yüz yıllık kan davasından dolayı birbirlerinin canına kıyan, mallarını yağma eden; kat’iyen bir araya gelemeyen, anlaşamayan, uzlaşamayan ve Rasûl-ü Ekrem’e biat edişlerinden birkaç sene önce de Bu’as harbine tutuşan bu iki kabile, nihayet ilahî inayet ve lütuf sayesinde Allah ve Rasûlullah sevgisiyle birbirlerine kenetlenmiş ve hepsi tek yürek, tek bilek haline gelip huzura ermişlerdir.
http://www.herkul.org/kiriktesti/index.php?view=article&article_id=5954

elcevaz13
17-05-2011, 18:28
Aslında bütün bu meseleler ahlak ve maneviyat yokluğundan kaynaklanmaktadır.Ahlak ve maneviyatı güçlü olan milletler her zaman örnek alınacak milletlerdir.Japonya ateist olduğu halde onların doğru ve dürüst olduğunu biliyoruz.Ancak müslüman olmadıkları için tek aramızda ki fark İslamdır.

KONUDIŞI OLACAK AMA KISA BİR CÜMLELERLE BAHSEDECEK OLURSAM; ZAMANIN MASON OSMANLI PAŞASI MUSTAFA REŞİT PAŞA'NIN BU MEMLEKETE ATTIĞ NİFAK TOHUMLARININ CEREMESİNİ ÇEKİYORUZ.TARİH ONU ASLA AF ETMEYECEKTİR.BATIYA ÖZENME VE UYMA HAREKATI ONUN ZAMANINDA BAŞLAMIŞ VE BUGÜNE KADAR SÜREGELMİŞTİR. MASONLUK YAYILDIKÇA ÜLKEMİZ MADDİ VE MANEVİ TAAARUZLARA MÜPTELA OLMUŞ, BİZLER İSE BUNU TEMİZLEMEK İÇİN VAR GÜCÜMÜZLE MÜCADELE EDİYORUZ. SANKİ BUNLAR YETMİYORMUŞ GİBİ DİNLERARASI DİALOGLA MÜSLÜMANLAR ADETA YERYÜZÜNDE PISIRIK, KORKAK, GAVURA HOŞGÖRÜLÜ OLUP MÜSLÜMANA KARŞI HİÇBİR ŞEY ANLATAMAYAN BİRBİRİNE KARŞISAYGI VE SEVGİYİ YİTİREN , EMR-İ BİL MA'RUF NEHY ANİL MÜNKER CİHADINI TERKEDEN BİR NESİLLERİN TÜREDİĞİNİ AYAN VE BEYAN OLARAK GÖRÜYORUZ.

İTİKAD MESELESİ ÇÖKERTİLMEK İSTENİYOR. BİR KİMSENİN İTİKADI BOZULURSA ZAFER KAFİRİN OLUR. KAFİRİN NİYETİNİ İYİ BİLİRSEN ZAFER SENİNDİR...
Muhterem kardeşim sizlerin de dualarınızla inşaAllah-u teala yapılan diyaloglarla İslamiyetin pak ve parlak yüzünü insanlık alemine göstermeye Cenab-ı Hak muvaffak eder.Bu ise pısırıklık ve korkaklığa sebeb olmaz zira pısırıklık ve korkaklık baskı altında yapılan faaliyetlerde hasıl olur.
Muhterem Hocamızın bu hususda izahatı şöyledir:
Müminin elinde olan, daima doğru yolu gösteren, izzet ve şeref kaynağı bir kitap; önünde de mukteda-yı küll bir rehber olan Hz. Muhammed (s.a.v) vardır. O, bu ikisiyle yeryüzünün en talihli insanıdır. Dolayısıyla yeryüzü hâkimiyetinin tek namzedi O'dur. Kur'ân mümine bunu öğretir, bunu talim eder. Ve Cenab-ı Hakk müminden hep bu neticeyi bekler.
Zaten mümin, 'Allah Rabbim, Hz. Muhammed (s.a.v) rehberim, Kur'ân düsturum, cihad yolum; bu uğurda ölmek ise, en tatlı ümniye ve idealimdir' diyen insandır. Onun kafasında, sabit bir fikir halinde daima şu düşünceler vardır: 'Ben, kendi milletimi yeryüzündeki bütün milletler arasında bir muvazene unsuru haline getirme mecburiyetindeyim. Şayet yeryüzünde, tabakat-ı beşer çapında verilecek kararlar içinde benim reyim esas olmazsa, yeryüzünde nice zulümler işlenecek, azizler zelil, zelil olması gerekenler de aziz olacaktır. Onun için, hükmü ben vermeli, muvazene unsuru ben olmalıyım. Devletler bir araya geldiklerinde benim parmağıma bakmalı, söz söylendiğinde benim sözüme öncelik vermelidirler. Ve benim reyim alınmadan, kimse rey kullanmamalıdır.' Mümin işte bu seviyede bir anlayış, duyuş ve şuur seviyesini yakaladığı zaman, hiçbir süper güç müslümanları sömüremeyecek ve onlara ambargo uygulayamayacaktır. Zaten, Cenab-ı Hakk'ın bizden istediği de böyle bir yeryüzü hâkimiyetidir:
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ أَنَّ الأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِي الصَّالِحُونَ
'Kasem olsun, Biz, Zikir'den sonra Zebur'da da şunu yazdık: Yeryüzüne Benim salih kullarım varis olacaktır.' (Enbiya, 21/105)
Zikir, öğüt ve nasihat demektir. Burada ise ya Tevrat, ya da daha şümullü bir ifade ile 'Levh-i Mahfuz' mânâsına gelir. Bu takdirde, ayete şöyle bir izah getirmek mümkündür: 'Biz Levh-i Mahfuz'a yazdıktan sonra, Davud'a gönderdiğimiz Zebur'da da, Levh-i Mahfuz'dan istinsah ile şöyle yazdık ki, yeryüzüne ancak benim salih kullarım varis olacaktır.'
Yerin hakiki ve uzun süreli muvazene unsuru, sadece salih kullardır. Bunların muvazene unsuru olmalarına karşılık, diğerlerinin hakimiyeti bir şimşeğin çakıp sönmesi gibi geçicidir ve izafîdir. Gözleri kamaştırsa, gözlerinin ferini alıp götürse bile, bu böyledir. Yeryüzünde, daimî bir yenilenme ile hakimiyeti devam edenler, ancak salih kullar tarafından temsil edilme durumuna gelebilmiş salih milletler ve salih topluluklar olacaktır. Levh-i Mahfuz'da bu bir kanun olarak tesbit edilmiş, sonra da, oradan alınarak Zebur'a kaydedilmiştir. Hz. Davud'un eline verilen orijinal (tahrif edilmemiş) Zebur'da böyle ilahî bir kanun vardır.
Her devirde, hangi topluluk salih amel işler veya diğerlerine göre daha fazla salih amelde bulunursa, yeryüzünde denge unsuru olma, söz söyleme salahiyeti o toplumun hakkıdır. Ancak bu mevzuda şu hususa dikkat edilmelidir: Salih amel, sadece ibadetten ibaret olmayıp, temelde Nebi ahlâkıyla ahlâklanma demektir. Bu ahlâkta eşya ve hadiseleri anlama, insan ve kâinat arasındaki münasebeti kavrama da vardır. Yine bu ahlâkta, iç derinliği ile dış tefekkürü aynı ritimde koruma kabiliyet ve meziyeti mevcuttur. Böylece sonsuzu yakalayabilen insan, hakiki mânâda salâhı yakalamış olur.
Yeryüzünde anarşi çıkaranlar, ölüme ölümle karşılık verenler, siyasî meselelerle halkın karşısına çıkıp onu iğfal edenler, umumun efkârını kendi istikametlerine meylettirebilmek için durmadan slogan üretenler ve bir ateş böceği hüviyetindeki akıllarına güvenerek burunları doğrultusunda gidenler, asla hakikî mânâda hakimiyet kuramayacaklardır. Bir gün hakikat güneşinin doğması, onların nasıl bir zifiri karanlık içinde yol almaya çalıştıklarını gözler önüne serecek ve onlara da hatalarını itiraf ettirecektir. Bu sebeple diyoruz ki, salâhat kazanmadan ulaşılacak neticeye hiç kimse bel bağlamamalıdır. Çünkü bu, ilâhî kanuna karşı tavır almak mânâsına gelir. Halbuki Allah (c.c)
إنَّ الله لا يُغَيّر مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيرُوا مَا بأَنْفُسِهِمْ
'Bir kavim kendini değiştirmedikçe, Allah da onları değiştirmeyecektir' (Ra'd, 13/11) buyurmaktadır. Dolayısıyla, bir millet azizken, Allah onları zelil etmez. Bir millet, başlara tac iken, Allah onları ayaklar altına aldırmaz. Ama millet kendini değiştirirse, Allah da onları değiştirir. Bu müsbet mânâda da, menfî mânâda da böyledir. Öyle ise, evvelâ 'Nefsinizi koruyun!', yani, nefsinizde derinleşin. İçinizi fethetmeye çalışın. Eğer fatih olmak istiyorsanız, evvelâ işe nefis kalesini fethetmekle başlayın. Buudlarınız, iç âleminizde gelişsin, genişlesin ve derinleşsin. Her tarafınızda Allah (c.c) mütecelli olsun.
Deli Petro, bir delidir. Ama çizdiği plan Rus insanı için hep üzerinde durulmuş ideal bir plandır. Bu planın bir bölümünü şu ifadelerle hülasa edebiliriz: 'Balkanları aşacaksınız.. Osmanlı'nın gelişmesine ve yaşamasına imkân vermeyeceksiniz... İçlerine nifak sokacaksınız. Sıcak denizlere inecek, Afrika ve Basra Körfezi memleketlerini hâkimiyetiniz altında bulunduracak; yer yer Avrupa ile anlaşmaya gitseniz bile, hiçbir zaman Avrupa'nın âlem-i İslam'ı sizin aleyhinizde kullanmasına fırsat vermeyeceksiniz.' Deli Petro'nun meşhur vasiyeti, hemen hemen bütünüyle bu istikamette sarf edilmiş bir kısım sözlerden ibarettir ve daha düne kadar bu Rusya için hep bir ideal olagelmiş; hatta komünist Rusya bile bu idealden vazgeçmemiştir.
Müminler için de Rasul-i Ekrem (s.a.v)'den kalma bir vasiyet vardır. Evet O da ümmetine büyük bir dâvâ ve bir yüce gayeyi emanet ölçüsünde vasiyet etmiştir. Bu emanet, dünya ve ukba saadetinin teminatı olan İslâmî ahlakın hayata hakim olmasıdır. Bu mukaddes emaneti afâk-ı âlemde temsil vazifesi, bugün bir borç olarak bize düşmektedir. Mümin, hayatı boyunca hep bu idealle yaşayacak ve yine bu ideal uğruna sıcak denize de, soğuk denize de açılacak... Sibirya buzullarında, Güney ve Kuzey Amerika'ya kadar her yerde, kendine ait değerleri, geçmişten tevarüs ettiği güzellikleri hissettirecektir. Zira Allah (c.c), müminin, kâfirlerin hâkimiyeti altında yaşamasına razı değildir. Bir mümin, kâfirin emri altında yaşamaya razı olmuşsa, o, İslâm'a ve imâna ait her şeyi kaybetmiş demektir; ve böyle birinin yaşamaya hakkı da yoktur. Zaten yaşaması da bir mezellettir.. ahireti de mezellet olacaktır. Bu itibarla bir müminin, bin bir ihtimamla yaşatacağı en mukaddes duygu ve düşünce, cihana hakim olma duygu ve düşüncesi olmalıdır.
Bir zaman biz, bütün dünyaya hakim olmuştuk. Bu dün gerçekleştiği gibi bugün de gerçekleşebilir. Elverir ki azmedip, dişimizi sıkalım; hiç olmazsa, bu mevzuda düşünce üretip azim insanlarını harekete geçirelim.
a) Hz. Musa'da Hakimiyet ve Öncesi
Seyyidina Hz. Musa da terbiye etmekle sorumlu olduğu cemaatine bu hedefi göstermişti ama o cemaatin buna liyakatı yoktu. Tur'da Rabbinin tecellileriyle dopdolu hale gelmiş bir Rabbanî ve yüce ruhta temerküzleşen sonra da ondan nebean eden hakikatlere karşı onların gözleri kör, kulakları da sağır idi.
Kur'ân onların bu hallerini;
قَالُوا يَامُوسَى إِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا أَبَدًا مَا دَامُوا فِيهَا فَاذْهَبْ أَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلاَ إِنَّا هَاهُنَا قَاعِدُونَ
'Ey Musa! Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın, doğrusu biz burada oturacağız' (Mâide, 5/24) şeklinde hikaye eder.
Evet, bu söz bir peygambere karşı söyleniyordu. İsrailoğulları senelerce arz-ı mev'ude girme ideal ve düşüncesiyle yaşamışlardı. Halbuki şimdi fırsat önlerindeydi. Biraz gayret ve biraz da fedakârlıkla maksatlarına erme imkânı ellerindeydi. Ama onlar hem mefluç hem de rahat ve rehavete gömülmüşlerdi. Yerlerinden kımıldamaya da hiç niyetleri yoktu. Yaşama kavga ve mücadelesinden korkuyorlardı. Hiç şüphesiz elde etmek istedikleri şeyin bedeli vardı.. ve onlar bu bedeli ödemeye yanaşmıyorlardı. Buna karşılık Hz. Musa, elinden birşey gelmediği itirafıyla Rabbine iltica ediyor ve:
قَالَ رَبِّ إِنِّي لاَ أَمْلِكُ إِلاّ نَفْسِي وَأَخِي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ
'Rabbim! Ben ancak kendime ve kardeşime söz geçirebiliyorum; artık bizimle bu yoldan çıkmış milletin arasını ayır' (Mâide, 5/25) diyordu ki bu da 'Bıktım artık bunlardan; utandım ve usandım bu dertsiz, gayretsiz, rahat ve rehavet düşkünü, cihad aşkından nasipsiz ölü ruhlardan' demekten farksızdı. Evet O, 'Bizimle bu fasık kavmin arasını artık ayır' diye dua ediyor ve Cenab-ı Hakk'ın hakemliğine sığınıyordu. Bu dua ile hedeflenen hususun bugünü ve yarını itibariyle, Allah da onları tam 40 sene 'Tih' sahrasında şaşkın ve baygın bir halde dolaştıracaktı.
Hatta, daha sonraki peygamberlerin misyonu da hep bu vetire içinde cereyan edecekti. Hz. Yûşa bu işe hız verecek aynı mücadele Hz. Davud'la sürüp gidecekti... Evet, Hz. Davud, Talut'un ordusunda bir nefer gibi Câlût'a karşı kavga verecek.. onu harb meydanında öldürecek. Ama bütün bu neticelere rağmen Tâlût'un ordusunda bulunanlardan niceleri yolda takılıp kalacak ve Câlût'a karşı ancak çok az bir fedakâr ve hasbiler ordusu çıkabilecekti.
Yolda takılıp kalanlar 'Bizim Câlût ve ordusuyla başetmeye gücümüz yetmez' derken; sayıca az bu fedailer grubu
كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِإِذْنِ الله وَالله مَعَ الصَّابِرِينَ
'Nice az topluluk vardır ki, çok kalabalıklara Allah'ın izniyle galebe çalar' (Bakara, 2/249) diyecek ve hayatı istihkâr ile ölüme atılacaklardı. Cenab-ı Hakk da onları bu inançlarında yalancı çıkarmayacak ve Tâlut'un ordusu Câlût'u hezimete uğratacaktı. Bu sayede Amelikalılar bütünüyle oradan sökülüp atılarak, İsrailoğulları'nın senelerdir içlerinde yaşattıkları Kudüs'e girme ümniye ve ideali tahakkuk edecekti.. ve etti.
b) Ümmet-i Muhammed'in Hakimiyet Anlayışı ve Coğrafyası
Bir de Nebiler Serveri'ne bakalım. O sahabelerin ruhunda defaatla misallerini verdiğimiz ideal çerağı tutuşturmuştu. Onlar, dînî hayatın ikamesini, her zaman şahsî hayatlarının önünde tutmuş ve Allah rızasını gönüllere hakim kılmayı hayatlarına gaye edinmişlerdir. Allah da, onlara bütün yeryüzüne sevgi ve huzur götürme imkânını vererek kendilerini aziz kılmıştı. Zaten Allah Rasulü'nün risaletinin mânâ ve hedefi de buydu. Cenab-ı Hak, O'nu yeryüzündeki bütün sistem ve dinlere galebe çalsın diye hak bir din ve hidayet kaynağı Kur'ân ile göndermişti. Mevzu ile alâkalı ayet, bu hususu anlatırken şöyle buyurur:
هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَى وَدِينِ الْحَقِّ
'O ki, Rasulü'nü bütün dinlerin hepsine galebe çalsın diye hak din ve hidayet kaynağı (Kur'ân) ile gönderdi.' (Fetih, 48/28)
Cenab-ı Hakk, O'na Mekke'nin fethini vaad etmişti; Allah vaadinde hulf etmezdi.. ve Mekke fethedildi. Bundan da anlaşılıyor ki, Cenab-ı Hak, cihan çapında devletlerarası muvazenede sözünü geçirecek hakim bir güç olmayı vakti geldiğinde O'na nasip edecekti. Zira bu keyfiyet de O'na (s.a.s) bizzat Cenab-ı Hak tarafından vaad edilmişti. Yeryüzünde gönüllerin tek ve biricik hâkim dini, İslâm olacaktır. O İslâm ki, insanlığa huzur ve saadet getirecek tek sistemdir. Evet Allah, Habibi'ni böyle bir dinle göndermişti. Göndermişti ki, yeryüzü O'nun nuruyla aydınlansın; bütün harabeler O'nun getirdiği hidayet kaynağı ile ma'mûr hale gelsin..
Yahya Kemal, Yavuz'un ruhaniyatının gölgesinde birgün şöyle der:
'Sultan-ı Selim-i evveli râm etmeyip ecel,
Fethetmeliydi âlemi şân-ı Muhammedî..
Gök, nura gark olur nice yüzbin minareden,
Şehbal açınca ruh-u revân-ı Muhammedî'
Gönlünde bu aşk ve heyecanı tutuşturabilen insan, cihadı hayatının en büyük gayesi ve en büyük ideali haline getirir.. getirir ve artık bu uğurda ölmeyi cana minnet bilir. Zaten yok olmadıktan sonra, varlıktan dem vurmak da mümkün değildir. Varlığa giden yol, yokluktan geçer. Her gündüz bir geceden, her bahar bir kıştan sonradır. Şahsî hayatlarında kışı ve gecesi olmayanlar, ne bahar yaşayabilir ne de nehar...
Milletinizin içinden bir nehar (gündüz) bekliyorsanız, gece hayatı yaşayacak, kendinizi zora koşacak; fırtına, tipi demeden zorlukları göğüsleyecek, kandan irinden deryaları geçecek, arkada nice Uhud'lar bırakacak ve sonra Mekke fethiyle, Çaldıran zaferiyle selâmlaşacaksınız. Evet, bütün bunlar bir kıştan, bir geceden sonra, binlerce derdin şakaklarımızı zonklatmasının ardından olacaktır. Her doğum, mutlaka sancı ve ızdırapla meydana gelir. Doğumla gelenin neş'esini tatmak isteyenler, böyle bir sancı ve ızdıraba razı olmalıdırlar.
Cenab-ı Hakk, dinini yücelteceğini vaad ediyor. Allah'ın dinine sahip çıkanlar da, ona el atmakla yücelip aziz olacaklardır. Allah, bu ülkede olmazsa bile bir başka yerde bu dini mutlaka yüceltecek ve payidar kılacaktır. Bu, Allah'ın vaad-i sübhanîsidir. Ama O, bunu bir cemaatin yeryüzünden fitne yok oluncaya kadar mücadele aşk ve azmini göstermesine bağlamıştır. Kur'ân bu hususla alâkalı şöyle buyurmaktadır:
وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لاَ تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ لله
'Fitne kalmayıp, yeryüzünde yalnız Allah'ın dini hakim oluncaya kadar onlarla savaşın' (Bakara, 2/193). Evet, fitne ve huzursuzluk kalkacağı ana kadar mücadeleyi devam ettiriniz ki, insanlar, dünyevî ve uhrevî istikballerinden emin olabilecekleri bir ortama ulaşabilsinler. Yeryüzünde sulh u umûmî temin edileceği, huzurun ve emniyetin sağlanacağı ana kadar mücadele bir an olsun, kat'iyen bırakılmamalıdır.
İşte, Rasûl-i Ekrem (s.a.v)'in ashabı içinde tutuşturduğu mefkûre meşalesi budur!
Şimdi de bu meşale ile aydınlanan coğrafyaya bakalım;
Hz. Osman (r.a)'ın halife seçilmesinin üzerinden henüz beş sene kadar geçmişti ki, Kuzey Afrika, baştan başa İslâm'ın hakimiyeti altına girmiş. Diğer yandan İslâm orduları, tâ Hazar Denizi'nin arkasına sarkmış ve Taberistan'ı fethetmişlerdi. Ardından, Mâverâünnehir ve derken İslâm, daha Hz. Osman devrinde Çin Seddi'ne varıp dayanmıştı. Bugünkü Türkiye'nin 50 misli büyüklük ve genişlikte bir devleti Cenab-ı Hakk, hem de 15 sene gibi kısa bir zaman içinde o devrin müslümanlarına lütfetmişti. Çünkü onlar, hayatı istihkâr ediyor ve her zaman ölümü gülerek karşılıyorlardı. Siz de, ne zaman hayatı istihkâr eder, rahatınızdan fedakârlıkta bulunur, dini hayatınızın gaye ve hedefi haline getirir ve 'İslâm şahsî hayatıma hakim olmadıktan sonra ölüm daha yeğdir' derseniz, Allah (c.c) size de lütufta bulunacak ve sizi yeryüzünün hakiki mirascısı kılacaktır'. Taşıdığı bayrağı en yüksek burca dikebilme derdiyle dertli, hatta duygu ve düşüncesini bütün yeryüzüne duyurduktan sonra, bu defa da göklere bayrak dikmeye azimli bir topluluktur ki, Cenab-ı Hakk'ın lütuf ve keremine liyakat kazanmış sayılır. Ve cihan hakimiyeti böyle bir Rabbanîler topluluğunun canlarını harç olarak kullandıktan sonra gerçekleşecektir.
http://tr.fgulen.com/content/view/12424/3/

mü'HÜR
17-05-2011, 19:45
Hocamız'a şiddetle katılıyorum.Kanalın dizileri,islami diye izleniyor ama, bence islamiyeti sadece kullanıyorlar. Bir yakınımla tartışmıştım bu dizilerin izlenmemesi gerektiği hakkında yakınım ise "Türkiye'nin gerçeklerini anlatıyorlar" demişti.Sorarım; Türkiye'nin gerçekleri ise bunlar; bu kanları,şiddetleri bilmemizin bize ne gibi kârı var? Yazık ki, gençler o kanalın müptelası olmuş.6 yaşından tutun da,10 yaşında ki çocuklara kadar malesef izleniyor. Ben bu derece şiddettten,vahşetten şu yaşımda ürküyorum,ya o küçük beyinler ne yapsınlar.Adeta, şiddeti,savaşı öğretiyor o kanalın dizileri.

İslami diziler deniyor da "islamiyet" adına da ben birşey göremedim... İslamiyet sanki savaştan ötürü birşey(!) islamiyetin güzelliklerini hangi dizi anlattı acaba? Aradan belki tek tük konular çıkartabilirsin ama,bu dizilerin geneli kan,şiddet,vahşetten ibaret.

Yeni-OSMANLI
17-05-2011, 20:43
Hocamız'a şiddetle katılıyorum.Kanalın dizileri,islami diye izleniyor ama, bence islamiyeti sadece kullanıyorlar. Bir yakınımla tartışmıştım bu dizilerin izlenmemesi gerektiği hakkında yakınım ise "Türkiye'nin gerçeklerini anlatıyorlar" demişti.Sorarım; Türkiye'nin gerçekleri ise bunlar; bu kanları,şiddetleri bilmemizin bize ne gibi kârı var? Yazık ki, gençler o kanalın müptelası olmuş.6 yaşından tutun da,10 yaşında ki çocuklara kadar malesef izleniyor. Ben bu derece şiddettten,vahşetten şu yaşımda ürküyorum,ya o küçük beyinler ne yapsınlar.Adeta, şiddeti,savaşı öğretiyor o kanalın dizileri.

İslami diziler deniyor da "islamiyet" adına da ben birşey göremedim... İslamiyet sanki savaştan ötürü birşey(!) islamiyetin güzelliklerini hangi dizi anlattı acaba? Aradan belki tek tük konular çıkartabilirsin ama,bu dizilerin geneli kan,şiddet,vahşetten ibaret.




kardes,ben hayatimda Allaha sükür hicbir zaman dizi mizi hastaligina yakalanmadiysamda stv nin "SIRLAR DÜNYASI" dizisini denk gelince izliyorum,bunun disinda dizileri arastirmadim.
Benim sahsii düsünceme göre stv nin dizilerinde elestirilecek bir yön varsa oda dizilerdeki kadinlarin baslari acik olmasi.
Beyendigim yönü ise müsbet mesajlar vermesi,yani dizileri gördügüm kadariyla manali ve hayra yönlendirici.Bu acidan bakinca diger kartel medyasinin dizileriyle kiyas yaptigimda diziden vazgecemeyenlere stv nin dizilerini tavsiye ederim.
Siz stv nin dizileri islama aykiri diyorsaniz bunun delilinide gösterin ozaman.
Sahsii kanaatimca bunlar bu dizileri alternativ sunma niyetilye yapiyorlar.yani diger kartel medyasindaki dizilerdede savas var ama bunlar tamamen sacma,mantiksiz,anlamsiz ve yanlis yönlere yönlendirici,milli degerlere baglilik yok,birlik beraberlik mesajlari yok,vatanseverlige yönlendirme yok,bu stv nin dizilerinde en azindan bu var.
ha daha iyi yapilamazmi,elbette yapilir.Ohalde neyi daha iyi yapabileceklerini,neyi elestirdigimizi bilelim,ona göre elestiri oklarimizi yapici sekilde hedefine ulastiralimki hatalar tekrarlanmasin.

mü'HÜR
17-05-2011, 20:52
Allah aşkınıza ne hayrı? bence kendinizi kandırıyor sunuz! Tv de her kanal bir aldatmaca... Stv nin dizilerini tecrubesiz bir terörist izlese azılı bir teröriste döner! Ben, tv dizilerinin tümüne karşıyım. Birinin ahlaksızlığı aşikar,diyeri ise gizli! Biri amcasının karısına göz diker, diğeri de törörist bahanesi ile bir kadını kaçırır ne farklı varr? Çocuklar izliyor yahu bu dizileri! Ne kadar dikkatsizlik,ne kadar umursamazlık. Geçenlerde gördüm bir adama işkence yapılıyordu. Bu diziden çocuk sizce arada gizli geçen hayrı mı öğrenir, yoksa orda ki şiddeti,vahşeti mi?

Neslihan Nurtürk'tü sanırım bir yazısında "iki kuruşluk kar için beş kuruşluk zarara giremem" demişti.

Yeni-OSMANLI
17-05-2011, 20:57
Allah aşkınıza ne hayrı? bence kendinizi kandırıyor sunuz! Tv de her kanal bir aldatmaca... Stv nin dizilerini tecrubesiz bir terörist izlese azılı bir teröriste döner! Ben, tv dizilerinin tümüne karşıyım. Birinin ahlaksızlığı aşikar,diyeri ise gizli! Biri amcasının karısına göz diker, diğeri de törörist bahanesi ile bir kadını kaçırır ne farklı varr? Çocuklar izliyor yahu bu dizileri! Ne kadar dikkatsizlik,ne kadar umursamazlık. Geçenlerde gördüm bir adama işkence yapılıyordu. Bu diziden çocuk sizce arada gizli geçen hayrı mı öğrenir, yoksa orda ki şiddeti,vahşeti mi?

Neslihan Nurtürk'tü sanırım bir yazısında "iki kuruşluk kar için beş kuruşluk zarara giremem" demişti.


valla acikcasi savas dizilerini veya diger diziler hakkinda yorum yapamam cünkü hic aram yok ama daha evvelsigün stv de "sirlar dünyasi" dizisini izledim,konu rüsvetti.verilen mesajda rüsvetin haram oldugu,haram ile kazanilan paraninda insana bela getirecegi mesajiydi.Bunun neresi kötü?

mü'HÜR
17-05-2011, 21:23
Sırlar dünyası gibi programlar artık rağbet görmüyor. Malum, diğer diziler tavan yaptılar.

Tek Türkiye ile başladılar, devam ediyorlar...

veri
18-05-2011, 06:34
televizyonun her türlüsü zararlıdır...
ne şunu ne bunu izlemeyin kardeşim
hatta interneti de kapatın
ne işiniz var bunlarla
vaktinizi heba ediyorsunuz...
televizyonun internetin ne faydası var.
tek bir tane sayamazsınız.

Yeni-OSMANLI
18-05-2011, 10:26
televizyonun her türlüsü zararlıdır...
ne şunu ne bunu izlemeyin kardeşim
hatta interneti de kapatın
ne işiniz var bunlarla
vaktinizi heba ediyorsunuz...
televizyonun internetin ne faydası var.
tek bir tane sayamazsınız.

sen ben izlemeyiz belki ama milletin cogunlugu izler,zaten bu millet dizilerle,yalan yanlis haberlerle,yanlis yönlendirmelerle medya vesilesiyle bozulmadimi???
Ohalde medya ciddi bir silahdir.
Tank düsünün,tüfek düsünün,savas ucagi,düsünün...bunlar silahdir,hayrada kullanilir,serrede hizmet eder,ser güclerin elinde olursa zarar verir,müminlerin elinde olursa faydali olur...simdi bu silah zararli olabilir diye silahlanmayalimmi yani?
Millet bu medya silahiyla bozuldu,medya silahiyla narkozlandi,dolayisiyla bu silahla silahlanmamiz lazim faydali olmasi icin calismamiz lazim,alternativler sunmamiz lazim cünkü sen bu alternativleri sunmazsan bu millet gider kartel medyasini izler,iyice bozulur.

“Düşmanlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın. Savaş atları yetiştirin ki bu hazırlıkla Allah’ın düşmanlarını, sizin düşmanlarınızı ve onların ötesinde sizin bilemeyip de ancak Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutup yıldırasınız. Allah yolunda her ne harcarsanız, onun karşılığı size eksiksiz ödenir, size asla haksızlık yapılmaz.”(Enfal, 8/60)

Ukbe b. Amir’in bildirdiğine göre Hz. Peygamber (a.s.m) bir gün minberde şöyle buyurmuştur:

“Düşmanlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın ayetini okudu ve bilesiniz ki, kuvvet atıştır, kuvvet atıştır, kuvvet atıştır.”

Bundan maksat, düşmanlara karşı Allah yolunda yapılması gereken cihad için her türlü hazırlık yapmaktır. Kişinin (sporla) fizikî gücünü pekiştirmesi, at koşturması, ok atması ve –cihad için gerekli olan- benzeri her türlü kuvvet hazırlaması buna dahildir. (bk. Nevevî, ilgili hadisin şerhi).

Şüphesiz hadislerde yer alan atları besleyip koşturmak, yüzmek, ok, atmak, mızrak kullanmak ayette mutlak olarak ifade edilen “kuvvet” kavramının o günkü ihtiyaçlara işaret eden bir tefsiridir. Çünkü, o günkü cihad maddî şekliyle bu gibi malzemelere, aletlere ve maharetlere ihtiyaç duymaktaydı. Bu gün ise maddi cihad için gereken başka silahlar var ve bunlara sahip olmak da bu ayetin ve ilgili hadislerin emir ve tavsiyeleri arasındadır.

Bununla beraber, “kuvvet”in genel kapsamında cihadın manevî şekliyle ilgili malzemelerin de yer aldığında şüphe yoktur.

STV deki dizilerde hata ve kusur yok anlamina gelmez elbet
Anlatmaya calisdigim sey alternativ sunmak tir.Dizilerle bu millet bozuluyorsa,müsbet diziler sunmak,alternativ sunmak gerek,güc dengesi acisindan bu önemlidir.

MÜTEŞEKKÜR
18-05-2011, 18:59
televizyonun her türlüsü zararlıdır...
ne şunu ne bunu izlemeyin kardeşim
hatta interneti de kapatın
ne işiniz var bunlarla
vaktinizi heba ediyorsunuz...
televizyonun internetin ne faydası var.
tek bir tane sayamazsınız.

Yanlış düşünüyorsunuz kardeşim...Tv. ve interneti adam gibi seyredersek çok şeyler öğreniriz.Hele de internet bulunmaz nimetlerdendir.Ancak doğru haber, delil, ilim aramak için çok lazımdır.Dünyayı ayağınıza getiriyorsunuz.İnternetin kötü tarafı da var.Herkes neyi, niçin aradığını ve izlediğini bilirse mesele kalmaz.Maksat güzel bir şeyler öğrenmek için bunları kullanmalıyız...

Meryem
18-05-2011, 19:09
Mesele miadını doldurdu, 10 günde varılmış hiç bir netice de göremiyorum. Bu nedenle daha fazla gündemde kalmasını uygun görmüyorum. Konu kilitlenmiştir.