PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Bir müslüman neden günah isler?Günahtaki isrardan kurtulus caresi nedir?



Yeni-OSMANLI
20-09-2011, 13:15
Bu acdigim konuda
Allaha iman eden ve herseyin bilincinde olan bir müslümanin neden günahtan uzak duramadiginin cevabini arayacagiz, Tevbe'nin devamli olması ve günahta Israr düğümünün Çözülmesin yolunu bulacagiz insaAllah...

Allahin-Peygamberin,Haramin-helalin,günahin-sevabin,cennetin-cehennemin bilincinde olan bir müslüman hangi ruh haliyle hangi eksikligi sebebiyle günah isler?
Kalbinde günah isleme arzusu dogdugu an bundan kurtulmak icin ne yapmali?
Gafletin ve irade zayifliginin sebebi nedir?
Güclü bir iradeye nasil kavusulur?
Nefsin kötü istek ve arzularina nasil direnebilir?
Sabir gücü nasil kazanilir?
Tefekkür nasil yapiliyr?
Yani hepimiz insaniz,hata ve kusurlarimiz var...
Müslümansak eger namazimizi kilar,oruclarimizi tutar,dualarimizi eder,zikirlerimizi cekeriz...fakat seytanda rahat durmaz ve vesveseleriyle en zayif noktalarimizdan bizi vurmaya calisir,nefsimizi kiskirtir,harama tesvik eder,nefsin istek ve arzularini akla getirir...bu vesveselerden kurtulus caresi nedir?
Günah isledigimiz zaman asiri bir üzüntü ve pismanlik duyariz,hersey bosa gitti,yapilan ibadetler,zikirler,dualar bosa gitti hissi dogar,daralma,huzursuzluk,bunalim baslar...peki sonra pisman olacagimizi önceden neden hesab edemeyiz?
Neden Allaha verdigimiz sözümüzü ve tövbelerimizi bozariz?
Seytan gelip en zyif noktamizdan yaklasip bize vesvese verdiginde kalbe günbah isleme arzusu dogar,bu duyguyu nasil firenleyebiliriz?
Haram arzusu agir bastiginda fiiliyata gecmemek icin ne yapmaliyiz?
yani misal,harama baktik,karsimizdan gecen kiza sehvetle baktik ve ilk günahi isledik ve bu hatadan dolayi kalbe sehvet tohumu yerlesti... günah batakligina daha derin dalmamak icin bu tohumu nasil söküp atabiliriz?Sehvet tohumu veya nefsin alismis oldugu kötü aliskanliklar neden Allah korkusundan,imandan daha agir basar?
Günah isledikten sonra sanki bir bosalma olur,asiri üzüntü ve pismanlik olur,o günaha asiri bir nefret duygusu kalbe yerlesir,ah,vah deriz, "keske bu günahi islemeseydim"hissi dogar...peki bu duyguyu o günahi islemeden neden,hangi eksikligimizden dolayi hissetmeyizde seytanin "günahi isle sonra rahatlarsin ve tövbe edersin" vesvesesine yenik düseriz?

Cok soru sordugumun bilincindeyim,fakat bunlarin hepsi birbirine bagli.
Bu meselenin piskolojik bir problem oldugunu düsünüyorum...
Yani beden-nefis-ruh-akil iliskisindeki dengesizlik...
Cevabida tasavvuftadir

Yeni-OSMANLI
20-09-2011, 13:26
Rabbimize kul olmaya çalışırken, düşman olarak nefsimiz ve ebediyete kadar düşmanımız olarak bildirilen şeytana karşı bir savaş içerisindeyiz.
Düşmanlarımızı ne kadar iyi tanırsak ondan korunma ve sakınma yollarını bilir isek onunla savaşımızda başarılı oluruz.

Yeni-OSMANLI
20-09-2011, 13:35
ismail cetin ra terbiyei-nefs kitabinda asagdaki manaya gelen sözlerini hatirliyorum:

Günah isleme arzusu akla geldiginde beyinde bir arza olusuyor,bu arza kalbi buharlastiriyor,gaflet hali olusuyor...O an bu günahi islemeden,yani akil bedeni bu haram olan fiili yaptirmak icin harekete gecirmeden bu arzadan kurtulabilmenin yolu istek ve arzularini yenmenin tek yolu,ona günahi isleye isleye taddirdigimiz gibi NEFSE HARAMDAN UZAK DURMANIN ACISINI TADDIRMAKTAN GECER
Yani direnmek.Akla günah isleme arzusu gelsede direnmek lazim.Bunun yolunu soruyorum.
(ismail cetin ra terbiyei-nefs kitabinda okudum)

Yeni-OSMANLI
20-09-2011, 13:37
Haramdan uzak durmak için oruç tavsiye edilmiştir.
Günah işleme arzusunu engellemek için sağlam irade sahibi olmak,kalbin uyanık olması.
Bedene girecek her lokmanın helal olması(çok önemli),abdestli yemek içmek ve bunların abdestli olarak hazırlanması ,
Her işe besmele ile başlanması ve sünneti yaşamak diyebilirim.
Nefsi yola getirmek isteyen ateşle cehennem ile değil, Onu açlık ile terbiye etmelidir.(Müzekkin-i Nüfus /Eşrefoğlu Rumi sayfasını hatılamıyorum)

Yeni-OSMANLI
20-09-2011, 14:16
Harama yaklasmis ,haramin etkisi altina girmis birinin durumuyla ,yani seytan kiskirtmasiyla nefsin istek ve arzusunun akli isgal etmesi sonucu olusan günah isleme arzusuna yakalanan bir müminin kalbi buharlasir,buharli kalp gaflete sebeb olur,harami bilir fakat suuru azaldigi icin aklini kullanamaz,tefekkür yapamaz cünkü sehvet akli isgal etmis durumda...böyle bir durumda bulunan bir müminin iradesi zayiflar, o günahi islemedigi sürece günah defterine birsey yazilmaz,fakat iradesi aklin eline gecerse günaha düsme tehlikesiyle karsi karsiyadir...Böyle bir durumda o günahtan kurtulusu neye baglidir,aklin bedeni o günahi islemeye harekete gecirmesini nasil engelleriz,böyle bir durumda bulunan bir mümin o günahi islemeden eski haline nasil dönebilir?

Günah imansızlıktan dini kabullenememekten ziyade nefsimizle ilgi bir durumdur.Günahlar büyük ve küçük olarak ikiye ayrılsa da ve mahiyeti itibarıyla birbirinden farklı olsalar da, aslında aynı merkezden kaynaklanmaktadırlar.
Günahların merkezi nefsimizdir.
Nefsimizin sınır tanımaz ve doymak bilmez istekleri bizleri helâke doğru götürmektedir. Bu istekler baştan hoş görünebilir; hatta bir kerelik veya nasıl olsa küçük bir günah denebilir. Ancak unutmamalıyız ki, çeşidi ne olursa olsun günahın öncesi tatlı, sonu ise zehirdir. .
Bunu beynimize kazmaliyiz,sürekli hatirlamaliyiz.
Zararin sürekli düsünürsek,sürekli hatirlarsak,ayni zamandada hesab gününü,ölümü,cehennemi düsünürsek,ayrica zikre devam edersek bu durum gafletten korur,sabrimizi artirir.

Yeni-OSMANLI
20-09-2011, 14:22
S. Bahattin YAŞAR
Yeni Asya
İnsan neden günah işler?

Günahlarda menhus bir lezzet var

İnsanı günah işlemeye iten sebeplerden birisi, günahlardaki ‘menhus lezzet’tir. Günahların bu derece yaygın olmasının sebebi de, bu pis lezzetlere olan insanların düşkünlüğüdür.

Bu düşkünlük hali, insandaki akibeti görmeyen ‘hissiyat-ı insaniye’, ‘kör hissiyat’tır. Bu da, hazır az lezzeti, ilerideki çok lezzetlere tercih etmesidir.

Öyle ki, ahiretin elmas gibi nimetlerini, lezzetlerini bildiği halde, dünyevî kırılacak şişe parçalarını ona tercih etmektedir. Daha da ilerisi, ehl-i iman iken ehl-i dalâlete o dünya sevgisi için tabi olmaktadır.

Bu haldeki bir insan, gerçekte kayıp veya kazancını görememektedir. Yani böyle bir insan, günahlara girip, menhus lezzetleri tadarak Cehennemi kazanmakta, ahiret meyvelerini dünyada yiyerek de Cenneti kaybetmektedir. Bunlar, lezzet-i faniye için ahiretini terk eden sefihlerdir. Oysa ki bâkî bir mülkü, hevesat-ı faniyesinin terkiyle satın alan sefih değildir. Diğer bir ifadeyle, baki bir mülkü kazanmanın yolu, fani hevesleri terk etmektir.

Peki, “Bu halin tedavisi nasıldır?” denildiğinde ise, çare; insana, bu dünyada, imanın içindeki lezzeti ve günahların içindeki elemleri göstermektir. “Ehl-i sefahati sefahatinden kurtarmanın yegâne çaresi, aynı lezzetinde elemini gösterip, hissiyatını mağlûp etmektir.”İman ve Küfür muvazeneleri, s: 14
Meselâ insan bir dakika intikam lezzeti ile katleder, seksen bin saat hapis elemlerini çeker ve bir saat sefahet keyfiyle—bir namus meselesinde—binler gün hem hapsin, hem düşmanının endişesinden sıkıntılarla ömrünün saadeti mahvolur. Ya ebedî kayıplar?!

İşte, küçücük, fani, elemli lezzetler için; ebedî, büyük ve saadetli lezzetleri terk etmek, hakikî körlük değil de nedir?

Tahrip kolaydır

‘İnsan neden günah işler?’in bir diğer ayağı ise, fenalık ve hevesat yolunun, tahribat olarak kolay olması ve şeytanın da bu yola kolay sevk etmesidir. Nitekim yirmi adamın yirmi günde yaptığı bir binayı, bir adam bir günde yıkar.

Onun için, Kur’ân-ı Hakîmin en halis mü’minlere musırrane ve mükerreren, pek çok tekrar ve ısrar ile, tehdit ve teşvik ile, günahtan zecr ve hayra sevk etmesi, ‘tahribin kolay, tamirin zor’ olmasındandır.

Dolayısıyla bu tahribata karşı en büyük çare, ehl-i sünnet ve cemaat olan ehl-i hak mezhebini karargâh yapmak Kur’ân-ı Mû’cizü’l- Beyanın muhkemat kalesine girmek ve Sünnet-i Seniyyeyi rehber yapmaktır.

Şeytanlar, tahribat cihetinde sevk ettikleri için, az bir amel ile çok şerleri yaparlar. Onun için de hidayet ehli, pek çok ihtiyata, şiddetli sakınmaya ve mükerrer ihtarata ve kesretli muavenete muhtaçtırlar. Cenâb-ı Hak, o tekrarat cihetinde bin bir ismiyle ehl-i imana muavenetini takdim edi-yor ve binler merhamet ellerini imdadına uzatıyor.

Hal böyle iken, insanın manevî derecesine göre yapacağı küçük ihmaller, bütün kazanımlarını yok edebilecektir.

“Madem öyledir;U] hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork.[/U] Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem’a, bir işarette, bir öpmekte batma! Dünyayı yutan bütün letaiflerini onda batırma. Çünki çok küçük şeyler var, çok büyükleri bir cihette yutar.” M.N. s: 149

Yeni-OSMANLI
20-09-2011, 16:15
Nefs bir balon gibidir,üzerine basildikca kücülür,serbest birakilirsa eski haline gelir.Üzerine basa basa balonun direnci azalir böylece bir gaflet hali sebebiyle gevesklik gösterildiginde istek ve arzularindaki siddeti eskiye nazaran daha hafif olur...

Yeni-OSMANLI
20-09-2011, 16:16
S. Bahattin YAŞAR
Nefis, bir ‘nefis’ dersi

Nefis hep aynı, ama onunla
mücadele her asırda farklı
Bu nefis ders, Sözler, s. 438 - 441 ya da Hizmet Rehberi, s.170-181’’de geçmektedir.

Konunun başında Bediüzzaman, Risâle-i Nur mesleğinin dört esası olan
‘acz ve fakr ve şefkat ve tefekkür’ün Kur’ân’dan istifade ile alındığını ifade ederek, bu dört esasın her birisinin Cenâb-ı Hakkın isimlerine götürdüğünü izah etmektedir.
Devamında ise, Risâle-i Nur mesleğinin evradı olarak, ittiba-i sünnet, feraizi işlemek, kebairi terk etmek ve bilhassa namazı tadil-i erkân ile kılmak, namazın arkasındaki tesbihatı yapmaktır, diyerek, bu yoldaki olmazsa olmazların altını çizmektedir.

Nefis terbiyesi,nefsin
mahiyetini (hakikatini,özelligini...) bilmekle başlar.
Nefis terbiyesi bu iki önemli meslek özelliğinin ardından gelmektedir.

Önce, nefsin mahiyeti öğretilir.

İnsan bedeninde en isyankâr, en söz anlamayan nefistir.
Nefis menfaati olan şeylere kul ve köle olabilecek derecede alçalırken, bütün gücüyle dünyaya, maddiyata yönelmeyi de ihmal etmez; maddenin esiri olur, maneviyata da gözünü kapatır. Nefis, insana devamlı tuzak kurar. Adi arzularını gerçekleştirmek için yaptırmayacağı kötülük yoktur. Nefsinin esiri olan kişi ise, ona uymakta tereddüt etmez.
Nefis, fenada bekayı arar.
(yani kötülükte devamliligi arar,zorla kesilmezse devam eder ve aliskanlik eder,aliskanlik huy olursa birakilmasida zorlasir:yeni OSMANLI)

Nefis, beraberindeki duygularla birlikte hareket ettiğinde, komutanları olan akıl ve kalbi susturabilmektedir. Çünkü “Tevehhüm ve heves ve his, ileriyi görmüyor belki inkâr ediyorlar. Nefis dahi yardım etse, mahall-i iman olan kalp ve akıl susarlar, mağlûp oluyorlar.” Lem’alar, s. 73.
(AKIL ve KALBIN susmamasi icin,yani komutanlik özelliklerini nefse terk etmemeleri icin donanimli ve güclü olmalari gerekir,aklin güclü olmasi ilim ve tefekküre baglidir...kalbin gücüde güclü imana,takvaya,oruc,zikir gibi ibadetlerdeki devamliliga baglidir,bu ikisi güc kazanirsa nefsin üzerindeki hakimiyetleri artar ve iradeye yansir...:yeni-OSMANLI)

Nefs-i emmarenin bir özelliği de, hayır ve iyilikte eli kısa iken, şer ve tahripte sınır tanımaz olmasıdır.
Hayra kabiliyeti olmayan, şerde ise eli uzun olan, “Nefsin vücudunda bir körlük vardır. O körlük vücudunda, zerre miskal kaldıkça, hakikat güneşinin görünmesine mani bir hicab olur.” M.N., s. 77

“Muaccel ve hazır bir dirhem lezzeti, müeccel, gaib bir batman lezzete tercih ettiği gibi, hazır bir tokat korkusundan ileride bir sene azaptan daha ziyade çekinir.” L., s. 73.
(Fakat nefsin iyi bir özelligi daha vardirki oda nasihat dinlemesidir,evet nefs nasihat dinler.dini sohbetlerden,tefekkürden etkilenir,daha dogrusu akil etkilenir,akil büyür,irade güclenir,böylece nefsin etki alani azalir cünkü hakimiyeti kaybetmis olur.
Onun icin hazır bir dirhem lezzeti, müeccel, gaib bir batman lezzete tercih etmemesi icin hazır lezzetin zararlari sürekli ve israrla telkin edilmeli,ilerideki azabin siddeti telkin edilmeliki tokat korkusu gitsin,ölüm,ceza,cehennem gibi konularin tefekkürü sabri artirir:yeni-OSMANLI)

Ve nefsin mahiyeti Kur’ân’dan dört âyetle tanıtılmakta ve terbiye ve tezkiye işleminin de nasıl yapılacağı burada dört hatve (adım) şeklinde açıklanmaktadır.

İşte nefsi hizaya getiren Kur’ândan dersler

Bu asırdaki nefsi terbiyesi, Kur’ân’ın şu dört âyetiyle yapılmaktadır.
1- Nefislerinizi temize çıkarmayın.
Necm Sûresi, 23
Bu ayetten istimdat ederek, nefsin tezkiyesi; tezkiye-i nefs etmemektir.
“İnsan cibilliyeti ve fıtratı hasebiyle nefsini sever. Belki evvela ve bizzat yalnız nefsini sever, başka her şeyi nefsine feda eder. Mabuda layık bir tarzda nefsini metheder.” Sözler, 503
O halde yapılacak iş, önce nefsi değil, Allah’ı, sonra da O’nun adına diğer mahlukatı sevmektir. Çünkü Mabuda yöneltilmesi gereken sonsuz sevgiye nefis layık değildir.

2- Allah’ı unutanlar gibi olmayın ki, Allah da onlara kendi akibetlerini unutturmuştur.
Haşir, 19
Bu makamda terbiyesi, nisyan-ı nefis içinde nisyan etmemek. Yani huzuzat ve ihtirasatta unutmak ve mevtte ve hizmette düşünmek.
Nefis, ileriyi gören akıl ve kalbi susturmakla kalmaz, gerçeklere karşı gözleri kapamayı da maharet zanneder. Öyle ki, “Kendini unutmuş, kendinden haberi yok. Mevti düşünse başkasına verir. Fena ve zevali görse, kendine almaz ve külfet ve hizmet makamında nefsini unutmak, fakat ahz-ı ücret ve istifade-i huzuzat makamında nefsini düşünmek, şiddetle iltizam etmek, nefs-i emmarenin muktezasıdır. Bu makamda nefsi arındırma ve terbiye etmenin yolu, nefsin arzularına ters hareket içinde olmaktır. Yani nisyan-ı nefs içinde nisyan etmemektir. Yani huzuzat ve ihtirasatta unutmak, mevtte ve hizmette düşünmektir.” Sözler, s. 314.

3- Sana her ne iyilik erişirse Allah’tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi kusurun sebebiyledir. Nisa, 79.
Nefsin mahiyeti kusur, noksanlık, acizlik ve fakirliktir. İyilik ve başarılarının da Allah’ın bir ihsanı olduğunu görmeli, övünme yerine şükür ve hamd etmesi gerektiği öğretilmelidir.
Şu mertebede tezkiyesi, kemalinin kemalsizlikte, kudretinin aczde, zenginliğinin Allah’a karşı fakirliğini hissetmekte olduğu hissettirilse, nefsin şerrinden kurtulunur.

4- Her şey helâk olup gidicidir. O’na bakan yüzü müstesna. (Kasas Sûresi, 88)
Şu makamda tezkiyesi, vücudunda adem, ademinde vücut vardır. Yani, kendini bilse, vücut verse, kâinat kadar bir zulümat-ı adem içindedir. Enaniyeti bırakıp bizzat nefsi hiç olduğunu ve mucid-i hakikînin bir ayine-i tecellisi bulunduğunu gördüğü vakit, bütün mevcudatı ve nihayetsiz bir vücudu kazanır. Nefis, aslında kötülüklerle değil, Rahmaniyetin cilveleriyle zevk ve lezzet alacak biçimde yaratılmıştır. Rızık veren, besleyip büyüten, felâketlerden koruyan, sonsuz merhamet sahibi bir Rabbin himaye ve muhafazası altında bulunan nefis, bu hakikatin idrakinde olduğu sürece, hem kendi başı selâmette olur, hem de kişiyi huzurlu yaşatır.

Büşra Betül
20-09-2011, 16:35
Paylaşım için teşekkür ederiz,
Nefsi terbiye evet her an tetikte olan bir kalp ve akıl ile desteklenen amellerin eşliğinde olur.
Ölüm,cennet,cehennem vb tefekkür etmeli her daim.
Kul ne kadar ahirete yönelik ameller düşünür dünyasını o yönde geçirmeye azmeylerse dünyada da cennete kavuşur ahiretide kurtulur inş.
Günahta ısrar kulu fasıklığa kadar götürür Allah muhafaza!
Dünya,ve dünyevi bakış açısı kalbin tamamen kabul ettiği ulvi duyguları yaşamaktan uzaklaştırabiliyor insanı çünki insanlar karşılıksız iyilik yapmanıza mana veremiyor,zor anlarda sabretmenize,mutlu anlarda şükretmenize hatta bu şükrü amellerinize dökmenize mana veremeyebiliyor,yahut gelenek ve ananeviler(en çok mahremiyette oluyor) yıkılamayabiliyor,siz günah desenizde biz böyle gördük diyerek yapılan günahlar,bakmışıssınız bir zaman sonra benliğinizle hem hal olmuş.
Rabbim kendine yaraşır bir kul olabilmeyi nasip etsin amin.

Yeni-OSMANLI
20-09-2011, 17:31
Risale-i Nur Külliyatından bir hakikat dersi:

“Bir sultanın sağında lütuf ve merhamet ve solunda kahr ve terbiye lâzımdır. Mükâfat, merhametin iktizasıdır. Terbiye de mücazatı ister. Mükâfat ve mücazat menzilleri ahirettir.” (Mesnevî-i Nuriye)

İtaat edenlere mükafat verememek gibi, isyan edenleri cezasız bırakmak da padişahın izzetine yakışmaz; her ikisi de acizlik ve zaaf ifadesidir. Cenab-ı Hak bu gibi noksanlıklardan münezzehtir.

Onun kahrının tecelli etmemesini istemek, iki mânâya gelir:

Birisi, isyankârlara, azgınlara, zalimlere karşı hiçbir ceza tatbik edilmemesi. Bu, Allah’ın izzetiyle, gayretiyle, hikmet ve adaletiyle bağdaşmaz. Bu şık mümkün olmadığına göre, geriye bir tek şık kalıyor: İnsanların isyansız bir yaratılışa sahip olmaları, hep itaat üzere bulunmaları. Bu ise insanın değil, meleğin tarifidir.

İnsan günah işleyebilen bir varlık. “Benim günah işlemem mümkün değil” diyebilen hiç kimse bulunmuyor. Her insan, şu veya bu şekilde, az veya çok, günah çukuruna yaklaşıyor, bazen de içine düşüyor.

Bizler, akıl ve kalb dengesi içinde hayatımızı sürdürüyoruz. Fakat, insan sadece akıl ve kalbden ibaret olmadığı için, başta nefis olmak üzere baskın duygular, söz dinlemez hisler, önü alınmaz hevesler ve karşı konulmaz vehimler altında, bazen farkında olarak veya olmayarak irademize söz geçiremiyor ve günah işliyoruz.

İşin aslına bakılırsa, Yüce Allah bizi kendisine yaklaştırmak, bizi kendisine muhtaç etmek, bizi kendisine çekmek için birbirinden farklı, değişik vesileler yaratmış.
Meselâ, acıkma gibi bir duygu verip, bizi rızka muhtaç etmiş, Rezzak olduğunu göstermiş ve bizi bu yolla Kendisine bağlamış. Biz de kul olarak bütün ihtiyaçlarımızı O’ndan istemiş, O’nu Rezzak olarak bilmiş, gerçek anlamda rızık verici olarak O’nu tanımışız.
Demek ki, Rezzak ismi, acıkmamızı gerektiriyor.

Aynı şekilde, biz günahkârız, Allah bağışlayandır. Biz hata işliyoruz, Allah affedendir. Biz isyana kapılıyoruz, Allah mağfiret edendir. Biz tevbe ediyoruz, Allah tevbemizi kabul edendir. Allah Gafûr’dur, Afuvv’dur, Gaffâr’dır, Tevvâb’dır. İşlediğimiz günahlar bizi Allah’ın bu isimlerine götürüyor, bizi O’na yöneltiyor.
Böylece Allah’ı Gafûr ve Gaffâr isimleriyle tanımış oluyoruz.
Bediüzzaman’ın dediği üzere,
"Gaffâr ismi günahların vücudunu ve Settâr ismi kusurların bulunmasını iktiza ediyor."

Açıkçası, günah işlensin ki Allah’ın Gaffâr ismi tecelli etsin; kusur edilsin, hata yapılsın ki, Allah da kulunun kusurunu yüzüne vurmayıp örterek Settâr olduğunu göstersin.

(burasi yanlis anlasilmasin,burada anlatilmak istenen sey nefse karsi verilen mücadeledeki basarisizliklarda,yani nefse yenik düsüldügünde ümitsiz olmamaktir.
Elbette nefsimize direnmeliyiz,daha az günah islemeye gayret edecegiz,günahta israr etmemek nefsimizi terbiye edecegiz...ama tüm gayretlerimize ragmen baskın duygularin, söz dinlemez hisler, önü alınmaz hevesler ve karşı konulmaz vehimler altında, bazen farkında olarak veya olmayarak irademize söz geçiremiyorsa ve günah işliyorsak kendimizi seytana teslim etmeden,nefsimizi istek ve arzularina teslim edip salivermeden Allahin affedici oldugunu hatirlayip düsdügümüz yerden kalkip Allaha tövbe edecegiz,Allahta affedecektir ve biz mücadeleye kaldigimiz yerden devam edecegiz,direnemedigimiz günahlardan dolayi ümitsiz olmak icin Allahin affediciligi duygusü cok önemlidir fakat seytanin tuzagina düsüp nefse pay cikarmamak sartiyla ....:yeni-OSMANLI)

Bir hadisinde, sevgili Peygamberimiz (asv) bu tatlı gerçeği ne de güzel dile getiriyor:

“Nefsim kudret elinde olan Zât’a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helâk eder; sonra günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi.”1

Ne kadar günah, o kadar tevbe

İnsan nefsine aldanır, şeytana kanar, hislerine hâkim olamaz, iradesine söz geçiremez de, sonunda bir günah işler, ardında da yaptığına, yapacağına bin pişman olur ve tövbe üstüne tövbe eder. İşte, kulun günah işlemiş de olsa tövbe ile Rabbine rücu ettiği bu hal, hadislerden öğrendiğimize göre, Cenâb-ı Hakk’ı hoşnut etmektedir.

Ebû Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm Rabbinden naklen buyurdular ki:

"Bir kul günah işledi ve ‘Yâ Rabbi, günahımı affet!’ dedi. Hak Teâlâ da, ‘Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır’ buyurdu. Sonra kul dönüp tekrar günah işledi ve ‘Ey Rabbim, günahımı affet!’ dedi. Allahu Teâlâ da, ‘Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır’ buyurdu. Sonra kul dönüp tekrar günah işledi ve ‘Ey Rabbim, beni affeyle!’ dedi. Allahu Teâlâ da, ‘Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi olduğunu bildi. Ey kulum, dilediğini yap, ben seni affettim’ buyurdu.”2

Büyük hadis âlimi İmam Nevevî, bu hadisten şu hükmü çıkarır:

“Günahlar yüz kere, hatta bin ve daha çok kere tekrar edilse de kişi her seferinde tövbe etse, tövbesi makbuldür. Veya bütün günahlar için bir tek tevbe etse bile, yine tevbesi sahihtir.”

Bir hadiste de, istiğfar eden kimsenin günde yetmiş defa günahını tekrar etse bile, ‘günahında ısrar etmiş’ sayılmayacağı belirtilir.3

Hz. Ali’nin bu konuya getirdiği açıklama daha ilginçtir:

“Beraberinde kurtuluş reçetesi olduğu halde helâk olan kimsenin durumuna hayret ediyorum. O reçete de istiğfardır.”

Zaten Gaffâr ve Tevvâb isimleri, ‘çok çok bağışlayan, tövbeleri çok çok kabul eden, her günah işleyişte istiğfar edeni affeden, her tövbe edişte tövbe edenin tövbesini kabul eden’ anlamına geliyor.
Şayet Cenâb-ı Hak kulunu hayatı boyu sadece bir sefere mahsus olmak üzere affedecek olsaydı, ondan sonra insana günah işleme imkânı ve fırsatı vermemesi gerekirdi. Yani, Allah affetmek istemeseydi, bize af isteme duygusunu vermezdi.
(tekrar etmekte fayda var,Allahin affediciligi seytanin "yap , sonra tövbe edersin" vesvesesine sebebiyet vermemesi icin Tövbeyi geciktirmenin kalbi katilasdirdigini,tövbeyi zorlastirdigini,her günahin sadece ahirete ait olan degil ayni zamanda dünyaya ait olan zarari ve cezasi oldugunu hatirlatmak lazim.
Günahlar,hatalar,kusurlar arzalara sebeb oluyor,bunlari telafi etmek tövbe kadar kolay olmuyor...Ayrica kastedilen tövbelerin samimi olmasida gerekiyor.yani tövbe aninda bu günahdan ciddi sekilde pismanlik duyulmasi ve elinden geldigi kadar birdaha islememeye azimli olunmasi gerekiyor.
Günah isleyecegini bile bile samimi olmayan tövbeler tövbe degil dalga gecmek gibidir ve hicbir faydasida görülmez.
Israrla devam edilen günahlar bir müddet sonra aliskanlik halinede gelir,ardindan huy olurda bundan kurtulmak imkansizlasabilir,bunlarida unutmamaliyiz...yeni-OSMANLI)

devam edecek...

Yeni-OSMANLI
20-09-2011, 17:42
Paylaşım için teşekkür ederiz,
Nefsi terbiye evet her an tetikte olan bir kalp ve akıl ile desteklenen amellerin eşliğinde olur.
Ölüm,cennet,cehennem vb tefekkür etmeli her daim.
Kul ne kadar ahirete yönelik ameller düşünür dünyasını o yönde geçirmeye azmeylerse dünyada da cennete kavuşur ahiretide kurtulur inş.
Günahta ısrar kulu fasıklığa kadar götürür Allah muhafaza!
Dünya,ve dünyevi bakış açısı kalbin tamamen kabul ettiği ulvi duyguları yaşamaktan uzaklaştırabiliyor insanı çünki insanlar karşılıksız iyilik yapmanıza mana veremiyor,zor anlarda sabretmenize,mutlu anlarda şükretmenize hatta bu şükrü amellerinize dökmenize mana veremeyebiliyor,yahut gelenek ve ananeviler(en çok mahremiyette oluyor) yıkılamayabiliyor,siz günah desenizde biz böyle gördük diyerek yapılan günahlar,bakmışıssınız bir zaman sonra benliğinizle hem hal olmuş.
Rabbim kendine yaraşır bir kul olabilmeyi nasip etsin amin.

paylasim icin tesekkürler.
aklima gelmisken:
yalnizlik Allaha mahsustur.Seytan yalnizlarla cok ugrasiyor,onun icin kafa dengi arkadaslar ve cemaate katilmak,iyi arkadaslarla zamanini gecirmek,hayirli mesguliyetlerde cok önemli,aksi halde seytan bizi rahat birakmaz,vesveselerden kurtulmak icin nefsin istek ve arzularini haram olayan helal daireden vermek lazim,yani misal,nefis yemek icmek istiyorsa bu ölcüsüz ve haram olanlardan degil,ölcülü ve helal olanlardan olmali,ayni sekilde cinsellikte öyle,haram olan zina ve harama bakma degil,helal olan evlilik yoluyla bu istegi tatmin edilmeli,aksi halde nefse karsi direnmek cok güc...ayni zamanda haram olmayan hayirli calismalara,hizmetlere,hobbylere yöneltilmeli.Aksi halde bosluk anlarinda gaflet oluyor,gafletten kurtulmanin bir baska receteside ZIKIRDIR,bol bol kitab okumayida ihmal etmemeliyiz.
yani bos drmayacagiz,sürekli mesguliyet sarttir.

Yeni-OSMANLI
20-09-2011, 18:03
ayni yazinin devami:

Diğer taraftan, Cenâb-ı Hakk’ın günahları bağışlaması O’nun fazlı, lütfu ve ikramıdır. Hadiste de ifade edildiği gibi, günahı sebebiyle cezalandırması ise adaletinin tecellisidir. Said Nursî’nin belirttiği üzere, “Cenâb-ı Hakk’ın günahkârları affetmesi fazldır, tâzib etmesi [azap ile cezalandırması] adldir.”

Efendimizin (a.s.m.) dizi dibinde yetişen sahabe nesli, bu ince noktayı çok iyi kavramıştı. Allah’ın yüce isimlerini mükemmel mânâda hem çok iyi anlamışlar, hem de hayatlarına yansıtmışlardı. Rivayet ettikleri hadislere bakınca, bu eğitimin seviyesini ve anlayışlarının kapasitesini farketmek hiç de zor değildir.

Meselâ, kulun günahı ne kadar çok olursa olsun ve kul ne kadar af dilerse dilesin, hiçbir zaman isteğinin karşılıksız kalmayacağını, Hz. Enes haber veriyor.

Enes radıyallahu anh, “Ben Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellemi şöyle buyururken dinledim” diyor.

“Allahu Teâlâ [buyurdu ki]: Ey Âdemoğlu! Sen bana dua ettiğin ve benden af umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun, onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu! Günahların gökleri dolduracak kadar olsa, sen Benden bağışlanmanı dilersen, günahlarını affederim. Ey Âdemoğlu! Sen yeryüzünü dolduracak kadar günahla huzuruma gelsen, fakat Bana hiçbir şeyi ortak koşmamış, şirke bulaşmamış olsan, Ben de seni yeryüzü dolusu mağfiretle karşılarım.”4

Peygamber Efendimiz (asv) de, bir hadisinde, kulun işlediği günahtan dolayı tövbe edip Rabbine dönmesini çöl ikliminde yaşayan, çöle çıkınca varı yoğu devesi olan bir insanın üzüntüsünü ve sevincini dile getirerek bize şöyle anlatır:

“Öyle bir kimse ki, çorak, boş ve tehlikeli bir arazide bulunuyor. Beraberinde devesi vardır. Devesinin üzerine de yiyecek ve içeceğini yüklemiş. Derken uyur. Uyandığında bir de bakar ki, devesi gitmiş. Devesini aramaya koyulur. Bir türlü bulamaz. Açlıktan ve susuzluktan perişan bir vaziyette iken kendi kendine şöyle der: ‘Artık ilk bulunduğum yere gideyim de, ölünceye kadar orada uyuyayım.’ Gider, ölmek üzere başını kolunun üzerine koyar. Bir ara uyanır. Bakar ki, devesi yanıbaşında duruyor. Bütün azığı, yiyeceği ve içeceği de devesinin üzerindedir. İşte Allah mü’min kulunun tevbe ve istiğfarı ile, böyle bir durumda olan kimsenin sevincinden daha fazla sevinç ve lezzet alır.”5

Anne çocuğunu ateşe atar mı?

Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti, şefkati ve merhameti sonsuzdur. Bütün kullara yeter, bütün bir âleme kâfi gelir. Kendini tanıyan, fakat günahtan elini çekemeyen, nefsinin eline esir düşmüş kullarını kendi hâline bırakmaz.

Bir başka deyişle, Cenâb-ı Hak kendisine yönelen kulunu çeşitli vesileler yaratarak onu rahmet iklimine çeker. Yani, Allah kulunu cezalandırmak için yaratmamış, bir fırsatını yakalayıp da onu Cehenneme atmak için dünyaya göndermemiş. İnsan nasıl kendi çocuğunu hatasından dolayı ateşe atmazsa, Yüce Allah da kendisini Rab olarak tanıyan kullarından sonsuz merhametini esirgemez, onları Cehenneme atmaz.

Hazret-i Ömer Saadet Asrında şahit olduğu bir olayı anlatırken, bu hususta Efendimiz (asv)'in müjdesini bize de ulaştırıyor.

Bir savaş sonrasıydı. Esirler arasında çocuğundan ayrı düşmüş bir kadın da vardı. Kadıncağız çocuğuna olan özlemini gidermek için gördüğü her çocuğu kucaklıyor, bağrına basıyor ve emziriyordu. Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem çevresindekilere:

- “Bu kadının kendi çocuğunu ateşe atacağına ihtimal veriyor musunuz?” diye sordu.
- “Asla, atmaz” dediler. Bunun üzerine Resûlullah sallallâhu aleyhi vesellem,
- ”İşte Allahu Teâlâ kullarına bu kadının yavrusuna olan şefkatinden daha merhametlidir.” buyurdu.6

Hadis-i şerifler Cenâb-ı Hakk’ın sonsuz mağfiretini ve rahmetini anlatıyor. Aynı şekilde, şaşmaz bir prensip olarak âyet-i kerimeler, genel ölçüleri verdikten sonra önemli bir noktayı hatırlatıyor.
O da, kulluk şuurunu zedelememek, kulun Rabbine olan saygı sınırını taşmamaktır. Tövbe, istiğfar ettikten sonra, nasıl olsa Allah affeder deyip suç işlemeyi sürdürmemeli ki, kulluk sırrı kaybolmasın. Kur’ân bu gerçeğe şöyle işaret eder:

“Onlar çirkin bir günah işledikleri veya herhangi bir günaha girerek kendilerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar ve günahlarını bağışlaması için O’na niyazda bulunurlar. Günahları ise Allah’tan başka affedecek kim vardır? Ve onlar işledikleri günahta bile bile ısrar etmezler.”7

Günahla manevî yükseliş

Kul işlediği günahtan dolayı Allah’a daha ciddi olarak sığındığı ve daha ihlaslı bir şekilde yöneldiği takdirde, manevî bir yükselişe de geçebilmektedir. Kur’ân bu gerçeği ‘günahların sevaba dönüştürülmesi’ şeklinde anlatmaktadır.

“Ancak tövbe eden ve güzel işler yapanlar bundan müstesnadır. Allah onların günahlarını silip yerlerine iyilikler verir. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.”8

Cenâb-ı Hak, suç ve günahlarını itiraf eden, pişmanlık duyan kimselerin hem günahlarını bağışlıyor, hem de günahların yerini sevapla dolduruyor, böylece günah yerini sevaba bırakıyor, günah sevapla yer değiştiriyor. Bu sırdandır ki, bazı hadis âlimleri, “Birtakım günahlar vardır ki, mü’min için birçok ibadetten daha faydalıdır.” derler.

Herkes hata işleyebilir, hatta herkes mutlaka hata eder, günaha girer. Fakat günahkârların da hayırlısı vardır. Bu hayrı Efendimiz (asv) şöyle ifade eder:

“Her insan hata işler; ama hata işleyenlerin en hayırlısı, çok tövbe edenlerdir.”9

Hata işleyenlerin tövbeleri ile hayırlı bir insan olmalarının ötesinde, bir de Allah’ın sevdiği bir kul olma mertebesine yükselmeleri söz konusudur. Kur’ân’ın gösterdiği bu müjde, İslâm’ın insana sunduğu en tatlı müjdelerden biridir:

“Muhakkak ki, Allah çok çok tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.”10

Peygamber Efendimiz (asv), bu âyeti şöyle tefsir ederler:

“Şüphesiz Allah, tekrar tekrar günah işlediği halde üst üste tövbe eden kulunu sever.”11

Bu sevginin gerçek şuurunda olan Peygamberimiz (asv), hiçbir günahı olmadığı, günahlara karşı korunduğu halde, günde yetmiş kere, bazı zamanlar yüz kere tövbe ve istiğfar ederdi. Çünkü, istiğfarın içinde ‘mahbubiyet’ mertebesi ve sevinci vardır.

Ancak, bu müjdeyi yanlış bir tarafa çekerek, “Madem günahlar sevaba dönüşebiliyor, önce günah işleyip sonra da tövbe etsek olmaz mı?” gibi cerbezelerle meseleyi istismar etmemek de gerekir.

Böyle bir yaklaşım, her şeyden önce, kulluk edebine aykırıdır. Bu durum, -hâşa- Allah’ı imtihan etmek, dinî hükümleri ciddiye almamak sayılır ki, işin sırrını kavramamak olur.
Böyle bir istismara karşı, birçok âyette af yetkisinin Allah’a ait olduğu, Allah’ın istediğini bağışlayacağı, istediğini azaba çarptıracağı bildirilerek, havf ve reca muvazenesine, ümit ve korku dengesine dikkat çekilir.

Kaldı ki, “Nasıl olsa tövbe ederim.” düşüncesiyle günaha dalan kimse, tövbe etme fırsatı bulabilecek midir, buna ömrü yetecek midir, bir garantisi var mıdır? Veya en önemlisi, davranışları Allah’ın gazabını çektiği halde, Allah kendisine tövbeye dönüş fırsatı verecek midir? Bütün bunların da gözönünde tutulması gerekir.

“Farzları yapan, kebireleri işlemeyen kurtulur.”

Bütün bunlarla birlikte, özellikle her gün yüzlerce günahın hücumuna maruz kalan mü’minin en mühim meselesi, günahtan kaçınmaya çalışması, günahlı ortamdan uzak durması, günah işlemeye açık olan kapılara yanaşmamasıdır. Bir bakıma, "def’i şer" yapması, şerli işlerden uzak kalmasıdır. Bu husus bu zamanda çok büyük önem kazanmaktadır.
Takva sırrına da ancak bu yolla erişilebilir.
Çünkü bir haramı, bir büyük günahı terk etmek farzdır.
Bir vacibi işlemek birçok sünnetten daha sevaplıdır.
Takvanın esas alınmasıyla binlerce günahın hücumuna karşılık bir kerelik yüz çevirme ile yüzlerce günah terk edilmiş, dolayısıyla yüzlerce farz ve vacip işlenmiş olur.
Böylece, takva niyetiyle, günahtan kaçınmak maksadıyla çok sayıda salih amele yol açılır. Çünkü bu zamanda “Farzları yapan, kebireleri işlemeyen kurtulur.”12

Bu kurtuluşu, yani büyük günahlardan kaçınanların nimete, ikrama ve Cennet saadetine ereceklerini Kur’ân haber veriyor:

“Eğer size yasaklanmış günahların büyüklerinden kaçınırsanız, geri kalan günahlarınızı örter ve sizi nimet ve ikramlarımızla dolu olan Cennete koyarız.”13

Madem öyledir, “Hayatınızı imanla hayatlandırınız ve ferâizle zinetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz.”14

Dipnotlar:

1. Müslim, Tevbe 9.
2. Buhârî, Tevhid 35; Müslim, Tevbe 29.
3. Müsned, 5:130.
4. Tirmizî, Daavât 98.
5. Müslim, Tevbe 3.
6. Buhari, Edeb 19, Müslim, Tevbe 22.
7. Âl-i İmran sûresi, 3:135.
8. Furkan sûresi, 25:70.
9. Tirmizî, Kıyâme 49.
10. Bakara sûresi, 2:222.
11. Müsned, 1:80.
12. Risale-i Nur Külliyatı, 2:1632.
13. Nisa sûresi, 4:31.
14. Risale-i Nur Külliyatı, 1:5.

Yeni-OSMANLI
20-09-2011, 18:06
yarin insaAllah büyük alim ve mutasavvif IMAM GAZALI`nin IHYA ismindeki eserinde yazan
"Tevbe'nin Deva Olması ve Günahta Israr Düğümünün Çözülmesi"
konusunu paylasacagim...

TakVa
20-09-2011, 18:14
Günah işlememe iradesi kazanmak lazım. MÜRİD zikri

Beyinden geçmişe ait hataları silmek ve kurtulmak lazım AFÜVV zikri

İyi alışkanlıklar için KUDDÜS zikri

Son dönem bir akım var kuantum düşünce tekniği diye. O konuyu okumak ve uygulamak lazım. IŞIK ELÇİ'nin esmalarla ilgili bir kitabı var esmaları gruplara ayırmış ve öncesinde olumlamalar yapıyor, konulara göre zikirler okunuyor. Güzel bir kitap herkese tavsiye ederim.

Büşra Betül
21-09-2011, 06:29
Kavramlar önemli,Kuran da bir zikirdir,ayet öyle söyler.
Evet cemaatsiz olmaz,cemaat şart değil farz...

Yeni-OSMANLI
22-09-2011, 04:05
Günah işlememe iradesi kazanmak lazım. MÜRİD zikri

Beyinden geçmişe ait hataları silmek ve kurtulmak lazım AFÜVV zikri

İyi alışkanlıklar için KUDDÜS zikri

Son dönem bir akım var kuantum düşünce tekniği diye. O konuyu okumak ve uygulamak lazım. IŞIK ELÇİ'nin esmalarla ilgili bir kitabı var esmaları gruplara ayırmış ve öncesinde olumlamalar yapıyor, konulara göre zikirler okunuyor. Güzel bir kitap herkese tavsiye ederim.
Allah razi olsun.
Kuantum düşünce tekniğini ve tavsiye ttiginiz kitabi arastiracagim insaAllah.

Bu tavsiye ettiginiz zikirler hakkinda detayli bilgi verirmisin?
Mesela günde kac adet?
Bunu alimlerin delilleriyle aciklarsaniz sevinirim...
Ayrica Mürid zikri hakkinda bilgiye ihtiyacim, var.
Bildigim kadariyla bu Allahin isimlerinden degil...

alanyali07
22-09-2011, 05:00
Günahlarından rahatsız olan bir müslüman, namazlarına baksın,bir kitapta okumuştum,büyük bir alim öyle diyordu ama kimdi hatırlamıyorum, mutlaka namazlarında bir eksik,bir kusur,yapmadığı bir erkanı,yarım yaptığı birşey vardır..Cemaatle kılmıyorsa cemaatle kılması lazım..Tadili erkan ile kılmıyorsa ona dikkat etmesi lazım..sünnetleri bırakıyorsa veya namaz sonrası tesbihatları bırakıyorsa yani namazla ilgili Kuran ve sünnetin öngördüğü durumlara harfiyen uyması lazım..İlk başta düzeltilmesi gereken dinin direği namazdır..Direk düzgün ve sağlam olursa,diğer işler daha kolay hallolur..Namazın günahlardan koruyacağı da ayetle sabit inşaAllah..

alanyali07
22-09-2011, 05:12
IŞIK ELÇİ'nin esmalarla ilgili bir kitabı var esmaları gruplara ayırmış ve öncesinde olumlamalar yapıyor, konulara göre zikirler okunuyor. Güzel bir kitap herkese tavsiye ederim.
Işık elçi'nin bir videosunu izledim, "modern" tesettürsüz birisiymiş :) "Yaratıcılığımızı kullanmalıyız,evrene birşeyler vermeliyiz,evrende bize vermeli" gibisinden İslamiyete hiç uymayan ifadeler kullanıyor..Kitabı bilmiyorum ama bu tip insanlar ve fikirler, herşeyi dünyevi bolluğa odaklanmak için kullanmaya çalışıyorlar..Bu tip esma ile ilgili kitap yazmaları da, dindar insanlara onlara hitap eden kitaplarla fikirlerini sunma telaşı..fazla itibar etmemek lazım bence..

TakVa
22-09-2011, 07:06
Allah razi olsun.
Kuantum düşünce tekniğini ve tavsiye ttiginiz kitabi arastiracagim insaAllah.

Bu tavsiye ettiginiz zikirler hakkinda detayli bilgi verirmisin?
Mesela günde kac adet?
Bunu alimlerin delilleriyle aciklarsaniz sevinirim...
Ayrica Mürid zikri hakkinda bilgiye ihtiyacim, var.
Bildigim kadariyla bu Allahin isimlerinden degil...

Mürid Allah'ın irade sıfatının adıdır.

İsimler zikrini işiniz varsa birer tesbih, yoksa bir kaç tesbih yapın hiç bir sakıncası yok.

İsimler zikri, beyinde kapasite artıracağı için oluşan kapasitenin şeytani bilgilerle dolmaması adına tasavvuf okuyarak o kapasiteyi hayrılı fikirlerle doldurmak çok faydalıdır.

İsimler zikrinin bilimsel araştırmasını yaparsanız ne kadar faydalı olduğunu göreceksiniz.

TakVa
22-09-2011, 07:08
Işık elçi'nin bir videosunu izledim, "modern" tesettürsüz birisiymiş :) "Yaratıcılığımızı kullanmalıyız,evrene birşeyler vermeliyiz,evrende bize vermeli" gibisinden İslamiyete hiç uymayan ifadeler kullanıyor..Kitabı bilmiyorum ama bu tip insanlar ve fikirler, herşeyi dünyevi bolluğa odaklanmak için kullanmaya çalışıyorlar..Bu tip esma ile ilgili kitap yazmaları da, dindar insanlara onlara hitap eden kitaplarla fikirlerini sunma telaşı..fazla itibar etmemek lazım bence..


Şu kadarını söyleyeceğim ; Işaıl Elçi-R.Şanal ve çevresindekilerle tanışırsanız , insanlığınızdan utanacaksınız. Yani siz derken genel konuşuyorum.

Bir kere o insanların hayatında dedikodu yok, aşağılamak yok, suçlamak yok, kötü zanda bulunmak yok,ALLAH’A ŞİRK KOŞMAK ASLAAAAAAAAAAA YOK.

Oraya, yani terapi almaya gelenler; dinsiz, ateist, kafir, zalim, sapık, eşcinsel,terörist, esrarkeş daha ne sayayım bilemiyorum. Geldikleri an ile terapialdıktan sonraki halleri çooook farklı. Ben şahitim terapi alanlardan birinin 2ay içinde nasıl değiştiğine.

Aslında değişim dahailk haftada başlıyor. Net sonuç iki ayda ortaya çıkıyor ve inanç sisteminiz ne ise kimse ona karışmıyor ama çokfaklı bir karaktere bürünüyorsunuz. Çok mutlu oluyorsunuz.

Şu an magazin dünyasından birkaç ünlü terapi alıyoronlardan. Yani R. Şanal Ve eşi Işık Elçi’den.

Işık Elçi ve eşini anlatan bir film de çekiliyor şu anda, ne olduklarını o filmi seyredince anlayacaksınız.

Sonuçta oraya gelen insanların tesettürü , inancı sağlamımı, evet. Alla’a şirk koşuyormu, kimse onların inancıile uğraşıyormu? Hayır. Ve ya sen şöyle inanç sahibisin ondan sorun yaşıyorsundeniyormu ? Hayır.

Bu bir terapi yöntemidir ve her inanctan insan orada bunu alır. Sonuç aynıdır. Hıristiyan içinde, Müslüman içinde, Yahudi için de.

İnanç noktasında sorun yaşayan o konuda terapi ister ve sonuca ullaşır. Derdin ne ise, kesin sonuç alıyorsunuz. Fiyat çok çok yüksek ama buna deyiyor.

Şunu anlamanızı isterim; karşıdakinin görevi size bir din empoze etmek değil.

Onlar size ermiş- evliya olmayı da vaad etmiyor. Ve ya öyle olduklarını iddia etmiyor.

Ama inanç sisteminize bir zarar gelmeden yaşadığınız şuuraltı sorunlar ve insan ilişkilerinde, sosyal hayata dair aksaklıklar tek tekhal oluyor ve sizin hayatınızla ilgili hiçbirşey anlatmanıza gerek yok.

Onlar sizinle ilgili her şeyi, geçmişinizde yaşadıklarınızı,şu an neler olduğunu, terapi sonrası yaşanması muhtemel gerçekleri tek tek size anlatıyorlar.

Her insanın bir morfik alanı vardır. Özel yetenekler ileoraya girilir ve sorunlar tesbit edilir. Çözüme ulaşılır.

Bu insanlar sizinle konuşurken morfik alanınıza girer vesizi okur. Bunun mini etekli veya sarıklı olmakla bir ilgisi yoktur.

Bu iyi bir eğitimle elde edilen bir yetenektir. Bu eğtimi alanlara yalan konuşmak, dedikodu yapmak, et yemek yasaktır, günlerce oruç tutarlar. Kıyafet şartı yoktur. İ

iSterseniz sizde bunun eğitmini alabilirsiniz. Şeytan ile rezonansa geçmekten korkanlar ilgiliayetleri olkuyarak ve onun şerrinden korunarak bu eğitmi alabilirler.

Işık Elçi’den terapi almak üzere giden birisine , ışık elçi kendisiyle ilgili geçmişe ait aksaklıkları nnedeninin yine kendisi olduğunu, nedenlerini, hatta yedi sülalesinin yaşadığı psikolojik sorunları ona anlatmış ve hiçtanımadığı sülalesiyle ilgili duyduğu sözler ile o anlatınların birebir örtüştüğünü görünce şöyle demiş içinden” keşke yeryarılsa da içine girsem, keşke hiç doğmasaydım”

Sonra düşünmüş. Yarın ahrette de böyle demeyecekmiyiz.Yaptığımız hatalar önümüze konacak. Neden böyle devam ettiğim bana sorulacak, o halde ben bu işi ciddiye alayım ve kesin sonuca ulaşayım.

Birinci haftada sonuç almaya başladı ve iki ay sonunda neredeyse millete ders verecek hale geldi.

Nefsi terbiye almak isteyipte bunu bir türlü gerçeğe dönüşteremeyenler, işte size bir çözüm.

Nefsi terbiyenin nereden geldiği değil, nasıl bir sonuçaldığınız önemli. Sonuç hasıl oluyorsa sorun yok.

Namaz kılıyormusun, oruç tutuyormusun, Allah’a şirk koşmanınartık nasıl olduğunu KESİN BİLİYORMUSUN ? Tamamdır.

Şeyhine, şıkkına gene sıkı sarıl. Cemaatinden vazgeçme. Ama seni düzeltecek insanı şucu, bucu,kılığı kıyafeti demeden, yanlış yoruma kapılmadan çare nereden geliyorsa sarılve kendini düzelt.

OSMANLI KARDEŞİM eğer hala aşmadığınz sorunlarınız var ise size de aynını tavsiye ediyorm. O insanların kılığına kıyafetine bakıpta dinsiz-imasızkafir yaftalaması yapanlara kulak asmayın.

Çarenizi bulun .

İnacınızla ilgili birdurum değil bu. Psikolojik açıdan aşamadığınz sorunların hal yoluna koyulmasıdır.

Işk Elçi’nin esmalar kitabının adını vereyim. Ama kendisinden terapi alırsanız daha iyi olur. ESMA ZİKRİ KAPALI GİYİNEN, CEMAAÇİ insanların tekelinde değildir.

Mini eteklininde çok rahat yapacağı ve iyi sonuçlar yağacağı EVRENSEL BİR ÇALIŞMADIR.

Size bu çalışmayı önerenin mini etekli olması hiçbir şeyi deiştirmez. Sonuç beyin ile ilgilidir. Siz orada bir arazi düzenlemesi yaptığınızda sonuca ulaşırsızınız.

KİTAP İSMİ: Esma- ülHüsna ve Melek Kartları (Işık Elçi’ninkitabından alıntı izin alınmadan yapılmıyor. )

Kitaplarda geçen EVREN-TANRI- YARATICI- RAB- ENERJİ- ALLAH isimleri Her düşünceden i,nsana hitap etmek için kullanılır.

Dar düşünce kalıbınasahip olanlar bunu algılamayaz ve sorunlarıyla ölür giderler.

Yaşadıkları süre içinde çevrelerinde hiçbir iyi gelişmeye vedeğişlime izin vermez, herkes ile çatışırlar.

Din konusunda sadece lak lak yaparlar, onu yaşadıklarını zannederler. Oysa psikolojik sorunludur çoğu. BU SORUNLU TİPLER DEĞPİLMİDİR ZATEN FORUMU VE SANAL ORTAMI KARIŞTIRANLAR?

Bakın üniversitede okuyan gençlere bunların semtine yaklaşmazlar.

Dinimiz bu insanların sayesinde ikinci planda kalıyor,kişisel gelişimciler neredeyse o gençlerin vazgeçilmez çaresi oldu.

Dinimiz bu gerici insanların tekelinden çıkmalı artık. Bu ise psikolojisi düzgün gerçek dindarların çoğalmasıyla mümkün.

Ortalarda gezen kıllı, kılçıklı yobaz tipler asla bugençlerin derdine çare olmadı, olmayacakta.

BİR KİTAP İSMİ DAHA VERİYORUM

ZERO LİMİT

YAZRI: JOE VİTALEKitabın içinde zikirler var

Bir sorun yaşıyorsanız nedeni sizsiniz diyor yazar. Ve kendiyaptığı bir zikri öneriyor . Zkir Allah’a hitaben yapılıyor. Şu:

- --Seni seviyorum

---Özür dilerim

----Lütfen beni affet

---Teşekkür ederim.

Bu zikri peşpeşe saatlerce okuyun. İçinizde bir ferahlıkolouşur. Sorunlarınız hal yoluna girer.

Büşra Betül
22-09-2011, 07:40
Bir şey söyleyeyim mi ?
Ben de cemalnur hanımı gördüğüm zaman,Rabbiyle olan bağına hayran kaldım.ama aklımdan geçmedi değil,tasavvuruna bu kadar kani olduğunuz,saygı duyduğunuz kalbinizin haşyetten titrediği vazgeçemediğiniz o sığınmaya karşı neden insan ufak görünse bile nankörlük yapar.Başı açık onunda.
Sonra dedim ki ,adem olma özelliği olsa gerek insan günaha meyyal,Alanyali kardeşe katılıyorum namaz insanı kötülüklerden korur o yüzden namazı düzeltmek gerek.Ben bu insanlara olan rağbetin insanların kendilerinden bile saklayarak heyulalarında barındırdıkları günah olgusundan dolayı olduğunu düşünüyorum.Yani günah işleyen insanlar,günah işleyen bir terapistten yardım almayı nefislerine kabullendirebiliyorlar.Günahsız-ki esasen yoktur belki böyle bir insan olsa melek olurdu aslolan ısrar etmemek çünki küfre götürebilir- insanları gözlerinde büyüttükleri için,erişilemez bildikleri için çareyi onlarda arıyorlar.Yoksa bizde terapistte gitmeden gayet memnun bir hayat yaşayan,sorunları olmayan,hatta pedogogları bile hayrete düşürebilen insanlar tanıyoruz..

Kendisiyle barışık,Rabbiyle barışık olan insanlar her daim huzurludur.

leylinur
22-09-2011, 09:08
güzel konu Allah razı olsun.

alanyali07
22-09-2011, 09:50
Şu kadarını söyleyeceğim ; Işaıl Elçi-R.Şanal ve çevresindekilerle tanışırsanız , insanlığınızdan utanacaksınız. Yani siz derken genel konuşuyorum.

Bir kere o insanların hayatında dedikodu yok, aşağılamak yok, suçlamak yok, kötü zanda bulunmak yok,ALLAH’A ŞİRK KOŞMAK ASLAAAAAAAAAAA YOK.

Oraya, yani terapi almaya gelenler; dinsiz, ateist, kafir, zalim, sapık, eşcinsel,terörist, esrarkeş daha ne sayayım bilemiyorum. Geldikleri an ile terapialdıktan sonraki halleri çooook farklı. Ben şahitim terapi alanlardan birinin 2ay içinde nasıl değiştiğine.

Aslında değişim dahailk haftada başlıyor. Net sonuç iki ayda ortaya çıkıyor ve inanç sisteminiz ne ise kimse ona karışmıyor ama çokfaklı bir karaktere bürünüyorsunuz. Çok mutlu oluyorsunuz.

Şu an magazin dünyasından birkaç ünlü terapi alıyoronlardan. Yani R. Şanal Ve eşi Işık Elçi’den.

Işık Elçi ve eşini anlatan bir film de çekiliyor şu anda, ne olduklarını o filmi seyredince anlayacaksınız.

Sonuçta oraya gelen insanların tesettürü , inancı sağlamımı, evet. Alla’a şirk koşuyormu, kimse onların inancıile uğraşıyormu? Hayır. Ve ya sen şöyle inanç sahibisin ondan sorun yaşıyorsundeniyormu ? Hayır.

Bu bir terapi yöntemidir ve her inanctan insan orada bunu alır. Sonuç aynıdır. Hıristiyan içinde, Müslüman içinde, Yahudi için de.

İnanç noktasında sorun yaşayan o konuda terapi ister ve sonuca ullaşır. Derdin ne ise, kesin sonuç alıyorsunuz. Fiyat çok çok yüksek ama buna deyiyor.

Şunu anlamanızı isterim; karşıdakinin görevi size bir din empoze etmek değil.

Onlar size ermiş- evliya olmayı da vaad etmiyor. Ve ya öyle olduklarını iddia etmiyor.

Ama inanç sisteminize bir zarar gelmeden yaşadığınız şuuraltı sorunlar ve insan ilişkilerinde, sosyal hayata dair aksaklıklar tek tekhal oluyor ve sizin hayatınızla ilgili hiçbirşey anlatmanıza gerek yok.

Onlar sizinle ilgili her şeyi, geçmişinizde yaşadıklarınızı,şu an neler olduğunu, terapi sonrası yaşanması muhtemel gerçekleri tek tek size anlatıyorlar.

Her insanın bir morfik alanı vardır. Özel yetenekler ileoraya girilir ve sorunlar tesbit edilir. Çözüme ulaşılır.

Bu insanlar sizinle konuşurken morfik alanınıza girer vesizi okur. Bunun mini etekli veya sarıklı olmakla bir ilgisi yoktur.

Bu iyi bir eğitimle elde edilen bir yetenektir. Bu eğtimi alanlara yalan konuşmak, dedikodu yapmak, et yemek yasaktır, günlerce oruç tutarlar. Kıyafet şartı yoktur. İ

iSterseniz sizde bunun eğitmini alabilirsiniz. Şeytan ile rezonansa geçmekten korkanlar ilgiliayetleri olkuyarak ve onun şerrinden korunarak bu eğitmi alabilirler.

Işık Elçi’den terapi almak üzere giden birisine , ışık elçi kendisiyle ilgili geçmişe ait aksaklıkları nnedeninin yine kendisi olduğunu, nedenlerini, hatta yedi sülalesinin yaşadığı psikolojik sorunları ona anlatmış ve hiçtanımadığı sülalesiyle ilgili duyduğu sözler ile o anlatınların birebir örtüştüğünü görünce şöyle demiş içinden” keşke yeryarılsa da içine girsem, keşke hiç doğmasaydım”

Sonra düşünmüş. Yarın ahrette de böyle demeyecekmiyiz.Yaptığımız hatalar önümüze konacak. Neden böyle devam ettiğim bana sorulacak, o halde ben bu işi ciddiye alayım ve kesin sonuca ulaşayım.

Birinci haftada sonuç almaya başladı ve iki ay sonunda neredeyse millete ders verecek hale geldi.

Nefsi terbiye almak isteyipte bunu bir türlü gerçeğe dönüşteremeyenler, işte size bir çözüm.

Nefsi terbiyenin nereden geldiği değil, nasıl bir sonuçaldığınız önemli. Sonuç hasıl oluyorsa sorun yok.

Namaz kılıyormusun, oruç tutuyormusun, Allah’a şirk koşmanınartık nasıl olduğunu KESİN BİLİYORMUSUN ? Tamamdır.

Şeyhine, şıkkına gene sıkı sarıl. Cemaatinden vazgeçme. Ama seni düzeltecek insanı şucu, bucu,kılığı kıyafeti demeden, yanlış yoruma kapılmadan çare nereden geliyorsa sarılve kendini düzelt.

OSMANLI KARDEŞİM eğer hala aşmadığınz sorunlarınız var ise size de aynını tavsiye ediyorm. O insanların kılığına kıyafetine bakıpta dinsiz-imasızkafir yaftalaması yapanlara kulak asmayın.

Çarenizi bulun .

İnacınızla ilgili birdurum değil bu. Psikolojik açıdan aşamadığınz sorunların hal yoluna koyulmasıdır.

Işk Elçi’nin esmalar kitabının adını vereyim. Ama kendisinden terapi alırsanız daha iyi olur. ESMA ZİKRİ KAPALI GİYİNEN, CEMAAÇİ insanların tekelinde değildir.

Mini eteklininde çok rahat yapacağı ve iyi sonuçlar yağacağı EVRENSEL BİR ÇALIŞMADIR.

Size bu çalışmayı önerenin mini etekli olması hiçbir şeyi deiştirmez. Sonuç beyin ile ilgilidir. Siz orada bir arazi düzenlemesi yaptığınızda sonuca ulaşırsızınız.

KİTAP İSMİ: Esma- ülHüsna ve Melek Kartları (Işık Elçi’ninkitabından alıntı izin alınmadan yapılmıyor. )

Kitaplarda geçen EVREN-TANRI- YARATICI- RAB- ENERJİ- ALLAH isimleri Her düşünceden i,nsana hitap etmek için kullanılır.

Dar düşünce kalıbınasahip olanlar bunu algılamayaz ve sorunlarıyla ölür giderler.

Yaşadıkları süre içinde çevrelerinde hiçbir iyi gelişmeye vedeğişlime izin vermez, herkes ile çatışırlar.

Din konusunda sadece lak lak yaparlar, onu yaşadıklarını zannederler. Oysa psikolojik sorunludur çoğu. BU SORUNLU TİPLER DEĞPİLMİDİR ZATEN FORUMU VE SANAL ORTAMI KARIŞTIRANLAR?

Bakın üniversitede okuyan gençlere bunların semtine yaklaşmazlar.

Dinimiz bu insanların sayesinde ikinci planda kalıyor,kişisel gelişimciler neredeyse o gençlerin vazgeçilmez çaresi oldu.

Dinimiz bu gerici insanların tekelinden çıkmalı artık. Bu ise psikolojisi düzgün gerçek dindarların çoğalmasıyla mümkün.

Ortalarda gezen kıllı, kılçıklı yobaz tipler asla bugençlerin derdine çare olmadı, olmayacakta.

BİR KİTAP İSMİ DAHA VERİYORUM

ZERO LİMİT

YAZRI: JOE VİTALEKitabın içinde zikirler var

Bir sorun yaşıyorsanız nedeni sizsiniz diyor yazar. Ve kendiyaptığı bir zikri öneriyor . Zkir Allah’a hitaben yapılıyor. Şu:

- --Seni seviyorum

---Özür dilerim

----Lütfen beni affet

---Teşekkür ederim.

Bu zikri peşpeşe saatlerce okuyun. İçinizde bir ferahlıkolouşur. Sorunlarınız hal yoluna girer.
gözünüzde çok büyütmüşsünüz siz bu insanları, bu kadar hararetle savunduğuza bakılırsa.. Esma zikri,esma-i ilahi basit birşey değildir, En büyük ism-i ilahi Allah,tır ve Allah'ın emir ve yasaklarına uymakta gevşek ve lakayt davranan birisinin bahsettiği Esma zikrine de itibar etmem, çünkü kendisi o ism-i ilahinin emrine uymamaktadır..Esmaya gerçekten saygı duyan, o Esma-i ilahinin buyruklarını yerine getirir..aksi takdirde kuru bir taklitten öte gitmez..Yoga yapanlar da "ahmm ohhm " deyip zikir yapıyorlar, bunlar önemli değil..
Türkiyede bu tip kişiler de halkının büyük çoğunluğu müslüman olduğu için "esma zikri" diye dini tabirler,dini kelimeler kullanarak dindar insanların da ilgisini kendilerine çekmeye çalışıyorlar, parayla esma zikri satıyorlar resmen..

Yeni-OSMANLI
22-09-2011, 12:28
parayla esma zikri satıyorlar resmen..

katiliyorum.tecrübeyle kazanilmis bilgileri satarak para kazaniyorlar.
Basarili olmalarinin sebebi kendileri degil , ilim ehli tarafindan tecrübe edilerek ögrenilen zikirlerdir.
Kuran ve sünnete göre yasayanlar bu bilgileri insanlara ulastirma görevini ihmal ettiginden dolayi bu tür insanlar sahib cikiyorlar.

Para icin istismar disinda yanlis birsey yaptuiklarini söylemek istemiyorum, dogru bilgileri piyasaya sunduklarina inancim tam.

Tipki sifali bitkilerden faydalanarak para kazananlar gibi.
Bu HAZIR ilimleri toparliyorlar,ilaclar üretiyorlar,gercektende faydasi oluyor.Bu faydayi doktordan degil bitkilerden bilecegiz.
Bu isden para kazanmasi ayri bir mesele, doktorun kendi sucu...


Takva ,yazilar ve tavsiyeler icin tesekkür ederim,Allah razi olsun.Bunlari inceleyecegim tavsiylereini deneyecegim insaAllah.

Esma zikri olsun diger zikirler olsun mutlaka fayda vereceklerine inaniyorum.
Bir yere bagli olsun olmasin fark etmez.
Bu zikirleri tavsiye eden dindar olmasada ,acik sacik veya din istismarcisi olsa bile birsey degistirmez, cünkü sifayi veren Allah.
Zikrin sonuc vermesinin sebebi sifayi vereninkendisidir,zikri tavsiye eden degil yani...

Yani bana günahkar ,fakir bir dilenci "günde 100 kere -laa ilahe illallahül melikül hakkul mübin dersen borcdan kurtulursun,zengin olursun" derse aslinda Peygamber efendimizin bir tavsiyesini dile getirmis olur.
Bunu kendisi uygulamamasi ayri bie mesele,kendi problemi,beni ilgilendirmez,benim icin önemli olan bana bu bilgiyi vermesi.
Ben bu tavsiyeyi uygulayip gercekten borcdan kurtulsam bunu o dilenciden degil Allahtan bilirim.
Ben bunu yasadim.
Fakirdim,borcluydum fakirlikten ve borcdan kurtulmak icin güvenilir kaynak eserlerdeki ilgili dualari topladim,zikirleri buldum ve uyguladim,faydasini gördüm.

Takva kardesimin veya abimin diyelim tavsilerinide bu sekilde degerlendiriyorum.benim icin önemli olan kadinin basi kapali veya acik olmasi degil,önemli olan bu tavsiyelerin kuran ve sünnetin disina cikmamasidir.
Ha o bundan parami kazanmak istiyor,tasavvufi bilgileri,zikirleri parayami satiyor,o kendi günahidir,Allah cezasini verir.
Niyetini bilemem.

Tavsiye ettikelri receteleri uygulamanin bircok faydasida olabilir fakat bu onlari cennetlik yapmaz,günahsiz Allah dostu yapmaz.
Sonucda sifayi veren Allah.

Ben sahsen tasavvufa,zikrin etkisine inanan biriyim.Önemli olan insanin kaldirabilecegi miktarda olmasi kapasitesine uygun olmasi ve kontrollü olmasi.Aksi halde kontrol disina ciktiginda zarar bile verebilir düsüncesindeyim.Bunu ben degil,nefis terbiyesinde sonuca ulasmis,mertebeleri asmis,seyri sulukunu tamamlamis,nefsi levvamenin ötesini gecmis isin ehli söylüor.

O halde bir cemaate veya tarikata baglanmanin faydasi vardir düsüncesindeyim ama dua ve zikirlerden istifade etmek icin, Allah demek icin,esmaa zikirlerinden faydalanmak icin illa tarikatli olacaksin,olmazsan asla faydasini göremezsin diye bir sart yok.
Elbette bu tarikatlarin icindede takvaninda dedigi gibi cok dindar gecinipte faydadan cok zarar veren "kıllı, kılçıklı yobaz tipler" vardir ama genelleme yapmamak lazim.

Benim icin önemli olan sonuc.
Nefis terbiyesinde ilerlemek icin önce zihinsel arzalari düzeltmek lazim.
Madem esma zikirleri piskolojik ve zihinsel arzalara iyi geliyor,neden bunlardan istifade etmeyelim?

Büşra Betül
22-09-2011, 12:37
Bu başlığı okuyunca 'canı günah işlemek istemiştir de ondan' diyesim geliyor :)

Günahta ısrar tehlikeli,
Var mı ben günah işlemiyorum diyen harbi delikanlı...(delikanlı derken sadece erkekleri kast etmiyorum)
Bilerek işlemiyoruz eyvallah ya da dikkat ediyoruz,
ama adem olmak,günah işleyebilen ama ademce de tevbe edebilendir.

Son.Fedai
22-09-2011, 13:07
Şu kadarını söyleyeceğim ; Işaıl Elçi-R.Şanal ve çevresindekilerle tanışırsanız , insanlığınızdan utanacaksınız. Yani siz derken genel konuşuyorum.

Bir kere o insanların hayatında dedikodu yok, aşağılamak yok, suçlamak yok, kötü zanda bulunmak yok,ALLAH’A ŞİRK KOŞMAK ASLAAAAAAAAAAA YOK.

Bu kişiler Kuantum Düşünce ciler değil mi?

Yeni-OSMANLI
23-09-2011, 12:09
Günahlarından rahatsız olan bir müslüman, namazlarına baksın,bir kitapta okumuştum,büyük bir alim öyle diyordu ama kimdi hatırlamıyorum, mutlaka namazlarında bir eksik,bir kusur,yapmadığı bir erkanı,yarım yaptığı birşey vardır..Cemaatle kılmıyorsa cemaatle kılması lazım..Tadili erkan ile kılmıyorsa ona dikkat etmesi lazım..sünnetleri bırakıyorsa veya namaz sonrası tesbihatları bırakıyorsa yani namazla ilgili Kuran ve sünnetin öngördüğü durumlara harfiyen uyması lazım..İlk başta düzeltilmesi gereken dinin direği namazdır..Direk düzgün ve sağlam olursa,diğer işler daha kolay hallolur..Namazın günahlardan koruyacağı da ayetle sabit inşaAllah..

Namazlarimizin bizi günahtan korumasini istiyorsak husu ile dosdogru bir sekilde kilmamiz lazim.
Ancak dinin diregi namazlari husu ile dosdogru kilmamiz icin sadece sünnetlerde ,tesbihatlarda titiz olmak yetmez...
Namazlarda husuyu yakalamak ve ibadetlerde devamliligi saglamak günahlardan,haramlardan uzak durmamiza baglidir cünkü aslinda biz namazi degil,namaz bizi kiliyor.yani iyiliklerimiz sayesinde,güzel ahlakimiz sayesinde,haramlardan uzak durmamiz sayesinde Allah namazi bize sevdiriyor ve kolaylastiriyor.
Namazi husu ile severek kilmamiz icin kalbimiz temiz olmali,imanimiz güclü olmali...buda
günahlardan uzak duramiza baglidir cünkü her isledigimiz günah sonucu kalbde siyah bir nokta olusur,israr edilirse bu nokta büyür ve tüm kalbi kaplar ve bizi günahlardan uzak duramaz hale getirir,irademiz zayiflar.
Misal namazi ne kadar dosdogru kilmaya calisirsan calis,harama birkerecik nazar edenin kalbi buharlasir,zihni kirlenir,gaflet hali olusur v e namaz kilmakta zorlasir.

Demekki haramlardan uzak durmak,günahlarda israr etmemek daha önceliklidir.
Kötülükleri def etmek iyilikleri islemekten önce gelir.

Mekruh işlememek için sünnet, haram işlememek için farz tehir veya terk edilir. Çünkü günahtan kaçınmak, ibadet yapmaktan önce gelir. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

(Küçük bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir.) [R. Nasıhin]

İbadetleri dinimizin bildirdiği şekilde yapmak, mesela beş katlı bir İslam binasına sahip olmak için, önce bir iman arsası gerekir. Sonra, sıra ile katları çıkmak gerekir. Bu katlar; Haramlardan kaçma katı, Farzları ifa katı, Vacipleri ifa katı, Mekruhlardan kaçma katı, Sünnetleri [ve nafileleri] ifa katıdır.

alanyali07
23-09-2011, 18:14
Namazlarimizin bizi günahtan korumasini istiyorsak husu ile dosdogru bir sekilde kilmamiz lazim.
Ancak dinin diregi namazlari husu ile dosdogru kilmamiz icin sadece sünnetlerde ,tesbihatlarda titiz olmak yetmez...
Namazlarda husuyu yakalamak ve ibadetlerde devamliligi saglamak günahlardan,haramlardan uzak durmamiza baglidir cünkü aslinda biz namazi degil,namaz bizi kiliyor.yani iyiliklerimiz sayesinde,güzel ahlakimiz sayesinde,haramlardan uzak durmamiz sayesinde Allah namazi bize sevdiriyor ve kolaylastiriyor.
Namazi husu ile severek kilmamiz icin kalbimiz temiz olmali,imanimiz güclü olmali...buda
günahlardan uzak duramiza baglidir cünkü her isledigimiz günah sonucu kalbde siyah bir nokta olusur,israr edilirse bu nokta büyür ve tüm kalbi kaplar ve bizi günahlardan uzak duramaz hale getirir,irademiz zayiflar.


Evet dediğin hususlar da elbette dikkate alınmalıdır..Madalyonun öbür yüzü misali..Bende bu durumu düşündüm..Fakat namazın günahlardan koruyacağı ayetle sabit olması işin bu yönünün ağır basmasına sebep oluyor..
"Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar." Ankebut 45

Yani bizzat Allahü teala namazın ,hakiki kılınan namazın günahlardan,çirkinliklerden koruyacağını vaad etmiş, vaad etmişse mutlaka yapar..

PEygamberimize(sav), uygunsuz işler yapan bir genci haber verdiler ,Resulullah (sav) "Birgün gelir, namaz, onu diğer günahları işlemekten alıkor" buyurdu. ..Bu hadisi bilirsiniz sanırım..

Ben bu durumu şahsen kendimde tecrübe ettim, ne zamanki namazlara azami derecede hassasiyet göstersem, günahlara karşı gelme iradem kuvvetleniyor,ve günahlardan daha kolay uzak kalıyorum..Ne zamanki namazda gevşeklik göstersem, bir erkanını kusurlu yapsam, cemaatle kılmasam,sünnetlerinde gevşeklik göstersem, günahlara kayma ihtimalimin arttığını gördüm..

Yeni-OSMANLI
24-09-2011, 16:41
yahu hepsi birbirine bagli.
ben hata ve kusur isledigim zaman namazdaki tititzligim azaliyor ve diger ibadetlerimde ihmalkar oluyorum.

Bir keresinde babama bagirmisdim,tartisdik...ardindan namazdaki husuda gitti,tadi tuzu gitti,hicbir ibadetten tad alamaz oldum.
Sonra gidip babamdan özür diledim,elini öptüm,helallik aldim,ardindan huzurumda artti,namazimda kuvvetlendi,husum artti.

Konuyla ilgili bir yaziyi paylasmak istiyorum:

-----------------------------------------------------

Farzları herkes yapabilir, ama haramlardan herkes kaçamaz. Ancak salih kullar kaçar.
Dinimizde günah işlememek, ibadet etmekten daha kıymetlidir.
Hadis-i şerifte, (Bir zerre günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir) buyuruldu. Bid’at işlemek ise, büyük günahlardan daha tehlikelidir. Bu bakımdan dine hizmet etmek niyetiyle bid’at işlemeyi mubah görmemeli.

Bir haramdan kaçmak, milyonlarca nafile namaz kılmaktan evladır. Haram işleyerek farz, mekruh işleyerek sünnet yapılmaz. Günahtan kaçmak ibadet yapmaktan önce gelir. (U. Besair)

İmam-ı Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki:
Çok kimse ile görüşmeyin, çok ibadet yapın, Resulullahın sünnetlerine sıkı sarılın! Bid’atlerden ve bid’at ehlinden ve günah işlemekten çok sakının! İyi işleri, iyiler de, kötüler de yapabilir. Fakat kötülüklerden, günahlardan yalnız sıddık olanlar sakınır.

Bir emri yapmak, bir haramı işlemeye sebep olursa, haram işlememek için, o emir tehir veya terk edilir, yapılmaz. Mesela bir kadının hacca gitmesi farzdır yani emirdir, ama yanında mahremi yoksa gitmesi haram olur. Avret yerini açmadan, necaseti temizlemek mümkün olmazsa, namazı, öyle kılar. Çünkü, temizlemek emirdir, açmak ise yasaktır.

Ey oğul ilmihali’nde diyor ki:
Haramdan kaçmanın sevabı, farzları yapmanın sevabından daha fazladır. Farzları yapmamanın günahı, haram işlemek günahından daha çoktur.

Mesela, içki, kumar, zina gibi büyük günahlardan kaçmak, namaz, oruç, hac, zekat gibi farzları yapmaktan daha sevaptır. Namaz kılmamanın günahı ise, içki, kumar, zina gibi büyük günahlardan daha büyüktür. İçki içen sadece yasağı çiğniyor. Namaz kılmayan hem yasağı çiğniyor hem de emre isyan ediyor. Bu inceliği iyi anlamaya çalışmalıdır.

Bir namazda 12 farz var. Beş vakit namazda 60 farz var. Namaz kılmayan, günde 60 kere büyük günah işliyor. Artık bu insanı düşünün, ne kadar iyilik yaparsa yapsın, ne kadar ibadet ederse etsin hepsinin sevabı azalıp yok olur. Borçtan kurtulur ise de sevap olarak eline bir şey geçmez. O halde, kim ne kadar çok büyük günah işlerse işlesin, ama namazı terk etmesin.

İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:

Haramlardan tamamen kaçınabilmek için, mubahların fazlasından kaçınmalı! Mubahları gerektiği kadar kullanmalı! Bir insan, mubah [İslamiyetin izin verdiği] şeylerden her istediğini yapar, taşkınca mubah işlerse, şüpheli şeyleri yapmaya başlar. Şüpheliler ise, haram olanlara yakındır. İnsanın nefsi, hayvan gibi, kendine düşkündür. Uçurum yanında dolaşan, bir gün uçuruma düşebilir. Takvayı tam yapabilmek için mubahları gerektiği kadar kullanmalı, zaruret miktarını aşmamalı! Bu kadarını da, kulluk vazifelerini yapabilmek için kullanmaya, niyet etmelidir. Mubahların fazlasından kaçınabilmek büyük nimettir. Hiç olmazsa, haramlardan kaçınmalı, mubahların fazlasından da elden geldiği kadar sakınmaya çalışmalı! Mubahlar lüzumundan fazla işlendiğinde, pişman olup tövbe etmeli! Bu işleri, haram işlemeye başlangıç bilmeli! Allahü teâlâya sığınmalı ve yalvarmalı! Bu pişmanlık, tövbe ve yalvarmak, belki mubahların fazlasından büsbütün sakınmak yerine geçerek, böyle işlerin zararından korur. Çünkü (Günahkârın, boynunu bükmesi, ibadet edenin göğsünü kabartmasından daha iyidir) buyurmuşlardır. (m.76)

http://www.zehirli.org/mevzular/haramlardan-kacan-salihtir.html

alanyali07
24-09-2011, 17:47
yahu hepsi birbirine bagli.
ben hata ve kusur isledigim zaman namazdaki tititzligim azaliyor ve diger ibadetlerimde ihmalkar oluyorum.


Konuyla ilgili bir yaziyi paylasmak istiyorum:

-----------------------------------------------------

[/URL]
Paylaştığın yazı "günahlardan nasıl korunulur" ile ilgili değil, günahlardan kaçınmanın fazileti ile ilgili bence..
Zira bu yazının kaynağı olan site dinimizislam.com sitesi, o sitede aynen şu yazılar da geçmekte :
"
İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Salih amel, İslam’ın beş şartıdır.Bir kimse bunları hakkıyla, kusursuz yaparsa Cehennemden kurtulur. Çünkü bunlar insanı günahlardan korur. Nitekim Ankebut suresi, 45. âyetinde mealen, (Kusursuz kılınan bir namaz, insanı kötü işlerden korur) buyuruldu. Bir insana, İslam’ın beş şartını yerine getirmek nasip olursa, nimetlerin şükrünü yapmış olur. Şükrünü yapınca, Cehennem azabından kurtulmuş olur, çünkü Nisa suresi, 147. âyetinde mealen, (İman eder ve şükrederseniz, azap etmem) buyuruldu. (1/304)"

[url]http://www.dinimizislam.com/detay.asp?aid=3800 (http://www.zehirli.org/mevzular/haramlardan-kacan-salihtir.html)

Yeni-OSMANLI
25-09-2011, 02:52
Önemli kaideler

Sual: (Takkesiz kimsenin, cemaatle namaz kılması mı evla, yoksa yalnız başına takkeli mi kılması evladır?) sualine (Cemaatle namaz kılmak sünnettir. Takkesiz namaz kılmak mekruhtur. Takkesi olmayan cemaate uymaz, takkeyi bulup yalnız kılması, takkesiz cemaatle kılmasından evladır) deniyor. Bu yanlış değil mi? Çünkü burada iki sünnet meselesi var, hangisi önemli ise o yapılmaz mı? Yani cemaatle kılmak daha evla değil mi? 27 derece sevap daha fazla değil mi?
CEVAP
Bu konudaki kaideleri bildirelim:
(Bir sünnet ile bir mekruh çakışınca, yani sünnet işlemek için mekruh işlemek zorunda kalınca sünneti bırakmak gerekir. Yani mekruhtan kaçmak, sünneti yapmaktan önce gelir.)

(Bir farz ile bir haram çakışınca, yani farz işlemek için haram işlemek zorunda kalınca farzı tehir etmek gerekir.)

Bir örnek verelim:
Bir kadına hac farz olsa, fakat yanında mahremi bulunmadan hacca gidemez. Giderse hac borcu ödenir ama, işlediği günah, kazandığı sevaptan daha fazla olur.

Emir ile yasakta da bir kaide vardır:

Üstünde namaza mani olacak kadar necaset bulunan kimse, temizlemesi mümkün değilse, başka elbisesi de yoksa, öyle kılar, çıplak kılmaz. Hatta temizleme imkanı olsa; fakat yanında yabancılar bulunsa, temizlemeden kılar. Çünkü başkalarının yanında avret yerini açmak yasak edilmiştir. Necaseti temizlemek ise emredilmiştir.

Kaide şöyledir:
(Emir ile yasak bir araya gelince, yasaktan kaçılır. Çünkü, haramdan kaçmak, farzı yapmaktan önce gelir.)

Yine önemli bir kaide de şudur:
(Haramdan kaçmanın sevabı, farzları yapmanın sevabından daha fazladır. Farzları yapmamanın günahı, haram işlemek günahından daha çoktur.)

Burada sanki ibadet etmek haramdan kaçmaktan önce geliyor sanılabilir. Ama öyle değildir. Yine haramdan kaçmak önce gelmektedir.

Muhammed Masum-i Faruki hazretleri buyuruyor ki:
“Teberri etmedikçe, tevelli olmaz. Yani uzaklaşmadıkça, dostluk olmaz. Farzları herkes yapabilir; ama haramlardan herkes kaçamaz. Ancak salihler kaçar. İyi olan da, kötü olan da, iyilik yapabilir. Kötülük yapmamak ise, ancak Allah adamlarının özelliğidir. Sıddıklar günah işlemez.”

Farzları yapmamanın günahı, haram işlemek günahından daha çoktur meselesine gelince, haramların terkinde sadece tasdik yani bunlar haramdır diye inanmak ve kaçınmak vardır, amel yoktur. Farzlar da ise tasdik ile beraber ameli de yapmak vardır. Amel terk edildiği için günahı daha fazladır. Başka bir ifadeyle, farzları yapmayan ameli terk ettiği için, haramları işlemekten daha büyük günaha girer. Haram işi yapmayan mesela içki içmeyen; namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek gibi ameli gerektiren işleri yapmıyor. İçki içen sadece bir haram işlemiş olur. Namaz kılmayan ise, çok ameli terk etmiştir. Bir namazda 12 farz var. Beş vakit namazda 60 farz var. Günde 60 kere büyük günah işliyor namaz kılmayan. Diğer farz ve günahlar da buna benzer.

O örnekte, cemaat sünnetini işlemek için takkesiz namaz kılmak yani mekruh işlemek meselesi var. Cemaat sünnetini terk etmek mekruh olsa idi, iki mekruh çakışacağı için, sizin dediğiniz doğru olurdu. Ancak, cemaatsiz, tek başına namaz kılmak mekruh değildir. Burada cemaat sünneti ile takkesiz kılma mekruhu çakışıyor. (Mekruh işlememek için sünnet terk edilir) kaidesi uygulanıyor. O örnekte iki sünnet yok. Takkesiz kılmak mekruhtur, cemaate katılmadan kılmak, yani tek başına kılmak mekruh değildir. Mekruh olsa idi, iki mekruhtan hafif olan tercih edilirdi. Çünkü kaideler şöyledir:
(İki sünnet çakışınca, evla olan tercih edilir.)
(İki mekruh çakışınca, hafif mekruh olan tercih edilir.)

Mesela, mekruh vakitte ve abdest sıkıştırırken de namaz kılmak mekruhtur. İkindi, abdest sıkışık vaziyette mekruh vakit girmeden kılınacak olsa, sıkışık kılındığı için namaz mekruh olur. Abdest alıp kılınacak olunca mekruh vakit girecekse, bu ikisi arasında daha hafif olan tercih edilir. Daha hafif olan ise, ikindinin mekruh vakte kalmasıdır. Abdestin sıkışık olması, biraz daha kerihtir. Onun için, namaz mekruh vakte de girse, sıkışık kılmamak için abdest alıp rahat kılmalıdır. İki şerden birini yapmak zorunda kalan da hafif olanı yapar.

Mecelle kaidesi şöyledir:

(Ehveni şerreyn tercih olunur.)
Yani iki zararlı şeyden birini yapmak zorunda kalanın hafifini tercih etmesi gerekir.

Haramdan kaçmak

Sual: Haramlardan kaçmak mı, yoksa farzları yapmak mı daha kolaydır?
CEVAP
Muhammed Masum-i Faruki hazretleri, (Teberri etmedikçe, tevelli olmaz. Yani uzaklaşmadıkça, dostluk olmaz. Farzları herkes yapabilir; ama haramlardan herkes kaçamaz. Ancak salihler kaçar. İyi olan da, kötü olan da, iyilik yapabilir. Kötülük yapmamaksa, ancak Allah adamlarının özelliğidir. Sıddıklar günah işlemez) buyuruyor.

Haramdan kaçmak

Sual: Haramdan sakınmak mı, yoksa farzı yapmak mı daha sevabdır?

CEVAP
Bir haramdan sakınmanın sevabı, bir farzı yapmanın sevabından kat kat çoktur. Haramdan sakınmak, farzı yapmaktan önce gelir. Zararlardan kaçmak; faydalı şeyleri yapmaktan daha önce gelir. Mekruhtan sakınmak, sünnet işlemekten önce gelir. Günahtan kaçmak ibadet yapmaktan önce gelir.

Haram ve farzlar
Sual: Şu üç cümleyi birer örnekle açıklar mısınız?
1- Haramdan kaçmanın sevabı, farzları yapmanın sevabından daha fazladır
2- Farzları yapmamanın günahı, haram işlemek günahından daha çoktur.
3- Kötülükten sakınmak, iyilikten daha sevabdır.
CEVAP
1- Haramdan kaçmanın sevabı 100 birim, farzı yapmanın sevabı 10 birim olsun. Ana babaya isyan günahı 100 birim, ana babaya iyilik ise 10 sevabdır. Haramdan kaçmak daha çok sevab oluyor.

2- Farzları yapmamak 100 birim, haram işlemek 10 birim günah olsun. Farz olan namazı kılmayan kimse, 100 birim, içki içen ise 10 birim günah işlemiş olur. Bir insan her akşam bir içki içse 10 birim günah kazanır. Bir namazda 12 tane farz var. Bir günde 60 farz eder. Bir Müslüman, beş vakit namazını kılmazsa, günde tam 60 kere Allahü teâlâya karşı gelmiş oluyor. 60 x 100 = 6000 birim günah eder. Farzların özellikle namazın önemi buradan anlaşılmalıdır.

3- Kötülükten sakınmak, iyilik yapmaktan daha önce gelir, sevabı da daha fazladır.

Her üç maddede, günahtan sakınmanın önemi bildiriliyor.
Farzları yapmamak da günah oluyor. Günahtan kaçmak, sevab işlemekten önce geliyor. (Gölge etme, başka ihsan istemem) sözü de bunlara benziyor. Gölge edip bana zararın dokunmazsa, iyilik etmezsen bana zararın olmaz denmek isteniyor. Komşumuza iyilik etmezsek, bize bir şey demez, ama onu rahatsız edersek, kötü komşu olmuş oluruz. Tersine, komşu bize sıkıntı verir de, biz ona katlanırsak, Allah indinde de, iyi komşu olmuş oluruz. Hiç kimseye iyilik etmek zorunda değiliz, ama hiç kimseye kötülük etmemeye mecburuz. Mecelle’de, (Zararı yok etmek, fayda sağlamaktan önce gelir) deniyor. Burada da, zarardan, kötülükten sakınmak fayda sağlamaktan, iyilik etmekten önce geliyor.

Yapacağımız bir işte 99 fayda ile bir zarar meydana gelecekse, bir zarardan sakınmak için o 99 faydadan vazgeçmek gerekir.

http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=2540

alintiladigim yazida bazi celiskili ifadeler varmis gibi görünsede anladigim kadariyla aslinda anlatilmak istenen sey kirmiziyla isaretledigim cümledir,yani namazi terk etmek veya tadili erkan ile usulüne göre kilmamakta haramdir.Dolayisiyla öncelikli olarak bu haramdan sakinmak gerek cünkü geregi gibi kilinmayan namaz haramlardan koruyamaz.

Bir baska ifadeyle,

Bir insan diger haramlardan kacinmazsa namazini geregi gibi tadili erkan ile kilamaz.

Yani hepsi birbirine bagli.

Yeni-OSMANLI
25-09-2011, 03:22
Nitekim Ankebut suresi, 45. âyetinde mealen, (Kusursuz kılınan bir namaz, insanı kötü işlerden korur) buyuruldu. (1/304)"


ayetin manasini iyi anlamak lazim.
Allah insana cüzi irade vermisdir.bu iradeyle harami veya helali secer,Allahta insanin verecegi karari yaratir.
Bir insan namazini kusursuz kilsa bile cüzi iradesini Allaha teslim etmis olmaz.Herzaman harama düsme tehlikesiyle karsi karsiyadir.ha sunu diyebiliriz.Namazini kusursuz kilanin harama düsme tehlikesi azalir...ama unutmamak gerekirki tamamen ortadan kaldirmaz,bu konuda kesin ifadeler kullanmak yanlis olur cünkü ufacik bir gaflet hali sebebiyle harama meyledebilir.
yani bir hatasindan dolayi,mesela harama bakmasindan dolayi seytan vesvese verir,nefsi kiskirtir,zihni bu haramla mesgul eder...fakat bu haram islenmedigi sürece günah yazilmaz.ne zamanki nefsin haram isleme arzusu akli kontrol altina alirsa iste ozaman irade devreye girer ve haram isleme arzusu eyleme dönüsür.

Bundan kurtulmanin yolu namaz degil,imanida koruyan,namazida koruyan haramdan korunma receteleridir...

nedir bu receteler?

Mesela zikir ve ilim gibi nafileler,sadaka,oruc gibi nafile ibadetler.

Zikir zihni zihin kirliliginden korur,ilim imani kuvvetlendirir,dolayisiyla sabri artirir,diger nafilelerde takva sahibi olmayi saglar.
yani hepsi birbirine baglidir aslinda.

Ilim imani saglar,iman farzlara vesile olur,farzlar Nafilelere yöneltir,nafileler haramdan korur...haramdan kacinmayan nafileleri ihmal eder,nafileleri ihmal eden sünnetleri tehliekyeye atar,sünnetleri ihmal eden farzlari tehliekye atar,farzlari terk edende imani tehliekeye sokar...

Yeni-OSMANLI
25-09-2011, 03:45
edeb ve güzel ahlak ibadetlerimizi korur.
Haramlardan kacinmakta edebdendir.
Harama meyletmek gaflete sebebiyet verir.
Gaflet kalbi buharlastirir,buda ibadetlerde gevseklige sebeb olur...
Edebe değer vermeyen sünneti terk etmiş olur. Bu gün sünneti terk eden yarın farzı terk ve ihmal etmekte bir sakınca görmez. Bu da dine ve kişinin ahiretine zarar verir. Nitekim İslam bilginleri imanı bir hazineye benzetmişler ve bunu Farzlardan bir kale ile muhafaza etmişlerdir. Farzları da Sünnetlerden diğer bir dış kale ile koruma altına almışlardır. Şeytan ve ehl-i dalalet dış kaleyi ele geçirirlerse iç kale olan farzlara hücum ederler. Bunu da ele geçirirlerse o zaman iman tehlikeye girer.
Unutmamak gerekirki haramdan kacinmak sünneti yapmaktan önce gelir.
Bunun için sünnetler farzları, farzlar da imanı korur denilmiştir.

demek oluyorki namazini husu ile ihlas ile kilmak isteyen sünnetlere dikkat etmeli,sünnetlerde gevseklik göstermekten korunmak isteyende haramlardan korunmali.

yani kisacasi herseyden önce haramlardan korunmamiz gerekiyor!
Cünkü bir haram insani taa farzlarin terkine kadar götürebilir.

alanyali07
25-09-2011, 07:26
Fahreddin Razi tefsirinden ,ilgili ayetle ilgili kısım ,bazı harf-kelime hataları olabilir :) :

Namaz, fuhuştan (edebsizlikten) ve münkerden (kötü şeylerden) nasıl alıkor?
Cevap: Bazı müfessirler, bu ayetteki "salât" (namaz) ile, Kur'ân'ın kastedildiğini; alıkoyucu olanın Kur'ân olduğunu, n kendisinde bu iki şeyden nehyeden hükümler bulunduğunu ileri sürmüşlerdir, bu uzak bir ihtimaldir. ÇÜnkü kendisinden önce, "Sana vahyedilen kitabî oku" bulunan bir yerde, "salât" sözü ile Kur'ân'ın kastedilmesi, anlaşılması uzak olan bir şeydir. Bazıları da şöyle demişlerdir: "Allah Teâlâ, salât ile bizzat in kılınışını kasdetmiştir. Çünkü namaz da, insan namazın içinde olduğu ■Addetçe, bu iki şeyden vazgeçirir. Zira namaz kılan kimsenin bu iki şeyle meşgul, ar-ası mümkün değildir. Biz de bunun böyle olduğunu söylüyoruz. Ama kastedilen 3u değildir. Aksi halde bu, namaz için tam bir medhi ifade etmez. Zira mesela vaktinde vakti dışında uyunan uyku gibi, namaz dışında bazı şeyler de, çoğu kez böyle, kötülüklerden alıkoymuş olur. O halde diyoruz ki: Bununla, namazın mutlak fuhuştan ve münkerden alıkoyacağı manası kastedilmiştir. Bu izaha göre, müfessirler şöyle demişlerdir: Bununla kastedilen, huzur İle (Allah'ın huzurunda ınun şuurunda olarak) kılınan namazdır. İşte bu namaz, her zaman için bu iki şeyden alıkoyucudur. Hatta Hz. Peygamber (s.a.s)'in şöyle dediği nakledilmiştir"Namazı kendisini günahlardan lâkoymayan kimsenin, o namazı ile ancak gittikçe (Allah'dan) uzaklaşması artar”[175] (ada99:029.htm#_ftn175)
(Sağır, 2/181)
Şimdi biz diyoruz ki: Şer'an, sahih olan namaz insanı, bu iki şeyden, mutlak olarak alıkor. Şer'an sahih olan namaz da, insanın Allah için kıldığı namazdır. Eğer mükellef riya için namaz kılmış olsa, namazı şer'an sahih olmaz, yeniden kılması gerekir. Bunun böyle olduğu açıktır. Çünkü eğer insan, hem namaza, hem serinlemeye niyet ederek abdest alırsa, namazının sahih olmayacağı ileri sürülmüştür. Ya, namaz kılarken, hem Allah rızası, hem başkasına riya niyeti taşıyan kimsenin durumu nasıl olur? Bunun böyle olduğu sabit olunca, diyoruz ki: Namaz şu yönlerden, insanı fuhuş ve münkerden alıkor:
1) Bir kimse, şanı yüce, ihsanı bol bir padişaha hizmet etse ve onun, bu padişah yanında bir itibarı olsa, o padişahın, adamlarından birisini de, bir daha kabul edilmesi düşünülmeyecek bir tarzda kovduğunu görse, meydana gelmesi mümkün olmayacak bir tarzda bu hayır fırsatını kaçırdığını görüp müşahede etse, o şanlı padişah yanında böylesine itibâr etmiş bu kimsenin, örfen, bu padişahın hizmetini bırakıp, o kovulmuş kimseye itaata girmesi imkânsızdır. İşte kul da böyledir: Allah rızası için namaz kıldığında, Allah'ın kulu olur, bu kimse için, namazı kılan kimsenin makamı gerçekleşmiş olur ve bu makamda Rabbine münacaatta bulunur. Binâenaleyh bu kimsenin, Allah'a ibadeti bırakıp, kovulmuş o şeytanın itaatına girmesi imkânsızdır. Fakat fuhuş ve münker işleyen kimse, şeytana itaat etmektedir. O halde bu demektir ki namaz kişiyi fuhşiyyâttan ve münkerâttan alıkor.

2) İşi, çöplükler ve mezbelelikler ile uğraşmak olan kimsenin, temiz bir elbisesi olsa, bu elbesisini giydiğinde, o pisliklerle artık uğraşmaz, o pisliklere yaklaşmaz. Elbisesi daha kıymetli olduğunda ve onu giymiş olduğunda, bu kimse o nisbetle o pisliklerden kaçınır ve kaçınmasının-sakınmasının derecesi artar. Binâenaleyh böyle birisi altınla süslü ipek bir elbise giyse örfen (genel duruma göre), bu işlerle uğraşması imkânsızdır. İşte namaz kılan kimse de böyledir. Çünkü o namaz kıldığında takva elbisesini giymiştir. Zira o, Allah'ın huzurunda durmakta ve ttpkı heybetli bir hükümdarın gözü önünde huzurunda bulunan kimse gibi, sağ elini sol elinin üzerine koymuştur. Takva elbisesi, kalbe nisbetle, altınla yaldızlı ipek elbisenin bedene nisbetinden daha yüce, en hayırlı bir elbisedir. Artık böyle bir elbise giyinmiş kimsenin fuhuş ve mûnkerât pislikleri ile bilfiil uğraşması imkânsız olur. Hem sonra namaz, hergün devam etmektedir. Dolayısıyla bu, takva elbisesi ile giyinik olma durumu da devam etmektedir. Binâenaleyh bu kişinin, fuhuş ve münker pisliklerinden sakınması da devam etmektedir.

3) Nefsinin emin (âmiri-hâkimi) olan kimse, istediği yere oturur. Binâenaleyh bir padişahın hizmetine giren ve padişahın hususi bir makam-itibar verdiği kimse, böyle bir makam sahibi, ancak o makamda oturur. Bu kimse, ayakkabılık yanında (arkada) oturmak istese, kendine müsaade edilmez. İşte namaz kılan da böyledir. Kişi namaz kıldığında, Allah'a itaata girmiş olur ve artık nefsinin hükmü kalmaz. Bunun belli bir makamı, mertebesi vardır. O, artık ashab-ı yeminden olmuştur. Binâenaleyh bu kimse, oturması gereken yerin dışında, yani ashab-ı şimalin (uğursuzların) yerinde oturmak istediğinde, oraya bırakılmaz. Fakat fuhuş ve münker ile meşgul olanlar, ashab-ı şimaldirler. İşte bu izah, Allah'ın korumasına bir işarettir, yani kim namaz kılarsa,3u izah, bu konudaki haberlere (hadislere) de uygundur. Buna göre, pazarcı, başkasından geçinen kimse gibi, padişahtan uzakta yaşayan bir kimse, hiç önemsemez. Helvacı ve tatlıcı dükkânlarından yer, her türlü insanla oturur Padişahın, askerlerinden, komutanlarından ve seyislerinden birisi gibi, krala az bi yakınlık peydan ettiğinde, bu kadar yakınlık da, o kimseyi, o eski hallerinden Fakat padişaha yakınlığı daha da artıp, makamı bir emir pozisyonuna şekilde yükselince, elde ettiği bu makam, o gibi yerlerde yiyip-içmekten, öylesi otu rup-kal km aktan alıkor. Namaz kılan kul da böyledir: Namaz kılıp secde Hak Teâlâ'nın "Secde et ve yakmlaş" (Aiak, 19) emrinden ötürü, bir tür e;oe etmiş olur. Bu kadar bir yakınlık, onu günahlardan ve yasaklardan aftfcoyduğuna göre, namazının ve secdelerinin tekrarı ile makam ve mertebesi öyle Mr ki, artık kendisinde, büyük günahlar şöyle dursun, küçük günahları yapmayı Mi kötü sayacak keramet (şeref) izlerini görür.
Bu ayetle ilgili olarak, naklin (ayet ve hadislerin) de desteklediği şöyle bir aklî Oh daha vardır: Allah Teâlâ'nın, "Namaz edebsizlikten ve münker olandan alıkor". fcdeMiden, namazın insanı "ta'tîTden (Allah'ı inkâr etmekten) ve şirkten alıkoymasıdır. Ta'tîl, Allah'ın varlığını kabul etmemek; şirk ise, Allah'ın yanısıra, başka Mriann varlığını da kabul etmektir. Binâenaleyh diyoruzki: Ta'tİl, kötü (fahiş) bir «■nçtır. Çünkü fahiş, çirkinliği besbelli olan bir kötülük demektir. Fakat, Allah'ın ıvtagt, güneşten daha açık ve bellidir. Çünkü herşeyde Allah'ın varlığına apaçık bir seM vardır. Zahir olanı inkâr etmek ise, inkârı açık ve belli olan bir şeydir. O halde, "tah yoktur" demek kabîh (çirkin yani fahiş bir iştir). Müşrik olmak ise, münker (hoş «taayan) bir iştir. Çünkü Allah Teâlâ, münker ismini, bir çocuğunun bulunması -C-nkün olan birisinin çocuğunu başkasına nisbet etme işine, "Onların anası, ancak anfar doğuranlardır. Şüphe yok ki (çocukları analarından başkasına nisbet edenler), fHân ve münker bir söz söylemiş oluyorlar" (Mûc&tte. 2) buyurmak suretiyle *-.4anmıştır. O halde, "Melekler Allah'ın kızlarıdır" demek suretiyle, melekleri, aoğurmayan ve çocuğunun bulunması mümkün olmayan Zâta nisbet eden müşrikin afizû. nasıl "münker" olmaz? Binâenaleyh namaz, insanı böyle fahiş ve münker olan fecirden nehyeder, böyledir. Çünkü kul, namaza, "Allahu Ekber" sözü ile başlar. <- bu ifadesindeki, "Allah" sözü ile "ta'tili", "ekber" sözü ile de "şirki" bir tarafa akmş olur. Çünkü şerîk (ortak), ortaklığın söz konusu olduğu hususta, ortağından sana büyük olamaz. Binâenaleyh kişi namaza başlayıp "Bismillah" (Allah adı ile) dediğinde, yine "ta'tili", "er-Rahman er-Rahfm" dediğinde de "şirki" bir tarafa atmış otur. Çünkü rahman, rahmeti ile, mahlûkata varlık verendir. Rahîm ise, rahmeti ile, nzık vererek mahlûkata beka (hayatiyet) verendir. Dolayısıyla kul, "Elhamdülillah! Rabbl'l-Alemîn" (Alemlerin Rabbi Allah'a hamdolsun) dediğinde, "Hamdolsun" ile, ta'til"in; "Alemlerin Rabbi" ile de "şirkin" aksini ifade etmiş olur. "h/yâke" sözünü öne alarak, "Ancak Sana ibadet eder, ancak Sen'den yardım isteriz" dediğinde, yine hem ta'tili, hem şirki bir tarafa atmış olur. Kul, "bizi o yola ilet" dediğinde, "ta'til"i bir tarafa atmış olur. Çünkü o yolu (İslâm yolunu) isteyenin bir maksadı var demektir. Muattılın (ateist olanın) ise, hiçbir maksadı yoktur.
"Müstakim" (doğru) ifadesi ile de, şirki bir tarafa atmış oiur. Çünkü müstakim (doğru) olan, en yakın olandır. Müşrik ise putlara tapar. Aklınca, alemlerin ilahı olarak şekil verdiği bir takım şeylere tapıyor ve onların, Allah katında kendilerine şefaatçi olacaklarını sanıyorlar. Ama Allah'a, arada bir vasıta olduğuna inanmaksızın ibadet etmek ise, en yakın, en kestirme, en doğru yoldur. Aynı izahı, namazın sonuna kadar sürdür. Çünkü kut, namazının sonunda da, "Eşhedü en lâ İlahe İllallah" Allah'dan başka ilah bulunmadığına şehâdet ediyorum" diyerek yine şirki ve ta'tili bir tarafa atıyor.
Burada şöyle bir incelik var: Namazın başında da, sonunda da "Allah" adı yer alır. Böylece namaz kılan kimse, kendisinin, namazın başından ve sonuna kadar, Allah ile olduğunu bilmektedir.
İmdi, eğer birisi, "Namazda geriye, kişinin "Eşhedü enne Muhammeden Resûlullah" demesi ve peygambere getirdiği salât'ü selâmlar kalıyor" derse, biz deriz ki: Bunlar, namazın sonunda, namazın esasından hâriç, bir sebebten Ötürü yer almıştır. Çünkü namaz esasında, ancak Allah'ı zikirden ibarettir. Fakat namaz kılan, namazı ile Allah'a ulaşıp, Allah ile olunca, kalbine artık kendisinin bağımsız, tek başına, hiç kimseye ihtiyacı olmayan ve o peygamberden müstağni olduğu düşüncesi gelmemesi gerekir. Bu, tıpkı, hükümdarın katında bir yakınlık peydan eden ve böylece de gurura kapılıp, kapıcılara, teşrifatçılara iltifat etmeyen kimsenin durumuna benzer. İşte bu noktada, Cenâb-ı Allah kuluna, "Sen bu makama, Muhammed (s.a.s)'in hidayeti (kılavuzlaması) ile ulaştın. Dolayısıyla ondan müstağni olamazsın. O halde, Beni zikretmenin yanısarı, "Muhammed de Allah'ın peygamberidir" de. Hem sonra sen, bütün bunların, Muhammed (s.a.s)'in hidayet edişi bereketiyle (sayesinde) olduğunu anladığına göre, O'nun sana olan ihsanına da, O'na salat'O selâm getirerek karşılık ver. Mirâc'ından (namazından) dönüp, (din) kardeşlerine vardığında, onlara selâm ve onlara Benim selâmımı tebliğ et" der. Bu tıpkı yolcuların, takib ettikleri (uydukları) bir sıra gibidir.
Bil ki namazın hey'eti (şekli), heybeti bulunan bir şekildir. Çünkü onun evveli, tıpkı idare edilenlerin, idare eden hükümdar huzurunda duruşları gibi, Allah huzurunda bir duruştur. Sonra da, tıpkı hükümdar Önünde, hükümdarın oturtmak şerefiyle şereflendirdiği kimselerin, diz çöküp oturmaları gibi, huzur-u ilâhîde bir diz çöküştür. Çünkü kul, Allah'ın huzurunda durup, O'na medh-ü senalarda bulununca, Allah ona ikram etmiş, huzurunda oturmasına müsaade etmiş ve böylece o kimse diz çökmüş g\b\ o\ut. Bu etiz çöküşte de şöyle bir incelik vardır: Kim dünyada Rabbisİnin huzurunda böyle diz çökerse, ahirette diz çökmesi (yıkılıp kalması) söz konusu olmaz ve o kimse, haklarında Cenâb-ı Hakk'ın, "Zalimleri ise orada diz üstü düşmüş bir halde bırakacağız" (Meryem, 72) buyurduğu kimselerden olmaz.
Daha sonra Cenâb-ı Hak "Şüpesiz Allah'ın zikri en büyüktür. Allah, yaptıklarınızı bilir." buyurmuştur. Cenâb-ı Hak, kitabı okuma ve namazı kılma gtbi bu iki şeyden bahsedince, bu İşleri en büyük bir saygı ile yerine getirmeyi gerektiren hususu bahsederek, "Şüphesiz Allah'ın zikri en büyüktür..." yani, "Sizler, babalarınızı, atalarınızı ecdadınızı, (kahramanlarınızı), güzel şöhretleri anp zikredince, onları yâdetmiş ve ağızlarınızın-kalblerinizin dolusu ile zikretmiş Krtemış) olursunuz. Ama Allah'ın zikri (yâdı, adı), en büyüktür. Binâenaleyh bunun güzel ve en üstün bir saygı ile yapılması gerekir" demiştir. Namaz işte böyledir. Allah "Yaptıklarınızı bilir". Namaz, yaptıklarınızın en güzelidir. Binâenaleyh tazim tarzında olması gerekir. "

alanyali07
25-09-2011, 07:41
Yeni Osmanlı Kardeşim, sen genelde günahlardan kaçmanın fazileti üzerine yoğunlaşıyorsun..Elbetteki günahlardan kaçınmak farzları yapmaktan daha sevaptır..Çünkü yapması zor olan şey, yapması daha az zor olandan daha kıymetlidir.. Peki bu büyük fazilete yani günahlardan kaçmanın büyük faziletine ulaşmak içine yapmalıyız ? Bizzat Allahü teala namazı çare olarak veriyor..Yukarıda da en önemli müfessirlerden birisinin tefsirini naklettim..Hadis-i şeriflerde de, ve İslam alimleri de böyle söylüyor bu ayet sözkonusu olduğunda..Şimdi mantıklı olarak da düşündüm bu meseleyi, gerçekten de çok akla yatkın..Nasıl mı ? Günahlardan kaçınmak= en zor , Namaz kılmak = daha az zor ...Zorluk sınıflandırması bu şekilde..Yani irademizi en fazla zorlayan nefsin istediği günahlardan kaçınmak..burada hemfikiriz sanırım :) İrademizi en fazla zorlayan günahlardan kaçınmanın da anlattığın faziletleri bundan kaynaklanıyor..Bu büyük fazilete ulaşmak için de evvela daha az zor olanda tekamül edip derinleşmek lazım ki, irademizi en zor olana dayandırabilelim,kuvvet kazanabilelim..Bu herşeyde mantık olarak böyledir..en zor olanı ustalıkla yapabilmek için, daha az zor olanlar da ustalaşmak lazım..Genel kaide budur..Allahü teala da Kuranı Kerimde vaadediyor, siz şu namazınızı doğru düzgün ihlaslı bir şekilde kılın , ben size günahlardan kaçınmanın o büyük faziletini veririm nasip ederim diyor binevi..Yukarda alıntı yaptığım tefsirde de bunlar anlatılıyor örneklerle..

Daha az zor olan "namaz"ı tam yapamayan, kılamayan, iradesini bu konuda tam yönetemeyen kişi, en zor olan "günahlardan kaçınma"da iradesini nasıl kontrol edebilir ki ?? işe bu yönüyle bakmak lazım..Mesela, sabah namazında uykunun en tatlı yerinde kalkıp,üstünü giyinip camiye cemaate gidemeyen bu konuda iradesine tam kuvvet kazandıramayan bir kişi, "en zor" olan günahlardan kaçınmada bu iradesini nasıl günahlardan kaçınmada kullanabilir,ne kadar kalıcı sürekli olur ..meseleye bu açıdan bakılırsa daha iyi anlaşılabilir ayetin tefsiri..

Yeni-OSMANLI
25-09-2011, 09:30
[B] Şimdi biz diyoruz ki: Şer'an, sahih olan namaz insanı, bu iki şeyden, mutlak olarak alıkor.

yani demek istiyorsunki insanı fuhuş ve münkerden alıkoymayan
namaz namaz degildir, Şer'an, sahih degildir öylemi?
Eee ozaman günahkarlarin hicbirinin namazi kabul olmuyor demekki,ohalde hepsini kaza edelim bari...
Nefsimize söz geciremedigimiz Sehevi duygulara yenik düsdügümüz sürece namaz kilmamizada gerek yok,nasil lsa kabul olmuyor...Tövbe hasa

Not:
ne yazarsan yaz,tecrübeyle kazanilan bilgi yaziya dökülen bilgiden üstündür.
namazda Huşuyu yakalamanin sarti altyapiya baglidir.Alt yapi saglam degilse namaz kilsanda faydasi pek olmaz.
nedir o altyapi?

-Saglam iman ve itikad...(Allah korkusu,ahiret bilinci ...vs)
-temizlik,dürüstlük,efendilik gibi güzel ahlak Allah rizasi icin yapilan sadaka ve oruc gibi nafile ibadetlerle süslemek...
-ilim,nefsi asaglamak,tövbe,zikir ve tasavvuf (zikir kalbi temizler,kalbi buhardan siler,ihlasi saglar...)

Bunlar yapilirsa namaz kilmak kolaylasir,sen namazi kilmasan bile o seni kilar,yani ister istemez kilarsin.

alanyali07
25-09-2011, 09:44
yani demek istiyorsunki insanı fuhuş ve münkerden alıkoymayan
namaz namaz degildir, Şer'an, sahih degildir öylemi?
Eee ozaman günahkarlarin hicbirinin namazi kabul olmuyor demekki,ohalde hepsini kaza edelim bari...
ne alakası var şimdi bununla..Resulullah(sav)'a haber verilen o gencin durumuna Resulullah(sav) ne dedi, "zamanla namaz onu günahlardan korur" buyurdu, namazları kabul olmaz buyurmadı..
Ayet ne diyor, "namaz günahlardan korur"..
müfessirler ne diyor, doğru bir şekilde kılınan namaz günahlardan korur..Yukarda aktardım..
Ne yazarsan yaz demişsin tecrübe daha üstündür.. ayetten de mi daha üstündür..? İslam alimleri, müfessirler tecrübe edememiş mi diye sorarım sana o zaman..Eğer sen bu ayetin ve bu konuda İslam alimlerinin tecrübelerine ters bir tecrübe yaşıyorsan senin tecrübende sorun vardır bence kardeşim..
Mesela dün kendi başından geçen birşey anlattın,babama bağırdım,namazdaki huşum gitti dedin..Peki sen babana bağırdığın o fiile kadar,namazlarını tam mükemmel şekliyle kılıyor muydun ? mesela o olaydan öncesi birkaç gün sürekli tüm namazlarını cemaatle kıldınmı,sabah namazında dahi cemaate devam ettinmi,tadili erkana,sünnetlere uydunmu ? Bu somut olayı ele alalım istersen..

Yeni-OSMANLI
25-09-2011, 10:00
Sen ne yazdigini bilmiyormusun:
demissinki:
"Şimdi biz diyoruz ki: Şer'an, sahih olan namaz insanı, bu iki şeyden, mutlak olarak alıkor."
ardindan bu iki şeyden, mutlak olarak alıkoymayan namazin kaza edilmesinden bahsetmissin.
Bu Namaz mutlak olarak haramdan alikor demissin.
bende dedimki madem öyle alikoymuyorsa demekki namazimiz Şer'an caiz degil,günahkar oldugumuza göre namaz kilmamiza gerek yok...BU ANLAMA GELIYOR!

Oysa islama göre kisi günahkarda olsa namazi kilmasi farzdir,hüsüyü yakalayamasada,nefsine agir gelsede,seytan vesvese versede,günahdan uzak duramasada namazi kilmalidir ve bu namaz Allahin izniyle (tadili erkan ile kilindigi sürece) sahihdir.
Elinden gelen tüm gayreti göstermesine ragmen Husu ve ihlasi yakalayamiyorsa hatayi namazda degil husu ve ihlasa mani olan diger eksikliklerinde,hata ve kusurlarinda aramali.

Hidayet ve Namaz Allahin bir lütfüdür.Mükafatt gibidir yani,.Insan güzel ahlakiyla,tövbesiyle,nefsini terbiye etme gayretiyle ,orucuyla,sadakasiyla Allahin sevgisini kazanmadan namazi geregi gibi kilamaz.

alanyali07
25-09-2011, 10:09
[SIZE="3"][FONT="Comic Sans MS"]Sen ne yazdigini bilmiyormusun:
demissinki:
"Şimdi biz diyoruz ki: Şer'an, sahih olan namaz insanı, bu iki şeyden, mutlak olarak alıkor."
ardindan bu iki şeyden, mutlak olarak alıkoymayan namazin kaza edilmesinden bahsetmissin.
Bu Namaz mutlak olarak haramdan alikor demissin.
bende dedimki madem öyle alikoymuyorsa demekki namazimiz Şer'an caiz degil,günahkar oldugumuza göre namaz kilmamiza gerek yok...BU ANLAMA GELIYOR!



Bence sen ne okuduğunu bilmiyorsun :)
Onu diyen ben değilim, Alimlerin büyüklerinden Müfessir Fahreddin Razi hazretleri.... !!!!
Mutlak alıkor dan kastını da ilerleyen örneklerde açıklamış, belli bir zaman sonra eğer namazda süreklilik sağlanırsa,derinleşme sağlanırsa diye örnekler vermiş..ilk kıldığın sahih namazda birden tüm günahlardan mutlak uzak kalacaksın demiyor..Resulullah(sav) da aynı teminatı vermiyor mu o gence, "namaz onu ilerde o günahlardan korur" diyor..Aslında anlamak istersen anlayacaksın ama kendini şartlamışsın sanırım ayete itiraz etmek için.. Ortada bir teminat var, Allah'ın teminatı..Hadis-i şerif var ve uygulamalar var..İbn Abbas'a soruyorlar,günahlardan nasıl korunalım diye, "namazlarınızı daha güzel kılın" diyor ve ilgili ayeti okuyor..
İmam-ı Rabbani de aynı şekilde mektubunda söylüyor dün verdim..
Baban hakkında anlattığın o durum hakkında sorduğum soruya da yanıt isteyebilir miyim ?

Yeni-OSMANLI
25-09-2011, 10:37
Benim ayete itiraz ettigim yok,neden böyle bir söz kullaniyorsunki?

Ayetin tefsirinde alintiladigim yanlis anlasilmaya müsaid cümleler var,itirazim bunlara.

Imam Rabbaniden söz acmissin...

İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:

Haramlardan tamamen kaçınabilmek için, mubahların fazlasından kaçınmalı! Mubahları gerektiği kadar kullanmalı! Bir insan, mubah [İslamiyetin izin verdiği] şeylerden her istediğini yapar, taşkınca mubah işlerse, şüpheli şeyleri yapmaya başlar. Şüpheliler ise, haram olanlara yakındır. İnsanın nefsi, hayvan gibi, kendine düşkündür. Uçurum yanında dolaşan, bir gün uçuruma düşebilir. Takvayı tam yapabilmek için mubahları gerektiği kadar kullanmalı, zaruret miktarını aşmamalı! Bu kadarını da, kulluk vazifelerini yapabilmek için kullanmaya, niyet etmelidir. Mubahların fazlasından kaçınabilmek büyük nimettir.
Hiç olmazsa, haramlardan kaçınmalı, mubahların fazlasından da elden geldiği kadar sakınmaya çalışmalı! Mubahlar lüzumundan fazla işlendiğinde, pişman olup tövbe etmeli! Bu işleri, haram işlemeye başlangıç bilmeli! Allahü teâlâya sığınmalı ve yalvarmalı! Bu pişmanlık, tövbe ve yalvarmak, belki mubahların fazlasından büsbütün sakınmak yerine geçerek, böyle işlerin zararından korur. Çünkü (Günahkârın, boynunu bükmesi, ibadet edenin göğsünü kabartmasından daha iyidir) buyurmuşlardır. (m.76)

Yeni-OSMANLI
25-09-2011, 10:40
Baban hakkında anlattığın o durum hakkında sorduğum soruya da yanıt isteyebilir miyim ?


soruyu hatirlamiyorum,aradim bulamadim,tekarar soruver...

Yeni-OSMANLI
25-09-2011, 10:42
Dinimizde zararı yok etmek, fayda sağlamaktan önce gelir. Yanlış yapmamak, iyi yapmaktan önce gelir. Genelde birçok iyi işimiz unutulur, fakat bir kötü işimiz hiç unutulmaz, daima karşımıza çıkarılır. Ne kadar iyi iş yaparsak yapalım, bunlar görülmez, ama bir hata yaparsak, bu asla unutulmaz. Onun için, yanlış sözden, yanlış bakıştan, yanlış işten çok sakınmalıdır.

İslam hukukunu bildiren Mecelle’de, (Def-i mefâsid, celb-i menafiden evladır) deniyor. (Zararı yok etmek, fayda sağlamaktan önce gelir) anlamındadır. Birkaç örnek verelim:
Günahtan sakınmak, sevab kazanmaktan önce gelir. Yasaklardan, zararlardan kaçmak, iyi, faydalı şeyleri yapmaktan daha önce gelir. Mekruhtan sakınmak, sünnet işlemekten daha önce gelir. Haramdan sakınmak, farzı yapmaktan önce gelir.
Emir ile yasak bir araya gelince, yasaktan kaçmak önce gelir. Bir emri yapmak, bir haramı işlemeye sebep olursa, haram işlememek için, o emir terk edilir, yapılmaz. Mesela namaz kılarken necaseti temizlemek emirdir, başkalarının yanında avret yerini açmak ise yasaktır. Avret yerini açmadan temizleme imkanı yoksa, yasaktan kaçılır, yani avret yeri açılmaz. Emre uymak ise, sünnete, müstehaba, edebe uymaktan önce gelir. (El emrü fevkal edeb) buyurulmuştur. (Emre uymak, edebi gözetmekten önce gelir) demektir. Mesela, bir yere büyüklerden önce girmek edebe aykırıdır. Ama o büyük gir demişse hemen girilir. (Estağfirullah, önce siz buyurun) diyerek ona emir vermek çok yanlıştır.

Dünya sevgisini kalbden çıkarmadan Allah sevgisini koymak mümkün olmaz. Kalbine Allah sevgisini koymak isteyenin, haramlardan kaçarak dünya sevgisini kalbinden çıkarması gerekir. Kalbden dünya sevgisi çıkınca, Allah sevgisi kendiliğinden girer.

Bir de dinimizde, (Ehemmi mühimme tercih) prensibi vardır. Bu, daha önemli olanı, önemli olana tercihtir. Elzem yani daha çok lüzumlu olanı, lazım olana tercihtir. Mesela sünnet işlemek nafileye tercih edilir. Hazret-i Ömer, sabah namazını kıldırınca, cemaat arasında bir genci göremeyip sebebini sorunca, (O her gece nafile ibadet yapıyor. Belki sabahı kılınca uyumuştur) dediler. (Bütün gece uyusaydı da, sabah namazını cemaat ile kılsaydı, daha iyi olurdu) buyurdu. Görülüyor ki bir farzı yaparken, edeplerinden bir edebi yapmak ve bir mekruhundan sakınmak, zikir, fikir ve murakabeden kat kat daha kıymetlidir. Bunlar, o edebleri yapmakla ve mekruhlardan sakınmakla beraber yapılırsa, elbette çok faydalı olurlar. Fakat onlar olmadan, bir şeye yaramaz. Bunun gibi, bir lira zekât vermek, binlerce lira nafile sadaka vermekten daha iyidir. O bir lirayı verirken bir edebini gözetmek, mesela, yakın akrabaya vermek de, o nafile sadakadan kat kat daha iyidir.

Bunun için, önce Ehl-i sünnete uygun iman etmek, sonra haramlardan sakınmak, sonra farzları yapmak, sonra mekruhlardan sakınmak, sonra müekked sünnetleri, daha sonra da müstehabları yapmak lazımdır. Bu sırada, önce olanı yapmayanın, sonra olanı yapmasının hiç faydası olmaz ve önce olanı yapabilmek için, sonra olanı terk etmesi caiz, hatta vacib olur.

Evliya olmak için de, bunları yapmak lazımdır. Sırayla, önce Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi iman etmek, sonra haramlardan sakınmak, farz olan ibadetleri yapmak ve salih olan müminleri sevmek lazımdır. İhlâsla yapılmayan ibadetin faydası olmaz, sevabı olmaz. İhlâs, her şeyi yalnız Allah rızası için yapmaktır. Mesela Tam İlmihal’de bildirilen, kendine farz olan ilimleri öğrenmek farz-ı ayndır. Bir müddet böyle farz-ı ayn ilim öğrenmek, bin sene nafile ibadetten üstündür. Çünkü nafile, denizin yanında damla bile değildir.

http://m.dinimizislam.com/detay.asp?aid=2746

Yeni-OSMANLI
25-09-2011, 10:46
Bir haramdan kaçmak, milyonlarca nafile namaz kılmaktan evladır. Haram işleyerek farz, mekruh işleyerek sünnet yapılmaz. Günahtan kaçmak ibadet yapmaktan önce gelir. (U. Besair)

Dinimizde, günahtan kaçınmak, sevap kazanmaktan önce gelir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Az bir haramdan kaçmak, 80 bin nafile hac sevabından efdaldir.) [Deylemi]

Bir hadis-i şerifte, (Çok az bir günahtan kaçınmak, bütün cin ve insanların ibadetleri toplamından daha iyidir) buyuruluyor.

Yeni-OSMANLI
25-09-2011, 10:59
İbadetleri dinimizin bildirdiği şekilde yapmak, mesela beş katlı bir İslam binasına sahip olmak için, önce bir iman arsası gerekir. Sonra, sıra ile katları çıkmak gerekir. Bu katlar; Haramlardan kaçma katı, Farzları ifa katı, Vacipleri ifa katı, Mekruhlardan kaçma katı, Sünnetleri [ve nafileleri] ifa katıdır.


Arsa: Arsa yoksa bina kurulmaz. Bu arsa, doğru imandır. İman olmadan Müslümanlık olmaz. İslam binasının kurulacağı arsa, bataklıkta, oynak yerlerde olursa, üzerine emniyetli bina kurulamaz, yıkılır. Onun için imanın doğru olması şarttır. Yani küfür pisliklerinden temiz olması gerekir. Ehl-i sünnet olmayanın [bid'at ehli sapıkların] ibadetleri sahih olmaz. İman arsası olmayanın, haramlardan kaçması veya ibadet yapması bir şey ifade etmez. Kâfir içki içmese, kumar oynamasa, cami, çeşme yaptırsa, her ibadeti yapsa bir sevap kazanamaz. Bir bina yaparken ikinci katı yapmak için önce birinci katın yapılması şart olduğu gibi, İslam binasını kurarken de aynı sistem geçerlidir:


1- Haramlardan kaçma katı: Avret yerini açmadan necaseti temizlemek mümkün değilse namazı öyle kılar. Çünkü necaseti temizlemek emir, avret yerini açmak yasaktır.


2- Farzları ifa katı: Haramlardan kaçmadan farz katı inşa edilemez. Haram işleyerek, farz yapılmaz. Yani farzları sahih olsa da kabul olmaz. Cünüp kimse tenha yer bulamazsa, teyemmüm eder. Çünkü farz olan bir emri yapmak, bir haram işlemesine sebep olursa, haram işlememek için, o emir yapılmaz, tehir edilir. Zengin olan Hanefi bir kadının yanında mahremi olmadan hacca gitmesi haramdır. Farz olan tavafı da, erkeklere sürtünerek, yani haram işleyerek yapamaz. (Redd-ül Muhtar)


3- Vacipleri ifa katı:Vacipleri de yapabilmek için haramlardan kaçmak gerekir.


4- Mekruhlardan kaçma katı: Mekruh işleyerek sünnet yapılmaz. Cemaat ile namaz kılınırken, sünnete başlamak mekruhtur. Mekruh işlememek için, sabahın sünneti bile terk edilir.


5- Sünnet ve nafileyi ifa katı: Camiye girince tehıyyat-ül-mescid namazı kılmak sünnettir. Eğer kerahet vakti ise bu sünnet olan namaz kılınmaz, mekruh olur. Vakit daralınca, ilk sünneti kılmak, farzın kazaya kalmasına sebep olursa, bu sünneti kılmak haram olur. Sabah camiye gelen, imam teşehhüdde ise, sünneti kılmadan imama uyar. Daha sonra da sünneti kılmaz. Sünneti kılınca, ikinci rekatın teşehhüdüne yetişme ihtimali varsa, dışarıda kılacak bir yer de yoksa direk arkasında sünneti kılar. Kamet okunduktan sonra, sabahın sünnetini kılacak cemaatten ayrı bir yer yoksa, cemaat içinde sünnete durulmaz.

http://serkanipard.blogcu.com/etiket/ka%C3%A7mak

alanyali07
25-09-2011, 11:20
Benim ayete itiraz ettigim yok,neden böyle bir söz kullaniyorsunki?

çünkü ayete itiraz edip,"aslında öyle değil,böyle" der gibi bir tutum içindesin, ben öyle algıladım..Halbuki ayet açık,ve hem sünnette hem müfessirler ayeti olduğu gibi anlamışlar.."Allahü teala öyle buyuruyorsa evet namaz insanları günahtan korur" demek lazım..İşittik ve itaat ettik..
Aynı benzer ifadeler Kurtubi tefsirinde de vardır, aynı hadis-i şerif orada da anlatılır :
Ensar'dan bir genç var*dı. Peygamber (sav) ile birlikte namaz kılar, bununla birlikte ne kadar hayâ*sızlık, hırsızlık varsa mutlaka işlerdi. Bu kişiden Peygamber (sav)'a söz edi*lince şöyle dedi: "Şüphesiz ki namaz pek yakında onu (bu işlerinden) vazgeçirecektir."[37] (ada99:029.htm#_ftn37) Gerçekten aradan fazla bir zaman geçmeden tevbe etti ve ha*lini düzeltti. Bunun üzerine Rasûlullah (sav): "Ben size dememiş miydim?" diye buyurdu.



Ayetin tefsirinde alintiladigim yanlis anlasilmaya müsaid cümleler var,itirazim bunlara.
yanlış anladıysan sen yanlış anlamışsın, bugüne kadar o kısımları hangi alim yanlış anlamış ta itiraz etmiş ki,öyle bir tenkit biliyor musun o kısımlara yönelik..




Imam Rabbaniden söz acmissin...

İmam-ı Rabbanî hazretleri buyuruyor ki:

Haramlardan tamamen kaçınabilmek için, mubahların fazlasından kaçınmalı! Mubahları gerektiği kadar kullanmalı! Bir insan, mubah [İslamiyetin izin verdiği] şeylerden her istediğini yapar, taşkınca mubah işlerse, şüpheli şeyleri yapmaya başlar. Şüpheliler ise, haram olanlara yakındır. İnsanın nefsi, hayvan gibi, kendine düşkündür. Uçurum yanında dolaşan, bir gün uçuruma düşebilir. Takvayı tam yapabilmek için mubahları gerektiği kadar kullanmalı, zaruret miktarını aşmamalı! Bu kadarını da, kulluk vazifelerini yapabilmek için kullanmaya, niyet etmelidir. Mubahların fazlasından kaçınabilmek büyük nimettir.
Hiç olmazsa, haramlardan kaçınmalı, mubahların fazlasından da elden geldiği kadar sakınmaya çalışmalı! Mubahlar lüzumundan fazla işlendiğinde, pişman olup tövbe etmeli! Bu işleri, haram işlemeye başlangıç bilmeli! Allahü teâlâya sığınmalı ve yalvarmalı! Bu pişmanlık, tövbe ve yalvarmak, belki mubahların fazlasından büsbütün sakınmak yerine geçerek, böyle işlerin zararından korur. Çünkü (Günahkârın, boynunu bükmesi, ibadet edenin göğsünü kabartmasından daha iyidir) buyurmuşlardır. (m.76)
Nedense hep farklı konuları ele almaya çalışıyorsun, mübahların fazlasından kaçınmak en zirve noktadır,zira kişi haramdan uzaklaşmış,harama niyeti dahi ortadan kaldırmak için mübahlardan vazgeçmek yolunu seçimiş..Biz ise burada günah işleyen birisinin günahlardan kurtulmasını konuşuyoruz..konumuz olan günahlardan vazgeçmekte iradesiz olan kişiye mübahlardan vazgeçmesini hangi iradeyle yaptıracaksın ?????????:)

Aynı İmam-ı Rabbani şu şekilde buyruyor :
"Nihâyet, Allahü teâlâ, lutf ederek şöyle bildirdi ki, (Amâl-i sâliha), islâmın beş rüknü, direğidir. İslâmın bu beş temelini, bir kimse hakkı ile, kusursuz yaparsa, Cehennemden kurtulması kuvvetle umulur. Çünki bunlar, aslında sâlih işler olup, insanı günâhlardan ve çirkin şeyleri yapmaktan korur. Nitekim, Ankebût sûresi, kırkbeşinci âyetinde meâlen, (Kusursuz kılınan bir namaz, insanı pis, çirkin işleri işlemekten korur) buyuruldu. Bir insana, islâmın beş şartını yerine getirmek nasip olursa, nîmetlerin şükrünü yapmış olur. Şükrü yapınca, Cehennem azâbından kurtulmuş olur. Çünki, Nisâ sûresi, yüzkırkaltıncı âyetinde meâlen, (Îman eder ve şükr ederseniz, azâb yapmam) buyuruldu. O hâlde, islâmın beş şartını yerine getirmeğe cân ve gönülden çalışmalıdır.
Bu beş arasında bedenle yapılacakların en önemlisi, namazdır ki, dînin direğidir. Namazın edeblerinden bir edebi kaçırmıyarak kılmaya gayret etmelidir. Namaz temâm kılınabildi ise, islâmın esas ve büyük temeli kurulmuş olur. Cehennemden kurtaran sağlam ip yakalanmış olur. Allahü teâlâ, hepimize doğru dürüst namaz kılmak nasip eylesin!
Namaza dururken, (Allahü ekber) demek, (Allahü teâlânın, hiçbir mahlûkun ibâdetine muhtaç olmadığını, her bakımdan hiçbirşeye ihtiyacı olmadığını, insanların namazlarının, Ona Faydası olmıyacağını) bildirmektedir. Namaz içindeki tekbîrler ise, (Allahü teâlâya karşı yakışır bir ibâdet yapmaya liyâkat ve gücümüz olmadığını) gösterir. Rükü'deki tesbîhlerde de, bu manâ bulunduğu için, rükü'den sonra, tekbîr emr olunmadı. Hâlbuki, secde tesbîhlerinden sonra emr olundu. Çünki, secde tevâdu' ve aşağılığın en ziyâdesi ve zıllet ve küçüklüğün son derecesi olduğundan, bunu yapınca, hakkı ile, tâm ibâdet etmiş sanılır. Bu düşünceden korunmak için secdelerde yatıp kalkarken, tekbîr söylemek sünnet olduğu gibi, secde tesbîhlerinde âlâ demek emr olundu. Namaz, müminin mîracı olduğu için, namazın sonunda, Peygamber efendimizin mîraç gecesinde söylemekle şereflendiği kelimeleri [yâni, ettehıyyâtü...yü] okumak emr olundu. O hâlde, namaz kılan bir kimse, namazı kendine mîraç yapmalı. Allahü teâlâya yakınlığının nihâyetini namazda aramalıdır.
Peygamberimiz buyurdu ki, (İnsanın, Rabbine en yakın olduğu zaman, namaz kıldığı zamandır). Namaz kılan bir kimse, Rabbi ile konuşmakta, Ona yalvarmakta ve Onun büyüklüğünü ve Ondan başka herşeyin hiç olduğunu görmektedir. Bunun için, namazda korku, dehşet, ürkmek hâsıl olacağından, tesellî ve rahat bulması için, namazın sonunda, iki defa selâm vermesi emr buyuruldu. Peygamberimiz bir hadis-i şerifde, (Farz namazdan sonra 33 tesbîh, 33 tahmîd, 33 tekbîr ve bir de tehlîl) emr etmiştir. Bunun sebebi, bu fakirin anladığına göre, namazdaki kusurlar (Tesbîh) ile örtülür. Lâyık olan, tâm ibâdet yapılamadığı bildirilir. (Tahmîd) ile, namaz kılmakla şereflenmenin Onun yardımı ve eriştirmesi ile olduğu bilinerek, bu büyük nîmete şükr, hamd edilir. (Tekbîr) ederek de, Ondan başka ibâdete lâyık kimse olmadığı bildirilir.
[Bu mühim sünneti elden kaçırmamalı. Câmilerde, cenâze olduğu zamanda da, Âyet-el-kürsî ile tesbîhleri terk etmemelidir].
Namaz, şartlarına ve edeblerine uygun olarak kılınır ve yapılan kusurlar da böylece örtülüp, namazı nasip ettiğine de şükr edip ve ibâdete, başka hiç kimsenin hakkı olmadığı, kalbinden temiz ve hâlis olarak, kelime-i tevhîd ile bildirilince, bu namaz, kabûl olunabilir. Bu kimse, namaz kılanlardan ve kurtuluculardan olur. Yâ Rabbî! Peygamberlerinin en üstünü hurmeti için bizleri namaz kılan ve kurtulan, mes'ûd kullarından eyle! Âmîn. 304.MEKTUP
---------

Diğer yaptığın alıntılar da günahlardan kaçınmanın fazileti hakkında :) niye dönüp dönüp aynı fazileti işliyorsun ki..zaten sorun o fazilete nasıl kavuşacağımız..
"en zor" olan günahlardan kaçınma iradesini kullanabilmek için, daha az zor olanda ustalaşmak lazım..
Tekrar ediyim, bir kişi "daha az zor" olan namazda, iradesini en güzeli yapmak yönünde kullanamıyorsa, "en zor" olan günahlardan kaçınma yönünde bu iradesini nasıl muhafaza edecek ???? namazda tam işe yaramayan irade, günahlardan kaçınmak da ne kadar işe yarar ????


soruyu hatirlamiyorum,aradim bulamadim,tekarar soruver...

:) ah kardeşim üstünkörü okuyorsun yazılanları,bu itirazlar ,görmemeler ondan :)

Mesela dün kendi başından geçen birşey anlattın,babama bağırdım,namazdaki huşum gitti dedin..Peki sen babana bağırdığın o fiile kadar,namazlarını tam mükemmel şekliyle kılıyor muydun ? mesela o olaydan öncesi birkaç gün sürekli tüm namazlarını cemaatle kıldınmı,sabah namazında dahi cemaate devam ettinmi,tadili erkana,sünnetlere uydunmu ? Bu somut olayı ele alalım istersen..

Yeni-OSMANLI
25-09-2011, 11:24
alanyali kardes,sana bir soru:
Günahlarina tövbe etmeyen namaz kilabilirmi?
Yani günah isleyecegini bile bile namaz kilan bir insanin namazi nasil bir namaz olur?

Böyle birsey düsünülemez.
Bu akil ve mantigada aykiridir.

Ohalde demekki tövbe etmek namazdan önce gelir.
sen nasil hala namazin öncelikli oldugunu savunursun aklim almiyor.Hatta dogru itikada iman herseyden önce gelir.
önce iman,sonra ibadet ama ibadetten önce günahlara tövbe etmeli ve bu tövbeyi varsa kul hakki veya telafi edilmesi gereken baska hatalar önce bunlari telafi etmeli,sadakayla,duayla,zikirle,tefekkürle bu tövbeyi güclendirmeli ve hemen pesinden bu günahlari islememeye elinden gelen tüm gayretle azim ederek namaza ve diger farzlara baslamali.

Bunun baska bir izahi olamaz.

sana ayrica asagdaki yaziyi okumani tavsiye ederim.

Malumnuzdur ki, ayet ve hadisler edebi yönden en zengin ve benzeri olmayan, söz ve manaları ihtiva den hazinedirler.onların bir benzerlerini asla kimse sarf edemez ve o muhteşem mana alemine giremez..hadis ve ayetlerde bazen öyle kelimelerle karşılaşırız ki, manasını aklımız idrak edemez…hatta bir çok alim bile, bir kelimenin lafzını tevil ederken ihtilaf etmiş ve edegelmişlerdir…bu ayetlerdeki lafızların değişik manaya geldiklerinden dolayıdır…

Ayet ve hadislerin şerhlerine baktığımız zaman; “ şu alim bunu öyle alamış,falan alim bunu öyle anlamış” gibi ifadelere sartlarız…dimiii….işte bu ayet ve hadislerin değişik manaları ifade ettiklerini gösterir…***bazen bir söz geçer ayet ve hadiste,”ama kastedilen şey başka olur”…ayet ve hadislerde; kinaye,eş anlam,mecaz anlam gibi birçok edebi snatı görebilmekteyiz…

Ve alimleri alim yapan şeyin; AYET VE HADİSLERİ KAVRAMA VE TEVİL ETME gücüne sahip olduklarını yine bilyoruz inşALLAH..alimler ayet ve hadislere baktıklarında, “neyin kastedildiğini,hangi lafızların hangi manada kullanıldığını., ayet veya hadisin ne zaman nazil olduğunu,kimleri kasteddiğini, bilir ve anlarlar…zaten işte bundan dolayı alimdirler yaa….

Ve bizim gibi acizler, AYET VE HADİSLERİ tevil etme ve anlama gücüne sahib değildirler.ayet ve hadislerin tevili için alimlere ihtiyaç duyarız.zira başka çaremiz yoktur da..kendi aklımıza tevil yapmamız ALLAH muhafaza çok tehlikeli bişeydir..ucunda delalaet , hatta şirke düşme bile vardır bunun…

Diyeceğim şudur ki; ayet ve hadisleri kendi mantığımızla tevil etmeye kalkışmayalım inşALLAH…alimler,müfessirler,fakıhler nasıl anlamışsa öyle anlıyalım…bu konuda onlara ittibaa edelim..zira helali-haram,haramı-helal anlar isek kendi aklımızdan, bu çok tehlikeli bir iş olur hakkımızda…biz buna muktedir değiliz.

Bazen kardeşler gelir ve bir mesele hakkında bişey söylerler..ve akabinden hadis okurlar konuyla ilgili..ama bide bakarlar ki, okudukları hadisten çıkardıkları hüküm, alimlerin görüşlerine (icmaya) testir...çıkmaza girerler...
-Eeee ben hadis okudum ama bu konuda...okuduğum hadiste öyle diyor!!!! (diye çıkmaza girdikleini ifade edeler)....
işte bu hadisi tevil etmeden doalyı çıkan sorundan ibarettir...demek ki alimler kardeşimizin okuduğu hadisi farklı tevil etmişlerdir...(otada bişey yok yani...)
onun içindir ki, hadis ile beraber onun şerhini okumalı ve öğrenmeliyiz...ancak o zaman o hadise vakıf olabiliriz....kendi kafamıza göre tevil ederisek çıkmaza girmememiz mümkün değildir...

alanyali07
25-09-2011, 11:34
alanyali kardes,sana bir soru:
Günahlarina tövbe etmeyen namaz kilabilirmi?
Yani günah isleyecegini bile bile namaz kilan bir insanin namazi nasil bir namaz olur?

Böyle birsey düsünülemez.
Bu akil ve mantigada aykiridir.

Ohalde demekki tövbe etmek namazdan önce gelir.
sen nasil hala namazin öncelikli oldugunu savunursun aklim almiyor.Hatta dogru itikada iman herseyden önce gelir.
önce iman,sonra ibadet ama ibadetten önce günahlara tövbe etmeli ve bu tövbeyi varsa kul hakki veya telafi edilmesi gereken baska hatalar önce bunlari telafi etmeli,sadakayla,duayla,zikirle,tefekkürle bu tövbeyi güclendirmeli ve hemen pesinden bu günahlari islememeye elinden gelen tüm gayretle azim ederek namaza ve diger farzlara baslamali.

Bunun baska bir izahi olamaz.

sana ayrica asagdaki yaziyi okumani tavsiye ederim.

Malumnuzdur ki, ayet ve hadisler edebi yönden en zengin ve benzeri olmayan, söz ve manaları ihtiva den hazinedirler.onların bir benzerlerini asla kimse sarf edemez ve o muhteşem mana alemine giremez..hadis ve ayetlerde bazen öyle kelimelerle karşılaşırız ki, manasını aklımız idrak edemez…hatta bir çok alim bile, bir kelimenin lafzını tevil ederken ihtilaf etmiş ve edegelmişlerdir…bu ayetlerdeki lafızların değişik manaya geldiklerinden dolayıdır…

Ayet ve hadislerin şerhlerine baktığımız zaman; “ şu alim bunu öyle alamış,falan alim bunu öyle anlamış” gibi ifadelere sartlarız…dimiii….işte bu ayet ve hadislerin değişik manaları ifade ettiklerini gösterir…***bazen bir söz geçer ayet ve hadiste,”ama kastedilen şey başka olur”…ayet ve hadislerde; kinaye,eş anlam,mecaz anlam gibi birçok edebi snatı görebilmekteyiz…

Ve alimleri alim yapan şeyin; AYET VE HADİSLERİ KAVRAMA VE TEVİL ETME gücüne sahip olduklarını yine bilyoruz inşALLAH..alimler ayet ve hadislere baktıklarında, “neyin kastedildiğini,hangi lafızların hangi manada kullanıldığını., ayet veya hadisin ne zaman nazil olduğunu,kimleri kasteddiğini, bilir ve anlarlar…zaten işte bundan dolayı alimdirler yaa….

Ve bizim gibi acizler, AYET VE HADİSLERİ tevil etme ve anlama gücüne sahib değildirler.ayet ve hadislerin tevili için alimlere ihtiyaç duyarız.zira başka çaremiz yoktur da..kendi aklımıza tevil yapmamız ALLAH muhafaza çok tehlikeli bişeydir..ucunda delalaet , hatta şirke düşme bile vardır bunun…

Diyeceğim şudur ki; ayet ve hadisleri kendi mantığımızla tevil etmeye kalkışmayalım inşALLAH…alimler,müfessirler,fakıhler nasıl anlamışsa öyle anlıyalım…bu konuda onlara ittibaa edelim..zira helali-haram,haramı-helal anlar isek kendi aklımızdan, bu çok tehlikeli bir iş olur hakkımızda…biz buna muktedir değiliz.

Bazen kardeşler gelir ve bir mesele hakkında bişey söylerler..ve akabinden hadis okurlar konuyla ilgili..ama bide bakarlar ki, okudukları hadisten çıkardıkları hüküm, alimlerin görüşlerine (icmaya) testir...çıkmaza girerler...
-Eeee ben hadis okudum ama bu konuda...okuduğum hadiste öyle diyor!!!! (diye çıkmaza girdikleini ifade edeler)....
işte bu hadisi tevil etmeden doalyı çıkan sorundan ibarettir...demek ki alimler kardeşimizin okuduğu hadisi farklı tevil etmişlerdir...(otada bişey yok yani...)
onun içindir ki, hadis ile beraber onun şerhini okumalı ve öğrenmeliyiz...ancak o zaman o hadise vakıf olabiliriz....kendi kafamıza göre tevil ederisek çıkmaza girmememiz mümkün değildir...

:) :) Kardeşim sen iyi misin, başından beri ayetin tefsirine itiraz eden,alimlere itiraz eden sensin..Ayet ortada, tefsiri ortada..Hadis-i şerif ortada..bu yazıyı bence sen okumalısın iyice :)

Mesela başka bir alim Mahmud Esad Coşan :
"İnsan bir namaza gelince insafa da gelir. Bir kötülüğe niyet etmişse bile, o kötülükten vaz geçer. Kötülüğü yapmayı bırakır. Böylece namazın, bir de kötülükten uzaklaştırma özelliği vardır. Ayet-i kerime böyle..." diyor ayetin açıklamasında ..


Daha neyin itirazı içindesin anlayamadım doğrusu..

Yeni-OSMANLI
25-09-2011, 11:55
Mesela dün kendi başından geçen birşey anlattın,babama bağırdım,namazdaki huşum gitti dedin..Peki sen babana bağırdığın o fiile kadar,namazlarını tam mükemmel şekliyle kılıyor muydun ? mesela o olaydan öncesi birkaç gün sürekli tüm namazlarını cemaatle kıldınmı,sabah namazında dahi cemaate devam ettinmi,tadili erkana,sünnetlere uydunmu ? Bu somut olayı ele alalım istersen..

:)
kardesim namaz kücük günahlarin affina vesiledir ama insani tüm zaaflarindan arinmis,günahsiz ,zaafsiz,kusursuz,mükemmel,dört dörtlük yapmaz.Senin anlattiklarin bu anlama geliyor.
Eger bukadar kolay olsaydi nefis terbiyesi hakkinda bunca eser yazilmazdi.
Eger bukadar kolay olsaydi zikir cekmemize,dua etmemize ve diger nafile ibadetleri yapmamiza gerek olmazdi:)

Evet namazlarimi geregi gibi kiliyordum.
fakat sunuda unutmamak gerekiyorki namazda ne kadar titizlik gösterirsem göstereyim,namaz mesela iradeyi güclendirsede iradeyi güclendiren tek sebeb degildir.
Orucda iradeyi güclendirir mesela...günlük yaptigimiz zikir,dua...vs...gibi diger ibadetlerde iradeye yansir.

Ben o gün namazimi mkilmisdim ama diger ibadetlerimde ihmalkar davranmisdim,ayrica niyetliydim ve karakter olarak oruc tittugum zaman asabi olabiliyorum,özellikle hatalar zinciri devam ederse,ki,o gün sadece babamla tartismamisdim,bundan önce isyerinde bir baska müsteriyle daha tartismisdim:)
ayrica Allah affetsin, karsima cikan güzel bir kadina sehvetle bakmisdim ve yogun is sebebiyle tövbeyi geciktirmisdim...bu geciktirme sonucu kalbimde siyah nokta olusmudu.

''Mü'min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta meydana gelir.Eğer o günahı hemen bırakıp tövbe ve istiğfar ederse,kalbi eski parlaklığına kavuşur.Günah işlemeye devam ederse siyah noktalar gittikçe çoğalır ve kalbini büsbütün kaplar.''
Bu siyah noktalar,ALLAH Teala'nın:''Hayır hayır!Onların işlediği günahlar,kalplerini paslandırıp kirletmiştir.''(Mutaffifin,14)diye belirttiği pastır.
HADIS

Bu siyah nokta kalbimi katilastirmisdi,ihlasin azaldigini hissediyordum,namazlardan tad alamiyordum,Allahin bana kirgin oldugunu anliyordum..."daha sonra evinde sakin kafayla tövbe edersin,simdi olmuyor" düsüncesiyle Tövbe etmeyi daha sonraya birakmisdim...
Eve gidiyordumki,tövbe etmeden babam cikti karsima ve bana bir meseleden dolayi firca atinca bende karsilik vererek tartisma yasadik.
Bu günahlar zinciri sonucu kendimi cok rezil cok alcak cok pislik hissetmeye basladim ve biranönce bu durumdan dönmem gerektigini biliyordum.Onun icin tövbe niyetiyle bir güzel gusül abdesti aldim...ardindan babama gidip kendisinden özür diledim ve elini öptüm...daha sonra evimde iki rekat tövbe namazi kilip hatalarimi düsündüm ve bu tefekkür sayesinde icimde pismanlik hissi olusdu,basladim Allaha yalvarmaya,af diledim,özür diledim,bir daha islemeye söz verdim,tövbe ettim,dua ettim...ardindan hatalarimi düsünerek 100 kere estagfirullah zikrini ve ardindanda 100 kere Allahtan baska ilah yok düsüncesiyle tüm hata ve kusurlarimin önüne LAAA harfeini koayarak LAA ILAHE ILLALLH zikrini cektim...ondan sonra rahatladim,kendime geldim ve yatsi namazimi husu ile,ihlas ile gönül rahatligi ile kildim.
Tüm bunlari yapmasaydim namazimda bu husuyu bu ihlasi kesinlikle yakalayamazdim.
vesselam

Yeni-OSMANLI
25-09-2011, 11:57
Günahlarina tövbe etmeyen namaz kilabilirmi?
Yani günah isleyecegini bile bile namaz kilan bir insanin namazi nasil bir namaz olur?

Böyle birsey düsünülemez.
Bu akil ve mantigada aykiridir.

Ohalde demekki tövbe etmek namazdan önce gelir.
sen nasil hala namazin öncelikli oldugunu savunursun aklim almiyor.Hatta dogru itikada iman herseyden önce gelir.
önce iman,sonra ibadet ama ibadetten önce günahlara tövbe etmeli ve bu tövbeyi varsa kul hakki veya telafi edilmesi gereken baska hatalar önce bunlari telafi etmeli,sadakayla,duayla,zikirle,tefekkürle bu tövbeyi güclendirmeli ve hemen pesinden bu günahlari islememeye elinden gelen tüm gayretle azim ederek namaza ve diger farzlara baslamali.

Bunun baska bir izahi olamaz.

alanyali07
25-09-2011, 12:17
Günahlarina tövbe etmeyen namaz kilabilirmi?
Yani günah isleyecegini bile bile namaz kilan bir insanin namazi nasil bir namaz olur?

Böyle birsey düsünülemez.
Bu akil ve mantigada aykiridir.

Ohalde demekki tövbe etmek namazdan önce gelir.
sen nasil hala namazin öncelikli oldugunu savunursun aklim almiyor.Hatta dogru itikada iman herseyden önce gelir.
önce iman,sonra ibadet ama ibadetten önce günahlara tövbe etmeli ve bu tövbeyi varsa kul hakki veya telafi edilmesi gereken baska hatalar önce bunlari telafi etmeli,sadakayla,duayla,zikirle,tefekkürle bu tövbeyi güclendirmeli ve hemen pesinden bu günahlari islememeye elinden gelen tüm gayretle azim ederek namaza ve diger farzlara baslamali.

Bunun baska bir izahi olamaz.

Kardeşim sen namazın ruhunu manasını anlamamışsın daha bence..Namazın içinde tevbe ,pişmanlık ,korku,haşyet hepsi vardır zaten..Namaz kılan bir kişi kalbinde günahlarına tevbe taşımıyorsa, o kılınan namaz,zaten o anlattığımız "güzel ve doğru namaz" tanımlamasının içinde midir? elbette değildir..Biz burada namazı tam manasıyla bahsediyoruz..
Tekrar vurgulamak isterim..Ayet açık.."Muhakkak namaz insanı günahlardan korur" diyor..ayet bu..Ayetin tefsirini de hem Resulullah(sav) hem alimler yapmışlar..Düzgün ve doğru namaz kişiyi günahlardan alıkor..Bunları ben demiyorum..ben sadece ayeti ve alimlerin tefsirlerini aktarıyorum..
Fahreddin razi tefsiri, Kurtubi tefsiri diğer bütün tefsirler aynı şekilde..
kimseyi zorlayamayız, ayetin hükmüne itibar et diye tabi..Ben ayetin verdiği teminata itibar ediyorum..İsteyen itibar eder isteyen etmez ne yapalım.. :)

Kişi ayrıca dinin öngördüğü bir hayatı yaşamaya gayret etmeli..Mesela evlenen dininin yarısını korur diye bir hadis-i şerif vardı..Kişi bekarsa mümkün olduğunca evlenmeye gayret etmeli,bu birçok günahtan kişiyi koruyacaktır..ama her evlenen öyle güzel yaşamıyor,şimdi sorun kimde..o evliliği İslamiyetin istediği şekilde yaşamayan kişidedir..Aslında Kuran ve sünnette birçok formül verilmiş fakat biz yapamıyoruz,kusur bizde..Kuantumlarda felan aramaya gerek yok :)

Yeni-OSMANLI
25-09-2011, 12:51
Kişi ayrıca dinin öngördüğü bir hayatı yaşamaya gayret etmeli..Mesela evlenen dininin yarısını korur diye bir hadis-i şerif vardı..Kişi bekarsa mümkün olduğunca evlenmeye gayret etmeli,bu birçok günahtan kişiyi koruyacaktır..ama her evlenen öyle güzel yaşamıyor,şimdi sorun kimde..o evliliği İslamiyetin istediği şekilde yaşamayan kişidedir..Aslında Kuran ve sünnette birçok formül verilmiş fakat biz yapamıyoruz,kusur bizde..Kuantumlarda felan aramaya gerek yok :)

Hani namaz insani tüm günahlardan koruyordu,simdi evlilikte bircok günahtan korur diyorsun,bu celiski degilmi?

hani hertürlü fuhsiyattan alikoymayan namaz BATILDI ve kazasi gerekiyordu...

Simdide evlilikmi girdi isin icine,ne geregi var canim.
namazini husu ile kilarsa nefsini hertürlü fuhsiyattan korumus olacaktir nasil olsa dolayisiyla "evlilik imanin yarisidir" manasindaki hadisin hükmüde kalkar (tövbe hasa)

Ben sana bir hadis ekledim:

"''Mü'min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta meydana gelir.Eğer o günahı hemen bırakıp tövbe ve istiğfar ederse,kalbi eski parlaklığına kavuşur.Günah işlemeye devam ederse siyah noktalar gittikçe çoğalır ve kalbini büsbütün kaplar.''
Bu siyah noktalar,ALLAH Teala'nın:''Hayır hayır!Onların işlediği günahlar,kalplerini paslandırıp kirletmiştir.''(Mutaffifin,14)diye belirttiği pastır.

Peygamber efendimiz namazin hertürlü günahdan koruyacagini bilmiyormuki bu sözleri söylüyor (tövbe hasa)

namazini kilan nasil olsa günahdan korunnmus olacagi icin bu hadisin hükmüde ortadan kalkmis oluyor...dolayisiyla namazini kilan kurtulur,,nefsi terbiye niyetiyle cekilen zikirlerede,iradeyi güclendirme niyetiyle tutulan orucada gerek yok,arasira islenen günahlara tövbe etmeyede gerek yok,namaz nasil olsa tövbe gibidir,namazini kilan kamil dört dörtlük mükkemmel bir insan olacagina göre...

Tövbe hasa

Son söz olarak Yazdigin kelimelere dikkat et derim sana
ve en iyisi bir müddet benden uzak dur vesselam.

alanyali07
25-09-2011, 12:59
Hani namaz insani tüm günahlardan koruyordu,simdide evlilikmi girdi isin icine,ne geregi var canim.
namazini husu ile kilarsa nefsini hertürlü fuhsiyattan korumus olacaktir nasil olsa dolayisiyla "evlilik imanin yarisidir" manasindaki hadisin hükmüde kalkar (tövbe hasa)


Son söz olarak Yazdigin kelimelere dikkat et derim sana
ve en iyisi bir müddet benden uzak dur vesselam.

Ayetin açık hükmüne itiraz edenden uzak durmak lazım haklısın :) Kişi önce Allah'ın ayetine teslim olmalı, teslim olamayan günahlardan kurtulamaz ..vesselam.... !!!

Yeni-OSMANLI
25-09-2011, 13:04
sen vahabimisin?
Vahabiler ayetlerin zahir manasina göre amel ederlerde...

Eger ayeti senin dedigin gibi zahirine göre anlamis olsaydik ozaman bir cok hadisin ve mezheb imamlarimizin alimlerimizin icdihadlari bos ve gecersiz olurdu.Sen ne konusdugunun farkindamisin?

alanyali07
25-09-2011, 13:07
sen vahabimisin?
Vahabiler ayetlerin zahir manasina göre amel ederlerde...

Eger ayeti senin dedigin gibi zahirine göre anlamis olsaydik ozaman bir cok hadisin ve mezheb imamlarimizin alimlerimizin icdihadlari bos ve gecersiz olurdu.Sen ne konusdugunun farkindamisin?

Sen batınımisin, ayetin açık hükmünü kendi kafana göre ele alıyorsun :)
Ben müfessirlerden naklettim ilgili ayeti..Müfessirlere kafa tutan sensin hatırlatırım.."O ayet öyle değil böyle " diyerek ders vermeye kalkıyorsun.. Hangi alim, o ayeti zıt şekilde anlamış..isim ver bakalım..Hangi alim, " bu ayet böyle diyor ama aslında tam zıt şekilde olacak" diyor yaz bakalım..

Yeni-OSMANLI
25-09-2011, 13:37
Komik olmaya basliyorsun ama:)

Tartismayi özetlemek gerekirse:

Sen diyorsunki:
Ankebut suresin, 45. âyetinde mealen, (Kusursuz kılınan bir namaz, insanı kötü işlerden korur) buyuruldugu icin kötü işlerden korumadigi takdirde o namaz şer'an sahih olmaz.

yani namazin sahih olmasini kusursuzluga bagliyorsun,kusurlu namazlarin sahih olmadigini söylüyorsun,böylece günah isleyen bir kulun namazinin gecersiz ve batil oldugunu söylemis oluyorsun.
ayrica günahdan uzak durmanin birinci sartini namaza bagliyorsun,oysa namazi husu ile ihlas ile kilmak icin öncelikli ameller var.Tövbe etmek,sadaka vermek,zikir cekmek gibi ameller bosunami tavsiye edilyior?

Söylediklerin bu manaya geliyor.
yani ayet acik ve net,zahirine göre anlamak gerekiyor...

Bu ise islam alimlerinin bize bildirdikleri islama aykiridir.
Cünkü Ehli-sünnet ölcülerine göre hatalarimiz kusurlarimiz olsada tadili erkan ile farzlarina ve sünnetlerine dikkat ederek kildigimiz namazlarimiz sahihdir.

Ayrica yüce Allah ve Resulü (sav) bizi tövbe etmeye tesvik etmektedir,hicbir yerde "namazinizi kusursuz kilarsaniz tövbe etmenize gerek kalmaz" diye gecmemektedir.


cünki, eger namazlarimiz bizi (ayetin zahirine göre" kötü islerden büsbütün korumus olsaydi bu yaradilis gayemizede aykiri olurdu,iradesiz olurduk,hatasiz kusursuz melek gibi insanlar olurduk...dolayisiyla peygamber efendimiz (sav) evliligin imanin yarisini koruyucu oldugunu söylemezdi, ,günde 100 kere tövbe etmemizi tesvik etmezdi,harama baktigimizda seytanin oku kalbimize saplanmazdi cünkü ayetin zahirine göre ve senin anlayisina göre korunmus oluyoruz,yani baksakta birsey olmaz bize,kalbimiz sürekli temiz kalir.
Ne alimlerimizin farzlari koruyucu özellikte oldugu bildirilen nafile ibadetlere gerek kalmaz,ne zikirlere,nede tövbelere...cünkü ayet sana göre acik ve net,"GÜNAH ISLEMEKTEN KORUYACAKTIR".

Eger korumuyorsa ne olacak?
Namazlar bosami gitmis olacak?
Senin ayete verdigin anlama göre evet öyle.

Insan namazlarina ragmen temiz kalmiyorsa,eger namazdaki tüm gayretlerimize ragmen arasira günah isleyebiliyorsak bu hem (senin zahirine göre anladigin) ayete tersdir hemde namazlarimiz sahih olmaz...
...dolayisiyla mutasavviflarimizin yazdiklari kitablar,tarikat büyüklerimizin nefis terbiyesindeki tavsiyelerini uygulamak manasiz oluyor.
Günahdan büsbütün uzak kalamayan namaz kilmasinada gerek yok cünkü nasil olsa sahih olmuyor...

tövbe haşa

Yeni-OSMANLI
25-09-2011, 14:15
Abdulvahid bin Zeyd:

"Alimler, kulun kıldığı namazdan, onun için sadece şûurlu olarak kıldığı kısımların sevap temin ettiği hususunda ittifak etmişlerdir." demiş ve bu hususta bir icma bulunduğunu iddia etmiştir.

Sahabelerden Ammar Bin Yasir -Radıyallahü anh- 'ın bildirdiğine göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Öyle durumlar olur ki, kişi namazını bitirince defterine kıldığı namazın sadece onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri veya yarısı kadar sevap yazılır."(Darimi, Salat, 91)

Namaz kılanlara, ihlas ve hûşu derecesine göre sevap verilir. Bazılarına ecir ve sevabın hepsi verilir. Bazılarına sevabın yarısı verilir, bazılarına onda biri verilir. Bazılarına hiçbir şey verilmez. Çünkü namazı hiçbir şeyi hak etmemektedir.

Cenab-ı Hakk, farz namazlarının ecir ve sevabını belli bir ölçüye göre vermektedir. Nitekim bir hadis-i Şerifte:

"Allah katında farz namaz için bir ölçü vardır. O namazda ne kadar kusur ve eksiklik varsa, onun hesabı yapılır." buyurulur.

Burada namazda kusursuzluk sarti aranmiyor,namazi kusursuz olmayananin namazi sahih olmaz denmiyor!!!

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Allah’ın rahmetinden ümit kestirip [dinden] nefret ettirenlere Allah lanet etsin! Kolaylaştırın, güçleştirmeyin!) [Nesai]

(Allah’ı kullarına sevdirin ki, Allah da sizi sevsin!) [Taberani]

(İnsanlara Rablerinden bahsederken, korku ve sıkıntı veren şeylerden söz etmeyin!) [Beyheki]

(De ki, ey çok günah işlemekle haddi aşan kullarım, Allah’ın rahmetinden [bizi affetmez diye] ümidinizi kesmeyin! Çünkü Allah, [iman ehlinin] bütün günahlarını hiç şüphesiz affeder. Elbette O, sonsuz mağfiret ve nihayetsiz merhamet sahibidir.) [Zümer 53]

Yeni-OSMANLI
25-09-2011, 15:00
Şer'an, sahih olan namaz insanı, bu kötülükten mutlak olarak alıkor. Aksi halde kul namaz kilmasina ragmen günahlardan uzak duramiyorsa namazı şer'an sahih olmaz diyenlere cevab:

Kadının baş açık gezmesi ibadetlerine mani olur mu?

Kadının başını örtmesi Allah'ın bir emri olduğundan dolayı, başını açan bir kadın bir farzı terk etmekle mesul olmaktadır. Öte yandan Allah'ın bir diğer emri olan namazını kılmakla da onun sorumluluğundan kurtulur ve namaz kılma sevabını alır.

Namaz kılarken Allah'ın emrettiği şekilde örtünen, fakat sokağa çıkarken başını açan bir kadının namazının kabul olmaması diye bir durum bahis mevzuu değildir.

Bu hususta Hülasatü'l-Ecvibe' de şöyle bir fetvaya yer verilmektedir."Maasiyi mürtekip olan [günahları işleyen> kimsenin salat [namazı> ve ibadatı [ibadetleri> sahih olup sevabına nail olur.(1)

Diğer taraftan "Şüphesiz, iyilikler kötülükleri siler" (2) mealindeki ayetin işaretiyle de namaz ve benzeri diğer ibadet ve iyilikler insanın işlemiş olduğu günahların affına vesile olmaktadır. Ayrıca namazın insanı kötülüklerden alıkoyması da bir gerçektir ve bir vakıadır. Bu gerçek bir ayet-i kerimede şöyle beyan buyurulur: "Namazı dosdoğru kıl. Şüphesiz ki, namaz, insanı fuhuş ve kötü şeylerden alıkoyar." (3) Ancak, kılınan namazın kısa zamanda insanı bütün kötülüklerden çekip çıkaracağı söylenemez. Zamanla "Namazın bir kerameti ve bereketi" olarak kişi birçok günahlara bulaşamamakta ve onlardan uzak kalmaktadır. Çünkü, günde beş defa abdest alarak Allah'ın huzuruna çıkan, el bağlayıp namaz kılan bir insan Rabbinin yasaklamış olduğu fiilleri işleyemez.

İşte bunun içindir ki, namaz kılan, fakat başı açık olarak dolaşan bir kadının namazının kabul edilmeyeceği söylenemez. Zaten zaman içerisinde kendisi bunun ezikliğini hissedecek ve başını kapayacaktır.

(1) Hud Sûresi, 114.
(2) Hülasatü'l-Ecvibe s. 8.
(3) Ankebut Sûresi, 45.


Mehmet Paksu

alanyali07
25-09-2011, 16:18
Komik olmaya basliyorsun ama:)

Tartismayi özetlemek gerekirse:

Sen diyorsunki:
Ankebut suresin, 45. âyetinde mealen, (Kusursuz kılınan bir namaz, insanı kötü işlerden korur) buyuruldugu icin kötü işlerden korumadigi takdirde o namaz şer'an sahih olmaz.


1- Bunu nerde demişim, önceki mesajlarda da "sen demişsin" deyip Fahreddin RAzi'nin söylediğini ben demişim gibi vermiştin..bunu nerde demişim bi alıntı yap bakalım..

2- Sözkonusu ayetin tefsirini naklettim..Sen ne dedin, "ayetin zahiri ele alınmaz" diyerek komik bir savunma yaptın..:P:P Bu dediğini batınıler her ayette uygular..Ben de sana sordum, ilgili ayeti hangi müfessir,alim zıt anlamış, "Bu ayetin zahiri namazın günahlrdan koruyacağını söylüyor ama aslında bu böyle değil" demiş ????

Lütfen bu 2 sorumu cevaplayıver..kendi yorumlarını yazma ama..1. soruda nerde dediğimi alıntı yap göster,benim dediğim olacak ama Fahreddin Razinin değil..
2. soru da da bu ayetin aslında tam zıt şekilde anlaşılması gerektiğine dair muteber bir tefsirden,veya İslam aliminden nakil (ilgili ayete yönelik )?????

Yeni-OSMANLI
26-09-2011, 14:33
1- Bunu nerde demişim, önceki mesajlarda da "sen demişsin" deyip Fahreddin RAzi'nin söylediğini ben demişim gibi vermiştin..bunu nerde demişim bi alıntı yap bakalım..

2- Sözkonusu ayetin tefsirini naklettim..Sen ne dedin, "ayetin zahiri ele alınmaz" diyerek komik bir savunma yaptın..:P:P Bu dediğini batınıler her ayette uygular..Ben de sana sordum, ilgili ayeti hangi müfessir,alim zıt anlamış, "Bu ayetin zahiri namazın günahlrdan koruyacağını söylüyor ama aslında bu böyle değil" demiş ????


2. soru da da bu ayetin aslında tam zıt şekilde anlaşılması gerektiğine dair muteber bir tefsirden,veya İslam aliminden nakil (ilgili ayete yönelik )?????


Carpitma,ben tam zıt şekilde anlaşılması gerektiğine dair bir caiklamada bulunmadim.

sen diyorsunki namaz günahlardan korunmak icin yeterli.
ben diyorumki hayir yeterli degil,namazin koruyucu olmasi icin altyapi lazim.

Tartismamizin özeti bu.

Sen demissinki:


lk başta düzeltilmesi gereken dinin direği namazdır. Direk düzgün ve sağlam olursa,diğer işler daha kolay hallolur..Namazın günahlardan koruyacağı da ayetle sabit inşaAllah..

sadece namazin yeterli olmadigini vurgulamak icin ekledigim yazilara katilmadigini asagdaki görüslerinden anliyoruz:


Paylaştığın yazı "günahlardan nasıl korunulur" ile ilgili değil, günahlardan kaçınmanın fazileti ile ilgili bence..


benim altyapi diye tarif ettigim ameller degilde ise direk namazdan baslamanin öncelikli oldugunu ise asagdaki yazindan anliyoruz:



Daha az zor olan "namaz"ı tam yapamayan, kılamayan, iradesini bu konuda tam yönetemeyen kişi, en zor olan "günahlardan kaçınma"da iradesini nasıl kontrol edebilir ki ?? işe bu yönüyle bakmak lazım.. ..

oysa günahta israr edenin namazi sahih olmayacagini söyleyende sensin,dolayisiyla kendinle celiskiye düsmüs oluyorsun.
Ayrica altyapisi saglam olmayanin,yani hazirlikli olmayanin namazi daha kolay degil daha zor olur.cünkü nefsi azgin ve günahkar olan biri icin namaz cok zor gelir,nefsine agir gelir,sabahlari kalmakaz,kildigi namazlardan birsey anlayamaz...dolaysiiyla öncelikle namazi dosdogru kilmaya engel olan namazin disindaki arzalarin düzeltilmesidir.

Tartismamizin özeti öncelik meselesidir.

Senin savundugun "namaz kil kurtul" metoduyla kisi namazi hakkiyla kilamaz.
Cünkü daha ehliyeti yokki araba kullansin...
Cünkü daha yürümesini bilmiyorki kossun...
Cünkü daha calismayi bilmiyorki isyerinde verimli olsun...
Cünkü daha uyku hayatini düzene sokamamiski sabahlari erken kalkabilsin...
Cünkü hastaliginin ne oldugunu bilmiyorki ilac kullansin...önce bir doktora gitmeli,muayene olmali,hatalarini kusurlarini bilmeli...aksi halde eger fahrettin razinin görüsüne inanacaksak bu namaz zaten sahih olmaz.

Namazin sahih olmayacagini bile bile kilinan namazi kim kilabilir?

Bu görüs insani namazdanda sogutuyor ve cok tehlikelidir.

Bu görüs namaz kildigi halde arasira günahtan uzak duramayan icin zehirdir...

---------------------------------

Benim itiraz ettigim sey,ilk basta düzeltilmesi gereken seyin namaz oldugunu söylemendir.
Diregin saglam olmasini ise sirf namaza baglamissin...oysa diregin saglam olmasi icin öncelikli adimlar var.

Mesela saglam bir bina kurmak icin kesin bir karar verilmis olunmali,bu karar belli basli bir mevzudur,kararliligi saglayan sey güclü iradedir,güclü iradeyi saglayan sey Allah bilincidir,ahiret bilincidir,saglam imandir,ilimdir,harami helali bilmektir,nefsini bilmektir,seytanin hilelerine karsi tedbirli olmaktir...yani temelde saglam olmali,altyapida saglam olmali,niyette saglam olmali,ihlas olmali,suur olmali...bunlar olmazsa kusursuz namaz kilinamaz,kilinsa bile bunda devamlilik saglanamaz.

Ben namazin koruyucu olmadigini iddia etmiyorum,dolayisiyla ayeti senin zanettigin gibi kabul etmedigim veya farkli yönlere cekdigim yoktur.

ELMALILI tefsirinde sunlar yaziyor:
"Sahih ve doğru bir şekilde namaza devam edildikçe iyilik artar....
namaz, en büyük amel veya açık ve gizli kötülüklerden men için en büyük sebeptir...."

Ben bunun aksini iddia etmiyorum.

Namaz kilanin elbette iyilikleri artar,namaz elbette kötülüklerden korunmak icin en büyük sebebdir,namaz elbette elbette koruyucudur fakat bicakla keser gibi kötülüklerden korumaz, yeterli ve öncelikli amel degildir,namaz kilmadan önce kimin huzurunda duracaginin suuruna ermek icin Allah bilinci lazim,itikad saglam olmasi lazim,Allah korkusu lazim,bu suura ermek icin ilim lazim,nefsi bilmek lazim,,günahlardan uzak durmayi azmetmek lazim...bunlar olmadan namazin haramlardan koruyucu özelliginden mahrum kalirsin.

Sen kendi görüsünü hakli cikarmak icin Fahrettin razinin tefsirinden alinti yapip namazi dosdogru kilmanin günahlardan korunmak icin yeterli olacagini , dosdogru kilinmayan namazin günahlardan alikoymuyorsa sahih olmayacagini savunmadinmi?

fahrettin razi`nin tefsirinde Şer'an, sahih olan namaz insanı kötülükten mutlak olarak alıkor. Şer'an sahih olan namaz da, insanın Allah için kıldığı namazdır. aksi halde namazı şer'an sahih olmaz manasinda bir söz var.

...zaten buraya kadar okuduktan sonra devam okumayi kestim cünkü bu ifadeye göre
insani mutlak olarak kötülükten korumayan namaz Allah icin kilinan namaz degildir,dolayisiyla sahih degildir manasina geliyor.

Oysa bizler Ehli-Sünnet yolunun takibcileri olarak sadece ayetlerin zahiri manasina göre amel etmeyiz,peygamberimizin sünnetinede bakariz,mezheb imamlarimizin icdihadlarinada,islam alimlerimizin aciklamalarinada bakariz.

Buna dayanarak kesin olarak derimki,
namazi dosdogru kilmayanin namazi sahih degildir diye bir kaide yok.

Ac bak islam ilmihallerine,namazin farzlari bellidir,sünnetleri bellidir,mekruhlarida bellidir,namazin sünnetlerini uygulamayan veya mekrih isleyen dahi olsa sevabindan mahrum kalsada namazi sahihdir.
Namazin dereceleri vardir.
Cenab-ı Hakk, farz namazlarının ecir ve sevabını belli bir ölçüye göre vermektedir. Nitekim bir hadis-i Şerifte:

"Allah katında farz namaz için bir ölçü vardır. O namazda ne kadar kusur ve eksiklik varsa, onun hesabı yapılır." buyurulur.

Sahabelerden Ammar Bin Yasir -Radıyallahü anh- 'ın bildirdiğine göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Öyle durumlar olur ki, kişi namazını bitirince defterine kıldığı namazın sadece onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri veya yarısı kadar sevap yazılır."(Darimi, Salat, 91)

Daha öncede belirttigim gibi burada namazda kusursuzluk sarti aranmiyor,namazi kusursuz olmayananin namazi sahih olmaz denmiyor!!!

Ayrica namaz kildigi halde günah isleyenin namazi sahih degildir diye bir kaide yok.

mehmet Paksu hocaninda dedigi gibi:
"...Ancak, kılınan namazın kısa zamanda insanı bütün kötülüklerden çekip çıkaracağı söylenemez. Zamanla "Namazın bir kerameti ve bereketi" olarak kişi birçok günahlara bulaşamamakta ve onlardan uzak kalmaktadır..."

Burada devamlilik önemli.devamliligi saglamanin yoluda nefis terbiyesinden,tövbe edip haramlari birdaha islememeye azmetmekten gecer,bunun üzerine namazda kilinirsa bu zamanla insani ibadetlerde ve haramlardaan sakinmada daha titiz yapacagindan dolayi korur.namazda gevseklik gösteren,ikidebir kazaya birakan elbette nefsin güc yetiremedigi günahlardanda uzak durma iradesine kavusamaz.

Aliskanlik haline gelmis,günahta israr ede ede huy olmus günahlardan kacinmak icin tedavi lazimdir.
Nasilki bir hastaliga yakalanlarin tedavisi icin namaz yeterli degilse,ayrica bir doktora gitmeleri gerekiyorsa günah batakligina yakalanmis ve icinden cikamayacak derecede bagimli olmus insanlarda ayrica bir tedavi görmeleri gerekir.Icki bagimliligi gibi,sigara bagimliligi gibi,heroin bagimliligi gibi aliskanliklara hertürlü günahlari siralayabiliriz,uyku bagimliligi,harama bakma bagimliligi,kumar bagimliligi...vs...vs...

Her insanin zaafi ve imtihani farkli farkli oldugu gibi bunlarin tedaviside farklilik gösterebilir.
Bunlarin tümüde nefis kaynaklidir...
Onun icin islam alimleri nefsi terbiyeyile ilgili eserler yazmislar,onun icin mürsidler nefsi terbiye etmek icin zikir dersleri verirler...hicbiri namaz kil bu sana yeter dememisdir!!!

Sen namazin yeterli oldugunu,ilim,tövbe,dua,zikir,,tefekkür,gayret,müc adele,günahlardan uzak durmak gibi altyapiya gerekli olmadigini savunuyorsun,namazini kilarsan bunlar otomatikmen olur,günah isleyemezsin manasina gelen sapik bir görüsü savunuyorsun...bende tam tersini savunuyorum,diyorumki ayette belirtilen "dosdogru" ifadesinin icine bu bahsetmis oldugum "altyapida" dahildir.

Aksini iddia ediyorsan aksam yatmadan önce tika basa yemek ye bakalim,sabah namaza kalkmakta zorlaniyormusun gör.
Tika basa yemek yiyen birinde uyku agir olur,bu kalbide perdeler,neticede gaflet hissi olur,gaflet husuyu yakalamayi zorlastirir,
demekki sadece namaz korumuyor,tedbirinide alacaksin,altyapiyada önem vereceksin...

Bu sadece ufak bir örnekti...bunun gibi daha yüzlerce örnejk sayabilirim.namaz kilmadan önce harama bakarsan kalbin,veya herhangi babanin kalibini kirarsan veya ,dedikodu yaparsan,veya herhangi baska bir günah islersen namazin tadi kacar,husu gider,gaflet gelir...husuyu yakalamak icin bu günahlara tövbe etmek lazim,kalbini kirdigin ve giybetini yaptigin kisiyle helallesmen lazim,Allahtan af dilemen,dua etmen lazim,oruc sadaka,tövbe namazi gibi bir iyilikte bulunman lazim.

Resulullah (sav) buyuruyorki,“Günah işlediğinizde hemen bir sevap işleyin ki bu davranışınız günahı telafi edebilsin”

Dolayisiyla Günahlardan kacinmak önceliklidir.
Resulullah (s.a.a): "Günahlardan kaçının; zira günahlar iyilikleri (iyi amelleri) yok eder."

Günahlardan kacinmak icinde iman kuvvetlendirici,Allah korkusunu artirici,iradeyi güclendirici iradeyi ameller yapmak lazim.Bunlarin basinda iman gelir,ilim gelir,ilim olmadan namazda olmaz zaten,Allah bilinci olmadan tefekkürde olmaz,ihlasda olmaz,ahiret bilinci olmadan Allah korkusuda olmaz...Zikrinde bunlarin kalbe yerlesmesine yardimci özelligi vardir.

nefis terbiyeyile ilgili bir kitabdan alinti yapiyorum:

Eğer zikir, vird, salevat ,tesbih tahmidleri hakkıyla yapmıyorsak ibadetlerden lezzet kaçar, kalp ve ruhun kirleri temizlenmez. Huzur kalbe gelmez. Kalpleri mutmain eden zikir ihmal edildikçe kalp ve ruh alternatif gayri meşru şeylere yönelirler.. Hayatın ruhun kalbin aklın ve çevrenin etkisiyle değişen halden hale geçen eskiyen pörsüyen bozulan imanlarımızı korumak için bol bol “La havle vela kuvvete zikrini çekip, Kelime-i Tevhidin tekrarla zikrine devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırar. Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihaz ettiği mahbuplardan yüzünü çevirtecektir.

Tüm bunlar namazdan önceki altyapidir.
Zikir olmadan namaz kilinmaz demiyorum,namaz kabul olmazda demiyorum ama bunlar olursa namazi kilmakta kolaylasiyor.namazi DOSDOGRU kilmamiza yardimci olur ve dolayisiyla kötülüklerden koruyucu özelliginden istifade ederiz insaAllah.

Günah islemeye devam edilirse ve bunlardan kacinma niyetide yoksa kilinan namaz insani koruyamaz.
Niyet olacakki namaz zamanla insani günahlardan korusun.

İmam Bakır (a.s): "Her kulun kalbinde beyaz bir nokta vardır; insan her günah işlediğinde, o beyaz noktada siyah bir leke oluşur; tevbe edince o siyah leke kaybolur. (Eğer tevbe etmez) günaha devam ederse o siyah leke çoğalıp kalpteki beyaz sayfayı tamamen kaplar. Beyaz sayfa tamamen kaplandı mı, artık o kul, hayır ve ıslaha yönelemez."

Yani namazida geregi gibi kilamaz...

İmam Ali (a.s): "Günahlardan kaçınmak, hayırlı amel yapmaktan daha evladır."

İmâm Zeyn-ül Abidin (a.s): "Allah'ın haram kıldığı şeylerden kaçınan, insanların en çok ibadet edenlerindendir."

Yeni-OSMANLI
26-09-2011, 15:44
Kardeşim sen namazın ruhunu manasını anlamamışsın daha bence..Namazın içinde tevbe ,pişmanlık ,korku,haşyet hepsi vardır zaten.


Namazdan önce tövbe etmenin önemine degindigimde yukardaki mesaji yazana cevab:

sadece namazin yeterli olmayacagina bir kac delil:

TÖVBE:
"Ancak tövbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar (lanetlenmekten) kurtulmuşlardır. Çünkü ben onların tövbelerini kabul ederim. Zira ben tövbeleri çok kabul edenim, çok merhamet edenim."
BAKARA SÛRESİ(160)

"Ancak bundan sonra tövbe edip kendilerini düzeltenler müstesnadır. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. "ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ(89)

"Her kim de işlediği zulmünün arkasından tövbe edip durumunu düzeltirse kuşkusuz, Allah onun tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."
MÂİDE SÛRESİ(39)

TEVEKKÜL:
“Gerçek şu ki iman edip yalnız Allah’a tevekkül edenler üzerinde şeytanın bir hâkimiyeti yoktur. Onun hâkimiyeti ancak onu dost edinenler ve onu Allah’a ortak koşanlardır.”
Nahl [99-100]

ALLAH KORKUSU:
“Ey Müminler, eğer Allah’dan korkarsanız, O size iyiyi kötüden ayırt edebilecek bir nosyon, bir kriter bağışlar, kötülüklerinizi örter ve sizi affeder. Allah büyük lütuf sahibidir.”
Enfal [29]

ZiKiR:
"Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah´ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın.Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru !"
(Al-i İmran Suresi 191.Ayet )

"Size amellerinizin en iyisini, Rabbinizin huzurunda en temizini ve derecelerinizde en yükseğini, altın ve gümüş infak etmekten daha hayırlısını, düşmanla karşı karşıya gelip siz onların, onlar sizin boyunlarınızı vurmaktan daha iyisini söyleyeyim mi?" buyurdu. ´Evet´ dediler "Allah´ı zikir." dedi (Tirmizî, Deavât 6)

"Her şeyin bir cilâsı vardır; kalplerin cilası da Allah´ı zikretmektir.İnsanı Allah´ın azâbından en çok koruyacak şey, ancak zikrullahtır." ´Allah yolunda cihad da mı (zikirden hayırlı) değil?´ dediler.Rasulullah (s.a.v.) "Hayır, kesilinceye kadar vuruşsa dahi." dedi. (Buhârî, Deavât 5)

Yeni-OSMANLI
26-09-2011, 16:34
Namazi dosdogru kilmanin günahlardan koruyacagina dair ayet ve hadisi kendi kafasina göre yorumlayip bunun yeterli olacagi manasinda anlayanlara cevab:

"Kim Rahmanı zikretmekten gafil olursa yanından ayrılmayan bir şeytanı ona musallat ederiz. Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan alıkoyarlar da onlar,kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar." (Zuhruf 36-37.)

"Namazı bitirdiğiniz zaman ayakta, oturarak ve yanlarınız üzerinde (uzanarak) Allah´ı anın..."
Nisa: 103

"Benî anmakta gevşeklik etmeyin..."
Taha: 42

"Ey inananlar! Allah´ı çokça zikredin.Ve O´nu sabah-akşam tesbih edin."
(Ahzab 41-42.)

"Allahı çokça zikreden erkeklerle çokça zikreden kadınlar var ya, işte onlar için Allah, bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır."
(Ahzab Suresi 35.Ayet)

"Namaz kılındıktan sonra yeryüzüne dağılın ve Allah ´ın lütfundan (nasibinizi) arayın. Allah´ı çok anın ki başarıya eresiniz."
(Cuma Suresi 10.Ayet)

Hz.Muaz bin Cebel (r.a.) anlatıyor:
"Kul, kendini Allahın azabından kurtarmada zikrullahtan daha etkili bir ameli işlememiştir."
(İmam Mâlik, Muvattâ,211; Tirmizî, Deavât 6,İbni Mace, Edeb 53)

Ebu Hureyre (r.a.) anlatıyor:"Rasulullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Kim bir yere oturur ve orada Allah´ı zikretmez (ve hiç zikretmeden kalkar) ise Allah´tan ona bir noksanlık vardır. Kim bir yere yatar,orada Allah´ı zikretmezse,ona Allah´tan bir noksanlık vardır.Kim bir müddet yürür ve bu esnada Allah´ı zikretmese, Allah´tan ona bir noksanlık vardır."
(Ebu Davud Edeb 31. (4856) 107,(5059); Tirmizi, Daavat 8 )

Bir cemaat bir yerde oturur ve fakat orada Allahı zikretmez ve Peygamberlere salât okumazlarsa,üzerlerine bir ceza vardır.(Allah) Dilerse onlara azab eder; dilerse mağfiret eder."
(Tirmizî, Deavât 8, hadis no: 3377)

Haznevi tarikatı silsilesinde bulunan son dönem Osmanlı alimlerinden Abdurrahman-ı Taği Hazretleri aynı konuda şöyle buyurmuşlardır :
-Hangi işi yaparsan yap mutlaka Allah´ı zikret.Çünkü böyle olursa kalbin mutmain olur, huzura kavuşursun."Dikkat, kalpler ancak Allah´ı zikretmekle tatmin olur." (Ra´d 28)

Asrımızın en büyük alimlerinden,maneviyat sahiplerinin İmamı Şeyh Muhammed Haznevi Hazretleri kalbi huzurun sağlanması için zikrin önemini ve manevi yaşam için vazgeçilmezliğini şu veciz ifadelerle açıklamışlardır:

"Mürid kalbiyle Allah Allah demeyi öğrendikten sonra artık kalbi onun bekçisidir. Daima Allah ile beraberdir. Bu beraberlik ile kişide Allah´a karşı huşu ve tevazu olur. Allah´ın gözetiminde olduğunun şuuruna varır. Bilir ki Allah onu görüyor. Böylece kişi günahlara yanaşmaz ve onun kalbi dünyaya dalmaz."

Evliyasultan Ahmed Cahidi Hazretleri kendilerine sorulan bir soru üzerine zikri aşağıda geçen dört madde halinde özetlemiştir:

1. Dilin zikri: Kalpten kötülüklerin izale edilmesini sağlayacak olan Cenâb-ı Hakk´ın anılması.

2. Kalbin zikri: Allahü Teala’yı kalpten tefekkür etmek, düşünmek ve O´nun kalbe nazar ettiğini bilmek.

3. Nefsin zikri: Harf ve ses yerine his ve hayâl ile içten, kalpten Allah´ı anmak.

4. Rûhun zikri: Cenab-ı Hakk´ın kâinatta tecellî eden, güzel sıfatlarının netîcesine bakarak O´nu tefekkür etmek,düşünmektir.

Bu zikir çeşitleri kişiyi kemâl mertebesine ulaştırmak için en kuvvetli yoldur. Bunlar tarîkatta zikir çeşitlerinin özetidir. Gayrisi teferruâttan ibârettir."

Kuran-ı Kerim de kalbin diriltilmesi için müminlerin zikre davet edilmeleri gerçekten de üzerinde dikkatle durulması gereken çok önemli bir husustur.Zikir edin emri ile kalbe ve onun ıslahına dikkat çekilmektedir.Osmanlı âlimlerinin meşhûrlarından,büyük velî İmâm Birgivî Hazretlerine
"Tasavvuf nedir?" diye sorulunca şöyle buyurdular:
"Tasavvuf; kalbi kötü huylardan temizlemek ve iyi huylar ile doldurmak demektir.Kalbi ıslah etmek,her şeyden daha önemlidir.Çünkü kalp, bedende emrine itâat edilen ve her hükmü yerine getirilen bir hükümdâr gibidir. Vücuddaki uzuvlar onun emri altındaki hizmetçilerdir. Bunun için Rasulullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: "İnsanın bedeninde bir et parçası vardır. Bu iyi olursa, bütün uzuvlar iyi olur. Bu kötü olursa, bütün organlar bozuk olur. Bu (et parçası) kalptir." Yâni bu yürek denilen, et parçasındaki gönüldür. Bunun iyi olması, kötü ahlaktan temizlenip iyi ahlak ile süslenmek demektir."

Asrın Büyük İmamı Şeyh Muhammed Haznevi Hazretleri bir sohbetlerinde şöyle buyurmuşlardır:
"Tarikatın en önemli faydalarından biri, bu yolda seyr ü süluk eden bir müridi ihsan derecesine ve Allah Tealayı görme mertebesine yükseltmesidir. Nitekim Cebrail "ihsan"ı sorduğu sırada Efendimiz Muhammed aleyhissalatü vesselam bunu bize haber vermiş ve buyurmuştur ki: "İhsan,Allah a, sanki Onu görüyormuşcasına ibadet etmendir!" (Beyhaki)

Imam rabbani hazretleri buyuruyorki:
"Fırsat ganimettir.Sağlık ve boş zaman ise iki ganimettir. Vakitlerini devamlı olarak Allah´ın zikrine harcamak gerekir.Hangi amel olursa olsun, dinin emri istikametinde ise o zikre dahildir, isterse alış veriş olsun. Bütün hal ve hareketlerde dinin hükümlerine riayet etmek gerektir.Ta ki onların hepsi zikir ola... Zikir, gafletin kovulmasından ibarettir. Bütün işlerde emir ve yasaklara riayet edilirse, emirleri veren yasakları bildiren Zata karşı gaflet esaretinden kurtuluş nasip olur. O Yüce Hakkın da devamlı zikri hasıl olur."

Alaattin Atar Hazretleri buyurdular ki : "Bir kimse susup duruyorsa, onun bu hâli, şu üç şeyden boş olmamalıdır. 1. Gönüle kötü duyguların girmesini önlemek, 2. Allahu Tealayı sessiz sessiz zikretmeyi,anmayı sağlamak, 3. Kalp hallerini gözetmek."

Bağdad´da yetişen İslâm âlimlerinden ve büyük velîlerden Abdülkerîm Cîlî (r.a.) talebelerini,bilhassa nefsin ve şeytanın aldatmalarına karşı çok uyarır, dikkatli olmalarını öğütler ve hocalarının sözünden hiç çıkmamalarını sıkı sıkıya tenbih ederdi. İblisin şöyle dediğini bildirirdi: "Vallahi, bana göre bin âlimi aldatmak,îmânı kavi bir ümmiyi aldatmaktan daha kolaydır."

O insanlar üzerinde şeytanın hîle ve aldatmalarını şu şekilde özetler ve müslümanların uyanık bulunmalarını isterdi:

"Şeytan avam tabakasına yâni ilmi olmayan müslümanlara önce şehvete dâir işlerin sevgisini aşılamaya çalışır. Böylece kalp duygularını öldürür. Sonra dünyâ sevgisini vererek dünyâlık kazanmaya sevkeder. Böylece bu insanların bütün gâyeleri dünyâ talebi olur. Çünkü cehâletle dünyâ sevgisi bir araya gelmiştir.

Sâlih kimseler iyi ameller işlediklerinde şeytan harekete geçer. Onlara işledikleri ameli güzel gösterir. Böylece onları ucba ve kendini beğenmişliğe sürükler. Sonunda hiç bir âlimin öğüt ve nasîhatini dinlemezler. İblis onları bu hâle getirdikten sonra şöyle der: "Başkaları sizin ibâdetinizin binde birisini yapsa kurtulur". Bu telkinlere kananlar amellerini azaltırlar. İstirâhat yolunu tutarlar. Kendilerini yüceltirler, başkalarını hafife alırlar. Artık bu hâlleri onları peşpeşe günâha sürükler.

Şeytân âlimi aldatmak için ise onun ilmi ile devreye girer. Söylediği her sözün hak olduğunu anlatır. Senin gibisi yok diye telkin eder. Şeytan bu yoldan gitmekle çok muvaffak olur. Büyük İslâm âlimlerine tâbi olmayıp ilimlerine güvenenlerden pek azı bu hîleden kurtulabilir.

...............................................
Bu misalleri cogaltmak mümkündür...

Demekki kötülüklerden uzaklasmak icin sadece namaz kilmak yetmez,sürekli mücadele icinde olmak,nefsi terbiye etmek,seytanin tuzaklarina karsi uyanik olmak,Allahi cokca zikretem gibi ameller vesilesiyle namazin dereceside artar,namazi dosdogru kalb huzuru ve husu ile kilmanin yolu budur...namazi kötülüklerden korunmak icin yeterli görenlere duyrulur!

Yeni-OSMANLI
26-09-2011, 17:24
Nefsinin elinden Peygamberler, Veliler, Mürşid-i Kamiller emin olmamışlar. Yusuf (AS)'da Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne niyazda bulunmuştur. Bu vakayı Yüce Mevlamız (CC) söyle beyan ediyor: “Ben nefsimi temize de çıkarmıyorum. Çünkü nefis, gerçekten kötülüğü şiddetle emreder. Ancak Rabbimin (CC) esirgediği nefis müstesnadır. Çünkü Rabbim (CC) Gafurdur, Rahimdir.”
Yusuf S. A.53

Peygamberler bile nefislerinden emin değillerken, nefislerinden Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne sığınırlarken sen ise
dosdogru kilinan namazin kötülükten kesinlikle korumak icin yeterli olacagini,namaza ragmen günah isleyenin namazi sahih olmayacagini söylüyorsun.

Tasavvuf alimleri diyorlarki:

Tevbenin aslı pişmanlıktır. Neticesi ise, o pişmalıktan doğan Hakk’ın (CC) fermanı meyl ve idaredir. O pişmanlığın alameti olarak da devamlı kaygı çekip devamlı işi yalvarma ve ağlayıp sızlanma derecesinde gören bir kimse hasret ve üzüntüden nasıl boş olur? Hasret ve pişmanlık ateşi ne kadar kuvvetli olursa, günaha keffaret olmasında, o kadar tesiri büyük olur. Zira kalbinde günahtan meydana gelen pası hasret ve pişmanlık ateşinden başka birşey eritip silemez.
Çünkü ancak bu ateşin tesiriyle kalb saf ve ince olmaya yönelir.
Zira tevbe eden, tasavvufa intisab edince şüpheli yemeklerden el çekmedikçe,
tevbesi tamam olmaz.
Şehvet duygularını kısmadıkça, şüpheli şeylerden el çekemez.

Sehvetin insan iradesine galib gelmesinin tek sebebi GAFLETTIR.
Gafletten kurtulmanin yolu nefis terbiyesidir,büyük cihaddir.Bunun icine namaz dahildir ama sadece namaz degildir zira gaflet namazi dosdogru kilmayada engeldir.

Bir Kuran ve Sünnet terimi olarak Gaflet, Cenâbı Hakkı unutmak, dünya telaşı ve meşguliyeti içinde ebedî âlemi, ahireti hatıra getirmemek, madde ve dünya malı içerisinde, nefsî ve şehevî arzular peşinde koşarak manen eriyip gitmektir.

İşlenen her günah, her haram, her kötülük Peygamberimizin ifadesiyle kalpte siyah bir leke bırakmakta, kalp giderek kararmakta, manevî gerçekleri göremez, duyamaz ve anlayamaz hale gelmektedir.

Günlük hayatta yaşanan acımasızlık, anlayışsızlık, katı kalplilik, bencillik, kıskançlık, çıkarcılık, yolsuzluk, arsızlık gafletin tezahürleridir.

Gafleti, gönlümüzü kaplayan, kalbimizi karartan bir bulut olarak niteleyen Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bu gaflet bulutunun, bu gaflet dumanının dağılması için günde en az yüz defa istiğfar etmeyi tavsiye etmektedir.

Tembellik arttıkça ihmal; ihmal arttıkça gaflet; gaflet arttıkça ihanet; ihanet arttıkça dalâlet başlar. Dolayısıyla gaflet, mutlaka er geç tedavi edilmelidir. Gafletin tedavisi için ilk adım uyanık ve diri olmak, ihmalkâr ve ilgisiz olmamak gerekir.

Gafletin ilacı Kuran ve namaz, tevbe ve istiğfar, zikir ve duadır. Gafletin aşısı ilim ve gönül erbabıyla sohbet etmek, Kuranî, nebevî, manevî tavsiyeleri hayata yansıtmaktır.

Bizim en sinsi düşmanımız; manevî hayatımızı içten kemiren gaflettir. Biz gafil, ihmalkâr, nemelâzımcı, duygusuz ve heyecansız olma yerine; idealist, aksiyoner, uyanık, basiretli ve şuurlu olduğumuz takdirde iç ve dış düşmanlar bize tesir edemeyeceklerdir.

alanyali07
26-09-2011, 17:52
oysa günahta israr edenin namazi sahih olmayacagini söyleyende sensin,

Kardeşim o kadar yazı yazmışsın, ama benim nerde dediğimi gösterememişSİNNN :) bekliyorum ben bunu nerde demişim, o kadar yazı kopyalayacağına benim bunu nerde dediğimi gösteriver alıntı yaparak..
Sorularımı tekrarlıyorum, 2 sorumada çok net cevap verebilirsin zor değil :)


1- Bunu nerde demişim, önceki mesajlarda da "sen demişsin" deyip Fahreddin RAzi'nin söylediğini ben demişim gibi vermiştin..bunu nerde demişim bi alıntı yap bakalım..

2- Sözkonusu ayetin tefsirini naklettim..Sen ne dedin, "ayetin zahiri ele alınmaz" diyerek komik bir savunma yaptın..:P:P Bu dediğini batınıler her ayette uygular..Ben de sana sordum, ilgili ayeti hangi müfessir,alim zıt anlamış, "Bu ayetin zahiri namazın günahlrdan koruyacağını söylüyor ama aslında bu böyle değil" demiş ????

Lütfen bu 2 sorumu cevaplayıver..kendi yorumlarını yazma ama..1. soruda nerde dediğimi alıntı yap göster,benim dediğim olacak ama Fahreddin Razinin değil..
2. soru da da bu ayetin aslında tam zıt şekilde anlaşılması gerektiğine dair muteber bir tefsirden,veya İslam aliminden nakil (ilgili ayete yönelik )?????

Yeni-OSMANLI
26-09-2011, 18:01
Bu konuyu acmamin sebebi namazlarimizi dosdogru kilmamiza ve geregi gibi tövbe etmemize sebeb olan "gaflet hastaligina" ve "bile bile günahtaki israr hastaliginin" sebebini ögrenmek ve buna cözüm yolu bulmaktir.

Namaz kildigi halde nefisteki sehevi duygularinin ani baskinlarina güc yetiremeyenin sebebini sadece eksik namazdan baglamak, günahtan elini çekemeyen birine sadece namazi dosdogru kilmayi önerip üstelik "eger namazi kildigin halde nefsine hakim olamiyorsan namazin sahih olmaz,kaza etmen gerekir" gibi namazdanda sogutan bir ifadeyi kullanmak gercekci degildir ve yetersizdir.

alanyali nickli kardesle yasadigimiz tartismanin temel sebebide budur.

Bu konuda son care olarak büyük alim ve mutasavvif IMAM GAZALI`nin IHYA ismindeki eserinde yazan
"Tevbe'nin Deva Olması ve Günahta Israr Düğümünün Çözülmesi"
konusuna basvurmaktir düsüncesindeyim.

Bakalim o ne diyormus bu konuda...

Yarin insaAllah "Tevbe'nin Deva Olması ve Günahta Israr Düğümünün Çözülmesi" konusunu sizlerle paylasmak istiyorum

Yeni-OSMANLI
26-09-2011, 18:20
Kardeşim o kadar yazı yazmışsın, ama benim nerde dediğimi gösterememişSİNNN :) bekliyorum ben bunu nerde demişim, o kadar yazı kopyalayacağına benim bunu nerde dediğimi gösteriver alıntı yaparak..
Sorularımı tekrarlıyorum, 2 sorumada çok net cevap verebilirsin zor değil :)

yazilanlari okusaydin görürdün...daha iyi göresin diye maviyle isaretliyorum,iyi oku:



Sen kendi görüsünü hakli cikarmak icin Fahrettin razinin tefsirinden alinti yapip namazi dosdogru kilmanin günahlardan korunmak icin yeterli olacagini , dosdogru kilinmayan namazin günahlardan alikoymuyorsa sahih olmayacagini savunmadinmi?

fahrettin razi`nin tefsirinde Şer'an, sahih olan namaz insanı kötülükten mutlak olarak alıkor. Şer'an sahih olan namaz da, insanın Allah için kıldığı namazdır. aksi halde namazı şer'an sahih olmaz manasinda bir söz var.

...zaten buraya kadar okuduktan sonra devam okumayi kestim cünkü bu ifadeye göre
insani mutlak olarak kötülükten korumayan namaz Allah icin kilinan namaz degildir,dolayisiyla sahih degildir manasina geliyor.

Oysa bizler Ehli-Sünnet yolunun takibcileri olarak sadece ayetlerin zahiri manasina göre amel etmeyiz,peygamberimizin sünnetinede bakariz,mezheb imamlarimizin icdihadlarinada,islam alimlerimizin aciklamalarinada bakariz.

Buna dayanarak kesin olarak derimki,
namazi dosdogru kilmayanin namazi sahih degildir diye bir kaide yok.

Ac bak islam ilmihallerine,namazin farzlari bellidir,sünnetleri bellidir,mekruhlarida bellidir,namazin sünnetlerini uygulamayan veya mekrih isleyen dahi olsa sevabindan mahrum kalsada namazi sahihdir.
Namazin dereceleri vardir.
Cenab-ı Hakk, farz namazlarının ecir ve sevabını belli bir ölçüye göre vermektedir. Nitekim bir hadis-i Şerifte:

"Allah katında farz namaz için bir ölçü vardır. O namazda ne kadar kusur ve eksiklik varsa, onun hesabı yapılır." buyurulur.

Sahabelerden Ammar Bin Yasir -Radıyallahü anh- 'ın bildirdiğine göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur: "Öyle durumlar olur ki, kişi namazını bitirince defterine kıldığı namazın sadece onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri veya yarısı kadar sevap yazılır."(Darimi, Salat, 91)

Daha öncede belirttigim gibi burada namazda kusursuzluk sarti aranmiyor,namazi kusursuz olmayananin namazi sahih olmaz denmiyor!!!

Ayrica namaz kildigi halde günah isleyenin namazi sahih degildir diye bir kaide yok.

mehmet Paksu hocaninda dedigi gibi:
"...Ancak, kılınan namazın kısa zamanda insanı bütün kötülüklerden çekip çıkaracağı söylenemez. Zamanla "Namazın bir kerameti ve bereketi" olarak kişi birçok günahlara bulaşamamakta ve onlardan uzak kalmaktadır..."

Burada devamlilik önemli.devamliligi saglamanin yoluda nefis terbiyesinden,tövbe edip haramlari birdaha islememeye azmetmekten gecer,bunun üzerine namazda kilinirsa bu zamanla insani ibadetlerde ve haramlardaan sakinmada daha titiz yapacagindan dolayi korur.namazda gevseklik gösteren,ikidebir kazaya birakan elbette nefsin güc yetiremedigi günahlardanda uzak durma iradesine kavusamaz.

Aliskanlik haline gelmis,günahta israr ede ede huy olmus günahlardan kacinmak icin tedavi lazimdir.
Nasilki bir hastaliga yakalanlarin tedavisi icin namaz yeterli degilse,ayrica bir doktora gitmeleri gerekiyorsa günah batakligina yakalanmis ve icinden cikamayacak derecede bagimli olmus insanlarda ayrica bir tedavi görmeleri gerekir.Icki bagimliligi gibi,sigara bagimliligi gibi,heroin bagimliligi gibi aliskanliklara hertürlü günahlari siralayabiliriz,uyku bagimliligi,harama bakma bagimliligi,kumar bagimliligi...vs...vs...

Her insanin zaafi ve imtihani farkli farkli oldugu gibi bunlarin tedaviside farklilik gösterebilir.
Bunlarin tümüde nefis kaynaklidir...
Onun icin islam alimleri nefsi terbiyeyile ilgili eserler yazmislar,onun icin mürsidler nefsi terbiye etmek icin zikir dersleri verirler...hicbiri namaz kil bu sana yeter dememisdir!!!

Sen namazin yeterli oldugunu,ilim,tövbe,dua,zikir,,tefekkür,gayret,müc adele,günahlardan uzak durmak gibi altyapiya gerekli olmadigini savunuyorsun,namazini kilarsan bunlar otomatikmen olur,günah isleyemezsin manasina gelen sapik bir görüsü savunuyorsun...bende tam tersini savunuyorum,diyorumki ayette belirtilen "dosdogru" ifadesinin icine bu bahsetmis oldugum "altyapida" dahildir.

Aksini iddia ediyorsan aksam yatmadan önce tika basa yemek ye bakalim,sabah namaza kalkmakta zorlaniyormusun gör.
Tika basa yemek yiyen birinde uyku agir olur,bu kalbide perdeler,neticede gaflet hissi olur,gaflet husuyu yakalamayi zorlastirir,
demekki sadece namaz korumuyor,tedbirinide alacaksin,altyapiyada önem vereceksin...

Bu sadece ufak bir örnekti...bunun gibi daha yüzlerce örnejk sayabilirim.namaz kilmadan önce harama bakarsan kalbin,veya herhangi babanin kalibini kirarsan veya ,dedikodu yaparsan,veya herhangi baska bir günah islersen namazin tadi kacar,husu gider,gaflet gelir...husuyu yakalamak icin bu günahlara tövbe etmek lazim,kalbini kirdigin ve giybetini yaptigin kisiyle helallesmen lazim,Allahtan af dilemen,dua etmen lazim,oruc sadaka,tövbe namazi gibi bir iyilikte bulunman lazim.

Resulullah (sav) buyuruyorki,“Günah işlediğinizde hemen bir sevap işleyin ki bu davranışınız günahı telafi edebilsin”

Dolayisiyla Günahlardan kacinmak önceliklidir.
Resulullah (s.a.a): "Günahlardan kaçının; zira günahlar iyilikleri (iyi amelleri) yok eder."

Günahlardan kacinmak icinde iman kuvvetlendirici,Allah korkusunu artirici,iradeyi güclendirici iradeyi ameller yapmak lazim.Bunlarin basinda iman gelir,ilim gelir,ilim olmadan namazda olmaz zaten,Allah bilinci olmadan tefekkürde olmaz,ihlasda olmaz,ahiret bilinci olmadan Allah korkusuda olmaz...Zikrinde bunlarin kalbe yerlesmesine yardimci özelligi vardir.

nefis terbiyeyile ilgili bir kitabdan alinti yapiyorum:

Eğer zikir, vird, salevat ,tesbih tahmidleri hakkıyla yapmıyorsak ibadetlerden lezzet kaçar, kalp ve ruhun kirleri temizlenmez. Huzur kalbe gelmez. Kalpleri mutmain eden zikir ihmal edildikçe kalp ve ruh alternatif gayri meşru şeylere yönelirler.. Hayatın ruhun kalbin aklın ve çevrenin etkisiyle değişen halden hale geçen eskiyen pörsüyen bozulan imanlarımızı korumak için bol bol “La havle vela kuvvete zikrini çekip, Kelime-i Tevhidin tekrarla zikrine devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırar. Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihaz ettiği mahbuplardan yüzünü çevirtecektir.

Tüm bunlar namazdan önceki altyapidir.
Zikir olmadan namaz kilinmaz demiyorum,namaz kabul olmazda demiyorum ama bunlar olursa namazi kilmakta kolaylasiyor.namazi DOSDOGRU kilmamiza yardimci olur ve dolayisiyla kötülüklerden koruyucu özelliginden istifade ederiz insaAllah.

Günah islemeye devam edilirse ve bunlardan kacinma niyetide yoksa kilinan namaz insani koruyamaz.
Niyet olacakki namaz zamanla insani günahlardan korusun.

İmam Bakır (a.s): "Her kulun kalbinde beyaz bir nokta vardır; insan her günah işlediğinde, o beyaz noktada siyah bir leke oluşur; tevbe edince o siyah leke kaybolur. (Eğer tevbe etmez) günaha devam ederse o siyah leke çoğalıp kalpteki beyaz sayfayı tamamen kaplar. Beyaz sayfa tamamen kaplandı mı, artık o kul, hayır ve ıslaha yönelemez."

Yani namazida geregi gibi kilamaz...

İmam Ali (a.s): "Günahlardan kaçınmak, hayırlı amel yapmaktan daha evladır."

İmâm Zeyn-ül Abidin (a.s): "Allah'ın haram kıldığı şeylerden kaçınan, insanların en çok ibadet edenlerindendir."


ilgili ayeti hangi müfessir,alim zıt anladigina dair 2.sorunada cevab verdim.
ben ayetin ZIT manaya geldigini iddia etmiyorumki...
Buyur 2. sorunla ilgili bölüm:




Benim itiraz ettigim sey,ilk basta düzeltilmesi gereken seyin namaz oldugunu söylemendir.
Diregin saglam olmasini ise sirf namaza baglamissin...oysa diregin saglam olmasi icin öncelikli adimlar var.

Mesela saglam bir bina kurmak icin kesin bir karar verilmis olunmali,bu karar belli basli bir mevzudur,kararliligi saglayan sey güclü iradedir,güclü iradeyi saglayan sey Allah bilincidir,ahiret bilincidir,saglam imandir,ilimdir,harami helali bilmektir,nefsini bilmektir,seytanin hilelerine karsi tedbirli olmaktir...yani temelde saglam olmali,altyapida saglam olmali,niyette saglam olmali,ihlas olmali,suur olmali...bunlar olmazsa kusursuz namaz kilinamaz,kilinsa bile bunda devamlilik saglanamaz.

Ben namazin koruyucu olmadigini iddia etmiyorum,dolayisiyla ayeti senin zanettigin gibi kabul etmedigim veya farkli yönlere cekdigim yoktur.

ELMALILI tefsirinde sunlar yaziyor:
"Sahih ve doğru bir şekilde namaza devam edildikçe iyilik artar....
namaz, en büyük amel veya açık ve gizli kötülüklerden men için en büyük sebeptir...."

Ben bunun aksini iddia etmiyorum.

Namaz kilanin elbette iyilikleri artar,namaz elbette kötülüklerden korunmak icin en büyük sebebdir,namaz elbette elbette koruyucudur fakat bicakla keser gibi kötülüklerden korumaz, yeterli ve öncelikli amel degildir,namaz kilmadan önce kimin huzurunda duracaginin suuruna ermek icin Allah bilinci lazim,itikad saglam olmasi lazim,Allah korkusu lazim,bu suura ermek icin ilim lazim,nefsi bilmek lazim,,günahlardan uzak durmayi azmetmek lazim...bunlar olmadan namazin haramlardan koruyucu özelliginden mahrum kalirsin.

alanyali07
26-09-2011, 18:30
yazilanlari okusaydin görürdün:
zaten buraya kadar okuduktan sonra devam okumayi kestim cünkü bu ifadeye göre
insani mutlak olarak kötülükten korumayan namaz Allah icin kilinan namaz degildir,dolayisiyla sahih degildir manasina geliyor.

Onu uyduran sensin arkadaşım,öyle manaya gelen biryer yok :)
Hem Fahreddin Razi ehl-i sünnet alimi değil mi senin nazarında, ehl-i sünnete aykırı bir mana verebilecek sığ bir alim midir sana göre ?? Sen sadece bana itiraz etmek için büyük alim Fahreddin Razinin sözlerini yanlış yere çekmek gayretine girmişsin.. Fahreddin razinin o yerini alıntı yap ve nerde o manaya gelen söz var bize bi alıntı yap bakalım..




ilgili ayeti hangi müfessir,alim zıt anladigina dair 2.sorunada cevab verdim.
ben ayetin ZIT manaya geldigini iddia etmiyorumki...
Buyur 2. sorunla ilgili bölüm:
eee madem Zıt manaya geldiği iddia etmiyorsun ne diye başından beri ayetin zahiri,düz manasına muhalefet edecem diye gayret içindesin..Tefsirler ortada..Ayetin hükmüyle, doğru kılınan namaz günahlardan korur.. Yok "ayetin zahirine bakılmaz" yok "vehhabimisin" tarzı komik itirazlara hiç girme kardeşim..

Yeni-OSMANLI
26-09-2011, 19:24
yahu arkadas sen insani deli edersin yahu:)


Onu uyduran sensin arkadaşım,öyle manaya gelen biryer yok .[/SIZE]

yokmu?
Buyur:



O halde diyoruz ki: Bununla, namazın mutlak fuhuştan ve münkerden alıkoyacağı manası kastedilmiştir. Bu izaha göre, müfessirler şöyle demişlerdir: Bununla kastedilen, huzur İle (Allah'ın huzurunda ınun şuurunda olarak) kılınan namazdır. İşte bu namaz, her zaman için bu iki şeyden alıkoyucudur. Hatta Hz. Peygamber (s.a.s)'in şöyle dediği nakledilmiştir"Namazı kendisini günahlardan lâkoymayan kimsenin, o namazı ile ancak gittikçe (Allah'dan) uzaklaşması artar”[175]
(Sağır, 2/181)
Şimdi biz diyoruz ki: Şer'an, sahih olan namaz insanı, bu iki şeyden, mutlak olarak alıkor. Şer'an sahih olan namaz da, insanın Allah için kıldığı namazdır. Eğer mükellef riya için namaz kılmış olsa, namazı şer'an sahih olmaz, yeniden kılması gerekir. Bunun böyle olduğu açıktır.

gayet acik ve net olarak yaziyor iste:
"mutlak fuhuştan ve münkerden alıkoyacağı manası kastedilmiştir." diyor.
"İşte bu namaz, her zaman için bu iki şeyden alıkoyucudur." diyor.
"Şer'an, sahih olan namaz insanı, bu iki şeyden, mutlak olarak alıkor." diyor.
"Şer'an sahih olan namaz da, insanın Allah için kıldığı namazdır." diyor

Burada "mutlak" ve "her zaman" gibi kesinlik ifade eden kelimeler var
Hem mutlak olarak hemde herzaman icin gecerli olarak fuhusdan ve münkerden alikor.
Yani insankesinlikle birdaha günah islemez.
Eee peki günah islerse ne olacak?
ha ozaman namazi sahih degildir demek istiyor.

madem öyle ozaman namaz kildigi halde nefsine söz geciremeyip kusur ve günahtan uzak kalamayanlar yandi.
Tövbe etsede yandi cünkü "mutlak" ve 2her zaman" gibi kesinlik ifadeleri var.Korumuyorsa namaz sahih degildir.

Böyle bir görüs Ehli-Sünnete tersdir.Sebebinide daha önceki yazilarimda belirttim.

Buara sunuda belirtmeliyimki,ben fahrettin razi hazretlerini ehli-sünnet alimi olarak kobul edenlerdenim.Fakat burada kullanmis oldugu cümleler yanlis anlasilmaya müsaid...sende zaten bu bölümlerin altini cizerek savunmus oldugun icin biri buna itiraz etmesi gerekiyordu.
Eger bunun böyle olduguna inanan biri olursa namaza ragmen arasira islenen hata ve kusurlarin namazin kabul olmadigina isaret olarak algilayip namazi büsbütün terk edebilirdi.
Buna alet olmak büyük vebaldir.


eee madem Zıt manaya geldiği iddia etmiyorsun ne diye başından beri ayetin zahiri,düz manasına muhalefet edecem diye gayret içindesin..


ZIT sence ne demektir?
tam tersi demektir.
tam tersi olsaydi "Kusursuz kılınan bir namaz, insanı kötü işlerden korumaz" manasina gelirdi Tövbe hasa,ki,ben böyle bir iddiada bulunmuyorum.
Ama senin gibi ayeti zahirine göre anlayip insanı kötü işlerden korumak icin kusursuz namazin yeteceginide demiyorum,mtlak ve herzaman icin koruyacaginida savunmuyorum,namaza ragmen günahdan korumuyorsa namazin sahih olmadigini hele hic demiyorum.
Söz konusu ayetin ve hadisin gercek manasi bu degildir.

peki nedir ozaman?
(bir önceki mesajimda yaziyor)

alanyali07
26-09-2011, 19:48
yahu arkadas sen insani deli edersin yahu:)



yokmu?
Buyur:

gayet acik ve net olarak yaziyor iste:
"mutlak fuhuştan ve münkerden alıkoyacağı manası kastedilmiştir." diyor.
"İşte bu namaz, her zaman için bu iki şeyden alıkoyucudur." diyor.
"Şer'an, sahih olan namaz insanı, bu iki şeyden, mutlak olarak alıkor." diyor.
"Şer'an sahih olan namaz da, insanın Allah için kıldığı namazdır." diyor

Burada "mutlak" ve "her zaman" gibi kesinlik ifade eden kelimeler var
Hem mutlak olarak hemde herzaman icin gecerli olarak fuhusdan ve münkerden alikor.
Yani insankesinlikle birdaha günah islemez.
Eee peki günah islerse ne olacak?
ha ozaman namazi sahih degildir demek istiyor.
demek istemiyor, demek istese öyle derdi,sen ısrarla inatla öyle anlamak istiyorsun..ben niye öyle anlamadım..Fahrettin Razinin tefsiri kaçyüzyıldan beri okutuluyor, hangi alim bu kısımların ehl-i sünnete aykırı olduğunu söylemiş ????? lütfen hangi alim itiraz etmişse bana isim ver !!!! yok hiçkimse itiraz etmemişse yalnız sen çıkıp "bu manaya geliyor " dersen, kusura bakma seni kimse takmaz :) o manaya gelmiyor,onu uyduran sensin.. senin gibi anlamış olan bir alim var mı orayı ? yok..





ZIT sence ne demektir?
tam tersi demektir.
tam tersi olsaydi "Kusursuz kılınan bir namaz, insanı kötü işlerden korumaz" manasina gelirdi Tövbe hasa,ki,ben böyle bir iddiada bulunmuyorum.
Ama senin gibi ayeti zahirine göre anlayip insanı kötü işlerden korumak icin kusursuz namazin yeteceginide demiyorum,mtlak ve herzaman icin koruyacaginida savunmuyorum,namaza ragmen günahdan korumuyorsa namazin sahih olmadigini hele hic demiyorum.
Söz konusu ayetin ve hadisin gercek manasi bu degildir.

peki nedir ozaman?
(bir önceki mesajimda yaziyor)

O zaman bana söyle hangi tefsir ayeti zahirine göre açıklamamış. ?? bana muteber bir tefsir ver..Halbuki ehl-i sünnetin en muteber tefsirlerinden birisi Fahreddin Razi tefsiridir. :) itiraz edecem diye ehl-i sünnetin en muteber tefsirine kendi kafana göre itiraz ediyorsun ya, işte komik olan bu :)

Yeni-OSMANLI
26-09-2011, 19:53
“Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip peşinden tevbe eden kullar yaratırdı.” (Kudsî hadis, Müslim) ...
Buna namaz kilanlar dahildir.
Namaz kildigi halde günah islemeyen insan varmi?
Olmadigina göre namazlar ne kadar dosdogru olursa olsunlar mutlak ve herzaman icin günahtan koruyamazlar.
Namazin "dosogru" olmasi icin altyapi saglam olmali.Altyapi hakkinda daha önceki mesajlarim bakiniz.
Altyapi saglam olsa bile insan arasira kusur isler.Peygamberler bile hata islermis...Bu ayetteki "korur" ifadesi
ELMALININ tefsirinde yazdigi manadadir:
"ELMALILI tefsirinde sunlar yaziyor:
"Sahih ve doğru bir şekilde namaza devam edildikçe iyilik artar....
namaz, en büyük amel veya açık ve gizli kötülüklerden men için en büyük sebeptir...."

Namaz takvayi ve ihlasi artiracagi icin,imani ve suuru kuvvetlendirecegi icin namaz zamanla kolaylasir,Allah korkusu artar...

mehmet paksu hocaninda dedigi gibi:

"...Ancak, kılınan namazın kısa zamanda insanı bütün kötülüklerden çekip çıkaracağı söylenemez. Zamanla "Namazın bir kerameti ve bereketi" olarak kişi birçok günahlara bulaşamamakta ve onlardan uzak kalmaktadır..."

Ancak böyle olmasi namazdaki devamliligada baglidir.
Ayrica günahlardan uzak durmak icin sadece namaz yetmez,namazin disindada bircok etkenler vardir...
Kilinan namaza ragmen arasira nefsine söz geciremeyip günah isleniyorsa bu namazin sahih olmadigi anlamina gelmez.

alanyali07
26-09-2011, 20:19
Ancak böyle olmasi namazdaki devamliligada baglidir.

zaten Fahreddin Razi tefsirinde de bu anlatılıyor :) oradaki 3 örneği iyi anlayabilsek çok güzel açıklamış büyük müfessir.
Hadis-i şeriftede Resulullah(sav) o gence ne diyor "ilerde namazı onu günahlardan korur".
bunların hepsi o ayetin tefsiridir.

Neyse kardeş, birbirimizi anladık mesele yok ,amacımız günahlardan kurtulmak, ne günahmış arkadaş,konuşması bile insanı nerdeyse günaha sokacak :)

Yeni-OSMANLI
26-09-2011, 20:45
demek istemiyor, demek istese öyle derdi ..



yahu demis iste daha ne desin?


O zaman bana söyle hangi tefsir ayeti zahirine göre açıklamamış. ??
hangi tefsir kitabinda namaz hakkinda
mutlak ve herzaman icin fuhuştan ve münkerden korur yaziyor?
hangi tefsir kitabinda
Şer'an, sahih olannamaz dosdogru kilinan namazdir,eger namaz dosdogru degilse namaz sahih degildir,kaza edilmesi gerekir yaziyor?
Tefsirleri gecelim,böyle bir sey islam ilmihalinede tersdir,hangi ilmihal kitabinda böyle birsey var?
Hangi mezhebde böyle bir görüs var?

Bunlarida gec,hangi islam alimi " namaz kilarsan bu sana yeter,mutlak ve kesin olarak herzaman günahdan korur,korumazsa namazin sahih degildir diyerek haramlari sirf namazdaki kusurlara baglamisdir?

Ac bak islam ilmihallerine,namazin farzlari bellidir,sünnetleri bellidir,mekruhlarida bellidir,namazin sünnetlerini uygulamayan veya mekrih isleyen dahi olsa sevabindan mahrum kalsada namazi sahihdir.

HATIRLATIRIM:
Mezhebin hükmü önceliklidir!

Sen namazin yeterli oldugunu,ilim,tövbe,dua,zikir,,tefekkür,gayret,müc adele,günahlardan uzak durmak gibi altyapiya gerekli olmadigini savunuyorsun,namazini kilarsan bunlar otomatikmen olur,günah isleyemezsin manasina gelen sapik bir görüsü savunuyorsun...bende tam tersini savunuyorum,diyorumki ayette belirtilen "dosdogru" ifadesinin icine bu bahsetmis oldugum "altyapida" dahildir.

Aksini iddia ediyorsan aksam yatmadan önce tika basa yemek ye bakalim,sabah namaza kalkmakta zorlanirmisin?

Bu soruma cevab ver,namaz kildigin halde zorlanirmisin???

Tika basa yemek yiyen birinde uyku agir olur,bu kalbide perdeler,neticede gaflet hissi olur,gaflet husuyu yakalamayi zorlastirir,
demekki sadece namaz korumuyor,tedbirinide alacaksin,altyapiyada önem vereceksin...

Bu sadece ufak bir örnekti...bunun gibi daha yüzlerce örnek sayabilirim.
namaz kildiktan sonra bir sonraki namazi kilmadan önce harama bakarsan namazi kalb huzuruyla dosdogru bir sekilde kilabilirmisin?
Veya babanin kalibini kirarsan veya ,dedikodu yaparsan,veya herhangi baska bir günah islersen namazin tadi kacarmi???,husu gidermi???
Cevab ver!

Husuyu yakalamak icin bu günahlara tövbe etmek lazim,kalbini kirdigin ve giybetini yaptigin kisiyle helallesmen lazim,Allahtan af dilemen,dua etmen lazim,oruc sadaka,tövbe namazi gibi bir iyilikte bulunman lazim degilmi???

Hani namaz mutlak olarak ve herzaman icin yeterdi...?
Altyapida önemliymis degilmi?

Resulullah (sav) buyuruyorki,“Günah işlediğinizde hemen bir sevap işleyin ki bu davranışınız günahı telafi edebilsin”

Yeni-OSMANLI
26-09-2011, 21:01
zaten Fahreddin Razi tefsirinde de bu anlatılıyor


madem namaz devaminda korur görüsündesin neden ayetin zahirine muhalefet etmekle sucluyorsun beni?
Ayette "devaminda korur" mu yaziyor?
Hayir,sadece "korur" yaziyor...

Tefsirin devamini okumadim,o cümle bana yetti,zaten sende sadece o bölümü isaretlemisdin,dolaysiyla katiliyorsun,zaten isaretlemenin sebebide senin namazin yetecegi görüsündür.
hayir yetmez diyorum,altyapida önemli diyorum uzatip duruyorsun...
tartismamizin temel sebebi bu.
Tefsirde altini isaretledigin bölümde namaz mutlak ve herzaman icin haramdan korur,korumuyorsa sahih degildir manasi var.
Madem sende devaminda korur görüsünü savunuyorsun ozaman o seviyeye gelenekadar kilinan namazlar ne olacak?
Tefsire göre o iki seyden alikoymadigi icin Allah icin kilinan namaz kategorisine girmiyormus,dolayisiyla sahih degilmis.

Yeni-OSMANLI
26-09-2011, 21:14
Neyse kardeş, birbirimizi anladık mesele yok ,amacımız günahlardan kurtulmak :)

birbirimizi anladiysak izninizle asil meseleye girebilirmiyim?
Zira kac gündür imam gazalinin
"Tevbe'nin Deva Olması ve Günahta Israr Düğümünün Çözülmesi" konusuna girmek istiyorum ama senin bu görüsünü cürütmeden giremiyorum cünkü eger sen hakli olsaydin gazali haksiz olurdu cünkü o sadece namazin yeterli olacagi görüsünü savunmuyor,baska receteleri daha var...izninizle meseleyi daha fazla uzatmazsan bu konuya girmek istiyorum...namaz kil yeter demiyor cok önemli bilgileri var,bunlardan mahrum olmayalim insaallah!

alanyali07
26-09-2011, 21:45
birbirimizi anladiysak izninizle asil meseleye girebilirmiyim?
Zira kac gündür imam gazalinin
"Tevbe'nin Deva Olması ve Günahta Israr Düğümünün Çözülmesi" konusuna girmek istiyorum ama senin bu görüsünü cürütmeden giremiyorum cünkü eger sen hakli olsaydin gazali haksiz olurdu !
mantığa bak :) e o zaman sen haklı olsaydın Fahreddin Razi haksız olurdu derim ben de :) demek ki sen haksızsın..
Fahreddin Razi hazretlerinin açıklamalarını anlamak istemiyorsun,aslında anlıyorsunda "günahta ısrar" yerine "inatta ısrar" etmeyi tercih ediyorsun :)

benim görüşüm diye birşey yok, ben sana Fahreddin Razinin tefsirini naklettim, Fahreddin Razinin tefsirini de çürütmeyi aklından geçirmen çok komik duruyor :)

alanyali07
26-09-2011, 22:02
,namazini kilarsan bunlar otomatikmen olur,günah isleyemezsin manasina gelen sapik bir görüsü savunuyorsun...


Sapık olan kimdir, Fahreddin Raziye şimdi sapık görüşü savunan alim mi diyorsun..?? Allah ıslah etsin seni diyim..az ilimle kibir sahibi olmak dedikleri bu olsa gerek..kıyamet alameti..sonrakileriniz önceki alimleri kötüledikleri zaman.. Fahreddin RAzi tefsiri, Kurtubi tefsiri bunlar tefsirde muteber kaynaklardır..Hepsini de sapık yaptın ya helal olsun..

Yeni-OSMANLI
26-09-2011, 22:09
mantığa bak :) e o zaman sen haklı olsaydın Fahreddin Razi haksız olurdu derim ben de :) demek ki sen haksızsın..
Fahreddin Razi hazretlerinin açıklamalarını anlamak istemiyorsun,aslında anlıyorsunda "günahta ısrar" yerine "inatta ısrar" etmeyi tercih ediyorsun :)

benim görüşüm diye birşey yok, ben sana Fahreddin Razinin tefsirini naklettim, Fahreddin Razinin tefsirini de çürütmeyi aklından geçirmen çok komik duruyor :)

Fahreddin Razinin tefsirindeki tartisma konumuz olan o cümleler Ehli-sünnete tersdir.
sadece ehli-sünete degil aklada mantigada tersdir.
Belki o manada söylemeisdir, ki,ben buna zaten inaniyorum ama okuyan o manada anliyor,sende altini cizerek kirmiziyla isaretleyerek o manada savundun zaten.

Namazin mutlak ve herzaman icin fuhuştan ve münkerden koruyacagi,korumadigi takdirde namazin sahih olmayacagi görüsü mezhebimizede,ilmihal kitablarimizdaki bilgilerede, tasavvuf ilminide aykiridir,nefis terbiyesi recetelerindede aykiridir.
Bu görüsü kim savunursa savunsun...AYKIRIDIR!

Yeni-OSMANLI
26-09-2011, 22:16
Sapık olan kimdir ..
Ancak böyle olmasi namazdaki devamliligada baglidir dedigimde
"zaten Fahreddin Razi tefsirinde de bu anlatılıyor§ diyen sen degilmisin?
madem öyle
"namazini kilarsan bunlar otomatikmen olur,günah isleyemezsin manasina gelen sapik bir görüsü savunuyorsun." dedigimde neden hemen Fahrettin raziye cektin meseleyi?
Dikkat ettiysen "savunuyorsun" demisim,savunuyor dememisim.
Ohalde madem sende böyle bir görüsü savunmuyorsan problem yok demektir.:)

Yeni-OSMANLI
26-09-2011, 22:24
namazin kötülüklerden koruyacak derecede olmasi icin atilmasi gereken Allah ve ahiret bilinci,nefse muhalefet etme bilinci,Allah korkusu,saglam itikad, seytanin hilelerine tedbirli olmak ...vs...gibi öncelikli adimlar var,buna katiliyorumusun katilmiyormusun?
katiliyorsan sorun yok,tartismayi kes ve izin verde konuya devam edeyim...katilmiyorsan neden katilmadigini acikla!

alanyali07
26-09-2011, 22:26
Fahreddin Razinin tefsirindeki tartisma konumuz olan o cümleler Ehli-sünnete tersdir.
sadece ehli-sünete degil aklada mantigada tersdir.
Belki o manada söylemeisdir, ki,ben buna zaten inaniyorum ama okuyan o manada anliyor,sende altini cizerek kirmiziyla isaretleyerek o manada savundun zaten.
o manada savunmadım, o manada anlayan sensin başından beri, benim ağzımdan veya Fahreddin RAzinin açıklamasında biryerde senin söylediğin mana dile getirilmiş mi ? Hayır.. sen kafanda bi mana senaryosu yazmışsın,"ben böyle inanıyorum" diyorsun..halbuki böyle birşey yok.. :)

diğer yerleri okumadım bile diyen sensin..halbuki okusaydın iyice, alttaki örneklerden dile getirilen manayı görecektin..

fahreddin Razi büyük bir ehl-i sünnet alimidir ve tefsir ilminde ehl-i sünnetin imamlarındandır. Böyle bir imamın görüşlerini "ben böyle anladım ehl-i sünnete ters" diyerek çürütmeye çalışmak , o kişinin eksiğini gösterir. Senin bu niyette olmadığını biliyorum ama niyeyse çürütmek peşindesin ilginç bir şekilde..ilkokul çocuğunun profesörün hükmünü çürütmek istemesi gibi birşey yaptığın :)

Yeni-OSMANLI
26-09-2011, 22:34
sen benimle dalgami geciyorsun?

daha kac kere yazayim?

http://www.ihvanforum.org/showthread.php?t=106423&p=980161&viewfull=1#post980161

http://www.ihvanforum.org/showthread.php?t=106423&p=980186&viewfull=1#post980186

http://www.ihvanforum.org/showthread.php?t=106423&p=980191&viewfull=1#post980191

http://www.ihvanforum.org/showthread.php?t=106423&p=980152&viewfull=1#post980152

Yeni-OSMANLI
26-09-2011, 22:37
Madem ne fahrettin razi nede sen böyle bir görüsü savunmuyorsan problem yok demektir...

namazin kötülüklerden koruyacak derecede olmasi icin atilmasi gereken Allah ve ahiret bilinci,nefse muhalefet etme bilinci,Allah korkusu,saglam itikad, seytanin hilelerine tedbirli olmak ...vs...gibi öncelikli adimlar atilmadan Namazin mutlak ve herzaman icin kötülükten koruyamayacagina,
nefsimize söz geciremeyip isledigimiz günahlar namazimizi tadili erkan ile kilip farzlarina uyma sartiyla sahih olacagina katiliyorsan devam edebilirmiyim?

alanyali07
26-09-2011, 22:39
sen benimle dalgami geciyorsun?

daha kac kere yazayim?

http://www.ihvanforum.org/showthread.php?t=106423&p=980161&viewfull=1#post980161

http://www.ihvanforum.org/showthread.php?t=106423&p=980186&viewfull=1#post980186

http://www.ihvanforum.org/showthread.php?t=106423&p=980191&viewfull=1#post980191

http://www.ihvanforum.org/showthread.php?t=106423&p=980152&viewfull=1#post980152

halen olmayan bir manayı göstermeye çalışıyorsun :)
Kardeşim sen öyle anlamışsın ve yanlış anlamışsınnnn. ne benim sözlerimde ne de Fahrettin Razinin açıklamalarında "günahlardan korumayan namazın kazası gerekir" demiyor..öyle anlayan sensinnnnn..
Hangi namazın kabul olacağını ehl-i sünnetin kaidelerini Fahreddin Razi senden daha iyi bilir dimi ? senin yapmaya çalıştığın tereciye tere satmak gibi birşey..koskoca ehl-i sünnet imamına ehl-i sünnet dersi vermeye kalkıyorsun, senin gibi alimlere saygılı olduğunu bildiğimiz kişiler böyle yaparsa, mezhepsizlerin alimlere saldırmasına şaşırmamak lazım galiba :)

Yeni-OSMANLI
26-09-2011, 23:00
"günahlardan korumayan namazın kazası gerekir" demiyor..

Tefsirden alintiliyorum:

"O halde diyoruz ki: Bununla, namazın mutlak fuhuştan ve münkerden alıkoyacağı manası kastedilmiştir.
İşte bu namaz, her zaman için bu iki şeyden alıkoyucudur.
Şimdi biz diyoruz ki: Şer'an, sahih olan namaz insanı, bu iki şeyden, mutlak olarak alıkor. Şer'an sahih olan namaz da, insanın Allah için kıldığı namazdır.
Eğer mükellef riya için namaz kılmış olsa, namazı şer'an sahih olmaz, yeniden kılması gerekir. Bunun böyle olduğu açıktır. "

sadece bu cümle bile yeterli:
"Şer'an, sahih olan namaz insanı, bu iki şeyden, mutlak olarak alıkor."
Allah bana akil vermisse ben bu aklimi kullanirim arkadas.Aklimi kullaninca bu cümleyle bu iki şeyden, mutlak olarak alıkoymayan namazin Şer'an, sahih olan namaz olmadigi anlasiyliyor.
ardindan devam ediyor ve diyorki:
Şer'an sahih olan namaz da, insanın Allah için kıldığı namazdır.
Bu cümleyle
bu iki seyden alikoymayan namazin Allah icin kilinan namaz olmadigi anlasiliyor.

Oysa hepimiz günahkariz...bu ifadelere göre namazlarimiz sahih degil...

O halde ya bizim namazlarimiz BATIL!!!
ya bu cümle yanlis!!!
yada ben yanlis anliyorum!!!

sabahdan beri bunu anlatmaya calisiyorum sana.
Bu görüs ise Ehli-sünnete aykiridir.
Kibirli oldugum icin,cok bilmis biri oldugum icin,fahrettin raziyi cürütmek icin yazmiyorum bunu.
Ben alcakim,ben pislikim,ben cöülüküm,ben namussuzum,ben günahkarim,ben hainim...vs...böyle olsam bile bu cümle baska bir manaya gelmez,bu cümle bize bildirilen islama aykiridir,ehli-sünnete aykiridir,isterseniz kesin asin beni isterseniz yakin beni ama bu cümle kesin ve acik bir sekilde bu iki şeyden, mutlak olarak alıkoymayan namazin Şer'an sahih olan namaz olmadigini söylüor.Bu görüsün ehli-sünnete aykiri oldugunu ben degil islam söylüyor,islam alimleri söylor,ilmihal kitablari söylüyor,mezheb imamlarimiz söylüor.

alanyali07
26-09-2011, 23:02
Madem ne fahrettin razi nede sen böyle bir görüsü savunmuyorsan problem yok demektir...

namazin kötülüklerden koruyacak derecede olmasi icin atilmasi gereken Allah ve ahiret bilinci,nefse muhalefet etme bilinci,Allah korkusu,saglam itikad, seytanin hilelerine tedbirli olmak ...vs...gibi öncelikli adimlar atilmadan Namazin mutlak ve herzaman icin kötülükten koruyamayacagina,
nefsimize söz geciremeyip isledigimiz günahlar namazimizi tadili erkan ile kilip farzlarina uyma sartiyla sahih olacagina katiliyorsan devam edebilirmiyim?

zaten o öncelikli adımlar namazımızı sürekli artan şekilde daha kamil seviyeye getiriyor, alıntı yaptığım tefsirdede bunlar örneklerle anlatılmıştı zateeeeeeenn ,ah bi okuyabilseydin o örnekleriiiii :)

devam et sen kardeş :)

alanyali07
26-09-2011, 23:04
Tefsirden alintiliyorum:

"O halde diyoruz ki: Bununla, namazın mutlak fuhuştan ve münkerden alıkoyacağı manası kastedilmiştir.
İşte bu namaz, her zaman için bu iki şeyden alıkoyucudur.
Şimdi biz diyoruz ki: Şer'an, sahih olan namaz insanı, bu iki şeyden, mutlak olarak alıkor. Şer'an sahih olan namaz da, insanın Allah için kıldığı namazdır.
Eğer mükellef riya için namaz kılmış olsa, namazı şer'an sahih olmaz, yeniden kılması gerekir. Bunun böyle olduğu açıktır. "

sadece bu cümle bile yeterli:
"Şer'an, sahih olan namaz insanı, bu iki şeyden, mutlak olarak alıkor."
Allah bana akil vermisse ben bu aklimi kullanirim arkadas.Aklimi kullaninca bu cümleyle bu iki şeyden, mutlak olarak alıkoymayan namazin Şer'an, sahih olan namaz olmadigi anlasiyliyor.
.

Eğer aklını doğru kullansaydın yazının devamını okumayı akıl ederdin :) :) :) senin dediğin mana olsa, o manayı yazardı,halbuki öyle bir mana yok..!!!! bir açıklama niçin yapılır? kapalı ifadeleri açıklamak için..ama senin gibi çok "akıllı" kişiler "tamam bana bi cümle yeter" derse iş taaa buralar varır, koskoca ehl-i sünnet imamını cahillikle suçlamaya gider :)

Yeni-OSMANLI
26-09-2011, 23:22
sen o tefsiri alip ilgili cümleleri isaretleyip neden önüme serdin?

Ben kac gündür namazin kötülüklerden koruyacak derecede olmasi icin atilmasi gereken Allah ve ahiret bilinci,nefse muhalefet etme bilinci,Allah korkusu,saglam itikad, seytanin hilelerine tedbirli olmak ...vs...gibi öncelikli adimlar atilmadan Namazin mutlak ve herzaman icin kötülükten koruyamayacagina,
nefsimize söz geciremeyip isledigimiz günahlar olsa bile namazimizi tadili erkan ile kilip farzlarina uyma sartiyla sahih olacagina vurgu yaparken sen inadla
haramdan korunmak icin namazin yeterli olacagini ve mutlak olarak herzaman icin koruyucu olacagini savunmak icin karsima bu fahrettin razinin görüsünü cikarmadinmi?
Madem namaz devaminda korur görüsündesin ve fahrettin razi tefsirin devamindada benim savundugum manaya geliyor neden ayetin zahirine muhalefet etmekle sucluyorsun beni?

alanyali07
27-09-2011, 00:01
sen o tefsiri alip ilgili cümleleri isaretleyip neden önüme serdin?

Ben kac gündür namazin kötülüklerden koruyacak derecede olmasi icin atilmasi gereken Allah ve ahiret bilinci,nefse muhalefet etme bilinci,Allah korkusu,saglam itikad, seytanin hilelerine tedbirli olmak ...vs...gibi öncelikli adimlar atilmadan Namazin mutlak ve herzaman icin kötülükten koruyamayacagina,
nefsimize söz geciremeyip isledigimiz günahlar olsa bile namazimizi tadili erkan ile kilip farzlarina uyma sartiyla sahih olacagina vurgu yaparken sen inadla
haramdan korunmak icin namazin yeterli olacagini ve mutlak olarak herzaman icin koruyucu olacagini savunmak icin karsima bu fahrettin razinin görüsünü cikarmadinmi?
Madem namaz devaminda korur görüsündesin ve fahrettin razi tefsirin devamindada benim savundugum manaya geliyor neden ayetin zahirine muhalefet etmekle sucluyorsun beni?

Önceki yazılarında "öncelikli adım" olarak sadece günahlardan kaçınmayı ele aldın..önce günahlardan kaçınmak lazım sonra namaz kılmak dedin..Halbuki bu ayete ve tefsirlere taban tabana zıt..günahlardan kaçınmanın fazileti başka konu , namazın günahlardan koruması başka..sen konuyu çorba ettin biraz ,karışıklık ordan doğdu :)

Bir de Ömer Nasuhi bilmen tefsirinden nakledelim :
Ve Habibim!. (namazı dosdoğru kıl) En büyük
ibadetl erden olan namaza devam et . Onu âdab ve şart larına riayetle kılmaya devam eyle. (Şüphe yok
ki ) insanları (hayâsızlıklardan) en çirkin hareketlerden (ve yaramaz şeylerden) dinen yasaklanmış ,
Allah'ın rızasına aykırı olan hareketlerden (alakoyar) namaza devam edilmesi , o gibi ahlâksız
şeylerin yapılmamasını temine vesile olur.Namaza düzgün şekilde devam edenler, o gibi yasakları
terke muvaffak olurlar. (ve elbett e ki Al lah' ın zikri en büyük) İş t e namazda All ah'ı zikretmeye
vesiledi r, bu cihet le namaz diğer ibadet ve i taat lerin en büyüğüdür. Bütün mükemmel sıfatları
toplayan bir Yüce Yaratı cı'ya hürmet i çin yapı l an, kendi sinde Kur' an-ı Kerim'in âyetl eri okunan
namaz, elbette ki : Allah katında pek büyük ve fazi let l i bi r ibadett i r. Artık namaza devam edi lmez
mi? Bu husust aki emirl er, Yüce Peygamberimiz vası tasiyle bütün ümmetl erine de yönelik bi rer
emirdi r. Bunl ara riayet hepimi zce l âzımdır (ve Al l ah ne yapt ı ğınızı bi l ir) Hayı r ve şer adına yapıl an
her hareket o yüce yarat ıcı tarafından bi l ini r. Ona göre kull arını mükâfat l ara, cezalara kavuşturur.
------------

İmam-ı rabbani 85. mektup :
"
Ibâdetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya
en çok yaklasdıran yarar sey, nemâzdır. Peygamberimiz “aleyhissalâtü
vesselâm”, (Nemâz dînin diregidir. Nemâz kılan kimse, dînini kuvvetlendirir.
Nemâz kılmayan, elbette dînini yıkar) buyurdu. Nemâzı dogru dürüst
kılmakla sereflenen bir kimse, çirkin kötü seyler yapmakdan korunmus
olur. Ankebût sûresinin kırkbesinci âyetinde meâlen, (Dogru kılınan
nemâz, insanı fahsâdan ve münkerden herhâlde uzaklasdırır) buyuruldu.
Insanı kötülüklerden uzaklasdırmayan bir nemâz, dogru nemâz degildir.
Görünüsde nemâzdır. Bununla berâber, dogrusunu yapıncaya kadar,
görünüsü yapmayı elden bırakmamalıdır. Büyüklerimiz “rahmetullahi
aleyhim ecma’în”, (Bir seyin hepsi yapılamazsa, hepsini de elden kaçırmamalıdır) buyurdu. Sonsuz ihsân sâhibi olan Rabbimiz, görünüsü hakîkat olarak
kabûl edebilir.
Nemâzları cemâ’at ile ve husû’ ve hudû’ ile kılmalıdır. Çünki, insanı dünyâda
ve âhıretde felâketlerden, sıkıntılardan kurtaracak ancak nemâzdır.
Mü’minûn sûresi basındaki âyet-i kerîmede meâlen, (Mü’minler herhâlde
kurtulacakdır. Onlar, nemâzlarını husû’ ile kılanlardır) buyuruldu."
----------

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Salih amel, İslam’ın beş şartıdır.Bir kimse bunları hakkıyla, kusursuz yaparsa Cehennemden kurtulur. Çünkü bunlar insanı günahlardan korur. Nitekim Ankebut suresi, 45. âyetinde mealen, (Kusursuz kılınan bir namaz, insanı kötü işlerden korur) buyuruldu. Bir insana, İslam’ın beş şartını yerine getirmek nasip olursa, nimetlerin şükrünü yapmış olur. Şükrünü yapınca, Cehennem azabından kurtulmuş olur, çünkü Nisa suresi, 147. âyetinde mealen, (İman eder ve şükrederseniz, azap etmem) buyuruldu. (1/304)"

Yeni-OSMANLI
27-09-2011, 16:29
Önceki yazılarında "öncelikli adım" olarak sadece günahlardan kaçınmayı ele aldın..önce günahlardan kaçınmak lazım sonra namaz kılmak dedin..Halbuki bu ayete ve tefsirlere taban tabana zıt..günahlardan kaçınmanın fazileti başka konu , namazın günahlardan koruması başka..sen konuyu çorba ettin biraz ,karışıklık ordan doğdu :)

"önce günahlardan kaçınmak lazım sonra namaz kılmak dedin..Halbuki bu ayete ve tefsirlere taban tabana zıt" demissin…

Sen iyimisin???

Niyetin günahlardan kurtulmaksa günahlara tövbe etmeden günahlardan nasil kurtulacaksin?
Günahlarin silinmesini stiyorsan günahlara tövbe edeceksin,bunun baska yolu yok!

Hadisi serifte buyruluyorki:
„Günahlarina tövbe eden sanki o günahlari hic islememis gibidir“

„Şunu iyi bil ki, insan tevbe kapısından geçmedikçe, ne kadar ibadet ederse etsin, onun kurtulması muhaldir. Tevbe, ibadetlerin abdesti mesabesindedir. Nasıl abdestsiz namaz olmazsa, tevbesiz de ibadet makbul olmayıp sonu hüsran, perişanlık ve nedamettir, nadimi pişman olmaktır.“
http://www.gavsulazam.de/turk/tevbe/tevbe-sart.htm


Günahlardan kacinmak hem daha faziletlidir hemde daha önceliklidir cünkü günahda israr edenin farzlari yapmasi zorlasir.

Tövbe önceliklidir cünkü tövbenin sebebi haramlari terk etmektir.Yani günahdan kurtulmak icin tövbe ediyoruz.
Namaz kilmamak büyük günahlardan olduguna göre Namazi terk ettme haramina tövbe etmeden namaza baslanirmi?

Ibadette ve haramlardan uzak durmada devamliligi saglamanin yolu tövbe ile baslar,namaz ile devam eder…

Fakat diger acidan bazi günahlar vardirki insan bunlara tövbe etsede günahtaki israr hastaligindan kurtulamaz,nefsine yenik düser,tövbe eder,yine isler,yine tövbe eder,yone tövbe eder…derken birtürlü basaramaz…
Iste böyle nefsine güc yetiremedigi günahlardan kurtulmak Namaz kilmadan mümkün degildir, cünkü günde 5 vakit kildigimiz namazlar günahlardan uzaklasmamiza vesile olur, namaz kilmadan günahlardan mutlak ve herzaman icin kacinmakta elbette mümkün degildir.

Eger namaz kilmadan ve diger farzlari yapmadan haramlari terk etmeyi kastediyorsan hakslisin cünkü namazi terk etmek zaten belli basli bir haramdir ve günahlari terk etmek farzlari yapmaya baglidir.
Bu acidan bakildiginda elbette önce günahlardan büsbütün arinma sarti aranamaz cünkü mümkün degil...
Bu suna benzer:
Önce nefsini terbiye et,sonra namaza basla...
Böyle bir uyguklama yoktur islamda...

Ama yinede tövbe etmek önceliklidir.
Burada kastedilen tövbe günahlari terk edip birdaha islememek icin mücadeleye baslamak.
Namaz kilmadan Nefsin islahi mümkün degildir.

Günahlari islememeye karar vermedende kilinan namazin tadi tuzu olmaz.

Hem bu nasil olsunki?

Düsünsene! Kötülükleri terk etmeye niyetlenmemis biri Haram isleyecegini bile bile namaz kilsa bunda teslimiyet olurmu? Husu olurmu?Devamlilik olurmu?

Islamiyetin amaci kamil mümin yetisdirmektir...
Bir müminin amaci Allahin rtizasini kazanmaktir...
Allahin rizasini kazanmak isteyen haramda israr etmez.

"Tevbeden maksat, nefsin kötü ve çirkin sıfatlarını yok etmektedir. Yani kulun “İrciî” (Dön) hitabına müstehak olmasıdır. Bu müstehaklık ise ancak tevbe ve ihlas ile mümkündür. Tevbe ettikten sonra iyi amellerde bulunmalı, nedametle devamlı günahına tevbe etmelidir. Riyazata düşmeli, Zikrullaha devam etmelidir. Nefs-i emmarenin bütün kötü yönlerini iyiye çevirebilmek için günahına nedamet edenin Takva okuluna başlaması lazımdır."
http://www.gavsulazam.de/turk/tevbe/tevbe-sart.htm
Ben sahsen günah isledigimde bunlara tövbe etmeden namaza duramam,dursam bile tad alamam ve arkasi gelmez,sürekli gevseklik gösteririm…
Namaz kilmadigim zamanda günahlarima tövbe edemem.namazimi ihmal ettigim zaman diger günahlari islemekte kolaylasiyor …bunlar birbirine bagli cünkü günah günahdir ve her günah kalbi karartir,tövbe istigfar etmette kalbin cilasidir.

“Günahlar kalbi paslandırır, karartır. Kalplerin cilası ise istiğfardır.” (Beyhakî)

Günah sebebi tüm gayretlerime ragmen nefsime güc yetiremedigim günahlardan olsa bile yine tövbe ederim ve namazi kilmaya devam ederim fakat bu arzranin sebebini arayip nefsimi islah etmenin carelerinede bakarim,kendimi düzeltmeye calisirim.
Bu namazdaki gevseklikten kaynaklanabilecegi gibi baska sebeblerdende olabilir.
Fakat günahtan tamamen uzak duramiyorum diye tövbeyi terk etmekte olmaz,namazi terk etmek hele hic olmaz cünkü insan günah islemeye meyilli olarak yaratilmisdir.

“Eğer siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi helak eder ve yerinize, günah işleyip peşinden tevbe eden kullar yaratırdı.” (Kudsî hadis, Müslim)

(İstiğfar eden, günde 70 defa aynı günahı işlese ısrar etmiş sayılmaz.)

(Günahınız çok olup göklere ulaşsa, tevbe edince, Allahü teâlâ tevbenizi kabul eder.) [İbni Mace]

(Allahü teâlâ buyurdu ki, "Ey kulum, af dilediğin müddetçe, günahlarının çokluğuna bakmadan affederim. Günahların bulutlara kadar yükselse de yine affederim. Yer dolusu günahla gelsen, yer dolusu mağfiretle karşılarım. Yeter ki iman ile gel!") [Tirmizi]

(Hak teâlâ buyurdu ki: Ey Âdemoğlu, dua edip, benden af dilersen, günahların ne kadar çok, ne kadar büyük olursa olsun, hiç birine bakmadan seni affederim. Göklere ulaşacak kadar günah işlesen; ama rahmetimden ümidini kesmeyip, benden mağfiret dilersen, seni affederim.) [Tirmizi]

(Bir kimse, işlediği günaha tevbe edince, Allahü teâlâ meleklerine buyurur ki: "Şu kimseye bakın, günah işledi, günahın cezasını veren ve affeden bir Rabbi olduğunu hatırlayıp tevbe etti. Şahit olun ki onu affettim.")

Burada amaclanan sey nefse karsi mücadeleye tesvik etmektir,haramdan uzak kalamasa bile mücadeleyi terk etmemektir,mümkün oldugu kadar az hata islemek ve nefsi islah etmek icin gayreti elden birakmamaktir,düzelmek icin mücadeleye devam etmektir.





Bir de Ömer Nasuhi bilmen tefsirinden nakledelim :
Ve Habibim!. (namazı dosdoğru kıl) En büyük
ibadetl erden olan namaza devam et . Onu âdab ve şart larına riayetle kılmaya devam eyle. (Şüphe yok
ki ) insanları (hayâsızlıklardan) en çirkin hareketlerden (ve yaramaz şeylerden) dinen yasaklanmış ,
Allah'ın rızasına aykırı olan hareketlerden (alakoyar) namaza devam edilmesi , o gibi ahlâksız
şeylerin yapılmamasını temine vesile olur.Namaza düzgün şekilde devam edenler, o gibi yasakları
terke muvaffak olurlar. (ve elbett e ki Al lah' ın zikri en büyük) İş t e namazda All ah'ı zikretmeye
vesiledi r, bu cihet le namaz diğer ibadet ve i taat lerin en büyüğüdür. Bütün mükemmel sıfatları
toplayan bir Yüce Yaratı cı'ya hürmet i çin yapı l an, kendi sinde Kur' an-ı Kerim'in âyetl eri okunan
namaz, elbette ki : Allah katında pek büyük ve fazi let l i bi r ibadett i r. Artık namaza devam edi lmez
mi? Bu husust aki emirl er, Yüce Peygamberimiz vası tasiyle bütün ümmetl erine de yönelik bi rer
emirdi r. Bunl ara riayet hepimi zce l âzımdır (ve Al l ah ne yapt ı ğınızı bi l ir) Hayı r ve şer adına yapıl an
her hareket o yüce yarat ıcı tarafından bi l ini r. Ona göre kull arını mükâfat l ara, cezalara kavuşturur.
------------

İmam-ı rabbani 85. mektup :
"
Ibâdetlerin hepsini kendinde toplayan ve insanı Allahü teâlâya
en çok yaklasdıran yarar sey, nemâzdır. Peygamberimiz “aleyhissalâtü
vesselâm”, (Nemâz dînin diregidir. Nemâz kılan kimse, dînini kuvvetlendirir.
Nemâz kılmayan, elbette dînini yıkar) buyurdu. Nemâzı dogru dürüst
kılmakla sereflenen bir kimse, çirkin kötü seyler yapmakdan korunmus
olur. Ankebût sûresinin kırkbesinci âyetinde meâlen, (Dogru kılınan
nemâz, insanı fahsâdan ve münkerden herhâlde uzaklasdırır) buyuruldu.
Insanı kötülüklerden uzaklasdırmayan bir nemâz, dogru nemâz degildir.
Görünüsde nemâzdır. Bununla berâber, dogrusunu yapıncaya kadar,
görünüsü yapmayı elden bırakmamalıdır. Büyüklerimiz “rahmetullahi
aleyhim ecma’în”, (Bir seyin hepsi yapılamazsa, hepsini de elden kaçırmamalıdır) buyurdu. Sonsuz ihsân sâhibi olan Rabbimiz, görünüsü hakîkat olarak
kabûl edebilir.
Nemâzları cemâ’at ile ve husû’ ve hudû’ ile kılmalıdır. Çünki, insanı dünyâda
ve âhıretde felâketlerden, sıkıntılardan kurtaracak ancak nemâzdır.
Mü’minûn sûresi basındaki âyet-i kerîmede meâlen, (Mü’minler herhâlde
kurtulacakdır. Onlar, nemâzlarını husû’ ile kılanlardır) buyuruldu."
----------

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Salih amel, İslam’ın beş şartıdır.Bir kimse bunları hakkıyla, kusursuz yaparsa Cehennemden kurtulur. Çünkü bunlar insanı günahlardan korur. Nitekim Ankebut suresi, 45. âyetinde mealen, (Kusursuz kılınan bir namaz, insanı kötü işlerden korur) buyuruldu. Bir insana, İslam’ın beş şartını yerine getirmek nasip olursa, nimetlerin şükrünü yapmış olur. Şükrünü yapınca, Cehennem azabından kurtulmuş olur, çünkü Nisa suresi, 147. âyetinde mealen, (İman eder ve şükrederseniz, azap etmem) buyuruldu. (1/304)"

Ankebut suresi, 45. âyetinde mealen,"Kusursuz kılınan bir namaz, insanı kötü işlerden korur" buyuruldu.
Bu ayetin "kötü silerden korur" bölümünü alintiladigin alimlerimiz şöyle tefsir etmisler:

Ömer nasuhu Bilmen:
"...(Şüphe yokki ) insanları (hayâsızlıklardan) en çirkin hareketlerden (ve yaramaz şeylerden) dinen yasaklanmış , Allah'ın rızasına aykırı olan hareketlerden (alakoyar) namaza devam edilmesi , o gibi ahlâksız
şeylerin yapılmamasını temine vesile olur.Namaza düzgün şekilde devam edenler, o gibi yasakları
terke muvaffak olurlar...."
Ömer nasuhi bilmen kötülükleri terk etmeyi cok güzel bir sekilde aciklamis ve namaza devam edilmesi sartina baglamis.
Yani namaza devam edildigi sürece bu zamanla kötülüklerden tamamen uzaklasmayada vesile olur.
fakat namazin devamliligini saglamak icinde bazi sartlar var... tövbeyi ve nefse karsi direnmeyi ihmal etmemek sartiyla.

Ayrica zikride ihmal etmemeli,nafileleride yapmaliki bunlar namazin devamliligini saglasin.

Devam üzere istiğfarda bulunmak İslâmın sünnellerindendir. Devamlı tevb-i istiğfar etmek insanın üzüntüsünü alır. Günahlardan el çekmek, Ayet-i Kerime’ler ile emredilmiştir. Daima nefs ile mücadele etmeli, nefsin arzularını yerine getirmemeli, nefsi Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin emirlerine zorlamalı ve itaate alıştırmalı, Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nin menettiği şeylerden de onu zorla uzaklaştırmalıdır ve Tasavvufa yönelmenin, ilk anda eski günahlara tevbe etmekle başlanılacağı bilinmelidir.
http://www.gavsulazam.de/turk/tevbe/tevbe-devamlilik.htm

İmam-ı rabbani 85. mektup :
"Nemâzı dogru dürüst kılmakla sereflenen bir kimse, çirkin kötü seyler yapmakdan korunmus
olur. Ankebût sûresinin kırkbesinci âyetinde meâlen, (Dogru kılınan
nemâz, insanı fahsâdan ve münkerden herhâlde uzaklasdırır) buyuruldu.
Insanı kötülüklerden uzaklasdırmayan bir nemâz, dogru nemâz degildir.
Görünüsde nemâzdır. Bununla berâber, dogrusunu yapıncaya kadar,
görünüsü yapmayı elden bırakmamalıdır. Büyüklerimiz “rahmetullahi
aleyhim ecma’în”, (Bir seyin hepsi yapılamazsa, hepsini de elden kaçırmamalıdır) buyurdu. [B]Sonsuz ihsân sâhibi olan Rabbimiz, görünüsü hakîkat olarak
kabûl edebilir."

"Insanı kötülüklerden uzaklasdırmayan bir nemâz, dogru nemâz degildir."

Bu sözler yanlis anlasilmaya müsaid oldugundan tefsire muhtac...

Namaz ne zaman dogru namaz olur?

Günahlara tövbe edip Namazi dogru bir sekilde devamli kilmaya gayret ederse...
Fakat Nefsin istek ve arzularina israrla mücadelesiz bir sekilde teslim olan birinin Günahlara karsi hassasiyetide zayif olacagindan dolayi dogru bir namaz kilamaz.
Cünkü haram islemeye karar vermis olan biri Allaha tam anlamiyla teslim olmadigindan dolayi kilacagi namazdada husuyu yakalayamaz ve dolayisiyla bu namaz görünüsde nemâzdir,bunun ötesine gecemez.gecebilmesi icin insan hata ve kusurlarini düzeltmeye azm etmeli,nefsini islah etmek icin kesin karar vermeli.
Iste böyle biri ,yani Allahtan baska ilah olmadigini bilip amaci sirf Allah rızasıni kazanmak olan biri tüm gücüyle namazini dosdogru kilmaya gayret ederse nefsine karsi cihad ettiginden dolayi bunun devaminda basarili olur ve kildigi namazi onu kötülüklerden uzaklasmasina yardimci olur,dolayisiyla namazi onu kötülüklerden korumus olur.
Buna ragmen nefsin güc yetirilemeyen istek ve arzularina yenik düsenlerin kildiklari namaz
"kötülüklerden uzaklasdırmayan bir nemâz" kategorisine girmez cünkü amaci sirf Allahin rizasini kazanmak olan ve nefsine savas acmis olan bir kul hemen tövbe edip arzanin sebebini arastirma yoluna gireceginden dolayi kötülüktende uzaklasmis olacaktir.
Tövbe etmeyip kötülükte inadla israr edenin kalbi katilasir.
''Mü'min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta meydana gelir.Eğer o günahı hemen bırakıp tövbe ve istiğfar ederse,kalbi eski parlaklığına kavuşur.Günah işlemeye devam ederse siyah noktalar gittikçe çoğalır ve kalbini büsbütün kaplar.''
Bu siyah noktalar,ALLAH Teala'nın:''Hayır hayır!Onların işlediği günahlar,kalplerini paslandırıp kirletmiştir.''(Mutaffifin,14)diye belirttiği pastır.
HADIS

kalbi katilasanin namazda titizlik göstermesi düsünülemez,dolayisiyla namazda devamlilik gösteremeyeceginden namazida dogru olamaz.
Ama buna ragmen kilmaya devam ederse imam rabbanininde naklettigi gibi:
"Sonsuz ihsân sâhibi olan Rabbimiz, görünüsü hakîkat olarak kabûl edebilir."

Nitekim imam Rabbani senin naklettigin yazinin devaminda diyorki:
"Salih amel, İslam’ın beş şartıdır.Bir kimse bunları hakkıyla, kusursuz yaparsa Cehennemden kurtulur. Çünkü bunlar insanı günahlardan korur."

"hakkıyla ve kusursuz" ifadesinin icine devamlilik dahildir.
Bu ibadetlerin hakkıyla ve kusursuz apilabilmesi icinde tövbe sarttir,teslimiyet sarttir,altyapi sarttir...
Altyapidan kastedilen sey güclü imandan dogan güclü iradedir,ilimdir,saglam itikaddir,Allah ve ahiret bilinci,Allah sevgisi ve korkusudur,terbiye edilmis nefsdir..nefis terbiyesi belli basli bir mevzudur.Bu konu hakkinda kitablar yazilmisdir..
Bunlar namazda ve diger ibadetlerde devamliligi saglar.
Altyapisi saglam olanin tövbeside saglam olur,tövbesi saglam olanin ibadetleride saglam olur cünkü tövbe edip haramlarda israr etmeye ister istemez hayra yönelir,ibadetlerden lezzet alir.
Altyapisi saglam olmayanin ve nefsi azgin olanin namazida tam ve kusursuz olamaz,dolayisiyla haramlardan geregi gibi uzak duramaz.
Cünkü ibadetlerdeki aksakliklarin temel sebebi NEFISDIR.
Yani bir baska ifadeyle nefsin istek ve arzulari insani daime harama yönlendirici oldugundan dolayi nefsine direnmeyen ister istemez harama yönelir.
Dolayisiyla hata ve kusurlarda devam edenlerin zaaflari sadece namazda oldugunu söyleyemeyiz.
Namazi kilmakla birlikte arasira islenen hata ve kusurlari terbiye etmenin yoluda aranmali.,nefsin arzalari,zaaflari arastirilmali ve terbiye edilmesi icin sürekli mücadele halinde olunmali!

Ancak nefsini terbiye edebilen ibadetlerdede devamliligi saglayabilir.
Namazini kilmayan ise nefsini terbiye edemez.
Onun icin imandan sonra en büyük amel NAMAZDIR!
Eksikligi olsada namaza devam edilmeli ,nefsine güc yetiremeyip sehevi arzularina yenik düsenler pes etmemeli,bu arzanin sebebini arastirip tekrar tekrar tövbe edip namaza devam etmeli...bu mücadele sonucu namazdaki husu artar,namaz böylece haramlardanda korur.
Cünkü namaz dinin temelidir.
Bu temele devam edildigi sürece nefs terbiye edilebilir.
namaz terk edilmesi gereken son kalemizdir.
Bu kalede terk edilirse bu sefer iman tehlikeye girer.
Onun icin islam alimleri demislerki farzlar imani korur,sünnetler ve nafilelerde farzlari korur.
namaz en büyük farz oldugu icin bunu korumanin yoluda nafileler,sünnetler,zikirler,virdler...vs.
Altyapiyi güclendirmenin yolu buradan gecer.
Islam binasini halka halka düsünürsek ve iman halkasi bu halkalarin ortasindadir,ardindan farz halkalari gelir (namaz,oruc...vs) ardindan sünnet halkasi,ardindan nafileler,virdler,zikirler vs... düsman en ucdaki halkaya hücüm etmekle ise baslar.
Dolayisiyla en icdeki halka güven icinde olur.
Ne zamanki diger halkalar cekilirlerse farz ve iman dedigimiz vazgecilmez ic halkalar hücüma ugrarlar ve bunun neticesinde zararda verirler.
Dolayisiyla namaz,oruc,zekat gibi farzlarda aksakliklar baslar...
Bu nafileler ve sünnetler olmazsa sira farzlara gelirki namazdaki devamlilik tehlikeye girmis olur.

Bu gün sünneti terk eden yarın farzı terk ve ihmal etmekte bir sakınca görmez. Bu da dine ve kişinin ahiretine zarar verir. Nitekim İslam bilginleri imanı bir hazineye benzetmişler ve bunu Farzlardan bir kale ile muhafaza etmişlerdir. Farzları da Sünnetlerden diğer bir dış kale ile koruma altına almışlardır. Şeytan ve ehl-i dalalet dış kaleyi ele geçirirlerse iç kale olan farzlara hücum ederler. Bunu da ele geçirirlerse o zaman iman tehlikeye girer. Bunun için sünnetler farzları, farzlar da imanı korur denilmiştir.

Doğrudan imana ve dine müdahale edemeyenler önce sünnetleri terk ettirmeye çalışmakta, bunda başarılı olurlarsa daha sonra farzları terk ettirmeye çalışmaktadırlar.

Eğer zikir, vird, salevat ,tesbih tahmidleri hakkıyla yapmıyorsak ibadetlerden lezzet kaçar, kalp ve ruhun kirleri temizlenmez. Huzur kalbe gelmez. Kalpleri mutmain eden zikir ihmal edildikçe kalp ve ruh alternatif gayri meşru şeylere yönelirler.. Hayatın ruhun kalbin aklın ve çevrenin etkisiyle değişen halden hale geçen eskiyen pörsüyen bozulan imanlarımızı korumak için bol bol “La havle vela kuvvete zikrini çekip, Kelime-i Tevhidin tekrarla zikrine devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırar. Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihaz ettiği mahbuplardan yüzünü çevirtecektir.

alanyali07
27-09-2011, 22:25
"önce günahlardan kaçınmak lazım sonra namaz kılmak dedin..Halbuki bu ayete ve tefsirlere taban tabana zıt" demissin…

Sen iyimisin???

Niyetin günahlardan kurtulmaksa günahlara tövbe etmeden günahlardan nasil kurtulacaksin?
Günahlarin silinmesini stiyorsan günahlara tövbe edeceksin,bunun baska yolu yok!



ben iyiyim de sen pek iyi değilsin, zaten konumuz "günahlardan nasıl kurtuluruz"..Her tevbe eden günahlarından kurtuluyorsa burada bu konuyu niye konuşuyoruz, "tevbe edin kurtulun" dersin dimi ? :) demekki konumuz farklı,sen daha kendi konunu anlamamışsın bence :)

Konumuz "Günahlardan nasıl kurtuluruz yani günahlardaki ısrardan kurtulmanın çaresi ? " , diyorsunki tevbe lazım, tevbeyi zaten yapmış adam, ama kurtulmuyor,,konu bu..Her tevbe eden günahtan kurtuluyor mu ? o zaman bulduk çareyi tevbe edin kurtulun.. :)

ama konu bu değil :)

Mantık hatası yapıyorsun, "Günahlardan nasıl kurtuluruz" diye çare arıyorsun, cevap olarak "günahlardan kurtulmak için günahlardan kurtulmak lazım" diyorsun :) zaten sorun o..senin cevabın bir kısır döngü meydana getiriyor :)

Halbuki ayet açık, alimler açık açık söylemiş,hadis-i şerif açıklıyor, Namaza güzel şekilde devam edilirse günahta ısrardan kurtulunur..Fahreddin razi, İmam-ı Rabbani aynı şeyleri söylüyor..yeterki anlamak isteyelim..ki yazının son kısmında güzel açıklamalar dile getirmişsin teşekkür ederizz..Herkesin namazı bir değildir..görünüşte birbirine benzer belki ama mana itibariyle derinlik itibariyla farklı farklıdır..Hz.Ebubekir'(ra) in namazıyla bizim namazımız belki görünüş itibariyla birbirine benzer,kıyam rüku secdesiyle..benzer şekiller..ama derinlik ,mana,hakikat itibariyla arada uçurumlar vardır..Fahreddin Razi'nin, İmam-ı rabbaninin bahsettiği gerçek namaz,doğru namaz bu şekilde ele alınmalı..namazda devamlı bir yükselme..yükseldikçe mertebe katetme ve bu mertebelerde yükseldikçe insan kendiliğinden günahlarla arasında set oluşacaktır..

Yeni-OSMANLI
01-10-2011, 16:29
Her tevbe eden günahlarından kurtuluyorsa burada bu konuyu niye konuşuyoruz

Elbette tövbe yetmez.zaten ben böyle birsey iddia etmedim.
Tövbenin öncelikligine ve önemine vurgu yaparken bunu “tövbe eden birdaha günah islemez,haramlardan korur” manasinda söylemedim.
Fakat tövbe yeni bir baslangic oldugu icin motiveyi artirir,sabretmeyi tesvik eder…

Tövbeyi bolca yapmanin tesvik edilmesinin sebebi hata ve kusurlarimizdan kaynaklanan kalb katiligini önleyici özelligidir cünkü tövbe kalbin cilasidir.

Bu konuda bircok ayet ve hadis var.
“Tövbe eden, hiç günah işlememiş gibidir.” Buyuruyor peygamberimiz.

Insan kusurlu yaratilmisdir,hata ve kusur islemeye meyillidir.
Tövbe düsdügü yerden tekrar kalkip mücadele etmeye kaldigi yerden devam etmektir.

Haramlardan kurtulmak isteyen buna once karar vermeil.Tövbe iste budur.haramlardan kurtulmanin baslangici buna karar vermektir.

Tövbe pismanliktir ve birdaha islememeye azmektedir.Tövbeli birinin ruh hali temizdir,huzurludur ve bu durumun muhafasasi icin böyle biri o günaha mücadele etmeden kolay kolay geri dönmez,namazlarinda gevseklik göstermez.Gösterirse siyah nokta misali digger haramlaraa meyletmeside kolaylassir..demekki herseyden once tövbeli olmak lazim.Tövbe gayret demektir.Tövbe etmeyenin iradesi zayif kalir,dolayisiyla haramdan uzak duramaz..



Konumuz "Günahlardan nasıl kurtuluruz yani günahlardaki ısrardan kurtulmanın çaresi ? " , diyorsunki tevbe lazım, tevbeyi zaten yapmış adam, ama kurtulmuyor,,konu bu..Her tevbe eden günahtan kurtuluyor mu ? o zaman bulduk çareyi tevbe edin kurtulun..

Konuyu anlamissin,fakat aslinda tartisma konumuz günahdaki israri def icin gerekli olan öncelikli amel.
Sen diyorsunki namaz kil kurtul…
Ben diyorumki namazin koruyucu olmasi icin öncelikli adimlar var.yani tartisma konumuz „öncelik“ meselesi…

Tövbe nin önemine vurgu yapmamin sebebini anlamamissin.
Ben tövbenin öncelikli olmasini kastediyorum.
Tövbe eden neden tövbe eder.o günahi bir daha islememeye azm etmek icin tövbe eder.
Günahtan kurtulmanin ilk sartida budur..Altyapidan kasit budur,Ilim ve iman altyapidir,bunlar olmazsa zaten hicbirsey olmaz,nefsini bilmekte altyapidir,Allah ve ahiret bilincide altyapidir,Tövbede altyapidir,zikirde öyle…fakat tövbe halini muhafaza etmek icin namazda sarttir.namazin koruyucu olmasi devamliligina baglidir.Eksiksiz kilinmayan namaz haramdan koruyamaz.namazin devamli olmasi icin altyapinin saglam olmasi lazim.Altyapi saglam olursa namaz haramdan korur.Aksi halde koruyamaz.Bunu anlatmaya calisiyorum.




Mantık hatası yapıyorsun, "Günahlardan nasıl kurtuluruz" diye çare arıyorsun, cevap olarak "günahlardan kurtulmak için günahlardan kurtulmak lazım" diyorsun zaten sorun o..senin cevabın bir kısır döngü meydana getiriyor

Cok ilginc,bu mantik hatasini yapan aslinda sensin cünkü sen diyorsunki :



ayet açık, alimler açık açık söylemiş,hadis-i şerif açıklıyor, Namaza güzel şekilde devam edilirse günahta ısrardan kurtulunur.


Evet „Namaz haramlardan korur“,bu dogrudur ve ayetlede hadislede sabittir.Bunda ihtilaf söz konusu degildir fakat daha öncede defalarca belirttigim gibi seninde dedigin gibi „devam edilirse“ koruyacaktir.,yani namazin haramlardan koruyabilmesi icin devamli kilinmasi sarttir. Cünkü terki zaten belli basli bir haramdir…dolayisiyla senin söyledigin „namazi devamli kilmak istiyorsan namaz kil“ manasina geliyor.
Oysa günahtaki israr sebebi zaten budur,yani adam namazi devamli olarak kilamiyorki?
Böyle birine senin sundugun crecete:namazidaki eksiklikleri düzeltmektir.
Buda güzel ama yetmez cünkü namazdaki eksikligin temel sebebi irade zayifligidir,iman zayifligidir.,gaflettir,azgin nefsidir…vs…yani bir arza var,kilmak istiyor ama mesela sabah namazlarina kalkamiyorsa ne diyeceksin?
„Sabah namazina kalkamiyorsan sabah namazina kalk“ mi diyeceksin?
Sabah namazina kalkamayisinin sebebi aksam tok karinla yatmaksa ne olacak?
Veya haram lokmaysa, veya harama nazar etmesiyse, veya abdestsiz yatmasiysa, veya kalbe „LAA ILAHE ILLALLAH“ `in manasinin gercek anlamda yerlesmemis olmasiysa ne diyeceksin bu adama?
„Namaz kil düzelirsin“`mi?
Düzelmez kardesim düzelmez..
Bu zikirler,bu virdler bu dualar bunun icin yapiliyor.
„Allahtan baska ilah YOK“ un manasinin bir baska anlami islam alimlerince put diye tarif edilen nefsimizin heveslerine,aliskanliklaria,istek ve arzularina YOK diyememektir.
Uykuya YOK diyemiyoruz,tembelliye YOK diyemiyoruz,yemege icmeye YOK diyemiyourz,haram nazara YOK diyemiyoruz…ondan sonra „neden sabah namazina kalkamiyorum?“ sorusunu soruyoruz.kalkamazsin cünkü nefis azginlasmis.Bu durumda islam alimleri az yemeyi ve zikir cekmeyi önemiyorlar,özellikle LAAA ilahe illallah zikrinin ihlasa ve husuya etkisi fazla oldugu yaziyor tasavvuf kitablarinda.
Demekki ZIKIR`de namazdan önceliklidir cünkü namazdaki devamliligi saglayan bir etkendir,Allahi sadece namazda degil sürekli anmamiza vesiledir.



Herkesin namazı bir değildir..görünüşte birbirine benzer belki ama mana itibariyle derinlik itibariyla farklı farklıdır..Hz.Ebubekir'(ra) in namazıyla bizim namazımız belki görünüş itibariyla birbirine benzer,kıyam rüku secdesiyle..benzer şekiller..ama derinlik ,mana,hakikat itibariyla arada uçurumlar vardır..Fahreddin Razi'nin, İmam-ı rabbaninin bahsettiği gerçek namaz,doğru namaz bu şekilde ele alınmalı..namazda devamlı bir yükselme..yükseldikçe mertebe katetme ve bu mertebelerde yükseldikçe insan kendiliğinden günahlarla arasında set oluşacaktır..

Evet namazlar bir degildir.Fakat sen aradaki farki sadece namaza abliyorsun,bu yanlis.Bende buna katilmiyorum.
Evet daha öncede belirttigim gibi namazin devamli olarak kilinmasi sartiyla bu takvaya sebeb olur,haramlardanda korur,insanin maneviyatinin yükselmesine,Allah korkusunun artmasina,imanin güclenmesine sebeb olur fakat tek sebeb degildir.
O bahsetmis oldugun mübareklerin namazlariyla bizim namazlarimiz arasindaki farkin temel sebebi ilimdeki,teslimiyetteki,imandaki farkdan kaynaklaniyor,namazin devamliligini saglayan altyapidaki farkdan kaynaklaniyor..Bizim imanimiz,,bizim teslimiyetimiz,bizim altyapimiz onlarin seviyesinde degildir,yemek yeme tarzimizdan tut uyku uyma tarzimiza kadar ,sabrimiz,tevekkülümüz,askimiz,irademiz farkli..
Daha önceki mesajimdada belirttigim gibi:



İslam bilginleri imanı bir hazineye benzetmişler ve bunu Farzlardan bir kale ile muhafaza etmişlerdir. Farzları da Sünnetlerden diğer bir dış kale ile koruma altına almışlardır. Şeytan ve ehl-i dalalet dış kaleyi ele geçirirlerse iç kale olan farzlara hücum ederler. Bunu da ele geçirirlerse o zaman iman tehlikeye girer. Bunun için sünnetler farzları, farzlar da imanı korur denilmiştir.

Doğrudan imana ve dine müdahale edemeyenler önce sünnetleri terk ettirmeye çalışmakta, bunda başarılı olurlarsa daha sonra farzları terk ettirmeye çalışmaktadırlar.


Iste bu koruyucu „altyapidaki“ farklar sebebiyle bu mübareklerin seviyesine yetisemiyoruz,onlar gibi güclü irade sahibi olamiyoruz.
Onun icin bunu birsekilde takviye etmemiz gerekiyor.Bu takvienin yollarindan biride ZIKIRDIR!

Zikrin önemine isaret etmek icin asagdaki yaziyi eklemisdim:



„Eğer zikir, vird, salevat ,tesbih tahmidleri hakkıyla yapmıyorsak ibadetlerden lezzet kaçar, kalp ve ruhun kirleri temizlenmez. Huzur kalbe gelmez. Kalpleri mutmain eden zikir ihmal edildikçe kalp ve ruh alternatif gayri meşru şeylere yönelirler.. Hayatın ruhun kalbin aklın ve çevrenin etkisiyle değişen halden hale geçen eskiyen pörsüyen bozulan imanlarımızı korumak için bol bol “La havle vela kuvvete zikrini çekip, Kelime-i Tevhidin tekrarla zikrine devam etmek, kalbi pek çok şeylerle bağlayan bağları, ipleri kırar. Ve nefsin tapacak derecede sanem ittihaz ettiği mahbuplardan yüzünü çevirtecektir.“

Bu zikir konusunda konuyla ilgili oldugu icin cok begendigim bir yaziyi paylasmak istiyorum:

---------------------------------------------------


ZİKRULLAH VE NAMAZ AYRI AYRI İBADETLERDİR

Tahkik ve muhakkak Namaz insanı kötülükten geri çeker. Allah’ın zikri daha büyüktür. Bir kimse namazı hakkı ile kılarsa namaz kendini kötülükten alır, kurtarır.

Allah (CC) Hz.leri Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “(Resûlüm (SAV)! Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki, namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı (CC) anmak elbette (ibadetlerin) en büyüğüdür. Allah (CC) yaptıklarınızı bilir.” ( El-Ankebut S. A.45)

Cemaatle yapılan zikrullahın tesiri çok olur. Zikrullah edene Aşk-ı İlahi hali gelir. Zikrullah çabuk ağlatır. Allah-ü Teala Hz.lerini çabuk sevdirir. Bunun için Zikrullah büyüktür.

Şimdi öyle isbat oldu ki, namaz Zikrullah ile kabuldür. Zikrullah da namaz ile olursa kabuldür.

Namaz da zikirdir diyerek yalnız namazda kalanlara yazıklar olsun. Yalnız Zikrullah yeter deyip de zikirde kalana da yazıklar olsun.
Şeriat, tarikat; zikir ve namaz beraber gerek. Cemaatle namazı kılanın, Zikrullaha devam etmesi halinde kalbi tez nurlanır. Yüce Allah (CC) Hz.leri buyuruyor: “Bir de melekleri görürsün ki, Rablerine hamd ile tesbih ederek arşın etrafını kuşatmışlardır.”[1]

Yüce Allah (CC) Hz.leri şu Ayet-i Kerimesi ile de, Zikrullah ile namazı ayrı ayrı beyan etmektedir: “Ve Rabbinin ismini anıp da (zikredip de) namaz kılan…”[2]

“O halde (Ey Kerim Resul (SAV)!) Yüce Rabbini (CC) ismiyle teşbih et.”[3] buyurarak Nebiler Nebisi’nin (SAV) vasıtasıyla Zikrullahın ehemmiyyetini beyan etmiştir.

“Ey iman edenler: Cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman hemen Allah’ın zikrine gidin, alış verişi bırakın. Bu sizin için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz. Sonra namaz kılınınca, yer yüzüne dağılınca Allah’ın (CC) fazlından rızık arayın. Allah’ı (CC) (Her halinizle) çok zikredin ki, (Dünya ve ahiret saadetine kavuşup azabdan) kurtulabilesiniz.”[4]

Yine buyurdu ki: “Ki, (siz insanlar) Allah’a ve Peygamberlerine (AS) iman edesiniz. O’na (CC) yardım edesiniz ve onu büyük tanıyasınız. Allah’ı da (CC) sabah ve akşam tesbih edesiniz.”[5]

Bu Ayet-i Kerimeler, Zikrullahın ehemmiyyetini açıklamış oldu. Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin zikrinden çeviren münafıklar hakkında buyurur ki: “Onlar yeminlerini bir kalkan edindiler de (insanları) Allah’ın (CC) dininden çevirdiler. Onun için onlara hararetli bir azab var, Allah (CC) o münafıklar için şiddetli bir azab hazırladı. Gerçekten onlar ne fena işler yapıyorlar.”[6]

Kur’an-ı Kerim’in ikaz ve uyarlamalarıyla Allah (CC) Hz.leri’ni zikretmeyen ve bu Zikr-i İlahi ile mutmain olmayan kalblerin, hiçbir şeyle mutmain olmalarına imkan yoktur. Bunlar daima huzurdan mahrum olarak ızdırap içinde çırpınacaklardır.

Bu kadar Ayet-i Kerimeler karşısında zamammızdaki insanlar huzuru kaybetmişler. Bu huzuru bulmak için ise Yaratan Yüce Hâlik’ı (CC) çok Anmakla (zikretmekle) huzur ve kurtuluşa erilebilir.

İnsanlık alemi dört unsurdan meydana gelmiştir. Bu vücut hanının tamamı Ruh ve bedenden meydana geldiğine göre, bir iç ve dış dünyası vardır. İç dünyası ancak kötülüklerden sıyırıp aleme gönderiliş gayesini yerine getirip Yüce Allah (CC) Hz.leri’ni her zaman unutmayıp daima anmakla (zikretmekle) huzur olur. Yüce Allah (CC) Hz.leri’ni hiç bir yerde hatırdan çıkarmamak, daima O’nu (CC) anmak, O’nu (CC) texbih etmek, O’na (CC) tazim göstermektir.

Yüce Allah (CC) Hz.leri’ni hatırdan çıkarmamak, O’nu (CC) unutmamak en büyük ibadettir. Bütün kainat bizim anlamadığımız şekilde Yüce Allah (CC) Hz.leri’ni zikredip teşbih ederken, O’na (CC) hamdederken, “Ben mü'minim” diyen bir insanın Allah (CC) Hz.leri’ni zikretmemesi, O’nu (CC) hatırdan çıkarması acaba mü'minlikle bağdaşır mı?

Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne gerçek kul olduğu zaman mü’min olanların kalbleri ürperir. Gözü yaşlı olur ve zikir meclislerine can atıp zikreden zakirlerle beraber Yüce Allah (CC) Hz.leri’ni zikreder. Başkasıyla değil, kişi ancak Allah (CC) Hz.leri’nin zikri ile, Allah (CC) Hz.leri’ni anmakla, hatırlamakla Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne aşık olanların kalbleri titrer, mutmain olur, rahat eder. Zira her şeyin başlangıcı ve sonu, gideceği yeri Yüce Allah (CC) Hz.leri’dir. Ve bütün sebepler Yüce Allah (CC) Hz.leri tarafından meydana gelir. Bütün fikirler, mantıklar, bütün hisler, ümitler, korkular gayeye ermekle son merciîne dayanmış olur.

Kur’an-ı Kerim’in ikazlarına rağmen Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin zikrini unutan kimseler, kalblerine başka başka varlıkları yerleştirirler ve Zikrullah yerine o batıl veya manasız şeyleri (Allah (CC) Hz.leri’nden başka şeyler zikrederler. Bu suretle İlâhî zikirden boş olan kalblerde istikrar sükûn ve huzur olmaz. Bu hususta Yüce Allah (CC) Hz.leri şöyle buyuruyor: “Öyle ki, başlarını dikerek koşacaklar. Gözleri kendilerine bile dönüp bakamayacak. Kalblerinin içi ise hayır namına her şeyden boştur.”[7]

“Bu Kur’an-ı Kerim, insanlara açık bir tebliğdir. Bununla hem korkutulsunlar, hem Allah’ın (CC) ancak tek bir ilah olduğunu bilsinler, hem de temiz akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar.”[8]

“Gerçekten Davud’a (AS) tarafımızdan (Kendisine has olmak üzere) bir fazilet verdik. ‘Ey dağlar ve kuşlar! Davud (AS) ile beraber tesbih edin!’ dedik.”[9]

Evet! Cenab-ı Hakk Celle ve Alâ Hz.leri’ni unutanlar, kendilerini avutmak için başka şeylerle meşgul olurlar. Allah (CC) Hz.leri’nden korkmayanların kalblerini başka korkular kaplar. Nitekim bir çok fasık kimseler Allah-ü Teala (CC) Hz.leri2nden korkmazlar ve Yüce Allah (CC) Hz.leri’nin yarattığı aciz mahlukatından son derece korkarlar. Halbuki Hak Teala (CC) Hz.leri’nden korkan imanlı kimseler, en çok Allah-ü Teala (CC) Hz.leri’nden korkarlar. Onların kalblerini Allah (CC) Hz.leri’nin zikri ve Allah (CC) Hz.leri’nin korkusu kaplamıştır. Bu sebepten dolayı da her şeyi görünce Allah (CC) Hz.leri’nin sanat ve kudretini müşahede ederler ve O’nun (CC) zikri ve korkusundan dolayı diğer korkutucu şeylerden o kadar korkmazlar.

Bulunduğumuz asırda Hakk’ın (CC) huzurunda divana durup ibadet ve Zikrullahla meşgul olanlara hiç değer vermiyorlar. Hatta böyle yapanlara suçlu gözüyle bakıp tahkir edenlere tesadüf ediyoruz. Doğrusu böyle kendini bilmediklere teessüf olunur. Zira yukarıdaki Ayet-i Celile’lerde oturup da kendi ameli ile ve Zikrullahla meşgul olanların da ecre nail olacağı beyan edilirken, meşru şekilde Zikrullahla meşgul olanları kötülemek, cehalet ve ahlaksızlıktan ve iman zaaflığından, Yüce Allah (CC) Hz.leri’ne gerçek kul olmadığından ileri gelmektedir.

Namazı kılan her mü'min malıyla, canıyla, kalbiyle ve diliyle Allah-ü Zülcelal (CC) Hz.leri’ni zikreden kimsedir ve bu Zikr-i İlâhî zikirlerin ve şükürlerin en şümullü ve en büyüğüdür.

Demek oluyor ki, hakiki müslüman: Yolda, belde, bağda, bahçede, tarlada, evde, dükkanda, yatağında, ayakta ve otururken her zaman ve her yerde gönlünden ve dilinden Zikr-i İlâhî’yi eksik etmez. Dar halinde Yüce Allah (CC) Hz.leri’ni hatırladığı gibi bol ve rahatlık halinde de hatırlar ve her zaman, her yerde huzurunda olur. Gayeleri sadece dünya olan böyleleri hakkında Cenab-ı HakK (CC) Hz.leri Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Onun için (Ey Resulüm!) sen o bizim Kur’an’ımızdan yüz çevirip de yalnız dünya hayatını isteyen kimselere bakma—İşte onların ilimden erebildikleri gaye bu dünya işidir. Şüphesiz ki, O (CC) Rabbin (CC) yolundan sapan kimseleri çok iyi bilendir. Hidayete erenleri deO (CC) en iyi bilendir.”[10]

Diğer bir Ayet-i Celile’de de şöyle buyurulur: “Ayetlerimiz hakkında alay yollu söz edenleri gördüğün zaman kendilerinden yüz çevir, yanlarında oturma; taki Kur’an’dan başka bir söze dalarlar. Eğer onlardan yüz çevirme işini şeytan sana unutturursa hatırladıktan sonra hemen kalk da o zalimler kavmi ile beraber oturma.”[11]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] Ez-Zümer S.A.75

[2] El-Ala S. A.15

[3] El-Hakka S. A.52

[4] El-Cuma S. A.9-10

[5] Fetih S. A.9

[6] El-Mücadele S.A.15-16

[7] İbrahim S. A.43

[8] İbrahim S. A.52

[9] Sebe S. A.10

[10] En-Necm. S. A. 29-30

[11] El-Enam S. A.68


http://www.gavsulazam.de/turk/zikrullah/zikrullah-namaz.htm

Yeni-OSMANLI
01-10-2011, 16:58
namazda devamliligi saglamanin yollarindan biride namazin önemini düsünmek,namaz kilmanin hem dünyadaki hemde ahiretteki faydalarini ,kazanimlarini,terk etmenin verecegi zararlarini düsünmek gerek.
Bircok insan taniyorumki sabahin erken saatlerinde hic zorluk cekmeden isyerine giderler ama namaz kilmaya gayret ettikleri halde sabah namazina kalkamazlar.
Bunun temel sebebi gaflettir.gafletin sebebi ise tefekkür ve murakebedeki eksiklik ve devamsizliktir.
Bunu sürekli yapmak ve canli tutmak lazim.
Allahi zikretmekte sürekli Allahi anmamiza vesiledir.Allah dedikce ,laa ilahe illallah dedikce Allah bilinci artar.
Ölümü düsünmeninde bircok faydasi olzyor,nefsin hosuna gitmesede etkileniyor cünkü
nefsimiz cok kötüdür hep kötülük ister ama bir iyi huyu var:
nefs nasihat dinler,tefekkürden etkilenir.

TakVa
04-10-2011, 15:18
namazda devamliligi saglamanin yollarindan biride namazin önemini düsünmek,namaz kilmanin hem dünyadaki hemde ahiretteki faydalarini ,kazanimlarini,terk etmenin verecegi zararlarini düsünmek gerek.
Bircok insan taniyorumki sabahin erken saatlerinde hic zorluk cekmeden isyerine giderler ama namaz kilmaya gayret ettikleri halde sabah namazina kalkamazlar.
Bunun temel sebebi gaflettir.gafletin sebebi ise tefekkür ve murakebedeki eksiklik ve devamsizliktir.
Bunu sürekli yapmak ve canli tutmak lazim.
Allahi zikretmekte sürekli Allahi anmamiza vesiledir.Allah dedikce ,laa ilahe illallah dedikce Allah bilinci artar.
Ölümü düsünmeninde bircok faydasi olzyor,nefsin hosuna gitmesede etkileniyor cünkü
nefsimiz cok kötüdür hep kötülük ister ama bir iyi huyu var:
nefs nasihat dinler,tefekkürden etkilenir.

Sabah namazına kalkamama nedeni akşamdan niyetlenmemek. Sabah namazına hayırlısıyla kalkacağım diyerek yatan mutlaka vakti geldiğinde uyanır ve kılar. Onun rahalığı ve mutluluğu çok başkadır.

Yeni-OSMANLI
04-10-2011, 16:51
meseleyi sadece niyete baglamak eksikdir,sabah namazina kalkamayanlarin niyetlenmediklerini söylemek yanlis tesbir olur.
Niyetin saglam olmasi icin öncelikli tedbirleri ihmal etmemek lazim.
Niyet var ama mesela abdestsiz yatiyor, veya yatmadan önce agir yemek yemisse, veya birinin kalbini kirmissa, veya haram yediyse, veya harama baktiysa, veya giybet ettiyse kalbi katilasir,akil buharlasir...gaflet varsa,uyku agir basiyorsa,irade zayifsa,tembellik varsa,nefs azginsa,iman zayifsa,Allah korkusu eksikse,ahiret bilinci yetersizse bu insanin maneviyati arzalidir,istedigi kadar niyetlensin,kalkamaz,kalksa bile zorlanir.

Isyerine ne kadar erken olursa olsun kalkipta sabah namazina kalkamayanlarin sebebi bilincaltina yerlesmis olan yakiinlik meselesidir.Yani cezanin YAKIN olmasi,ahiretin ise uzak olmasi...birsekilde her an ölecekmis gibi yasama suurunda eksiklik var...yani o an kalkmazsa isyerinden kovulabilir,bunu nefsi istemiyor cünkü para var,paraya ihtiyaci var...ölüm ise henüz görünürde yok,saglik var,sihhat var...o an seytan insani bu vesveseyle kandiriyor,"yat uyu,Allah affedici,sonra tövbe edersin".Sonra pisman oluyor,ahlar vahlar cekiyor,birdaha islememeye söz veriyor,tövbe ediyor...ama sabahlari gaflet agir basyior cünkü seytanin dügümleri var.

TakVa
05-10-2011, 09:55
meseleyi sadece niyete baglamak eksikdir,sabah namazina kalkamayanlarin niyetlenmediklerini söylemek yanlis tesbir olur.
Niyetin saglam olmasi icin öncelikli tedbirleri ihmal etmemek lazim.
Niyet var ama mesela abdestsiz yatiyor, veya yatmadan önce agir yemek yemisse, veya birinin kalbini kirmissa, veya haram yediyse, veya harama baktiysa, veya giybet ettiyse kalbi katilasir,akil buharlasir...gaflet varsa,uyku agir basiyorsa,irade zayifsa,tembellik varsa,nefs azginsa,iman zayifsa,Allah korkusu eksikse,ahiret bilinci yetersizse bu insanin maneviyati arzalidir,istedigi kadar niyetlensin,kalkamaz,kalksa bile zorlanir.

Isyerine ne kadar erken olursa olsun kalkipta sabah namazina kalkamayanlarin sebebi bilincaltina yerlesmis olan yakiinlik meselesidir.Yani cezanin YAKIN olmasi,ahiretin ise uzak olmasi...birsekilde her an ölecekmis gibi yasama suurunda eksiklik var...yani o an kalkmazsa isyerinden kovulabilir,bunu nefsi istemiyor cünkü para var,paraya ihtiyaci var...ölüm ise henüz görünürde yok,saglik var,sihhat var...o an seytan insani bu vesveseyle kandiriyor,"yat uyu,Allah affedici,sonra tövbe edersin".Sonra pisman oluyor,ahlar vahlar cekiyor,birdaha islememeye söz veriyor,tövbe ediyor...ama sabahlari gaflet agir basyior cünkü seytanin dügümleri var.

Güzel bir açıklama olmuş sağol kardeşim.

Yeni-OSMANLI
05-10-2011, 13:17
Tevbe'nin Deva Olması ve Günahta Israr Düğümünün Çözülmesi
imam GAZALi

1.Bölüm:

İnsanlar iki kısımdır:

Birincisi:
Hevasına uymayıp, kötülüklerden kaçan ve iyiliklere devam eden gençtir. O genç hayırlar üzerinde ve şerden korunma atmosferinde büyümüştür. Bu genç hakkında Hz. Peygamber şöyle demiştir:
Gençliğin taşkınlığına kapılmadan kendini ibadete verip isyan etmeyen gence, Allah Teâlâ hayranlık duyar.77
Böyle genç pek ender bulunur.

İkinci kısım:
Günah işlemekten uzak değildir.
Sonra bunlar da günahlarda ısrar edenler ile günahlardan tevbe edenler diye iki kısma ayrılırlar.

Bizim buradaki gayemiz ısrar düğümünü çözmekteki tedavi formülünü ve buradaki devayı zikretmek ve belirtmektir.

Tevbe'nin şifası, ancak ilacı ile hasıl olur. Hastalığı teşhis etmeyen ilacı tayin edemez; zira ilacı bilmek, hastalık sebeplerini ve zıdlarmı bilmektir.
Bu bakımdan bir sebepten meydana gelen hastalığın devası; o sebebi çözmek, kaldırmaktır.
Birşey ancak zıddıyla iptal edilir.
Israrın sebebi gaflet ve şehvettir.
Gaflete ancak ilim zıd düşer. Şehvete de şehveti tahrik eden sebeplerin kesilmesine sabır göstermek zıd düşer.

Gaflet, günahların başıdır.

Onlar, Allah'ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. İşte bunlar gafil olanlardır. Elbette onlar âhirette hüsrana uğrayacaklardır.(Nahl/106-109)

Bu bakımdan tevbe'nin devası, ancak ilmin tadından ve sabrın da acılığından yoğurulmuş bir macundur.

Nasıl ki Sekencebin denilen madde şekerin tatlılığı ile sirkenin ekşiliğinden meydana geliyorsa ve bu maddelerin karışımı ile tedavi yapıldığında herbirinden başka bir maksat beklenir.

Çünkü safrayı tahrik eden sebepleri yok eder.
işte aynen bunun gibi, kalpte bulunan 'ısrar hastalığının' ilâcını anlamak gerekir. Madem ki durum budur, o halde bu ilacın iki aslî maddesi vardır.
Onların biri ilim, diğeri sabırdır.
Elbette bunların ikisinin beyanı da lâzımdır.

(devam edecek...)

veri
05-10-2011, 13:53
bu konu niye bu kadar uzadı:)

Yeni-OSMANLI
05-10-2011, 15:10
2. Bölüm

Soru:
Her ilim ısrar düğümünü çözmeye elverişli midir yoksa özel bir ilim mi lâzımdır?

Cevap:
İlimlerin tümü, kalplerin hastalıklarına devadırlar.
Fakat her hastalığın özel bir ilmi vardır.

Tıp ilminin özel olarak, hastalıkların tedavisine mahsus olması gibi. Her illetin özel bir ilmi vardır. Günahta ısrar etmenin devası (veya hastalığı) da böyledir. Bu bakımdan biz, beden hastalıklarının durumuna göre o ilmin özelliğini zikredelim ki anlayışa daha yakın olsun.

Hasta bir kimse, birkaç şeyi tasdik etmey muhtaçtır.

Birincisi,
hastalığın ve sıhhatin birtakım sebeplerinin olduğunu kendi ihtiyarıyla o sebeplere müsebibleri tarafından tertiplendiği üzere vâsıl olunduğunu, tasdik edip doğrulamaktır.
Bu inanç tıbbın aslına olan inançtır; zira tıbba inanmayan bir kimse, ilâçla meşgul olmaz.
Böyle bir kimseye helâk gerekli olur.
Bizim tedkik ettiğimiz hususta bunun karşılığı şeriatın esasına iman etmektir.

Şöyle ki:
Ahiretteki saadetin bir sebebi vardır. O da ibadet ve itaattir.
Şekavetin de bir sebebi vardır. O da günah ve isyandır.
İşte bu, şeriatların aslına iman etmenin ta kendisidir.
Böyle bir imanın, ya tahkik veya taklid yönünden hâsıl olması lâzımdır. Bu iki çeşit de imanın cümlesindendir. (Bu hüküm, ehl-i sünnet mezhebine ve taklidî imanın sahih olduğuna bînaendir).

İkincisi,
hasta olan kimsenin belli bir doktor hakkında tip ilmini bildiğine, o ilimde mahir olduğuna, hile yapmadığına kesinlikle inanmasıdır; zira hastanın bu tür bir inancı olmadıktan sonra, sadece tıbbın aslının varlığına inanması, kendisi için fayda vermez.
İncelediğimiz konuda bunun karşılığı Hz. Peygamberin bütün söylediklerinin hak ve doğru olduğuna, içinde yalan olmadığına iman etmektir.

Üçüncüsü,
elbette hastanın, doktorun kendisine sakıncalı gösterdiği meyveler ve çoğu zaman zarar verici sebepler hususunda doktora kulak vermesi lâzımdır ki korunmayı terketmesi hususunda korku kendisine galip gelsin ve dolayısıyla korkunun şiddeti kendisini korumaya ve perhiz yapmaya şevketsin.

Dinde bunun karşılığı, takvaya teşvik eden, günah işlemeyi ve hevaya tâbi olmayı sakıncalı gösteren ayetlere ve hadîslere kulak vermektir.

Bunlardan kulağına geleni, şeksiz ve şüphesiz doğrulamaktır ki tedavide son temel olan ve sabretmeye sebep olan bir korku meydana gelsin.

Dördüncüsü,
hastalığına mahsus hususlarda ve bizzat perhiz edeceği hususta kendisine lâzım olan şeylerde doktora kulak vermesidir ki doktor ona önce fiillerinden ve hallerinden, yiyeceğinden ve içeceğinden kendisine zarar vereni tafsilatlı bir şekilde tanıtsın.

Bu bakımdan her hastaya herşeyden perhiz etmek gerekmez ve her ilâcı almak fayda vermez.
Aksine her özel illetin özel bir ilmi, özel bir ilâcı vardır.

Dinde bunun misali,
her kul, her şehvetle mübtelâ olmaz. Her günahı işlemez.
Aksine her mü'minin özel bir günahı veya özel olan günahları vardır.
Onun hâlihazırda onların günah olduğunu bilmeye ihtiyacı vardır.
Sonra onların âfet ve zararlarının miktarını bilmeye ihtiyacı vardır.
Sonra onlara sabretmenin nasıl olacağını,
daha sonra da onlardan daha önce işlediklerini nasıl telafi edeceğini bilmeye ihtiyacı vardır.

İşte bunlar birtakım ilimlerdir.
Din tabibleri ancak bu ilimleri bilir ve bu ilimler onların ihtisas sahasıdır. Onlar peygamberlerin vârisleri olan âlimlerdir. Bu bakımdan âsi bir kimse, eğer günahını bilirse ona, doktordan ilâç talep etmek gerektir.
Doktor da âlimdir. Eğer yapmış olduğunun günah olduğunu bilmezse, âlimin onu ikaz etmesi lâzımdır.

Her âlim bir iklimi veya bir beldeyi veya bir mahalleyi veya bir mescidi (bir meşhedi)78 gözetmelidir.
Buraların ehline dinlerini öğretmelidir. Onlara zarar vereni, fayda verenden ayırmalıdır. Saadeti gerektirenden şekaveti gerektireni ayırmalıdır. Onlar kendisinden gelip soruncaya kadar ses çıkarmaması uygun değildir. Aksine halkı, dinlerini sormak için davet etmesi gerekir. Çünkü âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler halkı cehaletleriyle başbaşa bırakmamışlardır. Aksine halkın toplantı yerlerine gidip Allah'a çağırmışlardır. Başlangıçta halkın kapılarınım gezmiş, onları teker teker aramış, irşad etmişlerdir;
zira kalpleri hasta olanlar hastalıklarını bilmezler. Yanında ayna olmayanın yüzündeki alacalığı bilmediği gibi... Bu vazifeyi yapmak bütün âlimler için farz-ı ayn'dır.

Bütün sultanlara (idarecilere) her köşe, her mahalleye dindar" bir fakîhi tayin etmek, o fakîhin halka dinlerini öğretmesini temin etmek gerekir; zira insanlar cahil olarak doğarlar. Mutlaka dinin aslında, ferinde onlara daveti tebliğ etmek gerekir. Dünya hastalar evidir; zira yeryüzünün karnında ölüler, sırtında da hastalar vardır.
Kalp hastaları beden hastalarından daha fazladırlar.
Alimler doktorlardır. Saltanat sahipleri de hastahaneleri yapıp düzenleyenlerdir. Bu bakımdan âlimlerin tedavisini kabul etmeyen bir hasta, sultana, şerrinden emin olunmak için teslim edilir. Tıpkı doktorun perhiz yapmayan bir hastayı veya deli olan bir hastayı zincirlerle bağlamak ve kelepçe vurmak için hastabakıcılarına teslim edip onun şerrini hem kendisinden, hem de diğer insanlardan menettiği gibi...

(devam edecek...)

Yeni-OSMANLI
05-10-2011, 16:09
3.Bölüm

Kalp hastalarının beden hastalarından daha fazla olmaları üç illetten ileri gelir:

Birincisi;
hasta kimse, hasta olduğunu bilmez.

İkincisi;
onun neticesi bu âlemde (gözle) görülmez. Fakat beden hastalığı böyle değildir. Onun sonucu gözle görülen bir ölümdür. Tabiat bu ölümden ürker. Ölümden sonraki durum güzel görülmemektedir. Günahların sonu kalbin ölümüdür! Bu ise, bu âlemde görülmez.

Bunun için günah işleyen bildiği halde yine de günahlardan ürkmez.

Bu sırra binaen günahkârın kalp hastalığında Allah'ın faziletine yaslandığını, bedenin hastalığını te
davi etmekte, hiçbir şeye yaslanmadan var kuvvetiyle gayret sar-fettiğini görürsün.

Üçüncüsü
ki müzmin bir hastalıktır doktorun olmamasıdır; zira doktorlar âlimlerdir.

Şu asırda âlimler şiddetli bir hastalığa tutulmuşlardır! Kendi hastalıklarını tedavi etmekten aciz kalmışlardır. Hastalığın umumî olması onlar için bir teselli olmuştur.

Böylece eksikleri ortaya çıkmaz. Bundan dolayı onlar halkı dalâlete götürmeye ve halkın hastalığını artıran şeyleri halka işaret etmeye mecbur oldular; zira helâk edici hastalık, dünya sevgisidir.
Oysa bu hastalık doktorlara (âlimlere) galip gelmiştir! Onlar artık halkı bundan sakındırmaya güç yetirememektedirler. Kendilerine 'Size ne oluyor ki ilâcı (ve tedaviyi) emrediyor, nefislerinizi unutuyorsunuz' denmesinden çekinerek bunu yapmamaktadırlar! Bu sebepten ötürü hastalık halk arasında umumîleşti, veba büyüdü, tedavinin sonu kesildi. Doktorların (âlimlerin) olmamasından dolayı halk helâk oldu. Aksine (âlimler) doktorlar idlal etmenin (saptırmanın) ilimlerini elde etmekle meşguldürler. Keşke onlar, konuşmayıp susmuş olsaydılar.
Çünkü onlar konuştukları zaman, ancak halk tabakasını tergib eden ve halkın kalbini kendilerine celbeden noktalarla ilgilenirler.
Onlar bu hedefe ancak ümit vermek, ümidin sebeplerini korku sebeplerinden daha galip göstermek, rahmetin delillerini zikretmekle varabilirler.
Zira bunları zikretmek kulaklara daha hoş ve tabiatlara daha hafif gelir.

Böylece halk, vaaz meclislerinden, günaha cüretkârlık yapmayı. Allah'ın faziletine fazlasıyla güvenmeyi öğrenerek dağılırlar. Ne zaman doktor cahil veya hain olursa, tedavi ile helâk eder. Çünkü ilâcı yerinde kullanmaz.

Bu bakımdan ümit ve korku iki ilâçtırlar.

Fakat bu iki ilâç, illetleri zıd olan iki şahıs içindirler.
Korkudan ötürü, dünyayı tamamen terkeden, nefsine gücü yetmeyeceği şeyleri yükleyen ve nefsini tamamen daraltacak derecede korku kendisine galip gelen bir kimseye ümit vermek gerekir. Çünkü o korku ancak bununla kırılır, itidale dönebilir.

Böylece günahlarda ısrar edip tevbe etmek isteyen fakat ümitsizliğe ve daha önce yapmış olduğu günahlarını büyük saymaktan dolayı ye'se kapılıp tevbeden uzak duran bir kimse de ümitle tedavi edilir ki tevbe'ııin kabulü hususunda ümitvar olup tevbe etsin!

Ümidin sebeplerini zikretmeden önce, günahlara alabildiğine dalan ahmaklığın tedavisine gelince, bu tedavi şifayı talep etmek gayesiyle fazlasıyla bal alıp tansiyonu yükselen bir kimsenin durumuna benzer. Bu, cahil ve ahmakların âdetidir, Madem ki durum budur, o halde doktorların fesadı (hastalığı) asla tedavi kabul etmeyen müzmin ve öldürücü bir hastalıktır.

(devam edecek...)

Yeni-OSMANLI
05-10-2011, 17:02
4. Bölüm
Soru: Vaizin halkla beraber vaazda tâkib edeceği yolun ne olduğunu zikreder misiniz?

Cevap:

Israrın düğümünü çözmekte ve halkı günahları terketmeye teşvik etmekte fayda veren şeylere işaret edelim.

Bunlar dört şeydir:

1)
Günahkârları korkutan Kur'ân ayetlerini, hadîslerde ve eserlerde vârid olup inzâr edici rivayetleri zikretmektir.

Hiçbir gün ve hiçbir gece yoktur ki iki melek, dört sesle, bir birlerine cevap vermesin. Onlardan biri der ki: 'Ah ne olurdu, keşke bu halk yaratılmasaydı!' Diğeri 'Ah ne olurdu,
keşke bu halk yaratıldıkları zaman niçin yaratıldıklarını bilmiş olsaydılar'. Başkası der ki: 'Ah, ne olurdu, keşke onlar ne için yaratıldıklarını bilmediklerinde bâri bildikleriyle
amel etmişlerdir.

Hadîs bazı rivayetlerde şöyledir: 'Keşke onlar bir arada otur-saydılar. Bildiklerini müzakere etseydiler Diğeri der ki: 'Ah, ne olurdu, keşke onlar bildikleriyle amel etmedikleri için bari amel ettiklerinden tevbe etseydiler'.79

Seleften biri şöyle der:
"Kul günah işlediği zaman, sağ tarafındaki meleği, sol taraftaki meleğin âmiri olduğu için ona şöyle emreder: 'Altı saat o günahı yazma!' Eğer tevbe eder, istiğfarda bulunursa o günah defterine yazılmaz. Eğer istiğfar etmezse, altı saatten sonra, o günahı yazar".

Yine seleften bir zat şöyle demiştir:
Kul günah işlediği zaman üzerinde bulunduğu yer kendisini yutmak hususunda izin ister! Üstünde bulunan semâ parçalanıp üzerine düşmek hususunda izin ister! Allah Teâlâ yer ve göğe der ki:
'Benim kulumdan uzak durunuz! Ona mühlet veriniz! Zira onu siz yaratmış değilsiniz. Eğer siz onu yaratmış olsaydınız muhakkak ona şefkat gösterirdiniz. Kulumun bana dönüş yapması umulur, o zaman ben de onu bağışlarım. Umulur ki kulum, yaptığı günahın yerine sâlih bir amel işler, ben de o kötülüğü iyiliklere tebdil ederim'.

Andolsun ki zeval bulurlarsa onları O'ndan başka kimse tutamaz. Gerçekten O halîmdir azap için acele etmez! Çok bağışlayıcıdır.(Fâtır/41)

Mühür, arşın ayaklarından birine (veya ayağına) asılıdır. Allah'ın yasakları, ihlâl edildiği, haramları helâl sayıldığı zaman, Allah o mührü gönderir, kalplerin içindeki şeylerle beraber kalpleri onunla mühürler.80

Kalp, açık bir el gibidir. Ne zaman kul bir günah işlerse bir parmak kapanır. Bütün parmaklar kapanmcaya kadar kalbin açıklığı devam eder, Bütün parmaklar kapandığında kalp kapanır. İşte mühür bunun ta kendisidir.81

Hasan Basrî şöyle demiştir: 'Kul ile Allah arasında günahlardan malûm bir hudûd vardır. Kül o hududa vardığı zaman, Allah onun kalbini mühürler. Ondan sonra da onu hayra muvaffak etmez'.

Tevbe edenlerin övülmesi ve günahkârların kötülenmesi hususunda sayılmayacak kadar hadîs ve eser vârid olmuştur. Bu bakımdan vâiz bir kimse, eğer Hz. Peygamberin vârisi ise, bu haber ve eserlerden çokça zikretmesi uygundur. Zira Hz. Peygamber, miras olarak altın ve gümüş bırakmamıştır. Ancak geride ilim ve hikmet bırakmıştır. Her âlim, isabet ettiği kadar, o terekeden nasibini almıştır.

(devam edecek...)

Yeni-OSMANLI
05-10-2011, 17:32
5. Bölüm

2)
Peygamberlerin ve selef-i salihînin hikâyelerinin ve günahlarından82 dolayı başından geçen maceraların halkın kalbine şiddetli tesir edip fayda verecekleri güneşten daha barizdir. Adem'in (a.s) isyanmdaki durumları ve cennetten atılması gibi...

Hatta rivayet ediliyor ki Adem (a.s) yasak ağaçtan yediği zaman, onun bedeninden cennet zînetleri uçtular. Avret yerleri göründü. Bu bakımdan başındaki mücevherlerle süslenmiş taç ve cevherler utanarak başından uçmadılar. Cebrâil (a.s) yanına gelerek başından tacı aldı. Mikâil de alnından cevherleri çözdü. Arşın üstünden ona şöyle seslenildi: 'Benim komşuluğumdan inin! Zira bana isyan eden bana komşuluk yapamaz'

Râvî der ki: Adem (a.s) ağlayarak Havva'ya baktı ve şöyle dedi: 'İşte günahın ilk uğursuzluğu bizi Allah'ın komşuluğundan çıkarmasıdır!'

Rivayet edildiğine göre Hz. Süleyman83 (a.s) evindeki kadınlardan birinin isteği üzerine yaptırdığı babasının resmine, bu kadın kırk gün gizli olarak ibadet ettiği ve Hz. Süleyman buna sebebiyet verdiği için azarlanmıştır.

Diğer bir rivayette; Cerad isminde sevdiği bir kadın, bir davanın kendi akrabaları lehine karara bağlanmasını istedi. Hz. Süleyman söz verdi, fakat öyle hüküm vermedi. Diğer bir rivayette de 'Bu kadının babasının lehine hüküm vermeyi içinden geçirmişti' şeklindedir.
İşte bu sebepten ötürü cezaya uğradı, kırk gün saltanattan uzaklaştırıldı.
El açar dilenirdi,fakat kimse kendisine birşey vermezdi.Ben Süleymanım, beni doyurun' dediği zaman kendisini dövüp kovarlardı. Yine birgün, bir hanımının evinden yemek istedi. Hanımı onu kovdu ve onun yüzüne tükürdü. Bir rivayette de ihtiyar bir kadın sidik dolu bir testiyi çıkanıp onun başına döktü. Bu durumlar devam etti. Sonunda Allah Teâlâ, Süleyman'ın mühürünü balığın karnından çıkardı. Cezanın kırk günü bittikten sonra mührü parmağına geçirdi.84 Yüzüğü parmağına geçirir geçirmez, kuşlar gelip başında gölge yaptılar. Cinler, şeytanlar ve vahşîler gelip etrafında toplandılar. Kendisine karşı suç işleyenlerden bazıları kendisinden özür dilediler. O da 'Daha önce yaptığınızdan dolayı sizi kınamam. Şimdiki özür dileyişinizden dolayı da sizi övmem. Bu bir emirdir. Gökten geldi muhakkak olacaktır!' dedi.

İsrâiliyat'ta şöyle rivayet ediliyor: Adamın biri başka bir beldeden bir kadınla evlendi ve onu getirmesi için kölesini gönderdi. Kadın yolda köleye zina teklifinde bulundu ve ısrar etti. Köle ise kadınla mücadele edip korundu. Bunun üzerine Allah Teâlâ, o köleyi, takvasının bereketinden ötürü İsrâiloğulları'na peygamber yaptı.

Hz. Musa Hızır'a 'Allah seni gayb ilmine ne ile muttali kıldı?' diye sordu. Hızır da 'Allah için günahları terketmekle...' karşılığını verdi.

Rivayet ediliyor ki birgün rüzgâr, Hz. Süleyman'ı gitmek istediği yere götürüyordu. Bu sırada Hz. Süleyman (a.s) yeni gömleğine bakıp onu beğenir gibi oldu. Bunun üzerine rüzgâr derhal Hz. Süleyman'ı yere bıraktı! Hz. Süleyman 'Niçin böyle yaptın? Ben sana beni bırakmanı emretmedim ki' deyince rüzgâr 'Biz ancak Allah'a itaat ettiğin sürece sana itaat ederiz!' karşılığını verdi.

Rivayet ediliyor ki Allah Teâlâ, Hz. Yakub'a (a.s) vahiy göndererek 'Seni evladın Yusuf tan niçin ayırdığımı biliyor musun?' diye sordu. Hz. Yakub 'Hayır, bilmiyorum!' dedi. Allah Teâlâ "Senin, Yusuf un kardeşlerine 'Sizin gafil olduğunuz bir sırada kurdun gelip onu yemesinden korkuyorum' deyişinden dolayı aranıza bu ayrılığı soktum. Kurdun gelip onu yemesinden korktun da benden ümidini kestin. Neden kardeşlerinin gafletine bakıp da
benim onu koruyamayacağımı düşündün? Peki Yusuf u sana niçin tekrar bahşettin: biliyor musun?" buyurdu. Yakub 'Hayır!' deyince Allah Teâlâ şöyle buyurdu; Çünkü sen rica ettin ve şunları söyledin:
Umulur ki Allah onların hepsini bana getirir! (Yusuf/83)

Ey oğullarım!* Gidin de Yusuf ve kardeşinden, iyice araştırarak (haber getirin)! Allah'ın lûtfundan ümidinizi kesmeyin!(Yusuf/87)

Allah Teâlâ, Yusufun (a,s) Mısır melikinin adamına (hapishane arkadaşına) söylediği "Beni efendinin (kralın) yanında an (suçsuzluğumu ona hatırlat!)" sözlerine karşılık şöyle buyurmuştur:Şeytan Yusuf a Rabb'inin zikrini unutturdu da bundan dolayı zindanda birkaç sene durdu.(Yusuf/42)

Bu gibi hikâyeler sayılamayacak kadar çoktur.
Kur'ân ve hadîsler bu hikâyeleri laf olsun diye zikretmemiştir. Bilakis bu hikâyelerden gaye insanların ibret almaları ve hakikatleri görmeleridir ki peygamberlerin küçük günahlarının (zellelerinin) bile bağışlanmadığını bilsinler! Bu durumda peygamber olmayanların büyük günahlarından nasıl vazgeçilir?

Evet peygamberlerin saadeti, işledikleri küçük günahlara karşılığını bu dünyada görmelerinde ve cezaların ahirette tehir edilmemesindedir.

Şakî kimselere gelince, Allah Teâlâ günahları daha da artsın diye, bunlara mühlet vermekte; ahiret azabı daha şiddetli ve daha büyük olduğundan onların azaplarını tehir etmektedir.

Buna benzer sözlerin, hikâyelerin günahta ısrar edenlerin kulağına çokça gelmesi gereklidir; zira Allah'ın izniyle bunlar, insanları tevbeye teşvik ettiğinden çok faydalıdır.

(devam edecek...)

Yeni-OSMANLI
05-10-2011, 18:16
6.Bölüm

3)
İnsanların zihinlerinde günahlarının cezasının bu dünyada derhal verileceği fikrinin ve 'Kulun başına gelen musibetler suçları yüzündendir' kanaatinin yerleşmesidir.
Nice kul vardır ki âhirette verilecek cezalara pek aldırmaz; cehaletinin çokluğundan dolayı Allah'ın bu dünyada vereceği cezalardan daha fazla korkar. Bu bakımdan böyle bir kulun bu şekilde korkutulması daha uygundur.

Davud ve Süleyman (a.s) kıssasında olduğu gibi, çoğu zaman günahların cezası bu dünyada hemen verilir. Hatta günahlarından ötürü bazen kulun rızkı bile daralır. Halk arasındaki mertebesi düşer. Düşmanları kendisine galip gelir.

Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:
Kul (bazen), işlediği günahtan dolayı rızıktan mahrum olur.85

İbn Mes'ud da 'Zannediyorum kul, işlediği günahtan dolayı ilmi unutur!' demiştir. İbn Mes'ud'un bu sözü, şu hadîs-i şerifin mânâsındadır:
"Bir günah işleyen kimseden, bir daha geri dönmemek üzere
bir akıl (ilim) ayrılır.86

Seleften bir zat şöyle buyurmuştur: 'Lânet yüzde görülen bir siyahlık ve malda görülen bir eksiklik değildir. Lânet ancak bir günahtan çıkmadan, benzeri veya daha şerli bir günaha girmektir!'

Selefin bu sözleri çok doğrudur. Çünkü lânet, (ilahî rahmetten) kovulmak ve
uzaklaştırılmaktır.

Bu bakımdan hayra muvaffak olamayan ve kolayca kötülük yapabilen kimse ilâhî rahmetten uzaklaştırılmış demektir.

Tevfîk rızkından mahrum olmak, mahrumiyetin en büyüğüdür. Her günah insanı başka bir günaha davet eder ve böylece günahlar katmerleşir.
Bu bakımdan kul işlediği günahtan dolayı günahları hor gören, âlimlerin ve salihlerin mecli sinden ibaret olan faydalı rızkından da mahrum olur. Hatta sâlih kimselerin de buğzetmeleri için Allah Teâlâ böyle kimselere buğzeder.

Ariflerden biri çamurlu bir yolda, elbiselerini toplayıp ayağının kaymasından sakınarak yürüyordu. Bu durum, ayağı kayıp düşünceye kadar devam etti.
Düştükten sonra artık korunmaya gerek görmeksizin gelişi güzel yürümeye başladı. Bir yandan da ağlayarak şöyle diyordu:
'Benim bu düşüşüm, kulun hâline benzer. Şöyle ki: Kul, durmadan günahlardan sakınır ve uzaklaşır. Ancak bir veya iki günah işleyince, artık alabildiğine günahlara dalar'.

Bu söz, günahın cezasının, insanı başka bir günaha çekmek suretiyle daha bu dünyada iken verildiğine işarettir. Bu sırra binaendir ki Fudayl b. Iyaz şöyle demiştir: 'Senin zamanın bozulduğundan ve arkadaşlarının katılaşmasından duyduğun sıkıntılar, sana günahların tarafından miras bırakılmıştır'.

Bir zât şöyle buyurmuştur: 'Ben merkebimin huysuzluğunda bile günahımın cezasını görürüm'.

Bir başkası da şöyle demiştir: 'Ben günahımın cezasını evimin farelerinde bile görürüm'.

Şam sûfîlerinden biri şöyle anlatıyor: "Birgün güzel yüzlü bir hristiyan çocuğu gördüm. Durup ona hayranlıkla bakmaya başladım. O sırada Dimeşkli İbn Celâ yanıma gelerek elimden
tuttu. Bunun üzerine utanarak 'Ey Ebû Abdullah! Sübhanallah! Ben bu güzel yüze, bu ince sanata hayran oldum. Bunun ateş için yaratılmış oluşuna şaşıyorum' dedim. Bu sözlerim üzerine İbn Celâ elimi sıktı ve 'Bunun cezasını bir zaman sonra muhakkak göreceksin!' dedi. Gerçekten de otuz sene sonra bunun cezasınaçarpıldım!"

Ebû Süleyman ed-Dârânî 'İhtilâm olmak bir cezadır' buyurmuştur. Bir keresinde de 'İnsan, cemaat namazını, ancak işlemiş olduğu bir günahtan dolayı kaçırır' demiştir.
Hadîs-i şerifte şöyle buyurulmuştur:

Zamanınızdan inkâr ettiğiniz (hoşunuza gitmeyen) şeyler, muhakkak ifsâd ettiğiniz (bozduğunuz) amellerinizden ötürü meydana gelmiştir.87

Allah Teâlâ bir hadîs-i kudsî'de şöyle buyurmuştur:
Şehvetini benim taatime tercih eden kuluma vereceğim cezaların en küçüğü, onu münacaatımm lezzetinden mahrum etmekliğimdir!88

Ebû Amr b. Ulvan, uzun bir kıssada şöyle anlatır:
"Bir gün ayakta namaz kılıyordum. Aniden kalbimde bir arzu uyandı. Bunu uzun uzadıya düşünürken sonunda şehvetim kabardı. Bundan dolayı yere düştüm: Bütün bedenim simsiyah kesildi. Bu olay üzerine üç gün dışarı çıkmadım. Bu arada giderebilmek için sabunla yıkandığım halde siyahlık gittikçe artıyordu. Bu durum üç günden sonra kayboldu. O sırada Rikka'da (Irak'ta bir yerdir) oturuyordum. Birgün, beni yanına çağıran Cüneyd-i Bağdadî'ye gittim. Oraya vardığım zaman Cüneyd bana 'Allah'tan korkmadm mı? O'nun huzurunda dimdik durduğun halde nefsine bir şehvet koydun. Öyle ki bu şehvet seni istilâ edip Allah'ın huzurundan çıkardı. Eğer ben senin için Allah'a yalvarmasaydım, sana vekâleten tevbe etmeseydim sen Allah'a o siyahlıkla kavuşacaktın!' dedi. Ben Rikka'da, Cüneyd de Bağdad'da olduğumuz halde benim bu durumumu nasıl bildiğine hayret ettim. (Ona bu durumu bildiren Allah'dır)".

Biliniz ki kul, herhangi bir günah işlediğinde kalbinin yüzü siyahlaşır. Eğer günah işleyen, said bir kimse ise, günahtan sakınsın diye, bu siyahlık bedeninin zahirinde de görünür. Yok eğer şakî ise, günahlara daha fazla dalsın ve ateşe müstehak olsun diye bu siyahlık kendisinden gizlenir. Günahların bu dünyada fakirlik, hastalık ve benzerleri gibi âfetlere yol açtığı hakkında gelen haberler pek çoktur.

Günahın dünyadaki cezalarından biri de kişinin günahı işledikten sonra onun sıfatını kazanmasıdır. Kişi neye mübtelâ olursa, o şey kendisi için ceza olur. Bahtsızlığının (şekâvet) katmerleşmesi için rızkın güzelinden mahrum olur. Eğer kendisine bu durumda bir nimet verilirse bu bir istidrâc (kandırma ve oyalama) olur. Dahası nankörlüğünden dolayı, cezaya çarptırılması için fikrin güzelinden mahrum olur.

İtaatkâr (mutî) kimselere gelince; böylelerinin her nimetin şükrünü edâ edebilmesi başına gelen her belânın günahlarının keffareti olması ve derecelerini yükseltmesi, taatinin mükâfaatı bereketidir.

(devam edecek...)

Yeni-OSMANLI
06-10-2011, 17:09
7. Bölüm

4)
Hased, kibir, gıybet, cana kıyma, hırsızlık, zina ve içki gibi günahların herbiri için gelen cezaları ayrı ayrı anlatmaktır.
Bütün bunlar hep birlikte söylenmesi mümkün olmayan şeylerdendir.
Ehil olmayan bir kimseye bu şekilde söylemek, ilacı, yara olmayan bir yere sürmek gibi olur.
Alim kişinin nâzık bir doktor gibi olması gerekir. Önce nabız yoklamak, tansiyon ölçmek ve hareketlerin yönlerini öğrenmek suretiyle içteki hastalıkları keşfetmeli; ilaçlarıyla sonra uğraşmalıdır. Bu bakımdan âlim önce görünen hallerin karîneleriyle gizli sıfatların neler olduğunu tesbit eder; sonra Hz. Peygambere uyarak vâkıf olduğu şeylerden bahseder.

Nitekim Hz. Peygamber 'Ey Allah'ın Rasûlü! Bana kısa bir tavsiyede bulun' diyen bir kimseye 'Öfkelenme!'89 buyurmuştur.

'Ey Allah'ın Rasûlü! Bana tavsiyede bulun!' diyen bir başkasına da şunları söylemiştir: 'Halkın elindeki servetlerden ümidini kes; onlara göz dikme! Çünkü asıl zenginlik budur. Tamahkârlıktan sakın! Çünkü bu hazır bir fakirliktir. Namazlarını sanki dünyaya vedâ ediyormuşun gibi kıl! Sonunda özür dilemek zorunda kalacağın fiillerden sakın'.90

Muhammed b. Vâsi de 'Bana tavsiye de bulun!' diyen birine 'Dünya ve âhirette padişah olmaya çalış!' dedi. Adamın 'Bunu nasıl becerebilirim? demesi üzerine de 'Dünyada zâhidlik eteğine yapış!' buyurdu.

Hz. Peygamber tavsiye isteyen ilk kişide öfke belirtileri gördüğü için onu öfkeden menetmiştir. İkinci kişide ise halkın elindekilere göz dikme ve uzun emel besleme belirtileri görmüştür. Muhammed b. Vâsi de kendisinden tavsiye isteyen kişide dünyaya harislik alâmetleri görmüştü.

Muaz 'Bana tavsiyede bulun!' diyen bir kişiye 'Sen şefkatli ol ki ben de senin için cennete kefil olayım!' dedi. Muaz bu kişide katılık ve merhametsizlik eserleri sezdiğinden böyle söylemiştir.

Bir kişi İbrahim b. Edhem'e 'Bana tavsiyede bulun!' dedi. Bunun üzerine İbrahim ona şunları söyledi:
'Halktan sakın! Bununla birlikte onların arkadaşlığına yapış; zira bu senin için gereklidir. Halk halktır; ancak bütün halk olgun değildir. Halk gitmiş Nesnas (bir deniz hayvanı veya bir ayaklı insan veya ye'cûc ve me'cûc demektir) kalmıştır; yani azizler gitmiş, reziller kalmıştır. Ben onları halk olarak görmüyorum. Bilakis onlar ümitsizlik denizine dalmışlardır.'

İbrahim, bu kişi için halkın arasına girmeyi (ihtilât) doğru bulmamış ve onun haline galip olan durumu dile getirmiştir; zaten bu kişi çoğu zaman halktan eziyyet görürdü. (Bu kişinin halkla kaynaşmasını, halkın şerrinden korunsun veya halk onun şerrinden korunsun diye menetmiştir.)
Soranın haline ve seviyesine göre konuşmak, ona cevap verenin kendi haline ve seviyesine göre konuşmasından daha evlâdır.

Muâviye, Aişe validemize mektup yazarak 'Bana tavsiye ve nasihat içeren bir mektup yaz. Hiç çekinmeden, istediğini yaz!' dedi. Aişe validemiz de bu isteğe binaen ona şöyle yazdı:
Âişe'den Muaviye'ye! Selâm sana! Ben, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu işittim:

Allah Teâlâ halkı kızdırmayı göze almak suretiyle rızasına olan kimseyi halka muhtaç etmez.Kim de halkı razı edebilmek için Allah'ın kızmasını göze alırsa, Allah onu halka havale eder. Vesselâm!

Hz. Âişe'nin bu ince anlayışına dikkat edildiğinde onun, idarecilerin içerisinde kıvranmakta oldukları âfeti nasıl dile getirmiş olduğu anlaşılır. Bu âfet de halkı gözetmek ve onların rızasını talep etmektir!

Aişe validemiz, başka bir keresinde de Muâviye'ye şöyle yazdı:
Allah'tan kork! Muhakkak ki sen kendisinden korktuğunda Allah seni halktan korur. Halktan korktuğunda ise onlar seni Allah'tan gelecek hiçbir şeyden koruyamazlar. Vesselâm!

Madem ki durum budur; o halde her nasihatçi, gayretini gizli sıfatları anlamaya, asıl halleri öğrenmeye sarfetmelidir ki önemsizleri bırakıp önemli olan ile meşgul olsun. Çünkü herkese şeriatın bütün mev'izelerini anlatmak mümkün değildir. Kişinin, karşısındakinin ilgilenmediği ve onun durumuna uygun olmayan bir mevzu hakkında meşgul olması, zamanını zayi etmesinden başka birşey değildir.

(devam edecek...)

Yeni-OSMANLI
06-10-2011, 17:55
8. Bölüm

Günahta ısrar etmek imanın yokluğundan değil, bilakis imanın zayıflığından ileri gelir;
zira her mü'min günahın, Allah'tan uzaklaşmaya ve âhirette ceza görmeye sebep olduğunu bilir.
Müzminin günaha girmesinin ise birçok sebebi vardır ki
bunlardan biri va'dedilen cezanın gaib olup hâzır (gözönünde) olmamasıdır.
Nefis ise, hâzırdan etkilenecek şekilde yaratılmıştır.
Bu bakımdan nefsin va'dedilenle etkilenmesi, hâzır ile etkilenmesine oranla zayıftır.

İkincisi, insanı günahlara teşvik eden şehvetler, zatından dolayı derhal yapılır; çünkü şehvetler şu anda hâzır olup insanın gırtlağına yapışmış; âdet ve ülfiyet (alışkanlık) sebebiyle kuvvet bularak onu istilâ etmiştir. Âdet beşinci bir tabiattır.
Geleceğin korkusuyla hâzırdan (şu anda elde bulunandan) ayrılmak, nefse çok ağır gelir.

Hayır! Hayır! Doğrusu siz peşin'i (çabuk geçen şu dünya zevklerini) seviyorsunuz. da âhireti bırakıyorsunuz!(Kıyâmet/20-21)

Fakat siz şu dünya hayatını (âhirete) tercih ediyorsunuz.(A'lâ/16)

Cennet mekruhlarla (zorluklarla); ateş (cehennem) ise şehvetlerle ve nefsin hoşuna giden şeylerle çevrilmiştir.93

Allah Teâlâ cehennemi yarattığında Cebrail'e 'Git cehenneme bak!' buyurdu.
Cebrail cehenneme baktıktan sonra İzzetine yemin ederim ki cehennemi işiten hiç kimse buraya girmez!' dedi.
Bunun üzerine Allah Teâlâ, cehennemi şehvetlerle (nefislerin istekleriyle) çepeçevre donattı.
Sonra Cebrail'e 'Git! Cehenneme bir daha bak!' emrini verdi. Cehenneme ikinci kez bakan Cebrail İzzetine yemin olsun ki ben hiç kimse kalmaksızın herkesin buraya girmesinden korkarım' dedi.
Allah cenneti yarattı ve Cebrail'e 'Git cennete bak!' emrini verdi.
Cebrail oraya baktıktan sonra
'İzzetine yemin ederim ki cenneti işiten herkes buraya girecektir' dedi.
Bunun üzerine Allah Teâlâ, cenneti mekruhlarla (zorluklarla) sardı.
Sonra Cebrail'e 'Git, cennete bir kere daha bak!' emrini verdi.
Cebrail, bu ikinci bakışından
sonra İzzetine yemin olsun ki ben hiç kimsenin cennete girmeyeceğinden korkarım' dedi.

Demek ki şehvetin hâzırda ve boğucu olması ile cezanın ertelenmesi ve daha sonra gelecek olması insanoğlunun, iman aslının varlığıyla birlikte, günahlara alabildiğine dalmasının iki açık sebebidir.

Bu şuna benzer:

Hastalığı sırasında çok susadığından dolayı, kar suyu içen herkes, tip ilminin esasını inkar etmediği gibi bu suyun kendisine zarar vermediğini iddia ediyor da değildir. Fakat şehveti galebe çalmış, sabrın elemi de o anda yakasına yapışmış olduğundan gelecek (sonraki) elem ona kolay görünmektedir.

(devam edecek...)

Yeni-OSMANLI
13-10-2011, 12:07
Tevbe'nin Deva Olması ve Günahta Israr Düğümünün Çözülmesi
imam GAZALi

9. Bölüm

Günahta ısrar etmenin sebeblerinin Üçüncüsü
Hiçbir günahkâr mü'min yoktur ki çoğu durumda tevbe etmeye azimli bulunmasın veya günahlarını sevaplarla gidermeye taraftar olmasın.
Öte yandan Allah tarafından da günahın tevbe ile telâfi edileceği kendisine va'dedilmiştir.
Ancak çoğu zaman, emelin uzunluğu (uzun yaşama arzusu) tabiatlara galip gelir ve kişi durmadan tevbe gerektiren işler yapar; tevbe ümidi olduğundan çoğu zaman imanla beraber günaha yönelir!

Dördüncüsü, yakîn sahibi hiçbir mü'min yoktur ki günahların, affı mümkün olmayan bir cezayı gerektirmediğine inanmasın. Yakîn sahibi mü'min, bir taraftan günah işler, öbür taraftan da Allah'ın fazlına dayanarak af bekler. İşte bunlar, iman aslının devamıyla birlikte günahlarda ısrara yol açan dört sebeptir.

Evet! Günahkâr bazen de imanın esasına zarar veren beşinci bir sebeple günah işler. Bu sebep de kişinin peygamberlerin doğruluğunda şüpheye düşmesidir.
Bu ise küfrün ta kendisidir.
Bu durum tıpkı şu hastanın hâline benzer: Kendisini bir yiyecekten sakındıran doktorun tıbbı bilen bir âlim olmadığına inanıp onu yalanlayan veya hakkında şüpheye düşen hasta, doktorun bu tavsiyesini önemsemez ve buna aldırış etmez. Bu ise, küfrün (inkârın) ta kendisidir!

(devam edecek...)

Yeni-OSMANLI
13-10-2011, 13:10
10. Bölüm:

Peki bu beş sebebin ilacı nedir?

Bunların ilacı, düşüncedir.

Şöyle ki: Azabın tehirinden ve daha sonra gelecek oluşundan ibaret olan birinci sebepte[/B] kişi nefsine 'Her gelen gelecektir. Bekleyen için yarın yakındır. Muhakkak ki ölüm herkese, ayakkabı bağından daha yakındır.Unutma ki kıyamet yakındır', fikrini yerleştirmelidir.
Dahası nefsine şunları da hatırlatmalıdır:

Nefis daima gelecekte olacak dünyevî işlerin korkusuyla yorulmakta; deniz seferlerine çıkıp zahmetler çekmektedir. Hatta kişi hasta olup da bir Hristiyan doktor kendisine 'Soğuk suyun içilmesi zarar vericidir ve seni ölüme sevkedecektir' dese, soğuk su yanında en lezzetli şey olsa bile derhal terkeder.
Ölümün elemi ise insanoğlu ölümden korkmadığı takdirde bir an meselesidir. İnsanoğlu elbette birgün dünyadan ayrılacaktır. Acaba sonsuz bahtsızlığa; ezelî ve ebedî yokluğuna oranla dünyadaki varlığı ne kadar zaman tutabilir?

Madem ki durum budur, insanoğlu dikkat etmelidir ki bir zimmî (İslâm devletinin himayesinde bulunan gayr-i müslim) ve doktorluğunu mucizelerle isbat edemeyen bir hristiyanm sözüyle, hoşuna giden en lezzetli şeyi terketme hususunda nasıl acele ediyor?
Bunları düşünen kimse kendi kendisine
'Mucizelerle teyid edilmiş peygamberlerin sözlerini; doktorluğu mucize ile isbat edilmemiş olan ve doktorluğunun şahidi ancak halk tabakası olan ve nefsini doktorluk iddiasında bulunan bir hristiyanm sözünden daha aşağı telâkki etmek insan aklına nasıl uygun düşebilir? Ateş (cehennem) azabı, katımda, hastalığın azabından nasıl daha hafif gözükebilir? Oysa ahiretin bir günü, dünya zamanıyla elli bin sene kadardır' der.

Bu düşünce sayesinde nefse galip gelinebilir ve ona bu lezzet terkettirilebilir.

Kişi bu konuda şöyle düşünmelidir:
"Madem birkaç günden ibaret olan bir hayatın lezzetini terketmeye gücüm yetmiyor, peki bunu sonsuza dek nasıl terkedeceğim? Sabrın elemini çekmeye bile güç yetiremiyorum, ateşin elemini ; nasıl çekeceğim? Berraklığın bulanıklıkla karıştığı dünya süslerine sabredemiyorum, o halde âhiret nimetlerinin elden çıkmasına nasıl sabredeceğim?"

[B]Tevbe'nin gecikmesine gelince,
bu da cehennem ehlinin çoğunun tevbeyi geciktirdiklerinden dolayı feryat ettiklerini düşünmek suretiyle tedavi edilir.
Çünkü tevbeyi geciktiren kimse, işini, kendi elinde ve tasarrufunda olmayan bir temel üzerine bina etmiştir ki bu da baki kalma (yarına çıkma) ümididir.
İhtimal ki bu kişi ertesi güne çıkmayacaktır.
Çıksa bile yarın belki de günahı terketmeye gücü yetmeyecektir!
İnsanın bugün tevbe etmesini engelleyen şey şehvetin galebe çalmasından başka ne olabilir?
Şehvet ise yarın da insandan ayrılmaz. Bilakis katmerleşir; zira şehvet âdetten ötürü gittikçe kuvvet kazanır. Âdetten ötürü güçlendirilip geliştirilen şehvet, geliştirilmeyen gibi değildir. Bu sırra binaendir ki tevbeyi tehir edenler helâk olmuşlardır. Çünkü onlar benzerler arasında fark bulunduğunu zannetmişlerdir. Günlerin şehvetleri terketmenin zorluğu bakımından birbirlerine benzediğini unutmuşlardır.

Tevbeyi tehir eden kimse bir ağacı kökünden sökmek zorunda olan ve bunun büyük bir zahmetten sonra sökülebileceğini anlayıp da Ben bu ağacı bir sene daha bırakayım. Ondan sonra gelip sökerim!' diyen kimseye benzer.

Oysa bu kişi ağacın, gittikçe kök saldığını ve kendisininse ihti-yarladıkça zayıfladığını çok iyi bilir.
Bu bakımdan dünyada bu kimsenin ahmaklığından daha büyük bir ahmaklık tasavvur olunamaz; zira bu kişi kuvvetli olduğu sırada yenemediği zayıf bir şeyi yenmek için başladı kendisinin zayıf düştüğü, onun da kuvvetleneceği bir zamanı beklemeye..;

Allah'ın affını beklemekten ibaret olan dördüncü mânâya gelince ;
bunun tedavisi daha önce geçtiği şekildedir.
Bu durumdaki insan, bütün malını infak ederek kendi nefsini ve çoluk- çocuğunu fakir bırakıp da Allah Teâlâ'nm, fazlından kendisine bir hazine göndermesini bekleyen kimse gibidir; zira günahın affının mümkün olması, böyle bir hazine}e rastlamanın mümkün olması gibidir.

Yine bu gibi kimseler, memleketinde bulunan zâlimler tarafından yağma edileceğini bildiği ve gizlemeye gücü yettiği halde mallarını saklamayıp evinin avlusuna rastgele bırakıp da şöyle diyen kimse gibidir: 'Ben Allah'ın bu yağmacı zâlimlere bir felâket veya gaflet vereceğini umuyorum ki evime gelmeye fırsat bulamasınlar veyahut da evime gelebilseler dahi kapımda ölsünler.
Çünkü ölüm de gaflete dalmak gibi mümkündür. Daha önce de buna benzer olaylar olmuştur. Bu bakımdan ben de Allah'ın fazlından bunun benzerini ummaktayım'.

Bu söylenilenler olmayacak şeyler değildir; fakat ahmaklık ve cehaletin son derekesidir; zira bu bazen mümkün olur, bazen ise olmaz!

Peygamberlerin doğruluğunda şüpheye düşmekten ibaret olan beşinci mânâya gelince, bu küfürdür; tedavisi ve ilacı ise kişinin, kendisine peygamberlerin doğruluğunu gösteren sebeplere başvurmasıdır ki bunları saymak uzun sürer. Fakat böyle bir kimsenin, aklına uygun ve yakın olan bir ilimle bu hastalığını tedavi etmesi mümkündür. Bu bakımdan kendisine denilir ki: 'Mucizelerle takviye edilen peygamberlerin söylediklerinin doğru olması mümkün müdür? Yoksa sen bir şahsın aynı anda iki yerde birden bulunmasının imkansız olduğunu bildiğin gibi buna da mı imkansız diyorsun?'

'Evet ben onu bu şekilde imkansız görüyorum' derse, o insanların en ahmağı ve budalasıdır. Eğer 'Ben bunda şüphe ediyorum' derse, kendisine şöyle deriz: "Meçhul bir şahıs sana 'Evde bıraktığın yemeği yılan yaladı ve içine zehirini bıraktı' dese ve sen de bunun mümkün olacağını bilsen, o yemeği yer misin, yoksa bırakır mısın? Velev ki o yemek, yemeklerin en lezzetlisi olsun". Şüphesiz bu durumda 'Bırakırım' dedikten sonra sözüne şunu ekleyecektir: 'Çünkü eğer o kişi yalan söylemişse, bu yalanla yalnızca o yemeği kaçırmış olurum ve ben bu yemeksizliğe sabredebilirim. Yemeksiz sabretmek zor ise de bu durum geçicidir. Yok eğer doğru ise ve ben de buna rağmen o yemeği yersem, hayatımdan olurum.
Yemeğe sabredip zahmet çekmek ve onu kaçırmak ölüme göre çok hafif olur'.

Bu bakımdan ona denir ki:
- Hayret! Nasıl olur da mucizelerine rağmen bütün peygamber
lerin, bütün evliyanın, ulemânın, hukemânın, hatta bütün akıllılar
zümresinin doğruluğunu bırakırsın?
- Ben akıllılar zümresiyle, halk tabakasının cahillerini değil,
bilakis akıl ve basiret sahiplerini kastediyorum
- Nasıl olur da bütün bunların doğruluğunu, hali meçhul bir kişinin doğruluğu kadar itibara almaz da terkedersin? Üstelik halimeçhul olan kişinin bu sözlerde bir maksadı da olabilir. Öyleyse ancak son günü doğrulayan, sevap ve cezaya inanan kimse akıllılardan sayılabilir. Her ne kadar kadar akıllılar son günün keyfiyetinde, sevap ve ikabmın nasıl olacağında ihtilâf etmişlersede... Onların (hâşâ) yalan söylemiş olmaları durumunda senin
elinden ancak şu bulanık ve fâni dünyanın birtakım şehvetleri çıkar. Bu bakımdan akıllı kimselerde, bu fikirle beraber, artık tereddüt diye birşey kalmaz; zira ebedî bir âleme oranla dünya hayatının hiçbir kıymeti olamaz. Dünya küçücük daneli darılarla dolu olsa ve bir kuş da bir milyon senede bir bu darılardan bir tanesini olsa, bu darıların sonu gelir; fakat ebedî olan hayattan hiçbir şey eksilmez. Durum bundan ibaret olduğuna göre, akıllı bir
kimse meselâ yüz sene şehvetlere nasıl sabretmez? Ebedî bir saadet için buna nasıl katlanmaz?

İşte bu sırra binaendir ki Ebulalâ Ahmed b. Süleyman et-Tenuhî el-Maarrî şöyle demiştir:
Müneccim ile tabip 'Ölüler diriltilip haşre gönderilmeyecekler! dediler.
Sözünüz doğru ise, ben zarar edecek değilim; fakat ya benim sözüm doğru ise?

Yine bu sırra binaendir ki Hz. Ali, işlerin tahkikine (iç yüzüne) aklı ermeyen ve dolayısıyla şüpheye düşen birine şöyle buyurmuştur: 'Eğer senin dediğin doğru ise, hepimiz birden kurtuluruz. Aksi takdirde ben kurtulurum, sense helâk olursun!' Akıllı kimse her işinde, emniyet yolunu seçer ve bu yolda yürür.

(devam edecek...)

Yeni-OSMANLI
13-10-2011, 14:19
Tevbe'nin Deva Olması ve Günahta Israr Düğümünün Çözülmesi konusunun 11. ve sonuncu bölümü:

Soru:
Bunlar tabiî şeylerdir; fakat ancak tefekkür ve tezekkür ile ulaşılabilir.
Peki nasıl oluyor da bu fikir kalplerde barınamıyor ve onlara ağır geliyor? Kalpleri ve özellikle de şeriatın (dinin) aslına ve tafsilâtına iman eden kimseleri bu düşünceye yöneltme-nin yolu nedir?

Cevap:
İnsanı bu düşünceden iki şey alıkoyar.

Bunlardan biri faydalı fikirdir;
âhiretin azabını, dehşetlerini, şiddetlerini, âsî kimselerin daimî nimetten mahrum olmanın hasretini çekeceklerini düşünmektir.
Bu düşünce fazlasıyla ısırıcı ve kalbi acıtıcıdır. Bundan dolayı kalp bundan ürkmekte; dünya işleri hususunda düşünmekten daha fazla zevk almaktadır.

İkincisi şu andaki dünya lezzetlerine ve şehvetin yerine getirilmesine mâni olan bir meşgaledir.(fikridir)

Hiçbir insan yoktur ki hallerinin ve nefeslerinin her birinde, kendisine musallat olup onu kölesi hâline getiren bir şehveti bulunmasın; dolayısıyla aklı şehvetinin emrine girmiş olmasın! Öyleyse o hile düzenlemekle meşguldür.
Onun, hilesini gerçekleştirmek için gösterdiği çabadan aldığı lezzet, şehvetini bilfiil tatmin etmekten daha mükemmeldir. Fikir ise, onu bundan meneder.(Fikir=şu andaki dünya lezzetlerine ve şehvetin yerine getirilmesine mâni olan bir meşgale)

Bu iki mâninin ilacına gelince,

Birinci ilaç, kişinin kalbine şöyle demesidir:
'Ölüm ve sonrası hakkında seni düşünmekten alıkoyan şey ahmaklığındır. Ölümün elemini hakir ve hafif saymakla birlikte onu hatırlamaktan elem duyarak kaçıyorsun. Bu bakımdan ölümü ve ölümden sonrasını düşünmeye sabredemeyerek elem çekiyorsun!'

İkincisine gelince,
bu da düşüncenin, dünya lezzetlerini elden kaçırıcı olmasıdır.
Bu ikincisi, ahiret lezzetlerinin kaçırılmasının daha şiddetli ve tehlikesinin de daha büyük olduğunu kesinlikle bilmektir. Çünkü ahiret lezzetlerinin sonu yoktur ve bunlarda bulanıklık sözkonusu değildir. Dünyanın lezzetleri ise hızla tükenir ve bulanıklıkla karışıktır. Bunlarda bulanıklıktan kurtulan bir lezzet yoktur.
Oysa günahtan tevbe edip ibâdete yönelmekte, Allah'ın münacaatından zevk alma marifeti, taati; onunla uzun zaman ünsiyet peyda etmekte ise istirahat vardır.
Allah'a itaat eden bir insan için. amelinden ötürü hissettiği ibâdet zevkinden ve Allah'ın münacaatından elde ettiği ünsiyet ruhundan başka bir mükâfat olmasa bile bunlar kendisine kâtı gelir. Buna bir de ahiret nimetinden eklenecek olanlar ilâve edilirse (o zaman nasıl olur)

Evet! Bu lezzet, tevbe'nin başlangıcında alınamaz.
Fakat insan bir müddet tevbeye devam eder de daha önce şer olan tabiatı hayır olursa, o zaman bu zevk meydana gelir; zira nefis, neyi âdet edinirse ona alışır.
Hayır âdet; şer ise inatlık ve serkeşliktir.

Bu fikirler lezzetlerden alıkonma sabrını kuvvetlendiren ve korkuyu kabartan fikirlerdir.
Bu fikirleri kabartansa vaizlerin vaazı ile birtakım uyarılarıdır ki bunlar saymakla tükenmez.

Bunlar kalbe yerleştiğinde fikir tabiata uygun hâle gelir ve kalp ona meyleder.

Hayra sebep olan fikir ile tabiatı özleştiren sebep, tevfîk diye tâbir olunur; zira tevfîk irade ile âhirette fayda verici taattan ibaret olan mânâyı özleştiren demektir.

Uzun bir hadîste rivayet edildiğine göre Ammar b. Yasir Hz. Alinin huzurunda ayağa kalkarak 'Ey müzminlerin emîri! Bize küfürden bahset! Acaba küfür hangi temel üzerine bina edilmiştir?' diye sordu. Hz. Ali de şöyle cevap verdi; "Küfür dört temel üzerine bina edilmiştir:
a) Cefa,
b) Körlük
c) Gaflet
d) Şek v 3 şüphe

Dolayısıyla kim cefaya mübtelâ olursa (katılaşırsa) hakkı hakir görür, bâtılı ha3darır, âlimlere buğzeder. Kim körleşirse, zikri unutur. Gafîllerse hidayetten sapar. Kim de şüpheye düşerse emanîler (emeller ve istekler) onu aldatır, hasret ve pişmanlık onun yakasına yapışır. Hiç beklemediği şeyler Allah tarafından karşısına çıkartılır".

Bu, söylediklerimiz, düşünceden gafil olmanın âfetlerinden yalnızca bir kısmının beyanıdır.

Tevbe hususunda bu anlattıklarımız kâfidir.
Ancak tevbe'nin devam etmesinin rükünlerinden olan sabr'ın da izahı gerekir. Bu bakımdan eğer Allah dilerse biz sabrı başlıbaşına bir bölümde ele alacağız!

77) İmam Ahmed, Tabcrânî 4
78) Parantez içine aldığımız ibare bazı nüshalarda vardır. Meşhed, büyük bir yatırın bulunduğu yer demektir.
79) Deylemî
80) İbni Adîy, İbn Hibban, (hz. Ömer'den)
81) Beyhakî, (Mücahid'den)
82) Peygamberlerin hatalarına günah değil zelle demek daha doğruysa da biz
müellifin kullandığı tabiri değiştirmeye 3'etkili olmadığımızdan ifadeyi ay
nen naklettik.
83) Bkz. İthafus-Saade ,
84) Hakîm, (Ali b. Zeyd ve Said b. Müseyyeb tarikiyle); Bkz. İthaf'us-Saade, VIII/616
85) İbn Mâce, Hâkim
86) Daha önce geçmişti.
87) Beyhakî, er-Rikak
88) Garib bir hadistir ve lâfzına tesadüf edilmemiştir. (Irâkî)
89) Daha önce geçmişti.
90) İbn Mâce, Hâkim
91) Adı Seleme b. Dinar el-Medeııî'dir. Tâbiîndendi. A'rec diye şöhret
bulmuştur.
92)Abdullah es-Sicistanî'nin oğlu olan bu şahıs H. 355'de vefat etmiştir.
93) Müslim, Buhârî

Yeni-OSMANLI
13-10-2011, 14:35
Son bölümde belirtilen "iki fikiri"
kalbe yerleştirip tabiata uygun hâle getirip kalbin ona meyletmesini saglamanin yolu olarak imam Gazali
"Bu fikirleri kabartansa vaizlerin vaazı ile birtakım uyarılarıdır" sözüyle vaizlere ve uyarilara isaret etmisdir.

Buna ilaveten ben derimki:
Bu fikirlerin kalbe yerlesmesini saglamak icin bu isi sadece vaizlere birakmamak lazim,kendimiz meylettigimiz haramlarin dünya ve ahiret zararlarini düsünmemiz,tefekkür etmemiz icin bunlari düzenli olarak yapmamiz, bir kagida yazip sabah aksam okuyarak zihnimizde CANLI tutmamiz lazim.

Nefis terbiyesi kitablarinda günahlara sebeb olarak GAFLET isaret edilir.
AKIL-NEFS-SEYTAN iliskilerinde bahsedilir.
Gaflet agir basarsa seytan vesvese verir ve nefs kabarir.
Eger AKIL imam gazalinin bahsettigi bu iki fikirden noksan birakilirsa nefs kalbe hakim olur,kalb buharlasir ve iradeyi ele gecirir.
Bunu engellemenin tek yolu,imam Gazali hazretlerininde belirttigi gibi TEFEKKÜRDÜR,yani düsünce.
Bu düsüncenin kalbe yerlesmesini saglamain yolu AKLA BUNLARI SÜREKLI BIR PROGRAM DAHILINDE HATIRLATMAKTIR!

Yeni-OSMANLI
13-10-2011, 14:52
Ayrica SABRIN`da etkisi cok büyüktür.
Imam gazali hazretleri bundan dolayi sabr konusunu ihya kitabinda ayri bir baslik altinda uzunca ele almisdir.
nefsi terbiye edebilmek ve gafleti yenebilmek icin SABIR güclü olmali.
AKLIN etkisi büyüktür.
"SABIR AGACI ACIDIR FAKAT MEYVESI TADLIDIR" düsüncesi kalbimize iyice yerlesmeli.
SABR`in faziletini kalbe yerlestirmek icin SABIR hakkindaki ayetleri,hadisleri ve Allah dostlarinin telkinlerini ,yukardaki iki fikirde tavsiye edildigi gibi, aklimiza sürekli hatirlatmamiz lazim.
Bunun neticesinde bir vesvese geldiginde nefsimiz harekete gecmeden AKLIMIZ bu vesveseyi DEF EDER!