PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ilımılılar,İşte Eseriniz



giriftar
05-02-2012, 21:09
Ve birkaç vesaire:

“Amerika daha uzun bir zaman dünyanın kaderinde çok önemli bir rol oynayacaktır. Bu realite kabul edilmelidir. Amerika göz ardı edilerek şurada burada bir iş yapılmaya kalkılmamalı. Amerika düzeninin bozulmasını istemez. Ve ben bunu çok yadırgamam.” (F. Gülen-23. 07. 1997 tarihli Yeni Yüzyıl Gazetesi’ndeki röportajından…)

“Kur’an-ı Kerim’in bazı âyetleri ve bazı hadis-i şerifler tarihi sürecini doldurduğu için bunlarla amel edilemez. Kur’an-ı Kerim’in gelmesiyle yürürlükten kalkmış olan İncil ve Tevrat’ın hükümleri hâlâ geçerlidir. Bugünkü İncillere ve Tevrata inanan Yahudi ve Hıristiyanlar da cennetliktir. Ehl-i Kitap ile ilgili âyetler, hadisler tarihseldir, dolayısıyla bugünkü Yahudi ve Hıristiyanları değil o dönemin insanlarını bağlar.”(F. Gülen, Hoşgörü ve Diyalog İklimi, sh.155-156)

“Odessalı Hıristiyanların ise elbette rehberleri, din büyükleri vardır ve onlara söylenmesi gerekeni söylemektedirler. Bir Müslüman, yani dinlerin temel birliğine inanan biri olarak, onların söylediklerinin, bir müslümanın söylediğinden ve söyleyeceğinden farklı olacağını düşünmüyorum.” (F.Gülen, Favorit, Nisan 2009)

“Evet, aynı kökten geldikleri, aynı temel esaslara sahib bulundukları, aynı kaynaktan beslendikleri halde, asırlarca rakip dinler olarak yaşamış bulunan İslâm, Hristiyanlık ve Mûsevîlik arasında başlayan, hattâ eski Hind ve Çin dinlerini de içine alacak şekilde gelişen diyalog teşebbüslerinin olumlu neticeler verdiği müşâhede olunmaktadır.”(F.Gülen, Zaman, 04 Ekim 2004)

“Kâfire kâfir demek mü’minin vazifesi değil. Kâfir demek insanın insanlığına saygısızlıktır.” (F.Gülen’le 11 Gün. sh. 87)

“Kur’an devamla ‘Allah’ı bırakıp da bazılarımız bazılarımıza rab edinmesin’ diyor. Dikkat edin bu mesajda “M……… Resulullah” yok.”(F. Gülen, Hoşgörü ve Diyalog İklimi, sh. 241)

“Kur’anî perspektifi esas alarak inanç bağlamında insanların kategorilerine bakalım önce. Genel anlamda Kur’an’a göre insanlar Müslüman, kâfir/müşrik ve ehl–i kitab olmak üzere üçe ayrılır. (…) Müslümanlar karşı tarafı ehli kitap olmasına rağmen kâfir diye adlandırmıştır. Bu yanlışlığı müdafaa edecek değilim.” (Ahmet Kurucan, Zaman, 15.5.04)

“Zaten dikkatlice bakıldığında görülecektir ki ehl-i kitabla temel noktalarda birlikteyiz. Daha meşhur ifadesiyle amentüde ittifakımız vardır. Garib olan şudur ki ittifak ettiğimiz amentüyü öne geçirmiyor da ihtilaf ettiğimiz teferruatı ileri sürüp mutlak küfre karşı dayanışmamıza engel olarak görüyoruz. Halbuki temelde ittifak varken teferruattaki ihtilaflara takılıp kalmak makul değildir. Üç dinden herhangi bir dine inanmak yeterlidir. Mühim olan Kelime_i Tevhid inancıdır. Hz. M……..’i kabul ve tasdik etmek ise şart olmayıp bir kemal mertebesidir. Ehl-i Kitab ile Amentü’de ittifak halindeyiz.” (Ahmet Şahin, Zaman, 17. 4. 2000)

“İslâm’a göre inançsızlar ateistler ve putperestlerdir. Allah’ın kendilerine Kitab verdiği Yahudiler ve Hıristiyanlar ise inançlıdır.” (İman Valeriya Porohova - DA diyalog Avrasya, sayı 21 – (F. Gülen)’in himayesindeki Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı bünyesinde bulunan KADİP tarafından Türkçe/Rusça olarak neşredilen DA Dergisi)

“Bütün insanların Müslüman olmaları dinin, Kur’ân’ın hedefi değildir.”(Hayrettin Karaman, Polemik Değil Diyalog, sh. 41)

“Müslümanların çoğu ‘Peygamberin, bütün din sâliklerini İslâm’a çağırdığına’ inanırlar (…) Peygamberimiz ‘Yahudiler mutlaka Müslüman olsun!’ demiyor, ‘Hıristiyanlar mutlaka Müslüman olsun!’ demiyor (…) Diyaloğun hedefi, tek bir dine varmak, dinleri teke indirgemek olmamalı (…) Kur’ân-ı Kerîm’de Ehl-i Kitab’la ilgili devamlı vurgulanan şey; Allah’a iman, âhirete iman ve amel-i salihdir. Kur’ân birçok âyette bunu söylüyor; yani ‘Peygambere iman edin’ demiyor.”(Hayrettin Karaman, Polemik
Değil Diyalog, sh. 35-36-37)

“Bu arada şu var, hani korkulan şey, böyle dersek, böyle inanırsak ‘Hristiyan ve Musevi Müslüman olmaz’ deniyor, bundan endişe ediliyor.

-E olmazsa olmasın.

-Peki, ama Kur’ân bunları Müslüman olmaya davet ediyor.

-Acaba?” (Polemik Değil Diyalog, sh. 36)

(Mayıs 2004’de, Mardin’de icrâ edilen milletlerarası “Dinler ve Barış” sempozyumunda, çan ve ezân refâkatinde Rum, Ermeni ve Süryânî Patrikleriyle, Yahudi Hahamı’nın peşine takılıp, sembolik sırat köprüsünden geçilerek, haşr meydanına ve oradan da cennete girme merasiminin ardından):

“Mardin, Alon’un da bu utangaçlıkla söylediği gibi hepimize ‘Bu üç dinin üstünlük taslanmadan nasıl birbirleri ile bağlantılı iç içe geçmiş olduğunu gösterdi.

Yeter ki rasyonel ve pragmatik bir model olarak da önümüzde bulunan İbrahim’in ayak izlerini takib edelim; Mardin, Urfa, İstanbul, Roma, Kudüs ya da Mekke, aslında hepsi aynı izin peşinde…” (Eyüb Can, Zaman, 14.4.2000)

Diyalogçular, dostluktan da öte, diğer dinleri kendine yakın görmeği tasavvufta bir makam olarak telakki ediyorlar. Prof. Dr. Mehmet Aydın bunu bakınız nasıl ifade ediyor: “Bir sufinin, bütün dinleri birbirine yakın seviyede görmesi, zaten bu tevhid, vahdet makamıdır.” (II.Din Şurası tebliğ müzakereleri, sh. 342)

Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu da aynı görüşte: Yaptığı açıklamada, ılımlı hoşgörülü İslâm anlayışında, Müslümanların, ‘İslâmlaştırma’, Hıristiyanların ‘Hıristiyanlaştırma’ politikalarını izlememelerinin gerekli olduğunu, söylemektedir.(3.4.2004 tarihli beyanatı.)

Avrupa Komisyonu’nun içişlerinden sorumlu, üyesi olan Franco Frattini, “Avrupai bir İslâm istiyoruz. Bu, imamların Avrupa ölçeğinde eğitilmesini gerektiriyor” isteğini 4 yıldır Diyanet’in yerine getirdiği ortaya çıktı. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, imamlara, Alman Katolik Rahib Felix Körner tarafından ders verildiğini açıkladı. Bardakoğlu açıklamasında şunları söyledi: “Yabancı dil kursu mahiyetindeki 400 saatlik bu programda, AlmanKatolik Rahip Felix Körner sadece Almanya’daki Hristiyan dini ve hayır kurumları, aktüel Hristiyanlık ve din-devlet ilişkisi gibi konuları kapsayan bir seminer vermiştir.” (Milli Gazete, 8.8.2006)
“Semâvî dinlerin buluştuğu İstanbul’da, şehre mühürlerini vuran Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Musevilik. Bu üç ayrı din nedir? Aynı kaynaktan beslenen, birbirine çok yakın ancak yaklaşımları farklı, ama ayrı pencereden aynı bahçeye açılan kalb ve inanç gözü değil midir? İşte İstanbul bu farklılıkların tümünü yozlaştırmadan, incitmeden bütün görkemi ile bünyesinde buluşturan bir şehir. Camiler, kiliseler, sinagoglar bu potanın içinde özgürce yükselen inanç âbideleri.” (1453 isimli dergi)

“Bütün dinler buluşuyor, biz hepimiz kardeşiz.” (4. Türkçe Olimpiyat finali)

Vatikan’ın 1999 yılında yayınladığı; “Towards a pastoral approach to culture” adlı bir kitabta esas maksatlarını açıkça şöyle ifade etmekteler: “Bütün insanlar Hz. İsa’ya döndürülmeli, bütün insanlar vaftiz olarak Kilisede birleşmeli ve onun vücudu olan Kiliseye girmelidir. Yollar, usuller, metotlar değişir; ama hedef hiç değişmez: Bütün insanları Hıristiyanlık dinine sokmaktır nihaî maksadımız.”

R. Arnaldez, Ehli sünnet bir Müslümana diyaloğu kabul ettirmenin pratikte imkânsız olduğunu, bu inancın tahrib edilmesi gerektiğini söyledikten sonra, İslâmî esasları, nakil ile değil, akıl ile anlamayı bir metod hâline dönüştürmüş Vehhabî, Selefî anlayışının temsilcisi olan “Abduh ekolü”nün hâkim kılınması hâlinde, dinlerarası diyaloğun oldukça kolaylaşacağını ifade etmektedir. (R. Arnaldez: Contidions dun avee Islam)

Müslüman halkı Hıristiyanlaştırmak için faaliyet gösteren misyonerler, Ortadoğu’da büyük bir dirençle karşılaştılar. Bunu kırmak için, bu bölgede yaşayan Müslümanların, dini şuurunun yok edilmesi gerekiyordu. Dinlerarası diyalog ile, Hıristiyanlığın da hak bir din olduğu, korkulacak bir şey olmadığı konusu işlenerek, Müslümanların Hıristiyanlara karşı olan husumetini kırmayı gaye edindiler. Bunu sağlamak için de, “Benim dinim son dindir, diğerleri yanlıştır” inancından vazgeçirmeği prensib edindiler. Dinlerarası diyaloğun mimarlarından M.Watt, “Modern Dünyada İslâm Vahyi” adlı çalışmasında bunu açıkça yazmaktadır. Watt’a göre diyaloğun şartı “Benim dinim son dindir” inancından vazgeçmektir: “Dinlerin karşılaştırılması, yani üstünlük ve aşağılık açısından herhangibir değerlendirmeye gitmemektir. Objektif anlamda geçerli olmadığı için gerçek diyalog anlayışı, bu çeşit karşılaştırmalardan vazgeçmeyi icab ettirir. Taraflardan biri “Benim dinim son dindir” derse bu olmaz;çünkü buradaki “son” kelimesi diğer dinlerden üstün olma veya diğer dinleri geçersiz kılma anlamlarına gelir. Bunun için, benim dinim diğerlerinkinden daha üstündür inancının terk edilmesi gerekir.”

M.Watt’ın bu fikrinin, dini bilgilerde nakli yani vahyi esas olan “Ehli sünnet” inancına sahib Müslümanlara kabul ettirmenin mümkün olmayacağını bildikleri için de, Müslümanları Endülüs’te İbn Tufeyl
ve İbn Rüşd’ün temsil ettiği kuru akılcı bir “Felsefî İslâm’a” yönlendirmeye karar verdiler. Watt’a göre, bu filozoflar, İslâm’ın dışında kalan dinleri, açıktan açığa tartışma konusu etmediler, onları da hak din kabul ettiler.

“İbrahimî dinler”, “üç büyük din” ve bu üç büyük dinin bütünlüğü anlayışlarının mimarı olan Louıs Massignon, “Onların (Müslümanların) millî ve mânevî değerlerini Batı medeniyeti potasında eriterek kendimize benzettik. Artık hiçbir şeye tam inanmıyorlar. Derin bir boşluğa düştüler. Bundansonra siz misyonerlerin işi daha kolaylaştı. Maaş bağlayarak, vize vaadi, yurt dışında iş imkanı ile, hatta cinselliği kullanarak, müslümanları hristiyan yapınız” demektedir.

CIA’nın eski Teknoloji Daire Başkanı (2001- 2007 arası ABD istihbaratının çeşitli birimlerinde görev aldı) Eric Haseltin şöyle diyor:

-“Teröre karşı verdiğimiz, kökten dinci mücahidlerle savaştan bahsederken, ‘asimetrik bir savaş’ diyoruz. Gerçekten asimetrik; onlarda fikir var bizde silâh. Biz fikirlere kurşun sıkıyoruz. Gel gör ki fikir dediğin şeye kurşun işlemiyor. Ve böylesi asimetrik bir savaşta bizde mühimmat yok. Bir fikri ancak daha iyi bir fikirle yenebilirsiniz ve fikre karşı kurşun sıkmak da iyi bir fikir değil! (…) El Kaide özellikle gençler üzerinde çok etkili, İslâm’ın güzelliği ve gücüyle gençleri fethediyor, sonra da istediğini yaptırıyor. İslâm düşüncesi karşısında durabilecek hiçbir güç yok, muhteşem bir felsefi boyut içeriyor. Tek bir çıkar yol var, İslâm’ın teröre alet edilmesinin İslâm’da yeri olmadığını Müslüman gençlere gösterebilmek. Bu amaçla esirler arasındaki bazı hocalara esir muamelesi yapılmadı ve ilahi bilimler uzmanlarıyla beraber Kur’an üzerine çalışmalar düzenlendi. Bu ‘tefsir’ çalışmalarından sonra biz bu hocaları serbest bıraktık ve onlar Müslüman gençleri üzerinde ilahi mesajın nasıl algılanması hususunda vicdani düzeyde yapılan yaklaşımlarda fevkalade önemli farklılıklar yarattılar.” (Daha bir çokilginç tesbitin yer aldığı Haseltin’in konuşma videosuna, Google’a “Creative Intelligence New Yorker Eric Haseltine” yazarak ulaşabilirsiniz; 3. sırada çıkıyor.)

Bîdâr
05-02-2012, 21:10
copy paste :)

manifesto
05-02-2012, 21:13
Kaynak :) Aydınlık mı yoksa,kaynağı göster bakalım,hem konuyu yanlış yere açmışsın

giriftar
05-02-2012, 21:14
Hele bi okuyun kadeşler.
Malumat sahibi olunmadan,fikir sahibi olunmaz.
Selametle.

giriftar
05-02-2012, 21:16
Kaynak :) Aydınlık mı yoksa,kaynağı göster bakalım,hem konuyu yanlış yere açmışsın
Niye MÜSLÜMAN SAVUNMAZ MI İSLAMI...
Kaynaklar verilmiş,pas geçmişsin,okumamışsın,çuvallamışsın.
OKU KARDEŞİM,CEDELLEŞMEK İÇİN ARAŞTIRILMADI,BİLGİ SAHİBİ OLMAK İÇİN ARAŞTIRILDI.

talib
05-02-2012, 21:17
Kaynakları zaten altlarnda yazıyor. Bir yorum içermiyor yazı. Kim demişse sözü, altında yazar ismi :) copy paste olmayıpta nasıl olabilir başka nakil. Kendi sözünü yazsın, altına başka isim mi atsın.. iftira atanlar için normal bir davranış olabilir ama sözün hakkını gözetenler için, nakiller hep copy paste olur.

manifesto
05-02-2012, 21:17
Hele bi okuyun kadeşler.
Malumat sahibi olunmadan,fikir sahibi olunmaz.
Selametle.

Hacı sen bir kaynağı ver okuması kolay,hem konuyu serbest kürsüye açmalısın gündem yanlış tercih
Şimdi bunları söyleyip söylemediğini tek tek doğrulatmak gerek ki sonra devam edelim
Boş boş olmasın değil mi

giriftar
05-02-2012, 21:20
Hacı sen bir kaynağı ver okuması kolay,hem konuyu serbest kürsüye açmalısın gündem yanlış tercih
Şimdi bunları söyleyip söylemediğini tek tek doğrulatmak gerek ki sonra devam edelim
Boş boş olmasın değil mi
Gündemi senmi belirleyeceksin kardeeeeş.
Kaynaklar verilmiş,anlatamadım galiba.

DESIFRE
05-02-2012, 21:23
Niye MÜSLÜMAN SAVUNMAZ MI İSLAMI...
Kaynaklar verilmiş,pas geçmişsin,okumamışsın,çuvallamışsın.
OKU KARDEŞİM,CEDELLEŞMEK İÇİN ARAŞTIRILMADI,BİLGİ SAHİBİ OLMAK İÇİN ARAŞTIRILDI.



Bakma kardes Bunlar Diyalogcu icine Gelmeyince Dalgaya alirlar

Kaynak versen bile Biryere varamazsin bunlarla Bunlar Diyalogcu

Gecen Istifalarin Saadetten degilde Hastalardan Oldugunu ispatladim burak Ispatimi okumayi

okumadigi,halde isimler icin su varmi bu varmi gibi sasma sapan soru sordular

anlayacagin istifa eden isimleri vermis oldugum listede bulmaya bile bezeriksiz ler

manifesto
05-02-2012, 21:27
Kaynakları zaten altlarnda yazıyor. Bir yorum içermiyor yazı. Kim demişse sözü, altında yazar ismi :) copy paste olmayıpta nasıl olabilir başka nakil. Kendi sözünü yazsın, altına başka isim mi atsın.. iftira atanlar için normal bir davranış olabilir ama sözün hakkını gözetenler için, nakiller hep copy paste olur.



“Kur’an-ı Kerim’in bazı âyetleri ve bazı hadis-i şerifler tarihi sürecini doldurduğu için bunlarla amel edilemez. Kur’an-ı Kerim’in gelmesiyle yürürlükten kalkmış olan İncil ve Tevrat’ın hükümleri hâlâ geçerlidir. Bugünkü İncillere ve Tevrata inanan Yahudi ve Hıristiyanlar da cennetliktir. Ehl-i Kitap ile ilgili âyetler, hadisler tarihseldir, dolayısıyla bugünkü Yahudi ve Hıristiyanları değil o dönemin insanlarını bağlar.”(F. Gülen, Hoşgörü ve Diyalog İklimi, sh.155-156)

Bu yıkarıda ki ifadeler ne kitapta var ne de gülen söylemiş
Bu iftiralar ahmaklıklar okada sık ve bilinçli bir şekilde propaganda edilmiş ki adamlar çaresiz kitabın malum sayfalarını internete vermişler iftiracılar belki utanır diye , ama nerede
İnsan da haya olacak ki utanma da olsun..

Bahsedilen kitabın bahsedilen sayfası -155-
http://img391.yukle.tc/images/1618405442_375469025802264_100000175082607_1663832 _1721168548_n.jpg

156
http://img391.yukle.tc/images/7036156.jpg

giriftar
05-02-2012, 21:33
Manifesto,okudunmu o sayfaları,ne yazıyor.

manifesto
05-02-2012, 21:34
Sinirlenme bakalım daha yeni başladık

iki satırda kendini reddediyorsun daha demin iftira atanlardan bahsediyordun


iftira atanlar için normal bir davranış olabilir ama sözün hakkını gözetenler için, nakiller hep copy paste olur.

Sözün hakikati neymiş öğrendin mi..

giriftar
05-02-2012, 21:36
Ayetlere tarihselliği içinde bakmak gerek diyor.
varmı böyle birşey.
Benim alıntılarım baştan sona bunu gösteriyor.
Sözüm meclisten dışarı,
şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söyler

talib
05-02-2012, 21:38
anlayışsızlığın ile ortaya çıkma. orada genel bir söz vardır. sözleri getren için bir kanaat belirtmedim. getirdiği sözlerin hepsini okumadım dahi. yazının altında kaynak olarak gösterilmiş yerler varken, hani kaynak diyen acuzeler için genel ifadelerdir onlar.

manifesto
05-02-2012, 21:39
Ayetlere tarihselliği içinde bakmak gerek diyor.
varmı böyle birşey.
Benim alıntılarım baştan sona bunu gösteriyor.
Sözüm meclisten dışarı,
şecaat arz ederken merd-i kıpti sirkatin söyler




“Kur’an-ı Kerim’in bazı âyetleri ve bazı hadis-i şerifler tarihi sürecini doldurduğu için bunlarla amel edilemez. Kur’an-ı Kerim’in gelmesiyle yürürlükten kalkmış olan İncil ve Tevrat’ın hükümleri hâlâ geçerlidir. Bugünkü İncillere ve Tevrata inanan Yahudi ve Hıristiyanlar da cennetliktir. Ehl-i Kitap ile ilgili âyetler, hadisler tarihseldir, dolayısıyla bugünkü Yahudi ve Hıristiyanları değil o dönemin insanlarını bağlar.”(F. Gülen, Hoşgörü ve Diyalog İklimi, sh.155-156)

Hani ? Hala utanmadan cevap yazabiliyorsunuz..Bir de bana okudun mu o sayfaları diye soruyorlar.Siz okuyun ve şu yukarıda ki satırlar nerede geçiyor bana gösterin
Kaynağın 155-156 diyordu..o sayfalar da karşınızda
Biz yazar geçeriz sandınız değil mi

giriftar
05-02-2012, 21:39
Hadi bu sayfada KURANIN TARİHSELLİĞİ YAZIYOR,tutturamadık,sana bir kıyak manifesto.
Öyleya ben araştırmadım.
Aynen alıntıladım,güvendiğim yerlerden.
Devam et,öbür kaynaklarada bir kulp bul da,bizi de dergahına kabul buyur.

giriftar
05-02-2012, 21:41
Saldırmaya başladın manifesto.
Ortalığı bulandırıp,ana konuyu unutturacağınımı zannedersin.
Suçun üstünü örtme.
İftira atma.
Öbür şeni fikirlere gel bakalım.
Hadi sayfaları yayınlayıver.
İSLAMIN ZERRESİNE MUHALİF OLMANIN HÜKMÜ NEDİR....

giriftar
05-02-2012, 21:45
Katil Kim -4-

RİSALE-İ NURLAR’DAKİ TAHRİFATLAR - MUHARREF NURCULUK

Bu oluşumun, “İslâmî bir sistem getirme” ve “İttihad-ı İslâm’ı tesis etme” gayesi bir yana, en azından insanlara baş nefret kutbu ve baş muhabbet kutbunun ne olması gereğini telkin ederek imanlarını muhafaza etmeleri yolunda hak ve bâtılın tefrikini gösterecekleri yerde bunun tam tersini yaparak hangi zihniyetin muhabbetini aşıladıklarını ve hangi gayeyi güttüklerini Risale-i Nurlardaki tahrifatlarından da anlayabiliriz.



Bir misâl:



Aşağıdaki bölümler Tenvir Neşriyat, Zehra Yayıncılık, Söz Basım Yayın ve Sözler Yayınevleri’nden yayınlanan Risalelerden (Emirdağ Lahikası 1. Cilt) alınan alıntılardır:



“… Hem Ankara’da divan-ı riyasetinde pek çok meb’uslar varken Mustafa Kemâl şiddetli bir hiddet ile divan-ı riyasetine girip, bana karşı bağırarak: “Seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikir beyan edesin. Sen geldin, namaza dair şeyler yazıp içimize ihtilâf verdin.” Ben de onun hiddetine karşı dedim: “Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduttur!” Dehşetli bir put kırdım…”



Şu bölüm ise RNK Neşriyat (sayfa: 246), Şahdamar (sayfa: 234) ve Envar Yayınevleri’nden alınmış aynı bölümlerdir:



“Hem Ankara’da divan-ı riyasetinde pek çok meb’uslar varken Mustafa Kemâl şiddetli bir hiddet ile divan-ı riyasetine girip, bana karşı bağırarak: “Seni buraya çağırdık ki, bize yüksek fikir beyan edesin. Sen geldin, namaza dair şeyler yazıp içimize ihtilâf verdin.” Ben de onun hiddetine karşı dedim: “Namaz kılmayan haindir, hainin hükmü merduttur!” Dehşetli bir pot kırdım…”



Bu iki alıntıdan da görüyoruz ki, birinde “Dehşeti bir PUT kırdım” cümlesi “Dehşetli bir POT kırdım” şeklinde değiştirilmiş. Yani birinde (orijinalinde) din düşmanlığı apaçık aşikâr olan bir şahsa atfedilen “put kırma” ifadesi, “pot kırma” ifadesine dönüştürülüp küfür karşısında her zaman haysiyetli bir şekilde dik duran Bediüzzaman Hazretlerine (küfür karşısında haysiyetsizce el etek öpüyormuş gibi) iftira atılmış.



İslâm’ı ve Bediüzzaman Hazretleri’ni böyle tahrif edilmiş kitablardan öğrenmeye çalışan yeni şuurlanmaya başlamış bir insanın imânî açıdan hangi sapmalara düşeceğini tahmin edebiliyor musunuz? Risale-i Nur’lardan küfrün bam teline dokunan veya dokunur gibi olan bütün paragraf ve bölümler ya tamamen çıkarılarak veya üzerinde oynamalar yapılarak adeta Diyanet İşleri Kurumunun maaşlı bir imamına dikte ettirerek yazdırdığı sıradan bir vaaz kitabına döndürülmüştür.



Araştırmalarımızda buna benzer sayısız tahrifat ve olduğu gibi kaldırılmış bölümlere rastladık. Ancak sırf bunları ortaya dökmek için bile değil ayrı bir makale, başlı başına bir kitab yazılması gerekeceği için “parça bütünün habercisidir” hikmetince akl-ı selim sahibine tek bir örneğin de yeteceğini umarak bu kadarıyla iktifa ediyoruz.

manifesto
05-02-2012, 21:45
Saldırmaya başladın manifesto.
Ortalığı bulandırıp,ana konuyu unutturacağınımı zannedersin.
Suçun üstünü örtme.
İftira atma.
Öbür şeni fikirlere gel bakalım.
Hadi sayfaları yayınlayıver.
İSLAMIN ZERRESİNE MUHALİF OLMANIN HÜKMÜ NEDİR....

Alem adamsın giriftar vesselam,bu iddialar yeni değil bu yüzdem önce kendin konu hakkında bir malumat ve güven topla.
Söylemediği sözleri söyledi farzedip buradan konuyu mu tartışacağız.
Çok çocuksu
Bu iftiraların kaynağını da biliyorum ama istedim ki sen kendin kaynağı veresin
Gülen aleyhine dönebilmek için kimlere itibar etmeye başladınız
İnsan şaşıyor

giriftar
05-02-2012, 21:48
KATİL KİM-1-

Rönesans’tan Komünizm’in yıkılışına doğru renk değiştire değiştire büyüyüp sonunda dünyayı kasıp kavuran, özde ‘ruhçuluğu red’ mânâsını taşıyıcı keskin bir “dinsizlik” cereyanı vardı. Bunun mukabilindeki insanlar ise hiç olmazsa o dinsizliğe yani karşı mukavemet kutbuna nisbetle tersinden veya düzünden en azından mücerred mânâda bile olsa kendi dinlerini bilir, ona sarılırlardı. Son zamanlarda ise artık o dinsizlik cereyanı sırtına kamuflaj elbisesini geçirip izafeten “yok” olunca Boğaçhan’ın karşı mukavemetini bir anda çekip de boğanın yere kapaklanıvermesi gibi, o keskinliğin “diyalogvari” hatlarla yumuşatılmasıyla “din” denen ve onun çektiği katar olarak da “inanç” denen insanın mânâ arayışı da ‘can çekişene sıkılan son kurşun’ hâlinde böylece kimvurduya gitmiş oldu. Bir nevi dünya çapındaki “dar’ül harb”, oldu “dar’ül boşluk”… Ve şeytan, insanoğlunu eriştirdiğiyle, ezelde verdiği ahdin tersinden kemal noktasına da böylece erişmiş oldu: İnanç yok, inançsızlık inancı bile yok!.. Kimine düşen pay olarak ruh hastalığından çıldırmaya doğru, kimine düşen pay olarak da mecazî hayvanlaşmadan gerçeğine doğru gidici korkunç bir nisbetsizlik, ve sanki diyalektiğin sonu…

Anadolu kıtasına baktığımızda da buranın da çukur içinde ayrı bir çukur gibi, dünyadan farklı kalır bir yanı olmadığını görüyoruz. Hangisinin hangisine ayna olduğu meçhul, Anadolu’nun kaybedişinin dünyaya, dünyanın kaybedişinin de Anadolu’ya üstelik katmeriyle geri yansımasının mânâ kıyımı, “fikirsizliğin ve ruhsuzluğun peşi sıra çektiği zamanı gelmiş bir yıkımı hiçbir güç durduramaz!” şeklinde kendini tezahür ettiriyordu.


İrfan, anlayış, idrak melekelerinin felç edildiği bir toplumda yaşıyoruz. Milletimizin son beşyüz yıldan bu yana, cihad meydanlarında yazdığı kahramanlık destanlarına mukabil, zamanı bütünleyici bir muhasebeyi içeren “fikir” yoksunluğundan tutun da, küfürle beraber küfürden de daha çukur bir derekede hiçliğin bir remz şahsiyeti tarafından bu toplumun “kurtulamayış” savaşı sonrası geride kalan ilim-irfan adına istidat belirtebilecek tüm insan unsurlarını, beşikten mezara soyunu tümden kurutucu bir şekilde biçerdöğerlerle kesip biçmesinden, bu hışımdan kurtulabilenlerin de tarihî ortak şuur ve şuuraltlarıyla olan ve olabilecek tüm bağlantılarını kökten tırpanlayıp set çekme amacıyla dil, tarih ve kültür gıdalarına “Okuma! Düşünme! Konuşma! Tüket! İtaat et! Ve öl!” altı emrini içeren bir takım “inkilap” dedikleri diktelerle kovalar dolusu kezzap dökülmesine kadar, buna birçok sebeb sayabiliriz… Düşünce ve idrak gücünün genetiği olan “dil”iyle oynanmak suretiyle aklı alınmış, alfabesi kazınarak kökleri budanmak suretiyle tarihî bağları koparılmış, her sahada Batı maymunluğuna özendirilmek suretiyle orjinal bir benliği olabileceği düşüncesi bile unutturulmuş, iktisadî sömürü cenderelerinden geçirilip tek davanın “ekmek davası” olduğu fikri benimsetilmek suretiyle herhangi bir ideale “inanma” duygusu bile yitirtilmiş, istese de okuyamayan, istese de düşünemeyen, istese de konuşamayan, ama tüketen, ama itaat eden ve devletin bağışladığı, “sosyal sigortalar” güvencesinde hiç olmazsa cesedinin ortada kalmayacağı tesellisiyle salhane koyunları gibi içi müsterih öleceği günü bekleyen “birey”lerden mürekkeb usaresi boşaltılmış bir toplum…


İşte bu “tersine mucize”nin sebeb olduğu deprem yıkıntılarının arasından, bu akışı tersine çevirme yeminiyle bir Adam doğrulmaktaydı!.. Ancak ta 85 yıl önce Müslüman Türk insanına üstelik bir zırdelinin zoruyla giydirilen deli gömleğini buz dağlarını hohlaya hohlaya eritmeye çalışıcı bir mecnunlukta zor bela çıkartabilen bu Adam, karşısında bir Zeus heykeli bulamayacağını belki de için için seziyordu. Mukaddes Emanet’i koruyamamanın belki de İlâhî cezası hâlinde otuz yıla yakın süren “Allah” demeye bile lâyık görülmeyici tecrid suskunluğunun sonunda Türk insanı, ayrılıkları içinde aynı bünyenin mahsulleri hâlinde, o gömleği inatla benimsemiş olanları ve çamurdaki manda rehavetiyle artık hayvanlaşmanın tadına alışanları bir yana, gömlekten kurtulmanın hürriyetini, giderek artan bir şekilde kimi aldığı tek telkinle öz babasına bile kıyabilecek (bir şey yaparak fiilî veya hareketsiz kalarak görmezden gelici) hainlik ve enaniyetteki mankurtlar, kimi ahmaklıktan terfi etmiş tımarhanelik manyaklar, kimi de samimi ama “anlayış”tan yana küt kafalar curcunası hâlinde yaşatmaya başlamışlardı.


Ağlanası bir trajikomedya…


Bu dipsiz ümitsizlik karanlığının bir köşesinde saklı, dünya samanlığını ateş topuna çevirmek üzere bekleyen, kim bilir hangi ilâhî lütuf rüzgârının sürükleyip korunu körüklediği MÂN KIVILCIMI’nı bilmesek, belki de hakkımıza düşen, kafalarımıza sıkacağımız birer kurşun olacaktı!.. Oysa biz biliyoruz ki bu demler, zıddını şiddetince tersine itici, çakılan dibin derinliğince zirveye sıçratıcı mukadder oluş icabı içinde sonsuz bir miras yaşatan ortak şuuraltının gölge oyununa mevzu ve karanlıklarda el yordamına mahkûm hikâyesini oynayan “insan aktörü”nün son çile demleridir. Çünkü hem zaman ve mekânda eserlerine şahid olduğumuz İlâhî ibda, ve hem de ona mutabık İBDA Diyalektiği bunu böyle der!..

İçinden cinler padişahı çıkacağı ümidiyle sabırla okşanan Alaaddin’in sihirli lâmbası misali, Üstad’ın hohlaya hohlaya erittiği buz dağlarından geriye kalan çamurdan hâliyle Müslüman camia… 85 yıl önce girişilen madde ve mânâdaki tırpanlama faaliyetinin alınmış semeresi hâlinde iğdiş edilmiş idraklerinden, “Menemen hâdisesi” hayaletini hâlâ ruhlarında yaşatıcı “provokasyona gelmeme” provokasyonunun korkaklık, teslimiyet, yaranma, ne yapacağının bilememe, muvazaacılık, hak ve haksızlığı görmezden gelme veya “artık iktidar makamlarına gelmiş olmanın rehaveti” şekline bürülü eski öfkesi de sönmüş eylemsizliklerine kadar, donarak tersinden dairevi oluş hâlinde kendi kendini üreten ve toprak kökünden azade bir başıboşlukta gezinen sanki yeni bir çamurdan buzdağı kütlesi… Herşey bir yana, bir ASLAN KEYFİYET’in yılanlı kuyuda çin işkencesine maruz bırakılışını görmezden geldikleri için ve dünyadaki felâketler içinde yüzen tüm kan ağlayan Müslümanları, henüz daha burnu bile kanamamış rehavetleriyle trajik bir tiyatro tadında seyrettikleri için, belki de en sona saklanmış MUSİBETLERİN EN BÜYÜĞÜNÜ celbedici umarsız şu hâlleriyle sanki hâl diliyle kendi aleyhlerine dua edercesine takındıkları tavra ne buyrulur? Ya, acı ve gözyaşı içindeki İslâm âlemi tarafından eski günlerdeki gibi yine önlerine geçip kendilerine mareşallik yapmasını beklediği bu milletin ‘özürü kabahatinden büyük’ hesabı bilakis tam tersini yaptığı için, apoletleri sökük de olsa bir mareşalin cezasının yine “mareşallara layık” şiddet ve büyüklükte olacağı gerçeğinden habersizliklerine? Ve Sabr’ın büyüklüğü ölçüsünde musibetin de büyük olacağından gafil, his iptali içindeki hâllerinden bîhaber körlüklerine?..


Camianın genelindeki “şucu” veya “bucu” yaftaları altında dükkanlarına asılı, mânâsı hangi “dünya görüşü”ne bağlanacağı bile meçhul tabela isimlerini dahi kendilerine yakıştırarak benimsemede muğlak durucu bir fikir yoksunluğu… İzahı bir adımdan bile öte gitmeyen, benimseyemedikleri yaftalarından bile nasıl bir fikirsizlik fikrine sahib oldukları belli böylesi bir cenin-i sakıt keyfiyette nerede kalmış ki toplayıcı bir fikir fenerinden yayılan şualar hâlinde kendilerini kendilerine ve kendilerini çevrelerine izah etme tasası, nerede kalmış ki yakıcı bir nefs muhasebesi, nerede kalmış ki “idrak edemediğini idrak” kadar dahi olsun bir idrak sancısı, dil ve anlayış derdi…


Elbette, en fazla ne yapacağını bilememekle malûl, ama bununla beraber aşkını, vecdini, imân öfkesini kalbinin bir köşesinde mahfuz tutan ve gerçekten samimiyetini yaşamaya çalışan tabandaki samimileri müstesna, komedi edebiyatının artık en iptidai derekesine yapışıcı, düşmana da el ovuşturucu karikatür hâlleriyle vıcıklaşmış bir ironi ishalinde, boşluğu işgal edici varlıklarıyla “yokluk”a bile onlara yer açarken hicab duyuran bir samimiyetsizlik, bir “anlayış”sızlık, bir hiçlik keyfiyetsizliği… En kuru tarafından, fikirden azade de olsa en azından iyi niyetlilik dolu ama idraksizlik idrakine misâl olabilecek şu manzaraya bakar mısınız:




— “Sene 1970… Üstadım, Ankara’da konferans veriyor… Konferansın sonunda da, “İmam Hatib Mezunları Derneği” gibi bir dernekte, bir yorgunluk kahvesi içmek üzere, orada… Uzunca bir masa başında o ve masaya dizilmiş 20 kadar genç… Biri benim… (…) Masada oturanlara şöyle bir göz gezdiriyorum; onlar sadece, konuşan bir meşhuru dinlemekte… Üstadım, vesilesi düşmüş, Bergson’dan bir sahne aktarıyor:



— “Ben Paris’te, onun bir sohbetine katılmıştım… Büyük kafa… Kafasında yüz bin vinç dolaşıyor; fikirleri oradan oraya, oradan oraya naklediyor…”






Ve beni paslı bir hançer gibi tâ canevimden vuran izâh:






— “Vinç dedimse, mecazî mânâda dedim… Anlıyorsunuz değil mi?”






Masadakilerin keyfiyetini -ve ne demek istediğimi- anlayın ve bu işin nerelerden nerelere hangi efsanevî kıtlık şartları içinde getirildiğini kavrayın!..” (1)






Eğer o günlerden bugünlere İslâmcı camianın istisnaî bazı unsurlarında kendilerince parça doğrular olarak yaşattıkları zerre kadar dahi olsun bir haysiyet, keyfiyet belirtici bir eda, bir tavır varsa da, bunu da Büyük Doğu-İBDA mangalından hasbelkader eteklerine sıçramış ruh ve fikir kıvılcımlarına borçludurlar. Bunları da apaçık vakıa olarak görüyoruz, duyuyoruz. “…Telif hakkımızın parsa toplamaya elverişli verimini kapmak için de olsa, kıyıdan köşeden henüz kuru-sıkı keyfiyetini aşmamış Büyük Doğu şuurunu biz uyandırdık, uzaktan kumandalı robotlara giden sinyaller de, şimdilik ve sadece bizden, bizim TESİRİMİZDEN.” (2)




GERİLEME Mİ, İLERLEME Mİ, BAŞLANAN YERDE BİTİRME Mİ?




30 yılı aşkın bir zamandır Anadolu’daki İslâmcı camia ırmağının kendine değil de, ancak üstündeki dalgalanma ve köpüklenmelere yön vermiş bir oluşum, bir taife: (F. Gülen) camiası…


Mânâda nasıl başladılar, nasıl gittiler, nereye vardılar?

Fikirsiz, ama kuru iyi niyetlerle küçük bir oluşum hâlinde liderlerinin vaazlarıyla beraber “İslâm’ı tebliğ” gayeli çıkardıkları dergi ve kitaplarla başlayıp, derinliğine olmasa da ulaştıkları genişliğine yaygınlıkları, onları, büyük devletler tarafından bile peşin hesab kabulü hâlinde “oyun”a dahil edilip daha da şişirilerek “yeni dünya düzeni” hesablarının bir unsuru hâlinde bugünlere kadar taşıdı.

giriftar
05-02-2012, 21:49
Katil Kim -2-

“Neydiler Ne Oldular?”

Eşya ve hâdiseler karşısında bilgilenme durumunda olan insan şuuru her ân onlara muhatab olurken yine her ân onlarla arasında cereyan eden bir soru-cevab döngüsü içindedir. Soru, “objektif” cevabını bulmazdan evvel subjektif maksada taalluk eden bir cevabtır aslında. Bu yönüyle de cevabı veren, bir nevi sorunun kendisidir; onda bir istidat hâlinde mahfuzdur. Bu şekilde bilinenin mahiyeti bilenin mahiyetine tâbi olduğu için, doğru cevab da doğru soruya tâbidir. “İlim bir hazinedir. Anahtarı
ise sualdir. Güzel soru sormak da ilmin yarısıdır” buyuran Allah Resûlü ve “Bir insanın zekâsını sorduğu sorudan anlarım” buyuran Hazret-i Ömer… Neyi sorarsak o cevabı alırız, nasıl bakarsak öyle görürüz, bende ne varsa eşyadan da bana o yansır: Varlığın bendeki görüntüsü hâlinde ben neysem varlık da odur; bendeki o: “Kendinde obje” dediğimiz şey. Anladığı ölçüde tasarruf ettiği için bir nevi varlığın ikinci müellifi durumundaki insanın keyfiyetini de gösteren vakıa… Her sorunun cevabı sorunun kendindedir. Ve eşya ve hadiseleri ancak doğru soruyla doğru konuşturabiliriz.


“Neydiler ne oldular?”


Pekiyi bu soru doğru mu?


Bakalım.


Önce şöyle bir yorum denemesi yapalım:


(80’li yılların başında (F. Gülen) ve efradı İslâmı tebliğ gayesiyle yürüttükleri mücadelede güzel başlamışlar ve güzel gidiyorlardı. Ayrıca içlerinde yaşattıkları devleti hedefleyici gaye olarak da sessiz ve derinden gidip kaleyi içten fethedeceklerdi. Ama zamanla, göze batmama amacıyla uyguladıkları takiyye politikası, kimlikleri ve kişilikleri olmaya ve tavizler tavizleri doğurmaya başlamıştı. Böylece karşıdan rol çalacakları yerde, bilâkis kendilerini karşı tarafa kaptırmış, onların koltuk değnekleri, onların payandaları olmuşlardır.)


Meseleyi böyle bir değerlendiriş tarzı doğru mudur?


Bu camianın 80’li yıllardan beri İslâm’ı tebliğ amacıyla neşrettikleri yayınların muhtevasına baktığımızda, kâinattaki varlıkların üzerlerinde yapılan bilimsel keşiflerin, aklî deliller noktasında Allah’ın varlığını isbatladığı, hatta o varlıkların sadece var olmalarının bile bu isbatı kuvvetlendirdiği, dolayısıyla bunun da, İslâm dininin hak din olduğu fikrini kuvvetlendirdiğine dair kendilerince İslâm’ı tebliğ gayesi güdüldüğünü görürüz.


Ama neden İslâm ki? Aynı şeyleri Hristiyanlık dini de savunmuyor mu? Aynı unsurları kullanarak Hristiyanlığın propagandasını da pekâlâ yapamaz mıyız?


Kuru kuruya kabukta kalıcı yavan bir “hikmet arayışı” ve içinde akıl üstü hikemî bir arayış cehdi olmayan, akılcılık ve “bilimsel”cilik anlayışıyla Allah’ın varlığını ve İslâm’ın hak din olduğunu isbatlamaya çalışmak, bizzat karşı olunanın mantığına hapsolunup karşı tarafı yaşatmak demektir. Meselâ: — “Türlerin birbirinden bağımsız olmadığını, her türün başka türlerin değişikliğe uğramış dölleriolduğunu, buna göre de insanın, kendinden önce yaşamış bir biçimden (form) türediğini söyleyen meşhur “maymun” meselesinden mi bahsedildi?.. Bu çoktan iflâs etmiş teorinin, ne izahını ne iflâsını bilmeksizin, “Batı’nın uydurduğu” diye başlayıp, maymunla insan arasında keyfiyet değil de biçim benzersizliği arayan kafa, karşıyken o düşünceyi tasvib edendir. (…) “Allah yoktur” diyen ve müsbet ilmi putlaştıran kafa karşısında, Allah’ı isbat –haşâ– etmeye kalkan, isbata mevzu olanın Allah olamayacağını, Allah’ın mahlûkuna tasdik ettirilemeyeceğinianlamayan, üstelik müsbet ilimden delil(!) getiren kafa, materyalist kafaya karşı oluşta bile o kafa yapısının doneleriyle onun mahkûmluğunu yaşar.”(3)


İçinde hiçbir kafa yorucu ve yordurucu fikrî düşünce olmaksızın, meselâ karşı duran bir materyalist veya ateistin mantıkî kurgu yapısını-dilini keşfedip onun felsefî diliyle yine onu mahkûm etme çetinliğine girişme zahmeti göstermeksizin, daha kapsamlı söylersek, her devrin kendine has bir ihtiyaç doğurucu âlet dönemi olduğunu hesaba katmaksızın ve İslâm’ı hayata tatbik edici “vasıta sistem-ara sistem” belirtici bir dünya görüşü olmaksızın ve sadece kabukta kalıcı kuru bir “harika” ve “hayret” telakkisiyle Mutlak Varlık’ın “var” olduğu, bu yüzden de Mutlak Fikir’in gerekli olduğu kabul ettirilemez. Böyle bir anlayış, karşı olunurken karşı olduğuna haklılık payı verici, karşı olduğunu haklılık telakkine malzeme yapmak dururken karşı olduğunun malzemesi hâline gelici bir yaklaşım tarzıdır. (İlimde de bu, fikirde de bu, siyasette de bu). Ve böyle bir anlayış tarzı da ancak, tahrif edildiği için hükümlerinin hayata tatbik edilmesini vazedici bir şeriatı olmayan, dolayısıyla da tatbike dair hikemî bir dünya görüşüne de ihtiyacı olmayan Hristiyanlık dininin propaganda tarzıdır. Böyle bir tebliğ ve telkin metodu,Muhiddin-i Arabî’den İmam-ı Rabbanî’ye, İmam-ı Gazalî’den daha nice dev şahsiyetlere kadar İslâm tefekkür tarihinin hiçbir devresinde ne görülmüş, ne de duyulmuştur.


Materyalist inancın larvalıktan kurtulup boy vermeye başladığı 18. yüzyılda yaşamış, gözleri görmeyen meşhur bir matematikçi olan Cambridge Üniversitesi Profesörü Nicolas Saunderson… Hasta yatağında ömrünün son demlerini soluyor… Ölümü yaklaştığı için yanına telkin gücü kuvvetli bir papaz olan M. Gervaise Holmes’i çağırıyorlar. Ve papaz uzun uzun Allah’ın varlığını isbat edici yönleriyle tabiatın harikalarından, mucizelerinden dem vurmaya başlıyor. Belli ki gayesi, son nefesine yaklaşmış profesörü imana getirmeye çalışmak. Nihayetinde Saunderson, papazın sözünü bir yerde kesip şöyle giriyor araya:


— “Bay Holmes… Bütün bunlar benim için, sizin için olduğu kadar güzel değil. Ama, kabul edelim ki hayvan organizmasının mekanizması iddia ettiğiniz kadar mükemmel olsun. Buna inanırım; çünkü, siz doğru olmayan bir şeyi bana kabul ettirmek istemeyecek kadar namuslu bir insansınız. Yalnız şunu sormak isterim, bunun çok üstün zekâlı bir varlıkla ne ilgisi var? Bu mükemmelliğin sizi hayrette bırakmasının herhâlde gücünüzün yetmediği herşeyi bir harika olarak görmeye alışık olmanızdır. Ben de çok zaman sizin için hayran olunacak bir şeydim. Ama, sizde hayret uyandıran şey için ben hiç de hoş şeyler düşünmüyorum. İngiltere’nin tâ öbür ucundan kalkıp bana kadar gelen ve nasıl olup da geometriyle uğraştığıma bir türlü akıl erdiremeyen insanlar oldu: Kabul etmeniz gerekir ki, bu insanların dünyada nelerin mümkün olabileceği hakkında hiçbir fikirleri yoktur. Bizce bir fenomen insan gücünün üstünde midir? Hemen şöyle deriz: “Tanrı yapısı”. Daha azını kibrimize yediremeyiz. Sözlerimize daha az övünme ve daha çok felsefe katamaz mıyız acaba? Tabiat karşımıza çözülmesi güç bir düğüm çıkardığı zaman onu olduğu gibi bırakalım ve daha sonra bizim için büsbütün çözülmez yeni bir düğüm hâlini alan bir varlığın elini bu düğümü çözmek için kullanmaya kalkışmayalım. Bir Hintliye dünya boşlukta nasıl duruyor diye sorun, cevab olarak bir filin onu sırtında taşıdığını söyleyecektir size; peki fil neyin üstünde duruyor? Bir kaplumbağanın; öyleyse kaplumbağa nerede duruyor?.. Bu Hintliye acırsınız. Size de aynı şey söylenebilir: Bay Holmes, dostum, önce cehaletinizi itiraf edin ve beni kaplumbağa, fil masalı dinlemekten
esirgeyin.”

Kabukta kalıcı bir telkine de yine böyle kabukta kalıcı bir cevab verilebilirdi ancak. Bütün mesele, “hâdiseye yanaşan şuur” meselesi. Bir insanın bir hâdiseye nasıl yanaştırtılması gerçeği de, yine “hâdiseye yanaşan şuur” meselesinin içinde. Hani, “sorunun cevabı yönlendirmesi” meselesi gibi.

Ve bu ifâdeler üzerine Papaz Holmes (Allah’a zaten inanmayan bir ateiste Allah’ın âyetlerini delil göstermeye benzeyen) bu telkin tarzının fayda etmediğini görünce, Newton, Leibniz, Clarke gibi bilim adamlarını örnek vererek bütün bu insanların tabiatın harikalarından son derece etkilendiklerini ve onun yaratıcısı olan akıllı bir varlığı kabul ettiklerini öne sürünce, Profesör, Newton gibi bir adamın kabul etmekten kaçınmadığı bir şeyi inkâr etmenin küstahlık olacağını itiraf ederken, ama buna rağmen, Newton bizzat Tanrı’nın sözüne inanırken, kendisinin Newton’un sözü üzerine Tanrı’ya inanmak zorunda bırakıldığını da belirtmekten geri kalmıyor. “Parça”nın, “bütün”ün habercisi olduğu, dolayısıyla “bütün”ün parçada tecelli etmesine binaen “Küllî olan”ı bilmenin ise ancak kaostaki kozmosu; dolayısıyla mutlak düzensizliğin imkânsızlığını gören “ruh”a has mücerred zeminde değerlendirilmesi gereğince “neye göre düzen ve düzenin hakikati ne?” gibi meselelerden habersiz olduğu için “sadece müşahhasta, yani sathîlikte kalan muhatabına yine sathî mukabelede bulunma” tarzındaki sözlerinin devamında Profesör, “Beş hassemizin, şahid olduğu sistemdeki aynı düzenin varlığının, görüp bilmediğimiz başka dünyalarda da geçerli olduğunun isbatçısı olmadığı gibi, üstelik içinde bulunduğumuz kâinatın İLK evrelerinde ve bizden SONRAKİ evrelerde de bu harika düzenin olduğunun veya olacağının delili olmadığını, sadece bulunduğumuz döneme denk gelen bir düzende yaşıyor da olabileceğimizi” belirtirken şöyle sürdürmüş konuşmasını:

— “Bu dünya nedir, bay Holmes? Daima değişikliklere uğrayan, hep yıkılmaya doğru giden bir bileşim; BİRBİRİNİ İZLEYEN, BİRBİRİNİ İTEN VE SONRA KAYBOLAN VARLIKLARIN HIZLI BİR ARDARDA GELİŞİ: GEÇİCİ BİR SİMETRİ, ANLIK BİR DÜZEN. Demin size şeylerin mükemmelliğini kendi kapasitenize göre değerlendirdiğiniz için sitem etmiştim; şimdi de sizi şeylerin süresini kendi ömrünüzle ölçmekle suçlayabilirim. Sizin, dünyanın sürekli varlığı hakkındaki yargınız, bir günlük ömrü olan efemer sineğinin sizin hayatınız hakkındaki yargısını andırıyor. Yalnız bir an yaşayan varlık sizi nasıl ebedî sayarsa, siz de kâinatı kendinize göre ebedî sayıyorsunuz: Üstelik, haşere sizden daha akıllıca düşünmüş oluyor; çünkü, sizin ebedîliğinizi kanıtlayan ne kadar çok efemer kuşağı gelip geçmiştir? Ne sonsuz bir gelenek değil mi? Ama, yine de, ne mekân içinde doldurduğumuz gerçek yeri, ne de tam olarak yaşadığımız süreyi kimse belirlemeye imkân bulamadan hepimiz göçüp gideceğiz. ZAMAN, MADDE VE MEKÂN BELKİ BİR NOKTADAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.”

Bu konuşma Saunderson’u, sağlık durumuna göre fazlaca heyecanlandırmış, birkaç saat süren bir hezeyan nöbetinden sonra kendine gelince de; “Ey Clark’ın ve Newton’un Tanrısı, bana merhamet et!” diye haykırarak can vermiş: 1739…

Saunderson’un tüm bu sözleri, hayatın tüm sahalarını kuşatan –olması gereken– şeriat umdelerine ve bunun çağa yansımasını gerektiren bir dünya görüşüne sahib olmadığı için sadece kurnaz bir tebliğcilikten öte gidemeyen cahil bir papaz için ne ifâde ederdi? Koca bir hiç!.. O, Saunderson’un konuşmasının bir yerinde oldukça içten ve dokunaklı bir sesle dile getirdiği;

— “Bana iyice bakın bay Holmes, gözlerim yok. Sizin bu organa sahib olmanız, benimse ondan yoksun olmam için acaba siz ve ben ne yaptık Tanrı’ya karşı?”

Sözlerine karşı oradakilerle beraber hüzünlenerek acı gözyaşları dökmekten başka bir mecal bulamayacaktı. Vaaz kürsülerinde kuru kuruya “Tanrı’nın imtihanı”, “öbür dünyanın mükâfatları” gibi cebinde hazır bulundurduğu klişeleri muhatab olduğu onca sözün neresine bağlayacağının da mahcubuydu zaten…

Yeri geldiği için burada kalemimize geldiği kadarıyla birkaç çizgiyi çekmekten kendimizi alamayacağız.

Gerçek bir Müslümanın, diyalektiklerin çelmesini aşarak tam da imanın zevkine ereceği bu noktaya nisbetle, Profesör’ün kuru mantık çelişkilerinde boğularak nasıl şeytanî bir yakınmaya düştüğünü görüyoruz. Eğer bu adam hakikatin hakikatine nisbetle bir “şahsiyet” olmuş olsaydı yaşadığı talihsizliğin, kendinde, aslı kendine bağlayan teferruat hâlinde aslın görünmesine vesile olan bir araz olduğunu da görmesi gerekirdi. Her şey zıddıyla kaim ve aslın görünebilmesi de zıddı olan arazla mümkün. Ve İlahî ibdadaki tekamül, zıtların birbirlerine olan mukavemetlerine mevzu. Bir uçurtma bile, rüzgarın zıt mukavemeti üzerinden yükselir. Profesör’ün hayat hikâyesini incelerken gördük ki, gözlerinin kör oluşu onu kamçılamış, bilerek veya bilmeyerek her insanda bulunan kendini aşma gayesinin ne olduğunu en acı ve en mücerred çıplaklığıyla yaşayarak oluş zorluğunu kendine sıçrama tahtası yapmış, mücerred olduğu kadar bir de üstelik müşahhas yönden de “kendini karanlıklarda arayan adam” keyfiyetiyle keşif sahibi bir bilim adamı olma sıfatına ermiştir. İşte tam da burada bir bilim adamı olarak “bilgi”nin bilinmeze nisbetle “bilinmezden devşirilen” bir hisse olarak var olduğunu ve muhal farz “bilinmeyen” topyekûn akılla kuşatılmış olsaydı “bilgi” diye bir şey de olmayacağını idrak etmesi gerektiği gibi, yine onun gibi muhal farz aklî irade ile kuşatılmış bir kaderden de geriye yaşamanın lüzumuna dair bir gerekliliğin de kalmayacağını idrak ederek yaşadığı bütün arızî teferruatı aslına bağlayarak tevekkül göstereceği yerde asılla bağını kuramadığı arızî teferruattaki birbirini aşan değil, birbirini tüketen bir çelişkiler yumağında boğulmuş, bu yüzden de ucuz bir mantık oyununun çelmesine takılarak kendini orada mahkûm etmiştir. Hâlbuki varoluşunu sorgulayan bir insanın ızdırabı ona mahkûmiyeti değil, hürriyeti getirmesi gerekirdi. “Şahsiyet” olmak da, sadece kuru akılda kalıcı bir sorgulayıcılığın değil, tüm bunları hakikatin hakikatine bağlayıcılığın ızdırabını çekmektir. Bu yoldaki bir İNSAN tıpkı kendi aksiyonunu üretircesine kendi ızdırabını ürettiği gibi, Allah’ın Celâl sıfatıyla kendine bahşettiği acıları, talihsizlikleri, zorlukları da bir fırsat ganimeti olarak kendi gaye yoluna sürecektir. Ve zaten Tevhid Sırrı da, keyfiyetleri Allah’a havale edici bir şuurla Mutlak Hakikat’i tenzih ederek kaderin tecellilerini hayret makamında zevketmek demek değil midir?

Geçmiş zamanda İNSAN olmanın Zirve Noktası’ndan hisse sahibi “kaderini yaşayan” bir sır erbabı, düşmanın eline esir düşüyor ve bedeni işkenceler altında her lime lime edilişinde “Bakalım bundan sonra Allah bana hangi acıyı tattıracak?” diyerek “hayret”inden bir ân bile kopamıyor. İlimlerin kapısı Hazret-i Ali buyuruyor:

— “Dileklerimin tahakkuk etmeyişinden, isteklerimin gerçekleşmeyişinden bildim O’nu!”

Zaten “sır” da umulanın değil, umulmayan ve beklenmedik zuhurlara gebe bir “malûm meçhul” değil midir? Hiç, Mutlak Tevhid mümkün müdür?

Sır… Bilinen meçhul.

Sır… Bilinmeyen malûm.

Sır… Beklenen meçhul.

Sır… Beklenmeyen malûm.

Herakleitos:

—“Beklenmedik olanı beklemedikçe onu bulamayacaksın!”

Pekiyi sen, neyi beklemen gerektiğini bilmeden beklediğini buldun mu? Beklemek ne için? Neyi beklemek?

Herakleitos:

—“Aslında insanlar hiç ummadıkları ve geleceğine inanmadıkları ölümü beklerler.”

Bu doğru! Ancak “zıtların üstadı” olma iddiasındaki sen, geleceğine inandığın ve beklediğin ölümün de bir “bekleyen” olduğunu bilemedin. Bu da filozofun ölümüydü zaten. Bilmek ne için? Neyi bilmek?

O:

— “Eğer insanda ilim tamamen bulunup, bilgisizlik olmasaydı, insan yanar ve kalmazdı. Binaenaleyh varlığın bekası, onunla, yâni bilgisizlikle mümkün olduğundan, bilgisizlik matlubdur. Bilgi de, Allah’ı bilmeye vesile olduğu için istenir. O hâlde her ikisi de birbirlerinin yardımcısıdır ve bütün zıt olan şeyler de böyledir.”(4)

İlmin malûma tâbi olduğu kader sırrı çerçevesindeki “ilk” ve “son”un, “önce” ve “sonra”nın birleştiği noktada gerçekleşmeden önce mümkün olma özelliğiyle “var” olan “bilinen”in ve “bulunan”ın arandığı bütün bilinenlerdeki bilinmezler mutlak mânâda biliniyor olsaydı o hâlde aramak niye? Sırlarla ve o sırların getirdiği sürprizlerle dolu şu âlemde herşey insanların umduğu, tahmin ettiği ve dilediği şekilde olsaydı o hâlde yaşamak niye?

Bilginin bilinmeze nisbetle var olduğu gibi her şey zıddıyla kaim ve mükellefiyetlere muhatab insandaki İlâhî ibdanın tuttuğu zorunlulukça kaim de olması gerektiğine göre elde ettiklerimize sevindiğimiz kadar da elde edemediklerimize de sevinmemiz gerekmez miydi acaba? Bunu bir his olarak yaşamak mümkün müdür? Bilgi bilene var. Ya yaşamak?.. “Olumlu hadiselerle acılı hadiseler içinde beliren iki fazilet birbirine eştir ve birbirine üstünlüğü yoktur. Acılı hadiselerdekitabiate aykırı gibi görünen şey, iyiliğin yaratılmasına neden olan şeydir” diyen Lucius Seneca ve “Dünyada iki trajedi vardır; istediğimiz şeyi elde edememek ve istediğimiz şeyi elde etmek” diyen Oscar Wilde, hakikatine bağlayamadan da olsa şuurunda olmadan bunları seziyorlardı belki de.

Ayrıca;

Bildiğimiz bir şeyin derinliklerinde yine bir bilinmezlik olduğuna göre demek ki bildiğimiz şey, bilmediğimize perdedir. Akıl gözümüze nisbetle bildiğimiz şey bile hakikatte bilmediğimiz-görmediğimiz; ruh gözümüze nisbetle ise “bilmediğimiz” şey bile aslında bildiğimiz-gördüğümüz şeydir. Görülmeyen şey hissedilmeyen, görülen şey ise ruhen hissedilendir. Hazret-i Ali buyuruyor:

— “Ben görmediğim Allah’a ibadet etmem!” (Allah’a görür gibi ibadet sırrı.)

Mecazî imanın hissedilmeyen, hakiki imanın ise hissedilen bir şey olmasından dolayı görülmeyen ve bilinmeyene yapılan ibadet de, Görülen ve Bilinen’e yapılan ibadete nazaran daha zor, daha mihnet vericidir. Tıpkı kanıksadığımız vücut sağlığımızın hissetmediğimiz, ama hastalığın hissettiğimiz bir şey olup da, birincisinde şükretmeyi unutup, ikincisinde ise hemen duaya sarılmamız gibi. (Konfüçyus, “Tefekkür beynin hastalığıdır” der.) Ve tıpkı, nefs emniyeti ve kibir verici ezberde kalan ilmimizi nimetin şükrü hâlinde kendimize tatbik etmemizin zor, cehlimizin ve aczimizin farkına vardıran (kanımıza nüfuz etmiş) irfan kıvamındaki ilmimizin bize yaşattığı amelin ise kolay gelmesi gibi.

Bu tedai pencerelerinden “kadere rıza” mevzuuna baktığımızda ise şu gerçekle karşılaşırız:
Nimetin şükrü, musibetin sabrından zordur!

Çünkü birincisinde nefs Allah’la kul arasında perde olurken, ikincisinde ise nefsin payı olmayıp gayr-ı ihtiyarî bir kolaylıkta “yakınlığa” vesile olmuştur.

Gerek nimetin şükründe, gerekse musibetin sabrında “kadere rıza” kulun, kader ise Allah’ın hikmetidir. Keyfiyetleri O’na havale edici bir şuurla Allah’ın hikmetinden sual olunmayacağı da bundandır.

Fikir yürüterek de olsa vardıklarımızın şükrü şuuruyla Allah bizlere ilmin hâmili olduğu kadar âmili olmayı da nasib etsin.

Bunları, Müslümanlıktan, dolayısıyla da “hikmet”ten nasibsiz oldukları için ne o Papaz bilebilirdi ne de o Profesör…

Fikirsiz ve kökü tahrif edilmiş Hristiyanlığın davet metodunun kofluğu karşısında; gücünü karşısındakinin acizliğinden alan ve bu acizliğinden haklılığına pay çıkaran inkâr edici kuru akıl metodu… Tıpkı, en başından beri teorideki “davet” anlayışıyla muarızlarının hayat sahasına mahkûm olurken bunun tabiî sonucu olarak pratikte de güç sahalarının payandası hâline gelen (F. Gülen) camiası, ve onun karşısında da, Müslüman toplumlardaki böyle fikirsiz ve samimiyetsizleri kullanmayı çok iyi bilen sözde “yeni dünya düzeni”nin emperyalistleri gibi… “Karşısında”; lâfın gelişi. Artık yan yanalar.

Bu oluşum, ilk başlarda gayeli gibi görünse de, eşya ve hâdiseleri zaptedici bir dünya görüşünden mahrum olmanın ve buna sahib olanın davetine de bön bakıcı bir samimiyetsizliğin getirdiği, dünkü düşünce plânındaki “karşı olurken bile bilmeden karşısındakine hayatiyet sağlama”nın artık bugün “bizzat eyleme dökülmüş hâli” noktasına varmıştır. Çınar tohumundan çınar, kaktüs tohumundan kaktüs yetişir. Bu sonuç, temeli atılırken (göremeyen gözler için) göze görünmeyen birkaç santimlik bir yamukluğun, inşaat bittikten sonra en tepeden itibaren beş metrelik şakül kaymasını bünyesinde barındıran Piza Kulesi gibi bir mukadder oluş zorunluluğunun neticesini gösterir bir nevi.

Baştan yanlış iliklenmeye başlayan gömlek düğmelerinin, yanlışlığı son düğmede izhar etmesi misâli, “Bir ilmin doğru veya yanlışlığı, onun nihayetinde belli olur” diyen İBDA Mimarı, diğer yandan da sebeb-sonuç silsilesinin ötesinde “baş” ve “son”u tek noktada toplayıcı “Arifin gözü çehrededir; bir işin başından ve sonundan haberdar olur” sözüyle de, ilmin malûma tâbi oluşu tabiîliği içindeki “bütün”e vakıf olan için hangi istidadın nelere gebe olabileceğini bilmesinin de bir bedahet açıklığı belirttiğini anlatır. İşte Mütefekkir’in bundan tâ 25 sene önce sarfettiği, ama o kıskanç ve bön bakışlarca görmezden gelinmiş ifâdeleri:

— “Herkes bir şey yapıyor güyâ… Olunması gerekene âit en küçük bir imaj yok ki, ona doğru gidişte “herkes karınca kararınca çalışıyor” diyelim… Doğru yol üzerinde olunsa, Kâbe’ye giden karınca hikâyesi gibi hiç olmazsa o gaye ve o yolda gidiyorya, diyebiliriz… Ama, hem karınca ayaklarıyla, HEM DE VATİKAN’A DOĞRU YÜRÜNÜYORSA,herkes birşeyler yapıyor demenin sahte tesellisine sığınamayız…”(5)

Kendileri ateşe yürürken İBDA’ya sırıtanlar… Asıl kendilerini ademe mahkûm edenler…

Şimdi sorumuzu tekrar soralım:

“Neydiler, ne oldular?”

Soru yanlış aslında.

Neydiler ki ne olacaklardı?

Aslında farklı bir şey olmadılar. Hep öyleydiler ve öyle de devam ettiler…

Tüm bunlar, bu yapının o dönemde daha sürfe hâlindeki ilk emareleriydi. Bugün ise bu “karşı olunanı yaşatma” anlayışı, içte ve dışta samimi Müslüman oluşumlar aleyhine bilfiil ajanlık yapma, dolaylı-dolaysız ajan okulları kurma, el öpmeler, diyalog adı altındaki zımnî bağlılık törenleri, “otorite”ye mutlak itaat dikteleri şeklinde kemâle ermiştir sadece.

Bir anekdot:

(“Büyük Doğu-İBDA çizgisi, tâ 90’lı yılların başından beri ısrarla üzerinde durduğu, deşifre ettiği, “Amerika’nın içimizdeki ajanı” olan bu yapılanmayı ve bunun belirttiği potansiyel tehlikeyi ilk defa işaret eden ve dikkat çeken çizgi olmuştur.

Hatırlayın bu yapılanmanın ilk ortaya çıktığı dönemi;

Başörtüsü eylemlerine katılan Müslümanlara; “bunlar çarşaf giyen erkekler” diyerek dil uzatmış, eylemelerin etkisini kırmak için, “başörtüsü füruat” diyerek, Müslüman kızların başlarını açmasını buyurmuştu…

Hatırlayın;

Büyük Doğu-İBDA çizgisinde çıkan Karar Dergisi’nde, bu ajan yapılanmayla ilgili; “Hem Gülen Hem Güldüren” başlıklı yazı ilk çıktığında, sözde İslâmcı camianın gösterdiği saçma sapan tepkileri…

Bir gönüldaşımızın Gayrettepe işkencehânesindeyken canlı şahidi olduğu bir not:

— “Gözaltında bulunan bütün arkadaşlar istisnasız hepsi işkenceden geçiriliyor. Bu arada işkence esnasında ayağı mengenede sakatlanan bir arkadaş var. Garib bir tevafuk eseri, biz gözaltında hücrelerde bulunduğumuz sırada, işkencecilerde bir telâş ve garib davranışlar; ortalık temizleniyor, çarşaflar yenileniyor, battaniyeler veriliyor; meğerse Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nden bir heyet gelmiş, gözaltındaki kişilerle görüşecek; işkence yapılıyor mu, yapılmıyor mu?.. Hülâsa, mevzu uzun… Avrupalı parlamenterler geldiler. Bizlerle görüştüler. Tabiî işkence bütün çıplaklığıyla anlatılıyor. Asıl bundan sonrası mühim; benimle bir işkenceci polis arasında geçen şu diyalog… Fethullahçı polis:

— “Bir müslüman bir müslümanı bir Avrupalı hristiyana şikâyet eder mi?”

Aaa… Adama bak sen… O kadar işkenceyi yapmış, suçüstü yakalanmış, bir de böyle diyor…

Aldığı cevab şu: “Bir müslüman bir müslümana bu işkenceleri yapar mı?” İşkenceci polisin verdiği cevab, bugün devletin bütün kurumlarına sızmış bu ajan yapılanmayı çok iyi tarif eder nitelikte, ne dese beğenirsiniz: “Kol kırılır yen içinde ….”

İşte bu ajan yapılanma ile daha “palazlanma” aşamasındayken muhatab olan ve taşıdığı potansiyel tehlikeye ısrarla ve inatla işaret eden çizgimiz dünden bugüne meydanda…”)

giriftar
05-02-2012, 21:50
AL SANA KAYNAK,Manifesto.
Furkan Dergisi, Temmuz 2011, s. 40
Mustafa Âşık

giriftar
05-02-2012, 21:52
Alem adamsın giriftar vesselam,bu iddialar yeni değil bu yüzdem önce kendin konu hakkında bir malumat ve güven topla.
Söylemediği sözleri söyledi farzedip buradan konuyu mu tartışacağız.
Çok çocuksu
Bu iftiraların kaynağını da biliyorum ama istedim ki sen kendin kaynağı veresin
Gülen aleyhine dönebilmek için kimlere itibar etmeye başladınız
İnsan şaşıyor

Fikrin konuşsun,
İlmin konuşsun.
Al sana bir ev ödevi.
OKUMMADAN YORUM YAPMA.

manifesto
05-02-2012, 21:59
AL SANA KAYNAK,Manifesto.
Furkan Dergisi, Temmuz 2011, s. 40
Mustafa Âşık

:)
İBDA-C Propagandası mı bu..Giriftar boş ver kendini yorduğuna değmez burada kimse İBDA-C ye itibar etmez en azından çoğunluk.Çünkü burası okur yazar aydın bir nokta.Cehalet ilim ile irfan ile ortadan kalkar

Ehl-i Sünnet
05-02-2012, 22:09
“Kur’an-ı Kerim’in bazı âyetleri ve bazı hadis-i şerifler tarihi sürecini doldurduğu için bunlarla amel edilemez. Kur’an-ı Kerim’in gelmesiyle yürürlükten kalkmış olan İncil ve Tevrat’ın hükümleri hâlâ geçerlidir. Bugünkü İncillere ve Tevrata inanan Yahudi ve Hıristiyanlar da cennetliktir. Ehl-i Kitap ile ilgili âyetler, hadisler tarihseldir, dolayısıyla bugünkü Yahudi ve Hıristiyanları değil o dönemin insanlarını bağlar.”(F. Gülen, Hoşgörü ve Diyalog İklimi, sh.155-156)

“Odessalı Hıristiyanların ise elbette rehberleri, din büyükleri vardır ve onlara söylenmesi gerekeni söylemektedirler. Bir Müslüman, yani dinlerin temel birliğine inanan biri olarak, onların söylediklerinin, bir müslümanın söylediğinden ve söyleyeceğinden farklı olacağını düşünmüyorum.” (F.Gülen, Favorit, Nisan 2009)

Griftar kardeş bunlar gerçek mi ya, Yani gerçekten de bu kitaplara bakıp s.155-156'da bu yazılanları gördün mü? Çünkü bu zamanda islamı yaymaya çalışanlara aşırı ifitralar atılıyor da...

inşallah gerçek değildir ne diyim !!!

giriftar
05-02-2012, 22:25
Fikirsiz ve kökü tahrif edilmiş Hristiyanlığın davet metodunun kofluğu karşısında; gücünü karşısındakinin acizliğinden alan ve bu acizliğinden haklılığına pay çıkaran inkâr edici kuru akıl metodu… Tıpkı, en başından beri teorideki “davet” anlayışıyla muarızlarının hayat sahasına mahkûm olurken bunun tabiî sonucu olarak pratikte de güç sahalarının payandası hâline gelen (F. Gülen) camiası, ve onun karşısında da, Müslüman toplumlardaki böyle fikirsiz ve samimiyetsizleri kullanmayı çok iyi bilen sözde “yeni dünya düzeni”nin emperyalistleri gibi… “Karşısında”; lâfın gelişi. Artık yan yanalar.

Bu oluşum, ilk başlarda gayeli gibi görünse de, eşya ve hâdiseleri zaptedici bir dünya görüşünden mahrum olmanın ve buna sahib olanın davetine de bön bakıcı bir samimiyetsizliğin getirdiği, dünkü düşünce plânındaki “karşı olurken bile bilmeden karşısındakine hayatiyet sağlama”nın artık bugün “bizzat eyleme dökülmüş hâli” noktasına varmıştır. Çınar tohumundan çınar, kaktüs tohumundan kaktüs yetişir. Bu sonuç, temeli atılırken (göremeyen gözler için) göze görünmeyen birkaç santimlik bir yamukluğun, inşaat bittikten sonra en tepeden itibaren beş metrelik şakül kaymasını bünyesinde barındıran Piza Kulesi gibi bir mukadder oluş zorunluluğunun neticesini gösterir bir nevi.

Baştan yanlış iliklenmeye başlayan gömlek düğmelerinin, yanlışlığı son düğmede izhar etmesi misâli, “Bir ilmin doğru veya yanlışlığı, onun nihayetinde belli olur” diyen İBDA Mimarı, diğer yandan da sebeb-sonuç silsilesinin ötesinde “baş” ve “son”u tek noktada toplayıcı “Arifin gözü çehrededir; bir işin başından ve sonundan haberdar olur” sözüyle de, ilmin malûma tâbi oluşu tabiîliği içindeki “bütün”e vakıf olan için hangi istidadın nelere gebe olabileceğini bilmesinin de bir bedahet açıklığı belirttiğini anlatır. İşte Mütefekkir’in bundan tâ 25 sene önce sarfettiği, ama o kıskanç ve bön bakışlarca görmezden gelinmiş ifâdeleri:

— “Herkes bir şey yapıyor güyâ… Olunması gerekene âit en küçük bir imaj yok ki, ona doğru gidişte “herkes karınca kararınca çalışıyor” diyelim… Doğru yol üzerinde olunsa, Kâbe’ye giden karınca hikâyesi gibi hiç olmazsa o gaye ve o yolda gidiyorya, diyebiliriz… Ama, hem karınca ayaklarıyla, HEM DE VATİKAN’A DOĞRU YÜRÜNÜYORSA,herkes birşeyler yapıyor demenin sahte tesellisine sığınamayız…”(5)

Kendileri ateşe yürürken İBDA’ya sırıtanlar… Asıl kendilerini ademe mahkûm edenler…

Şimdi sorumuzu tekrar soralım:

“Neydiler, ne oldular?”

Soru yanlış aslında.

Neydiler ki ne olacaklardı?

Aslında farklı bir şey olmadılar. Hep öyleydiler ve öyle de devam ettiler…

Tüm bunlar, bu yapının o dönemde daha sürfe hâlindeki ilk emareleriydi. Bugün ise bu “karşı olunanı yaşatma” anlayışı, içte ve dışta samimi Müslüman oluşumlar aleyhine bilfiil ajanlık yapma, dolaylı-dolaysız ajan okulları kurma, el öpmeler, diyalog adı altındaki zımnî bağlılık törenleri, “otorite”ye mutlak itaat dikteleri şeklinde kemâle ermiştir sadece.

Bir anekdot:

(“Büyük Doğu-İBDA çizgisi, tâ 90’lı yılların başından beri ısrarla üzerinde durduğu, deşifre ettiği, “Amerika’nın içimizdeki ajanı” olan bu yapılanmayı ve bunun belirttiği potansiyel tehlikeyi ilk defa işaret eden ve dikkat çeken çizgi olmuştur.

Hatırlayın bu yapılanmanın ilk ortaya çıktığı dönemi;

Başörtüsü eylemlerine katılan Müslümanlara; “bunlar çarşaf giyen erkekler” diyerek dil uzatmış, eylemelerin etkisini kırmak için, “başörtüsü füruat” diyerek, Müslüman kızların başlarını açmasını buyurmuştu…

Hatırlayın;

Büyük Doğu-İBDA çizgisinde çıkan Karar Dergisi’nde, bu ajan yapılanmayla ilgili; “Hem Gülen Hem Güldüren” başlıklı yazı ilk çıktığında, sözde İslâmcı camianın gösterdiği saçma sapan tepkileri…

Bir gönüldaşımızın Gayrettepe işkencehânesindeyken canlı şahidi olduğu bir not:

— “Gözaltında bulunan bütün arkadaşlar istisnasız hepsi işkenceden geçiriliyor. Bu arada işkence esnasında ayağı mengenede sakatlanan bir arkadaş var. Garib bir tevafuk eseri, biz gözaltında hücrelerde bulunduğumuz sırada, işkencecilerde bir telâş ve garib davranışlar; ortalık temizleniyor, çarşaflar yenileniyor, battaniyeler veriliyor; meğerse Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nden bir heyet gelmiş, gözaltındaki kişilerle görüşecek; işkence yapılıyor mu, yapılmıyor mu?.. Hülâsa, mevzu uzun… Avrupalı parlamenterler geldiler. Bizlerle görüştüler. Tabiî işkence bütün çıplaklığıyla anlatılıyor. Asıl bundan sonrası mühim; benimle bir işkenceci polis arasında geçen şu diyalog… Fethullahçı polis:

— “Bir müslüman bir müslümanı bir Avrupalı hristiyana şikâyet eder mi?”

Aaa… Adama bak sen… O kadar işkenceyi yapmış, suçüstü yakalanmış, bir de böyle diyor…

Aldığı cevab şu: “Bir müslüman bir müslümana bu işkenceleri yapar mı?” İşkenceci polisin verdiği cevab, bugün devletin bütün kurumlarına sızmış bu ajan yapılanmayı çok iyi tarif eder nitelikte, ne dese beğenirsiniz: “Kol kırılır yen içinde ….”

İşte bu ajan yapılanma ile daha “palazlanma” aşamasındayken muhatab olan ve taşıdığı potansiyel tehlikeye ısrarla ve inatla işaret eden çizgimiz dünden bugüne meydanda…”)......................

giriftar
05-02-2012, 22:32
Griftar kardeş bunlar gerçek mi ya, inşallah gerçek değildir ne diyim !!!

aziz gönüldaşım.
Fikirler bilgilerin biraraya yığılmasıyla oluşur.
BÜTÜN DELİLLER BUNU GÖSTERİYOR. MEVCUT.
BİR MÜSLÜMAN,BİR MÜSLÜMANIN HER DAİM İYİ OLMASINI,SIRATI MUSTAKİM ÜZERE OLMASINI İSTER,AMA DELİLLER DE ORTADA.
DEĞİLSE BU HERİFLERLE BİZİM NE ALIP VEREMEDİĞİMİZ OLABİLİRKİ.
HZ ALİ BUYURUYORKİ,
HAKİKATİN HATIRI,DOSDUMUN HATRINDAN ÜSTÜNDÜR.
HAKİKAT İSLAMDIR.
İSLAMIN HATRI HERŞEYİN ÜSTÜNDEDİR.
HZ ÖMER RA EFENDİMİZ ŞERİATTAN KIL KADAR AYRILINCA KILIÇLARIMIZLA DÜZELTİRİZ SENİ DİYEN SAHABE İÇİN ALLAHA ŞÜKREDİYOR.
BEN YOLUNDAN ŞAŞARSAM,BENİ YOLUNA KILIÇLARIYLA GETİRECEK KARDAŞLAR NASİP ETTİ DİYE.
Vesselam.Veddua...

Ehl-i Sünnet
05-02-2012, 22:35
aziz gönüldaşım.
Fikirler bilgilerin biraraya yığılmasıyla oluşur.
BÜTÜN DELİLLER BUNU GÖSTERİYOR. MEVCUT.
BİR MÜSLÜMAN,BİR MÜSLÜMANIN HER DAİM İYİ OLMASINI,SIRATI MUSTAKİM ÜZERE OLMASINI İSTER,AMA DELİLLER DE ORTADA.
DEĞİLSE BU HERİFLERLE BİZİM NE ALIP VEREMEDİĞİMİZ OLABİLİRKİ.
HZ ALİ BUYURUYORKİ,
HAKİKATİN HATIRI,DOSDUMUN HATRINDAN ÜSTÜNDÜR.
HAKİKAT İSLAMDIR.
İSLAMIN HATRI HERŞEYİN ÜSTÜNDEDİR.
HZ ÖMER RA EFENDİMİZ ŞERİATTAN KIL KADAR AYRILINCA KILIÇLARIMIZLA DÜZELTİRİZ SENİ DİYEN SAHABE İÇİN ALLAHA ŞÜKREDİYOR.
BEN YOLUNDAN ŞAŞARSAM,BENİ YOLUNA KILIÇLARIYLA GETİRECEK KARDAŞLAR NASİP ETTİ DİYE.
Vesselam.Veddua...

Kusura bakma kardeşim bu iddialar çok önemli, çünkü bunlar zahiren küfür içeren demeçlerdir !!!

Yani gerçekten de bu kitaplara bakıp s.155-156'da bu yazılanları gördün mü? Çünkü bu zamanda islamı yaymaya çalışanlara aşırı ifitralar atılıyor da...

giriftar
05-02-2012, 22:41
aziz gönüldaşım,
Manifesto 155-156. sayfaları alıntılamış.O sayfaları büyüterek oku kardeşim.
KURANI KERİMİN YAHUDİ VE HİRİSTİYANLARI ANLATAN AYETLERİ TARİHSEL ANLAŞILMALI,BUGÜNKÜ KAFİRLERİ KAPSAMAYABİLİR,diyor.
manifesto hem kopyalamış,hem de savunuyor.
Allahcc şerlerinden muhafaza buyursun inşaALLAH cümle İslamı.

bakış
05-02-2012, 22:43
Manifestonun yapıştırmasında şu ifade geçiyor,olaylar kendi tarihinde değerlendirilmelidir.Peki şimdi olan olaylar,mesela şimdiki yahudilerin tavırlarını hangi kitabı açıp bakacağız.
Bu sözlerde büyük bir tehlike var.Allahım bu adam bukadarmı tehlikeliydi.

fakiri
05-02-2012, 22:46
Aman Allahım ! Bu sözler bir müslümana mı ait?

giriftar
05-02-2012, 22:46
Manifestonun yapıştırmasında şu ifade geçiyor,olaylar kendi tarihinde değerlendirilmelidir.Peki şimdi olan olaylar,mesela şimdiki yahudilerin tavırlarını hangi kitabı açıp bakacağız.
Bu sözlerde büyük bir tehlike var.Allahım bu adam bukadarmı tehlikeliydi.

Allahın gönderdiği dinle oynanmaz.
Allahcc ıslah etsin.

giriftar
05-02-2012, 22:49
Aman Allahım ! Bu sözler bir müslümana mı ait?

Vallahi fakiri gönüldaş,manifesto bu sayfaları kendi yapıştırdı.
İsterseniz o sayfaları bir de siz yorumlayın.
Ben en baştaki araştırmayı yüzde yüz güvndiğim kaynaklardan aldım.

Şimdiden teşekkürler.

bakış
05-02-2012, 22:54
Allahın gönderdiği dinle oynanmaz.
Allahcc ıslah etsin.
kardeş senden Allah razı olsun.Biz fethullah güleni ne kadar eleştirsekte olayı sadece f"ethullah gülen bir günahkar "dairesinden bakıyorduk.Olay çok ciddi imiş.
Birde savunucusu utanmadan buraya yapıştırıyor.
Allahımdinin koruyucusu sensin.Sen bizi sırati müstakıymden ayırma.Ayaklarımızı salihlerden sadıklardan ayırma,kaydırma.

Ehl-i Sünnet
05-02-2012, 22:54
Bu yıkarıda ki ifadeler ne kitapta var ne de gülen söylemiş
Bu iftiralar ahmaklıklar okada sık ve bilinçli bir şekilde propaganda edilmiş ki adamlar çaresiz kitabın malum sayfalarını internete vermişler iftiracılar belki utanır diye , ama nerede
İnsan da haya olacak ki utanma da olsun..

Bahsedilen kitabın bahsedilen sayfası -155-
http://img391.yukle.tc/images/1618405442_375469025802264_100000175082607_1663832 _1721168548_n.jpg

156
http://img391.yukle.tc/images/7036156.jpg



Kusura bakmayın ama burda manifesto haklı değil mi? bu adamların yazdıkları
“Kur’an-ı Kerim’in bazı âyetleri ve bazı hadis-i şerifler tarihi sürecini doldurduğu için bunlarla amel edilemez. Kur’an-ı Kerim’in gelmesiyle yürürlükten kalkmış olan İncil ve Tevrat’ın hükümleri hâlâ geçerlidir. Bugünkü İncillere ve Tevrata inanan Yahudi ve Hıristiyanlar da cennetliktir. Ehl-i Kitap ile ilgili âyetler, hadisler tarihseldir, dolayısıyla bugünkü Yahudi ve Hıristiyanları değil o dönemin insanlarını bağlar.”(F. Gülen, Hoşgörü ve Diyalog İklimi, sh.155-156) hiç te s. 155-156'da yok !!!

Aman kardeşler manifestoya teşekkür edip, tövbe edip helallik isteyeceğinize bu inat niye ???

giriftar
05-02-2012, 23:01
:)
İBDA-C Propagandası mı bu..Giriftar boş ver kendini yorduğuna değmez burada kimse İBDA-C ye itibar etmez en azından çoğunluk.Çünkü burası okur yazar aydın bir nokta.Cehalet ilim ile irfan ile ortadan kalkar

Oturan adama,ayaktasın demek,
Ayakdaki adama oturuyorsun demek gerçeği değiştirmez.
CEHALET EBU CEHİLDE.
BİZ,
PEYGAMBERİMİZİN,
SAHABELERİMİZİN,
TABİİNİN,
İMAM-I RABBANİNİN,
İMAM-I GAZALİNİN,
ABDÜLKADİR-İ GEYLANİNİN,
ABDÜLHAKİM-İ ARVASİ HAZRETLERİNİN,
MAHMUD HOCAEFENDİNİN,
FATİH SULTAN MEHMED HANIN,
SELAHADDİN-İ EYYÜBİNİN,
SAİD-İ NURSİNİN,
SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN EFENDİNİN,
NECİP FAZILIN,
SALİH MİRZABEYOĞLUNUN GİTTİĞİ YOLDANIZ.
CEHALET KAFİR VASFIDIR.
KARŞINDAKİNDE YOKSA SANA DÖNER,UNUTMA.

fakiri
05-02-2012, 23:01
Hakikatları taaaaaaaaaaa herkes ne söylediği zaman haykıranları "sizden başka müslüman yok mu ?" diye yaftalayanlar bakalım ne zaman tevbe istiğfar edecekler ?
Ha! Bu arada jetonlarınızın kaç yıl sonra düştüğünü de hesaplamayı unutmayın !

bakış
05-02-2012, 23:03
Kusura bakmayın ama burda manifesto haklı değil mi? bu adamların yazdıkları hiç te s. 155-156'da yok !!!

Aman kardeşler manifestoya teşekkür edip, tövbe edip helallik isteyeceğinize bu inat niye ???
kardeşim muhtemelen eski baskılarda olması lazım bu yazı...Şimdiki yazısındada olaylar kendi tarihinde değerlendirilmelidir deniliyor.Haşa şimdiki azgın kafirlere karşı yeni bir kitapmı bekliyoruz veya bize AKLA uymayamı davet ediyor..

giriftar
05-02-2012, 23:08
Kusura bakmayın ama burda manifesto haklı değil mi? bu adamların yazdıkları hiç te s. 155-156'da yok !!!

Aman kardeşler manifestoya teşekkür edip, tövbe edip helallik isteyeceğinize bu inat niye ???
aziz gönüldaş,okudunmu sayfaları.
KURAN-I KERİMİN TARİHSEL ANLAŞILABİLECEĞİNDEN BAHSEDİLİYOR.
Evet,başdaki alıntıladığım yazıdaki cümle bu sayfalarda yok.
Belki başka baskıdadır,
Belki saife numarası yanlış verilmiştir.
BURDA MANİFESTO,BU YAZILARA KARŞI ÇIKMIYOR,SAİFEDEKİ ALINTI AYNEN TUTMUYOR DİYOR.
Dediğim gibi alıntıyı en güvendiğim kaynaklardan aldım.
Konu bütünlüğü bunu ispatlıyor zaten.
Bütün maddelerin ve kaynakların birleşimi zehiri gösteriyor.
YUKARDA ALINTILADIĞIM FİİLLER NE..
BU FİKİRLERİ SAVUNAN ADAMLARA BİR DE ÖZÜRMÜ DİLEYECEĞİZ.
O ALINTIDA BİRÇOK İFŞAAT YAPILMIŞ.
BİRİNE KARŞI ÇIKILMIŞ,SAYFA NUMARASI TUTMUYORMUŞ.

Ehl-i Sünnet
05-02-2012, 23:12
kardeşim muhtemelen eski baskılarda olması lazım bu yazı...Şimdiki yazısındada olaylar kendi tarihinde değerlendirilmelidir deniliyor.Haşa şimdiki azgın kafirlere karşı yeni bir kitapmı bekliyoruz veya bize AKLA uymayamı davet ediyor..

Bakış kardeşim tekfirle suçlanma söz konusu burda, öyle muhtemelen le falan olmaz bu işler !!! Kendi tarihinde değerlendirilmeli dediği sözleri yorumlamış zaten, kesin öyledir dememiş ki? http://b1202.hizliresim.com/u/6/2gnkb.png sözleri de itikadı, cennet-cehennemlik beyanı açısından değildir diye düşünüyorum..

giriftar
05-02-2012, 23:17
Bakış kardeşim tekfirle suçlanma söz konusu burda, öyle muhtemelen le falan olmaz bu işler !!! Kendi tarihinde değerlendirilmeli dediği sözleri yorumlamış zaten, kesin öyledir dememiş ki? http://b1202.hizliresim.com/u/6/2gnkb.png sözleri de itikadı, cennet-cehennemlik beyanı açısından değildir diye düşünüyorum..

İhtimalli bile söylememiş.KENDİ TARİHSELLİKLERİ İÇİNDE ELE ALMALI,demiş.
Daha nasıl kesin demesi gerekiyorki...
Hadi ihtimalli konuşmuş olsun,varmı bu işin ihtimali...

Ehl-i Sünnet
05-02-2012, 23:19
aziz gönüldaş,okudunmu sayfaları.
KURAN-I KERİMİN TARİHSEL ANLAŞILABİLECEĞİNDEN BAHSEDİLİYOR.
Evet,başdaki alıntıladığım yazıdaki cümle bu sayfalarda yok.
Belki başka baskıdadır,
Belki saife numarası yanlış verilmiştir.
BURDA MANİFESTO,BU YAZILARA KARŞI ÇIKMIYOR,SAİFEDEKİ ALINTI AYNEN TUTMUYOR DİYOR.
Dediğim gibi alıntıyı en güvendiğim kaynaklardan aldım.
Konu bütünlüğü bunu ispatlıyor zaten.
Bütün maddelerin ve kaynakların birleşimi zehiri gösteriyor.
YUKARDA ALINTILADIĞIM FİİLLER NE..
BU FİKİRLERİ SAVUNAN ADAMLARA BİR DE ÖZÜRMÜ DİLEYECEĞİZ.
O ALINTIDA BİRÇOK İFŞAAT YAPILMIŞ.
BİRİNE KARŞI ÇIKILMIŞ,SAYFA NUMARASI TUTMUYORMUŞ.


griftar kardeşim yanlış anlama çok güvenilir yerden aldığın kişiler buldukları kitabın asıl metnini veya fotosunu koymalılar. İlmi reddiye yapılırken eserin orjinalini de mutlaka ortaya koymalısın ki kimse tarafından müfteri diye nitelendirilmeyesin.

Yanlış anlama sakın sana müfteri falan demiyorum. Sen alıntı yapmışsın sadece ama eğer ortada bir kasıt varsa Allah muhafaza sende ortak olmuş olursun olaya.

giriftar
05-02-2012, 23:21
Ve birkaç vesaire:

“Amerika daha uzun bir zaman dünyanın kaderinde çok önemli bir rol oynayacaktır. Bu realite kabul edilmelidir. Amerika göz ardı edilerek şurada burada bir iş yapılmaya kalkılmamalı. Amerika düzeninin bozulmasını istemez. Ve ben bunu çok yadırgamam.” (F. Gülen-23. 07. 1997 tarihli Yeni Yüzyıl Gazetesi’ndeki röportajından…)

“Kur’an-ı Kerim’in bazı âyetleri ve bazı hadis-i şerifler tarihi sürecini doldurduğu için bunlarla amel edilemez. Kur’an-ı Kerim’in gelmesiyle yürürlükten kalkmış olan İncil ve Tevrat’ın hükümleri hâlâ geçerlidir. Bugünkü İncillere ve Tevrata inanan Yahudi ve Hıristiyanlar da cennetliktir. Ehl-i Kitap ile ilgili âyetler, hadisler tarihseldir, dolayısıyla bugünkü Yahudi ve Hıristiyanları değil o dönemin insanlarını bağlar.”(F. Gülen, Hoşgörü ve Diyalog İklimi, sh.155-156)

“Odessalı Hıristiyanların ise elbette rehberleri, din büyükleri vardır ve onlara söylenmesi gerekeni söylemektedirler. Bir Müslüman, yani dinlerin temel birliğine inanan biri olarak, onların söylediklerinin, bir müslümanın söylediğinden ve söyleyeceğinden farklı olacağını düşünmüyorum.” (F.Gülen, Favorit, Nisan 2009)

“Evet, aynı kökten geldikleri, aynı temel esaslara sahib bulundukları, aynı kaynaktan beslendikleri halde, asırlarca rakip dinler olarak yaşamış bulunan İslâm, Hristiyanlık ve Mûsevîlik arasında başlayan, hattâ eski Hind ve Çin dinlerini de içine alacak şekilde gelişen diyalog teşebbüslerinin olumlu neticeler verdiği müşâhede olunmaktadır.”(F.Gülen, Zaman, 04 Ekim 2004)

“Kâfire kâfir demek mü’minin vazifesi değil. Kâfir demek insanın insanlığına saygısızlıktır.” (F.Gülen’le 11 Gün. sh. 87)

“Kur’an devamla ‘Allah’ı bırakıp da bazılarımız bazılarımıza rab edinmesin’ diyor. Dikkat edin bu mesajda “M……… Resulullah” yok.”(F. Gülen, Hoşgörü ve Diyalog İklimi, sh. 241)

“Kur’anî perspektifi esas alarak inanç bağlamında insanların kategorilerine bakalım önce. Genel anlamda Kur’an’a göre insanlar Müslüman, kâfir/müşrik ve ehl–i kitab olmak üzere üçe ayrılır. (…) Müslümanlar karşı tarafı ehli kitap olmasına rağmen kâfir diye adlandırmıştır. Bu yanlışlığı müdafaa edecek değilim.” (Ahmet Kurucan, Zaman, 15.5.04)

“Zaten dikkatlice bakıldığında görülecektir ki ehl-i kitabla temel noktalarda birlikteyiz. Daha meşhur ifadesiyle amentüde ittifakımız vardır. Garib olan şudur ki ittifak ettiğimiz amentüyü öne geçirmiyor da ihtilaf ettiğimiz teferruatı ileri sürüp mutlak küfre karşı dayanışmamıza engel olarak görüyoruz. Halbuki temelde ittifak varken teferruattaki ihtilaflara takılıp kalmak makul değildir. Üç dinden herhangi bir dine inanmak yeterlidir. Mühim olan Kelime_i Tevhid inancıdır. Hz. M……..’i kabul ve tasdik etmek ise şart olmayıp bir kemal mertebesidir. Ehl-i Kitab ile Amentü’de ittifak halindeyiz.” (Ahmet Şahin, Zaman, 17. 4. 2000)

“İslâm’a göre inançsızlar ateistler ve putperestlerdir. Allah’ın kendilerine Kitab verdiği Yahudiler ve Hıristiyanlar ise inançlıdır.” (İman Valeriya Porohova - DA diyalog Avrasya, sayı 21 – (F. Gülen)’in himayesindeki Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı bünyesinde bulunan KADİP tarafından Türkçe/Rusça olarak neşredilen DA Dergisi)

“Bütün insanların Müslüman olmaları dinin, Kur’ân’ın hedefi değildir.”(Hayrettin Karaman, Polemik Değil Diyalog, sh. 41)

“Müslümanların çoğu ‘Peygamberin, bütün din sâliklerini İslâm’a çağırdığına’ inanırlar (…) Peygamberimiz ‘Yahudiler mutlaka Müslüman olsun!’ demiyor, ‘Hıristiyanlar mutlaka Müslüman olsun!’ demiyor (…) Diyaloğun hedefi, tek bir dine varmak, dinleri teke indirgemek olmamalı (…) Kur’ân-ı Kerîm’de Ehl-i Kitab’la ilgili devamlı vurgulanan şey; Allah’a iman, âhirete iman ve amel-i salihdir. Kur’ân birçok âyette bunu söylüyor; yani ‘Peygambere iman edin’ demiyor.”(Hayrettin Karaman, Polemik
Değil Diyalog, sh. 35-36-37)

“Bu arada şu var, hani korkulan şey, böyle dersek, böyle inanırsak ‘Hristiyan ve Musevi Müslüman olmaz’ deniyor, bundan endişe ediliyor.

-E olmazsa olmasın.

-Peki, ama Kur’ân bunları Müslüman olmaya davet ediyor.

-Acaba?” (Polemik Değil Diyalog, sh. 36)

(Mayıs 2004’de, Mardin’de icrâ edilen milletlerarası “Dinler ve Barış” sempozyumunda, çan ve ezân refâkatinde Rum, Ermeni ve Süryânî Patrikleriyle, Yahudi Hahamı’nın peşine takılıp, sembolik sırat köprüsünden geçilerek, haşr meydanına ve oradan da cennete girme merasiminin ardından):

“Mardin, Alon’un da bu utangaçlıkla söylediği gibi hepimize ‘Bu üç dinin üstünlük taslanmadan nasıl birbirleri ile bağlantılı iç içe geçmiş olduğunu gösterdi.

Yeter ki rasyonel ve pragmatik bir model olarak da önümüzde bulunan İbrahim’in ayak izlerini takib edelim; Mardin, Urfa, İstanbul, Roma, Kudüs ya da Mekke, aslında hepsi aynı izin peşinde…” (Eyüb Can, Zaman, 14.4.2000)

Diyalogçular, dostluktan da öte, diğer dinleri kendine yakın görmeği tasavvufta bir makam olarak telakki ediyorlar. Prof. Dr. Mehmet Aydın bunu bakınız nasıl ifade ediyor: “Bir sufinin, bütün dinleri birbirine yakın seviyede görmesi, zaten bu tevhid, vahdet makamıdır.” (II.Din Şurası tebliğ müzakereleri, sh. 342)

Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu da aynı görüşte: Yaptığı açıklamada, ılımlı hoşgörülü İslâm anlayışında, Müslümanların, ‘İslâmlaştırma’, Hıristiyanların ‘Hıristiyanlaştırma’ politikalarını izlememelerinin gerekli olduğunu, söylemektedir.(3.4.2004 tarihli beyanatı.)

Avrupa Komisyonu’nun içişlerinden sorumlu, üyesi olan Franco Frattini, “Avrupai bir İslâm istiyoruz. Bu, imamların Avrupa ölçeğinde eğitilmesini gerektiriyor” isteğini 4 yıldır Diyanet’in yerine getirdiği ortaya çıktı. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, imamlara, Alman Katolik Rahib Felix Körner tarafından ders verildiğini açıkladı. Bardakoğlu açıklamasında şunları söyledi: “Yabancı dil kursu mahiyetindeki 400 saatlik bu programda, AlmanKatolik Rahip Felix Körner sadece Almanya’daki Hristiyan dini ve hayır kurumları, aktüel Hristiyanlık ve din-devlet ilişkisi gibi konuları kapsayan bir seminer vermiştir.” (Milli Gazete, 8.8.2006)
“Semâvî dinlerin buluştuğu İstanbul’da, şehre mühürlerini vuran Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Musevilik. Bu üç ayrı din nedir? Aynı kaynaktan beslenen, birbirine çok yakın ancak yaklaşımları farklı, ama ayrı pencereden aynı bahçeye açılan kalb ve inanç gözü değil midir? İşte İstanbul bu farklılıkların tümünü yozlaştırmadan, incitmeden bütün görkemi ile bünyesinde buluşturan bir şehir. Camiler, kiliseler, sinagoglar bu potanın içinde özgürce yükselen inanç âbideleri.” (1453 isimli dergi)

“Bütün dinler buluşuyor, biz hepimiz kardeşiz.” (4. Türkçe Olimpiyat finali)

Vatikan’ın 1999 yılında yayınladığı; “Towards a pastoral approach to culture” adlı bir kitabta esas maksatlarını açıkça şöyle ifade etmekteler: “Bütün insanlar Hz. İsa’ya döndürülmeli, bütün insanlar vaftiz olarak Kilisede birleşmeli ve onun vücudu olan Kiliseye girmelidir. Yollar, usuller, metotlar değişir; ama hedef hiç değişmez: Bütün insanları Hıristiyanlık dinine sokmaktır nihaî maksadımız.”

R. Arnaldez, Ehli sünnet bir Müslümana diyaloğu kabul ettirmenin pratikte imkânsız olduğunu, bu inancın tahrib edilmesi gerektiğini söyledikten sonra, İslâmî esasları, nakil ile değil, akıl ile anlamayı bir metod hâline dönüştürmüş Vehhabî, Selefî anlayışının temsilcisi olan “Abduh ekolü”nün hâkim kılınması hâlinde, dinlerarası diyaloğun oldukça kolaylaşacağını ifade etmektedir. (R. Arnaldez: Contidions dun avee Islam)

Müslüman halkı Hıristiyanlaştırmak için faaliyet gösteren misyonerler, Ortadoğu’da büyük bir dirençle karşılaştılar. Bunu kırmak için, bu bölgede yaşayan Müslümanların, dini şuurunun yok edilmesi gerekiyordu. Dinlerarası diyalog ile, Hıristiyanlığın da hak bir din olduğu, korkulacak bir şey olmadığı konusu işlenerek, Müslümanların Hıristiyanlara karşı olan husumetini kırmayı gaye edindiler. Bunu sağlamak için de, “Benim dinim son dindir, diğerleri yanlıştır” inancından vazgeçirmeği prensib edindiler. Dinlerarası diyaloğun mimarlarından M.Watt, “Modern Dünyada İslâm Vahyi” adlı çalışmasında bunu açıkça yazmaktadır. Watt’a göre diyaloğun şartı “Benim dinim son dindir” inancından vazgeçmektir: “Dinlerin karşılaştırılması, yani üstünlük ve aşağılık açısından herhangibir değerlendirmeye gitmemektir. Objektif anlamda geçerli olmadığı için gerçek diyalog anlayışı, bu çeşit karşılaştırmalardan vazgeçmeyi icab ettirir. Taraflardan biri “Benim dinim son dindir” derse bu olmaz;çünkü buradaki “son” kelimesi diğer dinlerden üstün olma veya diğer dinleri geçersiz kılma anlamlarına gelir. Bunun için, benim dinim diğerlerinkinden daha üstündür inancının terk edilmesi gerekir.”

M.Watt’ın bu fikrinin, dini bilgilerde nakli yani vahyi esas olan “Ehli sünnet” inancına sahib Müslümanlara kabul ettirmenin mümkün olmayacağını bildikleri için de, Müslümanları Endülüs’te İbn Tufeyl
ve İbn Rüşd’ün temsil ettiği kuru akılcı bir “Felsefî İslâm’a” yönlendirmeye karar verdiler. Watt’a göre, bu filozoflar, İslâm’ın dışında kalan dinleri, açıktan açığa tartışma konusu etmediler, onları da hak din kabul ettiler.

“İbrahimî dinler”, “üç büyük din” ve bu üç büyük dinin bütünlüğü anlayışlarının mimarı olan Louıs Massignon, “Onların (Müslümanların) millî ve mânevî değerlerini Batı medeniyeti potasında eriterek kendimize benzettik. Artık hiçbir şeye tam inanmıyorlar. Derin bir boşluğa düştüler. Bundansonra siz misyonerlerin işi daha kolaylaştı. Maaş bağlayarak, vize vaadi, yurt dışında iş imkanı ile, hatta cinselliği kullanarak, müslümanları hristiyan yapınız” demektedir.

CIA’nın eski Teknoloji Daire Başkanı (2001- 2007 arası ABD istihbaratının çeşitli birimlerinde görev aldı) Eric Haseltin şöyle diyor:

-“Teröre karşı verdiğimiz, kökten dinci mücahidlerle savaştan bahsederken, ‘asimetrik bir savaş’ diyoruz. Gerçekten asimetrik; onlarda fikir var bizde silâh. Biz fikirlere kurşun sıkıyoruz. Gel gör ki fikir dediğin şeye kurşun işlemiyor. Ve böylesi asimetrik bir savaşta bizde mühimmat yok. Bir fikri ancak daha iyi bir fikirle yenebilirsiniz ve fikre karşı kurşun sıkmak da iyi bir fikir değil! (…) El Kaide özellikle gençler üzerinde çok etkili, İslâm’ın güzelliği ve gücüyle gençleri fethediyor, sonra da istediğini yaptırıyor. İslâm düşüncesi karşısında durabilecek hiçbir güç yok, muhteşem bir felsefi boyut içeriyor. Tek bir çıkar yol var, İslâm’ın teröre alet edilmesinin İslâm’da yeri olmadığını Müslüman gençlere gösterebilmek. Bu amaçla esirler arasındaki bazı hocalara esir muamelesi yapılmadı ve ilahi bilimler uzmanlarıyla beraber Kur’an üzerine çalışmalar düzenlendi. Bu ‘tefsir’ çalışmalarından sonra biz bu hocaları serbest bıraktık ve onlar Müslüman gençleri üzerinde ilahi mesajın nasıl algılanması hususunda vicdani düzeyde yapılan yaklaşımlarda fevkalade önemli farklılıklar yarattılar.” (Daha bir çokilginç tesbitin yer aldığı Haseltin’in konuşma videosuna, Google’a “Creative Intelligence New Yorker Eric Haseltine” yazarak ulaşabilirsiniz; 3. sırada çıkıyor.)

aziz gönüldaş,
YAZIYI BAŞTAN SONA BİR OKU ALLAH AŞKINA.

fakiri
05-02-2012, 23:27
Yaw, benim anlamadığım bir husus var ! O da şu :
Bu tehlikeli sözleri ve beyanatları veren şahsı tanıyoruz biliyoruz...Yani, artık onu herkes biliyor. Bu hakikatlara rağmen, geçen yıl MÜCEDDİD ilân edilen şahsın ; 28 Şubat krizinin yaşandığı ve medyanın İsmailağa'ya yüklendiği günlerde yukarıda sözleri konu edilen şahıs için ne düşündüğü kendisine sorulduğunda şöyle demiştir:
"İslam'a hizmet eden bir zatın aleyhinde olmamız düşünülemez."
Şimdi, yukarıda sözleri asılmış zat hakkında övgü ile bahseden bir zatın sevenlerine ne oluyor ki, gelip burada bu zat aleyhinde bulunuyorlar?
Buna ne buyrulur ?

Ehl-i Sünnet
05-02-2012, 23:31
“Amerika daha uzun bir zaman dünyanın kaderinde çok önemli bir rol oynayacaktır. Bu realite kabul edilmelidir. Amerika göz ardı edilerek şurada burada bir iş yapılmaya kalkılmamalı. Amerika düzeninin bozulmasını istemez. Ve ben bunu çok yadırgamam.” (F. Gülen-23. 07. 1997 tarihli Yeni Yüzyıl Gazetesi’ndeki röportajından…)

Kendi Amerika hayranlığıdır, şahsi fikrini söylemiş. dinle alakalı bir mevzu gibi lansetmek sadece bu demeciyle yanlış olur.


“Kur’an-ı Kerim’in bazı âyetleri ve bazı hadis-i şerifler tarihi sürecini doldurduğu için bunlarla amel edilemez. Kur’an-ı Kerim’in gelmesiyle yürürlükten kalkmış olan İncil ve Tevrat’ın hükümleri hâlâ geçerlidir. Bugünkü İncillere ve Tevrata inanan Yahudi ve Hıristiyanlar da cennetliktir. Ehl-i Kitap ile ilgili âyetler, hadisler tarihseldir, dolayısıyla bugünkü Yahudi ve Hıristiyanları değil o dönemin insanlarını bağlar.”(F. Gülen, Hoşgörü ve Diyalog İklimi, sh.155-156)

Bu yazının bulunduğu eserin orjinal kısmı gelmedikçe ifitra hükmündedir.


“Odessalı Hıristiyanların ise elbette rehberleri, din büyükleri vardır ve onlara söylenmesi gerekeni söylemektedirler. Bir Müslüman, yani dinlerin temel birliğine inanan biri olarak, onların söylediklerinin, bir müslümanın söylediğinden ve söyleyeceğinden farklı olacağını düşünmüyorum.” (F.Gülen, Favorit, Nisan 2009)

Zekice söylenmiş bir söz ne diyim. Hristiyanları sevindirecek gibi duruyor. Ama hüsnü zanla bakarsak Allah- Peygamber inancı gibi dini fetva olarak değilde; ağaç, böcek, insan sevgisi gibi şeylerde olabilir. Dediğim gibi edebi usluba hakim olanların böyle zekice söylemleri vardır.

Benden sana kardeşçe tavsiye diğer eserlerinin orjinalini görmeden tekfir içeren konular açmaman. Allah muhafaza diyorum !!!

bakış
05-02-2012, 23:31
Griftarın alıntıladığı yazı bu videoda mevcut..


http://www.youtube.com/watch?v=PI27kQBUGNc

fakiri
05-02-2012, 23:37
Kendi Amerika hayranlığıdır, şahsi fikrini söylemiş. dinle alakalı bir mevzu gibi lansetmek sadece bu demeciyle yanlış olur.
Bu yazının bulunduğu eserin orjinal kısmı gelmedikçe ifitra hükmündedir.
Zekice söylenmiş bir söz ne diyim. Hristiyanları sevindirecek gibi duruyor. Ama hüsnü zanla bakarsak Allah- Peygamber inancı gibi dini fetva olarak değilde; ağaç, böcek, insan sevgisi gibi şeylerde olabilir. Dediğim gibi edebi usluba hakim olanların böyle zekice söylemleri vardır.
Benden sana kardeşçe tavsiye diğer eserlerinin orjinalini görmeden tekfir içeren konular açmaman. Allah muhafaza diyorum !!!

Böyle bir yorumu ancak bir BUKALEMUN yapabilirdi ! Ama görüldüğü gibi aramızdaki bu şahıs da yapabilmiş ! Ne de olsa, ibniabidincilerin şeyhi bu adam için;
"İslâma hizmet eden biradamın aleyhinde bulunamayız!" diyor !

giriftar
05-02-2012, 23:38
İbrahim Milleti’nin ilkelerinden ve özelliklerinden olan, ancak günümüz davetçilerinin genelinin ihmal ettiği hatta çoğunun tamamen terk ettiği hususlardan bazıları şunlardır:

Birincisi: Müşriklerden ve batıl ilahlarından uzak durmayı açık bir şekilde yerine getirmek.

İkincisi: Müşrikleri, sahte ilahlarını, sistemlerini, kanunlarını, şirk düzenlerini ve yasalarını açık bir şekilde inkar etmek.

Üçüncüsü: Müşriklere, küfür ile ilgili tutumlarına ve durumlarına düşmanlığı ve buğzu açığa vurmak. Ta ki onlar, Allah’a dönünceye, bu yaptıklarının tamamını terkedinceye, bunlardan uzak duruncaya ve hepsini inkar edinceye kadar.

Allahu Teala şöyle buyurur: “İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda, sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Onlar kavimlerine demişlerdi ki: “Biz sizden ve Allah’ı bırakıp taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a iman edinceye kadar, sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve öfke belirmiştir.”

Ehl-i Sünnet
05-02-2012, 23:40
Griftarın alıntıladığı yazı bu videoda mevcut..


http://www.youtube.com/watch?v=PI27kQBUGNc

griftarın alıntıladığı yazı yok burda, eserin orjinalindeki yazı var orda dikkatini çekerim.


Böyle bir yorumu ancak bir BUKALEMUN yapabilirdi ! Ama gürldüğügibi aramzıdaki bu şahıs da yapabilmiş ! Ne de olsa, ibni abiidncilerin şeyhi bu adam için"İslâma hizmet eden biradamın aleyhinde bulunamayız!" diyor !
Kusura bakma ama senle tartışmayacağım. Efendi Hz. lerimiz öyle demişse bize başka laf demek düşmez.

fakiri
05-02-2012, 23:44
Kusura bakma ama senle tartışmayacağım. Efendi Hz. lerimiz öyle demişse bize başka laf demek düşmez.

Ha, öyle deyip-demediğini bilmiyorsun demek !
Acaba bilmiyor gözükmen buradaki konuya müdahil olmak için olmasın ?

giriftar
05-02-2012, 23:45
Diyalog ve Ilımlı İslam KEPAZELİĞİ...
Diyalog ve Ilımlı İslam nedir ?


Ebubekir Sifil İle Röportaj
Siz defalarca kaleme aldınız bu hususta da birçok tepki aldığını bir konu olan dinler arası diyalog konusuna değinmek istiyorum. Dinler arası diyalog ve Ilımlı İslam nedir? Yani dinler arası diyaloga bakış açınız nedir? Sizce böyle bir şeye ihtiyaç var mı?
Şimdi diyalog denilince artık dinler arası diyalog kastedilir hale geldi ama bu çok iyi bir gelişme değil. Diyalog insanların sadece dindar arasında değil, dindarlarla dinsizler, dindarların kendi aralarında, farklı dinlere mensup insanların kendi aralarında yapabilecekleri, hatta yerine, zamanına, durumuna göre yapmaları gereken bir faaliyet olabilir.
Dünyada küresel problemler yaşıyoruz. Bir küresel ısınma problemi var. Bütün insanlığı ilgilendiren. Efendim, ekonomik dengesizlikler uçurumlar var. Yeryüzünün kuzeyi ile güneyi arasında, doğusu ile batısı arasında, korkunç bir dengesizlik var. Dünyanın tabii kaynaklarının yüzde 80'ini insanların yüzde 20'si paylaşırken, geriye kalan yüzde 20'lik kaynağı yüzde 80'lik bir kısım bölüşmek zorunda kalıyor. Korkunç bir açlık, sefalet, savaş, ahlaksızlık var, alkol tüketimi var. Var var var...
Bütün bunlar küresel tehlikelerdir, tehditlerdir, problemlerdir ve hepimizi ilgilendiriyor. Sadece dindarları değil dinsizleri de ilgilendiriyor. Dolayısı ile bir Müslüman bu türlü problemlerle gerek bölgesel, gerekse küresel anlamda mücadele etmek için dinlilerle de, dinsizlerle de işbirliği yapmak zorundadır, yapmalıdır. Bu anlamda yapılan diyaloga aklı başında kimse itiraz edemez.
Bizim itiraz ettiğimiz ne? Bizim itiraz ettiğimiz bu türlü problemlerin çözümü için bir araya gelme görüntüsü altında, dinler arasında ortak noktalar teşkiline kadar uzanan, süreç. Biz buna itiraz ediyoruz.
Neden bu itiraz?
Çünkü bu dinler arasında ortak noktalar temin etmeye başladığınız zaman, bu belki Hıristiyan ve Yahudi için çok fazla bir ehemmiyet teşkil etmeye bilir ama bir Müslüman için Yahudilerin ve Hıristiyanların din anlayışına göre bir kaymaya sebebiyet verir. Verir diyorum çünkü tahmini bir şey değil, bu verdiğini görüyoruz. Nereden biliyorsunuz bunu?
Çünkü 1400 yıllık tarihimizde bizim bir insan Allah'a inansın, Ahiret gününe insansın, Salih amel işlesin cennete girer, diyen bir insan bir âlim görmedik. Bir tek İslam âlimi, hatta bidat mezhepler içinde de görmedik. Bu iddia bugün dile getiriliyor. Peygamber'e iman şart değil, Kur'an'a iman şart değil, bir insan Allah'a inanıyorum desin, Ahirete inanıyorum desin, birde adam gibi adam olsun, savaşmasın, barış yanlısı olsun, cennete gidebilir deniliyor. Bu dinler arası diyalog sürecinin Müslümanlara hediyesidir. Bunun için böyle diyoruz biz.
İbrahimi dinler diye bir kavram çıktı ortaya. Birinci bölümde de bahsettik kavramlardan. İbrahimi dinler diye bir şey yok bizim kavram dünyamızda. Tam aksine Kur'an Yahudilerin ve Hıristiyanların Hz. İbrahim'e aidiyet iddialarını kesin bir şekilde reddeder. Ne diyor:'İbrahim'e en yakın olanlar hayattayken ona inananlardır. Birde bu Ümmi Nebi'dir ve ona iman eden müminlerdir.' Dolayısı ile Hz. İbrahim'e sahih bir nisbet, sahihbir aidiyet münhasıran Ümmet-i Muhammed'dedir.
Peki, Hocam Dinler var mı?
Var tabiî ki Hak din var, Batıl din var. Bu anlamda dinler var.
Yani Hıristiyanlığı ve Yahudiliği ilahi bir din olarak görmek mümkün müdür?
Hayır, ilahi kökenli ama şuan mevcut itibariyle ilahi bir din olmaktan çıkmıştır.
Yani ben şunu sormak istiyorum: 'Allah Hıristiyanlık diye bir din indirmiş midir?
Hayır Asla! Allah Teala Hz. Musa'ya da, Hz. İsa'ya da İslam ve Tevhid dinini indirmiştir. Onların tebliğle mükellef oldukları da İslam'dır. Yahudilik Hz. Musa'dan yüzyıllar sonra, Hıristiyanlık ise Hz. İsa terki dünya ettikten 20-30 yıl sonra ortaya çıkmış, uydurma dinlerdir. Birinin kurucusu Yahudi bir adamdır. Hıristiyanlığın kurucusu ise Pavlovs Kristilojosidir. Yani Yahudilik ve Hıristiyanlık hak din değil, Kur'an tarafından tanınan bir din değil, Peygamberlerin tebliğ ettikleri dinler değildir. Sonradan bu hakdinin tahrif edilmesiyle ortaya çıkmıştır. Bazen bizim dinler tarihi kitaplarımızda rastlanır. Konu ile ilgili yazanlar, çizenler söyler, işte Hak Hıristiyanlık, hak Yahudilik, diye. Böyle bir şey yok. Hıristiyanlık Pavlovs'un ortaya attığı bir din. İsa (A.S) ile hiçbir bağlantısı, alakası yok.
Dolayısı ile konuya dönersek, İbrahim (A.S)'a aidiyet ilişkisi münhasıran Müslümanlardadır. Kur'an'da birçok ayette te bu vurgulanmıştır. 'İbrahim Yahudi değildi, Hıristiyan değildi tam aksine hanif bir mümindi, Müşrikte değildi.' Şimdi peki dinler arası diyalog kavramının önümüze çıkardığı İbrahim'i dinler kavramını nereye koyacağız. Şimdi ağzını açan insanlar 3 semavi din, 3 ilahi din diye konuşmaya başlıyorlar. Bu Müslüman'ın kendi sahih, itikad ve dini zeminini bozuyor.
Peki, efendim bu cehaletten mi kaynaklanıyor? Yoksa kasıtlı bir dezenformasyon mu?
Diyalogun karşı tarafı diyelim. Yahudi ve Hıristiyan tarafı bunu bilinçli olarak yapıyorlar. Biz onların çarpısına icabet ederek bu kervana sonradan dâhil olduk. Biz derken bu çalışmanın içerisinde olanları kastediyorum. Nasıl dâhil olduk? Onların kavramlarını, onların ön gördüğü süreçleri mekanizmaları kanıksadık. Bakın Vatikan İslam dünyasında dinler arası diyalog konusunu işleyen, Master, Doktora çalışmalarına, akademik çalışmalara, finansal destek veriyor. Bundan önceki papa döneminde birçok çalışma yapıldı. Arap dünyasında ve Türkiye'de de birçok çalışma yapıldı. Vatikan Finansal destekli birçok akademik çalışma yapıldı, kitaplar yazıldı. Bugün Türkiye'de bu konuda yazılmış bir çok kitaptan bir kısmı Vatikan tarafından finanse edildi.
Bununla ilgili yanılmıyorsam Papa'ya da bir mektup var. Van'da bir Dinler arası diyalog Üniversitesi açılması ile ilgili
Yani bütün bunlar Dinler arası diyalog faaliyetinin masum, insanlığın hayrına yönelik bir süreç olmadığının bir göstergesidir. Dinler arası diyalog süreci, stratejik, dini, siyasi hedefleri olan bir süreçtir. Bizim itirazımızda bunadır.
Bu dinler arası diyalog uzun süre daha tartışılacağa benziyor. Şimdi bunun yanına birde Ilımlı İslam denen bir kavram daha eklendi. Belki bu ABD'nin ve emperyalist güçlerin oyunudur. Ve son olarak CIA'nin hazırladığı bir raporda İslam dünyasının başına Ilımlı İslam modeline uygun bir halife atamaktan bahsediliyor. Sizce böyle bir şey mümkün olabilir mi? Böyle bir halife olursa İslam dünyası içerisinde barındıra bilecek mi?
Ilımlı İslam projesi halen şuanda da yürüyor. Türkiye'de de, İslam dünyasının farklı yerlerinde de yürüyor. Gerek siyasi mekanizmalar, gerek sivil bir takım zeminler, kuruluşlar, kurumlar vasıtasıyla fiilen yürütülüyor. Bu projenin başarılı olabilmesi için, adına Hilafet diyin, adına İslam Birliği deyin. Ne derseniz deyin. Bu projenin başarıya ulaşması için Müslümanların tepkiyle karşılamayacağı, kabul edebileceği, bir dil, bir üslup, program, proje ve insan olması lazım. Tabi ki bunun içinde kurumlar ve mevcut zeminlerde var. Bir kere şunu mutlaka tespit etmemiz lazım. Müslümanlarla, Batıyla İslam dünyası arasında ki ilişki son dönemece girdi. Bu yeni dönemeçte artık, İslam batı karşıtlığı bizzat Müslümanlar eliyle üretilmiş projeler aracılığı ile azaltılmaya çalışılıyor. Şunu söylemeye çalışıyorum: Batılı değerleri, siyaset, itikad, ekonomi tarih anlamında batılı değerleri İslam dünyasının kalbine taşıma görevi, artık bugün namazlı niyazlı Müslümanlar tarafından yürütülüyor. Dolayısı ile eskiden Müslümanlar çok kolay tepki verebiliyordu. Laik kafalı, seküler kafalı birisi çıkıp İslam hakkında bir şey söylediği zaman, aykırı bir fikir ürettiği zaman, Müslümanlar çok kolay itiraz edebiliyordu.
Mesela Süleyman Demirel hatırlarsanız, Cumhurbaşkanıyken, Kuran'ın 256 ayeti yürürlüktedir, gerisi hükmünü yitirmiştir demişti. Türkiye'de ki İslami hareketlerin hemen hepsi koro halinde buna tepki göstermişti.
Ama şuanda aynı kelimelerle olmasa bile, Kavramlarla, aynı şeyler Namazlı Müslümanlar tarafından söyleniyor. Ve fakat tepki göstermiyor. Çünkü Demirel Laik biriydi. Şuanda bunu söyleyen kadrolar, namazlı, oruçlu insanlar.
Aynı zamanda tepki verenleri de yadırgar hale geldik değimli hocam?
Tabi İşte ılımlı İslam projesinin en tehlikeli yanı budur. Yani Müslümanlar eliyle yürütülmesi. Mütedeyyin Müslümanlar eliyle yürütülmesi. En önemli sıkıntımız budur.
Buna Başörtüsü ve İmam Hatip meselesini de katabiliriz değil mi?
Yani bu projenin muhtelif ayakları var, monolog bir proje değil. Türkiye'de farklı, İslam dünyasının farklı bir bölgesinde farklı tezahürleri var. Türkiye'de olan projenin içerisinde tabiî ki buda var.
Batının hâkimiyetinde şekillenmiş bu dünyaya bir alternatif üretmeyecek, uyum içinde yaşayacak, sorun çıkarmayacak Müslüman makbul bir Müslüman'dır. Aykırı Müslüman ise, fikir üreten, her türlü kavram, kurum zemin neyse onlarla her türlü mücadele edilecek. Yeri geliyor ikna ediliyor, yeri geliyor konversiyonel yöntemler kullanılıyor. İslam dünyasının farklı bölgelerinde bugün gördüğümüz sıkıntılar yapılan bu mücadelenin bir tezahürüdür.
Hocam vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum. İnşaallah biz çok istifade ettik okuyucularımızda istifade ederler. Ben tekrar çok teşekkür ediyorum.
Bende teşekkür ederim. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Allah muvaffak etsin...

Ehl-i Sünnet
05-02-2012, 23:46
Ha, öyle deyip-demediğini bilmiyorsun demek !
Acaba bilmiyor gözükmen buradaki konuya müdahil olmak için olmasın ?

E benim gözümde adın çık tı dokuza ne yapıyım inmiyor sekize. Sende orjinal delilini sun bi zahmet...

bakış
05-02-2012, 23:49
Sn aziz 83,manifestonun yapıştırdığı nüshada da sıkıntıvar.baskılar arasında farklılıllar olabilir.
manifestonun resmine göre konuşalım.

tehlikeler
1.kurana tarih kitabı yakıştırması
2.Bugünkü yahudiler ile eski yahudilerin farklı olduğunu ima etmesi
3.Bugünkü olayların tahlili için bizi başka kaynaklara yönlendirmesi

tehlike bağırıyor kardeşim,sen hala hüsnü zandan bahsediyorsun.Kimse sana hüsnü zan yapma demiyor.tehlikeyi bil kardeşim.

fakiri
05-02-2012, 23:51
E benim gözümde adın çık tı dokuza ne yapıyım inmiyor sekize. Sende orjinal delilini sun bi zahmet...

Bak paşam !
Benim için o zatın yıllardır camisiz ve ezansız bir ülke olan Amerikada hayat sürmesi yeterli bir delildir. Ha, sana böyle dedliller ve emareler birşey ifade etmiyorsa, o bahsettiğin delilleri git kendin araştır bul !
Buradaki konuyu da ben açmadım. Delili konuyu kim açtıysa ondan sorman lazım. Ama, ben doğru olduğu kanaatini taşıyorum.
Hoş size bu delilin orjinali getirilse, söylemlerinizideğiştireceğinizi mi zannediyorsunuz ? Asla!.. sizden köy veya kasaba olmaz azizim !

Ehl-i Sünnet
05-02-2012, 23:57
Sn aziz 83,manifestonun yapıştırdığı nüshada da sıkıntıvar.baskılar arasında farklılıllar olabilir.
manifestonun resmine göre konuşalım.

tehlikeler
1.kurana tarih kitabı yakıştırması
2.Bugünkü yahudiler ile eski yahudilerin farklı olduğunu ima etmesi
3.Bugünkü olayların tahlili için bizi başka kaynaklara yönlendirmesi

tehlike bağırıyor kardeşim,sen hala hüsnü zandan bahsediyorsun.Kimse sana hüsnü zan yapma demiyor.tehlikeyi bil kardeşim.

Tabi ki kardeşim sözler iki ucu keskin bıçak ve yine diyorum kusura bakmayın ama edebi usluba hakim olanların böyle zekice söylemleri vardır.

Olaylar tarihsel değerlendirilmeli derken bence haklı. Çünkü kendi Peygamberleri döneminde yaşamış olan Yahudiler bir dine ve vahiy olan bir kitaba sahiptiler. Ama şimdiki yahudiler asılsız bir ideolojiyi, düşünce ve inançlarını din zannediyorlar. Tabiki o zamanın yahudisiyle şimdinin yahudisi bir değil. Haksız mıyım?

Son.Fedai
05-02-2012, 23:57
Kusura bakmayın ama burda manifesto haklı değil mi? bu adamların yazdıkları hiç te s. 155-156'da yok !!!

Aman kardeşler manifestoya teşekkür edip, tövbe edip helallik isteyeceğinize bu inat niye ???

Farklı baskılar olabilir

farklı baskı kitaplarda sayfa nosu değişebilir

Ya da bazı terimler en azından yumuşatılabilir

giriftar
05-02-2012, 23:59
aziz kardeş,alıntıladığım yazıyı okudunmu....
Fakiri kardeş,Mahmud Hocaefendi ve cemaatının DİNLERARASI DİYOLOG İŞİYLE İLGİSİ YOK.
BİZZAT HER ZEMİNDE BU İŞE KARŞI ÇIKILDI.

Son.Fedai
06-02-2012, 00:00
Yaw, benim anlamadığım bir husus var ! O da şu :
Bu tehlikeli sözleri ve beyanatları veren şahsı tanıyoruz biliyoruz...Yani, artık onu herkes biliyor. Bu hakikatlara rağmen, geçen yıl MÜCEDDİD ilân edilen şahsın ; 28 Şubat krizinin yaşandığı ve medyanın İsmailağa'ya yüklendiği günlerde yukarıda sözleri konu edilen şahıs için ne düşündüğü kendisine sorulduğunda şöyle demiştir:
"İslam'a hizmet eden bir zatın aleyhinde olmamız düşünülemez."
Şimdi, yukarıda sözleri asılmış zat hakkında övgü ile bahseden bir zatın sevenlerine ne oluyor ki, gelip burada bu zat aleyhinde bulunuyorlar?
Buna ne buyrulur ?

İyi Soru ...

Bakalım ne diyecekler

Ehl-i Sünnet
06-02-2012, 00:01
Bak paşam !
Benim için o zatın yıllardır camisiz ve ezansız bir ülke olan Amerikada hayat sürmesi yeterli bir delildir. Ha, sana böyle dedliller ve emareler birşey ifade etmiyorsa, o bahsettiğin delilleri git kendin araştır bul !
Buradaki konuyu da ben açmadım. Delili konuyu kim açtıysa ondan sorman lazım. Ama, ben doğru olduğu kanaatini taşıyorum.
Hoş size bu delilin orjinali getirilse, söylemlerinizideğiştireceğinizi mi zannediyorsunuz ? Asla!.. sizden köy veya kasaba olmaz azizim !

Yahu bu nedir şimdi. böyle eleştiri mi olur kendi yurdunu bırakıp islamı yaymak için farklı ülkeye giden biri için. Bu kafayla gidersen islamı yaymak için Türkiye'den dışarı çıkmayalaım o zaman. elin gavuru kendi ülkesini bırakıp ezan sesi dolu olan ülkemize gelip misyonerlik yapsın, bizde yerimizde oturalım öyle mi?

Hep su-i zan hep su-i zan nereye kadar fakirim. Değiştir bu kafayı bence...

giriftar
06-02-2012, 00:03
Tabi ki kardeşim sözler iki ucu keskin bıçak ve yine diyorum kusura bakmayın ama edebi usluba hakim olanların böyle zekice söylemleri vardır.

Olaylar tarihsel değerlendirilmeli derken bence haklı. Çünkü kendi Peygamberleri döneminde yaşamış olan Yahudiler bir dine ve vahiy olan bir kitaba sahiptiler. Ama şimdiki yahudiler asılsız bir ideolojiyi, düşünce ve inançlarını din zannediyorlar. Tabiki o zamanın yahudisiyle şimdinin yahudisi bir değil. Haksız mıyım?

Peygamberimiz zamanında yaşayan kafirler de,günümüzde yaşayan kafirler de İslama inandıklarında müslüman olurlar...
KURAN ESKİMEZ-PÖRSÜMEZ YENİNİN ADIDIR.
HÜKÜMLERİ BÜTÜN ZAMANI VE MEKANI KAPSAR...

Son.Fedai
06-02-2012, 00:05
Yahu bu nedir şimdi. böyle eleştiri mi olur kendi yurdunu bırakıp islamı yaymak için farklı ülkeye giden biri için.
İslamı yaymak için mi gitmiş ABD ye?

fakiri
06-02-2012, 00:05
Değiştir bu kafayı bence...

Bu cevabın benim için sürpriz değil!
Çünkü,sizin de mayanız bozuk mayanız !
Orada demek İslâmı yayıyor o zat ?
Allahım sen aklımızı mukayyed kıl !

Ehl-i Sünnet
06-02-2012, 00:08
Peygamberimiz zamanında yaşayan kafirler de,günümüzde yaşayan kafirler de İslama inandıklarında müslüman olurlar...
KURAN ESKİMEZ-PÖRSÜMEZ YENİNİN ADIDIR.
HÜKÜMLERİ BÜTÜN ZAMANI VE MEKANI KAPSAR...

amenna bunda şüphe yok. Hocaefendi burda kurnazlık yapıyor işte, direkt hristiyan-yahudileri hedef almamak için tam olarak hangi dönemden bahsettiğini söylemiyor. Ha belki zahiren yanlış ama kolay değil elin gavurlarını müslümanlaştırmak be kardeşim. Adam yıllar yılı kendi inançlarını doğru kabul ediyor. Bir anda karşısına çıkıp 'sen bu düşüncenle direkt cehenneme gidecen ha' dersen o adam ne der sence.. ama kademeli kademeli yaklaşırsan, mantığına yatıra yatıra zamanla kabul edecektir zaten. Ha demiyorum ki H. Karaman gibi iyice şimdiki yahudi-hristiyanı cennete koysun...

giriftar
06-02-2012, 00:10
NAKŞİ ŞAMARI SES GETİRİR !..

Mahmut Ustaosmanoğlu Hz.nin müellifi olduğu Ruhul Furkan Tefsiri'nde geçen ifade:

d) Bu kadar büyük hakikatler ortadayken zamanımızda din konusunda yetkili GEÇİNEN birilerinin çıkıp, "Takribül edyan (Dinler arası diyalog)" dan bahsetmeleri ne kadar ASILSIZ bir iddiadır.
Cüz sure:6, En'am suresi 163.ayet tefsirinden...

Son.Fedai
06-02-2012, 00:12
Yahu bu nedir şimdi. böyle eleştiri mi olur kendi yurdunu bırakıp islamı yaymak için farklı ülkeye giden biri için.
Peki diyelim islamı yaymak için gitti..

Sonuç?

Başkan adayı birinin seçimini desteklemek için bilmem kaç yüzbin dolarlık yemek ve bilmem kaç yüzbin dolar bağış

Kendisi saray yavrusu bir yerde nerdeyse hapis...

Oradan sesi geliyor

"Mavi marmara için Neden İsrailden izin almadınız"

ABD de adamlar HAŞA kuran yakıyor.. Bunlardan tık yok...

Bunlar mı islamı yayma şekli..

Hem islam tarihine bi bak ..

Bir zamandan sonra kim islamı yaymak için evini, ülkesini bırakıp gitmiş.

Hem madem Kuran herkesin müslüman olmasını istemiyor neden islamı yaymaya çalışıyorlar?

bakış
06-02-2012, 00:13
Farklı baskılar olabilir

farklı baskı kitaplarda sayfa nosu değişebilir

Ya da bazı terimler en azından yumuşatılabilir
Bunlar dinlerarası diyaloğu,gelen tepkilerden sonra "medeniyetler ittifakı ve "kültürlerarası diyalog" diye değiştirmedilermi?Bunlardan herşey beklenir.
Bu saptırıcıların milyar dolarlık servetleri var.ve bunuda bir çoğu hizmet adı altında yapıyor.Şu alt tabakadaki orta direk hizmet ehli insanlar varya,en çok onlara üzülüyorum.Bu gerçekleri öğrendikten sonra insan,ne zor bir duruma düşer

Son.Fedai
06-02-2012, 00:17
Yaw, benim anlamadığım bir husus var ! O da şu :
Bu tehlikeli sözleri ve beyanatları veren şahsı tanıyoruz biliyoruz...Yani, artık onu herkes biliyor. Bu hakikatlara rağmen, geçen yıl MÜCEDDİD ilân edilen şahsın ; 28 Şubat krizinin yaşandığı ve medyanın İsmailağa'ya yüklendiği günlerde yukarıda sözleri konu edilen şahıs için ne düşündüğü kendisine sorulduğunda şöyle demiştir:
"İslam'a hizmet eden bir zatın aleyhinde olmamız düşünülemez."
Şimdi, yukarıda sözleri asılmış zat hakkında övgü ile bahseden bir zatın sevenlerine ne oluyor ki, gelip burada bu zat aleyhinde bulunuyorlar?
Buna ne buyrulur ?

Bu sözü 28 şubat döneminde söylemiş heralde

Fakat bakmış ki durum değişik fikri de değişmiş..

fakiri
06-02-2012, 00:17
NAKŞİ ŞAMARI SES GETİRİR !..

Mahmut Ustaosmanoğlu Hz.nin müellifi olduğu Ruhul Furkan Tefsiri'nde geçen ifade:
d) Bu kadar büyük hakikatler ortadayken zamanımızda din konusunda yetkili GEÇİNEN birilerinin çıkıp, "Takribül edyan (Dinler arası diyalog)" dan bahsetmeleri ne kadar ASILSIZ bir iddiadır.
Cüz sure:6, En'am suresi 163.ayet tefsirinden...

giriftar:
Acilen şu linki http://www.reddulmuhtar.com/giris/mahmud-efendi-hayati/416-cemaatlerle-muenasebeti.html
aç ve oradaki Cemaatlerle Münasebeti (http://www.ihvanforum.org/giris/mahmud-efendi-hayati/416-cemaatlerle-muenasebeti.html) başlıklı bölüme bak ! Ne gördüğünü ve okuduğunu da bize bildir!

giriftar
06-02-2012, 00:18
Pek muhterem Papa cenapları,

Üç büyük dinin doğum yeri olarak bilinen toprakların dünyayı daha iyi yaşanabilir bir mekan kılma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasıyla bilen halkından size en içten selamları getirdik. Yoğun gündeminizde bize zaman ayırarak sizinle müşerref olmayı bahşettiğiniz için zatıalilerinize en derin kalbi teşekkürlerimizi sunarız.

Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik.

İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, İslam'ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır.

Beşeriyet, çelişen görüşler ortaya koydukları gerekçesiyle, zaman zaman bilim adına dini, din adına da bilimi inkar etmiştir. Bilginin tamamı Allah'a aittir ve din Allah'tandır. O halde bu ikisi nasıl çelişebilir? İnsanlar arasında anlayışı ve hoşgörüyü artırmaya yönelik dinlerarası diyaloğa yönelik ortak gayretlerimiz çok iş görebilir.

Kendi memleketimizde şimdiye kadar çeşitli Hıristiyan mezheplerinin liderleriyle diyalog içinde olduk. Bu naçiz gayretlerin boşa çıkmadığını acizane ifade etmek isteriz. Amacımız bu üç büyük dinin inananları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik tesis etmektir. Bizler bir araya gelmek suretiyle sözde medeniyetler çatışmasının gerçekleşmesini görmek isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci kimselere karşı dalgakıranlar gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin, karşı durabiliriz.

Geçen yıl bazı ünlü uluslararası bilim adamlarının katıldığı medeniyetlerarası barış ve diyalog konulu bir sempozyum düzenledik. Bu gayretin başarısından aldığımız teşvikle bu tür etkinlikleri tekrarlamak istiyoruz. Halihazırda üç büyük dinin bağlıları arasındaki bağları güçlendirmeye yönelik olarak dinler arası diyalog konusunda Vatikan'ın da temsil edileceğini ümit ettiğimiz bir konferans düzenleme sürecinde bulunuyoruz.

Yeni fikirlerimiz varmış iddiasında bulunmuyoruz. Yine müsamahanıza sığınarak, bu misyonun hedeflerine yakından hizmet etmek için üstlenmek istediğimiz birkaç teklifte bulunmayı arzu ediyoruz. Hıristiyanlığın üçüncü bin yılına girişi münasebetiyle yapılacak kutlamalar vesilesiyle Ortadoğu'daki Antakya, Tarsus, Efes ve Kudüs gibi bazı kutsal yerlere müşterek ziyaretleri içeren birçok etkinlikler önermek istiyoruz. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımız Demirel'in, cenaplarının ülkemizi ziyaretine ve mezkur kutsal mekanları göstermeye davetini tekrarlamak için bir fırsat addediyoruz. Anadolu halkı size misafirperverliğini göstermeyi ve şevkle selamlamayı hararetle beklemektedir. Filistinli liderlerle diyalog kurmak suretiyle Kudüs'ü birlikte ziyaret etmemize davetiye çıkarabiliriz. Bu ziyaret bu mübarek şehri Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanların, hiçbir kısıtlama, hatta vize dahi olmaksızın serbestçe ziyaret edebileceği uluslararası bir bölge olarak ilan etme gayretlerine yönelik dev bir adım teşkil edebilir.

Üç büyük dinden liderlerin işbirliği ile, ilki Washington DC'de olmak üzere muhtelif dünya başkentlerinde bir konferanslar serisinin gerçekleştirilmesini teklif ediyoruz. İkinci serinin zamanı için Hz. İsa'nın doğumunun 2000. yıldönümü ideal olabilir.

Bir öğrenci değişim programı da çok faydalı olacaktır. İnançlı genç insanların birlikte eğitim görmesi birbirlerine yakınlıklarını artıracaktır. Öğrenci değişim programı çerçevesinde üç büyük dinin babası olduğu ikrar edilen Hazreti İbrahim'in doğum yeri olarak bilinen Urfa şehrindeki Harran'da bir ilahiyat okulu kurulabilir. Bu, ya Harran Üniversitesi'ndeki programların genişletilmesi suretiyle ya da üç dinin ihtiyaçlarını da temin edecek şumullü bir müfredata sahip bağımsız bir üniversite şeklinde gerçekleştirilebilir.

Önerilen programlar aşırı büyük işler gibi algılanabilir; ama bunlar erişilmez değildir. Dünyada iki tip insan vardır. Bazıları kendilerini topluma adapte etmeye çalışır. Diğer bazıları ise topluma uymaktansa toplumu kendi değerlerine adapte etmek ister. Toplum bütün ilerlemeleri bu ikinci tip insanlara borçludur. Onları yarattığı için Rabb'e şükürler olsun.

M. Fethullah Gülen / Rabb'in aciz kulu / 9 Şubat 1998

Ehl-i Sünnet
06-02-2012, 00:18
Acilen şu linki http://www.reddulmuhtar.com/giris/ma...enasebeti.html (http://www.reddulmuhtar.com/giris/mahmud-efendi-hayati/416-cemaatlerle-muenasebeti.html)
aç ve oradaki Cemaatlerle Münasebeti (http://www.ihvanforum.org/giris/mahmud-efendi-hayati/416-cemaatlerle-muenasebeti.html) başlıklı bölüme bak ! Ne görüdüğünü ve okuduğunu da bize bildir!

28 Şubat döneminde söylenmiş bir sözü güncelmiş gibi tutma be fakirim. Milleti üstüne güldürüyon :)

Kardeşler sanalda mücahid olmak kolaydır ne diyim.

Hayırlı geceler Allah'a emanet olun...

fakiri
06-02-2012, 00:22
Kardeşler sanalda mücahid olmak kolaydır ne diyim.
Hayırlı geceler Allah'a emanet olun...

Yiğitliğin onda/dokuzu kaçmaktır ! :good:

Burada açılan konudaki sözler 28 Şubattan çok çok önce söylenmiş sözlerdir.
Sen herhalde kendini tiyatroda zannediyorsun !
Sizin acaba dinden ve dünyadan haberiniz var mı hiç?

Son.Fedai
06-02-2012, 00:23
28 Şubat döneminde söylenmiş bir sözü güncelmiş gibi tutma be fakirim. Milleti üstüne güldürüyon :)

Kardeşler sanalda mücahid olmak kolaydır ne diyim.

Hayırlı geceler Allah'a emanet olun...

Kardeş daha önce fikriniz böyle değilmiymiş ben mi yanlış anladım?

giriftar
06-02-2012, 00:25
giriftar:
Acilen şu linki http://www.reddulmuhtar.com/giris/mahmud-efendi-hayati/416-cemaatlerle-muenasebeti.html
aç ve oradaki Cemaatlerle Münasebeti (http://www.ihvanforum.org/giris/mahmud-efendi-hayati/416-cemaatlerle-muenasebeti.html) başlıklı bölüme bak ! Ne gördüğünü ve okuduğunu da bize bildir!
Orda aleyhinde bulunmam demiş diye yazılmış.MIŞ.MIŞ.MIŞ.....
Vallahi fakiri kardeş,
BUNU KURAN-I KERİMİ TEFSİR EDERKEN AÇIKLAMIŞ,BENİ TEFSİR BAĞLAR....

NAKŞİ ŞAMARI SES GETİRİR !..

Mahmut Ustaosmanoğlu Hz.nin müellifi olduğu Ruhul Furkan Tefsiri'nde geçen ifade:

d) Bu kadar büyük hakikatler ortadayken zamanımızda din konusunda yetkili GEÇİNEN birilerinin çıkıp, "Takribül edyan (Dinler arası diyalog)" dan bahsetmeleri ne kadar ASILSIZ bir iddiadır.

Ehl-i Sünnet
06-02-2012, 00:28
Kardeş daha önce fikriniz böyle değilmiymiş ben mi yanlış anladım?

Fetullah Gülen için evet daha önceki fikirler öyleydi. Ama bu diyalog meselesinden sonra cemaatimiz H. karaman, ahmet şahin gibilerine direkt açıkça reddiyeler yazarken henüz F. Gülen hakkında açıkça reddiye yazılmamaktadır. Hocalarımız açıkça reddiye yazmadıkça şahsım tarafımdan da F. Gülen hakkında eleştiri yapacak kadar ilimli olduğumu düşünmüyorum. Eğer hocalarımız reddiye yazarsa bende burda direkt paylaşırım zaten inşaallah.

Son.Fedai
06-02-2012, 00:28
Olaylar tarihsel değerlendirilmeli derken bence haklı. Çünkü kendi Peygamberleri döneminde yaşamış olan Yahudiler bir dine ve vahiy olan bir kitaba sahiptiler. Ama şimdiki yahudiler asılsız bir ideolojiyi, düşünce ve inançlarını din zannediyorlar. Tabiki o zamanın yahudisiyle şimdinin yahudisi bir değil. Haksız mıyım?
[/I][/SIZE][/COLOR][/FONT]
Kur'an ın hiçbir ayeti bir zamana bağlı değildir ama...

http://www.sapitanlar.com/wp-content/uploads/mahmutustaosmanogludiyajo7-661x1024.jpg (http://www.sapitanlar.com/wp-content/uploads/mahmutustaosmanogludiyajo7.jpg)
Dünyanın En büyük Ehli Sünnet Alimleri Tarafından Zamanın müceddidi ilan edilen Mahmut Ustaosmanoğlu Hz.nin müellifi olduğu Ruhul Furkan Tefsiri’nde geçen ifadedir.
Bu kadar büyük hakikatler ortadayken zamanımızda din konusunda yetkili GEÇİNEN birilerinin çıkıp, “Takribül edyan (Dinler arası diyalog)” dan bahsetmeleri ne kadar ASILSIZ bir iddiadır.
Hem siz Hocayı savunurken daha önce böyle demiyormuşsunuz

Bu sözlerin asılsız bir iddia olduğundan bahsediyormuşsunuz

Ne oldu da fikriniz değişti 1 senede

giriftar
06-02-2012, 00:29
Fetullah Gülen için evet daha önceki fikirler öyleydi. Ama bu diyalog meselesinden sonra cemaatimiz H. karaman, ahmet şahin gibilerine direkt açıkça reddiyeler yazarken henüz F. Gülen hakkında açıkça reddiye yazılmamaktadır. Hocalarımız açıkça reddiye yazmadıkça şahsım tarafımdan da F. Gülen hakkında eleştiri yapacak kadar ilimli olduğumu düşünmüyorum. Eğer hocalarımız reddiye yazarsa bende burda direkt paylaşırım zaten inşaallah.
AÇIKLAMA TEFSİRDE,BİLGİNİZE.
BUNU KURAN-I KERİMİ TEFSİR EDERKEN AÇIKLAMIŞ,BENİ TEFSİR BAĞLAR....

NAKŞİ ŞAMARI SES GETİRİR !..

Mahmut Ustaosmanoğlu Hz.nin müellifi olduğu Ruhul Furkan Tefsiri'nde geçen ifade:

d) Bu kadar büyük hakikatler ortadayken zamanımızda din konusunda yetkili GEÇİNEN birilerinin çıkıp, "Takribül edyan (Dinler arası diyalog)" dan bahsetmeleri ne kadar ASILSIZ bir iddiadır.

Son.Fedai
06-02-2012, 00:30
Ama bu diyalog meselesinden sonra cemaatimiz H. karaman, ahmet şahin gibilerine direkt açıkça reddiyeler yazarken henüz F. Gülen hakkında açıkça reddiye yazılmamaktadır. Hocalarımız açıkça reddiye yazmadıkça şahsım tarafımdan da F. Gülen hakkında eleştiri yapacak kadar ilimli olduğumu düşünmüyorum. Eğer hocalarımız reddiye yazarsa bende burda direkt paylaşırım zaten inşaallah.
Diyorsunuz ama linkte YORUMSUZ diye habire vermiş veriştirmişsiniz

Hem sizin cemaatten başka çatan var mı bunlara?

Yani illa direk reddiye gerekmez ki

Ehl-i Sünnet
06-02-2012, 00:31
Kur'an ın hiçbir ayeti bir zamana bağlı değildir ama...

Hem siz Hocayı savunurken daha önce böyle demiyormuşsunuz

Bu sözlerin asılsız bir iddia olduğundan bahsediyormuşsunuz

Ne oldu da fikriniz değişti 1 senede

Değişen birşey yok. bu diyalog meselesinden sonra cemaatimiz H. karaman, ahmet şahin gibilerine direkt açıkça reddiyeler yazarken henüz F. Gülen hakkında açıkça reddiye yazılmamaktadır. Hocalarımız açıkça reddiye yazmadıkça şahsım tarafımdan da F. Gülen hakkında eleştiri yapacak kadar ilimli olduğumu düşünmüyorum. Eğer hocalarımız reddiye yazarsa bende burda direkt paylaşırım zaten inşaallah.

fakiri
06-02-2012, 00:34
Orda aleyhinde bulunmam demiş diye yazılmış.MIŞ.MIŞ.MIŞ.....
Vallahi fakiri kardeş,
BUNU KURAN-I KERİMİ TEFSİR EDERKEN AÇIKLAMIŞ,BENİ TEFSİR BAĞLAR....
NAKŞİ ŞAMARI SES GETİRİR !..
Mahmut Ustaosmanoğlu Hz.nin müellifi olduğu Ruhul Furkan Tefsiri'nde geçen ifade:
d) Bu kadar büyük hakikatler ortadayken zamanımızda din konusunda yetkili GEÇİNEN birilerinin çıkıp, "Takribül edyan (Dinler arası diyalog)" dan bahsetmeleri ne kadar ASILSIZ bir iddiadır.

Yani, ne demek tefsir bağlar ? Ositedeki sözü ona ait değil mi demek istiyorsun ?Şu halde neden tekzib edilimiyor ve reddedilmiyor ?
Bir söz söylenmişse arkasında durulur ! Yanlış yapılmışsa da özür dilenir ! Konu bu kadar basitken kıvırmanın alemi yok ! Biraz omurgalı olun omurgalı !

Son.Fedai
06-02-2012, 00:35
Yani Şİmdi

* Olaylar tarihsel değerlendirilmeli derken bence haklı.

* Yahu bu nedir şimdi. böyle eleştiri mi olur kendi yurdunu bırakıp islamı yaymak için farklı ülkeye giden biri için.

Demekle



MEVLA BÖYLE BUYURDU;
(İmanlı kadınların kâfirlerle evli kalmaları helal değildir.) [Mümtehine 10]

(İman etmedikçe, müşrik [dinsiz, putperest] kadınlarla evlenmeyin. İmanlı bir cariye, beğendiğiniz, imrendiğiniz müşrik bir kadından elbette daha üstündür. Kadınlarınızı da, iman edinceye kadar müşrik erkeklerle evlendirmeyin! Mümin bir köle, müşrik bir erkekten elbette daha üstündür.)
ALİMLER BÖYLE DEDİ ;
Müslüman kadın, kitapsız kâfirle evlenemediği gibi, ister harbi olsun, ister zimmi olsun hiçbir kitap ehli kâfirle de evlenemez. Evlenmeye karar verdiği zaman kâfir olur. (Redd-ül Muhtar)
[B]imansızları sevmek, onların itikadlarını beğenmek, insanı ebedi Cehenneme sürükler. Ahirette iyilerle beraber olabilmek için, dünyada da onlarla beraber olmak, onları sevmek, onların yolundan gitmek gerekir. (Mektubat-ı Rabbani, Hadika)


DİYALOGCULAR BÖYLE YAPDI ( yorumsuz)
http://www.sapitanlar.com/wp-content/uploads/25969_1323446219471_1630324484_807232_3098116_n.jp g (http://www.sapitanlar.com/wp-content/uploads/25969_1323446219471_1630324484_807232_3098116_n.jp g)

(http://www.google.com/bookmarks/mark?op=edit&bkmk=http%3A%2F%2Fwww.sapitanlar.com%2Findex.php%2 Fdiyalogcularda-kafire-kiz-vermekte-var%2F&title=Diyalogdan%20Kafir%20ile%20Evlendirmeye%20%2 1%21%21&annotation=MEVLA%20B%C3%96YLE%20BUYURDU%3B%0D%0A%2 8%C4%B0manl%C4%B1%20kad%C4%B1nlar%C4%B1n%20k%C3%A2 firlerle%20evli%20kalmalar%C4%B1%20helal%20de%C4%9 Fildir.%29%20%5BM%C3%BCmtehine%2010%5D%0D%0A%0D%0A %28%C4%B0man%20etmedik%C3%A7e%2C%20m%C3%BC%C5%9Fri k%20%5Bdinsiz%2C%20putperest%5D%20kad%C4%B1nlarla% 20evlenmeyin.%20%C4%B0manl%C4%B1%20bir%20cariye%2C %20be%C4%9Fendi%C4%9Finiz%2C%20imrendi%C4%9Finiz%2 0m%C3%BC%C5%9Frik%20bir%20kad)

Demek Aynı şey mi oluyor?

Son.Fedai
06-02-2012, 00:37
Değişen birşey yok. bu diyalog meselesinden sonra cemaatimiz H. karaman, ahmet şahin gibilerine direkt açıkça reddiyeler yazarken henüz F. Gülen hakkında açıkça reddiye yazılmamaktadır. Hocalarımız açıkça reddiye yazmadıkça şahsım tarafımdan da F. Gülen hakkında eleştiri yapacak kadar ilimli olduğumu düşünmüyorum. Eğer hocalarımız reddiye yazarsa bende burda direkt paylaşırım zaten inşaallah.

Arkadaşım

Sen çocuk mu kandırıyorsun

Ne dediğini biliyor musun

http://www.dailymotion.com/video/xct1ud_cubbeli-hocapapaz-haham-ve-diyalogc_lifestyle

Sizin cemaat açık açık diyalogu reddediyor. REDDETMELİ de

Ama İlla AÇık Açık F. Gülen e reddiye yazılması gerekmez

Diyalogcuların başı kendisi değil mi, ykarıdaki "Dİyalog ve Hoşgörü iklimi" kitabındaki sözler kendisinin değil mi?

Siz sözünü reddedip kendine bir şey demiyor musunuz yani?

Bu nasıl anlayış

Yeni-OSMANLI
06-02-2012, 00:38
Allah meseleleri carpitarak müminlerin arasini acmaya calisan fitnecilerin belasini versin!
Amiiin!

giriftar
06-02-2012, 00:40
Ya fakiri kardeş,hemen kızma.
O SÖZÜ SÖYLEMİŞMİ,
O SİTEDEN MAHMUD HOCA CANLI YAYINMI YAPIYOR.
BU KADAR KATİ OLMA.
BİR İNSAN İYİDEN KÖTÜYE GİDEBİLİR,KÖTÜDEN İYİYE GİDEBİLİR.
BİZ BİR İNSANIN PEŞİNDEN İSLAM İÇİN GİDERİZ.
İNSAN İÇİN İSLAMIN PEŞİNDEN GİTMEYİZ EMİN OL.
MAHMUD HOCA BÜYÜK ALİMDİR.
DİYOLGÇU HOCA İSE ZAMANINDA VERDİĞİ VAAZLARDA ÇOK DOĞRU KONUŞUYORDU.
SONRADAN BAŞÖRTÜSÜNE TEFERRUAT DEMEYE,
MAVİ MARMARA MÜCAHİDLERİNE,YAHUDİ OTORİTESİNDEN İZİN ALMALARI GEREKİRDİ VS VE DEMEYE BAŞLADI.
İYİDEN KÖTÜYE GİDENE KÖTÜ DENİLİR.
KÖTÜDEN ÇIKIP İYİYİ BULANA DA İYİ DENİR.
Vesselam.Veddua....

Yeni-OSMANLI
06-02-2012, 00:44
eger samimi olsaydiniz bu konulari bu sekilde tartismaya acmazdiniz.Bu usül islama aykiridir.
Fitneye sebebiyet vermektedir.
Bu suclamalarinizin coguna cevab verilmisdir,samimi olsaydiniz bunlarida alirdiniz,damganizi vurmadan önce suclanan kesimle diyalog kurardiniz,kendileribne cevab hakki tanirdiniz,ama samimi degilsiniz,sizin amaciniz fitne ve fesadciliktir.


ben cemaatten degilim.bunu defalarca yazdim.Bu forumda cemaati temsil eden tek bir tane üye bile yoktur.
Onlara verilen talimat, tartismalara girmemeleridir.
bu yüzden yoklar...
Asla tartismazlar,güclerini diger müminlerle tartisarak bosa harcamazlar...
Böylece iftira atararak ve carpitarak tartisma konulari acanlarin saldirilari bos mermi gibi kaybolup gider.
Diyalog zeminini canli tutmak icin bundan güzel bir metod suan icin yoktur.
tartismalardan kacinmak en iyi diyalogdur.
böylece fitneciler amaclarina ulasamazlar,fitne engellenmis olur...

Fakat ben böyle yapamiyorum,
Bizler burada cemaati savunmamizin tek sebebi sizin saldirilarinizdir, kendilerine haksizlik yapiliyor,iftiralariniza cevab yaziyoruz.

haksizliklariniza seyirci kalamadigim icin saldiranlara karsi mücadele ediyorum.

Müminlerin arasina fitne tohumu ekmeye calisanlarin oyununu kendi capimda bozmaya calisiyorum.
Sizler fitneye alet oluyorsunuz.


elestirirken kullandiginiz usül ve uslub islami degildir.islam dini yumusak uslubu,nezaketi, emrediyor...oysa sizler cok sertsiniz,düsman uslubu kullaniyorsunuz,delillerinizde hep zan üzerine bina edilmis suclamalar.
Bunlar HARAM!
Bu durumunuzu icki icen birinin islam dinini teblig etmesine benzetiyorum.
Etkili olamayisinizin,aksine nefretleri üzerinize cekmenizin sebebi budur.

Allah buyuruyorki:
"Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, adil davrananları sever."
(Hucurat 9)

Herdefasinda saldiran sizlersiniz.Ben hep birlige kardeslige vurgu yapiyorum,basarili olamadigim icin saldiranlara karsi hareket ediyorum.
Nasihat konusunda isin ehli olmadigimi biliyorum fakat bu ayet beni teselli ediyor.

Sizlere birkac ayet daha hatirlatmak istiyorum:

"Ey iman edenler! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirsen onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da sonra yaptığınızdan pişman olursunuz."
(Hucurat 6)

"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz."
(Hucurat 10)

"Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sora fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tevbe etmezse işte bu kimseler zalimlerdir."
(Hucurat 11)

"Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir."
(Hucurat 11)

fakiri
06-02-2012, 00:45
Ya fakiri kardeş,hemen kızma.
O SÖZÜ SÖYLEMİŞMİ,
O SİTEDEN MAHMUD HOCA CANLI YAYINMI YAPIYOR.
BU KADAR KATİ OLMA.
BİR İNSAN İYİDEN KÖTÜYE GİDEBİLİR,KÖTÜDEN İYİYE GİDEBİLİR.
BİZ BİR İNSANIN PEŞİNDEN İSLAM İÇİN GİDERİZ.
İNSAN İÇİN İSLAMIN PEŞİNDEN GİTMEYİZ EMİN OL.
MAHMUD HOCA BÜYÜK ALİMDİR.
DİYOLGÇU HOCA İSE ZAMANINDA VERDİĞİ VAAZLARDA ÇOK DOĞRU KONUŞUYORDU.
SONRADAN BAŞÖRTÜSÜNE TEFERRUAT DEMEYE,
MAVİ MARMARA MÜCAHİDLERİNE,YAHUDİ OTORİTESİNDEN İZİN ALMALARI GEREKİRDİ VS VE DEMEYE BAŞLADI.
İYİDEN KÖTÜYE GİDENE KÖTÜ DENİLİR.
KÖTÜDEN ÇIKIP İYİYİ BULANA DA İYİ DENİR.
Vesselam.Veddua....


giriftar,

O sitedeki Mahmud efendiye ait söz burada açtığın konudaki sözlerden çok daha yeni söylenmi şbir söz...Yani, her şey söylenmiş ondan sonra DEVRİN MÜCEDDİDİ de o zat hakkında bu sözleri sarfetmiş !
Burada mert olalım ve doğruları seslendirelim diyorum.

giriftar
06-02-2012, 00:45
Peygamberler olmasa, medeniyet olmazdı; insanlık olmazdı. "Mutlak Fikir"in bildiricisi ve "Mutlak Tatbikçi"si Peygamberler, belli başlı bir zaman ve mekândaki "hakikatin hakikati" kendilerinde olan "ferdi" ve yapılması gerekenin "gerekli olan"a mutlak uygunluğunu temsil ediyorlar. Onların her biri, toprak seviyeli bütün iş ve oluşların GAYESİ noktasını, iç âlem düzeninin hakikatini, BÜTÜN TEZ VE ANTİTEZLERİN kendilerine nisbet edildiği zamanüstü "Mutlak Ölçüler"in tek kök topluluğunu temsil ediyorlar. Hakikatlerinin hakikati ise, merkezde, Hakikat-i Ferdiyye; yekpare zaman ve mekân onun emrinde... O ki, Gaye İnsan ve Ufuk Peygamber... Baş ve son O... Sözkonusu hakikate binaen:
-"Bu bakımdan semavî dinlerin kendi içlerinde ve İslâm'a nisbetle muhasebeye ihtiyaçları yoktur. Çünkü din yalnız İslâm'dır. Peygamberler bir bayrak yarışçısı olarak yola çıkmışlardır. HER PEYGAMBER BELLİ BAŞLI ZAMAN VE MEKÂNIN PEYGAMBERİ... Bayrağı öbürüne teslim ederek, öbürü daha öbürüne teslim ederek aslî sahibine kadar gelmiştir. Ve nihayet bayrak TOPYEKÛN ZAMAN VE MEKÂNIN PEYGAMBERİNDE KARAR KILMIŞTIR. Hepsinin ismi İslâm ve hepsinin toplandığı yer, bütün mânâsıyla gerçek İslâm... Bu bakımdan dinlerin kendi aralarında ve İslâma göre nisbete ihtiyaçları yoktur."

Yeni-OSMANLI
06-02-2012, 00:45
Allah buyuruyorki:
"Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, adil davrananları sever."
(Hucurat 9)

giriftar
06-02-2012, 00:47
Pek muhterem Papa cenapları,

Üç büyük dinin doğum yeri olarak bilinen toprakların dünyayı daha iyi yaşanabilir bir mekan kılma yolundaki kutsal misyonumuzu tam manasıyla bilen halkından size en içten selamları getirdik. Yoğun gündeminizde bize zaman ayırarak sizinle müşerref olmayı bahşettiğiniz için zatıalilerinize en derin kalbi teşekkürlerimizi sunarız.

Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinlerarası Diyalog İçin Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik.

İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlardır. Uygun bir yerdeki vakitli bir gayret bu yanlış anlamanın büyük oranda azalmasına katkı sağlayabilir. Müslüman dünyası, İslam'ın asırlarla ölçülen yanlış algılanmasını silip atacak bir diyalog imkanını bağrına basacaktır.

Beşeriyet, çelişen görüşler ortaya koydukları gerekçesiyle, zaman zaman bilim adına dini, din adına da bilimi inkar etmiştir. Bilginin tamamı Allah'a aittir ve din Allah'tandır. O halde bu ikisi nasıl çelişebilir? İnsanlar arasında anlayışı ve hoşgörüyü artırmaya yönelik dinlerarası diyaloğa yönelik ortak gayretlerimiz çok iş görebilir.

Kendi memleketimizde şimdiye kadar çeşitli Hıristiyan mezheplerinin liderleriyle diyalog içinde olduk. Bu naçiz gayretlerin boşa çıkmadığını acizane ifade etmek isteriz. Amacımız bu üç büyük dinin inananları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik tesis etmektir. Bizler bir araya gelmek suretiyle sözde medeniyetler çatışmasının gerçekleşmesini görmek isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci kimselere karşı dalgakıranlar gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin, karşı durabiliriz.

Geçen yıl bazı ünlü uluslararası bilim adamlarının katıldığı medeniyetlerarası barış ve diyalog konulu bir sempozyum düzenledik. Bu gayretin başarısından aldığımız teşvikle bu tür etkinlikleri tekrarlamak istiyoruz. Halihazırda üç büyük dinin bağlıları arasındaki bağları güçlendirmeye yönelik olarak dinler arası diyalog konusunda Vatikan'ın da temsil edileceğini ümit ettiğimiz bir konferans düzenleme sürecinde bulunuyoruz.

Yeni fikirlerimiz varmış iddiasında bulunmuyoruz. Yine müsamahanıza sığınarak, bu misyonun hedeflerine yakından hizmet etmek için üstlenmek istediğimiz birkaç teklifte bulunmayı arzu ediyoruz. Hıristiyanlığın üçüncü bin yılına girişi münasebetiyle yapılacak kutlamalar vesilesiyle Ortadoğu'daki Antakya, Tarsus, Efes ve Kudüs gibi bazı kutsal yerlere müşterek ziyaretleri içeren birçok etkinlikler önermek istiyoruz. Bunu Sayın Cumhurbaşkanımız Demirel'in, cenaplarının ülkemizi ziyaretine ve mezkur kutsal mekanları göstermeye davetini tekrarlamak için bir fırsat addediyoruz. Anadolu halkı size misafirperverliğini göstermeyi ve şevkle selamlamayı hararetle beklemektedir. Filistinli liderlerle diyalog kurmak suretiyle Kudüs'ü birlikte ziyaret etmemize davetiye çıkarabiliriz. Bu ziyaret bu mübarek şehri Hıristiyanlar, Yahudiler ve Müslümanların, hiçbir kısıtlama, hatta vize dahi olmaksızın serbestçe ziyaret edebileceği uluslararası bir bölge olarak ilan etme gayretlerine yönelik dev bir adım teşkil edebilir.

Üç büyük dinden liderlerin işbirliği ile, ilki Washington DC'de olmak üzere muhtelif dünya başkentlerinde bir konferanslar serisinin gerçekleştirilmesini teklif ediyoruz. İkinci serinin zamanı için Hz. İsa'nın doğumunun 2000. yıldönümü ideal olabilir.

Bir öğrenci değişim programı da çok faydalı olacaktır. İnançlı genç insanların birlikte eğitim görmesi birbirlerine yakınlıklarını artıracaktır. Öğrenci değişim programı çerçevesinde üç büyük dinin babası olduğu ikrar edilen Hazreti İbrahim'in doğum yeri olarak bilinen Urfa şehrindeki Harran'da bir ilahiyat okulu kurulabilir. Bu, ya Harran Üniversitesi'ndeki programların genişletilmesi suretiyle ya da üç dinin ihtiyaçlarını da temin edecek şumullü bir müfredata sahip bağımsız bir üniversite şeklinde gerçekleştirilebilir.

Önerilen programlar aşırı büyük işler gibi algılanabilir; ama bunlar erişilmez değildir. Dünyada iki tip insan vardır. Bazıları kendilerini topluma adapte etmeye çalışır. Diğer bazıları ise topluma uymaktansa toplumu kendi değerlerine adapte etmek ister. Toplum bütün ilerlemeleri bu ikinci tip insanlara borçludur. Onları yarattığı için Rabb'e şükürler olsun.

M. Fethullah Gülen / Rabb'in aciz kulu / 9 Şubat 1998

“Ey inananlar! Yahudilerle hristiyanları dost edinmeyin. Onlar, birbirlerinin dostudur. Ve sizden kim onları dost edinirse şübhe yok ki o da onlardandır. Şübhesiz Allah zalim olan topluluğu doğru yola sevk etmez… Kalplerinde bir hastalık olanların ‘Başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz’ diyerek onların içine katılan, onlara koşanları görürsün. Umulur ki Allah bir fetih veya katından bir emir getirecek de onlar, içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olacaklardır… İman edenler ise şöyle diyeceklerdir: “Bunlar mıdır bütün güçleriyle sizinle beraber olduklarına yemin edenler? Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir de hüsrana uğramışlardır! (Maide: 51,52,53)

giriftar
06-02-2012, 00:48
“Şu bir gerçek ki ümmetim adına en korktuğum ve en önemli şeylerden biri de dalalete sapmış yöneticiler ve önderlerdir. Ümmetimden bazı gruplar hak din olan İslamdan saparak müşriklere, hristiyanlara, yahudilere katılacaklardır.” (Hadis-i Şerif - Tirmizi)

giriftar
06-02-2012, 00:49
Allah Resûlü buyuruyor:

“Sizin için deccalden daha çok deccal olmayanlardan korkarım.”

Onlar kimlerdir?

“Saptırıcı imamlardır.” buyurdular. (Ahmed bin Hanbel)

Son.Fedai
06-02-2012, 00:51
F. Gülen hakkında açıkça reddiye yazılmamaktadır. [/I][/SIZE][/COLOR][/FONT]
Demişsin

Ama 1 sene önce

“Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü” Hareketinin Seyrettiği İstikâmet:

Ahmed Ali Aksoy F. Gülen Hocaefendi’nin Favorit Mecmuasındaki Mülâkâtı ve Bazı İfâdeleriyle Alâkalı Mülâhazalarımız
“Evet, aynı kökten geldikleri, aynı temel esaslara sahip bulundukları, aynı kaynaktan beslendikleri halde, asırlarca rakip dinler olarak yaşamış bulunan İslâm, Hıristiyanlık ve Mûse¬vîlik arasın-da başlayan, hattâ eski Hind ve Çin dinlerini de içine alacak şekilde gelişen diyalog teşebbüsleri¬nin olumlu netice-ler verdiği müşâhede olunmaktadır." (F.Gülen, Zaman, 04 Ekim 2004)
“Odessalı Hıristiyanların ise el¬bette rehberleri, din büyükleri vardır ve onla-ra söylenmesi gerekeni söyle¬mektedirler. Bir Müslüman, yani dinle¬rin temel birliğine inanan biri olarak, onların söylediklerinin bir Müslü¬man’ın söylediğinden ve söyleyece¬ğinden farklı olacağını düşünmüyo¬rum” (F.Gülen, Favorit, Nîsân 2009)
“Kâfire kâfir demek mü’minin vazi¬fesi değil. Kâfir demek insanın insanlığına saygısızlıktır.” (F.Gülen’le 11 Gün. s. 87)
“Biz renk körleriyiz” (F. Gülen’den naklen M. Şener)
“Bütün dinler buluşuyor, biz hepi¬miz kardeşiz” (4. Türkçe Olimpiyad finali)
---------------------------------------------------------------
Malumları, son zamanlarda Türkiye’nin gündemine giren ve üze-rinde harâretli tartışmaların cereyan ettiği mevzûlardan birisi de “Dinler-arası Diyalog ve Hoş¬görü” hare-keti olmuştur. Daha evvel pek âşinâ olmadığımız bu nev zuhûr mevzû, bilhâssa 1995’den sonra sür’atli bir inkişâf kaydetmiştir. Bunda, F.Gü len hocaefendinin son derece aktif bir rol oynadığı da herkes tarafın-dan bilinmekte ve kabûl edilmekte-dir.

“Dinlerarası Diyalog ve Hoş¬görü” hareketi; F. Gülen hocaefen-dinin; dînî bir cemâatin lideri olup, geniş bir nüfûz sâha¬sına sâhip olduğu; maddî-mânevî sevk ve idâresinde muhâfazakâr gazete, mecmua, radyo ve televiz¬yon gibi mühim neşir vâsıtalarıyla berâber dershâneler, kolejler ve üniversite-lerin de bulunduğu; kezâ, sevenle-rinin yurt içinde ve yurt dışında bir hayli aktif faaliyetler ifâ ettikleri; mühim bir finans müesse¬sesine sâhip bulunduğu da dikkate alındı-ğında, daha da ayrı bir ehemmiyet arz etmektedir.

Tabii bu arada “Dinlerarası Di-yalog ve Hoşgörü” hareketi ile alâkalı olarak zihinleri meşgûl eden; vuzûha kavuşmasını arzu ettiğimiz bazı “sisli” ve “mübhem” noktala-rın varlığı da, te’vil ve inkârı mümkin olmayan bir vâkıa olarak cümlenin mâlumu olsa gerek.

Meselâ, Vatikan’a gidilerek Pa-pa’nın ziyâret edilmesi ve; “Dinler-arası Diyalog İçin Papalık Konse-yi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyo-ruz”; “İslam yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bunda en çok suçlanacak olan Müslümanlar-dır.” gibi ifâdeler… On dört asırlık İslâm târihininin hiçbir safhasında emsâline rastla¬nılmayan bir ziyâret olup, son derece hayret ve endişey-le karşılanmışdır..

Bunların, yani bu “sisli” ve “mübhem” noktaların, birtakım “istifhamlara” sebebiyet verdiğini; kezâ bunlara karşı bazı “ithâm” ve “iddiâlar”ın mevcûdiyetini de ifâde etmeliyiz…

Yine bu “ithâm” ve “iddiâlar”ı ciddiye aldığımızı, daha doğrusu ciddiye almak mecburiyetinde bu-lunduğumuzu ve bunların tatmin edici cevablarının gâyet sarîh ve net olarak ortaya konulmasında mutlak zarûret olduğunu da ifâde etmek isteriz. Zira, zihinlerde mey¬dana gelen birtakım “şübhe”, “tereddüd”, hatta “teşevvüşler” var ki, bunlar, doğrudan halkımızın imân ve i’tikâdâtının sıhhat ve fesâdıyle alâkalıdır. Bu cihetle de hayâtî ehemmiyet arzetmektedir.
Evet, yukarıda işaret ettiğimiz hususlarla alâkalı olarak, Gülen hocaefendinin, Ukrayna’da münte¬şir Favorit mecmuasıyla Nisân 2009’da yaptığı mülakattaki, iki süâle karşı verdiği cevabı merkeze alıp, sonra da bu cevablarla şöyle veya böyle alâkalı gördüğümüz bazı hususları zikrederek mevzûyla alâkalı mülahazalarımızı arz etmek istiyoruz.
“Süâl: Hz. Îsâ’nın kişiliği İs¬lâm Dini’nde nasıl yorumlan¬maktadır?”
(…)

“Hz. Îsâ’ya ve Hz. Muham¬med’e, Kur’an’a ve İncil’e inan¬mayan bir Musevî yine Musevî-dir; Hz. Muhammed’e ve Kur’an’a inanmayan bir Hıristi¬yan yine Hıristiyan’dır ama, Hz. Îsâ’ya, Hz. Musa’ya, Hz. Davud’a, Hz, Sü-leyman’a, Hz. İbrahim’e, kısaca herhangi bir peygambere, bunun gibi İncil’e, Tevrat’a, Zebur’a inanmayan bir kimse asla Müs-lüman olamaz; bunlardan birine bile inanma¬mak, kişiyi İslâm dai-resinin dı¬şına çıkarır. Bundan dolayıdır ki, İslâm, kendinden önceki İlâhî gelenekleri asla dış-layıcı olma¬mış, onları kucakla-mış, birinci sorunun cevabında arz edilmeye çalışıldığı üzere, onların men¬suplarını Ehl-i Kitap olarak te¬lâkki etmiş, kendilerine ona göre davranmıştır.”

Ehemmiyetine binân şu ifâde¬lere dikkatleri çekmek istiyoruz:
“Hz. Îsâ’ya ve Hz. Muham¬med’e, Kur’an’a ve İncil’e inan¬mayan bir Musevî yine Musevî-dir” ,
“Hz. Muhammed’e ve Kur’an’a inanmayan bir Hıristi¬yan yine Hıristiyan’dır” cümlele¬rinin, “hâsıl-ı tahsîl”den başka bir mâna ifâde etmediğini, ancak büyük bir hakikatin ketmedildiğini ifâde etmek isteriz. Hakikati sak¬lamak ve ifâde etmekden imtinâ etmek, takdir edersiniz ki, büyük bir vebâl ve talihsizlikdir.

Şimdi bir de bu ifâdeleri, aşağı¬daki süâle karşı verilen şu cevab ile beraber mütâlea edelim:
“Odessalı Hıristiyanların ise elbette rehberleri, din büyükleri vardır ve onlara söylenmesi ge-rekeni söylemektedirler. Bir Müs-lüman, yani dinlerin temel birliği-ne inanan biri olarak, onla¬rın söylediklerinin bir Müslü¬man’ın söylediğinden ve söyle¬yeceğinden farklı olacağını dü¬şünmüyorum…”

Yani, “onların söylediklerinin bir Müslüman’ın söylediğinden ve söyleyeceğinden farklı ola¬cağını düşünmüyor”muş Hocae-fendi.

İşte o süâl ve cevabı:
Süâl: “Bütün dünya insanlığı için faydalı gayretlerde bulunan biri olarak, Odessa’lı Hıristiyan¬lara ne söylemek ve onlardan ne gibi dileklerde bulunmak ister¬siniz?”
Cevap: “Estağfirullah, bin de-fa estağfirullah. Yukarıda arz etmeye çalıştığım gibi, kimseye bir şey söyleme, yol gösterme mevkiinde değilim. İnsanlık için faydalı gayretlerde bulunduğum şeklindeki sözünüzü de sadece bir dua ve sizlerin bir teveccühü, hüsnüzannı olarak kabul edebili¬rim. Odessalı Hıristiyanların ise elbette rehberleri, din büyükleri vardır ve onlara söylenmesi ge-rekeni söylemektedirler. Bir Müs-lüman, yani dinlerin temel birliği-ne inanan biri olarak, onla¬rın söylediklerinin bir Müslü¬man’ın söylediğinden ve söyle¬yeceğinden farklı olacağını dü¬şünmüyorum. Hz. Îsâ gibi, bizim nazarımızda ülü’l-azm, yani tarih boyu gelmiş peygamberler ara¬sında en büyük beş peygamber¬den biri olan bir zatın ardından gitmek, onu takip etmek, yapıla¬bilecek en güzel şeylerdendir.”

“Bir Müslüman, yani dinlerin temel birliğine inanan biri ola¬rak…” ifâdesinin oldukça “muğ¬lak” ve “sisli” bir ifâde olduğunu; zihinlerinde “tevhîd-i edyân” takın-tısı olanlara medâr olacak birtakım “vehim” ve “vesvese¬lere” sebebi-yet vereceğini ifâde etmeliyiz. Yani, günümüzdeki muharref Yahudilik ve Hıristiyanlık ile İslam dini arasında bir “temel birliği”nden bahsetme-nin abes olduğunu söylemeye hiç hâcet var mıdır, bilmem ki?
Az-çok tahmin ediyoruz; “Efen-dim, Hocaefendi, onunla yok şunu kasdetmişdi, yok bunu kasdetmişdi…” diyerek bir takım mazeretlere sığınmak sûretiyle teselli bulmak ve avunmak iste¬yenler olacakdır. Ancak bunlara, nâfile tesellilerden ibârettir diyebili¬riz.

Sormak İstiyoruz:
“Odessalı Hıristiyanların ise elbette rehberleri, din büyükleri vardır ve onlara söylenmesi ge-rekeni söylemektedirler. Bir Müs-lüman, yani dinlerin temel birliği-ne inanan biri olarak, onla¬rın söylediklerinin bir Müslü¬man’ın söylediğinden ve söyle¬yeceğinden farklı olacağını dü¬şünmüyorum” diyen Hocaefen-di’ye, müsaadeleriyle şu hususu ehemmiyetle sormak iste¬riz:
“Odessalı Hıristiyanların reh-berleri, din büyükleri…” diye işâret ettiğiniz papazların, Odessalı Hıristiyanlara, Hz. Îsâ’nın “ilah” olduğunu, hem de “üç ilah’dan biri” olduğunu bugüne kadar söy-ledikleri gibi, bugün dahi söylemek-te olduklarını, hiç mi duymadınız, hiç mi işitmediniz?!. Duymadığınızı, işitmediğinizi kabul etmek mümkin olmadığına göre, bunu neyle izah edeceksiniz?
İsterseniz, “Odessalı Hıristi¬yanların rehberleri, din büyük¬leri” Hıristiyanlara neler “söylü¬yorlar”mış, bir görelim.

İşte onların imân esas¬ları:

"Görünen ve görünmeyen varlıkları Yaradanı, yeri ve göğü yaratan, Her şeye Kadir Tanrı Baba'ya inanıyorum. Tanrının biricik Oğlu tek Rab ve ezelde Baba'dan doğmuş olan Mesih İsâ'ya inanıyorum: O Tanrı'dan gelen Tanrı, Nur'dan Nur, Ger¬çek Tanrı'dan Gerçek Tanrı'dır. Yara-tılmış olmayıp, Baba ile aynı öz-dedir ve her şey onun aracılı¬ğıyla yaratılmıştır…." (Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, Fransızca'dan tercü-me eden: Dominik Pamir, s. 64)

“Bir Müslüman, yani dinlerin temel birliğine inanan biri ola¬rak, onların (yani papazların) söyledik-lerinin bir Müslüman’ın söyledi-ğinden ve söyleyeceğin¬den farklı olacağını düşünmüyo¬rum” diyen-lerin, diyebilenlerin, tam bir “küfür” ve “şirk” mani¬festosu olan bu ifâ-delere dikkat ve basîretle nazar buyurmalarını isteriz.

Ve ayrıca şunu sormak isteriz; bu ifâdelerde, zımnen küfrü takrir etmek gibi bir tehlikeyi “îhâm” eden mânâ yok mudur? Bunu sez-mek için dehâ sahibi olmak mı la-zım geliyor acaba?!. Neticesi son derece muhâtaralı bir vartaya düş-me tehlikesinden hiç mi endişe edilmiyor?
Hemen yukarıda görüldüğü üze-re “bir müslümanın söylediği ve söyleyeceği” ile, “onların (papaz-ların) söyledikleri ve söy¬leyecekleri” o kadar farklıdır ki; “müslümanın söylediği ve söy¬leyeceği” “imân” ve “tevhîd” olup, “onların (papazların) söyle¬dikleri ve söyleyecekleri” ise mutlak “küfür” ve “şirk”den ibâretdir. Kur’ân’ın ifâdesiyle birisi “nûr”, diğeri ise “zulümât”dır. Hocaefendi hakkında, “nûr” ile “zulümât” arasındaki o azîm “fark”ın farkına varamamasını tasavvur etmek mümkin olmadı¬ğına göre, bunun izahı ne ve nasıl olabi-lir ki? Cevabının ne olduğunu elbet-te bilmek isteriz.

Evet, “fark” o derece kat’î, o derece sarîhdir ki; “ebyenü mi-ne’ş- şems”. Binaenaleyh böyle bir söze terettüb edecek dinî-şer’î hükümden Allaha sığını¬rız.
Yine şu ifâdedeki vehâmete dik-katleri çekmek isteriz:
“Hz. Îsâ gibi, bizim nazarı¬mızda ülü’l-azm, yani tarih boyu gelmiş peygamberler arasında en büyük beş peygamberden biri olan bir zatın ardından git¬mek, onu takip etmek, yapılabi¬lecek en güzel şeylerdendir.”

Demek ne demekdir? Evet, bun-lar bir müslümana karşı söyle¬nebilir. Ancak buradaki muhatablar ise Hıristiyanlardır.

Bu söz, onlara zımnen: “Küf¬rünüze devam edebilirsiniz!.” Manasını tazammun etmez mi?
Bu ifâde de, i’tikâdî cihetten son derece tehlikeli bir ifâdedir. Zira Hıristiyanlar, “ardından git¬tiklerini” vehmettikleri zât’a yani Hz. Îsâ’ya “ülûhiyyet” pâyesi ver-mek suretiyle O’nu “ilâh” ola¬rak kabul etmektedirler. Bu sebeble mutlak “kafir” oldukları Kur’ân: 5/72,73; 9/30’da sarâhaten beyân buyrulmaktadır:

“Andolsun ki, ‘Allah kesin¬likle Meryem oğlu Mesîh’dir’ diyenler kâfir olmuşlardır….” (Kur’ân: 5/72)
“Andolsun ‘Allah üçün üçün¬cüsüdür’ diyenler de kâfir ol¬muşlardır…” (Kur’ân: 5/73)
Vâkıa bu iken:
“Hz. Îsâ gibi (…) bir zatın ar¬dından gitmek, onu takip etmek, yapılabilecek en güzel şeyler¬dendir.” demek ne demekdir? Evet, bunlar bir müslümâna karşı söylenebilir. Ancak buradaki muha-tablar ise Hıristiyanlardır.

Bu söz, onlara zımnen: “Küf¬rünüze devam edebilirsiniz!” mânasını tazammun etmez mi? Ve yahut da, –hafizenallah- “küfre rıza küfürdür” hükmüne girerse?! Böy-le bir felakete nasıl cür’et edi¬lebilir?!. Bunlar hiç kale alınmıyor mu?

Avâmm-ı nâs (aslı yazılacaksa “m” iki defa yazılmayacak mı?))bunu nasıl anlar, neye hük¬mederler? Bunların dikkate alın¬ması icap etmez mi? Ya birilerinin hatalı anlamasına sebebiyet veri¬lirse? Buna terettüb edecek dinî ve şer’î hüküm hiç hesâb edilmiyor mu acaba?
Hasbeten lillah şunu hatırlat¬mak isteriz:
Bu ifâdelerle “kimlere, ne mal-zemeler verildiğinin” farkın¬dalar mı acaba?!.

Yine diyorlar ki:

“İslâm, kendinden önceki İlâhî gelenekleri asla dışlayıcı olmamış, onları kucaklamış, (…) onla-rın mensuplarını Ehl-i Kitap ola-rak telâkki etmiş, kendilerine ona göre davranmıştır.”
Bunun da son derece muğlak bir ifâde olduğunu söylemek iste¬riz. Bu ifâdeye ileride yine dönece¬ğiz. Ancak burada şu kadarını ifâde etmek isteriz:

Daha düne kadar talebelerin ba-rındığı apartman dâirelerinde bütün talebelere okutulup takrir edilen “Çağdaşlık mı İnhirâf mı” isimli kitabın 184. sahifesinde aynen şu ifâdelere yer alıyordu:
“Hz. İbrâhim’den sonra risâlet, Hz. İshâk’ın soyundan yürümüş ve gelen her peygam¬ber İslâm’ı temsil etmiş olmakla birlikde, Tevrât’ı tahrif eden, tev-hidi şirke dönüştüren İsrâiloğulları büyük çoğunlu¬ğuyla Hz. Îsâ’ya da inanmayıp, neticede Yahudiler olarak ehl-i kitab olma durumuna düşmüş¬lerdir. Hz Îsâ’dan sonra, ona iman ve ittibâ edenler de za¬manla büyük ihtilaflara düşmüş ve neti-cede İncil tahrifata uğra¬dığı, hat-ta elde Hz. Îsâ’ya nâzil olan İncil diye bir kitab kalma¬dığı gibi, tevhîd de teslise dö¬nüştürülmüştür.”

Bu paragrafda geçen iki nok¬taya dikkatleri çekmek isteriz:
Bir; “tevhidi şirke dönüştüren İsrâiloğulları…”
İki; “tevhîd de teslise dönüş¬türülmüştür.”
Hocaefendinin ““İslâm, ken¬dinden önceki İlâhî gelenekleri asla dışlayıcı olmamış, onları kucaklamış” derken “İslâm”a kimleri kucaklatmış oluyor; dikkat buyurula:
“Tevhidi şirke dönüştüren” müşrikleri; “tevhîdi teslise dö¬nüştüren” ve “Allah kesinlikle Meryem oğlu Mesîh’dir” diyen kâfir/müşrikleri…

Kendileri, on dört asırlık İslâm tarihinde bir ilke imza atmak sûre¬tiyle Papaları, patrikleri, haham¬ları… “kucaklamak”da bir beis görmeyebilirler. Kendileri onları “kucakladı” diye, elbette “İs¬lâm”ın da onları kucaklaması icap etmez.

Hocaefendi; “onların men¬suplarını Ehl-i Kitap olarak te¬lâkki etmiş, kendilerine ona göre davranmıştır” derken de “tevhîdi şirke dönüştüren”, “tevhîd”i “de teslise” “dönüştür”enler için, yani lafın Türkçesi müşrikler için “Ehl-i Kitap olarak telâkki etmiş, kendi-lerine ona göre davranmış¬tır” demek sûretiyle onlara, ol¬duklarından başka bir statü ver¬meye gayret etmiş oluyor ki, bu ifade ile verilmek istenilen mesaj, ne yazık ki, doğru değildir; haki¬katleri hevâ ü hevese fedâ etmekdir. Bununla kimlerin gönlü¬nün alınacağı, kimlerin memnun edileceği, izâhdan vâreste olsa gerek.

Dinî mes’elelerde, hele de bu mes’eleler i’tikâda taallük eden mes’eleler ise, orada bu gibi tavizkâr davranışlar aslâ tecviz edilemez.
Kur’ân’a rağmen Ehl-i Kitab için herhangi bir statü ta’yin ve tesbit etme cür’eti, hiç kimsenin haddine düşmemişdir.

Esasen Hocaefendi ve ondan mülhem olsa gerek, en yakınındaki kadro arasında Ehl-i Kitab ile alâ-kalı olarak Kitab ve Sünnet ile te’lifi mümkin olmayan yepyeni bir telakki ve zihniyetin hâkim oldu¬ğunu görü-yor ve bu sakîm zihniye¬tin kabûlü için olağan üstü gayret¬lerin sahne-lendiğini müşâhede ediyoruz.

Bu cümleden olmak üzere, Hocaefendi'nin mânevî başkanı bulunduğu "Gazeteciler ve Ya¬zarlar Vakfı KADİP" bünyesinde yapılan bir konuşmadan aşağıya nakledeceğimiz hususlar, iddiamızı te’yid eder mahiyettedir. Vatikan temsilcisi George Marovitch, Dozideos Anagnasdopavios ve Yusuf Altıntaş gibi Kilise ve Hav-ra mensublarının huzurlarında Prof. Karaman tarafından yapılan konuşma, "Polemik Değil Diya¬log" ismiyle neşredilen kitabdan aynen iktibas ederek naklettiğimiz şu ifadelere lütfen dikkat buyurula:

1)“Bütün insanların Müslü¬man olmaları’ dinin, Kur’ân’ın hedefi değildir.” (Polemik Değil Diyalog, s. 41);
2) “Müslümanların çoğu ‘Pey-gamberin, bütün din sâlikle¬rini İslâm’a çağırdığına’ inanırlar” (Polemik Değil Diyalog, s. 35);
3) “Peygamberimiz ‘Yahudiler mutlaka Müslüman olsun!’ demi¬yor, ‘Hıristiyaanlar mutlaka Müs-lüman olsun!’ demiyor.” (Po¬lemik Değil Diyalog, s. 35);
4) “Diyaloğun hedefi, tek bir dine varmak, dinleri teke indir¬gemek olmamalı” (Polemik Değil Diyalog, s. 36);
5) “Kur’ân-ı Kerîm’de Ehl-i kitabla ilgili devamlı vurgulanan şey; Allah’a iman, âhirete iman ve amel-i salihdir. Kur’ân birçok âyet-te bunu söylüyor; yani ‘Pey¬gambere iman edin’ demiyor.” (Polemik Değil Diyalog, s. 37);
6) “Ben diyorum ki, İslâm, Ehl-i kitâba, tek seçenek olarak –son dinin mensubu olma mana¬sında- Müslüman olmaya çağır¬mıyor. ‘hanifiyyet’ (Hz. İbrahim çezgisindeki tevhîde ve bu ma¬nada İslâm’a) çağırıyor. (Polemik Değil Diyalog, s. 37);
7) “Bu arada şu var, hani kor¬kulan şey, böyle dersek, böyle inanırsak ‘Hıristiyan ve Musevi Müslüman olmaz’ deniyor, bun¬dan endişe ediliyor.

“-E olmazsa olmasın.
“-Peki, ama Kur’ân bunları Müslüman olmaya davet ediyor.
“-Acaba? (Polemik Değil Diya¬log, s. 36)
Bir makalemizde bunlardan bahsederek tenkid etmemiz üze¬rine, Prof. Karaman bize cevab vermiş ve konuşmasında üç görüşden bahsettiğini, yukarıdaki ifadelerinin de bu üç görüşden birisi olduğunu söyleyerek aynen şöyle demişdir:
“Kendim üçüncü görüşü be¬nimsediğimi söylemedim ve sa-vunmadım, yalnızca naklettim ve delillerini verdim. Ayrıca bu gö-rüşün de savunulabileceği kana-atindeyim.” (Yeni Şafak, 22.8.2008)

Prof. Karaman, o konuşma¬sında “Kendim üçüncü görüşü benim-sediğimi söylemedim ve savun-madım” diyor. Ancak ce¬vabî yazı-sında “Ayrıca bu görü¬şün de savunulabileceği kanaa¬tindeyim” diyorlar ki, aradaki tezada dikkatleri çekmek isteriz.
Prof. Karaman’a; yukarıda ge¬çen bilhâssa 2, 3 ve 7. bendlerdeki ifadeleri üzerinde bir def’a daha teemmül ve tezekkür etmelerini tavsiye ediyoruz. Takdir kendile¬rine âiddir.

Sanki Necib Fazıl’ın 1949’da Büyük Doğu’da:
“Heeeeey, heeeeey, heeeeey Müslüman Türk topluluğu!!!” diye haykırarak ifade ettiği “Pey¬gamber ve şeriat farkı ihtilafını kaldırıp, sadece Allahın varlığı ve birliği üzerine müesses yeni bir din sevdası”nın hayata geçi¬rilmeye çalışıldığı hissine kapılmakdan, doğrusu kendimizi alamıyoruz.

Kur’ân Ne Diyor?

Kurucan Ne diyor?

Ahmet Kurucan diyor ki:
“Kur'anî perspektifi esas alarak inanç bağlamında insanların kate¬gorilerine bakalım önce. Genel anlamda Kur'an'a göre insanlar Müslüman, kâfir/müşrik ve ehl–i kitap olmak üzere üçe ayrılır. Sabiiler, münafıklar vb. inançları da hesaba katacak olursak üç rakamı-nı çoğaltabiliriz. Ama biz genel anlamda meseleye bakaca¬ğımız için bunu Müslüman, kâ¬fir/müşrik ve ehli kitapla sınırlandı¬rılmasının daha doğru olacağını düşünüyoruz. (…) Müslümanlar yukarıda izah ettiğimiz teorik te¬mellerden uzakla-şarak karşı tarafı ehli kitap olması-na rağmen kâfir diye adlandırmıştır. Bu yanlışlığı müdafaa edecek deği-lim; ama şu kadarını da ifâde etme-den geçe¬meyeceğim: Zannediyo-rum bu adlandırmada dönemin tarihsel şartlarının ciddi rolü var.” (Ahmet Kurucan, Zaman, 15.5.04)

Bu ifâdeye göre insanlar, “Müs-lüman, kâfir/müşrik ve ehli kitap” olarak tasnif ediliyor ve Ehl-i Kitab küfür dairesinin haricinde kabul ediliyor. Bununla da kalma¬yıp;
“Müslümanlar yukarıda izah ettiğimiz teorik temellerden uzak¬laşarak karşı tarafı ehli kitap ol-masına rağmen kâfir diye ad¬landırmıştır. Bu yanlışlığı müda¬faa edecek değilim” demek cür’etinde bulunuyor.

Galiba Ehl-i Kitab ile diyalog aşkı bu ifâdelerin sahibini o denlû kör ve o denlû sağır hale getirmiş ki, söylediklerinin nereye vardığı¬nın farkında değil.
Halbuki, Ehl-i Kitab’ı bizâtihi Kur’ân’da tekfir eden Allah Teâlâ hazretleridir. Bu sebeble A. Kurucan, “Bu yanlışlığı müdafaa edecek değilim” derken, kimi yan-lışlıkla itham ettiğinin farkında değil. el- Iyâzü billah!..

Oysa, aynı A. Kurucan, apart¬man dâirelerinde barındırılan tale¬beler için tertibedilen seminer ça-lışmalarında ders kitabı olarak itti-haz edilen ve Hocaefendinin te’lifi olduğu söylenilen “Çağdaşlık mı İnhiraf mı” isimli eserde (s. 184) yer alan şu ifadeleri öğretiyordu talebe-lere:
“Hz. İbrâhim’den sonra risâlet, Hz. İshâk’ın soyundan yürümüş ve gelen her peygamber İslâm’ı temsil etmiş olmakla birlikde, Tevrât’ı tahrif eden, tevhidi şirke dönüştü¬ren İsrâiloğulları büyük çoğunlu¬ğuyla Hz. Îsâ’ya da inanmayıp, neticede Yahudiler olarak ehl-i kitab olma durumuna düşmüşler¬dir. Hz Îsâ’dan sonra, ona iman ve ittibâ edenler de zamanla büyük ihtilaflara düşmüş ve neticede İncil tahrifata uğradığı, hatta elde Hz. Îsâ’ya nâzil olan İncil diye bir kitab kalmadığı gibi, tevhîd de teslise dönüştürülmüştür.”

Kur’ân Ne Diyor?
“Andolsun ki, ‘Allah kesin¬likle Meryem oğlu Mesîh’dir’ diyenler kâfir olmuşlardır….” (Kur’ân: 5/72)
“Andolsun ‘Allah üçün üçün¬cüsüdür’ diyenler de kâfir ol¬muşlardır…” (Kur’ân: 5/73)
Görüldüğü üzere, Kur’ân’da Ehl-i Kitab sarâhaten tekfir edil¬mektedir. Hatta Râzî gibi bazı mü-fessirlere göre Hıristiyanlar sadece “kâfir” olmayıp, aynı za¬manda “müşrik”dirler. Nitekim Tevbe: 30’un tefsiri sadedinde Faruddîn Râzî diyor ki:

“Bil ki Allah Teâlâ, önceki âyet-te, Yahudi ve hırıstiyanların, kendi-sine iman etmediklerini belir¬tince, bu âyette de bunun sebebini beyan etmişdir. Zira Cenab-ı Hakk, onla-rın, Allah’a bir oğul nisbet ettiklerini nakletmişdir. Binaen aleyh, kim ilâh hakkında böyle bir şeyi tecviz eder-se, o hakikatde ilâhı inkar etmiş demekdir. Yine Cenab-ı Hakk, her ne kadar şirki söyleme yolları farklı ise de onların müşrikler gibi olduk-larını beyan etmişdir. Çünkü, puta tapanlarla, Mesîh’e veya başkasına tapanlar arasında bir fark yokdur. Zira şirk, insanın Allah’ın yanında başka mâbûd veya mâbûdlar edin-mesi demekdir. Binâenaleyh, böyle bir şey tahakkuk edince, şirk de sâbit olur. Hatta biz iyi düşünürsek, puta tapanların küfrünün, Hıristiyan-ların küfründen daha hafif olduğunu anlarız. Çünkü puta tapan, “Bu put âlemin yaratıcısı ve âlemin ilâhıdır” demiyor, aksine onu Allah’a ibade¬tine vâsıta yapıyor. Ama Hıristi¬yanlara gelince, onlar Allah hak¬kında hulûl ve ittihadı kabul edi¬yorlar ki, bu son derece çirkin bir küfürdür. Böylece, hulûle inanan¬larla diğer müşrikler arasında bir farkın bulunmadığı sabit olmuş olur.” (Faruddîn er-Râzî, Tefsîr-i Kebîr Mafâtîhu’l- Ğayb tercümesi, Prof. Dr. Suat Yıldırım ve arkadaşları, c. 11, s. 479)
اعلم أنه تعالى لما حكم في الآية المتقدمة على اليهود والنصارى بأنهم لا يؤمنون بالله ، شرح ذلك في هذه الآية وذلك بأن نقل عنهم أنهم أثبتوا لله ابنا ، ومن جوز ذلك في حق الإله فهو في الحقيقة قد أنكر الإله ، وأيضاً بين تعالى أنهم بمنزلة المشركين في الشرك ، وإن كانت طرق القول بالشرك مختلفة ، إذ لا فرق بين من يعبد الصنم وبين من يعبد المسيح وغيره لأنه لا معنى للشرك إلا أن يتخذ الإنسان مع الله معبوداً ، فإذا حصل هذا المعنى فقد حصل الشرك ، بل إنا لو تأملنا لعلمنا أن كفر عابد الوثن أخف من كفر النصارى ، لأن عابد الوثن لا يقول إن هذا الوثن خالق العالم وإله العالم ، بل يجريه مجرى الشيء الذي يتوسل به إلى طاعة الله . أما النصارى فإنهم يثبتون الحلول والاتحاد وذلك كفر قبيح جداً ، فثبت أنه لا فرق بين هؤلاء الحلولية وبين سائر المشركين ، ( تفسير الرازي، ج: 7، ص:499 )
Yine İbn Hazm da “el-Fisal fi’l- Milel…” isimli eserinin C. 3, s. 111’de diyor ki;
اليهود والنصارى وهم كفار بلا خلاف من أحد من الأمة ومن أنكر كفرهم فلا خلاف من أحد من الأمة في كفره وخروجه عن الإسلام
“Yahudi ve Hıristiyanların küf-rü hakkında ulemâ-i ümmetden hiç kimseden hilâf vâkı’ olmadığı gibi, keza onların küfrünü inkar eden kimsenin küfrü ve İslâm dininden çıkmış olması husû-sunda da hiçbir ihtilâf olmamışdır.”

Yani, Yahudi ve Hıristiyanların küfründe hiç ihtilâf olmadığı gibi, keza, onların küfrünü kabul etme-yenlerin küfründe de ihtilâf olmamışdır.
Nitekim “Tehzîb’ü Risâleti’l-Bedri’r- Reşîd”de de
أو لم يكفر من دان بغير الاسلام كالنصارى، أو شك فى كفرهم، أو صحح مذهبهم..

“Yahut kim Nasârâ gibi İs-lâm’dan başka bir dîn üzerinde olanları tekfîr etmezse; yahut onla-rın küfründe şübhe ederse; veya mezhebleri doğrudur, derse... tekfîr olunur” (s.12) deniliyor.
Zaten, Allah Teâlâ Kur’ân’da on-ların küfrünü sarâhaten beyan bu-yururken, onun hilâfına bir iddiâda bulunmak, kimin haddi olabilir ki?. Meğer ki, bazıları gibi “diyalog” aşkıyla mest-i lâ ya’gıl olsun.

Yine Hocaefendi’nin mânevî hi-mâyelerinde faaliyet gösteren Ga-zeteciler ve Yazarlar Vakfı bünye-sinde bulunan KADİP tarafından Türkçe/Rusça olarak neşredilen DA mecmuasında, yukarıda ifâde etmeye çalışdığımız zihniyetin pro-pagandasına şâhid oluyoruz:
“İslâm’a göre inançsızlar ate-istler ve putperestlerdir. Allah’ın kendilerine Kitab verdiği Yahudi-ler ve Hıristiyanlar ise inançlıdır.” (İman Valeriya Porohova, DA diyalog Avrasya, sayı 21)
Yukarıdaki “inançsızlar”ı, her-halde kâfir; “inançlı”ları da mü’min olarak anlamak lazım. Bu takdirde, Ehl-i Kitab, evvela kâfir olmakdan kurtarılıyor; bununla da iktifâ edilmeyip mü’min oldukları iddia ediliyor.

Burada hem A. Kurucan ve hem de DA mecmuasındaki makale sahibi İman Valeriya Porohova’ya şun hatırlatmak isteriz:

“Ebû Hanife rehimehullah şöyle buyurdu:
-Said b. El-Müseyyeb’den ba-na ulaşdığına göre, kâfirleri bu-lundukları mevkie indirmeyen onlar gibidir.” (İmam-ı Â’zam’ın Beş Eseri, tercüme, Prof. Dr. Mustafa Öz, İFAV, 3. baskı 2002, s. 43)
Keza, Mayıs 2004’de, Mar-din’de icrâ edilen milletlerarası “Dinler ve Barış” sempozyumun-da, çan ve ezân refâkatinde Rum, Ermeni ve Süryânî Patrikleriyle, Yahudi Hahamı’nın peşine takılıp, sembolik sırat köprüsünden geçi-lerek, haşr meydanına ve oradan da cennete girme merasimi ve bu merasimin aynı anda, 142 televiz-yondan canlı olarak bütün dünyaya gösterilmesi de aynı zihniyetin bir başka ifâdesi olsa gerek.

Mezkûr sempozyum ile alakalı olarak medyaya intikal eden “DİNLER KARDEŞTİR” haberini okuduğumuz zaman gözlerimize inanamamış idik.

Yine 2004’de FKM’de icrâ edilen “Dinler ve Barış Sempozyu-mu’nda, Papaz Hans Küng’ün şu ifâdesi dile getiriliyordu:

“Dinler arası barış olmadan, dünya barışı gerçekleşemez. Diyalog olmadan, dinler arası barış gerçekleşemez.”

Lütfen söyler misiniz; dinler na-sıl barışacak? Hak dîn İslâm, bâtıl dinlerle nasıl barışmış olacak. İslâm, onların da birer hak din ol-duğunu mu kabul edecek? Bunun bir “Tevhîd-i edyân” projesi oldu-ğunu anlamamak için, ancak ebleh olmak lazım. Sözü uzatmaya lüzûm var mı? Gerisini siz tasavvur ediniz.

Böylece, “Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü”nün, nasıl bir sevdâ peşinde olduğunu da ayân beyân anlamış oluyoruz. “Dünya barı-şı”ndan bahsedenler, zamirlerinde nelerin gizlendiğini bu ifâdelerle az-çok ortaya koymuş oluyorlar.

Bunun son derece karanlık bir proje olduğunu anlamak için her-halde dâhi olmaya ihtiyaç olmasa gerekdir.

Bir Başka Misâl:
“Mardin, Alon'un da bu utangaç-lıkla söylediği gibi hepimize 'Bu üç dinin üstünlük taslanmadan nasıl birbirleri ile bağlantılı iç içe geçmiş olduğunu gösterdi.'
“Yeter ki rasyonel ve pragmatik bir model olarak da önümüzde bulunan İbrahim'in ayak izlerini takip edelim; Mardin, Urfa, İstanbul, Roma, Kudüs ya da Mekke, aslında hepsi aynı izin peşinde…” (Eyüb Can, Zaman, 14.4.2000)

Şu ifâdedeki vehâmete dikkatleri çekmek isteriz:
“Bu üç dinin üstünlük tas-lanmadan…”
Halbuki Kur’ân-ı Kerîm’de Allah Teâlâ buyuruyor ki:
“O Allahtır ki O, Rasûlü’nü hi-dâyet kânunu (Kur’ân) ve hak (tevhîd) dîni ile bütün dinlerin üzerine geçirmek için gönderdi, müşrikler isterlese hoşlanmasın-lar!” (Kur’ân: 9/33)
“O, odur ki Rasûlünü hidâyet rehberi ve hak diniyle (Hakk’ın diniyle) gönderdi, onu her dînin üstüne çıkarmak için!. Şâhid olarak da Allah yeter! (Kur’ân: 48/28) (Her iki âyet-i celîlenin meâli, Elmalılı Hamdi Efendi tefsirinden ikti-bas edilmişdir.)

“Bu üç dinin üstünlük tas-lanmadan…” ifâdesini kullanan şahsın, kendi dîni hakkında ne denlû cehâlet içinde olduğunu; buna rağmen nâsıh-ı a’zâm rolleri-ne bürünerek âleme akıl verme cür’et ve küstahlığında bulunduğu-nu söylemeye hâcet var mı?!
Ancak, bu şahsa, böylesine va-hîm ve sakîm bu fikrin kimden veya kimlerden mülhem olduğunu da hesaba katmanın lüzûmuna işâret etmek isteriz.

Yani “rakip dinler olarak ya-şamış bulunan İslâm, Hıristiyan-lık ve Musevilik”den dem vuranla-rı…
“Aynı kökten geldikleri, aynı temel esaslara sahip bulundukları, aynı kaynaktan beslendikleri halde asırlarca rakip dinler olarak yaşa-mış bulunan İslâm, Hıristiyanlık ve Musevilik arasında başlayan diya-log çalışmalarının, eski Hind ve Çin dinlerini de içine alacak şekilde gelişeceği günler uzak değildir” diyenleri…

(M, Fethullah Gülen’in, Milletlerarası Diyalog Derneği tarafından 29-30 Nisân 2005 tarihlerinde Wisconsin-Madison Üniversitesi'nde gerçekleştirilen "İslâm ve Diyalog" konulu konferansa gön-derdiği mesaj, Zaman 21 Ağustos 2005, Pazar)

İslâm, Hıristiyanlık ve Musevi-lik’in “Aynı kökten geldikleri, aynı temel esaslara sahip bulundukla-rı, aynı kaynaktan beslendikleri” şâyet doğru ise; o halde buna ne diyeceksiniz:
"Görünen ve görünmeyen varlıkları Yaradanı, yeri ve göğü yaratan Her şeye Kadir Tanrı Baba'ya inanıyorum. Tanrının biricik Oğlu tek Rab ve ezelde Baba'dan doğmuş olan Mesih İsâ'ya inanıyorum: O Tanrı'dan gelen Tanrı, Nur'dan Nur, Gerçek Tanrı'dan Gerçek Tanrı'dır. Yara-tılmış olmayıp, Baba ile aynı öz-dedir ve her şey onun aracılığıyla yaratılmıştır…." (Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri, Fransızca'dan tercü-me eden: Dominik Pamir, s. 64)

İslâm’ın esası; “Lâilâhe illellah, Muhammedü’r-Rasûlullah” keli-me-i tayyibesinde ifâdesini bulan tevhîd-i İlâhî ve risâlet-i Muham-medî’dir. Yukarıdaki şirk manifesto-sunun bu esas ile ne alâkası var!

E. Can’a göre:
“Mardin, Urfa, İstanbul, Roma, Kudüs ya da Mekke, aslında hep-si aynı izin peşinde…” imiş.
“Roma”, yani Vatikan… Nasıl oluyor da, “Küdüs”, ya da “Mekke” ile aynı izin peşinde oluyormuş?!.
Bu sakîm mantığın sahibi E. Can’a; “İslâmiyet ile Hıristiyanlık arasında fark nedir” diye bir süâl vâki olasa, acaba ne cevab verirler ki?

Hatırlatmak isteriz: “Allah nez-dinde hak din İslâm’dır.” (Kur’ân: 3/19)
“Kim, İslâm’dan başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) aslâ kabul edilme-yecek ve o, ahrette ziyân eden-lerden olacakdır.” “ (Kur’ân: 3/85
1453’deki İddiâ:
1453 isimli mecmûada yer alan şu ifâdeye dikkatleri çekmek isteriz:

"Semâvî dinlerin buluştuğu İstanbul'da, şehre mühürlerini vuran Müslümanlık, Hıristiyanlık ve Musevilik. Bu üç ayrı din ne-dir? Aynı kaynaktan beslenen, birbirine çok yakın ancak yakla-şımları farklı, ama ayrı pencere-den aynı bahçeye açılan kalb ve inanç gözü değil midir? İşte İs-tanbul bu farklılıkların tümünü yozlaştırmadan, incitmeden bü-tün görkemi ile bünyesinde bu-luşturan bir şehir. Camiler, kilise-ler, sinagoglar bu potanın içinde özgürce yükselen inanç âbidele-ri" ifâdesi, basîret sâhiblerine her şeyi ayân beyân ortaya koymakta-dır. Allah aşkına lütfen;
"Bu üç ayrı din nedir?"süâline verilen şu cevaba bakı-nız:

"Aynı kaynaktan beslenen, birbirine çok yakın ancak yakla-şımları farklı, ama ayrı pencere-den aynı bahçeye açılan kalb ve inanç gözü değil midir?
Yani İslâm ile Hıristiyanlık ve Musevilik arasındaki fark sadece "aynı bahçeye" "ayrı pencere-den" bakmakdan ibaret miş(!).

Yani "aynı kaynaktan bes-len"me ve "aynı bahçeye açılan kalb ve inanç gözü" olma gibi bir yakınlık ve "aynı"lıkdan bahsedil-mek sûretiyle, bunlar arasındaki fark, "var" ile "yok" arası bir nok-taya ircâ edilmiş oluyor ki, imân sahibi bir müslümânın, böyle bir şeyi ne kabûl etmesi, ne de tasav-vur etmesi mümkindir. Ne yazık ki, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, bu dalâlete âlet ediliyor.
Sonra; "kiliseler, sinagoglar" nasıl olup da " inanç âbideleri." oluyormuş? Bâhusûs "inanç" keli-mesi, "imân" ve “i’tikâd” kelimele-rine mukabil kullanılmaktadır. Dolayısıyle " kiliseler, sinagoglar bu potanın içinde özgürce yükse-len inanç âbideleri." cümlesi; "kiliseler, sinagoglar bu potanın içinde özgürce yükselen imân/ i’tikâd âbideleri" mânâsına gelir ki, böyle bir ifâde, -neresinden bakar-sanız bakınız- mahzâ dalâlettir.

Bütün bunlar bir araya getirilip beraberce mütalea edildiği zaman, ortaya çıkan neticeyi tasvib etmek mümkin değildir; zira "takrîb-i edyân"a benzer bir ucûbe çıkıyor ortaya. Ne yazık ki, bu “ucûbe” zihniyetin bir kısım mehâfilde, fev-kalâde itibâr görüp, himâye edildi-ğini görüyoruz.

Ve Hocaefendi Devam Ediyor:
“İslâm, kendinden önceki İlâhî gelenekleri asla dışlayıcı olma-mış, onları kucaklamış…” der-ken, İslâm’ın bugünkü Hıristiyanlık ve Yahudiliği “kucaklamış” oldu-ğunu mu imâ veya işâret edilmeye çalışılıyor acaba?
Şâyet böyle ise bu mantığa gö-re, İslâmiyet’in; kendisine âid imân ve i’tikâd esaslarını tasdik ve ikrar etmeyen Yahudi ve Hıristiyanları “kucaklaması” icap eder ki, o takdirde bunların Kur’ân tarafından hiçbir şübhe ve tereddüde mahal bırakmayacak tarzda (Kur’ân: 5/72,73; 9/30) tekfir edilmeleri ne ile ve nasıl izah edilecekdir?

Ve bu durumda: “İslâm, ken-dinden önceki İlâhî gelenekleri asla dışlayıcı olmamış, onları kucaklamış…” diye iddiâda bu-lunmak, Kur’ânî hakîkatler karşı-sında ne mânâ ifâde eder?
Sormak isteriz; Peygamberimiz aleyhisselâm, kimlerle harb etmiş-di? O günkülerle bugünküler ara-sında ne gibi bir fark var acaba?
Hulefâ-i Raşidîn, eshab-ı güzîn kimlerle karşı harb etmişlerdi? Hak-larında; “küffâra karşı ğayet şedîd, aralarında ise ğayet mer-hametlidirler” diye medh-i İlâhî vâkı’ olanlar kimler idi? Ve bu “şid-det” kimlere karşı idi?

Unutulmamalıdır ki; İslâm ancak hakkıyle kendi mensublarını “ku-caklar” ve “kucaklayabilir”.
Yine “Kâfire kâfir demek mü’minin vazifesi değil. Kâfir demek insanın insanlığına saygı-sızlıktır” (F.Gülen’le 11 Gün, s. 87) diyenlere;
“De ki: Ey kâfirler! Tapmam o taptıklarınıza…” hıtâbı ile başla-yan, Kur’ân-ı Kerîm’in 109. sûre-i celîlesini hatırlatmak isteriz. Ayrıca bu sûre-i celîlenin isminin de “Sûretü’l-Kâfirûn” olduğunun bilinmesini isteriz.

Bu hakikat karşısında; “Kâfire kâfir demek mü’minin vazifesi değil. Kâfir demek insanın insan-lığına saygısızlıktır” ifâdesinin ki me râci olduğunu sormak isteriz.
Temenni ederiz ki, böyle bir ifâ-de Hocaefendi’den sâdır olmamış dır.
Hocaefendi’ye isnâd ve izâfe edilen “Biz renk körleriyiz” ifâde-sinin de son derece “muğlak”, “mübhem” ve her tarafa çekilmeye müsaid bir tabir olduğunu ifâde etmeliyiz. Zira “renk”, “fark”ı ifâde eder. “Fark”a itibar edilmemesi mümkin mi? Elbette hak ve bâtıl din ve mezhebler arasındaki derîn farklar vardır. Buna karşı kim istiğ-na gösterebilir?

Mezkûr mülakat şu cümlelerle sona ermektedir:
“Şahsımla röportaj adına sorduğunuz sorulara cevaplarım aşağıdadır. Saygılarımla arz eder, sağlık ve afiyetler dilerim.”
Bu satırlardan da anlaşılacağı üzere, yukarıdaki cevabî ifâdeler, hemen süâle muhatab olunduğu anda irticâlen ve şifâhî olarak veril-memiş olup daha sonra üzerinde iyice düşünülerek, teemmül edile-rek, tabir câizse anhâsı-minhâsı hesâb edilerek tahrîri/yazılı olarak hazırlanmış bir cevab olmasındaki inceliğe de ayrıca dikkatleri çekmez isteriz.

Hâsılı Kelâm
Buraya kadar ifâde etmeye çalışdığımız “vahîm” ve bir o kadar da “muhâtaralı” husûslar, bir Müs-lüman için aslâ ve sûret-i kat’ıyyede tasavvur edilmesi mümkin değildir. Bunların Kitab ve Sünnet’in ışığın-da tahlil edilip, delillerinin zikredil-mesine, takdir edersiniz ki, bu ma-kalenin hacmi müsâid değildir. An-cak şu kadarını söylemek isteriz ki; bunların -ehlince malum olan- dinî ve şer’î hükümleri karşısında bîgâ-ne kalmak gibi bir lüksümüz yokdur. Bildiğimiz doğruları, mutlaka söy-lemek mükellefiyetimiz vardır. Yu-karıda arz etmeye çalışdığımız tesbitler karşısında ürpermemenin mümkin olmadığına inanıyoruz. Bununla beraber yanlış bir şey söylemiş isek, derhal tashihine müheyyayız. Hem hatadan rucû etmeyi, hem de özür beyan etmeyi biliriz.
Bütün samimiyetimizle şunu ifâ-de etmek isteriz ki; “Dinlerarası Diyalog ve hoşgörü” namı altında icra edilen hareket, tamamen bir “taviz” mevzûu haline gelmişdir. Mazeret olarak da; şayet bu “taviz-ler” verilmeseydi, bugün bütün dünyayı kucaklayıcı hizmetlerde gelinen nokta, ve kat’edilen mesâ-feye ulaşmak mümkin olur muydu, gibi bahânelerin ileri sürüldüğünü görüyoruz.
Bu mâzeretlerin ne dereceye kadar makbul ve mûteber olup olmadığını; İsrâ: 73 ve Kalem: 8 ve müteâkip âyet-i celîlelerinin ışığın-da, nasib olursa, inşallah bir başka makalede arz etmek istiyoruz.


http://www.gurabamecmuasi.com/Guraba/arsiv/12say/203-dinleraras-diyalog-ve-hogoerue-hareketinin-seyrettii-stikamet.html

Demişsin

Bu yazının yarısı F.G. ye reddiye değil mi?

giriftar
06-02-2012, 00:51
İbn-i Kesir (R.A.) şöyle der:

“Sahabeden bir çoğunun nifakın başının, kafir ve münafık olan Abdullah İbn-i Ubey bin Selûl olduğunu bilmiyordu. Ne zamanki Yahudiler ve Müslümanlar arasındaki olaylar oldu ve Resulullah onları cezalandırmak istedi, işte o zaman nifakın başı Abdullah İbn-i Ubey bin Selûl harekete geçti ve Yahudilerin safında durdu. YAHUDİLERLE RESÛLULLAH’IN ARASINA GİRDİ.”

“Kim bir müşrikle ittifak yapar ve onunla birlikte ikamet ederse, o da onun gibidir.” (Ebû Dâvud, III/93, hadis no: 2787)

giriftar
06-02-2012, 00:53
“Zulüm, başına adalet külâhını geçirmiş; hıyanet, hamiyet libasını giymiş; CİHAD’A, BAĞY ( TERÖR ) ismi takılmış, esarete hürriyet namı verilmiş. Ezdad, suretlerini mübadele etmişler.”(Mektubat, sh:456, Hakikat Çekirdekleri, Bediüzzaman Said-i Nursî Hazretleri)

“Ey uykuda iken kendilerini ayık zannedenler! Umûr-u diniyede müsamaha veya teşebbühle medenîlere yanaşmayın. Çünkü aramızdaki dere pek derindir. Doldurup hatt-ı muvasalayı temin edemezsiniz. Ya siz de onlara iltihak edersiniz veya dalalete düşer boğulursunuz.” (Mesnevî-i Nuriye sh:126, Bediüzzaman Said-i Nursî Hazretleri)

giriftar
06-02-2012, 00:54
“Bir kul fısk-u fücurda, günah işlemede son noktaya gelirse; o artık iki gözüne hakim olur ve istediği zaman ağlar.” (Muhtar-ül Ehadis sh.11 - 80. hadis, Adiyy bin Ukbe bin Amir (r.a.) rivayet eder.)

“Eğer bir vaiz halkı ağlatmaya, yaka paça yırttırmaya çalışıyorsa, bilin ki o adam gafildir.”(İmam-ı Gazali Hazretleri, İhya-i Ulûmiddin.)

“Kim Nasârâ gibi İslâm’dan başka bir din üzerinde olanları tekfîr etmezse; yahut onların küfründe şübhe ederse; veya mezhebleri doğrudur, derse tekfîr olunur” (Tehzîb’ü Risâleti’l-Bedri’r- Reşîd”, s:12)

Son.Fedai
06-02-2012, 01:04
Yeni gördüm..

Merak ettim

Hoca şu sözü söylemiş mi



NİHAİ HEDEFE ULAŞANA KADAR, HER YÖNTEM VE YOL MÜBAHTIR. BUNUN İÇİNE YALAN SÖYLEMEK VE İNSANLARI ALDATMAK DA GİRER. YETER Kİ HİZMET KESİNTİYE UĞRAMASIN. HİZMET DENİLEN ÇALIŞMANIN EN ÖNEMLİ ÖZELLİĞİ, SESSİZ VE DERİNDEN OLMASIDIR. BU GİZLİLİK DE GÜÇLÜ OLUNCAYA KADAR DEVAM EDECEKTİR. CEMAATIN TEMEL FELSEFESİ BUDUR

bakış
06-02-2012, 01:08
“Eğer bir vaiz halkı ağlatmaya, yaka paça yırttırmaya çalışıyorsa, bilin ki o adam gafildir.”(İmam-ı Gazali Hazretleri, İhya-i Ulûmiddin.)
Bir doktordan duymuştum.İnsanın hem ağlayıp hemde konuşması imkansızdır diyor.Eğer ağlıyorsanız konuşmanızın mutlaka kesilmesi lazım diyor.

Yeni-OSMANLI
06-02-2012, 01:40
Doktor sacmalamis,
iki cesit aglama vardir, biri kadinlar gibi hüngür hüngür, digeride erkek gibi derin.
sen hic aglayarak dua etmedinmi?
aglayarak namaz kilmadinmi?
Göz yaslari icinde kuran okumadinmi?
evet böylece rengini belli ettin!
sizin gözlerinizden yas akmiyorsa kalbiniz KATILASMIS demektir.
kalbi KATI olmayanlara camur atmak icin imam gazaliyi alet edenlere yaziklar olsun!

Yeni-OSMANLI
06-02-2012, 01:46
Biz mümin olarak başka müminlere, hatta başka insanlara hüsnüzan etmekle yükümlüyüz. Kur’an bizim suizandan uzak durmamızı açıkça emrediyor. Bunun ölçüsü şudur:

Bir insanın yaptığı bir işte samimi olup olmadığını gösteren bazı deliller vardır. Söz gelimi, eğer bir insan Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etme hususunda titiz davranıyorsa, her davranışında Allah rızasını gözeten bir çizgide yürüyorsa, böyle takva sahibi bir insanın ağlamasını gösterişe yormak, Kur’an’ın yasakladığı bir suizandır ve bir vebaldir.

Aksine, hiç takvası olmayan, Allah’ın emir ve yasakları konusunda son derece laubali olan fasık bir kimsenin dinî bir hassasiyet göstermişçesine ağlamasının gösteriş olma ihtimali kuvvetlidir. Fakat buna rağmen fasık bir müminin de belli bazı zamanlarda bamteline dokunan bazı hususlardan ötürü ağlaması mümkündür. Bu sebeple, bu gibi kimseler hakkında bile suizanda bulunmamak esastır.

Çünkü, İmam Gazalî’nin de ifade ettiği gibi, bir kimsenin dürüstlüğüne delalet eden bir tek ihtimal varsa, onun kötü bir kimse olduğunu gösteren doksan dokuz ihtimal olsa bile, bu kimseye iyi niyetle, hüsnüzanla bakmak gerekir. Çünkü, hüsnüzan toplum için bir emniyet kilidi olduğu gibi, suizan da toplumun savrulmasına hizmet eden maymuncuk bir anahtar hükmündedir.

Bu gün toplumlarda güven bunalımı varsa, bunda insanların karşılıklı olarak birbirine suizan beslemelerinin büyük rolü vardır. Ayrıca başka insanlara hep kötü nazarla bakan kimsenin suç işleme ihtimali daha kuvvetlidir. Çünkü, herkesi hırsız olarak gören kimsenin hırsızlık yapması, herkesi riyakâr gören kimsenin riyakârlık yapması kendisine daha hafif gelir ve bu düşünceyle ortamı suç işlemesine müsait olduğunu düşünür.
http://www.sorularlaislamiyet.com/article/13040/vaaz-ve-sohbetlerde-aglamanin-ls-nedir-bazi-insanlar-bunun-riya-olabilecegini-sylyorlar-siz-nasil-degerlendirirsiniz.html

Yeni-OSMANLI
06-02-2012, 01:56
“Kur’an-ı Kerim’in bazı âyetleri ve bazı hadis-i şerifler tarihi sürecini doldurduğu için bunlarla amel edilemez. Kur’an-ı Kerim’in gelmesiyle yürürlükten kalkmış olan İncil ve Tevrat’ın hükümleri hâlâ geçerlidir. Bugünkü İncillere ve Tevrata inanan Yahudi ve Hıristiyanlar da cennetliktir. Ehl-i Kitap ile ilgili âyetler, hadisler tarihseldir, dolayısıyla bugünkü Yahudi ve Hıristiyanları değil o dönemin insanlarını bağlar.”(F. Gülen, Hoşgörü ve Diyalog İklimi, sh.155-156)
[/SIZE]

suclamalari okuyayim derken ikinci suclamada takili kaldim.
Alintiladigim bölüm carpitma ve yalandir.
Fethullah gülen hocanin böyle bir görüsü aslaa yoktur.
asagdaki yaziyi iftiralar.org sitesinden alintiladim.yazinin altindaki linke tiklarsaniz kitabdaki belirtilen sayfayida görebilirsiniz...
Böylece diger suclamalarinizinda hükmü kalkmisdir.yalancilarin sözü delil kabul edilemez!

suclamalari okuyayim derken ikinci suclamada takili kaldim.
Alintiladigim bölüm carpitma ve yalandir.
Fethullah gülen hocanin böyle bir görüsü aslaa yoktur.



Yukardaki ifade Fethullah Gülen hocaefendinin beyanı değilidir. Hoşgörü ve Diyalog İklimi kitabının hiç bir sayfasında bu ifadeler geçmemektedir. Bu ifadeleri hocaefendi hayatı boyunca ne yazmış ne de söylemiştir. Hatta Fethullah Gülen hocaefendiyi tanıyan hiç kimsenin yukarıdaki yalanlı iftiraya inanması mümkün değildir. İftiracılar iftirasına inandıcılık katmak için sayfa numarası vermeleri safi zihinleri daha kolay kandırma hilesinden başka birşey değildir. Eğer iddialarında samimi iseler sayfanın resmini çekip delil getirsinler. Ancak kendileri fitnelerini ortaya atıp kenara çekip seyretmekten başka şey bilmezler.



Biz kitabın sayfalarının fotoğraflarını çektik ve aşağıya ekledik. Bu iftiracıları Allah niyetlerine göre muamele etsin. Sağ duyulu halkımızın vicdanlarında da Allah ın uygun gördüğü akıbete uğrayacaklarından hiç şüphemiz yoktur.

Eğer birileri İsmailağa cemaatinden gözüküp ismailağa cemaati adına diğer cematler hakkında menfi tavır sergiliyorsa bilinsin ki onlar ismailağa cemaatinden değildir. Hucurât Sûresi 6. ayetinde Allahu Teale "Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse,bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın" diye emretmektedir. Allah'ın bu emrini yerine getirenlerin iftira şebekesi tarafından kandırılıp fitne yaymak için kullanılmaları mümkün değildir. Ancak arkasında gizli dinsiz komitelerinin parmağı olması kuvvetle muhtemel iftira şebekelerinde vazifeli müfteriler bilmektedirler ki her duyduğuna hiç araştırmaya gerek görmeden inanan insanların sayısı bir hayli fazladır. Her türlü iftira,cerbeze,kumpas ve hileyle kandırdıkları safi zihinleri müslümanlar arasında birlik,dirlik ve uhuvveti bozmak için kullanmaktadırlar.

http://www.iftiralar.org/fethullah-gulen-hocaefendiye-atilan-iftiralar/1118-qyahudi-ve-hristiyanlar-da-cennetliktirhosgoru-ve-diyalog-iklimi-s155-156q-iftirasina-cevap.html

:yn:

Lanet ve bela okuma ile ilgili son cümle silinmiştir.

Dua Nur
06-02-2012, 06:40
Bu yıkarıda ki ifadeler ne kitapta var ne de gülen söylemiş
Bu iftiralar ahmaklıklar okada sık ve bilinçli bir şekilde propaganda edilmiş ki adamlar çaresiz kitabın malum sayfalarını internete vermişler iftiracılar belki utanır diye , ama nerede
İnsan da haya olacak ki utanma da olsun..

Bahsedilen kitabın bahsedilen sayfası -155-
http://img391.yukle.tc/images/1618405442_375469025802264_100000175082607_1663832 _1721168548_n.jpg

156
http://img391.yukle.tc/images/7036156.jpg



İyiki bu kaynakları internete vermişler. Yalanları ortaya çıkarıyor.

fakiri
06-02-2012, 08:37
Doktor sacmalamis,
iki cesit aglama vardir, biri kadinlar gibi hüngür hüngür, digeride erkek gibi derin.
sen hic aglayarak dua etmedinmi?
aglayarak namaz kilmadinmi?
Göz yaslari icinde kuran okumadinmi?
evet böylece rengini belli ettin!
sizin gözlerinizden yas akmiyorsa kalbiniz KATILASMIS demektir.
kalbi KATI olmayanlara camur atmak icin imam gazaliyi alet edenlere yaziklar olsun!

Allah, arşın gölgesinde gölgelendireceği zümrelerden birisinin de "Tenhada, yani, hiç kimselerin bulunmadığı yerlerde Allah için veya günâhları için" gözyaşı dökenleri zikreder.
Bununl,toplumun içinde gözyaşı dökenleri biribirine karıştırmayın derim !

giriftar
06-02-2012, 09:09
DERSİNİZ - DERLER

Belgeler, bilgiler, kaynaklar, yorumlar, şunlar, bunlar… Aslında bütün mesele, İBDA Mimarı’nın dediği gibi, “hâdiseye yanaşan insan şuurudur.” Bunun bir adım daha gerisinde ise, eşya ve hâdiseleri kendi rengine büründüren şuurun kendini bağladığı “nisbet” şamandırası vardır. Bütün mesele de zaten burada kopuyor: Bu şamandıranın, denizin dibindeki toprakla olması gereken “sabit” bir “nisbet” bağı var mı, yoksa zinciri kopmuş serseri bir deniz mayını gibi kendine bağlanan gemileri bir şeytan sessizliğinde oradan oraya mı sürüklüyor? Kendi de oynak bir şamandıraya bağlı olan, başka şamandıraya bağlı gemilerin rastgele sürüklenip sürüklenmediğini de anlayamaz. Çünkü açık denizlerde hareketlilik izafidir; kendi demir atmış geminizi sabit, uzaktaki petrol çeken şamandıralı gemiyi sürükleniyor sanıp alaycı bir ifadeyle kıs kıs gülebilirsiniz ama asıl sürüklenen kendi geminizdir, haberiniz bile yoktur. O yüzden yerinde sabit olduğunu bilen ancak etrafındaki olup biteni gerçek mânâsıyla görebilir. Mesele hâdiseye yanaşan insan şuurudur, dedik ya… Eğer maksat, eşya ve hâdiseleri oynak bir inanç şamandırasına bağlanmış şuura tercüme ettirmekse, bir esrar satıcısı bile kendine Kur’ân’dan, hadîslerden deliller bulabilir, en azından kendi vicdanını susturma adına da olsa yaptığı işin doğru olduğunu kendine isbatlayabilir. Ama vicdanını deşen akl-ı selim karşısında ise, ancak alâkasız kaçış noktaları gösterecektir. Tıpkı (F. Gülen) taraftarları gibi. Meselâ… Meselâ;
Siz;
— “(F. Gülen), “Bizim Nurculukla bir ilgimiz yoktur, keşke İslâmî bir kuruluş olarak değil de sivil toplum örgütü olarak çıksaydık” demiştir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Tüm dünyaya hitab eden evrensel bir maslahat güttüğü için söylemiştir.”
Derler…

Siz;
— “(F. Gülen), Nisa Sûresi’nin 31. Ayeti’ne muhalif olarak örtünmeyi füruattan saymış, böylece bir yandan kurnazca bu fıkhî tabiri kullanıp yandaşlarına kendini tevil ettirme kolaylığı sağlarken diğer yandan da kadınların başlarını açabileceğini söyleyerek okumak isteyen binlerce Müslüman kızı mağdur ettiği gibi, kazanılmak üzere olunan başörtüsü mücadelesini de Müslümanlar aleyhine sonlandırmıştır.”
Dersiniz.
Onlar;
— “İmanın altı rüknü gibi temel meselelerin haricinde olduğu için teferruat demiştir. Hem Hocaefendi, “Dinin emirlerini yerine getiremeyeceği bir okula bir kadının gitmesi caiz değildir. Ne pahasına olursa olsun mücadele edip başını kapamalıdır. Asla taviz vermemelidir. Bu, Kur’ân’ın nass’ıyla sabittir” demiştir.”
Derler…

Siz;
— “O sözü, 1975 senesine ait Bornova vaaz kasetinde geçen sözüdür. Biz şimdiyi konuşuyoruz. Hem ayrıca içki, zina, hırsızlık gibi mevzuları da imanın altı rüknü gibi temel meselelerden olmadığı için bu mânâda füruattan mı sayacağız? Füruat kelimesine yüklenen mânâ ıstılahî mânâ mıdır, yoksa “lüzumsuz” mânâsı mıdır? (F. Gülen), Yahudilere dair ayetlerle ilgili olarak Yahudileri temize çıkarmak için “Kur’ân ayetleri çok serttir ve günümüz Yahudilerini kastetmiyor, indiği dönemin Yahudilerini kastediyor” demiştir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Hususî bir siyaset icabı olarak Yahudileri İslâm’a ısındırmak için söylemiştir.”
Derler…

Siz;
— “(F. Gülen), Filistinli Müslümanların yaptığı şehadet eylemlerinde ölen birkaç yahudi çocuğu için üzüntüsünü belirterek “Hatırladıkça ölen yahudi çocukları gözlerimde tülleniyor” demiş ve bir başka video kaydında da “O bombaların altında endişe duyan yahudi çocukları karşısında yüreğimin yağı erir. Yahudi çocukların başında patlayan bombalar içimde patlıyor gibi” demiştir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “O, Hocaefendi’nin tüm insanları kuşatan okyanus enginliğindeki gönlünün genişliğini gösterir.”
Derler…

Siz;
— “(F. Gülen), Şadırvan 8 kasetinde “Rüyâmda Allah Resûlü’nü Yahudiler için ağlarken gördüm” demiştir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Uydurma rüyâ isnad edemeyeceğimize göre, insanları gördükleri rüyalarla yargılayamayız.”
Derler…

Siz;
— “(F. Gülen), Filistin’deki işgalin bitmemesinin sebebini Yahudilere değil de, Arab silah tüccarlarının menfaatlerine bağlıyormuş.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Mutlaka bir doğruluk payı vardır.”
Derler…

Siz;
— (F. Gülen), Mavi Marmara hâdisesini “otoriteye başkaldırı” olarak değerlendirirken, ölenlerin şehid sayılamayacağını belirtmiş, ölenlerin ailelerine taziyede bile bulunmazken, diğer yandan zina eden Deniz Baykal’a “geçmiş olsun” mesajı göndererek üzüntüsünü dile getirmiştir. Üstelik İHH’nın da kuşkulu bir kuruluş olduğunu belirtmiştir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “İHH yardım malzemelerini İsrail’e teslim ederek emanete hıyanetlik yapmıştır. Ha askerin başına çuval geçirilmiş, ha İHH insanları ve malzemeyi teslim edip gelmiş. Şeyh Ahmed Yasin’e acımayan İsrail neden İHH başkanına bir şey yapmamış?” (Not: Bu yorumu yapanın feyz aldığı (F. Gülen), Foreign Policy’nin düzenlediği “Yaşayan En Büyük 100 Entelektüel” anketinde birinci olmuştu.)
Derler…

Siz;
— “(F. Gülen), Pensilvanya’daki çiftliğinde CNN-Türk muhabiriyle yaptığı Mavi Marmara konulu röportajında “Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail ile arasındaki problemi kan dökmeden diyalog yoluyla çözebilirdi” demiştir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “O, olmuş bitmiş bir tarihin yorumudur.”
Derler…

Siz;
— “(F. Gülen), Çeçenistan savaşı için “Çeçenlerin hiç savaşmasa rahat edeceklerini ve özgürlüklerine kavuşacaklarını” söylemiştir.”
Dersiniz
Onlar;
— “Diplomasiyle çözülebilecek bir anlaşmazlıkta savaşa ne gerek var?”
Derler…

Siz;
— “(F. Gülen), “Cihadı devlet ilan eder. Bütün cihad ettiğini sananlar İslâm’ın yüzünü karartan teröristlerdir” demiştir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Terörün mânâsı kargaşadır. Herkes kafasına göre cihad etmeye kalkarsa kargaşa çıkar, o yüzden devletsiz cihad, cihad sayılmaz.”
Derler…

Siz;
— “Belli bir toprak bütünlüğüne ve devlet çapında sistemli bir kurumsal yapıya sahib olunmadan cihad edilemeyecekse, bu, “cihadın bir gayesinin de öyle bir devlete kavuşmak için olduğu” gerçeğiyle çelişmiyor mu? Hem Allah Resûlü tepeden inme öyle hazırca bir devlete kavuştuktan sonra mı cihad etmeye başlamış?”
Dersiniz.
Onlar;
— “Allah Resûlü önce tebliğ yapmıştı. Ebu Cehil’i bile öldürmemişti. İslâm’ı hep kan döken bir din olarak sunarsak herkesi İslâm’dan soğutmuş oluruz. Üstelik Hocaefendi “Işık evlerinde bulaşık yıkanması sırasında hasıl olan çatal kaşık sesleri, sahabelerin kılıç şakırtılarıyla aynı seviyededir” buyurur.”
Derler…

Siz;
— “(F. Gülen), dinler arası diyalog yolunda Hristiyan ve Yahudilerin hoşnutluğunu kazanmak için “Kelime-i Tevhid’deki “M……… Resûlullah” ibaresini söylemeyenlere de rahmet nazarıyla bakılmalıdır” diyerek imanın baş şartını bile füruattan saymıştır. Ayrıca Nisan 2009’da Favorit dergisinde yapılan röportajda “Meselâ bir Hristiyan Hz. M…….’e inanmasa da Hristiyanlıktan çıkmaz, ama bir Müslüman diğer peygamberlere inanmazsa Müslümanlıktan çıkar” derken Hristiyanlığı hak din kefesine koymuş olmuyor mu?”
Dersiniz.
Onlar;
— “Biz Hocaefendi’nin her dediğine de haklıdır demiyoruz ki!”
Derler…

Siz;
— “Ama yine de onun yolundasınız. Bediüzzaman Hazretleri’nin nur yolundan gitmek için bu bataklığa girmeniz şart mıdır? Bediüzzaman Hazretleri’nin ilmiyle şereflenmeniz için (F. Gülen) yüzünden maruz kaldığınız türlü itham zulümatı altında vicdan karmaşası yaşamanız şart mıdır?”
Dersiniz.
Onlar;
— “Bir hadîste Allah Resûlü “Ameller niyetlere göredir” der. Hocaefendi’nin bazı hataları olsa da niyeti sahihtir. Gayesi İslâm’a hizmettir. Peygamberimizi de, büyücü, yalancı diye inkâr etmişlerdi.”
Derler…

Siz;
— “Örnek alma şekliniz, muhakeme tarzınız ve ölçülerden mânâ çıkarıp hayata tatbik etme anlayışınız bu mu sizin? Şimdi biz de Allah Resûlü’nün “Ameller neticelerine göre hükmolunur” hadîsini hatırlatsak, ölçüleri karşı karşıya getirerek çarpıştırma densizliğine düşmüş olmayacak mıyız? Ölçülendirme ölçülerini verici ve aklî muhakeme tarzının nasıl olması gerektiğini gösterici bir tatbik sistemine, bir dünya görüşüne sahib olunmadan neyin nereye konacağını bilmeden ayet ve hadîslere el atmak her türlü şenaate yol verir, her türlü bozuk niyet kendini kolayca delillendirebilir. Bir insanın niyeti iyi bile olsa Müslüman bir toplumu ifsad edecek ve Müslümanların akidesini bozacak fikirler yayıyorsa o en büyük haindir. Biz biliyoruz ki 1400 yıllık İslâm tarihinde gelmiş geçmiş yüzlerce İslâm önderi ne en kuvvetli anlarında ne de en zayıf anlarında (en tasvib etmediklerimiz bile!) ne böyle bir strateji, ne de böyle bir taktik-takiyye anlayışı benimsemişlerdir. “Her gördüğünü Hızır bil” mantığıyla “hikmetinden sual olunmaz” diyerek hikmetini bir türlü çözemediğiniz cinayetlerin kendinizde zamanla bir inanç hâline dönüştüğünün ve yaşadığınız gibi inanmaya başladığınızın farkında değil misiniz? Hazret-i Ömer’in, “Allah’ın ve Resûlü’nün emirlerine aykırı hareket edersem ne yaparsınız?” sualine Sahabenin cevaben verdiği “Seni kılıcımızla düzeltiriz ey Ömer!” nidasını hatırlamıyor musunuz? “Kişi sevdiği ile beraber haşrolunacaktır” ve “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz!” ölçüleri de mi titretmiyor sizi?”
Dersiniz.
Onlar:
— “Günümüzün dünya gerçeklerini de görmek gerek. Sadece yanlışlıkları çekiştirerek bir yere varamayız. Hocaefendi’nin gıybetini yapıyorsunuz.”
Derler…

Siz;
— “Gıybet, bir insanın alenen savunmayıp veya yaygınlaştırmayıp topluma mâl etmediği hatalarını çekiştirmektir. (F. Gülen) ise alenen binlerce insanın imanını sakatlayıp öbür dünyalarını da mahvederken bu vebal karşısında “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” hükmüne muhatab olmuyor musunuz?”
Dersiniz.
Onlar;
— “Vay bize şeytan dedin! Hakaret ettin!”
Derler…


Siz;
— “(F. Gülen), Mümtehine Sûresi’nin 10. âyetine muhalif olarak dinler arası diyalog adına Müslüman bir kadınla Hristiyan bir erkeği evlendirmiştir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Nikâh kıyılırken orada mıydınız? Bu nikâhı Hocaefendi mi kıymış? Veya bu işi tasvib eden bir sözünü işittiniz mi?”
Derler…


Siz;
— “(F. Gülen), Almanya’da ortaya çıkan belgelere göre kiliselere 4 milyon dolar bağışlamış. Misyoner okulu Hartford Seminary’e de 2 milyon dolar bağışlamıştır. Müslümanlardan toplanan zekâtlar buralara mı dağıtılıyor?”
Dersiniz.
Onlar;
— “Abartıyorlar. Bağış yapılmışsa da maslahat icabıdır. O zekâtlar Müslüman öğrencilere verilen burslarda kullanılıyor.”
Derler…

Siz;
— “(F. Gülen’in temsilcileri Papa ziyaretinde “Dinler arası diyalog için Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz” demiş, ayrıca kendisinin Papa’ya yazdığı mektupta da “İslâm yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bundan da en çok suçlanacak olan Müslümanlardır… Yeni fikirlerimiz varmış iddiasında bulunmuyoruz. Yine müsamahanıza sığınarak bu misyonun hedeflerine yakından hizmet etmek için üstlenmek istediğimiz birkaç teklifte bulunmayı arzu ediyoruz” demiştir. İslâm’ın ilk yıllarında da Müslümanın anlayışına uymayan bir barış ve diyalog teklifi, üstelik müşriklerden gelmişti. Müşrikler, Allah Resûlü’nün amcası Ebu Talib vasıtasıyla “dediklerinin dışında ne istiyorsa yerine getirelim” şeklinde diyalog kurulamayacağını anlayınca, doğruca Allah Resûlü’ne gelerek, “Biz bazen senin bahsettiğin Allah’a saygı gösterelim, fakat sen de bazen bizim ilahlarımıza saygı göster, böylece aramızda barış olsun” dediklerinde Allah Resûlü onları şiddetle reddetmemiş miydi?”
Dersiniz.
Onlar;
— “Peygamberimiz de İran Kisrası’na, Rum İmparatoru’na elçiler göndermişti, mektublar yollamıştı.”
Derler…


Siz;
— “Papa’ya yazdığı mektubunda “Hizmetlerinizin bir parçası olayım” dediği gibi sağ kolu Alaeddin Kaya da Papa’nın elini öpmüştür.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Mevlâna da bir papaza selâm vermişti.”
Derler…


Siz;
— “Bektaşî’nin “Kur’ân’da ‘namaza yaklaşmayın’ yazıyor” demesi gibi hakikati saptırarak doğruyu yanlışta kullanmakta üstünüze yok doğrusu. Pekiyi (F. Gülen)’in, Patriğin Ekümenik sıfatının Türkiye tarafından kabul edilmesi ve devamında Vatikan’ın bir benzeri olan Suriçi Ortodoks Devleti için de özel bir anlam taşıyan Heybeliada Ruhban Okulu’nu açtırma çabaları ve bu çabaları karşısında da Kardinal Arenzi’nin hayretini saklayamayarak “Siz bunları sadece konuşup anlatmıyorsunuz, aynı zamanda da yaşıyorsunuz” iltifatına mazhar olmasına, papazların ikna edemediği siyasetçileri bizzat ikna etmesine ne dersiniz?”
Dersiniz.
Onlar;
— “Fatih Sultan Mehmed de kilise ve havralardaki ibadet ve eğitime müsamaha ile yaklaşmıştı. Hocaefendi de, tarihteki misalleriyle de şahid olduğumuz İslâm’ın derin hoşgörüsünün bir mümessilidir. Biz muhabbet fedaileriyiz; husumete vaktimiz yoktur bizim. Başkaları bin türlü husumet gösterseler ve husumetin bin türlüsünü bir anda çektirseler de düşmanca tavrın tekiyle bile olsa mukabelede bulunmayı düşünmeyiz. Geçeceğimiz yollara diken atan, önümüze çukurlar kazan insanlardan birini bir yerde kuyuya düşmüş görsek, yine ellerinden tutar kaldırırız.”
Derler…


Siz;
— “Tüm dünya Müslümanlarının kan ve gözyaşı batağındaki can pazarında verdiği varlık-yokluk savaşı karşısında hoşgörü edebiyatı ha! Merak ediyoruz, siz, babası öldürülen, annesi tecavüze uğrayan, kız kardeşi işkencede çıldıran, evi yıkılan bir Filistinli veya Iraklı Müslümanlardan biri olsaydınız, bu Amerikalı ve Yahudilere aynı hoşgörüyle yaklaşabilir miydiniz acaba? Sizin o sakat hoşgörü anlayışınız, ancak, mânâsı yarım kalmış ve saptırılmış hâliyle “Sağ yanağına vurana sol yanağını da çevir” şeklinde muharref İncil’de geçer. Ama o sözün asıl amacı mütecavize hoşgörü değildi ve belki de bir devamı da vardı ve Yahudiler devamını silip yok etmişlerdi; tıpkı Türkiye’deki lâiklerin, incisi düşmüş istiridye gibi hikmetlerinin mânâsını kararttıkları Mevlâna Hazretleri’ni sahte bir hoşgörü edebiyatına âlet etme alçaklığını gösterdikleri gibi. İslâm’da böyle bir hoşgörü anlayışı yoktur. Böyle bir hoşgörü, önce günahları, sonra da küfrü görmezden gelmeyi, daha sonra da küfre yaltaklanmayı ve giderek onun himayesinde onun çanağından beslenmeyi peşinden getirir. Pekiyi CIA eski Ortadoğu sorumlusunun verdiği referansla Amerika’ya yerleşen (F. Gülen)’i Pensilvanya’daki Amerikan bayrağı çekilmiş çiftliğinde CIA ve MOSSAD ajanları koruyormuş. Buna ne dersiniz?”
Dersiniz.
Onlar;
— “Allah isterse bu dini kâfirin eliyle de güçlendirir.”
Derler…


Siz;
— “(F. Gülen), Nevval Sevindi ile yaptığı röportajda, “Amerika’nın egemenliğinin zayıflamasından endişe duyulmalıdır” demiştir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Herkesin hatası olabilir.”
Derler…


Siz;
— “Mutlak Hakikat’e nisbetle doğruyu arama ve layık olduğu yere koyma yolunda yapılan hata, tıpkı gideceği yönü elindeki pusulaya göre peşinen bilen bir şoförün hataen ana yoldan yanlış yola sapmasına benzer. Ama o şoför eninde sonunda yollardaki yön tabelalarını okuyarak ve elindeki pusulanın yardımıyla yine doğru yönü bulacak ve ana yola çıkacaktır. Doğruyu arayanın arayışı da doğru olur. Doğru olduğu içindir ki yaptığı hata bile onu yine doğruya çıkarır, yanlışı doğruya kalbedilir. Ama zaten en baştan yanlış yöne giden şoförün bırakın hatası, doğrusu bile yanlışa döner. Aslolan ana kaidedir. Ve istisnalar da kaidedendir. Parça, bütüne aitse ve bütündeyse o parçayı nereye savurursan savur yine “bütün”dendir, “bütün”dür. “Günah” gibi veya “konmuş kuralların dışına çıkma” gibi nefsi ilgilendiren hata ise nefse uyarak veya şuurdışı yapılan şeylerdir. Hatayı “hata” yapan şey ise ardından gelen nedamet ve tekzibdir; yani özür ve af talebidir. Eğer bunlar yoksa ona “hata” denmez, “tümden yoldan çıkmışlık” denir. Yani “hata”, bir şoförün kırmızı ışıkta fren yerine ezkaza gaza basması gibi bir şeydir, kırmızı ışıkta geçmeyi kaideleştirmesi değil; sonuçta hatasının farkında olarak onu bir şekilde telâfi eder. Nitekim bir Hadîste şöyle buyurulur; “Bir hata gizli kalırsa, sahibinden başkasına zarar gelmez. Aşikâre yapılır ve kırılan pot düzeltilmezse, o zaman umuma zararı dokunur.” Amma velâkin görüyoruz ki her iki duruma göre de baksak, (F. Gülen), değil hatayı “hata” olarak yapmayı, bilâkis hatanın kitabını yazmış, kaideleştirmiştir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Öyle de olsa böyle de olsa Hocaefendi mücadelesiyle, vaazlarıyla uhdesindeki neşir vasıtalarıyla İslâm’ı tüm dünyaya duyurmuştur. İslâm’dan habersiz birinin, bu neşriyatlardan birinde geçen bir tek “Allah” kelimesini okuması bile kârdır.”
Derler…


Siz;
— “Milli Gazete, Vakit ve Yeni Şafak gazeteleri Aydın Doğan’ın Yay-Sat şirketinden ayrılıp Turkuaz isimli şirkette birleştikleri hâlde Zaman gazetesi hâlâ bu şirket üzerinden dağıtılıyor ve Doğan’ın kasasına her ay 850 milyar lira giriyormuş.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Zaman, dünya çapında bir gazetedir. Bunlar marjinal mimlenmişlikten sıyrılmanın ve her çevreye hitab edici global açılımın icablarıdır. Meyve veren ağaç taşlanırmış. Hem Hocaefendi’yle uğraşacağınıza kâfirlerle uğraşsanız daha iyi etmez misiniz? Müslümanları birbirine düşürüyorsunuz. Kâfirin eline koz veriyorsunuz.”
Derler…

Siz;
— “Kâfirler en fazla Müslümanları yok etmeye çalışabilirler, ancak onlara güçleri yetebilir. Ama ona rağmen bir Müslümanı yok etseler, yerine on Müslüman gelir, onunu yok etseler yüz tanesi gelir. Ancak, suret-i haktan görünerek Müslümanlığı-Müslümanlık akidelerini yok etmeye çalışan birinin tehlikesi, Müslümanları yok etmeye çalışan birinin tehlikesinden çok daha büyüktür ve öncelikle onunla mücadele edilmelidir. Kâfirin kullandığı asıl koz da böyle bir insandır zaten. Ve bu koz, küfür dünyasına sokulmuş değil, bilâkis gelen İslâmcı dalganın içini boşaltıp kanını çekerek güçsüz düşürme yolunda İslâm dünyasına sokulmuş bir Truva atıdır.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Korkunç iftira! Hocaefendi bir sürü insanın hidayetine vesile olmuştur. Bir sürü genç onun sayesinde namaza başlamıştır.”
Derler…


Siz;
— “Namazın gayesi nedir? Sadece yatıp-kalkmak mıdır? Namaz esnasında kalbiyle Hristiyanlara muhabbet duyguları beslerken, ağzıyla “Hristiyanları dost edinmeyiniz” ayetini tekerlemek namaz mıdır, hidayet midir? Hem bugün Avrupa’daki Hristiyanlar “Bir Türk hoca varmış, ‘Hristiyanların iyileri de cennete girecek’ diyormuş, o hâlde dinimizi değiştirmeye gerek yok” diyerek Müslüman olan hemşehrilerini dinden döndürmeye çalışıyormuş.”
Dersiniz.

Onlar;
— “Nereden duyuyorsunuz bunları? Kaynağınız nedir? “Size bir fasık haber getirirse doğruluğunu araştırmadan ona inanmayın pişman olursunuz” âyetini bilmiyor musunuz? Hocaefendi dünya çapında açtırdığı eğitim yuvalarında hizmet veriyor!”
Derler…

Siz;
— “(F. Gülen)’in Orta Asya’da açtırdığı okullarda lâik-dinsiz eğitim müfredatı uygulanıyormuş.”
Dersiniz.
Onlar;
— “İftira! Oralarda hizmet veriliyor. Yabancı çocuklara İstiklâl Marşı öğretiliyor.”
Derler…

Siz;
— “STV’de geçen bir habere göre Bosna savaşında hizmet niyetiyle oraya gitmişler ve Bosnalılar sormuşlar bunlara; “Siz ne için geldiniz buraya, mücahid misiniz?” Yok değiliz, demişler. “Peki Kuran öğretmeye mi geldiniz?” Yok hayır, demişler. “Peki neden geldiniz” diye sorduklarında, “Biz Türkçe öğretmeye geldik” demişler. Hizmet anlayışınız bu mu sizin? Hem o okullar Orta Asya’ya nüfuz etmek isteyen Amerika’nın ajan üssü olarak kullanılmaktadır.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Kuru iftira! Hocaefendi “Mü’min, karşısında Amerika dahi olsa bomba olup patlamalı, başını dağıtmalı gavurun!” der.”
Derler…

Siz;
— “O sözü “Kâbe baskını” ile ilgili olarak tâ 30 sene öncesine ait bir vaaz kasedinde geçer. Biz şimdiyi konuşuyoruz. Hem bu “okul hizmeti” ancak komünist rejimlerden kurtulmuş, bu yüzden de İslâmî eğitim alt yapısı çok zayıf olan Orta Asya ülkelerinde yapılıyor. Ama meselâ eğitim alt yapısı sağlam ve neyin ne olduğunun farkında olan birçok Afrika ülkesi onları kapılarından içeri bile sokmuyorlar. Çünkü bunların müfredatlarında gerçek mânâda dinî eğitim diye bir şeyin olmadığının farkındalar.”
Dersiniz.
Onlar;
— “O sizin suizannınız.”
Derler…

Siz;
— “(F. Gülen) Vatikan’dayken Hürriyet gazetesinden Reha Erus’a verdiği röportajda “Bu kutsal topraklarda ölmeyi hayâl ediyorum” demiştir.”
Dersiniz.

Onlar;
— “Bütün dünya Müslümanlara mescid kılınmıştır. Herkesin istediği yerde ölmeye hakkı vardır. Hem ölünen yerin ölen insana ne zararı olabilir?”
Derler…

Siz;
— “(F. Gülen), Papayla görüşmesinde Vatikan’a vizesiz girilmesini taleb etmiş. Hâlbuki Vatikan’a ancak (İslâm ülkelerinde yaşıyor olsalar bile) alenî Hristiyanlar vizesiz girebilir. Vize sorunu yalnızca gizli Hristiyanlar için vardır. Ömrünün sonuna kadar serbestçe Vatikan’da yaşama hayâli ancak böyle bir Hristiyan için geçerli olabilir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Artık yeter! Ne demek istiyorsunuz? Bir insana bu kadar çamur atılmaz! Hocaefendi banyo yaparken bile meleklerden utandığı için iç çamaşırlarını çıkarmayacak kadar rikkat sahibi, her sözüyle de hikmet sahibi bir insandır. Siz ondaki derinliği anlayamazsınız. Artık saçmalıklarınızı dinlemiyorum!”

(Türkiye’deki son verdiği veda vaazında girdiği “üzüntü krizi”nden kendini ayıltmaya çalışan cemaate “Merak etmeyin, ben sizin huzurunuzda ölecek kadar talihli birisi değilim” sözünde hangi İlâhî hikmeti aramalıydık acaba?)
Derler ve derler…(6)

(F. Gülen), ardındaki kalabalık gücü gördükçe haklılığına pay çıkarıp her geçen gün gram gram sinsice vehameti artan dozdaki cinayetlerini işlemeye devam edecektir. Kıvamını yakalayınca da takibçilerine “artık Hristiyanlığın umdesi olan teslisi kabul ediyoruz” dediği zaman takipçileri “vardır bir hikmeti” diyerek kiliselerde istavroz çıkarabilecekler midir? (Gerçi kiliseye giderek vaaz dinlemeye başlamış olanlarını da duyuyoruz.) Yoksa yeni bir tevil mi geliştireceklerdir? “O kadar da değil” demeyin sakın. İBDA 25 sene önce mikroskop camında kanser virüsünü teşhis ettiğinde de İslâmcı camia “o kadar da değil” demişti. Ama bugün hastalığın vardığı boyut ortada. İman uçmuş, hasta son nefesini vermek üzere.
Tüm bunlar, dünden beri küfrün ve işbirlikçilerin, gelen İslâmcı dalgayı frene edebilmek için İslâm’ı İslâm’a karşı istismar etme taktiklerinin bir başka versiyonudur: “Gelen dalgayı frenleyemiyorsan yönünü değiştir!” Ama bu kez nereye doğru? Vatikan’ın mânâsına doğru.
Artık mânâsını da aştılar, müşahhas olarak da içindeler.

Ercan Tekin
06-02-2012, 09:45
Fethullah Gülen’in sözlerinden: “Muhammedun Resulüllah yok”

Posted on Ekim 13, 2011 (http://dintahrifcileri.wordpress.com/2011/10/13/fethullah-gulenin-sozlerinden-muhammedun-resulullah-yok/)
http://dintahrifcileri.files.wordpress.com/2011/10/317893_120548808052939_100002934620431_126296_4622 74363_n.jpg?w=210&h=300 (http://dintahrifcileri.files.wordpress.com/2011/10/317893_120548808052939_100002934620431_126296_4622 74363_n.jpg)Bu bölümde Fethullah Gülen Hoca Efendi’nin sözlerinden oluşan bir kitaptan, hoşgörü ve diylaog adına nasıl tavizlerin verildiğini ve Kur’an ayetlerinin nasıl yanlış yorumlandığını göreceğiz. Dileyenler bu kitaplarda tarihi, günü belli olan o sözleri bulabilirler ve bakabilirler. Dolayısıyla bizi hakısz yere itham etmek ve anlatılanlara “iftira” deyip sıyrılmaya çalışmak yerine bu yazıları araştırabilirler.http://dintahrifcileri.files.wordpress.com/2011/10/gc3bceln-kitabc4b1-kuran-ayetleri-sert-kopya.jpg?w=584 (http://dintahrifcileri.files.wordpress.com/2011/10/gc3bceln-kitabc4b1-kuran-ayetleri-sert-kopya.jpg)
Sayfada da okuduğunuz gibi “Kur’an ayetleri çok sert” deniliyor. Ne demek bu? Ne manaya geliyor? Ne olursa olsun, yaratıcımız ve yegane hüküm sahibi Allah’ın kelamına “sert ifade” demek ne manaya geliyor? Bunu sokaktan geçen bir insana sorsak o bile kabul etmeyecektir. Neden? Çünkü o “Hikmet sahibidir”, “yaratandır”, “yoktan var edendir”… Seni ve senin kalem tutan elini, diyaloğa girdiğin dilini yaratan O Allah’tır.
Bir işçi bile müdürüne bu tarz bir çıkış yapsa “maaşına zam, işine son” derler.
(Hocaefendi “söylerler” dese de buna karşı çıkmak yerine tasdik edip sebep sıralıyor)

Ama gelin görün ki bir Hocaefendi böyle talihsiz bir çıkış yapabiliyor. Ve bunu gündeme getirince biz suçlu oluyoruz.
Diyor ki: “Bu (sert) üslup her zamanki yahudi ve hıristiyanlar için geçerli sayılamaz.”
Neye döndü bu biliyor musunuz? Kur’anda bulunan deyn (sözleşme) ayetinde bir erkeğe karşılık iki kadının şahit olarak istenmesine ne demişti bazıları: “Yok efendim o zamanın kadınları okuma yazma bilmezdi, şimdikiler aydınmış da iki kadın yerine bir olurmuş”
Aynısı değil mi? Aynı tahribat, tahrifat değil mi? O halde bir çok ayeti yeni baştan eleyelim. Bu o zaman geçerliydi de şimdi geçmez, çünkü şartlar değişmiştir… diyelim haşa!!!
Bu sözler “Kur’an çöl kanunu, bu güne uymuyor” diyenlere destektir bir bakıma. Onlarda dün için geçerli olup, bu gün için geçerli olmadığını savunuyorlar. Ha bir ayetin böyle olduğunu söylemişsiniz ha bütün Kur’an’ın böyle olduğunu söylemişsiniz farketmez ki. Ne buyuruyor Yüce Rabbimiz:
“Muhakkak o kimseler ki, Allah Teâlâ’yı ve O’nun peygamberlerini inkar ederler ve Allah Teâlâ ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler ve, «Bazısına imân eder ve bazısını inkâr eyleriz,» derler, ve bunun arasında bir yol tutmak isterler. İşte onlar hakiki kafirdirler.”(Nisa 151)

Ayeti kerimede zikredildiği gibi ayetlerin bazısına iman etmek yani kabul etmek ve bazısını kabul etmemek çok büyük tehlikeye sebebiyet veriyor. Bunu zaten ayet beyan etmiş. Bu ayeti kerimeyi aşağıda da zikredeceğiz.
http://dintahrifcileri.files.wordpress.com/2011/10/gc3bclen-kitabc4b1-muhammedc3bcn-resulc3bcllah-yokk-kopya.jpg?w=584&h=414 (http://dintahrifcileri.files.wordpress.com/2011/10/gc3bclen-kitabc4b1-muhammedc3bcn-resulc3bcllah-yokk-kopya.jpg) Şu altı çizili cümleyi bile bir kitapta, bir sayfada, bir kağıtta yazılı görmek bizi derinden yaralıyor. Bunu bir müslümanın midesi nasıl kaldırır! Nasıl!!! Yada O Nebinin hürmetine yaratılan o el nasıl yazabilir bu cümleyi! Bunu sizin yorumunuza bırakıyoruz ama burada şu hususu belirtmek isteriz.
Hocaefendi okuduğu ayeti tefsir ederken “Allaha kul olan başkalarına kul olmaktan kurtulur, İşte gelin sizinle bu mevzu üzerinde birleşip bütünleşelim” diyor ve sonunda “dikkat edin burada Muhammedun Resulüllah yok” diyor.
Yani Allah’ın Resulünü, habibini bir kenara itip Hıristiyan ve yahudilerle birleşecek bütünlecekler. Bu olacak işmidir?
Yukarıdaki ayeti kerimede ne buyuruyordu: “Muhakkak o kimseler ki, Allah Teâlâ’yı ve O’nun peygamberlerini inkar ederler ve Allah Teâlâ ile peygamberlerinin arasını ayırmak isterler…”
Çok önemli bir ayettir ve bütün bu iddiaları yerle bir eder aslında… Yani ayetin sonunda “gerçek kafirler” olarak nitelendirilen insanları “Allah Teâlâ ile peygamberlerinin arasını ayıran”lar olarak ifade ediyor Rabbimiz…
BİRLEŞMEK VE BÜTÜNLEŞMEK
“Birleşmek” oturup konuşmaktır da peki “bütünleşmek” de ne oluyor? Nasıl bir bütünlük bu? Bir yahudi bir Müslümanla nasıl bütünleşir? Gazze’de görüyoruz silah ve bomba ile müslümanlarla nasıl bütünleşiyorlar!!!
KUR’AN BİR BÜTÜN OLARAK DEĞERLENDİRİLİR
Kur’an bir bütün olarak değerlendirilir. Yani biz “MUHAMMEDUN RESULÜLLAH” cümlesini bu ayette göremedik diyelim, Kur’anın tamamını inceleyip de kafirler için peygamberimize itaatin şart koşulmamış olduğunu görsek, yine tamam. Ama böyle bir şey söz konusu bile değil. Kur’an-ı Kerimde Allah’a itaat nerede zikrediliyorsa peşinden Resulüne itaat zikredliyor.
AYETİ KERİMELERDEN
“(Habîbim ! Seninle diğer peygamberler arasında farkı açıklama üzere tüm kullara) De ki : “Ey insanlar ! Şüphesiz ki ben,O Allâh’ın sizin hepinize (döndermiş olduğu) elçisiyim ki,göklerin ve yerin (saltanat ve) mülkü sadece Kendisine aittir,O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur,O diriltir ve öldürür.! O halde Allâh’a da,o Nebiyy-i Ümmî olan Rasûlüne de îmân edin ki,o da Allâh’a ve (hem kendisine,hem de diğer peygamberlere indirmiş olduğu) kelimelerin(in tümün)e inanmaktadır.
Bir de (kuru bir tasdikle yetinmeyip,dînini yaşamakla yükümlü olduğunuzu kabullenerek) ona hakkıyla tabî olun,tâ ki siz (hakka ve hakikate) dihâyet bulabilesiniz.!” (A’râf Sûresi : 158)
24/52- Kim Allah’a ve Resülüne itaat eder, Allah’tan korkar ve O’na karşı gelmekten sakınırsa, işte onlar başarıyı elde edenlerin ta kendileridir.
24/54- “Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin” de. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki ona yüklenen sorumluluğu ancak ona ait; size yüklenen görevin sorumluluğu da yalnızca size aittir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yola erersiniz. Peygambere düşen ancak apaçık bir tebliğdir.
24/56- Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin, Resüle itaat edin ki size merhamet edilsin.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİNDE DE
31. De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”
32. De ki: “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kafirleri sevmez.
Sen haşa “Muhammedun resulüllah yok” dediğin zaman bunlar ve daha nicesini yok saymış olursun ki yukarıdaki son ayette “Allah’a ve Peygamber’e itaat edin.” Eğer yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allah kafirleri sevmez.” buyuruyor. Demek ki Mevla Teala Resulünden yüz çevireni sevmiyor! Peki, siz Allahın sevmediği insanlar ile nasıl “birleşmeden” ve “bütünleşmeden” bahsedebiliyorsunuz?
http://dintahrifcileri.files.wordpress.com/2011/10/gc3bceln-kitabc4b1-bedic3bczzamanc4b1alet-etme-kopya.jpg?w=584&h=536 (http://dintahrifcileri.files.wordpress.com/2011/10/gc3bceln-kitabc4b1-bedic3bczzamanc4b1alet-etme-kopya.jpg)Bediüzzaman hazretleri’de diyaloğa sanki bir yol vermiş ve böyle açık beyanları varmış gibi gösteriliyor. Yani yukarıda gördüğünüz gibi ayetleri yanlış yorumlayanlardan beklenebilecek bir harekettir. Kur’an böyle yorumlamalar ile tahrif ediliyorsa Üstad Hazretlerinin risalelerini kendi amaçları doğrultusunda yorumlamaları normaldir.

http://dintahrifcileri.files.wordpress.com/2011/10/gc3bclen-kitabc4b1-mc3bcc59ftrekleri-artc4b1rc4b1n-kopya.jpg?w=584 (http://dintahrifcileri.files.wordpress.com/2011/10/gc3bclen-kitabc4b1-mc3bcc59ftrekleri-artc4b1rc4b1n-kopya.jpg)Şimdi bakın! İyi bakın! Bütün adımlar tamam. Kur’an ayetleri yumuşatıldı, projeye uygun bir ayet yorumlandı. Üstad hazretlerinden sözde izin alındı. Sıra geldi “müşterekleri artırmaya”
Bu bir emirdir aslında. Zaman yazarı Ahmed Şahin ne diyordu “Amnetüde ittifak etmekteyiz” Demek ki herkes araştırıp müşterekleri artırma derdine düşmüş.
Hayrettin Karaman da fırsattan istifade: “Yahudi ve hıristiyanlar cennete girebilirler”(polemik değil diyalog s35) diyebilmişti. Çünkü nede olsa alt yapı hazırdı. Düşünsenize o kadar müşterek varsa ve “birleşip bütünleşilmişse” onlarda girsinler cennete değil mi?
İşte yüzyılın tahribatının bütünüyle perde arkası. Biz kelimeleri alıp eğip bükmedik, olduğu gibi sayfasını koyduk ki kimsenin aklında şüphe kalmasın istedik.

........
Bu çalışma defalarca yayınlandı belki konuya faydası olur.

fakiri
06-02-2012, 10:01
Allah Resûlü buyuruyor:
“Sizin için deccalden daha çok deccal olmayanlardan korkarım.”
Onlar kimlerdir?
“Saptırıcı imamlardır.” buyurdular. (Ahmed bin Hanbel)

Netteki aşağı-yukarı bütün forumlarda bu saptırıcı imamların veya parti-pırtı bağlılarının biribirlerine karşı savaşı vardır.

Yeni-OSMANLI
06-02-2012, 11:55
Fethullah Gülen’in sözlerinden: “Muhammedun Resulüllah yok”

Şek ile yakîn zâil olmaz.
Yani kesin bilinen husus şüphe ile bozulamaz.

-Berâet-i zimmet asıldır.
yani bir kimsenin suçlu olduğu iddia edildiğinde isbatlamak icab eder, yoksa suçla itham edilen kimse başta bu suçu işlemediğini isbat edecek değildir

Ben simdi size zan degil kesin delil sunacagim.

yalan ve carpitma haberlerle fethullah güleni hocayi ve tüm cemaatini damgalayanlara sesleniyorum,yine herzamanki gibi acele ettiniz,yine giybet ettiniz,yine sui zanda bulundunuz,yine iftira attiniz...tüm bunlar HARAMDIR.Savundugunuz görüsleriniz HARAM üzerine bina edildigi icin bunlar basiniza bela olacaktir,benden hatirlatmasi.


iftiracilara tokat gibi cevablar gelmeye devam ediyor,iste bunlardan biri:

http://www.youtube.com/watch?v=E_w9faSVoEU&feature=related


ne söylemis fethullah Gülen hoca?
Tek Din İslam Dini Değildir,kafirlerde cennete girermi demis?

yahu bunun aksini ifade eden yazilari ve videolari görmene ragmen hangi yüzle hala böyle bir iftirada bulunabiliyorsun sen?
yüzlerce delil sunabilirim sana...bunlardan bir kaci asagda...peki sen aksini isbat eden birtanecik delil gösterebilirmisin???
Sui-Zanla hareket ediyorsunuz.
Süpheyi gercekmis gibi sunup gercegi inkar ediyorsunuz
oysa dinimizde sui zan haramdir ve Şek ile yakîn zâil olmaz. Yani kesin bilinen husus şüphe ile bozulamaz.

Dindar gecinip tarikatcilik adina acikcana haram isleyip insanlari tarikattan ve dolayisiyla dinimizin özü olan tasavvufdan sogutanlara YAZIKLAAR OLSUN!


http://www.youtube.com/watch?v=LmWmj96hmaw

"Hıristiyanlık Hak bir din idi ve elinde Allah'tan gelme hak bir kitap vardı. Fakat zamanla bir anlamda muvazene bozuldu. Yaratıcı Allah'tır dedikleri halde,Hz. Mesih'e de ulûhiyet isnat etmeye durdular. Allah "Göklerin ve yerin yaratıcısı,ezeli ve ebedi Hâlıktır." dedikleri halde Hz. Meryem'i -hâşâ- Allah'ın hanımı gibi gösterdiler ve Hz. Mesih'e Allah'ın oğlu deyiverdiler. Bütün bunlar tevhitte muvazeneyi bozma manasına geliyordu."
fethullah Gülen
http://tr.fgulen.com/content/view/18663/18/


Peygamber olmayana "peygamberdir" demek küfür olduğu gibi,peygamber olana da "değildir" demek yine küfürdür.(Fethullah Gülen)


Eğer islamdan başka hak din yoksa nasıl oluyorda hristiyanla yahudide cennete girebiliyor?
CEVAP:Hristiyanlarla yahudilerin hepsi cennete gider diyen yok. Ama hristiyanlarla yahudilerin hiçbiri cennete gitmez diyen de yok. Cennete giden hristiyanlar şunlardır.
a) Bebek yaşta ölen hristiyan yahudi cehenneme gitmeyecek... Çünkü hristiyan ve yahudinin çocuğu da olsa her bebek islam fırtatında günahsız doğar.
b) Hristiyanın yahudinin çocuğuda cehenneme gitmeyecek. Çünkü reşit olamyanın dini sorumluluğu yoktur.
c) Doğuştan veya çocukken zeka olan özürlü hristiyan yahudilerde cehenneme gitmeyecek çünkü aklı olmayanın dini sorumluluğu yoktur.
c) Yahut Hz Muhammedin daveti ulaşmamış gayrimüslümler fetret ehli sayıldıkları için cehenneme gitmeyecek. Çünkü Allah uyarıcı göndermeden azap edecek değildir.
Ehli sünnet mezhep imamlarından Eşarilere göre bu saydığım kişiler ehli necat olarak kabul edilirler cennete giderler denilir.,Ehli sünnet mezhep imamlarından maturidiler ise yine ehli necat olarak kabul edilip cehenneme gitmeyecekler arafta kalırlar denilir. Allah ın rahmeti geniştir inşallah cennete gideceklerini umut ediyorum.
Bu saydıklarımının dışındaki hristiyan yahudi kurtulan zümreden değildir,ehli necat değildir,Allah ın söz verdigi gibi cehenneme gidecekler.
http://www.iftiralar.org/fethullah-gulen-hocaefendiye-atilan-iftiralar/764-hristiyanlar-da-cennete-girecek-dedik-mi.html


FETHULLAH GÜLEN E BÜYÜK İFTİRA

Muhammed Allah'ın Resulüdür hükmüne gerek yok İFTİRASI

M. Fethullah Gülen Hocaefendi, Küresel Barışa Doğru adlı eseri Sh.131'de, şu cümleleri sarfetmektedir: 'Herkes kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve islah etmelidir. Hatta Kelime-i Tevhidin ikinci bölümüne, yani 'Muhammed Allah'ın Resulüdür' kısmını söylemeksizin ikrar eden kimselere de merhamet nazarıyla bakılmalıdır...' sözünü insanlarımız nasıl çarpıtıyor.

Dikkat edilirse, muhterem Hocaefendi 'merhamet' nazarı ile bakılmalıdır, diyor ama ehl-i necattır (kurtulan zümredendir) demiyor. Neden merhamet nazarı ile bakılmaldır derseniz, onun cevabınıda Muhterem Hocaefendi Fasıldan Fasıla -3 isimli eserinde 'Bir demet Sosyal Mesele' bahsinde dile getirmektedir:

'Hz. İsa (a.s) ’nın Resûlullah olduğunu kabul etme, Efendimiz (s.a.s) ’in de peygamberliğini kabul yolunu açacaktır. Evet, Hz. İsa (a.s) böyle kabul edildiği an, Efendimiz’in peygamberliği kabulü adına da bir adım atılmış olacak.. ve -inşâallah- şimdiye kadar onların ifadeleri ile 'ümmîlerin peygamberi' denilip hafife alınan Efendimiz’in, 'Rasûlullah' olduğu inancı da pekişmiş olacaktır'


İŞTE TEBLİĞ STARTEJİSİ, bize Dialog konusunda ki muhterem Hocaefendinin niyetini bariz bir şekilde ortaya koymaktadır. 'Allah birdir' diyenler, Hz.Muhammedin(SAV) peygamberliğini şimdilik kabul etmeseler bile, Hz.İsa (AS) 'nın Allahın oğlu değil, Allahın bir Resulu olduğunu kabul etmiş olacaklardan (teslis inancından vazgeçmiş olacaklarında dolayı) , buna bir geçiş dönemi nazarı noktasında merhametle bakılmalı. Niye? Çünkü, umuyoruzki, bu vesile ile Efendimiz (SAV) 'i kabul etmeleri daha kolay olur!
Diğer yandan , Allah'ın isimlerinden olan "Rahman" İsm-i Celilesi , Dünyadaki Kafirlere "Merhamet" sureti ile bakması açısından Cay-ı dikkattir. Yani , Allah (C.C.) , kendisine iman etmeyen hatta inkar eden kuluna bile , dünyada Rızkını vermekte ve Hayat Hakkı tanımaktadır.

Yani, muhterem Hocaefendinin birtakım husulardaki cümlelerinin cevapları yine kendi eserlerinde verildiğinden, oraya bakmalı ve bir mümin olarak hemen su-i zanna kapılmamalıyız.

Konuyu Hocaefendinin, 'Muhammederresulullah 'ın önemi ile ilgili diğer yazıları ile noktalıyalım:


“La ilahe illallah” diyenler “Muhammedun Resûlullah” da demeli. Artık bugün eşya ve hâdiseleri didik didik eden pek çok kimse mutlak hakikat olan Allah’a ulaşma yolunda, buna karşılık pozitivizm ve rasyonalizmin getirmiş olduğu “inkâr-ı ulûhiyet” anlayışı da yavaş yavaş yıkılıyor. Batı âlemindeki ferdi hâdiselerle başlayan, yani James Jean, Eddington, Einstein gibi kimselerin dine yönelişi, şimdilerde kitlevî hüviyet kazanmak üzere.. Fakat ben ne kadar arzu ederdim, “La ilahe illallah” diyen bu insanlar, “Muhammedun Resûlullah” desin ve tam kurtuluşa ersin! Meselâ, Jean deli gibi âşık bir insan. Ama Muhammedî vapura binememiş. Eddington, astro-fizikçi. James Jean Pakistanlı bir dostundan “Allah’tan hakkıyla korkan âlim kullardır.” ayetini duyunca “Bu başka değil, bu bir Allah kelâmı...” itirafında bulunur; bulunur ama bu Hz. Peygamber’i de ikrar anlamına gelir mi? Bunu bilemeyeceğim; ama Einstein bu kâinâtı, içinde işleyen müthiş nizam ve ahengi görüp de Allah’ı kabul etmemeyi aptallık sayar. Fakat o da Hz. Muhammed (sas) ’in kaptanlığını yaptığı gemiye binemeyenlerden biri. (Fasıldan Fasıla, 2/255-56)

Günah ve hataların ötesinde Cenâbı Hakk’ın rahmeti var, O dilerse çok küçük şeylerden dolayı da affeder. Hem Üstad’ın, hem İmam Gazalî’nin ve hem de Muhasibî’nin dediği gibi hayattayken insan korkuyla tir tir titremeli; ama çaresiz kaldığı ölüm anında ümide ve recaya sarılmalı ve “Ya Rab, benim hiç sermayem yok; sadece ‘Lâ ilâhe illallah, Muhammedun Rasûlullah’la Sana geliyorum.” demeli. Sekerât-ı mevtte recaya sığınmalı ve “Artık elimden bir şey gelmez; fakat Senin rahmetin melceimdir (sığınılacak yerdir) , rahmeten lilâlemîn olan Habîbin de şefaatçim.” duygusunda olmalı. Ne var ki, o zorlu dakikalarda bu hali yakalayabilmek her şeyi yerli yerine koymaya ve temiz olup temiz kalmaya bağlıdır. (Kırık Testi, s.111)


Hz. İsa’nın (as) materyalist bir topluma uyguladığı ıslah hareketiyle kendisinden sonra gelecek olan ve müjdesini de bizzat kendisinin verdiği “İnsanlığın İftihar Tablosu”na giden yolları da açmıştır. Ancak daha sonraki müntesipleri, Yahudi ifratına karşı tefrite düşerek, bütün bütün fiziği de maddeyi de inkar etmişlerdi. Fetih Suresi’nin en sonunda yer alan uzunca âyet, bu mevzuya ışık tutmaktadır. Ayet, “Muhammedün Rasulullah” diye başlamaktadır. Ayetin başındaki bu ifade ile Efendimiz’in (sas) risaleti vurgulanmış ve değişik yerlerde geniş olarak bu hakikat ifade edildiği için de, icmâlen geçilmiştir. Bu ayette, daha ziyade Kur’an, Efendimiz’in (sas) etrafındaki insanlara dikkat çekmekte ve değişik evsaf ve kategoriler halinde, birbirinden farklı maddeye ve manaya bakan yanları ile onları nazara vermektedir. (Prizma, 3/120-21)

İslâm dininde, inanç ve amel adına mükelleflere teklif edilen hususlar “usûl” ve “fürû” diye iki ayrı bölümde mütalâa edilir. Bunlardan hayatî ehemmiyet arz eden esaslar, usûl kategorisine giren hususlardır. Diğerleri bu usûl üzerine bina edilir. Buna göre “Lâ ilâhe illallah; Muhammedün Resûlullah” başta olmak üzere, sair iman esasları akidede usûldür. İman esasları, muhakkikîn yaklaşımı ile dört asla irca edilebilir ki, bunlar; Allah’a, âhirete, peygamberlere iman; bir de ubudiyet veya adalettir. Namaz, oruç, hac, zekât veya diğer ibadetler, bu asıllar üzerine bina edilen ve asla göre fürûât sayılan amellerdir. Ancak fürûât demek, “olmasa da olur” gibi bir mefhumu akla getirmemelidir. Bunların fürûât olması, asıl ile olan münasebet ve mukayeseleri neticesi ve tamamen yukarıdaki taksim ve tasnif itibarıyladır. Yoksa ibadetsiz imanın tam olmayacağı izahtan varestedir. (Prizma, 2/162)
(alıntı)

Not: Burada boş beleşten, duyumlardan,-mış -miş lerden, rivayetlerden, iddialardan, hala yüzeysel şeylerden bahsederek bir nevi cevizin içi ile değilde kabuğu ile uğraşarak temiz gönülleri kirletmek kimsenin haddi değildir..

Bazı alimler vardır ki bir kelimesinin bile altında büyük tıynetler yatar.. Ve her insan bu sözleri anlayamaz.. Misalen Hallac-ı Mansur tasavvuf hususunda öyle raddeye gelmiştir ki ''Enel Hak''(Ben Allah'ım) demiştir.. Lakin bunu demesinin sebebi Cenab-ı Allahın tüm azametinin, tüm kudretinin biz insanlarda tecelli ettiğini, böylelikle bizim Allah'ın(c.c) bir halıkı olduğumuzu belirtmeye çalışmıştır.. Fakaat.. Şu zamanda olduğu gibi, 10. yüzyılda da at gözlüğü takarak dolaşanlar az değildi ve bu sözünden dolayı Hallac-ı Mansuru idam ettiler ve o idam edenler ki ancak belli bir raddeden sonra Mansurun ne demeye çalıştığını idrak edebildiler..

Sözün özü.. Bu millet doğruyu yanlışı görüyor.. Yapılan hizmetleri görüyor.. Yıllardan bu yana belli ayrıcalıkları ile halka tahakküm kuran zihniyetlerin namübeşeri hareket ve sözlerini görüyor.. vee ona göre değerlendirip bu zihniyetleri 'belhüm adal' kisvesine yerleştiriyor..

Siz siz olun.. Belli cımbızvari oyunlar ile kitapların belli kısımlarından çıkarılarak kamuoyuna sunulan -akılları karıştırıcı, insanları kandırıcı, kendi oyunlarına alet edici ve ayrıca kendilerine çıkar sağlayıcı- haber niteliği bile olmayan iddia, duyum, -mış -miş ve rivayetlerden kaçının.. Bir naçizane tavsiye..

Allah'a emanet..
Selametle..

http://iftiralar.blogcu.com/muhammed-allahin-resuludur-hukmune-gerek-yok-iftirasi/9044604






[B]Bu çalışma defalarca yayınlandı belki konuya faydası olur.[/LEFT]
demekki defalarca iftiralari yayarak fitneye ortak oldun,defalarca haram isledin,ahirette defalarca bunun hesabini vermeye hazirlan!

Yönetime soru:

Yillardan beri bu foruma takiliyorum.
Defalrca ifira ve yalan oldugu isbatlandigi halde sürekli ayni konulari gündeme getirerek fitne cikaranlara beddua etmek bu hainlere hakaret etmek yasak ama fitne cikarmak serbestse sz islama aykiri hareket ediyorsunuz.
Kiskirtmalara sabredemeyip sert cevab yazanlara ceza veriyorsunuz ama kiskirtanlara,fitne cikartanlara,yalan yanlis ahberlerle koca cemaate iftira atanlara ceza yok,bu haksizliktir ve bunlarin yamukluklarina ortak olmaktir.

Fitnecilerin cezasi kellelerini ucurmaktir,benim ecdadim böyle yapardi.siz ise fitnecilere karsi mücadele denlerin kellelerini ucuruyorsunuz,fitnecileri serbest birakiyorsunuz,yaziklar olsun!

Yeni-OSMANLI
06-02-2012, 12:04
DERSİNİZ - DERLER

ekledigin suclamalarinin yalan ve iftira oldugunu defalrca isbat ettik,daha hala devam ediyorsun,fitnecilik yapiyorsun,bunun hesabi agir olacak!

ates124
06-02-2012, 12:34
Yeni Osmanlı Tahrifat işleri nasıl gidiyo... Baya bir tehville uğraşmıssın heeee....Ne oldu HÜSNÜ zannı tavsife ediyorsun PAPAYA' sizin hizmetlerinin parçası olmak istiyorum diyene ecevit aşığınada FORUMDaki Müslüman kardeşlerine (Tabi İhvanı din olarak görüyorsan) İftira iftira HÜSÜNÜ ZAN vs.vs. Zaten Haç taksa F:GÜLEN iftira başörtüsü tefferuat karıkız açık saçık şarkı türkü bunlar yok biz cahlliz ahmağız hadise tefsire takıp kaldık...ALLAH şükür TEKFSİRE HADİSE takılp kaldık yoksa takılmasaydık F:GÜLEN gibi felsefe ve tehvil üzerinden CEHENNEMi zümaraya ulaşırdık her halde hasılı SEN hiç MSÜLÜMAN KARDEŞLERİNİN ırkata afganistanda ve afrikada O KAPTAN DEDİĞİNİZİN ABD nin yaptıklarına Diyyeceğin biz namaz kılalımda kitap okuyalım okul açalım eee gerisi önemli değil... Subhanallah

Ercan Tekin
06-02-2012, 12:38
Yönetime soru:

Yillardan beri bu foruma takiliyorum.
Defalrca ifira ve yalan oldugu isbatlandigi halde sürekli ayni konulari gündeme getirerek fitne cikaranlara beddua etmek bu hainlere hakaret etmek yasak ama fitne cikarmak serbestse sz islama aykiri hareket ediyorsunuz.
Kiskirtmalara sabredemeyip sert cevab yazanlara ceza veriyorsunuz ama kiskirtanlara,fitne cikartanlara,yalan yanlis ahberlerle koca cemaate iftira atanlara ceza yok,bu haksizliktir ve bunlarin yamukluklarina ortak olmaktir.

Fitnecilerin cezasi kellelerini ucurmaktir,benim ecdadim böyle yapardi.siz ise fitnecilere karsi mücadele denlerin kellelerini ucuruyorsunuz,fitnecileri serbest birakiyorsunuz,yaziklar olsun!

Şu ifadelerin sahibinin aklından şüphe ederim ve bu haline şaşarım.
Bu sitede fitne çıkartan biri varsa bunun başında sen geliyorsun ey sanal fitne peşinde koşan karakter!
Güya fitneyle mücadele ediyormuş daha dün Saadet partisini Suriye konusunda iftiralarında karalama çalışmıştın oysaki Suriye zulmüne en büyük tepkiyi veren Saadet partisidir.
Daha şimdi tv5 haber bülteninde dahi onlarca dakika bu zulmü anlatan haberler yaptılar. İstanbul il başkanlığından Selman Esmerer Suriye'yi protesto mitingi düzenledi ve Esad'ın zulmünü lanetledi!
Sende gelmişsin Saadet partisini Esad yanlısı olmakla suçla senden büyük müfteri varmı bu forumda?

F.Gülen konusuna gelince ortadaki ifadeler kitaplarından alıntılardan oluşuyor oradan buradan değil.
H.Karaman'ında polemik değil diyalog kitabından benzer destekleyici ifadeleri var. Ama bu hakikatleri inkar edip çarpıtma yarışına giren sizlersiniz.
STV'deki sapkın dizi bölümlerinde çift dinlilik hikayesi ve kafirin cennete girebileceği imalarını dahi bizzat forumda yayınlamamıza rağmen onları dahi kabullenemedin ey taassupçu yosmanlı seni!

Gelmişsin birde hakka hizmet ettiğini öne sürersin fitnecilerle mücadele ettiğini öne sürersin. Senin bu sitede çıkarttığın uydurduğu fitneleri herkes görüyor ve biliyor.
Ağzında bozuk küfürbazlıkta seni geçende yok en öndesin.
Sonrada gelip karşındaki insanları uslup bozukluğu ve ahlaksızlıkla suçlayacak kadar aklın yerinde değil.
Kendin yıkıp yakıyorsun sonrada karşındakileri yakıp yıkmakla suçluyorsun.
Edep yahu bu kadar karmakarışık bir karakter görmedik.
Senin en kısa sürede psikolojik tedaviye ihtiyacın var. Büyük ihtimal şizofrenlik çıkabilir. Allah şimdiden şifa versin.

Velhasılı kelam sende Milli Görüş karşıtlığı hastalığa dönüşmüş kendini kaybediyorsun.
Üstelik savunduğun kimse hatasıda olsa onu kabullenemeyip doğruya yamamak adına yapmadığın numara kalmıyor.
Doğrusu senden korkulur.
Ama sana olan teşhisim şu ki sen Almanya'da milli görüş camiası arasında yaşıyorsun ve içinde biriktirdiğin kin ve nefreti onlara kusma cesareti gösteremediğin için tüm enerjini sanal ortamlarda sarfediyorsun.
Vay şu haline veyl olsun sana diyorum.

Yeni-OSMANLI
06-02-2012, 13:00
Allah, arşın gölgesinde gölgelendireceği zümrelerden birisinin de "Tenhada, yani, hiç kimselerin bulunmadığı yerlerde Allah için veya günâhları için" gözyaşı dökenleri zikreder.
Bununl,toplumun içinde gözyaşı dökenleri biribirine karıştırmayın derim !

"öz ağlamayınca göz ağlamaz" diye bir atasözü var.
hz.Mevlana derki,"gönül yanmayinca göz yasarmaz"
Bir insan agliyormus gibi tiyatro yapabilir ama Göz yasi gönül isidir,öyle digmeye basar gibi göz yasi akitmak mümkün degildir,kalb aglamazsa gözde aglayamaz,gözyasi.samimiyetin isaretidir.
Ayrica "konusurken aglanmaz" diye bir kaide olamaz.
dua ederken,Zikir cekerken,kuran okurkende dil döner,bu esnada gözden yasda akar, aglayamayanlar bunu bilmez.

SORU:Bir hoca cemaat önünde hıçkıra hıçkıra ağlıyorsa ve cemaatini hıçkırığa boğuyorsa o hoca gaflettedir( imam gazali) bunu açıklayabilirmisiniz bunu bi kaç kişiden duydum ama internette sadece imam gazali k.s. buyurmuş deniliyor ama gerçekte böyle birşey var mı varsa da nedemek istemiş?

CEVAP: Muhterem kardeşimiz

Bu sözün İmam Gazali hazretleri tarafından söylendiğine dair bilgiye güvenilir kaynaklarda rastlayamadık. Bu sözü ağızlarına sakız edip hocaefendinin ağlamasını eleştirenler de kaynak vermiyorlar. İmam Gazali hazretleri bu sözü söylemiş bile olsa ne için söylediğini iyi tahlil etmek lazım. Bir insanının sözlerinin başını veya sonunu kesip tek bir cümle alındığında anlam çok farklı yöne kayabilir.

Bir insan gafletinden ağlayacağı gibi şuurlu bir mümin olduğu için de ağlayabilir. Nitekim gaflet insanını sevinç,keder,emel,ümit,ayrılık ve vuslat misillü sebep ve sâikler ağlatır. Allah’a dost olanlarını ise “mehâfetullah” ve “muhabbetullah” ağlatır. Acaba Allah korkusundan ağlayan Allah dostları için gaflette demek iftira olmaz mı? Allah bizden az gülmemizi çok ağlamamızı istemektedir. (Necm suresi 60,61 - Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz. Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız!)

Bu ayetin beyanına göre,İddianın tersine bir hoca hutbede komik espiriler yapsa cemaati kahkahalara boğsa o hoca ve cemaati gaflette olmaya daha yakın değil midir? Evet,bir insan Allah ın yarattığı harika sanatı görüp hayranlığından gülebilir de. Ama Allah sevgisi,ahiret kaygısıyla duygulanıp ağlamak gaflet ehlinin değil şuurlu müslümanın vasfıdır. Tersine dünya derdiyle ağlayan gaflettedir. O yüzden ağlamanın niyeti önemlidir. Cemaat beni dinlesin kendimi dinleteyim diye ağlayan veya güldüren bir hoca hakikaten gaflettedir. Hocaefendinin böyle kaygıları olduğunu hiç ihtimal vermiyoruz. İhtimal veren de insaf edip ağlamaktan torbalar oluşmuş gözlerine iyice baksın,samimiyetinin izlerini görsün. Peygamber efendimizin hutbesinde hurma kütüğü bile ağlardı. Keşke o hurma kütüğü ben olsaydım diye ağladığı için insanları eleştiren ve ben ağlayamıyorum diyen,içi sızlamayan,kirpiği ıslanmayan kem talih hoyratların kendi gafletini görmemesi ne büyük gaflettir Allahım.

İmam Gazali'ye atfedilen bu ifadede kastettiği manayı doğru anlamayıp her ağlayana gaflette nazarı ile bakılması islama ve insafa uygun düşmez. Fakat,pek çok ağlayanlar da vardır ki,günahlarından ya da aşk u iştiyaktan dolayı değil de,başka şeyler sebebiyle,belli dünyevî hislerin tesirinde gözyaşı dökerler. Daha da kötüsü,hassas,duygulu,müttaki ve Allah sevgisiyle dolu bir insan gibi görünme ve bilinme maksadıyla ağlarlar. Böyle bir ağlama,dinimizce,en azından hiç gözyaşı dökmeme kadar tehlikeli sayılmış ve gizli şirk kabul edilmiştir. Demek ki,gözyaşının da meşru istikamette olanı makbuldür. Mü’min,hususiyle de toplum içinde kalbinin heyecanlarına hâkim olmaya çalışmalı;iradesinin hakkını verip gözyaşlarını içine akıtmalı;buna güç yetiremiyorsa,ancak işte o zaman gözyaşı bendinin önünü açmalıdır.

Muhterem Fethullah GÜLEN Hocaefendi de şu sözlerle riya tehlikesine dikkat çekmektedir:"Aksine,kalbden kopup gelmeyen tekellüflü ağlama görüntüleri ise göze cefa,gözyaşlarına saygısızlık ve insanları da birer aldatma vesilesidirler;dolayısıyla da böyle zorlamalı bir ağlama cehdi,sadece şeytanı sevindirir ki bu da cehennemleri söndürebilecek bir iksiri riyayla kirletip işe yaramaz hâle getirmek demektir. Musibet ve belâlar karşısında,rızasızlığa ve itiraza benzeyen ağlamalar haram;yarınlar endişesiyle kıvranıp âh u vah etmek bir rûhî maraz,fevt ettiği şeyler karşısında sızlanıp durmak da boş bir telâş olduğu gibi gözyaşları adına da bir israftır."

Selam ve dua ile...

Lütfen ayrıntılı bilgi için aşağıdaki linklere tıklayanız.

Bence Tam Ağlama Mevsimi
http://tr.fgulen.com/content/view/12740/23/

Gaflet
http://www.herkul.org/bamteli/index.php?article_id=7260

“Ürpermeyen kalbden,yaşarmayan gözden Sana sığınırım Allah’ım!”
http://islamisite.wordpress.com/2011/04/10/urpermeyen-kalbden-yasarmayan-gozden-sana-siginirim-allahim/

(Allah’i anarken, Allah korkusu ile gözlerinden yaş akan kimseye, kiyamette azap edilmez.) [Hakim]

(Allah korkusu ile ağlayan gözlere, Cehennem ateşinin dokunmasi haramdir.) [Nesai]

(Allah için gözlerinden yaş akan müminin vücudunun, Cehennem ateşinde yanmasi haramdir. Kiyamet günün her şey ölçülür, tartilir. Bunlardan Allah korkusu ile akan gözyaşi, ateş deryasini söndürecek güçtedir.) [Beyheki]

(Allahü teâlâ, Musa aleyhisselama buyurdu ki: "Kulun, benden korkup ağlayarak yaptiği ibadeti, diğer ibadetlerinden üstündür.") [Taberani]

(Sağ?lan süt, tekrar memeye girmediği gibi, Allah korkusundan ağlayan da ateşe girmez.) [Tirmizi]

(Allahü teâlân?n, kendi himayesinden başka hiç bir himayenin bulunmad?ğ? K?yamet gününde, himayesine ald?ğ? yedi kimseden biri de, yaln?z iken Allah’? an?p gözünden yaş akan kimsedir.) [Buhari]

veri
06-02-2012, 15:09
iyi cevap olmuş konuyu açan şahsın cevabını bekliyoruz.

veri
06-02-2012, 15:12
osmanlı Debreli naklettiklerini okumuyor ku

güya copy si çakma tarikat sitesinden:)
efendi hazretlerinin inkar ettiği çakma site var ya ismailağa info:)

fakiri
06-02-2012, 15:20
Yeni Osmanlı,
Hiç kimsenin dediklerini kabul etmiyorsun ve herşeyin en doğrusunu sen biliyorsun !
Böyle bir durum olamayacağına göre, bence avuaktlık hizmetindenistifaetsen çok iyi olur!

veri
06-02-2012, 15:22
osmanlı kendi içinde olmadığı bir kesimi komple savunmakla yanlış yapıyor

lakin avukatlıktan istifasını gerektirecek bir şey bulamadım.

efendi hazretlerinin yalanladığı sitelerden alıntı yapmakla Debreli nereden istifa eder bilemiyorum.

MÜTEŞEKKÜR
06-02-2012, 17:30
YENİ HABERLER GELMEYE BAŞLAYINCA FETHULLAH GÜLEN'İN İÇYÜZÜ İYİCE MEYDANA ÇIKMAYA BAŞLADI.BAKALIM BU DİALOGÇULAR VEYA FETHULLAHÇILAR BUNA NE DİYECEK?..

Fethullah Gülen Soruya Cevap Vermek Yerine Kaçmayı Tercih Etti... Gülen'e Şok Soru;


Kahvaltı ortamında gerçekleşen görüşmede Cüneyt Özdemir'in sorduğu şok edici soru Fethullah Gülen'i kahvaltı masasından kaçırdı. Ve bu soru görüşmeyi bitiren soru oldu.

Gülen ABD Pensilvanya’da yaşadığı 110 dönümlük göletli çiftliğinde, Türkiye’den dört gazeteci ile görüştü. Haber Türk gazetesi yazarı Serdar Turgut, CNN Türk Yayın Danışmanı Ferhat Boratav, 5N+1K programı yapımcısı Cüneyt Özdemir ile Zaman gazetesi yazarı Bejan Matur.

Kahvaltı ortamında gerçekleşen görüşmede Cüneyt Özdemir’in sorduğu şok edici soru Fethullah Gülen’i kahvaltı masasından kaçırdı. Ve bu soru görüşmeyi bitiren soru oldu.

Fethullah Gülen’in yaşadığı çiftlik daha önce Hiristiyan yaz kampı olarak kullanılıyormuş. Şimdi Fethullah Gülen cemaati kullanıyor..!

Time dergisinde Nisan 2010’da yayımlanan bir yazıda Fethullah Gülen’in ilk çalışanlarının da Hıristiyan misyonerler tarafından eğitildiği açıklanmıştı.

İşte o satırlar:

“Gülen'in metodu Katolik Cizvitler'in dini iyi bir eğitim ile yaymasına benziyor. Zaten Gülen'in ilk çalışanları da, Afrika ve Güney Amerika'da deneyim kazanmış Hıristiyan misyonerler tarafından eğitildi.”

Fethullah Gülen’in Hrsitiyanlığı,Yahudiliği ve Müslümanlığı birleştirerek, hoşgörü-diyalog ayakları ile dünya üzerinde yeni bir din oluşturma ve bu dinin lideri olma amacında olduğu akla geliyor, yürüttüğü faaliyetlere bakınca. Özellikle “Diyalog” ve “Hoşgörü” kapsamında İslama zarar verici radikal adımlar atması, bu hevesini açıkça ortaya koyuyor. Maalesef bu konuda kendisini destekleyen ve gaz veren de çok. Bugünlere de böyle geldi.

Cüneyt Özdemir’in çiftlik ile ilgili izlenimleri, daha önce basına yansıyan görüntülerle aynı.

“Fethullah Gülen Pensilvanyanın hemen yakınında 110 dönümlük bir çiftlikte yaşıyor. Türkiye’den ayrıldığında cemaatin öğrencilere eğitim amacı ile aldığı bir çiftliğe gelmiş yerleşmiş. Çiftliğin girişinde basit bir kulübe var. Arazinin içinde yaklaşık 10-15 müstakil ahşap bina dağılmış. En büyüğü üç katlı kahverengi bir bina. Bugün Gülen Cemaatine evsahipliği yapan bu çiftlik eskiden bir hristiyan okulunun yaz kampı olarak kullanılıyormuş. Ağaçların arasında yürürken karşınıza araziye ait bir göl çıkıyor. Şaşırıyorsunuz…”


Mavi Marmara ile ilgili daha önce “İsrail’den izin alınmalıydı” sözleri büyük tepki çekmişti. Bu defa daha çok tepki çekecek bir şey söyledi. Evet..Mavi Marmara’da hunharca katledilenler şehit değilmiş..! Cüneyt Ülsever anlatıyor:

“Sohbetimiz sırasında konu İsrail ve Mavi Marmara gemisine geliyor. Fethullah Gülen Mavi Marmara’da pek çok gönüllünün sürekli tekrar ettiği “şehit olmaya gidiyoruz” retoriğine şiddetle karşı çıkıyor. Böylesine bir şeyin şehitlik bile kabul edilemeyeceğini söylüyor.”

İsrail aleyhindeki kısımlar sebebiyle STV’de yayınlanan Tek Türkiye dizisine bile ayar vermiş:

“Bir ara konu STV’de yayınlanan Tek Türkiye dizisine geliyor. Hatırlayacaksınız bu dizi Stv’nin Kurtlar Vadisine alternatif olarak çektiği bir dizi. Gülen’in daha önce İsrail ile Türkiye arasında çeşitli diplomatik krizlere neden olan bu dizinin sıkı bir takipçisi olduğunu anlattıklarından anlıyoruz. Hatta dizinin içindeki kimi radikal bölümlerinin bizzat değiştirilmesini istediğini de söylüyor.”
Türkiye deki her şeyi yazarları bile tek tek internetten takip ediyormuş. Yani cemaat’in Türkiye’de yedikleri naneden ve ülkeye verdikleri zarardan, haberi yok değil..! Cüneyt Özdemir bunu şu cümleleri ile anlatıyor:

“Bir gün once New York’dan yaptığım yayını seyretmiş. ‘Arasıra arkadaşlar internet üzerinden gösteriyorlar yayınlarınızı takip ediyorum’ diyor. Şaşırıyorum…”

Ve işte Fethullah Gülen’i kahvaltı masasından kaçırtan soru… Hanefi Avcı’nın yazdığı kitapla ortaya çıkan ve yıllardır Türkiye’yi geren olaylar... Türkiye’deki cemaatin tüm operasyonlarını 35 yaşındaki Kozanlı bir gencin yönetiyor olması… Orduya karşı yürütülen operasyonlar, polis ve adliyedeki yapılanmalar vesaire.. Cüneyt Ülsever bir kitap yazıyor ve bu konuları çok merak ediyor. “Önemli İşler Dairesi” isimli kitabını yayına hazırlarken çok şey öğreniyor. İşte tüm bunları düşünerek o şok edici soruyu soruyor:

“Sohbet ilerledikçe Fethullah Gülen daha rahat konuşuyor. O konuştukça biz de rahatlayıp sorularımızı daha net bir şekilde sormaya başlıyoruz. Lafı hiç dolandırmadan soruyorum.

“Türkiye’da çok tartışılan konulardan bir tanesi cemaatin içindeki yöntemler. Sizin rahatsız olduğunuz olmuyor mu? Siz cemaat adına cemaatçilerin yaptıkları herşeyin farkında mısınız? Rahatsız olduğunuz var mı?” diye kafadan soruyorum.

Hafif bir sessizlik oluyor ama Fethullah Gülen kendinden emin. Bazen kendi iradesine rağmen aşırı davrananlar olabileceğini söylüyor. ‘Bana rağmen benden daha çok uğraşanlar olabilir” diyor. Onlara uyarıları direk ‘Şunu neden böyle yaptın?’ ya da ‘Bunu böyle yapma!’ şeklinde değil sohbet toplantılarında telkinlerle bildirdiklerini söylüyor.

Söyler söylemez de rahatsızlığı nedeni ile içeriye gitmesi gerektiğini söylüyor. Masadan kalktığında yardımcıları tatlı tatlı da olsa net bir şekilde ‘Daha fazla siyaset konuşulmamaması gerektiğini ve başka soru sorulmaması gerektiğini’ vurguluyorlar.

Ve bu gazetecilerin kahvaltı masasındaki son konuşmaları oluyor.
Daha sonra ağaçlarla kaplı göletli villalardan oluşan malikanenin patika yollarında dolaşırken cemaatin önde gelenlerinden biri lafı ağzından kaçırıyor:

“Mesela senin sorduğun soruyu başkaları alıp ‘Bakın Gülen kendi cemaatini bile kontrol edemiyor’ diye aleyhimize kullanabilirler. Oysa böyle bir durum yok.”

Görüşme sırasında Fethullah Gülen, Türkiye’ye dönerse yaşamak istediği yer olarak ise hiç çekinmeden İzmir olduğunu söylemiş. İzmir halkı, ABD’de göletli villalar içinde çiftlikte yaşayarak, arkasına dış güçleri alarak Türkiye’nin altını üstüne getirenleri, değil İzmir’de Türkiye’de bile yaşatmaz. Bu ülkenin düşmanlarını, Kurtuluş savaşında düşmanları denize döktüğü gibi döker..!

Görüşmeyi yapan gazetecilerin şaşırtan yönü ise, görüşmeyi ballandıra ballandıra ve çok olağanüstü bir şeymiş gibi anlatmaları. Büyülü bir hava varmış gibi vermeleri. Türkiye’den uzakta ABD’de göletli villalardan oluşan bir çiftlikte ünlü bir kişi ile karşılaşınca böyle oluyor galiba… Yavaş yavaş alışırlar, ünlülerle konuştukça, onların da sıradanlaştığını…

Görüşmeyi sitesinde yayınlayan Cüneyt Özdemir’e cemaatin destekçileri yorumları ile müthiş gaz vermişler. Talimat üzerine yazıldığı belli olan tek tip yorumlar oldukça belirgin ve yağ damlıyor…!

KAYNAK: dipnot.tv

MÜTEŞEKKÜR
06-02-2012, 17:46
Fethulah Gülen'in bir siyonist olduğunu defalarca söyledik Fethullahçılar veya dinlerarası dialogçular bana fitnebaz demişlerdi.Buyursunlar bakalım şimdi bu kitabında ki ifadelere açıklık getirsinler bekliyorum onları...

Başka sitelerde de tartışmalarımız devam ediyor.

MÜTEŞEKKÜR
06-02-2012, 18:00
AL-İ İMRAN SURESİ-64."De ki Ey Ehl-i Kitap! Sizinle bizim aramızda ortak olan kelimeye gelin; Allah'tan başka mabud tanımayalım, O'na hiçbir ortak koşmayalım, birimiz bir diğerimizi de Allah'tan başka rabler edinmesin! -Eğer bundan yüz çevirirlerse- deyin ki: Şahit olun biz muhakkak ki ona teslim olanlar (Müslümanlar)ız

BU AYETİ BAZ ALARAK YOLA ÇIKAN DİALOGÇULAR ORTAK NOKTADA TEVHİD İNANCINI HIRİSTİYAN VEYA YAHUDİLERE ANLATABİLİYORLARSA BUNA KARŞI ÇIKAMAYIZ.ANCAK TESLİS İNANCINI KENDİSİNE ŞİAR EDİNEN HIRSİTİYANLARLA AMENTÜDE ASLA BİR DEĞİLİZ.BU MÜBAREK AYETİ KENDİ KAFALARINA GÖRE TE'VİL EDİP DE BURADA KİMSEYİ KANDIRAMAZSINIZ.TEVHİD İNANCINI KABUL ETMEYEN HIRİSTİYAN VEYA YAHUDİLERLE BİZİM DİNLERARASI DİALOG KURMAMIZ MÜMKÜN DEĞİLDİR.ŞAYET BU TEVHİD İNANCINI KABUL EDENLER ZATEN MÜSLÜMAN OLMUŞ OLURLAR.ONLARIN DİNİ ONLARA BİZİM DİNMİZ BİZEDİR.BAŞKA LAFI EVELEYİP GEVELEMEYE DE GEREK YOKTUR.

yuksel34
06-02-2012, 18:01
binlerce kez yalanlandi ama hala ayni yalani atan insanlara hala hak hakikati anlatma cabasi...

Mazlumun sahibi Allahtir...Iddia zaten iddia degil

Bu yalanlari atanlar arasinda bu yalani ilk defa atan yok yada bilgisizlik yuzunden bunlara tevessul eden...

Ki dikkat etseniz insanlari hakikate davet ederler ama kufredemeden bile konusamazlar

ve ne yazik ki kendilerini kufur ederken hakaret ederken bile teblig uzerinde bilirler yani seviye bu

Tavri bu olanin bilgisi ne olacak ki...

Ama hala bazilari laf yetistirme pesinde...Ben bu laf yetistirmeye calisanlarin ruh halini merak ediyorum

neyi kanitlamaya calisiyorsunuz...

Daha ilk yazi da gercekten birileri bir iddia mi gordunuz...

Bunun bir nefis tatmin araci oldugu ve bu yazilarin yazan veya aynisi yazmis olandan

yada yazmaya tesne olandan

baska kimseyi ikna edemeyecegi acikken

bir grup insanin size bir meta gibi kullanmasina izin veriyorsunuz


Adamin mensup oldugu grup toplumda kabul gormez sana saldirir

yolda ayagi takilir sana saldirir

hafta sonu tatil is yok sana saldirir

masallah forumlari inletirler ama gundelik hayatta pek gorulmezler

cunku yokturlar...anketlere bakarsiniz sizin zekatiniza ulasmalari icin bile birkac kattan

baslayip onlarca kata kadar buyumeye ihtiyac duyan gruplar

zaten o yuzden forumlari inletirler toplumda destek gorselerdi

onlar forumlari iletisim icin kullanirlardi yada bilgi icin

fakat toplumal ret onlari boyle

saldirgan toplumdaki etkisizlikta forumlarda mucadeleye itiyor

etkileri azaldikca forumlarda artiyorlar cunku konustuklari meselelerden o kadar uzaktirlar ki

forumlarda gercekten toplumu etkileyeceklerini sanirlar

bu isin nasil olacagi hakkinda bir yazilari yoktur utopik olsa bile acin okuyun

sanirlar ki sizi yiksalar meydan onlara kalacatir

ama ne yazik ki yontem ve vizyonsuzluk onlari buralara sikistirdi ve onlarin da bulduklari cikis yolu bu

onlari susturamaz misiniz susturursunuz...

Eger sizde onlar kadar bir avuc kalsaniz sizinle ugrasmayi birakirlar...

Allah sizi bu gunlere getirdigine gore bunu siz zaten yapamazsiniz

sonuc forumlarda mucadele yerine asil gorevlerinize onem verin...

Zaten siz olmasaniz nefessiz kalirlar

Ercan Tekin
06-02-2012, 18:04
yosmanli kendi içinde olmadýðý bir kesimi komple savunmakla yanlýþ yapýyor

lakin avukatlýktan istifasýný gerektirecek bir þey bulamadým.

efendi hazretlerinin yalanladýðý sitelerden alýntý yapmakla Debreli nereden istifa eder bilemiyorum.

Veri yosmanlidan mesaiyi senmi devraldin?
Efendi hz. kendisi adina laf üreten siteleri red etmisti olayi carpitma veri?
Ismailaga.info dan yaptigim o alintida Mahmud efendi hz'leri hakkinda kelam varmi?
El-cevap: YOK.

Ee Veri'nin derdi nedir?
O alintidaki ifadeler kendisine dokunuyorda acisi ondan. O ifadeler söz konusu kitaplardan meydana geliyor. Ilmi olan aksini cevaplar yada oturur asagidan bakar. O kadar!

giriftar
06-02-2012, 20:18
Siz;
— “(F. Gülen), “Bizim Nurculukla bir ilgimiz yoktur, keşke İslâmî bir kuruluş olarak değil de sivil toplum örgütü olarak çıksaydık” demiştir.”
Dersiniz.[/COLOR]
Onlar;
— “Tüm dünyaya hitab eden evrensel bir maslahat güttüğü için söylemiştir.”
Derler…

Siz;
— “(F. Gülen), Nisa Sûresi’nin 31. Ayeti’ne muhalif olarak örtünmeyi füruattan saymış, böylece bir yandan kurnazca bu fıkhî tabiri kullanıp yandaşlarına kendini tevil ettirme kolaylığı sağlarken diğer yandan da kadınların başlarını açabileceğini söyleyerek okumak isteyen binlerce Müslüman kızı mağdur ettiği gibi, kazanılmak üzere olunan başörtüsü mücadelesini de Müslümanlar aleyhine sonlandırmıştır.”
Dersiniz.
Onlar;
— “İmanın altı rüknü gibi temel meselelerin haricinde olduğu için teferruat demiştir. Hem Hocaefendi, “Dinin emirlerini yerine getiremeyeceği bir okula bir kadının gitmesi caiz değildir. Ne pahasına olursa olsun mücadele edip başını kapamalıdır. Asla taviz vermemelidir. Bu, Kur’ân’ın nass’ıyla sabittir” demiştir.”
Derler…

Siz;
— “O sözü, 1975 senesine ait Bornova vaaz kasetinde geçen sözüdür. Biz şimdiyi konuşuyoruz. Hem ayrıca içki, zina, hırsızlık gibi mevzuları da imanın altı rüknü gibi temel meselelerden olmadığı için bu mânâda füruattan mı sayacağız? Füruat kelimesine yüklenen mânâ ıstılahî mânâ mıdır, yoksa “lüzumsuz” mânâsı mıdır? (F. Gülen), Yahudilere dair ayetlerle ilgili olarak Yahudileri temize çıkarmak için “Kur’ân ayetleri çok serttir ve günümüz Yahudilerini kastetmiyor, indiği dönemin Yahudilerini kastediyor” demiştir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Hususî bir siyaset icabı olarak Yahudileri İslâm’a ısındırmak için söylemiştir.”
Derler…

Siz;
— “(F. Gülen), Filistinli Müslümanların yaptığı şehadet eylemlerinde ölen birkaç yahudi çocuğu için üzüntüsünü belirterek “Hatırladıkça ölen yahudi çocukları gözlerimde tülleniyor” demiş ve bir başka video kaydında da “O bombaların altında endişe duyan yahudi çocukları karşısında yüreğimin yağı erir. Yahudi çocukların başında patlayan bombalar içimde patlıyor gibi” demiştir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “O, Hocaefendi’nin tüm insanları kuşatan okyanus enginliğindeki gönlünün genişliğini gösterir.”
Derler…



..................................

giriftar
06-02-2012, 20:25
Siz;
— “(F. Gülen), Şadırvan 8 kasetinde “Rüyâmda Allah Resûlü’nü Yahudiler için ağlarken gördüm” demiştir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Uydurma rüyâ isnad edemeyeceğimize göre, insanları gördükleri rüyalarla yargılayamayız.”
Derler…

Siz;
— “(F. Gülen), Filistin’deki işgalin bitmemesinin sebebini Yahudilere değil de, Arab silah tüccarlarının menfaatlerine bağlıyormuş.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Mutlaka bir doğruluk payı vardır.”
Derler…

Siz;
— (F. Gülen), Mavi Marmara hâdisesini “otoriteye başkaldırı” olarak değerlendirirken, ölenlerin şehid sayılamayacağını belirtmiş, diğer yandan zina eden Deniz Baykal’a “geçmiş olsun” mesajı göndererek üzüntüsünü dile getirmiştir. Üstelik İHH’nın da kuşkulu bir kuruluş olduğunu belirtmiştir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “İHH yardım malzemelerini İsrail’e teslim ederek emanete hıyanetlik yapmıştır. Ha askerin başına çuval geçirilmiş, ha İHH insanları ve malzemeyi teslim edip gelmiş. Şeyh Ahmed Yasin’e acımayan İsrail neden İHH başkanına bir şey yapmamış?” (Not: Bu yorumu yapanın feyz aldığı (F. Gülen), Foreign Policy’nin düzenlediği “Yaşayan En Büyük 100 Entelektüel” anketinde birinci olmuştu.)
Derler…

giriftar
06-02-2012, 20:28
Siz;
— “(F. Gülen), Pensilvanya’daki çiftliğinde CNN-Türk muhabiriyle yaptığı Mavi Marmara konulu röportajında “Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail ile arasındaki problemi kan dökmeden diyalog yoluyla çözebilirdi” demiştir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “O, olmuş bitmiş bir tarihin yorumudur.”
Derler…

Siz;
— “(F. Gülen), Çeçenistan savaşı için “Çeçenlerin hiç savaşmasa rahat edeceklerini ve özgürlüklerine kavuşacaklarını” söylemiştir.”
Dersiniz
Onlar;
— “Diplomasiyle çözülebilecek bir anlaşmazlıkta savaşa ne gerek var?”
Derler…

Siz;
— “(F. Gülen), “Cihadı devlet ilan eder. Bütün cihad ettiğini sananlar İslâm’ın yüzünü karartan teröristlerdir” demiştir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Terörün mânâsı kargaşadır. Herkes kafasına göre cihad etmeye kalkarsa kargaşa çıkar, o yüzden devletsiz cihad, cihad sayılmaz.”
Derler…

Siz;
— “Belli bir toprak bütünlüğüne ve devlet çapında sistemli bir kurumsal yapıya sahib olunmadan cihad edilemeyecekse, bu, “cihadın bir gayesinin de öyle bir devlete kavuşmak için olduğu” gerçeğiyle çelişmiyor mu? Hem Allah Resûlü tepeden inme öyle hazırca bir devlete kavuştuktan sonra mı cihad etmeye başlamış?”
Dersiniz.
Onlar;
— “Allah Resûlü önce tebliğ yapmıştı. Ebu Cehil’i bile öldürmemişti. İslâm’ı hep kan döken bir din olarak sunarsak herkesi İslâm’dan soğutmuş oluruz. Üstelik Hocaefendi “Işık evlerinde bulaşık yıkanması sırasında hasıl olan çatal kaşık sesleri, sahabelerin kılıç şakırtılarıyla aynı seviyededir” buyurur.”
Derler…

giriftar
06-02-2012, 20:31
Siz;
— “(F. Gülen), dinler arası diyalog yolunda Hristiyan ve Yahudilerin hoşnutluğunu kazanmak için “Kelime-i Tevhid’deki “M……… Resûlullah” ibaresini söylemeyenlere de rahmet nazarıyla bakılmalıdır” diyerek imanın baş şartını bile füruattan saymıştır. Ayrıca Nisan 2009’da Favorit dergisinde yapılan röportajda “Meselâ bir Hristiyan Hz. M…….’e inanmasa da Hristiyanlıktan çıkmaz, ama bir Müslüman diğer peygamberlere inanmazsa Müslümanlıktan çıkar” derken Hristiyanlığı hak din kefesine koymuş olmuyor mu?”
Dersiniz.
Onlar;
— “Biz Hocaefendi’nin her dediğine de haklıdır demiyoruz ki!”
Derler…

giriftar
06-02-2012, 20:33
Siz;
— “Ama yine de onun yolundasınız. Bediüzzaman Hazretleri’nin nur yolundan gitmek için bu bataklığa girmeniz şart mıdır? Bediüzzaman Hazretleri’nin ilmiyle şereflenmeniz için (F. Gülen) yüzünden maruz kaldığınız türlü itham zulümatı altında vicdan karmaşası yaşamanız şart mıdır?”
Dersiniz.
Onlar;
— “Bir hadîste Allah Resûlü “Ameller niyetlere göredir” der. Hocaefendi’nin bazı hataları olsa da niyeti sahihtir. Gayesi İslâm’a hizmettir. Peygamberimizi de, büyücü, yalancı diye inkâr etmişlerdi.”
Derler…

Siz;
— “Örnek alma şekliniz, muhakeme tarzınız ve ölçülerden mânâ çıkarıp hayata tatbik etme anlayışınız bu mu sizin? Şimdi biz de Allah Resûlü’nün “Ameller neticelerine göre hükmolunur” hadîsini hatırlatsak, ölçüleri karşı karşıya getirerek çarpıştırma densizliğine düşmüş olmayacak mıyız? Ölçülendirme ölçülerini verici ve aklî muhakeme tarzının nasıl olması gerektiğini gösterici bir tatbik sistemine, bir dünya görüşüne sahib olunmadan neyin nereye konacağını bilmeden ayet ve hadîslere el atmak her türlü şenaate yol verir, her türlü bozuk niyet kendini kolayca delillendirebilir. Bir insanın niyeti iyi bile olsa Müslüman bir toplumu ifsad edecek ve Müslümanların akidesini bozacak fikirler yayıyorsa o en büyük haindir. Biz biliyoruz ki 1400 yıllık İslâm tarihinde gelmiş geçmiş yüzlerce İslâm önderi ne en kuvvetli anlarında ne de en zayıf anlarında (en tasvib etmediklerimiz bile!) ne böyle bir strateji, ne de böyle bir taktik-takiyye anlayışı benimsemişlerdir. “Her gördüğünü Hızır bil” mantığıyla “hikmetinden sual olunmaz” diyerek hikmetini bir türlü çözemediğiniz cinayetlerin kendinizde zamanla bir inanç hâline dönüştüğünün ve yaşadığınız gibi inanmaya başladığınızın farkında değil misiniz? Hazret-i Ömer’in, “Allah’ın ve Resûlü’nün emirlerine aykırı hareket edersem ne yaparsınız?” sualine Sahabenin cevaben verdiği “Seni kılıcımızla düzeltiriz ey Ömer!” nidasını hatırlamıyor musunuz? “Kişi sevdiği ile beraber haşrolunacaktır” ve “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz!” ölçüleri de mi titretmiyor sizi?”
Dersiniz.
Onlar:
— “Günümüzün dünya gerçeklerini de görmek gerek. Sadece yanlışlıkları çekiştirerek bir yere varamayız. Hocaefendi’nin gıybetini yapıyorsunuz.”
Derler…

giriftar
06-02-2012, 20:36
Siz;
— “Gıybet, bir insanın alenen savunmayıp veya yaygınlaştırmayıp topluma mâl etmediği hatalarını çekiştirmektir. (F. Gülen) ise alenen binlerce insanın imanını sakatlayıp öbür dünyalarını da mahvederken bu vebal karşısında “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” hükmüne muhatab olmuyor musunuz?”
Dersiniz.
Onlar;
— “Vay bize şeytan dedin! Hakaret ettin!”
Derler…


Siz;
— “(F. Gülen), Mümtehine Sûresi’nin 10. âyetine muhalif olarak dinler arası diyalog adına Müslüman bir kadınla Hristiyan bir erkeği evlendirmiştir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Nikâh kıyılırken orada mıydınız? Bu nikâhı Hocaefendi mi kıymış? Veya bu işi tasvib eden bir sözünü işittiniz mi?”
Derler…


Siz;
— “(F. Gülen), Almanya’da ortaya çıkan belgelere göre kiliselere 4 milyon dolar bağışlamış. Misyoner okulu Hartford Seminary’e de 2 milyon dolar bağışlamıştır. Müslümanlardan toplanan zekâtlar buralara mı dağıtılıyor?”
Dersiniz.
Onlar;
— “Abartıyorlar. Bağış yapılmışsa da maslahat icabıdır. O zekâtlar Müslüman öğrencilere verilen burslarda kullanılıyor.”
Derler…

giriftar
06-02-2012, 20:38
Siz;
— “(F. Gülen’in temsilcileri Papa ziyaretinde “Dinler arası diyalog için Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz” demiş, ayrıca kendisinin Papa’ya yazdığı mektupta da “İslâm yanlış anlaşılan bir din olmuştur ve bundan da en çok suçlanacak olan Müslümanlardır… Yeni fikirlerimiz varmış iddiasında bulunmuyoruz. Yine müsamahanıza sığınarak bu misyonun hedeflerine yakından hizmet etmek için üstlenmek istediğimiz birkaç teklifte bulunmayı arzu ediyoruz” demiştir. İslâm’ın ilk yıllarında da Müslümanın anlayışına uymayan bir barış ve diyalog teklifi, üstelik müşriklerden gelmişti. Müşrikler, Allah Resûlü’nün amcası Ebu Talib vasıtasıyla “dediklerinin dışında ne istiyorsa yerine getirelim” şeklinde diyalog kurulamayacağını anlayınca, doğruca Allah Resûlü’ne gelerek, “Biz bazen senin bahsettiğin Allah’a saygı gösterelim, fakat sen de bazen bizim ilahlarımıza saygı göster, böylece aramızda barış olsun” dediklerinde Allah Resûlü onları şiddetle reddetmemiş miydi?”
Dersiniz.
Onlar;
— “Peygamberimiz de İran Kisrası’na, Rum İmparatoru’na elçiler göndermişti, mektublar yollamıştı.”
Derler…

giriftar
06-02-2012, 20:39
Siz;
— “Papa’ya yazdığı mektubunda “Hizmetlerinizin bir parçası olayım” dediği gibi sağ kolu Alaeddin Kaya da Papa’nın elini öpmüştür.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Mevlâna da bir papaza selâm vermişti.”
Derler…

giriftar
06-02-2012, 20:41
Siz;
— “Bektaşî’nin “Kur’ân’da ‘namaza yaklaşmayın’ yazıyor” demesi gibi hakikati saptırarak doğruyu yanlışta kullanmakta üstünüze yok doğrusu. Pekiyi (F. Gülen)’in, Patriğin Ekümenik sıfatının Türkiye tarafından kabul edilmesi ve devamında Vatikan’ın bir benzeri olan Suriçi Ortodoks Devleti için de özel bir anlam taşıyan Heybeliada Ruhban Okulu’nu açtırma çabaları ve bu çabaları karşısında da Kardinal Arenzi’nin hayretini saklayamayarak “Siz bunları sadece konuşup anlatmıyorsunuz, aynı zamanda da yaşıyorsunuz” iltifatına mazhar olmasına, papazların ikna edemediği siyasetçileri bizzat ikna etmesine ne dersiniz?”
Dersiniz.
Onlar;
— “Fatih Sultan Mehmed de kilise ve havralardaki ibadet ve eğitime müsamaha ile yaklaşmıştı. Hocaefendi de, tarihteki misalleriyle de şahid olduğumuz İslâm’ın derin hoşgörüsünün bir mümessilidir. Biz muhabbet fedaileriyiz; husumete vaktimiz yoktur bizim. Başkaları bin türlü husumet gösterseler ve husumetin bin türlüsünü bir anda çektirseler de düşmanca tavrın tekiyle bile olsa mukabelede bulunmayı düşünmeyiz. Geçeceğimiz yollara diken atan, önümüze çukurlar kazan insanlardan birini bir yerde kuyuya düşmüş görsek, yine ellerinden tutar kaldırırız.”
Derler…


Siz;
— “Tüm dünya Müslümanlarının kan ve gözyaşı batağındaki can pazarında verdiği varlık-yokluk savaşı karşısında hoşgörü edebiyatı ha! Merak ediyoruz, siz, babası öldürülen, annesi tecavüze uğrayan, kız kardeşi işkencede çıldıran, evi yıkılan bir Filistinli veya Iraklı Müslümanlardan biri olsaydınız, bu Amerikalı ve Yahudilere aynı hoşgörüyle yaklaşabilir miydiniz acaba? Sizin o sakat hoşgörü anlayışınız, ancak, mânâsı yarım kalmış ve saptırılmış hâliyle “Sağ yanağına vurana sol yanağını da çevir” şeklinde muharref İncil’de geçer. Ama o sözün asıl amacı mütecavize hoşgörü değildi ve belki de bir devamı da vardı ve Yahudiler devamını silip yok etmişlerdi; tıpkı Türkiye’deki lâiklerin, incisi düşmüş istiridye gibi hikmetlerinin mânâsını kararttıkları Mevlâna Hazretleri’ni sahte bir hoşgörü edebiyatına âlet etme alçaklığını gösterdikleri gibi. İslâm’da böyle bir hoşgörü anlayışı yoktur. Böyle bir hoşgörü, önce günahları, sonra da küfrü görmezden gelmeyi, daha sonra da küfre yaltaklanmayı ve giderek onun himayesinde onun çanağından beslenmeyi peşinden getirir. Pekiyi CIA eski Ortadoğu sorumlusunun verdiği referansla Amerika’ya yerleşen (F. Gülen)’i Pensilvanya’daki Amerikan bayrağı çekilmiş çiftliğinde CIA ve MOSSAD ajanları koruyormuş. Buna ne dersiniz?”
Dersiniz.
Onlar;
— “Allah isterse bu dini kâfirin eliyle de güçlendirir.”
Derler…

giriftar
06-02-2012, 20:43
Siz;
— “(F. Gülen), Nevval Sevindi ile yaptığı röportajda, “Amerika’nın egemenliğinin zayıflamasından endişe duyulmalıdır” demiştir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Herkesin hatası olabilir.”
Derler…


Siz;
— “Mutlak Hakikat’e nisbetle doğruyu arama ve layık olduğu yere koyma yolunda yapılan hata, tıpkı gideceği yönü elindeki pusulaya göre peşinen bilen bir şoförün hataen ana yoldan yanlış yola sapmasına benzer. Ama o şoför eninde sonunda yollardaki yön tabelalarını okuyarak ve elindeki pusulanın yardımıyla yine doğru yönü bulacak ve ana yola çıkacaktır. Doğruyu arayanın arayışı da doğru olur. Doğru olduğu içindir ki yaptığı hata bile onu yine doğruya çıkarır, yanlışı doğruya kalbedilir. Ama zaten en baştan yanlış yöne giden şoförün bırakın hatası, doğrusu bile yanlışa döner. Aslolan ana kaidedir. Ve istisnalar da kaidedendir. Parça, bütüne aitse ve bütündeyse o parçayı nereye savurursan savur yine “bütün”dendir, “bütün”dür. “Günah” gibi veya “konmuş kuralların dışına çıkma” gibi nefsi ilgilendiren hata ise nefse uyarak veya şuurdışı yapılan şeylerdir. Hatayı “hata” yapan şey ise ardından gelen nedamet ve tekzibdir; yani özür ve af talebidir. Eğer bunlar yoksa ona “hata” denmez, “tümden yoldan çıkmışlık” denir. Yani “hata”, bir şoförün kırmızı ışıkta fren yerine ezkaza gaza basması gibi bir şeydir, kırmızı ışıkta geçmeyi kaideleştirmesi değil; sonuçta hatasının farkında olarak onu bir şekilde telâfi eder. Nitekim bir Hadîste şöyle buyurulur; “Bir hata gizli kalırsa, sahibinden başkasına zarar gelmez. Aşikâre yapılır ve kırılan pot düzeltilmezse, o zaman umuma zararı dokunur.” Amma velâkin görüyoruz ki her iki duruma göre de baksak, (F. Gülen), değil hatayı “hata” olarak yapmayı, bilâkis hatanın kitabını yazmış, kaideleştirmiştir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Öyle de olsa böyle de olsa Hocaefendi mücadelesiyle, vaazlarıyla uhdesindeki neşir vasıtalarıyla İslâm’ı tüm dünyaya duyurmuştur. İslâm’dan habersiz birinin, bu neşriyatlardan birinde geçen bir tek “Allah” kelimesini okuması bile kârdır.”
Derler…

giriftar
06-02-2012, 20:44
Siz;
— “Milli Gazete, Vakit ve Yeni Şafak gazeteleri Aydın Doğan’ın Yay-Sat şirketinden ayrılıp Turkuaz isimli şirkette birleştikleri hâlde Zaman gazetesi hâlâ bu şirket üzerinden dağıtılıyor ve Doğan’ın kasasına her ay 850 milyar lira giriyormuş.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Zaman, dünya çapında bir gazetedir. Bunlar marjinal mimlenmişlikten sıyrılmanın ve her çevreye hitab edici global açılımın icablarıdır. Meyve veren ağaç taşlanırmış. Hem Hocaefendi’yle uğraşacağınıza kâfirlerle uğraşsanız daha iyi etmez misiniz? Müslümanları birbirine düşürüyorsunuz. Kâfirin eline koz veriyorsunuz.”
Derler…

giriftar
06-02-2012, 20:46
Siz;
— “Kâfirler en fazla Müslümanları yok etmeye çalışabilirler, ancak onlara güçleri yetebilir. Ama ona rağmen bir Müslümanı yok etseler, yerine on Müslüman gelir, onunu yok etseler yüz tanesi gelir. Ancak, suret-i haktan görünerek Müslümanlığı-Müslümanlık akidelerini yok etmeye çalışan birinin tehlikesi, Müslümanları yok etmeye çalışan birinin tehlikesinden çok daha büyüktür ve öncelikle onunla mücadele edilmelidir. Kâfirin kullandığı asıl koz da böyle bir insandır zaten. Ve bu koz, küfür dünyasına sokulmuş değil, bilâkis gelen İslâmcı dalganın içini boşaltıp kanını çekerek güçsüz düşürme yolunda İslâm dünyasına sokulmuş bir Truva atıdır.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Korkunç iftira! Hocaefendi bir sürü insanın hidayetine vesile olmuştur. Bir sürü genç onun sayesinde namaza başlamıştır.”
Derler…


Siz;
— “Namazın gayesi nedir? Sadece yatıp-kalkmak mıdır? Namaz esnasında kalbiyle Hristiyanlara muhabbet duyguları beslerken, ağzıyla “Hristiyanları dost edinmeyiniz” ayetini tekerlemek namaz mıdır, hidayet midir? Hem bugün Avrupa’daki Hristiyanlar “Bir Türk hoca varmış, ‘Hristiyanların iyileri de cennete girecek’ diyormuş, o hâlde dinimizi değiştirmeye gerek yok” diyerek Müslüman olan hemşehrilerini dinden döndürmeye çalışıyormuş.”
Dersiniz.

Onlar;
— “Nereden duyuyorsunuz bunları? Kaynağınız nedir? “Size bir fasık haber getirirse doğruluğunu araştırmadan ona inanmayın pişman olursunuz” âyetini bilmiyor musunuz? Hocaefendi dünya çapında açtırdığı eğitim yuvalarında hizmet veriyor!”
Derler…

giriftar
06-02-2012, 20:49
Siz;
— “(F. Gülen)’in Orta Asya’da açtırdığı okullarda lâik-dinsiz eğitim müfredatı uygulanıyormuş.”
Dersiniz.
Onlar;
— “İftira! Oralarda hizmet veriliyor. Yabancı çocuklara İstiklâl Marşı öğretiliyor.”
Derler…

Siz;
— “STV’de geçen bir habere göre Bosna savaşında hizmet niyetiyle oraya gitmişler ve Bosnalılar sormuşlar bunlara; “Siz ne için geldiniz buraya, mücahid misiniz?” Yok değiliz, demişler. “Peki Kuran öğretmeye mi geldiniz?” Yok hayır, demişler. “Peki neden geldiniz” diye sorduklarında, “Biz Türkçe öğretmeye geldik” demişler. Hizmet anlayışınız bu mu sizin? Hem o okullar Orta Asya’ya nüfuz etmek isteyen Amerika’nın ajan üssü olarak kullanılmaktadır.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Kuru iftira! Hocaefendi “Mü’min, karşısında Amerika dahi olsa bomba olup patlamalı, başını dağıtmalı gavurun!” der.”
Derler…

Siz;
— “O sözü “Kâbe baskını” ile ilgili olarak tâ 30 sene öncesine ait bir vaaz kasedinde geçer. Biz şimdiyi konuşuyoruz. Hem bu “okul hizmeti” ancak komünist rejimlerden kurtulmuş, bu yüzden de İslâmî eğitim alt yapısı çok zayıf olan Orta Asya ülkelerinde yapılıyor. Ama meselâ eğitim alt yapısı sağlam ve neyin ne olduğunun farkında olan birçok Afrika ülkesi onları kapılarından içeri bile sokmuyorlar. Çünkü bunların müfredatlarında gerçek mânâda dinî eğitim diye bir şeyin olmadığının farkındalar.”
Dersiniz.
Onlar;
— “O sizin suizannınız.”
Derler…

giriftar
06-02-2012, 20:52
Siz;
— “(F. Gülen) Vatikan’dayken Hürriyet gazetesinden Reha Erus’a verdiği röportajda “Bu kutsal topraklarda ölmeyi hayâl ediyorum” demiştir.”
Dersiniz.

Onlar;
— “Bütün dünya Müslümanlara mescid kılınmıştır. Herkesin istediği yerde ölmeye hakkı vardır. Hem ölünen yerin ölen insana ne zararı olabilir?”
Derler…

Siz;
— “(F. Gülen), Papayla görüşmesinde Vatikan’a vizesiz girilmesini taleb etmiş. Hâlbuki Vatikan’a ancak (İslâm ülkelerinde yaşıyor olsalar bile) alenî Hristiyanlar vizesiz girebilir. Vize sorunu yalnızca gizli Hristiyanlar için vardır. Ömrünün sonuna kadar serbestçe Vatikan’da yaşama hayâli ancak böyle bir Hristiyan için geçerli olabilir.”
Dersiniz.
Onlar;
— “Artık yeter! Ne demek istiyorsunuz? Bir insana bu kadar çamur atılmaz! Hocaefendi banyo yaparken bile meleklerden utandığı için iç çamaşırlarını çıkarmayacak kadar rikkat sahibi, her sözüyle de hikmet sahibi bir insandır. Siz ondaki derinliği anlayamazsınız. Artık saçmalıklarınızı dinlemiyorum!”

giriftar
06-02-2012, 20:54
(Türkiye’deki son verdiği veda vaazında girdiği “üzüntü krizi”nden kendini ayıltmaya çalışan cemaate “Merak etmeyin, ben sizin huzurunuzda ölecek kadar talihli birisi değilim” sözünde hangi İlâhî hikmeti aramalıydık acaba?)
Derler ve derler…(6)

(F. Gülen), ardındaki kalabalık gücü gördükçe haklılığına pay çıkarıp her geçen gün gram gram sinsice vehameti artan dozdaki cinayetlerini işlemeye devam edecektir. Kıvamını yakalayınca da takibçilerine “artık Hristiyanlığın umdesi olan teslisi kabul ediyoruz” dediği zaman takipçileri “vardır bir hikmeti” diyerek kiliselerde istavroz çıkarabilecekler midir? (Gerçi kiliseye giderek vaaz dinlemeye başlamış olanlarını da duyuyoruz.) Yoksa yeni bir tevil mi geliştireceklerdir? “O kadar da değil” demeyin sakın. İBDA 25 sene önce mikroskop camında kanser virüsünü teşhis ettiğinde de İslâmcı camia “o kadar da değil” demişti. Ama bugün hastalığın vardığı boyut ortada. İman uçmuş, hasta son nefesini vermek üzere.
Tüm bunlar, dünden beri küfrün ve işbirlikçilerin, gelen İslâmcı dalgayı frene edebilmek için İslâm’ı İslâm’a karşı istismar etme taktiklerinin bir başka versiyonudur: “Gelen dalgayı frenleyemiyorsan yönünü değiştir!” Ama bu kez nereye doğru? Vatikan’ın mânâsına doğru.
Artık mânâsını da aştılar, müşahhas olarak da içindeler.

muallim08
06-02-2012, 21:05
— “İHH yardım malzemelerini İsrail’e teslim ederek emanete hıyanetlik yapmıştır. Ha askerin başına çuval geçirilmiş, ha İHH insanları ve malzemeyi teslim edip gelmiş. Şeyh Ahmed Yasin’e acımayan İsrail neden İHH başkanına bir şey yapmamış?” (Not: Bu yorumu yapanın feyz aldığı (F. Gülen), Foreign Policy’nin düzenlediği “Yaşayan En Büyük 100 Entelektüel” anketinde birinci olmuştu.)
Derler…


Öncelikle bu cümlelerin kime ait olduğunu, özellikle Fethullah GÜLEN'e ait olup olmadığının belirtilmesini rica ediyorum. Akabinde bir iki cümle etmek gerekebilir.

giriftar
06-02-2012, 21:27
Öncelikle bu cümlelerin kime ait olduğunu, özellikle Fethullah GÜLEN'e ait olup olmadığının belirtilmesini rica ediyorum. Akabinde bir iki cümle etmek gerekebilir.

F. Gülenden feyz alan biri denilmiş...

yuksel34
06-02-2012, 21:35
Artık oda tv haberlerinin altına klasik oda tv yazılmıyor...

bu da bir seviyedir...

Enteresan olan iki tarafın beraber bir birine sevgi beslemeye başlaması...

Inception'ı izlemeyen var mı?

giriftar
06-02-2012, 21:40
Artık oda tv haberlerinin altına klasik oda tv yazılmıyor...

bu da bir seviyedir...

Enteresan olan iki tarafın beraber bir birine sevgi beslemeye başlaması...

Inception'ı izlemeyen var mı?

Odatv nin de,28 şubatçı ergenekoncuların da Allahcc belasını versin.
Dinimizi şeni dinlerarası diyalog işine alet edenlerin de...

MÜTEŞEKKÜR
06-02-2012, 22:05
DİALOGÇU VEYA FETHULLAHÇILARA SESLENİYORUM.

PEYGAMER SEVGİSİNDEN DAHA ÇOK fETHULLAH'I SEVENLERİN HALİNE ACIYORUM.BU ADAMA TOZ KONDURMUYORLAR AMA "ŞEYHİMİZ"DE DİYEMİYORLAR.AÇIKÇASI FETHULLAH GÜLEN BUNLARIN ŞEYHİDİR.İNSAN BU KADAR PEYGAMBERİNDEN ÇOK ONU SEVER Mİ.?.BU NE BÜYÜK BİR CEHALLETTİR.ONUN SÜNNETLERİNDEN BİHABER OLAN CAHİL TOPLULUĞUSUNUZ.EHLİ SÜNNET YOLUNDAN ÇOKTAAN AYRILMIŞSINIZ DA BUNDAN BİLE HABERİNİZ YOK SİZİN!...

ATEİSTLER FACEBOOK'TA CİRİT ATARLARKEN BUNLAR NE YAPIYORLAR ACABA?GAVUR AŞIKLISI BİR MÜSLÜMAN DÜŞÜNÜLEMEZ.GAVURLARLA KUCAKLAŞMAK NEYİN NESİDİR YAHU?.ALLAH DÜŞMANLARINI DOST EDİNENLER ASLA İFLAH OLAMAZLAR.

BUNLAR İSLAMİYET'İ ÇOCUK OYUNCAĞI HALİNE GETİRDİLER.YAHU ŞU İSLAM SANCAĞINI ELİNİZE ALIP DA GAVURA GÖSTEREMEZ MİSİNİZ?ONLARA LA İLAHE İLLAH DEDİRTEMEZ MİSİNİZ? OSMANLIYI SEVİYORSUNUZ AMA İ'LAHİ KELİMETULLAH UĞRUNA BİR ŞEY YAPTIĞINIZ YOK Kİ!.

DEVLETİN ARPALIKLARI SİZİN DOLAŞIP DURDUĞUNUZ YERDİR.BANA BURADA LAGA LUGA YAPMASINLAR.BUNLARIN İMANI TIPKI ÖRÜMCEK AĞI GİBİDİR.BUNLARDA ŞECAATLIK GÖREMİYORUZ.GAVURA KARŞI ŞECAAT SAHİBİ OLMAK GEREKİR.BİR TEK YAPMADIKLARI ŞEY,BERABER KADEH TOKUŞTURMAK KALDI.BARİ ONU DA YAPINDA TAM ONLARA BENZEYİN."DİNLERARASI DİALOG ŞEREFİNE!" DEYİN GİTSİN BU SİZE ÇOK İYİ YAKIŞIR.

BEN SİZİ ADAM GİBİ MÜSLÜMAN OLARAK KABUL EDEMİYORUM.MUKADDESATI GAVURUN ELİNE VERİRSENİZ ONLARDA SİZİN ELİNİZE İNCİL'İ VERİRLER HABERİNİZ OLA!...

ALLAH KATINDA KABUL OLAN YEGANE DİN İSLAM'DIR.GAVURLARA BUNU HATIRLATIN GERİSİ FASAFİDODUR.

SÖZÜN ÖZÜ ŞUDUR.İNADINDA EŞŞEKLİK EDEN 3 SINIF İNSAN VARDIR.

1- ATEİSTLER
2 DİNLERARASI DİALOGÇULAR
3- MEZHEPSİZLER...

EVET, BUNLARA NE ANLATIRSANIZ ANLATIN KAFALARI GERÇEKLERE ÇALIŞMIYORLAR.KENDİ BİLDİKLERİNİ OKUYORLAR.

ALLAH'IM SEN BNLRA AKIL İRFAN İZAN GERÇEK İMAN VE ŞUUR VER!...

yuksel34
06-02-2012, 22:15
Odatv nin de,28 şubatçı ergenekoncuların da Allahcc belasını versin.
Dinimizi şeni dinlerarası diyalog işine alet edenlerin de...
Çok bela dilememek ,lafın nereye gideceği belli olmaz...


Ard arda -aradaki süreye bakılınca- muhtemelen kendiniz bile okumadan- onlarca oda tv yazısı

(Okudum da diyebilirsiniz...Okuma-anlama-aktarma 2-3 dakika fikir ürününü seviyesi bu

derseniz daha uygun...)


paylaşıyorsunuz sonra da Allah belasını versin diyorsunuz...

(İnşallah şimdi bana kanıt getir bunlar oda tv yayınları değil demezsiniz...)

Yada kanıt getir falan demezsiniz...(her birine kanıtla yazdınız ya insan beklentiye girer...)

Çünkü bu tamamen oda tv derlemesi...

Tabi ne umduğunuzda ilginç...

Kendiniz bile zaman ayırıp şöyle üzerinde düşünmeye bile gerek duymuyorsunuz...

Yanlış anlaşılmak istemem ben de tabi ki okumaya gerek duymadım...

Ama derler(ki o biz oluyoruz...) diye bizim adımıza da konuşmuşsunuz...

Hayır dediğim an bitti...Ben öyle demiyorum...

Yazı paçavra oldu...

Öte yandan hocaefendiye iftira atmanın müdavimi olarak sen de bizim hangi

konuda ne düşündüğümüzü biliyorsun...Hatta tahrifatlarınız ele veriyor ki kelimesi

kelimesi inceliyorsunuz peki neden böyle bir paçavra edilecek yazıyı asıyorsunuz...

Tahrik seviyesi çok iyi belki bir girizgah bulup tartışmak istiyorsunuz(ben asla tartışmam böyle meseleleri...)

ama hiç düşünmüyor musunuz bununla nasıl tartışacaksınız...

Bir de ard arda yazı asmak ne oluyor...

Kimse okumuyor da bu kadarını da mı göremez...

giriftar
06-02-2012, 22:29
Bunlar da senin fikirlerin ki,seni bağlar...
Okumadan,düşünmeden suizanla benim kalbimi okumaya kadar götürebiliyorsunuz...
KARDEŞİM BİZİM KİMSEYLE ALLAH VE RESUL GAYESİ HARİÇ BİR HUSUMUTİMİZ VE MUHABBETİMİZ OLAMAZ...
İÇİNDE YİV YİV YANAN BİR VİCDANIN VARSA,BUYUR KONU ÜZERİNDE DEĞERLENDİRME YAP...
KONU DIŞI KARNINDAN KONŞARAK BİRYERLERE VARAMAYIZ Kİ....
MÜSLÜMAN İSLAMIN KALESİDİR...
BENİM LİDERİM İSLAMA MUHALİF TAVIR TAKINSA,EMİN OL İLK ÖNCE BEN YAKASINI TUTARIM...
TAKIM TUTMUYORUZ VE KUMDA OYNAMIYORUZ.
ALLAHIN YERYÜZÜNDEKİ HALİFELERİYİZ...
HAKİKATİN HATIRI DOSDUMUN HATIRINDAN ÜSTÜNDÜR...
DOST BİLDİKLERİMİZİ UYARMAZSAK,POHPOHLARSAK SUNUMUZ NE OLUR...