PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : bu kur'an'da varmı? Onemlidir


hirahos
13.12.2006, 16:08
Bir mesele soruldugunda 'Bu Kur'an'da var mı?' diyenler ya cahildir; ya da haindir. Bir mesele soruldugunda 'bu Kur'an'da var mi?' diye sorulmaz, 'bu İslam'da var mi?' diye sorulur.

Zira İslam, hem Kur'an'dir, hem Hadistir, hem İcma-i ummettir, hem de Kiyas-i fukahadir. Hak mezhebler ise dinin uygulama sahalaridir. Mezheb ne soyluyorsa tamamen ayet, hadis, icma ve kiyas-i fukahadir.

Mezheblerden hakkinda icma olusmus dort ana yol meshurdur. Hanefi, Maliki, Şafi ve Hanbeli... Mezheb denilirken bunlar kastedildi. Bu hak mezheblere uymayanlar, kafalarindaki İslam sandiklari ama İslam ile alakasi olmayan sakat bir anlayisina uyarlar demektir. Her birinin kafasinda birbirine benzemez ve alakasiz her mezhebsiz kadar mezheb!... O sayisiz mezheblerin tek ortak ozelligi ise, onlarda ya Kur'an eksiktir, ya Hadis, Ya İcma ya da Kiyas-i fukaha... İlla biri eksiktir ve eksikligi nefisleri ile doldururlar.

Hep derler ya: 'ALLAH'in ayetleri yetmez mi bize?' Bu haddizatinda cok dogru bir sozdur; ama o apacik ayetlerin uzerine bizim daha iyi anlamamiz icin bir mezheb tanimazin edecegi bir gram soz ile dahi aslinda o da mezhebini kurmus demektir. Bize izin verilsin Ayetleri Hadisleri onlarin algisi uzere degil de 'Bana uyanlarin yoluna uyun!' ( Lokman/15) ayetini onlardan daha dogru anladigini dusundugumuz daha baska tanidigimiz/dinlerine sahitlik edebilecegimiz Zatlarin algisi uzere anlamaya calisalim. Buna hakkimiz yok mu acaba?

Yoksa mecbur muyuz Kur'an'ı ozellikle tanimadigimiz olanlarin anladigi gibi anlamaya?

Ayrica sadece Kur'an diyenler, Kur'an ile kifayet etmiyorlar maalesef, anlayislarini Kur'an ayetlerini siper edinerek dayatmaya calistiklari inkar edilmez bir gercekliktir. Bunun tek ve yeterli delili ise: Ayetleri ifadeden hemen sonraki yaptiklari yorumlardir. Eger bir yerde yorum varsa, mezheb de var demektir.

Dinini diyanetini tanimadiklarimizin yorumuna tabi olmak zorunda olmadigimizi deklare etmek isterim. Zira ALLAH Teala bize apacik Kur'an ayeti ile emretmistir mezheb imamlarimiza uymamiz gerektigini: 'Bana uyanlarin yoluna uyun!' (Lokman/15)

Bu dahi Kur'an'dan mezheb kabul etmeyenden farkli olarak bizim anlamamiz gerekendir:

"Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra Peygambere karşı çıkar, mü'minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir. (Nisa/115)

(Altına rahatlıkla imzamı attığım bir deklare, duyurudur.. olduğu gibi alıntılanmıştır)

hirahos
13.12.2006, 16:18
Başlığı küçük büyük diye bir türlü ayarlayamadım.. Sevgili mod dostlarım, size zahmet ayarlar mısınız?

yenibeyin
13.12.2006, 16:39
teşekkürler hirahos hatırlattığın için :)

Sabr-el-Hayat
25.05.2007, 11:58
Güzel bir paylasim, elinize saglik...

selam ve dua ile insallah...

Murat Yazıcı
25.05.2007, 12:04
Ben de iki iktibasla Hirahos kardeşin açtığı bu konuya katkıda bulunmaya çalışayım:

İmam-ı Beyheki Delail kitabında şöyle rivayet eder:

"Eshab-ı kiramdan İmran bin Husayn (Radıyallahü anh), şefaatle ilgili bazı hadisler nakleder. Oradakilerden biri der ki:

- Siz hadisler bildiriyorsunuz, fakat biz bunlarla ilgili Kur’anda bir şey bulamıyoruz.

İmran bin Husayn hazretleri buyurur ki:

- Sen Kur’anı okudun mu?

- Evet.

- Kur’anda sabah namazının farzının iki, akşamınkinin üç, öğle, ikindi ve yatsının farzının ise dört rekat olduğuna rastladın mı?

- Hayır.

- Peki bunları kimden öğrendiniz? Bizden [Eshab-ı kiramdan] öğrenmediniz mi? Biz de Resulullahtan öğrenmedik mi? Peki Kur’anda kırk koyunda bir koyun, şu kadar devede şu kadar, şu kadar paraya şu kadar dirhem zekat düştüğüne rastladın mı?

- Hayır.

- Öyleyse bunları kimden öğrendiniz? Bizden öğrenmediniz mi? Biz de Resulullahtan öğrenmedik mi? Hac suresinde (Eski evi [Kabe’yi] tavaf etsinler) âyetini okumadınız mı? Peki orada Kabe’yi yedi defa tavaf edin diye bir ifadeye rastladınız mı?

- Hayır.

- Allahü teâlânın Kur’anda şöyle buyurduğunu duymadınız mı?

(Peygamber size neyi verdiyse onu alın, size neyi yasakladıysa da ondan kaçının.) [Haşr 7]

Hz. İmran daha sonra buyurur ki:

Sizin bilmediğiniz bizim Resulullahtan öğrendiğimiz daha çok şey vardır."

Bir âyet-i kerime meali:

(Size, âyetlerimizi okuyacak, sizi her kötülükten arıtacak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek aranızdan, bir resul gönderdik.)

İmam-ı Şafii hazretleri, (Bu âyetteki hikmetten maksat, Resulullahın sünnetidir. Önce Kur’an zikredilmiş, peşinden hikmet bildirilmiştir) buyuruyor.

Kur’an-ı kerim açıklamasız öğrenilseydi, Peygamber efendimize, (tebliğ et yeter) denilirdi, ayrıca (açıkla) denmezdi. Halbuki, açıklanması da emredilmiştir. İki ayet meali şöyledir:

[B](Kur’anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]

(Biz bu Kitabı, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklayasın ve iman eden bir kavme de hidayet ve rahmet olsun diye sana indirdik.) [Nahl 64]

Bu âyet-i kerimeler, açıklamayı gerektiren âyetlerin bulunduğunu gösterdiği gibi, bunu açıklamaya Resulullah efendimizin yetkisi olduğunu da göstermektedir. Kur’an-ı kerimde her bilgi açık değildir. Peygamber efendimiz bunları vahiy ile öğrenmiş ve ümmetine bildirmiştir. İki hadis-i şerif meali de şöyledir:

(Bana Kur’anın misli kadar daha hüküm verildi.) [İ. Ahmed]

(Cebrail aleyhisselam, Kur’an ile beraber açıklaması olan sünneti de getirdi.) [Darimi]

İktibastır.

Not: Bu yazıdaki bilgiler ve daha fazlası için bkz.

İmam-ı Süyuti, Miftahu'l-cenne fi'l-ihticac bi's-sunne (Sünnetin İslamdaki Yeri adıyla Doç Dr. Enbiya Yıldırım tarafından Türkçeye çevrildi, Rağbet Yayınları).

Konuyla ilginenler bu kitapda doyurucu malumat bulacaklardır. Bir pasaj nakledeyim:

"Şunu bilesiniz ki, usül ilminde maruf olan şartları taşıyan -kavlî olsun fiilî olsun- hadisler hüccetdir. Resulullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) bu hadislerini inkar eden kimse küfre girer ve İslam dairesinden çıkar, yahudilerle, hıristiyanlarla veya Allahü teâlânın murad ettiği diğer kâfir fırkalarla beraber haşrolunur."( s.18 )

antioxidan
25.05.2007, 12:07
Bir mesele soruldugunda 'Bu Kur'an'da var mı?' diyenler ya cahildir; ya da haindir. Bir mesele soruldugunda 'bu Kur'an'da var mi?' diye sorulmaz, 'bu İslam'da var mi?' diye sorulur.

Zira İslam, hem Kur'an'dir, hem Hadistir, hem İcma-i ummettir, hem de Kiyas-i fukahadir. Hak mezhebler ise dinin uygulama sahalaridir. Mezheb ne soyluyorsa tamamen ayet, hadis, icma ve kiyas-i fukahadir.

Mezheblerden hakkinda icma olusmus dort ana yol meshurdur. Hanefi, Maliki, Şafi ve Hanbeli... Mezheb denilirken bunlar kastedildi. Bu hak mezheblere uymayanlar, kafalarindaki İslam sandiklari ama İslam ile alakasi olmayan sakat bir anlayisina uyarlar demektir. Her birinin kafasinda birbirine benzemez ve alakasiz her mezhebsiz kadar mezheb!... O sayisiz mezheblerin tek ortak ozelligi ise, onlarda ya Kur'an eksiktir, ya Hadis, Ya İcma ya da Kiyas-i fukaha... İlla biri eksiktir ve eksikligi nefisleri ile doldururlar.

Hep derler ya: 'ALLAH'in ayetleri yetmez mi bize?' Bu haddizatinda cok dogru bir sozdur; ama o apacik ayetlerin uzerine bizim daha iyi anlamamiz icin bir mezheb tanimazin edecegi bir gram soz ile dahi aslinda o da mezhebini kurmus demektir. Bize izin verilsin Ayetleri Hadisleri onlarin algisi uzere degil de 'Bana uyanlarin yoluna uyun!' ( Lokman/15) ayetini onlardan daha dogru anladigini dusundugumuz daha baska tanidigimiz/dinlerine sahitlik edebilecegimiz Zatlarin algisi uzere anlamaya calisalim. Buna hakkimiz yok mu acaba?

Yoksa mecbur muyuz Kur'an'ı ozellikle tanimadigimiz olanlarin anladigi gibi anlamaya?

Ayrica sadece Kur'an diyenler, Kur'an ile kifayet etmiyorlar maalesef, anlayislarini Kur'an ayetlerini siper edinerek dayatmaya calistiklari inkar edilmez bir gercekliktir. Bunun tek ve yeterli delili ise: Ayetleri ifadeden hemen sonraki yaptiklari yorumlardir. Eger bir yerde yorum varsa, mezheb de var demektir.

Dinini diyanetini tanimadiklarimizin yorumuna tabi olmak zorunda olmadigimizi deklare etmek isterim. Zira ALLAH Teala bize apacik Kur'an ayeti ile emretmistir mezheb imamlarimiza uymamiz gerektigini: 'Bana uyanlarin yoluna uyun!' (Lokman/15)

Bu dahi Kur'an'dan mezheb kabul etmeyenden farkli olarak bizim anlamamiz gerekendir:

"Kim, kendisine hidayet (doğru yol) besbelli olduktan sonra Peygambere karşı çıkar, mü'minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir. (Nisa/115)

(Altına rahatlıkla imzamı attığım bir deklare, duyurudur.. olduğu gibi alıntılanmıştır)

http://www.ihvan-forum.com/showthread.php?t=12906

sevgiler hirahos :)

Murat Yazıcı
25.05.2007, 12:28
İmam-ı Süyuti, Miftahu'l-cenne fi'l-ihticac bi's-sunne (Sünnetin İslamdaki Yeri adıyla Doç Dr. Enbiya Yıldırım tarafından Türkçeye çevrildi, Rağbet Yayınları).


Bu kitaba ilaveten, şu kitap da çok istifadelidir:

İmam-ı Şarani, Mizan-ül Kübra (Dört Hak Mezhebin Büyük Fıkıh Kitabı), Berekat Yayınevi (Tercüme: A. Faruk Meyan).

Bu kitabevi artık mevcut değil; kitabın bir kopyasını İstanbul'da Sahaflarda ve başka kitapevlerinde aradığımda bulamamıştım. Ancak web'de chm dosyası olarak mevcut!

İki pasaj nakledelim:


Ma'lûmdur ki, Sünnet Kitâb üzere kaziyedir. Aksi değildir. Zira sünnet, Kur'ân-ı kerîmdeki icmallerin açıklanmasıdır. Müctehid imamlar, sünnetteki icmalleri bize açıklıyan âlimler olduğu gibi, onlara uyan âlimler de, onların sözlerindeki icmalleri bize açıklarlar ve bu kıyamete kadar böyle devam eder.

Üstadım Aliyyülhavas'dan (rahimehullah) duydum. Buyurdu: Sünnet bize Kur'ândaki icmalleri bildirmeseydi, âlimlerden hiçbiri, fıkıhdaki sular ve abdest bahislerindeki hükümleri çıkaramaz, sabah namazının farzının iki, öğle, ikindi ve yatsının farzlarının dört, akşam namazının farzının üç olduğunu, bilemezdi. Aynı şekilde hiçbir kimse kıbleye dönüldükte yapılan düâda, iftitahda ne söyleneceğini bilemezdi. Tekbîrin nasıl olduğunu, rükû' ve sücûd teşbihlerini, ta'dili erkânı, teşehhüde oturdukta ne okunacağını bilemezdi. Aynı şekilde bayram namazlarının nasıl kılınacağını, ay ve güneş tutulması namazlarını, cenaze, yağmur duası namazları gibi daha çok şeyleri kimse bilemezdi. Bunun gibi, zekâtın nisabını, orucun ve haccın şartlarını, alış veriş, nikâh, yaralama, kadılık ve fıkhın diğer bâblarının hüküm ve esaslarını bilen olmazdı. İmrân bin Husayn'e bir kimse, bizimle yalnız Kur'ânla konuş dedikte, İmrân ona: (Sen tam ahmaksın. Kur'ân-ı kerîmde farzların rek'atlarının sayısı açık olarak var mı? Yahud bunda sesli okuyun, diğerinde sessiz deniyor mu?) buyurdu. O kimse hayır dedi. İmrân bu sözü ile onu susturdu.

Yine Beyhakî Sünen'inde Müsâfir namazı bölümünde, hazreti Ömerden (radıyallahü anh) bildirir: Hazret-i Ömere yolculukta namazın kasr edilmesi, ya'nî dört rek'atlı farzları iki rek'ât olarak kılmaktan soruldu ve: «Biz, azîz kitabda korku namazını buluyoruz, fakat seferî namazı bulamıyoruz» denildi. Sorana: «Ey kardeşimin oğlu [yeğenim], Allahü teâlâ bize Muhammed aleyhisselâmı gönderdi. Biz bir şey bilmeyiz. Ancak biz, Resûlullahın (sallallahü aleyhi ve sellem) yaptığını gördüğümüz şeyi yaparız. O, seferde, 4 rekatlı farzları iki kılardı. Onu teşrî' eden Resûlullahdır (sallallahü aleyhi ve sellem)» buyurdu. Bu sözü iyi düşün. Çünkü çok güzeldir.