PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Hadis uydurmanın cezası büyüktür


kemalali
11.12.2006, 15:36
Resulullah efendimiz, hadis uyduran ve uydurma hadisi nakleden için ağır tehditlerde bulunmuştur. Mesela (Hadis uyduran Cehennemdeki yerine hazırlansın) hadis-i şerifi din kitaplarında var. Böyle bir hadis-i şerif olmasa bile, hangi İslam âlimi kitabına uydurma hadis alır? Mezhepsizler, (Uydurma hadisi kitabına almak, ya ihmallik, ya gafillik ya cahillik veya hainlikten ileri gelir) diyorlar. Gayet doğrudur. Peki Kütüb-i sittede, diğer hadis ve tefsir kitaplarında veya İhya�da uydurma hadis var denirse, bu büyük zatlar ihmallik, gafillik, cahillik veya hainlikle suçlanmış olmuyor mu? O mübarek zatlara bunlar nasıl yakıştırılabilir? Bir İslam âlimi uydurma hadisi kitabına alır mı hiç? Cahillik denirse hâşâ İslam âlimi cahil olursa kim âlim olur ki? Gafillik de öyle. Onlar gafil ise biz nasıl müteyakkız [uyanık] oluruz?

Müctehid, bir hadis için uydurma diyebilir, bu da ancak kendisi için geçerlidir. Bir muhaddis, İhya�da uydurma hadis var dedi diye bizim de var dememiz caiz olmaz, bu haddini bilmemekten, cahillikten, hatta hainlikten ileri gelen bir söz olur. Kur'an-ı kerimde mealen, (Âlimlere sorun) buyuruluyor. Hadis-i şerifte ise, (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir), (Âlim, Allahü teâlânın güvendiği kimsedir) buyuruluyor.

Allahü teâlânın güvendiği ve kendilerine sorun dediği âlimler kimdir? Kütüb-i sitte sahipleri veya Hüccet-ül İslam İmam-ı Gazali hazretleri bu âlimlere dahil değil mi? Resulullah efendimizin (Vârislerim) dediği âlimler bunlar değil ise kimlerdir? Abduh mu? Şevkani mi? Sehavi mi, Kardavi mi? Acluni mi? Mezhep imamları veya bir imam-ı Gazali, bir imam-ı Rabbani eğer Resulullahın vârisi değil ise, başka bir tane vâris gösterilemez.

Mısırlı Suriyeli mezhepsizler çıkıp, (Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında uydurma hadis çoktur) diyorlar.

Mezhepsizlerin sözleri delil oluyor da, mezhep imamlarının, imam-ı Gazalinin, imam-ı Rabbaninin sözü neden delil olmuyor? Mezhepsizlerin anladığı din oluyor da, bu büyüklerin anladığı neden din olmuyor? Onlardan öğrendiğimiz bilgilerle, onları mı sorgu suale çekeceğiz?

Bu nasıl mantık, bu nasıl ilim, bu nasıl edep böyle? Din düşmanlarına alet olanlara, onların tuzaklarına düşenlere yazıklar olsun.

Allah�ın güvendiği, Peygamberin vârisi olan âlimlere güvenmeyen, hâşâ onların yalan söyleyeceğini veya Kur'an-ı kerime aykırı uydurma hadis nakledebileceğini sanmak ne kadar yanlıştır.

Biz, imam-ı Gazali hazretlerinin kitabından bir hadis-i şerif alıyoruz. Mezhepsizler, (Bunun Kur'ana uygun olup olmadığına bak) diyorlar. Hâşâ imam-ı Gazali hazretleri bir hadisin Kur'an-ı kerime aykırı olduğunu bilemiyorsa, o kadar cahil ise, biz nasıl bilelim? Yahut O, (Bu hadis Kur'an-ı kerime uygundur) diyorsa, biz nasıl o hadisin zıt olabileceğini düşünelim? İslam âlimlerinin kitaplarında uydurma hadis olabileceğini düşünen cahillere ve sapıklara yazıklar olsun!

Acluni veya benzeri birisi, bir hadise uydurma demişse, mezhepsizlere göre artık o hadis uydurmadır. Bir yazar da, İbni Mace�deki bir hadis-i şerif için,(Hintli Muhammed Abdürreşid en-Numâni, hadis imamlarının görüşünü bildiriyor, bu hadisin uydurma olduğunu söylüyor) diyor. (İlim Çin�de ise de alınız) hadis-i şerifi için, istisnasız bütün mezhepsizler uydurma diyor. Halbuki hadis âlimlerinden imam-ı Deylemi, imam-ı Taberani, imam-ı Beyheki, imam-ı ibni Adiy, imam-ı ibni Abdilber gibi hadis âlimleri ve Hüccet-ül islam ünvanı ile meşhur olan imam-ı Gazali hazretleri sahih olduğunu bildirmektedir. Bu büyük imamların naklettiği bu hadis-i şerife uydurma diyenin dili kurur. Peki imam-ı Süyuti, imam-ı Buhari gibi bir âlim bir hadise uydurma dese, bu hadis uydurma olur mu? Ancak o muhaddise göre uydurma olur, fakat öteki âlimlere göre yine sahihtir.

grozny
09.01.2008, 00:24
R


Peki Kütüb-i sittede, diğer hadis ve tefsir kitaplarında veya İhya�da uydurma hadis var denirse, bu büyük zatlar ihmallik, gafillik, cahillik veya hainlikle suçlanmış olmuyor mu? O mübarek zatlara bunlar nasıl yakıştırılabilir? Bir İslam âlimi uydurma hadisi kitabına alır mı hiç? Cahillik denirse hâşâ İslam âlimi cahil olursa kim âlim olur ki? Gafillik de öyle. Onlar gafil ise biz nasıl müteyakkız [uyanık] oluruz?



Bu hadis sahih mi?

Hadis: "Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.”
Müslim İman 302, Buhari 97/24,10/29, Hanbel 3/1

Veya bu:

Hadis: "Allah benimle görüştü ve el sıkıştı. Elini iki omuzum arasına koydu. öyle ki parmaklarının soğukluğunu iki göğsüm arasında hissettim.”
Hanbel 5/243


Veya bu :


Hadis: “Peygamber Medine’de bir Yahudi tarafından büyülendi. Günlerce ne yaptığını bilmez durumda ortalıkta dolaştı.”
Buhari 76/47 Hanbel 6/57,4/367

Hadis: "Dünya balığın üzerindedir. Balık başını sallayınca Dünya'da depremler olur.”
İbni Kesir Tefsiri 2/29 68/1’in açıklamaları


Ureyne ve Ukeyle kabilelerinden bir grup Medine’ye gelerek Müslüman oldular. Medine’nin havası onlara dokununca Peygamber onlara deve sidiği içmelerini öğütledi. Adamlar develeri dağıttılar ve çobanı da öldürdüler. Peygamber onları yakalattı, ellerini ve ayaklarını kesti, gözlerini oydu, çölde susuz ölüme terk etti. Biz onlara su vermek isteyince, Peygamber bizi engelledi.”
Buhari Tıp5/1, Hanbel 3/107,163

adalı
09.01.2008, 00:38
Bu hadis sahih mi?

Hadis: "Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.”
Müslim İman 302, Buhari 97/24,10/29, Hanbel 3/1


Hadis: "Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.” Müslim İman 302, Buhari 97/24,10/29, Hanbel 3/1 Bu hadisi nasıl anlamak gerekir.

Bazı ayet ve hadislerde Allahın eli, Allahın İpi, Allahın Baldırı gibi ifadeler kullanılmaktadır. Bu tür ayetler mütaşabih ayetlerdir. Peygamber efendimizde bazı hadislerinde mütaşabih kelimeler kullanmıştır. Taki insanlar bu meseleri daha iyi anlasın. Nitekim başka bir hadisi şerifte Peygamber efendimiz şöyle buyurmaktadır.

"Ebu Said (ra) anlatıyor. Resulullah (aleyhisselatu vesselam)'ı dinledim, [Baldırların açılacağı, kendilerinin sevdeye davet edileceği gün...(Kalem 42) mealindeki ayetle ilgili olarak> Şöyle diyordu: "Rabbimiz baldırını açar, her mümin erkek ve her mümin kadın O'na secde eder. Dünyada iken kendisine riya ve gösteriş olarak secde edenler geri kalırlar. Onlarda secde etmeye kalkarlar, ancak sırtları bükülmeyen yekpare bir tabakaya dönüşür (ve secde edemezler.)" [Buhari, Tefisr, Nun vel Kalem 2, Tefsir, Nisa 8, Tevhid 24; Müslim, İman 302. (183.>

Kalem suresinin 42. ayetinde "Keşfus - sak" tabiri geçmektedir. Lügat olarak baldırın açılması manasına gelir. Görüldüğü üzere ayeti kerimeden asıl maksat lügat maksadı değildir, belki bir mesaj söz konusudur. Hadis yukarıdaki rivayette baldır kelimesini "sakehu" şeklinde zamir olarak kaydeder. İbnu Hacer bir başka tarikde zamirsiz olarak "sake" şeklinde geldiğini ve bu şeklin -ayeti kerimeye uygunluk arzetmesi sebebiyle- daha doğru oldğunu söyler. Aksi takdirde yukarı ki tercümede aslına muvafık olarak kaydettiğimiz üzere Cenab-ı Hakka baldır izafe ederek, insana teşbih etmek gibi te'vili tekellüflü bir durum ortaya çıkacağını belirtir.

Öyle ise, "baldırı açmaktan" murad nedir? Alimler bunu, "bütün hakikatkerin çırıl çıplak ortaya çıkması (sebebiyle) hesap ve cezanın bütün şiddet ve dehşetiyle hüküm sürmesi" şeklinde anlamışlardır. Nitekim hadiste, Resulullah (aleyhisselatu vesselam) Cenab-ı Hakkın bütün gerçekleri ortaya koyarak hesap verme hadisesinin dehşetini yaşattığı hengamda, dünyada iken kulluğunu samimiyetle yapanlarla, riyakar hareket edenleri tefrik edip mü'minleri dehşetten kurtaracağını, riyakarları da sırtları eğilmez bir hale sokarak cürümlerini yüzlerine vurmak suretiyle, dehşetlerine dehşet katacağını belirtmektedir. Meseleyi tasvir eden ayeti karimenin tam meali şöyledir:

"(Hatırla ki o gün) baldır(lar)ın açılacağı, kendilerinin secdeye davet edileceği bir gündür. Fakat buna güç yetiremeyeceklerdir. evet secdeye davet edilecekler gözleri düşük, kendilerini bir zillet sarmış olarak. Halbuki onlar bu secdeye dünyada herşeyden salim ve sapasağlam iken davet ediliyorlardı. (Kalem 42-43)

Kaynak: Kütüb-i Sitte, Prof. Dr. İbrahim Canan.

adalı
09.01.2008, 00:45
Bu hadis sahih mi?



Hadis: "Allah benimle görüştü ve el sıkıştı. Elini iki omuzum arasına koydu. öyle ki parmaklarının soğukluğunu iki göğsüm arasında hissettim.”
Hanbel 5/243


Muaz b. Cebel (ra) anlatıyor: Bir sabah Rasûlüllah (sav) sabah namazını kıldırmak için gelmedi (gecikti), neredeyse hepimiz güneşin doğmasına bakıyorduk (yani güneşin doğması çok yaklaşmıştı). Derken Rasûlüllah (sav) hızlıca çıkageldi ve namaza tesvib yaptı (yani namaz namaz, dedi). Namazı kıldırdı ve selam verince ‘saflarınızda olduğunuz gibi durun’ buyurdu, sonra bize karşı döndü ve şöyle dedi: ‘sabahleyin beni namazdan alıkoyan şeyi size anlatacağım: Gece kalktım ve gücümün yettiği kadar namaz kıldım ve namazda uyuklamışım, uyanınca bir baktım ki en güzel şekil içerisinde Rabbim Azze ve Celle ile birlikteyim, Rabbim şöyle buyurdu:

-“Ey Muhammed! Biliyor musun, mele-i a’l’â neyin tartışmasını yapıyorlar?”.

Ben de:

-“Bilmiyorum, Ey Rabbim” dedim.

Rabbim:

-“Ey Muhammed! Biliyor musun, mele-i a’l’â neyin tartışmasını yapıyorlar?” buyurdu.

Ben de:

-“Bilmiyorum, Ey Rabbim” dedim.

Bunun üzerine gördüm ki, el (keff)ini omuzlarım arasına koydu, parmaklarının serinliğini göğsümde hissettim. (Semadaki) her şey bana tecelli etti ve onların hepsini bildim.

Bunun üzerine Rabbim yine:

-“Ey Muhammed! Biliyor musun, mele-i a’l’â neyin tartışmasını yapıyorlar?” buyurdu.

-“Keffâretler hakkında” dedim.

-“Keffaretler nedir?” buyurdu.

Ben de:

“Cemaatle namaz kılmak için cemaate (camiye) gitmek ve namazdan sonra yine namaz kılmak için mescidde oturmak ve zor anlarda dahi abdest uzuvlarını tam olarak yıkamak.” dedim.

Rabbim:

-“Derecât nedir?” buyurdu.

Ben de:

-“Yemek yedirmek, yumuşak söz söylemek ve insanlara gece uyurken (teheccüd) namazı kılmak.” dedim.

Bunun üzerine:

-“İste” buyurdu.

Ben de:

-“Allah’ım! Senden iyilikleri (hayratı) işlemeyi, kötülükleri (münkeratı) terk etmeyi, miskinleri sevmeyi, beni bağışlamanı ve bana merhamet etmeni, bir kavimde bir fitne murad ettiğinde, ben fitneye düşmeden beni vefat ettirmeni istiyorum ve Senden Senin sevgini, Seni seveni sevmeyi ve Senin sevgine beni ulaştıracak amelin sevgisini istiyorum” dedim.

Bundan sonra Rasûlüllah (sav) şöyle buyurdu: “Bu haktır. Onları öğrenin ve öğretin.”. (Ahmed b. Hanbel, 5/343).

Bu hadiste mânâsı sorulan; hadisin, Hz. Peygamberin, “Allah’ın el (keff)ini omuzlarımn arasına koyduğunu gördüm ve öyle ki parmaklarının serinliğini göğsümde hissettim.” kısmının mânâsı ve buradaki “Allah’ın eli” ve “elin soğukluğu”nun hissedilmesi meselesidir. Bu ifadelerin yorumu yapılırken burada Allah’a “el” isnat edilmesi iki anlamda tevil edilmektedir:

a- Allah’ın kudreti ve Allah’ın takdiri;

b- Allah’ın nimeti, ikramı ve rahmeti.

“Allah’ın parmaklarının soğukluğu”ndan maksat da “Allah’ın ihsanın, ikram ve rahmetinin eserleri, tecellileri” olduğu şeklinde izah edilmektedir.

Hadisteki “omuz” ifadesinden de Hz. Peygamberin “kalb”i kastedilmektedir.

Buna göre hadisteki bu ifadelerin mânâsını: “Allah, bana rahmet ve inamiyle, lütfuyle ve keremiyle semavatta tecelli eden kudretinin ve takdirinin eserlerini, bütün mülkünü bana gösterdi, kalbim nurlardı, tabiri caiz ise gözüm ve gönlüm iyice açıldı, kainattaki mahlukat ile gözüm arasıdaki perdeler aralandı, ben de onların hepsini gördüm, bilmediklerimi öğrendim. Böylece Rabbimin kudretinin ve mülkünün büyüklüğünü ve bana olan nimetlerini, ihsanlarını, lütuflarını ve ikramlarını kalbinde hissettim”, şeklinde anlamak mümkümdür. (Bu konuda geniş bilgi için bakınız. İbnu Fûrek, Müşkilü’l-Hadis, 1985, s.77-85).

Yrd. Doç. Adem Dölek

adalı
09.01.2008, 00:49
Bu hadis sahih mi?

Hadis: “Peygamber Medine’de bir Yahudi tarafından büyülendi. Günlerce ne yaptığını bilmez durumda ortalıkta dolaştı.”
Buhari 76/47 Hanbel 6/57,4/367


Hz. Peygamber (S.A.V)'e büyü yapıldığı bir gerçektir.

Nitekim İbn-i Abbas ve Hz. Aişe (R.A)'dan şöyle rivayet edilmiştir:

Hz. Peygamber (S.A.V)'in yahudi bir hizmetçisi vardı. Yanında Hz. Peygamber (S.A.V)'in tarağından dişler vardı. Bunları yahudilere verdi. Onlarda bu dişlerle Hz. Peygamber (S.A.V)'e sihir yaptılar. Bu işi yahudi olan Lebid bin A'sam yaptı. Daha sonra yahudi hizmetçi bu sihri Eris kuyusuna gömdü. Cebrail (A.S) Felak ve Nas surelerini indirdi ve bu sihrin yerini ve kimin yaptığını Hz. Peygamber (S.A.V)'e haber verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (S.A.V)Hz. Ali'yi gönderdi. O da kuyunun suyunu boşalttı. Kuyudaki taşın altından da sihir yapılan tarağın dişlerini çıkardılar. Bunlarla beraber bir de yay kirişi vardı. O kirişte on tane de düğüm vardı. Alıp onu Hz. Peygamber (S.A.V)'e getirdiler.
Hz. Peygamber (S.A.V) de o düğümlerin üzerine Felak ve Nas surelerini okumaya başladı. Her bir ayet okuduğunda bir düğüm çözülüyor ve Hz. Peygamber (S.A.V) hafiflik buluyordu. İki surenin okunması bitince son düğümde çözüldü. Hz. Peygamber (S.A.V) de rahatladı ve şifa buldu." (Buhari, Müslim)

adalı
09.01.2008, 01:05
Yahudi kabileleri Medine'den sürüldükten sonra şehirde kalan Yahudilerin bazıları, müslüman olduğunu söylediği halde münafıklıktan ayrılmayan Yahudi Lebid bin A'sam'ın yanına vardılar. Resulullah Aleyhisselam'a sihir yapılması için kendisine üç altın verdiler.

Lebid önce Resulullah Aleyhisselam'ın tarağı ile, başından taranmış saçlarını elde etmeye girişti. Kısa zamanda elde ettiği tarak dişleri ile, saç ve sakal tarantılarını br takım düğümlerle düğümledi ve üfledi. Sonra onları erkek cinsi hurmanın kurumuş çiçek kapçığının içine koydu, götürüp bir kuyunun içindeki basamak taşının altına yerleştirdi.

Bu sihir üzere Resulullah Aleyhisselam'ın sağlığı bozulmaya başladı. Yapmadığı bir işi yağmış gibi sanıyordu, gözlerinin feri azaldı. Rahatsızlığı günlerce sürdü.

Lebid ve avanesi bu durumu öğrendiler. İçlerinden birisi: 'Eğer Muhammed gerçekten bir peygamberse, bu iş kendisine Allah tarafından haber evrilir. Aksi takdirde bu sihir sebebiyle aklı başından gider, böylece de kavmimiz umduklarına ermiş olur.' dedi.

Allah,u Teala yapılan sihri Resul'üne gösterdi. Resulullah Aleyhisselam Hazreti Aişe -radiyallahu anha- Validemize buyurdu ki:

"Ya Aişe! Allah bana şifamı bildirdi. İk melek gelip biri başucumda, diğeri ayak ucumda durdu. Birbirleri ile şöyle konuşuyorlardı:

-Bu zatın hastalığı nedir?

-Sihirlenmiştir.

-Kim sihir yaptı

- A'sam oğlu Lebid.

-Ne ile yaptı?

- Tarak, saç, sakal tarantısı, erkek hurma çiçeği ile.

- Nerede yapıldı?

-Zervan Kuyusunda."

Resulullah Aleyhisselam oraya doğru gitti, sonra geldi ve:

"Büyü yapılan hurmanın uçları şeytanın başı gibidir." buyurdu.

Hazreti Aişe -radiyallahu anha- Validemiz: 'Ya Resulullah! Onu çıkardınız mı?' diye sordu.

Şöyle cevap verdi:

"Hayır çıkarmadım. Çünkü Allah bana şifa verdi. İnsanların görüp de nasıl yapıldığını öğreneceklerinden endişe ettim ve kuyuyu kapattırdım." (Buhariç Tecrid-i sarih:1352)

Sihir peygamberlerin ne peygamberlik sıfatlarına ne de peygamberlik vazifelerine tesir etmez. Birer insan olma itibarı ile hastalanmaları nasıl tabi bir şey ise, sihrin de kısa bir müddet için vücutlarında az çok bir sarsıntı, bir tutukluk ve bir durgunluk meydana getireceği tabi bir şeydir.

Allah-u Teala ona müsade buyuracak ki, ümmetine örnek olacak.

dostluk
09.01.2008, 01:10
adalı konumuz hadis fekat büyüden paylaşımlar paptınız...peygamberimize büyü yapılmasını kuranda nasıl açıklıyor Rabbimiz...

paylaşırsanız faydalı olur kanısındayım...

selametle...

adalı
09.01.2008, 01:11
Bu hadis sahih mi?

Hadis: "Dünya balığın üzerindedir. Balık başını sallayınca Dünya'da depremler olur.”
İbni Kesir Tefsiri 2/29 68/1’in açıklamaları



Bazı kaynaklarda geçen bu ifade şayet hadisse, bundan murat şunlar olabilir:

Birincisi: Cenab-ı Hak yarattığı her mahluk için bir melaike vazifelendirmektedir. Bunlara "Müekkel Melekler" diyoruz. Dünyanın da iki tane müekkel melaikesi vardır ki, bunların isimleri "Sevr" ve "Hut"tur. Yani "Öküz" ve "Balık".

İkincisi: On dört asır önce, yani Peygamberimiz ve Sahabelerinin yaşadığı asırda en önemli iki geçim kaynağı çiftçilikle avcılıktı. Bu şimdi de kısmen böyledir. Ziraatın sembolü öküz, avcılığın sembolü ise balıktır. İşte, Peygamberimiz "Dünya öküzle balığın üstündedir," hadisiyle bu hakikate parmak basmış, insanların geçiminde en mühim iki kaynağı gayet beliğ bir tarzda ifade etmiştir.

Üçüncüsü: Bilindiği gibi, tekniğin henüz yeterince gelişmediği devirlerde dünyanın durduğuna, güneşin döndüğüne inanılırdı. Halbuki zamanla bunun tersinin doğru olduğu kesin olarak anlaşıldı. Eski bilgilere inanan insanlara bu gerçeği doğrudan doğruya anlatmak kolay değildi. Böyle yapılsaydı, belki de birçok insanlar İslam nurundan istifade edemeyeceklerdi. Resul-i Ekrem, bir edebi sanat yaparak cevap vermiş ve o asrın insanlarını tatmin etmiştir.

Dünya güneşin etrafında dönerken hayali on iki menzilden geçer. Biz bunlara "burçlar" diyoruz. Bu burçlardan ikisinin adı "öküz" ve "balık"tır. Peygamber efendimize ayrı ayrı zamanlarda dünyanın ne üstünde durduğu sorulmuş, o da birinci defasında "öküzün", ikinci defasında "balığın" üstünde duruyor diye buyurmuştur. Bu cevaplarıyla, soru vakitlerinde dünyanın öküz ve balık burçlarından geçmekte olduğunu, fakat güneşin sabit olduğunu da on dört asır önceden haber vermiştir.

Peygamber efendimiz mecazlı ve kinayeli bir sözle üç büyük hakikati en güzel şekilde dile getirmiş, hem o asırdaki, hem de daha sonraki asırlardaki muhataplarını tatmin etmiştir.

Sonradan ravilerin veya müfessirlerin açıklamaları hadis zannedilmiştir. Mesela "dünya öküzün üzerindedir öküz başını sallayınca deprem oluyor" gibi ilaveler hadis değildir.

……………………………………………

Hakka suresi, ayet 15-17:

"İşte o günde Kıyamet vukûa gelmiş olur. Ve gök yarılmıştır, artık o, o günde pek zaiftir. Ve melek (zümresi) onun çevresindedir ve Rabbin Arş'ını, başları üzerinde sekiz melek yüklenir."

....................................

Rivayet iki üç tarik ve ayrı lafızlarla gelmiştir. Raviler İbn-i Abbas (r.a.) Vehb bin Münebbih ve Rubay İbn-i Zeyd (r.a.) dır.

İbn. Abbas’ın tarikinde: “Arşı dört melaike hamletmişlerdir. Bu meleklerden birisi sureten insan gibidir. Birisi de sevr yani öküz suretindedir. Birisi de kartal suretide diğer birisi de arslan suretindedir.”

Vehb bin Münebbih’in tarikinde “Arşı dört melaike omuzlarında taşırlar. Bu meleklerin her birisinin dört tane yüzü vardır. Bir yüzü sevr, biri arslan, biri kartal, biri de insan yüzü gibidir.”

İbn. Zeyd’in tarikinde “ve yehmilu arşe rabbike fevgahüm semeniyetü” (El-Hakka Suresi, ayet:17) tefsirinde Resul-i Ekrem (s.a.)’den rivayet ile ferman buyurmuş ki: “Bu gün arşı dört tane melaike taşımaktadır. Amma kıyamet gününde onu sekiz tane melaike taşıyacaktır.”

adalı
09.01.2008, 01:16
Bu hadis sahih mi?

Ureyne ve Ukeyle kabilelerinden bir grup Medine’ye gelerek Müslüman oldular. Medine’nin havası onlara dokununca Peygamber onlara deve sidiği içmelerini öğütledi. Adamlar develeri dağıttılar ve çobanı da öldürdüler. Peygamber onları yakalattı, ellerini ve ayaklarını kesti, gözlerini oydu, çölde susuz ölüme terk etti. Biz onlara su vermek isteyince, Peygamber bizi engelledi.”
Buhari Tıp5/1, Hanbel 3/107,163

3. (1587)- Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor: "Ukl ve Ureyne kabilelerinden bir grup insan Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanına gelip:

"- Ey Allah'ın Resûlü! Biz hayvancılıkla uğraşıp sütle beslenen (çöl) insanlarıyız, (çiftçubukla uğraşan) köylüler değiliz" dediler. Bu sözleriyle, Medine'nin havasının kendilerine iyi gelmediğini ifade ettiler. Resûlullah, onlara (hazineye ait) develerin ve çobanın (bulunduğu yeri) tavsiye etti. Kendilerine oraya gitmelerini, develerin sütlerinden ve bevillerinden içmelerini söyledi. Gittiler, Harra bölgesine varınca, İslâm'dan irtidâd ettiler. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'ın çobanını da öldürüp develeri sürdüler. Haber, Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e ulaştı.

Resûlullah, derhal arkadaşlarından takipçi çıkardı (yakalanıp getirildiler). Gözlerinin oyulmasını, ellerinin kesilmesini ve Harra'nın bir kenarına atılmalarını ve o şekilde ölüme terkedilmelerini emretti." [Buhârî, Muhâribin 16, 17, 18, Diyât 22, Vudû 66, Zekât 68, Cihâd 152, Megâzî 36, Tefsir, Mâide 5, Tıbb 5, 6, 29; Müslim, Kasâme 9, (1671); Tirmizî, Tahâret 55, (72), Et'ime 38, (1846); Ebû Dâvud, Hudud 3, (4364-4371); Nesâî, Tahrimu'd-Dem 7, (7, 93-98); İbnu Mâce, Hudud 20, (2578).>

AÇIKLAMA:

1- Bu hadis, kaynaklarının çokluğundan da anlaşılacağı üzere, birçok farklılıklarla çeşitli vecihlerden rivayet edilmiştir. Yukarıdaki hadiste zikri geçmeyen bazı teferruatı gözönüne alarak hâdiseyi şöyle özetleyebiliriz: Ureyne ve Ukl kabilelerinden, bazı rivayetler de sekiz kişi oldukları belirtilen bir grup Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelirler. Ancak Medine'nin rutubetli havası onlara iyi gelmez ve hastalanırlar. Bunu, Medine'nin kendilerine uğur getirmediğine yorarlar ve hatta Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in huzuruna çıkarak yapmış oldukları biat akdini bozmak, İslâm'dan rücu etmek talebinde bulunurlar. Hz. Peygamber onlara hava değişikliği tavsiye ederek hazine develerinin otlatıldığı Kuba civarındaki Zü'l-Hader denilen yerdeki otlağa gönderir. Oradaki develerin sütünden ve bevlinden içmelerini tenbihler. Bu tavsiyelere uyup iyileşen bedevîler, irtidad ederler. Bununla da kalmayıp işi ihanete dökerek çobanlardan birinin gözlerini oyup el ve ayaklarını kesip sonra öldürürler, hazine develerini de kaçırmaya kalkarlar. Ancak kaçıp kurtulabilen bir çobanın ihbariyle duruma muttali olan Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm), peşlerinden Kürz İbnu Câbir el-Gihrî komutasında yirmi kadar ensârî genci, bir de iz takipçisi (kâif) ile birlikte peşlerinden gönderir. Bunlar, hainleri kıskıvrak yakalayıp Medine'ye getirirler.

Hz. Peygamber kısâsen gözlerinin oyulmasını, ellerinin ve ayaklarının kesilip bu halde Harra'nın bir kenarına atılmalarını, kızgın güneşin altında ölüme terkedilmelerini emreder ve öyle yapılır. Hz. Enes (radıyallahu anh) onlardan birini gördüğünü, susuzluktan ölene kadar toprağı yaladığını belirtir.

2- Hadisin bazı vecihlerinde bu hâdise üzerine şu mealdeki âyetin indiği belirtilir: "Allah'a ve Resûlü'ne (mü'minlere) harp açanların, yeryüzünde (yol kesmek suretiyle) fesadcılığa koşanların cezası, ancak öldürülmeleri, ya asılmaları, yahut (sağ) elleriyle (sol) ayaklarının çaprazvari kesilmesi, yahud da (bulundukları) yerden sürülmeleridir. Bu, onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Ahirette ise onlara (başkaca) pek büyük bir azab da vardır..." (Maide 33).

3- Kadı İyaz'ın açıklamasına göre, hadisi anlamada ulemâ ihtilaf etmiştir. Seleften bir kısmı, bu cezanın hudud ve muhariblerle ilgili (Maide 33) âyetler inmezden önce verildiğini, mezkur âyetler inince hadisin hükmünün neshedildiğini söylemiştir. Bazıları ise hadisin neshedilmediğini söylemiştir. Bu sonunculara göre muhariblerle ilgili âyetler bu vak'a ile ilgili olarak inmiştir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) da bu cezayı kısas olarak tatbik etmiştir. Çünkü mürtedler Müslüman çobana aynı şeyleri yapmışlardır.
Bazı âlimler müsle'ye haram derken, diğer bir kısmı "haram değil, tenzihen mekruh" demiştir.

4- Hz. Enes bir rivayette bu mürtedlerin su isteklerini ancak onlara su verilmediğini, toprağı yalayarak öldüklerini belirtir. Bu husus da âlimlerin bazı yorumlarına kapı açmıştır. Rivayetlerde Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in: "Su vermeyin" diye sarih bir sözü gözükmüyor. Ama su verilmeme vak'asından haberdâr olmadığını söylemek de zor. Üstelik, Ashab'ın sünneti de meşru bir hüküm taşır.

Kadı İyâz: "Öldürülmesi farz olan bir kimse su istese, kasden mâni olup da kendisine su vermeyerek iki azabın birlikte tatbik edilmesinin meşru olmayacağında ulemânın ittifak ettiğini belirtir. Nevevî bu görüşe itiraz ederek: "Bu sahih hadiste beyan olunmuştur ki, mürtedler çobanı öldürmüş, İslâm'dan dönmüşlerdir. Şu halde ne su istemede ne de başka hususta kendilerine hürmet kalmaz" der.

5- İmam Mâlik, bu hadise dayanarak, eti yenen hayvanların bevillerinin temiz oldğuna hükmetmiştir. Ahmed İbnu Hanbel, İmam Muhammed, Şâfiîlerden Istahrî ve Rüyânî, Şâ'bi, Atâ, Nehâî, Zührî, İbnu Sîrîn, Hakem ve Sevrî aynı kanaattedirler. Ebû Dâvud, İbnu Uleyye daha ileri giderek: "İnsan dışında -eti yensin, yenmesin- bütün hayvanların bevli ve fışkısı temizdir" demiştir.

Ebu Hanife, Ebu Yusuf, Şâfiî, Ebu Sevr ve diğer bir çok ulemâya göre bütün beviller pistir. Ancak atfedilen az miktar bu hükme dahil değildir. Bunlara göre, Ureynelilere zarurete binaen ruhsat verilmiştir. Zaruret olmadan deve idrarının temiz olduğuna dair hadiste bir hüküm mevcut değildir. Birçok haramlar zaruret sebebiyle mübah kılınmıştır, ancak bunlar zaruret olmadığı takdirde yine haramdır. Sözgelimi harp halinde veya şiddetli kaşınma gibi durumlarda ortaya çıkan zarurete binaen ipekli elbise helâl olur. Bu gibi mazeretleri olmayana ipekli elbise haramdır.

* Haramla tedavi alelıtlak caiz değilse de haramda yüzde yüz şifa olduğu bilinirse caiz olur.
* Devlet reisi, kendisine gelen yabancıların her meselesiyle meşgul olur; tedavisiyle bile...
* İlaç kullanmak, vücuda faydası olan mutad ilacı almak meşrudur.
* Kısasda misilleme meşrudur.
* Mürted, tevbe etmeye çağırılmadan derhal öldürülür. Bunun vacib mi, müstehab mı olduğu hususlarında ihtilâf edilmiştir. Bazı âlimler: "Mürted muharebe ederse, katli vacib olur, tevbe etmesini beklemekte bir mâna kalmaz" demiş ve sadedinde olduğumuz hadisi bu iddiaya delil göstermiştir.

Kütüb-i Sitte- Prof. Dr. İbrahim Canan

ulubat1
11.06.2008, 16:45
28 mezhep var hepsi ayrı görüşlerde al-iıram suresi 103 en-am süresi 159 fıkralara bölünmeyin fakat tersi tarikatlara mezheplere bölünenlerin vay haline demiyormu kur-an hadislerde uydurma var ayetti keçi yemiş recm diye bir ayet yok islama sonramı ilave ettiler cevablarsanız memnun olurum.

dostluk
11.06.2008, 17:17
kur-an hadislerde uydurma var ayetti keçi yemiş recm diye bir ayet yok islama sonramı ilave ettiler cevablarsanız memnun olurum.


ayetler geldiğinde birden çok kişiye aynı anda yazdırılır.ezberlenirdi ,bu sözler islamiyet düşmanlarının uydurmasıdır, sapık fırkaların sahabe düşmanlarının uydurduğu hikayelerdir,hadi kuran sayfasını keçi yedi sahabelerin beyninide hafızasınıdamı keçi yedi !


Kuranı kerimde Rabbimiz buyuruyor :Hiç kuşkusuz, Kur'an'ı biz indirdik, biz her hal ve şartta onu muhakkak koruyacak olan da biziz. Hicr 9

Allah koruyacağını vaad etmiş ,koruyamadımı ? veya korunan kuranı sadece bu iftiracılarmı buldu ,keçinin yediği sayfayı nasıl yazdılar ?? yazmadılarsa Allah korumamış oluyor...!


Allaha yalancı deme gafletine kim düşebilir acaba !!!??

hadislerde kuranda uydurma değildir, tabiki siz giderde sapık fırkaların sahabeyi kiram düşmanı kişilerin kitaplarını ve yazdıkları kuranları okursanız uydurma çok şey olur,fakat ehlisünnet alimlerinin kitaplarına bakarsanız uydurma yalan birşey bulamazsınız,

rubella
12.06.2008, 11:51
ayetler geldiğinde birden çok kişiye aynı anda yazdırılır.ezberlenirdi ,bu sözler islamiyet düşmanlarının uydurmasıdır, sapık fırkaların sahabe düşmanlarının uydurduğu hikayelerdir,hadi kuran sayfasını keçi yedi sahabelerin beyninide hafızasınıdamı keçi yedi !


,

Recim ile ilgili ayet ile, on defa süt emmekle süt akrabalığı olacağını bildiren ayet de Hz. Peygamber(a.s.m)’e vahiy edilmişti. Bunlar bir kâğıtta yazılıydı ve benim karyolamın altında duruyordu. Hz. Peygamber(a.s.m)’in vefatı sırasında, biz onunla meşgul iken, evcil bir hayvan tarafından yenmişti” (Ahmet b. Hanbel, VI/269; İbn Mace, Nikah, 36).

budamı islam düşmanlarının uydurması,bu hadis hakkındaki görüşünüz nedir

dostluk
12.06.2008, 15:57
Recim ile ilgili ayet ile, on defa süt emmekle süt akrabalığı olacağını bildiren ayet de Hz. Peygamber(a.s.m)’e vahiy edilmişti. Bunlar bir kâğıtta yazılıydı ve benim karyolamın altında duruyordu. Hz. Peygamber(a.s.m)’in vefatı sırasında, biz onunla meşgul iken, evcil bir hayvan tarafından yenmişti” (Ahmet b. Hanbel, VI/269; İbn Mace, Nikah, 36).

budamı islam düşmanlarının uydurması,bu hadis hakkındaki görüşünüz nedir

şahsımın görüşünün ne önemi varki ,alimler ne bildirdiyse onlara inanmakla mükellefiz, biz kendi evimizde diğer odada neler yapıldığını bilmekten acizken yüzyıllar önce konuşulanları yada neden konuştuklarını nasıl yorumlayabiliriz..!

Peygamberimiz her sene Ramazan ayında, o güne kadar inmiş olan Kuranı Hz. Cebrail ile karşılıklı olarak okurdu.. Son Ramazanda, bu karşılıklı okuma, iki defa gerçekleşmiştir..alimler Peygamberimizin bu okuması, şu anda elimizdeki mevcut tertibe göre olup, ona temel teşkil ettiğini söylemişlerdir...

Peygamberimize inen bütün ayetler vahiy katipleri tarafından yazıyla kaydedildiği islam tarihinde nakl edilir , buna rağmen, Hz. Aişe den başka kimsenin bilmediği bir ayet var diye nasıl idda edilebilir ??
bu iddalar ya hz Aişe validemizi yahutta kuranı toplayan yazan vahyi katiplerini ve halifeleri kötüleyenlerin işidir !!

Şüphesiz ki, Kuranı biz indirdik ve onu koruyana da biz olacağız (Hicr, 15-9) mealindeki ayette ifade edildiği üzere, Kuranın korunması doğrudan Allah’ın hıfz ve inayetiyle sağlanmıştır.

kurandaki olan yazılan ayetlere bakıpta dikkatli konuşulsa daha doğru olur kanısındayım, hicr suresinin ayetlerini görmezden gelmek ne diye ??!! acaba denmek isteniyor olabilirmiki ''Kurana kendi kafasındanda ayetler sokulmuş,kendi bildikleri gibi kuran yazmışlar '' !!!

rubella
07.07.2008, 00:26
bu iddalar ya hz Aişe validemizi yahutta kuranı toplayan yazan vahyi katiplerini ve halifeleri kötüleyenlerin işidir !!

Şüphesiz ki, Kuranı biz indirdik ve onu koruyana da biz olacağız (Hicr, 15-9) mealindeki ayette ifade edildiği üzere, Kuranın korunması doğrudan Allah’ın hıfz ve inayetiyle sağlanmıştır.

kurandaki olan yazılan ayetlere bakıpta dikkatli konuşulsa daha doğru olur kanısındayım, hicr suresinin ayetlerini görmezden gelmek ne diye ??!! acaba denmek isteniyor olabilirmiki ''Kurana kendi kafasındanda ayetler sokulmuş,kendi bildikleri gibi kuran yazmışlar '' !!!

değerli kardeşim elbbetteki KURAN'ın değiştiğini falan iddia etmiyorum sadece bu rivayetler kitaplarda var bunları nereye koyacağız diyorum.

eğer dediğin gibi bunları yapanlar Hz Aişe validemizi yada vahiy katiplerini yada halifeleri kötüleyenlerin işi ise mesela Ahmed bin hanbeldemi bu kötü adamlardan,kitabında bu rivayetleri yayınlayarak halifelere yada bahiy katiplerine hakaretmi etmiş