PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Hazret-i isa aleyhisselâm ‘ın yeryüzüne inmesi kıyamet alâmetlerinin en büyüklerinden birisidir



fakiri
10-12-2012, 14:05
“Kıyamet Yaklaştıkça Yaklaşmıştır.”
(Necm: 57)“Siz Daha Evvel On Alâmet Görmedikçe Kıyamet Kopmayacaktır.”
(Müslim: 2901)KIYAMETİN
BÜYÜK ALÂMETLERİ



Hadis-i şerif’in devamında arzedilen büyük alâmetler şunlardır:
Duhan (Duman), Deccal, Dâbbetü’l-Arz, Güneşin battığı yerden doğuşu, İsa bin Meryem Aleyhisselâm’ın inişi, Ye’cüc ve Me’cüc, biri doğuda, biri batıda, biri de Arap yarımadasında olmak üzere üç yerin batması, Hicaz tarafından büyük bir ateşin çıkması.



On Büyük Alâmet:
Huzeyfe’tül-Gıfârî -radiyallahu anh- Hazretleri buyurur ki:
“Bir gün aramızda konuşurken Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz yanımıza geldi. “Ne konuşuyordunuz?” diye sordu. Arkadaşlar “Kıyamet gününden bahsediyorduk.” dediler. Bunun üzerine buyurdular ki:
“Siz daha evvel on alâmet görmedikçe kıyamet kopmayacaktır.” (Müslim: 2901)
Hadis-i şerif’in devamında arzedilen büyük alâmetler şunlardır:
Duhan (Duman), Deccal, Dâbbetü’l-Arz, Güneşin battığı yerden doğuşu, İsa bin Meryem Aleyhisselâm’ın inişi, Ye’cüc ve Me’cüc, biri doğuda, biri batıda, biri de Arap yarımadasında olmak üzere üç yerin batması, Hicaz tarafından büyük bir ateşin çıkması.
1. DUHÂN (http://www.hakikat.com/dergi/123/bsyz12302.htm)
2. DECCAL (http://www.hakikat.com/dergi/123/bsyz12303.htm)
3. HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELÂM (http://www.hakikat.com/dergi/123/bsyz12304.htm)
4. YE’CÜC ve ME’CÜC (http://www.hakikat.com/dergi/123/bsyz12305.htm)
5. DABBETÜ’L-ARZ (http://www.hakikat.com/dergi/123/bsyz12306.htm)
6. GÜNEŞİN BATIDAN DOĞMASI (http://www.hakikat.com/dergi/123/bsyz12307.htm)
7. HİCAZ TARAFINDAN BÜYÜK BİR ATEŞİN ÇIKMASI (http://www.hakikat.com/dergi/123/bsyz12308.htm)
8.9.10. ÜÇ BÜYÜK YER ÇÖKÜNTÜSÜ OLMASI (http://www.hakikat.com/dergi/123/bsyz12309.htm)
Resulullah Aleyhisselâm’ın Duyurduğu Gerçekler (http://www.hakikat.com/dergi/123/bsyz12310.htm)
Mehdi Aleyhisselâm’ın Zuhuru (http://www.hakikat.com/dergi/123/bsyz12311.htm)


HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELÂM ‘IN YERYÜZÜNE İNMESİ KIYAMET ALÂMETLERİNİN EN BÜYÜKLERİNDEN BİRİSİDİR

HAZRET-İ İSA ALEYHİSSELÂM

İsa Aleyhisselâm Allah-u Teâlâ’nın İsrailoğulları’na gönderdiği ve mucizevî bir şekilde doğmuş bir peygamberidir. Kudsî ruhla desteklenmiştir ve Allah-u Teâlâ’nın bir kelimesidir. Kendisinden önce Musa Aleyhisselâm’a verilen Tevrat’ı tasdik etmekle birlikte, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmek üzere gelmiş, muhataplarını Allah-u Teâlâ’nın kulluğuna yönelmeye teşvik etmiştir. Allah-u Teâlâ’nın mütevazi ve seçkin kullarından birisi ve peygamberidir.
İsa Aleyhisselâm ölmemiş, semâya çekilmiştir. Cesedi ile birlikte semâda yaşamaktadır. Deccâlin fitnesi ile müslümanların iyice bunaldığı bir sırada yeryüzüne inecektir ve icraatlarını gerçekleştirecektir.
İsa Aleyhisselâm’ın halen sağ olduğuna, âhir zamanda mutlaka yeryüzüne inerek Muhammed Aleyhisselâm’ın şeriatı ile hükmedeceğine ve Allah yolunda mücadele mücahede edeceğine inanmak farzdır.
Bu husus tevatür derecesine ulaşmış; Kitap, Sünnet ve İcmâ ile sabit olmuştur.
Ümmet-i Muhammed’in her asırdaki âlimlerinin ileri gelenleri, İsa Aleyhisselâm’ın kıyamete yakın bir zamanda ineceği hakkında icmâ etmişler, muhalefette bulunmamışlardır. Ancak bir takım filozoflar inkâra kalkışmışlardır. Bunda şüphe eden bil’icmâ küfre düşer.
İsa Aleyhisselâm’ı çok sevmeli ve gelmesini de beklemeliyiz, ancak henüz daha gelmiş değil. Bu yüzden bu çıkanların hepsi sahtedir, yalancıdır, soytarıdır.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurur:
“Şüphesiz ki o, kıyametin kopacağını gösteren bir bilgidir.” (Zuhruf: 61)
İsa Aleyhisselâm’ın yeryüzüne inmesi de kıyametin en büyük ve en bariz alâmetlerinden birisidir. Allah-u Teâlâ kıyametin kopmasından az önce onu gökten indirecektir. Onun belirmesi ile kıyametin kopmasının yakın olduğu anlaşılır.
“Ehl-i kitaptan her biri, ölümünden önce İsa’ya muhakkak iman edecektir. Kıyamet gününde de o onlara şâhit olacaktır.” (Nisâ: 159)
İman edecekler amma, imanları makbul değildir. Çünkü zamanın peygamberi o değil. Ancak Resulullah Aleyhisselâm’a yapılan iman makbuldür.
İsa Aleyhisselâm’ın şâhitlik yapması; “Ben o zamanın peygamberi değilim, ben onlara Resulullah’ı tavsiye etmiştim.”
O onun geleceğini işaret etmişti, onun emrini dinlemediler, kendi arzularına uydular.
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadisi şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Varlığım kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki; bu ümmetten yahudi olsun hıristiyan olsun, kim benim peygamberliğimi duyar da benim getirdiğime iman etmeden ölürse mutlaka cehennemliklerden olur.” (Müslim: 153)
İman etse müslüman olacak, yahudi veya hıristiyan olmayacak.
Onun içindir ki Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“İbrahim ne yahudi ne de hıristiyandı. Fakat o Allah’ı bir tanıyan dosdoğru bir müslümandı. Müşriklerden de değildi.” (Âl-i imrân: 67)
Onun içindir ki İsa Aleyhisselâm’a iman etmeleri onları kurtarmayacaktır. İsa Aleyhisselâm onları Muhammed Aleyhisselâm’a indirilen ahkâma uymaya dâvet edecek, bu dâvete uyan kurtulacaktır.
Bu ehl-i kitap, âhir zamanda onun nüzulü esnasında hayatta bulunacak olan kitap ehlidir. Yeryüzüne indiği zaman onun vefatından önce bütün ehl-i kitap iman edeceklerdir. O zaman bütün insanlar İslâmiyet’e nâil olacaklar, bir ümmet halinde bulunacaklardır.
Onlar öyle iştiyakla iman edecekler ki, içlerinden: “Ah, ne olaydı, ben de onu görseydim!” diyenler çıkacak.
Nitekim Alman İmparatorluğu’nun ilk Başbakanı Prens Bismark da bu gerçeği ifade etmişti.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ve Kur’an-ı kerim hakkında der ki:
“Seninle aynı çağda yaşayamadığım için çok üzgünüm ey Muhammed!
Muallimi ve nâşiri olduğun bu kitap senin değildir, o ilâhidir. Bunun ilâhi olduğunu inkâr etmek, mevcud ilimlerin asılsız olduğunu ileri sürmek kadar gülünçtür.
Bunun için beşeriyet senin gibi mümtaz bir kudreti bir defa görmüş, bundan sonra da göremeyecektir.
Ben heybetli huzurunda en büyük hürmetle eğilirim.”
Mehdi Resul ve İsa Aleyhisselâm zamanında gerçeği görerek iman edenler de aynı sözü söyleyecekler. İman ettikçe hatırlanacak.


•Süleyman Ateş; Hazret-i Isa, Hazret-i Mehdi ve Deccâl hakkında kendi zannı ile yanlış bilgiler vererek halkı şaşırtmakta ve küfre kaymalarına sebep olmaktadır.•Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“Allah onu kendi katına yükseltti.” (Nisâ: 158) buyurmaktadır.
Yaşar Nuri Öztürk ise “Kur’an’daki İslâm” isimli kitabının 600. sayfasında Hazret-i İsa Aleyhisselâm’ın göğe yükselmediğini ve tekrar yeryüzüne indirilmeyeceğini söyleyerek bâtıl inanışını müslümanlara yaymaya çalışmaktadır:•Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde:
“Hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; çok sürmez Meryem oğlu İsa âdil bir hakem olarak inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldıracak ve mal o kadar çoğalacak ki, onu kabul eden kimse bulunmayacaktır.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1018)
Buyurduğu halde Yaşar Nuri Öztürk “Cevap Veriyorum” isimli kitabının 63. sayfasında şunları yazmıştır:•İsa Aleyhisselâm; kendi zamanına kadar gelen dînî hayatı tazelemiş, kendisinden sonra gelecek olan Ahmed-i Muhtar’ı açıkça ismiyle duyurmuş, fikir ve kanaatları Hatem-ül Enbiyâ Muhammed Aleyhisselâm’a meylettirmiş, göğe yükselmeden önce bütün insanlara en büyük müjdeyi vererek şöyle söylemişti:
“Ey İsrailoğulları! Doğrusu ben, benden önce gelmiş Tevrat’ı tasdik edip doğrulayan, benden sonra gelecek ve ismi Ahmed olacak bir peygamberi müjdeleyen Allah’ın size gönderilmiş bir peygamberiyim.” (Saf: 6)
Görüldüğü üzere İsa Aleyhisselâm, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin geleceğini haber verdiği gibi, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de İsa Aleyhisselâm’ın tekrar gökten inip geleceğini, ümmetine ona uymasını emredip, ne gibi işler yapacağını da bir bir müjdelemiştir.


•İsa Aleyhisselâm’ın kıyamete yakın bir zamanda ineceğine dair Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-in rivayet ettiği bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyururlar:
“Hayatım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki; çok sürmez Meryem oğlu İsa âdil bir hakem olarak inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldıracak ve mal o kadar çoğalacak ki, onu kabul eden kimse bulunmayacaktır.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1018)
Haçı kırması; kendisinin öldürüldüğünü iddiâ edenlerin yalan söylediklerine, dinlerinin bâtıl, İslâmiyet’in hak olduğuna, kendisinin müslümanlığı meydana çıkarmak gibi icraatla o dinleri iptal etmek için indiğine işarettir. Müslümanlıktan başka din kabul etmeyecektir. Dinleri iptal edilip yeryüzünden kaldırılınca, diğer birçok bâtıl inançların yanında domuz yeme âdetleri de kaldırılmış olacak.
Cizyeyi kaldırmaktan murad, kâfirlerden onun alınmasının kaldırılıp, İslâm’dan başka hiçbir şeyin kabul edilmemesidir. Çünkü müslümandan cizye alınmaz, zekât alınır.


•Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz diğer bir Hadis-i şerif’lerinde ise şöyle buyurmuşlardır:
“Vallahi Meryem oğlu İsa âdil bir hakem olarak mutlaka inecek ve haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldıracak, genç dişi develer başıboş bırakılarak onlara rağbet edilmeyecek, bütün düşmanlıklar, küsüşmeler ve hasetlikler muhakkak surette kalkacak.
(İsa Aleyhisselâm) İnsanları mala davet edecek, fakat malı hiç kimse kabul etmeyecektir.” (Müslim: 155)
Çıkan harplerde çok az insan kalacak. Çünkü üçüncü dünya harbi bitmiş, yahudiler gitmiş, Çinliler yok olmuş, İsa Aleyhisselâm gönderilmiş, birçok hadiseler olmuş, her şey meydanda kalmış.
Yani dünya yüzünde insan az, mal ve servet çok. Hazineler var, fakat insan yok.


•Câbir bin Abdullah -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyuruyorlar:
“Ümmetimden bir taife, kıyamet gününe kadar hak için muzaffer bir şekilde mücadeleye devam edecektir.
O zaman Meryem oğlu İsa da iner. Müslümanların emiri ‘Gel bize namaz kıldır!’ der. Fakat o: ‘Hayır! Allah-u Teâlâ’nın bu ümmete bir ikramı olarak siz birbirinize emirsiniz.’ buyurur.” (Müslim: 155)
Yani Allah-u Teâlâ’nın ona verdiği lütfu tebeyyün ediyor. “Siz Allah-u Teâlâ’nın Resulü’nün nurunu taşıyorsunuz.” mânâsına gelir.
İsa Aleyhisselâm dahi onu kabul edecek ve Allah-u Teâlâ’nın tayini olduğu için öne geçmeyecek.
İsa Aleyhisselâm ki önüne geçmiyor, onun önüne kim geçebilir? Veya karşı gelebilir? Geçtiği zaman durumu ne olur?
Onun nurunu, onun vekâletini taşıdığı için ulül-azm bir peygamber dahi öne geçemiyor.


•Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“İnsanlar arasında Meryem oğlu İsa’ya dünyada ve ahirette en yakın olan benim. Bütün peygamberler kardeştir, bir babanın ayrı kadınlardan doğmuş evlatları gibidir. Dinleri birdir.” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1403)
Peygamberlerin dinlerinin bir olması, asıl itibariyle aynı olmasını ifade eder. Bu asıl “Tevhid”dir. Aralarındaki ayrılık, gelişen şartlara tâbi olarak ortaya çıkan bazı fürû meselelerindedir.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“O’nun peygamberlerinden hiçbirini ayırmayız.” buyuruyor. (Bakara: 285)
Onları birbirinden ayırmak emr-i ilâhiye muhalefet etmek demektir.
Onlar gerçek dinde kardeştir, muteber olan da dinde kardeş olmaktır, karında değil. Eğer karında kardeşlik muteber olsaydı Nuh Aleyhisselâm’ın oğlu da dahil olurdu.
Aynı zincir, son bakla...
Yalnız şu var ki, Allah-u Teâlâ Resulullah Aleyhisselâm’ın nurunu Âdem Aleyhisselâm’a taktı. Onun şeref bulması, o nur sayesindedir. O nur bütün peygamberan-ı izam hazeratına geçti. Nur nura gelince bütün âlemleri kapladı. Sonra o nur hangi vekile geçtiyse, yine o aynı âlemlerin nurunu taşıyordu.


•Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz İsa Aleyhisselâm’ın hacc yapacağını Hadis-i şerif’lerinde haber vermişlerdir:
“Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki Meryemoğlu, Hacc veya umre yahut her ikisini birden yapmak için mutlaka Fecc-i Ravhâ’da telbiye getirecektir.” (Müslim: 1252)
Bu Hadis-i şerif de İsa Aleyhisselâm’ın sağ olduğuna delildir. Âhir zamanda yeryüzüne inecektir.


•Abdullah bin Ömer -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Bir gece rüyamda kendimi Kâbe’nin yanında gördüm. Derken öyle karayağız güzeli bir zat gördüm ki, erkeklerden gördüğüm karayağızların en güzeli! Kulaklarına inmiş öyle saçları vardı ki gördüğüm uzun saçların en güzeli! Saçlarını taramış, üzerlerinden su damlıyordu. İki zâta (yahut iki zâtın omuzlarına) dayanarak beyti tavaf ediyordu. ‘Bu kim?’ diye sordum. ‘Meryem oğlu Mesih!’ dediler.
Sonra birdenbire son derece kıvırcık saçlı, sağ gözü şaşı bir herifle karşılaştım. Zannedersin ki, gözü salkımdan dışarı fırlamış bir üzüm tanesi. ‘Bu kim?’ diye sordum. ‘Bu da Mesih Deccal’dir’ dediler.” (Müslim: 169)


•Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Benimle İsa Aleyhisselâm arasında bir peygamber yoktur. O inecektir. Gördüğünüz vakit, onu tanıyın:
Orta boylu, pembeye mâil beyaz tenli, üzerinde iki parçadan ibaret bir takım elbisesi olan bir kimsedir. Islaklık yoksa da, sanki başından su damlar. İslâm üzerine insanlarla savaş edecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek ve cizyeyi kaldıracaktır. Onun zamanında Allah, İslâm’dan başka bütün milletleri helâk edecek, Mesih Deccal’i de helâk edecektir.
Sonra, yeryüzünde sükunet, emniyet meydana gelecektir. O kadar ki arslanlar develerle, panterler ineklerle ve kurtlar kuzularla serbestçe otlayıp geçinecekler, çocuklar da yılanlarla oynayacaklardır.
İsa Aleyhisselâm kırk yıl yeryüzünde yaşayacak, sonra ölecek, cenazesini de müslümanlar kılacaktır.” (Ebu Dâvud - Hâkim - Ahmed bin Hanbel)
“Allah’ın düşmanı Deccal, İsa’yı görünce, tıpkı tuzun suda erimesi gibi erir.” (Müslim)
Zülmaniyet nur ile eriyecek, yok olacak!


•Biz İsa Aleyhisselâm’ı çok severiz ve gelmesini de bekleriz.
İsa Aleyhisselâm, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in geleceğini haber verdiği gibi, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de İsa Aleyhisselâm’ın geleceğini duyurmuştur.
Biz de size bu gerçekleri duyurmaya çalışıyoruz ve hemen ona uymanızı tavsiye ediyoruz.
Ey kardeş!
Hıristiyan âlemi hakikati arıyor ve bir gün bulacak. Sen de bu bölücüleri, saptırıcıları bırak ve hakikati bul.
Onlar bölücüler kadar muhalefet edemez. Çünkü o: “İsa geldi!” der, “Ben onu bekliyordum!” der, amma bölücü kendi imamını bekler. Onların âkıbeti çok kötü! Çünkü Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz dinden çıkacaklarını ve bir daha dine girmeyeceklerini, onların hayvandan da daha aşağı olduklarını haber veriyor.
Hıristiyan, İsa Aleyhisselâm’ın gelmesiyle aradığını beklediğini bulmuş olacak ve fakat bölücü dinden çıktığından ötürü, ne arayacak ne de bekleyecek.
Kurtuluşa ermen için sana bunca Âyet-i kerime ve Hadis-i şerif’lerle hakikati açıkça beyan ediyoruz.
Yetmiş iki fırka dalâlette ve cehennemde olduğu için o bir fırkayı bul. Bölücülerin arasında bulunursan; o bir fırkayı bulamadığın gibi, İsa Aleyhisselâm’a uymana da mâni olurlar.
Yalancı imamlardan size çok bahsettik. Gerçekten bir imam gelecek, fakat fakirin tahminine göre bu zamana daha otuz sene kadar var. Nasibi olan bu hakiki imamı görür. Çıktığı zaman tereddütsüz biat edin.
Çünkü Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Bakalım imamınız kendinizden olduğu halde Meryem oğlu İsa yanınıza indiği zaman durumunuz nasıl olur?” (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 1406)
Herkes imtihan olacak, böylece iman ile küfür ayrılacak.
Allah-u Teâlâ kime o lütuf nurunu koymuşsa ona tâbi olacak, kime koymamışsa olmayacak.
Önümüzde çok büyük hadiseler, çok büyük sıkıntılar, çok büyük harpler var. Şimdiden Hazret-i Allah’a ve Resul’üne sığınmaya bakın.
Bir Hadis-i şerif’te şöyle buyuruluyor:
“Dünyanın geniş vakitlerinde, (yani sıhhat ve servet, asayiş ve emniyet gibi istirahat sebepleri mükemmel olduğu bir zamanda) Cenâb-ı Hakk’a ibadet ve taat ile kendini takdim et ki, muzayakalı bir zamanda seni lütfu ile yad buyursun.” (Ahmed bin Hanbel)
O gün gelmeden önce tevbe edip Allah-u Teâlâ’ya ve Resulullah Aleyhisselâm’a yönelenlere ne mutlu! O dilediğini dilediği şekilde kurtarır. Bu gibi kimselerin dünyası saadet, ahireti selâmet olur. Çünkü o Hakk ile idi, halk ile değil.
Hazret-i Allah’a yönelelim, bize O yeter! Kalsak yolunda, gitsek yolunda ölelim inşaallah. Bizim için fayda getirecek budur: Yolunda olalım, yolunda ölelim.
Allah-u Teâlâ’ya yönelmekten daha güzel bir kale olmaz, O’nun kalesinin harici boşluktur. O kalesine kimi aldıysa hayat vardır, hem de hayat-ı ebediye vardır. Bu bir ikazdır, hatırlatmadır, yöneltmedir. O dilediğine hidayet verir. Dilerse O her felâketten kurtarır.
Kitapları daima okuyun ve böylece bu devirleri aşmaya bakın!


kAYNAK : http://www.hakikat.com/anabuay.html

ömerusta
10-12-2012, 15:22
yavhu fakiri kardeşim sendemi mesihin geleceğine inananlardansın pekiyi geleceğine inandın madem nası9l gelecek peygamber olarakmı yoksa sade bir insan olarakmı yani sen ona rastlasan ne diyeceksin peygambermi vatandaşmı

manifesto
10-12-2012, 15:25
Peygamberliği alınmış RÜTBELERİ sökülmüş
Ya bende sıradan bir insanım
Peygamberliğimi unutun
O eski bölümlerdeydi
Bunu mantıklı buluyorlar

ömerusta
10-12-2012, 15:42
bu tamamen bir hırıstiyan yortusudur bizede girmiştir malisef

fakiri
10-12-2012, 15:47
yavhu fakiri kardeşim sendemi mesihin geleceğine inananlardansın pekiyi geleceğine inandın madem nası9l gelecek peygamber olarakmı yoksa sade bir insan olarakmı yani sen ona rastlasan ne diyeceksin peygambermi vatandaşmı

Yaw, Ne demek sen de mi ? Elbetteki bütün sahih inanca sahip müminker gibi Hz.İsa Aleyhisselâm'ın avdet edeceğine inanıyorum.
İsa Aleyhisselâm, bir peygamber değil, Hz.Muhammed Aleyhisselâmın :sav: ümmetinden biri olarak inecektir. Bu durum elbetteki O'nun peygamberliğine halel getirmez-getirmeyecektir. Ancak, hz. Muhammed Aleyhiisselâmın :sav: üzerine gelmiş bir peygamber olarak nüzul etmeyecektir.
buna ne diye kafanız bir türlü basmıyor doğrusu anlamak mümkün değil... Yukarıda astığımız "Hz.İsa" bölümünü iyice teemmül derek sindirerek okursanız kafanızdaki düğümler çözülür diye düşünmüyorum.

ömerusta
10-12-2012, 15:53
yok yok fakiri burada yanılan sensin kardeşim öyle bir ayet mevcut değilken onu destekleyen bir ayette yok aşağıda gösterdiğin hadislerde sahih değil

fakiri
10-12-2012, 16:06
yok yok fakiri burada yanılan sensin kardeşim öyle bir ayet mevcut değilken onu destekleyen bir ayette yok aşağıda gösterdiğin hadislerde sahih değil

Yapma be usta !!! Bak yazıyı iyi okumadığın anlaşılıyor ! BUHARİ-i ŞERİF ve Müslimde geçen hadislere "sahih değil" diyebiliyorsan bence sen itikadını bir kontrol et-ettir ! Bari şu ayetin meal ve tefsrilerine bak :

“Şüphesiz ki o, kıyametin kopacağını gösteren bir bilgidir.” (Zuhruf: 61)

ömerusta
10-12-2012, 16:13
o isa kelimesi tevsiri yapan yazarın sözüdür o zaman veya saat olarak yazılması doğrudur kardeşim

manifesto
10-12-2012, 16:25
Sen itikadını BUHARİYE mi bağladın
İmana bir şart da
Buhariye iman etmek mi?
Ayrıca çok bilgiğini sanan cahillere bir soru
Buhari Buhara'dan neden sürülmüş
Kendisinden 40 yıl önce vefat eden İmam-ı Azan Ebu Hanefiyi hangi konularda tenkit etmiş
Onu Buharadan süren hanefilere ne demiş
Buhari ve müslimde geçen her söze iman etmek gibi bir ULTRA fanatikliğe de müslümanların ihtiyacı yok
Kaynak olarak kullan istifade et
Hepsi o kadar

fakiri
10-12-2012, 17:04
Sen itikadını BUHARİYE mi bağladın
İmana bir şart da
Buhariye iman etmek mi?
Ayrıca çok bilgiğini sanan cahillere bir soru
Buhari Buhara'dan neden sürülmüş
Kendisinden 40 yıl önce vefat eden İmam-ı Azan Ebu Hanefiyi hangi konularda tenkit etmiş
Onu Buharadan süren hanefilere ne demiş
Buhari ve müslimde geçen her söze iman etmek gibi bir ULTRA fanatikliğe de müslümanların ihtiyacı yok
Kaynak olarak kullan istifade et
Hepsi o kadar


Sen, dini konualrda hangi yazıyı yazmışsan aşağı-yuakrı hepsinde küfre giren biri olarak
sana ne diye cevab verelim ki ?
Sen daha önce de dedğimiz gibi, İslâm Dinine nasıl girilir ve iman nasıl muhafaza edilir bu konuları çok iyi öğrenmelisin ! Çünkü, bunları hiç mi hiç bilmiyorsun ve hemen hemen her yazında da küfre giriyorsun.

ömerusta
10-12-2012, 17:13
buhari de olsa hatalı tercübe hatalıdır kaynak kurandır tercübeler yorumlar değişe biliyor bütün peygamberler biri birinden üstün kılındığı hepsinin kendisine göre bir üstünlüğü olduğu ayetle sabittir hz isa as ölümü tatmıştır bütün insanlar gibi geri falanda gelmeyecek islam inancında bu yoktur bu hırıstiyan yortusudur

bi husben
10-12-2012, 17:28
o isa kelimesi tevsiri yapan yazarın sözüdür o zaman veya saat olarak yazılması doğrudur kardeşim
EVVELE ZUHRUF 61. AYETTEN ONCEKI AYETLERE BAKALIM KIMDEN SOZ EDIYOR DIYE .AYETLERİ OKUYACAK OLURSAK O DAN KASIT HZ ISADIR BUNDA ŞIPHE YOKTUR .SIYAK VE SIBAK BUTUNLUGUYLE ELE ALACAK OLURSAK TARTISMASIZ O HZ ISAYI KASTETMEKTEDIR . ALLAH HZ UZEYRIDE UYUTMUSTUR SONRADA KALDIRMISTIR PEKI HZ UZEYR RUTBELERI SOKULEREKMI UYANMISTIR ALLAH ISTERSE 100 UYUTUR ISTERSE 2 BIN YIL UYUTUR TEKRAR KALDIRIR ALLAH ISTERSE KATINA CIKARTIR ISTERSE TEKRAR GONDEDIR .

57 - Meryem oğlu İsâ bir misal olarak anlatılınca, senin kavmin hemen ondan bir delil bulduklarını sanarak bağrışmaya başladılar.
58 - Onlar dediler ki: "Bizim ilâhlarımız mı daha hayırlıdır, yoksa İsâ mı?" Bu misâli sırf seninle tartışmak için ortaya attılar. Doğrusu onlar çok kavgacı bir topluluktur.
59 - İsâ, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
60 - Eğer biz dileseydik, sizden yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık.
61 - Gerçekten o, (İsâ'nın yere inişi) kıyâmetin yaklaştığını gösteren bir bilgidir. Sakın kıyâmet hakkında şüpheye düşmeyip, bana uyun, bu doğru yoldu

ömerusta
10-12-2012, 17:56
57 - Meryem oğlu İsâ bir misal olarak anlatılınca, senin kavmin hemen ondan bir delil bulduklarını sanarak bağrışmaya başladılar.
58 - Onlar dediler ki: "Bizim ilâhlarımız mı daha hayırlıdır, yoksa İsâ mı?" Bu misâli sırf seninle tartışmak için ortaya attılar. Doğrusu onlar çok kavgacı bir topluluktur.
59 - İsâ, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
60 - Eğer biz dileseydik, sizden yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık.

evet buraya kadar olan kısmı israiloğularına hitaben söylenenlerdir
61 ayette isa geçmemektedir zaman veya saat geçer
yalnız bizim tevsirciler önce zaman derken şimdi isa diyor nedeni etkileşmek
elmalının ilk tevsirinde zaman sonra isa denilmektedir dikat ederseniz görürsünüz

ömerusta
10-12-2012, 18:08
Vehakkıkat o, saat için bir ılimdir, onun için sakın o saatin geleceğinde şekketmeyin de bana tabi' olun, işte bu yegâne doğru yoldur
[043.062] Vesakın sizi Şeytan çelmesin, çünkü o size belli bir düşmandır
buyurun elmalı9 orjinali

fakiri
10-12-2012, 18:10
57 - Meryem oğlu İsâ bir misal olarak anlatılınca, senin kavmin hemen ondan bir delil bulduklarını sanarak bağrışmaya başladılar.
58 - Onlar dediler ki: "Bizim ilâhlarımız mı daha hayırlıdır, yoksa İsâ mı?" Bu misâli sırf seninle tartışmak için ortaya attılar. Doğrusu onlar çok kavgacı bir topluluktur.
59 - İsâ, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.
60 - Eğer biz dileseydik, sizden yeryüzünde yerinize geçecek melekler yaratırdık.

evet buraya kadar olan kısmı israiloğularına hitaben söylenenlerdir
61 ayette isa geçmemektedir zaman veya saat geçer
yalnız bizim tevsirciler önce zaman derken şimdi isa diyor nedeni etkileşmek
elmalının ilk tevsirinde zaman sonra isa denilmektedir dikat ederseniz görürsünüz


Yaw ömer usta ...
Suyu bayır yuakrı mı akıtmağa çalışıyorsun ? Elmalı dahil bütün muteber müfessirler bu hususta yani İsa Aleyhisselâm olduğu hususunda ittifak etimişerdir ve Elmalı'lının tefisir de aynen şöyledir :
"""Muhakkak ki o saat için bir ilimdir de saatin (kıyametin) geleceğini, ölülerin dirilip ayağa kalkacağını bildiren bir delil bir alâmettir. Çünkü İsâ gerek ortaya çıkışı, gerek ölüleri diriltme mucizesi ve gerekse ölülerin ayağa kalkmasını haber vermesi itibarıyla kıyametin meydana geleceğine bir delil olduğu gibi, hadiste haber verildiğine göre, inmesi de Kıyametin alametlerindendir. Onun için sakın onda, yani Kıyamet'te şüphe etmeyin de bana uyun. Yani benim göstermiş olduğum doğru yola, şeriatime göre sade bana ibadet ve kulluk edin başka ilahlar peşinde gitmeyin. İşte bu biricik doğru yoldur. Ki onu tutan sapıklığa düşmez. """

Şimdi sen, üzerinde bütün müfessir ve müçtehidlerin ittifak ettikleri ve İCMA oluşmuş bu konuyu hangi ilminle inkar edecen ?.. Üzerinde icma olan bir konunun inkarının KÜFÜR olduğunu sana kimse fısıldamadı mı ?
Neuzubillâh ! Gıt-gıt gıdak halukta gibisin !

talib
10-12-2012, 18:35
Gülenci site sorularla islamiyet adlı siteden:


1996 yılında Dinlerarası Diyalog Papalık Danışma Kurulu Başkanı Kardinal Francis Arinze ise, Ramazan Bayramı münasebetiyle İslâm dünyasına yönelik mesajında, hem Müslümanların bayramlarını tebrik ediyor, hem de Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasındaki ilişkilerin geliştirmesi, birbirlerine tahammülden öte daha ileri ve derin bir seviyeye varması gerektiğinden söz ediyordu. Papa Jean Paul’ün “Biz Hıristiyan ve Müslümanlar, genellikle birbirimizi yanlış anlamış ve geçmişte bazan birbirimize karşı gelmiş ve hatta polemik ve savaşlarla kendimizi tüketmişizdir” şeklindeki sözlerini nakleden Arinze, “Hafızalarımızı geçmişin olumsuz kalıntılarından kurtarma ve istikbale bakma vakti gelmiştir. Kim diğerini üzmüşse, buna pişman olarak af dilemelidir. Karşılıklı olarak birbirimizi affetmeliyiz” diyordu.(79)

Hz. İsa icraatını perdeler arkasında yürütüyor sanki. Demek ki gelmiş. Tabii ki imtihan sırrı gereği herkes onu tanıyamıyor. Onu ancak ona çok yakın olanlar tanıyabilecek.

Nursi efendiyi Mehdi yaptılar, İsa olmak kime kaldı dersiniz? Diyalogcuların gözü ile bir bakın, zaten gelmiş demişler.

saglıkcı
10-12-2012, 20:16
ömerusta ; Ya kendini ehli sünnet gösteriyormuş,ve yazdıklarımıza teşekkür ederek takiyye yapıyormuş.Meğer böyle değilmiş.
Yada bu ara kafasını karıştıran birileri olmuş.Bu, sinsice İslam'ı içerden yıkmağa çalışan alçakların kara poropogandalarına kanarak ehli sünnet çizgisinden ayrılmıştır.Bu çizgiden kıl kadar ayrılık büyük bir felakettir.Dinsizliğe bir küprü atmıştır.
Dileriz ve dua ederiz bu felaketten döner tevbe eder.
1400 seneden beri gelen milyonlarca islam alimi haşa yanlış yoldada bu kıcı kırıklarmı doğru yolda.İslam alimlerine tutunan Cennete doğru yönünü dönmüştür.Bu alçaklara tutanan ise cehennemin gayya kuyusunu bulur.

(((__meftun__)))
10-12-2012, 20:41
Hz Isa ne zaman gelecek, biz görebilecek miyiz...

saglıkcı
10-12-2012, 21:17
Hz Isa ne zaman gelecek, biz görebilecek miyiz...
Bu soruyu samimi olarak sorana denirki Biz bunu bilemeyiz.(Yani tam vakti saatini)Fakat uzun bir zaman belki asırlar var olduğunu söyleye biliriz.Buna göre ne sen nede oğlun kızın nede torunun nede torunun torunu nede onunda torunu göremessiniz.
Fakat sorun, şimdiye kadar çizdiğin porifile göre dalga geçmek öyle bir şeyin olmayacağına olan bozuk itikadinden kaynaklanıyor.Yazlınca bende sana şöyle bir soru sorayım.Acaba sen cenneti ve içindiki sonsuz nimetleri göreçek ve ona kavuşabileçekmisin.?

ömerusta
10-12-2012, 21:18
@ömerusta (http://www.ihvanforum.org/member.php?u=78683) ; Ya kendini ehli sünnet gösteriyormuş,ve yazdıklarımıza teşekkür ederek takiyye yapıyormuş.Meğer böyle değilmiş.
Yada bu ara kafasını karıştıran birileri olmuş.Bu, sinsice İslam'ı içerden yıkmağa çalışan alçakların kara poropogandalarına kanarak ehli sünnet çizgisinden ayrılmıştır.Bu çizgiden kıl kadar ayrılık büyük bir felakettir.Dinsizliğe bir küprü atmıştır.
Dileriz ve dua ederiz bu felaketten döner tevbe eder.
1400 seneden beri gelen milyonlarca islam alimi haşa yanlış yoldada bu kıcı kırıklarmı doğru yolda.İslam alimlerine tutunan Cennete doğru yönünü dönmüştür.Bu alçaklara tutanan ise cehennemin gayya kuyusunu bulur.

sağlıkcı kardeşim teşekür ederim bizi cehhenneme yolladın cennette sizleremi kaldı hayırlı olsun diyelim
bir ayette ışık gösterin ben elinizi öpeyim gidip gidip aynı ayeti tekrarlayıp duruyorsunuz o ayetinde manasını değiştiriyorsunuz yani düzenbazlığa ortak oluyorsunuz

talib
10-12-2012, 21:20
Hz. Mehdi gelecektir. Keşfinde hiç hata etmemiş, asrın sultanı haber vermiştir. İnşaallah ihvan ona asker olacaktır. Ama borcu olanları kabul etmeyecektir. Ona asker olanlar da inşaallah ehli cennettendir.

ömerusta
10-12-2012, 21:31
yeterya şu mehdiyi nasıl getiriyorsunuz hangi ayette yazıyor getirinde bizde mehdi bekleyelim

talib
10-12-2012, 21:44
e senin nurcular getirdi, gönderdi bile. ama dünya zulüm içinde onu es geçiyorlar :) neyse işi muahabbet olanın laflarını çok kaale almamak lazım.

Neden sadece ayet dedin de hadisi şerifleri istemedin? Ayetlerin tüm manalarına vakıf mıyız? Hz. Peygamber Kur'an da bulamazsan ne yaparsın diye sorduğu sahabe ne demişti? Sünnetin dinde yeri yok mudur? Çeşitli kanallardan gelen hadisi şeriflerin yalan üzerinde birleşmeleri mümkün müdür? Tüm evliyaullah keşiflerinde yanılmış mıdır? Gelecektir inşaallah. Rabbim asker olmak nasip etsin. Biz müjdemizi verdik inşaallah, gerisi nasip işidir :) Rabbim bizi de en arkada da olsa o cemaate dahil etsin.

fakiri
10-12-2012, 21:46
yeterya şu mehdiyi nasıl getiriyorsunuz hangi ayette yazıyor getirinde bizde mehdi bekleyelim

Zat-ı şerifinize göre Şer'i deliller kaçtır acaba öğrenebilir miyiz? Yani, "yalnız Kur'an" diyen madrabazlar gibi size göre de şer'i deliller sadece Kuran ayetleri mi ?
Önce bu soruya bir cevab verin de ona göre cevap verelim ...

ömerusta
10-12-2012, 21:49
hiç bir hadis kurana aykırı vede muhalif olmaz olursa hadis olmaz şimdi şu mehdimi neyse hangi ayete dayanarak getiriliyor bi deyin de kim olursanız olun ister cömat ister tarık ister kulgı kesik köle olun ayetle gelin başım ayağnıza turap olsun

maksut ibrahim
10-12-2012, 21:49
Hz Isa ne zaman gelecek, biz görebilecek miyiz...

http://www.hasanmezarci.com/images/Hasan%20Mezarci_1.jpg
Meryemoğlu Mesih Îsâ

(((__meftun__)))
10-12-2012, 21:51
http://www.hasanmezarci.com/images/Hasan%20Mezarci_1.jpg
Meryemoğlu Mesih Îsâ

Ya bu sahsiyyet Hasan MEZARCI degil mi..?

talib
10-12-2012, 21:54
hiç bir hadis kurana aykırı vede muhalif olmaz olursa hadis olmaz şimdi şu mehdimi neyse hangi ayete dayanarak getiriliyor bi deyin de kim olursanız olun ister cömat ister tarık ister kulgı kesik köle olun ayetle gelin başım ayağnıza turap olsun

Kur'an'da Mehdi yoktur, gelmeyecektir diye bir ayet mi var ki, gelecek diyen hadisi şerifler ile zıtlaşsın???

Kur'an'da açık ayet yok de bari. Yok deme. En azından gelmeyecektir diye ayet mi var da öyle dersin? Sabah namazı 2 rekattir diye ayet yok diye, 2 rekat kılın hadisi şerifi çelişiyor mu ki o çelişsin?

Ki nurcular Kur'an'da bize bile işaret var derken!... Düşünsene manifestoya, maksuta, veriye işaret var :)

ömerusta
10-12-2012, 21:58
kuran sünnet icma dır asli deliler ferrideliler kıyas istihsan istilah istishap dır örf adette bunlardan sayılmaktadır yalnız
işte burada kopmayalım bunların hiç biri kurana ayete ters düşmez düşerse işte böyle ortada kalır kurana değilde şu bunudedi bu şunu dedi şu asrın alimi bu neyin alimi diyen zavallılarda çırpınır durur
mubarek kardeşim beni dinlemiyor sun bak yukarda dünkü elmalı mealini değiştiren hokkabaz yıllar önceki alimlerin aktardığı hadisleri nasıl değiştirmez

maksut ibrahim
10-12-2012, 21:58
Ya bu sahsiyyet Hasan MEZARCI degil mi..?

Ehli sünnet hasan mezarci kendini 2000 yilinda mesih ilan etti

saglıkcı
10-12-2012, 21:59
Hz. Mehdi gelecektir. Keşfinde hiç hata etmemiş, asrın sultanı haber vermiştir. İnşaallah ihvan ona asker olacaktır. Ama borcu olanları kabul etmeyecektir. Ona asker olanlar da inşaallah ehli cennettendir.
Diyelim haber vermesiydi biz bu bilgiye yanlışmı diyeçektik.?
Kardeşim Evet bir kimseyi sevip ona muhabbetle bağlanabilirsin.Fakat bu form muhabbet tellağının yeri değil.Birincisi burda sadece senin tarikat ihvanların yok.İkincisi bu tip içini dolduramayacağın çıkışlar büyük bildiğin zatlara ve yoluna zarar verir.Hadisi şerifler ve bu hadisi şerifleri açıklayan islam alimlerinin izahlarını anlatmak varken.neden bu ilimle gelen bilgiyi keşfe indirgedin.Biriside çıksa deseki benimde şeyhim keşfetmişki mehdi gerlmeyeçek.Bu bilgiler keşif bilgileri değildir.Doğruluğu bizzat dinin sahibi tarafında haber verilmiş.

ömerusta
10-12-2012, 22:02
namaz konusun bir sürü ayet var o ayetlerden yola cıkarak sahih hadislerle sünete uyarız
fakat şu mehdi vede isa as gelmesi konusunda bir ayet getirin şurasından tutunduk deyin kabulumdür yoksa kusura bakmayın çokmbeklersiniz
şamı çamı

fakiri
10-12-2012, 22:06
Bakıyorum da gıt-gıt gıdak halukta epi taraftar edinmiş forumda !
Biz forum irtifa kaybediyor derken işte bunu anlatmak istiyoruz.

talib
10-12-2012, 22:08
Diyelim haber vermesiydi biz bu bilgiye yanlışmı diyeçektik.?
Kardeşim Evet bir kimseyi sevip ona muhabbetle bağlanabilirsin.Fakat bu form muhabbet tellağının yeri değil.Birincisi burda sadece senin tarikat ihvanların yok.İkincisi bu tip içini dolduramayacağın çıkışlar büyük bildiğin zatlara ve yoluna zarar verir.Hadisi şerifler ve bu hadisi şerifleri açıklayan islam alimlerinin izahlarını anlatmak varken.neden bu ilimle gelen bilgiyi keşfe indirgedin.Biriside çıksa deseki benimde şeyhim keşfetmişki mehdi gerlmeyeçek.Bu bilgiler keşif bilgileri değildir.Doğruluğu bizzat dinin sahibi tarafında haber verilmiş.

Ya hu ben ona mı indirgedim. Sen anlamak istediğin yerden yaıyorsun. Sana neden dokunur ki şu sözler :) Bırak herkes bir veli sevsin, sana burada Tarkan'ı mı övdük :) ki Mehdi inancı nedendir onu da yazdık sonraki mesajlarda. Yani olur olmaz şeylere laf atmayın. Saçma sapan muhabbetlere döndürmeyin işi.

talib
10-12-2012, 22:10
namaz konusun bir sürü ayet var o ayetlerden yola cıkarak sahih hadislerle sünete uyarız
fakat şu mehdi vede isa as gelmesi konusunda bir ayet getirin şurasından tutunduk deyin kabulumdür yoksa kusura bakmayın çokmbeklersiniz
şamı çamı

Biz beklemiyoruz, sadace Efendimiz aleyhisselam'dan gelen rivayetlere inanıyoruz. Tarih de vermiyoruz. Gelecektir inşaallah. Gelmese de bizim Mehdi'miz hayattadır. Onunlayız. Ahir zaman Mehdi 'si de gelir ise biz hayatta iken, ne mutlu bize deriz.

saglıkcı
10-12-2012, 22:18
sağlıkcı kardeşim teşekür ederim bizi cehhenneme yolladın cennette sizleremi kaldı hayırlı olsun diyelim
bir ayette ışık gösterin ben elinizi öpeyim gidip gidip aynı ayeti tekrarlayıp duruyorsunuz o ayetinde manasını değiştiriyorsunuz yani düzenbazlığa ortak oluyorsunuz
sağlıkcı kardeşim teşekür ederim bizi cehhenneme yolladın cennette sizleremi kaldı hayırlı olsun diyelim.
Cennete götüreçek yol bellidir.Cehennemin yoluda bellidir.Cennetin yolu Hazreti Peygamber efendimizin (Sallahüaleyhivessellem)veAshabının yoludur.Bu yol ehli sünnet yoludur.Bu yoldan çıkmakta cehenneme götürür.Sen ben hangi kulpa tutunursak o kulp nereye gidiyorsa uraya götürür.Allahü Teala cennete götüreçek kulpa tutunmayı ve asla o kulpu bırakmamayı bize ihsan eylesin.Amin.Bu işin sonucu son nefete belli olur.Allahü Teala son nefeste bize yardım eylesin.Bu kulpu bıraktırmak isteyen ler fırsat vermesin.Bak kardeşim bu işleri önçe iyice bir tetkik et,ve Allahü Tealadan yardım talebinde bulun.İnşallah hakikatı görürsün.Fakat yazdıklarını mazur göremeyiz.Yazdıkların tehlikeli şeylerdir.Yazdıkların kulpunun yönünü gösteriyor.Fakat o kulpu her an bıraka bilir.Hak ve hakikat kulpuna sarılabilirsin.Bu hususta sana dua ederim.Sonun nasıl olacağını Allah bilir.Ben sadece sana şu anki kulpunu bildirdim.Bunuda senin hayrın için yaptım.

maksut ibrahim
10-12-2012, 22:18
Hz. isa gelirse ona Allah dan Vahiy gelmeyecekmi?

Dünyada tanidigi hic bir insan olmayacak bu nasil olacak ?

ömerusta
10-12-2012, 22:20
işte bizde diyoruzki bu rivayet peygamber efendimiz sav gelmiyor geldiğini idda ediyorsunuz hı9rıstiyanlardan size geçmiş diyoruz bu inanç yortudur diyoruz

talib
10-12-2012, 22:23
Ya Hu onca ulema gelmiş, muhaddis gelmiş -ki isimlerini saysak en büyük alimlerdir-, hepsi kabul etmiş, bize ne oluyor şimdi burada. Bizim kitaplarını okuyarak yetiştiğimiz zatlar var diyor, biz o kitapları okuyarak bir şeyler öğreniyoruz, sonra onları inkar ediyoruz :)

Ulemadan bazıları bu rivayetlerin derecesini mütavatire ulaştırmış. İşte hirahos efendinin küfre götürebilir dediği bundandır. O zatların beyanıdır. Kimseye kafir diyemeyiz belki bu konuda inkarcı diye ama bir tehlike var bu işte keyfilikte.

ömerusta
10-12-2012, 22:28
bu mehdi gelecek bu isa as yeryüzüne inecek inancı hadis de var demek iftiradır hem isa as hemde muhammet mustafa avs efendimize
ehli sünetim diyenler bir daha bir daha araştırsın okusun diyorum selametle kalın

maksut ibrahim
10-12-2012, 22:29
Peygamberler bile hata yapmislar

Hadis TOPLAYAN alimler hatasizmidir ?

saglıkcı
10-12-2012, 22:33
Hz. isa gelirse ona Allah dan Vahiy gelmeyecekmi?

Dünyada tanidigi hic bir insan olmayacak bu nasil olacak ?

Sen önce dürüst olmayı öğren.Ondan sonra gel samimi isen sualleri cevab verilsin.Fakat siz Polonyalı Yahudi dönmesi M. Esed’in,yazılarıyla konuşuyor.Onun ağzıyla soru soruyorsunuz.
Fakat yinede birilerine belki faydası olur diye bu sorulara verilen cevabları aktaracağım.

saglıkcı
10-12-2012, 22:34
Sual: Hazret-i İsa öldürüldü mü yoksa göğe mi kaldırıldı?
CEVAP
İsa aleyhisselam öldürülmedi, göğe kaldırıldı. Allahü teâlâ, Nuh aleyhisselamı tufandan, İbrahim aleyhisselamı ateşten kurtardığı gibi, İsa aleyhisselamı da, yahudilerin elinden kurtarmış, Hazret-i İsa’ya ihanet ederek bulunduğu yeri haber veren, yahudi casusu bir münafığı, Hazret-i İsa’ya benzeterek onu öldürtmüştür. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Yahudiler, İsa’yı öldürmek için, tuzak kurdular; Allah da onların tuzaklarını bozdu. Allah, tuzak kuranların, hilekârlığa karşı ceza verenlerin, en güçlüsü, en hayırlısıdır.) [Al-i İmran 54]

(Allah buyurmuştu ki: Ey İsa, seni nezdime yükselteceğim) [Al-i İmran 55]

(Allah’ın resulü Meryem oğlu İsa’yı öldürdük dedikleri için yahudileri lanetledik. Onlar İsa’yı öldürmediler, asmadılar da. Öldürülen, kendilerine İsa gibi gösterildi.) [Nisa 157]

(Doğrusu Allah onu [İsa aleyhisselamı] kendi nezdine kaldırmıştır.)[Nisa 158]

Sual: İsa aleyhisselamın öldüğü Al-i imran suresinin 55. âyetinde yazmıyor mu?
CEVAP
Ziyaulkulub (Cevap veremedi) kitabında diyor ki:
Al-i imran suresinin 55.âyetinde mealen buyuruldu ki:
([Hatırla ki] Allah, İsa’ya muhakkak ben seni yerden [en mükemmel şekilde] alıp, meleklerin makamına yükselteceğim [dedi])

Bu lafız sıfattır, Müteveffike yani seni öldüreceğim manasına değildir.
[El-müncid lügat kitabında teveffa kelimesine Hakkını tam olarak almak manası verilmiştir. Bu, şanına layık olanı vermek demektir. Öldürmek manasında mecazen kullanılmaktadır.]

Yani bu âyet-i kerimenin meali, (Ben seni öldürürüm ve yükseltirim) demek değil, (Ben senin şanına layık olanı yaparım, meleklerin makamına yükseltirim) demektir.

Allahü teâlâ dilerse yükseltir. Allahü teâlâ, İsa aleyhisselamı yükseltmeyi dilemiş ve yükseltmiştir. Yahudiler tarafından öldürülmesini dilememiş ve çarmıha başkasını gerdirmiş, Onu öldürtmemiştir. Bunun için, bazı tefsir âlimleri teveffi kelimesinealmak manasını verip, Yahudilerin katlinden hıfz etmek için, yerden seni kâmilen alır kabz ederim meali ile tevil etmişlerdir.


Sual: Polonyalı Yahudi dönmesi M. Esed’in, internetteki şu suallerine bir cevap verir misiniz?
1- İsa'nın tekrar dünyaya gelmesi, Kur’an ile çelişmiyor mu? Son peygamber olan Muhammed'den sonra İsa gelemez. Eğer gelirse son peygamber İsa olmaz mı? Eğer İsa peygamber olarak gelmeyecek denirse, o zaman da İsa’nın peygamberliği inkâr edilmiş olmaz mı?
CEVAP
Bir Müslüman, İsa veya Muhammed diye konuşmaz. Aleyhisselam der veya en azından hazret kelimesini kullanır. Bu ifadeler dönmemiş olduğunu, yani Yahudiliğe devam ettiğini göstermez mi? Hazret-i İsa son peygamber olarak değil, son peygamber Muhammed aleyhisselamın dinine hizmet etmek üzere peygamber olarak gelecektir. Bir peygamber, başka peygamberin dinini yayabilir. Mesela Harun aleyhisselam, Musa aleyhisselamın dinini, Yahya aleyhisselam Hazret-i İsa’nın dinini yaymak üzere peygamber olarak gönderilmiştir.

Sual: 2- İsa gelince Kur’anı inkâr etmeyeceğine göre, kendisinin peygamber olduğunu bildiren âyetlere de inanacaktır. Bu durumda Muhammed'in son peygamber oluşunu inkâr etmiş olmaz mı?
CEVAP
Hâşâ Hazret-i İsa, kendisinin peygamber olduğunu niye inkâr edecek ki? (Ben Allah’ın peygamberi İsa’yım, son peygamber Muhammed aleyhisselamın dinine hizmet etmek üzere Allahü teâlâ beni göndermiştir) diyecektir.

Sual: 3- Hadis kitaplarınızın iddia ettiği gibi İsa dünyaya tekrar gelse, kendisinin peygamber olduğuna dair Kur'an âyetlerine inanacak mı?
CEVAP
Hadis kitaplarınız diyorsunuz, hadis kitapları sizin değil mi? Allah’ı kabul eden Resulünün sözlerini kabul etmez mi? Senin gerçekten dönme olmadığın anlaşılmaktadır. Hâşâ Hazret-i İsa, Kur’an âyetlerine niye inanmasın ki? Onları yaymak için gelecektir.

Sual: 4- İsa peygamber dünyaya tekrar gelse, Muhammed, son peygamber unvanını koruyabilir mi?
CEVAP
Daha da kuvvetlenir. Son peygamber Muhammed aleyhisselamın dinini yaymak üzere geldim demesi, İslamiyet’e hizmet etmesi, kendisine, annesine ve yüce Allah’a yapılan iftiralara bizzat cevap vermesi, Kur’an-ı kerimin doğruluğunun teyit edilmesine sebep olur.

Sual: 5- İsa geldiğinde bazı haramları helal edeceğine dair hadislere ne diyorsunuz?
CEVAP
Öyle bir hadis yoktur. İslamiyet’le hükmedecektir. Dinimizdeki dört delilden ikincisi olan hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Allah’a yemin ederim ki, Meryem’in oğlu İsa, âdil bir hakem olarak aranıza inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, İslam’dan başka şeyi kabul etmeyecektir. Mal o kadar çok olacak ki, kimse dönüp de bakmayacaktır.) [Buhari]

(İsa, âdil bir hakem olarak indiği zaman kin, nefret ve haset kalkacaktır.) [Müslim]

(Deccal çıkınca, İsa gelecek, Deccalı helak edecek, bundan sonra iki kişi arasında düşmanlık olmayacaktır.) [Müslim]

(Eshab-ı Kehf, Mehdi’nin yardımcıları olacak ve İsa bunun zamanında gökten inecektir. İsa Deccal ile harb ederken, Mehdi, onunla beraber olacaktır. Bunun hükümdarlığı zamanında, her zamankinin aksine olarak ve hesapların tersine olarak, Ramazan-ı şerifin 14. günü güneş ve ilk gecesinde ay tutulacaktır.) [İ. Süyuti]

[Açıklama: Hadis-i şeriflerde geçen, Domuzu öldürecek demek, domuz avına çıkacak demek değildir. "Domuz eti yemeyi yasaklayacak" demektir. Haçı kıracak, yani Hıristiyanlığı kaldıracaktır. Başka bir hadis-i şerifte (Mizmarları kıracak)buyurulmuştur. Yani her çeşit çalgıyı yasak edecektir.]

Sual: İsa aleyhisselam nebi mi resul mü?
CEVAP
İsa aleyhisselam hem resul hem nebi idi. Zaten kitap gönderilen resuller aynı zamanda nebidir. Peygamber efendimiz de hem resul hem nebidir.

manifesto
10-12-2012, 22:36
Bir şeyi söyleyenlerin çok olması onun gerçekliği için yeterli değil.
Yüzmilyonlarca Şia da Kayıp İmam mehdiden bahsediyor
Binlerce yıllık şia tarihi ve ravileri ile birlikte
Sadede bakmak gerekli
Çetrefilli bir sürü soru

Hz.İsa yeniden gelecek , dünyaya dönecek yeni bir hayat sürecek?
Sebep? yani sebep ne?
Zaten doğumu bir mucize olan bir ulul azm bir peygamber
Şahsiyeti ile vazifesini yapmış
İsrailoğullarına davette bulunmuş
Bakınız dikkat edin İsrailoğuları diyorum
Çünkü Hz.İsa insanlığa gelen bir elçi de değildi
Kendi kabilesine gönderilmiş bir elçiydi

Geleceğinden bu kadar emin olan ve bir sürü delil döken arkadaşlar
Muhtevası ile ilgili de bizi bilgilendirseler

Mesela yine Annesiz mi gelecek dünyaya?
Bebek olarak mı başlayacak hayata
Yoksa öyle topraktan birden bire biter gibi mi bitecek?
Madem tanınmayacak ve onu ilmi ile bilenler bilecek ise
Böyle önemli misyonlar yüklediğiniz Hz.İsa'nın belkide gelmiş olabileceği gibi
Şuan da yaşıyor olabileceği de ihtimal midir?
Gelmiş ve ölmüş olabilir de?
Bunun olmadığına dair deliliniz ne?
Çünkü zaten bilinmeyecek ise geldiğinden hiç bir zaman haberiniz olmayacak
O halde bu kavga niye :)


İsa aleyhisselam öldürülmedi, göğe kaldırıldı.

Hala GÖK diyorlar :) Hristiyan mitolojisine ne kadar da yakın.Göklerin kıralı yeniden gelecek..

saglıkcı
10-12-2012, 22:36
Sual: İsa, kıyamete yakın tekrar gelecek demek, (Peygamberimiz görevini yapamadı, İsa tamamlayacaktır) anlamına gelmez mi?
CEVAP
Böyle bir iddia çok çirkindir. Her peygamber görevini yapmıştır. Musa aleyhisselam, dinini yayarken, kardeşi Harun aleyhisselamın yardımcı olmasını istemişti. Allahü teâlâ da, ona yardımcı ola



Sual: İsa, kıyamete yakın tekrar gelecek demek, (Peygamberimiz görevini yapamadı, İsa tamamlayacaktır) anlamına gelmez mi?
CEVAP
Böyle bir iddia çok çirkindir. Her peygamber görevini yapmıştır. Musa aleyhisselam, dinini yayarken, kardeşi Harun aleyhisselamın yardımcı olmasını istemişti. Allahü teâlâ da, ona yardımcı olarak, kardeşi Harun aleyhisselamı peygamber olarak göndermişti.

Eshab-ı kiram, dinimizin yayılmasına hizmet ettiği gibi, kıyamete kadar gelecek bütün âlimler de, dinimize hizmet etmeye devam edecektir. Bu hizmet, dinimizin emridir. Hâşâ bu, Peygamber efendimizin, görevini yapamadığını göstermez. Her Müslümanın elinden geldiği kadar bunun için çalışması, birinci vazifesidir. Bu hizmete Hazret-i Mehdi ve Eshab-ı Kehf de katılacaktır. İsa aleyhisselam da, Allahü teâlâdan Peygamber efendimize ümmet olmayı istemiş ve isteği kabul edilmiştir. Kıyamete yakın, peygamberlik vazifesi ile değil, bu ümmetin bir ferdi olarak gelecek ve İslamiyet’in yayılması için çalışacak, Hıristiyanlık dahil, diğer bütün bâtıl dinleri kaldıracaktır. Bir âyet-i kerime meali:
(Elbette o [İsa aleyhisselamın Kıyamete yakın gökten inmesi],Kıyametin yaklaştığını gösteren bilgidir. Sakın bunda şüphe etmeyin! Bana tâbi olun; tek doğru yol budur.) [Zuhruf 61, Beydavi]
Resulullah efendimiz, bu âyet-i kerimeyi açıklayarak buyuruyor ki:

(Allah’a yemin ederim ki, Meryem’in oğlu İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak, [Hıristiyanlığı kaldıracak]domuzu öldürecek, [domuz etini yasaklayacak] İslam’dan başka şeyi yasaklayacaktır.)

[B](İsa, inince evlenecek, bir oğlu olacak, kırk yıl kadar yaşayıp ölecek ve benim yanıma defnedilecektir.) [Tirmizi, Mevahib]

İsa aleyhisselam, (Deccal’ın çıkması Kıyamet alametidir. Ben gökten inip onu öldüreceğim) dedi. (Müslim, İ. Mace, Ebu Davud, İ. Ahmed, Taberani, İ. Süyuti, İ. Münavi, İ. Nevevi, Kenzil ummal, Mecmul zevaid)

Bu hadis-i şeriflerin hiç birini, hiç bir Müslüman, inkâr etmez.

İslâm âlimleri Nebiler gibidir
Sual: Peygamber efendimizden sonra, bir peygamber gelmeyeceğine göre, Hazret-i İsa’nın peygamber olarak gelmesi Kur’ana aykırı değil mi? Eskiden her bin senede yeni bir din ile bir resul gönderiliyormuş. Şimdi aradan bin sene geçse de, Peygamberimizden sonra peygamber gönderilmemesinin hikmeti ne olabilir?
CEVAP
Hazret-i İsa, yeni bir peygamber olarak gelmeyecek, İslamiyet’i kuvvetlendirmek için gelecek. Hazret-i Mehdi de aynı görevle gelecek. Eskiden nebiler geliyor, Resullerin getirdiği dini kuvvetlendiriyordu. Muhammed aleyhisselamdan sonra gelen âlimler bu işi yapıyorlar. Onun için Peygamber efendimiz, (Ümmetimin âlimleri beni İsrail peygamberleri gibidir) buyurdu. (İmâm-ı Yâfiî, İmam-ı Rabbani, Abdülgani Nablusi, Neşr-ül-mehasin)

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
İsa aleyhisselam gökten inerek, ahir zaman Peygamberinin dinine uyunca, Onun hakîkati, kendi makamından yükselerek, Ona uyduğu için, hakîkat-i Muhammedînin makamına gelir. Onun dinini kuvvetlendirir. Bunun için, eski dinlerde, ülülazm Peygamberden sonra bin yıl içinde, yeni bir peygamber gönderilirdi. Bunlarla, o peygamberin dini kuvvetlendirilirdi. Onun dininin zamanı bitince, başka bir ülülazm Resul ile yeni bir din gönderilirdi. Muhammed aleyhisselam, Peygamberlerin sonuncusu olduğu için ve Onun dini hiç değiştirilemeyeceği için, Onun ümmetinin âlimleri, nebiler gibi oldu. İslamiyet’i kuvvetlendirmek işi bunlara yaptırıldı. Resulullahın vefatından bin yıl geçtikten sonra, gelecek âlimlerin sayısı az ise de, İslamiyet’i tam kuvvetlendirmeleri için, çok yüksek derecede olacaklardır. Bunlardan başka, ülülazm bir Peygambere de [Hazret-i İsa’ya da], Onun dinini kuvvetlendirme işi verildi. (1/209)









rak, kardeşi Harun aleyhisselamı peygamber olarak göndermişti.

Eshab-ı kiram, dinimizin yayılmasına hizmet ettiği gibi, kıyamete kadar gelecek bütün âlimler de, dinimize hizmet etmeye devam edecektir. Bu hizmet, dinimizin emridir. Hâşâ bu, Peygamber efendimizin, görevini yapamadığını göstermez. Her Müslümanın elinden geldiği kadar bunun için çalışması, birinci vazifesidir. Bu hizmete Hazret-i Mehdi ve Eshab-ı Kehf de katılacaktır. İsa aleyhisselam da, Allahü teâlâdan Peygamber efendimize ümmet olmayı istemiş ve isteği kabul edilmiştir. Kıyamete yakın, peygamberlik vazifesi ile değil, bu ümmetin bir ferdi olarak gelecek ve İslamiyet’in yayılması için çalışacak, Hıristiyanlık dahil, diğer bütün bâtıl dinleri kaldıracaktır. Bir âyet-i kerime meali:
(Elbette o [İsa aleyhisselamın Kıyamete yakın gökten inmesi],Kıyametin yaklaştığını gösteren bilgidir. Sakın bunda şüphe etmeyin! Bana tâbi olun; tek doğru yol budur.) [Zuhruf 61, Beydavi]

Resulullah efendimiz, bu âyet-i kerimeyi açıklayarak buyuruyor ki:

(Allah’a yemin ederim ki, Meryem’in oğlu İsa, âdil bir hakem olarak gökten inecek, haçı kıracak, [Hıristiyanlığı kaldıracak]domuzu öldürecek, [domuz etini yasaklayacak] İslam’dan başka şeyi yasaklayacaktır.) [Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İ. Ebi Şeybe]

(İsa, inince evlenecek, bir oğlu olacak, kırk yıl kadar yaşayıp ölecek ve benim yanıma defnedilecektir.) [Tirmizi, Mevahib]

İsa aleyhisselam, (Deccal’ın çıkması Kıyamet alametidir. Ben gökten inip onu öldüreceğim) dedi. (Müslim, İ. Mace, Ebu Davud, İ. Ahmed, Taberani, İ. Süyuti, İ. Münavi, İ. Nevevi, Kenzil ummal, Mecmul zevaid)

Bu hadis-i şeriflerin hiç birini, hiç bir Müslüman, inkâr etmez.

İslâm âlimleri Nebiler gibidir
Sual: Peygamber efendimizden sonra, bir peygamber gelmeyeceğine göre, Hazret-i İsa’nın peygamber olarak gelmesi Kur’ana aykırı değil mi? Eskiden her bin senede yeni bir din ile bir resul gönderiliyormuş. Şimdi aradan bin sene geçse de, Peygamberimizden sonra peygamber gönderilmemesinin hikmeti ne olabilir?
CEVAP
Hazret-i İsa, yeni bir peygamber olarak gelmeyecek, İslamiyet’i kuvvetlendirmek için gelecek. Hazret-i Mehdi de aynı görevle gelecek. Eskiden nebiler geliyor, Resullerin getirdiği dini kuvvetlendiriyordu. Muhammed aleyhisselamdan sonra gelen âlimler bu işi yapıyorlar. Onun için Peygamber efendimiz, (Ümmetimin âlimleri beni İsrail peygamberleri gibidir) buyurdu. (İmâm-ı Yâfiî, İmam-ı Rabbani, Abdülgani Nablusi, Neşr-ül-mehasin)

İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
İsa aleyhisselam gökten inerek, ahir zaman Peygamberinin dinine uyunca, Onun hakîkati, kendi makamından yükselerek, Ona uyduğu için, hakîkat-i Muhammedînin makamına gelir. Onun dinini kuvvetlendirir. Bunun için, eski dinlerde, ülülazm Peygamberden sonra bin yıl içinde, yeni bir peygamber gönderilirdi. Bunlarla, o peygamberin dini kuvvetlendirilirdi. Onun dininin zamanı bitince, başka bir ülülazm Resul ile yeni bir din gönderilirdi. Muhammed aleyhisselam, Peygamberlerin sonuncusu olduğu için ve Onun dini hiç değiştirilemeyeceği için, Onun ümmetinin âlimleri, nebiler gibi oldu. İslamiyet’i kuvvetlendirmek işi bunlara yaptırıldı. Resulullahın vefatından bin yıl geçtikten sonra, gelecek âlimlerin sayısı az ise de, İslamiyet’i tam kuvvetlendirmeleri için, çok yüksek derecede olacaklardır. Bunlardan başka, ülülazm bir Peygambere de [Hazret-i İsa’ya da], Onun dinini kuvvetlendirme işi verildi. (1/209)

talib
10-12-2012, 22:36
bu mehdi gelecek bu isa as yeryüzüne inecek inancı hadis de var demek iftiradır hem isa as hemde muhammet mustafa avs efendimize
ehli sünetim diyenler bir daha bir daha araştırsın okusun diyorum selametle kalın

Ümmetin uleması, evliyası, sulehası birleşmiş o zaman bu konuda. Hadisi şerif uydurmuş selef. Sonradan gelenlere de sağlam bir silsile ile aman bunları sahih hadis diye yutturun diye aktarmışlar. Onca hadisi şerif riayetini ne yapalım, nasıl yok edelim? Mesele bu.

ömerusta
10-12-2012, 22:38
işte bütün sorun burada vay yüz yıllardır böyle vay o kadar alim yanılıyormu gibi boş sözlerle saldırmak yolunu seçenlere diyoruzki
bu alimlerin yazdıkları değiştirilemezmi?bu alimler yanılamazmı ? dün yazılmış olan elmalı mealini orjinalinden farklı yaza biliyorlar değilmi?
diyanet mealini kaç kes değiştirdi ?

talib
10-12-2012, 22:41
Alimler yanılabilir ama yanıldığını da nereden çıkardık şimdi bu konuda. Ve bu ne büyük yanılgı olur. O hadisi şerifleri inkar edersek daha nicelerini çok rahat inkar edebiliriz. Elde bir Kur'an kalır. Kur'an'ı da kendine göre konuşturacak çook cemaatler, gruplar, insanlar vardır. Hadisi şerifler buna manidir çok zaman.

maksut ibrahim
10-12-2012, 22:42
Allah ben ayetlerimi açık anlaşılır gönderdim diyorsa, eğer Hz. İsa tekrar gelecek olsaydı, bunu da bizlere açıkça söylerdi.

manifesto
10-12-2012, 22:48
Ümmetimin âlimleri beni İsrail peygamberleri gibidir

Yani delilleri de yine uydurulmuş hadislerden geliyor.
"Ümmetimin alimleri beni İsrail'in peygamberi gibidir" sözü hadis değil uydurmadır.

maksut ibrahim
10-12-2012, 22:50
sen önce dürüst olmayı öğren.ondan sonra gel samimi isen sualleri cevab verilsin.fakat siz polonyalı yahudi dönmesi m. Esed’in,yazılarıyla konuşuyor.onun ağzıyla soru soruyorsunuz.
fakat yinede birilerine belki faydası olur diye bu sorulara verilen cevabları aktaracağım.

ben dürüstüm siz hiristiyanlara ortak oluyorsunuz bunun farkinda bile degilsiniz

peygamberimiz islam dinini tamamlayip Allaha kavusmustur

hirahos
10-12-2012, 23:33
Ehli Sünnet dediğimiz dosdoğru yolda olan yani Rasülullah efendimiz ve Ashabının izinde YÜRÜYEN Müslüman;

- İsa As.'ın ölmediğine ya da öldürülmediğine, bedeniyle beraber göğe kaldırıldığına, kıyamet kopmadan yere indirileceğine ve Ümmet-i Muhhammed'den bir fert olarak hayatını tamamlayacağına inanır.

- Ehli Beyt'tten olan ve bütün dünyaya hakim olacak Mehdi As.'ın zuhur edeceğine de inanır.

- Tasavvuf ve Tarikata yani nefs tezkiye ve kalb tasfiyesinin vücubiyetine de inanır. İnkar etmez.

- Nefs tezkiyesi ve kalb tasfiyesini kısaca manevi temizliği, kısaca güzel ahlakın kazanılması yollarını da hafife almaz. Tasavvuf ve tarikat için zamanı geçmiş, geride kalmış demez.

- İslam'ın asli kaynağı olan Kur'an ve Hadisi, İcma ve Kıyası (edilley-i şeriyye'yi) kabul eder.

Daha başka vasıfları da vardır. Hepsini saymak okumayı güçleştirebileceği gibi bu topicle doğrudan alakalı değildirler.

Bu vasıfların tamamı naklen, ilmen ve aklen SABİTTİR. Vardırlar. Gerçektirler. Muteber eserleri okuyanlar, muteber ulemayı TANIYANLAR bunların varlığını, gereğini ve ispatını bilirler.

Fi emanillah.

ömerusta
11-12-2012, 08:16
Alimler yanılabilir ama yanıldığını da nereden çıkardık şimdi bu konuda. Ve bu ne büyük yanılgı olur. O hadisi şerifleri inkar edersek daha nicelerini çok rahat inkar edebiliriz. Elde bir Kur'an kalır. Kur'an'ı da kendine göre konuşturacak çook cemaatler, gruplar, insanlar vardır. Hadisi şerifler buna manidir çok zaman.

ne kadar inatsınız elmalı mealine bakarsanız oradaki iklemi görürsünüz bırakın hadisi adamlar ayete verilen manaları bile kendi güdülerine göre değiştirmeye çalışıyorlar

bi husben
11-12-2012, 08:29
hz. Isa gelirse ona allah dan vahiy gelmeyecekmi?

Dünyada tanidigi hic bir insan olmayacak bu nasil olacak ?



kardes eshabi kehf uyandiginda kac kisiyi taniyordu acaba.

fakiri
11-12-2012, 09:12
Allah ben ayetlerimi açık anlaşılır gönderdim diyorsa,
eğer Hz. İsa tekrar gelecek olsaydı, bunu da bizlere açıkça söylerdi.



Allahımız bütün ayetleri hakkında böyle buyurmamıştır. Ya nasıl buyurmuştur ? İşte cevabı burada :


Sana Kitab'ı indiren O'dur. O'nun bazı âyetleri muhkemdir, mânâsı açık ve kesindir. Bunlar kitabın esasıdır. Diğer bir kısmı da müteşabihlerdir (birbirine benzer çeşitli mânâlar taşır). Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve kendilerine göre yorumlamak için onun benzer âyetlerinin üzerlerine düşerler. Oysa onun te'vilini ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: “O'na inandık, hepsi Rabbimizin katındandır. ” derler. Bunu ancak akl-ı selim sahiplerinden başkası düşünüp anlamaz.

(Sûre-i Ali-İmrân...Ayet :7)


Bak şimdilik kulağını böylece çekiyorum. Eğer, bir daha böyle bilmediğin dini konualrda yumurtlarsan tokatlayacam bilmiş ol !


:rtfm:

maksut ibrahim
11-12-2012, 09:33
kardes eshabi kehf uyandiginda kac kisiyi taniyordu acaba.

Hz. isa gelirse yaninda kac kisi olacak

ashabi kehf kac kisiydi ?

sunda 150 sene önce ölmüs bir insan gelse inaninki hic kimseyi tanimaz

sudan cikmis balik gibi olur

maksut ibrahim
11-12-2012, 09:46
Allahımız bütün ayetleri hakkında böyle buyurmamıştır. Ya nasıl buyurmuştur ? İşte cevabı burada :


Sana Kitab'ı indiren O'dur. O'nun bazı âyetleri muhkemdir, mânâsı açık ve kesindir. Bunlar kitabın esasıdır. Diğer bir kısmı da müteşabihlerdir (birbirine benzer çeşitli mânâlar taşır). Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve kendilerine göre yorumlamak için onun benzer âyetlerinin üzerlerine düşerler. Oysa onun te'vilini ancak Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar: “O'na inandık, hepsi Rabbimizin katındandır. ” derler. Bunu ancak akl-ı selim sahiplerinden başkası düşünüp anlamaz.

(Sûre-i Ali-İmrân...Ayet :7)


Bak şimdilik kulağını böylece çekiyorum. Eğer, bir daha böyle bilmediğin dini konualrda yumurtlarsan tokatlayacam bilmiş ol !


:rtfm:



Allah öyle demedi böyle dedi diyenlerden Allaha siginirim

fakiri
11-12-2012, 10:29
Allah öyle demedi böyle dedi diyenlerden Allaha siginirim


Eğer, kuşlar beyin taşıyorsa, sende de beyin var demektir.
:)

maksut ibrahim
11-12-2012, 13:15
Eğer, kuşlar beyin taşıyorsa, sende de beyin var demektir.

:)



sende kus kadar beyin olsa

ama bazi insanlarda kus kadar beyin yok

mesala kabil kardesi habili öldürdü

sonra ne yapacagini bilmiyordu

kus geldi ne yapacagini gösterdi

kabilde bende kus kadar akil yokmus dedi

RedveKabul
11-12-2012, 13:22
Hz İSA'NIN NÜZULÜ

a) Kuran'da Hz İsa'nın tekrar dünya'ya geleceği ile ilgili bir ayet var mı? Yok
b) Hadisler de konuyla ilgili bilgiler var mı? Var

Ne yapacağız?

Elbette Kuran'a uyacağız şöyle ki;

Enbiya 34.
"Biz, senden önce de hiçbir beşere ebedilik vermedik. Şimdi sen ölürsen, sanki onlar ebedî mi kalacaklar?"

Ayeti bir beşer olarak Hz İsa'nın öldüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Hz İsa'nın öleceği ALLAH tarafından zaten kendisine bildirilmiştir.

Alimran 55
"ALLAH buyurmuştu ki: Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim."

Hz İsa'nın kıyamet günü ümmeti hakkındaki ifadesi de açıkça Hz İsa'nın ölümünü ortaya koymaktadır:

Maide 117
"Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan ALLAH'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin"

Nisa 157 : "Biz, ALLAH'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiç bir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler"

Ayeti ise Hz İsa'nın ölmediğini değil yahudiler tarafından çarmıha gerilerek öldürülen kişi olmadığını açıklamaktadır. Oysa Hz İsa'yı yahudiler öldürmediler ama ALLAH yukarıdaki ayetlerde açıkladığı üzere kendisini öldürmüş ve yahudilerin şerrinden cesedini korumuştur.

fakiri
11-12-2012, 13:56
Her zaman olduğu gibi yine ağzı olan konuşuyor ! Al-i İmran Sûresi 55. ayetinde geçen "muteveffa" kelimesinin hangi manâya geldiğini bilmeden sırf meal açıklamasıyla hükümler veriliyor !. Yaw, böyle bir şey var mı-olabilir mi ? Ulema neden var ? Madem herkes Kuran-ı Kerimden hükümler çıkartacak, ne diye kadılık, şeyhulislâmlık, müftülük , müçtehidlik, müfessrilik makamları var ? neden ilim adamlığı ve ulema sınıfı var ? Allâme-i cihan "Red ve kabul" var işte...Gelmiş buraya inciler döktirmüş ! Herkes toplasın !


İşte ister müfessirlerin dediklerine uyun, isterseniz "Red ve kabul" adındaki forum müçtehidine !.. Bu sizin bileceğiniz iştir. Al-i İmran Sûresinde geçen "muteveffa" kelimesinin mnasını bakınız tefsir uleması nasıl yorumlamış ve açıklamış.
Akıl sahipleri için naklediyoruz.





Yani; yahudilerin Hz. İsa'ya imandan tamamiyle imtina edip suikasd tertibine başladıkları zaman Allah-u Tealâ Hz. İsa'ya hitaben dedi ki «Ya İsa! Ben seni uykuyla uyutarak mahall-i bereket ve kerametim olan sema cihetine kaldırıp yahudilerin şerrinden kurtaracağım ve kâfirlerin fena fiillerinden seni tathir ederek onların içinden çıkarıp habasetlerinden halâs edeceğim ve yevm-i kıyamete kadar sana ittiba ve iman eden ehl-i imanı, iman etmeyen yahudilerin fevkinde kılacağım ki, ehl-i imana nusret ve galebe vereceğim. Ve bundan sonra merdiniz ancak huzur-u maneviyemdir ve ben sizin ihtilâf ettiğiniz itikada ve amele müteallik mesailde beyninizi halleder ve adalet üzere hükmederim» demekle İsa (A.S.)'ı tesliye ve taltif etti.
Fahr-i Razi ve Kazi'nin ve Ebussuûd Efendi'nin beyanları veçhile bu âyette m ü t e v e f f a n ı n manâsı; senin ömrünü ben tamam ettirip ruhunu ben kabzedeceğim, yahudilerin katline seni 614 terketmem ve senin katlin için onlara fırsatı vermem. Seni semâya kaldırır, meleklerle ünsiyet ettirir ve vakt-i muayyenin geldiğinde ben seni vefat ettireceğim demektir.
Yahut t e v e f f î ; vefat etmek manâsınadır. Çünkü; bazı rivayette semâya ref olunmazdan evvel Hz. İsa yedi saat kadar vefat edip badehu ihya olunarak semâya ref'olunduğu mervidir. Yahut bu âyette teveffî; uyku manâsınadır. Çünkü; İsa (A.S.)'ın uyku halinde semâya kaldırıldığı dahî mervidir. Buna nazaran manâ-yı nazım: [Ben seni uyutacağım ve semâya ref'edeceğim] demektir. Yahut müteveffanın manâsı yeryüzünden kaldırmaktır. Yahut müteveffa demek; âlem-i melekûta çıkmaktan men'eden alâyık-ı beşeriyeyi öldürmek demektir. Yani «Senin alâyık-ı beşeriyeni öldürüp ruhunu ve cesedini beraber semaya kaldıracağım» demektir. Şu tevcihlerden tevcih-i evvel Resûlullah'tan varid olan rivayetlere muvafık olduğundan esah olan tevcih; odur. Zira; Hz. İsa'nın rûh maalcesed, hayyen semaya ref olunduğuna dair ahadis-i celile mevcuttur. Bazı âyetler de buna delâlet etmektedir. Şu halde bu âyette Cenab-ı Hakkın «Ben seni vefat ettireceğim» buyurması yahudilerin katlinden seni kurtaracağım ve semâya kaldıracağım ve ecel-i mev'ûdun geldiğinde ben seni öldüreceğim, yoksa katledemeyecekler demektir. İsa (A.S.)’ın mahall-i keramet ve bereket olan semâya refolunmasından Vâcib Tealâ'ya mekân ispatı lâzım gelmez. Zira; «Benim canibime ref'edeceğim» demek «Mahall-i bereket ve kerametim olan âli canibe kaldıracağım» demektir.

ömerusta
11-12-2012, 14:09
- O zaman Allah şöyle dedi: "Ey İsa, şüphesiz ki seni öldüreceğim, seni kendime yükselteceğim ve seni inkârcılardan temizleyeceğim. Hem sana uyanları, kıyamete kadar o küfredenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz banadır, ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim".

bak fakiri ayet ne diyor seni öldüreceğim diyor demekki isa as ölmüş seninle birlikte dirilecek mahşerde

bi husben
11-12-2012, 14:33
Hz İSA'NIN NÜZULÜ

a) Kuran'da Hz İsa'nın tekrar dünya'ya geleceği ile ilgili bir ayet var mı? Yok
b) Hadisler de konuyla ilgili bilgiler var mı? Var

Ne yapacağız?

Elbette Kuran'a uyacağız şöyle ki;

Enbiya 34.
"Biz, senden önce de hiçbir beşere ebedilik vermedik. Şimdi sen ölürsen, sanki onlar ebedî mi kalacaklar?"

Zaten hz isaya ebedilik verildi diyen yok.Hz ısa kıyameeten once yeryuzune ıncek belırlı sure sonra vefat edecektır bu ayet hz ısanın oldugune delil teşkil etmez


Ayeti bir beşer olarak Hz İsa'nın öldüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Hz İsa'nın öleceği ALLAH tarafından zaten kendisine bildirilmiştir.

Alimran 55
"ALLAH buyurmuştu ki: Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz bana olacak. İşte o zaman ayrılığa düştüğünüz şeyler hakkında aranızda ben hükmedeceğim."

bu ayette hz ısananın su an oldupğune delil teşkil etmez evet senı vefat ettireceğim ama ne zaman


İsa'nın kıyamet günü ümmeti hakkındaki ifadesi de açıkça Hz İsa'nın ölümünü ortaya koymaktadır:

Maide 117
"Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan ALLAH'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin"

peki bu ayetteki konusma nasıl ve nerde gecmiştir . konusma olmusmudur yoksa mahserdemı olacaktır bu kelımeler vefat eden bır kımsenın konustugu kelımelerdır dıkkatınızı cekerım


Nisa 157 : "Biz, ALLAH'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiç bir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler"

Ayeti ise Hz İsa'nın ölmediğini değil yahudiler tarafından çarmıha gerilerek öldürülen kişi olmadığını açıklamaktadır. Oysa Hz İsa'yı yahudiler öldürmediler ama ALLAH yukarıdaki ayetlerde açıkladığı üzere kendisini öldürmüş ve yahudilerin şerrinden cesedini korumuştur.

Kesin Olan şuki hz isa kıyamet saaiti için delil teşkil ettiğidir. şunada dıkkatınızı cekerım Hz ısanın Allahın ıznıyle dırıltıgı olulerde vefat eden kımselerdır ama gelın gorunkı tekrar dırılmeslerdır. merkebı dahı tekrar dırılten Allah ıcın bu ısler zor değildir.

peygamber tekrar ıncek demısse tekrar ınecektır bunun baska ızahı yoktur

bi husben
11-12-2012, 14:36
- O zaman Allah şöyle dedi: "Ey İsa, şüphesiz ki seni öldüreceğim, seni kendime yükselteceğim ve seni inkârcılardan temizleyeceğim. Hem sana uyanları, kıyamete kadar o küfredenlerin üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz banadır, ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda hükmedeceğim".

bak fakiri ayet ne diyor seni öldüreceğim diyor demekki isa as ölmüş seninle birlikte dirilecek mahşerde


omer usta senı oldurecegım sonra senı tabuta koyacagız sonra senı gomecegız olmamıs bır olaydan bahsedıyorum omer usta
gelecek zamandan bahsedıyorum omer usta bu ayet vefat ıslemının olduguna delıl degıldir sonrakı zaman ıcın gecerlıdır

fakiri
11-12-2012, 14:39
Araf Sûresi 179.ayet meali alisinden :

""""Onların kalpleri vardır, fakat o kalplerle anlamazlar. Gözleri vardır, fakat onlarla görmezler. Kulakları vardır, fakat onlarla işitmezler.""""

ömerusta
11-12-2012, 14:51
[QUOTE=bi husben;1187217]omer usta senı oldurecegım sonra senı tabuta koyacagız sonra senı gomecegız olmamıs bır olaydan bahsedıyorum omer usta
gelecek zamandan bahsedıyorum omer usta bu ayet vefat ıslemının olduguna delıl degıldir sonrakı zaman ıcın gecerlıdır[/QUOTE

bak kardeşim yukarda ayet ne diyor
seni öldüreceğim sonra seni kendime yükselteceğim demekki
önce öldürmüş sonra yükseltmiş ama siz önce yükseltiyor sonra öldüreceksiniz etmeyin bu kadar inat etmeyin araştı9rı9n salih kafayla okuyun bir daha okuyun

fakiri sağ ol be kardeşim bizi kafir safına sağ salim yerleştirdin kazasız belasız yazdığın ayettle demekki sen cenette olacan öteyandan görüşmek mümkün olmayacak şimdiden ALLAHc.c. a ısmarladık :flw

maksut ibrahim
11-12-2012, 15:47
Allah son Peygamberini ve islam dinini göndermis

ama bakiyorumda bazilari yeni din bekliyorlar

hiristiyanlarin ekmegine yag sürüyorlar

RedveKabul
11-12-2012, 16:12
Her zaman olduğu gibi yine ağzı olan konuşuyor ! Al-i İmran Sûresi 55. ayetinde geçen "muteveffa" kelimesinin hangi manâya geldiğini bilmeden sırf meal açıklamasıyla hükümler veriliyor !. Yaw, böyle bir şey var mı-olabilir mi ? Ulema neden var ? Madem herkes Kuran-ı Kerimden hükümler çıkartacak, ne diye kadılık, şeyhulislâmlık, müftülük , müçtehidlik, müfessrilik makamları var ? neden ilim adamlığı ve ulema sınıfı var ? Allâme-i cihan "Red ve kabul" var işte...Gelmiş buraya inciler döktirmüş ! Herkes toplasın !


İşte ister müfessirlerin dediklerine uyun, isterseniz "Red ve kabul" adındaki forum müçtehidine !.. Bu sizin bileceğiniz iştir. Al-i İmran Sûresinde geçen "muteveffa" kelimesinin mnasını bakınız tefsir uleması nasıl yorumlamış ve açıklamış.
Akıl sahipleri için naklediyoruz.




Bakın öncelikle saygılı olmayı öğrenin. Konuşma üslubu kötü ahlak özelliklerine sahip kişileri deşifre ettiği gibi; güzel ahlaklı, samimi iman sahibi müminleri de ortaya çıkarırmış. Biz de burada müslümanca münazara edeceğiz inş. başarabilecekseniz buyurun yoksa gölge etmeyin lütfen.

Şimdi

Kuran Hz İsa’nın tekrar dünya’ya geleceğini söylemiş mi? Hayır, zorlama tevillerle bir yere varamayız. Yukarıda verdiğim ayetler gayet açık. Ayetleri anlamından kopartıp kendinizi haklı çıkarmaya çalışmayın. Kuran yasa, Peygamberimizin hadisleri ve uygulamaları yasanın yönetmeliğidir. Esas olan yasadır. Yönetmelikler yasayı açıklar. Bu bakımdan yönetmeliğin yasaya aykırı olması düşünülemez. Vahyin delaleti ve subuti kat'idir. Ama hadislerin delaleti ve subuti zannidir. Kat'i olanı zanni olan bir şey ortadan kaldıramaz Kat’i olana rağmen ondan bağımsız hareket edemez.

Bir başka husus;

Bakınız Rabbimiz buyuruyor ki;

“Siz bu kitaba uyup uymadığınızdan hesaba çekileceksiniz” Yani ulema ne demiş,kadı ne demiş, şeyhülislam ne demiş değil. Biz hayatımızın imtihanını bu kitaptan vereceğiz. Önce usul öğrenin öyle gelin lütfen.

maksut ibrahim
11-12-2012, 16:28
Fakiri zorda kalinca gözünü yumar agzini acar aklina geleni yazar

ömerusta
11-12-2012, 16:38
fakiri konuşacaksan ayeti eğip bükmeden konuş yoksa şu alim şu zalim yalanından bıktık yada sus kardeşim senden başka müslüman kalmadı bu formda istersen kendine bir müslüman formu ara yoksa adam gibi dinle araştır öğren gel

muadh
11-12-2012, 16:38
Soru:

İki kişi Hz. İsâ hakkında tartışmışlar.
Birisi, Hz. İsa'nın öldüğünü ve daha sonra Allah tarafından göğe kaldırdığını söylemiş, diğeri de Allah'ın onu diri olarak kaldırdığını ifâde etmiştir. Acaba Hz. İsa'nın ruhunu mu kaldırmış, yoksa cesedini mi?
Her ikisinin de delili nedir?
"Seni eceline yetireceğim, seni kendime yükselteceğim" (3 Âl-i İmrân 55)âyetinin anlamı nedir?


Cevap:

Allah'a hamdolsun.
Hz. İsâ diridir.
Sahih hadîsde Resûlüllah'ın şöyle buyurduğu ifâde edilmektedir:
"Meryem oğlu İsâ âdil bir hakem ve adaletli bir imam olarak inecektir. Haçı kıracak, domuzu öldürecek ve cizyeyi kaldıracaktır" '(Buhârî, Mezâlim, 31; Büyü, 103; Enbiyâ,. 49; Müslim, İmân, 242, 343; Ebû Dâvud, Melâhîm, 14)
Yine sahih bir hadîste şöyle buyurduğu sabit olmuştur:
"Şam'ın doğusunda beyaz minareye inecek ve Deccâl'i öldürecektir" (Ebû Dâvud, Melâhîm, 14)
Ruhu cesedinden ayrılmış olan kimsenin cesedi gökten inmez, ancak dirildiğinde kabrinden kalkar.
"Ben seni eceline yetireceğim, seni kendime yükselteceğim, inkâr edenlerden seni tertemiz ayıracağım" (3 Âl-i İmrân 55)sözleri de Allah'ın ölümü kasdetmediğine delildir. Çünkü bununla ölümü kasdetseydi, Hz. İsâ bütün mü'minler gibi olurdu. Allah mü'minlerin ruhlarını alır ve göğe yükseltir. Böylece bunda bir hususîliğin olmadığı anlaşılmış olmaktadır. (Yâni Hz. İsa'yı özel olarak bu şekilde zikretmesinin anlamı olmazdı).
"İnkâr edenlerden seni tertemiz ayıracağım" sözü de bu şekildedir.
Ruhu vücudundan ayrılmış olsaydı, onun vücudu da diğer peygamberlerin vücutları gibi yerde olurdu.
Başka bir âyette Yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Oysa onu öldürmediler ve asmadılar, fakat onlara öyle gösterildi. Ayrılığa düştükleri şeyde doğrusu şüphededirler. Bu husustaki bilgileri ancak zanna uymaktan ibarettir. Kesinlikle onu öldürmediler, aksine Allah onu kendi katına yükseltti" (4 Nisa 157-158)
Buradaki "aksine Allah onu kendi katına yükseltti" sözü, Hz. İsa'nın ruhu ve vücuduyla yükseltildiğini açıklamaktadır.
Nitekim sahîh hadîste ruhu ve vücuduyla ineceği ifâde edilmiştir. Çünkü ölümü kastedilseydi, "öldürmediler ve asmadılar, belki ölmüştür" derdi. "Bilâkis Allah onu kendi katına yükseltti" sözü, ruhu ve vücuduyla yükseltildiğini göstermektedir.
Onun için bir kısım alim, "Seni eceline yedireceğim" sözünün, "ruhunu ve bedenini kabzedeceğim", anlamına geldiğini söylemişlerdir:
توفيت الحساب واستوفيته denir. (Hesabı gördüm, demektir.)

Eceline yetirmek mânâsındaki: التوفى sözü, beden olmaksızın sadece ruhun veya her ikisinin ölümünü ancak başka bir karine ile gerektirir.

Bundan maksat, uyku ölümü de olabilir. Meselâ:

"Allah, öleceklerin ölümleri anında, ölmeyeceklerin de uykuları esnasında ruhlarını alır"(39Zümer42)âyetinde olduğu gibi.yeteveffâ:vefat ettirir,öldürür

"Geceleyin sizi ölü gibi uyutan,, gündüzün yaptıklarınızı bilen... O'dur"(6 En'âm 60) yeteveffâ-kum: sizi vefat ettirir

"Artık birinize ölüm gelince elçilerimiz, bir eksiklik yapmaksızın onun canını alırlar" (6 En'âm 61) teveffet-hu:onu vefat ettirir
Hz. İsa'nın yükseltiliş şekli hakkında yerinde söylenmiş şeyleri belirtmişlerdir. Allahü alem.

Şeyhul İslam İbn Teymiyye; mecmu'ul feteva 4. Cilt PEYGAMBERLERLE İLGİLİ BAZI MES'ELELER

ömerusta
11-12-2012, 16:43
ayet istiyoruz susuyorsunuz vay bu hadis sahih vay bu tavatur soruyoruz birtane ayet varmı geleceğine dair isa as nın onu getirin
nereye yükseltiniz ALLAH c.c. nerdeki ? sorularını cevaplayın

RedveKabul
11-12-2012, 16:44
peygamber tekrar ıncek demısse tekrar ınecektır bunun baska ızahı yoktur

Selamun aleykum,

bi husben kardeş nasılsınız? çoktandır görüşemiyoruz

bak kardeşim beni az çok tanırsın öyle işkembeden sallamam. Hz İsa'nu nüzulü ile ilgili bütün rivayetler ahad haberlerdir. Bazı alimler "mütevatir seviyesinde" diyerek kuvvetli göstermeye çalışmışlarsa da herkes bilir ki bunlar ahad haberlerdir. Bu tür rivayetler inanç konularında delil olamazlar. Ahad haberlerin zan ifade ettiği konusunda şüpheniz varsa Fıkıh kitaplarını açın bakın lütfen, üstelik itibar ettiğiniz hangi fıkıh kitabı olursa olsun fark etmez hepsi de zan ifade ettiğini söyleyecektir.

Bu meselelere iman edilmesi temel inanç esaslarından degildir. Bir bilginin temel inanç esası olabilmesi için, Kuran'ın muhkem ayetleriyle açıklanmış olması gerekir. Bu konuda hiç bir alimin itirazı yoktur. Ama bazı mukallitler bunu dahi anlamaktan acizler. Biraz usul öğrenin gelin dediğimizde hemen kızıyorlar.

Aynı şekilde, farklı yorumlamaya müsait olan bir Kuran ayetiyle (ki Hz İsa'nın nüzulü meselesi açıktır) ya da farklı yorumlanabilen bir hadisle açıklanmış olan bir bilgi üzerine temel inanç esası kurulamaz.

ömerusta
11-12-2012, 17:08
evet işte böyle cahil ama bilir geçinen zavatlar aynaya bakıp ona hoşt buna işt deyip duruyor bizdediyoruzki ya adam gibi mevzuyu öğrenin
yada susun onu bunu hakaretlerinizle susturamazsınız

Ahter
11-12-2012, 18:09
ayet istiyoruz susuyorsunuz vay bu hadis sahih vay bu tavatur soruyoruz birtane ayet varmı geleceğine dair isa as nın onu getirin
nereye yükseltiniz ALLAH c.c. nerdeki ? sorularını cevaplayın


Sahih hadisleri kabul etmeyenlerin ayeti dahi çeşitli nefsi te'villerle kabul ettmeyeceklerini biliyoruz...<Ayet mealiyle yetinip, tembellikten, vvb. sebebten tefsirlere bakmayanların, ''ayet istiyoruz'' demelerinin kökenkerini tahmin edebiliyoruz.yarım asır öncede bir islam ülkesinde hadisleri haberi ahad diye reddedenleri, ayetleri siyak-sibak larından ayırıp,nefsi tefsir edenleri bilebiliyoruz.ömer usta beyfendi senin bu söylemin yeni değil, bu filmi biz daha önce seyrettik!!!

Ama genede Ömer usta beyfendinin sorusunu cevablandıralım.Ömer usta lütfen şu ayetlerin tefsirlerine baksın, mealle anlama tehlikesinden vazgeçsin!

Ali İmran 55(bu ayetin anlamıyla ilgili tefdsirlere bakılabilceği gibi el_Kevserinin ''Nuzülü İsa '' kitabında güzel açıklamalar vardır);Nisa 159;



ŞŞimdi birde ahad haber akidede delil olmaz diyenlerin sözlerine biraz açıoklama getirelim..




Kelamcıların meşhur bir sözü vardır ki kitaplarında dolaşıyor; "haber-i vahid akidede delil değildir" derler. Bu söz yanlış anlaşılıyor. Zannediliyor ki haber-i vahid'in akidede hiçbir değeri yoktur. Hâlbuki mütekellimler bu sözle bunu kastetmemişlerdir.

Peki, neyi kastetmişlerdir? Kastettikleri şudur; haber-i vahid zanni olduğundan dolayı, yakini ifade etmediğinden dolayı kesin bir delil değildir. Yani ona muhalefet edenin, kabul etmeyenin kâfir olduğu delil gibi bir delil değildir.

Ama delildir. Nasıl delildir? Yecibu itikadu muktedahu; İktiza ettiği şeye inanmak vaciptir. İnanmayan insan günahkâr, bidatçi oluyor. Yani delildir, ama muhalefeti küfrü gerektiren bir delil, bir hüccet değildir.

-Mesela şöyle diyor bazıları; "Mehdi ile ilgili haberler haber-i ahad olduğundan, Mehdi'nin çıkacağına inanmak vacip değildir."
- Vaciptir. Delilleri kuvvetlidir. Ama bir insan Mehdi'nin çıkacağına inanmasa kâfir olmaz. Yoksa bazı Profesörlerin zannettiği gibi hiçbir değeri olmayan bir mesele demek değildir.

Hâlbuki Kelamcılar birçok yerde haber-i vahid ile istidlal ediyorlar. Bahusus ölümden sonraki âlemle alakalı meselelerde ve başka meselelerde haber-i vahidi çok kullanıyorlar. Hiçbir değeri olmasa neden kullansınlar?

-Mesela Kabir azabına dair rivayetler gibi..

-Tabii tabii.. Çok kullanıyorlar. Ki, Taftezani açıkça Şerh-ül Makasıd'da bu durumu dile getiriyor ve haber-i vahid için "Haber-i vahid sahih olduktan, muarızı olmadıktan sonra ona inanmayan günahkâr olur" diyor.

Nasıl ki akidede Kitap delildir, haber-i mütevatir delildir, öyle de sabit olduktan sonra haber-i vahid de akidede delildir, ama zanni bir delildir.
Yani onu kabul etmeyen bidatçı ve fasık olur.


Selef-i Salihin akidelerine baktığımız zaman bunu açıkça beyan ediyorlar. Hususan Ebul Hasan el Eşari her kitabında bunu açıklamıştır. "Nerede sünnet-i sahih varsa biz onu delil kabul ediyoruz. Ona göre inanıyoruz" diyor. İbane'nin Mukaddimesinde, Makalat-ı İslamiyyin'de, Ehl-i Sünnetin akidesini beyan ederken bunu açıklıyor. Bunu birçok kitaplarında hem de tekrarlayarak söylüyor.
Ama her hüccetin değeri hüccetin kuvveti ne kadarsa o kadar oluyor. Hücceti katiyse o kati delil oluyor: Kitap ve mütevatir haber gibi. Bunu inkâr eden kâfir oluyor. Mütevatirin de iki kısmı vardır:


Birincisi tevatürü'l-esânid ile geliyor. Genelde ilmi ıstılahlarda söylendiğinde o kastedilir. Tevatürü'l-esanidin ise herkes mütevatir olduğunu bilmiyor. Bunu büyük muhaddisler bilir. Biz ise filan hadis mütevatirdir sözünü taklit ederek söylüyoruz.. Hatta her muhaddis de bunu yapamaz. Niçin? Çünkü İbn Hacer el-Askalânî'nin dediği gibi "

وذلك نشأ من قلة اطلاعهم على كثرة الأسانيد ومعرفة الرجال وصفاتهم

"Bazı büyük muhaddisler de o kadar vakıf olamamışlar. Yani bu tevatürü'l-esanid meselesi halkın veya her alimin bileceği bir şey değildir. Yani çok büyük muhaddisler bunu tespit ederler, onların haricindeki insanlar ise hep bu konuda mukallittirler. Bundan dolayı bizim kanaatimiz şudur ki, tevatürü'l-esenîdle sabit olan hadislerin muktazalarını inkâr etmek küfürdür demiyoruz bidattir diyoruz. Çünkü biz de tevatür sabit değildir, biz mukallidiz. Evvelki İslam alimleri bu tekfir meselesinde çok titiz davranmışlar, tekfir etmemeye çalışmışlar.

Gerçek şuki, ahadı haber yalnız amel ifade eder diyenler, hem azaların ameline hemde itikaddan ibaret olan kalbin ameline şamil olan ameli kasdetmektedirler..(Bak. Usuli Bezdevi) Buna göre haberi ahad dan itikadi hükümlerin alınmasını ikar etmek, haberi ahad ilre ameli luzumlu kılan ve ilim ifade eden kati delili inkar etmek demektir..Buradaki amel , hem azaların hemde itikaddan ibaret olan kalbin amelini içine alacak şekilde umumidir..

Haz. isanın nuzülü kon usundaki hadisleri haberi, ahad kabul etsek bile(ki , mutevatirdir) bunlar, Buhari ve Muslim'in ititfakla rivayet ettikleri , hiçkimsenin hadis fenni/ilmi açısından eleştiriye tabi tutmadığı rivayetlerdendir.Konuyla ilgili hadisler haleften seleften bütün ümmetin kabulle telakki ettiği ve asırlar bıyunca bu ümmetin alimlerinin mazmununu itikad konusu ettiği rivayetlerdir.Bu yüzden ilgili hadisleri almak bir zorunluluktır. Halbuki bu sözler sözkonusu hadislerin haberi ahad olduğu vardayımına göredir.Gerçek şu ki bu konudaki rivayetler kati olarak mutevatirdir

.Otuz küsür sahâbî ve yetmiş küsür merfû‘ hadis, otuz küsür de sahâbî sözü olarak nakledilmiş rivâyet. Yüz küsür rivayet bugün elimizde sağlam olarak mevcut ki, Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) yeryüzüne kıyâmete yakın inecek, –şöyle yapacak, böyle yapacak, şu olacak, bu olacak.. işin bu detay kısmıyla şu anda, şu aşamada ilgili değiliz–. Otuz küsür sahâbî râvî… bu Sahâbe'den bize doğru gelirken her tabakada artarak, kabararak gelen bir silsile.. Yani Sahâbe tabakasında otuz ise bu rakam, onlardan nakleden Tâbiûn sayısında biraz daha artacak, râvî sayısı artacak. Onlardan nakleden Tebe-i tâbiîn sayısı daha artacak, derken bize kadar şüphenin gölgesinin bile düşmediği bir tevâtür olarak gelecek.

Tevatürü biz, aklen ve âdeten yalan söylemesi, yalan üzerine birleşmesi düşünülemeyecek sayıdaki kalabalıkların birbirine nakli sûretiyle bize kadar gelmiş rivayet şeklinde tanımlıyoruz. Hemen bir parantez açayım. Biz burada lafzî bir tevâtürden bahsetmiyoruz nüzûl-i İsâ bağlamında. Bu, demin arz ettiğim müşterek nokta dolayısıyla manevî tevâtürdür:)

fakiri
11-12-2012, 18:36
Yaw, şu festivale bakın arkadaşlar...
ömerusta, redvekabul ve maksutibrahim gelmişler buraya Bremen Mızıkacıları gibi bir olmuşlar seslerini yükselterek konuyu boğuntuya getirip, kendi indi ve işkembe-i kubralarından çıkardıkalrı görüşü kabule ttirmeğe çalışıyorlar ! Böyle bir şey olabilir mi ? Burası PAYTAGONYA mı ? Bizim astığımız görüşelrin hiç bir kendi görüşümüz değil, her biri muteber müfessir ve tefsirlerdeki görüşlerdir. Bunlar bütün forumdakileri saf ve sersem bir tek kendilerini mi akıllı zannediyorlar ne ?..
Şüphesiz ki, bu aldatılmışalr güruhu fikren iğfal edilmiş ve forumlara bu şeytani görüşü yaymak için görevlendirilmiş kişilerdir.
Allahtan kendilerine hidayet dilemelerini salık veriyorum.

saglıkcı
11-12-2012, 18:51
terbiyeni takın karşında köpek yok insan var

hadi delikanlı ol ve lafının arkasında dur ve bu sözde hadisin sahih olmadığını söyleyen İmam Buhari - Fethu-l Bari'nin sahibi İbn-i Hacer el Askalani'ye de "hoşt" de göreyim seni.

ya da özür dileme erdemliliğini göster de konu kapansın

Ayrıca hangi muteber hadis kitabında geçiyor onu da söyleyin, bekliyoruz
terbiyeni takın karşında köpek yok insan var.
Bazı insan görünümlü hayvanlardanda aşşağılık olanlar vardır.Bunlar esfelesafilindir.Sadece bu mesele değil yüzlerce mesele vardır ki bazıları sadece diş sırtarırlar.Bak şimdi sende daha önce sergilediğin durumdan bildiğimiz gibi büründüğün şekli sergileyeceksin.
Bir adam yazdığı bir şeyin altına imza sahibinide koyar.O zaman yanlış olsada buna ilmi olarak cevab verir.Mesele ilmi olmaktan çıkınca geriye sadece hırlama alır.Hırlayana da hoşt denir.Herneyse bu ifadem hoş değildir.Bir zerzenişin karşılığını bulmadığından itildiğim bir hissiyatımın dışa vurumudur.Yoksa elbet karşımda etiyle kanıyla canıyla bir hayvan yoktur.Muhatapların hepsi yaratılış olarak ahseni takvim üzere yaratılmış insandır.Zatı her zaman hürmete layıktır.Fakat huyu ahlakı ve itikadı bazen canavar görünümlüdür.Yinede bu ifadeleri geri alıp özür dilerim.
hadisin sahih olmadığını söyleyen İmam Buhari - Fethu-l Bari'nin sahibi İbn-i Hacer el Askalani'ye...
Haşa böyle bir şey söylemek! haşa haşa bir müslümana yakışmaz.Bir kimsenin bunlardan alarak (Varsa ben bilmiyorum,bu mevdu hadis dediklerini) söyler ise buna meselenin aslı izah edilmeye calışılır.Doğruyu anlamasına yardımcı olunur.Yoksa bir oryantalist kafasıyla her söylenene uydurma yaftası yakıştırana ilmi konuşmadığı için gayri bir lisan yoluna uygun olmasada sapılır.İmdi Mevdu demek bir iftiracının uydurduğu müfteri söz demek değildir.Mevdu hadis demek; Bir hadis âlimine göre, hadis olma şartlarını taşımayan hadis, sadece o âlime göre mevdu, yani uydurma olur. Hadis usulü ilminde müctehid olan bir âlim, bir hadisin sahih olması için, lüzum gördüğü şartları taşımayan bir hadis için, benim mezhebimin usulünün kaidelerine göre mevdudur der. Yoksa, (Peygamber efendimizin sözü değildir) demek istemez. Yani, hadis-i şerif denilen bu sözün hadis olması, bence anlaşılmamıştır demektir. Hadis usulü ilminin başka bir müctehidi de, hadisin doğru olması için aradığı şartları bu sözde bulunca, hadistir, mevdu değildir diyebilir. Dört mezhep arasında ayrılık bulunması, sözlerinin yanlış olacağını göstermediği gibi, hadisler için de, böyledir. Böyle şeyler, ictihad işi olduğundan, bir müctehidin mevdu demesiyle, hakikatte mevdu olması lazım gelmez.
Buna göre yukardaki ismini verdiğin alimler bu izaha göre mevdu demiş olabilirler.Onların sözü ilmi olur.Onlar gibi olmayanın onlardan almadan söyleyenin durumu ilmi değil inadidir.Taurruzu hadis-i şeriflere ve islami ilimleredir.Yani maksat ve niyeti sinsice düşmanlığı ortaya koymaktır.
Ayrıca hangi muteber hadis kitabında geçiyor onu da söyleyin, bekliyoruz..
(Ümmetimin âlimleri, İsrail oğullarının Peygamberleri gibidir)[İmam-ı Yâfii, İmam-ı Rabbani, Abdülgani Nablusi] bildirmişlerdir.

maksut ibrahim
11-12-2012, 19:21
Yaw, şu festivale bakın arkadaşlar...
ömerusta, redvekabul ve maksutibrahim gelmişler buraya Bremen Mızıkacıları gibi bir olmuşlar seslerini yükselterek konuyu boğuntuya getirip, kendi indi ve işkembe-i kubralarından çıkardıkalrı görüşü kabule ttirmeğe çalışıyorlar ! Böyle bir şey olabilir mi ? Burası PAYTAGONYA mı ? Bizim astığımız görüşelrin hiç bir kendi görüşümüz değil, her biri muteber müfessir ve tefsirlerdeki görüşlerdir. Bunlar bütün forumdakileri saf ve sersem bir tek kendilerini mi akıllı zannediyorlar ne ?..
Şüphesiz ki, bu aldatılmışalr güruhu fikren iğfal edilmiş ve forumlara bu şeytani görüşü yaymak için görevlendirilmiş kişilerdir.
Allahtan kendilerine hidayet dilemelerini salık veriyorum.

Meleklerin hocasi Hz. Ademe neden secde etmedi sayin fakiri ?

SENINGIBI ÜSTÜNLÜK TASLADIGI ICIN SECDE ETMEDI

YILLARDIR INADIM INAT DIYORSUN

ONUN ICINDE FORUMDA CEZA ALMAK DA BIR NUMARASIN

manifesto
11-12-2012, 20:17
Kuş beyinli olmak kolay değil.
Bu tip insancıklar "levlake levlake" diye diye kendinden geçip etrafına üfürük ve hocacılık taslar
En çok salavatı getir en çok huriye götür diyerek de irşad eder..yersen
Başka da bir marifetleri yoktur.
Kimse kimsenin görüşüne inanmak zorunda değil
HATTA "Allah peygamberine kendi kimliğini kanıtlamak için bacaklarını açıp baldırını gösterecek" şeklinde ki hadislerle kendinizi gece gündüz büyüleyin
Hatta imamlarınızın "namazı terkedeni öldürün" fetvaları ile kendinizden geçin bize ilişmez ki
Aklın olmadığı yerde ahmaklık olur.
Akıl marifet işidir ahmak işi değil

Ahter
11-12-2012, 20:31
Acaba nüzülü isa hıristiyanlardan geçmiş diyenler şunu düşünemiyorlarmı? : Asrı Saadettede yaşayan ehli kitab mensubları vardı, ve İsa aleyhisselamın geleceğini , söylüyorlardı..Resulü Ekrem ve sahabiler, nüzülü isa eğer islama uymayan bir inanç olsaydı, bundan ümmeti korumak için bir söz söylemezlermiydi? Evet nüzülü isa nın olmayacağına dair tek bir (zayıfda olsa) evet TEK BİR Hadis yokken; nüzülü İsa konusunda 30 sahabiden hadis rivayet ediilmesi, size bir şey göstermiyormu? Kaldıki sadece hadisler değil ,daha önce değinildiği gibi bir çok ayatı kerime ve tefsirlerinde bütün ümmet (Ehli sünneti, şia sı, mutezile vb.) nüzülü isa konusunda ititfak etmişken,, hiç akıl karımıdır, bu konuda felsefeye girmek, nüzülü isayı inkar etmek...!!!!:).

hirahos
11-12-2012, 21:39
Acaba nüzülü isa hıristiyanlardan geçmiş diyenler şunu düşünemiyorlarmı? : Asrı Saadettede yaşayan ehli kitab mensubları vardı, ve İsa aleyhisselamın geleceğini , söylüyorlardı..Resulü Ekrem ve sahabiler, nüzülü isa eğer islama uymayan bir inanç olsaydı, bundan ümmeti korumak için bir söz söylemezlermiydi? Evet nüzülü isa nın olmayacağına dair tek bir (zayıfda olsa) evet TEK BİR Hadis yokken; nüzülü İsa konusunda 30 sahabiden hadis rivayet ediilmesi, size bir şey göstermiyormu? Kaldıki sadece hadisler değil ,daha önce değinildiği gibi bir çok ayatı kerime ve tefsirlerinde bütün ümmet (Ehli sünneti, şia sı, mutezile vb.) nüzülü isa konusunda ititfak etmişken,, hiç akıl karımıdır, bu konuda felsefeye girmek, nüzülü isayı inkar etmek...!!!!:).

Ulemadan okudum:

İsa As.'ın kıyamete yakın yeryüzüne inişini bildiren Sahabenin sayısını 120'ye çıkaran alimler olmuş.

Bu da değil...

Bir haberin TEVATÜR (KESİN) olması için gereken nakledici Sahabe sayısını 10 (yazıyla ON) Sahabe olarak veren vardır. Bazı alimler daha az sayıda Sahabeyi dahi yeterli görmüşlerdir.

İsa As.'ın nüzulu (gökten inişi) tevatür değilse, İslam'da hiç bir haber tevatür sayılmaz. Haşa. Ne namaz sabit olur, ne oruç ne de başka bir ibadet... Hatta Kur'an'ın nakli dahi tartışılmaya başlar, Allah, nihayetindeki bu felaketten korusun.

İsa As'ın nüzulüne ve Mehdi As.'ın zuhuruna inanmayıp itiraz edenler DİNLERİYLE oynuyorlar da haberleri yok. Allah, idrak vere.

hirahos
12-12-2012, 02:49
Dinimizi, İslam'ı yani Kur'an ve Sünneti tamamıyla kimlerden aldık? BÜTÜNÜYLE bize Sahabe efendilerimiz naklettiler.

Allah'ın ŞAŞIRTMADIĞI hiç bir MÜSLÜMAN, Sahabeden gelen haberleri inkar etmez. Hele KESİNLEŞMİŞ, HAKKINDA İHTİLAF OLMAYAN mütevatir haberleri inkar etmek tam bir cesaret!

Bir tek "kesin haberi" inkar eden, bütün "İSLAM'ı" inkar etmekle sonuçlanacak bir çılgınlığa kalkışıyor demektir. Çünkü inkar ettiği o "tek konuyu" da, bütün "İslam'ı" da nakleden aynı SAHABE... Anlayabiliyor muyız acaba? Fark etmemize engel olan nedir?

Efendiler, dikkatli olalım. Bu çılgınlık, bu kumar, bu cesaret; cidden felaketle neticelenebilir.

RedveKabul
12-12-2012, 09:49
Yaw, şu festivale bakın arkadaşlar...
ömerusta, redvekabul ve maksutibrahim gelmişler buraya Bremen Mızıkacıları gibi bir olmuşlar seslerini yükselterek konuyu boğuntuya getirip, kendi indi ve işkembe-i kubralarından çıkardıkalrı görüşü kabule ttirmeğe çalışıyorlar ! Böyle bir şey olabilir mi ? Burası PAYTAGONYA mı ? Bizim astığımız görüşelrin hiç bir kendi görüşümüz değil, her biri muteber müfessir ve tefsirlerdeki görüşlerdir. Bunlar bütün forumdakileri saf ve sersem bir tek kendilerini mi akıllı zannediyorlar ne ?..
Şüphesiz ki, bu aldatılmışalr güruhu fikren iğfal edilmiş ve forumlara bu şeytani görüşü yaymak için görevlendirilmiş kişilerdir.
Allahtan kendilerine hidayet dilemelerini salık veriyorum.


: )) Şeyh Edebali’nin bir sözü var der ki;

Saygısızla dost olma
Usul bilmez, Adap bilmez, Sınır bilmez, Üzülürsün

Ukalayla dost olma
Çok konuşur, Boş konuşur, Kem konuşur, Üzülürsün.

Şeyhin zamanında fakiri gibi kimseler çok olmuş olacak ki hicvetme gereği duymuş.

Astığınız görüşlerin hiç biri size ait değilse a be kuzum başkalarının iddialarını ne diye İslam’ın görüşü diye sunuyorsunuz? Hani sözde hep ballandıra ballandıra anlatırsınız da realitede bunu tersini yaparsınız ya işte aynen bunun gibi hani dini konularda önce Kuran’a, bulamazsak Sünnete, oradada bulamazsak sahabeye, onlardan da bulamazsak ulemanın dediklerine bakarız dersiniz ya hani nerede? Ama tabi ya uzun yoldan gitmektense direk ulemanın görüşlerine bakalım, nasıl olsa onlar hepsini araştırmışlardır değil mi?

Kuran’a batkınız ve bulamadınız da mı başka yerlere bakıyorsunuz? İşte ayetleri yukarıda verdik, itirazınız neyedir? Açık ve anlaşılır değil mi?

Bütün alimlerin şeksiz ittifak ettikleri ; Akideye, inanca delil teşkil edemez olan zan ifade eden ahad hadislerle Allah’ın ayetlerini iptal mı ediyorsunuz? Ve bu hadislere itibar etmeyenleri hadis inkarcılığı ile suçluyorsunuz. Pekala bu hadislere itibar edip Kuran’ın ayetlerini görmezden gelenleri yani sizlere ne demeli? Bizler hadis inkarcısı isek ki bundan Allah’a sığınırım sizler de Allah’ın ayetlerini inkar eden “Ayet inkarcıları” mısınız?

En'am 38'de Rabbimiz "… Biz bu kitapta, herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık…" buyurduğu halde siz haşa Allah'a "hayır sen eksik bıraktın" mı demek istiyorsunuz? Hayır bunu demek istemiyorsanız ne diye O'nun söylemediği şeyleri iddia ediyorsunuz?

Kuran bir annenin çocuğunu 24 ay emzirebileceğini anlatır. Yolda kasıla kasıla yürüme diye ikaz eder bizleri. Kuran aynı anneden süt emen sütkardeşlerin birbiriyle evlenemeyeceğini belirtir. Sizce çevrenizde bir düşünün kaç kişiyi ilgilendirir bu konu, onu bile yazıyor Kuran. Bütün bunları yazan Kuran söz konusu Hz İsa’nın nüzulü gibi önemli bir konuyu yazmaz ve hadislere havale eder öyle mi?

Yolunuz yol değil hemşerim aklınızı başınıza alın. Allah’ı ve Kuran’ı kafanızda doğru dürüst konumlandırın.

bi husben
12-12-2012, 10:56
ZUHRUF SÛRESİ
57. - وَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا إِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ -
Meryem oğlunu ( İsa ) bir örnek olarak anlatılınca bir de ne göresin senin kavmin (seni susturacak bir delil buldukları zannıyla) hemen şamata etmeye başlar.


58. - وَقَالُوا أَآلِهَتُنَا خَيْرٌ أَمْ هُوَ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ إِلَّا جَدَلًا بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ -
' Bizim İlahlarımız mı hayırlı, yoksa O ( Meryem Oğlu İSA ) mı? ' dediler. Bunu sadece seninle tartışmak için ortaya attılar. Şüphesiz onlar kavgacı bir toplumdur.


59. - إِنْ هُوَ إِلَّا عَبْدٌ أَنْعَمْنَا عَلَيْهِ وَجَعَلْنَاهُ مَثَلًا لِّبَنِي إِسْرَائِيلَ -
Muhakkak ki O ( İSA ) , kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları’na örnek kıldığımız bir kuldur.


60. - وَلَوْ نَشَاء لَجَعَلْنَا مِنكُم مَّلَائِكَةً فِي الْأَرْضِ يَخْلُفُونَ -
Eğer dileseydik, içinizden yeryüzünde sizin yerinize geçecek melekler yaratırdık

61. - وَإِنَّهُ لَعِلْمٌ لِّلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِ هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ -
Muhakkak ki O ( İSA ) 'Belirlenmiş Bir Saat' in Bilgisidir ( Kıyamet saati hakkında bir bilgidir ) . Artık onun hakkında asla şüphe etmeyin, bana uyun, bu doğru bir yoldur.

62. - وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ الشَّيْطَانُ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ -
Sakın şeytan sizi yoldan çevirmesin. Çünkü o size apaçık bir düşmandır.

63. - وَلَمَّا جَاء عِيسَى بِالْبَيِّنَاتِ قَالَ قَدْ جِئْتُكُم بِالْحِكْمَةِ وَلِأُبَيِّنَ لَكُم بَعْضَ الَّذِي تَخْتَلِفُونَ فِيهِ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ -
İsa , apaçık mucizeleri getirdiği zaman şöyle demişti: “Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyle ise, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”

64. - إِنَّ اللَّهَ هُوَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ -
Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na kulluk edin, işte bu doğru bir yoldur.

65. - فَاخْتَلَفَ الْأَحْزَابُ مِن بَيْنِهِمْ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْ عَذَابِ يَوْمٍ أَلِيمٍ -
Ama aralarından çıkan gruplar ayrılığa düştüler. Elem dolu bir günün azâbından vay o zulmedenlerin haline!

66. - هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا السَّاعَةَ أَن تَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ -
Onlar (bu tavırlarıyla) ancak, 'Belirlenmiş Bir Saatin' ( kıyamet gününün ) kendilerine ansızın gelmesini beklemektedirler, halbuki bunun farkında değillerdir.

67. - الْأَخِلَّاء يَوْم َئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ إِلَّا الْمُتَّقِينَ
-
O gün Allah ' a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirine düşman olurlar.

Ayetleri arapçasından da incelediğimiz zaman O zaminirinin HZ İSA olduğu açık ve nettir ki 63. ayette açıkça İSA denmektedir.
Dolayısıyla Saatin bilgisinin HZ İSA olduğunda şüphe yoktur.
Saatin kolumuzdak Saat olmadığı da açık ve nettir ki Saat isminin başına El takısı gelmiştir.
Yani bu saat herhangi bir saat değildir BELİRLİ bir saattir .

SEBE 30 ' De ki: “Sizin için belirlenen bir gün vardır ki, ondan ne bir saat geri kalabilirsiniz, ne de ileri geçebilirsiniz.”

En'am 31. Allah’ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten ziyana uğramıştır. Nihayet onlara ansızın o saat (kıyamet günü) gelip çatınca bütün günahlarını sırtlarına yüklenerek, “Hayatta yaptığımız kusurlardan ötürü vay halimize!” diyecekler. Dikkat edin, yüklendikleri günah yükü ne kötüdür!

" Muhakkak ki O ( İSA ) 'Belirlenmiş Bir Saat' in Bilgisidir "
Hz İsa'nın kıyamet saati hakkında bizim için nasıl bilgi olabilir denilebilir?
Hz İsanın dünya gelmesi yada Nebi olması Kıyamet saati için bir bilgidir denilebilir.
Hz İsanın Babasız doğması nın yada Nebi olmasının kıyamet Saatiyle bir ilgisi yoktur.

zuhruf 61 ayetı ınceleyecek olursak oncesınde ve sonrasında hz ısa dan bahsıdılmektedır .sımdı sızlere sunu sormakıstıyorum hz ısanın kıyamet saatı ıcın nasıl bir işaret olacagını acıklarmısınız

fakiri
12-12-2012, 11:27
: )) Şeyh Edebali’nin bir sözü var der ki;

Saygısızla dost olma
Usul bilmez, Adap bilmez, Sınır bilmez, Üzülürsün

Ukalayla dost olma
Çok konuşur, Boş konuşur, Kem konuşur, Üzülürsün.

Şeyhin zamanında fakiri gibi kimseler çok olmuş olacak ki hicvetme gereği duymuş.

Astığınız görüşlerin hiç biri size ait değilse a be kuzum başkalarının iddialarını ne diye İslam’ın görüşü diye sunuyorsunuz? Hani sözde hep ballandıra ballandıra anlatırsınız da realitede bunu tersini yaparsınız ya işte aynen bunun gibi hani dini konularda önce Kuran’a, bulamazsak Sünnete, oradada bulamazsak sahabeye, onlardan da bulamazsak ulemanın dediklerine bakarız dersiniz ya hani nerede? Ama tabi ya uzun yoldan gitmektense direk ulemanın görüşlerine bakalım, nasıl olsa onlar hepsini araştırmışlardır değil mi?

Kuran’a batkınız ve bulamadınız da mı başka yerlere bakıyorsunuz? İşte ayetleri yukarıda verdik, itirazınız neyedir? Açık ve anlaşılır değil mi?

Bütün alimlerin şeksiz ittifak ettikleri ; Akideye, inanca delil teşkil edemez olan zan ifade eden ahad hadislerle Allah’ın ayetlerini iptal mı ediyorsunuz? Ve bu hadislere itibar etmeyenleri hadis inkarcılığı ile suçluyorsunuz. Pekala bu hadislere itibar edip Kuran’ın ayetlerini görmezden gelenleri yani sizlere ne demeli? Bizler hadis inkarcısı isek ki bundan Allah’a sığınırım sizler de Allah’ın ayetlerini inkar eden “Ayet inkarcıları” mısınız?

En'am 38'de Rabbimiz "… Biz bu kitapta, herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık…" buyurduğu halde siz haşa Allah'a "hayır sen eksik bıraktın" mı demek istiyorsunuz? Hayır bunu demek istemiyorsanız ne diye O'nun söylemediği şeyleri iddia ediyorsunuz?

Kuran bir annenin çocuğunu 24 ay emzirebileceğini anlatır. Yolda kasıla kasıla yürüme diye ikaz eder bizleri. Kuran aynı anneden süt emen sütkardeşlerin birbiriyle evlenemeyeceğini belirtir. Sizce çevrenizde bir düşünün kaç kişiyi ilgilendirir bu konu, onu bile yazıyor Kuran. Bütün bunları yazan Kuran söz konusu Hz İsa’nın nüzulü gibi önemli bir konuyu yazmaz ve hadislere havale eder öyle mi?

Yolunuz yol değil hemşerim aklınızı başınıza alın. Allah’ı ve Kuran’ı kafanızda doğru dürüst konumlandırın.


İşte foruma dadanmış ve sadece zifiri karanlıklardan hoşalan bir yarasa daha !
Ulan denyo ! Biz başkalarının görüşü demedik astıklarımıza ! Bizim görüşümüz değil dedik ! Peki ya kimin görüşü ?.. Senin gibi zifiri, karanlıktan hoşlanan cahillerin değil elbet ! Ulemanın, müfessirlerin, müçtehidlerin ve muhaddilerin görüşü dedik...
A musibet! Biz bu tür ulemanın görüşlerini ve yorumlarını naklederken sen kimin görüşünden bahsediyon acaba ?..
Ulemadan bir isim versene !.. Yaptığın iş, sadece ve sadece uyduruk ve çarpıtılmış Kuran meallerini buraya yapıştırmak değil mi ?
Salyangoz pazarlamana ortak arıyorsan, çingeneler sana tahmin edemeyeceğin desteği verebilirler !
Burası ise, ehl-i sünnet müslümanların forumu...
Yanlış kapı çaldın gibi görünüyor !
Ya kapının aslaletine uy, yahutta salyalarını kucağına akıt ve defol git !

RedveKabul
12-12-2012, 11:58
neden ayetleri çarpıtıyorsunuz sayın bi husben? Görüşlerini haklı çıkarmak için parantez içine neden İsa yazıyorlar? Arapçasını okuyun bakalım İsa'ı yazıyor mu?

Ayrıca O zamiri hakkında farklı tefsir eden alimler de var kimisi Kuran'dır demiş kimisi Peygamberdir demiş kimisi de İsa demiş. Mesela diyanetin tefsirinde o zamiri Kuran diye açıklanmıştır. Ayıca ayetin devamı Hz İsa'dan değil bizzat Peygamberimizden bahsediyor. Madem ki o zamirinden kasıt Hz İsa'dır o halde bu herkes için geçerli olmalıdır. Keza Hz İsa'nın nüzulüne şahit olmadan ölenler ne olacak?

Ayrıca burada insanların gözünde imkansız ve mucize olan İsa'nın babasız yaratılması, Allah'ın kitabında haber verildikten sonra Kıyamet saati hakkında da şüphe edilmemeye çağrılır ve Allah'ın kudretini isbat etme yoluna gidildiğini görürüz. Yani babasız olarak Hz İsa'yı dünya'ya getirmesini bilen Allah elbette kıyamet gününde de kolaylıkla aynı şekilde insanları diriltecek kudrettedir.

Meseleyi böyle anlamak durumundayız zira ayetlerin gelişi ve devamı bunu gerektiriyor.

bi husben
12-12-2012, 12:12
neden ayetleri çarpıtıyorsunuz sayın bi husben? Görüşlerini haklı çıkarmak için parantez içine neden İsa yazıyorlar? Arapçasını okuyun bakalım İsa'ı yazıyor mu?

Ayrıca O zamiri hakkında farklı tefsir eden alimler de var kimisi Kuran'dır demiş kimisi Peygamberdir demiş kimisi de İsa demiş. Mesela diyanetin tefsirinde o zamiri Kuran diye açıklanmıştır. Ayıca ayetin devamı Hz İsa'dan değil bizzat Peygamberimizden bahsediyor. Madem ki o zamirinden kasıt Hz İsa'dır o halde bu herkes için geçerli olmalıdır. Keza Hz İsa'nın nüzulüne şahit olmadan ölenler ne olacak?

Ayrıca burada insanların gözünde imkansız ve mucize olan İsa'nın babasız yaratılması, Allah'ın kitabında haber verildikten sonra Kıyamet saati hakkında da şüphe edilmemeye çağrılır ve Allah'ın kudretini isbat etme yoluna gidildiğini görürüz. Yani babasız olarak Hz İsa'yı dünya'ya getirmesini bilen Allah elbette kıyamet gününde de kolaylıkla aynı şekilde insanları diriltecek kudrettedir.

Meseleyi böyle anlamak durumundayız zira ayetlerin gelişi ve devamı bunu gerektiriyor.



57. - وَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا إِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ -
Meryem oğlunu bir örnek olarak anlatılınca bir de ne göresin senin kavmin (seni susturacak bir delil buldukları zannıyla) hemen şamata etmeye başlar.


58. - وَقَالُوا أَآلِهَتُنَا خَيْرٌ أَمْ هُوَ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ إِلَّا جَدَلًا بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ -
' Bizim İlahlarımız mı hayırlı, yoksa O mı? ' dediler. Bunu sadece seninle tartışmak için ortaya attılar. Şüphesiz onlar kavgacı bir toplumdur.


59. - إِنْ هُوَ إِلَّا عَبْدٌ أَنْعَمْنَا عَلَيْهِ وَجَعَلْنَاهُ مَثَلًا لِّبَنِي إِسْرَائِيلَ -
Muhakkak ki O , kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları’na örnek kıldığımız bir kuldur.


60. - وَلَوْ نَشَاء لَجَعَلْنَا مِنكُم مَّلَائِكَةً فِي الْأَرْضِ يَخْلُفُونَ -
Eğer dileseydik, içinizden yeryüzünde sizin yerinize geçecek melekler yaratırdık

61. - وَإِنَّهُ لَعِلْمٌ لِّلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِ هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ -
Muhakkak ki O 'Belirlenmiş Bir Saat' in Bilgisidir ( Kıyamet saati hakkında bir bilgidir ) . Artık onun hakkında asla şüphe etmeyin, bana uyun, bu doğru bir yoldur.

62. - وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ الشَّيْطَانُ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ -
Sakın şeytan sizi yoldan çevirmesin. Çünkü o size apaçık bir düşmandır.

63. - وَلَمَّا جَاء عِيسَى بِالْبَيِّنَاتِ قَالَ قَدْ جِئْتُكُم بِالْحِكْمَةِ وَلِأُبَيِّنَ لَكُم بَعْضَ الَّذِي تَخْتَلِفُونَ فِيهِ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ -
İsa , apaçık mucizeleri getirdiği zaman şöyle demişti: “Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyle ise, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”

peki ben parantezlerin içindeki isa ibarasini kaldırrıyorum

dıkkat edecek olursan 57. ayette meryemoglundan bahseder ki meryemın isadan başka oğlu olmadığına gore hz ısadan bahsetmektedır

63 ayettede direk isa ibaresi gecmektedir ikisi arasındaki ayetlerde hz isadan bahsetmektedir
"

Hz Muhammed kıyamete daha yakın bir zamanda Nebi olmuştur.
Dolayısıyla " HZ Muhammedin Nebiliğinin " Kıyamet hakkında bir bilgi olması " Hz İsanın Nebi oluşununun " Kıyamet için bir bilgi olmasından daha evladır.

Geriye tek seçenek kalıyor ; HZ İSA kıyamet hakkında bir bilgidir , bir işarettir , kıyametin yaklaştığını Doğumuyla yada Nebiliğiyle değil " Bizzat Dünyaya Tekrar Gelişiyle " gösterecek olan Kıyametin Saatinin Bilgisi dir

RedveKabul
12-12-2012, 12:20
Tirmizi'de geçen bir hadisde denir ki;

"Mümin ne ta'n edici (hor ve hakir görme, aşağılama, onur kırma.) , ne lanet edici, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayasızdır."

Ancak insan nefsi, insanın gölgesi gibidir; sen nereye gidersen o da seninle oraya gelirmiş, mümkün değil bundan kaçamazsınız bir şekilde sizi deşifre eder ve içinizdeki pislikler açığa çıkar, yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi. " merd - i kıpti şecaatin arzederken sirkatin söyler " miş ya işte aynen böyle, bakın birileri nasıl kendini deşifre ediyor : ))

Brader, artık daha fazla yırtınıp çirkefleşme.

Allah ıslah etsin ve acil şifalar versin. bunlara gerçekten acıyorum.

alanyali07
12-12-2012, 12:22
Bu tartışmaları çok manasız buluyorum son yüzyılda başladı. 14 asırlık bir dönem ve son yüzyılda böyle aykırı fikirler ortaya çıktı.
Namazın kaç vakit olup olmadığı bile bu son yüzyılda tartışılmaya başlandı.
Kurana bakıp namazı 3 vakit anlayanlar var. Kurana bakıp "çıplak namaz kılınır" diyen de var.
Kurana bakıp "Namazda kıble olarak beli bi tarafa dönmeye gerek yok" diyenler bile var. bu forumda da vardı.
Kurana bakıp "Ramazan orucu bir ay değildir,sayılı gündür,10 gün felandır" diyen de var.
Kurana bakıp "Reenkarnasyon vardır,bizler ölüp yeniden dünyaya geliriz" diyenler de var.
Yani görüldüğü gibi Kurana bakıp onlarca çeşit abuk sabuk yorumlar çıkaranlar var.
Bu konuda iş dönüp dolaşıp Resulullah(Sav)'ın hakemliğine, ve sahabenin, ulemanın icmasına gelip dayanacak.
Resulullah(sav) nasıl izah etmiş ?
Kuran ve hadisler, sahabe ve selef alimleri tarafından nasıl anlaşılmış ve anlatılmış izah edilmiş ?
Lamı cimi yok bu tartışmalar bunlara gelip dayanacak ..
Şimdi bu meselede bakıyorum, "Hz.İsa ahirzamanda tekrar nüzul edecek,gelecek" diyenler hem sahih hadislerden hem selef alimlerden,muteber alimlerden yüzlerce binlerce nakil getirebiliyorlar önümüze koyuyorlar.
"Hz.İsa gelmeyecek yok öle birşey" diyenlere bakıyorum, böyle bir sağlam nakilleri yok.VArsa da ben göremedim şahsen. ayet diyorlar, ama zaten ihtilaf ayetlerin yorumlamasından çıkıyor. her iki taraf da ayeti getiriyor.
Eğer her Kuranı yorumlayana inanacaksak, Yaşar Nuri öztürk gibi hafız,arapçayı iyi bilen,profesörün de "reenkarnasyon Kuranda vardır" dediğine inanmamız gerekiyor.
"Hz.İsa Kurana göre gelmeyecek" diyenlerden ben sahabelerden,ve tabiin alimlerden,büyük imamlardan,muteber alimlerden nakiller bekliyorum şahsen. bu din 100 yıllık bir din değil sonuçta. yeni öğrenilip nakledilmiyor.

türkü
12-12-2012, 13:25
menfi yahut aleyhte her olayın yorumu mehdinin gelecegi ve alametleri hususuna çıkarıyorsa bizleri..iki katlı bir ev yaptıgını gören ile çok katlı evler ortaya çıktıgında aynı sonuca ulaşmışsa inanç sahipleri..aradaki seneler ve her tür olaylarda buna işaretler aranmışsa..ilerlemeyi durdurmuşsa..yerinde saydırmışsa..se..sa..
temel kaygı bundan kaynaklandıgı için isa as ın diri veyahut ölü olup olmadıgı tartışılageliyor..mehdi bekleyenler hazırlık yaptıkları iddiasında, beklemeyenler imar etme. yapı mimari tamam görünüyor birinde, içine yaşayacak insanları yok..tastamam hazır oldugunu iddia edenlerin de samimiyetleri. kalabalıkta kalifiye bulunamıyor..riyakarlık paçalardan akıyor. "insansızlık" dikkatinizi çekiyor mu her ikisinde de temel problem olarak ortaya çıkıyor. gelenekle reformcular iç-içe geçmedikçe "kurtarıcı" bize ugramayacakmış gibi görünüyor..
Allah bir kavim kendinde olanı düzeltmedikçe, onların durumunu düzeltmez..:gl

talib
12-12-2012, 13:29
Beklemeyenlerin imarına biz neden şahit olamıyoruz :) Küçük gruplar olmaları dışında. Yani hazırlık yapanların hizmetleri, imar! edenlerin hizmetlerinden 100 misli fazla ise, imar edenlere konuşurken biraz utanmak düşmez mi!?

türkü
12-12-2012, 13:37
insanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sagır, da o yüzden..100 misli fazlalıga 3 mehdi inerdi şimdiye kadar dedirtip beni birtaraf etme. :gl

Verda
12-12-2012, 13:38
Ola ki İsa as. geldi. O'nu bekleyenlerin kendisini kabul etmeyip taşlamaları olasılığı ne denlidir acep..=)

talib
12-12-2012, 13:52
insanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sagır, da o yüzden..100 misli fazlalıga 3 mehdi inerdi şimdiye kadar dedirtip beni birtaraf etme. :gl

Mehdi'yi biz ona bağlamadık ki, sen bağladın :) 100 katından da fazla hizmet ediyorlar ama gelmedi. Gelecek inşaallah, no problem ;)

talib
12-12-2012, 13:54
İlaveten, biz gayet geniş görüşlüyüz ve geniş bakıyoruz. Kim ne yapar görüyoruz. Biz yere körü körüne girmedik, çok yer gördük emin ol..

dostluk
12-12-2012, 14:30
Dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum. Son yıllarda, gazetelerde, televizyonlarda dinin emir ve yasaklarının tartışılmadığı, sorgulanmadığı gün olmuyor. Ramazan geliyor, oruç tartışılıyor. Bayram geliyor, kurban tartışılıyor… Namaz, tesettür, kadın, içki…hergün mutlaka bir tartışma konusu bulunuyor. Tartışmalarda ön plana çıkartılan kimseler de, yorumlarını İslama zarar verecek şekilde yapıyorlar. Muteber kitaplarda yazılan, ondört asırdır yaşanan İslama aykırı yanlış yorumlar hep. Bunların plansız, programsız, dış desteksiz olduğu söylenebilir mi?
Bütün bu olup bitenler bana daha önce de yazdığım baş misyoner Zwemer’in misyonerler kongresinde yaptığı şu konuşmayı hatırlatıyor: “Sizin göreviniz, Müslümanların Hristiyan yapılması değildir. Asıl göreviniz onları, dinlerini sorgular ve tartışır hale getirmektir.”

Dini sorgulanır, tartışılır hale getirtmekten maksatları da, alt yapısı olmayan, dini iyi bilmeyen kimselerin zihinlerine, “Biri öyle söylüyor diğeri başka türlü söylüyor, bu nasıl dindir!” şüphesini yerleştirerek dinden soğutmak, uzaklaştırmak ve kendi tuzaklarına düşürmek...


Son günlerde gündeme taşıdıkları konu; İsa aleyhisselamın gelip gelmeyeceği hususu. Halbuki bu tartışılacak bir konu değildir. Hakiki İslam alimleri arasında, kıyamete yakın Hz.İsa’nın geleceği konusunda icma, söz birliği vardır. Bu konuda zihinleri karıştırıp İslamı içeriden yıkmak isteyenlere cevap olarak son devir Ehli sünnet alimlerinden şeyhülislam vekili Zahid el-Kevserî, Hz. İsa’nın kıyamete yakın yeryüzüne ineceği meselesine dair “Nazretu’n-Abira” isminde bir kitap yazmıştır.

Kevseri, bu konuda Kur’an-ı kerimde bulunan ayetleri ele alarak inceledikten sonra, bu ayetlerin Hz. İsa’nın ineceğini çok açık, sarih, kesin bir şekilde ifade eder. Üstad Kevseri konu ile ilgili hadislerin mütevatir derecesine ulaşan hadisler olduğunu belirtir.

Mütevatir hadis, her asırda yalan söylemesi mümkün olmayan çok kimselerin bildirdiği hadislerdir.
Akide ve inanç konusunda mütevatir hadisler de Kuran ayetleri gibi bir kaynak oluşturur.

Kevseri, Kuran ve sünnet naslarının yanı sıra, bu hususta eskiden beri Müslüman alimlerin arasında görüş birliği (icma) olduğunu belirtir. İslam alimleri, Hz. İsa’nın kıyametten önce yeryüzüne ineceği ve aynı zamanda zuhur edecek olan kötülük ve şerrin lideri Deccali öldüreceği hususunda birleşmişlerdir.
Bu husus çeşitli muteber sahih hadis kitaplarında yer almış, akaid kitaplarında da kıyamet alametleri arasında sayılmıştır. Bu mesele, yorum yapılamayacak kadar açık olduğu için herkesin paylaştığı ortak bir dini akide olarak kabul edilmiştir.

Çünkü, mütevatir hadisler kesin bir bilgidir. Bu haberlerin doğru veya yanlış olması hiç kimse tarafından tartışma konusu yapılamaz. Bu nedenle Fıkıh usulü alimleri bunlara inanıp gereği ile amel etmenin zaruri olduğu söyler.

Bu konu geçmişte de Ehli sünnetin dışındaki kimseler tarafından zaman zaman dile getirildiği için, İslam alimleri, İsa aleyhisselamın ölmediğine, ruh ve beden ile beraber olarak tekrar geleceğine, Muhammed aleyhisselamın dinine tabi olacağına dair 20’den fazla kitap yazmışlardır. Bunların en meşhurlarından biri, Hindistan’ın büyük alimlerinden Enver Şah Keşmiri'nindir. Enver Şah Keşmirî (1292-1352 Hicri) Hz.İsa’nın yeniden geleceği hakkında bildirilen bütün hadis-i şerifleri bir araya toplamış. “et-Tasrih bimâ tevâtera fi nuzuli el-Mesih” adını verdiği bir eser vucuda getirmiştir. Kitapta, bu konudaki 100’den fazla mütevatir hadis-i şerife yer verilmiştir. Keşmiri, bu eserinde, İsa aleyhisselamın geleceği konusundaki hadisi-i şeriflerin mütevatir olduklarını inkarının küfür olduğunu bildiriyor.

http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=279848

RedveKabul
12-12-2012, 14:55
Mütevatir hadis, her asırda yalan söylemesi mümkün olmayan çok kimselerin bildirdiği hadislerdir.
Akide ve inanç konusunda mütevatir hadisler de Kuran ayetleri gibi bir kaynak oluşturur.




Sayın kardeşim,

1- Mütevatır hadislerin sayısı kaçtır?

2- Mütevatırın klasık tanımından "Yalan üzerinde birleşmeleri pratik bakımdan imkansız olan kalabalık bir topluluğun, yine bu nitelikleri haiz bir topluluktan naklettikleri haberdir." hareketle
bir hadisin mütevatır olabilmesi için kaç kişi tarafından rivayet edilmiş olması gerekir?

3- Sahih olmayan mütevatır hadisler var mıdır? hatalı, mevzu (uydurma) veya mevzu olma ihtimali var mıdır?

bunları cevaplarsanız sevinirim

maksut ibrahim
12-12-2012, 14:59
" Muhakkak ki O ( İSA ) 'Belirlenmiş Bir Saat' in Bilgisidir "

En'am 38'de Rabbimiz "… Biz bu kitapta, herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık…


Acaba parentez icine alip da Allahin yanlislarinimi düzeltmisler ?

Hiristiyanlar Allahin ayetlerini yorum yapip Hz. Isanin babasi olmadigina göre Allahin oglu dediler ve kitaplarina yazdilar.

Hiristiyanlar Hz. isa gelecekler diyorlar

müslümanim diyen bazi insanlarda doru gelecek diyorlar

Peygamberimiz hiristiyanlarla aramizda fark olsun diye

kiblenin degismesini Allah dan istedi ve Allah da kibleyi degistirdi.

fakiri
12-12-2012, 15:12
Tirmizi'de geçen bir hadisde denir ki;

"Mümin ne ta'n edici (hor ve hakir görme, aşağılama, onur kırma.) , ne lanet edici, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayasızdır."

Ancak insan nefsi, insanın gölgesi gibidir; sen nereye gidersen o da seninle oraya gelirmiş, mümkün değil bundan kaçamazsınız bir şekilde sizi deşifre eder ve içinizdeki pislikler açığa çıkar, yukarıdaki örnekte de görüldüğü gibi. " merd - i kıpti şecaatin arzederken sirkatin söyler " miş ya işte aynen böyle, bakın birileri nasıl kendini deşifre ediyor : ))

Brader, artık daha fazla yırtınıp çirkefleşme.

Allah ıslah etsin ve acil şifalar versin. bunlara gerçekten acıyorum.


Yaw, sen ne eksantirik bir yaratıksın ! Bir şey elinden geliyorsa, en önce kendi ıslahını dile kendi ıslahını... Madem hadis-i şeriflere inanıyorsun ne diye Tirmizi' Hadislerinsden çok daha sahih olan Buhari ve Müslim-i Şerifteki Hz. İsa Aleyhisselâmın nüzülüne dair onlarc hadise inanmıyorsun ? Buradaki müminin karakterine dair zikredilmiş hasiisn sahih olduğunu sana kim söyledi de yahutta nerden anladın da aldın naklettin ?
Senin kadar yamuk bir insan var mı şu dünyada acaba ?

alanyali07
12-12-2012, 15:19
Hz. İsa (as) hakkında hadisler mütevatir midir?


Kullanıcı:

Sorularlaislamiyet.com

| Tarih:

Cts, 26/12/2009 - 00:00











Değerli kardeşimiz;
Hz. İsa (as)'ın gelişi konusunda nakledilen hadisler tevatür derecesindedir. Birçok araştırmacı da alimlerimizin görüşlerinin bu yönde olduğunu aktarmaktadır. Tevatürün tanımı Büyük Lügat'ta şöyle yapılmaktadır:

Tevatür: Kuvvetli haber, içinde yalan ihtimali olmayan ve bir cemaate dayanan kuvvetli haber.1

İslam alimi Seyyid Şerif Cürcani, tevatür hadis kavramını şöyle açıklamaktadır:

Haber-i mütevatir, ravileri çoklukta o dereceye ulaşan bir haberdir ki, adete göre, o kadar çok rivayetçinin yalan üzerine birleşmeleri imkansız olur. Bu durumda rivayet edilen haber hakkında lafız ve mana tutuyorsa buna, "mütevatir-i lafzi" denir. Eğer hepsinin arasında müşterek manada ittifak olmakla beraber lafızlar (sözler) arasında ihtilaf bulunuyorsa buna, "mütevatir-i manevi" denir.2

Hz. İsa (as)'ın gelişinin tevatür derecesinde hadislerle bildirildiğine dair özel olarak bir eser kaleme alan, büyük hadis alimi Şeyh Muhammed Enver el Keşmiri, Et Tasrih bi-ma Tevatera fi Nuzuli'l Mesih isimli çalışmasında, yetmiş beş tane Hadis’e ve yirmi beş tane sahabeye ve sahabeleri görenlere ait esere yer vermiştir.

Hz. İsa (as)'ın tekrar geleceğini nakleden alimlerin başında İmam-ı Azam Ebu Hanife gelmektedir. Ebu Hanife, Fıkh-ı Ekber adlı eserinin son bölümünde şunları bildirmektedir:

"Deccal'in, Ye'cüc ve Me'cücün çıkması, Güneş'in batıdan doğması, İsa (as)'ın gökten inmesi ve diğer kıyamet alametleri, sahih haberlerde varid olduğu vech ile, haktır, olacaktır."3

Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne tekrar gelişi konusu, kıyametin on büyük alametinden biridir ve birçok İslam alimi eserlerinde bu konuyu detaylı olarak ele almışlardır. Bu konudaki izahlar topluca değerlendirildiğinde Hz. İsa (as)'ın ikinci gelişi hakkında İslam alimleri arasında bir söz birliği olduğu açıkça görülür. Örneğin Es Seffarini, Levami adlı eserinde, İslam alimlerinin bu konuda ittifak halinde olduklarını şöyle ifade eder:

"Bütün ümmet, Meryem oğlu İsa'nın ineceği hususunda ittifak etmiştir. Şeriat ehlinden hiç kimse bu hususta muhalif olmamıştır."4

Büyük İslam alimi Seyyid Alusi de, Ruhu'l Meani tefsirinde, -diğer İslam alimlerinin görüşlerinden örnekler vererek- Hz. İsa (as)'ın inişi konusunda cemaatin söz birliği yaptığını, bu konuda haberlerin manevi tevatür derecesine ulaşacak kadar meşhur olduğunu, Hz. İsa (as)'ın gelişine imanın vacip olduğunu açıklamıştır.5

İmam Kevseri de Hz. İsa (as)'ın inişi ile ilgili görüşlerini şu şekilde bildirmiştir:

Hz. İsa (as)'ın inişiyle ilgili hadis-i şerfilerdeki tevatür, "tevatür-i manevidir." Sahih (sağlam) ve hasen (güzel) hadis-i şerifin her biri, farklı manalara delalet etmekle birlikte hepsi de Hz. İsa (as)'ın ineceği hususunda söz birliği içindedirler ki, bu, hadis ilminin kokusunu koklayan bir kimse için inkarı mümkün olmayan bir gerçektir… Mehdi ile Deccal'in çıkacağı ve Hz. İsa (as)'ın ineceği hususundaki hadis-i şeriflerin tevatür derecelerine ulaşmış olmaları, hadis ilmi ehlince asla şüphe edilecek bir husus değildir. İlm-i kelam ehlinden (inanç ilmiyle uğraşanlardan) bazısının kıyamet alametleriyle ilgili hadislere inanmanın vacip olduğunu kabul etmeleriyle beraber, bu hadislerden bir kısmının mütevatir olup olmadığı hususundaki şüpheleri ise, hadis ilmiyle ilgili bilgilerinin azlığından kaynaklanmaktadır.6

Alim İbn-i Kesir ise, konuyla ilgili ayetlerin tefsirini yaptıktan ve ilgili hadisleri açıkladıktan sonra düşüncesini şöyle ifade etmektedir:

İşte bunlar Resulullah (sav)'den mütevatir olarak rivayet edilmiştir ve bu hadis-i şeriflerde, Hz. İsa (as)'ın nasıl ve nereye ineceği hususu açıklanmıştır… Hz. İsa (as)'ın cesed-i şerifiyle dünyaya ineceği hakkında zikredilen sahih ve mütevatir hadis-i şerifler, tevile (başka şekilde yorumlanmaya) elverişli değildir. Dolayısıyla, zerre kadar imanı ve insafı olan herkesin, Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne ineceğine inanması gerekmektedir ki, bunu ancak şeriata zıt, Allah'ın Kitabına, Resulü (asv)'ın sünnetine ve ehlisünnetin ittifakına muhalif olan kimseler inkar edebilir.7

Hadislerin tevatür olduğu konusunda yapılan bir diğer açıklama da şöyledir:

Şevkani de İsa (as)'ın ineceğine dair hadislerin sayısının yirmi dokuza ulaştığını söyleyerek, bunları bir bir nakletmiş ve sonunda: "Bizim naklettiğimiz hadisler görüldüğü gibi tevatür sınırına ulaştı. Bu beyanımızla şu sonuca varılıyor ki, beklenen Mehdi hakkındaki hadisler, Deccal hakkında hadisler ve İsa (as)'ın inmesine dair hadisler mütevatirdir" demiştir.8

Tirmizi, Ebu Davud, Bezzaz, İbni Mace, Hakim, Tabarani ve Ebu Ya'la Musuli bu konu hakkında çeşitli sahabelerden rivayetler nakletmişler; Ali, İbni Abbas, İbni Ömer, Talha, İbni Mes'ut Ebu Hureyre, Enes, Ebu Sa'id Hudri, Ümmi Habibe, Ümmi Seleme, Sevban, Kurre bin İyas, Ali Hilali ve Abdullah bin Haris bin Cüz'e birtakım senetlerle isnad etmişlerdir.9 Bunların yanı sıra İbn-i Hacer-i Haysemi es-Sevaik-ul Muhrika kitabında, Şeblenci Nur-ul Ebsar kitabında, İbn-i Sabbağ el-Fusul-ul Muhimme, Muhammed es-Sabban İs'af-ür Rağibin, Genci-i Şafiî el-Beyan kitabında, Şeyh Mansur Ali Ğayet-ul Me'mul kitabında, Suveydi Sebaik-uz Zeheb adlı kitapta Hz. İsa (as)'ın gelişiyle ilgili hadislerin mütevatir olduğunu yazmışlardır.

Bu hadisleri ehlisünnet muhaddis ve alimleri kendi kitaplarında yazmışlardır. Örneğin: Ebu Davud, Ahmed, Tirmizi, İbn-i Mace, Hakim, Nesai, Taberani, Ravyani, Ebu Nuaym-i İsfahanî, Deylemi, Beyhaki, Sa'lebi, Hameveyni, Menavi, İbn-i Meğazili, İbn-i Cevzi, Muhammed-us Sabban, Maverdi, Genci-i Şafii, Sem'âni, Harezmi, Şa'rani, Darakutni, İbn-i Sebbağ-i Maliki, Şeblenci, Muhibbuddin Taberi, İbn-i Hacer-i Haysemi, Şeyh Mansur Ali Nasıf, Muhammed b. Talha, Celaleddin Suyuti, Şeyh Süleyman-i Hanefi, Kurtubi, Bağavi ve diğer alimler bu konuya eserlerinde yer vermişlerdir.

Şeyh Abdülfettah Ebu Gudde de, Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne inip Deccal'i öldüreceğine dair rivayetlerin tevatür derecesini bulduğunu belirtir.10 Hadis alimi Kettani'nin de Nazmü'l-Mütenasır isimli eserinde 11 "Hz. İsa'nın inişinin kitap, sünnet ve icma-ı ümmet ile sabit olduğunu, bu husustaki hadislerin, ayrıca Deccal ve Mehdi hakkındaki hadislerin de mütevatir olduğunu" savunduğu görülür. Tefsir alimi İbn-ü Atiyye el Gırnadi el Endülüsi'nin El Bahru'l Muhit adlı tefsirinde, "Hz. İsa'nın diri olduğu, ahir zamanda ineceği hususunda ümmetin ortak görüşünün bulunduğu ve bu konudaki hadislerin mütevatir olduğu" ifade edilir.

Konu hakkında eserleri bulunan yazarların nakillerinden de anlaşılmaktadır ki hadis kaynakları çok zengindir. Dahası, Hz. İsa (as)'ın gelişinin ahir zamanda gerçekleşecek olan kıyamet alametlerinden olduğunu bildiren hadisler de Buhari, Müslim gibi ana hadis kaynaklarında yer almaktadır. Bu hadislerden bazıları şöyledir:

"Sizler on alameti görmedikçe hiçbir zaman Kıyamet kopmaz... Biri de İsa (as)'ın inmesi..." (Müslim, Kitabü-l Fiten: 39)

"Vallahi Meryem oğlu (Hz. İsa Aleyhisselam), …hacc yapmak veya umre yapmak yahut da her ikisini de yapmak için icabet edecektir." (Müslim, Hacc: 216, 1252)

"Kıyamet, on alamet görülmedikçe kopmaz: Duman, Deccal, Dabbetu'l arz, Güneş'in batıdan doğması, İsa'nın yeryüzüne inmesi..." (Rudani, Büyük Hadis Külliyatı, 5. cilt, s. 362)

"Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa'nın adalet sahibi olarak inmesi yakındır..."

[B]"İsa inecek; emirleri: 'Haydi gel, bize namaz kıldır!' diyecek. Buna karşılık: 'Kiminiz kiminizin emiridir. Bu, Allah'ın bu ümmete bir lütfu keremidir' diyecek." (Rudani, Büyük Hadis Külliyatı, 5. cilt, s. 380)

"Vallahi muhakkak ve muhakkak Meryem oğlu İsa inecek, hem adil bir hakem, adaletli bir hükümdar olarak inecek..." (Sahih-i Müslim bi Şerhin-Nevevi, cilt 2, s.192; Kenzul Ummal, Kitabul-İman, Bab-ı Nüzul-i İsa İbn-i Meryem, 14/332)

"İmamınız kendinizden olduğu halde, Meryem oğlu sizin içinize indiği zaman sizler nasıl olursunuz?" (Buhari, Enbiya 50, 3265, 3/1272; Müslim, İman: 71,155,1/136; Beyhaki, Esma ve Sıfat: 3265, 2/166)

İslam Alimleri Hz. İsa'nın Gelişini, Akide (İnanılan ve İtikad Edilen Esas) Konusu Olarak değerlendirmektedirler.

Ehlisünnetin inanç konularını açıklayan hemen tüm eserlerde, Hz. İsa (as)'ın kıyametten önce yeryüzüne geleceği, Deccal ile mücadele edip onu öldüreceği, gerçek din ahlakını dünyaya hakim kılacağı yer almaktadır. İslam alimleri, Kur'an-ı Kerim'de yer alan delilleri ve hadislerde bildirilen haberleri bir arada değerlendirerek, Hz. İsa (as)'ın dönüşüne inanmayı önemli bir inanç esası olarak kabul etmişlerdir. Ve konuyu şu şekilde açıklamaktadırlar:

1. Nisa Suresi'nin 157. ayetinde Allah, "... Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi..." diye bildirmiştir. Bu ayetle birlikte Kur'an'ın diğer pek çok ayetinde Hz. İsa (as)'ın Allah katında diri olduğu bildirilmekte ve yeryüzüne ikinci kez geleceğine işaret edilmektedir. İslam alimleri bu konuda ittifakla, bunun aksini savunmanın hiçbir şekilde mümkün olmadığını söylemektedirler. Örneğin İbn Hazm bu ayeti tefsir ederken; "Hz. İsa'nın öldürüldüğünü söyleyen bir kimsenin mürted (İslam dininden dönen) veya kafir olacağını" vurgulamıştır.12

2. Hz. İsa (as)'ın gelişi ile ilgili hadislerin, tevatür derecesinde ve bu konuda hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açık olmaları, Müslümanlar için çok önemli bir delildir. Üstelik bu konudaki hadislere karşı öne sürülebilecek -yani Hz. İsa (as)'ın yeniden gelmeyeceğini bildiren- tek bir farklı hadis dahi yoktur.

3. Cabir İbn-i Abdullah'dan rivayet edilen "Mehdi'nin çıkışını inkar eden, muhakkak Muhammed (sav)'e indirilene küfretmiştir. Meryem'in oğlu İsa'nın inişini inkar eden de muhakkak kafir olmuştur. Deccal'in çıkacağını kabul etmeyen de muhakkak kafirdir." hadisi de İslam alimleri tarafından kullanılan bir diğer delildir. Bu hadis, Şeyh Hace Muhammed Parisa'nın Faslul Hitap, Şeyh Ebu Bekir el Kelabazi'nin Meanil Ahbar, İmam Süheyli'nin er-Ravuzul Ünüf, İmam Suyuti'nin el-Arful Verdi fi Ahbaril Mehdi gibi ünlü İslami kaynaklarda yer almaktadır. Ayrıca Şeyh Ebu Bekir, bu hadisin senetini de açıklamıştır: "Bize Muhammed İbni Hasen, ona Ebu Abdillah el-Huseyn İbni Muhammed, ona İsmail İbni Üveys, ona Malik İbni Ebes, ona Muhammed İbni Münkedir, ona da Cabir İbni Abdillah Hazretleri böylece bildirmişlerdir."

4. Hz. İsa (as)'ın gelişiyle ilgili hadisleri nakleden ravilerin çokluğu ve güvenilirlikleri de İslam alimlerinin dikkat çektikleri bir diğer husustur. Bu ravilerden bazıları şunlardır: Ebu'l Eşas es-Sanani, Ebu Rafi, Ebul Aliye, Ebu Ümametle Bahili, Ebud Derda, Ebu Hureyre, Ebu Malik el-Hudri, Cabir İbn Abdillah, Huzeyfe İbni Edis, Sefine, Katade, Osman İbnül As, Nafi İbni Keysani, Velid İbni Müslim, Ammar İbni Yasir, Abdullah İbni Abbas...

Tüm bu bilgiler sonucunda İslam alimleri Hz. İsa (as)'ın inişine ve gerçek din ahlakını dünyaya hakim kılacağına imanı, önemli inanç esaslarından biri olarak değerlendirmişlerdir.

Kaynaklar:
1. Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Büyük Lügat, Türdav, İstanbul, 2000, 3003
2. Muhtasar-ı Seyyid-i Şerif, s. 46
3. Fıkh-ı Ekber, Ebu Hanife, Nu'man b. Sabit (150/767), Çeviren: H. Basri Çantay, Ankara, 1982
4. Levamiu'l Envaril Behiyye, es-Seffarini, 2/94-95; Nüzul-i Mesih Risalesi, Ahmet Mahmut Ünlü, Ekmel Yayıncılık, İstanbul, 1998, s.169
5. Ruhu'l Meani, Seyyid Alusi, 7/60; Nüzul-i Mesih Risalesi, Ahmet Mahmut Ünlü, Ekmel Yayıncılık, İstanbul, 1998, s. 168
6. İmam-ı Kevseri, Nazratün Abira, s.44-49; Nüzul-i Mesih Risalesi, Ahmet Mahmut Ünlü, Ekmel Yayıncılık, İstanbul, 1998, s. 167-168
7. İbn-i Kesir, 1/578-582; Avnü'l Mabud, 11/457-464
8. Sünen-i İbn-i Mace, 10/338
9. Mukaddime, İbni Haldun, MEB Şark Islam Klasikleri, 2. cilt, s. 137-139
10. Said Havva, 9: 445
11. Nazmü'l-mütenasir fi'l-hadisi'l-mütevatir, el-Kettani Ebu'l-Fayd Muhammed b. Ca'fer el-Hasani, Halep, s.147; İslam İnancı Açısından Nüzul-i İsa Meselesi, Dr. Zeki Sarıtoprak, Çağlayan Yayınları, İzmir, 1997, s.108
12. İlmü'l-Kelam, İbn Hazm, s.56-57; İslam İnancı Açısından Nüzul-i İsa Meselesi, Dr. Zeki Sarıtoprak, Çağlayan Yayınları, İzmir, 1997, s.53
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

RedveKabul
12-12-2012, 15:27
Yaw, sen ne eksantirik bir yaratıksın ! Bir şey elinden geliyorsa, en önce kendi ıslahını dile kendi ıslahını... Madem hadis-i şeriflere inanıyorsun ne diye Tirmizi' Hadislerinsden çok daha sahih olan Buhari ve Müslim-i Şerifteki Hz. İsa Aleyhisselâmın nüzülüne dair onlarc hadise inanmıyorsun ? Buradaki müminin karakterine dair zikredilmiş hasiisn sahih olduğunu sana kim söyledi de yahutta nerden anladın da aldın naklettin ?
Senin kadar yamuk bir insan var mı şu dünyada acaba ?



Bizim dinimiz ihtimaller dini değildir! Kesin bilgi dinidir. İhtimaller üzerinden hükümler çıkarılıp varsayımlar yürütülemez!

Aslında şunu iyi biliyorum: sizler gibi kalın kafalılara laf anlatmak gerçekten zor. Çünkü, ahmaklığın zirvesindesiniz... Hatta hamakat, sizin dininiz olmuş. Allah'a hamdolsun ki, sizlerden beriyim.

Önce hadis inkarcısı olduk şimdi de Buhari ve Müslim’den değil de Tirmizi’den hadis getirdik diye neden Buhari ve Müslim’den hadis getirmedi olduk. Yahu bir hadis sahihse sahihtir Buhari olmuş Tirmizi olmuş ne fark eder? Buhari mukaddimesinde bütün sahih hadisleri alamadığını sadece kendi kriterlerine göre sahih olanları aldığını söylemiyor mu?
Ama tabi sizin gibi mukallitler bunu nereden bilecek.

Şu cehaletin vardığı zirveye bakın hele.


Ha bu arada sizin gibi copy-paste ilim tahsil ettiğini zannedenler bizi yıldıramazlar buna emin olun.

RedveKabul
12-12-2012, 15:30
Hz. İsa (as)'ın gelişi konusunda nakledilen hadisler tevatür derecesindedir.

Ya Tevatürdür ya değildir, tevatür derecesindedir de ne demek? Tevatürün tarifi herkese göre farklılık arz edince elbette ...gibidir diyecekler.

ömerusta
12-12-2012, 15:33
iyi ya babam bekleyin durun gelirse görürseniz bizdende selam söyleyin vay şu şunu ded,i vay bu bunu dedi ulen ALLAH c.c. ne dedi bakan yok be
ondan sonra ehli sünnet vel cömaat hayırını görün kardeşim dolma kabak gibi sırtarın durun hiç ilim etmeye uğraşmayın ne gerek var

talib
12-12-2012, 15:36
iyi ya babam bekleyin durun gelirse görürseniz bizdende selam söyleyin vay şu şunu ded,i vay bu bunu dedi ulen ALLAH c.c. ne dedi bakan yok be
ondan sonra ehli sünnet vel cömaat hayırını görün kardeşim dolma kabak gibi sırtarın durun hiç ilim etmeye uğraşmayın ne gerek var

Meşrebini anlamadım ama ehli tasavvufu seven bir halin var gibiydi. Nurcu meşrep misin yoksa ne bu inadın çözemedim!

Ehli sünnet uleması Mehdi gelecektir demiş.

fakiri
12-12-2012, 16:03
Bizim dinimiz ihtimaller dini değildir! Kesin bilgi dinidir. İhtimaller üzerinden hükümler çıkarılıp varsayımlar yürütülemez!

Aslında şunu iyi biliyorum: sizler gibi kalın kafalılara laf anlatmak gerçekten zor. Çünkü, ahmaklığın zirvesindesiniz... Hatta hamakat, sizin dininiz olmuş. Allah'a hamdolsun ki, sizlerden beriyim.

Önce hadis inkarcısı olduk şimdi de Buhari ve Müslim’den değil de Tirmizi’den hadis getirdik diye neden Buhari ve Müslim’den hadis getirmedi olduk. Yahu bir hadis sahihse sahihtir Buhari olmuş Tirmizi olmuş ne fark eder? Buhari mukaddimesinde bütün sahih hadisleri alamadığını sadece kendi kriterlerine göre sahih olanları aldığını söylemiyor mu?
Ama tabi sizin gibi mukallitler bunu nereden bilecek.

Şu cehaletin vardığı zirveye bakın hele.


Ha bu arada sizin gibi copy-paste ilim tahsil ettiğini zannedenler bizi yıldıramazlar buna emin olun.



ÇOK İNCE KAFALI geri zekalı !
Hz. İsa Aleyhisselâmın yeryüzüne indirileceğine dair olan hadislerin sahih olmadığını sen nasıl ve nerden biliyorsun ? İkincisi, müminlerin karakterleri hakkındaki Tirmizi'de geçen hadisin sahih olduğunu nerden ve nasıl anladın ? Sana bunları soruyoruz!

Hadi cop-paste yapmadan sen cevap ver ! Senin ilmi kariyerin ağırlığın nedir ? Kimsin sen ?
Seni bu konularda zurnanın belki de en son deliği olarak yıldırmağa kim çalışmış ?

Bir defa kendi kimliğini ortaya bir koy bakalım...Hadis munkiri misin ? değil misin ?
Önce bunu öğrenelim. Eğer değilsen, Buhari ve Müslimde geçen ve bütün İslâm ulemasınca yeryüzüne gelişinde icma oluşan Hz.İsa Aleyhisselâma ait hadisleri ne inkar edip küfre giriyon ?
Sen şimdi kendini müslüman mı zannediyon ?

ömerusta
12-12-2012, 16:08
inat falan değil bu inanç ben ne mehdinin ne mesihin geleceğine inanmıyorum öyle bir ayet mevcut değil hadismi diyorsun yüzlerce hadis var
öyle hadisler varki insanı dinden çıkarır bunlara hadis demek hatadır cömaatci falan değilim severim gençler faydalanıyor hizmet edildiğine inanıyorum adı yamandaki abdulbaki hz ksa tabiyim fakat doğrulara inanan biriyim aklımı teslim etmem örnek menzilde sigara içerler
seyda görür fakat içmeyin haram veya israf demez fakat ben büyük israf sağlığa zarar veren mekruh haram hükmü olmasada harama götüren bir illet diyorum
ikincisi ise gavsun sohbetler 1 de denizdeki balığın yumurtladığını görürüz gece yatağında yatan sofinin kaç deva sağ sola döndüğünü bilmeyan
şeyh gitsin dağda çobanlık yapsın diyor
bende acizane kardeşin diyorumki haklı bizim gibi koyunları gütmeye çoban lazım oda seyda dır
şimdi olay şu bir bileni sevmek ona tabi olmak ayrı şey her dediğini doğru bilmek ayrı şey
onlarında insan olduğunu konuşur ken ne maksatla ne mağnayla konuştuğunu bilemeyiz bildiğimiz tek şey alimlerin takibidir
kurana uyuyorsa uyarım uymuyorsa uymam arkadaş

bi husben
12-12-2012, 16:31
" Muhakkak ki O ( İSA ) 'Belirlenmiş Bir Saat' in Bilgisidir "

En'am 38'de Rabbimiz "… Biz bu kitapta, herhangi bir şeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık…


Acaba parentez icine alip da Allahin yanlislarinimi düzeltmisler ?

Hiristiyanlar Allahin ayetlerini yorum yapip Hz. Isanin babasi olmadigina göre Allahin oglu dediler ve kitaplarina yazdilar.

Hiristiyanlar Hz. isa gelecekler diyorlar

müslümanim diyen bazi insanlarda doru gelecek diyorlar

Peygamberimiz hiristiyanlarla aramizda fark olsun diye

kiblenin degismesini Allah dan istedi ve Allah da kibleyi degistirdi.





yanlıs pencereden bakıyorsun ıbrahım. kardesım hadi parantezi kaldıralım sadece bu ayetın ne anlatmak ıstedığını bi acıklarmısn ben bu ayetten oncesıne ve sonrasına bakmadan nasıl bır ogut almam gerekıyor. bu ayetten kasıt nedır bana acıklayabılırmısın Muhakkak ki O 'Belirlenmiş Bir Saat' in Bilgisidir

RedveKabul
12-12-2012, 16:38
ÇOK İNCE KAFALI geri zekalı !
Hz. İsa Aleyhisselâmın yeryüzüne indirileceğine dair olan hadislerin sahih olmadığını sen nasıl ve nerden biliyorsun ? İkincisi, müminlerin karakterleri hakkındaki Tirmizi'de geçen hadisin sahih olduğunu nerden ve nasıl anladın ? Sana bunları soruyoruz!

Hadi cop-paste yapmadan sen cevap ver ! Senin ilmi kariyerin ağırlığın nedir ? Kimsin sen ?
Seni bu konularda zurnanın belki de en son deliği olarak yıldırmağa kim çalışmış ?

Bir defa kendi kimliğini ortaya bir koy bakalım...Hadis munkiri misin ? değil misin ?
Önce bunu öğrenelim. Eğer değilsen, Buhari ve Müslimde geçen ve bütün İslâm ulemasınca yeryüzüne gelişinde icma oluşan Hz.İsa Aleyhisselâma ait hadisleri ne inkar edip küfre giriyon ?
Sen şimdi kendini müslüman mı zannediyon ?





:glmyahu kırmızı görmüş boğa gibisin ha azıcık sakinleş hemşerim şeytana yol vermiş gidiyorsun, nefes al nefes ver diyafram egzersizi yap iyi gelir.

Bak imzanda ne yazıyor; "Resulüm ! Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların keyiflerine uyma. Allah'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmalarından sakın!"

Sende şimdi buna uy ve bana aramızda Allah'ın indirdiği ile hükmet yani bana Hz İsa'nın nüzulü ile ilgili bir tane ayet getir.

Peygamber efendimiz ve ondan sonraki 4 halife döneminde hadisler neden tasnif edilmedi de Allah Rasulünün ahirete irtihalinden 150-200 sene sonra ta Ömer b. Abdülaziz döneminde tasnif edildi? Edildi ise bu dönemde yazılı olan kitap nerede?

Anlayabileceğini hiç sanmıyorum ama yine de deneyeyim;

Madem hadisler Kuran gibi kat'i kaynaktır o halde bana şunun izahını yapar mısın;

Tabiinden İkrime , Buhari ve meşhur birçok hadisçiye göre çok muteber bir nakilci iken nasıl oluyor da Müslim'e göre yalancının biri olabiliyor?

Keza Buhari'nin , Ebu Hanife' yi gayrısıka yani güvenilmez ilan edip , ondan tek bir hadis dahi
nakletmemesine ne demeli?

Keza Muhammed b. İshak bir siyerci aynı zamanda hadis ravisidir. Pekala Ahmed İbni Hanbel onun için sika yani güvenilir derken İmam Malik nasıl oluyor da "deccalin biridir" diyebiliyor.

Demek ki birinin kabul ettiği bir hadisi bir diğeri reddedebiliyor. Buhari'nin hadis metoduna uyan bir sahih hadisi, başka bir alim hadis kriterine uymadı diye reddedebilir. Buhariye göre güvenilir olan bir ravi, İbn Hemmam Abdurrezzak'a göre güvenilmeyecek biri olabilir. Bakın böyle pek çok ihtilaf çıkar. Çıkmıştır da...

Allahınızı severseniz İslam böyle bir belirsizliği kabul eder mi?

Pekala ne yapacağız? Öncelikle şunu kafamıza kazıyacağız;

Kuran tasnif dışıdır. Tasnif edilen değil, tasnif edendir. Süzgeçten gecen değil, süzendir. Dolayısıyla bizler, Kuran dışındaki tüm nakilleri Kuran'a ve nebevi metoda göre süzmek, "Rasulullah'ın örneklediği İslam anlayışı ve bu uğurda ortaya koyduğu bütünsel/tevhidi mücadele profili ile" karsılaştırmakla yükümlüyüz. Bunu yapmadığımız zaman, "bilginlerini ve rahiplerini rabler edindiler' ayetindeki riskle karşı karşıya kalırız. Ben şahsen böyle bir riski göze alamam ama gördüğüm kadarıyla siz ve sizin gibi düşünenler bu noktada oldukça "cesursunuz".

Ne diyelim Allah selamete erdirsin

bi husben
12-12-2012, 16:41
iyi ya babam bekleyin durun gelirse görürseniz bizdende selam söyleyin vay şu şunu ded,i vay bu bunu dedi ulen ALLAH c.c. ne dedi bakan yok be
ondan sonra ehli sünnet vel cömaat hayırını görün kardeşim dolma kabak gibi sırtarın durun hiç ilim etmeye uğraşmayın ne gerek var

bız Allahın dedıgıne ınanıyoruz ona bakıyoruz zaten o yuzden nuzulu ısanın kesın olarak gerceklesecegıne ıman ederız.suphe duymayız hrıstıyanların ınancında da var dıye red edecek değiliz
Allah hrıstıyanların yanlıslarını ayettle yuzlerıne carpmıstır hz ısa Allahın ogludur dedikleri için Allah onları ayetle uyarmıstır

17 AllahMeryemoğlu Mesih'dir diyen/er kesinlikle kafir olmuş/ardır. Onlara de ki; EğerMeryemoğlu İsa'yı annesini ve yeryüzünde bulunan varlıkların tümünü yok etmekistese O'na kim engel olabilir? Göklerde, yeryüzünde ve ikisi arasında bulunantüm varlıklar Allah'ın egemenlik tekelindedir. O di/ediğini yaratır. Allah'ıngücü herşeye yeter.maide

pekı bana hrıstıyanlarında ıdaa ettıgı gıbı hz ısanın nuzulunan olmayacagına buda onların kuruntusudur dıye ayet getırebılırmısınız tabıkı hayır

elbettekı hrıstıyanlarında yahudılerınde muslumanlarında uzerınde ıttıfak ettıklerı ınanıslar mevcuttur oldurmeyeceksın zına etmeyeceksın .pekı mazem hrıstıyan gelenegıyse onlara zıt olalım dıye adammı oldurelım zınamı edelım.

RedveKabul
12-12-2012, 16:58
ya bi husben kardeşim sen olsun akıllı birisin neden böyle yapıyorsun?

Allah aşkına konuya dair getirdiğin bütün deliller konuya delaleti zanni delillerdir. Delaleti zanni deliller üzerine inanç bina edilmez. Bakın ayeti başka şekilde yorumlayanlar da var. Hadi en iyimser sözlerle ihtilaflı bir konuyu İslam'ın inanılması gereken zaruretlerden sayamazsınız. Böyle birşey yok ve hiç kimse de bunu söylemiyor ve söylemez.

ömerusta
12-12-2012, 17:11
bız Allahın dedıgıne ınanıyoruz ona bakıyoruz zaten o yuzden nuzulu ısanın kesın olarak gerceklesecegıne ıman ederız.suphe duymayız hrıstıyanların ınancında da var dıye red edecek değiliz
Allah hrıstıyanların yanlıslarını ayettle yuzlerıne carpmıstır hz ısa Allahın ogludur dedikleri için Allah onları ayetle uyarmıstır

17 AllahMeryemoğlu Mesih'dir diyen/er kesinlikle kafir olmuş/ardır. Onlara de ki; EğerMeryemoğlu İsa'yı annesini ve yeryüzünde bulunan varlıkların tümünü yok etmekistese O'na kim engel olabilir? Göklerde, yeryüzünde ve ikisi arasında bulunantüm varlıklar Allah'ın egemenlik tekelindedir. O di/ediğini yaratır. Allah'ıngücü herşeye yeter.maide

pekı bana hrıstıyanlarında ıdaa ettıgı gıbı hz ısanın nuzulunan olmayacagına buda onların kuruntusudur dıye ayet getırebılırmısınız tabıkı hayır

elbettekı hrıstıyanlarında yahudılerınde muslumanlarında uzerınde ıttıfak ettıklerı ınanıslar mevcuttur oldurmeyeceksın zına etmeyeceksın .pekı mazem hrıstıyan gelenegıyse onlara zıt olalım dıye adammı oldurelım zınamı edelım.


bak sevgili kardeşim bizim iddamız kuranın ayetlerine ters bir bakışa eyvallah diyemeyiz getirdiğiniz hadisler kuranla çelişiyor o zaman bu hadisleri yok sayıyoruz hükümsüz sayıyor vede alim ve allamelerin adı kullanılarak
düzenbazlık yapılıyor diyoruz
yavhu bırak hadisi adam elmalının yazdığı meale bile ilave katmış aklın yokmu okuman yazman yokmu
yaz gogula orjinalelmalı kuran meali diye oku birde yeni elmalı mealini oku isa as hakındaki ayetleri çelişkileri gör yav hu

fakiri
12-12-2012, 17:13
:glmyahu kırmızı görmüş boğa gibisin ha azıcık sakinleş hemşerim şeytana yol vermiş gidiyorsun, nefes al nefes ver diyafram egzersizi yap iyi gelir.

Bak imzanda ne yazıyor; "Resulüm ! Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların keyiflerine uyma. Allah'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırmalarından sakın!"

Sende şimdi buna uy ve bana aramızda Allah'ın indirdiği ile hükmet yani bana Hz İsa'nın nüzulü ile ilgili bir tane ayet getir.

Peygamber efendimiz ve ondan sonraki 4 halife döneminde hadisler neden tasnif edilmedi de Allah Rasulünün ahirete irtihalinden 150-200 sene sonra ta Ömer b. Abdülaziz döneminde tasnif edildi? Edildi ise bu dönemde yazılı olan kitap nerede?

Anlayabileceğini hiç sanmıyorum ama yine de deneyeyim;

Madem hadisler Kuran gibi kat'i kaynaktır o halde bana şunun izahını yapar mısın;

Tabiinden İkrime , Buhari ve meşhur birçok hadisçiye göre çok muteber bir nakilci iken nasıl oluyor da Müslim'e göre yalancının biri olabiliyor?

Keza Buhari'nin , Ebu Hanife' yi gayrısıka yani güvenilmez ilan edip , ondan tek bir hadis dahi
nakletmemesine ne demeli?

Keza Muhammed b. İshak bir siyerci aynı zamanda hadis ravisidir. Pekala Ahmed İbni Hanbel onun için sika yani güvenilir derken İmam Malik nasıl oluyor da "deccalin biridir" diyebiliyor.

Demek ki birinin kabul ettiği bir hadisi bir diğeri reddedebiliyor. Buhari'nin hadis metoduna uyan bir sahih hadisi, başka bir alim hadis kriterine uymadı diye reddedebilir. Buhariye göre güvenilir olan bir ravi, İbn Hemmam Abdurrezzak'a göre güvenilmeyecek biri olabilir. Bakın böyle pek çok ihtilaf çıkar. Çıkmıştır da...

Allahınızı severseniz İslam böyle bir belirsizliği kabul eder mi?

Pekala ne yapacağız? Öncelikle şunu kafamıza kazıyacağız;

Kuran tasnif dışıdır. Tasnif edilen değil, tasnif edendir. Süzgeçten gecen değil, süzendir. Dolayısıyla bizler, Kuran dışındaki tüm nakilleri Kuran'a ve nebevi metoda göre süzmek, "Rasulullah'ın örneklediği İslam anlayışı ve bu uğurda ortaya koyduğu bütünsel/tevhidi mücadele profili ile" karsılaştırmakla yükümlüyüz. Bunu yapmadığımız zaman, "bilginlerini ve rahiplerini rabler edindiler' ayetindeki riskle karşı karşıya kalırız. Ben şahsen böyle bir riski göze alamam ama gördüğüm kadarıyla siz ve sizin gibi düşünenler bu noktada oldukça "cesursunuz".

Ne diyelim Allah selamete erdirsin


Ben şeytana yol vermiş bile olsam, bugüne kadar senin gibi asla şeytanalşmış biri olmadım.. Sen bizatihi aynı şeytan gibisin haberin yok galiba !

Kalkmışsın hadis munkirelrinden ve mezhebsizlerden ğrendiğin
bir kaç kelam soruyu buraya glemiş sorarak güyâ kendinin çok bilgiç (!) olduğunu ima etmişsin ! Şimdi bizi gözlerini dört bin aç ta iyi dinle !

O bahsettiğin sorular var ya o hususlarda hem Müslim, hem Buhari, hem İmam-i Ahmed bin Hanbel, Hem İmam-ı Azam, hem İmam-ı Malik ve hem de İmam-ı Müslim hepsi haklıdırlar. Reyleri ve görüşleri hepsinin doğrudur. Senin ise, bütün bu husuları tereddütle karşılayıp sorgulaman cehennemi boylamak için yeter derecede kafi bir sebeptir. Bütün bunlar birer belirsizlik değil, içi çürük ve iman etmeyen munafıkların ve haids munkrilerinin cehennemi boylamaları için takıldıkları noktalardır. İslâm Dini dimdik ayakta duran bir dindir ve bu hususların üzerine bina edilmesi ona asla bir halel getirmemiştir. Ama, sizin gibilerinin tınetini ve hadis munkirliğini ortaya çıkarmayı kolaylaştırmıştır.

Ba onun için bütün hadis alimelrini ve Müçtehid imamlarımızı minnet ve rahmetle anıyor, onalrın ihtilaflarının sizin maskenizi indirmede ne büyük kolaylıkalr sağladığını bir kez daha görmüş oluyoruz.
Hadi şimdi kendine dair hükmü kendin ver ve de buralardan yaylan ahbab !

RedveKabul
12-12-2012, 17:19
:glm yahu beni yine güldürdün ya ne diyeyim

cevap bekliyordum ama görüyorum ki bilgisizliğini, çarpıtmalarını, edepsizliğini ve terbiyesizliğini kimseye bırakmayacaksın.

Konu kişinin bilgi seviyesini aşıncaaaaa...
Geriye ancak karşı tarafa sataşmak, laf kalabalığına sokmak kalıyor değil mi.

Güle Güle ahbap

ömerusta
12-12-2012, 17:24
yav fakiri ne diyeyim sana ayağını gaza koydun gidiyon len direksiyonun bozulmuş görmüyon tosluyon sağ sola kızıyon trafikteki araçlara
hepimizi kafir iylan ediyon etme gurban din gardaşıyık insan senin hadis dediğini kabul etmiyor diye kafir olurmu len

alanyali07
12-12-2012, 17:40
Ebubekir Sifil Hoca:

"Şimdi ben şu kadarını söyleyeyim: Bu şekilde tereddütte kalan bir insan, Kur'ân'ın konuyla ilgili ifadeleri, âyetleri tam olarak ne anlatıyor bu konuda karar veremeyen bir insan Sünnet'e baktığında şundan emin olur. Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın çarmıh öncesi ya da sonrası "öldüğünü" anlatan bir tek rivâyet yoktur!


Şimdi düşünün, bir tarihsel durum var: Efendimiz (aleyhi's-salâtu ve's-selâm) dönemi… Bu dönemde Hristiyanlarla münasebetler var, ilişkiler var. Ardından Sahâbe dönemi… Fütûhât… Hristiyan kültürüyle, Hristiyan din adamlarıyla, keşişleriyle, rahipleriyle bilfiil münâsebetler var. Bu münasebetlerden doğan münazaralar, münakaşalar, tartışmalar var. Şimdi bütün bunlar olup biterken Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın öldüğüne dair bir tek hadis rivâyeti, bir tek sahâbî sözü varit mi?


Çünkü hristiyanlar ısrarla diyorlar ki: –bu bizzat elimizdeki İncil'de de geçen bir ifadedir–: "İsâ dönecek." Efendimiz (aleyhi's-salâtu ve's-selâm)den, "Hayır siz yalan söylüyorsunuz İsâ dönmeyecek" şeklinde nakledilmiş bir ifade yok. Sahâbe'den de yok. Bu bize bir şey anlatmalı. Yani tarihsel durum odur ki, realite onu icab ettirir ki, böyle bir münazara, Ehl-i Kitap'la, Hristiyanlar'la temaslar sırasında, –fikir alışverişi deyin, münâkaşa deyin, münâzara deyin, ne derseniz deyin– cereyan ettiği esnada İslam'ın bu konudaki hükmü, Kur'ân'ın bu konudaki iktizâsı veya Sünnet'in bu husustaki beyânı mutlak sûrette aksetmiş olmalı, bize bir veri olarak gelmiş olmalı.


Biz bu bağlamda Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın öldüğünü ifade eden hiç bir şey görmüyoruz. Tam aksini ise görüyoruz. Bu bize bir şey anlatıyor. Sahabeden otuz civarında insan Efendimiz (aleyhi's-salâtu ve's-selâm)a ref‘ ederek, ona dayandırarak İsa (aleyhi’s-selâm)ın kıyamete yakın yeryüzüne ineceğini çeşitli bağlamlarda nakletmişler. Kimi uzun, kimi kısa. Kimi olayın şurasını anlatmış, kimi burasını… Ama bütün hepsinin müşterek noktası odur ki İsâ (aleyhi’s-selâm) kıyâmete yakın yeryüzüne inecek. Bunun dışındaki detaylarda, ayrıntılarda, anlatılarda yer yer çelişkiler olması bile –aslında çelişki de yok, ama olsa bile– bu ortak müşterek noktanın sıhhatine ve kuvvetine zarar vermez. Otuz küsür sahâbî ve yetmiş küsür merfû‘ hadis, otuz küsür de sahâbî sözü olarak nakledilmiş rivâyet. Yüz küsür rivayet bugün elimizde sağlam olarak mevcut ki, Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) yeryüzüne kıyâmete yakın inecek, –şöyle yapacak, böyle yapacak, şu olacak, bu olacak.. işin bu detay kısmıyla şu anda, şu aşamada ilgili değiliz–. Otuz küsür sahâbî râvî… bu Sahâbe'den bize doğru gelirken her tabakada artarak, kabararak gelen bir silsile.. Yani Sahâbe tabakasında otuz ise bu rakam, onlardan nakleden Tâbiûn sayısında biraz daha artacak, râvî sayısı artacak. Onlardan nakleden Tebe-i tâbiîn sayısı daha artacak, derken bize kadar şüphenin gölgesinin bile düşmediği bir tevâtür olarak gelecek.


Tevatürü biz, aklen ve âdeten yalan söylemesi, yalan üzerine birleşmesi düşünülemeyecek sayıdaki kalabalıkların birbirine nakli sûretiyle bize kadar gelmiş rivayet şeklinde tanımlıyoruz. Hemen bir parantez açayım. Biz burada lafzî bir tevâtürden bahsetmiyoruz nüzûl-i İsâ bağlamında. Bu, demin arz ettiğim müşterek nokta dolayısıyla manevî tevâtürdür.

Akıl bize şunu söyler mi: Otuz tane sahâbî bir araya gelip yalan uydurabilir? Akıl bunu söyler mi bize? Belki bir sahâbî, iki sahâbî, üç sahâbî olsa bunların yanılma ihtimâlinden söz edebiliriz. Hata yapma ihtimalinden söz edebiliriz; ama otuz tane olunca ve bu otuzu da farklı bağlamlarda "nüzûl-i İsâ" diye bir olaydan bahsedince, en azından bu müşterek noktada bir yanılmadan, bir yalandan, bir unutmadan, bir hatadan söz edilemeyeceğini söylememiz lâzım.

Adeten de Sahabe'den otuz kişinin, hatta 20, 10 veya daha az sayıda kişinin yalan, ya da hata üzerinde söz birliği ettiği görülmüş müdür? Bunun bir örneği var mıdır?

Hem akıl, hem de adet merkezli bu izah tarzını alın, Tabiun halkasına uygulayın. Bu halkada sayı daha da arttığı için, daha büyük bir "hayır" cevabıyla karşılaşırsınız. Derken Tebe-i tabiîn ve diğer halkalar… Tevatürün hasıl ettiği itmi'nan ve yakin büyüyor, yalan/hata üzerinde birleşme, söz birliği etme ihtimali ise sıfırın da altına düşüp, adeta eksilerde seyrediyler… Üstelik bunun yanında aksini gösteren bir tek rivâyet yok. İhtimalli, tearuz şeklinde bile aykırı bir rivâyet yok.

Öte yandan, malumdur ki, hâkim kültür, egemen kültür, belirleyen kültür, baskın kültür her yerde kendi değerlerini dayatır. Bu her yerde böyledir. Günümüzde de böyledir. Tarihte de böyledir. Kendisini, kendi değerlerini dayatır. Dayatır derken mağlubiyet psikolojisi içinde olanlar, mağlup olanlar, mağlup milletler, kültürler, kavimler daima diğerlerine aşağıdan bakarlar. Empoze eden gâliplerdir. Etkileme konumunda olan, şansında olan, avantajında olan daima galiplerdir. Şimdi İslâm'ın ilk asırlarına bakıyoruz. Tedvin dönemi ve daha sonrasına; ama bizim için önemli olan tedvin dönemidir. İslam'ın ilk asırlarından tedvin dönemine kadar yukarıdan bakan kültür kim? Müslümanlar. Fetheden, cizyeye bağlayan kim? Müslümanlar. Belirleyen kim? Müslümanlar. Böyle bir durumda İslam kültürüne bu kadar sayıda rivâyetin Ehl-i Kitap tarafından sokuşturuluverdiğini düşünmek aklî midir? Değildir. Yani bu ne aklen mümkün, ne âdeten mümkün. Âdeten mümkün değil, zira mağlup kültürün galip kültüre bir şey dayatması, bir şey empoze etmesi, bir şey zerketmesi âdeten görülmüş bir şey değil.

Bunu neden söyledim. "Bu rivâyetler İsrâiliyâttır." tarzında bir iddia var. Özellikle günümüzde tartışılan nüzûl-i İsâ bağlamında çok sık gündeme gelen bir iddia. Allah aşkına bir iddiayı söylediğinizde altında kalmamak için, inandırıcı olmak için bunun gerekçelerini, bunun ikna edici gerekçelerini de söyleyin. Yani ben size desem ki bu rivayetleri kim hangi gerekçelerle kabul etti İslam kültürüne? Hiristiyanlar'la aramızdaki ilişkilere, uygulamaya bakın. Onlardan cizye almak, onları ikinci sınıf görmek… Diğer Ehl-i Kitap için de bu böyle. Yani cizye alıyorsunuz ve uygulamalar onu gösteriyor ki cizye aldığınız zaman siz gidip almayacaksınız. Oturacaksınız o getirip verecek. Bu tarz uygulamalar dahi var. Şurût-i Omeriyye diye literatüre geçmiş uygulamalara bakıyorsunuz. Kiliselerin görünen yerlerine haç asamazsınız. Yeni kilise binası yapamazsınız. Sokaklarda haç taşıyamazsınız. Bayramlarınızı sokaklara taşıyamazsınız. Bunun gibi böyle lokalize eden, belirli bir yerde tutan bir anlayış, bir uygulama söz konusu. Böyle bir uygulama esnasında Ehl-i Kitap uyduracak, Müslüman kabul edecek, bunu hadis kitabına yazacak, bilahare akaid kitabına geçecek. Bu, imkânsızdan da imkânsız bir şey. "

bi husben
12-12-2012, 17:51
ya bi husben kardeşim sen olsun akıllı birisin neden böyle yapıyorsun?

Allah aşkına konuya dair getirdiğin bütün deliller konuya delaleti zanni delillerdir. Delaleti zanni deliller üzerine inanç bina edilmez. Bakın ayeti başka şekilde yorumlayanlar da var. Hadi en iyimser sözlerle ihtilaflı bir konuyu İslam'ın inanılması gereken zaruretlerden sayamazsınız. Böyle birşey yok ve hiç kimse de bunu söylemiyor ve söylemez.

kusura bakma ama sende dune kadar boyle ınanıyordun .otekı forumdada hanı kaza gecıren kardes vardı o red edıyordu bız hz. ısa kesın nuzul edecek dıyorduk .şimdi ben hala olayın vuku bulacagına ınanıyorum .senın fıkrın değişmiş bır cok konuda değişmiş .bilemiyorum nedendır .ben resul bu ayetlerı acıklamıs ve olayı gormustur dıyorum .kuranın beyanı acıklaması ona bırakılmıssa resulde bu sekılde acıklamıstır.ümmetin onculerıde bu sekılde nakletmıslerdır ben neden red edeyımkı.sahabeler tabıın ondan sonrakılerden nuzulu red eden olmusmudur .ummetın uzerınde ıttıfak ettıgı bı konuda ben neden ummete muhalefet edeyım

bi husben
12-12-2012, 17:54
bak sevgili kardeşim bizim iddamız kuranın ayetlerine ters bir bakışa eyvallah diyemeyiz getirdiğiniz hadisler kuranla çelişiyor o zaman bu hadisleri yok sayıyoruz hükümsüz sayıyor vede alim ve allamelerin adı kullanılarak
düzenbazlık yapılıyor diyoruz
yavhu bırak hadisi adam elmalının yazdığı meale bile ilave katmış aklın yokmu okuman yazman yokmu
yaz gogula orjinalelmalı kuran meali diye oku birde yeni elmalı mealini oku isa as hakındaki ayetleri çelişkileri gör yav hu

ben sana hadıs getırdıgımı hatırlamıyorum.getırdıysem ıspat etmelısın madem hadıslerı kabul etmıyorsunuz ayetler uzerınden gıttım ve benım hıc bı sorumada cevap veremıyorsun

maksut ibrahim
12-12-2012, 17:58
yanlıs pencereden bakıyorsun ıbrahım. kardesım hadi parantezi kaldıralım sadece bu ayetın ne anlatmak ıstedığını bi acıklarmısn ben bu ayetten oncesıne ve sonrasına bakmadan nasıl bır ogut almam gerekıyor. bu ayetten kasıt nedır bana acıklayabılırmısın Muhakkak ki O 'Belirlenmiş Bir Saat' in Bilgisidir

Biz Allah böyle demek istemedi söyle demek istedi dersek bizim ehli kitaptan
farkimiz kalmazki. Ehli kitapa inananlar Allah böyle demek istemedi söyle demek istedi dediler Allahin ayetlerini böyle degistirdiler.

bi husben
12-12-2012, 18:03
Biz Allah böyle demek istemedi söyle demek istedi dersek bizim ehli kitaptan
farkimiz kalmazki. Ehli kitapa inananlar Allah böyle demek istemedi söyle demek istedi dediler Allahin ayetlerini böyle degistirdiler.

kardes bos ver su ayetı bana bı acıklayabılırmısın lutfen

ömerusta
12-12-2012, 18:08
ben sana hadıs getırdıgımı hatırlamıyorum.getırdıysem ıspat etmelısın madem hadıslerı kabul etmıyorsunuz ayetler uzerınden gıttım ve benım hıc bı sorumada cevap veremıyorsun
neyine cevap yazmadım bilmiyorum kaçırmış ola bilirim ne diyorsan yaz ama ayetle sabit olsun başımın üstünde olsun
kardeşim

hirahos
12-12-2012, 18:08
Bu tartışmaları çok manasız buluyorum son yüzyılda başladı. 14 asırlık bir dönem ve son yüzyılda böyle aykırı fikirler ortaya çıktı.
Namazın kaç vakit olup olmadığı bile bu son yüzyılda tartışılmaya başlandı.
Kurana bakıp namazı 3 vakit anlayanlar var. Kurana bakıp "çıplak namaz kılınır" diyen de var.
Kurana bakıp "Namazda kıble olarak beli bi tarafa dönmeye gerek yok" diyenler bile var. bu forumda da vardı.
Kurana bakıp "Ramazan orucu bir ay değildir,sayılı gündür,10 gün felandır" diyen de var.
Kurana bakıp "Reenkarnasyon vardır,bizler ölüp yeniden dünyaya geliriz" diyenler de var.
Yani görüldüğü gibi Kurana bakıp onlarca çeşit abuk sabuk yorumlar çıkaranlar var.
Bu konuda iş dönüp dolaşıp Resulullah(Sav)'ın hakemliğine, ve sahabenin, ulemanın icmasına gelip dayanacak.
Resulullah(sav) nasıl izah etmiş ?
Kuran ve hadisler, sahabe ve selef alimleri tarafından nasıl anlaşılmış ve anlatılmış izah edilmiş ?
Lamı cimi yok bu tartışmalar bunlara gelip dayanacak ..
Şimdi bu meselede bakıyorum, "Hz.İsa ahirzamanda tekrar nüzul edecek,gelecek" diyenler hem sahih hadislerden hem selef alimlerden,muteber alimlerden yüzlerce binlerce nakil getirebiliyorlar önümüze koyuyorlar.
"Hz.İsa gelmeyecek yok öle birşey" diyenlere bakıyorum, böyle bir sağlam nakilleri yok.VArsa da ben göremedim şahsen. ayet diyorlar, ama zaten ihtilaf ayetlerin yorumlamasından çıkıyor. her iki taraf da ayeti getiriyor.
Eğer her Kuranı yorumlayana inanacaksak, Yaşar Nuri öztürk gibi hafız,arapçayı iyi bilen,profesörün de "reenkarnasyon Kuranda vardır" dediğine inanmamız gerekiyor.
"Hz.İsa Kurana göre gelmeyecek" diyenlerden ben sahabelerden,ve tabiin alimlerden,büyük imamlardan,muteber alimlerden nakiller bekliyorum şahsen. bu din 100 yıllık bir din değil sonuçta. yeni öğrenilip nakledilmiyor.


Allah razı olsun, pek sarih ve pek veciz izah etmişsiniz.

Kısaca özetleyelim: Her sapkın (istikametten ayrılmış) görüş, kendini Kur'an ile desteklemeye çalışmış, güya kendince kendini orada bulmuştur. İstisnasız. Kur'an, lafız olarak tahrif edilemez lakin bunlar manalarını çarpıtmışlardır.

Bir kısım "istikametsiz" de var ki sadece Kur'an'la değil Hadisle de kendini ispat etme çaresini aramış; kendini yalanlayan Hadislere uydurma yaftasını vurmuş, hızını alamayarak kendini destekleme uğruna bizzat Hadis uydurmaya kalkmıştır. Hariciler ve Şialar böyledir. Kitap ve Sünneti ıskartaya çıkaranların Sahabeyle, ulemayla (icma ile) ve fakihlerle de işi kalmıyor, otomatik olarak.

Zamanımızdaki sapıtmışlardan çok çok az bir kısmı da Kitap ve Sünneti kabul edermiş gibi görünüp ya alimleri ıskalıyorlar ya da alimleri çarpıtıyorlar. Modern zamanların istikamet yoksunları :)

İyi düşünürseniz bütün bid'at ehlini bu üç sınıftan birine mutlaka yerleştirirsiniz.

Asıl düğüm şurda ki:

Ne hikmetse, hiç bir "doğru yoldan ayrılmış", kendini sapıtmış olarak görmüyor! :) Tersine kendini doğru, diğerini eğri belliyor. Ne çare? SubhanAllah.

Fi emanillah.

fakiri
12-12-2012, 18:13
Hz.İsa Aleyhisselâm'ın yeryüzüne ineceğini kabul etmeyen CUHELÂ takımı !
Beni iyi dinleyin ve kalplerinizdeki marazlardan umulur ki kurtulursunuz ...
Müslüman olmak ve kalabilmek için edille-i şeriyyeyi (yani dindeki 4 delili=Kitab-Sünnet-İcma-Kıyas) kabul etmek farzdır.
Bunlardan birini inkâr veya red İslâm Dinine "hadi bana eyvellah" demektir.
Eyveallah çektiğiniz İslâm Di,ni için ne diye boşu boşuna konuşuyorsunuz ki ?..
Sizler bir defa İslâm dairesinde değilsiniz !
İslâm Dairesinde olmadığınızdan müslümanlarla neyi tartışıyorsunuz ?
Siz hakkaten SEFİHLER ve şaşkınalr güruhusunuz !

Eğer, müslüman olmak ve kalmak istiyorsanız, haydi şimdi doğru tevbe-istiğfara TECDİD-İ iMAN getirmeğe...
Gerek yok diyorsanız, ZEBANİLERLE arkadaşlığınız şimdiden size mubarek olsun !

maksut ibrahim
12-12-2012, 18:23
kardes bos ver su ayetı bana bı acıklayabılırmısın lutfen

http://www.resimland.com/data/media/53/ibretlik.jpg

Ayeti bulunan cesetin üzerine yazmislar

bulunan ceset kime ait biliniyormu ?

Ceset in firavuna ait odugu söyleniyor gercekten firaunmu?

Bu ceset bulunmadan önce bu ayet nasil yorumlaniyordu ?

ömerusta
12-12-2012, 18:24
vay sağ ol fakiri senin aldığın yükü eşeğe yüklesek dayanamaz ama inanıyorum sana bu da az

fakiri
12-12-2012, 19:19
vay sağ ol fakiri senin aldığın yükü eşeğe yüklesek dayanamaz ama inanıyorum sana bu da az


Hadis munkiri ömer !
Artık sna usta da demeyecem. Çünkü, ustalar bilgiç olur. Sende ise, izan bile yok !
Sern hadisleri inkar ediyon yük almıyon, biz sana "munkrilik yapma müslüman ol" diyoruz yük alıyoruz.
Bu nasıl iş ?
:blink::confused1:

ömerusta
12-12-2012, 20:58
hadisleri inkar etmiyorum diyorumki hadisler ayete dayanır ayete mulif olmaz fakat bu isa as göge yükseldi yere inecek ölmedi diyorya işte buna hadis demiyorum uydurma sahtekarlık düzen sapkınlık diyorum

saglıkcı
12-12-2012, 21:22
hadisleri inkar etmiyorum diyorumki hadisler ayete dayanır ayete mulif olmaz fakat bu isa as göge yükseldi yere inecek ölmedi diyorya işte buna hadis demiyorum uydurma sahtekarlık düzen sapkınlık diyorum
Asıl sahtekar sensin.
Sen nasıl inanırsan inanırsın.(kaldıki sana doğru olan bildirildiği halde)Fakat senin şöyle demeğe ''işte buna hadis demiyorum uydurma sahtekarlık düzen sapkınlık diyorum'' hakkında yok haddinde yok.Bende sana yüz misliyle iyade ediyorum ki bu dediğin çirkin sözler tamda sana göre.

fakiri
12-12-2012, 21:34
hadisleri inkar etmiyorum diyorumki hadisler ayete dayanır ayete mulif olmaz fakat bu isa as göge yükseldi yere inecek ölmedi diyorya işte buna hadis demiyorum uydurma sahtekarlık düzen sapkınlık diyorum



Hadisleri inkar etmiyon da başka ne ediyon ? Sen galiba bu foruma kafayı bularak geliyon ve milletle dalga geçiyon !
İddiaanı ispat et, etmezsen hem munkirsin hem müfterisin.
Şeytan seni güzelce hazırlamış ve "bu foruma git benim sözcülüğümü yap" diye göndermiş !
Sizin yatacak yeriniz var mı acep ?

ömerusta
12-12-2012, 21:37
yatacakyer bulamadım yanına geleyimmi ?

ömerusta
12-12-2012, 21:39
Asıl sahtekar sensin.
Sen nasıl inanırsan inanırsın.(kaldıki sana doğru olan bildirildiği halde)Fakat senin şöyle demeğe ''işte buna hadis demiyorum uydurma sahtekarlık düzen sapkınlık diyorum'' hakkında yok haddinde yok.Bende sana yüz misliyle iyade ediyorum ki bu dediğin çirkin sözler tamda sana göre.
kötü söz sahibinindir buyur kardeş emanetiniz

fakiri
12-12-2012, 21:43
yatacakyer bulamadım yanına geleyimmi ?


Şeytanının yanına git !
O seni çok güzel bir şekilde ağırlar ..
Ne de olsa sözcülüğünü yapıyon !

ömerusta
12-12-2012, 21:47
niye sen ondan ne zaman ayrıldın ?vah vah şeytana sevindim be kurtulmuş

saglıkcı
12-12-2012, 22:05
kötü söz sahibinindir buyur kardeş emanetiniz
''işte buna hadis demiyorum uydurma sahtekarlık düzen sapkınlık diyorum''
Bu sözler kime ait.?Tabiki sana .Peki sehtakarlık, düzenbazlık ve sapkınla suçladığın kim?Binlerce alim.Binlerce alime sen kötü söz söylüyor sonrada kötülük isnat ediyorsun.
Bak tekrar diyorum,diyebilirsinki ben inanmıyorum.Bu senin bileceğin şeydir.Fakat İslam Alimlerine böyle çirkin iftira atmağa devam ediyorsun.Seni bir kez daha izana davet ediyorum.Tevbe et.
Ben inanmıyorum dediğin hiç bir mesaja cevab vermeyeceğim.Fakat iftiralarına ve çirkin ithamlarına devam edersen sen alçak değil en rezil adamsın.

fakiri
12-12-2012, 22:13
Hadis Munkiri Bremen Mızıkacıları burayı terketsinler ! Buraya astığımız bilgilerden ise, bilmeyen müslüman kardeşlerimiz bilgilerini arttırsınlar. Burayı kirletenlere çok ağır konuşacağımı tekraren bildiyorum. haberiniz olsun.
Vesselâm. :oleyo::rtfm::oleyo:

Bazı ayetlerde, İsa(a.s.)'ın ölmediği ve tekrar dünyaya dö­neceğine dair işaretler olduğu anlaşılmaktadır:
“ Allah şunu da demişti: "Ey İsa! Doğrusu, seni Ben ve­fat ettireceğim(müteveffîke) , seni kendime yükselteceğim; se­ni, inkâr edenlerden uzaklaştırıp arındıracağım. Ve sana uyanları, inkâr edenlerin, kıyamete kadar üstünde tutaca­ğım. Sonra ba­na olacak dö­nü­şünüz; tartışıp durduğunuz şey­ler hakkında aranızda ben hüküm vereceğim .” (Âl-i İmran, 55)
Ayette geçen “müteveffîke” kelimesi, “teveffâ” kelimesinden ge­­­lir ki, anlamı; “ölüm” değil, “canın alınması” dır. İnsanın ca­­nının alınması, her zaman ‘ölüm' anlamına gelmez. Me­se­­la; başka bir ayette aynı kelime, insanın uykudaki halin­den bahseder:
“O, odur ki, geceleyin sizi vefat ettirir(teveffekûn) . Gün bo­yun­ca neler yapıp neler kazandığınızı bilir. Sonra, belirlenmiş süre iş­letilip tamamlansın diye, gün içinde sizi diril­tir. Niha­yet O'nadır dönüşünüz. Sonra, yapıp ettiklerinizi si­ze haber verecektir.” (el-En'am, 60)
Bir önceki âyette geçen; “ sana uyanları, inkâr edenlerin, kı­ya­mete kadar üstünde tutaca­ğım,” ifadesi; İsa(a.s.)'nın kı­ya­met­ten önce tekrar zuhur edeceğine işarettir.
" Andolsun, Kitab Ehlinden hiç kimse yoktur ki, ölü­mün­­den önce O'na(İsa'ya) inanacak olmasın. Kıyamet gü­nü de O­(İsa), onların(inanmayanların) aleyhine şahit olacaktır ." (en-Nisa, 159)
Kitap Ehlinden herkesin, ‘ölümünden önce' Hz.İsa'ya inan­ması için O'nun yaşıyor olması ve ölümünden önce ikinci kez dünyaya gelmesi gerekir. Çünkü İsa(a.s.)'dan bugüne kadar böyle bir duruma şahit olunmamıştır.
" Şüphesiz O, kıyamet saati için bir ilim(işaret)tir. Öy­leyse, on­dan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana u­yun. Dos­doğru yol budur. " (Zuhruf S., 61)
Ayetteki ‘O' zamirinin Hz.İsa olduğunu, önceki ayetlerden anlamak mümkündür:
“ O, yalnızca bir kuldur; kendisine nimet verdik ve O'nu İsrailoğullarına bir örnek kıldık .” (Zuhruf S., 59)
Birçok müfessir gibi Taberi de, bu ayeti;­ Hz.İsa'nın kı­yametten önce zuhur edeceğine ve kıyamete bir delil oldu­ğuna işaret sayar. (Taberi Tefsiri, c.İİİ, s.2166)
Hani, Allah şöyle demişti: "Ey Meryem'in oğlu İsa! Se­nin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla. Seni Ru­hul­ku­düs'le(Cebrail ile) desteklemiştim, beşikte ve yetiş­kin iken (keh­len) in­sanlarla konuşuyordun. Sana Kitap'ı, hikmeti, Tev­rat'ı, İn­cil'­i öğ­ret­miştim. Benim iznimle çamurdan kuş görü­nü­münde bir şey yaratıyor, içine üflüyordun da o benim iz­nimle kuş olu­yor­du. Doğuştan körü, abraşı benim iznimle iyileştiriyordun. Benim iznimle ölüleri çıkarıyordun. İs­rail­o­ğullarını senden uzak tutmuştum. Hani, sen onlara açık-se­çik ayetle­ri getirdiğinde, küfre sapanları şöyle deyivermişti: ‘Açık bir büyüden başka bir şey değil bu.'" (el-Maide, 110)
“Sana Kitap'ı, hikmeti, Tevrat'ı, İn­cil'­i öğ­ret­miştim,” ifa­de­sin­deki ‘Kitap,' -Kur'an'ın birçok ayetinden anlaşıldığı gibi- Kur'an-ı Kerim'dir. (Bk.: el-Bakara, 2 vb.) Hz.İsa'ya öğretilen/öğ­­re­tilecek olan bu kitap, ancak O'nun, ahirzamanda yeni­den dünyaya gelmesinde işine yarayacaktır. Nitekim Pey­gamber Efendimiz de şöyle buyurmuşlardır:
“(İsa)Kırk yıl Allah'ın Kitabı ve benim sünnetimle hükmeder, ve­fat eder.” (Kitabü'l-Bürhan Fî-Alâmeti'l-Mehdiyyi'l-Âhirzaman, s.92)
Ayrıca, mezkur ayetteki; “yetiş­kin iken(keh­len) in­sanlarla ko­nu­şu­yor­dun,” ifadesi ve diğer bir ayetteki; “ Beşikte de, yetişkinli­ğin­de (kehlen) de insanlarla konuşacaktır ve salihlerden ola­cak­tır. ” (Âl-i İmran, 46) ifadesinden de; İsa(a.s.)'ın nü­zul edeceği anlaşılıyor. Çünkü ‘kehlen' kelimesi, 30 yaşından sonraki kemal yaşı/yaşlılık dönemi anlamına gelir. Ha­dislerin ve tarihin kaydına göre; Hz.İsa, 30 yaşın başlarında göğe yüksel­miş ve ‘kehlen' dönemini yaşayamamıştır. Öy­leyse, bu dö­nemi yaşamak için yeniden dünyaya dönecektir. (Bkz.: Taberî Tefsiri, c.İİ, s.528; c.İ, s.247)
“ Şüphesiz Allah katında İsa'nın durumu, Âdem'in du­ru­mu gibidir .” (Âl-i İmran, 59)
Bütün müfessirlere göre bu ayet, Hz.Adem ile Hz.İsa'­nın babasız dünyaya geldiklerine bir işarettir. Bununla birlikte bu ayet; Adem(a.s.)'ın, Cennet'ten dünyaya indirilişi gibi İsa(a.s.)'ın da dünyaya dönüşüne işaret etmiş olabilir.
“ Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve di­ri olarak (yeniden) kaldırılacağım gün de .” (Meryem S., 33)
Bu ayette Hz.İsa, öleceği günden bahsetmektedir. O, he­nüz ölmediğine (Allah katına yükseltildiğine) göre; yeni­den yeryüzünde yaşayıp daha sonra vefat edeceği anlaşılmaktadır.
***
Birçok sahih hadiste de, İsa(a.s.)'ın tekrar dünyamızı teş­rif e­de­ceği; kırk yıl yeryüzünde kalarak ve Peygamber Efen­di­mi­­zin (Hz.Muhammed'in) bağlısı olarak İslam'ı tebliğ e­dip dün­­ya­yı selamete kavuşturacağı; daha sonra vefat edeceği ve cena­ze namazını Müslümanların kılacağı açıkça ifa­de edilmektedir:
"İsa ölmedi; kıyamet gününden önce size döne­cektir." (Süyuti, C. Sa­ğir, 2/225; Alusi, R. Meani, 2/179) / Ayrıca bkz: Buhari; Büyu': 102; En­bi­­­ya: 49/ Müslim; İman: 242-243/ Tirmizi; Fiten: 54/İbni Mace; Fiten: 33/ Ah­­med b. Hanbel; 2-406,437)
Allahu a'lem (Şüphesiz Allah, en iyisini bilir...)
***
Büyük müfessir Elmalılı H. Yazır , bu hususta şu izahatta bulunuyor:
"Her peygamberin ruhani eceli, ümmetinin ecelidir. Ru­hani ecelleri tamam olmuş nice peygamberler vardır ki, Kur'­­an'da anılmamışlardır. 'Âl-i İmran Sûresi 34.' âyeti ge­re­ğince ıstıfa(seçim) silsilesine dahil olan büyük peygamberlerin derece derece ruhani semada bekaları devam et­mek­tedir ki, bunlar Âl-i İbrahim'dir. Âl-i İmran da bundan­dır. İsa'nın cesedi Allah'a yükselmiştir, fakat ruhu da a­lın­ma­mıştır; yani ümmetinin eceli gelmemiş, İsrail oğul­la­rı­nın su-i kastı ve hilesiyle Hıristiyanlık yok olmamış, o hi­le içinde yaşamış ve Musa'nın ruhunun beraberinde yaşa­mıştır. Bunun için o yok oldu sanılan, İsa'nın bir avuç tâbileri, İsa pek az bir zaman içerisinde bu ruhtan faydalanarak Yahudilerin üstünde bir hayata erişmiş ve nihayet Muham­med aleyhisselamın gönderilmesiyle hepsi Muhammed'e ait ruhun emrine geçmiştir. Bundan sonra İsa da, bütün peygamberlerle beraber, Hz.Muhammed'in emrindedir. Bir­­­gün gelecek, Muhammed Ümmeti'nin daraldığı bir de­vir­de Allah'ın bir garib kelimesi olan İsa'nın ruhu ortaya çıkacaktır; Muhammed'e ait ruhun emrinde hizmet edecek, fa­kat kıyametten önce vefat edecektir. İşte bu halin, yalnız İsa'­ya özellikle açıklanması, İsa'nın hüviyetinin soyut bir ga­rib kelime olması, yani ölüleri diriltme gibi en çok inkar e­di­len bir harika olaya nail olmasındandır. Bu maz­ha­ri­yet (şe­ref) peygamberlerin hepsinde ve hele Muham­me­dî ha­ki­katte de mevcut ise de, o aynı zamanda maruftur, bilinen bir hakikattir. Tamam hakikate uygun olarak ha­rika ile sünneti toplamıştır. İsa, Adem gibi tekamülün baş­langıcı olan bir şaz(kural dışı); Muhammed(s.a.v.), te­ka­­mülün gayesi o­lan bir hakikattir. Bunun için Mu­ham­med'­e ait ruh, Allah'­ın iz­niyle, ölüleri diriltme mu­cizesinde İsa'nın ruhunu kullanır. Ölüleri diriltmek, İsa'da soyut bir mucize, Muham­med'­de bir kanundur. Muham­med'e ait ru­hun seçiminde, İsa'­nın ruhunun da birbirini takip etmesi vardır. Her harika, ilk nail oluşa nisbet olunur. Muham­med'e ait olan harika, o­nunla beraber olan diğer peygamberlerden gelen ha­ri­ka sil­silelerine eklenen olgun özelliktedir. ' Allah onlardan bir kısmının derecelerini yükseltmiştir .' (el-Bakara, 253 / Hak Dini Kur'an Dili, c.2, s.373)(Ayrıca; Hz.İsa'nın yeniden zuhuru hakkında B. S. Nursi'nin önemli izahatı için, kitabımızın Ek-2 bölümüne bakınız.)
İsa(a.s.)'ın tekrar gelecek olması -bazılarının iddia ettiği gibi- Hâtemü'l-Enbiya, Resul-i Sekaleyn, Sahibü'l-Mi'rac, ci­han­şumül/ebedi mu'cize Kur'an'ın mübelliği Hz.Muham­med-Mustafa(s.a.v.)'in büyüklüğüne zerre kadar zarar vermediği gibi, bilakis O'nu yüceltir. Çünkü İsa(a.s.) da niha­yet, O Son Peygamber'in ve O'nun getirdiği dinin tebliğcisi olacaktır.
İsa(a.s.)'ın, hurafelerden ve saptırmalardan uzak kalına­rak, Kur'an'da ve Hz.Muhammed'in hadislerinde anla­tıl­dı­ğı gerçeğiyle anlaşılması, fıtrat ve tevhid dini İs­lam'ın an­la­şıl­masına ve insanlığın gerçek kurtuluşuna ve­sile olacaktır.
" Ey Ehl-i Kitab(Yahudi ve Hıristiyanlar)! Sizinle bizim ara­­mız­da müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın ..." (Âl-i İmran S., 64)
BEDİÜZZAMAN'A GÖRE İSA(a.s.)'İN YENİDEN GELİŞİ
Hz.İsa'nın(a.s.) ahirzamanda cism-i beşerisiyle nüzulü ve Şe­riat-ı Garra-i Muhammediye(a.s.m.) ile amel etmesi ve Deccal ile harb edip bizzat onu öldürmesi hem Kur'an'la, hem nev' iti­ba­riyle manen mütevatir hadislerle ve hem de Ehl-i Sünnet'in mu­hakkik ulemasının icma'ı ile sabit olduğu gibi, İncil ve İncil'e da­ya­nan kitablarda dahi nüzulü sabittir. Bu sebeble; Hz.İsa'­nın(a.s.) maddeten nüzulunü inkar etmek küfür sayılmıştır. Bah­si geçen ayeti kerimeler şunlardır:
“ Ve innehû le-ilmün li's-sâati felâ-temterunne bihâ...: Şüp­he­siz ki o (İsa) , kıyametin (ne zaman kopacağının) bilgisidir... ”
Ayetin bir te'vile göre meali: “İsa'nın(a.s.) nüzulüyle kıya­me­tin karib olduğu, yaklaştığı bilinir. Sakın bunda (Hz.İsa'nın nüzu­lünde) şek ve şübhe etmeyin.” (Beyzavi-İbni Abbas/ Zuhruf Sûresi, 61)
“ Ve in min ehli'l-kitâbi illâ le-yü'minenne bihî gable mevtihî ve yevme'l-gıyâmeti yekûnü aleyhim şehîdâ ”
Ayetin bir te'vile göre meali: “ Ehl-i kitabdan (yani Tevrat, İncil ve Kur'an ehlinden) hiç biri yoktur ki, illa Hz.İsa(a.s.) ölmeden ev­vel kendisine iman edecektir ve kıyamet gününde Hz.İsa(a.s.) onlara şahidlik edecektir .” (Beyzavi-İbni Abbas / Nisa Sûresi, 159)
Bu ayet-i kerimeler gösteriyor ki, Hz.İsa(a.s.) kıyametten önce nüzul edecektir. Bunda şek ve şüphe yoktur. Hem Hz.İsa(a.s.) ahirzamanda nüzul ettiğinde bütün ehl-i kitab ona iman edecektir.
Hz.İsa'nın(a.s.) nüzulü hakkındaki hadisler ise mütevatir hük­­münde ve gayet kesretlidir. Ezcümle:
Ebu Hureyre'den(r.a.) Peygamber(a.s.m.) şöyle buyurdu:
" Nefsimi kudret elinde tutan Zat'a (Allah'a) yemin ederim ki; Mer­yem'in oğlu İsa(a.s.)'ın adil bir hakim olarak aranıza inmesi yak­laşmıştır. İnecek ve haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldırıp İslam'dan başka bir şeyi kabul etmeyecektir. Mal kimse­nin kabul etmeyeceği kadar bollaşacak, bir tek secde dünya ve dünyadaki bütün şeylerden daha hayırlı olacaktır. Bunu rivayet ettikten sonra Ebu Hureyre(r.a.) isterseniz; ....( Nisa Sûresi, 159) ayetini okuyun dedi. " (Buhari-Müslim-Tirmizi)
İzah :
Hadisteki " haçı kıracak "dan murad; haçın takdisini kaldıracak demektir.
" Domuzu öldürecek, " demekten murad, yani; Hıristiyanlar, domuzu zebh ediyorlar (eti helal olan hayvanları kestikleri gibi domuzu da öyle kesiyorlar.) Böylelikle domuzun helal olduğunu i'tikad ediyorlar. Hz.İsa(a.s.) ise; nüzul ettiği vakit, İncil'de dahi domuz haram iken, Hıristiyanların onu keserek helal itikad etme­lerini ortadan kaldırıp, asli hükmü olan haramiyetine hükmedecek. Ve fare, yılan, akreb ve sair fasık hayvanlar gibi domuz da hay­vanat-ı muzırradan olduğu için, o hayvanatın katledildiği gibi domuzu dahi katledecek.
" Cizyeyi kaldırıp İslam'dan başka bir şeyi kabul etmeyecektir, " demekten murad; Yahudi ve Hıristiyanların, cizye vermek mukabilinde kendi dinleri üzerinde kalma taleblerini kabul etmeyecek. Müslüman oluncaya kadar onlarla harbedecek.
Ebu Hureyre'den(r.a.) Peygamber(a.s.m) şöyle buyurdu:
" Benimle İsa(a.s.) arasında bir peygamber yoktur. O inecektir. (Yani veli olarak inecektir. Yoksa risalet vazifesiyle gelmeyecektir. Çün­ki Resul-i Ekrem, Hatemü'l-Enbiyadır.) İ sa(a.s.) yeryüzünde 40 yıl yaşayacak, sonra vefat edecek, cenaze namazını da Müslü­man­lar kılacaktır ." (Ebu Davud- Hakim-İmam Ahmed)
Abdullah ibn Selam'dan(r.a.):
" Tevrat'ta Muhammed(a.s.m.)'ın sıfatı yazılıdır. İsa(a.s.) da ya­zılıdır ve İsa(a.s.) Muhammed(a.s.m.)'ın yanına defnedilecektir. " (Tirmizi)
Hz.İsa'nın(a.s.) semavattan nüzulu hakkında yüzden fazla ha­dis-i şerif mevcuddur. (*) Biz nümune olarak bir kaçını zikrettik. Hz.İsa'nın(a.s.) cism-i beşerisiyle nüzulünü inkar etmek, bu yüzer ehadis-i nebeviyeyi inkar etmek demektir.
(*): Hindistan'da yetişen Allame Keşmirî de, dört ayetin (Nisa, 159; Zuhruf, 61; Âl-i İmran, 46; Meryem, 33) ahir zamanda Hz.Mesih'in ineceğine işaret et­tiğini söylemiş ve bu mevzuda yüz tane de hadis toplamış . Bu hadislerden kırk küsuru sahihtir, yani hadis erbabınca itimat edilir hadislerdir. Ona ya­kı­nı hasendir. Ondan bir derece aşağıya sıhhatine güven duyulan hadis demek. Yirmi-otuz tane de zayıf hadis var.
Hem Ehl-i Sünnet'in en muteber akide kitablarından Şerhu'l-
Akideti't-Tahaviyye 'de şöyle denmektedir:
"Biz (Ehl-i Sünnet ve Cemaat) şu kıyamet alametlerine iman ederiz:
Deccal'ın hurucu, Meryem oğlu İsa'nın(a.s.) semadan nüzulü, G ü­neş'in ba­tıdan doğması ve Dâbbetü'l-Arz'ın çıkması.” (s.754)
İmam Nesefi de şöyle demektedir:
"Resul-i Ekrem(a.s.m.)'ın haber verdiği eşrat-ı kıyametten (kıyamet alametlerinden) Deccal'ın, Dâbbetü'l-Arz'ın, Ye'cuc ve Me'cuc'un hurucu, Hz.İsa'nın(a.s.) semadan nüzulü ve G üneş'in batıdan doğuşu haktır." (Sa'd-ı Teftezani-Şerh-ul Akaid-in Nesefiyye, s.193)
Görülüyor ki; Hz.İsa'nın(a.s.) semadan cism-i beşerisiyle nü­zu­­lü hakkında bütün Ehl-i Sünnet uleması icma ve ittifak et­miştir. Bunu inkar etmek veya fasid te'villerle Hz.İsa'nın(a.s.) cismen gelmeyeceğini söylemek dalalettir. Çünki ayetler ve hadisler ve ulemanın kavilleri sarihtir, te'vile kabil değildir. Ancak bu sarahati aynen kabul etmekle beraber, hadislerin işari manalarını söy­lemek caizdir. Yoksa sarahati inciterek te'vilata sapmak, Ehl-i Sün­net'in caddesinden ayrılmak demektir. İşte Üstad Bediüzzaman Hazretleri de bu noktayı ifade için Kastamonu Lahikası 'nın 64. sa­hi­fesinde, bu hadislerin bir işari manasını gösterdikten sonra; ­ "Evet hadis-i şerifin ifadesiyle Hz.İsa'nın semavi nüzulü kat'i olmakla be­raber, mana-yı işarisiyle başka hakikatleri ifade ettiği gibi bu hakikate de mu'cizane işaret ediyor," demiştir . Ve Üstad, Hz.İsa'nın(a.s.) se­ma­dan cismiyle ineceğini Risale-i Nur'un bir çok yerinde saraha­ten bildirmekle beraber, bu hadislerin bazı işari manalarını da be­yan etmiştir. Nitekim aşağıda Üstad'ın Hz.İsa'nın(a.s.) nüzulü ile alakalı ifadelerinin zikredildiği yerde bu mes'ele daha açık gözükecektir.
“Hem bilinmesi gereken bir ehemmiyetli mes'ele de şudur:
‘Muhammed(a.s.m.) sizden bir adamın babası değildir vela­kin o, Allah'ın resulü ve peygamberlerinin sonuncusu­dur.' (Bey­za­vi-­İbni Abbas / Ahzab S., 40)
Bu ayetin sarahatiyle; Muhammed-i Arabi(a.s.m.) hâtemü'l-enbiya­dır. Yani; peygamberlerin sonuncusudur. Kendisinden sonra bir peygamber gelmeyecektir. Buna binaen, Hz.İsa(a.s.) ahirzamanda semadan nü­zul ettiğinde peygamberlik vazifesiyle değil, bir veli olarak gelecektir. Ya­ni; ayrı bir şeriat getirmeyecek, Şeriat-ı Muhammediye ile amel edecektir. Bu se­beb­le Fahr-i Âlem ve Sultan-ı Levlak'i(a.s.m.) kabul etmeyen ve ‘Mu­­hammedün-Resûlüllah' demeyen bir kimse ehl-i necat olamaz.”
Merhum Hacı İbrahim Hulusi Bey'den(r.h.) bu hususta sorulan bir suale vermiş olduğu cevabı aynen naklediyoruz:
"Hz.İsa'nın(a.s.) gelmesi Muhbir-i Sadık'ın(a.s.m.) haber vermesine binaen vuku bulacaktır. Fakat Hz.İsa(a.s.) peygamber olduğu halde tek­rar peygamberlik yapmak için mi indirilecek? Bu suale verilecek en ma'­kul cevab; bütün peygamberlerin velayetleri nübüvvetlerinden evvel­dir. Hz.İsa'nın(a.s.) nübüvveti velayetinden evveldir. Ayet ile bu hakikat sa­bit­tir. Velayetini itmam için gelecektir. Onun için Mehdî'ye iktida edecek, Şe­riat-ı Muhammediye(a.s.m.) ile amel edecek, bizzat gelecek. Hz.İsa'­nın (a.s.) gelmesi İseviliğin tasaffisine bakıyor. İseviliğin tasaffisi var ama tam değil."
Hem Hz.İsa'nın(a.s.) Hıristiyan olarak geleceğini ve Hıristi­yan­lığı âlemde yayacağını düşünmek dalalettir. Çünki hadsiz ayat-ı Kur'aniye ve ehadis-i şerifenin hükmünce; Allah indinde tek din İslam'dır. Hz.İsa(a.s.) da bütün peygamberler gibi Müslümandır. Hıristiyanlık ve Yahudilik Hz.İsa ve Hz.Musa'nın(Aleyhi­mes­se­lam) getirdiği dinler değil, ahbar ve ruhbanın ihdas ettiği batıl din­lerdir. O halde; ahirzamanda Hz.İsa(a.s.) gelecek ve din-i ha­ki­­kisi olan İslamiyet'i insanlara kabul ettirecek ve bozulmuş ve İslamiyet'ten uzaklaşmış olan Hıristiyanlığı kaldırıp, İslam'ı ciha­na hakim edecektir. Hem şeriat itibariyle de ayrı bir şeriat getir­me­yecek, şeriat-ı Muhammediye ile amel edecektir. Çünki Resul-i Ekrem(a.s.m.) son peygamberdir.
Şimdi Üstad Bediüzzaman 'ın bu husustaki beyanatına gelince; Üstad Hazretleri de bütün ulema-i İslam gibi Hz.İsa'nın(a.s.) nüzulünü Risale-i Nur'un müteaddit yerlerinde haber vermiştir. Şöyle ki:
"Kat'î ve sahih rivayette var ki: ‘ İsa Aleyhisselâm, büyük Deccal'ı öldürür .'
‘ Ve'l-ilmü indellah '; bunun da iki vechi var:
Bir vechi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracî hâ­rikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli Dec­cal'ı öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak hârika ve mu'cizatlı ve u­mu­mun makbulü bir zât olabilir ki: O zât, en ziyade alâkadar ve ekser in­sanların peygamberi olan Hazreti İsa Aleyhisselâm'dır.
İkinci vechi şudur ki: Şahs-ı İsa Aleyhisselâm'ın kılıncı ile maktul olan şahs-ı Deccal'ın teşkil ettiği dehşetli maddiyyunluk ve dinsizliğin aza­metli heykeli ve şahs-ı manevîsini öldürecek ve inkâr-ı uluhiyet olan fikr-i küfrîsini mahvedecek ancak İsevî ruhanîleridir ki; o ruhanîler, din-i İsevî'nin hakikatını, hakikat-ı İslâmiye ile mezcederek o kuvvetle onu da­ğı­tacak, manen öldürecek. Hattâ; ‘ Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir; Haz­reti Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi' olur ,' diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kur'aniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder." (5. Şua)
Burada Üstad Hazretleri; "Kat'î ve sahih rivayette var ki: ‘ İsa Aleyhisselâm büyük Deccal'ı öldürür ,'" demektedir. Bu cümlesi ile, Hz.İsa'nın(a.s.) maddeten nüzulünün hem kat'i, hem de sahih ri­va­yetlerle sabit olduğunu tasrih etmektedir.
Hem; "O dehşetli Deccal'ı öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; an­cak hârika ve mu'cizatlı ve umumun makbulü bir zât olabilir ki; o zât, en ziyade alâkadar ve ekser insanların peygamberi olan Hazreti İsa Aley­his­selâm'dır," cümlesi ise Hz.İsa'nın(a.s.) cism-i beşerisiyle bizzat ge­­leceğini te'vile imkan olmayacak derecede açıkca bildirmektedir. "Ekser insanların peygamberi" tabirinden murad ise; asla şu anda Müslümanlardan sayıca çok olan Hıristiyanların, Hz.İsa'­ya (a.s.) iman ettiklerini ifade etmek değildir. Çünkü Hz.İsa'ya(a.s.) ha­kiki manada iman edenler Müslümanlardır. Hz.İsa'ya(a.s.) ha­kiki manada iman eden Müslümanlarla beraber, Hıristiyanlar da zahiren ona iman ettiklerini iddia ettikleri için, Üstad Hazretleri ekser insanların peygamberi tabirini kullanmıştır.
Üstad Hazretleri, Hz.İsa'nın(a.s.) maddeten nüzulünü tesbit ettikten sonra bu hadisin ihtiva ettiği işarî bir manayı da ifade et­miş; ancak sathi nazarlı kimseler yanlış anlayıp işari mana ile sarahati birbirine karıştırmasınlar ve Hz.İsa'nın(a.s.) şahsen nüzulü­nü inkar etmesinler diye, ifadesine; "Şahs-ı İsa Aleyhisselâm'ın kı­lın­­cı ile maktul olan şahs-ı Deccal," diyerek başlamıştır. Ta ki, zi­hin­ler işari manayı düşünürken sarih manayı ve muhkematı kaybet­me­sinler. Bundan sonra işari manayı da şöyle açıklamıştır:
"Şahs-ı İsa Aleyhisselâm'ın kılıncı ile maktul olan şahs-ı Deccal'ın dehşetli maddiyyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevîsini öldürecek ve inkâr-ı uluhiyet olan fikr-i küfrîsini mahvedecek, ancak İsevî ruhanîleridir ki; o ruhanîler, din-i İsevî'nin hakikatını hakikat-ı İslâmiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek. Hat­tâ; ‘ Hazreti İsa Aleyhisselâm gelir. Hazreti Mehdi'ye namazda iktida e­der, tâbi ' olur,' diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kur'aniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder." Yani; bizzat Hz.İsa(a.s.) öldür­dü­ğü şahs-ı Deccal, uluhiyeti inkar fikrini âlemde teşkil eder. Uluhiyet Allah'ın ilahlık sıfatıdır. Yani Allah-u Teala ulu­hi­yet sıfatıyla beşere resuller ve kitablar gönderip razı olduğu hü­küm­leri beyan etmiştir. Beşer de, bu kanunlara itaat etmek mec­bu­­­riye­tindedir. Eğer insanlar bu ahkam-ı ilahiyeyi inkar edip, ken­­­di kanunlarını kendileri koymaya kalkarlarsa, Allah'ın ulu­hiyetini inkar edip kendi ilahlıklarını ilan etmiş olurlar. Onların bu kanunlarını kabul edenler de, onları Allah'a şerik tutup müş­rik olmuş olurlar. İşte hadislerde bildirilen Deccal'ın ilahlığını i­lan etmesi ve Allah'ın uluhiyetini inkar etmesinden murad bu­dur. Yoksa Deccal, Allah'ın zatını inkar edecek ve ekser insanlar da bunu kabul edecekler demek değildir. Kısacası, inkar-ı uluhi­yet­­ten murad; dine dayanmayan edebiyat, maarif ve devlet idare şe­killeridir. Şu ayet-i kerime bu mes'eleyi izah etmektedir:
" Yoksa kafirler bazı rüesayı teşri'de (hüküm koymada) Allah'a şe­rik mi tutuyorlar ki; o şerikler de Allah'ın uluhiyetinin sıfat-ı has­sası olan teşri' hakkını kendilerine tahsis ederek, Allah'ın teş­ri' etmediği şeylerle hükmediyorlar ." (Yani uluhiyetlerini i'lan edi­yor­lar, etbaları da bunları kabul ederek müşrik oluyorlar.) (Beyzavi-ibni Ab­bas / Şura Sûresi, 21)
Üstad Bediüzzaman bu hakikati şu sözleriyle açıklamıştır:
"Allah'ı bilmek, bütün kâinata ihata eden rububiyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz'î ve küllî herşey onun kabza-i tasarrufunda ve kud­ret ve iradesiyle olduğuna kat'î iman etmek ve mülkünde hiçbir şeriki ol­ma­dığına ve ‘Lâ ilahe illallah' kelime-i kudsiyesine, hakikatlarına iman etmek, kalben tasdik etmekle olur. Yoksa; ‘Bir Allah var' deyip, bütün mül­­künü esbaba ve tabiata taksim etmek ve onlara isnad etmek, hâşâ had­siz şerikleri hükmünde esbabı merci' tanımak ve herşeyin yanında ha­zır irade ve ilmini bilmemek ve şiddetli emirlerini tanımamak ve sıfatla­rı­nı ve gönderdiği elçilerini, peygamberlerini bilmemek; elbette hiçbir ci­hette Allah'a iman hakikatı onda yoktur. Belki küfr-ü mutlaktaki manevî cehennemin dünyevî tazibinden kendini bir derece teselliye almak için o sözleri söyler." (Emirdağ Lahikası-1/203)
Yine Üstad Hazretleri; " Yer yüzünde Allah Allah diyen kalma­yacaktır ," hadisinin te'vilinde; uluhiyeti inkar etmek, Allah'ın zatı­nı inkar etmek değil, sıfatlarını inkar etmek demek olduğunu şöyle beyan etmektedir:
"Çünki Allah'ı inkâr etmek, kâinatı inkâr etmek kadar akıldan uzak­tır. Umum değil, belki ekser insanlarda dahi vukuunu akıl kabul etmez. Kâfirler, Allah'ı inkâr etmiyorlar, yalnız sıfâtında hata ediyorlar." (5. Şua 4. Mes'ele)
Deccal, uluhiyeti inkar fikrini alemde Nemrudane yayarken, ha­kiki İsevi bir cemaat-i ruhaniye çıkar ve Hz.İsa'nın din-i hakiki­sini ortaya koyar. Hz.İsa'nın(a.s.) din-i hakikisi, bütün peygamberlerin dini olan din-i İslam'dır. Resul-i Ekrem'i(a.s.m.) ve Kur'­an'ı kabul etmeyen bir kimse bütün peygamberleri ve kitabları, do­layısıyla da Hz.İsa(a.s.) ve İncil'i de inkar etmiş sayılır. Demek oluyor ki; o İsevi cemaat, batıl Hıristiyanlık dinini terk ederek Hz.İsa'nın(a.s.) din-i hakikisi olan İslamiyet'i kabul edecekler ve Kur'an'a iktida edecekler, Kur'an'a ittiba eden diğer Müslüman­larla ittifak edip, bu kuvvetle, dinsizlik cereyanını alemden kal­dı­rıp manen öldürecekler. Yoksa Hıristiyan olarak kalacaklar de­mek değildir. Çünki Hz.İsa'nın(a.s.) dini, Hıristiyanlık değildi. Hı­ris­tiyanlık ve Yahudilik peygamberlerle alakası olma­yan ahbar ve ruhbanların ihdas ettiği batıl dinlerdir.
Hem dikkat edilirse Üstad, onlar için İsevî demiştir, Hıristiyan dememiştir. Yani onlar Hz.İsa'nın(a.s.) hakiki dinine(İslami­yet'e) ta­bi olan kimselerdir. Hz.İsa(a.s.) ile alakası olmayan ve batıl olan Hıristiyanlığa tabi olmayan kişilerdir.
İşte Üstad bu hakikati; "o ruhanîler, din-i İsevî'nin hakikatını hakikat-ı İslâmiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek. Hattâ ‘ Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir. Hazret-i Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi' olur ,' diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kur'­ani­yenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder,” cümlesiyle ifade et­mektedir ve bu hakikat, hadisin sarahati olmayıp işarî bir manası olduğunu "işaret eder" diyerek belirtmiştir. Hadisin sarahati ise; Hz.İsa'nın(a.s.) cism-i beşerisiyle nüzul edip, şahs-ı Mehdî'ye na­mazda bilfiil iktida edeceğidir. Bu da aynen vuku bulacaktır.
Bu hakikati (yani; hakiki İsevilerin Kur'an'a iktidası, Müslü­man olmaları manasında olduğunu, yoksa Hıristiyan olarak kal­dıkları halde ittifak edecekleri manasında olmadığını) Üstad Haz­retleri bir başka eserinde daha sarih olarak şöyle beyan et­miştir:
"Nasraniyet, ya intifa veya ıstıfa (tasaffi olup, hurafattan temizlenmek) e­dip İslâmiyet'e karşı terk-i silâh edecektir. Nasraniyet birkaç defa yırtıldı, Pro­t­estanlığa geldi. Protestanlık da yırtıldı, Tevhid'e yaklaştı. Tekrar yır­tıl­maya hazırlanıyor. Ya intifa bulup sönecek veya hakikî Nasraniyet'in e­sa­sını câmi' olan hakaik-i İslâmiyeyi karşısında görecek, teslim olacaktır.
İşte bu sırr-ı azîme, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm işaret etmiştir ki: ‘Hazret-i İsa nâzil olup gelecek, ümmetimden olacak, şeriatımla amel edecektir.' (Yani, işari manasıyla; hakiki İseviler, şeriat-ı Muhammediye ile amel edip Müslüman olacaklar.) (Hakikat Çe­kirdekleri, 21. madde)
Üstad Bediüzzaman 'ın bu mevzu ile alakalı diğer ifadeleri şöy­ledir:
"Hem âlem-i insaniyette inkâr-ı uluhiyet niyetiyle medeniyet ve mu­kad­desat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden Deccal komitesini, Hazret-i İsa Aley­hisselâm'ın din-i hakikîsini İslâmiyetin hakikatıyla birleştirmeye çalışan ha­miyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaatı namı altında ve ‘ Müslüman İse­vîleri ' unvanına lâyık bir cem'iyet, o Deccal komitesini, Hazreti İsa Aley­hisselâm'ın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak; beşeri, inkâr-ı ulu­hiyetten kurtaracak.” (29. Mektub / 441)
Burada da Üstad Hazretleri, "Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın din-i ha­kikîsini İslâmiyetin hakikatıyla birleştirmeye çalışan" ve "Müslüman İsevîleri" tabiriyle bahsi geçen İsevilerin, Müslüman olacaklarını ifade etmiştir. "Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın riyaseti altında" cümlesiyle de Hz.İsa'nın(a.s.) bizzat semadan nüzul edeceğini söylediği gibi, Hz.İsa'nın(a.s.) Müslüman olması ve Resul-i Ekrem'in(a.s.m.); " İsa gelecek ve şeriatımla amel edecek, " demesine binaen, ma­dem o İsevi cemaat Hz.İsa(a.s.)'a tabi olacaklar, o halde onlar da Müslüman olup Şeriat-ı Muhammediye ile amil olacaklar ve o züm­re, Müslümanlar içerisinde "İsevî Müslümanlar" unvanıyla yad edilecekler demektir. Hem Üstad, yine bir başka yerde şöyle bu­yurmuştur:
"Rivayette var ki: -İsa Aleyhisselâm Deccal'ı öldürdüğü münasebe­tiyle- ‘ Deccal'ın fevkalâde büyük ve minareden daha yüksek bir azamet-i heykelde ve Hazreti İsa Aleyhisselâm ona nisbeten çok küçük bulundu­ğunu " gösterir. ‘ Lâ-ye'lemü'l-ğaybe illellah .' Bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: İsa Aleyhisselâm'ı nur-u iman ile tanıyan ve tâbi' olan cema­at-ı ruhaniye-i mücahidînin kemmiyeti, Deccal'ın mektebce ve askerce ilmî ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kina­ye­dir." (5. Şua)
Burada da Hz.İsa'nın(a.s.) maddeten nüzul edeceği ve cema­at-ı ruhaniyeye riyaset edeceği açıkca bildirilmiştir. Yine Üstad, Mek­tubat isimli eserinin Birinci Mektub 'unda, beş nevi hayat taba­kası olduğunu izah ederken şöyle diyor:
"Üçüncü Tabaka-i Hayat: Hazret-i İdris ve İsa Aleyhimesselâm'ın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatından tecerrüd ile, melek ha­ya­tı gibi bir hayata girerek nuranî bir letafet kesbeder. Âdeta beden-i misa­lî letafetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle se­ma­vâtta bulunurlar. ‘ Âhirzamanda Hazreti İsa Aleyhisselâm gelecek, Şeriat-ı Muhammediye(a.s.m.) ile amel edecek ,' mealindeki hadîsin sır­rı şudur ki: Âhirzamanda felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı uluhiyete karşı İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip İslâmiyete inkılab edeceği bir sırada, nasılki İsevîlik şahs-ı manevîsi, vahy-i semavî kılıncıyla o müdhiş dinsizliğin şahs-ı manevîsini öldürür; öyle de Hazreti İsa Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı manevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil eden Deccal'ı öldürür...yani inkâr-ı uluhiyet fikrini öldürecek." (1. Mektub / 6)
Üstad Hazretleri, Hz.İsa'nın(a.s.) nüzulü ile ilgili en tafsilatlı izahı 15. Mektub 'da yapmıştır. Buraya kadar anlatılan hususları ken­disi orada gayet açık bir şekilde izah etmektedir. Bahsi geçen mektubun bu kısmını derc ediyoruz:
"Hadîs-i sahihte rivayet edilen; ‘ Hazreti İsa Aleyhisselâm'ın geleceğini ve şeriat-ı İslâmiye ile amel edeceğini, Deccal'ı öldüreceğini ' imanı zaîf olanlar istib'ad ediyorlar. Onun hakikatı izah edilse, hiç istib'ad yeri kalmaz. Şöyle ki:
O hadîsin ve Süfyan ve Mehdi hakkındaki hadîslerin ifade ettikleri mana budur ki; âhirzamanda dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak:
Birisi : Nifak perdesi altında, risalet-i Ahmediyeyi(a.s.m.) inkâr edecek Süfyan namında müdhiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan, ehl-i velayet ve ehl-i kemalin başına geçecek Âl-i Beyt'ten Muhammed Mehdî isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyan'ın şahs-ı manevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.
İkinci cereyan ise : Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-ı Nemrudane, gittikçe âhirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir. Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zabitan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmeyen vahşi bir adam, herkese, her askere bir nevi padişahlık ve bir gûna hâkimiyet verir. Öyle de: Allah'ı inkâr eden o cereyan efradları, birer küçük Nemrud hükmünde nefislerine birer rububiyet verir. Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma ve manyetizmanın hâdisatı nev'inden müdhiş hârikalara mazhar olan Deccal ise; daha ileri gidip, cebbarane surî hükûmetini bir nevi rububiyet tasavvur edip uluhiyetini ilân eder. Bir sineğe mağlub olan ve bir sineğin kana­dı­nı bile icad edemeyen âciz bir insanın uluhiyet dava etmesi, ne derece ah­makçasına bir maskaralık olduğu malûmdur.
İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazreti İsa Aleyhisselâm'ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i ilahiyenin semasından nüzul e­de­cek; hâl-i hazır Hıristiyanlık dini, o hakikata karşı tasaffi edecek, hu­rafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek; manen Hıristiyanlık, bir nevi İslâmiyete inkılab edecektir. Ve Kur'ana iktida ede­rek, o İsevîlik şahs-ı manevîsi tâbi' ve İslâmiyet metbu' makamında kalacak; din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken; âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Şey'in va'dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey' va'detmiş, elbette yapacaktır. Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen ve bazı vakitte insan suretine vaz'eden (Hazret-i Cibril'in ‘Dıhye' suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri âlem-i ervahtan gönderip beşer suretine temessül ettiren, hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını cesed-i misaliyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelal, Hazreti İsa Aleyhisselâm'ı, İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi için, değil sema-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Haz­reti İsa, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten öl­seydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip dün­yaya göndermek, o Hakîm'in hikmetinden uzak değil...belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için va'detmiş ve va'dettiği için elbette gönderecek.
Hazreti İsa Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakikî İsa oldu­ğu­nu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb ve havassı, nur-u iman ile onu tanır. Yoksa bedahet derecesinde herkes onu tanımayacaktır.” (15. Mektub / 57)
Yani; Devlet idaresinde Hz.Mehdî ve onun vefatından sonra yerine geçecek olan zat gözüktüğü ve Hz.İsa(a.s.) onların arkasında bulunduğu için, herkes onun hakiki İsa(a.s.) olduğunu bil­mez. O'nun hakiki İsa olduğunu, devlet idaresinde ve sohbette ona ya­kın olan mukarreb ve havasları, şeriatın marifetinden gelen bir nur-u imanla bilir ve ittiba ederler. Sair insanlar adil bir hakim ve sultan olarak tanırlar . (Geniş bilgi için bkz.: hakikat.net)

ömerusta
12-12-2012, 23:21
ww.youtube.com/watch?v=mQ1Qd2kXFFE
dinle münkirlik kimde

fakiri
12-12-2012, 23:33
Sana akıl fukarası diyorum da yanılmışım ! Sende sadece bu fukaralık yok aynı zamanda basiret fukaralığı da varmış ! Hani aklını sen kimseye kiraya vermiyordun ! Gördün mü nerden esinlendiğini nasıl da ele verdin ! Mezhebsizlerin ve modernistlerin yuvası olan Hilâl Tv deki madrabazlar senin kılavuzunmuşl demek ki ! O"okudun mu? progrmaını yapan profesörüne çok selâm söyle kendisine bu konuşmasından dolayı reddiye mesajı attım attım cevaba veremedi...sus-pus kaldı !
İşte bize bu cevab vermeyen takım sizin gibi cuhelayı forumalra salıp ortalığı karıştırmaktan başka yedikleri bir nane yok !

ömerusta
13-12-2012, 00:20
senin o meshep düşmanı dediğin profesör gibiler ne meshebi ret ederler nede birşey bilakis meshep imamlarını övmekten vede yad etmekten senden kat kat üstündürler sen rediye yazdın cevap yazmadı tabi yazmaz senin gibi bir cahil din yobazınımı mutap alacak işte bizim kabahatimiz senin gibileri muatap almaktır
hatada bizim kusurda bizim oluyor

dostluk
13-12-2012, 08:02
"
Acaba parentez icine alip da Allahin yanlislarinimi düzeltmisler ?





bu teziniz - sorunuz onca meal ve tevsir yazan hatta mealleri birde kendi aklına göre yorumlayan kişilere - yazanlarada gidiyormu ?





Ha bu arada sizin gibi copy-paste ilim tahsil ettiğini zannedenler bizi yıldıramazlar buna emin olun.


pardon da..! burayı medrese sananlarmı var ? kii medrese olsa dahi kuranı hadisleri hangisi doğru hangisi yanlış neye göre bu bilileri bizlere öğretiyor hangi kitaptan hangi ağızdan öğreniyoruz bunların bir önemi var..!

kaç kişi arapça biliyor ??

sadece kuran diyenler kuranın meal ve tevsirlerinin önemi olduğunu idda ederler ve hadislerin nerdeyse hiçbirine inanmazlar .. buna göre meal ve tevsirleride insanlar yapar ..yapılmışlarını okurlar..!


bizlerde bunları burda kaynak diye aktarırız sizde buna copy-paste ilmi dersiniz !! ..

herkez kalbinin mutmain olduğu alime - alimlere..hocaya -hocalara..ilahiyatcıya-ilahiyatcılara inanır..

geçmişi şimdikilerden öğrenecek değiliz..eski köye yeni adetler getirenlerden yani..

RedveKabul
13-12-2012, 09:21
fakiri sayesinde burası tam atış poliganına dönmüş, yönetici kardeşler nasıl buna izin veriyorlar anlamak mümkün değil.

Sayın dostluk sanırım beni yanlış anladınız ya da ben anlatamadım,

Bir şeye inanmak onu bilmeyi gerektirir. Kişi bilmiyorsa nasıl inanmış olabilir? Biliyorsa ne diye alıntı getirir. Madem inanıyor o halde biliyor da olması gerekir. O halde bildiğini kendi sözleri ile ortaya da koyabilmelidir. Koyamıyorsa bilmiyor demektir. Bilmiyorsa "neden burada ahkam kesiyorsun be adam" demezler mi?

Anladığım kadarıyla buradakilerin çoğu usul falan nedir bilmiyorlar. Allah için bunlar İslam Hukuk İlminin Esasları ile ilgili herhangi bir kitabı açsınlar ve okusunlar. Ahad hadisler itikadın konusu ola-maz-lar. Hz İsa'nın nüzulü ile ilgili hadisler mütavatır değildir ahad'dır. Ahad olan bir hadis daha sonra inananların çokluğu ile mütavatır olmaz. Ahad ise ahad'dır daha sonraları bu değişmez.

İslam'ın usullerinden biri de akideye taalluk eden meselelerde zanna yer olmadığıdır. Ahad hadisler
% 99 sahih de olsa zan ifade eder. Yahu bana inanmayın açın bir fıkıh kitabını ve kendiniz okuyun.

Ayrıca konuya dair getirilen ayetler konuya delaleti zannidir. Hs İsa gelecektir diyenler olduğu gibi buna inanmayanlar da vardır.

Kuran'ın apaçık beyan etmediği bir inanç ise itikad olmaz. Dileyen inanır, dileyen inanmaz, Hz.İsa'nın nüzulu itikada mevzu değildir...

Konuya dair hadislerin sahih olduğu kabulünden dolayı, bazı ayetler bu hadisler çerçevesinde yorumlanmış, tevil edilmiştir. Yani alimler hadisler ışığında meseleyi böyle anlamışlar. Bazıları alimlerin içtihatlarını mutlaklaştırmış ve adeta onların içtihatlarını din addetmişlerdir.

Ayrıca Hz İsa’nın nüzulü ile ilgili rivayetleri incelediğimizde aralarında çelişkiler olduğunu görüyoruz. Bir rivayette Hz İsa zuhur edince çok bolluk olacağından bahsederken diğer yerde Hz İsa’nın Yecüc ve Mecüc tarafından kuşatılacağı ve bir süre çok büyük darlıklar çekecekleri söylenmektedir.

Keza yine aynı rivayetlerde Hz İsa’nın gelip bütün kiliseleri yıkacağı söyleniyor halbuki bu durum Hac suresi 40. ayete aykırıdır ;

“…Allah insanların bir kısmını diğeriyle savmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın adı çok anılan camiler yıkılıp giderdi. And olsun ki, Allah’a yardım edenlere O da yardım eder. Doğrusu Allah kuvvetlidir, güçlüdür.”

Ayrıca Yüce Rabbimiz hiç kimseye ebedilik vermediğini söylemişken nasıl olur da Hz İsa’nın hala yaşadığını iddia edebiliriz?

“Biz, senden önce de hiçbir beşere ebedilik vermedik. Şimdi sen ölürsen, sanki onlar ebedî mi kalacaklar? Her canlı, ölümü tadacaktır. Bir deneme olarak sizi hayırla da şerle de imtihan ederiz. Ve siz, ancak Bize döndürüleceksiniz.” (21/Enbiyâ, 34-35) Enbiya 34-35

bi husben kardeşimin ısrarla Zuhruf 61 ayetini;

“O, kıyamet için bir bilgidir/alamettir”

delil getirmesi ve o zamirinin Hz İsa olacağı iddiası da doğru değildir. Zeccac ve tefsirlerin anası İmam Taberi “kıyamete ait bilginin “Kuran” olması görüşünü tercih etmiştir. Çünkü “Kuran, kıyametin bilgisini vermektedir.” demektedir.

Ayrıca Kuran’da Hz İsa şöyle demektedir;

“Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün selam/esenlik banadır.” (Meryem, 33)

“Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan ALLAH'a kulluk edin’ dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız Sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin.” (Mâide, 117)

Bu ve daha nice ayetler Hz İsa’nın öldüğünü açıkça göstermektedir.

“Her nefis/can, ölümü tadacaktır. Sonra da Bize döneceksiniz.” (Ankebut, 57)


Zorlama tevillere hiç gerek yok konunun gereksiz yere uzamasına da, her şey ayan beyan ortada.

Ahter
13-12-2012, 10:30
Red ve Kabul bey demişlerki:'' Anladığım kadarıyla buradakilerin çoğu usul falan nedir bilmiyorlar. Allah için bunlar İslam Hukuk İlminin Esasları ile ilgili herhangi bir kitabı açsınlar ve okusunlar. Ahad hadisler itikadın konusu ola-maz-lar. Hz İsa'nın nüzulü ile ilgili hadisler mütavatır değildir ahad'dır. Ahad olan bir hadis daha sonra inananların çokluğu ile mütavatır olmaz. Ahad ise ahad'dır daha sonraları bu değişmez''

Acaba Red ve Kabul kendisi usul ve hadis kitablarını okumuş muki böyle kesin konuşabiliyor...Mesela Usulu Bezdevi'yi okumuşmu? Okusaydı bu kadar cahilane ve mutaasıb bir şekide konuya dalmaz ve muhaytablarını usul bilmemekle suçlayamazdı..red ve Kabul daha ulemanın kullandığı terimleri dahi bilmezken hangi cüretle usulden bahsedebiliyor? Hayret!!!Eğer kendisi usul ilmini okusaydı ''ahad haber yalnızca amel ifade eder'' d,yenlerin, hem azaların ameline hemde itikaddan ibaret olan kalbin ameline şamil olam ameli kasdettiğini anlardıayrıca, size nuzul hadisleinin ahad olduğunu kim söylemiş? Seni aynen ''elma şekeri' verilen çocuğun misali kandırmışlar Red ve Kabul bey!!!

Kaldıki nuzülü isa cumhurun itikad olup tek bir mezhebin itikadı değildir..istersen bak 'el akidetül tahaviyeye'', sonra git Şafii ve ashabına..Onlardanda nuzülü isayı inkar eden olmamıştır..sonra İmam ahmede ve ashabına git..onlarda diğerleri gibi bunu kabul ederler..istersen dört mezhebi bırak zahiri mezhebine git..İbn Hazmın eserlei ortada..o da kabuleder..İstersen mutezileden Zemaşeriye git..oda aynı görüştedir..İstersen şia ya gir onlarda kabul eder..evet burada bütün ümmeti bağlayan bir kuvvete vardır.onları bırakıpta sizin gibi felsefeye mi bağlanalım beyefendi?sahi siz kim söyledi bu konu ahad haber dendir diye...sizde hemn çocuk gibi inanmışsınız!! mehdi, deccal vemesih hadisleinin tevatürü konusunda , hadis ehlince bir kuşkuya yer yoktur.eğer bu konuda bazıları şübhe duymuşlarsa bu onların hadis konusundaki yetersiz ilimlerindendir.onlar bu konuda yeterli bilgiye dsahib olurlarsa tumtumlarında ısrarcı olmayacalklardır..Zira ilim bunu gerektirir..

ayrıca bu kadar akaid alimi eserlerine nuzülü isayı boşunamı almışlar..Mesela Teftazani, şerhu <makasıd da, Şerhul Nesefi de, Nasır et-Tusi ''Tecrid'' de bu alimler bu meselnin itikadi olup olmadığını Red Ve Kabul kadar bilememişlemi? Rica ederim, siz kendinizi hangi aynada görüyorsunuz beyefendi? Bu kadar mezheb ve alimlerinin kısaca ümmetin ittifak ettiği meselede siz ne diyorsunuz ve sizi kim ciddiye alır? Rica ederim..:)

alanyali07
13-12-2012, 10:37
Red ve Kabul bey demişlerki:'' Anladığım kadarıyla buradakilerin çoğu usul falan nedir bilmiyorlar. Allah için bunlar İslam Hukuk İlminin Esasları ile ilgili herhangi bir kitabı açsınlar ve okusunlar. Ahad hadisler itikadın konusu ola-maz-lar. Hz İsa'nın nüzulü ile ilgili hadisler mütavatır değildir ahad'dır. Ahad olan bir hadis daha sonra inananların çokluğu ile mütavatır olmaz. Ahad ise ahad'dır daha sonraları bu değişmez''

Acaba Red ve Kabul kendisi usul ve hadis kitablarını okumuş muki böyle kesin konuşabiliyor...Mesela Usulu Bezdevi'yi okumuşmu? Okusaydı bu kadar cahilane ve mutaasıb bir şekide konuya dalmaz ve muhaytablarını usul bilmemekle suçlayamazdı..red ve Kabul daha ulemanın kullandığı terimleri dahi bilmezken hangi cüretle usulden bahsedebiliyor? Hayret!!!Eğer kendisi usul ilmini okusaydı ''ahad haber yalnızca amel ifade eder'' d,yenlerin, hem azaların ameline hemde itikaddan ibaret olan kalbin ameline şamil olam ameli kasdettiğini anlardı..Saniyen size nuzul hadisleinin ahad olduğunu kim söylemiş? Seni aynen ''elma şekeri' verilen çocuğun misali kandırmışlar Red ve Kabul bey!!!

Kaldıki nuzülü isa cumhurun itikad olup tek bir mezhebin itikadı değildir..istersen bak 'el akidetül tahaviyeye'', sonra git Şafii ve ashabına..Onlardanda nuzülü isayı inkar eden olmamıştır..sonra İmam ahmede ve ashabına git..onlarda diğerleri gibi bunu kabul ederler..istersen dört mezhebi bırak zahiri mezhebine git..İbn Hazmın eserlei ortada..o da kabuleder..İstersen mutezileden Zemaşeriye git..oda aynı görüştedir..İstersen şia ya gir onlarda kabul eder..evet burada bütün ümmeti bağlayan bir kuvvete vardır.onları bırakıpta sizin gibi felsefeye mi bağlanalım beyefendi?sahi siz kim söyledi bu konu ahad haber dendir diye...sizde hemn çocuk gibi inanmışsınız!! mehdi, deccal vemesih hadisleinin tevatürü konusunda , hadis ehlince bir kuşkuya yer yoktur.eğer bu konuda bazıları şübhe duymuşlarsa bu onların hadis konusundaki yetersiz ilimlerindendir.onlar bu konuda yeterli bilgiye dsahib olurlarsa tumtumlarında ısrarcı olmayacalklardır..Zira ilim bunu gerektirir..

ayrıca bu kadar akaid alimi eserlerine nuzülü isayı boşunamı almışlar..Mesela Teftazani, şerhu <makasıd da, Şerhul Nesefi de, Nasır et-Tusi ''Tecrid'' de bu alimler bu meselnin itikadi olup olmadığını Red Ve Kabul kadar bilememişlemi? Rica ederim, siz kendinizi hangi aynada görüyorsunuz beyefendi? Bu kadar mezheb ve alimlerinin kısaca ümmetin ittifak ettiği meselede siz ne diyorsunuz ve sizi kim ciddiye alır? Rica ederim..:)
:clap2::clap2:

alanyali07
13-12-2012, 11:00
Ebubekir sifil Hoca
"...
Nüzul-i İsa (a.s) meselesinde Ehli Sünnet Kelam alimlerinin tutumunun ne olduğu sorusunun cevabının alabildiğine net olduğu, yapılan iktibaslarla sanırım anlaşılmıştır. Bu noktada Ehl-i Sünnet Kelamı adına söylenmiş ne varsa bir bir sayıp dökmenin gereksiz olduğu da öyle..
İlgili rivayetlerin “haber-i ahad” olduğu yolundaki tesbite gelince, el-Kevserî merhumun da ısrarla vurguladığı gibi, hangi ilim dalının iştigal sahasıyla ilgili konuşuyorsak, o sahanın otoritelerinin görüş ve eserlerini kaynak olarak kullanmak durumundayız. İlke budur. Şu halde yapılması gereken, nüzul-i İsa (a.s) konusundaki hadislerin haber-i ahad mı, yoksa mütevatir mi olduğu tartışmasında da Ehl-i Sünnet Hadis alimlerinin tesbitlerini esas almaktır.
Diyelim ki konuyla ilgili hadisler gerçekten “ahad haber” nev’indendir. Acaba tek başına bu tesbit, nüzul-i İsa (a.s) meselesinin hafife alınmasına, ya da buna sebebiyet verilmesine “meşru” bir dayanak teşkil eder mi?
Belirtmek gerekir ki, son zamanlarda “haber-i ahad” kategorisinde telakki edilen hadisler ve bildirdikleri ahkâm konusunda eni-konu bir gevşeklik, hatta lakaytlık gözleniyorsa bu, büyük ölçüde Müsteşrikler’in başarısıdır! Bu “nev-zuhur” durumu Usul uleması ile refere etmeye kalkışabileceklere hatırlatalım ki, onlar arasında karinelerle desteklenmiş haber-i vahidlerin ilim ifade ettiğini söyleyenlerin sayısı az değildir. Bahse konu karinelerden birisi, hadisin el-Buhârî ve Müslim tarafından nakledilmiş olması[20] (http://www.tahavi.com/makaleler/080.html#_ftn20), bir diğeri de bu Ümmet’in alimleri tarafından kabul ve gereğince amel edilmiş bulunmasıdır. Dolayısıyla nüzul-i İsa (a.s) konusundaki hadislerin haber-i vahid kategorisinde olduğu bir an için kabul edilse bile, bu, söz konusu hadislerin bildirdiği hususun hafife alınabileceğini, “inanılmasa da olur” gibi takdim edilebileceğini kesinlikle göstermez. Daha önceki bir yazıda da ortaya koymaya çalıştığım gibi[21] (http://www.tahavi.com/makaleler/080.html#_ftn21) bu mesele sadece Ehl-i Sünnet tarafından değil, Mu’tezile’siyle, Şia’sıyla –tek tük istisnalar dışında– hemen bütün İslam fırkaları tarafından kabul ve inanca konu edilmiştir. Herhangi bir meselenin bu Ümmet tarafından “telakki bi’l-kabul” edildiğinin daha bariz bir örneği var mıdır?
Kaldı ki konuyla ilgili olarak görüşlerine müracaat edilmesi gereken Hadis alimleri ilgili rivayetlerin mütevatir olduğunu belirtmiştir. et-Taberî, İbn Kesîr, İbn Hacer, İbn Atıyye, Ebu’l-Velîd İbn Rüşd, es-Sefârînî el-Âlûsî, eş-Şevkânî, el-Kettânî, el-Keşmîrî, el-Kevserî, el-Ğumârî, Ebû Gudde… nüzul-i İsa (a.s) rivayetlerinin tevatürünü açıkça dile getirenler arasındadır. Mehdi hadislerine gelince, el-Kurtubî[22] (http://www.tahavi.com/makaleler/080.html#_ftn22), Ebul-Hasen es-Siczî[23] (http://www.tahavi.com/makaleler/080.html#_ftn23), el-Âburrî, İbn Hacer el-Heytemî[24] (http://www.tahavi.com/makaleler/080.html#_ftn24), eş-Şevkânî, el-Kettânî[25] (http://www.tahavi.com/makaleler/080.html#_ftn25), el-Kevserî ve daha birçok kişi tarafından “mütevatir” olarak nitelendirilmişlerdir. Hammûd b. Abdillah et-Tüveycirî’nin el-İhticâc bi’l-Âsâr alâ men Enkere’l-Mehdî el-Muntazar isimli hacimli çalışması, konu hakkındaki rivayet, nakil ve görüşlere muttali olmak isteyenler için önemli bir kaynaktır. "

bi husben
13-12-2012, 11:00
Ayrıca Yüce Rabbimiz hiç kimseye ebedilik vermediğini söylemişken nasıl olur da Hz İsa’nın hala yaşadığını iddia edebiliriz?

“Biz, senden önce de hiçbir beşere ebedilik vermedik. Şimdi sen ölürsen, sanki onlar ebedî mi kalacaklar? Her canlı, ölümü tadacaktır. Bir deneme olarak sizi hayırla da şerle de imtihan ederiz. Ve siz, ancak Bize döndürüleceksiniz.” (21/Enbiyâ, 34-35) Enbiya 34-35

bi husben kardeşimin ısrarla Zuhruf 61 ayetini;

“O, kıyamet için bir bilgidir/alamettir”

delil getirmesi ve o zamirinin Hz İsa olacağı iddiası da doğru değildir. Zeccac ve tefsirlerin anası İmam Taberi “kıyamete ait bilginin “Kuran” olması görüşünü tercih etmiştir. Çünkü “Kuran, kıyametin bilgisini vermektedir.” demektedir.

Ayrıca Kuran’da Hz İsa şöyle demektedir;

“Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün selam/esenlik banadır.” (Meryem, 33)

“Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan ALLAH'a kulluk edin’ dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız Sen oldun. Sen her şeyi hakkıyla görensin.” (Mâide, 117)

Bu ve daha nice ayetler Hz İsa’nın öldüğünü açıkça göstermektedir.

“Her nefis/can, ölümü tadacaktır. Sonra da Bize döneceksiniz.” (Ankebut, 57)


Zorlama tevillere hiç gerek yok konunun gereksiz yere uzamasına da, her şey ayan beyan ortada.

kardeş kimse hz isa ebedi yasayacaktır demiyor ebedıyet demek sonu olmayan demektır halbuki nuzulu ısayı savunanlar hz ısanın nuzulundan sonra vefat edecegını soylerler.
bu yuzden meryem 33. ayet hz ısanın nuzul etmeyecegıne delıl teskıl etmez hz ısa doğmustur kıyamete yakın vefat edecek ve mahser gunu tekrar dırılecektır
ankebut 57 ye ıstınadende hz ısada olumu tadacaktır

maide 117 ayette gecen tevveffeni kelmiside kullandıgımız vefat kelimesiyle karıştırılmaktadır. halbuki arapçadaki teveffeni kelimesinin anlamı farklıdır arapcada oldurmek kelımesının anlamı kataledir yada mate dir .

bi husben
13-12-2012, 11:12
157 - Bir de "Biz Allah'ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük" demeleridir. Oysa onu ne öldürdüler, ne de astılar. Fakat öldürdükleri kimse, onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, ondan yana tam bir kuşku içindedirler. O hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesinlikle öldürmediler.
158 - Fakat Allah onu kendisine yükseltmiştir. Allah, aziz (daima üstün)dir, hikmet sahibidir.
159 - Kitap ehlinden hiçbir kimse yoktur ki, ölmeden önce ona iman etmiş olmasın. Kıyamet gününde o, onlara şahitlik edecektir.

nısa suresi 159. ayete bakacak olursa hz ısanın tekrar nuzul edecegıne işaret etmektedir. bana sunu acıklayabılrmısınız ehlı kıtap mensupları hz ısaya nasıl ıman edecekler

ayrıca kıyamet gununde hz ısa onlara nasıl sahıtlık yapacak vefat eden bırı kıyamet gununde ne ısı olabılır .

fakiri
13-12-2012, 11:31
Önsöz :
Bu yazı din ilimlerini anlama özürlü geri zekâlılar, öküz kafalılar ve kuş beyinliler için değil, gerçekten hak ve hakikati arayanlar, araştıranlar ve öğrenmek isteyenler için nakledilmiş ve asılmıştır. Bu uyarımızdan sonra, umarız iki ayaklı behaimler çıktıkları ahırdan buraya kadem basmazlar. Eğer gelirler ve kusmuklarını akıtırlarsa Allah onların an karib belâlarını versin diyorum.


Hz.İsa ve Mesih İnancı - Prof.Dr.İbrahim SARMIŞ
(http://www.ummetiz.biz/index.php?PHPSESSID=d7ca8dbd5f84c5dee922b68ce18ce1 9d&topic=6969.0;wap2)
..::HAMZA::..:
İslam Alimleri Hz. İsa'nın Gelişini Akide (İnanç Esası) Konusu Olarak Değerlendirmektedirler
Ehl-i sünnetin inanç konularını açıklayan hemen tüm eserlerde, Hz. İsa'nın kıyametten önce yeryüzüne geleceği, Deccal ile mücadele edip onu öldüreceği, gerçek din ahlakını dünyaya hakim kılacağı yer almaktadır. İslam alimleri, Kuran-ı Kerim'de yer alan delilleri ve hadislerde bildirilen haberleri birarada değerlendirerek, Hz. İsa'nın dönüşüne inanmayı önemli bir inanç esası olarak kabul etmişlerdir. Ve konuyu şu şekilde açıklamaktadırlar:
1. Nisa Suresi'nin 157. ayetinde ALLAH, "... Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi..." diye bildirmiştir. Bu ayetle birlikte Kuran'ın diğer pek çok ayetinde Hz. İsa'nın ALLAH Katında diri olduğu bildirilmekte ve yeryüzüne ikinci kez geleceğine işaret edilmektedir. İslam alimlerinin bu konuda ittifakla, bunun aksini savunmanın hiçbir şekilde mümkün olmadığını söylemektedirler. Örneğin İbn Hazm bu ayeti tefsir ederken; "Hz. İsa'nın öldürüldüğünü söyleyen bir kimsenin mürted parantez içinde anlamını ver veya kafir olacağını" vurgulamıştır. ( İbn Hazm, İlmü'l-Kelam, s.56-57; Zeki Sarıtoprak, İslam İnancı Açısından Nüzul-i İsa Meselesi, Çağlayan Yayınları, İzmir, 1997, s.53 )

2. Hz. İsa'nın gelişi ile ilgili hadislerin, tevatür derecesinde ve bu konuda hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açık olmaları Müslümanlar için çok önemli bir delildir. Üstelik bu konudaki hadislere karşı öne sürülebilecek -yani Hz. İsa'nın yeniden gelmeyeceğini bildiren- tek bir farklı hadis dahi yoktur.

3. Cabir İbn-i Abdullah'dan rivayet edilen "Mehdi'nin çıkışını inkar eden, muhakkak Hz. MUHAMMED (sav)'e indirilene küfretmiştir. Meryem'in oğlu İsa'nın inişini inkar eden de muhakkak kafir olmuştur. Deccal'in çıkacağını kabul etmeyen de muhakkak kafirdir." hadisi de İslam alimleri tarafından kullanılan bir diğer delildir. Bu hadis, Şeyh Hace MUHAMMED Parisa'nın Faslul Hitap, Şeyh Ebu Bekir el Kelabazi'nin Meanil Ahbar, İmam Süheyli'nin er-Ravuzul Ünüf, İmam Suyuti'nin el-Arful Verdi fi Ahbaril Mehdi gibi ünlü İslami kaynaklarda yer almaktadır. Ayrıca Şeyh Ebu Bekir, bu hadisin senetini de açıklamıştır: "Bize MUHAMMED İbni Hasen, ona Ebu Abdillah el-Huseyn İbni MUHAMMED, ona İsmail İbni Üveys, ona Malik İbni Ebes, ona MUHAMMED İbni Münkedir, ona da Cabir İbni Abdillah Hazretleri böylece bildirmişlerdir." ( Suyuti, el-Havi, el-Arful Verdi fi Ahbaril Mehdi risalesi, 2/161; Nüzul-i Mesih Risalesi, Ekmel Yayıncılık, İstanbul, 1998, s. 120 )

4. Hz. İsa'nın gelişiyle ilgili hadisleri nakleden ravilerin çokluğu ve güvenilirlikleri de İslam alimlerinin dikkat çektikleri bir diğer husustur. Bu ravilerden bazıları şunlardır: Ebu'l Eşas es-Sanani, Ebu Rafi, Ebul Aliye, Ebu Ümametle Bahili, Ebud Derda, Ebu Hureyre, Ebu Malik el-Hudri, Cabir İbn Abdillah, Huzeyfe İbni Edis, Sefine, Katade, Osman İbnül As, Nafi İbni Keysani, Velidbni Müslim, Ammar İbni Yasir, Abdullah İbni Abbas...
Tüm bu bilgiler sonucunda İslam alimleri Hz. İsa'nın inişine ve gerçek din ahlakını dünyaya hakim kılacağına imanı, önemli inanç esaslarından biri olarak değerlendirmişlerdir.
Buraya kadar ele aldığımız bilgiler açıkça göstermektedir ki, Hz. İsa ile ilgili hadisler sahih ve mütevatir hadislerdir. Hadislerde yer alan bilgiler, sahabeden aktarılan tüm rivayetler ve İslam alimlerin açıklamaları, Hz. İsa'nın ikinci kez dünyaya gelişi konusunda hiçbir tereddüte yer bırakmamaktadır. ALLAH'ın izniye Hz. İsa dünyaya yeniden dönecek ve tüm insanlar Hz. İsa'nın vesile olduğunu çok kutlu ve güzel bir dönem yaşayacaklardır. (En doğrusunu ALLAH bilir.)
..::HAMZA::..:
Ebubekir Sifil Hoca ile Nuzûl-i İsa (a.s.) Üzerine…
Talha Hakan Alp: Hocam memleketimizde son günlerde Ehl-i Sünnet itikat esaslarından önemli birini teşkil eden Hazret-i İsa'nın nüzulü konusu maalesef tartışma konusu yapıldı. Çok yakın bir tarihte de bir televizyon kanalında bu konuyla alakalı olarak seviyesiz bir tartışma sergilenmiş oldu. Bunun üzerine Ehl-i Sünnet'in bu derece önem verdiği bir konu ile ilgili olarak konunun gerçek ve sahih olan tarafını insanlara aktarmak amacıyla mesuliyetimizi ifa hususunda az da olsa bir katkı olsun diye bu konuda sizinle bir söyleşi yapmayı planladık.
Öncelikle hocam Hazret-i İsa'nın nüzulü diye bilinen Ehl-i Sünnet inanç esaslarından biri olarak tarih boyu kabul edilmiş, ispatlanmış bir konu etrafında konuşuyoruz. Genelde insanlarda bu tartışmalar neticesinde oluşan bir şey var… şöyle bir yanlış kanaat var, şöyle bir tereddüt var. Sanki Ehl-i Sünnet alimleri Hazret-i İsa'nın nüzulü konusunu böyle çok zayıf bir takım emareler, deliller üzerine bina etmiş gibi; bu konuda eskiden beri kabul edilmiş bir fikir varmış da, işte geleneksel kabule aykırı davranmamak adına insanlar bunu kabul ediyormuş gibi, böyle bir tevehhüm var. O yüzden ben öncelikle Kuran-ı Kerim'den ve hadis metinlerinden ve bugüne kadar Ehl-i Sünnet itikadına dair yazılan eserlerden Hazret-i İsa'nın nüzulü ile ilgili olan kısımları önce bir gözden geçirmeyi düşünüyorum. Bu meyanda Hazret-i İsa'nın nüzulü veya Hazret-i İsa'nın dünyadaki ömrünün sonlarına yakın yaşanan olaylarla ilgili Kuran-ı Kerim'de geçen bazı ayetler var. Bu ayetlerle ben söze başlamak istiyorum. Mesela meşhur, genelde bu konu konuşulurken, tartışılırken hemen ilk sırada gündeme getirilen ayetler Nisâ suresi 157, 158, 159. ayetler. Bu ayet-i kerimeler şöyle başlıyor.
وَقَوْلِهِمْ إِنَّا قَتَلْنَا الْمَسِيحَ عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَرَسُولَ اللّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَـكِن شُبِّهَ لَهُمْ وَإِنَّ الَّذِينَاخْتَلَفُواْ فِيهِ لَفِي
شَكٍّ مِّنْهُ مَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِلاَّ اتِّبَاعَ الظَّنِّوَمَا قَتَلُوهُ يَقِينًا* بَل رَّفَعَهُ اللّهُ إِلَيْهِ وَكَانَ اللّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا*
Mealen hocam, ayet-i kerimede şöyle buyruluyor. Ben bunu muteber bir mealden nakledeyim. "Bir de inkâr etmeleri ve babasız çocuk doğurması üzerine Meryem'e karşı büyük bir iftirada bulunmaları ve doğrusu biz ALLAH'ın elçisi Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük demeleri sebebiyle onlara, yani Yahudilere lanet ettik. Halbuki onu ne öldürdüler ne de onu astılar; fakat öldürdükleri kişi kendilerine ona yani İsa'ya benzer gösterildi. Şüphe yok ki onun hakkında ihtilafa düşenler bundan dolayı gerçekten bir şüphe içindedirler. Zanna tabi olmaktan başka onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onu o öldürdükleri şahsın İsa olduğunu iyice bilerek öldürmemişlerdir. Bilakis ALLAH onu kendi katına yükseltti. Doğrusu ALLAH Azizdir, yani kudreti daima galip gelendir. Hakîmdir, her işi hikmetli olandır."
159. ayet:
وَإِن مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ إِلاَّ لَيُؤْمِنَنَّ بِهِ قَبْلَ مَوْتِهِ وَيَوْمَالْقِيَامَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا
"Ehl-i Kitaptan hiçbir kimse yoktur ki ölümünden önce mutlaka ona iman edecek olmasın. Kıyamet gününde ise onların (kendisine iman etmeyenlerin) aleyhine şahitlik edecektir."
Mealen ayetler bunlar hocam. Burada Yahudilere lanet ediliyor. Lanetin bu ayetten önce birkaç sebebi anlatılıyor. Bu okuduğum ayetlerde de Hazret-i İsa ile ilgili olan boyutuna değiniliyor. Ve burada Yahudilerin Hazret-i "İsa'yı öldürdük" demelerine adeta bir red tarzında açık bir ibare, yani onların İsa'yı öldürdüğünü yalanlayan açık ifadeler var. İsterseniz önce bu ayet-i kerimelerden başlayalım.
Ebubekir Sifil Hoca: Bismillâhirrahmânirrahîm. Yahudilerin bir iddiası var: Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) –Yahûdîlere göre– Hz. Musa (aleyhi’s-selâm)ın şeriatını bozmayı amaçlayan bir anarşist. Dönemin Yahudîleri Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ı böyle tasvir ediyor. Ve bildiğimiz gibi Yahudîler ve dönemin Roma valisi Yahudilerden bir grup fedaiyle birlikte havarilerden olup da bilahare ihânet eden ve Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ı ihbar eden Yahuda Iskariot'un delaletiyle Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)’ın bulunduğu eve gidiyorlar. Bundan sonrasını Kur'ân ve Hristiyan kaynakları iki farklı şekilde veriyor.
Hristiyan kaynakları, resmî Hristiyanlık kaynakları diyor ki: “İsa’yı aldılar, tuttular, götürdüler, muhakeme ettiler, yargıladılar, bu süreç içerisinde ona çok hakaretler ettiler. Biliyorsunuz “The Passion of the Christ (Tutku)” filmi yapıldı bu konuyu işleyen. Ve sonunda adi bir suçluyla, bir hırsızla birlikte çarmıha gerdiler. Çarmıhta bir süre kalıp can verdikten sonra indirdiler. Önceden hazırlanmış olan mezara gömdüler. Üç gün sonra Hz. İsa oradan dirildi. Bu diriliş esnasından itibaren Hz. İsa (aleyhi’s-selâm)ın kimliği hakkındaki Hristiyan telakkîsi farklı bir sürece giriyor. Bundan sonra tarihsel olarak, bir beşer olarak yaşamış İsa devri kapanıyor; Mesih devri başlıyor. Bu, yeniden bedenlenen, "babanın kelimesi", "babanın bedenlenmiş kelimesi": Mesih. Bundan sonra bildiğimiz Pavlus Kristolojisi denen ya da Mesih Kristolojisi denen itikat sisteminin, teolojinin argümanları sahneye çıkıyor. Kuran ne diyor bu işe? Kur'ân-ı Kerim az önce okunan âyet-i kerîmede
وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَـكِن شُبِّهَ لَهُمْ
buyuruyor. Yani “Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ı öldürmediler. Çarmıha da asmadılar. Fakat astıkları kişi ona benzetildi. Başka birini ona benzettiler.” Bu noktada Barnaba incili diyor ki Yahuda Iskariot Hz. İsa (aleyhi’s-selâm)ın bulunduğu eve doğru Romalı askerlere delâlet etti ve içeri girdiler. Hz. İsa’nın bulunduğu odaya önce kendisi girdi. Hz. İsa o esnada pencereden çekilip alındı. Yahuda Iskariot Hz. İsa’ya benzetildi. Romalı askerler onun peşinden içeri girdiler batkılar ki İsa orada. Aldılar, vura vura, döve döve, hakaret ede ede götürmeye başladılar. Bu bağırıyor: “Yapmayın ben İsa değilim. Ben Yahuda Iskariot’um, beni tanımıyor musunuz?” Çok canlı tasvir eder bu hadiseyi Barnaba incili. Fakat Iskariot'un bu feryadını kimse kaale almıyor. Dalga geçerek, döverek alıp götürüyorlar mahkemeye. Yani asılan Yahuda Iskariot’tur diyor Barnaba incili.
Burada, Kur'ân âyetiyle yaklaşık olarak bir paralellik vardır. Her neyse biz hz. İsa (aleyhi’s-selâm)’ın Yahudiler tarafından öldürülmediğini, asılmadığını biliyoruz. Ve buna iman ediyoruz. Peki Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)'a ne oldu?
“بَل رَّفَعَهُ اللّهُ إِلَيْهِ”
buyuruluyor âyet-i kerîmede. 158. âyette. Yani "onu yakînen, kesinlikle öldürmediler. Aksine, ALLAH onu kendisine yükseltti.”
Şimdi ortada bir Yahudi iddiası var. Yahudiler diyor ki "biz İsa’yı çarmıha gerdik". Hristiyanlar da bunu kabul ediyor. Resmi Hristiyanlığın çok büyük bir kısmı bunu kabul ediyor. ALLAH Teâlâ da bu iddia karşısında “بل” diye bir ifade kullanıyor; “tam aksine” diyor. Buradan ne anlaşılmak lâzım gelir. “Siz onu öldürdük diyorsunuz ama, tam aksine siz onu öldürmediniz.” Bundan sonrasında “رفعه الله إليه (ALLAH onu kendi katına, kendine yükseltti)”, ne anlamamız lâzım buradan? Şöyle anlayabilir miyiz? “Siz onu öldürmediniz ama ALLAH onu öldürdü ve katına yükseltti.” Böyle anlayabilir miyiz? Böyle anlamamızı mümkün kılacak bir ifade var mıdır âyette? Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın öldürülmesinden söz edilmiyor. Sadece "kaldırıldı, ref‘ edildi" deniliyor. O halde âyet-i kerimeye Hz. İsâ’nın öldürüldüğü anlamını yükleyemeyiz. Buradaki “kaldırma” üzerinde durmamız lazım. Nedir bu? Yahudilerin iddialarına bir cevap olmak üzere bu ifade zikredildiğine göre bunu biz Hz. İsa (aleyhi’s-selâm)ın ALLAH Teâlâ nezdine diri olarak kaldırıldığı tarzında anlamak zorundayız. Neden? Eğer "evet onu siz öldürmediniz, ama ALLAH Teâlâ çarmıh hadisesinde, öncesinde veya sonrasında onu tabii bir ölümle öldürdü ve katına yükseltti" tarzında anlayacaksak, burada gözden kaçırdığımız bir şey var demektir. O da şudur: Zaten her öleni ALLAH Teâlâ öldürür. Yani uçurumdan yuvarlananı da O öldürür, kalp krizi geçireni de O öldürür. Kaza geçireni de O öldürür. Dolayısıyla Yahudilerin öldürdüğünü de aslında ALLAH Teâlâ öldürmüştür. Gerçek anlamda ruhu kabzeden O’dur. Biz ikinci derecedeki faillere fiili mecâzen atfediyoruz. "O öldürdü", "bu öldürdü" diyoruz ama esas müsebbibe baktığımız zaman ALLAH Teâlâ’dır.
Dolayısıyla burada "hayır siz öldürmediniz ben öldürdüm" denmesinin bir anlamı yok. Bunu böyle anlayamayız. Hiçbir şekilde bunu böyle anlayamayız. ALLAH Teâlâ herhangi bir mahlûk ile –hâşâ– böyle bir diyaloğa girmez. “Sen öldürmedin ben öldürdüm” demez. Amennâ tabii ki herkesi ALLAH öldürür. Ve Yahudilerin bu iddiasına da böyle bir cevap olmaz. Yahudiler buna zaten inanıyordur: “Yani ister ALLAH öldürsün, ister başkaları öldürsün. Öldürdük mü; mesele yok!” O halde oradaki öldürme iddiasına burada bir cevap var. “Hayır onu öldürmediniz. Onu ALLAH kendi katına yükseltti." Âyet-i kerimeden anlaşılması gereken budur.
Burada ALLAH Teâlâ’nın onu kendi katına yükseltmesinden ne anlayacağız? Bunun anlaşılması için konuyla ilgili diğer âyet-i kerîmeleri de ele almamız lâzım.
..::HAMZA::..:
Talha Hakan Alp: Bu meyanda Hz. İsâ’nın dünyada iken öldüğünü ya da öldürüldüğünü savunanlar Âl-i İmrân sûresi 55: âyet-i kerimesinde geçen şu ifadeyi delil olarak ileri sürüyorlar. Diyorlar ki:
إِذْ قَالَ اللّهُ يَا عِيسَى إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَإِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذِينَ كَفَرُواْ وَجَاعِلُ الَّذِينَ اتَّبَعُوكَفَوْقَ الَّذِينَ كَفَرُواْ
إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْفَأَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
buradaki “إني متوفيك” cümlesini Hz. İsâ’nın öldüğünü ya da öldürüldüğünü savunanlar delil olarak kullanıyorlar. “إني متوفيك” doğrudan “biz seni öldüreceğiz” anlamına mı geliyor ki böyle bir iddiaya mesnet olarak kullanılıyor?
Ebubekir Sifil Hoca:Daha önce de bu konuda yazdık, konuştuk, söyledik. Özeti şu: "Vefât" kelimesini, "teveffî" kelimesini "mevt" anlamında ilk defa Kur'ân kullanmıştır. İşte İbn Sîde’nin el-Muhassas isimli sözlüğü açıkça ortaya koyuyor ki câhiliye Arapları "mevt" karşılığı pek çok kelime kullanmışlar. Bunların arasında vefât, teveffî yok. Teveffî kelimesini "ölüm" yerine, "mevt" yerine mecâzen ilk defa Kur'ân kullandığına göre ve bu kelimenin hakiki anlamında mevt, imâte olmadığına göre Kur'ân bu kelimeyi nerde aslî anlamda nerde mecâzî anlamda kullanmıştır, buna çok iyi bakmamız lâzım. Kur'ân’da her yerde aynı anlamda kullanılmıyor çünkü bu kelime. Yani “اللَّهُ يَتَوَفَّى الْأَنفُسَ حِينَ مَوْتِهَا” âyet-i kerimesinde hem "mevt" hem "teveffî" birlikte kullanılıyor. Demek ki bu iki kelime arasında motamot bir benzerlik, aynîlik, müştereklik yok. Biri hakîkî anlam: mevt; diğeri mecâzî anlamda. "Teveffî"nin, "vefât"ın hakiki anlamı, "almak, kabzetmek"tir. Yani eceli gelen ruhu ALLAH Teâlâ teveffî ettirir, alır ve ruh ölür: mevt. Yani teveffî sonucu ölme var. Alma, kabzetme sonucu ölme var. Eceli gelmemişse onun ruhu tekrar iade edilir. Eğer vefat kelimesinde, gerçek anlamda, bizim Türkçede kullandığımız gibi “ölüm” olsaydı bu âyet-i kerîmede eceli gelmemiş insanlara ruhun yeniden iadesi söz konusu olmazdı.
MUHAMMED Aydemir: Hocam
وَالَّتِيلَمْتَمُتْ فِي مَنَامِهَا فَيُمْسِكُ الَّتِي قَضَى عَلَيْهَا الْمَوْتَوَيُرْسِلُ الْأُخْرَى إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍلِّقَوْمٍ
يَتَفَكَّرُونَ
âyet-i kerîmesi de var.
Ebubekir Sifil Hoca: Evet çok irtibatlı konumuzla.
Talha Hakan Alp: Yani önce ALLAH onları teveffî ediyor.
Ebubekir Sifil Hoca: Her ikisini teveffî ediyor: Uyuyanları ve eceli dolanları.
Talha Hakan Alp: Yani eceli dolanları mevt, imâte ediyor, öldürüyor, ruhunu alıyor bir daha göndermiyor. Eceli gelmeyenleri “ويرسل الأخرى" salıyor. Öyleyse demek ki teveffi kelimesinde, bu âyet-i kerimede sadece kabzetmek, almak mânâsı var.
Ebubekir Sifil Hoca: Burada mutlak ölüm yok. Dilimizde vefat, ölüm anlamında kullanılıyor ama, burada mutlak ölüm anlamında kullanılmıyor. "Vefat" var ama "ölüm" yok.
Talha Hakan Alp: Zaten “حين موتها” diye hemen peşinden ölüm kelimesi geliyor. Peki hocam o halde “إني متوفيك” cümlesini illâ ölüm anlamında anlamanın herhangi bir gerekçesi yok
Ebubekir Sifil Hoca: Evet bunun için ayrı bir delil gerekiyor. Burada mecaz mı kullanıldı? Hakikat mi kullanıldı? Bunu anlamak için –zaten onun için bu mukaddimeyi yaptık– ayrı bir delil gerekiyor.
Talha Hakan Alp: Bu meyanda delil olarak şöyle bir şey sunuluyor. Elimde “İslamda İnanç Esasları” adında bir kitap var. Doç Dr. İlyas Çelebi yazmış. Aynen ifadeyi bulup aktarayım size. Diyor ki: “Ayrıca hala yaşayan bir İsa düşüncesi Sünnetullâha da aykırıdır. Çünkü ALLAH’ın koyduğu hayat kanunlarına göre beşerin yemeden içmeden bu kadar uzun süre yaşaması imkânsızdır”. Yani birisi –doçent bu şahıs, İlyas çelebi– delil olarak bunu ileri sürebilir mi? Hz. İsa mutlaka ölmüştür. “إني متوفيك”ye biz “öldürdü” anlamını vermeliyiz. Çünkü o günden bu güne Hz. İsâ’nın yemeden içmeden yaşaması mümkün değildir. O halde ölmüştür.” demek mümkün müdür?
Ebubekir Sifil Hoca: Şimdi bu "hayat kanunu" dediğiniz şey nedir? Nasıl bir şeydir? Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın babasız dünyaya gelmesi hayat kanununa uygun mudur aykırı mıdır?
Talha Hakan Alp: Yemek ve içmeye kıyas edilecekse aykırıdır.
Ebubekir Sifil Hoca: Aykırıdır ama biz Kuran’da zikredildiği için buna inanıyoruz. Hayat kanunu "postülatını" burada çiğniyoruz. Bu şu demektir. Biz naklî bir bilgiyle bu hayat kanununu parçalayan, bu hayat kanununa istisna teşkil eden hususlar gördüğümüzde, naklî sarih-sahih bir bilgi gördüğümüzde hayat kanunu bir tarafa bırakıyoruz. Çünkü o kanunu koyan da ALLAH Teâlâ’dır, lüzum olduğunda, gerek gördüğünde, irade buyurduğunda onu kaldıran da O’dur. Kanun O’nundur, kaldıranı da O’dur. Böyle bakmamız lâzım.
Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) meselesinde sık sık gündeme getirilen “göğe çekilmesi, kıyamete yakın yere indirilmesi, nüzûlü… bunlar akla aykırı rivâyetlerdir” falan tarzı sözleri duyuyoruz. Buradaki akıl hangi akıldır?
Bu akla işlevselliğini veren, çalışmasını temin eden sistem, yasa hangi yasadır? Bu Hristiyan aklı mı, bu Müslüman aklı mı, bu modern akıl mı, bu felsefî akıl mı, bu Yunan aklı mı?.. Hangi akıl? Biz diyoruz ki bu “mümkin”dir. Niye mümkindir? Çünkü ALLAH Teâlâ Kur'ân’da "babasız doğmuş bir İsa" haberini bize verdiğine göre bu, ALLAH Teâlâ için, zaten O’nun iradesi bakımından, kudreti bakımından asla tartışma konusu yapılamaz, ama naklî bir haberde bize bu şekilde geldiyse mukinâttandır. O halde yaratılış kanununu, tabiat kanununu parçalayan, ona istisna teşkil eden böyle bir olay varsa bunu bize aynı düzeyde bilgi veren naklî unsurlar için bu şekilde bir muttarid kaide olarak kabul etmemiz lâzım. Nedir o? Hz. İsa (aleyhi’s-selâm)ın diri olarak göğe çekilmesi mümkin midir değil midir? İslâmî akıl bize diyor ki eğer bu bize sahîh, sarih ve yakîni bir bilgi ifade eden bir haber kaynağı tarafından iletilmişse, haber verilmişse biz buna inanırız. Böyle bir şey mümkün müdür, olabilir mi? diye sormayız. Babasız doğuyorsa mümkündür, kabul ederiz ama ALLAH Teâlâ nezdinde ne yer, ne içer; üşür mü, yatar mı, uyur mu, kalkar mı… "bunlar akla aykırı olduğu için kabul etmeyiz" demeyiz. Çünkü babasız doğum için de pek çok soru sorulabilir bu şekilde.
MUHAMMED Aydemir: Hocam bu arada belki o noktaya geleceksiniz ama Şeltut’un ref’ konusunda "bu bir "ref-i mekânî" değildir, "ref-i menzile"dir. ALLAH Teâlâ Hz. İsâ’nın derecesini yükseltmiştir. Yoksa onu cismanî olarak kaldırmamıştır" tarzı yaklaşımları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ebubekir Sifil Hoca: Her şeyden önce bu bir yorum. Bunu böyle belirlemek gerekiyor. Kuran-ı Kerim'de “Biz onun şerefini, şanını, mevkiini, makamını yükselttik” demiyor. Ref kelimesi kullanılıyor, bu kelimenin hakiki anlamdan mecazî anlama sarf edildiğini gösteren ayrı bir delil gerekir ki biz bunu kabul edebilelim. Ayrıca Hz. İsâ zaten şanı yüce bir peygamberdir. Bütün peygamberlerin şanı yücedir. Onları bir şekilde öldürüp, yani normal bir şekilde, herhangi bir insanın ölmesi gibi öldürüp, arakasından da onun derecesinin yükseltildiğini söylemek anlamsızdır. Zaten Kuran-ı Kerim'de hakkında böyle bir ifade kullanılmayan her peygamber için de böyledir. Her peygamberin şanı yücedir. İster birileri tarafında katledilmiş, şehid edilmiş olsun, ister eceli gelmiş normal bir ölümle ölmüş olsun, bütün peygamberler kadri yüce insanlardır. Onlar için ayrıca bu kelimenin kullanılmamış olması bu mantık için bir problemdir.
İkinci olarak, ref kelimesinin buradaki anlamının hakiki mi, mecazi mı olduğunu anlamak için "Kur'an’da bu kelime her yerde mecâzdır" diye bir genelleme yapmamız lazım. Oysa her yerde mecaz değildir. Bunun örnekleri Kuran-ı Kerimde çok, Hz. Yusuf’un Mısır’ın ikinci adamı olduktan sonra babası ve kardeşleri yanına geldiğinde onları tahtın bulunduğu yere yükselttiğini “ورفع أبويه على عرشه” âyetinde de aynı kelime kullanılıyor. Onların mekânını, şanını, şöhretini mi yüceltti? Hayır. İbare o kadar açık ki: "Onları tahtın bulunduğu yere çıkarttı/yükseltti" anlamındadır. Dolayısıyla bu zayıf ve geçersiz bir tevildir.
Talha Hakan Alp: Bir de bunun sizin de ifade ettiğiniz üzere,
وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَـكِن شُبِّهَ لَهُمْ
"Onlar onu ne öldürdüler, ne de astılar; bilakis ALLAH onu kendine yükseltti." Bu siyak-sibak içerisinde "şanını yüceltti" anlamı da biraz uzak kalmış oluyor.
Dolayısıyla o zaman
"إِذْ قَالَ اللّهُ يَا عِيسَى إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَإِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذِينَ كَفَرُواْ وَجَاعِلُ الَّذِينَ اتَّبَعُوكَفَوْقَ الَّذِينَ
كَفَرُواْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْفَأَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ"
âyet-i kerimesindeki teveffî kelimesi normalde kabz mânâsına geliyor şeklinde ale’l-itlak bir mânâ vermemiz gerekiyor. Aksine ölüm mânâsını vermek için başka bir delile ihtiyaç var ki, herhalde muârızların az evvel aktarmış olduğum delilleri delil olacak evsafta olmayıp bir şüphedir. İnsan bu şüpheyle hareket edecek olsa mucizelere de inanmak mümkün olmaz. Hatta Hz. İsâ’nın babasız varlığına bile inanmak söz konusu olmaz.
Ebubekir Sifil Hoca: Ayrıca, ALLAH Teâlâ’nın bunu gelecekte vuku bulacak bir ifade kipinde ifade buyurması, “Ben seni vefat ettireceğim ve nezdime yükselteceğim (إني متوفيك و رافعك إلي)” “bunu yapacağım” buyurması böyle bir bağlamda, bir de bu –ilerde eğer ille bu "müteveffîke"yi, "vefât"ı "ölüm" anlamında alacaksak– ilerde vuku bulacağını gösteren delillerden birisi olur. Bir takım ulemâ bunu, "Burada bir takdim-tehir var. Önce ALLAH Teâlâ Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)’ı – biraz önce zikrettiğimiz âyette geçtiği gibi– onu kendi katına yükseltecek sonra yeryüzüne indirecek ve arkasından vefat ettirecek. Bu âyette bu minvalde bir takdim-tehir olmuş" diyorlar. Bunu kabul ederiz ya da etmeyiz, bu çok önemli değil, çünkü netice itibariyle Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın vefatını "mevt" olarak alırsak bu kelimeden hareketle, arkasından "رافعك إلي" ifadesini anlamlandırmamız mümkün olmaz. Buradan hareketle diyoruz ki, takdim-tehir ister kabul edilsin, ister edilmesin, Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)'ın bedenen ve ruhen kabzedilmesi, göğe alınması anlamına gelir. Burada takdim-tehir bulunduğunu söylersek ne demiş olacağız? ALLAH Teâlâ Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ı önce göğe yükseltti ve vefat kelimesi de burada mecâzî anlamda ölümü ifade eder. Dolayısıyla indiği zaman onu öldürecek, ruhunu kabzedecek anlamı çıkar. Takdim-tehir yoktur dersek "ben seni yeryüzünden alacağım ve katıma yükselteceğim" anlamı çıkar. Takdim-tehir olduğunu söylesek de söylemesek de bizim bakış açımızdan burada bir problem gözükmüyor.

..::HAMZA::..:
Talha Hakan Alp: Bir de konuyla ilgili kaynaklarda Hz. İsâ'nın nüzûlünü anlatan Ehl-i Sünnet kaynaklarında, "وَإِنَّهُ لَعِلْمٌ لِلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِ" âyet-i kerimesine değiniliyor. Bu âyet-i kerimede "إنه" deki "هو" zamirinin Hz. İsa'ya raci olduğu söyleniyor. Bazıları bu zamirin Kur'ân'a racî olduğunu söylüyorsa da, birçok müfessir, "geride Kur'ân-ı Kerim lafzı geçmediği için zamiri Kur'ân kelimesine göndermenin bir anlamı yoktur" şeklinde bir açıklamada bulunuyorlar. Bu âyet-i kerimenin öncesine, sibâkına baktığımız zaman burada da
وَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَمَثَلًا إِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ
diye başlayan, üç-dört âyet öncesinden başlayan bir şey var, Hz. İsâ'dan bahis var. İşte Mekkeli müşriklerle Hz. Peygamber Efendimiz'in Hz. İsâ merkezli tartışmasına değiniliyor âyet-i kerimede ve ondan sonra hemen ardından, birkaç âyet sonra henüz daha o bahis tamamlanmadan(وإنه لعلم للساعة-o, kıyâmet için bir alâmettir, bir işârettir, bir bilgidir.)" buyruluyor. (فَلا تمتَرن بِها واتبِعون-kıyametten şüpheye düşmeyin ve bana tâbi olun)" buyruluyor. Hocam siz bu âyeti nasıl açıklıyorsunuz?
Ebubekir Sifil Hoca: Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)a bu zamiri göndermek zorundayız. Bağlam bunu icab ettiriyor. Zannediyorum müfessirlerin ekseriyeti de bu konuda aynı şeyi söylüyor. Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)a bu zamiri gönderdiğimizde Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın kıyamet için bir bilgi olması ne demektir? Bunun üstünde durmamız lazım. Efendimiz ile Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) arasında 600 yıllık bir süre var. Hz İsâ (aleyhi’s-selâm) Efendimiz'e kıyasla kıyâmetten daha ötede, daha uzakta. Efendimiz kıyâmete daha yakın. Böyle olduğu halde Hz. İsâ neden "Kıyâmetin bilgisi" olarak zikredilmiş olabilir? Bu noktanın cevabı olarak müfessirler diyorlar ki: "İşte bu, Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın kıyâmet öncesi yeryüzüne ineceğine işaret eder.
Bir diğer kıraatte de "لَعَلَمٌ للساعة" şeklinde geliyor. Sahih bir rivâyettir bu. Bu takdirde anlam daha açık oluyor. Hz. İsâ kıyâmete alâmet, işâret oluyor. Daha açık ve daha doğrudan bir anlam oluyor bu durumda. Bazı müfessirler bunu Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın babasız doğmasının bir kıyamet alameti olduğu şeklinde anlıyor ama, Allâhu a‘lem bunu Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın doğumu esnasında, Âl-i İmrân sûresinde Hz. Meryem etrafında gelişen tartışmalar bağlamında zikredilmesi gerekir gibi geliyor insana. Tabii ki ALLAH Teâlâ dilediği âyeti dilediği yerde zikreder. Efendimiz bunları tevkifî olarak tesbit etmiş. Ama burda bu yorum, bağlama uymuyor. Bunu söylememiz lâzım. Yani Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın kıyamet için "bilgi" olması ne demek? Babasız doğması demek? Nasıl bir bilgi olabilir bu? Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) "babasız doğdum diye ben bir kıyamet alametiyim" demiştir şeklinde bir bilgi var mı elimizde? Veya o zaman doğduğu dönemde o tarihsel çevreyi düşünelim Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) babasız doğdu diye "kıyamet yaklaşıyor" diyenler oldu mu? Hz. İsa'yı kıyâmete alâmet sayanlar oldu mu? Tarihsel olarak böyle bir zemin de yok yani. Dolayısıyla Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın kıyamet için bir bilgi veya alâmet teşkil etmesi, onun nüzûlüyle söz konusu olacaktır. Böyle kabul ettiğimizde, böyle baktığımızda âyet-i kerîmenin anlamı daha bir yerli yerine oturuyor.
Talha Hakan Alp: Teknik olarak da zâten kıraatler birbirlerini tefsir etmezler mi hocam? Dolayısıyla "لَعَلَمٌ للساعة" kıraati "لَعِلْمٌ" kıraatinin de kıyâmet alâmeti anlamına gelebileceğini gösteriyor.
Hocam konuşmamızın başından itibaren birinci sırada Nisâ sûresinde geçen, Hz. İsâ'nın yeryüzünde Yahûdîler tarafından öldürüldüğü, asıldığı iddiasına cevap mahiyetindeki âyetleri gördük. 157. 158 ve 159. âyet-i kerîmeler. Bu âyetlerden açıkça şu anlaşılıyor: "Hz. İsâ'yı Yahudiler ne öldürdüler, ne de onu astılar; bilakis ALLAH onu katına yükseltti" Yalnız burada âyetin devamında bir şey daha geçiyor. Az evvel okumuş olduğum Zuhruf sûresinden okuduğum, Hz. İsâ'nın kıyametin bilgisi veya alâmeti olduğuna dâir bu âyet-i kerîmenin dışında, yine tekrar Nisâ 159. âyet-i kerîmesine gelirsek bu âyette de şöyle geçiyor:

وَإِن مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ إِلاَّ لَيُؤْمِنَنَّ بِهِ قَبْلَ مَوْتِهِ وَيَوْمَالْقِيَامَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا
bu âyet-i kerime de yine Ehl-i Sünnet kaynaklarında, tefsirlerde, çoğunluk Hz. İsâ'nın tekrar, kıyâmetten önce yeryüzüne ineceğine dair bir işaret, bir delil olarak kullanıyor. Bu konuda ekleyeceğiniz bir şey var mı?
Ebubekir Sifil Hoca: Bu konuda tefsirlerde iki farklı görüş var. Birisi diyor ki:
وَإِن مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ إِلاَّ لَيُؤْمِنَنَّ بِهِ قَبْلَ مَوْتِهِ
"قبل موته"deki "هو" zamiri Ehl-i Kitâba gider; "ليؤمنن به"deki "هو" zamiri ise Hz. İsâ'ya gider. Dolayısıyla anlam şöyle olur: "Ehl-i Kitaptan hiçbir fert yoktur ki, ölüm kendisine geldiği zaman İsâ'ya imân etmiş olmasın." Hatta rivâyet tefsirlerinde Ubeyy b. Ka‘b (radıyallâhu anh)tan da " إلا ليؤمنن به قبل موتهم" tarzında çoğul bir ifade kullanılıyor. Ancak belirtmemiz lazım ki bu kıraatin senedi zayıftır. Dolayısıyla bunu biz âyetin mütevâtir kıraat şeklini tefsir eden bir mütevâtir kıraat veya meşhur bir kıraat ya da sahih bir kıraat olarak kabul edemeyiz. Zira senedi zayıftır, bunu bilelim.
Şimdi, "Ehl-i Kitaptan her bir fert ölüm kendisine geldiği zaman İsâ'ya iman edecek" böyle olsa, böyle kabul etsek, bu ne anlama gelir? Hristiyanlar zaten Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)'a iman ettiklerini söylüyorlar. Yahudiler de onu öldürdüklerini söylüyorlar. Burada belki o zaman Ehl-i Kitap ifadesini tahsis edip, "ona inanmayan Ehl-i Kitap" şeklinde anlamamız gerekecek.
İki: Ehl-i Kitaba mensup her bir fert Hz. İsa (aleyhi’s-selâm)a iman edilmesi gerektiği gibi iman edecek.
Şimdi bunlardan ilk ihtimal üzerinde biraz sonra duralım. İkinci ihtimale bakalım:
"Ehl-i Kitaptan her bir fert kendisine ölüm gelmeden önce İsâ'ya iman edilmesi gerektiği gibi iman edecek." Bu neyi gösteriyor? Yani Ehl-i Kitaptan her bir fert Hz. İsâ'ya bihakkın, gereği gibi iman edip ölse ne olur? İman etmiş, mümin olarak mı ölmüş olur? Hayır. Efendimiz (aleyhi’s-salâtu ve's-selâm)a iman etmeden, —ki peygamber olarak geldi. Ve bu âyet-i kerîmenin ifadesi de umûmîdir; âyet-i kerîme Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın zamanından tutun ilâ yevmi'l-kıyâme bütün Ehl-i Kitabı kapsıyor. Bu arada peygamber olarak Efendimiz (aleyhi’s-selâtu ve's-selâm) geldi. Ehl-i Kitap Hz. İsâ'ya iman etti, ama Efendimiz'e iman etmedi.- Bunun bir anlamı yok.
İkinci olarak, Hz. İsâ'ya diyelim ki gereği gibi iman etmek Efendimiz'e imanı da getirir, çünkü Hz. İsâ, Efendimiz'in geleceğini söylüyor. Kur'ân'ın bu husustaki beyânı malum. O zaman burada Hz. İsâ'ya imanın zikredilmesinin manası nedir? Ne getirir bu? Hz. İsâ'ya Ehl-i Kitaptan her biri ölmeden önce iman etti; yani Hz. İsâ'nın müjdelediği peygambere iman etmiş oldu. Böyle bir ifade çıkıyor buradan sonuç olarak. Ama o zaman Ehl-i Kitaptan her bir ferdin doğrudan Efendimiz'e iman etmesi Hz. İsâ'ya ve diğer bütün peygamberlere imanı da tazammun edeceğinden daha garantili, daha kestirme, daha Kur'ânî bir ifade olmaz mı? Olur. O halde bunu biz, "Ehl-i Kitaptan her bir fert Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)a bihakkın iman edecek" tarzında anlayamayız. Bu zorlama bir yorum olur yani.
Peki Ehl-i Kitapdan her bir fert demeyelim de buna; birinci ihtimalden hareketle Yahudilere tahsis ederek bunu söyleyelim: "Yahudilerden her biri ölmeden önce Hz. İsâ'ya iman edecek… Ölüm kendisine gelmeden önce Hz. İsâ'ya iman edecek ve sonra ölecek." Peki bir Yahudiye Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)a bu şekilde iman etmek ne kazandırır?
Yani şimdi yine aynı yere geliyoruz. Burada ister Hristiyanların imanını devre dışı tutalım, istisna edelim, tahsis harici tutalım; ister hepsini birden anlayalım, Ehl-i Kitapdan her bir ferde ölüm gelmeden önce onların Hz. İsâ'ya iman etmesinin bir anlamı, bir hükmü, bir neticesi, bir müteallakı yok. Çünkü ortada Efendimiz var. Böyle bir vakıa var. Son Peygamber var. Ehl-i Kitap için de, diğer insanlar için de ona iman etmek bir zorunluluktur.
Şimdi Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)a Ehl-i Kitabın iman etmesi burada eğer söz konusu olacak ise diğer insanların durumu ne olacak? Yani Efendimiz (aleyhi's-sâlâtu ve's-selâm) gelmeden önce Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) döneminde, bu altı yüz yıllık dönem içerisinde diğer insanlar neye inanacak? Bu süre zarfında yaşayan Brahmanistler, Budistler, Konfiçyanistler, ateistler… Bunların iman durumuna âyet-i kerime değinmiyor. Sadece Hz. İsa (aleyhi’s-selâm)la sınırlı bir anlatım var âyet-i kerimede. Dolayısıyla burada Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) etrafında, onun merkez teşkil ettiği bir anlam, bir bağlam düşünmemiz lâzım. İşte bu bağlam âyet-i kerîmeyi öbür türlü anladığınız zaman tahakkuk ediyor. Nedir o? Hz. (aleyhi’s-selâm) ölmeden önce, Ehl-i Kitaba mensup her bir fert, Hz. İsâ'nın ölümünden önce kendisine iman edecek.
Şimdi bakalım. Bu âyet-i kerime Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) hakkında mevt kelimesinin kullanıldığı ikinci âyettir. Fakat Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın çarmıh hadisesi etrafında, o tarihsel durumun öncesinde veya sonrasında öldüğüne delâlet etmiyor bu âyet. Doğrudan, açık "mevt" kelimesi var burada, ama Hz. İsâ'nın ölüm zamanıyla ilgili, o çarmıh hadisesine bir atıf yok. Mutlak bir ifade var. Buradan biz şunu anlıyoruz: "Müteveffî, vefat, teveffî" kelimeleri hakkında yaptığımız izahatı da hesaba katarak düşünürsek, Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın ne zaman ki gerçek anlamda ölüm/mevt zamanı gelecek, işte o ölümü/mevti tatmadan önce, o hadiseyi yaşamadan önce mevcut Ehl-i Kitabın hepsi ona iman edecek. Anlamı bu şekilde kabul edersek sağlamasını nasıl yapabiliriz?
Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) kıyâmete yakın yeryüzüne nüzûl edecek, onu kabul edenlerle zaten mesele yok anlaşacak, onu kabul edenler ona ittiba edecek, etmeyenlerle savaşacak ve bu savaş neticesinde hayatta kalan Ehl-i Kitabın her bir ferdi Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)a iman edecek. İşte bu, Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)a, bu zaman diliminde getirilen iman ve inkiyâd Efendimiz'e imân ve inkiyâdı da doğrudan tazammun eder. Hem zamansal olarak, hem mefhum olarak. Çünkü Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) kıyamete yakın geldiğinde Efendimiz'in getirdiği şeriatla amel edecek. Ona tâbi bir insan olacak. Dolayısıyla Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) etrafındaki tartışmalar, ondan sonra Ehl-i Kitabın Müslümanlarla olan münakaşaları, ihtilafları onların Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın o konumuna iman etmeleriyle son bulacak. Her iki peygambere de imanı tazammun eden bir şey bu. Dolayısıyla biz bu âyet-i kerimeyi Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın kıyamete yakın yeryüzüne tekrar geleceğini ve kendisine iman etmeyenlerle savaşmasından, deccalla mücadelesinden sonra hayatta kalan Ehl-i Kitapdan her bir ferdin ona iman edeceği şeklinde anlıyoruz.
Talha Hakan Alp: Öbür türlü anlamak da mümkün değil zaten, çünkü vakıaya ters düşer. Zira Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) onların dediği gibi çarmıha gerilerek öldürülmüş olsaydı o anda bütün Ehl-i Kitap ona iman etmiş değildi. Nitekim öldürenler de Ehl-i Kitap olmuş olurdu.
MUHAMMED Aydemir: Hocam sizin bu anlattıklarınızdan ben şöyle bir şey anladım: Onun geleceğinden şüphe edenler dahi onun gerçekten insan olduğuna inanacaklar. Ehl-i Kitaptan ya da diğer insanlardan olsun. Diyelim ki geldi ancak kimileri şüphe edecek ama ennihâye onun Hz. İsâ olduğunu kabul edecekler.
Ebubekir Sifil Hoca: Buradaki incelik şu. Hz. İsa (aleyhi’s-selâm)ın mevtinin, ölümünün öncesine atıf yapılıyor âyet-i kerîmede. Yani "o nüzul ettiğinde, dünyaya geri döndüğünde" demiyor; "o ölmeden önce" diyor. Yani demek ki onun nüzûlüyle ölmeden öncesi arasında bir şeyler yaşanacak. Nedir o? Demin söylemeye çalıştığımız şey. Ehl-i Kitaptan her bir fert ya ona iman edecek, o nüzulden sonra; ya da karşı çıkacak. Karşı çıkanlarla savaşacak, bunların bir kısmı da (ölümden kurtulanlar) –Allâhu a‘lem– mağlubiyetten sonra Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)a iman edecekler ki " قبل موته"deki espri burada zaten.
Talha Hakan Alp: Hocam sonuç olarak ayetlerle ilgili tahlillerden ve açıklamalardan sonra şu ortaya çıkıyor: şu halde Nisâ Sûresi 157,158 ve 159. âyetlerde açıkça Hz. İsâ'nın öldürülmediği, asılmadığı, ALLAH katına yükseltildiği bildiriliyor. Yine bu âyetlerin sonunda, 159. âyette zâhir açıklamaya/tefsire göre Hz. İsâ'nın kıyametin eşiğinde bir kıyamet alameti olarak yeryüzüne tekrar indirileceği ve Ehl-i Kitabın bütünüyle kendisine sahih anlamıyla iman edeceği belirtilmiş oluyor. Bunu teyîden yine Zuhruf sûresinin 61. âyet-i kerîmesinde de Hz. İsâ'nın yine zahir tefsire göre, kuvvetli tefsire göre Hz. İsâ'nın kıyâmetin bir bilgisi veya alâmeti olduğu bildirilmiş oluyor. Ayrıca şunu görmüş olduk: Âl-i İmrân sûresi 55. âyet-i kerîmesinde geçen "إني متوفيك"cümlesini, Hz. İsâ'nın dünyadayken vefat ettirildiği, canının alındığı anlamına yoranların bu tefsir ve tevillerinin de çok açık olmadığı burada geçen "teveffî" kelimesinin "kabzetmek, almak, katına almak" anlamlarına gelebileceği mümkündür, hatta diğer âyetler de bunu desteklemektedir. Âl-i İmrân 55. âyet-i kerîmesi de diğer âyetlerden çıkarmış olduğumuz bu sonuçla çelişmemektedir. Konunun âyetlerle ilgili boyutu kısaca, özetle bunlardan ibaret.
Hocam şimdi uygun görürseniz konuya teknik olarak, Ehl-i Sünnet ulemâsının herhangi bir itikadî esası, hatta herhangi bir fıkhî esası bile, haram-helâl meselesini bile isbat ederken, ortaya koyarken takip ettikleri bir metot söz konusu. Önce konuyu Kur'ân-ı Kerim âyetiyle ortaya koyuyorlar. Âyet-i kerimenin o konuya temâsı ama açıktır, ama kapalıdır, ama işârî bir ifade vardır, ama sarih bir ifade vardır. Daha sonra konu hadislerle desteklenir, teyit edilir. Daha sonra sahabenin, tâbiînin, müctehid imamların konuyla ilgili icmaına, ittifakına yer verilir. Biz de bu metodu takip etmek sûretiyle âyetlerden çıkan bu sonucu bir de Hz. Peygamber Efendimizden nakledilen hadisler bağlamında ele almak istiyoruz.
Ebubekir Sifil Hoca: Ben burada bir tesbitte bulunayım. Bu yaptığımız izahat aslında, insafla düşünenler için Kur'ân'da Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın ref edildiğine ya da kıyamete yakın nüzul edeceğine hiçbir şekilde delâlet, imâ tarzında dahi bir anlatım olmadığını söyleyenlerin çok da isabetli olmadıklarını gösteriyor. Ale't-tenezzül şöyle diyelim:
"Kur'ân'da bu üstünde durduğumuz âyet-i kerîmelerde Hz. Îsâ (aleyhi’s-selâm)ın yeryüzüne nüzûlü ve sağ olarak ref‘i çok açık değil, çok net değil. Bir ihtimal olarak beliriyor." Yani ale't-tenezzül böyle söylüyoruz. Diyelim ki böyledir yani. Peki bu durumda ne yapmamız lazım? Bu meseleyi netleştirmenin yolu nedir? Bir ihtimal var ortada: Öyle anlamak da mümkün, böyle anlamak da mümkün. Bir mümin ne yapmalıdır bu durumda? Kur'ân'ın birincil, en yetkili, en kudretli müfessiri, mübeyyini Sünnete başvurmak lâzım. Yani bunun için ayrıca yeni bir metodoloji keşfine falan lüzum yok. Bu en basit bir usûl-i fıkıh kitabında da bu şekilde ele alınır. Bir müminin normal işleyen bilinç durumunda da bu şekildedir. Yani Kur'an bu âyette ne diyor? Şu konuda Kur'an'ın hükmü, ilâhî irâde, murâd-ı ilâhî nedir? diye bir insan tereddütte kaldığında hemen müracaat edeceği kaynak Sünnet'tir. Efendimiz (aleyhi's-salâtu ve's-selâm)dır. O zaman dönüp bakalım. Diyelim ki biz burada tereddütte kaldık meselâ. Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) vefât etti mi? Öldü mü ölmedi mi? Tereddütte kaldık. Acaba Efendimiz (aleyhi's-salâtu ve's-selâm) ne demiş? Dönüp buraya bakmak lâzım. Buyurun bakalım şimdi.
Talha Hakan Alp: Buyurun bakalım hocam. Bu konuyla ilgili, insan dışardan baktığı zaman konu hep âyetler merkezinde tartışılıyor. Hiç hadislere getirilmiyor. Getirilse bile bir şüphe îrâs ediliyor. Konuya yabancı birisi şöyle bir düşünceye kapılabilir: Bu konuyla ilgili acaba hadis var mı yok mu? Ben de bir yabancı gözüyle size soruyorum: Konuyla ilgili Hz. İsâ'nın yeryüzüne ineceğine dair hadis var mı yok mu hocam?
Ebubekir Sifil Hoca: Şimdi ben şu kadarını söyleyeyim: Bu şekilde tereddütte kalan bir insan, Kur'ân'ın konuyla ilgili ifadeleri, âyetleri tam olarak ne anlatıyor bu konuda karar veremeyen bir insan Sünnet'e baktığında şundan emin olur. Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın çarmıh öncesi ya da sonrası "öldüğünü" anlatan bir tek rivâyet yoktur!
Şimdi düşünün, bir tarihsel durum var: Efendimiz (aleyhi's-salâtu ve's-selâm) dönemi… Bu dönemde Hristiyanlarla münasebetler var, ilişkiler var. Ardından Sahâbe dönemi… Fütûhât… Hristiyan kültürüyle, Hristiyan din adamlarıyla, keşişleriyle, rahipleriyle bilfiil münâsebetler var. Bu münasebetlerden doğan münazaralar, münakaşalar, tartışmalar var. Şimdi bütün bunlar olup biterken Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın öldüğüne dair bir tek hadis rivâyeti, bir tek sahâbî sözü varit mi?
Çünkü Hristiyanlar ısrarla diyorlar ki: –bu bizzat elimizdeki İncil'de de geçen bir ifadedir–: "İsâ dönecek." Efendimiz (aleyhi's-salâtu ve's-selâm)den, "Hayır siz yalan söylüyorsunuz İsâ dönmeyecek" şeklinde nakledilmiş bir ifade yok. Sahâbe'den de yok. Bu bize bir şey anlatmalı. Yani tarihsel durum odur ki, realite onu icab ettirir ki, böyle bir münazara, Ehl-i Kitap'la, Hristiyanlar'la temaslar sırasında, –fikir alışverişi deyin, münâkaşa deyin, münâzara deyin, ne derseniz deyin– cereyan ettiği esnada İslam'ın bu konudaki hükmü, Kur'ân'ın bu konudaki iktizâsı veya Sünnet'in bu husustaki beyânı mutlak sûrette aksetmiş olmalı, bize bir veri olarak gelmiş olmalı.
Biz bu bağlamda Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın öldüğünü ifade eden hiç bir şey görmüyoruz. Tama aksini ise görüyoruz. Bu bize bir şey anlatıyor. Sahabeden otuz civarında insan Efendimiz (aleyhi's-salâtu ve's-selâm)a ref‘ ederek, ona dayandırarak İsa (aleyhi’s-selâm)ın kıyamete yakın yeryüzüne ineceğini çeşitli bağlamlarda nakletmişler. Kimi uzun, kimi kısa. Kimi olayın şurasını anlatmış, kimi burasını… Ama bütün hepsinin müşterek noktası odur ki İsâ (aleyhi’s-selâm) kıyâmete yakın yeryüzüne inecek. Bunun dışındaki detaylarda, ayrıntılarda, anlatılarda yer yer çelişkiler olması bile –aslında çelişki de yok, ama olsa bile– bu ortak müşterek noktanın sıhhatine ve kuvvetine zarar vermez. Otuz küsür sahâbî ve yetmiş küsür merfû‘ hadis, otuz küsür de sahâbî sözü olarak nakledilmiş rivâyet. Yüz küsür rivayet bugün elimizde sağlam olarak mevcut ki, Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) yeryüzüne kıyâmete yakın inecek, –şöyle yapacak, böyle yapacak, şu olacak, bu olacak.. işin bu detay kısmıyla şu anda, şu aşamada ilgili değiliz–. Otuz küsür sahâbî râvî… bu Sahâbe'den bize doğru gelirken her tabakada artarak, kabararak gelen bir silsile... Yani Sahâbe tabakasında otuz ise bu rakam, onlardan nakleden Tâbiûn sayısında biraz daha artacak, râvî sayısı artacak. Onlardan nakleden Tebe-i tâbiîn sayısı daha artacak, derken bize kadar şüphenin gölgesinin bile düşmediği bir tevâtür olarak gelecek.
Tevatürü biz, aklen ve âdeten yalan söylemesi, yalan üzerine birleşmesi düşünülemeyecek sayıdaki kalabalıkların birbirine nakli sûretiyle bize kadar gelmiş rivayet şeklinde tanımlıyoruz. Hemen bir parantez açayım. Biz burada lafzî bir tevâtürden bahsetmiyoruz nüzûl-i İsâ bağlamında. Bu, demin arz ettiğim müşterek nokta dolayısıyla manevî tevâtürdür.
Akıl bize şunu söyler mi: Otuz tane sahâbî bir araya gelip yalan uydurabilir? Akıl bunu söyler mi bize? Belki bir sahâbî, iki sahâbî, üç sahâbî olsa bunların yanılma ihtimâlinden söz edebiliriz. Hata yapma ihtimalinden söz edebiliriz; ama otuz tane olunca ve bu otuzu da farklı bağlamlarda "nüzûl-i İsâ" diye bir olaydan bahsedince, en azından bu müşterek noktada bir yanılmadan, bir yalandan, bir unutmadan, bir hatadan söz edilemeyeceğini söylememiz lâzım.
Adeten de Sahabe'den otuz kişinin, hatta 20, 10 veya daha az sayıda kişinin yalan, ya da hata üzerinde söz birliği ettiği görülmüş müdür? Bunun bir örneği var mıdır?
Hem akıl, hem de adet merkezli bu izah tarzını alın, Tabiun halkasına uygulayın. Bu halkada sayı daha da arttığı için, daha büyük bir "hayır" cevabıyla karşılaşırsınız. Derken Tebe-i tabiîn ve diğer halkalar… Tevatürün hasıl ettiği itmi'nan ve yakin büyüyor, yalan/hata üzerinde birleşme, söz birliği etme ihtimali ise sıfırın da altına düşüp, adeta eksilerde seyrediyor… Üstelik bunun yanında aksini gösteren bir tek rivâyet yok. İhtimalli, tearuz şeklinde bile aykırı bir rivâyet yok.
Öte yandan, malumdur ki, hâkim kültür, egemen kültür, belirleyen kültür, baskın kültür her yerde kendi değerlerini dayatır. Bu her yerde böyledir. Günümüzde de böyledir. Tarihte de böyledir. Kendisini, kendi değerlerini dayatır. Dayatır derken mağlubiyet psikolojisi içinde olanlar, mağlup olanlar, mağlup milletler, kültürler, kavimler daima diğerlerine aşağıdan bakarlar. Empoze eden gâliplerdir. Etkileme konumunda olan, şansında olan, avantajında olan daima galiplerdir. Şimdi İslâm'ın ilk asırlarına bakıyoruz. Tedvin dönemi ve daha sonrasına; ama bizim için önemli olan tedvin dönemidir. İslam'ın ilk asırlarından tedvin dönemine kadar yukarıdan bakan kültür kim? Müslümanlar. Fetheden, cizyeye bağlayan kim? Müslümanlar. Belirleyen kim? Müslümanlar. Böyle bir durumda İslam kültürüne bu kadar sayıda rivâyetin Ehl-i Kitap tarafından sokuşturuluverdiğini düşünmek aklî midir? Değildir. Yani bu ne aklen mümkün, ne âdeten mümkün. Âdeten mümkün değil, zira mağlup kültürün galip kültüre bir şey dayatması, bir şey empoze etmesi, bir şey zerketmesi âdeten görülmüş bir şey değil.
Bunu neden söyledim. "Bu rivâyetler İsrâiliyâttır." tarzında bir iddia var. Özellikle günümüzde tartışılan nüzûl-i İsâ bağlamında çok sık gündeme gelen bir iddia. ALLAH aşkına bir iddiayı söylediğinizde altında kalmamak için, inandırıcı olmak için bunun gerekçelerini, bunun ikna edici gerekçelerini de söyleyin. Yani ben size desem ki bu rivayetleri kim hangi gerekçelerle kabul ettirdi İslam kültürüne? Hiristiyanlar'la aramızdaki ilişkilere, uygulamaya bakın. Onlardan cizye almak, onları ikinci sınıf görmek… Diğer Ehl-i Kitap için de bu böyle. Yani cizye alıyorsunuz ve uygulamalar onu gösteriyor ki cizye aldığınız zaman siz gidip almayacaksınız. Oturacaksınız o getirip verecek. Bu tarz uygulamalar dahi var. Şurût-i Omeriyye diye literatüre geçmiş uygulamalara bakıyorsunuz. Kiliselerin görünen yerlerine haç asamazsınız. Yeni kilise binası yapamazsınız. Sokaklarda haç taşıyamazsınız. Bayramlarınızı sokaklara taşıyamazsınız. Bunun gibi böyle lokalize eden, belirli bir yerde tutan bir anlayış, bir uygulama söz konusu. Böyle bir uygulama esnasında Ehl-i Kitap uyduracak, Müslüman kabul edecek, bunu hadis kitabına yazacak, bilahare akaid kitabına geçecek. Bu, imkânsızdan da imkânsız bir şey.

..::HAMZA::..:
MUHAMMED Aydemir: Hocam bu arada Hz. Ömer'in bundan çok daha basit durumlar karşısında bile takındığı o sert tutumu hatırlıyorum. Sözgelimi o muharref kitapları okuyanları cezalandırması meselesi. Bu rivâyetler İslam kültürüne sokuşturulmuştur diyenler bir anlamda sahâbeye de hakaret etmiş olmuyorlar mı?
Ebubekir Sifil Hoca: Bu noktaya da geleceğiz. Bu rivâyetlerin uydurularak İslam kültürüne sokuşturulduğunu söyleyenler farkında olmadan şunu söylüyorlar: Tedvin dönemine kadar yaşamış, İslâm toplumu içinde yaşamış gayr-i Müslimler, zahiren Müslüman olmuş gibi görünüyor bunlar, Ka‘b el-Ahbâr'dır… Vehb b. Münebbih'tir… Abdullah b. Selâm (radıyallâhu anh)tır. Ehl-i kitâp iken bilahare İslâm'a dönmüş, Ehl-i Kitap kültürüne vâkıf, bilgin insanlar, âlim şahsiyetler. "Bunlar İslâm kültürüne bu türlü rivâyetleri sokuşturdular." Peki ale't-tenezzül bunu da kabul ettiğimizi düşünelim. Diyelim ki bütün bu imkânsızlar, olmazlar arasında bir şekilde oldu ve nüzûl-i îsâ rivâyetleri geldi bizim rivâyet kitaplarımıza girdi, oradan da akâid kitaplarımıza girdi. Peki bu rivâyet kitabı, bu rivâyetler ne diyor bize? "İsâ kıyamete yakın inecek, haçı kıracak, domuzu öldürecek ve vad-ı cizye yapacak" diyor. "Hristiyanlarla diyalog kuracak, Yahûdîleri benimsetecek, İslâm ümmetiyle onları bir potada eritecek" demiyor. "حَكَََماً مُقْسِطاً" inecek, Ehl-i Kitap'la aramızdaki problemleri âdil bir hakem olarak çözecek; ya vad-ı cizye yapacak, ya savaşacak.
Buradaki vad-ı cizyeyi ulemâ iki türlü anlamış: Bir: cizyeyi kaldırıp kenara koyacak, cizye uygulamasını kaldıracak. Böyle dediğimiz zaman olayı şöyle anlamamız lâzım: Ehl-i Kitap'la, kendisine iman etmeyenlerle savaşacak; öyle bir aşama olacak ki hayatta kalanlar ya ona inanacak ya da savaşıp ölecek, cizye uygulanacak kimse kalmayacak. Öyle bir Ehl-i Kitap olmayacak. Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)a iman etmemiş, tâbi olmamış ve kurtuluşu cizye vermeye bağlı olan bir kitle kalmayacak. Yani "vaz-ı cizye"yi "raf‘-i cizye" olarak anlarsak –ki bu anlama da geliyor. Kâdî ‘İyâd buna işâret ediyor– hadise böyle anlaşılır.
Peki bu ifadeyi, "cizyeyi koymak" olarak anlarsak? O zaman diyeceğiz ki, Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) ile Ehl-i Kitap, Yahûdîler veya ona iman etmeyen Hristiyanlar savaşacak ve Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) onlara cizye diye bir vergi koyacak.
Şimdi az önceki âyet-i kerîmeler üzerinde dururken söylediklerimiz buradaki birinci ihtimâli tekit ediyor. Buradaki "vaz-ı cizye"den kasıt, İslâm ulemâsının birçoğunun hilâfına "ref‘-i cizye"dir. Çünkü
وَإِن مِّنْ أَهْلِ الْكِتَابِ إِلاَّ لَيُؤْمِنَنَّ بِهِ قَبْلَ مَوْتِهِ
yi nasıl anladık biz? Şöyle: Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) kıyamete yakın gelecek, savaştığıyla savaşacak, öldürdüğünü öldürecek, kalan Ehl-i Kitap iman edecek." Böyle anladık. Dolayısıyla "cizye vergisine muhatap Ehl-i Kitap" diye bir kategori kalmayacak. Şu halde "vaz-ı cizye"yi "ref‘-i cizye" olarak anlamamız lazım bu âyet-i kerime doğrultusunda.
Şimdi Ehl-i Kitab'ın bizim kültürümüze, kitaplarımıza sözümona sokuşturduğuna bakın!. Bu Ehl-i Kitap –çok özür dilerim ama– aptal mı? Nüzûl-i İsâ diye bir itikat sokacak bize ve diyecek ki: "İsâ gelecek, sizin safınızda yer alacak, bize karşı savaşacak, biz hepimiz sizin istediğiniz gibi iman edeceğiz." Yani bir insan bir şey söylerken, bir iddiada bulunurken, bir tez ileri sürerken bunun gerekçelerini, melhuz/muhtemel sorularını tasavvur edip ona göre de bir cevap hazırlaması lâzım. Nereden bakarsanız bakın bu rivâyetlerin uydurulduğunu, sokuşturulduğunu falan söyleyen insanların ya aptallığı ya da hinliği çıkıyor ortaya. Konuyla ilgili kafa yormamış, sıradan insan, sokaktaki insan için bu rivâyetlerin uydurulmuş olma ihtimali hep gündemdedir ya! Her meseleyle, her vesileyle ilgili olarak gündeme getirilir ya! Bu da o bağlamda oluşturulan bilinç bulanıklığından istifadeyle "acaba maya tutar mı" kabîlinden bir çaba.
Talha Hakan Alp: Hocam sözlerinizin başında dikkat çektiğiniz bir husus vardı. Çok ilginçti aynı zamanda çok önemli bir argümandı. Yani böyle bir inancın bize Ehl-i Kitaptan geçmiş olabileceği iddiası o tespitiniz sayesinde çürümüş oluyor. Gerçekten de öyle… Bende de çağrışımlar oldu. Eğer bu, Ehl-i Kitaptan bize intikâl etmiş olsaydı Ehl-i Kitabın İslâm itikadına sığmayan, tevhide aykırı bir çok inancı vardı. İsâ Mesih'in ALLAH gibi kabul edilmesi veya ALLAH'ın oğlu kabul edilmesi, Yahudilerin Uzeyr'i ALLAH'ın oğlu kabul etmesi gibi Ehl-i Kitabın bâtıl inançları, yanlış inançları Kur'ân-ı Kerim'de şiddetle reddediliyor. Hz. Peygamber Efendimiz (aleyhi's-salâtu ve's-selâm) şiddetle reddediyor. Sadece itikadî konularda değil; amelî konularda da Hz. Peygamber Efendimiz (aleyhi's-salâtu ve's-selâm) mümkün mertebe Ehl-i Kitab'a muhâlefet tarzını benimsiyor. Hal böyleyken, eğer Ehl-i Kitab da buna inanmış olsaydı –ki öyle inanıyorlar– Hz. İsâ'nın kıyamete yakın döneceği itikadı yanlış olsaydı Hz. Peygamber Efendimiz ve âyetler bunu reddederdi. Bunun reddedilmemiş olması da –sizin de ifade ettiğiniz üzere– gösteriyor ki Hz. İsâ'nın nüzûlü meselesi sabittir, hak olan bir inanç ilkesidir.
Hocam demek ki hadisenin hadislerle alâkadar tarafı da böyle. Yani "haber-i vahiddir, mütevâtir değildir veya bunlar Ehl-i Kitap tarafından İslam kültürüne sızdırılmıştır, isrâiliyattır" vb. sözler aslında bedeli ödenmemiş, altı doldurulmamış birer yaygara. Zaten önümde de Enver Şah Keşmîrî'nin "et-Tasrîh bimâ Tevâtera fî Nuzûli'l-Mesîh" isimli eseri var. Burada sizin da bahsettiğiniz gibi Hz. İsâ'nın nüzûlü ile ilgili hadîslerin mütevâtir olduğunu bizzat ispatlıyor. Onlarca rivâyet veriyor.
Ebubekir Sifil Hoca: Burada bir iki noktanın üzerinde duralım isterseniz. Birincisi, bu rivâyetlerin tevâtürü meselesi. İkincisi de bu rivâyetler arasında mevcut olduğu söylenen çelişkiler.
Tevâtür meselesinde özellikle Usûl-i Fıkıh ulemâsının tarifini esas alarak –ki bilâhare Usûl-i Hadis ulemâsı da bu tarife gelmiş– "Yalan üzerine ittifakı söz konusu olmayan râvilerin, kitlelerin birbirlerine aktarmaları sûretiyle bize kadar gelmiş rivâyetler"e mütevâtir diyoruz. Peki, bu yalan üzere ittifak etmesi mümkün olmayan, sözbirliği etmesi mümkün olmayan insanların sayısı kaçtır? 5 midir? 10 mudur? 50 midir? 100 müdür? 500 müdür? Kitaplarda bu konularda bazı rakamların zikredildiğini görüyoruz. Ama el-Leknevî merhumun tahkik ettiği gibi –galiba, ALLAHu a‘lem doğrusu o ki– bizde bilgi hâsıl eden, ilim hâsıl eden itmi’nân hâsıl eden her rivayet mütevâtirdir. Tevâtürde esas olan nedir? Kişide ilim hâsıl etmesidir. Biz bu kadar sayıda bir kalabalığı bir şart olarak neden gündeme getiriyoruz? Bizde herhangi bir şüpheye, tereddüde, kuşkuya mahal bırakmayacak kesin bilgi hâsıl etsin diye.
O halde sonuçtan sebebe gidersek, bizde kesin bilgi hâsıl etmiş/eden her rivâyet mütevâtirdir. Bu, kitlesel rivâyet yoluyla da gelmiş olabilir, 10 kişi yoluyla da gelmiş olabilir. Ya da daha az sayıda insan kanalıyla da gelmiş olabilir. Bizde bilgi hâsıl ediyorsa o rivâyet mütevâtirdir.
Rivâyetler arasındaki çelişki meselesine gelince, işte Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) şuraya mı inecek buraya mı inecek? İndiğinde şu mu olacak bu mu olacak? Şu olayın üstüne mi gelecek?... tarzında olayların detaylarına ilişkin, rivâyetlerde yer alan hususlar arasında bir çelişki bence yok. Niye yok? Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm)ın ineceği yeri belirten rivâyetler arasında Mescid-i Aksa deniyor, Şam deniyor, Ürdün deniyor. Bunlar bir bölge isminin muhtelif parçalarını ifade ediyor. Oranın en genel adı esasen Şam bölgesidir. O bölge içerisinde bazen Şam'ın doğu kısmı diye ifade ediliyor. Bazen Ürdün diye ifade ediliyor. Bazen Mescid-i Aksâ diye ifade ediliyor. Bunları hakîkaten böyle coğrafî olarak gözümüzün önüne getirdiğimizde aslında aynı mıntıkanın kastedildiğini görürüz.
Bugünkü coğrafi bölümlemeyi, taksimatı göz önünde bulundurursak yanılırız. O dönemki taksimatı dikkate almamız lazım. Şam bölgesi o dönem için İslâm fütûhâtının yapıldığı döneme bakın, orada "ecnâdü'ş-şâm" diye bir ifade var. Şam bölgesinin ordugâh şehirlerini ifade eder. Mescid-i Aksâ da buradadır ve bölgeye dâhildir. Bunların her biri –bir yazımda da belirtmiştim– hacc görevi için Mekke'ye giden insan der ki "ben Hicaz'a gidiyorum." Söylediği doğrudur. Hicaz'a gidiyordur. Hicaz'da Mekke'ye gidiyordur. Bu ikisi arasında bir çelişki yoktur. Bu da bunun gibi bir şeydir.
Diğer meseleler, diğer detaylar arasında çelişki olsa bile bizim bütün bu rivayetleri tevâtür vasfıyla tavsif etmemizin önünde engel teşkil etmez. Zira biz o detaylarla ilgilenmiyoruz. Hangi noktada? Tevâtür noktasında. O detaylarda râvîler yanılmış olabilir. Raviler birbirinden eksik ya da fazla nakletmiş olabilir. Biz burada o rivâyetlerin her birinde anlatıldığı gibi gelecek, şöyle yapacak, böyle yapacak demiyoruz; tartışma konusu, Hz. İsâ gelecek mi gelmeyecek mi? Önemli olan budur. Diğer detaylarda çelişki olsa bile bunun tevâtüre bir zararı yoktur.
Talha Hakan Alp: Şimdi hocam hadislerde meselenin izahı böyle. Nitekim bakıyoruz konuyla ilgili âyetler, daha sonra Hz. Peygamber Efendimiz (aleyhi's-salâtu ve's-selâm)ın, mütevâtir derecesine varmış beyanları, sahâbe döneminde, tâbiîn, tebe-i tâbiîn dönemlerinde ve günümüze kadar, bu modern İslam düşüncesinin ortalığı velveleye verdiği, zihinlerde şüphe uyandırmış olduğu son iki yüz yıllık veya yüz elli yıllık döneme kadar bu konuda hemen hemen bir icmâ var, bir ittifak var. Hemen hemen Ehl-i Sünnet itikâdını anlatan her eserde, İmâm-ı Azam'ın kitabı el-Fıkhu'l-Ekber'den tutun da, yine İmâm-ı Azam'ın, Hanefî mezhebinin itikâdî esaslarını anlatan el-Akîdetü't-Tahâviyye'den devam edin, daha sonra hicrî yedinci, sekizinci asırlarda kaleme alınmış gerek Mâtürîdî gerek Eş‘arî Kelam kitaplarına bakın, itikad esaslarından olan kıyamet alâmetlerinden bahseden bölümlerde hemen her birinde Hz. İsâ'nın nüzûlü de geçiyor.
Meselâ el-Fıkhu'l-Ekber'den ben özellikle işaretledim, ifade aynen şu:
"و خبر المعراج حق فمن رده فهو ضال مبتدع وخروج الدجال و يأجوج و مأجوج وطلوع الشمس من
مغربها ونزول عيسى عليه السلام من السماء حق"
“Mirac haberi haktır, herkim bunu reddederse dalalettedir ve bidatçidir. Keza deccalin, yecuc ile mecucun çıkışı, güneşin batıdan doğması ve İsa aleyhi’s-selam’ın gökten inmesi haktır.”
İşte kıyâmet alametleri sadedinde Hz. İsâ'nın gökten inmesine temas ediyor İmam-ı Azam Ebu Hanife el-Fıkhu'l-Ekber adlı kitabında.
Yine İmâm-ı Azamın, talebeleri İmâm Ebû Yusuf ve İmam MUHAMMED Şeybânî'nin görüşlerini, itikâdi görüşlerini nakleden İmâm Tahâvî'nin el-Akîdetü't-Tahâviyye'sinde ifade aynen şöyle:
"ونؤمن بأشراط الساعة من خروج الدجال ونزول عيسى بن مريم عليه السلام من السماء "
"Biz kıyamet alâmetlerine inanırız. Bunlar nelerdir? Deccal'ın çıkması, Hz. İsa'nın gökten inmesi".
Hatta günümüzde yazılmış bir Kelâm kitabı olarak Şerafeddin Gölcük ve Süleyman Toprak'ın birlikte yazdığı bu kitapta da yine bir inanç esası olarak kıyâmet alâmetleri sayılıyor. Burada beşinci maddede Hz. İsa'nın inişi anlatılıyor ve dipnotta da kaynaklarına temas ediliyor. Yani başlangıçtan modern dönemlere kadar, Hz. İsa'nın nüzûlü konusu bir itikat esası olarak İmâm-ı Azam'dan tutun da daha sonraki devirlere kadar benimsenmiş kabul edilmiş, konunun ayet ve hadislerle anlattığımız vechesi göz önünde bulundurularak.
Hocam, Hz. İsâ'nın nüzûlüne itiraz ilk defa kim tarafından, ne zaman ortaya atılıyor ve bu itirazın temelindeki psikoloji nedir? Şüphe ve tereddüt nedir acaba? Nereden kaynaklanıyor?
Ebubekir Sifil Hoca: Meseleye bir katkı olsun diye ben hemen ekleyeyim: Malum, bu sadece Ehl-i Sünnet'in itikad ilkesi değil; Mutezile'den el-Cübbâî dışında diğer bütün Mutezile âlimlerinin, Cehmiyye'nin, Şia'nın ortak itikad ilkesi olarak kaynaklar bunu zikrediyor, naklediyor bize. el-Cübbâî'nin bu meselede muhalif kalmasının sebebi olarak da el-Kevserî merhum diyor ki, "Bu rivâyetlerin tevatürü ona ulaşmamıştır. Ulaşsaydı o da mutlaka diğerleriyle aynı kanaati paylaşacaktı." Dolayısıyla bu sadece Ehl-i Sünnet'e mahsus bir akâid ilkesi değil; diğer mezheplerinin tamamının –bid‘îsiyle sünnîsiyle– tamamının itikat ilkesi olarak tebellür ediyor.
Çağımızda bu meselenin muhtelefun fîh olarak takdim edilmesine gelince, Türkiye Diyanet Vakfı'nın İslâm Ansiklopedisinde böyle ele alınmış, başka kitaplarda böyle söylenmiş. Sanki bunu okuyan birisi, İslâm ulemâsı arasında ta başından beri muhtelefun fîh bir meseleymiş gibi bir kanaat oluşturmaktadır.
Talha Hakan Alp: Bu çok önemli bir husus. Bunun üzerinde durmak lazım hocam. Yani tarih boyu İslâm âlimleri Ehl-i Sünnetiyle ehl-i bid‘atiyle ittifak etmiş olduğu bir konuda 1200 yıl sonra bir profesörün kalkıp da farklı bir görüş beyân etmesi, genel olarak bu konu hakkında tartışma vardır, bu konu tartışmalı bir konudur demesi yanıltıcı değil midir?
Ebubekir Sifil Hoca: Şüphesiz yanıltıcıdır. Neden? Eğer biz bu türlü hilâfı meşru ihtilaf dairesinde göreceksek bizim ümmet-i MUHAMMED olarak herhangi bir konuda ittifaktan falan bahsetmemiz mümkün olmaz. Artı, hiçbir konuda, "İslâm'ın ahkâmı, hükmü şudur" dememiz mümkün olmaz. Çünkü kelle sayısınca görüş çıkacaktır ortaya. Şimdi her önüne gelen bu konuda aykırı bir görüş serdedecek ve diyeceğiz ki "bu konuda ihtilaf var." Bir kimsenin ihtilafının nazar-ı itibara alınabilmesi için ne lazımdır? O insanın o belirli konuda söz sahibi birisi olması lazım. Yani biz herhangi bir kelâmî meselede bir ihtilaf bulunduğunu söylediğimizde şunu demiş oluyoruz: Kelâm sistemine hâkim, Kelâm diye bir sistem var ve o sistem doğrultusunda yazmış, eser vermiş, fikir üretmiş, bu sisteme bir şekilde katkıda bulunmuş, hatta belki bu sistemi kurmuş insanlar arasında bu konuda ihtilaf var. Niye ihtilaf var? Çünkü bu insanlar orijinal bir sistem kurmuşlar. Bu sistemi kimi tahkim etmiş, kimi tesis etmiş. Dolayısıyla bu orijinaliteleri, bu birikimleri ve bu vukûfiyetleri dolayısıyla bu insanlar bir hususta ihtilaf etmişse bunu nazara almak durumundayız. Peki onların yazdıklarıyla profesör olmuş, onların yazdıklarını anlayarak, belki bu güne aktararak profesör olmuş, kelâm ilmine başka hiçbir katkıda bulunmamış bir insan kalksa dese ki "ben bu konuda Ebû Hanife'den farklı düşünüyorum." Herhangi bir kelâmî meseleyle ilgili olarak böyle dese, biz bunu ulema arasındaki ihtilaftan mı addedeceğiz? Hayır. Yani öncelikle bu konuda farklı görüş ileri süren adamın bu müktesebata bihakkın vâkıf olduğunu, her okuduğunu anladığını gönül rahatlığıyla söyleyebilmemiz lâzım. Adam okuduğunu anlamaktan âciz, Kelâm literatürüne vukûfiyeti tartışmalı. Ama sırf bugünün hâkim değerlerinin etkisinde kaldığı için ya da "bunu bugüne izah edemeyiz" düşüncesi taşıdığı için ya da "bu günün konjonktüründe bu sakıncalı olabilir" diye düşündüğü için, ya da o kadar yüz yıldır Hz. İsa'nın ne yiyip ne içtiğini düşündüğü için bu meselenin üstünü çizen insanın hilâfını biz itibara mı alacağız? Ona bir değer mi atfedeceğiz? Hayır! etmeyeceğiz. Bu kelâm sistemine, daha genel anlamıyla itikad sistemine bir tuğla koymamış, hiçbir emeği yok; hiçbir katkısı yok… Bu kategoriye giren insanların bu konuda, evet görüş serdetme özgürlüğü var; ama bu görüşün ıstılâhî anlamda, terim anlamında "ihtilaf" olarak addedilmesi söz konusu değil. Bu olsa olsa adamın muhâlefeti olur, şahsi görüşü olur. Bu, sisteme mâledilemez.
Talha Hakan Alp: O zaman kelâmî sistem, İslâm inanç esasları bir sistem olarak ilk devirlerden itibaren teşekkül etmiştir. Bu hâlen teşekkül edecek olan bir şey değildir yani. Özellikle bu gibi konularda değildir. Belki yeni çıkan bir mevzu olabilir; bu durumda sisteme yeni katılan şeyler olabilir veya sistemin o konuda söyleyeceği şey olabilir ama eskiden beri bilinen ve sabit olan bir şey zamanında teşekkül etmiştir.
Ebubekir Sifil Hoca: Ve naklîdir bu, dikkat edin akliyâtta değil bu, nakliyyât sınırları içindedir.
Talha Hakan Alp: Hocam bu durumda Hz. İsâ'nın nüzûlünü inkâr eden, bunu kabul etmeyen çevreler, gerekçe olarak genelde etkilendikleri şey nedir acaba? Yani bu konudaki mesnetleri nedir acaba?
Ebubekir Sifil Hoca: Şimdi "dinlerarası diyalog" bağlamında işin konjonktürel bir vechesi var. Yani diyaloğa itiraz edenler, "nüzûl-i İsâ (aleyhi’s-selâm)ı da savunursak Hristiyanlarla aynı noktaya düşeriz" endişesinden hareket ediyorlar; bir kısmı böyle. "Diyalog kötüdür. O halde Hristiyanlarla aramızda bir müşterek zemin oluşturabilecek her şeye teenniyle yaklaşmak zorundayız" düşüncesinde olanlar, nüzûl-i İsâ konusundaki rivâyetleri reddetmeye daha yatkın görünüyorlar. Burada hemen bir parantez açalım: ilginç bir şeydir; bu insanların pek çoğu, paradoksal olarak Bakara 62 ve Mâide 69'dan hareketle Ehl-i Kitab'ın da cennete gideceğini söyleyen insanlardır. Çok enteresan bir noktadır burası.
Talha Hakan Alp: Gerçekten öyle. Ehl-i Kitâb'a bu kadar acıyan, merhamet eden insanlar, bir taraftan da Ehl-i Kitab'a benzemeyelim diye nüzûl-i İsâ'yı inkâr ediyorlar.
Ebubekir Sifil Hoca: Çok enteresan bir tevafuk, bunun altının çizilmesi lâzım. Bir kısmı da esâsen hadisle, sünnetle problemli olduğu için bu meseleyi çağdaş düşünme biçimlerine ya da modern aklın işleyiş biçimine tetabuk ettiremediğinden "Hz. İsâ (aleyhi’s-selâm) gökte yaşıyorsa ne yiyor? Ne içiyor? gibi gerekçelerle buna itiraz ediyor.
Talha Hakan Alp: Doç. Dr. İlyas Çelebi'nin yaptığı gibi…
Ebubekir Sifil Hoca: Evet… Hatta bunu zannediyorum Hüseyin Atay hoca da söyledi. "Yani o hakikaten oradaysa ne yiyor ne içiyor, üşümüyor mu?" Bu tarz sorular sordular.
Talha Hakan Alp: Kur'ân âyetleriyle, Kehf sûresiyle sâbit olan "Ashâb-ı Kehf üç yüz küsür sene ne yedi ne içti?" sorusu kadar garip..
MUHAMMED Aydemir:Bunlar çok absürt ve basit gerekçelendirmeler değil mi hocam?
Talha Hakan Alp: Doç Dr. İlyas Çelebi'nin kitabında aynen böyle geçiyor. Az önce açıp, noktasına virgülüne dokunmadan size okudum.
Ebubekir Sifil Hoca: Absürt tabii ki. Sözün başında dedik ya "Hangi akıl?" Rasyonel akılla bakarsanız, evet böyle bir soru normal gibi geliyor insana. Çok da düşünülmüş, tasarlanmış, hocamın tabiriyle hesâbı verilmiş bir soru değil. Çünkü diğer tarafta babasız doğum dâhil, Ashâb-ı Kehf olayı dâhil pek çok mucizeyi izah edemezsiniz. Çünkü o olay sizi alır getirir Kur'ân kıssalarının gerçekliği tartışmasının ortasına bırakır. Dersiniz ki "Kur'ân kıssaları gerçeği anlatmıyor olabilir." Bu nokta Kur'ân'ın tarihselliği bağlamında Ehl-i Kitâb'ın kitaplarına Kur'ân'ın eşitlenmesine götürür. Çünkü aynı şey, aynı tartışmalar onlar için de vârit. Tevrat'taki birçok kıssa için Modernist Yahudiler –Abraham Geiger adında bir adam var bunların başında gelen– "Bu kıssaların hakikat olması gerekmez. Bunlar, o zamanın insanına hitap eden efsânevi ve mitolojik şeylerdir" diyor. Aynı şeyi Kur'an kıssalarının tartışılması bağlamında gündeme getirenler var. Bu o noktaya gider. Ehl-i Kitab'a benzemeyelim derken tersinden dolanır Ehl-i Kitap'la aynı noktada buluşursunuz. Bu odur. Aklımıza, değer yargılarımıza veya hâkim değer yargılarına uymuyor diye rivâyetleri bu şekilde bir tenkide tâbi tutabileceğimizi söylemek mümkün değildir. Gerçi günümüzde bir şeyi ne kadar çok söylerseniz o kadar çok kabul görüyor ama, biz soğukkanlı baktığımızda meseleye, İslâmî akıl perspektifiyle baktığımızda bunu söylememiz lâzım.
Talha Hakan Alp: Şu halde bu meseleyi gündeme getirenlerin üzerinde konjonktürün büyük bir etkisi var; bir kısmının dinlerarası diyalog faaliyetleri tetikliyor. Yahudi ve Hristiyanlar'la müşterek nokta olmasın diye, onlarla aynı inanca, düşünceye sahip olmamak açısından, belki böyle bir tepkisellikle hareket ederek nüzûl-i İsâ'yı reddettiklerini söylediniz.
Bir kısmının ise hadis ve sünnetle problemi olduğu için konuyla ilgili hadisler yine modern aklın, pozitif bilimsel akılcılığın da tahrikiyle bunları kabullenmekte güçlük çektiklerini söylediniz. Bir de hocam burada yine Doç. Dr. İlyas Celebi'nin kitabında şöyle bir ifade geçiyor:
"Ayrıca hâlen yaşayan bir İsâ düşüncesi Sünnetullâh'a aykırıdır." Bu Sünnetullâh nedir acaba? Bunun üzerinde de durmak lâzım. Hâlen yaşayan İsa, belki yersiz olacak ama hâlen yaşayan şeytan var. Bunu herkes kabul ediyor. ALLAH Teâlâ şeytana o kadar ömür vermiş.
Hocam öyle gerekçeler ileri sürülüyor ki bu gerekçeleri bir ateist ele alsa der ki "bizzat sizin İslâm âlimleriniz bana öyle bir malzeme verdi ki ben bu malzemeyle sizin Ashâb-ı Kehf kıssanızı, Kehf sûresindeki o kıssanızı ben inkâr ederim" der. Yine aynı gerekçeyle, "şeytan bu güne kadar yaşıyor diyorsunuz", konuyla ilgili birçok âyet var. Cenâb-ı ALLAH'tan kendisine kıyamete kadar mühlet vermesini istemiş. Bunu da inkâr ederek der ki: "Sizin dininizde, sizin kitabınızda, ana metinlerinizde çelişkiler var. Uydurmadır, beşerîdir, hurafedir" diyebilir. Yani bir Sünnetullâh söylemidir almış başını gidiyor. Bunun bir sınırının olması gerekmiyor mu?
Ebubekir Sifil Hoca: Neyin Sünnetullâha aykırı olduğu neyin uygun olduğu konusunu netleştirmek için Sünnetullâh kavramı üzerinde durmamız lazım. Bu mantıkla hareket eden kimseler galiba Sünnetullâh dendiğinde kâinâta/evrene hâkim olan yasayı kastediyorlar. Güneşin muntazam bir sistem içinde hergün doğması batması, mevsimler, gece, gündüz yani tüm bunların hiç aksatmadan fonksiyonlarını icra etmesi. İşte bu bir Sünnetullâhtır. Bunda bir değişiklik olmaz. Kışın kar yağması, baharda yağmur yağması, yağmurun yağış biçimi, karın yağış biçimi, bunların tâbi olduğu fizik kanunlar. Bunlar hep Sünnetullâhtır. Fakat sahih bir Sünnetullâh anlayışı bize, bu yasayı koyanın irade ettiğinde onu kaldırabileceğini de vermelidir. Bu yasanın sahibi kim: ALLAH. İrade buyurduğunda bu yasaya istisna getiren kim? Yine ALLAH. O halde Sünnetullâh kavramını açıklarken şöyle açıklamamız lazım: "İrade ettiğinde devre dışı bırakması da bir Sünnetullâhtır. Mucizeler başta olmak üzere Kuran'ın zikrettiği birçok örnekte olduğu gibi. Sünnetullâh derken ALLAH Teâlâ'nın tabiata, varlığa hâkim kıldığı yasayı irade buyurduğunda devre dışı bırakmasının da Sünnetullâh içinde olduğunu düşünmemiz lâzım.
Talha Hakan Alp: Kıyamet de böyle değil mi hocam. Kıyamette de çok olağanüstü haller var. Dağlar hallaç pamuğu gibi savrulacak, güneşin ışığı sönecek, ayın ışığı sönecek. Normalde biz şu mevcut fizikî süreci eğer Sünnetullâh diye telakki edersek "ولن تجد لسنة الله تبديلا (Sünnetullâhta bir değişme bulamazsın, Sünnetullâh değişmez)" diyerek gidersek o zaman kıyamet de olmaz. Yani bu düz mantık bizi öyle bir noktaya götürmez mi?
Ebubekir Sifil Hoca: Evet götürür de biz Sünnetullâh değişir demiyoruz ki; Sünnetullâh değişmez. Yeri geldiğinde Sünnetullâh diye ifade ettiğimiz tabiat yasaları vesaire bunların devre dışı kalması da Sünnetullâhtır. Dolayısıyla Sünnetullâhta bir değişiklik olmaz, doğrudur. Ama dilediğinde ALLAH'ın onu devre dışı bırakması da bir Sünnetullâhtır, bunda da bir değişiklik olmaz.
Talha Hakan Alp: Daha genel, daha üst bir Sünnetullâh anlayışına sahip olmamız gerekiyor ki iki hakikati birden kabullenmiş olalım. Hem mucize hakikatini hem de fiziki süreci Sünnetullâh olma noktasında uzlaştırmış olalım. Daha sağlıklı ve dengeli olmak için yapılması gereken bu.
Ebubekir Sifil Hoca: Yani ateşin Hz. İbrahim'i yakmaması, Kızıldeniz'in Hz. Musa için yarılması, Hz. İsa'ya verilen mucizeler, Hz. Musa'ya verilen mucizeler… Bütün bunları nasıl değerlendireceğiz, Sünnetullâh kavramı içinde görmeyeceksek eğer? Nasıl değerlendireceğiz? Hz. İsa (aleyhi’s-selâm)ın babasız doğması hadisesini bu düz mantık doğrultusundaki hangi Sünnetullâh yasasıyla açıklayabileceğiz? Babasız doğan bir insan var. Diğer taraftan sizin Sünnetullâh dediğiniz şey, Hz. Âdem'den itibaren her çocuğun bir baba ve anneden dünyaya geldiğini göstermiş bize. Âdet de öyle… Fizik de böyle, yasa da böyle. Fakat bir tek insan için, bir peygamber için bu yasa bozulmuş. O halde Sünnetullâh tarifini yeniden yapmamız lâzım.
Talha Hakan Alp: Hocam konuşmamızın başından itibaren konuyla ilgili âyetler, hadisler, –gerek Ehl-i Sünnet gerekse ehl-i bidat– günümüze kadar itikat kitaplarında konunun ele alınış biçimi, sonuçlandırılması, bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda Hz. İsa'nın nüzûlü yeniden ortaya çıkıyor. Yeniden anlıyoruz ki bu haktır; inkârı veya konu hakkında şüphe oluşturulması mümkün değildir. Fakat modern dönemlerde bazı modern İslamcıların, ilahiyatçıların konuyla ilgili bazı şüphelerini insanlara yaydığını görüyoruz. Konuyla ilgili risaleler, kitaplar kaleme alınmış. Bunların da gerekçelerini, zaaflarını belki, bir bakıma görmüş olduk.
Peki hocam bu modern dönemde nüzûl-i İsâ konusuna dâir şüphelere cevap sadedinde yazılmış gerek muhaddislerin, gerek kelâmcıların yazdığı kitaplar var mı acaba?
Ebubekir Sifil Hoca:Bunlardan hemen aklıma gelen Kevserî merhumun "Nazratun ‘Âbira"sı, Ğumârî'nin "Akîdetü Ehli'l-İslâm"ı, Keşmîrî'nin "Akîdetü'l-İslâm" ve "Tahiyyetü'l-İslâm"ı… Burada isimlerini zikrettiğimiz eserlerin hepsinde bu mesele tartışılmış. Tartışmalı, diyalektik biçimde ortaya konmuş.
Talha Hakan Alp: Hocam son olarak nüzûl-i İsâ bağlamında, eklenebilecek bir şey var mı?
Ebubekir Sifil Hoca: Sözü bağlamış olmak bakımından şunu söyleyeyim. Biz, Ehl-i İslâm, akîdemizi konjonktürel gelişmelere bağlı olarak tespit etmeyiz, değiştirmeyiz. Akide bizde beşer müdahalesiyle, inisiyatifiyle konmaz ve değiştirilmez. Akide tamamen nasslar çerçevesinde oluşur ve Kelam ilmi de bu akideyi, nasslar çerçevesinde oluşmuş akideyi savunmak için oluşturulmuş bir sistemdir. Beşerin, bizim inisiyatifimiz olsa olsa bu sistemi savunmak noktasında devreye girer. Yoksa ona bir madde eklemek veya ondan bir madde çıkarmak veya bir maddeyi tadil etmek, değiştirmek bizim hakkımız da değil haddimiz de değil. Bu doğrudan imâna taalluk eden bir husustur.
Akide belirlemek ya da akide üzerinde değişiklik yapmak, değiştirmek, artırma yapmak, eksiltmek türü tasarrufta bulunmak kilisenin işidir. Kilise konsillerinin işidir. Konsillerin işidir.
Dinlerarası diyalog bağlamında gündeme getirilen hususlar bunun en bariz örneğidir. diyalog evvelinde, diyalog süreci öncesinde "Kilise dışında kurtuluş yoktur" sloganını uzun bir zaman benimsemiş olan kilise, gerek Vatikan, gerek Protestanlar diyalog sürecinden sonra şu noktaya gelmişler. "Hristiyanlık dışındaki dinlerde de hakikatten bazı parıltılar bulunabilir." Hatta bazı çoğulcu Hristiyanlar, modernist Hristiyanlar, Hristiyanlık dışındaki dinlerin de hakikate götürebileceğini söylemişlerdir. Bunu kaynaklarda bu şekilde görmek mümkün. Bu neyi gösteriyor bize? İnsan eliyle kurulmuş olan bir itikat sisteminin, inanç sisteminin yine insan eliyle değiştirilmesine örnek. Bunu gösteriyor.
Aynı şey Yahudilik bağlamında da söz konusu. Belki lafı çok uzatmış olacağız ama bir örnek de buna verip bitirelim. Yahudilerdeki yazılı Tevrat, sözlü Tevrat ayırımı içerisinde Mişna'nın, Gemara'nın ve genel olarak Talmud'un yazılı Tevrat'a aykırı hükümler ifade/ihtiva etse bile, esas alınması gerekenin bu sözlü Tevrat olduğu bir Yahudi genel kabulüdür. Bu da sonradan oluşmuş bir genel kabuldür. Tevrat bunu böyle dayatmamıştır. Yahudi kutsal kitap külliyatı bunu böyle dayatmamıştır. Yüzyıllar içinde oluşmuş geleneğin ortaya koyduğu bir inanç unsurudur bu ve beşerîdir.
Ama İslâm itikadiyyatında böyle bir şey olmaz. Bizde konsil yoktur. Ulemâ yorumları hiçbir zaman için, ama hiçbir zaman için –bunun istisnası yoktur– nassın önüne geçmez, geçemez. Bu itikâdi bir meseledir. Yani herhangi bir İslam âliminin nassa, celî nassa aykırı, sarih nassa aykırı ya da şöyle diyelim delâleti ve sübûtü kesin nassa aykırı hüküm vermesi söz konusu değildir. Ona rağmen bir tavır belirlemesi söz konusu değildir. İslâm âliminin yegâne fonksiyonu onu savunmaya yöneliktir. Onu anlamaya ve savunmaya dönük bir çabadan, bir gayretten ibarettir. Nüzûl-i İsâ meselesi de böyledir; bunu biz ne Ehl-i Kitaptan aldık –hâşâ ve kellâ– ne onların etkisinde oluşturduk. Bu başından beri var olan bir ilkedir, var olan bir inanç umdesidir. Dolayısıyla bize düşen, geçmişte olduğu gibi bugün de her türlü konjonktüre rağmen, olumlu-olumsuz her türlü şartın rağmına bu itikadî ilkeyi, umdeyi muhafaza etmek, müdafaa etmektir.
Talha Hakan Alp: Hocam ben de son olarak şunu eklemek istiyorum yine sözlerinizden edindiğim intiba üzerine: Demek ki nüzûl-i İsâ'yı inkâr edenlerin veya bu konuda kuşkuya düşenlerin o zaman İslam tarihiyle Hristiyanlık ve Yahudilik tarihini birbirine karıştırma gibi bir net olamama durumları var. Yani Yahudilik ve Hristiyanlıktaki bazı aksaklıkları sonradan dine eklemlemeleri bizde de olabileceğine ihtimal veriyorlar ki böyle bir sapma içine düşebiliyorlar. Hocam çok kıymetli vaktinizi ayırdınız. ALLAH razı olsun. Teşekkür ediyoruz. Zahmet verdik size.
Ebubekir Sifil Hoca: Böyle önemli bir meseleyi gündem ettiğiniz için ben size teşekkür ediyorum.


http://www.ummetiz.biz/index.php?topic=6969.20;wap2[/SIZE][/COLOR]

Son.Fedai
13-12-2012, 11:38
İşin olmayacak. Oturup okuyacaksın

maksut ibrahim
13-12-2012, 12:23
Hz. isa gelirse camiyi birakipta kiliseyemi gidecegiz ?

Hasan mezarci kendini mesih ilan etti kiliseye gitti

Hasan hoca böyle yaparsa gerisini siz düsünün

Hz. isa gelecek gelecek diye müslümanlari kiliseye dolduracaksiniz

RedveKabul
13-12-2012, 12:39
Vaayyy yere bakan ("yürek yakan" espirisini yapmayacağım)nihayet Münazara adabına uygun -biraz fazla alaycı olmuş olsa da- bir cevap gelmiş. Bunan dolayı size teşekkür etmem gerekiyor.

Sayın kardeşim beni bilenler bilirler yapmağım şeyleri söylemem. Usul-ü Bezdevi’yi okumadım ama usul kitaplarını okudum hiç şüpheniz olmasın. Hangi usul kitabını okursanız okuyun Ahad haberlerin itikadın konusu olamayacağını göreceksiniz. Her ne kadar Hanbeliler delil olur demişlerse de cumhura göre böyle değildir. Çünkü dediğimiz gibi Ahad haberler zan ifade eder. Burada bir sürü deliller getirebilirim ama şimdilik daha önemli gördüğüm cevabınızdaki sakatlıklara değinmek istiyorum.

Sayın kardeşim Hiç kimse masum değildir. Ve hiç kimseye artık yeni bir vahiy de gelmeyecektir. Hiç kimse “gaybın bilgisi”ne de mutlak anlamda sahip değildir. Mezhepler de dahil bütün içtihatlar “zan” temellidir. Adı üzerinde içtihat yani görüş-anlayış-kavrayış. Yani “kesin ve açık delillerle sabit olmayan hususlarda şeri delillere uygun olarak ortaya çıkarma konusunda bütün güç ve takatini sarf ederek çalışma” ameliyesi.

Sonuç ta bu öyle ya da böyle akli’dir ve “İnsani/beşeri”dir. Sizler farkında veya değil zanni olanı muhkemmiş, mutlakmış gibi göstermeye çalışıyor ve itikadınızı bunun üzerine bina ediyorsunuz. Siz hiç Rabbimizin;

“Oysa gerçekte zan, haktan yana hiçbir yarar sağlamaz” ayetini duymadınız mı?

Keza çoğunluğun ölçü olamayacağını da mı hiç duymadınız? ;

“Eğer yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Zira onlar, zandan başka bir şeye uymuyorlar ve dolayısıyla onlar ancak yalan söylerler” (En’am: 116)

Çoğunluğun ölçü olamayacağını söyleyen Rabbimiz bunları demişken size ne oluyor da çoğunluğun tercih ve kararını mutlaklaştırabiliyorsunuz?

Kavramları tanımıyor ve içini boşaltıyorsunuz. Belli ki “velayet, vekalet, ehliyet” bunlar nedir bilmiyorsunuz. Bilmediğiniz için sapla samanı karıştırıyor ve ucube bir din algısı geliştiriyorsunuz. Allah, Peygamber, Alim gibi kavramları kafanızda doğru düzgün konumlandırmamışsınız.

“Onlar, din büyüklerini ilah ve rab edindiler.” Ayeti size hiçbir şey ifade etmiyor mu?

Bu ayet nazil olduğunda, Hatem İbni Adiy yeni Müslüman olmuştu ve Peygamberimiz'e “Biz din büyüklerimizi ilah ve rab edinmezdik ki” dedi. Bunun üzerine Allah’In Rasulü “Hani onlar size bir şey söylerlerdi de, siz o şey üzerinde düşünmeden onların söyledikleri söze uyardınız ya? İşte bu, onları ilah ve rab edinmektir” buyurdu.

Sizler de aynısını yapıyor Kuran’ın platformlar üstü konumunu alaşağı ediyorsunuz. Edile-i Şeriyye’yi sayarken Kuran-Sünnet-İcma-Kıyas diyorsunuz ancak realitede bunun tam tersini yapıyor ve sıralamayı alt üst ediyor ve alimlerin sözlerini alıyor sonra hadislere sonra sünnete bakıyor en sonuna Kuran’ı dahi bırakmıyorsunuz. Kuran’ı minnacık bir parça yapıyorsunuz. Sıralamayı değiştirmekle ya da ilk iki sırayı yok bilip doğrudan alimlere müracaat etmekle saptığınızın farkında değilsiniz. Sapıyorsunuz çünkü alimlerin söz ve davranışlarını tartacak ve doğrulayacak veya yanlışlayacak hakikati yani Kuran’ı saf dışı bırakıyorsunuz. Kuran’ın demediği şeyleri başkalarının demesi size yetebiliyorsa o zaman o alimin her şeye ve söze boyun eğen muridi olmaktan başak çareniz de kalmıyor demektir ki durumunuz da maalesef budur. Buna taassubun bataklığında batmak denir.

Keza Muaz hadisi de mi size hiçbir şey ifade etmiyor. Ne diyordu Muaz; önce Kuran’a bakarım, orada bulamazsan ey Muaz. Bulamazsam Sünnete bakarım orada da bulamazsan ey Muaz. O zaman kendim içtihat ederim. Sıralama dikkat edin lütfen.

“Siz kendinizi hangi aynada görüyorsunuz” sorunuza da cevap vereyim;

Tevbe suresi 31. ayet;

"Onlar, Allah'ı bırakıp hahamlarını ve rahiplerini, bir de Meryem oğlu Mesih'i rabler edindiler. Oysa ki, hepsi ancak bir ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı ki, O'ndan başka hiçbir ilah yoktur; O, onların ortak koştukları herşeyden münezzehtir."

Kuran'ı daha iyi anlamak için elbette istifade edeceğimiz bazı kaynaklara ihtiyaç vardır. Ama eğer Kuran tarafımızdan anlaşılamayacak kadar ağır/karışık/kapalı olsaydı istifade edeceğimiz bu kaynakların doğru tespitler ve izahatler içerdiğini nasıl tespit edebiliriz?

Bu tespiti yapamayacak isek nasıl olur da bundan sorumlu tutuluruz?

Atalarımızdan böyle gördük, çoğunluk ta böyle yapıyor diyerek körü körüne bir inanç sahibi mi olacağız?

Bu bilgileri sorgulayabilmek için Kuran süzgecinden geçirmeyecek miyiz? Bu bilgileri anlamadığımız bir süzgeçten nasıl geçiririz?

Biz Kuran’ın evrensel ilahi bir mesaj ve Nebevi sünnetin onun uygulanmış örneği olduğuna bu anlamda ayrılmaz ikili olduklarına iman ediyoruz. Kuran’ı Nebevi sünnetten koparıp atmıyoruz. Mealci değiliz ancak sizin gibi Sünnete vahiy muamelesi de yapmıyoruz. Siyer kitapları, kaynaklar, yüzyıllardır önümüzdedir bunları da reddetmiyoruz sizinle buradaki farkımız biz bunlara vahiy muamelesi yapmadan, vahiy ile karşılaştırarak dikkate almak durumunda olduğumuza inanıyoruz hepsi bu.

Son.Fedai
13-12-2012, 12:48
Kuran’ı Nebevi sünnetten koparıp atmıyoruz. Mealci değiliz ancak sizin gibi Sünnete vahiy muamelesi de yapmıyoruz.
Peki sünnet Vahiy değilse nedir?

Sünnete nasıl muamele etmeliyiz?

fakiri
13-12-2012, 12:56
İbn Hazm bu ayeti (Nisa Sûresi 157. ayeti) tefsir ederken; "Hz. İsa'nın öldürüldüğünü söyleyen bir kimsenin mürted parantez içinde anlamını vermiş veya kafir olacağını" vurgulamıştır.


Küfrünüzle birlikte doğru cehennemin dibine !.. :oleyo:

RedveKabul
13-12-2012, 13:43
Peki sünnet Vahiy değilse nedir?

Sünnete nasıl muamele etmeliyiz?

Sayın kardeşim;

Sünnet vahye dayanır, kaynağını vahiyden alır denir. Sünnet vahyin yansıması da denir. Buna kimse itiraz etmez. Ancak "hadis = vahiy" denirse o zaman su soruyu sorarlar adama.

Vahiy korunmuştur, Peki hadis neden korunmamıştır?
Hadisler neden değisikliğe uğramıştır?

Hadis ilimin varlığı ve muhaddislerin usul farklılıkları da rivayetlere yalan karıştığının en büyük delili değil midir?

Zayif hadis, sahih hadis bir de uydurma hadis diye bir şey var.
Eger hadis = vahiy olsaydı o zaman hadislerin hepsi sahih olmak zorunda olmalı değil miydi?

Şu toptancılıktan vazgeçelim, isin kolayına kaçıp hadis= vahiy denmez.


Bu kitabın Allah’tan geldiğine ve doğru söylediğine emin olmak zorundayız. İlk başta buna kimsenin itiraz etmesi mümkün değil gibi gözükse de vakıada hadislerin bazı ayetleri nasih ve mensuh adı altında iptal edebildiğini iddia edenleri görüyoruz. Keza hadislerin Kuran’a hakim olduğunu iddia edenlerin sayısı da az değil.

Kuran Allah’tan gelmiştir ve bu anlamda espistemolojik olarak yani Allah’ın bizzat kendisi tarafından gönderilmiş olması nedeniyle doğruluk derecesi en üstte bulunan Kitap’tır. Kuran Platformlar üstüdür, en tutarlı ve içerisinde çelişki barındırmayan tek Kitap’tır zira Allah tarafından gönderilmiştir. Bunun dışındakiler ister hadis olsun işte başka kaynaklar olsun Kuran'a denk başka hiç bir kaynak yoktur. Zira Kuran, her şeyden önce Allah katındandır ve sübutu kat'idir. Bu nedenle diğer bütün kaynaklar, bu esas kaynağın anlaşılması, tefsiri ve açılımı bağlamında bir değere sahiptirler eğer bunu vermiyorsa hiçbir geçerliliği yoktur ve dikkate alınmaması gereken bir hiç hükmündedirler.

Herkes Kuran’ı temel kaynak olarak kabul etmesine rağmen pratikte bunun böyle olmadığını, hadisleri, imamları, mezhepleri, sahabeleri, önderleri, geçmiş bir takım kimselerin algılarını, felsefeyi Kuran’ın önüne geçirdiğini üzülerek görüyoruz. Elbette bunlardan yararlanmak, istifade etmek yanlış değildir ve elbette Kuran’ı daha iyi anlamak için bunlara ihtiyacımız da vardır. Ama yanlış olan bütün bu hususları Kuran’a göre değerlendirmemiz gerekirken Kuran’ı bunlara göre değerlendiriyor olmamızdır. Bu sefer Kuran’ı değil, Allah’ın muradını değil başkalarının anladıkları üzerine dinimizi inşa ediyoruz.

Somut bir örnek vereyim. Kuran diyor ki; Bu Kitap kolaydır, anlaşılırdır, ayetleri muhkemdir. Lakin biri çıkıyor “hayır efendim herkes Kuran’ı anlayamaz, bir sürü ilimleri bilmesi gerekiyor dolayısıyla alimlerin anladığı gibi anlamak zorundayız” diyor. Kuran ile aramıza bir sürü engel koyuyor. Kuran’a inandıklarını söylerken Kuran’ın önüne binlerce kaynak, ölçü, usul, yöntem koyuyorlar. Hadi bakalım çık işin içinden, bir sürü alim farklı farklı şeyler anlamış hangisine itimat edeceğiz?

İşte bundan dolayıdır ki herkes kendisine yakın hissettiği mezhebinin alimine tabi olmuş, kendi meşrebine uygun alimlere uymuş, onun anladığı gibi anlamış ve bu sayede bir sürü fırka ortaya çıkmış. Kuran ihtilafları çözmek için inmişken bizatihi ihtilafın kaynağı oluvermiş. Kuran doğru yol eğri yoldan ayrılsın ve sahih yol rahatlıkla bulunabilsin diye indirilebilmişken ihtilafın merkezi oluvermiş.

Şu hale bakın;

Ehl-i Sünnet akidesi,
Eş’ari akidesi
Maturidi akidesi,
Şia akidesi,
Selefi akidesi,
Mutezile akidesi,

Vs.

Doğru olan, dinin Kaynağı: Kuran artı Sünnet iken

birileri bununla yetinmemiş;

Kuran artı Peygamber
artı Peygamber'in arkadaşları(sahabe görüşü)
artı Peygamber'in arkadaşlarının arkadaşları (tabiin görüşü)
artı Peygamber'in arkadaşlarının arkadaşlarının arkadaşları (tebe-i tabiin görüşü)
artı Ümmetin Ortak Kararı (icma)
artı Mezhep İmamları (kıyas)
artı günümüz uleması (hocalarınız ne derse ona uyun, diyenler)

Vallahi şu ikinci görüşte; Allah'ı minnacık bir parça yaptılar, Kuranı minnacık bir parça yaptılar. Dinin kaynağı Kuran + Peygamber iken; sahabe görüşü, tabiin görüşü, tebe-i tabiin görüşü, icma, kıyas vesaire diyerek dinde bunların da delil olduğunu savundular; Kuran ve Peygamber tek delil iken bu delillere şirk koştular, alim görüşlerini dahi bunlara şerik ettiler.

Yanlış mı elbette değil biz bunları inkar etmiyoruz. İtirazımız sıralamayadır. Baştan sona gidecekler yerde sonda başa gidiyorlar ve bir çuval inciri berbat ediyorlar.

Velhasıl; Allah kelamı ile kul kelamını eşitleyemeyiz, hadis=vahiy derseniz, sonu gelmez bir mecraya sürükleniriz kardeşler. Sonra siz de çıkamazsınız bu isin içinden. Size öyle hadisler getirirler ki "vahiy diye", tevhidi müslüman olarak geçindiğiniz şu forumda zor durumlarda kalırsınız.

Kuran bilgiye ulaşmanın ilk aracıdır yani en baştadır. Diğer ikincil değerdeki kaynaklarımız O’nun anlaşılması bağlamında bir değere sahiptirler. Sıralama çok dikkat etmek zorundayız kazara sıralamayı karıştırır en sondakini en başa koyarsak - ki yıllardır yapılan budur – işin içinde çıkamayız ve çıkamıyoruz da.

Son.Fedai
13-12-2012, 13:48
Sayın kardeşim;
Vahiy korunmuştur, Peki hadis neden korunmamıştır?
Hadisler neden değisikliğe uğramıştır?

Hadisler değişikliğe uğramamıştır.

Sadece bazı yalancılar uydurma hadisleri sahihj hdis diye yutturmaya kalkmışlardır.

Ki yukarıda yazdığım "bazı yalancılar" sözü bile sünnetin korunduğuna delil olan bir sözdür.

İmam Şafi KS ın Sünnet Müdafaası isimli kitapta bazında geçen bir olayı, sünnetin de korunduğunu kurandan ayetlerle kanıtladığı yazar.

Zaten en büyük delil de namazın kılınışı ve "Zikri indiren biziz, Onu koruyacak olan da biziz" Ayetidir

Daha ne istiyorsun kardeş?

Son.Fedai
13-12-2012, 13:52
Sayın kardeşim;
Hadis ilimin varlığı ve muhaddislerin usul farklılıkları da rivayetlere yalan karıştığının en büyük delili değil midir?

Bir şeyin varlığı o şeyin korunmadığı ya da yanlış olduğu anlamına gelmez

Siz kandiniz diyorsunuz "HADİS İLMİ" diye. Hadis bir ilim dalıdır. Sıradan bir şey değildir.

Bu yazdığınıza istinaden birisi size "Tefsir ilminin varlığı ve tefsircilerin farklı yorumları" diye başlayan birşey dese ne olur?

Sizin mantığınıza göre neler olur neler

Son.Fedai
13-12-2012, 13:55
Sayın kardeşim;
Somut bir örnek vereyim. Kuran diyor ki; Bu Kitap kolaydır, anlaşılırdır, ayetleri muhkemdir. Lakin biri çıkıyor “hayır efendim herkes Kuran’ı anlayamaz, bir sürü ilimleri bilmesi gerekiyor dolayısıyla alimlerin anladığı gibi anlamak zorundayız” diyor. Kuran ile aramıza bir sürü engel koyuyor. Kuran’a inandıklarını söylerken Kuran’ın önüne binlerce kaynak, ölçü, usul, yöntem koyuyorlar. Hadi bakalım çık işin içinden, bir sürü alim farklı farklı şeyler anlamış hangisine itimat edeceğiz?

İyi de Allah CC aynı kuranda

"Onları, delillerle, kitaplarla gönderdik ve sana da, onlara ne indirildiğini açıkça anlatman, düşünmelerini sağlaman için Kur'ân'ı indirdik." Nahl 44

Diyor...

Demek ki neymiş...

Hz. Rasulallah SAV ın göreblerinden birisi de Kuranı açıkça anlatmakmış...

Peki sünnet ve hadis korunmadıysa kendisinden SAV sonra gelen ümmet kuranı nasıl anlayacak, kim anlatacak onlara?

Ne anlayacağız şimdi

RedveKabul
13-12-2012, 13:55
Sanırım daha önceki cevaplarımı okumadınız.

Hayır efendim..
Yüzlerce uydurma hadis ayıklanmıştır..
Hadis ilminin varlığı dahi, rivayete, icmaya yalan karıştığının tesçilidir..
Uydurma Kuran ayeti var mı ki ikisini aynı kategoriye koyuyorsun?

Peygamberlerin vahiy kaynaklı sözlerinin Kuran ayetleri gibi korunmadığının birinci amili, "salt aktarıla gelirken bozulmuş olabileceği ihtimali" değildir. Burada birinci amil, Kuran tarafından bunun açıkça ortaya konmamış olmasıdır. Yani Kuran'da Peygamber sözlerinin Kuran ayetleri gibi "korunacağına" ve bu sözlere "tıpkı Kuran ayetleri gibi muamele edileceğine dair" insanlığa açık ifadeler kullanılmamış olması, aksine Peygamberlerin sadece Allah'tan aldıklarını insanlara ileten birer "elçi" olduklarının vurgulanmış olmasıdır.

Bunun Kuran'da özellikle vurgulanmasının nedeni, Allah kelamı ile kul kelamı arasına çok keskin bir sınır çizmektir. Rasulullah'ın hadis yazımını kesin dille yasaklaması da bu amaçladır. Allah sözü ile kul sözü karışmamalıdır. Çünkü bu, tevhid akidesinin temelidir. Bu sözler karışırsa, Hıristiyanların durumuna düşmek an meselesi olur.

Pekala Sünnet korundu ise İmam Buhari'ye göre sahih olan bir hadis İmam Müslim'e göre nasıl sahih olmayabiliyor? Keza Ebu Hanife başta olmak üzere bir çok alimin sahih dediğine başka alimler sahih dememiştir, usul'de bunu bile görmek hadislerin vahiy olmadığının kanıtıdır...

Sünnette vahiyse vahiy böyle bir "belirsizlik" kabul eder mi Allah aşkına.. Allah'in sözlerine reva mı bu?

dostluk
13-12-2012, 14:01
Sayın kardeşim;

Somut bir örnek vereyim. Kuran diyor ki; Bu Kitap kolaydır, anlaşılırdır, ayetleri muhkemdir. Lakin biri çıkıyor “hayır efendim herkes Kuran’ı anlayamaz, bir sürü ilimleri bilmesi gerekiyor dolayısıyla alimlerin anladığı gibi anlamak zorundayız” diyor. Kuran ile aramıza bir sürü engel koyuyor. Kuran’a inandıklarını söylerken Kuran’ın önüne binlerce kaynak, ölçü, usul, yöntem koyuyorlar. Hadi bakalım çık işin içinden, bir sürü alim farklı farklı şeyler anlamış hangisine itimat edeceğiz?

İşte bundan dolayıdır ki herkes kendisine yakın hissettiği mezhebinin alimine tabi olmuş, kendi meşrebine uygun alimlere uymuş, onun anladığı gibi anlamış ve bu sayede bir sürü fırka ortaya çıkmış. Kuran ihtilafları çözmek için inmişken bizatihi ihtilafın kaynağı oluvermiş. Kuran doğru yol eğri yoldan ayrılsın ve sahih yol rahatlıkla bulunabilsin diye indirilebilmişken ihtilafın merkezi oluvermiş.

Şu hale bakın;

Ehl-i Sünnet akidesi,
Eş’ari akidesi
Maturidi akidesi,
Şia akidesi,
Selefi akidesi,
Mutezile akidesi,

Vs.

Doğru olan, dinin Kaynağı: Kuran artı Sünnet iken

birileri bununla yetinmemiş;

Kuran artı Peygamber
artı Peygamber'in arkadaşları(sahabe görüşü)
artı Peygamber'in arkadaşlarının arkadaşları (tabiin görüşü)
artı Peygamber'in arkadaşlarının arkadaşlarının arkadaşları (tebe-i tabiin görüşü)
artı Ümmetin Ortak Kararı (icma)
artı Mezhep İmamları (kıyas)
artı günümüz uleması (hocalarınız ne derse ona uyun, diyenler)

Vallahi şu ikinci görüşte; Allah'ı minnacık bir parça yaptılar, Kuranı minnacık bir parça yaptılar. Dinin kaynağı Kuran + Peygamber iken; sahabe görüşü, tabiin görüşü, tebe-i tabiin görüşü, icma, kıyas vesaire diyerek dinde bunların da delil olduğunu savundular; Kuran ve Peygamber tek delil iken bu delillere şirk koştular, alim görüşlerini dahi bunlara şerik ettiler.

Yanlış mı elbette değil biz bunları inkar etmiyoruz. İtirazımız sıralamayadır. Baştan sona gidecekler yerde sonda başa gidiyorlar ve bir çuval inciri berbat ediyorlar.

Velhasıl; Allah kelamı ile kul kelamını eşitleyemeyiz, hadis=vahiy derseniz, sonu gelmez bir mecraya sürükleniriz kardeşler. Sonra siz de çıkamazsınız bu isin içinden. Size öyle hadisler getirirler ki "vahiy diye", tevhidi müslüman olarak geçindiğiniz şu forumda zor durumlarda kalırsınız.

Kuran bilgiye ulaşmanın ilk aracıdır yani en baştadır. Diğer ikincil değerdeki kaynaklarımız O’nun anlaşılması bağlamında bir değere sahiptirler. Sıralama çok dikkat etmek zorundayız kazara sıralamayı karıştırır en sondakini en başa koyarsak - ki yıllardır yapılan budur – işin içinde çıkamayız ve çıkamıyoruz da.

Allah aşkına yazdıklarınızı bir okuyun ve tefekkür edin hem kuran artı sünnet diyorsunuz hemde bir alt sıralarda neler demişsiniz..

kuran artı peygamber diyormuş bazıları..!!!

sünnet ne demekki..peygamber demek değilmi ??!!

sahabeler ve onları gören alimler bu kadar hainmiydiki peygamberimizin sünnetini bizlere yalan yanlış bildirdiler..!!

sonra kuranda herşey var diyorsunuz anlaşılır diyorsunuz..peki neden tevsir yazılmış mademki..??

peki namazda hangi sureler okunur..kaç rekkat abdest,gusul kaideleri vs..gibi bilgiler kuranda açıkca varmı..?ittikadi değil ameli konular yani.


siz namazı kaç rekat kılıyorsunuz hangi sureleri okuyorsunuz sırasını neye göre belirledniz vs..vs..

Son.Fedai
13-12-2012, 14:04
Sanırım daha önceki cevaplarımı okumadınız.

Hayır efendim..
Yüzlerce uydurma hadis ayıklanmıştır..
Hadis ilminin varlığı dahi, rivayete, icmaya yalan karıştığının tesçilidir..

Kardeş kendin diyorsun ayıklandı diye...

Ayıklamak ne demek?

Doğruyu yanlışı ayırtetmek demek.

Yani doğruyu doğru olarak belirlemek demek

Yani doğrunun korunması demek

Korunmamış olsaydı neden hadislerde ayıklama yapıldı?

Yani mesela Tevrat..

Korunmamış bir kitap değil mi?

Şimdi kim diyebiliyor şu tevratta gerçek ayet bu uydurma ayet diye??

Ama eğer korunmuş olsaydı o zaman geröek ayet uydurma ayet belli olmaz mıydı?


Uydurma Kuran ayeti var mı ki ikisini aynı kategoriye koyuyorsun?

Birader

Adamın birisi kuranı komple reddediyor

Adamın birisi kurana ayet eklendi diyor

Sen neden bahsediyorsun...



Yani Kuran'da Peygamber sözlerinin Kuran ayetleri gibi "korunacağına" ve bu sözlere "tıpkı Kuran ayetleri gibi muamele edileceğine dair" insanlığa açık ifadeler kullanılmamış olması, aksine Peygamberlerin sadece Allah'tan aldıklarını insanlara ileten birer "elçi" olduklarının vurgulanmış olmasıdır.

Kim diyor açık ifade yok diye..

Buyrun

"Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır." Ahzab 36

"(Rasûlüm), şöyle de: “-Eğer siz Allah'ı seviyorsanız, hemen bana uyun ki, Allah da sizleri sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Zira Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.”" Ali İmran 31

SÜnnet bozulduysa, korunmadıysa vwerilenhükme nasıl uyarım.

Allah CC ı seviyorsam bu konuda Hz. Rasulallah SAV ye uymam gerekiyorsa bozuk sğnnet ve hadisle Hz. Rasulullah SAV ye nasıl uyarım?



Rasulullah'ın hadis yazımını kesin dille yasaklaması da bu amaçladır. Allah sözü ile kul sözü karışmamalıdır. Çünkü bu, tevhid akidesinin temelidir. Bu sözler karışırsa, Hıristiyanların durumuna düşmek an meselesi olur.

Hadis yazımı belli müddet belli kişilere (vahiy katipleri) yasaklanmış, sonra serbest bırakılmıştır

Son.Fedai
13-12-2012, 14:07
usul'de bunu bile görmek hadislerin vahiy olmadığının kanıtıdır...

ANladık kardeş

Usul biliyorsun :)

Benusul bilmem

Ancak şunu bilirim

Necm Suresi

3. O,arzusuna göre de konuşmaz.
4. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.

Heralde yeterlidir

RedveKabul
13-12-2012, 14:11
Ben Sünnet dedim hiç hadis dediğimi duydunuz mu? Hadis ile sünnet arasındaki farkı anlatmaya gerek var mı bilmiyorum.

Bir tarafta Kuran ayeti var, diğer tarafta Alimlerin idaası var (Peygamber böyle dedi iddaası)

Bu konu İslamın Kurana rağmen nasıl bozulduğuna mükemmel bir örnektir, alenen ve açıkça alimler şöyle dedi diyerek Ayet inkarı sözkonusudur işte bu açıkça Yahudileşmedir.

Kuranı Kerim açıkça Yahudiliğin nasıl bozulduğunu anlatmıştır ve bunun Alimler eliyle yapıldığını söylemektedir.

Kuranı Kerimin açıkça belirttiği bir konuda dahi böyleyse siz varın diğer meselelerde neler yapıldığını düşünün...

Kurandan başka Hüküm kaynağı kabul edilirse sonuç bu olur, Peygamber şöyle dedi şöyle yaptı iddiası ile Din yozlaştırılır, itiraz edeni de Peygamber düşmanı ilan ederler...

Halbuki biz Sünneti inkar etmedik. Muhatabınızın yazını okumadan lafın ortasından dalıp lütfen itham etmeyin.

Son.Fedai
13-12-2012, 14:13
Kurandan başka Hüküm kaynağı kabul edilirse

Kurandan başka ayetlerle delilli olarak 3 tane daha kaynak vardır.

Hepsi de makbuldur

Arkadaş size yukarıda doruyu sormuş..

Heralde görmediniz (!) ki yanıtlamamışsınız

Namazı hangi vakitte, nasıl, kaç rekat kılıyorsunuz

Madem tek kuran kaynak buyrun cevaplayın

RedveKabul
13-12-2012, 14:15
ANladık kardeş

Usul biliyorsun :)

Benusul bilmem

Ancak şunu bilirim

Necm Suresi

3. O,arzusuna göre de konuşmaz.
4. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.

Heralde yeterlidir

Hayır yetmez ayetin siyak ve sibakı da lazım, şöyle ki;

Bakin, bu ayette, "söyledikleri" derken kastedilen, Kuran ayetleridir. Kuran ayetlerini duyan bazı müşrikler, "Muhammed sapıttı, cinlendi,..." şeklindeki düşüncelere girmişler, iftiralara başvurmuşlardır. Kuran ise, bunu aydınlığa kavuşturmakta, ayrıca Muminlere de inam vermektedir.

Ayetleri bir butun halinde okuyalim:

1. Battığı zaman yıldıza andolsun ki;
2. Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve batıla inanmadı.
3. O,arzusuna göre de konuşmaz.
4. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.
5. Çünkü onu güçlü kuvvetli biri (Cebrail) öğretti.
6. Ve üstün yaratılışlı(melek), doğruldu:
7. Kendisi en yüksek ufukta iken.
8. Sonra (Muhammed'e) yaklaştı,(yere doğru)sarktı.
9. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.
10. Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi.
11. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
12. Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?
13. Andolsun onu, önceden bir defa daha görmüştü,
14. Sidretü'l-Münteha'nın yanında .
15. Cennetü'l-Me'va da onun yanındadır.
16. Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.
17. Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.
18. Andolsun o, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü. (Necm 1-18)

Ayetin siyak ve sibakına bakmadan 3. ve 4. ayeti cımbızlarsak meseleyi kavrayamayız.

Dikkat ederseniz ayeti bir bütün olarak okuduğumuzda, Peygamberin'in Cebrail'i görmesi, görmekle birlikte itminana ulaşması ve kalben de ikna olması tasvir edilmekte. Yani Kuran ayetlerinin uyduruk değil, Allahtarafindan kutlu bir melek aracılığıyla gönderildiği vurgulanıyor, sahneleniyor. Allah kelami olan Kuran'ın tüm "prosedürü" göz önüne seriliyor ve Kuran'ın "kelamullah" yönü vurgulanıyor, getirdiği ayetler karşısında şaşkınlığa uğrayan, iftira atanlara olayın aslı aktarılırken, Müslümanlara hatta Peygamber'e güven telkin ediliyor.

Son.Fedai
13-12-2012, 14:19
Ben Sünnet dedim hiç hadis dediğimi duydunuz mu?
Evet duyduk


Sanırım daha önceki cevaplarımı okumadınız.

Hayır efendim..
Yüzlerce uydurma hadis ayıklanmıştır..
Hadis ilminin varlığı dahi, rivayete, icmaya yalan karıştığının tesçilidir..
Uydurma Kuran ayeti var mı ki ikisini aynı kategoriye koyuyorsun?

Peygamberlerin vahiy kaynaklı sözlerinin Kuran ayetleri gibi korunmadığının birinci amili, "salt aktarıla gelirken bozulmuş olabileceği ihtimali" değildir. Burada birinci amil, Kuran tarafından bunun açıkça ortaya konmamış olmasıdır. Yani Kuran'da Peygamber sözlerinin Kuran ayetleri gibi "korunacağına" ve bu sözlere "tıpkı Kuran ayetleri gibi muamele edileceğine dair" insanlığa açık ifadeler kullanılmamış olması, aksine Peygamberlerin sadece Allah'tan aldıklarını insanlara ileten birer "elçi" olduklarının vurgulanmış olmasıdır.

Bunun Kuran'da özellikle vurgulanmasının nedeni, Allah kelamı ile kul kelamı arasına çok keskin bir sınır çizmektir. Rasulullah'ın hadis yazımını kesin dille yasaklaması da bu amaçladır. Allah sözü ile kul sözü karışmamalıdır. Çünkü bu, tevhid akidesinin temelidir. Bu sözler karışırsa, Hıristiyanların durumuna düşmek an meselesi olur.

Pekala Sünnet korundu ise İmam Buhari'ye göre sahih olan bir hadis İmam Müslim'e göre nasıl sahih olmayabiliyor? Keza Ebu Hanife başta olmak üzere bir çok alimin sahih dediğine başka alimler sahih dememiştir, usul'de bunu bile görmek hadislerin vahiy olmadığının kanıtıdır...

Sünnette vahiyse vahiy böyle bir "belirsizlik" kabul eder mi Allah aşkına.. Allah'in sözlerine reva mı bu?

Şimdi dikkatimi çekti


Pekala Sünnet korundu ise İmam Buhari'ye göre sahih olan bir hadis İmam Müslim'e göre nasıl sahih olmayabiliyor? Keza Ebu Hanife başta olmak üzere bir çok alimin sahih dediğine başka alimler sahih dememiştir, usul'de bunu bile görmek hadislerin vahiy olmadığının kanıtıdır...
İmam Buhari veya Ebu hanife bir sünnete sahih sünnet, uydurma sünnet mi demiş?

Yoksa hadis için mi öyle demiş

Son.Fedai
13-12-2012, 14:19
Bakin, bu ayette, "söyledikleri" derken kastedilen, Kuran ayetleridir. Kuran ayetlerini duyan bazı müşrikler, "Muhammed sapıttı, cinlendi,..." şeklindeki düşüncelere girmişler, iftiralara başvurmuşlardır. Kuran ise, bunu aydınlığa kavuşturmakta, ayrıca Muminlere de inam vermektedir.

Tefsir de yapıyorsun yani...

RedveKabul
13-12-2012, 14:26
Tefsir de yapıyorsun yani...

Ne diyeyim bu kadar sözden sonra muhatabınızı alaya almaya başladınız ya...

Bana müsaade

bi husben
13-12-2012, 14:28
o zaman soyle yapalım kurana uyalım ve aramızdaki bu anlaşmazlığı kurana havale edelim bakalım kuran bıze neyı ogutluyor


Ey müminler, Allah'a itaat ediniz; Peygambere ve sizden olan devlet yetkililerine de itaat ediniz. Eğer gerçekten Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız herhangi bir konuda anlaşmazlığa düştüğünüzde o meselenin çözümünü Allah'a ve Peygamber'e havale ediniz. Bu sizin hesabınıza en hayırlı ve en iyi akıbet vaad eden bir tutumdur.

sımdi hz ısanın nuzulu ıle ilgili aramızdakı anlasmazlıgı ayete gore Allaha ve resulunu havale etmemız gerekıyor . Allaha havale etmemız ıcın kurana havale etmelıyız resule havale etmek ıcın nereye bakacaz ya avala aval bakacaz yada sunnete muracaat edecez .sahabe bunu yapmıstır aralarındakı anlasmazlıgı Allaha ve resulune havale etmıslerdır

Son.Fedai
13-12-2012, 14:28
Ne diyeyim bu kadar sözden sonra muhatabınızı alaya almaya başladınız ya...
Bak ne güzel kendin diyorsun

Şu dediğin sözlerle ancak dalga geçilir

Başka çıkar yol bırakmadın ne yapayım



Hadis size kolay gelsin
Sağolasın HADİS Bize kolay gelsin kardeşim. Amin

bi husben
13-12-2012, 14:30
Hayır yetmez ayetin siyak ve sibakı da lazım, şöyle ki;

Bakin, bu ayette, "söyledikleri" derken kastedilen, Kuran ayetleridir. Kuran ayetlerini duyan bazı müşrikler, "Muhammed sapıttı, cinlendi,..." şeklindeki düşüncelere girmişler, iftiralara başvurmuşlardır. Kuran ise, bunu aydınlığa kavuşturmakta, ayrıca Muminlere de inam vermektedir.

Ayetleri bir butun halinde okuyalim:

1. Battığı zaman yıldıza andolsun ki;
2. Arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve batıla inanmadı.
3. O,arzusuna göre de konuşmaz.
4. O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.
5. Çünkü onu güçlü kuvvetli biri (Cebrail) öğretti.
6. Ve üstün yaratılışlı(melek), doğruldu:
7. Kendisi en yüksek ufukta iken.
8. Sonra (Muhammed'e) yaklaştı,(yere doğru)sarktı.
9. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.
10. Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi.
11. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.
12. Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?
13. Andolsun onu, önceden bir defa daha görmüştü,
14. Sidretü'l-Münteha'nın yanında .
15. Cennetü'l-Me'va da onun yanındadır.
16. Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.
17. Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.
18. Andolsun o, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü. (Necm 1-18)

Ayetin siyak ve sibakına bakmadan 3. ve 4. ayeti cımbızlarsak meseleyi kavrayamayız.

Dikkat ederseniz ayeti bir bütün olarak okuduğumuzda, Peygamberin'in Cebrail'i görmesi, görmekle birlikte itminana ulaşması ve kalben de ikna olması tasvir edilmekte. Yani Kuran ayetlerinin uyduruk değil, Allahtarafindan kutlu bir melek aracılığıyla gönderildiği vurgulanıyor, sahneleniyor. Allah kelami olan Kuran'ın tüm "prosedürü" göz önüne seriliyor ve Kuran'ın "kelamullah" yönü vurgulanıyor, getirdiği ayetler karşısında şaşkınlığa uğrayan, iftira atanlara olayın aslı aktarılırken, Müslümanlara hatta Peygamber'e güven telkin ediliyor.


kardes zuhruf suresındekı ayetler ıcın neden gecerlı olmuyor sıyak sıbak butunlugu .

Son.Fedai
13-12-2012, 14:38
Sünnetin delil Oluşu
Abdülgani Abdülhalık
İkinci Grup Ayetler:Bu gruptaki âyetler, Rasûlullah (a.s)'m, Kitab'ı (Kur'ân'ı) açıklayıcı -Allah'ın hükmüne uygun olarak-, Allah Teâlâ katında makbul olacak şekilde şerh edici olduğunu ve Hz. Pey-gamber'in ümmetine Kitab'ı ve hikmeti (sünneti) öğrettiğini gösteren âyet-i kerîmelerdir.

Biz, hikmete, İmam Şafiî ve başkalarının dediği gibi sünnet mânâsını verdik. Hikmetin de Kur'ân mânâsına geldiğini kabul etme durumunda, Rasûlullah'm (s.a.v) onu ümmetine öğretmesinden anla*şılması gereken, Kur'ân'ı şerh, mücmelini beyân ve müşkilini tavzih etmesidir. Bu da O'nun Kitab'a getirdiği sözlü, fîîlî ve takriri açıkla*malarının delil olmasını gerektirir. Şimdi ilgili âyetleri görelim:

Allah Teâlâ, buyurur ki: "İnsanlara kendilerine indirileni açık*laman için sana Kur'ân'ı indirdik. Belki düşünüp anlarlar."[91] (http://ebook/index.htm#_ftn91)

"Biz bu Kitab'ı sana, sırf hakkında ihtilâfa düştükleri şeyi in*sanlara açıklayasın ve iman eden bir topluma da hidâyet ve rahmet olsun diye indifdik."[92] (http://ebook/index.htm#_ftn92)

"Nitekim kendi içinizden size, âyetlerimizi okuyan, sizi kötülük*lerden temizleyen, size Kitab'ı ve hikmeti ta'lim edip bilmediklerinizi öğreten bir Rasûl gönderdik."[93] (http://ebook/index.htm#_ftn93)

"And olsun ki, içlerinden, kendilerine Allah'ın âyetlerini okuyan (kötülük ve küfür kirinden) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, mü'minlere bü*yük bir lütufta bulunmuştur. Halbuki onlar, daha Önce apaçık bir sapıklık içinde idiler."[94] (http://ebook/index.htm#_ftn94)

"(Okuma yazma bilmeyen) ümmîlere, içlerinden, kendilerine âyetlerini okuyan, onları küfür ve isyan kirlerinden temizleyen, onla*ra Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O'dur. Şüphe*siz onlar, Önceden apaçık bir sapıklık içindeydiler."[95] (http://ebook/index.htm#_ftn95)

"Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini, size öğüt vermek üzere in*dirdiği Kitab'ı ve hikmeti hatırlayın. Allah'tan korkun. Bilin ki Al*lah, herşeyi hakkıyla bilmektedir,"[96] (http://ebook/index.htm#_ftn96)

"Allah, sana, Kitab'ı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediklerini öğretti, Allah'ın sana ihsanı çok büyüktür."[97] (http://ebook/index.htm#_ftn97)

"(Ey Peygamber hanımları!) Evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, herşeyin iç yüzünü bilen ve herşeyden haberdar olandır."[98] (http://ebook/index.htm#_ftn98)

İmam Şafiî (r.h) (204/819), demiştir ki: "Allah Teâlâ, 'Kitab' deyince Kur'ân'ı, 'hikmet' ile de -görüşlerine katıldığım ehl-i Kur'ân âlimlerin dediği gibi- Rasûlullah'm sünnetini kasdetmiştir. Bu gö*rüş, Kur'ân'ın ifadesine uymaktadır. Allah, en iyisini bilir. Çünkü Kur'ân, Önce Kitab'ı, peşinden hikmeti zikretmiştir. Allah Teâlâ da kendilerine, Kitab ve hikmeti öğretmekle kullarına yaptığı ihsanı zikretmektedir. Allah, en doğrusunu bilir. Buradaki hikmetin, Rasûlullah'ın sünnetinden başka bir şey olduğunu söylemek de uy*gun değildir. Sebebi şudur: Allah Teâlâ, hikmeti, Kitab'la yanyana zikretmiştir. Ayrıca Peygamberine itaati ve herkese onun emrine uy*mayı farz kılmıştır. Allah'ın Kitabı ve Rasûlü'nün sünnetinden baş*ka hiçbir söz için 'farz' denilmesi caiz değildir. Bunun sebebi de Al*lah Teâlâ'nın, Rasûlü'ne imanı, kendisine iman ile beraber zikr ve emretmesidir."[99] (http://ebook/index.htm#_ftn99)

İmam Şafiî (r.h), bu ifadeleriyle şunu açıklamak istiyor: Allah Teâlâ, bütün bu âyetlerde hikmeti, Kitab üzerine atfederek zikret*miştir. Atıfla, yanyana zikredilen iki şey aynı olmayacağı için bura*daki hikmet, sünnettir. Ayrıca hikmetin, Kitab ve sünnetin dışında başka bir şey olması da sahih değildir. Çünkü Allah Teâlâ, bize hik*meti öğreterek ihsanda bulunduğunu bildirmiştir. Böyle bir ihsan, ancak doğru, gerçek ve katındaki ilmine uygun bir şeyle olabilir. Şu halde hikmet, Kitab (Kur'ân) gibi uyulması gereken bir şeydir. Özel*likle Allah Teâlâ'nın, hikmetle Kitab'ı beraber zikrettiğini düşünür*sek, söylediğimiz daha rahat anlaşılır. Hem Allah Teâlâ, bize, ancak Kitabı'na ve Rasûlü'nün sünnetine uymamızı emretmiştir. Şu halde hikmetin sünnet olduğu ortaya çıkmaktadır.


Dördüncü Grup Ayetler:

Burada vereceğimiz âyetler, Hz. Peygamber'den sâdır olan bütün söz ve fiillerde Ö'na tâbi olmanın ve kendisini örnek almanın vâcib olduğunu, Allah'ın muhabbetinin tah*sili için O'na uymanın gerekli bulunduğunu gösteren âyet-i kerîmelerdir.

Allah Teâlâ, buyurmuştur ki: "Rasûlüm, onlara de ki: Eğer siz, Allah'ı seviyor (ve sevdiğinizi iddia ediyor)sanız; derhal bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, çok affedi*ci ve çok merhametlidir."[132] (http://ebook/index.htm#_ftn132)

Kâd-ı Iyâz (554/1149), Şifâ'da, Hasan el-Basrî'nin (110/728), şöyle dediğini nakletmiştir: Bazıları Hz. Peygamber (s.a.v)'e gelerek, "Ya Rasûlallah! Biz, gerçekten Allah'ı seviyoruz," dediler. Bunun üzerine: "De ki: Eğer siz Allah'ı seviyor (ve sevdiğinizi iddia edi*yorsanız; hemen bana uyun ki, Allah da sizi sevsin."[133] (http://ebook/index.htm#_ftn133) âyeti nazil oldu.
Lâlckâî, es-Sünnet adlı eserinde, Hasan el-Basrî'nin şöyle de*diğini rivayet etmektedir: "Onların Allah'ı sevmelerinin alâmeti, Rasûlullah (s.a.v)'ın sünnetine uymaları oldu."

Allah Teâlâ, buyurdu ki: "Andolsun ki, sizden Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı arzulayanlar ve Allah'ı çok zikredenler için Rasûlullah'ta (takip edeceğiniz) pek güzel bir örnek vardır."[134] (http://ebook/index.htm#_ftn134)

Muhammed b. Ali Hâkim et-Tirmizî (285/898), demiştir ki: "Peygamber (s.a.v)'i örnek almak, O'na uymak, sünnetine tâbi olmak ve sözde veya fiilde kendisine muhalefet etmemektir."

Kâd-ı Iyâz da müfessirlerden pek çoğunun, âyetteki "üsve"ye (örneğe) bu mânâyı verdiğini nakletmektedir.[135] (http://ebook/index.htm#_ftn135)
Yine aynı konuyla ilgili olarak Cenâb-ı Hakk, şöyle buyurmuş*tur: "(Mûsâ duasına devamla): 'Rabbim, bize bu dünyada ve âhirette iyilik ver. Şüphesiz biz sana döndük.' Allah, buyurdu ki: Dilediğime azabımı isabet ettiririm. Rahmetim ise herşeyi kuşatmıştır (Dünyada mü'mine de kâfire de şâmildir). Fakat âhirette onu, küfürden sakı*nanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerimizi iman etmiş olanlara has kı*lacağım."

"Onlar ki, yanlarında bulunan Tevrat ve incil'de ismini yazılı buldukları ümmî peygambere ve Rasûle tâbi olurlar. O (Rasûl), ken*dilerine iyiliği emrediyor, onları fenalıklardan alıkoyuyor; onlara, (nefislerine) haram ettikleri temiz şeyleri helâl kılıyor, murdar şeyleri de haram kılıyor, onların ağır yüklerini, üzerlerindeki bağları indiri*yor. Onlar, O'na iman ederler, kendisine ta'zim ve yardım ederler, onunla gönderilen nûr'a (Kur'ân'a) uyarlar. İşte bunlar, kurtuluşa eren kimselerdir."m)

Örnek almakla ilgili başka bir âyet: "(Rasûlüm), Hani, Allah'ın nimet verdiği, senin de kendisine iyilik ettiğin kimseye: 'Eşini yanın*da tut, Allah'tan kork!' diyordun. Allah'ın açığa vuracağı şeyi, insan*lardan çekinerek içinde gizliyordun. Halbuki asıl korkmana lâyık olan Allah'tır. Zeyd, o kadından ilişiğini kesince, biz onu sana nikahladık ki, evlâtlıkları, kanlarıyla ilişkilerini kestiklerinde (o ka*dınlarla evlenmek isterlerse) mü'minlere bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir."[136] (http://ebook/index.htm#_ftn136)

alanyali07
13-12-2012, 14:59
Hz.İsa(as) 'nın nüzulü meselesinde ,Asr-ı saadetten itibaren asırlar boyunca bir icma hasıl olmuştur. Bunu zaten kimse reddedemiyor. Bütün itikad eserlerinde bişekilde yer almış,itikad esasları arasına girmiş. .4 mezhep imamları alimleri kabul etmiş. 4 mezhep harici diğer mezhep alimleri tarafından da kabul görmüş. Hadis kaynaklarında tevatür,sahih diye nitelemelerle yer almış. Asırlar boyunca yüzlerce tefsir yazılmış, hepsi de bişekilde değinmiş,kabul etmiş. "Hz.İSanın nüzulü diye birşey sözkonusu değildir,olamaz,yanlıştır" diyen olmamış.
Selef alimleri ve sonra gelen asırlar boyunca muteber alimler "Hz.İsa'nın nüzulünü" kabul etmişler.

"Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim peygambere karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yolda bırakırız ve ce*henneme sokarız, o ne kötü bir yerdir." (Nisa: 4/115).

RedveKabul
13-12-2012, 15:01
Bir gün kargayla eşek uçağa binmiş. Uçak havalandıktan sonra karga önündeki servis düğmesine basmış.

Hostes gelmiş ve:- Buyrun efendim ne arzu etmiştiniz? diye sormuş.
Karga:- Yok bir şey! demiş.
Hostes sormuş:- Peki neden düğmeye bastınız o zaman?
Karga:- Hiiiç iş olsun diye işte!!!
Hostes kızıp gitmiş. Kargayla eşek duruma çok gülmüşler. Birazdan karga yine düğmeye basmış.

Hostes gelmiş ve:- Buyrun efendim ne arzu etmiştiniz? demiş.
Karga "Yok bir şey!" demiş. Hostes sormuş:- Peki neden düğmeye bastınız o zaman?
Karga cevaplamış:- Hiiiç. Öylesine bastım işte!
Hostes yine kızmış ve gitmiş. Kargayla eşek yine çok gülmüşler. Az sonra bu sefer eşek kendi önündeki düğmeye basmış.

Hostes gelmiş ve:- Buyrun efendim ne arzu etmiştiniz? diye sormuş.
Eşek "Yok bir şey!" demiş.

Hostes sormuş:- Peki neden düğmeye bastınız o zaman?
Eşek cevaplamış:- Hiiiç. İş olsun diye işte!
Hostes bu sefer çok kızmış. Pilotun yanına gitmiş ve durumu anlatmış. Pilot:- İkisini de uçaktan atın gitsin! demiş.
Tüm personel birlik olmuş kargayla eşeği aşağı atmışlar. Tabii karga hemen kanat çırpıp uçmaya başlamış. Eşek ise taş gibi düşüyormuş.

Karga seslenmiş:- Eşek kardeş uçsana!
Eşek:- Eee! Benim kanadım yok ki! demiş.
Bunun üzerine karga da demiş ki:- Kardeşim! Madem kanadın yok ne diye pislik yapıyorsun?...

Kıssadan hisse işte. Hisse nerede? şurada;

Hikayemizde ki eşek gibi kanatlarımız yok iken bulunduğumuz yerde gökyüzü iken bir başkalarını gereksiz yere alaya almayalım.

alanyali07
13-12-2012, 15:05
Kıssadan hisse işte. Hisse nerede? şurada;

Hikayemizde ki eşek gibi kanatlarımız yok iken bulunduğumuz yerde gökyüzü iken bir başkalarını gereksiz yere alaya almayalım.

Güzel kardeşim, iyi güzel söylüyorsun da, bu kıssayı acaba kendi üstünde düşündün mü hiç ?
sen red ve kabul olarak alaya alınmaktan rahatsız oluyorsun.e normal.
Ama 1400 yıldır mevcut olan ve sahabe ve sonra gelen alimler tarafından icma halinde kabul görmüş bir itikadı ve bu itikadı yayan alimleri yalancılıkla suçluyorsun.
O kadar hadis rivayet eden sahabeler var. bunlardan rivayet eden tabiin var, tebe-i tabiin alimleri var. itikad alimleri, hadis alimleri,tefsir alimleri,mezhep alimleri ve bunlara itibar eden sayısız müminler var. hepsini birden yalancılıkla ,hadis uydurmakla ve cahillikle suçluyorsun. acab anlattığın bu kıssa da sana da bi işaret hissediyor musun merak ettim. kusura bakma.

Son.Fedai
13-12-2012, 15:09
Hikayemizde ki eşek gibi kanatlarımız yok iken bulunduğumuz yerde gökyüzü iken bir başkalarını gereksiz yere alaya almayalım.
Diyorsun yani...

fakiri
13-12-2012, 15:13
Mükerrer.kr.

talib
13-12-2012, 15:15
Güzel kardeşim, iyi güzel söylüyorsun da, bu kıssayı acaba kendi üstünde düşündün mü hiç ?
sen red ve kabul olarak alaya alınmaktan rahatsız oluyorsun.e normal.
Ama 1400 yıldır mevcut olan ve sahabe ve sonra gelen alimler tarafından icma halinde kabul görmüş bir itikadı ve bu itikadı yayan alimleri yalancılıkla suçluyorsun.
O kadar hadis rivayet eden sahabeler var. bunlardan rivayet eden tabiin var, tebe-i tabiin alimleri var. itikad alimleri, hadis alimleri,tefsir alimleri,mezhep alimleri ve bunlara itibar eden sayısız müminler var. hepsini birden yalancılıkla ,hadis uydurmakla ve cahillikle suçluyorsun. acab anlattığın bu kıssa da sana da bi işaret hissediyor musun merak ettim. kusura bakma.


Ama ayet yokmuş! Oysa Hz. İsa gelmeyecek diye ayet ve hadis yok. Ama geleceğine işaret eden ayetler var. Hadi açık değil dedin ama bunu destekleyen ve açıkca gelecek diyen pek çok hadisi şerif var. Bu işi oldurdu. Saniyen, ümmetin umelası, sulehası da bu rivayetlerden geleceğini anlamışlar. İnkarın sebebi ne ola ki, ben anlayamadım.

fakiri
13-12-2012, 15:23
Yaw, siz ne laftan anlamayan ucube yaratıklarsınız ! Uyarımı okumadınız mı ? Ne demiştik tekrar hatırlatıyorum:
Bu yazı din ilimlerini anlama özürlü geri zekâlılar, öküz kafalılar ve kuş beyinliler için değil, gerçekten hak ve hakikati arayanlar, araştıranlar ve öğrenmek isteyenler için nakledilmiş ve asılmıştır. Bu uyarımızdan sonra, umarız iki ayaklı behaimler çıktıkları ahırdan buraya kadem basmazlar. Eğer gelirler ve kusmuklarını akıtırlarsa Allah onların an karib belâlarını versin diyorum.


Gelmiş açtığımın bir konunun altına tartışma yapıyorsunuz ! İnsan olana laf bir defa söylenir ! Demek ki, insanlıkla bir ilginiz yok !
Hadis Munkirleri olarak sizler kucaklarınızdaki salyangozları gidin Hilâl Tv de pazarlayın !

RedveKabul
13-12-2012, 15:32
Güzel kardeşim, iyi güzel söylüyorsun da, bu kıssayı acaba kendi üstünde düşündün mü hiç ?
sen red ve kabul olarak alaya alınmaktan rahatsız oluyorsun.e normal.
Ama 1400 yıldır mevcut olan ve sahabe ve sonra gelen alimler tarafından icma halinde kabul görmüş bir itikadı ve bu itikadı yayan alimleri yalancılıkla suçluyorsun.
O kadar hadis rivayet eden sahabeler var. bunlardan rivayet eden tabiin var, tebe-i tabiin alimleri var. itikad alimleri, hadis alimleri,tefsir alimleri,mezhep alimleri ve bunlara itibar eden sayısız müminler var. hepsini birden yalancılıkla ,hadis uydurmakla ve cahillikle suçluyorsun. acab anlattığın bu kıssa da sana da bi işaret hissediyor musun merak ettim. kusura bakma.


Sayın kardeşim ben kimseyi alaya almadım, hiç bir alim için yalancı demedim, hadis uyduruyorlar demedim. Allah için nerede demişim bunu? Tam tersi dedim ki bunlar içtihattır ve alimlerin kendilerini bağlar, hata da edebilirler isabet de.

Bakın size hadislerle ilgili birkaç örnek vereyim;

Muhammed b. İshak : Siyerci Hadis ravisi

Darekutni gibi büyük hadisçiler, bunun rivayetlerini vâhî, son derece sakat görmüşlerdir.
Zehebi: "Siresini, rivayet zinciri kopuk, tanınmayan, bilinmeyen şeylerle, yalan şiirlerle doldurmasından başka bir günahını bilmiyorum" diyor.
Nesai ve başkaları, İbn İshak için "Sağlam değildir",
Darekutnî: "Sözleri kanıt olamaz",
Süleyman et-Teymî, Hişam ibn Urve: "Yalancıdır",
İmam Malik: "Deccallerden biridir!",
Hammad ibn Seleme: "Zarurî olmadıkça İbn İshak’tan rivayet etmedim";
Yahya el-Kattan: "Muhammed ibn Ishak'ın yalancı olduğuna tanıklık ederim." demişlerdir.

Pekala başkaları ne demiş?

Ahmed b.Hanbel de onun hakkında: “Hasenü’l Hadis’tir.” demiştir.
El İcli: “ (Muhammed b. İshak ) sikadır.”
İbn-i Adiyy: “İbn-i İshak’ın pek çok hadisini araştırdım. Ancak aralarında onun kesin olarak ‘zayıf’ diye nitelendirmesine yol açan bir şeye rastlamadım.”
İbn-i Medini: “Onun hadis(ler)i benim indimde sahihtir.”
Şu’be: “Saduktur.”
Ebu Hatim: “( İbn-i İshak’ın ) hadisi yazılır.
el Bedru’l Aynî: “İbn-i İshak, Cumhur indinde sika (:güvenilir) bir kimsedir.

İbn-i Humam, “Şerh’ul Hidâye” (Fethu’l-Kadîr) de (1/31)şöyle der: ‘...
İbn-i İshak’a gelince; gerek bizim indimizde ve gerekse muhakkik muhaddisler indinde onun sika olduğu konusunda herhangi bir şüphe söz konusu değildir’...”

Devam ediyorum;

Mukatil b. Süleyman;

İmam Şafii; Siyer isteyen Muhammed b. İshak’ın iyalidir. Hadis isteyen Malik’in iyalidir. Tefsir isteyen Mukatil b. Süleyman’ın iyalidir” diyerek tavsiyede bulunur.

Ahmet b. Hanbel der ki: ”Mukatil b. Süleyman’dan birşeyler rivayet etmek içimden gelmiyor.”
Yahya b. Muin der ki: “Mukatil b. Süleyman’ın rivayet ettiği hadisler hiçbir şey değildir.”
Büyük hadis alimi Nesai şöyle der: “ Hz. Peygamber (s.a.v.) adına yalan söuleyen 4 kişiden birisidir.
Ebu Hanife der ki: Mukatil teşbihi ispatta o kadar ileri gitti ki sonunda Allah’ı mahlukatı gibi yaptı.”

İmam Ebu Hanife (ra)'den gelen rivayete göre demiştirki; "Bize doğudan iki görüş (rey) geldi, her ikisi de iğrenç Birisi inkarcı Cehm'i görüşü, sıfatları inkâr Diğeri de müşebbiheci olan Mukatil'in görüşleri"

Bununla beraber İmam Şafii onun hakkında "insanlar tefsirde Mukatilin çömezidirler" ifadesini kullanmıştır.

Şimdi Allah için söyleyin bunun içinden nasıl çıkacağız ve kime güveneceğiz? Demek ki her gelen bilgiyi Kuran’la karşılaştırmalı ve ona göre de red veya kabul etme cihetine gitmeliyiz.

Ayrıca tekrar söyleyeyim ben sünneti inkar etmiyorum. Daha anlatmaya fırsat bırakmadınız ki anlatayım.

Rasulullah Kuran'da çatısı kurulmamış, hiçbir şekilde "genel konsepti ana hatlarıyla oluşturulmamış" bir konuda hüüm getirmez. Mesele bana Namazı sordunuz, izah edeyim;

Peygamberimiz Kuran'da sınırları çizilmiş/belirlenmiş hükümlerin ya da konuların detayını açıklar, tafsil eder, uygulanma biçimini detaylandırır, ama bunu "Kuran'ın çizdiği sınırlarının dışına çıkmadan" yapar. Kuran namazı genel anlamıyla ifade eder, sınırları çizip konsepti oluşturur, rükunlarını belirler. Rükun sayısı, okunacaklar, vs Allah'ın elçisi tarafından detaylandırılır.

Bizim buna itiraz etmemiz mümkün değildir. Yoksa Rabbimizin Peygamberimizi bize örnek göstermesini nasıl izah ederiz.

fakiri
13-12-2012, 15:43
Bunların insan olmadığı artık tamamen belli oldu.
Budalalarla ile başa çıkmak, katille, hırsızla başa çıkmaktan daha zordur.

Son.Fedai
13-12-2012, 15:48
Peygamberimiz Kuran'da sınırları çizilmiş/belirlenmiş hükümlerin ya da konuların detayını açıklar, tafsil eder, uygulanma biçimini detaylandırır, ama bunu "Kuran'ın çizdiği sınırlarının dışına çıkmadan" yapar. Kuran namazı genel anlamıyla ifade eder, sınırları çizip konsepti oluşturur, rükunlarını belirler. Rükun sayısı, okunacaklar, vs Allah'ın elçisi tarafından detaylandırılır.

Bizim buna itiraz etmemiz mümkün değildir. Yoksa Rabbimizin Peygamberimizi bize örnek göstermesini nasıl izah ederiz.
İyi de sünnet ve hadisler korunmadıysa bozulduysa biz hadislere ve sünnetlere bu dediğine inanırız?

HAŞA Hadis ve sünnete inanmazsak namazı nasıl kılarız, Peygambere Uy Emrini nasıl yerine getiririz, Rabbimizin CC Bize Hz. Rasulallah SAV ı örnek alın demesini nasıl anlarız?

fakiri
13-12-2012, 15:53
Hayvanlar sözden neden anlamazlar ? Çünkü ; HAYVANDIRLAR !

RedveKabul
13-12-2012, 15:58
Gelin sahih olan ve Tirmizi’nin rivayet etmiş olduğu bir hadisi beraber analiz edelim;

Ebu Musa r.a anlatıyor: “Resûlullah a.s buyurdular ki:
“Bir kimse ölünce, arkada ağlayanları kalkıp: “Vay benim dağım, vay efendim...” gibi sözler sarf ederse, ona iki melek vekil kılınır, melekler ölen kimsenin göğsüne vura vura: “Sen öyle misin?” diye sorarlar.” (Tirmizi, Cenâiz 24,(1003). )

Allah’a isyan etmemek ve dolayısıyla makul ölçülerde olmak şartıyla, üzücü bir olayın meydana gelmesi halinde bir kimsenin ah edip ağlaması meşrudur, hatta olayın şiddetine göre kişi çok üzülüp çokça ağlamışta olabilir, önemli olan günaha girecek davranışlarda bulunmamasıdır. Bir kimse öldüğünde yakınları üzüntülerini açığa verirken haddi aşarak günaha girmişlerse, bu ağlamalarından dolayı ölüye azab edilmez, zira herkes ancak kendi günahından sorumludur.

Bakınız Rabbimiz ne buyuruyor:

- De ki: “Allah her şeyin Rabb’i iken ben O’ndan başka Rab mi arayayım? Herkesin kazandığı yalnız kendisine âittir. Kendi (günah) yükünü taşıyan hiç kimse, bir başkasının (günah) yükünü taşımaz. Sonra dönüşünüz Rabb’inizedir; (O) ayrılığa düştüğünüz gerçeği size haber verecektir. 6/164

Görüldüğü gibi rivayetler Kuran’a uygun değildir. Şimdi bu hadis sahih diye Kuran'a aykırılığına rağmen sırf sahih diye kabul mu edeceğiz? Yapmayın

fakiri
13-12-2012, 15:59
EVET NE DEMİŞTİK ?
Hayvanlar sözden neden anlamazlar ? Çünkü ; HAYVANDIRLAR !

alanyali07
13-12-2012, 16:00
Sayın kardeşim ben kimseyi alaya almadım, hiç bir alim için yalancı demedim, hadis uyduruyorlar demedim. Allah için nerede demişim bunu? Tam tersi dedim ki bunlar içtihattır ve alimlerin kendilerini bağlar, hata da edebilirler isabet de.
.

Ben şahsen öyle anladım. Hz.İsanın nüzulünü kabul eden,izah eden ,nakleden tüm alimleri Kurana aykırı olmakla yani cahillikle suçluyorsun. ki azınlık bi grup değil. icmaya konu olan bi çoğunluk var.
Peki bana ASrı saadetten itibaren sahabelerden, tabiinden,tebe-i tabiinden,ve sonra gelen muteber selef alimlerinden "Hz.İsanın nüzulü inancı yanlıştır batıldır" diyen bikaç tane sahabe veya muteber alimleri sayar mısın ( son yüzyıldan örnek vermezsen sevinirim ilk 1300 yıl içerisindekileri merak ediyorum ) ?
Madem Kurana aykırı diyorsun, ilk dönemden itibaren oluşmuş olan bu itikadı kabul etmeyen büyük alimler vardır. Ben merak ediyorum bu alimler kimlerdir ? bikaç tane örnek verebilirsen sevinirim "Hz.İsa ölmüştür,ve ahir zamanda nüzulü inancı gibi bir olay yoktur, batıldır" diyen selef alimlerini. ??

Son.Fedai
13-12-2012, 16:03
Görüldüğü gibi rivayetler Kuran’a uygun değildir. Şimdi bu hadis sahih diye Kuran'a aykırılığına rağmen sırf sahih diye kabul mu edeceğiz? Yapmayın
Kime göre, neye göre riayetler kurana uygun değildir?

Sana göre uygun olmayan bana göre uygun olabilir.

Herkesin aklı idraki bir mi?

RedveKabul
13-12-2012, 16:03
Sahih olduğu rivayet edilen bir hadisin daha analizini yapalım sonra susayım inş.

"Sen kimsin de İmam Buhari'nin, İmam Müslim'in, İmam Ebu Davud'un ve daha nice alimlerin kabul ettiği ve sahih dediği hadise uydurma diyebiliyorsun?." diyenlere hadisi Allah için ellerini vicdanlarına ve Akıllarını da başlarına alarak düşünmelerini rica ediyorum. Ayrıca bizim bilemeyeceğimiz hikmetleri vardır demeyin. Allah size akledin diyor o halde akledin ve kafanızı kuma gömmekten vazgeçin.

Hadis sallama değil isteyen belirtilen Hadis kitaplarına bakabilirler.

Ebu Seleme’nin yaptığı diğer bir rivayette şöyle gelmiştir:

“Hz. Aişe (ra)’nin yanına girmiştim. Yanımda Hz. Aişe’nin süt kardeşi vardı. Kendisine, Resûlullah (s.a.v)’in cenâbetten nasıl yıkandığını sorduk. Bir sa’ miktarında bir kap getirtti ve onunla yıkandı. Aişe ile aramızda bir perde vardı. (Yıkanırken) üzerine üç kere su döktü ve dedi ki: “Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın zevceleri, saçları kulak memesi civarında olması için saçlarının başlarını alırlardı.” (Buhari Gusl 2, Müslim Hayz 41,42, (319-320); Muvatta, Tahâret 68, (1,44,45); Ebu Dâvud, Tahâret 97, (238); Nesâi, Tahâret 144, (1,127) )

Bakın kaç İmam nakletmiş bunları; tam 6 muhaddis

SubhanAllah! SubhanAllah!

İddiaya bakın iki erkek Hz Ayşe'ye geliyor ve Peygamberin cünüplükten nasıl yıkandığı konusunda soru soruyorlar ve Hz. Ayşe de (haşa o bu tür iftiralardan beridir) onların yanında arada bir perde vasıtasıyla bizzat yıkanarak/Guslederek onlara gösteriyor.

1- Arada Perde olduğu halde yani Hz Ayşe görünmediği halde nasıl tarif edebilmiş ve onlar görmediği halde nasıl anlamışlar, görmediler ve sadece sesini duydu iseler Hz Ayşe neden uygulamalı olarak anlatma gereği duymuş?. Ayrıca Gusül abdestini anlatmak çok zor ve karmaşık bir konumudur ki buna gerek duyulmuş.
7 yaşındaki çocuğa guslü anlatın vallahi anlar.

2- Bu Hz Ayşe'ye yani müminlerin Annesine bir iftira değil midir?

3- İki erkek başka sahabe erkek bulamadılar da mı Hz Ayşe'ye gittiler? Gönderecek eşleri, kızları, halaları, teyzeleri vs kadın yok muydu da kendileri gittiler?

4-İslam dinine göre çocuklar dahi öz anne babalarını çıplak olarak göremezlerken haşa onların yanında velev ki arada perde de olsa bu nasıl mümkün olur. İki erkekten birinin Hz Ayşe'nin süt kardeşi olması hiç bir şey değiştirmez. Erkek erkektir.

Umarım dikkatlerinizi çekebilmişimdir

fakiri
13-12-2012, 16:08
EVET NE DEMİŞTİK ?
Hayvanlar sözden neden anlamazlar ? Çünkü ; HAYVANDIRLAR !
Görüldüğü gibi, bizim iltifatımız MAYIS YAĞMURU kabul ediliyor .
Ve herkes çok iyi bilsin ki, bu HADİS MUNKİRLERİ HAYVANLARDAN DA AŞAĞI yaratıklardır.

!

RedveKabul
13-12-2012, 16:12
Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor (Hadis Tirmizi de geçiyor) ;

Resûlullah (a.s.v) buyurdular ki: Hz. Adem’in yaşı kırk yıl eksik olarak kesinleşince hemen ölüm meleği geldi. Adem (a.s) ona :
“ - Yani benim ömrümden kırk yıl geride kalmadı mı?” dedi. Melek :
“ - İyi ama, dedi, sen onu oğlun Davud’a vermedin mi?” Adem inkar etti zürriyetide inkar etti.

Bu rivayette Adem a.s'ın ömür süresinden hibe yaptığı ve dolayısıyla ömür süresini bildiği iddia edilmiştir. Bu iddia Kuran’a aykırıdır. Zira Rabbimiz mealen;

-Eğer Allah, insanları yaptıkları (her) haksızlıkta cezalandırsaydı, yeryüzünde tek canlı bırakmazdı. Fakat onları takdir edilen bir süreye kadar erteler. Süreleri geldiği zamanda bir saat dahi ne geri kalırlar, nede ileri geçerler. 16/61

- Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah’ın katındadır. Yağmuru yağdırır ve rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilmez. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır. 31/34

Görüldüğü gibi rivayet edilen hadisin aslı yoktur. Zira ecel takdir edilmiş kesin bir süredir, herkesin eceli kendisine aittir. Sürüleri geldiği zamanda bir saat dahi ne geri kalırlar ne de ileri geçerler. Hiç kimsede nerede öleceğini bilmez.

RedveKabul
13-12-2012, 16:17
Parmaklarım yoruldu yazmaktan

Tutarlı bir inancın bilgi kaynağı da tutarlı olmak zorundadır. İslam'ın temel kaynağı (bakın tek kaynağı demiyorum) Kuran'dır çünkü Allah tarafından gönderildiği katidir. Siz şayet bunu bu şekilde tanımlamaz ve sınırlandırmaz iseniz inanç tutarsızlığa dönüşür, hezeyana ve (zan) sanrıya dönüşür. Kuran değil midir ki "zannı" eleştirir ve iman edenlerin inancında "yakin" bilgi ister?

Şayet siz en üst sıraya Kuran'ı koymaz ve onun dışında neşet eden diğer tüm kaynakları da yine ondan bağımsız bir şekilde ele alırsanız Allah için söyleyin, kendi görüşlerini doğrulamak için Allah'ın ayetlerini ve Rasulün pak sünnetini eğip bükenlerin önüne nasıl geçeceğiz? İşte önüne geçemediğimizden dolayıdır ki birileri çıkıp Keşfi, rüyayı, ilhamı bilgi diye sunarken bir başkası da Kuran dışı bir takım rivayetleri bilgi diye vahyin önüne koyabiliyor. Bunu yapanlar Allah hakkında “zan” üzere, yani “bilmeden” konuşmanın sorumluluğunu da taşımak durumundadır.

Bizler imanımızdan ve amellerimizden hesaba çekileceğiz bu da doğrudan bilgi ile ilgilidir. Bu basit bir fürüat değil ki, kardeşler bilgi risk taşıyan bir durumdur ve biz bu riski göze alamayız. Alamadığımızdan bilgi bizim için "yakin" yani sağlam, kesin, kati, hayal ve vehim karışmamış, mutlak olmalıdır. Elinizi vicdanınıza koyun ve söyleyin; Allah'ın Kuran/Vahyi dışında bu mutlaklığın yani yakin bilginin başka bilgilerde/kaynaklarda da olabileceğini kim iddia edebilir?

Bakın şu platformda dahi aynı sözde inancı paylaşan ve aynı Kitaba inanan birileri olduğumuz halde bir noktada buluşamıyoruz, neden? Sorun zincirleme sorunudur kardeşler. Zamanın bir diliminde birileri bir usul ve bu usul üzerine de din belirlemiş ve bizlerde bu zincirlerin halkaları arasında yerimizi almışız. Artık başka şekilde düşünemiyoruz.

Bir kardeşin de çok güzel bir şekilde izah ettiği gibi "sözde Kuran'ı en başa koyuyoruz ama realitede bunun tam tersini yapıyoruz" başka başka kaynakları Kuran'ın önüne koyuyor ve İslam'ı kendi hakikati içerisinde ve Allah'ın istediği ve vaaz ettiği şekilde değilde abilerimizin , şeyhlerimizin fikirleri ve kendi hevamız ile hükmediyoruz. Kuran ve Peygamberi atlıyoruz. Ayetleri imanımızı kurtarmak için değil müntesibi olduğunu düşündüğümüz grubumuzu, cemaatimizi onaylatacak şekilde okuyoruz.

Aynı zamanda pek çok gerçek, sırf gerçek olduğu için, sırf var olduğu için bize de doğru imiş gibi görünüyor. Çünkü böyle inandırılmışız. Önümüze sunulan bir takım yanlışlıkları kaçınılmaz gerçekler diye görmüşüz. Bunu o kadar kanıksamışız ki "acaba ?" demeye korkar olmuşuz. Acaba bu gerçekler "doğru olmayanı" da yansıtabilir mi? diye irdelememişiz.

Biz böyle bir din bilmiyoruz kardeşler.
Birilerine göre doğru olabilir, güzel ve estetik görünebilir ama biz İslam'ı Rabbimizin gönderdiği şekilde kabul ettik. Ona öyle inandık.

Hiç bir ifrat bir diğer tefritiyle tedavi edilemez. Hepsi de sapmadır batıldır.

RedveKabul
13-12-2012, 16:25
Uzunca bir rivayet olduğu için kısa alıyorum. Ebu Hüreyre’den ;

-Ebû Hureyre (R) şöyle demiştir: Rasûlullah (S) şöyle buyurdu;
Yüce Allah, meleklere:
- Ey melekler, ben sizleri şâhid yapıyorum ki, ben bu zikreden kullarımı mağfiret ettim! Buyurur.
Meleklerden birisi:
- O zikredenlerin arasında fulân kişi var ki, o zikredenlerden değildir, bir hâceti için gelmiş oturmuştu! der.
- “O mecliste oturanlar öyle kemâl sâhibi kimselerdir ki, onlarla birlikte oturanlar şaki olamaz! cevâbını verir.” (Buhâri, Kitâbu’d-Daavat )

Bir kimsenin kendisi iyi amel işlemeden, sırf iyi amel işleyenlerin yanına gitmiş olması ona herhangi bir sevap kazandırmaz. Zira, münafıklar da, Peygamber ve sahabelerin yanına gidiyorlardı, buna rağmen bu onlara bir sevap kazandırmamıştır. Bakınız Rabbimiz ne buyuruyor;

“Münafıklara, acı bir azabın kendilerinin olacağını müjdele”

Ve ayrıca İslam İnancına göre amel şahsidir. Rabbimiz;

“İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur”

Görüldüğü gibi, sevap kazanmak için çalışmak şarttır. Bu itibarla uydurmuş oldukları rivayet, Kuran’a terstir. Ama Buhari’de geçiyor, ne yapacağız? Allah’ı mı haşa yalanlayacağız? İmamın bir bildiği vardır biz kim oluyoruz da onu eleştiriyor muyuz diyeceğiz? Yapmayın lütfen…

alanyali07
13-12-2012, 16:26
Parmaklarım yoruldu yazmaktan


Şayet siz en üst sıraya Kuran'ı koymaz ve onun dışında neşet eden diğer tüm kaynakları da yine ondan bağımsız bir şekilde ele alırsanız Allah için söyleyin, kendi görüşlerini doğrulamak için Allah'ın ayetlerini ve Rasulün pak sünnetini eğip bükenlerin önüne nasıl geçeceğiz?.
ama ben hala soruma cevap alamadım.
Asrı saadetten itibaren 1300 yıllık süre zarfında bahsettiğini gibi Kuranı eğip bükmemiş, Kurana göre hüküm vermiş alimleri soruyorum. illaki vardır değil mi Kurana göre doğru hüküm vermiş olanlar. ?
Sen iddia ediyorsunki "Kuranın doğru hükmüne göre Hz.İsanın nüzulü yanlıştır,batıldır" .. bu senin iddian ve yorumun. Kurana tek uygun olan bu diyorsun.
İşte ben de soruyorum ,merak ediyorum ve haklı olarak senden cevap bekliyorum kardeşim :
Asrı saadetten itibaren binlerce alim binlerce eser ortaya koydu. binlerce muteber alim içerisinden senin bu yorumunda olanlara örnek istiyorum mümkünse.


Ben şahsen öyle anladım. Hz.İsanın nüzulünü kabul eden,izah eden ,nakleden tüm alimleri Kurana aykırı olmakla yani cahillikle suçluyorsun. ki azınlık bi grup değil. icmaya konu olan bi çoğunluk var.
Peki bana ASrı saadetten itibaren sahabelerden, tabiinden,tebe-i tabiinden,ve sonra gelen muteber selef alimlerinden "Hz.İsanın nüzulü inancı yanlıştır batıldır" diyen bikaç tane sahabe veya muteber alimleri sayar mısın ( son yüzyıldan örnek vermezsen sevinirim ilk 1300 yıl içerisindekileri merak ediyorum ) ?
Madem Kurana aykırı diyorsun, ilk dönemden itibaren oluşmuş olan bu itikadı kabul etmeyen büyük alimler vardır. Ben merak ediyorum bu alimler kimlerdir ? bikaç tane örnek verebilirsen sevinirim "Hz.İsa ölmüştür,ve ahir zamanda nüzulü inancı gibi bir olay yoktur, batıldır" diyen selef alimlerini. ??

fakiri
13-12-2012, 16:30
EVET NE DEMİŞTİK ?
Hayvanlar sözden neden anlamazlar ? Çünkü ; HAYVANDIRLAR !
Görüldüğü gibi, bizim iltifatımız MAYIS YAĞMURU kabul ediliyor .
Ve herkes çok iyi bilsin ki, bu HADİS MUNKİRLERİ HAYVANLARDAN DA AŞAĞI yaratıklardır.

!

Not : Dikkat ediniz ! Bu hadis Munkirlerini muhatab alıp ta burayı kirletenelr de aynı onlar gibidirler.

fakiri
13-12-2012, 16:37
EVET NE DEMİŞTİK ?
Hayvanlar sözden neden anlamazlar ? Çünkü ; HAYVANDIRLAR !
Görüldüğü gibi, bizim iltifatımız MAYIS YAĞMURU kabul ediliyor .
Ve herkes çok iyi bilsin ki, bu HADİS MUNKİRLERİ HAYVANLARDAN DA AŞAĞI yaratıklardır


Laftan anlamıyorlar bari resimle meramınmızı ifade edelim belki gözleri görür !



http://www.ihvanforum.org/image/jpeg;base64,/9j/4AAQSkZJRgABAQAAAQABAAD/2wCEAAkGBhAPEBAUERQQERUVEhIQFRcVFRIUEBAUFBUWFRQUFx QXHCYeFxkvGRUUHy8gIycpLCwsFh49QTAqNyYrLCoBCQoKDgwO GA8PGjQlHyQ1Ki0xMTQsLCovNSwwLCwsNCk0NCwpLCwsLC80NC 8sNDQsNS8sLC80LC8sLCwsLDQsLP/AABEIAOEA4AMBIgACEQEDEQH/xAAcAAEAAgMBAQEAAAAAAAAAAAAABgcDBAUIAgH/xABGEAABAwIBCAUIBwUIAwAAAAABAAIDBBEFBgcSITFBUWEiMn GBkRMUQlJyobHBI2KCkrLR8TNDotLwJDQ1U3OTwuFEY3T/xAAbAQEAAwEBAQEAAAAAAAAAAAAABAUGAwEHAv/EADIRAAEDAgMECwACAgMAAAAAAAABAgMEEQUhMRJBUYETIjJhc ZGhscHR8BThI0MzQlL/2gAMAwEAAhEDEQA/ALxREQBERAEREAREQBERAEREAREQBERAEREAREQBERAEREAREQ BERAEREAREQBERAEREAREQBERAEREAREQBERAEREAREQBERAER EAREQBERAEREAREQBERAEWOeoZG0ue5rGgXJcQGjtJUIxzOY1t 20rdM7PKPBDPst2nvt3rm+RrO0pKp6SWpW0aX9idOeACSQANpO wLiV2WtDDcGZrjwZd58W6veqpxLGqipN5pHv5E2YOxo1DwWkob qxf+qGghwBqZyu8vtSyqjOlTjqRTP7dBo+JWo7OtwpvGX5aCgC LitTJxLBuD0iatvzX7LBZnWG+nI7JQfiwLeps51I7rsmj7muH8 Jv7lWCIlTIm88dg1I7Rtua/Ny7KDKSkqLCKaNxPok6L/uusV01QC7OE5X1dLYNkL2j0JLvbblfW3uK7srP/SFbPgCpnC7kv2n0XMii2A5f09TZsn0Eh1Wcfo3H6r/kbd6lKmte16XapnpoJIHbMiWUIiL9HEIiIAiIgCIiAIiIAiIgC IiALlY/lFDRR6Uhu430GDrvPyHEr5ylyijoYtN3SebiNm97vk0byqgxHE ZKiR0kri5zvADcANw5KLPPsZJqXOG4YtSu2/JnubeO5ST1rryGzQeiwdRndvPM+5ctFLMmsgZakCSa8UZ1gfvZ ByB6o5nwVejXSO4qa18kNHHnZrUItBA+RwaxrnuOwNBLj3BSbD s3NZLYv0IB9Y3f91vzIVk4Zg0FK3RhY1g3na53a46yt1TWUiJ2 lM5UY69y2hbZOK5r9e5CaXNbAP2ksr/ZDWD33K3mZuaEbWyO7ZHfKylCLukEabirdiNU7WRfb2IrLm2oj s8s3sff8QK5lZmsbr8lO4HcHtBHi21vAqeoiwRruPWYnVM0evP P3KexTIitp7kx+UaPSj6fi3rDwXBV/riY7khTVgJc3Qk3SMsH/a3O7/coz6TexS4pseztO3mn1+8Cm1KcmMupaUtZLeWHZxkjH1Sdo+qe 6y5uUGS89E7pjSYTZsjeqeR9U8j71yFERXRu4KXzmQ1kWfWav7 kpfFHWxzMa+Nwe1wuCNn/R5LOqbyXyokoZN7onHps/5N4O+Pwt6jrGTRtkjIc1w0gRvCs4ZkkTvMXX0D6R/Fq6L8eJmREXcrQiIgCIiAIiIAiIgCwV1ayCN8khs1gLifkOe7v WdVxnKx3Se2mYdTLPk5uIu1vcNfeOC5SydG25MoqVamZI003+B F8dxqSsmdI/Vua3cxg2NHz4lc9FK8jcjBWMkkl0mx2LGW1Fz97uwe89iqWtdI 7LU3cksVJFdcmpkRRTrInLbQ0YKl3R6schPV4McfV4Hd2bIrje CS0cpjkHNrh1ZG8R8xuXPXrXOicfieCKsisuaLovyX+irrInLb Q0YKl3R1NjkPo8GOPDgd3ZssVW0ciSJdDDVdJJSybD+S8QiIuh ENHHHEUtSQSCIJSCNRBDHWIKqbJ/OnV09mz/ANpZqHSNpgPb9L7XirYx/wDulV/oTfgcvOQVvh8TJGOR6XKjEJXxvarFsX/gOWlHW2EUgD/8t9mydw9LuJXdXmQG2zt7FLsn85lZS2bIfOYxqtITpgcpNvjdJ sNVM415HkOJIuUicy6KmmZKxzHtDmuFiCLghVVlhkg6jdpx3dC 42B2mMn0XHhwPz2zfJ/L2irbNa/yUh/dyWa4n6p2O7jfku9U0zJWOY8BzXAtIOwgqlqKZV6rksppcOxFY HbTFu1dU/byhVK8g8p/NpfJSH6KR1hfZG86geQOw9x4rlZTYC6incw3LD0o3es3nzGw/9rkqoRXRu70NzIyKshtq1365f6KN5CY951TBrzeSKzHcXNt0He GrtBUkVwxyORFQ+fzwuhkdG7VAiIv0cQiIgCIiAIiIDWxGtbBF JI7YxjnnnYbPkqNqal0r3vebue4vd2uNyrMzl1+hStjB1yyAH2 WdI+/RVXqtq33cjeBsMCg2YllXVy+if2bWF4e6pmjiZte4Nv6o2ud3A E9yu6io2QxsjYLNY0NA5D5qBZr8Mu+acjqgRN7T0nnw0R3lSTL TKkYdTiQM8o9z/JsBNm3sSSTwsPgpNFCrtNVKvHqxOk2FXqt18ToY3gkVZEY5Bza 4dZjvWB/q6qDG8Elo5THIObXDqyN4j8tyl2TudqGUhlW0QOOx7bmI9u9vb rHYu/jdVhtZEY5Kil4tcJotJjtzh0v1XeqoX70zIeFYy2FbbV2L6d5U SnWROW2howVLujqbHIfR4MceHA7uzZDcQpBDI5gfHKBsfG5r2O G43aTbsK11UNc+J3BTaTQw1sNtUXRU90L/AEVdZFZb6GjBUu6OyORx6nBjzw4Hd2bJkcpqIf8Ak0v+9F/MraJ3SpdphKymdSSbEnJeJkx/+6VX+hN+By85Beh3YtR1TXQtqIHmRro7MljLyHAg2AO2xVZ4/mnqYbupnecM9XU2YDs2O7rHkrqglbFdr8lUz+IROls5maIQRFk mgdG4te1zHDUWuBa4HmDrC+LK6KQ/FNsg8ra/ziGnY/yzHODS2S7tBg1ucHdYWaCbbOShVlaWaHANFklU8a3Xijv6oPTd 3uAH2SotY5jYlVyX4eJLo2vdKiNW3HwJVlpgfndK7RF5I7yM4k gdJvePfZU+r/VMZXYZ5tWTMAs0nyjfZfrsOw6Q7liKtmj0PqGA1KrtQL4p8/vEz5EYr5vWR3NmyfQu4dI9E/et4lXAqABI2aju5Hirywau8vTwyevG1x7bdL33X6pH5K0549BZ zZU35L8G6iIpxmgiIgCIiAIiICtM6NTeohZubEXd73fkwKFqTZ xX3r38o4x7ifmoyqaZbyKfQsObs0sad3vmW9kFSCOgh4v0pT9o m38Iat7KHJ6GvhMUwNr6TS02cxwuA4dxPismAx6NLTDZaGL8AW +riJVYjdncYOrVJZXq7eq+5R2U2bqqoruaPLxD02A6TR9dm0do uOxRRel6r9m/2XfArzQFo6GodM1drcZaupmwuTZ3mSGYsNx+q6sMweLj9Fxlkh mLDcfquGI4c2qbtNyenr3KWuBY6/D39HJnGuqcO9PlN52VpVlHfpN7x81swzB4uP0WRZGCeWjlumSp qnwfS6ukpsUptl2bVzRU3d6fu5ThgqW5P5y6yl0WyHziMatF56 YH1ZNvjdcGso79JvePmuettBNDXRbVvFN6HyWuoqjC5+jdyXcq ft24uiDGMJxpoZIGiS2psnQmB+o8dbsB7l38AyeiooRCy72hz3 AvDS6zjexIGteeVeWbWqfJh0Rkc550pG3cS42DiALnkoNZTrCz qu6t9DvR1CTP6zetbUk3kW+q3wC+g0DZqX6iqi2CrzOnSWdTyc Q+M9xDm/FysNQ7OhHeliPCZvvY8LhUJeNSywp+xVs8vNCsVa2bip06Fo9S SRncTpj8SqlWRmsf9BUDhKD4sH5KDSraQ0uNt2qVV4Kn0TdERW piAiIgCIiAIiICpc4g/t7+ccR91vkoyVMs59Paqid60IHe1zv5gocqaZLSKfQsPdtUsa9 yemReWCP0qanPGGI/wBbq4WRFV5Sgpzva0xntYS34AHvXdVuxbtRTCVDdiV7V3KvuYq r9m/2XfArzQF6Xqv2b/Zd8CvNAV5hej+XyZ7FNWc/gIiK4KYyQzFhuP1XVhmDhcfot3AsgKmthEsL4C0ktIL3BzXDaC NE2Ow9hC6kOanEWG4dTfffr/gVDidNBUIqo5Een6ymtwHFKihcjXNVYl9O9PlN/icJaNZR36Te8fNdvF8GmpJNCZtja4I1scOLTvWksvT1ElLJtN1 3px7j6JW0VPiVPsPzRc0Xh3ocJXdmt/wANi9uX8ZVQVlHtc3tI+au/InBX0dFFFIWl13POjfRGm4uAuduohaiorI6mnRzFzvpwPmaYZP QVTo5Uytku5U/eR3kRFVk4KH5z32pIxxnb7mvUwUAzqVWqmj5vkPgGt+LvBcKhb RqWOFt2qtnn5IV+rHzVt+hqD/7WjwYPzVcK082tPo0Rd68r3dwsz4tKg0qf5DT4061KqcVT7JYi IrUw4REQBERAEREBCs6FDpQQyD93IWn2ZB/M1viq1V443hwqaeWI+mwgcnbWn7wCo97C0kEWIJBG8EaiFWVbb PvxNlgc+3Ase9q+i/lLBzXYlds8B2giZvYbNd7w3xU9VI5P4saSpil12Bs8Dex2pw8N faArrilDmhzSCCA4EbCDrBUmlftMtwKjGqdY5+kTR3vv+z5qv2 b/AGXfArzQF6Xqv2b/AGXfArzQFpML0fy+TFYpqzn8HTwLBH1jpmR9dkL5mj1ywtu3tI JtzsuYptmj/wAQd/8APJ+Jix5zMmPNKnyrBaKYlwtsZJte3kD1h2ngpyT2mWJeRBWC 8CSpxzPjNvlP5nUhjzaKYhjr7GP2Mfy22PI8ldq8xq7s2+U/nlNoPN5YQGOvtez0H+AseY5qBiNP/tbz+yfhtR/qdy+ju45gcVZEY5Bza4dZjuI/LeqexnCn0kz4pLEtsQRsc09V3LYryVM50pizEiR/kxd/WVJ/C/lKqN7VvyGppMYXD7dJmxVz7u9DjKd5E5baOjBUu1amxyH0eDHn hwO5QCGYPFx+iyKpRXwPVFyVNUNnLFDXQpndq5oqe6F/oq7yJy20dGCpdq1NjkPo8GOPDgVYitI5EkS6GHq6SSlk2H8l4h VBl1iXl62Sxu2O0I+z1v4i7wVlZTYyKSmkk9K2iwcXu6v59gKp UuJNzrJ1k7yeKi1b8kaXeA063dMvgnyfiu7Jyh8hSQRnUWxtv7 Tuk73kqqMlcK85q4WWu0Hyj/YZrPibDvV0ryjbq49x+bsRJ4r7J8hERTzMBERAEREAREQBVbnE wPyNR5Zo6E2s8GyDrDvHS+8rSWhjeEMq4HxP9IajvY4dVw7/AJrjNH0jbE/D6v8AizI9dNF8Cj1YebrKUFvm0p1i5iJ3jaWdo2jlfgoJiFA+n lfHILOabHgeBHEEawsMchaQ5pLSCCCNRBGsEFVcb1jdc2tVTsq 4dld+aL8l8zs0muA3tI8QvNUsRY4tcCHNJaQdoI1EeKvLI/LBtY0RyENnA1jYJQPSbz4j5bM2NZB0NY8ySRkPPWcxxYX+0BqJ 52utPQVjI7quinzLFMPl2thclQr7NBTuNbI8DotgcCdwLnN0R/CfAqzspMDZXU0kL9WkLtd6jx1XePuJWbB8Ego4/JwMEbb3O0uceLnHWT2reX4qKjpJekblwPzT0/RxdG7PieaaykfDI+OQFr2OLHDgRqKluaeOQ4gCy+iIpPKcNE20 QftaPgrNxvIyirXac0d32A0mlzHEDYCWnX3rcwfAaejYWU8bYw dZ2lzjxc46yp0uINfErbZr5EKLD3MlR18k8zoKms7lM5tc15HR fCzRO4lpcHD3jxCuVaGMYHT1kehOwSNvcbQ5p4tcNYKgUsyQyb Sk+qhWaPZQ89UWmXtawEucQ0D1iTYDxUkxrBZaOUxyjm1w6r2+ sD/VlaGCZCUNG/ykUZLxsc9xeW39W+odtrrfxzA4qyIxyDm1w60buI/LeuWJqyqcjmJZU38SzwGqlw+7JVuxd3DvT5KRU7yJy30dGCpdq 6schPV4MeeHA7lE8awWWjlMco5tcOq9vrD8ty0FQse6Jxup4Iq yKy5oui/JIctco/PJ7MP0Ud2s+ufSf37uQ5qPIu7khk4a2cBwPkmWdIePBg5n4XTr SO71P0iRUcHBrU/c1Jlm4wPyMBmeLPmto8RGOr4nX2WUwX41oAAFgBqAGwL9VuxiM ajUMDUzuqJXSO3hERfsjhERAEREAREQBERARvLLJQVsekywmYO idgeNugT8DuPaVU80LmOc1wLXNJBBFiCNoIV+KN5V5Gx1o02Wj mAsHei8DY1/57Rz2KHPBtdZupf4XinQf4pezuXh/RU0chaQWktIIIINiCNhBGxT/JrOMCBHV6jsEoGo+2BsPMauxQavw+WnkMcrSxw3HeOIOwjmFrq CyR0a5GlqKWGrZZ2fBU+C/IpmvaHNIc0i4IIII4gjavtUfhWO1FKbwyOaNpbtY7tadXftUww 7OlsFRF9qI/8ABx+ansqmL2sjL1GCTxrePrJ5KWAij1Nl5QSfvdA8Htc332t7 1vsyko3bKin/ANxn5qQkjV0Uq3UszO0xU5KdJFy5cqKJu2og7ntcfAa1zKvOLQ x9Vz5TwYw/F1gvFkYmqnrKSd/ZYvkpJ1qYli0NMzTme1g3X2u5NG0nsVfYnnNnfcQMbEPWd0393 ojwKiVXWSTOLpXukcd7iSezkOSjvq2p2cy4psDlet5lsnDVfo7 2V2V5riGMYGxtdpNLgDI47Lk+iOQUbRdfJ/JmetfZg0WA9KQjoN5D1nch7lAVXSO4qaZrYaSKyZNQ1sFwaWsl EcY5uceqxu9x/rWrjwbCI6SFsUY1DWSes9x2uPNfOC4JFRxhkQ5uces88XH+rLo Kzgh6NLrqY7EsRWqdstyanr3hERSCpCIiAIiIAiIgCIiAIiIAi IgNHFcGhqmaEzA4bjscw8Wu2hV5jmbmeG7oPp2cNQlb3bHd3gr RRcZIWyak+kxCal7C5cF0KCkjc0lrgWkbQQQ4doOxfKvPEMIgq BaaNknAkdIdjto7lGa7NjTP1xPli5ant8Dr96hOpHJ2czRQ47C 7/kRWr5p9+hWSKaT5ragdSWF3tB7D7g5ab829cNghPY/8wuKwSJuLBuI0rtJE9vci6KVR5ta07TA3tefk0roU2auQ/tJ2D2GOcfEkfBepBIu48didK3V6e/sQVbFDh0tQ7RiY+Q/VF7dp2DvVnUGbqiisXh8x+u7o/dbYeN1JKemZG0NY1rGjYGgNaO4LuykVe0pWz49G3KJt178k+/Yg2A5tALPq3A7/ACbDq+0/f2DxU6gp2xtDWNDWgWAAAAHIBZEU1kbWJ1TN1NZLUreReW4IiL oRQiIgCIiAIiIAiIgCIiAIiIAiIgCIiAIiIAiIgCIiAIiIAiIg CIiAIiIAiIgCIiAIiIAiIgCIiAIiIAiIgCIiAIiIAiIgCIiAIi IAiIgCIiAIiIAiIgCIiAIiIAiIgCIiAIiIAiIgCIiAIiIAiIgC IiAIiIAiIgCIiAIiID//2Q== http://t2.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcTnFaux_9DQ4c2dfXZBHliWJv8Th3em0 SRFp0_vDbybJCvEJLYZQ4H3qoyB

bi husben
13-12-2012, 16:45
EVET NE DEMİŞTİK ?
Hayvanlar sözden neden anlamazlar ? Çünkü ; HAYVANDIRLAR !
Görüldüğü gibi, bizim iltifatımız MAYIS YAĞMURU kabul ediliyor .
Ve herkes çok iyi bilsin ki, bu HADİS MUNKİRLERİ HAYVANLARDAN DA AŞAĞI yaratıklardır.

!

Not : Dikkat ediniz ! Bu hadis Munkirlerini muhatab alıp ta burayı kirletenelr de aynı onlar gibidirler.

samiri ne haber kimse seni tınlamıyor debelenıp durma

RedveKabul
13-12-2012, 16:47
sayın alanyali sorunuza cevap vereceğim inş. notlarıma bakmam lazım yarın inş.
ama beklediğiniz cevap gelecektir onu söyleyeyim : ))

fakiri
13-12-2012, 16:49
EVET NE DEMİŞTİK ?
Hayvanlar sözden neden anlamazlar ? Çünkü ; HAYVANDIRLAR !
Görüldüğü gibi, bizim iltifatımız MAYIS YAĞMURU kabul ediliyor .
Ve herkes çok iyi bilsin ki, bu HADİS MUNKİRLERİ HAYVANLARDAN DA AŞAĞI yaratıklardır


Laftan anlamıyorlar bari resimle meramınmızı ifade edelim belki gözleri görür !





http://t0.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcQrRZfo2qFOJmS9JiNGj8bet-mFycpv0LuRSszN2ENg38YTEwex

RedveKabul
13-12-2012, 16:50
ama girmiş işte :O

fakiri
13-12-2012, 16:53
Laftan anlamıyorlar bari resimle meramınmızı ifade edelim belki gözleri görür !



http://www.ihvanforum.org/image/jpeg;base64,/9j/4AAQSkZJRgABAQAAAQABAAD/2wCEAAkGBhAPEBAUERQQERUVEhIQFRcVFRIUEBAUFBUWFRQUFx QXHCYeFxkvGRUUHy8gIycpLCwsFh49QTAqNyYrLCoBCQoKDgwO GA8PGjQlHyQ1Ki0xMTQsLCovNSwwLCwsNCk0NCwpLCwsLC80NC 8sNDQsNS8sLC80LC8sLCwsLDQsLP/AABEIAOEA4AMBIgACEQEDEQH/xAAcAAEAAgMBAQEAAAAAAAAAAAAABgcDBAUIAgH/xABGEAABAwIBCAUIBwUIAwAAAAABAAIDBBEFBgcSITFBUWEiMn GBkRMUQlJyobHBI2KCkrLR8TNDotLwJDQ1U3OTwuFEY3T/xAAbAQEAAwEBAQEAAAAAAAAAAAAABAUGAwEHAv/EADIRAAEDAgMECwACAgMAAAAAAAABAgMEEQUhMRJBUYETIjJhc ZGhscHR8BThI0MzQlL/2gAMAwEAAhEDEQA/ALxREQBERAEREAREQBERAEREAREQBERAEREAREQBERAEREAREQ BERAEREAREQBERAEREAREQBERAEREAREQBERAEREAREQBERAER EAREQBERAEREAREQBERAEWOeoZG0ue5rGgXJcQGjtJUIxzOY1t 20rdM7PKPBDPst2nvt3rm+RrO0pKp6SWpW0aX9idOeACSQANpO wLiV2WtDDcGZrjwZd58W6veqpxLGqipN5pHv5E2YOxo1DwWkob qxf+qGghwBqZyu8vtSyqjOlTjqRTP7dBo+JWo7OtwpvGX5aCgC LitTJxLBuD0iatvzX7LBZnWG+nI7JQfiwLeps51I7rsmj7muH8 Jv7lWCIlTIm88dg1I7Rtua/Ny7KDKSkqLCKaNxPok6L/uusV01QC7OE5X1dLYNkL2j0JLvbblfW3uK7srP/SFbPgCpnC7kv2n0XMii2A5f09TZsn0Eh1Wcfo3H6r/kbd6lKmte16XapnpoJIHbMiWUIiL9HEIiIAiIgCIiAIiIAiIgC IiALlY/lFDRR6Uhu430GDrvPyHEr5ylyijoYtN3SebiNm97vk0byqgxHE ZKiR0kri5zvADcANw5KLPPsZJqXOG4YtSu2/JnubeO5ST1rryGzQeiwdRndvPM+5ctFLMmsgZakCSa8UZ1gfvZ ByB6o5nwVejXSO4qa18kNHHnZrUItBA+RwaxrnuOwNBLj3BSbD s3NZLYv0IB9Y3f91vzIVk4Zg0FK3RhY1g3na53a46yt1TWUiJ2 lM5UY69y2hbZOK5r9e5CaXNbAP2ksr/ZDWD33K3mZuaEbWyO7ZHfKylCLukEabirdiNU7WRfb2IrLm2oj s8s3sff8QK5lZmsbr8lO4HcHtBHi21vAqeoiwRruPWYnVM0evP P3KexTIitp7kx+UaPSj6fi3rDwXBV/riY7khTVgJc3Qk3SMsH/a3O7/coz6TexS4pseztO3mn1+8Cm1KcmMupaUtZLeWHZxkjH1Sdo+qe 6y5uUGS89E7pjSYTZsjeqeR9U8j71yFERXRu4KXzmQ1kWfWav7 kpfFHWxzMa+Nwe1wuCNn/R5LOqbyXyokoZN7onHps/5N4O+Pwt6jrGTRtkjIc1w0gRvCs4ZkkTvMXX0D6R/Fq6L8eJmREXcrQiIgCIiAIiIAiIgCwV1ayCN8khs1gLifkOe7v WdVxnKx3Se2mYdTLPk5uIu1vcNfeOC5SydG25MoqVamZI003+B F8dxqSsmdI/Vua3cxg2NHz4lc9FK8jcjBWMkkl0mx2LGW1Fz97uwe89iqWtdI 7LU3cksVJFdcmpkRRTrInLbQ0YKl3R6schPV4McfV4Hd2bIrje CS0cpjkHNrh1ZG8R8xuXPXrXOicfieCKsisuaLovyX+irrInLb Q0YKl3R1NjkPo8GOPDgd3ZssVW0ciSJdDDVdJJSybD+S8QiIuh ENHHHEUtSQSCIJSCNRBDHWIKqbJ/OnV09mz/ANpZqHSNpgPb9L7XirYx/wDulV/oTfgcvOQVvh8TJGOR6XKjEJXxvarFsX/gOWlHW2EUgD/8t9mydw9LuJXdXmQG2zt7FLsn85lZS2bIfOYxqtITpgcpNvjdJ sNVM415HkOJIuUicy6KmmZKxzHtDmuFiCLghVVlhkg6jdpx3dC 42B2mMn0XHhwPz2zfJ/L2irbNa/yUh/dyWa4n6p2O7jfku9U0zJWOY8BzXAtIOwgqlqKZV6rksppcOxFY HbTFu1dU/byhVK8g8p/NpfJSH6KR1hfZG86geQOw9x4rlZTYC6incw3LD0o3es3nzGw/9rkqoRXRu70NzIyKshtq1365f6KN5CY951TBrzeSKzHcXNt0He GrtBUkVwxyORFQ+fzwuhkdG7VAiIv0cQiIgCIiAIiIDWxGtbBF JI7YxjnnnYbPkqNqal0r3vebue4vd2uNyrMzl1+hStjB1yyAH2 WdI+/RVXqtq33cjeBsMCg2YllXVy+if2bWF4e6pmjiZte4Nv6o2ud3A E9yu6io2QxsjYLNY0NA5D5qBZr8Mu+acjqgRN7T0nnw0R3lSTL TKkYdTiQM8o9z/JsBNm3sSSTwsPgpNFCrtNVKvHqxOk2FXqt18ToY3gkVZEY5Bza 4dZjvWB/q6qDG8Elo5THIObXDqyN4j8tyl2TudqGUhlW0QOOx7bmI9u9vb rHYu/jdVhtZEY5Kil4tcJotJjtzh0v1XeqoX70zIeFYy2FbbV2L6d5U SnWROW2howVLujqbHIfR4MceHA7uzZDcQpBDI5gfHKBsfG5r2O G43aTbsK11UNc+J3BTaTQw1sNtUXRU90L/AEVdZFZb6GjBUu6OyORx6nBjzw4Hd2bJkcpqIf8Ak0v+9F/MraJ3SpdphKymdSSbEnJeJkx/+6VX+hN+By85Beh3YtR1TXQtqIHmRro7MljLyHAg2AO2xVZ4/mnqYbupnecM9XU2YDs2O7rHkrqglbFdr8lUz+IROls5maIQRFk mgdG4te1zHDUWuBa4HmDrC+LK6KQ/FNsg8ra/ziGnY/yzHODS2S7tBg1ucHdYWaCbbOShVlaWaHANFklU8a3Xijv6oPTd 3uAH2SotY5jYlVyX4eJLo2vdKiNW3HwJVlpgfndK7RF5I7yM4k gdJvePfZU+r/VMZXYZ5tWTMAs0nyjfZfrsOw6Q7liKtmj0PqGA1KrtQL4p8/vEz5EYr5vWR3NmyfQu4dI9E/et4lXAqABI2aju5Hirywau8vTwyevG1x7bdL33X6pH5K0549BZ zZU35L8G6iIpxmgiIgCIiAIiICtM6NTeohZubEXd73fkwKFqTZ xX3r38o4x7ifmoyqaZbyKfQsObs0sad3vmW9kFSCOgh4v0pT9o m38Iat7KHJ6GvhMUwNr6TS02cxwuA4dxPismAx6NLTDZaGL8AW +riJVYjdncYOrVJZXq7eq+5R2U2bqqoruaPLxD02A6TR9dm0do uOxRRel6r9m/2XfArzQFo6GodM1drcZaupmwuTZ3mSGYsNx+q6sMweLj9Fxlkh mLDcfquGI4c2qbtNyenr3KWuBY6/D39HJnGuqcO9PlN52VpVlHfpN7x81swzB4uP0WRZGCeWjlumSp qnwfS6ukpsUptl2bVzRU3d6fu5ThgqW5P5y6yl0WyHziMatF56 YH1ZNvjdcGso79JvePmuettBNDXRbVvFN6HyWuoqjC5+jdyXcq ft24uiDGMJxpoZIGiS2psnQmB+o8dbsB7l38AyeiooRCy72hz3 AvDS6zjexIGteeVeWbWqfJh0Rkc550pG3cS42DiALnkoNZTrCz qu6t9DvR1CTP6zetbUk3kW+q3wC+g0DZqX6iqi2CrzOnSWdTyc Q+M9xDm/FysNQ7OhHeliPCZvvY8LhUJeNSywp+xVs8vNCsVa2bip06Fo9S SRncTpj8SqlWRmsf9BUDhKD4sH5KDSraQ0uNt2qVV4Kn0TdERW piAiIgCIiAIiICpc4g/t7+ccR91vkoyVMs59Paqid60IHe1zv5gocqaZLSKfQsPdtUsa9 yemReWCP0qanPGGI/wBbq4WRFV5Sgpzva0xntYS34AHvXdVuxbtRTCVDdiV7V3KvuYq r9m/2XfArzQF6Xqv2b/Zd8CvNAV5hej+XyZ7FNWc/gIiK4KYyQzFhuP1XVhmDhcfot3AsgKmthEsL4C0ktIL3BzXDaC NE2Ow9hC6kOanEWG4dTfffr/gVDidNBUIqo5Een6ymtwHFKihcjXNVYl9O9PlN/icJaNZR36Te8fNdvF8GmpJNCZtja4I1scOLTvWksvT1ElLJtN1 3px7j6JW0VPiVPsPzRc0Xh3ocJXdmt/wANi9uX8ZVQVlHtc3tI+au/InBX0dFFFIWl13POjfRGm4uAuduohaiorI6mnRzFzvpwPmaYZP QVTo5Uytku5U/eR3kRFVk4KH5z32pIxxnb7mvUwUAzqVWqmj5vkPgGt+LvBcKhb RqWOFt2qtnn5IV+rHzVt+hqD/7WjwYPzVcK082tPo0Rd68r3dwsz4tKg0qf5DT4061KqcVT7JYi IrUw4REQBERAEREBCs6FDpQQyD93IWn2ZB/M1viq1V443hwqaeWI+mwgcnbWn7wCo97C0kEWIJBG8EaiFWVbb PvxNlgc+3Ase9q+i/lLBzXYlds8B2giZvYbNd7w3xU9VI5P4saSpil12Bs8Dex2pw8N faArrilDmhzSCCA4EbCDrBUmlftMtwKjGqdY5+kTR3vv+z5qv2 b/AGXfArzQF6Xqv2b/AGXfArzQFpML0fy+TFYpqzn8HTwLBH1jpmR9dkL5mj1ywtu3tI JtzsuYptmj/wAQd/8APJ+Jix5zMmPNKnyrBaKYlwtsZJte3kD1h2ngpyT2mWJeRBWC 8CSpxzPjNvlP5nUhjzaKYhjr7GP2Mfy22PI8ldq8xq7s2+U/nlNoPN5YQGOvtez0H+AseY5qBiNP/tbz+yfhtR/qdy+ju45gcVZEY5Bza4dZjuI/LeqexnCn0kz4pLEtsQRsc09V3LYryVM50pizEiR/kxd/WVJ/C/lKqN7VvyGppMYXD7dJmxVz7u9DjKd5E5baOjBUu1amxyH0eDHn hwO5QCGYPFx+iyKpRXwPVFyVNUNnLFDXQpndq5oqe6F/oq7yJy20dGCpdq1NjkPo8GOPDgVYitI5EkS6GHq6SSlk2H8l4h VBl1iXl62Sxu2O0I+z1v4i7wVlZTYyKSmkk9K2iwcXu6v59gKp UuJNzrJ1k7yeKi1b8kaXeA063dMvgnyfiu7Jyh8hSQRnUWxtv7 Tuk73kqqMlcK85q4WWu0Hyj/YZrPibDvV0ryjbq49x+bsRJ4r7J8hERTzMBERAEREAREQBVbnE wPyNR5Zo6E2s8GyDrDvHS+8rSWhjeEMq4HxP9IajvY4dVw7/AJrjNH0jbE/D6v8AizI9dNF8Cj1YebrKUFvm0p1i5iJ3jaWdo2jlfgoJiFA+n lfHILOabHgeBHEEawsMchaQ5pLSCCCNRBGsEFVcb1jdc2tVTsq 4dld+aL8l8zs0muA3tI8QvNUsRY4tcCHNJaQdoI1EeKvLI/LBtY0RyENnA1jYJQPSbz4j5bM2NZB0NY8ySRkPPWcxxYX+0BqJ 52utPQVjI7quinzLFMPl2thclQr7NBTuNbI8DotgcCdwLnN0R/CfAqzspMDZXU0kL9WkLtd6jx1XePuJWbB8Ego4/JwMEbb3O0uceLnHWT2reX4qKjpJekblwPzT0/RxdG7PieaaykfDI+OQFr2OLHDgRqKluaeOQ4gCy+iIpPKcNE20 QftaPgrNxvIyirXac0d32A0mlzHEDYCWnX3rcwfAaejYWU8bYw dZ2lzjxc46yp0uINfErbZr5EKLD3MlR18k8zoKms7lM5tc15HR fCzRO4lpcHD3jxCuVaGMYHT1kehOwSNvcbQ5p4tcNYKgUsyQyb Sk+qhWaPZQ89UWmXtawEucQ0D1iTYDxUkxrBZaOUxyjm1w6r2+ sD/VlaGCZCUNG/ykUZLxsc9xeW39W+odtrrfxzA4qyIxyDm1w60buI/LeuWJqyqcjmJZU38SzwGqlw+7JVuxd3DvT5KRU7yJy30dGCpdq 6schPV4MeeHA7lE8awWWjlMco5tcOq9vrD8ty0FQse6Jxup4Iq yKy5oui/JIctco/PJ7MP0Ud2s+ufSf37uQ5qPIu7khk4a2cBwPkmWdIePBg5n4XTr SO71P0iRUcHBrU/c1Jlm4wPyMBmeLPmto8RGOr4nX2WUwX41oAAFgBqAGwL9VuxiM ajUMDUzuqJXSO3hERfsjhERAEREAREQBERARvLLJQVsekywmYO idgeNugT8DuPaVU80LmOc1wLXNJBBFiCNoIV+KN5V5Gx1o02Wj mAsHei8DY1/57Rz2KHPBtdZupf4XinQf4pezuXh/RU0chaQWktIIIINiCNhBGxT/JrOMCBHV6jsEoGo+2BsPMauxQavw+WnkMcrSxw3HeOIOwjmFrq CyR0a5GlqKWGrZZ2fBU+C/IpmvaHNIc0i4IIII4gjavtUfhWO1FKbwyOaNpbtY7tadXftUww 7OlsFRF9qI/8ABx+ansqmL2sjL1GCTxrePrJ5KWAij1Nl5QSfvdA8Htc332t7 1vsyko3bKin/ANxn5qQkjV0Uq3UszO0xU5KdJFy5cqKJu2og7ntcfAa1zKvOLQ x9Vz5TwYw/F1gvFkYmqnrKSd/ZYvkpJ1qYli0NMzTme1g3X2u5NG0nsVfYnnNnfcQMbEPWd0393 ojwKiVXWSTOLpXukcd7iSezkOSjvq2p2cy4psDlet5lsnDVfo7 2V2V5riGMYGxtdpNLgDI47Lk+iOQUbRdfJ/JmetfZg0WA9KQjoN5D1nch7lAVXSO4qaZrYaSKyZNQ1sFwaWsl EcY5uceqxu9x/rWrjwbCI6SFsUY1DWSes9x2uPNfOC4JFRxhkQ5uces88XH+rLo Kzgh6NLrqY7EsRWqdstyanr3hERSCpCIiAIiIAiIgCIiAIiIAi IgNHFcGhqmaEzA4bjscw8Wu2hV5jmbmeG7oPp2cNQlb3bHd3gr RRcZIWyak+kxCal7C5cF0KCkjc0lrgWkbQQQ4doOxfKvPEMIgq BaaNknAkdIdjto7lGa7NjTP1xPli5ant8Dr96hOpHJ2czRQ47C 7/kRWr5p9+hWSKaT5ragdSWF3tB7D7g5ab829cNghPY/8wuKwSJuLBuI0rtJE9vci6KVR5ta07TA3tefk0roU2auQ/tJ2D2GOcfEkfBepBIu48didK3V6e/sQVbFDh0tQ7RiY+Q/VF7dp2DvVnUGbqiisXh8x+u7o/dbYeN1JKemZG0NY1rGjYGgNaO4LuykVe0pWz49G3KJt178k+/Yg2A5tALPq3A7/ACbDq+0/f2DxU6gp2xtDWNDWgWAAAAHIBZEU1kbWJ1TN1NZLUreReW4IiL oRQiIgCIiAIiIAiIgCIiAIiIAiIgCIiAIiIAiIgCIiAIiIAiIg CIiAIiIAiIgCIiAIiIAiIgCIiAIiIAiIgCIiAIiIAiIgCIiAIi IAiIgCIiAIiIAiIgCIiAIiIAiIgCIiAIiIAiIgCIiAIiIAiIgC IiAIiIAiIgCIiAIiID//2Q== (http://www.ihvanforum.org/image/jpeg;base64,/9j/4AAQSkZJRgABAQAAAQABAAD/2wCEAAkGBhAPEBAUERQQERUVEhIQFRcVFRIUEBAUFBUWFRQUFx QXHCYeFxkvGRUUHy8gIycpLCwsFh49QTAqNyYrLCoBCQoKDgwO GA8PGjQlHyQ1Ki0xMTQsLCovNSwwLCwsNCk0NCwpLCwsLC80NC 8sNDQsNS8sLC80LC8sLCwsLDQsLP/AABEIAOEA4AMBIgACEQEDEQH/xAAcAAEAAgMBAQEAAAAAAAAAAAAABgcDBAUIAgH/xABGEAABAwIBCAUIBwUIAwAAAAABAAIDBBEFBgcSITFBUWEiMn GBkRMUQlJyobHBI2KCkrLR8TNDotLwJDQ1U3OTwuFEY3T/xAAbAQEAAwEBAQEAAAAAAAAAAAAABAUGAwEHAv/EADIRAAEDAgMECwACAgMAAAAAAAABAgMEEQUhMRJBUYETIjJhc ZGhscHR8BThI0MzQlL/2gAMAwEAAhEDEQA/ALxREQBERAEREAREQBERAEREAREQBERAEREAREQBERAEREAREQ BERAEREAREQBERAEREAREQBERAEREAREQBERAEREAREQBERAER EAREQBERAEREAREQBERAEWOeoZG0ue5rGgXJcQGjtJUIxzOY1t 20rdM7PKPBDPst2nvt3rm+RrO0pKp6SWpW0aX9idOeACSQANpO wLiV2WtDDcGZrjwZd58W6veqpxLGqipN5pHv5E2YOxo1DwWkob qxf+qGghwBqZyu8vtSyqjOlTjqRTP7dBo+JWo7OtwpvGX5aCgC LitTJxLBuD0iatvzX7LBZnWG+nI7JQfiwLeps51I7rsmj7muH8 Jv7lWCIlTIm88dg1I7Rtua/Ny7KDKSkqLCKaNxPok6L/uusV01QC7OE5X1dLYNkL2j0JLvbblfW3uK7srP/SFbPgCpnC7kv2n0XMii2A5f09TZsn0Eh1Wcfo3H6r/kbd6lKmte16XapnpoJIHbMiWUIiL9HEIiIAiIgCIiAIiIAiIgC IiALlY/lFDRR6Uhu430GDrvPyHEr5ylyijoYtN3SebiNm97vk0byqgxHE ZKiR0kri5zvADcANw5KLPPsZJqXOG4YtSu2/JnubeO5ST1rryGzQeiwdRndvPM+5ctFLMmsgZakCSa8UZ1gfvZ ByB6o5nwVejXSO4qa18kNHHnZrUItBA+RwaxrnuOwNBLj3BSbD s3NZLYv0IB9Y3f91vzIVk4Zg0FK3RhY1g3na53a46yt1TWUiJ2 lM5UY69y2hbZOK5r9e5CaXNbAP2ksr/ZDWD33K3mZuaEbWyO7ZHfKylCLukEabirdiNU7WRfb2IrLm2oj s8s3sff8QK5lZmsbr8lO4HcHtBHi21vAqeoiwRruPWYnVM0evP P3KexTIitp7kx+UaPSj6fi3rDwXBV/riY7khTVgJc3Qk3SMsH/a3O7/coz6TexS4pseztO3mn1+8Cm1KcmMupaUtZLeWHZxkjH1Sdo+qe 6y5uUGS89E7pjSYTZsjeqeR9U8j71yFERXRu4KXzmQ1kWfWav7 kpfFHWxzMa+Nwe1wuCNn/R5LOqbyXyokoZN7onHps/5N4O+Pwt6jrGTRtkjIc1w0gRvCs4ZkkTvMXX0D6R/Fq6L8eJmREXcrQiIgCIiAIiIAiIgCwV1ayCN8khs1gLifkOe7v WdVxnKx3Se2mYdTLPk5uIu1vcNfeOC5SydG25MoqVamZI003+B F8dxqSsmdI/Vua3cxg2NHz4lc9FK8jcjBWMkkl0mx2LGW1Fz97uwe89iqWtdI 7LU3cksVJFdcmpkRRTrInLbQ0YKl3R6schPV4McfV4Hd2bIrje CS0cpjkHNrh1ZG8R8xuXPXrXOicfieCKsisuaLovyX+irrInLb Q0YKl3R1NjkPo8GOPDgd3ZssVW0ciSJdDDVdJJSybD+S8QiIuh ENHHHEUtSQSCIJSCNRBDHWIKqbJ/OnV09mz/ANpZqHSNpgPb9L7XirYx/wDulV/oTfgcvOQVvh8TJGOR6XKjEJXxvarFsX/gOWlHW2EUgD/8t9mydw9LuJXdXmQG2zt7FLsn85lZS2bIfOYxqtITpgcpNvjdJ sNVM415HkOJIuUicy6KmmZKxzHtDmuFiCLghVVlhkg6jdpx3dC 42B2mMn0XHhwPz2zfJ/L2irbNa/yUh/dyWa4n6p2O7jfku9U0zJWOY8BzXAtIOwgqlqKZV6rksppcOxFY HbTFu1dU/byhVK8g8p/NpfJSH6KR1hfZG86geQOw9x4rlZTYC6incw3LD0o3es3nzGw/9rkqoRXRu70NzIyKshtq1365f6KN5CY951TBrzeSKzHcXNt0He GrtBUkVwxyORFQ+fzwuhkdG7VAiIv0cQiIgCIiAIiIDWxGtbBF JI7YxjnnnYbPkqNqal0r3vebue4vd2uNyrMzl1+hStjB1yyAH2 WdI+/RVXqtq33cjeBsMCg2YllXVy+if2bWF4e6pmjiZte4Nv6o2ud3A E9yu6io2QxsjYLNY0NA5D5qBZr8Mu+acjqgRN7T0nnw0R3lSTL TKkYdTiQM8o9z/JsBNm3sSSTwsPgpNFCrtNVKvHqxOk2FXqt18ToY3gkVZEY5Bza 4dZjvWB/q6qDG8Elo5THIObXDqyN4j8tyl2TudqGUhlW0QOOx7bmI9u9vb rHYu/jdVhtZEY5Kil4tcJotJjtzh0v1XeqoX70zIeFYy2FbbV2L6d5U SnWROW2howVLujqbHIfR4MceHA7uzZDcQpBDI5gfHKBsfG5r2O G43aTbsK11UNc+J3BTaTQw1sNtUXRU90L/AEVdZFZb6GjBUu6OyORx6nBjzw4Hd2bJkcpqIf8Ak0v+9F/MraJ3SpdphKymdSSbEnJeJkx/+6VX+hN+By85Beh3YtR1TXQtqIHmRro7MljLyHAg2AO2xVZ4/mnqYbupnecM9XU2YDs2O7rHkrqglbFdr8lUz+IROls5maIQRFk mgdG4te1zHDUWuBa4HmDrC+LK6KQ/FNsg8ra/ziGnY/yzHODS2S7tBg1ucHdYWaCbbOShVlaWaHANFklU8a3Xijv6oPTd 3uAH2SotY5jYlVyX4eJLo2vdKiNW3HwJVlpgfndK7RF5I7yM4k gdJvePfZU+r/VMZXYZ5tWTMAs0nyjfZfrsOw6Q7liKtmj0PqGA1KrtQL4p8/vEz5EYr5vWR3NmyfQu4dI9E/et4lXAqABI2aju5Hirywau8vTwyevG1x7bdL33X6pH5K0549BZ zZU35L8G6iIpxmgiIgCIiAIiICtM6NTeohZubEXd73fkwKFqTZ xX3r38o4x7ifmoyqaZbyKfQsObs0sad3vmW9kFSCOgh4v0pT9o m38Iat7KHJ6GvhMUwNr6TS02cxwuA4dxPismAx6NLTDZaGL8AW +riJVYjdncYOrVJZXq7eq+5R2U2bqqoruaPLxD02A6TR9dm0do uOxRRel6r9m/2XfArzQFo6GodM1drcZaupmwuTZ3mSGYsNx+q6sMweLj9Fxlkh mLDcfquGI4c2qbtNyenr3KWuBY6/D39HJnGuqcO9PlN52VpVlHfpN7x81swzB4uP0WRZGCeWjlumSp qnwfS6ukpsUptl2bVzRU3d6fu5ThgqW5P5y6yl0WyHziMatF56 YH1ZNvjdcGso79JvePmuettBNDXRbVvFN6HyWuoqjC5+jdyXcq ft24uiDGMJxpoZIGiS2psnQmB+o8dbsB7l38AyeiooRCy72hz3 AvDS6zjexIGteeVeWbWqfJh0Rkc550pG3cS42DiALnkoNZTrCz qu6t9DvR1CTP6zetbUk3kW+q3wC+g0DZqX6iqi2CrzOnSWdTyc Q+M9xDm/FysNQ7OhHeliPCZvvY8LhUJeNSywp+xVs8vNCsVa2bip06Fo9S SRncTpj8SqlWRmsf9BUDhKD4sH5KDSraQ0uNt2qVV4Kn0TdERW piAiIgCIiAIiICpc4g/t7+ccR91vkoyVMs59Paqid60IHe1zv5gocqaZLSKfQsPdtUsa9 yemReWCP0qanPGGI/wBbq4WRFV5Sgpzva0xntYS34AHvXdVuxbtRTCVDdiV7V3KvuYq r9m/2XfArzQF6Xqv2b/Zd8CvNAV5hej+XyZ7FNWc/gIiK4KYyQzFhuP1XVhmDhcfot3AsgKmthEsL4C0ktIL3BzXDaC NE2Ow9hC6kOanEWG4dTfffr/gVDidNBUIqo5Een6ymtwHFKihcjXNVYl9O9PlN/icJaNZR36Te8fNdvF8GmpJNCZtja4I1scOLTvWksvT1ElLJtN1 3px7j6JW0VPiVPsPzRc0Xh3ocJXdmt/wANi9uX8ZVQVlHtc3tI+au/InBX0dFFFIWl13POjfRGm4uAuduohaiorI6mnRzFzvpwPmaYZP QVTo5Uytku5U/eR3kRFVk4KH5z32pIxxnb7mvUwUAzqVWqmj5vkPgGt+LvBcKhb RqWOFt2qtnn5IV+rHzVt+hqD/7WjwYPzVcK082tPo0Rd68r3dwsz4tKg0qf5DT4061KqcVT7JYi IrUw4REQBERAEREBCs6FDpQQyD93IWn2ZB/M1viq1V443hwqaeWI+mwgcnbWn7wCo97C0kEWIJBG8EaiFWVbb PvxNlgc+3Ase9q+i/lLBzXYlds8B2giZvYbNd7w3xU9VI5P4saSpil12Bs8Dex2pw8N faArrilDmhzSCCA4EbCDrBUmlftMtwKjGqdY5+kTR3vv+z5qv2 b/AGXfArzQF6Xqv2b/AGXfArzQFpML0fy+TFYpqzn8HTwLBH1jpmR9dkL5mj1ywtu3tI JtzsuYptmj/wAQd/8APJ+Jix5zMmPNKnyrBaKYlwtsZJte3kD1h2ngpyT2mWJeRBWC 8CSpxzPjNvlP5nUhjzaKYhjr7GP2Mfy22PI8ldq8xq7s2+U/nlNoPN5YQGOvtez0H+AseY5qBiNP/tbz+yfhtR/qdy+ju45gcVZEY5Bza4dZjuI/LeqexnCn0kz4pLEtsQRsc09V3LYryVM50pizEiR/kxd/WVJ/C/lKqN7VvyGppMYXD7dJmxVz7u9DjKd5E5baOjBU) http://t2.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcTnFaux_9DQ4c2dfXZBHliWJv8Th3em0 SRFp0_vDbybJCvEJLYZQ4H3qoyB (http://t2.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcTnFaux_9DQ4c2dfXZBHliWJv8Th3em0 SRFp0_vDbybJCvEJLYZQ4H3qoyB)

RedveKabul
13-12-2012, 16:58
fakiri bu sen misin? içeri girmeyi nasıl başardın :O

ya aslında bu benim üslubum değildir ama adam hiç rahat durmuyor ki

alanyali07
13-12-2012, 17:04
sayın alanyali sorunuza cevap vereceğim inş. notlarıma bakmam lazım yarın inş.
ama beklediğiniz cevap gelecektir onu söyleyeyim : ))

İnşaAllah hadi bakalım :)

ömerusta
13-12-2012, 17:13
yaşından utan terbiye sınırından çıkmışsın senin seviyene inmem bunadınmı?

Ahter
13-12-2012, 18:29
Vaayyy yere bakan ("yürek yakan" espirisini yapmayacağım)nihayet Münazara adabına uygun -biraz fazla alaycı olmuş olsa da- bir cevap gelmiş. Bunan dolayı size teşekkür etmem gerekiyor.

Sayın kardeşim beni bilenler bilirler yapmağım şeyleri söylemem. Usul-ü Bezdevi’yi okumadım ama usul kitaplarını okudum hiç şüpheniz olmasın. Hangi usul kitabını okursanız okuyun Ahad haberlerin itikadın konusu olamayacağını göreceksiniz. Her ne kadar Hanbeliler delil olur demişlerse de cumhura göre böyle değildir. Çünkü dediğimiz gibi Ahad haberler zan ifade eder. Burada bir sürü deliller getirebilirim ama şimdilik daha önemli gördüğüm cevabınızdaki sakatlıklara değinmek istiyorum.

Sayın kardeşim Hiç kimse masum değildir. Ve hiç kimseye artık yeni bir vahiy de gelmeyecektir. Hiç kimse “gaybın bilgisi”ne de mutlak anlamda sahip değildir. Mezhepler de dahil bütün içtihatlar “zan” temellidir. Adı üzerinde içtihat yani görüş-anlayış-kavrayış. Yani “kesin ve açık delillerle sabit olmayan hususlarda şeri delillere uygun olarak ortaya çıkarma konusunda bütün güç ve takatini sarf ederek çalışma” ameliyesi.

Sonuç ta bu öyle ya da böyle akli’dir ve “İnsani/beşeri”dir. Sizler farkında veya değil zanni olanı muhkemmiş, mutlakmış gibi göstermeye çalışıyor ve itikadınızı bunun üzerine bina ediyorsunuz. Siz hiç Rabbimizin;

“Oysa gerçekte zan, haktan yana hiçbir yarar sağlamaz” ayetini duymadınız mı?

Keza çoğunluğun ölçü olamayacağını da mı hiç duymadınız? ;

“Eğer yeryüzündeki insanların çoğunluğuna uyarsan, seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Zira onlar, zandan başka bir şeye uymuyorlar ve dolayısıyla onlar ancak yalan söylerler” (En’am: 116)

Çoğunluğun ölçü olamayacağını söyleyen Rabbimiz bunları demişken size ne oluyor da çoğunluğun tercih ve kararını mutlaklaştırabiliyorsunuz?

Kavramları tanımıyor ve içini boşaltıyorsunuz. Belli ki “velayet, vekalet, ehliyet” bunlar nedir bilmiyorsunuz. Bilmediğiniz için sapla samanı karıştırıyor ve ucube bir din algısı geliştiriyorsunuz. Allah, Peygamber, Alim gibi kavramları kafanızda doğru düzgün konumlandırmamışsınız.

“Onlar, din büyüklerini ilah ve rab edindiler.” Ayeti size hiçbir şey ifade etmiyor mu?

Bu ayet nazil olduğunda, Hatem İbni Adiy yeni Müslüman olmuştu ve Peygamberimiz'e “Biz din büyüklerimizi ilah ve rab edinmezdik ki” dedi. Bunun üzerine Allah’In Rasulü “Hani onlar size bir şey söylerlerdi de, siz o şey üzerinde düşünmeden onların söyledikleri söze uyardınız ya? İşte bu, onları ilah ve rab edinmektir” buyurdu.

Sizler de aynısını yapıyor Kuran’ın platformlar üstü konumunu alaşağı ediyorsunuz. Edile-i Şeriyye’yi sayarken Kuran-Sünnet-İcma-Kıyas diyorsunuz ancak realitede bunun tam tersini yapıyor ve sıralamayı alt üst ediyor ve alimlerin sözlerini alıyor sonra hadislere sonra sünnete bakıyor en sonuna Kuran’ı dahi bırakmıyorsunuz. Kuran’ı minnacık bir parça yapıyorsunuz. Sıralamayı değiştirmekle ya da ilk iki sırayı yok bilip doğrudan alimlere müracaat etmekle saptığınızın farkında değilsiniz. Sapıyorsunuz çünkü alimlerin söz ve davranışlarını tartacak ve doğrulayacak veya yanlışlayacak hakikati yani Kuran’ı saf dışı bırakıyorsunuz. Kuran’ın demediği şeyleri başkalarının demesi size yetebiliyorsa o zaman o alimin her şeye ve söze boyun eğen muridi olmaktan başak çareniz de kalmıyor demektir ki durumunuz da maalesef budur. Buna taassubun bataklığında batmak denir.

Keza Muaz hadisi de mi size hiçbir şey ifade etmiyor. Ne diyordu Muaz; önce Kuran’a bakarım, orada bulamazsan ey Muaz. Bulamazsam Sünnete bakarım orada da bulamazsan ey Muaz. O zaman kendim içtihat ederim. Sıralama dikkat edin lütfen.

“Siz kendinizi hangi aynada görüyorsunuz” sorunuza da cevap vereyim;

Tevbe suresi 31. ayet;

"Onlar, Allah'ı bırakıp hahamlarını ve rahiplerini, bir de Meryem oğlu Mesih'i rabler edindiler. Oysa ki, hepsi ancak bir ilaha ibadet etmekle emrolunmuşlardı ki, O'ndan başka hiçbir ilah yoktur; O, onların ortak koştukları herşeyden münezzehtir."

Kuran'ı daha iyi anlamak için elbette istifade edeceğimiz bazı kaynaklara ihtiyaç vardır. Ama eğer Kuran tarafımızdan anlaşılamayacak kadar ağır/karışık/kapalı olsaydı istifade edeceğimiz bu kaynakların doğru tespitler ve izahatler içerdiğini nasıl tespit edebiliriz?

Bu tespiti yapamayacak isek nasıl olur da bundan sorumlu tutuluruz?

Atalarımızdan böyle gördük, çoğunluk ta böyle yapıyor diyerek körü körüne bir inanç sahibi mi olacağız?

Bu bilgileri sorgulayabilmek için Kuran süzgecinden geçirmeyecek miyiz? Bu bilgileri anlamadığımız bir süzgeçten nasıl geçiririz?

Biz Kuran’ın evrensel ilahi bir mesaj ve Nebevi sünnetin onun uygulanmış örneği olduğuna bu anlamda ayrılmaz ikili olduklarına iman ediyoruz. Kuran’ı Nebevi sünnetten koparıp atmıyoruz. Mealci değiliz ancak sizin gibi Sünnete vahiy muamelesi de yapmıyoruz. Siyer kitapları, kaynaklar, yüzyıllardır önümüzdedir bunları da reddetmiyoruz sizinle buradaki farkımız biz bunlara vahiy muamelesi yapmadan, vahiy ile karşılaştırarak dikkate almak durumunda olduğumuza inanıyoruz hepsi bu.



Red ve Kabul beyefendi yazınıdaki hangi yanlışı düz<elteceğimi bilemiyorum..Siz gerçekten nasıl usul okudunuz anlamıyorum!!!Size usulu Bezdeviden naklettiğim halde hala usul kitablarında ahad haberlerin itikad konusu olmayacağını nasıl iddia edersiniz..?! Bu sizdeki iddia , getirdiğim delile karşı çıkışınız sadece nefsinizden kaynaklanıyor!! Daha önceki yazımızda ahad haberlerin itikadı da ihtiva ettiğini naklettiğimiz için
tekrar etmeyeceğiz..Hakkında 70 hadis olan ve kırkı sahih hadis olan bu hadislerintevatür derecesine ulaştığını hadis alimleri bildirmekte ama, bunu usul okuduğunu iddia eden Red ve Kabul bilmemekte ve bilmediğinide bilmemektedir..Kendisi çoğunluğun delil olmayacağını söylerken , baş tarafındaki sözünde ''cumhura göre böyle değil'' diyerek kendi kendine tezada düştüğğünüde görmüyor! Biz çoğunluktan değil hakkında ayet , mutevatir hadis ve icma olan bir konuda konuşuyoruz ama muhatabımız hala ahad heber diye söylenirken, ahad haberide bilmediğini sözlerinden anlıyoruz..Red ve kabul bir önceki yazımızdan ders çıkarmışa benzemiyor, ''dediğim dedik...'' kabilinden tekerlemesine devam ediyor...

Sonra sanki biz ictihaddan bahsetmişiz gibi ictihadların zanniliğinden bahsediyor!! yahu biz hakkında ayet , mutevatir hadis ve icma olan ( hemen hemen bütün mezheblerin kabul ettiği, ) ümmetin bütününün kabul ettiği bir meseleden bahsediyoruz ama Red ve kabul mesleyi ictihadi konumda anlatabiliyor..yahu kardeşlim hakkında nas olan meselede ictihad olmaz , mecelle kaidesini hatırlatırım....Arablar bu konuda şöyle demişler buraya tam uyuyor: eynessera minessüreyya'' Yani hayret ki hayret!! Bu meseleyle muaz hadisin ne alakası var, sayın red Ve kabul? siz gerçekten kendinizde misiniz ? ..cevab verdikçe bataklıkta hareket eden kimse gibi batmaya devam ediyprsunuz...el insaf..hak belli olduktan sonra hala ayak süreyenlere Allah şifa versin demekten başka ne yapabilrizki...:)

fakiri
13-12-2012, 19:30
Hadis Munkirleri İbn-i Hazm'ın dediği gibi dinden çıkmış küfre girmişlerdir. Küfre girenler de Rabbimizin buyurması ve tabiri ile esfel-i safilin olmuştur. Bunlarla normal insanlarla konuşulur gibi konuşulmaz, çünkü mulhid'dirler. Firavunlara yumuşak konuşulur, böyle dinden dönmüş ve çıkmışlarla ise normal konuşulamaz. Ey, kendilerini fasulye gibi nimetten sayıp ta bunlarla normal insanlarmış gibi konuşan müslüman geçinenler!
İslân Dininin muamelâtını ve muaşeretini çok iyi öğrenin bu şeytanlaşmışların tuzaklarına düşmeyin !
Eğer bu bilgilere gülüp-geçerseniz, sonra size çok iyi bilin ki, ateş dokunacaktır.

:rtfm:

maksut ibrahim
13-12-2012, 23:38
Allah sen münafiklari bilemezsin biz biliriz diyor

Fakiri dede Allaha karsi gelip ben münafiklari bilirim diyor

forum da münafiklar ve kafirler var diyor

ömerusta
14-12-2012, 00:35
izle senin mehdiyi kimler nasıl getiriyor hocanın ***ı açık kalmış rüya görmüş dininizi anlatıyor mehdi geliyor gözün aydın fakiri geliyimmi
beni mehdi say zaten isa geldi mezarcı lakabıyla

http://www.ihvanforum.org/showthread.php?116572-mehdi-hazretlerinin-zuhur-tarihi/page17

RedveKabul
14-12-2012, 10:19
Ne yani Bezdevi öyle dediyse öyle midir başka yok mudur?

Bende Prof Dr. Vehbi Zuheyli ile Prof Dr. Zekiyüddin Şaban'ın İslam Hukuk İlminin Esasları adlı kitapları var. Keza Şamil İslam Ansiklopedisine bakarsanız orada da görebilirsiniz. Ebu Hanife'nin Ahad hadislerin kesinlik arz etmesi için saydığı şartları nereye koydunuz? der ki;

Mütevatir ve meşhur sünnete aykırı olmayacak, Kuran’ın genel hükümlerine ve manası açık ayetlere aykırı olmayacak, herkesin bilmesi ve nakletmesi gereken konularda olacak vs
Malum Ebu Hanife birçok ahad hadisi kabul etmemiş-mürcie diye itham edilmesinin bir sebebi de budur- onun yerine kıyası tercih etmiştir.

Hasan Karakaya ‘da ahad hadislerin zan ifade ettiğini söyler keza Ahmed Kalkan’ da öyle. Talat Koçyiğit Hadis Usulü kitabında İbn-i Hacer’den alıntı yaparak der ki; haber-i ahad’la insanda hasıl olan ilim, zaruri veya yakin bir ilim değildir; kesinliği ancak nazar'a, yani araştırmaya bağlıdır. İlim lafzını haber-i ahad için hoş karşılamaya bazı kimseler ise, zan lafzını kullanmışlar ve "haber-i ahad zannı ifade eder" demişlerdir”.

Siz hangi kesinlikten bahsediyorsunuz? Hatta Talat Koçyiğit ahad haberlerin çeşitlerinden bahseder “meşhur, aziz ve garib” gibi.

Bu kadar mı? Hayır devam ediyoruz;

İmam Azam Ebu Hanife, Ebu Yusuf, Ebu Muhammed, Gazali, Razi, Ebu Zehra, Pezdevi, Prof Dr. Fahrettin Atar vs ve ünlü kelamcı Taftazani olmak üzere birçok alime göre ahad hadisler (imam Ebu Hanife’nin şartları dışında) zan ifade eder.

İmam Şatibi der ki; Ahad haberlerde hata ve unutma ihtimali vardır. Ancak galip olan doğruluktur.’ Başka bir yerde şöyle diyor: ‘Eğer deliller ahad haber türünden iseler, bunların katilik ifade etmedikleri açıktır”

Ahmed Naim’in çok güzel bir sözü var; “Her hadisi tenkidden salim hiçbir kitap yoktur”

Mutlaka daha başkaları da vardır.

Şimdi biz bunun üzerine akidemizi, inancımızı mı bina edeceğiz? İnanç böyle bir belirsizlik kabul eder mi? Hadi en iyimser düşünceyle ihtilaflı bir konudur, ihtilaflar üzerine inanç oluşturulur mu?

Muaz Hadisini bir soru üzerine verdim. Belli ki sadece sizi ilgilendiren kısmı okumuş diğerlerini görmemişsiniz. Ayrıca Muaz Hadisi’nin konumuzla alakası da yok değil. Bir meselede önce Kuran’a bakma orada bulunulamadığı takdirde diğer kaynaklara müracaat etme gerçeği gibi.

Ayrıca biz ayetten bahsediyoruz demişsiniz, hangi ayet? Hangi ayet Hz İsa’nın nüzulüne açık delildir? Getirin biz de görelim.

Belli ki kulaktan dolma, ezberi bilgilerle bir şeyler söyleme çalışıyorsunuz ama gördüğünüz gibi boşa çıkıyor.

Neyse

Alanyalı kardeşimin “Hz İsa’nın nüzulünü reddeden alimler kimlerdir” sorusuna gelince.

Son dönem alimleri saymamı istememiştiniz. İlk dönem alimler arasında ne de sonrasında son 200 yıl hariç Hz İsa’nın nüzulünü reddeden hiçbir alime rastlayamadım olsaydı mutlaka bulurdum.

Sizin için belki çoğunluk ölçü olabilir ama dediğim gibi benim için bunun hiçbir önemi yok.

Ben rey ehlinden değilim, mealci değilim, haberci de değilim, mukallit ise hiç değilim. Ben Kuran ve nebevi sünnet ehli, şahsiyet sahibi, gerektiğinde inisiyatif kullanabilen bir muvahhidim. Mukallid kafaların, İslami kendisine dert edinmeyip bu uğurda çaba göstermeyen, alimlerin sözlerini mutlaklaştıran, Kuran’ı Allah’ın gönderdiği şekilde değil de başkalarının ondan anladığı ile inançlarını oluşturan, sözde hadislerle Allah’ın ayetini tahsis edip onları nasih-mensuh adı altında iptal eden, bir ayeti keçiye kurban eden, mezhep taassubcusu ve cehalet meşrebli, daha Allah ve Peygamberi kafalarında doğru düzgün konumlandıramamış olan hastalıklı kafaların beni anlamasını beklemiyorum.

Kuran’ın açıkça söylemediği konularda değil Peygambere isnad edilen bir sözü bütün alimler bir araya gelse ve icma etse yine de reddederim.

İlk dönem alimlerin ve ondan sonrakilerin Hz İsa’nın nüzulünü kabul edişlerinin altında bir takım sebepler vardır ki kendimi haklı çıkarmak adına bunları söylemiyorum ama bunun da mutlaka bilinmesi ve göz önünde bulundurulmasını çok önemli olduğunu düşünüyorum.

El-Mukaddime’nin sahibi İbn-i Salah’dan öncesi ve sonrası diye söze başlarsak herhalde yanlış yapmış olmayız.

İbn-i Salah öncesi alimler, kendi ölçülerine göre hadislerin sahih veya zayıf olduğuna karar vermeye çalışıyorlardı. Bazen bir kısım hadislerin sahih olduğu hususunda ihtilaf etmişler, birinin sahih dediğine, bir başkası onun içtihadını inkar etmeksizin muhalefet edebilmişlerdir.

İbn-i Salah sonrasında ise ona göre, kendi çağındaki ve daha sonraki alimler, hadisleri araştırıp sahih veya zayıf hükmü verme gücüne sahip değillerdi. Buhari, Müslim, İbn Huzeyme, İbn Hibban ve Hakim gibi önceki alimlerin verdiği hükümlerle yetinmek gerekiyordu.

Mukaddimesinden aynen alıntılıyorum;

"Hadis cüzlerinde veya başka bir yerde Sahihayn'de bulunmayan ve güvenilir hadis imamlarının eserlerinde sıhhati hususunda herhangi bir hüküm verilmemiş, isnadı sahih herhangi bir hadis bulmuşsak, onun sahih olduğuna dair kesin bir hüküm veremeyiz. Zira son asırlarda sadece senedden hareketle hadisin sahih olduğunu tespit etmek zorlaşmıştır. Çünkü bu tür hadislerin isnadı içinde, sahih hadisin râvisinde bulunması şart olan hıfz, zabt ve itkandan yoksun olmasına rağmen rivayetinde, kendi kitabında bulunanlara itimat edenlerin olduğunu görürsün. Şu halde artık sahih ve hasen hadisi bilme hususunda hadis imamlarının açıklamalarına ve tağyir ve tahriften korundukları meşhur olan eserlerine itimat edilmelidir.." [İbnü's-Salah, Mukaddime, s. 87-89.]

İbn-i Salah’ın bu sözleri kim ne derse desin daha sonraki alimler tarafından kabul görmüş ve demişlerdir ki;

Evet önceki alimlere nisbetle sonrakilerin araştırma güçleri azalmıştır. Hadislerin sıhhati konusunda önceki alimler çaba göstermişlerdir, bir takım hadislerin dışarıda kalmış olması son derece uzak bir ihtimaldir, biz onlara muhalefet edemeyiz.

Kardeşler ben bu Hz İsa’nın nüzulü meselesini daha önce incelerken İmam Taberi’nin Ali İmran 55. ayetini tefsirine bakmıştım şöyle çok ilginç bir cümlesine rastladım, diyor ki;

"Bu görüşlerden tercihe şayan olanı, buradaki "Vefat ettireceğim." ifadelerinden maksadın "Seni yeryüzünden kaldırıp kendime yükselteceğim." demek olduğunu söyleyen görüştür. Zira, Meryemoğlu İsanın tekrar yeryüzüne ineceğine, Deccalı öldüreceğine, belli bir müddet yaşadıktan sonra öleceğine, ve müslümanlann onun cenazesini kılıp defnedeceklerine dair, Res-lullahtan mütevatir haberler zikredilmiştir. Şu hadis-i şerifler de bunlardandır..” diyor ve hadisleri sıralamaya başlıyor.

İmam Taberi dahi “bu konuda hadisler vardır dolayısıyla ayeti hadislere göre yorumlamak lazım” demesi İbn-i Salah’ın sözlerinin alimler üzerindeki etkisini göstermesi açısından gerçekten ibretliktir bana göre.

Bütün alimlerin İbn-i Salah’ın etkisi altında kaldıklarını iddia edecek değiliz ancak ekseriyetin böyle olduğunu fakat bunu kabul etmeyenlerin de olduğunu biliyoruz. Mesela bunlardan biri İbn-i Hacer’dir , bir sürü şey zikrettikten sonra der ki;

“…Bu ise, birinci ifadeye göre sahih olmayanı sahih kabul etme sonucunu doğurur. Zira önceki alimlerin sahih olduğuna hükmettikleri birçok hadisi, diğer alimler sahihlik derecesinden düşürecek illetinin bulunduğunu tespit etmişlerdir. Nitekim İbn Huzeyme'nin kitabında sahih olduğuna hükmedilmiş nice hadisler vardır ki; hasen seviyesinde bile değildirler. İbn Hibban'ın Sahih'inde de durum aynıdır.”

İlginç değil mi?

Neyse daha söylenecek çok söz var ancak sıkıcı olur diye uzatmıyorum. İlim işte böyle bir şey kardeşler, öyle hemen iki kitapla sonuca varılacak gibi değil. Bütün bunlardan sonra şunu demek istiyorum;

Önceki alimlere göre sonrakilerin araştırmalarının zayıf olacağı görüşü, doğru değildir. Öncekilerin sahih olduğunu söylemedikleri birçok hadis hakkında sonraki alimlerin sahih hükmü vermeleri bunun en büyük delilidir.

Velhasıl; Hz İsa’nın nüzulü meselesi daha önce de belirttiğim gibi en iyimser düşünceyle ihtilaflıdır. İhtilaflı konular inancın konusu olamaz. Aslından bana göre evla olan bir şey eklemeden veya tahminde bulunmadan burada durmaktır ancak duramıyoruz işte.

Ha birileri çıksa ve dese ki ben Hz İsa’nın nüzulüne inanıyorum eyvallah inan kardeşim itirazımız olamaz ama burada duramayıp Ehl-i Sünnet inancı budur başka yolu da yoktur inkar edenler fasıktır, hadis inkarcısıdır, kafirdir dediğinizde şalterler atıyor.

Hakkınızı helal edin biraz uzun oldu ama inş. faydalı da olmuştur.

Herkese saygılarımı sunuyorum.

fakiri
14-12-2012, 10:30
Ha birileri çıksa ve dese ki ben Hz İsa’nın nüzulüne inanıyorum eyvallah inan kardeşim itirazımız olamaz ama burada duramayıp Ehl-i Sünnet inancı budur başka yolu da yoktur inkar edenler fasıktır, hadis inkarcısıdır, kafirdir dediğinizde şalterler atıyor.
Hakkınızı helal edin biraz uzun oldu ama inş. faydalı da olmuştur.
Herkese saygılarımı sunuyorum.



İbn-i Hazm senin ne olduğuna dair hükmünü vermiş ...
İşte busun :
Hz. İsa'nın öldürüldüğünü söyleyen bir kimsenin mürted parantez içinde anlamını ver veya kafir olacağını" vurgulamıştır. ( İbn Hazm, İlmü'l-Kelam, s.56-57; Zeki Sarıtoprak, İslam İnancı Açısından Nüzul-i İsa Meselesi, Çağlayan Yayınları, İzmir, 1997, s.53 )

Ha! bu arada senin şalterin falan olduğunu hiç düşünmüyorum şayet varsa, attığında sadece küfrün ziyadeleşiyor bunu da söylemiş olalım

Ahter
14-12-2012, 10:54
Senin hiçbir üsül kitabını okuduğunu veya anlayabileceğine inanmıyorum..Usulu Bezdevinin diğer usul kitablarından farkı mı var? varsa okumadığın kitab hakkında nasıl hüküm veriyorsun_ tutturmuşun ahad hadis diye..Ahad hadisin itikadi amele de konu olduğunu anlattık..Ama sende anlama müşkilliği varsa bu benim suçum değilki? Ayrıca tek bir hadis hafızı gösterki nuzülü is hadislerini kabul etmemiş olsun? Mesela ismini andığın İbnu hacer ne demiş bir bak bakalım.

fakiri
14-12-2012, 12:55
Senin hiçbir üsül kitabını okuduğunu veya anlayabileceğine inanmıyorum..Usulu Bezdevinin diğer usul kitablarından farkı mı var? varsa okumadığın kitab hakkında nasıl hüküm veriyorsun_ tutturmuşun ahad hadis diye..Ahad hadisin itikadi amele de konu olduğunu anlattık..Ama sende anlama müşkilliği varsa bu benim suçum değilki? Ayrıca tek bir hadis hafızı gösterki nuzülü is hadislerini kabul etmemiş olsun? Mesela ismini andığın İbnu hacer ne demiş bir bak bakalım.



Biz bu konuyu çok defa bu forumda dile getirdik . Her hadis Munkiri MUTEZİLE BOZUNTUSU için dile getirirsek o zaman aynı onlar gibi papağan durumuna düşeriz. Ama, hakikatları bu MUNKİRin gözlerinin içine sokmak için tekrar ediyorum.
Hadislerle amel etmenin gerekli olmadığı görüşü doğru değildir. Çünkü birçok ayeti kerime sünnete bağlılığı emretmektedir. Bundan kasdedilen sadece bunun ilmi yönü değil, amelde buna dahildir. Aynı şekilde sahih hadisler de sünnete bağlanmayı ve onunla amel etmeyi vurgulamaktadır. Ahkam ve ameli kabulde sünnet, kitap gibidir. Sahabeler, Kuranda, aslı olmasa bile, hadisi delil kabul etme konusunda icma etmişlerdir. Bu konuda hiçbirisinin muhalefet ettiği bilinmemektedir. Onlardan birisine bir durum arz olununca, hükmünü Kurandan talep ederdi. Hüküm Kuranda yoksa, sünnette ararlardı, aranan hükmün Kuran ve sünnette bulunamaması durumunda şer’i ilkeler çerçevesinde içtihat ederlerdi.
Ahad Hadis:
Bir veya daha fazla kimsenin rivayet ettiği ve mütevatir şartlara haiz olmayan hadistir. Mutezile ise, ahad hadise farklı bir tarif getirmiş bu tarifle hadisi rahatlıkla reddedip veya amel etmemeye müsait bir kavram olarak göstermiştir. Böylelikle dindeki hadislerin büyük bir kısmını saf dışı etmiştir.
Mutezileye göre ahad hadis, doğruluğu veya yalanlığı bilinmeyen hadistir. Dolayısı ile Peygambere izafe edilen bir sünnet olamaz. Ancak akla uygunluk arzederse o zaman sünnet denilebilir. Dolayısıyla haberi ahad’da “Peygamber dedi” denilemez ancak “Peygamberden rivayet olundu” denilir.
Mutezilenin bir kısmı haberi ahad yoluyla itikadi konuların sabit olamayacağını iddia etmiştir. Çünkü itikad zanna değil, yakine bina edilir. Haberi ahad ise, zan ifade eder. Yakin ise, ancak akli delillerden elde edilir. Cahiz, Ebu’l- Hüseyin ve Abdülcebbar bu konuda aynı görüştedirler.
Ahad hadisler akide de delil olmaz sözü aslında bir itikadi görüştür. Bunun sıhhatine delil nedir? Bu sadece somut bir iddiadır esası da yoktur. Ahad hadisler zan ifade eder sözünden maksat racih olan bir zandır, mercuh olan bir zan değildir. Ayrıca zan ifade ettiği görüşü de ittifak edilmiş bir görüş değildir. Kaldı ki, ilim ifade eder diyenlerde vardır.
İstidlalde, itikatla amel ayırımını ilk olarak Mutezile yapmıştır. Böyle bir ayırım doğru değildir. Buna cevap şöyledir:
1- Peygambere itaat ve isyanı nehyeden naslar genel ve mutlak olarak gelmiş, dolayısıyla akide ve ahkamı içerir. Bunlardan sadece ahkamı tahsis etmek, delil olmayan bir tahsistir.
2- Haberi vahidle itikad ve ahkamda ihticac etmek, Hz.Peygamber ve ashabından sabit olmuştur. Kaldı ki Selefte bu şekilde hareket etmiştir.
3- Akaid ve ahkamın ayırımı birbirinin mütelazımının ayrımıdır. Çunkü bazen akide bir hüküm içerir, bazen de bir hüküm bir akideyi içerir. Dolayısı ile böyle bir ayırım sonradan çıkmıştır.
Ahad hadisler akide de delil olmaz sözü aslında bir itikadi görüştür. Bunun sıhhatine delil nedir? Bu sadece somut bir iddiadır esası da yoktur. Ahad hadisler zan ifade eder sözünden maksat racih olan bir zandır, mercuh olan bir zan değildir. Ayrıca zan ifade ettiği görüşü de ittifak edilmiş bir görüş değildir. Kaldı ki, ilim ifade eder diyenlerde vardır. Bu konuda el-Albani, Ahmet Muhammet Şakir ve İbn Teymiye’nin sözleri dikkate şayandır. Ibn Teymiye, Ali Cubai’nin hadisleri kabulde koştuğu sayı şartına iki yönden cevap verir.
a) Hadisi kabul etmedeki bu şartı daha önce hiçbir muhaddis iddia etmemiştir.
b) Cubai, rivayeti şahadete kıyaslamıştır. Bu ise batıldır. Her ikisi arasındaki farklar açıktır. Onlar da şöyledir:

1. Peygambere yalan isnadı başkasına yalan isnadı gibi değildir.
2. Hz. Peygamberden haber verirken ravilerde güvenilirliğin şart olması vardır ki bu da adalet ve zapt sıfatlarını içerir.
3. Allah dinini hıfzinı tekeffül etmiştir. Ama diğer şeylerin hıfzinı tekeffül etmemiştir ki bazen bunlar, şahadet yoluyla haksız yere elde edilmektedir.
4. Kadının rivayeti erkeğin rivayeti gibidir. Ama şahitlikte öyle değildir. Buna benzer başka farklarda vardır.
Mutezilenin Haberi Vahidi İnkar Sebebi: Mutezile haberi vahidi akideul yaklaşınılarına ve akıllarına ters düştüğü için bütünüyle reddetme yoluna gitmiştir.




Daha fazla bilgi için bakınız :
http://www.ihvanforum.org/showthread.php?125084-Hadislerin-Kuran-ı-Kerim-e-arz-edilmesi-YAFTASI-!&highlight=

alanyali07
14-12-2012, 16:08
Ben şahsen öyle anladım. Hz.İsanın nüzulünü kabul eden,izah eden ,nakleden tüm alimleri Kurana aykırı olmakla yani cahillikle suçluyorsun. ki azınlık bi grup değil. icmaya konu olan bi çoğunluk var.
Peki bana ASrı saadetten itibaren sahabelerden, tabiinden,tebe-i tabiinden,ve sonra gelen muteber selef alimlerinden "Hz.İsanın nüzulü inancı yanlıştır batıldır" diyen bikaç tane sahabe veya muteber alimleri sayar mısın ( son yüzyıldan örnek vermezsen sevinirim ilk 1300 yıl içerisindekileri merak ediyorum ) ?
Madem Kurana aykırı diyorsun, ilk dönemden itibaren oluşmuş olan bu itikadı kabul etmeyen büyük alimler vardır. Ben merak ediyorum bu alimler kimlerdir ? bikaç tane örnek verebilirsen sevinirim "Hz.İsa ölmüştür,ve ahir zamanda nüzulü inancı gibi bir olay yoktur, batıldır" diyen selef alimlerini. ??


ama ben hala soruma cevap alamadım.
Asrı saadetten itibaren 1300 yıllık süre zarfında bahsettiğini gibi Kuranı eğip bükmemiş, Kurana göre hüküm vermiş alimleri soruyorum. illaki vardır değil mi Kurana göre doğru hüküm vermiş olanlar. ?
Sen iddia ediyorsunki "Kuranın doğru hükmüne göre Hz.İsanın nüzulü yanlıştır,batıldır" .. bu senin iddian ve yorumun. Kurana tek uygun olan bu diyorsun.
İşte ben de soruyorum ,merak ediyorum ve haklı olarak senden cevap bekliyorum kardeşim :
Asrı saadetten itibaren binlerce alim binlerce eser ortaya koydu. binlerce muteber alim içerisinden senin bu yorumunda olanlara örnek istiyorum mümkünse.


sayın alanyali sorunuza cevap vereceğim inş. notlarıma bakmam lazım yarın inş.
ama beklediğiniz cevap gelecektir onu söyleyeyim : ))





Alanyalı kardeşimin “Hz İsa’nın nüzulünü reddeden alimler kimlerdir” sorusuna gelince.

Son dönem alimleri saymamı istememiştiniz. İlk dönem alimler arasında ne de sonrasında son 200 yıl hariç Hz İsa’nın nüzulünü reddeden hiçbir alime rastlayamadım olsaydı mutlaka bulurdum.

Sizin için belki çoğunluk ölçü olabilir ama dediğim gibi benim için bunun hiçbir önemi yok..

evet ben de yok diye biliyordum ama belki gözden kaçırdığımız bir alim vardır dedim. yokmuş demekki. teşekkür ederim. zaten sormamdaki amaç buydu. Yani tamamen ittifaklı kabul görmüş,itiraz edilmemiş bir konudan konuşuyormuşuz.
1300 senedir sahabeden tut,ondan sonra gelen tüm alimler,imamlar,müfessirler kabul etmiş,itiraz etmemiş.bir tane bile "hayır Hz.İsanın nüzulü inancı yanlıştır batıldır" diyen olmamış.
Görülüyorki ayette geçen "müminlerin yolu"ndaki kabul görmüş bir itikad haline gelmiş.
Şeyhülislam Mustafa Sabri efendinin dediği şu cümle de daha net anlaşılabiliyor :"nuzülü İsa ve Mehdi meseleleri , Mısırda M.Abduh dan önce kimsenin tartışılmasını bile hayale getirmediği çok açık meselerden idi."




Ben rey ehlinden değilim, mealci değilim, haberci de değilim, mukallit ise hiç değilim. Ben Kuran ve nebevi sünnet ehli, şahsiyet sahibi, gerektiğinde inisiyatif kullanabilen bir muvahhidim. Mukallid kafaların, İslami kendisine dert edinmeyip bu uğurda çaba göstermeyen, alimlerin sözlerini mutlaklaştıran, Kuran’ı Allah’ın gönderdiği şekilde değil de başkalarının ondan anladığı ile inançlarını oluşturan, sözde hadislerle Allah’ın ayetini tahsis edip onları nasih-mensuh adı altında iptal eden, bir ayeti keçiye kurban eden, mezhep taassubcusu ve cehalet meşrebli, daha Allah ve Peygamberi kafalarında doğru düzgün konumlandıramamış olan hastalıklı kafaların beni anlamasını beklemiyorum.

Kuran’ın açıkça söylemediği konularda değil Peygambere isnad edilen bir sözü bütün alimler bir araya gelse ve icma etse yine de reddederim.

.
Ayrıca yukarda renklendirdiğim ithamlar işte dün bahsettiğim 1300 seneden beri bu itikadı kabul etmiş ve nakletmiş alimlere bir hakaret boyutunu taşımaktadır.
Yani diyorsunuzki, o alimler mukalid kafalardır.
o alimler mezhep taassupçusu.
o alimler cehaletlerine yenildiler.
gibi birçok boyutu var sözlerinizin.
Hani dün kendinizle hafiften dalga geçildiği için şikayet etmiştiniz.
İşte siz bu sözlerinizle 1300 seneden beri bu itikadı nakleden tüm sahabeyle,tabiin alimleriyle,tebei tabiin alimleriyle,tüm imamlarla,tüm alimlerle binevi dalga geçiyor ,onları kaale almıyor durumuna geliyorsunuz.
Ayrıca ihtilaflı bir konu demiştiniz, demekki ihtilaflı bir konu değilmiş. Çünkü ihtilaf olabilmesi için zıt görüşlerin,farklı görüşlerin de nakledilmesi ve kabul görmesi gerekir.Halbuki böyle farklı görüşün olmadığını sen de ikrar ettin. "Yanlıştır batıldır" diyen olmamış. ihtilaf da olmamış.

Bir çelişkin de çoğunluk ve cumhur hakkında, onu da Yere Bakan Kardeş tespit etmiş zaten.

Kendisi çoğunluğun delil olmayacağını söylerken , baş tarafındaki sözünde ''cumhura göre böyle değil'' diyerek kendi kendine tezada düştüğğünüde görmüyor!
Bazı bilgilerde "cumhura göre böyle değil" deyip cumhurun esas alınması gerektiğini söylüyorsun,
ama bırak cumhuru,tamamen ittifaklı itiraz görmemiş Hz.İsa nüzulü itikadı hakkında "cumhuru felan takmam,icmayı felan takmam" diyorsun.
Bu da ayrı bir çelişkiniz olarak gördüm.

Neyse zaten aldığım cevap yeterliydi,1300 senedir hiç itiraz görmemiş bir konu hakkında yorumlar yapılıyormuş. :)

Ahter
14-12-2012, 16:52
Alanyalı bey doğru aktarmıştır..Evet Mısırda M.Abduhtan önce kimse, bu gibi itikadi meseleleri inkar etme cüretinde bulunmamaıştır..Ama dediğiniz gibi gerek Mustafa Sabri efendi haz. ve gerek Zahid Kevseri haz. bu batı aşığı reformcuların deyim yerindeyse belini kırmıştır..memleketimizde de ilimden nasibini aşmamış kimseler mısırdaki fikir babalarının izini takip etmekte ısrar ediyorlar...Alla Şifa versin diyelim..:)

RedveKabul
14-12-2012, 17:28
Alanyalı bey doğru aktarmıştır..Evet Mısırda M.Abduhtan önce kimse, bu gibi itikadi meseleleri inkar etme cüretinde bulunmamaıştır..Ama dediğiniz gibi gerek Mustafa Sabri efendi haz. ve gerek Zahid Kevseri haz. bu batı aşığı reformcuların deyim yerindeyse belini kırmıştır..memleketimizde de ilimden nasibini aşmamış kimseler mısırdaki fikir babalarının izini takip etmekte ısrar ediyorlar...Alla Şifa versin diyelim..:)

sakin olun sayın yere bakan ve Allah'tan korkun Muhammed Abduh'un hangi eserini okudunuz da burada atıp tutuyorsunuz?

Unutmayın! Başkalarının iddialarına güvenmek, çoğu zaman kişiyi hakikatleri görmekten uzak eder.

Sizi delilleri ile beraber sözlerinizi ispat etmeye çağırıyorum yalnız kaynak verirken dikkat edin karşınızda Abduh'un bütün eserlerini tetkik etmiş biri var yani lütfen iddiaları değil "nerede ne demiş" onu bizzat kendi eserlerinden getirin ki bizde elimizdekilerle karşılaştıralım.

Bekliyorum

fakiri
14-12-2012, 18:28
sakin olun sayın yere bakan ve Allah'tan korkun Muhammed Abduh'un hangi eserini okudunuz da burada atıp tutuyorsunuz?

Unutmayın! Başkalarının iddialarına güvenmek, çoğu zaman kişiyi hakikatleri görmekten uzak eder.

Sizi delilleri ile beraber sözlerinizi ispat etmeye çağırıyorum yalnız kaynak verirken dikkat edin karşınızda Abduh'un bütün eserlerini tetkik etmiş biri var yani lütfen iddiaları değil "nerede ne demiş" onu bizzat kendi eserlerinden getirin ki bizde elimizdekilerle karşılaştıralım.

Bekliyorum


Yaw, bu forumu bu serseriler herhalde sadece cahillerin üeye olduğu bir yer zannediyor ! Adam kalkmış gözümüzün içine baka baka MASON ÜSTADI ABDUH kafirini gelmiş burada meth-u sena ediyor !
Mason Abduh mu ne demiş ? söyleyelim : "Bir şeyin Kuranda bulunması onun sahih olmasını gerektirmez ." küfrünü söyleyen odur. Musa Aleyhisselâmın Kızıldenizi mucize olan duasıyla yararak israiloğullarının Firavundan kurtuluşuna sebep olmasını ; kızıldenizin yarılmasını med ve cezir (suların yükselip-alçalması) olarak tevil eden serseri odur ! Sanırım bu iki KÜFÜR onu bilmek anlatmak ve tanımak bakımından yeterlidiri diye düşünüyorum. Şimdi, onun yolunun yolcusu bir mulhid olarak sen yumurtla bakalım hangi yalanı yumurtlayacaksın ?

türkü
14-12-2012, 18:55
mason olup-olmadıgı iddiası bu yazdıgın iftira karşısında hiç hükmünde kaldı dede.. tefsirde yeni yorumlamalar getirmiş, israliyatı eleştirmiş, eski müfessirlerden başka bir yol tuttugu için nazarımızda kötülenmeyi hak etmiştir de canımı ye ama nasıl bu isnadı yapabilirsin? ( görüyorum Allah kahretsin :D)
peygamberin secde ayeti üzerine secdeye kapandıgı sıra, aynı anda müşriklerinde birlikte(!) secde etmesi olayı yorumu evrilip çevrilip bu haliyle mi paketlenmiş, kime hizmet etmiş bu netice..kime ne anlatıyorsam..ayıp ediyorsunuz..Allah için didinen bu adamlar biraz olsun itibar, hüsn-ü zan hakediyorlar..:(

fakiri
14-12-2012, 19:42
mason olup-olmadıgı iddiası bu yazdıgın iftira karşısında hiç hükmünde kaldı dede.. tefsirde yeni yorumlamalar getirmiş, israliyatı eleştirmiş, eski müfessirlerden başka bir yol tuttugu için nazarımızda kötülenmeyi hak etmiştir de canımı ye ama nasıl bu isnadı yapabilirsin? ( görüyorum Allah kahretsin :D)
peygamberin secde ayeti üzerine secdeye kapandıgı sıra, aynı anda müşriklerinde birlikte(!) secde etmesi olayı yorumu evrilip çevrilip bu haliyle mi paketlenmiş, kime hizmet etmiş bu netice..kime ne anlatıyorsam..ayıp ediyorsunuz..Allah için didinen bu adamlar biraz olsun itibar, hüsn-ü zan hakediyorlar..:(

türkü hanım,
Yazdıklarımızın iftira olduğunu ispatlar mısın ? Ama, methettiğin adamın sicilli mason olduğuna dair piyasada bir sürü yayın ve kitap var. yazdığım küfürleri de bu kitapalrda yazılı...Biz kendimizden bir şey yazmadığımızı kaç kez söyledik ve yazdık bu forumda ! ne ayani artık amuda mı kalkmaızı istiyorsunuz ?

türkü
14-12-2012, 19:55
"bir şeyin kur'an da bulunması onun sahih oldugu.." garanik meselesine abduh'un yorum yapmasından hareketle budanmış-kasıtlı bir vuruş gibi okunuyor. bildigim bişey varsa o da bu..
eyvallah

talib
14-12-2012, 20:05
"bir şeyin kur'an da bulunması onun sahih oldugu.." garanik meselesine abduh'un yorum yapmasından hareketle budanmış-kasıtlı bir vuruş gibi okunuyor. bildigim bişey varsa o da bu..
eyvallah

Sen sıkıntı etme abla, ben haber vereceğim sana bu zamanda gelir ise :P

Verda
14-12-2012, 20:10
Dede başka başlıkta sahih olan hadisi inkar ediyosun, burda millete hadis münkirleri diyosun bu ne perhiz bu ne lahana turşusu ..:D

fakiri
14-12-2012, 20:21
Dede başka başlıkta sahih olan hadisi inkar ediyosun, burda millete hadis münkirleri diyosun bu ne perhiz bu ne lahana turşusu ..:D

Gördüğünüz gibi munkir mızıkacıların biri gidiyor, diğeri geliyor ! Bunlar ayrık otu gibi bütün forumu maalesef işgal etmişler...
Turşu ve sirkelerden en çok sizler anlarsınız !
Hadisleri inkar ederek, MASONLARA ALİM DİYEREK nasıl bir imana sahip olunulacağını veya imanın nasıl korunabileceğini de izah edin o zaman kimin turşucu olduğu ortaya çıksın ...

Dadaş
14-12-2012, 20:27
Cabir İbn-i Abdullah'dan rivayet edilen "Mehdi'nin çıkışını inkar eden, muhakkak Muhammed (sav)'e indirilene küfretmiştir. Meryem'in oğlu İsa'nın inişini inkar eden de muhakkak kafir olmuştur. Deccal'in çıkacağını kabul etmeyen de muhakkak kafirdir." hadisi de İslam alimleri tarafından kullanılan bir diğer delildir. Bu hadis, Şeyh Hace Muhammed Parisa'nın Faslul Hitap, Şeyh Ebu Bekir el Kelabazi'nin Meanil Ahbar, İmam Süheyli'nin er-Ravuzul Ünüf, İmam Suyuti'nin el-Arful Verdi fi Ahbaril Mehdi gibi ünlü İslami kaynaklarda yer almaktadır. Ayrıca Şeyh Ebu Bekir, bu hadisin senetini de açıklamıştır: "Bize Muhammed İbni Hasen, ona Ebu Abdillah el-Huseyn İbni Muhammed, ona İsmail İbni Üveys, ona Malik İbni Ebes, ona Muhammed İbni Münkedir, ona da Cabir İbni Abdillah Hazretleri böylece bildirmişlerdir."

http://www.sorularlaislamiyet.com/article/15249/kur-an-i-kerim-hz-isa-nin-ahir-zamanda-gelecegini-neden-acikca-ifade-etmemistir.html

RedveKabul
15-12-2012, 10:16
Breh breh breh…

Yahu susayım diyorum hani sükutum çaresizliğimden değil edebimdendir diyorum ama yok.

Sözün başında ne dedik biz; "İddialar iftiradan öte geçemez ve bu yüzden de ispatlanamaz! Hodri meydan" demedik mi?

Başlarınıza bir lider geçiriyorsunuz sonra onun dostlarına dost, düşmanlarına da düşman kesiliyorsunuz. İddiaları, iftiraları araştırma gereği dahi duymuyorsunuz. O liderlerin her dediğine itirazsız tabi oluyorsunuz.

Siz daha ilimden bihaber bedbahtlar hiç Allah’tan korkmadan neye dayanarak Muhammed Abduh’a iftira atıyorsunuz? Nerede demiş getirin biz de görelim? İşkembeden sallamayı bırakın bize M. Abduh’un kendi kaleminden nerede ne demiş onu getirin.

Size Buhari ve Müslim’de geçen "Kişiye, yalan olarak, her duyduğunu anlatması yeter" hadisini, hadis inkarcısı diye itham ettiğiniz birisinin hatırlatması ne kadar ironik değil mi?

Peygamberi kendisine örnek edindiğini iddia eden sizler herhangi bir araştırma yapmadan, her söyleneni aktarmanın yalan söylemek anlamına geldiğini açıkça ortaya koyan bu hadisi hiç okumadınız mı?

Sizi bu tutumunuzdan dolayı Rabbimin tehdidi ve vicdanınızla baş başa bırakıyor ve söylediğimiz her bir kelimeden hesaba çekileceğimizi hatırlatırım.

"Şunu iyi bilin ki üzerinizde bekçiler var." (İnfitar 10)

"Bilmediğin şeyin ardına düşme, çünkü göz, kulak ve kalp hepsi sorumludur, mutlaka sorguya çekilecektir." (İsra 36)

"İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyen ve dediklerini kayda geçen bir melek hazır bulunmasın." (Kaf 18)

Ahter
15-12-2012, 12:14
sakin olun sayın yere bakan ve Allah'tan korkun Muhammed Abduh'un hangi eserini okudunuz da burada atıp tutuyorsunuz?

Unutmayın! Başkalarının iddialarına güvenmek, çoğu zaman kişiyi hakikatleri görmekten uzak eder.

Sizi delilleri ile beraber sözlerinizi ispat etmeye çağırıyorum yalnız kaynak verirken dikkat edin karşınızda Abduh'un bütün eserlerini tetkik etmiş biri var yani lütfen iddiaları değil "nerede ne demiş" onu bizzat kendi eserlerinden getirin ki bizde elimizdekilerle karşılaştıralım.

Bekliyorum

Bakınbeyefendi,sizgaliba Lord Cromeri'!in ismini dahi duymamışsınızdır..Eminim...M.Abduhun mısır müftüsü olmasının geriplanında Lord Cromer'in yaniingilizlerin desteğiolduğunu iadı geçen zatın(Lord Cromer) anılarınıokursanız anlarsınız...Eğer kitabı bulamazsanız daha kolay bulabileceğinizbireser zikredeyim..Muhammed Zahid Kevseri haz.türkçeye çevrilmişeserini(Nüzülüİsa) okursanız size bahsettiğim hatırattan bazı önemlinakiller görebilirsiniz...Ayrıca Mustafa Sabrief.Haz.eğer arabçabiliyorsanız Mevkı'ful akli velilmi...isimlieserinin özellikle 1.cildinde enteresan bilgilerbulursunuz...Abduh önceleribazı faydalı şeyler yazmışolmaklaberaber sonradan tehlikeli vadilere yelken açmıştır...Acaba nüzülüisayı inkar eden abduhtan önce yaşamışbirislamalimi(mutezileden cubbai hariç,mutezilebile,ve diğer ehlibid'a mezhebler dahi kabulediyor,sizi ve izinden gittiğiniz abduh ve neoabduhları kimciddiye alır?) var mı?

Ahter
15-12-2012, 12:20
mason olup-olmadıgı iddiası bu yazdıgın iftira karşısında hiç hükmünde kaldı dede.. tefsirde yeni yorumlamalar getirmiş, israliyatı eleştirmiş, eski müfessirlerden başka bir yol tuttugu için nazarımızda kötülenmeyi hak etmiştir de canımı ye ama nasıl bu isnadı yapabilirsin? ( görüyorum Allah kahretsin :D)
peygamberin secde ayeti üzerine secdeye kapandıgı sıra, aynı anda müşriklerinde birlikte(!) secde etmesi olayı yorumu evrilip çevrilip bu haliyle mi paketlenmiş, kime hizmet etmiş bu netice..kime ne anlatıyorsam..ayıp ediyorsunuz..Allah için didinen bu adamlar biraz olsun itibar, hüsn-ü zan hakediyorlar..:(

Abduhun masonluğu tartışılmazdır..Ancak şumte'villeryapılıyor..O,iyiniyetlegirmişti,sonra ayrıldı...Mustafa Sabrief.Haz. önemlieseri mevkı'fu'l akli vel ilmi..de ''Masonluğu Ezhere sokan Abduhtur'' demektedir...Gerçektende Abduhtan sonra Ezher şeyhliğiyapanlaraın fikirlerine bakarsanız ,müslümanların nezih itikadlarından uzakoldukjlarını görürsünüz.Mesela şeyh Mahmut şeltut vb.lerigibi...

türkü
15-12-2012, 13:21
yaşadıgı dönem ile birlikte siyasi ortam anlatılırken o gün için ingilizlerin herşeye hakim ve onlardan sorulur oldugu dini mesele, vakıf ve ezher'e karışmadıkları anlatılıyor..abduh bu konuda yardım almış.( burdan vurabilirsiniz) kendisi bir vakıf bile kurmuş o dönem. sürgünmüş zaten. amaç arada cereyan eden ve müslümanlara eziyetle neticelen nefreti kaldırmak, birbirlerine yakınlaştırmak, bu sayede müslümanlar üzerindeki baskıyı kaldırmakmış. ingilizlerin destek vermesindeki niyet "uyumlu hale getirebilmek" gibi okunursa bile abduh'un niyeti ıslah ve bilinç, sonrasında bir yükseliş elde etmekmiş.
o dönem için bir dik duruş ve kıyam zaten varmış idi de abduh ingilizlerin ekmegine yag sürerek bunu kırmış diye bir bilgi varmı, hiç sanmıyorum. ama şu var; istenmemiş. sebeb: dini tedrisatı ıslah ve yeni yorum getirdigi gerekçesi

benim inancım bunadır.

RedveKabul
15-12-2012, 14:57
Bakınbeyefendi,sizgaliba Lord Cromeri'!in ismini dahi duymamışsınızdır..Eminim...M.Abduhun mısır müftüsü olmasının geriplanında Lord Cromer'in yaniingilizlerin desteğiolduğunu iadı geçen zatın(Lord Cromer) anılarınıokursanız anlarsınız...Eğer kitabı bulamazsanız daha kolay bulabileceğinizbireser zikredeyim..Muhammed Zahid Kevseri haz.türkçeye çevrilmişeserini(Nüzülüİsa) okursanız size bahsettiğim hatırattan bazı önemlinakiller görebilirsiniz...Ayrıca Mustafa Sabrief.Haz.eğer arabçabiliyorsanız Mevkı'ful akli velilmi...isimlieserinin özellikle 1.cildinde enteresan bilgilerbulursunuz...Abduh önceleribazı faydalı şeyler yazmışolmaklaberaber sonradan tehlikeli vadilere yelken açmıştır...Acaba nüzülüisayı inkar eden abduhtan önce yaşamışbirislamalimi(mutezileden cubbai hariç,mutezilebile,ve diğer ehlibid'a mezhebler dahi kabulediyor,sizi ve izinden gittiğiniz abduh ve neoabduhları kimciddiye alır?) var mı?

Sayın kardeşim bakın lütfen benimle kahvehane muhabbeti yapmayın. Yani kusura bakmayın ama sokaktaki birini bu tür sözlerle kandırabilirsiniz ama lütfen bunu bana yapmayın. Hani ukalalık olarak değerlendirmeyin ama benimle dedi-kodu yapmayın.

Bana ne yahu elin İngiliz lordun anılarından, bana ne mürci/cehmi bozuntularından? Bu mudur yani. Bir İngiliz lordunun anılarına ve cehmiye bozuntuların iftiralarına mı itibar edeceğiz?

Daha kaç kere yazacağız, iddia sahibi iddialarını ispatla mükelleftir. Belli ki ispat ile iftirayı birbirine karıştırıyorsunuz. Bakın bu üçüncü ricam olacak;

Muhammed Abduh nerede, hangi eserinde İslam’a aykırı sözler sarf etmiş. Birilerinin iftiralarını değil kendi eserinden ispatlamanızı bekliyorum.

Hocam yapmayın bakın iftira çok büyük bir günahtır. Tanımadığınız, bilmediğiniz, eserlerini okumadığınız bir insan hakkında başkalarının iddia ve iftiralarına alet olmayınız. Allah’tan korkunuz. Bakınız yarın bir gün mahşerde karşı karşıya geleceksiniz vallahi bunun hesabını veremezsiniz.

Fitne adam öldürmekten beterdir.

fakiri
15-12-2012, 16:00
M.Abduhun MASON KAFİRİNİN yediği başka naneler :


1- Şeyhul-islâm Mustafa Sabri Efendi merhum "Mevkufel-Akli vel-ilmi" eserinde , M.Abduh'un "Ezherdeki insanların çoğunu hatvelerce dinsizlere yaklaştırmış, ama dinsizleri bir adım bile dine yaklaştırmamış, Ezhere masonluğu C.Efgani vasıtasıyla sokan odur." der.
2- M..Abduh, his ve tecrübe ile anlaşılmayan melek,şeytan ve mucize gibi bütün mukaddes kitapların peygamberler zamanında göründüklerini haber verdiği- şeyleri kabul etmemiştir.
3- M.Abduh, kelâm ilminde bahis mevzuu olan "teselsülün butlanı" (yani, her şey bir sebebe bağlıdır yani her şeyi bir yaratan vardır, yaratanın da yaratanı vardır şeklindeki silsile bâtıldır. ) meslesine muhaliftir ve bu onun en büyük hatalarından biri olarak bilinmektedir.
4- Peygamberleri tarifte ulemanın tümüne muhalefet etmiştir. Peygamber tarifinde VAHİY ve Bİ'SET geçmemektedir. Oysa, peygamberler "kendilerine gönderilen vahiyleri halka bildirmek için Allah'ın gönderdiği insanlardır."
5- M.Abduh, maddi mucizelere inanmadığı gibi, Fil Sûresinde zikri geçen EBABİL kuşlarının sivrisinek; bu kuşların attıkları SİCCİL taşları da mikrop olarak tefsir etmiştir ki, günümüzde onun kıl kadar izinden ayrılmamış sosyete ilâhiyatçısı Yaşar Nuri Öztürk de aynı yorumu yapmaktadır. Sizin anlayacağınız adam, mucizelere hiç inanmayan ve şaşı bakan birisi...
6- M.Abduh, Her kim zerre miktarı hayır işlerse onun karşılığını görür ve her kim zerre miktarı kötülük işlerse karşılığını görür." Zilzal Sûresi ayt:7-8) ayet-i kerimesi hakkında şöyle demiştir : """Kafirler ahirette hiç bir iyiliği fayda vermeyecektir; hiç bir kötülüğünün azabı da hafifletilmeyecektir şeklinde bazılarının naklettiği icmaın aslı astarı yoktur.""" :confused1::blink::confused1:
Bu mason zındığın daha çok yediği naneler var ancak, onu tanıma bakımından bu kadarla iktifa etmemiz yeter diye düşünüyorum.


Kaynak : DİNİ TAMİR DAVASINDA DİN TAHRİPÇİLERİ

RedveKabul
15-12-2012, 16:29
Kaynak; DEDİ-KODU :D

Çalışın da gelin lütfen

fakiri
15-12-2012, 16:36
Kaynak; DEDİ-KODU :D

Çalışın da gelin lütfen


bay pişmiş kelle!

Biz Mason Biraderini sana değil, foruma tanıtıyoruz.

:rtfm:

RedveKabul
15-12-2012, 16:56
bay pişmiş kelle!

Biz Mason Biraderini sana değil, foruma tanıtıyoruz.

:rtfm:

ha forumu kandırıyoruz diyon yani, tamam oluuur no-problem

gulibikcin
15-12-2012, 17:22
Peki geldiği zaman tamam bu hz isa dır demek için bir ilme sahip olmak gerekmezmi,,nasıl iddiaların içinden bu gelen hz isa dır ..diyebiliriz ? bunun alametleri nelerdir acep ???

fakiri
15-12-2012, 18:12
ha forumu kandırıyoruz diyon yani, tamam oluuur no-problem


Kendin de çok iyi biliyorsun ki, sen müslüman değilsin !
Ne diye gizlenip buradakilere müslümanmış gibi görünüyıorsun ?

:blink::confused1:

Ahter
17-12-2012, 17:03
Sayın kardeşim bakın lütfen benimle kahvehane muhabbeti yapmayın. Yani kusura bakmayın ama sokaktaki birini bu tür sözlerle kandırabilirsiniz ama lütfen bunu bana yapmayın. Hani ukalalık olarak değerlendirmeyin ama benimle dedi-kodu yapmayın.

Bana ne yahu elin İngiliz lordun anılarından, bana ne mürci/cehmi bozuntularından? Bu mudur yani. Bir İngiliz lordunun anılarına ve cehmiye bozuntuların iftiralarına mı itibar edeceğiz?

Daha kaç kere yazacağız, iddia sahibi iddialarını ispatla mükelleftir. Belli ki ispat ile iftirayı birbirine karıştırıyorsunuz. Bakın bu üçüncü ricam olacak;

Muhammed Abduh nerede, hangi eserinde İslam’a aykırı sözler sarf etmiş. Birilerinin iftiralarını değil kendi eserinden ispatlamanızı bekliyorum.

Hocam yapmayın bakın iftira çok büyük bir günahtır. Tanımadığınız, bilmediğiniz, eserlerini okumadığınız bir insan hakkında başkalarının iddia ve iftiralarına alet olmayınız. Allah’tan korkunuz. Bakınız yarın bir gün mahşerde karşı karşıya geleceksiniz vallahi bunun hesabını veremezsiniz.

Fitne adam öldürmekten beterdir.


Red ve Kabul bey, galiba ne dediğimizin farkına varmış gözükmüyor..Biz sadece ana sokakların bilinmesinin gerçeği öğrenmede yetmeyeceğini, asıl öğrenilmesi gerekli husususn ara sokakları tahlilden geçtiğini anlatmak üzere kendisine , mısır eski müftüsü .M Abduhun eski fikirlerinin değişmesine yol açan arka plana atıfta bulunmak üzere Lord Coromer den bahsettik.Ne ki, muhatabımız konuya kafa yoracağına anlamamakta israr ediyor...Bu mutaasıb durum da kendisinin gerçeği görmesine engel oluyor...Ayrıca şeyhulİslam Mustafa sabri efendinin önemli bir eserinden bahsederek, muhatabımızın hakikati görmesine bir nebze yardımcı olmak istedik...Ama n e yapalım ki, gözünü kapatarak güneşin yokluğundan bahsedene, şifa dilemekten başka bir dileğimizi olamaz..:)

bi husben
17-12-2012, 17:27
Red ve Kabul bey, galiba ne dediğimizin farkına varmış gözükmüyor..Biz sadece ana sokakların bilinmesinin gerçeği öğrenmede yetmeyeceğini, asıl öğrenilmesi gerekli husususn ara sokakları tahlilden geçtiğini anlatmak üzere kendisine , mısır eski müftüsü .M Abduhun eski fikirlerinin değişmesine yol açan arka plana atıfta bulunmak üzere Lord Coromer den bahsettik.Ne ki, muhatabımız konuya kafa yoracağına anlamamakta israr ediyor...Bu mutaasıb durum da kendisinin gerçeği görmesine engel oluyor...Ayrıca şeyhulİslam Mustafa sabri efendinin önemli bir eserinden bahsederek, muhatabımızın hakikati görmesine bir nebze yardımcı olmak istedik...Ama n e yapalım ki, gözünü kapatarak güneşin yokluğundan bahsedene, şifa dilemekten başka bir dileğimizi olamaz..:)

fikirlerinize uymadımı basın mason damgasını. elinizdeki deliliniz ne işkembetul kubra vel iftira .

Ahter
17-12-2012, 17:37
fikirlerinize uymadımı basın mason damgasını. elinizdeki deliliniz ne işkembetul kubra vel iftira .

Beyefendi bahsettiğimiz kaynakları okumadan , bu hükme varmanız pek anlaşılır bir şey değil...iftira oku sakın size geri dönmesin!:)

RedveKabul
17-12-2012, 17:47
Red ve Kabul bey, galiba ne dediğimizin farkına varmış gözükmüyor..Biz sadece ana sokakların bilinmesinin gerçeği öğrenmede yetmeyeceğini, asıl öğrenilmesi gerekli husususn ara sokakları tahlilden geçtiğini anlatmak üzere kendisine , mısır eski müftüsü .M Abduhun eski fikirlerinin değişmesine yol açan arka plana atıfta bulunmak üzere Lord Coromer den bahsettik.Ne ki, muhatabımız konuya kafa yoracağına anlamamakta israr ediyor...Bu mutaasıb durum da kendisinin gerçeği görmesine engel oluyor...Ayrıca şeyhulİslam Mustafa sabri efendinin önemli bir eserinden bahsederek, muhatabımızın hakikati görmesine bir nebze yardımcı olmak istedik...Ama n e yapalım ki, gözünü kapatarak güneşin yokluğundan bahsedene, şifa dilemekten başka bir dileğimizi olamaz..:)

Sayın Ahter demagojiyi bırakın da sadete gelin, mugalataya gerek yok. Enaniyet yapacağınıza "ben M.Abduh'un hiç bir eserini okumadım bildiklerim ise sadece kulaktan dolma dedikodulardır" desenize. Ama yok hala ben haklıyım havasındasınız ama "hadi buyur ispat et" dediğimizde hala dedikoduya devam ediyor ve bir sürü alakasız ve gereksiz polemiklere başvuruyorsunuz.

Tamam anlaşıldı cevap gelmeyecek. İşiniz hesaba kaldı.

Ahter
17-12-2012, 19:24
'Kur'anda bir şeyin mevcut olması, o şeyin sahih ve vaki' olamsını iktiza etmez'' diyen M. Abduhun şeytanın ve meleklerin ontolojik varlıklarını inkarına şaşmamak gerekir.Bu konuda Abduh şunları söyler: ''

Meleklerin ve cinlerin ontolojik varlığı Abduh bu meseleyi işlediği 2/el-Bakara, 34 ayetinin tefsirinde cinlerin ve meleklerin, hakikatini bilemeyeceğimiz gayb alemine ait varlıklar olduğunu söylemekte ve şöyle eklemektedir: "Biz bunların hakikatini araştırmayız ve bunlara, masum olan Hz. Peygamber (s.a.v)´den gelen kat´î bir nass bulunmadıkça herhangi birşeyi nisbet etmeyiz..."[el-A´mâlu´l-Kâmile", IV, 133)



Ancak bu sözlerden hemen birkaç sayfa sonra birden karar değiştirmekte ve kısaca şunları söylemektedir: "Daha önce meleklerin gaybî mahluklar olduğunu, hakikatlerinin bizim tarafımızdan bilinemeyeceğini (...) söylemiştik. Şimdi ise diyoruz ki: Hayrın ilhamı ve şerrin vesvesesi, Hz. Peygamber (s.a.v)´in lisanında varit olan hususlardır. (...) İlham ve vesveseden her birinin mahalli ruhtur. O halde melekler ve şeytanlar da insanların ruhlarıyla birlikte bulunan ruhlardır.

Dolayısıyla meleklerin, bizim bildiğimiz şekillerde temessül etmesi sahih değildir. (...) "Sen, Allah´ın gökte melekleri bulunduğunu iddia etmiyor musun Peki yeryüzündeki meleklerin nerede ikamet ettiğini biliyor musun Onların bulunduğu mevkileri tayin ve meskenlerini tasvir edebiliyor musun Onlardan, senin sağında ve solunda bulunanların nerede oturduğunu biliyor musun Onların "nuranî" cisimlerinin, karanlıklarda sana ışık saçtığını görüyor musun (...) "Şu halde irfan taliplilerini, senin de iman ettiğin Kur´an´ı tasdik ve senin de risaletini tasdik ettiğin Peygamber´e iman ettikleri sürece şüphecilikle itham etme! Onlar, imanlarında senden çok daha üstün bir derecededirler! (...) "Dikkat et ki, bir mü´minin nefsi, Rabb´inden kendisine indirileni anlama konusunda dediğimiz gibi kalbinin itmi´nan bulduğu bir tarza meylederse, o kimse dininde güven içindedir..."[el-A´mâlu´l-Kâmile", IV, 130-9.
)




Sırası geldiğinde tekrara düşmek pahasına vurgulayacağımız gibi, Abduh bu meselede de kendisiyle çelişiyor görüntüsü vermekten kurtulamamakta ve mesela bir yerde şöyle demektedir: "Melekler ruhanî, akıllı ve kendi nefsiyle kaim mahluklardır ve gayb alemindendirler. Bu sebeple daha önce de belirttiğimiz gibi onların hakikatini araştırmayız."[el-A´mâlu´l-Kâmile", IV, 412.
)





Oysa yukarıda da gördüğümüz gibi, meleklerin hakikati ve varlıklarının mahiyeti üzerinde tamamen aklî bir tavırla fikir yürüten de bizzat kendisi olmuştur.[Bu konuda bir tahlil ve Abduh´un görüşlerinin tenkidi için bkz. Mustafa Sabri Efendi, "Mevkıfu´l-Akl" I, 332 vd.
)





Burada hatırlamalıyız ki, meleklerin ontolojik haricî varlığını bize bildiren ve onları en azından bir kısmını "ikişer, üçer, dörder kanatlı" varlıklar olarak tasvir eden, başkası değil, bizzat Kur´an´dır: "Hamd, gökleri ve yeri yaratan, melekleri ikişer, üçer, dörder kanatlı elçiler kılan Allah´a mahsustur..."[35/Fâtır, 1.
)





Ve yine Hz. Peygamber (s.a.v)´in, Cebrail (a.s)´i iki kere gördüğünü de söyleyen Kur´an´dır: "Bir kuvvet sahibi ki, hemen dosdoğru göründü. Ve o, en yüksek bir sema kıyısında idi. Sonra yaklaştı da aşağıya iniverdi. Derken iki yay kadar veya daha yakın oluverdi. (...) Andolsun ki (Peygamber) onu (Cebrail´i) diğer bir inişinde de gördü..."[53/en-Necm, 6 vd.
)





Hatta bu ayetler üzerinde dururken Cebrail (a.s)´ın Hz. Peygamber (s.a.v)´e, görülebilecek bir şekilde temessül ederek göründüğünü söyleyen[el-A´mâlu´l-Kâmile", V, 331.
)


97/el-Kadr suresini tefsir ederken, "Yüce Allah, Hz. Peygamber (s.a.v)´in melekleri ilk defa bu gece gördüğünü haber vermektedir. Melekler bu gece ruhanî alemlerinden inerek (...) Hz. Peygamber (s.a.v)´in görmesi için temessül etmiş (onun görüp idrak edebileceği bir şekle bürünmüş) lerdir."[el-A´mâlu´l-Kâmile", V, 452.
)
diyen ve hatta "Onları (melekleri ve cinleri) insanlardan hiç kimse görmemiştir; onlar hakkında herhangi bir şey bilmek de imkân dahilinde değildir..."[A.g.e., II, 453
)
diyen Abduh´un, "meleklerin, bizim bildiğimiz şekillerde temessül etmesi sahih değildir" dediğini hatırlayacak olursak, bu işkâli kendi zihninde nasıl çözdüğünü merak etmemek elde değil... Meseleyi daha da ilginç kılan, bu yaklaşımın aklî bir istidlal olarak "görüşlerden bir görüş" şeklinde takdimiyle yetinilmeyip, bu görüşe kail olanların imanının diğerlerine göre daha üstün olduğunun iddia edilmesidir. Oysa "zann"ın itikad olarak görülmesinin sahih olmadığını söyleyen[34], aşağıda zikredeceğimiz "taklit" meselesinin caiz olmadığına Kur´an´dan istidlal ederken "Sadr-ı Evvel" ve ilk üç asır ulemasının icmaını öne çıkartan[A.g.e., a.y.
)


, ("nefs"in mahiyetine değinirken) "biz, duyu ve akılla bilinen hususların ötesindeki konularda, peygamberimizin (s.a.v) getirdiği vahiyden başkası ile ihticac etmeyiz; bu vahyin çizdiği sınırda durur, ondan ne fazlasını, ne de eksiğini söyleriz"[..g.e.,(4/en-Nisa, 1 ayetinin tefsiri), V, 160A.g.e

)
diyen ve dahi meleklerin de ruhu olduğunu ihsas eder biçimde "meleklerin ruhu" terkibini kullanan
(Bkz. A.g.e", (3/Âl-i İmrân, 121-9. ayetlerinin tefsiri), V, 87

da yine Abduh´tur... Bkz. A.g.e", (3/Âl-i İmrân, 121-9. ayetlerinin tefsiri), V, 87


Bizzat "din" olgusuna bakışında pragmatik bir eğilim sezilen Abduh´un bizce tartışılması gereken ön önemli tavırlarından biri budur. Zira kanaatimize göre bu nokta, onun diğer görüşlerinin şekillenmesinde bir anlamda temel bir fonksiyon icra etmiştir. Mesele şudur: İslam Dünyası, Batı´nın elde ettiği bilimsel ve teknolojik gelişmenin ve buna bağlı olarak ortaya çıkan ekonomik ve sosyal refah seviyesinin gerisinde kalmıştır. O halde Müslümanlar´ın yapması gereken, İslam Dünyasının "geri kalması"na sebebiyet veren taklit, taassup, dinin özünden uzaklaşılması, aklın geri plana itilmesi... gibi unsurları ortadan kaldırarak yerlerine zıtlarını ikame etmek olmalıdır.

"Peki Müslümanlar bunu niye yapmalıdırlar " sorusunun cevabı ise, açıktır ki "dinî" olmaktan çok "dünyevî"dir. Abduh´un, yazılarında bir kısım örneklerini aşağıda göreceğimiz kimi İslamî asıllardan sarf-ı nazar ederken veya o asıllara tavır alırken, akla adeta "abanarak" aşırı bir vurgu yapmasının altında yatan gerçek saik de budur. İslam ilim geleneğinin, kuruluş dönemleri itibariyle Antik Yunan´a dayandığını ileri süren Abduh´a göre[3] insanlığın iki rehberi vardır: Vahiy (Kur´an) ve akıl. İslam ve onun kutsal kitabı sayesinde insanlık aklî bakımdan öyle bir olgunluk seviyesine erişmiştir ki, artık yeni bir semavî dine, yani vahye ihtiyacı yoktur. İnsan, aklı ve fikriyle başbaşa kalmıştır.

Bu yüzden, genel İslamî kurallar çerçevesinde kendi yolunu kendisi çizecektir.[4] Ona göre, dine inanan insan için iki büyük özellik vardır: İrade özgürlüğü ve fikir özgürlüğü. Kişi, bu iki özellik ile insanî hususiyetlerinde kemale erer.[5] İslam´ın, insanlar için bütün fazilet kapılarını açtığını, bütün iyiliklerin yolunu gösterdiğini ve bütün nizam/intizam kaidelerini takrir ettiğini belirttikten sonra şöyle der: "Böylece, zikrettiğimiz gibi rüşd dönemine erişmiş olan insan için fikir hürriyeti ve düşünmede/araştırmada aklın bağımsızlığı için gerekli unsurlar bir araya gelmiş olmaktadır. (...) "Rüşd çağından sonra vesayet ve aklın kemale ermesinden sonra velayet olur mu "[6

] Biraz önceki bir dipnotta da belirttiğimiz gibi bu ifadeler, bir kısım modernistler tarafından, Muhammed Abduh´un, insanlığın artık hazır vahyin verilerine ihtiyaç duymayacak ve kendi kurtuluş kaderini kendisi çizebilecek bir olgunluk dönemine eriştiğini ileri sürdüğü biçiminde yorumlanmıştır. Ancak "Risâletu´t-Tevhîd"de yer alan bu ifadelerden yola çıkarak böyle bir sonuca varmak mümkün görünmemektedir. Zira bu eserinin, yukarıdaki ifadelerinden önce gelen birçok kısmında, aklın bağımsız olmadığını ve mutlak biçimde vahyin yol göstericiliğine muhtaç olduğunu tekitli ifadelerle dile getiren de yine Abduh´tur.[7]

Nitekim Farah Anton´a yazdığı reddiyede İslam´ın akla tanıdığı yetkiden ve bu yetkinin sınırlarından bahsederken şöyle der: "İslam milleti kale alınmayacak bir azınlık dışında ittifak etmiştir ki, akıl ve nakil çatıştığında, aklın delaleti esas alınır; naklin durumu konusunda ise şu iki nokta kalır: "1- Naklin sıhhatine teslim olmak, manasının anlaşılmasından acze düşüldüğünü itiraf ve o konudaki ilmi Allah´a havale etmek; "2- Nakli, anlamının aklî isbat ile uygunluk arzetmesi için lugat kaidelerine riayet ederek tevile tabi tutmak.. "Kur´an´a, sahih Sünnet´e ve Hz. Peygamber (s.a.v)´in uygulamasına dayanan bu esas sayesinde aklın önündeki bütün yollar açılmış, bütün engeller kaldırılmış ve akla sınırsız bir alan tanınmış olur..."[8]

Naklin tevilinde sadece lugat kaidelerinin belirleyiciliğine başvurulması burada akla şu soruları getirmektedir: 1- Burada söz konusu olan "nakil", eğer Kur´an ayeti ise, konu hakkında Sünnet´in hiçbir fonksiyonu yok mudur 2- Eğer bu kelime Sünnet´i de içine alıyorsa, Hz. Peygamber (s.a.v)´in terbiyesinde yetişmiş olan Sahabe´nin bu konudaki kanaatinin de dikkate alınması gerekmez mi 3- Eğer bu konuda geçmişte vuku bulmuş bir İcma var ise, Kur´an ve Sünnet çerçevesinde kollektif olarak belirlenmiş böyle bir hususun hiçbir epistemolojik değeri yok mudur Nitekim Abduh´un da sık sık vurgu yaptığı Selef alimlerinin ve Müçtehid İmamlar´ın[9] tutumu budur.

Söz gelimi Müçtehid İmamlar´ın, bilgi edinme ve hüküm çıkarma kaynakları meyanında, yani Şer´î deliller hiyerarşisinde Kur´an ve Sünnet´ten sonra Sahabe´nin icmaının ve hatta ihtilafları halinde, tercih edilen sahabî görüşünün esas alınmasını ortak bir kıstas olarak belirlemiş olmalarının bir anlamı yok ise, onlara yapılan vurgunun ne anlamı kalacaktır Öte yandan anlaşılması konusunda problem yaşanan naklin, Kur´an ve Sünnet´ten müstenbat olan genel Şer´î asıllara irca edilmesi daha "İslamî" değil midir ..

Belki bütün bu noktalardan önce şu sorunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir: Burada öne çıkartılan "akıl" hangi akıldır Burada söz konusu olan "profan akıl" ise, böyle bir aklın en temelde vahiy olgusu karşısındaki olumsuz tutumu önemli bir problem olarak önümüzde duruyor demektir. Eğer kastedilen, Kur´an ve Sünnet çerçevesinde fonksiyon icra eden "İslamî akıl" ise, Abduh´un birtakım Kur´an ayetlerini zaman zaman kendisiyle çelişkiye düşerek aklî (!) izahlarla tefsir etmeye çalışmasını anlamak mümkün değildir.

(Aşağıda "melekler" konusuyla ilgili söyledikleri üzerinde dururken bu noktaya örnekler zikredeceğiz.) Onun, profan aklı değil de İslamî aklı kasdettiğini söyleyebilmek için İslamî aklın "oluşturulması" ve " doğru işletilmesi" konusunda Abduh´ta Kur´an ve Sünnet nasslarıyla desteklenip beslenmiş temelli yaklaşımlar bulmamız tabii olmalıdır. Zira kişi hele Abduh konumundaki kişi , iddialarını bu şekilde sistematize etmedikçe kendi içinde çelişkiye düşmekten ve tutarsızlıklar/eksiklikler sergilemekten kurtulamaz. Akla yaptığı onca vurguya rağmen, aklın her şeyin künhünü kavrayamayacağını söylemekten de geri durmamış olan Abduh, bir Tefsir Usulü kaidesi olarak şu prensibi sık sık vurgulamaktadır:

Akılla kavranamayacak müteşabihatın ilminin Allah´a havale edilmesi ve Selef´in izlediği "tefvîz" metodu.[10] Keza aklın fonksiyon alanının, müşahedat ve tecrübe çerçevesiyle sınırlı olduğunu söyleyen de odur.[11] Ancak bu prensibi, Kur´an´da zikredilen meşhur "fil olayı"nı tefsir ederken yine bizzat kendisi ihlal etmektedir. Yaygın olarak bilindiği gibi Abduh, 105/el-Fîl suresinde anlatılan fil ordusunun helakini, askerler arasında çıkan çiçek ve kızamık salgınına bağlamakta, hastalığın kaynağını da surede anlatılan "siccîl"e bağlamaktadır.[12]

Hatta bu kadarla da kalmamakta, Fil ordusunun çiçek ve kızamıktan helak olduğu görüşünü İkrime ve Ya´kub b. Utbe´den naklettiği iki rivayetle destekleyerek şöyle demektedir: "Rivayetlerin ittifakla naklettiği ve inanılması doğru olan husus budur. (...) "Bu kuşların, bazı hastalıkların mikroplarını taşıyan sinek veya sivrisinek cinsinden olduğuna ve (surede anlatılan) bu taşların, rüzgârların taşıması ile bu hayvanların ayaklarına bulaşan zehirli pişmiş çamurdan olduğuna itikat etmen caizdir... "Bu surenin tefsirinde itimat edilmesi doğru olan budur. Bunun dışındaki açıklamaların ise, rivayeti sahih olsa bile ancak bir te´vil ile kabul edilmesi doğru olur..."[13]

Merhum müfessir Elmalılı Hamdi Yazır´ın, "Fakat Hammer´in bile bir ihtimalden ileri götürmediği bu çiçek illeti sözünü, teessüf olunur ki Abduh, fahiş bir tedlis-ü teşviş ile tevatür miyanına karıştırıp rivayetlerin ittifak ettiği sahih bir habermiş gibi ileri sürmeye çalışmış ve güzel bir başlangıçla başlayan kelamını güya bir incelik göstermek üzere mikroplara bulamıştır. Onun için burada onun sözlerini gözden geçirerek doğrusunu eğrisini ayıklamak bir vazife olmuştur..." sözleri ile başlayan sert tenkitlerine maruz kalmış olan[14] bu yaklaşımda dikkatimizi çeken iki hususa temas etmeden geçemeyeceğiz: 1- Sahih haber-i vahidleri, tevatür seviyesine ulaşmadıkları gerekçesiyle bilgi kaynağı olarak görmeyen Abduh, bu surenin tefsirinde kendisine sadece iki zayıf rivayeti dayanak almaktadır ki, Elmalılı merhumun da ifade ettiği gibi, yakından bakıldığında bu rivayetler de onun maksadına hizmet temekten uzaktır.

2- Yukarıda bir vesile ile belirttiğimiz gibi Abduh, bu tarz şazz tutumlarını "görüşlerden bir görüş" olarak takdim etmek yerine, "doğrusu budur" diyerek kestirip atmaktadır. Tefsirinde geçmiş müfessirleri çoğu zaman muahezeden geri durmayan Abduh´un unuttuğu önemli bir husus var ki, dikkatli okuyucunun gözünden kaçmayacaktır: Eleştirdiği o müfessirler, ayetlerin tefsirine dair kendilerine doğru gelen ve tercih ettikleri açıklamayı "Allahu a´lem" demeden bitirmezken, Abduh´ta böyle bir inceliğe tesadüf olunamamaktadır. Elbette bu tutum bizatihi tefsire bir halel getirmez ama, kendi görüşünü, "itimat edilecek doğru tefsir tarzı budur" diyerek bitirmek ne kadar ilmîdir !..

Esasen burada vahiyle[15] birlikte sadece aklın öne çıkartılması, diğer bir İslamî temel olan Sünnet´e ve dolayısıyla hadislere bakışla doğrudan ilgilidir ki aşağıda bu hususa değineceğiz. Ancak burada Abduh´un "es" geçtiği bir noktayı dikkatlere sunmadan geçmek, bu bahis için önemli bir eksiklik olacaktır. Hiçbir medeniyet, kendisinden önceki birikim ve tecrübeyi görmezden gelerek ya da reddederek oluşmamıştır. Esasen böyle birşey mümkün de değildir.

Tıpkı kuruluş döneminde İslam medeniyetinin, kendisinden önceki bilgi birikimine "Müslümanlar eliyle oluşmamıştır" gerekçesiyle sırtını dönmediği gibi, Batı medeniyeti de İslam coğrafyasında vücuda getirilmiş olan tecrübeye bigâne kalmamıştır. Kanaatimize göre Abduh´un fikriyatındaki en önemli badirelerden birisi, aklın bağımsızlığına abartılı bir vurgu yaparak mazinin birikimini "taklid"i zemmetmek adına karalamaya çalışmasıdır. Abduh, geçmişle refere ettiği her yaklaşımında İslam´ın ilk üç asrını öne çıkartırken, bu doğru tavrı bin yıllık tecrübenin reddi nakisasıyla malul hale getirmektedir. İslam tarihinin bu dilimi üzerinde durduğu hemen her yazısında göze çarpan, kargaşa, taklit, taassup vs. dir. Oysa unutulmamalıdır ki, İslam medeniyetinin, en görkemli ve somut yansımaları bu "taklit dönemi"nde ortaya çıkmıştır!

(4-Mehmet Zeki İşcan, "Muhammed Abduh´un Dinî ve Siyasî Görüşleri", 163. 5-el-A´mâlu´l-Kâmile", III, 455. 6-el-A´mâlu´l-Kâmile", III, 468-9. 7-"el-A´mâlu´l-Kâmile", III, 411 vd.; 438 vd. 8-el-A´mâlu´l-Kâmile", III, 301-2.
9-
Müçtehid İmamlar´ı "ehl-i Din´in öncüleri olarak takdim ettiği bir ifadesi için bkz. el-A´mâlu´l-Kâmile", III, 357. 10-Mesela bkz. "el-A´mâlu´l-Kâmile", IV, 510.
11-
Bkz. "Risâletu´t-Tevhîd", 72. 12-Bkz. "el-A´mâlu´l-Kâmile", (Fîl suresi tefsiri), V, 504.
13-
A.g.e., V, 505.

14-
Hak Dini Kur´an Dili", IX, 6126 vd
15-
Abduh bakımından buradaki "vahiy"den maksat elbette bizzat Kur´an´dır. Ehl-i Sünnet ulemanın, Sünnet´i (hadisleri) vahyin "gayri metluvv" kısmından sayması ile Abduh´un konuya bakışı birbirine karıştırılmamalıdır.

sayın Red Ve kabul bey , örnekleri artırmamızı isterse devam etmekten çekinmeyiz ,bilakis memnun oluruz..:)