PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Nesh Nedir ve Kur an ı Kerim de Nesh varmıdır....



abdullah birisi
21-04-2013, 11:02
Bismillahirrahmanirrahim

Nesh, lügatte: İzale etmek, gidermek, yok etmek, değiştirmek, tebdil, tahvil ve nakletmek manalarına gelir. Istılahta ise: Şer'i bir hükmün, ondan sonra gelen şer'i bir delil ile kaldırılmasıdır. Tıpkı yeni çıkarılan bir kanunla bir evvelki kanunun yürürlükten kaldırılması gibidir. Sonradan gelen şer\'i delil “nasih=nesheden”, kaldırılan şer'i hükme ise “mensûh = neshedilmiş” denir. Artık onunla amel edilmez.

Burada ifade edelim ki, nesh muvakkat olarak konulan şer\'i bir hükmün, zamanı gelince şer\'i bir delil ile son bulduğunu bildirmekten ibarettir. Bu bakımdan nesh, ALLAH Teâlâ\'ya göre beyan, insanlara göre ise hükmü başka bir delille değiştirmek, tebdil etmektir. Çünkü o hükmün hangi zamana kadar devam edeceğini Cenab-ı Hakk önceden bilmektedir. İnsanların ise bu konuda bilgisi bulunmamaktadır.

Nesh halinde bazen bir hükmün yerine başka bir hüküm konulabileceği gibi, bazen de sadece hüküm kaldırılmış olur. Meselâ, Namazda Kudüs\'e yönelme hükmü kaldırılmış, onun yerine Kâbe’ye yönelme hükmü getirilmiştir. Hâlbuki mut\'a nikâhı ve şarabın içilmesi neshedildiği halde onların yerine başka hükümler getirilmemiştir. Yeni konan hüküm, neshedilen hükme eşit olabileceği gibi, bazen ondan daha hafif veya daha ağır olabilir.1 Nitekim Nisa sûresi 160. ayet-i kerimesinde Yahudilere bir kısım helalin haram kılındığı belirtilir. Ağır hükümden (tağlîz) vazgeçilir, yerine hafif hükümler (tahfif) konur. Enfal suresinin 66. ayet-i kerimesinde bunun örneği görülür.

Nesh, aklen ve naklen caizdir
Nesh, aklen caiz ve haddi zatında vakidir. Şöyle ki: ALLAH Teâlâ kulları hakkında dilediği gibi tasarruf edebilir. Kullarını bir zaman bir hükme, diğer bir zaman da başka bir hükme tabi tutabilir, buna kimsenin itiraz hakkı yoktur. Bununla birlikte ALLAH Teâlâ, hakimdir, rahimdir, kullarının faideleri için bazı hükümlerini tebdil buyurmasına ne mani vardır? Zamanların, mizaçların değişmesiyle ilaçlar da değiştiği gibi vakitlerin değişmesiyle insanların maslahatları değişebilir. İşte bundan dolayı bazı hükümlerde değişikliğin olması aklen caiz ve hikmete muvafıktır, uygundur.

Nesh naklen de caiz ve sabittir. Müşriklerin ve Yahudilerin: “Muhammed\'i görmüyor musunuz ki! Ashabına bugün bir şeyi emrediyor sonra, onu yasaklayarak tersini emrediyor. Bugün bir söz söylüyor, yarın ondan dönüyor. Bu Kur\'an, Muhammed\'in kendi tarafından uydurduğu sözden başka bir şey değildir” demeleri üzerine şu ayet-i kerîme nazil oldu:

“Biz bir ayet-i, nesh ettiğimiz diğer bir ayetin yerine getirdiğimiz vakit ki, ALLAH Teâlâ neyi indireceğini çok iyi bilendir, dediler ki: Sen ancak bir iftiracısın. Hayır! Onların pek çoğu bilmezler.”2

“Biz neshettiğimiz yani hükmünü diğer bir ayetle değiştirdiğimiz veya unutturduğumuz bir ayetin yerine ya ondan daha hayırlısını yahut onun benzerini getiririz. Şüphesiz ALLAH Teâlâ\'nın her şeye ziyade kadir olduğunu bilmedin mi? Elbette bildin.”3

İşte, arz edilen bu ayet-i kerimeler neshi haber vermektedir. Nitekim önceki peygamberlerin şeriatlarında nesihler vuku bulduğu gibi, peygamberlerimizin şeriatı da önceki şeriatları neshetmiştir. Aynı şekilde, Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizin getirdiği fer\'i hükümlerde de neshin vukuu görülmektedir. Meselâ: Kıblenin tahvili buna delildir. Bunların hepsi bir hikmeti ilahiyye gereğidir. Cenab-ı Hak bu meseleleri zaten ilmî ezelisiyle böyle bilip takdir buyurmuştur. Zamanı gelince de bunları Peygamberleri vasıtasıyla kullarına bildirmiştir. Bu cihetle ALLAH Teâlâ\'nın ilminde ve takdirinde asla bir değişiklik olmuş sayılmaz. Bilâkis bu, idarî ve içtimaî bir hikmet ve maslahata binaen böyle takdir edilmiştir.

İslâm âlimlerinin ekserisi, neshin Kur’ân-ı Kerîm\'de mevcud olduğunu kabul etmişlerdir. Bunlar, Kur’ân-ı Kerim\'in kendisinden önceki kitapları neshine ilaveten, yeni kurulmaya başlayan İslam nizamının inkişaf ve tekamülü için nesih keyfiyetini tabiî birşey olarak karşılamışlardır.

Neshin Şartları
1- Mensûh gibi, nâsihin de fer\'i, şer\'i delil olması gerekir.

2- Nâsihin, mensûh delil kuvvetinde veya ondan daha kuvvetli olması gerekir. Başka bir ifadeyle, şer\'i delil Kur\'an ve Sünnet nassı yani ayet-i kerime veya sahih hadis-i şerif olmalıdır. İcma ve kıyas, Kur\'an ve Sünnet kuvvetinde olmadıkları için nâsih olamazlar.

Şöyle ki: Kıyas ile, icma ile bir şer\'î hüküm nesh edilemez. Çünkü nesh, yalnız Resûli Ekrem (S.A.V.) Efendimizin hayatında vaki olabilirdi. O\'nun hayatında ise nesh, kıyas ile veya icma ile değil, ancak kendisinin beyanatı ile malûm olabilirdi. Bir de kıyas, bir zannî delildir. Nass ile sabit bir hükmü nesh edemez. İcma ise Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin zamanında cari olamazdı, dinî hususlarda bizzat kendisine müracaat edilirdi, kendisinin beyanatı aksine bir icma vukuu tasavvur olunamazdı. İcma, Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimizin beyanının altındadır. Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin tek başına beyanatı kafidir. İcma, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz hayatta iken bir hüccet olamazdı. Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin zamanından sonra ise nesh cari olamaz ki, icma ile vaki olabilsin. Velhasıl: Kıyas ile icma, ne nâsih ve ne de mensûh hiçbiri olamaz.

3- Nâsih delil, mensûh hükümlerden sonra gelmiş olmalıdır.

4- Eğer nesih sarih değilse, her iki nassın tevfîkı yani bağdaştırılması imkansız bulunmalıdır. Muarız nassların bağdaştırılması mümkün olan yerlerde nesih cihetine gidilmez, tevfik veya te\'vil ciheti tercih edilir.

Neshin zamanı
Nesh, Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimiz zamanında vuku bulmuştur. O\'nun vefatından sonra ise neshin vuku bulması mümkün değildir. Çünkü nesih vahiy yoluyla olmaktadır. Vahiy dönemi O\'nun vefatıyla bittiğine göre, O\'ndan sonra neshin vuku bulması da düşünülemez.

Neshin mahalli, yeri
1- Fer\'î, şer\'î hükümlerde nesh cereyan eder. Ancak nasslarda o hükmün kıyamete kadar devam edeceğine dair bir delil bulunursa, o naslarda nesih cereyan etmez. Meselâ,

“Onların şahitliklerini ebediyyen kabul etmeyin.”4 ayet-i kerimesindeki “Ebeden” sözü bu hükmün kalkmayacak şekilde daimi olduğunu gösterir. Enes b. Malik (R.A.) den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

“Cihad, ALLAH Teâlâ\'nın beni peygamber olarak gönderdiği bu günden, bu ümmetin Deccâl\'e karşı savaşacak en son ferdine kadar cereyan edecektir. Onu, ne imamın zâlim olması, ne de âdil olması ortadan kaldıramayacaktır.”5 Hadis-i şerifi de, cihad hükmünde neshin mümkün olmadığını, cihadın kıyamete kadar devam edeceğini açıkça ifade etmektedir.

İtikadi hükümler yani iman esasları da zamanla değişmeyecekleri için nesih vuku bulmaz.

Aynı şekilde, hissi ve akli hükümlerde de nesih düşünülemez. Meselâ, “Ateş yakıcıdır, alem hadistir” sözlerinde olduğu gibi. Çünkü bunlar, mahiyetleri icabı zamanla değişmezler.

Haksız yere adam öldürmek, zulmetmek, yalan söylemek gibi aklın kötülüğüne hükmedilebileceği kötülükleri yasaklayan ve bunlardan sakındıran nasslarla, adalet, anababaya iyilik, ikram gibi iyiliğini insanın kavrayabileceği hukukî, ahlâkî hükümleri ihtiva eden nasslarda nesih düşünülemez.

Tarihi hadiselerden haber veren nasslarda da nesih tasavvuru mümkün değildir. Meselâ, Âd kavminin sarsıntıyla yok edildiğini bildiren âyet-i kerimelerde nesih düşünülemez.

Ayet-i kerime ve hadis-i şerifler arası nesh
Ayet-i kerimenin ayet-i kerimeyle, hadis-i şerifin hadis-i şerifle neshi ittifak edilen noktadır. İhtilaf; âyet-i kerimenin hadis-i şerifi, hadis-i şerifin âyet-i kerimeyi neshindedir. Bunlar yanında sünneti âhâd, mütevâtir bölümlerine ayırarak nesih vak\'ası içinde her biri için ayrı iddiada bulunanlar vardır. Burada Kur’ân-ı Kerim\'in sünneti, sünnetin ayet-i kerimeyi neshini gösteren misallere yer vereceğiz.

Kur’ân-ı Kerim ayet-i kerimelerinin neshi
1- ayet-i kerimenin ayet-i kerimeyi neshi: Ayet-i kerimelerin hepsi sübut yönünden eşit olduğu için birbirini neshetmesi caiz ve vâkîdir. Meselâ: Mirasla ilgili âyet-i kerimeler gelmeden önce, kişinin servetinden ana, baba ve akrabalarına bir miktar verilmesi için vasiyet etmesi:

“Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir mal bırakacaksa anaya, babaya, yakınlara uygun bir biçimde vasiyet etmek ALLAH Teâlâ \'dan korkanlar üzerine bir borçtur.”6 ayet-i kerimesiyle farz kılınmıştı. Ancak, Nisâ sûresinde gelen 11 ve 12. miras âyet-i kerimeleri ile herkesin hakkı kesin ve net olarak belirlenmiş, Ebu Ümame (R.A.) den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de:

“ALLAH Teâlâ her hak sahibine hakkını vermiştir. Öyleyse varise vasiyet yoktur.”7 buyurmuş, böylece yukarıdaki âyet-i kerime neshedilmiştir. Fakat mirastan payı olmayan akraba ve düşkünlere ve hayır müesseselerine vasiyet bâkidir. Her Müslüman gönüllü olarak servetinin üçte birini istediği yere vasiyet edebilir.

2- Âyet-i kerimenin hadis-i şeriflerle neshi: Ebu Hanife, İmam Malik gibi alimler Sünnetin de vahiy mahsûlü olduğunu ileri sürerek mütevatir ve meşhur sünnetle Kur’ân-ı Kerim ayet-i kerimelerinin neshedilebileceğini ifade etmişlerdir. Meselâ, Bakara sûresi, 180. ayet-i kerimesinin sünnetle neshi gibi.

Sünnetin neshi
1- Sünnetin Kur’ân-ı Kerim’le neshi:
İmam Şafii’den başka alimler, sünnetin Kur’ân-ı Kerim’le neshini caiz görmüşlerdir. Meselâ, Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimiz Medine\'ye hicret ettikten sonra Beyti Makdis\'e yönelerek namaz kılmışlardır. Sonradan bu sünnet:

“Yönünü Mescidi Haram\'a çevir”8 ayet-i kerimesiyle nesholunmuştur.

2- Sünnetin sünnetle neshi
Mütevatir ve meşhur sünnetle sünnetin bütün nevilerinin neshi caizdir. Ahad sünnetin ahad sünnetle neshine bir mani bulunmamaktadır. Meselâ, İslam\'ın başında putperestliğin tesirini azaltmak için Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz insanları kabir ziyaretinden menetmişti. Sonradan İslam kökleşip, iman kalplerde iyice yerleşince artık, kabirlere tapınmak mevzubahis olmayınca bu hükmü, Büreyde (R.A.) den rivayete göre:

“Ben sizi kabirleri ziyaretten men etmiştim. Artık onları ziyaret edebilirsiniz. Çünkü onlar size ahireti hatırlatır.”9 buyurarak neshetmiş ve bu yasağı kaldırmıştır.

Neshi Tesbit ve Bilme Yolları
Bir hükmün nâsih ve mensuh olduğu dört yolla bilinir.

1- Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin beyanı ile neshin bilinmesi: Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin bazan açık olarak nesih ifadesini kullanarak bazan da neshe delalet edecek zımnî beyanlarıyla neshe işaret etmiş olabilir. Meselâ kabirleri ziyaret yasağının kaldırıldığı bizzat kendi ifadelerinde yerini bulmuştur.

2- Sahabenin verdiği bilgilerle neshin tesbiti ve bilinmesi: Hz. Ali (R.A.)nun: “Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, cenaze geçerken kalkmamızı bize emrederdi, kendisi oturdu, bize de oturmamızı emretti.” sözü10 ile Sa\'d (R.A.) nun: “Biz secdeye giderken ellerimizi dizlerimizden önce yere koyardık, ellerimizden önce dizlerimizi yere koymakla emrolunduk.” sözleri11 buna açık birer misaldir. Bir de sahabinin: “Bu, iki uygulamanın sonuncusudur, falan hüküm nesholundu.” gibi sözleri de neshi belirtir. Mesela: Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin en son yaptığı iki işten biri ateşte pişen bir şey yenince abdest almayı terk etmek oldu.12

3- İki müteârız hadis-i şerifin vürud târihlerinin bilinmesiyle nesh anlaşılır. Muahhar olan nâsih, mukaddem olan yani önceki mensûhtur. Meselâ, Şeddât ve Ebu Hureyre (R.Anhüma) dan rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

“Hacamat yapan kişinin de, hacamat olan kişinin de orucu bozulur.”13 buyurdu. Bu rivayete göre hacamat yapanın ve yaptıranın oruçları bozulur. Abdullah b. Abbas (R.A.)nun rivayetine göre ise Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz ihramlı ve oruçlu olduğu halde kan aldırmıştır.14 Bu nâsihtir. Çünkü Şeddât ve Ebu Hureyre (R.Anhüma)nın rivayet ettiği hadis-i şerif Mekke-i Mükerreme’nin fethi senesinde varid olmuştur. Abdullah b. Abbas (R.A.) ise, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin kan aldırdığına Veda Haccı senesinde şahid olmuştur. Mekke-i Mükerreme’nin fethi veda haccından daha öncedir. İşte muahhar olan fiili sünnet ile mukaddem bulunan hadis-i şerifin neshedildiği anlaşılmaktadır.

4- İcmâ ile neshin tesbiti ve bilinmesi: Alimlerin birbirlerine muarız iki delilden birinin önce ve diğerinin daha sonra geldiği hususunda ittifak etmeleriyle nesh tesbit edilir. Mesela: Muaviye (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz buyurdular ki:

“Kim şarap, içki içerse dayak cezası verin. Dördüncü sefer tekrar ederse öldürün.”15

Bu rivâyet farklı şekillerde gelmiştir. Hepsi de ilk üçte ceza olarak dayak atmayı, dördüncü seferde öldürmeyi emreder. Sonradan nesh edilmiştir. Cumhur bu görüştedir. Bir kimse, içki yüzünden öldürülmez, dördüncü değil onuncu kere içmiş olsa bile.

Tirmizî\'nin, İlel kısmında açıkladığına göre, bu hadis-i şerifle amel eden tek fakih çıkmamıştır. Dolayısıyle, bu hadis-i şerifle amel etmeme hususunda icmâ hasıl olmuştur. Bazı alimler: “Hadis-i şerif, hükmüyle amel edilmemesiyle hasıl olan icma ile mensuhtur.” demiştir.

Ayrıca Kabîsa b. Züeyb (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz buyurdular ki:

“Kim şarap, içki içerse dayak cezası verin. Eğer tekrar içerse, dayak cezası verin. Eğer tekrar içerse, dayak cezası verin. Üç veya dördüncü sefer tekrar içerse öldürün.”16

Fakat daha sonra Resûlullah (S.A.V.) efendimize şarap içmiş bir adam getirildi. Hemen dayak cezası verildi, sonra tekrar getirildi, yine dayak cezası verildi, sonra tekrar getirildi, yine dayak cezası verildi, sonra tekrar getirildi yine dayak cezası verildi ve öldürme kaldırıldı. Artık, ölüm cezası bir ruhsat olarak kaldırılmıştı.17

Bu rivayete göre, mezkûr hadis-i şerif icma ile değil, bizzat Resûlullah (S.A.V.) efendimizin sünneti ile nesh edilmiştir.

Bir ayet-i kerimenin, bir hükmün nasih veya mensuh olduğunu tayin hususunda rey ve içtihat ile hareket olunamaz. Bu ancak sahih bir nakl ile, bir tarih ile bilinir.

Bir kısım müfessirler, müellifler, nasih ile mensûhun adedini pek çok göstermiş, bunlara dair müteaddid kitaplar yazmışlardır. Fakat Fahri Razi gibi müdeddik müfessirler, alimler, hakikaten nasih ile mensuh olan ayetleri tayine muvaffak olmuş, bunların öyle zan edildiği kadar çok olmadığını ispat etmişlerdir.

İmam Süyutinin “Itkan”ında yazdığına göre bunlardan adedi nihayet yirmi veya yirmi birden ibarettir. Aralarını te\'lifi kabil, aralarında bir muaraza gayri zahir olan bir kısım ayet-i kerimeleri, hükümleri nasihiyetle, mensuhiyetle zikretmek sathi düşüncelerden ileri gelmiş bulunmaktadır.18

Kur’ân-ı Kerim\'de nesh çeşitleri
Kur\'an\'da vukubulan nesih dört kısma ayrılmıştır:

1- Hem tilaveti yani okunması hem de hükmü mensûh ayet-i kerimeler: Bazı rivayetlere göre Hz.Peygamber (S.AV.) Efendimiz zamanında bazı ayet-i kerimelerin hem tilaveti hem de hükmü nesh olunmuştur. Nitekim Enes b. Malik (R.A.) şöyle demiştir: ALLAH Teâlâ, Meune kuyusunda öldürülenler hakkında ayet-i kerime indirmişti ki, biz o ayet-i kerimeyi nesh olununcaya kadar okurduk. Şöyle ki:

“Dikkat! Kavmimize ulaştırın ki, şüphesiz biz Rabbimize kavuştuk. Bizden razı oldu ve bizi razı etti.”19

Ebu Musa\'l-Eş\'ari (R.A.) şöyle demiştir: “Biz Kur’ân-ı Kerim’de uzunluk ve şiddet bakımından Bera\'e Suresine benzettiğimiz bir sure okurduk, o bana unutturuldu. Yalnız onun:

“Adem oğlunun iki vadi dolu malı olsa, üçüncüsünü ister. Ademoğlunun karın boşluğunu ancak toprak doldurur!” ayet-i kerimesi hatırımda kaldı. Yine biz uzunlukta Müsebbihattan yani Sebbeha ile başlayan sûrelerden birine benzettiğimiz bir sûre okurduk. Baş tarafı “Sebbeha lillahi mâ fissemâvâti” idi. O da bana unutturuldu. Sadece:

“Ey inananlar yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz, sonra boynunuza tanıklık yazılır, kıyamet gününde ondan sorulursunuz.” ayet-i kerimesi hatırımda kaldı.20

Yine Hz. Ömer (R.A.) biz şöyle bir ayet-i kerime okuyorduk:

“Babalarınızdan yüz çevirmeyin! Kim babasından yüz çevirip onu terk ederse bu küfürdür yani o kişi aile nimetine nankörlük etmiş olur.”21

Önemli not: Neshin bu çeşidi Resûlullah (S.AV.) Efendimizin zamanına mahsustur. Ahirete teşriflerinden sonra artık böyle bir nesh asla caiz değildir. Hiçbir ayet-i kerime hakkında unutmak veya okunmasının terk olunması tasavvur olunamaz.

“Kur’ân-ı Kerim’i şüphesiz biz indirdik. Ve muhakkak O’nu muhafaza da biz edeceğiz”22 ayet-i kerimesi bunu haber vermektedir.

2- Tilaveti yani okunması mensûh olmayıp, yalnız hükmü mensûh olan ayet-i kerimeler. Meselâ:

“Sizden ölüp de dul eşler bırakan kimseler, hanımlarının, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda sağlıklarında vasiyet etsinler.”23

Zina eden kadınların dil ile eza ve hanelerinde haps edilmeleri hakkındaki:

“Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut ALLAH Teâlâ onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin.

İçinizden fuhuş yapan her iki tarafa ceza verin; eğer tevbe eder, uslanırlarsa artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçin; çünkü ALLAH Teâlâ tevbeleri çok kabul eden ve çok esirgeyendir.”24 ayet-i celilenin hükmü nesh edilip tilaveti baki kalmıştır.

Bu tilavetin de ayrıca hükümleri vardır. Bunun teberrüken okunması bununla namazın caiz olması, bununla geçmiş hükmün bilinmesi ve ümmet hakkında bir nimeti ilâhiye olarak kolaylık gösterildiğini bildirmek gibi.

3- Hükmü bakî, tilaveti mensûh olan ayet-i kerimeler. Hz. Ömer (R.A.) şöyle demiştir: “Gerçekten ALLAH Teâlâ, Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizi hak din ile göndermiş ve kendisine kitabı indirmiştir. ALLAH Teâlâ\'nın indirdiği şeyler içinde recm ayet-i kerimesi de vardı. Bizler o ayet-i kerimeyi okuduk, akledip anladık ve iyice ezberledik. Bunun içindir ki, Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz recmetti, O\'ndan sonra biz de recm ettik. Ben insanlara zaman uzayıp da bir diyenin: Biz ALLAH Teâlâ\'nın kitabında recm ayet-i kerimesini bulmuyoruz, demesinden ve ALLAH Teâlâ\'nın indirmiş olduğu bir farizayı terk etmeleri suretiyle sapıklığa düşmelerinden endişe ediyorum. Recm, ALLAH Teâlâ\'nın kitabında sabit bir haktır. Bu erkeklerden ve kadınlardan evlenip de zina eden, zinası da beyyine yani açık delil ile yahud gebelik ile yahud da itiraf ile sabit olan kimselere uygulanır.”25

Hz. Ömer (R.A.)nun bahsettiği recm ayet-i kerimesi şu idi:

“Erkek ve kadın iki yaşlı yani evli kimse zina ederse, her ikisini de ALLAH Teâlâ\'dan ibretli bir ceza olarak recmedin. ALLAH Teâlâ aziz ve hakimdir.”26

Yine Abdullah b. Mes\'ud (R.A.)nun mushafında olan Maide sûresi 89. ayet-i kerimesinde “mütetabiat” kavli şerifi gibi ki, bunun nazmı mensuh ise de hükmü bakidir. Keffareti yeminden dolayı tutulacak üç günlük oruçta ara verilmemesi yani peşpeşe olması gerekir.

Yalnız tilâvetin mensûhiyetindeki hikmet: Ümmeti merhumenin emri ilâhiye ne derecelerde imtisal gösterdiğini izhardan, vesaireden ibarettir. Çünkü tilavet olunan bir nas bulunmadığı halde onun mücerret rivayet edilen hükmüne imtisal edilmesi, ümmeti merhumenin hakka ibadet ve taat hususundaki mükemmeliyetini, yüksek diyanetini ortaya çıkarır.

4- Aslında hükmü baki olduğu halde bir vasfı mensuh olan hükümlerdir. Meselâ: Aşura orucunun farziyeti nesh edildiği halde cevazı mendup olarak kalmıştır. İşte bunda asıl hüküm ki oruçtur, o nesh edilmeyip onun vasfı olan farziyyet nesh edilmiştir.

Nasih, mensûhtan ya daha hafif veya mensûha müsavi veya mensûhtan da meşakkatli olur. Meselâ: Bir zaman Ramazan şerif gecelerinde uyuduktan sonra yiyip içmek hanıma cinsi münasebette bulunmak haram idi. Sonra bunlar fecre kadar mubah oldu. İşte burada nasih, mensûhtan daha hafiftir.

Yine bir zaman Mescidi Aksaya doğru namaz kılınırdı, sonra Kabe-i Muazzama\'ya doğru kılınması emr olundu. Bunda da nasih, mensuha müsavidir. Orucun farz kılındığı ilk yıllarda oruç ile mükellef olanlar, oruç tutmak ile fidye vermek arasında muhayyer idiler. Sonra oruç tutmaya muktedir olanlar için herhalde oruç tutmaları farz oldu. Burada nasih, mensûhtan daha meşakkatlidir.

Neshi Bilmenin Önemi
Kur’ân-ı Kerim ilmini bilmeyen, O’nun iniş sebeplerinden, nasih ve mensuhundan habersiz bulunan, ayet-i kerimelerin taşıdığı ilmî, ahlakî, fıkhî ve tasavvufî manalara aşina olmayan, Arapçasının lügat ve ıstılah anlamlarından bir şey anlamayan, aynı zamanda Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin ayet-i kerimeleri nasıl izah ettiğini araştırmayan kimsenin ayet-i kerimeleri tefsir edip hüküm çıkarması caiz değildir.

Rivayete göre, bir kere Hz.Ali (R.A.) mescide girmiş, insanları korkutan bir adama rastlamış:

- Bu kimdir? diye sormuş.
- İnsanlara vaaz eden bir adam, demişler. Hz.Ali (R.A.) Efendimiz:

- O, insanlara vaaz eden bir adam değil, ancak ben filan oğlu filanım beni tanıyın demek isteyen bir adamdır, demiş. Sonra bir adam gönderip yanına çağırtarak, ona:

- Nasih ve mensûhu bilirmisin, demiş. O da:
- Hayır! Deyince, Hz.Ali (R.A.) Efendimiz:
- Bizim mescidimizden çık! Burada vaaz etme! Buyurmuştur.

Bir rivayete göre de, Abdullah b. Abbas (R.A.) vaaz eden bir adama rastladı. Onu ayağıyla dürterek:
- Sen nasih ve mensûhu bilir misin? dedi. O da:
- Bilmem, deyince:
- Kendin de helak oldun, dinleyenleri de helak ettin! Dedi.

Huzeyfe (R.A.) şöyle demiştir: “İnsanlara ancak üç kişiden biri fetva verebilir:
1- Kur’ân-ı Kerim\'in nasih ve mensuhunu bilen. Bu, Hz.Ömer (R.A.) gibi kişilerdir.
2- Mutlaka fetva vermesi gereken kişi. Yani kendinden başka fetva veren olmadığı için mecbur kalan ve bildiği kadar fetva veren.
3- Zorla kendini biliyormuş gibi gösteren ahmak adam. Ben ilk iki kişiden biri olamadım üçüncü kişi de olmak istemem.”27

Resûlullah (S.A.V.) Efendimize indirilmiş olan Kur’ân-ı Kerim, geçmiş kitapların hepsini neshettiği gibi, İncil, Tevrat\'ı, Tevrat da kendinden evvelki şeriatın bir çok hükümlerini neshetmişlerdir. Meselâ: Cumartesi gününde çalışmak, Yahudilere haram olduğu halde Müslümanlara helal sayılmıştır. Böylece haram hükmü yürürlükten kaldırılmıştır. Hz.Adem (A.S.) zamanında neslin çoğalma zarureti karşısında kız kardeşin erkek kardeşiyle evlenmesi caiz kılınmıştı. Nesil çoğalıp arzu edilen seviyeye gelinince bu hüküm neshedilmiş ve artık iki kardeşin birbiriyle evlenmesi yasaklanmıştır.

Hz.Nuh (A.S.) tufandan kurtulduğu zaman, insan neslinin devamı ve sağlam bünyeli bir neslin yetişmesi zarureti ortaya çıkmıştı. Her taraf tufanın tesiri altında kalıp, bir çöl halini aldığından yeteri kadar gıda maddesi temin etmek mümkün olmuyordu. Bu sebeple birçok veya bütün hayvanların eti onlara helal kılınmıştı. İsrailoğulları devrinde ise bu zorluk kalktığından hayvanların çoğu haram kılınmış, iç yağlarına bile müsaade edilmemişti.

Neshin Hikmetleri
Neshin bir çok hikmetleri vardır. Bunlardan bazılarını zikredelim:

1- İnsanların maslahat ve menfaatlerini gözetme. Şer\'i hükümlerin asıl maksadı insanların maslahatlarını gerçekleştirmektir. Herhangi bir hüküm bir zaman sonra yürürlükten kaldırılmış ve onun yerine başka bir hüküm ikame edilmişse, onda insanların menfaatleri olmuştur. Çünkü insanların maslahatları zaman zaman ve yer yer değişebilir.

2- İnsanları tedrici bir şekilde dine ısındırma. Dini tebliğde esas olan insanları nefret ettirmek değil, dini sevdirmektir. Psikolojik olarak iyi veya kötü adet ve alışkanlıklara saplanmış bir cemiyeti, bu alışkanlıklardan bir anda koparmak mümkün değildir. Kur’ân-ı Kerim, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin tebliği ile 22 küsur sene zarfında insanları ve toplumları tedrici bir şekilde ve yumuşatmak suretiyle İslam Dini\'ne yaklaştırmıştır. Mesela dini ibadetlerin konuluşunda, içkinin yasaklanışında tedrici metodun uygulandığını müşahade etmek mümkündür.

3- İnsanları imtihan etmek. İnsanlar dünyaya imtihan için gelmişlerdir. İmtihanda başarılı olanlar mükâfatı artırılacak, muvaffak olamayanlar ise cezalandırılacaktır. Cenab-ı Hakk emirlerini her insanın takatine göre yöneltmiştir.

Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizden önceki insanların fer\'i hükümleri başka, kendi ümmetinin hükümleri başkadır. Her ümmet, kendine tebliğ edilen hükümlerden mesuldür. İmtihanı ona göre yapılacaktır. Çünkü mükellef kılmak ALLAH Teâlâ\'ya ait bir yetkidir. İnsanlara düşen, emir ve yasaklara riayet etmektir.28

Netice olarak diyebiliriz ki: Ayet-i kerimelerin tarihi bir yolla izah edilip açıklanması bakımından nesh meselesi mühim rol oynamaktadır. Bu bakımdan Kur’ân-ı Kerim\'in tefsirini yapmak isteyen bir kimseye çeşitli bilgiler yanında, nesh meselesini bilmesi de şart koşulmuştur. Kur’ân-ı Kerim’de bütün insanlığı saadete ulaştıracak hareket kaideleri mevcut ve kendisine ittiba edenlerin ne yolda hareket etmeleri gerektiğini bildirmektedir. Psikolojik olarak, iyi veya kötü adetlere saplanmış olan bir cemiyeti bu alışkanlıklarından bir anda koparıvermek mümkün değildir. İşte Kur’ân-ı Kerim, insanları ve cemiyetleri dini bir taktikle veya başka bir deyimle, tedrici olarak yumuşatmak suretiyle kendine yaklaştırmış oluyordu. Kur’ân-ı Kerim’i iyi anlayabilmek ve O’nun ayet-i kerimeleri hakkında doğru hükümler verebilmek için mutlak surette nesh meselesini bilmeye ihtiyaç vardır.

dipnot
(1) Serahsi, Usul, 2/54
(2) Nahl Sûresi: 101-103
(3) Bakara Sûresi: 106
(4) Nur Sûresi: 4
(5) Ebu Dâvud, Cihad:35, No:2532
(6) Bakara Sûresi: 180
(7) Ebu Davud, Büyû: 90, No:3565, 3/296, Vesaya: 6; Tirmizî, Vesaya: 5, No:2121, Buhari, Vesaya: 6, Neseî,Vesaya: 5, İbn-i Mace, Vesaya: 6
(8) Bakara Sûresi: 144
(9) Müslim, Cenaiz: 106, No:977; Ebu Davûd, Cenaiz: 81, No:3235; Tirmizî, Cenaiz: 60, No:1054; Nesâî, Cenaiz: 100, 4, 89; Hakim, Müstedrek, Cenaiz; 1/375
(10) A.b. Hanbel; No:624, 1/82; İbn-i Hıbban, No:3056, 7/326
(11) Beyhaki, es-Sünenü’l-Kübra, Salat, No: 2692, 2/430
(12) Neseî; Taharet:123; No:185; 1/108.İbn-i Hıbban; Vuzu: No:1134; 3/416.Ebu Dâvud; Taharet:75; No:192; 1/98.İbn-i Huzeyme; Taharet:31; No:43; 1/28
(13) Taberani, el-Mu\'cemu’l-Evsat, No: 5017; 6/11; Ebu Ya\'la; No: 6211; 5/397; El-beyan ve’t-Ta’rif, 1/123
(14) Buhari, 2/685, No: 1836, 1837
(15) Tirmizî, Hudud: 15, 4/48, No: 1444; Ebû Dâvûd, Hudud: 37, 4/164, No:4482
(16) Ebu Davud; Hudud;37; No:4485; 4/165
(17) Ebû Dâvud, Hudud 37, 4/165, No:4485; Tirmizî, Hudud: 15, No:1444
(18) Ö.N.Bilmen, Hukuk-ı İslamiyye, 1/98-103
(19) Buhari, Cihad: 180, Mesacid: 297, Ahmed b. Hanbel, 3/109,111, 210,215, 255, 290
(20) Müslim, Zekat: 116, 119; Buhari, Rikak: 10; Tirmizi, Zühd: 27, Menakıb: 32; İbn-i Mace, Zühd: 27; Darimi, Rikak: 62; Ahmed b. Hanbel, 3/122, 176, 192, 198, 236, 238, 272, 4/368, 5/117, 132, 219, 221, 6/55
(21) Buhârî, Muharibin: 16; Ahmed b. Hanbel, 2/526
(22) Hicr Sûresi: 9
(24) Nisa Sûresi: 15-16
(25) Tirmizi, Hudud:7, No: 1432: 4/38; Buhari, Hudud: 15, No: 6441, 6/2503; Müslim, Hudud:5, No: 1691, 3/1317
(26) İbn-i Hibban, Hudud:1, No:4429, 10/274, Hakim, Müstedrek, 4/359
(27) Suyûtî, a.g.e. 1/259-260
(28) Serahsî, a.g.e. 2/56-57




Mehmet Talu
Selam Ve Dua ile

Fakr
21-04-2013, 11:09
Selam

Sorduğum soruya burada cevap vermişiniz.Buradan konuşmakla devam edelim...

Karşılıklı birbirimizi anlayarak devam edersek sevinirim....

İlk olarak benim vurgum ''Kur'an ayetleri'' ile alakalı idi.İsterseniz oradan başlayalım...Ve genişleterek deavm edelim olur mu?

Olur derseniz bazı şeyler paylaşacagım...

Selametle...

abdullah birisi
21-04-2013, 11:11
Selam

Sorduğum soruya burada cevap vermişiniz.Buradan konuşmakla devam edelim...

Karşılıklı birbirimizi anlayarak devam edersek sevinirim....

İlk olarak benim vurgum ''Kur'an ayetleri'' ile alakalı idi.İsterseniz oradan başlayalım...Ve genişleterek deavm edelim olur mu?

Olur derseniz bazı şeyler paylaşacagım...

Selametle...

olur da , evvela şartım yazıyı okumanız... :)

fakiri
21-04-2013, 11:17
Mezhebsizlerin ve bozuk itikad sahiplerin arayıp ta bulamadıkları bir konu ! Böyle konular açılarak kime ve neye hizmet edilir anlamakta çok güçlük çekiyorum. :blink::confused1:

Fakr
21-04-2013, 11:27
olur da , evvela şartım yazıyı okumanız... :)

Yazıyı okudum...

Bazı katılmadığım durumlar var...

Öncelikle bir hatırlatmada bulunmak istiyorum...Yazınızda delil getirdiğiniz ayetlerin bazılarınıda orijinal metinde geçmeyen ifadeler var.Bunlar üzerinde de konuşacağız...

Kısa bir hatırlatmadan sonrasında şu kısa bilgiyi vererek başlayalım...

Kendim yazacagım için bazen cevapta zaman alacak onun için şimdeiden kusura bakmayın...

Bismillah diyerek Ayet nedir?Nesh nedir?Bu konuda yaklaşımlar nasıldır?Deliller nedir? bu soruları ve başka sorulara cevap vermeye konuşmaya başlayalım...

Selametle...

abdullah birisi
21-04-2013, 11:34
Mezhebsizlerin ve bozuk itikad sahiplerin arayıp ta bulamadıkları bir konu ! Böyle konular açılarak kime ve neye hizmet edilir anlamakta çok güçlük çekiyorum. :blink::confused1:

yapma be kardeş.. eğer yazının içeriğinde Allah korusun imanımıza aykırı bir cümle varsa bu dediğine katılırım.. amma bu bilgiler doğru bilgiler ise, bu bilgilerden habersiz insanların sağda solda duydukları meseleler hakkında bilgi sahibi olmalarını ve neye inanacaklarını sağlar..... kalplerinde yamukluk bulunanlara ne yazarsan yaz zaten tesirsiz kalıyor....

Fakr
21-04-2013, 11:38
SelamBu konuda delil getirilen ayetlerin hepsinde ''ayet'' kavramı geçmektedir.Bu kavramın Kur'an'da kullanımına baktığımızda önümüze şöyle bir sahne çıkmaktadır...

''Âyet'' kelimesi Kur'an'da toplam 86'sı tekil ''âyet''; 295'i ise çoğul ''âyât'' ;1 yerde de tesniye ''âyeteyn'' şeklinde 382 kez kullanılmıştır.Bu kullanımlarda;

''Âyât'' kelimesi Kur'an ve Kur'an dışındaki ayetler için kullanırken;(Yani hem ''indirilen âyetler'' için hem de ''kevni ayetler'' ''luğat anlamları'' vb. için kullanılmıştır.)

''Âyet'' kelimesi ise sadece Kur'an dışındaki âyetler için kullanılmakta...(Gece-gündüz gibi ayetlerin dışında lugat anlamları ile de kullanılmıştır-Delil, ibret, ders, mucize, alamet vb.)

Kur'an'dan bahseden daha geniş bir ifade ile indirilen ''ayetler'' için sadece ''âyât'' kelimesi kullanılmış. Hiçbir yerde' 'âyet'' kelimesi geçmiyor...

Bahsedilen ayetlerin orijinal metinlerine baktığımızda çoğul olarak değil tekil olarak yani indirilen vahiye/ayete değil bunun dışındaki ayetlere/yaratılan ayetlere işaret etmektedir.(Bir kısmı)Bunu açık bir şekilde ilgili ayetlerin siyaklarına baktığımızda görürüz.İlgili ayetlerin tevili kısmına geçtiğimde bunlara inşaallah degineceğim...

Ayrıca paylaştığınız yazıda misal bir ayetin orijinalinde bulunmamasına rağmen (Bakara 106) tercüme şu şekilde verilmiştir...


“Biz neshettiğimiz yani hükmünü diğer bir ayetle değiştirdiğimiz veya unutturduğumuz bir ayetin yerine ya ondan daha hayırlısını yahut onun benzerini getiririz. Şüphesiz ALLAH Teâlâ\'nın her şeye ziyade kadir olduğunu bilmedin mi? Elbette bildin.”


''Yani hükmünü'' ifadesi bulunmamasına rağmen burada sanki orijinal metinde varmışcasına konulmuştur.Yazıda bulunan başka yanlışlıkları diğer mesajlarımda elimden geldiği kadarıyla paylaşmaya devam edeceğim...

Eğer alıntı yaptığınız kişi yukarıda bahsedilen ayrımın farkında olsa ve biraz orijinal metine dikkat etmiş olsa idi bu hataya düşmez idi...

Bu ayet-ayat ayrımına değindikten sonrasında ''Nesh'' kavramı üzerinde konuşmaya başlayabiliriz...

abdullah birisi
21-04-2013, 11:52
fakr kardeş verdiğimiz ayet in elimde bulunan tüm meal ve tefsirlerine baktığımda hep bu ifade geçer... mana şerhsiz mealler eksiktir... yanlış yöne sevk eder....

Fakr
21-04-2013, 12:04
Devam edelim...

Nesh konusunda ise kavramın açıklamasına girmeyeceğim.Dilerseniz girebilirim...

Yazının genel hattının ortaya çıkması adına girmiyorum.Ama konuşmamızın ilerisinde girebiliriz...

Bu konu hakında bir araştırma yaptığınızda sizin anladığınız anlamada kabul eden alimlerin sadece iki noktada birleştiğini görüyoruz.Bunlar;

''Neshin ahkam ayetleri ile ilgilidir'' demeleri ve ''Bir sonraki ayet bir önceki ayeti nesh edebilir'' demeleridir...

Bu iki durumun dışında birleştikleri ittifak ettikleri bir durum söz konusu değildir...

Şimdi eğer sizin bahsettiğiniz şekilde alır isek getirdiğiniz bahsettiğiniz ayetleri ;bu ayetlerin hepsinin Mekki olduğu bilinmektedir.Oysaki ahkam ayetleri medine dönemi sürecinde inmiştir.Yani daha ahkam ayetleri bildirilmeden bu ayetler inzal edilmiştir.Bu durumda iki ana hususta birleştiklerine dahi terslik söz konusudur.

Bu durumda bu ayetler inmeyen ayetlerin hükmünü nasıl kaldırmaktadır?(Ayet ve Ayat ayrımı dışında)(Verilen bazı ayetlerin kendi kurallarına nasıl ters düştüklerine de ileride değinecegim inşaallah)

Ayrıca bu konuda ittifak ettiğini söyleyen alimlerin arasında dahi kaç ayetin hükmünün kaldırıldığına dair bir birliktelik yoktur.Kimisi 5 derken kimisi 500 ün üzerinde bir sayı verebilmektedir...

Delil olarak sunulan bazı sözler ise örneğin sahabelerden nakiller hususunda ise biraz irdelendiğinde o sözlerin hiçte kendi kastetikleri gibi değil başka anlamalarda kullanıldığı yani günümüzdeki anlamları ile kullanılmakdıkları ortaya çıkmaktadır...İbn Mesud ve İbn Abbas Nesh'ten bahsettikleri delil olarak sunulurken bu isimlerin muhkem ayetleri nasih müteşabih ayetleride mensuh diye adlandırdıkları görülmektedir.

abdullah birisi
21-04-2013, 12:14
fakr kardeş... konu mecraından sapmasın... nesh varmı dır yokmu dur...evvela bunu bilelim...sonra yazı üzerinden gidelim...forumda detaylara girmek konuyu ister istemez başka yerlere götürecek.... biz ana meseleleri konuşalım....

Fakr
21-04-2013, 12:18
fakr kardeş verdiğimiz ayet in elimde bulunan tüm meal ve tefsirlerine baktığımda hep bu ifade geçer... mana şerhsiz mealler eksiktir... yanlış yöne sevk eder....

Selam Abdullah abi

Sizden ricam orjinal metine bakmanızdır.Kesinlikle orijinal metinde ''hüküm'' kelimesi geçmemektedir.Bu önemlidir.Orijinal metinde geçemyen birşeyin söylenilmesi yorumdur.Ve kişi anladığı yorumu yapar...

Elinizde arapça mushaf varsa lütfen bakın...Olay farklılasacaktır.Çünkü orada bahsedilen indirilen ayetden/vahiyden bahsetmemktedir...

Bu konu ile ilgili bir bilgiyide burada paylaşalım/devam edelim...

İndirilen ayetlerin bir kısmında gelen şekillerde Allah ayeti bitirirken ''ilim ile ilgili esmasını'' bildirmektedir.Ama yaratılan ayetleri anlatırken bitirdiği esma ''ilim esması'' ile değil ''kudret esması'' dır.Bunu Kur'an okumalarında dikkatli okuduğumuzda görürüz.Ve bunu görenler bazen kendi kaynaklarında paylaşmışlardır...

Selametle...

Fakr
21-04-2013, 12:28
fakr kardeş... konu mecraından sapmasın... nesh varmı dır yokmu dur...evvela bunu bilelim...sonra yazı üzerinden gidelim...forumda detaylara girmek konuyu ister istemez başka yerlere götürecek.... biz ana meseleleri konuşalım....

Selam

Kur'an ''nesh''ten bahseder.Ama bu nesh indirilen ayetlerin hükmünün kalması anlamında değildir.İndirilen vahyin dışındaki ayetler ile ilgilidir.Yani Allah gece ve gündüzü birbirini nesheder.Ama indirdiği bir ayet/vahiyi ''neshetmez.''Yani sizin ifadenizle hükmünü kaldırmaz.Bazı ayetlerde bildirdiği üzere tasdikler,onaylar,doğrular...(Tahrif edilen kısımlarda da doğrultur.Aynı kavram hem doğrulama hem de doğrultma anlamında kullanılan bir arapça kavramdır)


Bu anlamda Kur'an'da bulunan ayetlerin hepsinin hükmü Kıyamete kadar geçerlidir.Hiçbir ayetin hükmü kalkmamıştır...

Selametle...

Fakr
21-04-2013, 12:38
Selam

Bu konunun doğru anlaşılması için;

Nesh kavramı ne anlama gelmektedir?

Ayet,ayat ne demektir?

Tedric ne demektir?

Bunların iyi bilinmesi gerekmektedir...Bu soruların cevaplarının doğru verilmesi gerekmektedir...


Bu sorulara cevap verildiğinde sahabeye atfedilen sözlerin ne anlama geldikleri daha iyi anlaşılır.Ne hikmetse bazı alimler bunları dile getirmesine rağmen halen bunlar görülmemektedir...

Kur'an'ın bahsettiği nesh anlaşılır...

Bu konunun bir ''ictihad tartışması'' olduğu görülür...

vb..

Selametle...

abdullah birisi
21-04-2013, 12:41
şimdi çıkmam lazım...daha sonra kardeş :)

Fakr
21-04-2013, 12:48
şimdi çıkmam lazım...daha sonra kardeş :)

Tamam.Genel hat zaten tamamlandı diyebiliriz.Bundan sonraki konuşmalarımız konuşmanın içeriğine göre şekillenir...

Yeni yeni sorular çıkar.Ayetlerin tevilleri gündeme gelir vb...

Ama genel hat çizildi.Siz ''Kur'an'daki ayetlerin bir kısmının hükmü kalkmışdır'' diyorsunuz ben ise ''hükümleri kıyamete kadar geçerlidir'' diyorum...(Nesh bağlamında inkar bağlamında değil)

Selametle...

Ahmet
21-04-2013, 13:14
Güzel konu olmuş, teşekkürler.

Fakr, içkinin haram kılınması ile alakalı inen ayetleri nasıl yorumluyorsunuz?

Fakr
21-04-2013, 16:31
Güzel konu olmuş, teşekkürler.

Fakr, içkinin haram kılınması ile alakalı inen ayetleri nasıl yorumluyorsunuz?

Selam

Bahsettiğiniz konuyu ''Nesh'' ile bağlantı kurmuyor,bir yöntem öğretisi bağlamında görüyor ve bir anlamda ''tedric'' olarak görüyorum...

Bu konu ile alakalı 4 ayet üzerine konuşulmuştur.Bu ayetlerin iniş sıraları hususunda ise ihtilaflar söz konusudur...

Bu ayetlere bakıldığında birilerini ifade ettiği üzere bir ''nesh'' söz konu olmayıp birbirinden ayrı durumlardan bahsetmekte(Hüküm'ü kastetmiyorum) ve bu durumlar ile ilgili ortamlar oluştuğunda bize bunları uygulama hususunda ''taktik/yöntem'' öğretmekte ve bunları uyguladığımızda sonuç alabileceğimiz mesajını vermektedir.

Bu tartışma durumlarında ilk olarak ''haram kılındı'' diyerek söylemini ''tedric'' üzerine bina edenler varken bazıları ise ikinci ayet ile ''haram kılındığını'' ifade edip ''tedric'' durumundan bahsetmektedir...Kimisi de yukarıda da ifade ettiğim üzere ''nesh'' diye değerlendirmektedir.

Ben ise ''tedric'' hususunda bunun genel hattı ile ilgili bir sorun teşkil etmeyeceği kanaatindeyim...''Nesh'' olarak ise kabul etmediğimi tekrar ifade etmiş olayım...

Kısaca genel hattı ile bunları ifade edebilirim...

Eğer ayetleri nasıl ''yorumladığım'' hususuna girmek isterseniz onuda konuşabiliriz...

Selametle...

seyda muhammet
21-04-2013, 17:02
@fak, rum süresinin 2.ve 3. ayeti mensuhmudur.
1. Elif. Lâm. Mîm. (bkz. 2/1)
2. Rumlar, yenildi.
3. Arapların bulunduğu bölgeye en yakın bir yerde onlar, halbuki onlar, bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir.
4. Onların bu yenilgilerinden önce de sonra da emir Allah’ındır. O gün müminler de Allah’ın yardımıyla sevineceklerdir.

.

fakiri
21-04-2013, 17:20
Evet, konuyu açan arkadaş bize sitem ediyor ama, aynen tahminettiğimiz gibi, bazıları mal bulmuş gibi hemen konuya sarıldılar.Bu aradayönetime yeni girenlere de sanki büyü bir din otoritesi imiş, gibi Fakr nick'liüyeye sarılmaları hiç tesadüf olmasa gerek! Görüyorsunuz adama sadece ORJİNAL METİNLERDEN ( :) –ne ola ki?-- dem-vurup konuşuyor!:confused1:

seyda muhammet
21-04-2013, 17:37
Fakr soruma cevab lütfen!

fakiri
21-04-2013, 17:41
Vay be ! Adam bir anda FETVA MAKAMI oluverdi ! Oysa niceleri yıllardır bu makam için savaş vermişti! Ecdad boşuna "bitli baklaların kör alıcıları olur."dememiş.

maksut ibrahim
21-04-2013, 18:35
nisa 4
Ey İnananlar! Sarhoşken, ne dediğinizi bilene kadar, cünübken, yolcu olan müstesna gusledene kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta iseniz yahut biriniz ayak yolundan gelmişseniz veya kadınlara yaklaşmışsanız ve bu durumlarda su bulamamışsanız tertemiz bir toprağa teyemmüm edin, yüzlerinize ve ellerinize sürün. Allah affeder ve bağışlar.



bende merak ediyorum bu ayetin hükmü kalktimi ?

abdullah birisi
21-04-2013, 18:50
Evet, konuyu açan arkadaş bize sitem ediyor ama, aynen tahminettiğimiz gibi, bazıları mal bulmuş gibi hemen konuya sarıldılar.Bu aradayönetime yeni girenlere de sanki büyü bir din otoritesi imiş, gibi Fakr nick'liüyeye sarılmaları hiç tesadüf olmasa gerek! Görüyorsunuz adama sadece ORJİNAL METİNLERDEN ( :) –ne ola ki?-- dem-vurup konuşuyor!:confused1:


Fakiri kardeş düzgün iman sahipleri konu yazısını okudukları vakit inan hiç bir tereddütleri olmadan kabul ederler... eğrilik olanlar bu yazı olmasada aynıydılar sonrada....

Fakr
21-04-2013, 22:29
@Fakr (http://www.ihvanforum.org/member.php?u=100176) soruma cevab lütfen!

Selam

Ben sizin kadar yoğun foruma girebilen birisi değilim...Şimdi girdim...Rahat ol arkadaşım!...

Sorunuzu daha iyi anlama adına soruyorum...

Mensuhtan kastınız nedir?

Müteşabih anlamında mı soruyorsunuz yoksa Konuyu açan arkadaşın ifade etmek istediği ''nesh anlayışı'' anlamında mı soruyorsunuz?

Yoksa ''te'vil'' babında mı soruyorsunuz?

Ya da başka bir anlamda mı soruyorsunuz?Net olarak ifade ederseniz ona göre duruşumuzu ifade ederiz...

Selametle...

Fakr
21-04-2013, 22:33
Evet, konuyu açan arkadaş bize sitem ediyor ama, aynen tahminettiğimiz gibi, bazıları mal bulmuş gibi hemen konuya sarıldılar.Bu aradayönetime yeni girenlere de sanki büyü bir din otoritesi imiş, gibi Fakr nick'liüyeye sarılmaları hiç tesadüf olmasa gerek! Görüyorsunuz adama sadece ORJİNAL METİNLERDEN ( :) –ne ola ki?-- dem-vurup konuşuyor!:confused1:


Selam

İnsanları Kur'an'ı ''tilavet'' etmeye çağırır iken ''orijinal'' metine yönlendirir iken sorun yok ben orijinal metinde bu şekilde geçiyor diyince sorun var öyle mi?

Daha ne konuştuğunun farkında olmayan nereye vardığının bile farkına varamayan bir sahsın zaten söylenilenleri anlaması da mümkün olmazdı...

Biraz yazdıklarınızın farkına varın...

Selametle...

Ahmet
21-04-2013, 22:46
Kur'an zemininde bazı şeyleri münazara etmek bazılarının huzurunu bozuyor. Onların inanç dünyasında Kur'an, kulağa hoş gelen, mistik duygular yaşatan bir melodi, mezarlıklarda okunan ölü kitabı, bazı sayılarda okunuca yarar sağlayan tılsımlı bir metinden başka birşey değil..

abdullah birisi
21-04-2013, 22:51
Selam

İnsanları Kur'an'ı ''tilavet'' etmeye çağırır iken ''orijinal'' metine yönlendirir iken sorun yok ben orijinal metinde bu şekilde geçiyor diyince sorun var öyle mi?

Daha ne konuştuğunun farkında olmayan nereye vardığının bile farkına varamayan bir sahsın zaten söylenilenleri anlaması da mümkün olmazdı...

Biraz yazdıklarınızın farkına varın...

Selametle...

orjinal metin i anlamak için tefsiri gerekmezmi...

Fakr
22-04-2013, 00:37
orjinal metin i anlamak için tefsiri gerekmezmi...

Selam

Öncelikle orijinal metinde geçmediğini ifade edelim.Bu durumda bu ayet neden bahsediyor diye bakılır.Bunu anlamak için bazı yapılacak uygulamalar var.Bu uygulamalar yapılır.

Tevil yapanların kitaplarına da bakılır.Bu ayetleri nasıl yorumladıklarına bakılır.Ama doğru olup olmadıkları tartışılır...

Arasındaki fark orijinal metin Allah'a ait,diğeri ise kişinin yorumu...Arasında ise ''dağlar kadar fark var''...

Bu kullanımları sizden ricam tek tek bakın.İndirilen ayetler için kullanılan sözcüğün ayat olduğunu göreceksiniz.Ayet ise indirilen ayetler için kullanılmamaktadır.Dolayısı ile konumuzla alakalı değildir.Ayrıca delil getirilen ayetlerin Mekki olduğunu görecek ve Medine döneminde inen/medeni ahkam ayetlerini ile ilgili olmadığını göreceksiniz.Bu yorumları bazı tevil kitaplarında bulabilirsiniz...Sizin bunlara zıt yorumlarıda tevil kitaplarının bir kısmında bulabilirsiniz.Önemli olan kimin isabet ettiğidir.Ben sunulan delillerin ışığında tercihimi yapmışım ve tercihimin doğru oldugu/isabet ettiğimi düşünmekteyim...

Umarım kastım anlaşılmıştır...

Selametle...

Fakr
22-04-2013, 00:45
Selam Abdullah Birisi

Yazınız ile alakalı devam içerikli olarak bazı sözler söylemeye devam etmek istiyorum...

İcma iddianız ile başlayalım ve genişletelim...

İcma olduğu iddiası doğru bir iddia değildir. Bu konuda farklı yaklaşımlar ifade edilmiştir. Sadece kişi kendini destekleme amaçlı ‘’icma vardır’’ söylemi içerisindedir. Nesh kavramının açılımı/tanımlaması hususunda bile farklı tanımlamalar mevcuttur.Örneğin Dahhak’a göre nesh unutturma, İbn Ebi Hatim’e göre indirilmeyen, Zerkeşî'ye göre, Kur’an’ın Levh-i Mahfuz’dan indirilişini,İbn Hazm ise, beyan ve istisnânın nesh olduğunu ifade etmiştir.

Tanımlamada birleşenlerin içerisinde neshin kabul şartları arasında farklılıklar bulunduğu gibi nesh edildiği iddia edilen ayet sayıları hususunda bile birliktelik yoktur.En azı 5 derken en yüksek rakam telaffuzu ise 565 dir…

Bu tablo ortada iken nasıl bir icmadan bahsediliyor anlamak mümkün değildir…


İmam Süyutinin “Itkan”ında yazdığına göre bunlardan adedi nihayet yirmiveya yirmi birden ibarettir. Aralarını te\'lifi kabil, aralarında bir muarazagayri zahir olan bir kısım ayet-i kerimeleri, hükümleri nasihiyetle,mensuhiyetle zikretmek sathi düşüncelerden ileri gelmiş bulunmaktadır.

Kendi yazınızda paylaştığınız bu paragraf bile bu olayın ictihadi birdurum olduğunu anlamak için yeterli bir paragrafdır.Zaten bunun farklı yansımaları nesh edildiği iddia edilen ayet sayılarında görünmektedir.Olay net ise neden bir birliktelik söz konusu değildir.Olay ictihadi ise neden bu durumdan farklı bir havaya büründürülmektedir?

Evet, konu ictihadi bir konudur…

Ayrıca Kur’an ayetlerinin birisinin dahi kabul edilmeyişinde ‘’küfre düşer’’ diye verilen fetvalar neden 5 veya 565 arasında değişen ayetlerin ‘’nesh’’adı altında ‘’kabul edilmeyişinde/reddelişinde’’ kullanılmamıştır?

’’İlmi inkâr/reddediş’’ olunca durum değişmekte midir?

Değişiyor ise neden başka mezheblerin/ekollerin bazı rivayetlere dayanarak'' Kur’an’da ekleme ve çıkarma'' yaptıklarında bu küfür olarak isimlendiriliyor da kendi ekolünde bu içerikte olan rivayetlerie sarılarak yorum yapıldığında küfür olarak isimlendirilmeyip başka isimle anılmaktadır? Bu bir tezatlık değil midir?

Yazınızda bahsettiğiniz ayetlerden Bakara Suresi Ayet 180 e gelince;

Bu ayetin Nisa suresinin on bir ve on ikinci ayetleri ile nesh edildiği iddia edilmektedir.Denilmiştir ki, Allah her hak sahibine hakkını detaylı bir biçimde belirlemiştir.Artık varis için vasiyetin hükmü kalmamıştır…

Oysa Nisa suresinin on bir ve on ikinci ayetleri dikkatlice okunacak olursa görülecektir ki,bu ayetlerde muris değiştikçe tereke üzerinde yapılacak taksim de: “... منبعد
وصيةيوصيبهااودينşartına bağlanmıştır..”Vasiyet yerine getirildikten ve borç ödendikten sonra...” bu taksim yapılmalıdır… Bu şart iki ayette tam dört defa tekrar edilmektedir. Bundanda anlaşılıyor ki, ölünün bıraktığı malın, varislerin yakınlık derecelerine göre taksim edilmesi, şayet varsa, “...ancak, vasiyeti yerine getirildikten ve borcu ödendikten sonra...”arta kalan mal üzerinden yapılacaktır. Yani burada bir detaylandırma vardır ''nesh'' yoktur…

Bakara 240. ayet’in Bakara Suresi ayet 234 le nesh edildiği iddiası

Bu iki ayet dikkatle okunursa, görülecektir ki, nasih ve mensuh addedilen ayetlerin konuları bir değildir. Bakara 240. ayette Allah, ölmek üzere olan kocalara hitap etmektedir. Onlara insani, ahlaki bir görev yüklemekte ve: “Geride bırakacağınız hanımlarınız, şayet isterlerse, en az bir yıl evde güzellikle tutulup ihtiyaçlarının karşılanmasını varislerinize vasiyet edin” buyurmaktadır.

Önce indirilmiş olmasına rağmen! Nasih denilen 234. ayette ise, Allah kocası ölen kadınlara hitap etmektedir. Onlara ''hukuki'' bir görev yüklemekte ve: “Kocası ölen kadınlara,bir başkasıyla evlenmeden önce kendi kendilerine 4 ay 10 gün iddet beklemelerini”emretmektedir.

Bu iki ayetin muhatapları, konuları ve gerçekleştirmek istedikleri amaçları birbirinden tamamen farklıdır. Aralarında bir benzerlik olmadığı gibi hiçbir tezat da bulunmamaktadır.Aynı anda her iki ayetle de amel etme imkânı vardır. Dolayısıyla 240. ayet mensuh addedilemez. Çünkü:

1)Mensuh denilen ayette hitap ölmek üzere olan kocalaradır, nasih denilen ayette ise kocası olmuş kadınlaradır.

2)Mensuh denilen ayette hüküm ''ahlaki'’dir, Nasih denilen ayette ise ''hukuki''dir.

3)Mensuh denilen ayette hedef kadının sokağa atılıp perişan edilmemesidir, nasih denilen ayette ise, kadın şayet hamileyse doğacak çocuğun nesebinin sıhhati için olduğu söylenmiştir…

Bir yıl ihtiyaçları da karşılanmak suretiyle kocasının evinde kalacak olan kadın, bunun dört ay on gününü iddet olarak beklemiş sayılır… Böyle bir kadın, kocasının ölümünden sonra bir yılı tamamlamadan evinden çıksa bile, yine başkasıyla evlenebilmesi için dört ay on gün beklemek zorundadır. Kadına bir yıla kadar bekleme süresi hususunda bir kolaylık sağlamıştır.

Burada nesh vardır diyenler, kendilerinin belirledikleri prensiplerden şu iki ilkeye aykırı görüş beyan etmişlerdir:

1)Ayetler arasında tezat bulunmamaktadır. Dört ay on gün iddet bekleyen kadın, istersebu bir yıl süre içerisinde kocasının evinde kalabilir.

2) Sonra gelmiş bir ayetin önceki ayeti nesh etmesi caiz değildir.

Sahabelerden verdiğiniz örnekler anlamında ise;

Nasih ve mensuh tanımlamaları bugünkü sizin kastettiğiniz anlamda olmadığı muhkem ve müteşabih ile alakalı olduğu hususunda zaten kitaplarda açıklamalar mevcuttur. Bu anlamda yazınızda aktardığınız bu sözler sizin yaklaşımınız ile alakalı değildir…

Sahabelerden/alimlerden gelen rivayetler hususunda ise size nasıl farklılıkların olduğunu gösterme adına birkaç örnek vermek istiyorum:

Bakara Suresi 102 ayetteki ‘’Hakka tukatihi’’ lafzının Said B. Cübeyr,Ebul Aliye,Rebi b. Enes,Mukatil B.Hayyan,Suddi gibi te’vilciler ‘’Bu ayetin uygulaması mü’minlere zor gelmesi üzerine Tegabün Süresi ayet 16 ile ‘’hafifletti’’ demek suretiyle ayetin mensuh olduğunu söylemelerine rağmen Ali b.Ebi Talha’nın İbn Abbas’tan naklettiğine göre bu ayetin ‘’nesh olunmadığını’’ Allah yolunda kınayanların kınamalarına aldırış etmemeleri,kendi nefisleri,babaları,çocukları ile de olsa adaleti tatbik ederek ayakta tutmalarının müminlere emredildiğini bildirmektedir.(İbn Kesir 2. Cilt Sahife 83)

Bir misal daha;

İbn Ömer’in Bakara Suresi 184. ayeti Bir sonraki ayet(185. Ayet) ayeti nesh ettiği rivayet edilir. Ne var ki İbn Abbas söz konusu ayetin ‘’nesh edilmediği’’ ve ayetin yaşlılar için geçerli olduğu görüşündedir.İbn Abbas bunların her günün orucu yerine bir fakirin doyurulması görüşünü öne sürer.



Ebu Musa\'l-Eş\'ari (R.A.) şöyle demiştir: “Biz Kur’ân-ı Kerim’deuzunluk ve şiddet bakımından Bera\'e Suresine benzettiğimiz bir sure okurduk, obana unutturuldu. Yalnız onun:

“Adem oğlunun iki vadi dolu malı olsa, üçüncüsünü ister. Ademoğlunun karınboşluğunu ancak toprak doldurur!” ayet-i kerimesi hatırımda kaldı. Yine bizuzunlukta Müsebbihattan yani Sebbeha ile başlayan sûrelerden birinebenzettiğimiz bir sûre okurduk. Baş tarafı “Sebbeha lillahi mâ fissemâvâti” idi.O da bana unutturuldu.

Bu konu hakkında farklılıkların görülmesi adına bir çalışmayı burada paylaşmak uygun olacaktır… Daha ayet mi hadis mi olduğu konusunda rivayetlerin bolluğu yüzünden ''karar verilemeyen''! bir sözün delil olarak sunulması ne kadar sağlıklı düşünmek gerekir…

‘’Âdemoğlunun İki Vadi Malı Olsa” Rivayeti Üzerine Bir Değerlendirme (Adil Yavuz)

Bu çalışmada bu konu hakkındaki bütün rivayetleri bulabilirsiniz…

http://www.eskieserler.com/dosyalar/1258.PDF (http://www.eskieserler.com/dosyalar/1258.PDF)

Selametle…

Fakr
22-04-2013, 01:04
Selam

Araplar ''Kitabı neshettim'' derken kitabın ''hükmünü kaldırdım'' anlamında değilde ''kitabı başka yere yazdım,onu istihsah ettim'' anlamında kullanırlar/kastederler.Bununla alakalı olarak Ragıp el-isfehani'nin El Müfredat eserinin 490 sahifesindeki ilgili yere bakabilir...Kur'an'da zaten bundan önceki suhufları,kitapları tasdiklediğini,onayladığını,doğruladığını/doğrulttuğunu bildirmektedir...

Selametle...

kilicarslan
22-04-2013, 11:21
bu tür toplara pek girmemeye gayret gösteriyorum ancak, illada bir sey söyleyesim geldi..

Neshin olduguna dair getirilen ayeti kerimeyi , önceden indirilen seriatlarin hükmünün kaldirilmasi seklinde degerlendirmek daha dogru degil mi?
Nitekim böyle oldugu praktikte görülmüstür. Nesh bir takim ayetleri aciklamakta mir metod olmus ancak bu ne derece dogru bir yöntem, hem daha baska sorunlarda dogurmuyor degil.

Verda
22-04-2013, 12:00
Mensuh olduğu varsayılan ayetlerin indiği yaşam sürecini göz önünde bulundurursak ve dahi bu süreçlerin her çağda/zamanda olabilme ihtimali noktasında değerlendirirsek, durumun aslında Kur'an'ın ewrensel bir yaşam kitabı olduğu gerçeğini bize sunduğu görülür..

Dut_agaci
22-04-2013, 12:35
Mensuh olduğu varsayılan ayetlerin indiği yaşam sürecini göz önünde bulundurursak ve dahi bu süreçlerin her çağda/zamanda olabilme ihtimali noktasında değerlendirirsek, durumun aslında Kur'an'ın ewrensel bir yaşam kitabı olduğu gerçeğini bize sunduğu görülür..

Nankör olduğumuzu gözönünde bulundurursak, Cenab-ı Hakkın bize ne kadar yumuşak, rahmet ve şefkat ile davrandığını bir kez daha anlamış oluyoruz.

Aklıma ilk gelen alkolün dört aşamada yasaklanması oldu.

Düşünsenize ilk aşamada haram denildiğini. Belki direnenler olurdu, olurduk. Bilemiyorum.

Cenab-ı Hak bizi bizden daha iyi biliyor, bizi bize bırakma Ya Rabbi (amin)

abdullah birisi
22-04-2013, 12:49
Konu makalesinde mesele çok güzel izah edilmiş sanıyorum....

RedveKabul
22-04-2013, 13:21
Güzel konu olmuş, teşekkürler.

Fakr, içkinin haram kılınması ile alakalı inen ayetleri nasıl yorumluyorsunuz?

Soru Fakr kardeşe gelmiş ama izin verirseniz ben de birşeyler söylemek istiyorum : ))

Fakr kardeşin de değindiği gibi bir takım yasaklar tedricen kaldırılmıştır. Biliyorsunuz Kuran'ı anlama yöntemlerinden biri de nüzul sebebidir. "Ey inanalar sarhoşken namaza yaklaşmayın ki ne dediğinizi bilesiniz" ayeti de herkesin malumu olan bir olay üzerine inmiştir. Bunları bilmeden ayeti doğru anlayamayız anlayamadığımız gibi yanlış manalar da çıkarabiliriz.

Keza nüzul sebebini bilmeden veya ayetleri bir bütün olarak okumadan, ayetler arası ilişkiyi kurmadan "İnananlara ve yararlı işler işleyenlere tatmış olduklarından bir vebal/sorumluluk yoktur" ayetinde olduğu gibi içkinin mübah olduğu gibi bir sonucu çıkarırız ki ne kadar yanlış olduğu ortadadır.
Halbuki bu ayet içki yasağından önce inmiş bir ayettir. Bunu bu şekilde öğrendiğimiz takdirde yanlış anlaşılmaların da önüne geçilmiş olacaktır. Demek ki Mekki ve Medeni ayetlerinin hangileri olduğu ve hangi ayetin önce veya sonra indiği hususu da Kuran'ın doğru anlaşılması noktasında büyük bir öneme sahiptir.

Bir örnek daha vermek istiyorum;

"Doğu da batı da Allah'ındır. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır."

Şimdi biz bu ayetin iniş sebebini ve konuyla alakalı diğer ayetleri bilmeden "demek ki kıbleye dönmek gibi bir zorunluluğumuz yokmuş, istediğimiz yöne dönebiliriz " şeklinde anlayabilir miyiz? Elbette anlarız. Ama dediğim gibi bir başka yerde;

"Nerede olursanız olun yüzünüzü Mescid-i Haram'a çevirin"

ayeti var. Pekala bu durumda burada haşa bir çelişki varmış gibi duruyor değil mi? Ancak ilgili ayetin binek üzerinde namaz kılan veya kıbleyi bilmeyen ama bunu öğrendikten sonra acaba namazlarımız boşuna mı gitti diye düşünenlere "hayır namazınız boşuna gitmedi doğu da batı da Allah'ındır" şeklinde bu kaygının yersiz olduğunu belirtmek için indiğini öğrendiğimizde bir sorun kalmadığını görüyoruz.

Nasih ve Mensuh konusu o kadar içinden çıkılmaz hale getirilmiştir ki kardeşler aynen Yahudilerin dediği gibi bir hal almıştır, ne diyorlardı; Bir şeyi emrediyor sonra yasaklıyor. Böyle Kitap mı olur?

Böyle Kitap olur mu?

Son.Fedai
22-04-2013, 13:24
2) Sonra gelmiş bir ayetin önceki ayeti nesh etmesi caiz değildir.

Bu nasıl oluyor?

Bakara 106. Biz, bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir.

Siz caiz değil diyorsunuz (Allah CC ın dini hakkında yorum yapıyorsunuz), Oysa Allah CC Kuranda olur diyor..

abdullah birisi
22-04-2013, 13:30
Nasih ve Mensuh konusu o kadar içinden çıkılmaz hale getirilmiştir ki kardeşler aynen Yahudilerin dediği gibi bir hal almıştır, ne diyorlardı; Bir şeyi emrediyor sonra yasaklıyor. Böyle Kitap mı olur?

Böyle Kitap olur mu?

olur....Allah dilediğini dilediği gibi yapandır...Biz yahudi değiliz Müslümanız Elhamdulillah...

RedveKabul
22-04-2013, 13:31
Bu nasıl oluyor?

Bakara 106. Biz, bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir.

Siz caiz değil diyorsunuz (Allah CC ın dini hakkında yorum yapıyorsunuz), Oysa Allah CC Kuranda olur diyor..

Fakr kardeşimiz yukarıda açıklamasını yaptı.


“Biz bir ayetten her neyi nesh eder veya unutturursak, mutlaka ondan daha hayırlısını veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir.”

Allah Kuran da birçok yerinde de bahsettiği gibi size başka bir din getirmedim. İbrahim peygambere gelen dinin devamıdır diyerek uyarmaktadır. İşte her peygambere gelen kitap ta belli emirler vermiş bunların bazılarında değişiklikler yapmıştır. Yani ondan daha iyisini getiririz derken Kuran içinde değil, diğer kutsal kitaplar arasında hayırlısını getiririz demek istediği çok açık. Çünkü Allah Kuranda gönderdiği ayetleri için eksiksiz ve tamdır diyor.

RedveKabul
22-04-2013, 13:34
olur....Allah dilediğini dilediği gibi yapandır...Biz yahudi değiliz Müslümanız Elhamdulillah...

olur dediğine "bunlar nasıl oluyor?" şeklinde itirazlar getirmek isterdim ama konu yine cedele döneceğinden konunun selameti için vazgeçiyorum.

abdullah birisi
22-04-2013, 13:43
olur dediğine "bunlar nasıl oluyor?" şeklinde itirazlar getirmek isterdim ama konu yine cedele döneceğinden konunun selameti için vazgeçiyorum.

o zaman.. konunun makalesini okursan bir zahmet faydalı olur İnşaAllah..

Son.Fedai
22-04-2013, 13:45
Yani ondan daha iyisini getiririz derken Kuran içinde değil, diğer kutsal kitaplar arasında hayırlısını getiririz demek istediği çok açık.
Tamamen Sizin Fikriniz

İkinci Hüküm: Kur'an-ı Kerim’de Nesh, Kaç Kısımdır?

Kur'an’da nesh üc kısma ayrılır.
1- Âyetin hükmünün ve okunmasının birlikte neshi.
2- Âyetin yalnız okunmasının neshi, hükmünün kalması.
3- Âyetin sadece hükmünün neshi, okunmasının kalması.

Birincisi: Âyetin hükmünün ve okunmasının neshi
Böyle bir âyetin, hem okunması hem de hükmüyle amel edilmesi caiz değildir. Çünkü, âyet tamamıyla neshedilmiştir. islâm'ın ilk devirlerinde, süt emzirme hakkında gelen âyette, bir kadın kendi çocuğu olmayan ya*bancı bir çocuğu doya doya on defa emzirmeyle, o çocuğa süt annesi sayılırdı. O kadının kendi çocukları da annelerini on defa emen çocuğun süt kardeşleri olurdu. Süt emzirmeyle ilgili âyet, Hz. Aişe (ra)'den şu şe*kilde rivayet edilmiştir: «Kur'an-ı Kerimde «on defa emzirme vâki olursa, süt emzirmeyle ilgili hüküm meydana gelir» âyeti vardı. Daha sonra bu âyetin hükmü ve okunması beş defa malum emme ile neshedildi.»
Fahreddin er-Râzi; «Hz. Aişe (r.anha)den yapılan rivayette, âyetin bi*rinci bölümü - on defa emzirmenin bilinmesi - hem okunma, hem de hük*mü bakımından nesh edilmiştir. İkinci bölümü - beş defa. emzirmenin bilinmesi - ise okunması bakımından nesh olunmuşta da İmam Şafii (râ)'ye göre hükmü devam etmektedir» [55] der.

İkincisi: Ayetin okunmasının neshi, hükmünün devam etmesi
Zerkeşi'nin «Burhan» kitabında dediği gibi eğer alimler, okunması nesh olunan âyetin hükmünün muteber olduğunu kabul ederlerse onunla amel olunur. Nitekim Nur suresinde okunması nesh olunan «Yaşlı bir er*kekle yaşlı bir kadının (ikisi de evli) birbirleriyle veya ayrı ayrı başkalarıyla zina yapması ile Allah'ın azabı için elbette onları taşlayacaksınız, şüphe*siz Allah (cc) yegâne galip ve hikmet sahibidir?» âyetinin hükmü baki ve geçerlidir.
Hatta Hz. Ömer (ra): «Eğer halkın «Ömer Allah (cc)'ın kitabına bir âyet ekledi» demeyeceklerini bilsem bu ayeti. Nur suresine elimle yazar*dım» [56] demektedir.
Ebu Hayyan, Sahih kitabında. Ubey bin Ka'b (ra) dan naklen şöyle di*yor: «Ahzab suresi uzunluk bakımından. Nur suresi kadardı. Sonra Ahzab suresinden bazı ayetler neshedilince kısaldı.» Ubey bin Ka'b (ra)'ın «Ah*zab suresinden bazı âyetler neshedilince sure kısaldı» ifadesi neshin ol*duğuna işaret eder.
Âyetin gerek hükmünün ve okunmasının neshi, gerekse hükmünün kal-mast. okunmasının neshi şekilleri Kur'an-ı Kerimde azdır ve bulunması nadirdir. Çenab-ı Allah (cc). mukaddes kitabını, ihtiva ettiği hükümlerin İcra edilmesi ve okunarak sevab kazanılması için göndermiştir.

Üçüncüsü: Âyetin hükmünün neshi, okunmasının caiz olması
Bu şekildeki nesh. Kur'an-ı Kerimde çoktur. Zerkeşi'nin dediği gibi. 63 surede mevcuttur. Bu tür neshlere. vasiyyet âyeti, iddet müddetiyle il*gili âyeti ve müşriklerle savaşmayı yasaklayan âyetleri gösterebiliriz.
Şeyh Hibbetullah bin Selâmet, neshedilen ve nesheden âyet ve ha*disleri mevzu edinen kitabında özetle: «Şeriatta ilk neshedilen, namazın İki rekat olarak kılınmasını emreden ayetin hükmüdür. Daha sonra nama*zın dört rekat olarak kılınmasını emreden âyet nazil olunca, namazın iki rekat olarak kılınmasını emreden hüküm neshedildi. Bilahere önce Mes-cid-i Aksa'ya yönelerek namaz kılınmasını emreden âyetin* gelişi. Aşure orucunun neshedilmesi ile onun yerine Ramazan ayında oruç tutulmasını emreden âyetin gelişi, müşriklerden yüz çevrilmesini emreden hükmün neshi ile cnlarla cihad edilmesini emreden âyetin gelişi, ehl-i kitapla cizye verinceye kadar savaşın emredilmesl. Veraset hukukundaki bazı hüküm*lerin neshi ile bunların yerine yeni hükümlerin gelişi ve cahiliyet devri adetlerini belirten bütün İşaretlerin neshi ki Hac'ta müslümanlar He cahi*liyet adeti üzere hac yapan müşrik ve kitap ehlinin yapacakları ibadetle*rin birbirinden ayrılmasını emreden âyetin gelişini görürüz» der

Kaynak Ahkam Tefsiri, Bakara Suresi

Görüldüğü gibi tefsirde eski inen kitaplar demiyor, Kuranda geen ayetler diyor

RedveKabul
22-04-2013, 13:53
o zaman.. konunun makalesini okursan bir zahmet faydalı olur İnşaAllah..

Makaleyi okudum. Sünnet Kuran'ı nesh eder diyor. Hadis ile Kuran tahsis edilir mi?

Neyse lütfen burayı kapatalım daha önce burada bunu tartışmıştık onun için hiç gerek yok.

Son.Fedai
22-04-2013, 13:53
TefsirAyetlerin neshini bildiren bu Ayet-i Kerime’nin sebebi nüzulü, müşrikler veya Yahudiler, “Muhammed’e bakmaz mısınız? Ashabına birşeyi emrediyor, biraz sonra aynı şeyi yasaklıyor. Ve onun tersini emir ediyor.” Dediler.

(106) “Nesh” lügatta, herhangi bir şeyden bir sureti kazımak ve başka bir yerde onu yerleştirmek demektir. Tıpkı gölgenin güneşi kazıyıp başka bir mekana nakil etmesi gibi. Ruhların tenasuhu da bu manadan gelmektedir. Ayetin Nesh edilmesi demek; onu okuyup ibadet etmenin sona ermesi demektir. Yani. Nesh edilen ayet namazda okunursa namaz olmamıştır. Veya ayetin neshi demek, ondan istifade edilen hükmün kaldırılması demektir.

Veyahut da Ayetin nesh edilmesi, hem okunması hem de hükmü kaldırılmış demektir. Böylece nesh üç kısma ayrılmış oluyor:

a) Kıraatın neshi,
b) Hükmün neshi,
c) Hem kıraatın hem hükmün neshidir.

Kaynak: Büyük Kuran Tefsiri

2- Neshe Dair Bilginin Gereği ve Faydası:Bu konuya dair gereken bilgiyi edinmek kesinlikle gerekli ve faydası çok büyüktür. İlim adamları bu hususa dair bilgi sahibi olmaktan uzak duramaz*lar. Neshi, ahmak cahillerden başkası da inkâr etmez. Çünkü ahkama dair kar*şılaşılan meselelerde helal ve haramı bilmek hususunda bunu bilmeyi gerek*tiren pek çok husus vardır. Ebu'l Bahterî'nin şöyle dediği rivayet edilmekte*dir: Ali (r.a) mescide girdiği bir seferinde bir adamın insanlan korkutmakla meş*gul olduğunu görür. Bu kim oluyor? diye sorunca etrafındakiler: İnsanlara ha*tırlatmalarda bulunan bir adamdır, dediler. Hz. Ali şöyle der: Bu insanlara öğüt verip hatırlatan bir kimse değildir, bu ben filan oğlu filanım, beni tanıyın, di*yen birisidir. Hz. Ali ona bir haberci gönderip şöyle sorar: Sen nâsihi mensûh-tan ayırdedecek kadar bir bilgiye sahip misin? O: Hayır, der. Bu sefer ona: Mescidimizden çık git ve bu mescidde öğüt ve hatırlatmalarda bulunma. Bir başka rivayete göre: Nâsih ve mensûhu biliyor musun? diye sorar. O: Hayır, deyince, Hz. Ali: Kendin de helak oldun, başkalarını da helak ettin, der. Bu*na benzer bir rivayet İbn Abbas (r.anhum)dan da gelmiştir

Kaynak: El Cami'u Li Ahkamil Kuran

fakiri
22-04-2013, 13:54
Yaw bunların Kuran-ıKerimi aklediyoruz diye bir derdi yok azizim yok ! Bunların derdi ayetleri çarpıtmak ve dini mubini mıncıklamak !Bunları yaparken de m,lletin karşısına Kuranı Kerimin ayetlerini akledip, tefekkür ediyoruz diye çıkıyorlar! "Yersen" lokantası herkesi besler !

abdullah birisi
22-04-2013, 14:00
Makaleyi okudum. Sünnet Kuran'ı nesh eder diyor. Hadis ile Kuran tahsis edilir mi?

Neyse lütfen burayı kapatalım daha önce burada bunu tartışmıştık onun için hiç gerek yok.

Hadis i Şeriflerin de bir çeşit vahiy olduğuna inanmazsan bu soruyu sorarsın tabii... neyse tartışmaya gerek yok...

kilicarslan
22-04-2013, 14:05
Bir örnek daha vermek istiyorum;

"Doğu da batı da Allah'ındır. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır."

Şimdi biz bu ayetin iniş sebebini ve konuyla alakalı diğer ayetleri bilmeden "demek ki kıbleye dönmek gibi bir zorunluluğumuz yokmuş, istediğimiz yöne dönebiliriz " şeklinde anlayabilir miyiz? Elbette anlarız. Ama dediğim gibi bir başka yerde;

"Nerede olursanız olun yüzünüzü Mescid-i Haram'a çevirin"


Gönlün kiblesi Allah, bedenin kiblesi Kabe...

RedveKabul
22-04-2013, 14:05
Yaw bunların Kuran-ıKerimi aklediyoruz diye bir derdi yok azizim yok ! Bunların derdi ayetleri çarpıtmak ve dini mubini mıncıklamak !Bunları yaparken de m,lletin karşısına Kuranı Kerimin ayetlerini akledip, tefekkür ediyoruz diye çıkıyorlar! "Yersen" lokantası herkesi besler !


:D

Gölge etme akıl fakiri bak burada bir meseleyi konuşuyoruz. Diyeceklerin varsa buyur seni dinleyelim yoksa da her konuya tebelleş olma. Bıkmadın mı yahu

Son.Fedai
22-04-2013, 14:07
Kur'ân'ı Kerîm'in bâzı âyetleri arasında da bu nesih vakidir. Bu müctehidlerin icmaı ile sabit bir hakikattir. Bunun vukuunu müslümanlar, bir hikmeti ilâhîye gereği olarak bilir, saygı gösterirler.

Evet... Cenab'ı Hak, serî hükümlerden bâzılarını nesh etmiştir. Bu da bir ilâhî sünnet ve dinî hikmet icabıdır. Binaenaleyh neshin meydana gelmemesi, bu ilâhî sünnete ve rabbani hikmete aykırı olacağından asla iddia edilemez. Böyle bir iddia, hem Kur'ân-ı Kerîm'in hem de bütün müctehidlerin icmâına muhalif, cahilce bir iddiadan başka değildir. Hattâ bu hususa dair Ibni Hazm'in bir eseri de vardır.

Kaynak: Ömer Nasuhi Bilmen Tefsiri

Buna göre, vahyin iniş süreci boyunca şartların gereği olarak yapılan kısmî değiştirmeler insanlığın yararınadır; sosyal hayatın gelişiminin gerektirdiği faydayı daha büyük oranda gerçekleştirme amacına dönüktür; bu gerekliliği takdir edecek olan; insanların yaratıcısı, peygamberlerin göndericisi ve ayetlerin indiricisi olan yüce Allah'tır. Eğer O, herhangi bir ayeti yürürlükten kaldırarak unutulmuşluğun karanlık kucağına atarsa -Bu ayet ister her hangi bir hüküm içeren okunabilir bir ayet olsun, isterse peygamberler tarafından ortaya konan somut mucizeler gibi belirli bir münasebetle ortaya çıkıp geçen olağandışı bir gelişme anlamındaki ayetlerden biri olsun- ondan daha yararlısını ya da onun benzerini indirir. Hiçbir şey O'nun gücü dışında değildir. O her şeyin maliki, göklerde ve yerde bulunan her şeyin sahibidir.

Kaynak: Fi Zilal'il Kuran

fakiri
22-04-2013, 14:07
Ehl-i Sünnet inancına sahip arkadaşlara sesleniyorum... Buraya getirip te astığınız ayet meal-tefsirleri osun, hadis-i şerifler olsun iyi biliniz ki, henüz Müslümanlıkla müşerref olmamış mezhebsiz ve hadis münkirleri tarafından ehl-i sünnet inancının hilafına çarpıtılarak yorumlanmakta ve sizler de onlarla tartışmaya girdiğinizde onların ekmeğine yağ sürmektesiniz. Bunu yapmayınız. Herhangi bir konuyu açınca, bunların ucube ve tuhaf yorumlarına ve sorularına cevap vermeyiniz.

fakiri
22-04-2013, 14:15
:D

Gölge etme akıl fakiri bak burada bir meseleyi konuşuyoruz. Diyeceklerin varsa buyur seni dinleyelim yoksa da her konuya tebelleş olma. Bıkmadın mı yahuBıktım... Sizin gibi bozuk ve çürük itikadlılara 7 yıldır cevab vere-vere bıktım. Sİz ise, papağan gibi aynı konularda aynı soruları sora-sora bıkmadınız. Her birinize sil baştan burada konu anlatılıyor ! Nesh konusu da bunlardan sadece biri... Forumun arşivi incelense bu konu da dahil olmak üzere bir çok kez işlendiğini göreceksiniz ama, o zaman siz yazmak ve tartışmak için bir konu bulamayacaksınız ! Onun için sürekli dolap beygiri gibi aynı daire etrafında dönmek mesleğiniz olmuş ...

RedveKabul
22-04-2013, 14:26
Dikkat edersen konuyu ben açmadım...

Bıktıysan abi bakmayacaksın. Sen yaşlandığından hemen evham yapıyorsun biraz sakin ol. :swoon:

Çık dolaş ne bileyim biraz temiz hava al.

kilicarslan
22-04-2013, 14:28
Tevhide gönül vermis cok degerli kardesler, islam kardesligi icin biribirmizle muhatap olsak daha iyi olmazmi acaba.

Görüslerimizi delillerle ortaya koymak varken, neden birbirimizi yiyelim degil mi..

fakiri
22-04-2013, 14:37
Dikkat edersen konuyu ben açmadım...
Bıktıysan abi bakmayacaksın. Sen yaşlandığından hemen evham yapıyorsun biraz sakin ol. :swoon:

Çık dolaş ne bileyim biraz temiz hava al.He dolaşayım, hatta hiç uğramayayım da sen de istediğin gibi cirit at ! Valla çok iyi olur değil mi ? Meydanı boş gör ve zaten kaymakamlığını ilân ettiğin bu forumda bu kez Valiliğini ve Krallığını ilân et !Biz ayakta kaldığımız sürece sizi silkelemeye devam edeceğiz. Hak daima galip gelicidir.

RedveKabul
22-04-2013, 14:39
He dolaşayım, hatta hiç uğramayayım da sen de istediğin gibi cirit at ! Valla çok iyi olur değil mi ? Meydanı boş gör ve zaten kaymakamlığını ilân ettiğin bu forumda bu kez Valiliğini ve Krallığını ilân et !Biz ayakta kaldığımız sürece sizi silkelemeye devam edeceğiz. Hak daima galip gelicidir.



:D

yahu ne kaymakamlığı ne valiliği ne krallığı daha stajyer yönetici olamadık sen neden bahsediyorsun, hele bi olayım bak ben sana yapcağımı biliyorum :P

bak kilicarslan kardeşimiz bir şey diyor okudun mu?

92 yaşında Müslüman oldu başlığını okudum az önce demek ki çıkmayan candan ümit kesilmezmiş, kim bilir?

lafons7275
22-04-2013, 14:47
"Ey iman edenler! Peygamber ile gizli-özel bir şey konuşmak istediğiniz zaman, bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bir şey bulamazsanız, artık Allah bağışlayan ve merhamet edendir.." (Mücadele,12)

Allah-u Teala Resulullah'la özel görüşmenin ön şartı olarak sadaka vermeği emretmişti. Ancak Hz. Ali (a.s) dışında kimse amel etmeyince veya edemeyince, hükmü bir sonraki ayetle kaldırmış ve onları affetmiştir. Ayetin metni şöyledir:


"Gizli (özel) bir şey konuşmanızdan önce sadaka vermekten korktunuz da mı yerine getirmediniz? Fakat Allah da sizi affetti. Şu halde namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır." (Mücadele,13)

seyda muhammet
22-04-2013, 14:47
Selam

Ben sizin kadar yoğun foruma girebilen birisi değilim...Şimdi girdim...Rahat ol arkadaşım!...

Sorunuzu daha iyi anlama adına soruyorum...

Mensuhtan kastınız nedir?

Müteşabih anlamında mı soruyorsunuz yoksa Konuyu açan arkadaşın ifade etmek istediği ''nesh anlayışı'' anlamında mı soruyorsunuz?

Yoksa ''te'vil'' babında mı soruyorsunuz?

Ya da başka bir anlamda mı soruyorsunuz?Net olarak ifade ederseniz ona göre duruşumuzu ifade ederiz...

Selametle...

Mensuh demek nesh edilmiş.Hükmi değerini yitirdiği anlamında kullanıyorum..İçki ile iligli ayetlerin nesh edildiği,yani haram kılındıktan sonra ,içkili namaza yaklaşmayın ayetinin hükmünün kalmadığı babında bir nesh durumuna inanmıyorum.Her iki ayette hukmi olarak geçerli.bir insan haram olduğunu bilidiği halde içki içebilir.ayete göre namazı olmaz..
Rum süresinin ayetlerini verdim .Şimdi burada rumlarla ilgili ayetlerin hukmu gerçekleşti.Şimdi bu ayetler bizim açımızdan ne ifade eder?
nesh olayında kafamı kurcalayan ayet bu...sizin yorumunuz..

Verda
22-04-2013, 14:54
"Ey peygamber, mü'minleri savaşa teşvik et. Eğer sizden yirmi sabırlı kişi olursa bunlar iki yüz kâfiri yenerler. Eğer sizden yüz kişi olsa, bunlar bin kâfiri yenerler. Çünkü onlar anlayışsız, bilinçsiz bir güruhtur." (Enfal/65)

"Şimdi ise, Allah yükünüzü hafifletti ve sizde muhakkak bir zaaf olduğunu bildi. Eğer içinizde sabırlı yüz kişi olursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) bin kişi olursa, Allah’ın izniyle iki bin kişiye galip gelirler. Allah, sabredenlerle beraberdir." (Enfal/66)

65.Ayet metni baki hükmü mensuh olarak gösterilir tefsir literatüründe, oysa ayetler gayet açıktır ki ilkinde sabırlı ve ayakları sağlam yere basanlardan 20 kişinin 200'e galib gelmesine mukabil 66. ayette Allah'ın zayıf olarak bildirdiği sabırlı kişilerden 100 kişinin 200 kişiye geleceğinden bahseder..Şimdi bunun neresinde nasih mensuh..?!

RedveKabul
22-04-2013, 14:55
Rumlarla ilgili ayet gerçekleşmiştir ancak ilgili ayetten yeni hükümler çıkarılabilir bunun da hikmeti bu olsa gerek.
Zaten bu ayetten de bir takım yeni hükümler çıkarılmıştır.

Kuran'da hükmü olmayan ayetler de vardır. Mesela Peygamber eşleriyle evlenme yasağı gibi.

fakiri
22-04-2013, 14:56
Senin üzerinde bu yağdanlıklar ve kendini kamofle etme özelliği varken, foruma değil stajer yönetici admin bile olursun admin ! Fakat sen hangi silâhı kuşanırsan kuşan bizi asla yıldıramaz ve korkutamazsın ... Biz senin her zaman korkulu rüyan olmaya devam ederiz.

RedveKabul
22-04-2013, 14:58
Senin üzerinde bu yağdanlıklar ve kendini kamofle etme özelliği varken, foruma değil stajer yönetici admin bile olursun admin ! Fakat sen hangi silâhı kuşanırsan kuşan bizi asla yıldıramaz ve korkutamazsın ... Biz senin her zaman korkulu rüyan olmaya devam ederiz.

olleyyyy ciddi misin olabilir miyim :clap2:

seyda muhammet
22-04-2013, 14:58
Mensuh olduğu varsayılan ayetlerin indiği yaşam sürecini göz önünde bulundurursak ve dahi bu süreçlerin her çağda/zamanda olabilme ihtimali noktasında değerlendirirsek, durumun aslında Kur'an'ın ewrensel bir yaşam kitabı olduğu gerçeğini bize sunduğu görülür..

Nesh olayını kabul edersek kuranı kerim zamanla hükmi değerini yitiren ,belli zamanlara inmiş ,belli zamanlarda işlevselliği olan bir kitab haline geliyor.Fazlurrahman'ın tarihsellik önerisi devreye girmiş oluyor.Çoğunluklada bu ehlisunnetin kuranı kendi zamanlarına göre guncellemekten ziyade ,eski tarihsel fetvalarla,hadislerle dini tanımlamalarından kaynaklanıyor.Amma lakin bu gelenekten sıyrılan ulema nedense kafir ilan ediliyor...

Verda
22-04-2013, 15:21
Ve dahi bu mantık zamanında nerdeyse Kur'an'ın yarısını birbirine vurarak yok saymıştır..Yaılmıyorsam Suyuti yüzlerce mensuh gösterilen ayetleri 20'ye indirmiştir..Bu nasıl kabul görür..?

Fakr
22-04-2013, 19:06
Bu nasıl oluyor?

Bakara 106. Biz, bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir.

Siz caiz değil diyorsunuz (Allah CC ın dini hakkında yorum yapıyorsunuz), Oysa Allah CC Kuranda olur diyor..


Selam

Daha ne savunduğunuzu bilmiyorsunuz.Bunu söyleyen ben değil ''neshi'' kabul eden alimler söylemektedir.Sizde bunun varlığını kabul ederek sizde ''kabul ediyorsunuz''...

Bu anlamda savunduğunuz şeyleri tam olarak belledikten sonra itiraz ederseniz bu tür sıkıntılar yaşamassınız.Benden acizane tavsiye...

Ayrıca Kur'an indirilen vahiy için ''ayat'' kullanır ''ayet'' değil.Ayeti siyakıyla okuduğunuzda sizin bahsettiğiniz durumla alakalı olmadığını rahat bir şekilde göreceksiniz.Yeterki ''ön yargı'' ile okumayın.Bilerek oku'yun...

Selametle...

Fakr
22-04-2013, 19:26
bu tür toplara pek girmemeye gayret gösteriyorum ancak, illada bir sey söyleyesim geldi..

Neshin olduguna dair getirilen ayeti kerimeyi , önceden indirilen seriatlarin hükmünün kaldirilmasi seklinde degerlendirmek daha dogru degil mi?
Nitekim böyle oldugu praktikte görülmüstür. Nesh bir takim ayetleri aciklamakta mir metod olmus ancak bu ne derece dogru bir yöntem, hem daha baska sorunlarda dogurmuyor degil.


Selam Kılıçarslan

''Şeriatın hükmü kaldırılması'' değilde şu şekilde yaklaşılması daha uygundur.


Araplar''Kitabı neshettim'' derken kitabın ''hükmünü kaldırdım'' anlamında değil de''kitabı başka yere yazdım, onu istihsah ettim'' anlamında kullanırlar/kastederler.Bununla alakalı olarak Ragıp el-isfehani'nin El Müfredat eserinin 490sahifesindeki ilgili yere bakabilir... Kur’an’da zaten bundan önceki suhufları,kitapları tasdiklediğini, onayladığını, doğruladığını/doğrulttuğunubildirmektedir...

Yani ''neshettim'' derken hükmünün kaldırılması değil,onun doğrulanması tasdikidir.Nitekim bu konuya işaret eden ayetlerden bir tanesi olan Şura Suresi ayet 13 'e bakılabilir...

Ayrıca İslam Adem(as) ile vahyedilmeye başlayan ve Muhammed(as) a gönderilen vahiylerle tamamlanan yani bütün peygamberlere gönderilen vahyin tamamının adıdır.Maide Suresi ayet 3 ile de tamamlanmıştır.Bu anlamda Allah'ın vahyinde bir tezatlık bulamazsınız.Bu konuda meydan okuna ayetleri hatırlayın...

Ama burada bir incelik vardır.Oda ''tamamlanmasından'' bahseden cümlelerdir.Adem(as) dan bu yana gelen vahyin tamamlanmasından da anlamaktayız ki ''genişletilen'' bir ''süreç'' vardır.''Genişletmek'' hükmünün kaldırılması değildir...

Selametle...

Fakr
22-04-2013, 19:48
Mensuh demek nesh edilmiş.Hükmi değerini yitirdiği anlamında kullanıyorum..İçki ile iligli ayetlerin nesh edildiği,yani haram kılındıktan sonra ,içkili namaza yaklaşmayın ayetinin hükmünün kalmadığı babında bir nesh durumuna inanmıyorum.Her iki ayette hukmi olarak geçerli.bir insan haram olduğunu bilidiği halde içki içebilir.ayete göre namazı olmaz..
Rum süresinin ayetlerini verdim .Şimdi burada rumlarla ilgili ayetlerin hukmu gerçekleşti.Şimdi bu ayetler bizim açımızdan ne ifade eder?
nesh olayında kafamı kurcalayan ayet bu...sizin yorumunuz..


Selam

Neshi hükümün kaldırılması diye tanımlayanlar bunun ahkam ayetleri ile alakalı olduğundan bahseder. Bu hüküm ayetlerinden biriside ''bu ayet''...

Şimdi bu durumdan bahseden ayetleri incelediğimizde bir hükmün kaldırılmasından veya öncesinde bir ''helallik'' durumdan bahsedilmemektedir. Bahsedilmiş olsaydı o zaman bu gündeme gelirdi. Ama durum bu şekilde değil.

Öncesinde bir ''tedric''''tanımlama'' söz konusu sonrasında ise hüküm ilk ve bir defada veriliyor. Diğeri ise yine bu hükmün içeriği ile alakalı...

Günümüzde de bu ayet gereği içkinin haramlılığını kabul ederiz. Bu süreçten önceki durumdan bahseden durumlarıda bu hususta Allah'ın bize öğrettiği bir''yöntem'' olarak kabul eder ve bu ''yöntemi'' içki içen kişileri vazgeçirme hususunda bir yol göstericilik olarak uygularız...

Namazda sarhoşluk hususunda ise sadece bir cümle ile değinmiş olalım ki; oradaki sarhoşluk sadece ağızdan alınan içki ile sınırlı olmayıp aklı örten/ne söylediğini bilmemesine neden olan ''her şeydir''...

Bu anlamda Kitabı tamamen kabul eder ve bu kabulde gördüğümüz her beldenin, her insanın vb. Mekki ve Medeni dönemlerini fark ederek kendi dönemlerde ne yapılmışsa onları uygular yani amel ederiz...

Rum Suresindeki ayet yaklaşımınız hususunda ise yanlış, eksik bir yaklaşımın olduğunu ifade ederim. Bu ayet ''şeriat anlamında bir hüküm'' belirten bir ayet değil bunun dışında yer alan bir ayettir.Bu açıdan ''ahkam ayeti''değildir...Bu anlamda Rabbimizin geçmişteki kıssalarda bahseden olaylar gibi veya Kıyametten önce vuku bulan/bulacak bazı olayları bildiren ayetler gibi değerlendirir ve bundan almamız gereken mesaja kulak veririz.Bu mesajlardan bazıları;

Allah gaybı bilendir...

Allah sizin bilmediklerinizi bilir...

Allah sizleri zafere ulaştıracaktır... vb...


Selametle...

maksut ibrahim
22-04-2013, 19:48
Kur'an zemininde bazı şeyleri münazara etmek bazılarının huzurunu bozuyor. Onların inanç dünyasında Kur'an, kulağa hoş gelen, mistik duygular yaşatan bir melodi, mezarlıklarda okunan ölü kitabı, bazı sayılarda okunuca yarar sağlayan tılsımlı bir metinden başka birşey değil..

aynen öyle

camilerde hocalar Kuran okuyorlar

hocanin sesi güzel olursa basliyor müslümanlar aglamaya

hocanin sesi güzel olmazsa iyi okuyamadin bizi aglatamadin

diyorlar. Gercekten kurani melodi haline getirmisler

kilicarslan
22-04-2013, 20:36
Selam Kılıçarslan

''Şeriatın hükmü kaldırılması'' değilde şu şekilde yaklaşılması daha uygundur.



Yani ''neshettim'' derken hükmünün kaldırılması değil,onun doğrulanması tasdikidir.Nitekim bu konuya işaret eden ayetlerden bir tanesi olan Şura Suresi ayet 13 'e bakılabilir...

Ayrıca İslam Adem(as) ile vahyedilmeye başlayan ve Muhammed(as) a gönderilen vahiylerle tamamlanan yani bütün peygamberlere gönderilen vahyin tamamının adıdır.Maide Suresi ayet 3 ile de tamamlanmıştır.Bu anlamda Allah'ın vahyinde bir tezatlık bulamazsınız.Bu konuda meydan okuna ayetleri hatırlayın...

Ama burada bir incelik vardır.Oda ''tamamlanmasından'' bahseden cümlelerdir.Adem(as) dan bu yana gelen vahyin tamamlanmasından da anlamaktayız ki ''genişletilen'' bir ''süreç'' vardır.''Genişletmek'' hükmünün kaldırılması değildir...

Selametle...

ve aleykum salam,

güzel aciklama.. önceki seriatlarin örnegin yahudi seratinin tamamen kaltigini söylemek dogru olmaz..
bir kismi kalmis, bir kismi degistirilmis yada kalkmistir. Misalen yahudilerde hatamlar daha coktur..

neshi hükmü dogrulamak seklinde yada genislemek seklinde yorumlarmissiniz... Ancak nesh konusu neyi aciklamak icin gündeme getiriyor onabir bakmak lazim. Sözde arasinda celiski görülen ayetleri nesh ile acikliyorlar...
Arkadas misal verdi, kible konusunu örnegin.. Bu konuyu aciklamaya, getirdiginiz yorum da eksik kaliyor...

Kible konusunda sizce nesh var mi? Varsa hangi manada, dogrulamak mi yoksa mana genislemesi mi?

Fakr
22-04-2013, 20:44
ve aleykum salam,

güzel aciklama da..
neshi hükmü dogrulamak seklinde yada genislemek seklinde yorumlarmissiniz... Ancak nesh konusu neyi aciklamak icin gündeme getiriyor onabir bakmak lazim. Sözde arasinda celiski görülen ayetleri nesh ile acikliyorlar...
Arkadas misal verdi, kible konusunu örnegin.. Bu konuyu aciklamaya, getirdiginiz yorum da eksik kaliyor...

Selam

Neshi ''genişletme'' anlamında değil tasdikleme,onun doğrulanması/doğrultulması anlamına geldiğini ifade ettim.Arap dilindeki karşılığını da verdim..

''Genişletmek'' anlamında ise Adem ve Muhammed(as) arası/sonunu kastettim.Tümü anlamında kullandım...

Kıble hususunda ise birazdan hazır olan bir yazıyı paylaşmak isterim.Umarım faydalı olur...

Not: Yazıya genel hattı ile katıldığımı ifade etmek isterim.Cümle cümle değerlendirilmemesi ümidiyle...!

Selametle...

kilicarslan
22-04-2013, 20:54
Selam

Neshi ''genişletme'' anlamında değil tasdikleme,onun doğrulanması/doğrultulması anlamına geldiğini ifade ettim.Arap dilindeki karşılığını da verdim..

''Genişletmek'' anlamında ise Adem ve Muhammed(as) arası/sonunu kastettim.Tümü anlamında kullandım...

Kıble hususunda ise birazdan hazır olan bir yazıyı paylaşmak isterim.Umarım faydalı olur...

Selametle...

anladim ancak itiraz etmem gerekiyor.. nesh tasdik, dogrulanma ise dogrultulmasi derseniz önceden dogru olmadigini yani tasdik edilmedigini, buda neshin sadece tasdik olmadigi anlamini tasir. Eminmisiniz "dogrultulmasi " tanimina.. Ben da yanlis anlamis olabilirim.

Neshe bir örnek verireniz, belki anlasilmasi daha kolay olur.

Fakr
22-04-2013, 21:00
ve aleykum salam,

Arkadas misal verdi, kible konusunu örnegin.. Bu konuyu aciklamaya, getirdiginiz yorum da eksik kaliyor...

Kible konusunda sizce nesh var mi? Varsa hangi manada, dogrulamak mi yoksa mana genislemesi mi?

Selam

Bu konuda kaleme alınmış ve emek harcanmış derli toplu hale getirilmiş bir yazı olması ve genel hattı ile katıldığım yazıyı paylaşmak istiyorum.Bu yazıyı yazarak bizde bu konuda ufuk açan ve olayı doğru görme adına vesile olan arkadaştan Allah razı olsun diyorum...

Uzunca bir yazı ama inanın okumaya değer...


KIBLE AYETLERİ MEAL-ANLAM ÇALIŞMASI
Bakara142-143-144-145-146-147-148-149-150
GİRİŞ
Bugün kendisini Müslüman olarak tanımlayaninsanlara “KIBLE nedir” şeklinde bir soru yöneltilecek olursa sanıyoruz kiistisnasız “Namazda yönümüzü dönmemiz farz olan Kabe’nin coğrafi yönü” şeklindebir cevap alınacaktır. Tüm tefsir ve ilmihal kitapları da benzer tanımlamayıyapmaktadır. Bu kadar kesin ve istisnasız bir cevabın yanlış ya da eksik birtanımlama olabileceği ihtimali var mıdır?
Bu çalışmada, bize göre Kuran’ın, dolayısıile İslam’ın en temel kavramlarından olan KIBLE kavramının anlamı incelenmiş veKuran bütünlüğü içerisinde yukarıdaki tanımın – maalesef – Kuran’da anlatılanKIBLE kavramı ile alakasının olmadığı, gerçekte bir manifesto sayılabilecekkuşatıcı anlam bütünlüğünün ise unutulup gittiği görülmüştür.
Bakara suresinin 142-150. Ayetleri arasındaanlatılan KIBLE konusu hakkında tefsirlere ve tarihi rivayetlere bakıldığındaözet olarak aşağıdaki mana ve kendi içlerinde bir çok çelişki ve ihtilaflar ilekarşılaşmaktayız.
“ Hz. Muhammed ( selam ona ) peygamber,Mekke’de vahiy ile risaletine başladığından itibaren Namaz kendisineemrolunmuştu ve namazlarını;
a) Kabe’ye dönerek kılıyordu,
b) Kabe’yi araya alarak Kudüs’e doğrukılıyordu,
c) Kudüs’e dönerek kılıyordu.
( 13 yıl süren ve sadece çok az sayıdasahabenin bulunduğu Mekke dönemine ait hem de Salat ile ilgili birkonudaki rivayetlerin içindeki bu inanılmaz çelişki, konunun sonradansaptırıldığını kanıtlamakta ve “resmi yoruma” uygun tevil bulma gayretlerininen açık delilleri olsa gerektir. Ayrıca, Kuran surelerinin hiç birisinde Salatda herhangi bir Kıble’ye dönmek ile ilgili en ufak bir ima dahi bulunmamaktadır)
Mekke’den Medine’ye hicret edince,
a) Kendisine, özel bir vahiy ile Kudüs’edönmesi emredildi ve sekiz ay ( dokuz ay, oniki ay, onaltı ay, onyedi ay,onsekiz ay ) bu yöne doğru namazlarını kıldı,
b) Mekke’de başladığı gibi namazlarınıKudüs’e doğru kılmaya Medine’de de devam etti ( sekiz ay ile onsekiz ayarası ), daha sonra Bakara suresinin 142-150 arasındaki ayetleri nazil oldu veKıble, Kudüs’ten Kabe’ye döndürüldü. Bunun üzerine Yahudiler ve Münafıklar buduruma tepki gösterdiler ve Muhammed peygamberi tutarsızlıkla, batıl üzereolmakla suçladılar ve onun “yeni” kıblesine uymadılar. ( sanki Yahudiler buayetler inene kadar Muhammed peygamberi kabul etmişler, ona tabi olmuşlar,beraber namaz kılıyorlardı da bu kıble değişimi üzerine onu terk etmişlerşeklinde tefsir etmişlerdir. Oysa diğer yüzlerce ayete kendilerininverdikleri tefsirlere bakıldığında böyle bir durumun asla olmadığını veYahudilerin çok büyük bir kısmının Muhammed peygambere daha ilk günden itibarenasla tabi olmadığı hatta kendileri için bir tehdit görerek Mekkeli müşriklerlegizli ittifaka girdiklerini yazdıkları görülecektir. Kaldı ki Kuran’ın birçokayetine dayanan bu durum apaçık bir gerçektir. Münafıklara gelince, onlarzahirde peygambere her konuda uymuş görünmüşlerdir, kaldı ki bu kadar kolay birkonuda muhalefet edip kendilerine açığa vurmaları düşünülemez bile. Aynıtefsirler içinde bu kadar büyük çelişkiler nasıl olurda görmezden gelinebiliranlayamıyoruz )”
Genel olarak bu güne kadar yazılantefsirlerde Bakara suresinin 142-150. Ayetleri arasında yer alan Kıble konusubu bilgi üzerine işlenmektedir ve sadece namazda yönünü Kabe’ye dönmeninfarziyetini bildiren ayetler olduğu paradigması ile yorumlanmaktadırlar.Herhangi bir tefsir kitabına bakanlar, genel olarak yukarıda anlattığımızyorumları göreceklerdir.
Sonunda, hemen hemen tüm mezhepler, ekollerve alimler bu ayetler ile “namazda yönünü Kabe’ye çevirmenin bir farz olduğu”konusunda ittifak etmişler ancak ayetlerin içeriğine ait yorumlarda ve buyorumları üzerine oturttukları rivayetlerde bir çok çelişki olduğunu dabelirtmişlerdir. Dahası ayetlerin iç ve Kuran bütünlüğündeki tutarlılığınauymayan bu zorlama yorumların mantıki ve akli çelişkilerini de açığavurmuşlardır. Konu ile ilgili hemen hemen tüm görüşlerin ve ihtilaflarındetaylı açıklamaları Fahreddin-i Razi’nin Tefsir-i Kebir adlı eserinin ilgilibölümünden okunabilir. Bu aralarında da ihtilaf ettikleri ya da geçiştirdikleriçelişkilerin en önemli gördüğümüz bazıları şunlardır :
1- Muhammed peygamberin Mekke’de namazlarınıhangi kıbleye dönerek kıldığı konusu,
2- Bu emrin kendisine ne zaman verildiği veneden bu kadar önemli bir konuda Kuran’da hiçbir ayet bulunmadığı,
3- Habeşistan’a hicret eden Müslümanlarındönene kadar ve Medine’ye hicretten önceki 2 yılda, Musab bin Umeyrönderliğindeki Medine Müslümanlarının namazlarını hangi kıbleye doğru kıldıkları( bu sorulara nedense hiç kimse değinmemiştir )
4- 142,143,144. Ayetlerde bahsedilenrivayetlere uygun olarak Kıble değişimi söz konusu ise en az 3 kıble olmasıgerektiği, iki kıblenin Kabe ve Kudüs ise 3. Kıblenin neresi olması gerektiği,yok eğer iki kıbleden bahsediliyor ise ilk kıblesi Kabe olan ve Medine’de uzunbir süre ( rivayetlere göre sekiz ay ile on sekiz ay arası ) Kudüs’e döndüktensonra tekrar neden Kabe’ye döndürüldüğü ve eğer böyle ise ikinci dönüşile ilgili ayetin aynen ilk dönüş emrinin de olmadığı gibi nedenKuran’da bulunmadığı,
5- Eğer ana mesele namazda Kudüs’e dönmekise, Medine’de uzun bir süre Kudüs’e dönerek namaz kılındığı halde nedenYahudilerin hemen Muhammed peygambere tabi olmadıkları, eğer mesele bu değilseAllah’ın neden böyle bir şey emredip sonra tekrar tersine döndürdüğü ( haşa,subhanAllah ),
6- Çok şiddetli emir kipi ile gelen ve hiçbiristisna da eklenmeden “nereden çıkarsanız, nerede olursanız yüzleriniziMescidil Haram’ın tam ortasına çevirin” cümlesi pasaj içinde üç ayette üzerinebasa basa vurgulandığı halde neden bir kere bile “salatta ( namazda )yüzlerinizi çevirin” şeklinde bir cümle olmadığı, buna rağmen neden sadecenamazda Kabe yönüne dönülmesi gerektiği, bir istisna içermediğine göre, meselaevlerin kapılarının neden Kabe yönünde yapılmadığı, Müslümanların otururken,yürürken, yatarken neden Kabe’ye dönmelerinin farz olmadığı,
7- Yahudilerin hep birlikte namazlarınıKudüs’e yönelerek kıldıkları belirtildiği halde 145. Ayette neden “onların birkısmı bir kısmının Kıblesine uymazlar” şeklinde bir bilgi verildiği. Eğer“onların” zamiri ile o ana kadar Medine’de olmayan Hristiyanlar ile Yahudilerkastediliyor diyorlarsa bu ikisini Kuran’ın zaten ayrı iki ümmet yani ayrı ikiinanç üzere olduklarını belirttiği ( Bakara 113 v.d. ), dolayısı ile bununzaten imkansız olduğu,
8- 144. Ayette “seni hoşnut olacağın birkıbleye çevireceğiz” dediği halde, 145. Ayette neden “ andolsun eğer sana gelenbunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyacak olursan gerçekten zalimlerdenolursun” şeklinde bir ikaz geldiği, kaldı ki hoşnut olduğu Kıbleye döndüktensonra neden tekrar Yahudilerin kıblesine dönmek isteyeceği. Ve gene kendiyorumlarına göre Muhammed peygamber Medine’ye geldiğinde “Yahudilerin kalbiniısındırmak” için Kudüs’e doğru uzun bir süre namaz kılmıştı. Bu süre içindeonların hevalarına uyarak zalim mi olmuştu, eğer böyle bir hata yaptıysa, Allahbu büyük hatayı düzeltmek için neden bu kadar uzun süre ( rivayetlerine göresekiz ay ile onsekiz ay arası ) bekledi. ( Allah’ı tenzih ederiz)
9- Bu ayetlerin indiği sırada Seleme oğullarımahallesinde bir mescitte namaz kılan Muhammed peygamberin, namazın ortasındakıblesini Kudüs’ten Kabe’ye döndürdüğünü ( Kuzeydoğudan Güneye, yaklaşık 150derecelik bir dönüş )ve bu nedenle o mescide Kıbleteyn Mescidi ( iki kıblelimescit ) dendiğini anlatırlar. Rasulullah’ın Medine’ye ilk geldiğinde inşaettiği Mescidi Nebevi’de aynı şeyin yapıldığı hakkında ise zerre rivayetyoktur, kaldı ki annelerimizin evlerinin mescidin iki yanına bitişik yapıldığıve böyle bir dönüşte tamamen yıkılıp yeniden yapılması gerektiği halde. Bukadar büyük ve önemli bir hadise vuku bulduysa ki onların anlattıklarına göreolması gerekir, neden bu konuda en ufak bir haber bile bulunmamaktadır.
Bunlar gibi daha onlarca çelişki vetutarsızlık sayılabilir, ancak bu kadarı yeterli görülmektedir. Şimdi aklagelen soru bu kadar “alim” nasıl olurda bu kadar derin çelişkileri ve Kuranbütünlüğüne, İslam’ın ana ilkelerine uymayan yorumları görmezler. Bu sorununcevabı, geçmiş tüm kavimlerin ve ümmetlerin düştüğü aynı yanılgının da cevabıolmaktadır ve insanlar atalarının din hakkındaki yorumlarını mutlaklaştırmamakve Vahye uymayanları ayıklamak ile imtihan olunmaktadır.
Burada, Seyyid Kutub’u ve bu konudakiyorumlarını okumadığımız ve onunkine benzer yorumları yapan diğer kişilerigenel yorumumuzun dışında bırakıyoruz. Seyyid Kutup ilgili ayetlerin yorumundakıble kavramını açmaya çalışmış ve – bize göre tam bir kuşatma olmasa da –sembolden manaya giden açıklamalara geniş yer vermiştir. Ayrıca değerlimütefekkir yazar Ahmet BAYDAR, İktidar ve Kader ( Beyan yayınları ) isimlikitabında konunun ana fikrini, farklı kelimelerle fakat çok detaylı ve değişikbir anlatım tarzı ile işlemiştir.
Herkesin çok iyi bildiği gibi, Muhammedpeygamberin ölümünden kısa bir süre sonra, ümmeti, – diğer tüm ümmetler gibi- kendi aralarında iktidar savaşlarına düşmüş, parçalanmış ve – bizimtabirimiz ile- bir kısmı bir kısmının kıblesine uymamaya başlamıştır. Yaklaşıkiki yüz yıl süren bu parçalanma, zalim iktidarların dini kendilerine birpayanda, zulümlerine bir örtü olarak kullanması sonucu “resmi din”anlayışlarını oluşturmuştur. Zalim iktidarların kılıç zoru ile dinresmileştirilmiş, yayınlanan konsül bildirileri ile kavramlar ve tüm diniyorumlar tektipleştirilmiş ve herkes bunlara kendilerinin verdiği şekilde imanetmeye zorlanmıştır. Hayatın her anını ve her alanını kuşatan İslam dini,sadece abdest, namaz, oruç, zekat, hac, kurban gibi nusuklara indirgenmiş vetüm yorumlar bunlar üzerinde yoğunlaştırılmıştır. Arada çıkan muhalif sesler yakatledilerek susturulmuş ya da çeşitli yaftalarla din dışı gösterilmiştir.
Arkadan gelen kuşaklar ise atalarınındondurduğu bu yorumları mutlak hak yorumlar olarak almış ve üzerinde düşünmeninve konuşmanın bile “dinden çıkmak” olacağı paradigması ile kuşaktan kuşağaaktarmışlardır. Bu mutlaklaştırılmış yorumlar içlerindeki tüm tutarsızlıklar,Kuran’a, akla, fıtrata, vicdana, yaşanan hayata taban tabana zıt olsa da binbirtürlü laf oyunları ve tevillerle örtbas edilmeye çalışılmıştır. Ancakkalplerdeki sıkıntılar ve çelişkiler giderilememiştir. Hac suresi 52-55 arasıayetler yaşanıp gitmekte ve tüm insanlık bununla imtihan olmaya devametmektedir.
Tüm bunlardan sonra, Bakara suresinin142-150. Ayetleri arasında anlatılan nedir? KIBLE ne demektir? Yukarıda sayılançelişkileri içermeyen beyanı nasıl anlaşılmalıdır? Şimdi çalışmamızındetaylarına geçebiliriz.
ÇALIŞMANIN METODU
Bu çalışmamızda izleyeceğimiz metot şuşekilde olacaktır:
1- Konunun, Kuran bütünlüğünde tarihi arkaplanının incelenmesi,
2- Bakara suresinin 1-177. Ayetlerinin konubütünlüğünün analizi ve tarihi arka plan ile karşılaştırılması,
3- Konu içerisinde geçen temel kavramlarınKuran içerisindeki ve Arap dilindeki anlam analizleri,
4- Tüm bu bütünlük içerisinde 142-150.Ayetlerin meal anlam denemesi.
TARİHİ ARKA PLAN
Muhammed peygambere vahiy indirildiği M.S. 7.Yüzyılın başında, Hicaz bölgesi, kuzeyinde Roma imparatorluğu ( Hristiyan ) ilePers imparatorluğu (Mecusi), güneyinde Yemen Krallığı ( Hristiyan, az sayıdaYahudi ve müşrik ) ile doğusunda Habeş Krallığı (Hristiyan) ile çevrilmişbulunmaktaydı.
Bölgenin başkenti MEKKE yani diğer adı ileÜmmül Kura ( Kentlerin Anası ), diğer önemli şehirleri Yesrib ( Medine ), Taif,Cidde, Hayber idi.
Mekkeliler, uzun yüzyıllardan beri ticaretile uğraşmakta olduklarından ve her yıl Mekke’de hac mevsimi kurulanfuarlarından dolayı bölge çevresindeki tüm devletler, topluluklar ile yakınilişki içerisinde idiler. Mecusilik, Sabiilik, Hristiyanlık ve Yahudiliğioldukça yakinen bilmekteydiler. Kendilerini, ataları İbrahim ve İsmail ( selamonlara ) peygamberlerin torunları, onların Allah adına inşa ettikleri Kabe’ninkoruyucuları ve Kabe’nin Rabbi olan Allah’ın dinine mensup seçkin kullarıolarak tanımlıyorlardı.
“Müşrik Araplar” olarak tanımlanan buinsanlar, Allah’ın, tüm alemlerin yaratıcısı, kendilerinin yaratıcısı, rızıkvericisi olduğuna iman ediyorlardı. ( Ankebut 61,63; Zuhruf 9,87; Yunus31 v.d. ). Ahiret ve yeniden dirilmeye inanmıyorlar ya da derin kuşkuiçerisinde bulunuyorlardı. ( Neml 66,67,68; Kehf 36; Kaf 15; v.d. )
Allah’ın kızları ( haşa subhanAllah ) olaraktanımladıkları melekleri, Lat-Menat-Uzza gibi isimlerle isimlendirmişler vebunların kendilerini Allah’a yaklaştıracaklarına ve şefaatçileri, evliyalarıolduklarına inanıyorlar, dualarında ve diğer nusuklarında, Allah ile beraberonları da anıyorlardı. ( Necm 19-32; Saffat 150-159; Zümer 3; Yunus 18 v.d. )
Ataları İbrahim ve İsmail peygamberlerdenberi ( yaklaşık 2500 yıldır ) tahrif ederek devam ettirdikleri ve içinde Allahile beraber melekleri ve putlaştırdıkları isimleri de andıkları Hac, Kurban,Namaz-Dua nusuklarına devam ediyorlardı. ( Enfal 35; Maun 4,5; Hac suresi, v.d.)
Allah’ın, İbrahim ve İsmail peygamberler ileindirdiği dine ( İslam ), bir çok ilave ve eksiltme yapmışlar, günahlarımeşrulaştırmışlar, olmayan haramlar ihdas etmişler ve bunları atalarının“Allah’tan aldıkları yetki ile” emrettiğini ve bunlara uyulması gerektiğinisavunarak yaşamaktaydılar. ( Meryem 54,55; Maide 101; Enam suresi, v.d. )
Tüm bunlarla içinde bulundukları durumu,İbrahim dedelerinin yolu dolayısı ile Allah’ın dini olarak kabul ediyor vesavunuyorlardı. Bu konuda kendileri ile ihtilafa düşen ve kendilerini ÜMMİ(kitapsız) isimlendirmesi ile aşağı gören Yahudi ve Hristiyanlarla ( Al-i İmran75 ) bir “din rekabeti” üzerinde bulunuyorlardı.
Hicaz Arapları arasında, özellikle Yesrib (Medine )’de yoğun olarak Yahudi kabileleri, Necran, Yemen bölgesindeHristiyanlar, Yahya peygamberin öğretisi üzerine yaşayan ve monoteist (tektanrıcı ) Sabiiler ve çok az sayıda Hanifler ( Allah ile beraber başkahiçbir ilaha inanmayan, monoteist ) de yaşamaktaydı.
Edebiyatın şiir dalında tüm bölgelereyayılmış bir ünleri vardı ve bu konuda otorite olarak kabul ediliyorlardı.
Tüm bu yaşam tarzlarını ve değerlersistemlerini – yani dinlerini - bir KİMLİK ALTINDA TOPLAMIŞLARDI vekendilerine KUREYŞ dendiğinde bunları kastediyorlardı.
Kureyşlilik ( Mekke Arapları ), Kabe ve Hacdolayısı ile, dini, siyasi, askeri ve ekonomik yönden Hicaz bölgesinin tümArapları arasında oldukça güçlü bir aidiyeti yani kimliği temsil etmekteydi.
Çevrelerindeki toplumlarda ve hemen hemen tümdünyada neredeyse tek yönetim şekli olan Krallık sistemi yerine “Site DevletiDemokrasisi” denebilecek bir idare sistemini benimsemişlerdi. Kureyş’i meydanagetiren aşiretlerden seçilmiş temsilcilerden oluşan Darün Nedve parlementosu ve aralarında anlaştıkları iş bölümüne göre düzenlenmiş biryönetim şekli ile siyasetlerini yürütüyorlardı. ( Detaylı bilgi için bkz. İslamÖncesi Mekke, Ankara Okulu Yayınları, Dr. Yaşar ÇELİKOL )
Bu noktada, Mekkeli Kureyş’in psikolojik vesosyolojik değer yargılarını ifade eden ve neredeyse onlar için her şeyden dahaönemli olan aidiyetlerinin detaylarına değinmeliyiz. Kendi tanımlamalarına göreana başlıklar halinde sıralarsak:
a- Kureyş tüm Arapların efendisidir,insanların en faziletlileridir,
b- Bir kişi için en önemli şey ailesi,aşireti ve Kureyş’tir, bunlara ihanet eden emandan çıkar ( güvenliği sığınağıkalmaz ), şerefini ve itibarını kaybeder,
c- Üstünlük ve şeref, malda, evlatlarda,sayılarda yani maddi güçtedir,
d- Babaların ve Ataların yolu en doğruyoldur, onlardan gelen inançlar, gelenekler ve adetler terk edilemez, bunlarıterk eden hor ve zelil düşmüştür,
e- İntikam ve Kan davası kutsaldır, terk edenşerefini kaybeder,
f- Her konuda aileye, aşirete ve Kureyş’eitaat şarttır.
Tüm bunlardan anlaşılmaktadır ki o döneminKureyş toplumunda en önemli şey Kureyşlilik üst kimliğidir, ve bir Kureyşmensubunun en büyük suçu Kureyş üst kimliğini oluşturan bu değerlere ihanetetmesidir.
Son vahyin indiği dönemde tarihi arka plan buşekildedir, dönemin ve coğrafyanın hakim kimlikleri ve kemikleşmiş bu değerlersisteminin tam ortasında Muhammed peygamber aldığı vahyi okumaya başlamıştır.Okuduğu ayetler o değerler sisteminin büyük kısmını ve bunların oluşturduğukimlikleri, aidiyetleri yerle bir etmekte ve tam tersi değerler vaazetmekteydi. Bu OKUYUŞ, büyük çoğunluğun hoşuna gitmeyecek hatta hayatlarındakien önemli şeyi yani atalarından devraldıkları “dinlerini” yani KUREYŞ YAŞAMTARZINI yani üzerinde oldukları KİMLİKLERİNİ yok edecek bir tehdit içeriyordu.
Herkesin malumu olduğu üzere, bu okuyuşu önceciddiye almadılar, sonra mücadeleye giriştiler ve tam 13 yıl boyunca Muhammedpeygamberi ve ona iman edenleri tekrar “eski dinlerine” yani eski kimliklerinedöndürebilmek için inanılmaz bir çaba harcadılar. İşkenceler ettiler, boykotuyguladılar, öldürdüler. Konu sadece kuru bir inanç meselesi ve bir takımibadet ritüelleri olsaydı, yüzyıllardır son derece müttefikçe yaşadıklarıHristiyanlar, Yahudiler, Sabiiler hatta Hanifler gibi bu yeni inançmensuplarını da önemsemezlerdi. Demek ki konu, Kureyş’liler için çok dahaönemli, çok daha derin bir anlama sahipti hatta bunun da ötesinde birhayat-memat meselesiydi.
Hz. Peygamber ve müminler 13 yıl boyunca,“kendi toplumlarının” yani düne kadar “biz” dediklerinin bu zulümlerine dayandılarve asla geri adım atmadılar ve sonunda Allah, onları barındıracak, eman altınaalacak ve kendi “BİZ”lerini oluşturabilecekleri yani kendi toplumlarınıkurabilecekleri yani kendi kimliklerini oluşturabilecekleri yani kendi YAŞAMTARZLARINI oluşturabilecekleri bir yeri onlara verdi. Bu yeni yerin adı Yesribyani Medine idi.
Oraya hicret ettiler, mallarını, eşlerini,çocuklarını ve anılarını ve sevdiklerini ve her şeylerini geride bıraktılar.Kavimleri onları “vatandaşlıktan” çıkartmıştı ve artık onlar KUREYŞLİdeğillerdi, o kimliği terk etmişlerdi ve bu olay bir insan için hayattakarşılaşılabilecek en zorlu durumlardan biriydi ve “Allah’ın kendilerinehidayet ettiklerinin dışındakiler için çok büyük çok zor” bir başarıydı.
Olay tüm Hicaz bölgesinde ve çevretoplumlarda duyuldu. 13 senedir Kureyş’in bir iç işi olarak görülen meseleartık tüm bölgeyi ve tüm kimlikleri ilgilendiren bir hadiseye dönüşmüştü. Ogünkü Arap anlayışına göre, kavmi ile ters düşmek, kavmi tarafından kovulmak yada kabilesini terk etmek, onlarla tüm bağları koparmak “cehenneme düşmek” ileeş anlamlıydı ve eğer Kureyş’i tanıyorlarsa bunu onların yanınabırakmayacaklarını biliyorlardı.
Medine’ye hicret eden az sayıdaki mümin,kendilerine Kuran’ın dili ile Ensar ( yardımcılar ) denecek az sayıdaki müminkardeşlerini yanlarında buldular. Kureyş’in müttefikleri olan Medinelimüşrikler ve bölgede oldukça ciddi bir nufusa sahip Yahudiler ( dinlerinerağmen Arap asabiyetini ve değerler sistemini damarlarında taşıyan arapYahudileri ) derhal bu “yeni grubu” sorgulamaya ve “yaptıkları büyük hatayı”kınamaya başlayacaklardı.
Bakara suresinin 1-177. Ayetlerininkonu bütünlüğünün analizi ve tarihi arka plan ile karşılaştırılması
Kuran’da yer alan Bakara suresinebaktığımızda genel olarak iki ana bölümden oluştuğunu görüyoruz. Birinci bölüm1-177. Ayetlerden oluşan ve Adem peygamber ile başlayan insanın yeryüzündekiimtihanın, İbrahim peygamber ile birlikte mezopotamya ve orta doğu bölgesindekison 2500 yıllık hikayesini İsrailoğulları ümmeti üzerinden anlatır ve konuyuMuhammed peygamberin yeni “ümmetun vaseten”i oluşturma görevi ile bitirir.
Bu bölüm, DİN-MİLLET-ÜMMET-KIBLEkavramlarının ve MİLLETE İBRAHİM “kimliğinin” detaylı tanımlarını daiçermektedir.
Bakara suresinin ikinci ana bölümü 178-286. Ayetlerdenoluşmakta ve bu bölümde yeni “ümmetun vaseten”in şeriatına dair ekonomik,siyasi, ceza-medeni-borçlar hukuku gibi düzenlemeleri getiren ahkam ayetleriyer almaktadır.
Bakara suresinin birinci bölümününMedine’deki ilk yılda indiği hakkında çok kuvvetli bir görüş vardır ve zatenyaşananlar da bunu teyid etmektedir. Bu bölümde KIBLE konusunun da içindeolduğu birinci bölümü inceleyeceğiz.
Muhammed peygamber ve müminler Mekke’de tam13 yıl boyunca kendi kavimleri ile mücadele etmişlerdi. Medine’ye hicret edinceiki yeni grup ile karşılaştılar. Medineli Yahudi arap kabileleri ve münafıklar.
Bakara suresi hemen girişinde 1-29. Ayetleriarasında, insanların iman konusunda ana olarak üç gruba ayrıldığını ve bunlarınözelliklerini anlatır :
a) Müminler
b) Kafirler ( ateistinden müşriğine kadar tümkafirler )
c) Münafıklar
Burada müminler ilk iki grubu çok iyitanıdıkları halde münafıklar denen grubu daha önce Mekke’de hiçtanımadıklarından dolayı en geniş tanımlama ve açıklama ( 8-20. Ayetler arası )bunlar hakkında yapılmıştır.
Bu genel tasnif ve tanımlamanın arkasındanAdem kıssasının bir bölümü anlatılır. ( 30-39. Ayetler arası ) Adeta birazdangirilecek İsrailoğullarının uzun kıssası öncesinde bir kere daha insanlığınAdem’den beri akıp giden bir süreç olduğu, imtihanın Adem’den beri aynı şartlaraltında devam ettiği, tüm peygamberlerin tek din tebliğ ettiklerivurgulanmıştır. İnsanlığın en büyük yanılgılarından birinin akıp giden butesbihi kendilerine gelen peygamberler ile kırıp, kendilerine inen vahiy iledondurmalarının yani “din faşistliği” yapmalarının ikazını yapmak amacı ilekonunun en başında Adem peygamber ile buna bir kere daha vurgu yapılmıştır.
Hemen arkasından, 40-46. ayetlerdeİsrailoğullarına direkt hitap edilmiş, kulakları ve yürekleri birazdananlatılacak kendi hikayelerine çağırılmıştır. Ve İsrailoğulları’nın detaylıhikayesine geçilmiş ve 47-123. Ayetler arasında kesintisiz olarakanlatılmıştır. Çok ilginç bir nokta olarak bu bölüm aynı manada iki ayetlebaşlamakta ve bitmektedir.
Konunun başındaki 47-48. Ayetler ilesonundaki 122-123. Ayetlerinin mealleri şu şekildedir:
“Ey İsrailoğulları, size verdiğimnimetimi yani sizi insanlar üzerinde faziletli kıldığımı hatırlayın” Bakara 47
“Ve sakının o günden ki, hiç kimse birbaşka kimse için karşılık ödemez; hiç bir kimseden şefaat kabul edilmez, hiçbir kimseden fidye alınmaz. Ve onlara yardım da edilmez.” Bakara 48
“Ey İsrailoğulları, size verdiğimnimetimi yani sizi insanlar üzerinde faziletli kıldığımı hatırlayın” Bakara 122
“Ve sakının o günden ki, hiç kimsebir başka kimse için karşılık ödemez; hiç bir kimseden fidye kabul edilmez, hiçbir şefaat fayda sağlamaz. Ve onlara yardım da edilmez.” Bakara 48
İşte bu 47-123. Ayetler arasında,İsrailoğullarının, içlerinden gönderilmiş Musa peygamber aracılığı ileFiravun’un zulmünden kurtarılışları, köleleştirildikleri Mısır’dançıkarılışları ve Yusuf peygamberden sonra gelen Musa peygamber ile Vahyinkendilerine indirilerek, onu insanlara tebliğ edecek ( şahitlik edecek )topluluk olarak Allah tarafından seçilmeleri anlatılmaktadır ( ummetun vaseten). ( Burada vahye muhatap olarak insanlığa onu tebliğ edecek topluma ummetunvaseten – en faziletli topluluk demenin ne demek olduğu iki kere açıklanmıştır.Kıble konusunun içindeki Bakara 143 ayeti de, Muhammed peygamberin topluluğunabu sıfatın verilişini anlatmaktadır.)
Daha sonra bu emanete hıyanet edişleri,ahitlerini bozuşları, defalarca peygamber gönderilerek uyarılışları ve büyükçoğunluğunun itaat etmeyip yalanlamaları ve bunun sonucunda asli görevlerini (imtihan ve şahitlik ) unutup, dünyaya dalıp aralarındaki rant ve iktidarsavaşları ile nasıl parçalandıkları anlatılmaktadır.
Ve en sonunda kendilerini son kez uyarmak,parçaladıkları, tahrif ettikleri, yorumları ile değiştirdikleri Allah’ın Dininedönmeleri için gelen İsa peygamberi de yalanlamışlar ve canına kastetmişlerdir.Bütün bu uzun süreç boyunca ( yaklaşık 1300 yıl ) içlerinden çok azının Allah’ateslim olmuş yani O’nun indirdiklerine uygun bir hayat (İslam olmuş)yaşadıkları çoğunluğunun ise fasık ( yoldan çıkmış ) oldukları anlatılır.
Tüm bu parçalanmalar ve tahrifler sonundayaşadıkları Allah’ın dinine uygun olmayan hayatları içselleştirdikleri, apaçıktahriflerine ve günahlarına bir sürü mazeretler buldukları ve ne yaparlarsa yapsınlarkendilerinin “Allah’ın seçkin topluluğu” olduklarından dolayı cehennemde az birsüre kalıp cennete gireceklerini iddia ettikleri yine bu bölümdeanlatılmaktadır.
Benzer şekilde İsa peygamberin tebliğ ettiğiAllah’ın dinine ve İsa peygambere tabi olduklarını söyleyen Pavlusçu ( teslisçi) Hristiyanlar da İsrailoğulları’nın tutturdukları yoldan gitmişlerdir.
Allah, Adem’den beri tüm peygamberler ileaynı tek dini gönderdiğini bu dinin başka bir benzerinin olmadığını söylese deonlar, kendilerini Yahudiyiz, Hristiyanız diye isimlerle isimlendirmişler veAllah’ın dinini parçalamışlardır. Bununla da yetinmeyip kendi aralarında daihtilaflara düşmüşler başka alt kimlikler ( mezhepler,cemaatler, ekoller )oluştrumuşlar ve kendilerini bunlarla isimlendirmeye devam etmişlerdir.
İsa peygamberin risaletinden yaklaşık 600 yılsonra Muhammed peygamber vahyi okumaya başladığında, Yahudiyiz ve Hristiyanızdiyenler kendi aralarında amansız bir rekabete ve yalanlamaya düşmüşler olarak,kendilerinin Hak yolda yani İBRAHİM’İN YOLUNDA olduklarını söyleyerek ve aslakendilerinden başkasının doğru yolda olamayacağını belirterek ama birbirlerinide yererek bu iddialarını devam ettirmekteydiler. Dinlerini dünyevi çıkarlarınaalet eden, imtihan olduklarını unutan ve ne yaparsak yapalım biz cennetteyizdiyenlerin düştükleri acınası durumlar.
Dediler ki: “Yahudi veya Hristiyanolmayan hiç kimse kesin olarak cennete giremez.” Bu, onların kendikuruntularıdır. De ki: “Eğer doğru sözlüyseniz, kesin kanıtınızı (burhan)getirin.” Bakara 111
Hayır! Kim samimi olarak benliğiniAllah’a teslim ederse, işte onun Rabbi katında mükafatı vardır. Onlara birkorku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır. Bakara 112
Yahudiler dediler ki: “Hristiyanlarbir şey üzere değillerdir”; Hristiyanlar da: “Yahudiler bir şey üzeredeğillerdir” dediler. Oysa onlar, Kitabı okuyorlar. Bilmeyenler de, onlarınsöylediklerinin benzerini söylemişlerdi. Artık Allah, kıyamet günü anlaşmazlığadüştükleri şeyde aralarında hüküm verecektir. Bakara 113
İşte kendi aralarında bu rekabet üzere kavgaeden Yahudiler kendi kimliklerinin bir sembolü-şiarı olarak “Biz yüzümüzüSüleyman’ın Mabedine (Kudüs) döndük derler ve mescitlerini (sinagok) o yönedoğru yaparlardı. Hristiyanlar ise kendi mescitlerini (kilise) aynı sembol-şiarolarak Doğu yönüne dönük yaparlardı. ( Cebrail’in doğu yönüne çekilen Meryem’ebu taraftan geldiği için ), ve bu sembolizmi kendilerinin ait olduğu topluluğu,yaşam tarzını yani dini belirtmek için kullanırlardı. Konunun devamında 114. Ve115. Ayette çok net şekilde buna vurgu yapılmakta ve kendilerini bu yönsembolleri yani sadece aidiyetler ile temize çıkmışlar addetmeleri eleştirilmektedir.
Allah’ın mescidlerinde O’nun ismininanılmasını engelleyen ve bunların yıkılmasına çaba harcayandan daha zalim kimolabilir? Onların içlerine korkarak girmekten başkası değildir. Onlar içindünyada bir aşağılanma, ahirette büyük bir azab vardır. Bakara 114
Doğu da Allah’ındır, batı da. Hernereye dönerseniz Allah’ın yüzü (vech) orasıdır. Şüphesiz ki Allah, her şeyikuşatandır, her şeyi bilendir. Bakara 115
Tüm bu anlatım ve bilgilendirmelerden sonra119 ve 120. Ayette şöyle denmektedir.
Şüphesiz biz seni bir müjdeci ve biruyarıcı olarak, hak ile gönderdik. Sen cehennemin halkından sorumlututulmayacaksın. Bakara 119
Sen onların dinine uymadıkça, Yahudive Hristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir. De ki: “Şüphesizdoğru yol, Allah’ın (gösterdiği) yoludur.” Eğer sana gelen bunca ilimden sonraonların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah’tan ne birdost vardır, ne de bir yardımcı. Bakara 120 ( Konu içerisindeki Bakara 145 ayetinde “onlarınkıblelerine uyacak değilsin” olarak aynı manada verilen bölümün açıklamasıişte bu ayettir ve net olarak görülmektedir ki o ayette KIBLE denilen kavramMİLLET ile eş anlamlıdır )
120. ayette “dinine” şeklinde meal verilenorijinal kelime “ millete hum” dur. Yani “onların milleti”.
Din kelimesinin tesniyesi “dineyn” ( iki din), çoğulu ise “edyan” ( üç ve daha fazla dinler ) kelimesidir ve bu iki kelimeKuran’da hiç geçmez. Çünkü yeryüzünde tek din vardır, diğer tüm “dinler” odinin tebliğinden sonra insanlar tarafından tahrif edilerek aslındanuzaklaştırılmış türevleridir.
Bu ayetteki ifadenin bir benzeri de Nisa 171 ve Maide 77 ayetlerinde Kitap Ehline “diniküm” şeklindegelmektedir yani “dininiz”.
Burada DİN kelimesi ile MİLLET kelimesiarasındaki ilişki, değerli mütefekkir ve yazar Ahmet BAYDAR’ın Din ve Duaisimli eserinde çarpıcı tespitiyle ortaya koyduğu ve iki kelimenin kök anlamlarının( deyn ve imlal ) Bakara suresi 282. Ayette üç kez tekrarlanması ile gösterdiğianlam ilişkisidir. DEYN borç İMLAL üzerindeki o borcu ödemek demektir kiMİLLET’de DİN’in kişilerce ya da toplumlarca UYGULANMA BİÇİMİDİR.
İşte tek din olan İslam’ın hak uygulamabiçimi MİLLETE İBRAHİM olarak verilmekte ve üçü de kökde aynı din olanİslam’dan türetilmiş milletler olan Mekke Milleti, Yahudi Milleti ve HristiyanMilleti kendilerinin İbrahim Milleti oldukları savaşına girişmişlerdir. Bumananın perçinlendiği Hacc suresinin 78. Ayetinin orijinal metninin Latinharfleri ile yazılımı ve meali aşağıdaki gibidir:
“Ve cahidu fillahi hakka cihadih,huvectebukum ve ma ceale aleykum fid dini min harac, millete ebikum ibrahim,huve semmakumul muslimine min kablu ve fi haza li yekuner rasulu şehidenaleykum ve tekunu şuhedae alen nas, fe ekîmus salate ve atuz zekate va’tesimubillah, huve mevlakum, fe ni’mel mevla ve ni’men nesîr.”
“Allah adına gerektiği gibi çabagösterin. O, sizleri seçmiş ve DİN konusunda size bir güçlük yüklememiştir,atanız İbrahim’in Milleti. O (Allah) bundan daha önce de, bunda da sizi teslimolanlar olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahit olsun, siz de insanlarüzerine şahitler olasınız diye. Öyleyse, dini hayata hakim kılın ve arınmışlığaulaşın ve Allah’a sarılın, sizin Mevlanız O’dur. İşte, ne güzel sığınılacak vene güzel yardımcı.”
Bu ayet Kıble konusunun adeta detaylıaçıklamasını yapmaktadır ve daha detaylı müteşabihi ( benzeri ), konununsonunda Bakara 177. Ayette gelecektir.
İşte tam bu noktada, Bakara suresindeİsrailoğulları’nın hikayesinin bittiği yerde söz İbrahim peygamberegetirilmekte ve 124-134. Ayetler arasında İbrahim ve İsmail’in Beyt’i ( yaniKabe’yi yani İslam’ı ) Mescidil Haram’da ( Mekke ) tekrar bina edip ayağa kaldırışları,Allah’a teslim oluşları ve artlarından gelecekler için duaları yer alır.
Din’in ilkelerinin ve mensuplarının adının,Adem peygamberden Muhammed peygambere kadar hiç değişmediği, İbrahim ve onunsoyundan gelenlerin Mezopotamya bölgesinde yaptıklarının sadece uzun yıllardansonra bozulmuş din’i düzelterek, yeniden orijinal hali ile tebliğ ettikleri vebunu oğullarına emrettikleri konusu bu bölümde şu sarsıcı ifadelerle anlatılır:
Kendi nefsini aşağılık kılandanbaşka, İbrahim’in Milletinden kim yüz çevirir? Andolsun, biz onu dünyadaseçtik, gerçekten ahirette de O salihlerdendir. Bakara 130
Rabbi ona: “Teslim ol” dediğinde (O:)“Alemlerin Rabbine teslim oldum” demişti. Bakara 131
İbrahim bunu, oğullarına vasiyetetti, Yakup da: “Oğullarım, şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancakteslim olmuşlar olarak can verin” Bakara 132
Yoksa siz, Yakub’un ölüm anında,orada şahidler miydiniz? O, oğullarına: “Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?”dediğinde, onlar: “Senin İlahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın İlahıolan tek bir ilaha kulluk edeceğiz; bizler ona teslim olduk” demişlerdi. Bakara133
İşte bunlar bir ümmetti, gelipgeçtiler. Kazandıkları kendilerinindir. Sizin kazandıklarınız da sizinolacaktır. Siz onların yapıp ettiklerinden sorguya çekilmeyeceksiniz. Bakara134
Bütün bu apaçık gerçekliğe rağmen yeni inenvahyin de aynı çağrısına kulak tıkayan ve üzerinde oldukları Yahudi veHristiyan kimliklerinden vazgeçmeyen bu grupların, Allah’ın dinini parçalayıp,tahrif edip heva ve heveslerinden uydurdukları yaşam tarzlarına ( Milletlerine) inatla sahip çıkmaları ve teslim olmamaları üstüne üstlük Muhammed peygamberve müminleri de bu kimliklere çağırmaları ve Vahyin onlara verdiği muhteşemcevap ile devam ediyor:
Dediler ki: “Yahudi veya Hristiyanolun ki hidayete eresiniz.” De ki: “Hayır, Hanif olan İbrahim’in Milleti; Omüşriklerden değildi.” Bakara 135
Deyin ki: “Biz Allah’a; bizeindirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa veİsa’ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırdetmeyiz ve biz O’na teslim olmuşlarız.” Bakara 136
Şayet onlar da, sizin inandığınızgibi inanırlarsa, kuşkusuz hidayete ermiş olurlar; yok eğer yüz çevirirlerse,onlar elbette bir parçalanmışlık içindedirler. Sana onlara karşı Allah yeter.O, işitendir, bilendir. Bakara 137
Allah’ın boyası… Allah’dan daha güzelboyası olan kimdir? Biz, O’na kulluk edenleriz. Bakara 138
De ki: “O bizim de Rabbimiz, sizin deRabbiniz iken, bizimle Allah hakkında tartışmalara mı giriyorsunuz? Bizimamellerimiz bizim, sizin de amelleriniz sizindir. Biz, O’na gönülden bağlanmışolanlarız.” Bakara 139
Ve kimlik konusunda nihai hükmü bildiriyor :
Yoksa siz, gerçekten İbrahim’in,İsmail’in, İshak’ın, Yakub’un ve torunlarının Yahudi veya Hristiyan olduklarınımı söylüyorsunuz? De ki: “Siz mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı?Allah’tan kendisinde olan bir şahitliği gizleyenden daha zalim olan kimdir?Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.” Bakara 140
Bu konunun müteşabihi (benzeri), Al-i İmransuresi 64-71 arası ayetlerde anlatılmakta ve aynı şekilde açıklanmaktadır.
Görüldüğü üzere, KIBLE konusunun işlendiğiBakara suresi 142-150. Ayetler öncesi konu tüm yönleri ile açıklanmış veMekkeli müşrikler, Yahudiler ve Hristiyanların “din rekabeti vetartışmalarında” kendilerini Millete İbrahim olarak yani Allah’ın dosdoğruyolunun temsilcileri olarak lanse ettikleri ve bunun bir üstünlük çabası yaniKİMLİK SAVAŞI olduğu çok açıktır.
Kendi kavimlerinin kimliğini terk etmiş,Medine’ye gelmiş Muhammed peygamber ve müminleri kendilerine “siz hangi dinüzeresiniz yani hangi kıble üzeresiniz” sorularına muhatap olmuşlardır. Sonuçtao ana dek söyledikleri “Atalarımızın dinini terk ettik, Yahudi de değiliz,Hristiyan da değiliz” idi. Bu cevap karşısında Ehli Kitap “ bu ne biçimbir Millet, hani sizin nusuklarınız, menasikiniz, şeriatınız, hukukunuz”tepkisini vermişlerdir. “Madem ki atalarınızın dinini terk ettiniz, o haldeYahudi ya da Hristiyan kimliği ile kimlikleniniz ki hidayete etmiş olasınız veMillete İbrahim’e dahil olasınız” tekliflerini de eklemişlerdir.
İşte bu ortamın içinde Muhammed peygamberkendisinin ve müminlerinin, nasıl bir topluluk oluşturacaklarını, busıkıştırmalara karşı ne cevap vereceklerini, kendi toplumlarını kurmak içingerekli olan şeriat,hukuk,nusuklar gibi konuların ne olacağını meraklabeklemekte ve benliğini gökte gezdirmektedir yani tüm kalbi ile dua etmekte,kendisini ve müminleri Medine’ye getiren Rabbinden bu konudaki emirleri yani Vahyibeklemektedir.
Bu konudaki Vahiy çok geçmeden gelecek veAllah bu beklentideki Muhammed peygamber ve müminlere KIBLE’lerini gösterecek,onların topluluğunun ( ümmetinin ) sıfatını belirleyecek ve nimetinitamamlayarak tüm insanlara tebliğ ve şahitliğini yapacakları Millete İbrahimison kez bu topluluk eli ile insanlığa ulaştıracaktır.
Bakara suresinin ilk bölümünün konu bütünlüğüve tarihi arka plan ile uyumu bu şekilde anlaşılmalıdır.
Şimdi Kıble ayetleri içinde geçen temelkavramların Kuran içinde ve Arap dilindeki anlamları çalışmasına geçebiliriz.
Konu içerisinde geçen temelkavramların Kuran içerisindeki ve Arap dilindeki anlam analizleri
KIBLE
Kaf Ba Lam قبل
ÖNCE, Mekanda, Zamanda, Mertebede, SıralamadaÖNCELİK,
KABUL ETMEK,
BİR ARAYA GELMİŞ BİRBİRLERİNİ KABUL EDENTOPLULUK ( Kabile – Hucurat 13)
YÜZYÜZE KARŞI KARŞIYA GELME ( Mukabele –Vakıa 16, Hicr 47 )
ÖN YÜZ, ÖN YÖN, ÖN TARAF (Yusuf’un gömleği ÖNTARAFINDAN yırtıldı – Yusuf 26)
Tarafların ya bizzat, ya da ilgi, ihtimamgösterme veya huzursuzluk endişe duyma noktasında, niyeti, amacı azmi bir şeyeyöneltme noktasında, ve sevme, muhabbet besleme noktasında yönlerinibirbirlerine çevirmeleri ( Rağıp, El-Müfredat Kaf-Ba-Lam maddesi )
Araplar konuşmalarında “Onun sığınacak biryeri (Kıblesi) yoktur” manasında kullanmışlardır, şair de şöyle demiştir “Senin sığınağını bir durak ve sığındığım her yerde orayı Kıble edindim”. Ayrıcabir Arap deyiminde “Falanca, falancaya olan sevgisinden dolayı Kıblesinideğiştirdi” olarak kullanılmıştır. ( Razi, Tefsirül Kebir )
Tüm bu bütünlükte, Bakara 140-177 arasındaKuran, VECH-MİLLET-DİN- bağlamında TUTULMUŞ YÖN, TERCİH EDİLMİŞ KİMLİK, Kabuledilmiş ÜST AİDİYET, Kabul edilmiş ÜST KİMLİK yani HAYAT NİZAMI EDİNİLEN YOLyani MİLLET’İN İSMİ manasında kullanmıştır.
Mısır’da Firavun’un zulmü altında yaşayanİsrailoğullarına peygamber olarak gönderilen Musa ve Harun peygamberlereKuran’da bildirlen şu ayet işte Kıble’nin tam da bu manasını net bir şekildeaçıklamaktadır:
Ve evhayna ila musa ve ehihi entebevvea likavmikuma bi misra buyutev vec’alu buyutekum kibleten ve ekîmussalah, ve beşşiril mu’minîn.
Musa ve kardeşine vahyettik:“Mısır’da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi KIBLE (sığınak-üst kimlik)edinin ve o-VAHYİ hayatınıza hakim kılın. Mü’minleri de müjdele.” Yunus 87
Musa peygamberin Mısır’da olduğu yıllardaortada ne Kudüs vardı ne de Süleyman mabedi. Dolayısı ile “kendisine namazdadönülecek” bir yerden değil, o zalim Firavun düzeninde, Musa peygamberinvahyine tabi olunacak, yeni ümmetin temellerinin atılacağı aidiyetin kurulacağıyani yeni kimliğin edinileceği mekan işte o evler olacaktır. Bu ayet KIBLEkelimesinin net açıklamasının yapıldığı ayettir.
VECH
Vav Cim He وجه
YÜZ, CEPHE, YÜZEY, KADRAN, TURA ( PARA ),GÖRÜNTÜ, CİHET, YÖN, NİYET, İLKE, YÖNTEM, NEDEN, ANLAM, GÖRÜŞ,YAKLAŞIM, EVRE ( AY ), APAÇIK GÖRÜNECEK ŞEKİLDE
İnsan veya insan toplulukları içinkullanıldığında tüm insanlığın bildiği ve kullandığı “YÜZ” meteforuyla dabirleşerek o kişinin ya da toplumun tüm BENLİĞİ, KARAKTERİ, KİŞİLİĞİ anlamınıkapsar.
YÜZÜMÜ ( … – YA ) DÖNDÜRDÜM deyimi, geçmişteve günümüzde hemen hemen tüm toplumlarda BEN O ŞEYİ KENDİ KİMLİĞİM,ANLAMIM, TARAFIM, AİDİYETİM, GÖRÜŞÜM, YÖNTEMİM, DEĞERLER SİSTEMİM EDİNDİM demektir. ( ÖRN. İngilizce’de “I SET MY FACE TO ISLAM” derseniz aynı şeyanlaşılır )
Kuran’da VECHULLAH = Allah’ın Yüzü şeklindekullanılarak aynı mecazi anlam da kullanıldığı, yani Allah’ın insanlarabakan yönü olan Allah’ın değerler sistemini ifade ettiği çok açıktır.
Kuran’da bir kişi için hepsinin cem olarakkullanıldığı ayet ENÂM 79:
اِنّٖى وَجَّهْتُ وَجْهِىَلِلَّذٖى فَطَرَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ حَنٖيفًا وَمَااَنَا
مِنَ الْمُشْرِكٖينَ
İnni veccehtu vechiye lillezi fetarassemavati vel erda hanifev ve ma ene minel muşrikîn.
ŞÜPHESİZ Kİ BEN TÜM BENLİĞİMİ BİRHANİF OLARAK GÖKLERİ VE YERİ YARATANA YÖNELTTİM VE BEN MÜŞRİKLERDEN DEĞİLİM.
Bu ayetten de çok açık şekilde anlaşıldığıgibi, insanın yüzünü Allah’a yöneltmesi, dönmesi demek KENDİSİNİ, TÜM BENLİĞİNİO’NUN DEĞERLER SİSTEMİNE yani DİNİNE TESLİM ETMESİ, hayatını Allah’a teslimolmuş ( İslam ) şekilde yaşamasını ifade eder. Yoksa coğrafi yön olarak insansuratını Allah’a çeviremez, Allah mekandan münezzehtir.
VASAT
Vav Sin Tı وس طً
ORTA, ORTALAMA
Bir şeyin ifrat ve tefritten uzak orta,adaletli, dengeli, faziletli hali,
Ummetun Vasatun = Faziletli Topluluk
Kuran’da Vahyin taşıyıcılığını üstlenentopluluklar için Bakara 47 ve 122. Ayetlerde FAZİLETLİ KILINAN TOPLULUKmanasında kullanıldığı açıklanmıştır. Muhammed peygambere tabi olanlarıntopluluğu olarak insanlar için çıkarılmış faziletli-hayırlı bir topluluk demekolduğu ayrıca Al-i İmran 110. Ayette de açıklanmıştır.
ŞATRA
Şin Tı Ra ش طر
Bir şeyi tam ortasından kesmek, tam ikiyebölmek,
Bir şeyin yarısı, tam ortası, göbeği
Kuran’da sadece Kıble konusunun geçtiğibölümde 144,149 ve150. Ayetlerde
ŞATREL MESCİDİL HARAM شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ şeklinde kullanılmıştır
Yüzünü Mescidil Haram’ın TAM ORTASI’NA DÖNMEKyani MEKKE’NİN TAM ORTASI sembolü ile İbrahim’in ve İsmail’in yükselttiği BEYT şiarındaİSLAM’I HAYATININ BENLİĞİNİN TAM ORTASINA YERLEŞTİRMEK ve nerede olursa olsunAllah’a tam teslim olmuş bir hal üzere yaşamak manasında kullanılmıştır.
BAKARA 142-150 AYETLERİNİN MEAL ANLAMDENEMESİ
Bakara 142
سَيَقُولُ السُّفَهَاءُمِنَ النَّاسِ مَا وَلّٰيهُمْ عَنْ قِبْلَتِهِمُ الَّتٖى كَانُواعَلَيْهَا
قُلْ لِلّٰهِ الْمَشْرِقُوَالْمَغْرِبُ يَهْدٖى مَنْ يَشَاءُ اِلٰى صِرَاطٍ مُسْتَقٖيمٍ
Se yekulus sufehau minen nasi mavellahum an kibletihimulleti kanu aleyha, kul lillahil meşriku vel mağrib, yehdimey yeşau ila siratim mustekîm.
SE YAKINDA
YEKULU DERLER
SUFEHAU DÜŞÜKKARAKTERLİ
MINENNASİ İNSANLARDAN
MAVELLA-HUM NEYDİ ONLARI ÇEVİREN
AN KIBLETI-HİMULLETİ KABUL ETTİKLERİ KİMLİKLERİNDEN Kİ O
KANUALEYHA ÜZERİNDE OLDUKLARI
KUL DE Kİ
LİLLAHİ ALLAH’A AİTTİR, ALLAH’INDIR
MEŞRİKU VEL MAĞRİB DOĞU VE BATI
YEHDİ HİDAYET EDER
MENYEŞAU KİMİ DİLERSE
İLA SIRATİLMÜSTEKİM DOSDOĞRU YOLA
YAKINDA İNSANLARDAN DÜŞÜKKARAKTERLİLER DİYECEKLER Kİ, ONLARI ÜZERİNDE OLDUKLARI KABUL ETTİKLERİ ÖNCEKİKİMLİKLERİNDEN (AİDİYETLERİNDEN) ÇEVİREN (ATLARININ DİNİNİ VE YURTLARINI TERKETTİRİP BURALARA GETİREN) NEDİR? DE Kİ: DOĞU DA BATI DA ALLAH’A AİTTİR, O KİMİDİLERSE DOSDORU YOLA HİDAYET EDER.
Bakara 143
وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْاُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ
الرَّسُولُ عَلَيْكُمْشَهٖيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتٖى كُنْتَ عَلَيْهَااِلَّا
لِنَعْلَمَ مَنْ يَتَّبِعُالرَّسُولَ مِمَّنْ يَنْقَلِبُ عَلٰى عَقِبَيْهِ وَاِنْكَانَتْ
لَكَبٖيرَةً اِلَّا عَلَىالَّذٖينَ هَدَى اللّٰهُ وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُضٖيعَاٖيمَانَكُمْ اِنَّ
اللّٰهَ بِالنَّاسِلَرَؤُفٌ رَحٖيمٌ
Ve kezalike cealnakum ummetev vesetalli tekunu şuhedae alen nasi ve yekuner rasulu aleykum şehida, ve ma cealnelkibletelleti kunte aleyha illa li na’leme mey yettebiur rasule mimmey yenkalibuala akibeyh, ve in kanet le kebiraten illa alellezine hedellah, ve ma kanellahuli yudi’a imanekum, innellahe bin nasi le raufur rahîm.
VE KEZALİKE VE BÖYLECE
CELANAKUM SİZİ KILDIK
UMMETENVESETEN FAZİLETLİ TOPLULUK
LİTEKUNU OLMANIZ İÇİN
ŞUHEDAE ŞAHİTLER
ALENNASİ İNSANLARIN ÜZERİNE
VEYEKUNE VE OLSUN
ERRASULU O RASUL
ALEYKUMŞEHİDA SİZİN ÜZERİNİZE ŞAHİT
VE MA CAELNA ( ILLA) VE KILDIK
KIBLETE LLETI O KİMLİĞE
KUNTEALEYHA ÜZERİNDE OLDUĞUN
İLLA ANCAK
LİNA’LAME BİLMEMİZ İÇİN
MEN KİM
YETTEBİ TABİ OLACAK
ERRASULE O RESULE
MİMMEN KİMLER
YENKALİBU DÖNECEK
ALAAKİBEYHİ TOPUKLARI ÜZERİNDE
VE İNKANET ŞÜPHESİZ BU OLAN
LEKEBİRATEN ÇOK BÜYÜK
İLLA MÜSTESNA
ALELLEZİNE ONLARDIRKİ
HEDEALLAH ALLAH’IN HİDAYET ETTİKLERİ
VE MAKANE VE OLMAYACAKTIR
ALLAHU ALLAH
Lİ YUDİAİMANEKUM SİZİN İMANINIZI ZAYİ ETSİN
İNNALLAHE ŞÜPHESİZ Kİ ALLAH
BİNNASİ İNSANLAR İÇİN
LE RAUF URRAHİM ÇOK ŞEFKATLİ VE MERHAMETLİDİR
VE BÖYLECE SİZİ FAZİLETLİ TOPLULUKKILDIK Kİ İNSANLAR ÜZERİNE ŞAHİT OLMANIZ İÇİN VE O RESUL DE SİZİN ÜZERİNİZEŞAHİT OLSUN.
ANCAK, KİMLERİN TOPUKLARI ÜZERİNDEDÖNECEĞİ, KİMİN RESULE TABİ OLACAĞINI BİLMEMİZ İÇİN ÜZERİNDE OLDUĞUN O KİMLİĞİ( MEDİNEYE HİCRET, YENİ FAZİLETLİ TOPLULUK, YENİ AİDİYET)KILDIK.
ALLAH’IN HİDAYET ETTİKLERİ O KİŞİLERMÜSTESNA BU ÇOK BÜYÜKTÜ.
ŞÜPHESİZ ALLAH SİZİN İMANLARINIZI ZAYİETMEYECEKTİR.
ŞÜPHESİZ ALLAH İNSANLAR İÇİN ÇOKŞEFKATLİ VE MERHAMETLİDİR.
Bakara 144
قَدْ نَرٰى تَقَلُّبَوَجْهِكَ فِى السَّمَاءِ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضٰيهَافَوَلِّ
وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِالْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ
شَطْرَهُ وَاِنَّ الَّذٖينَاُوتُوا الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ اَنَّهُ الْحَقُّ مِنْرَبِّهِمْ وَمَا
اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّايَعْمَلُونَ
Kad nera tekallube vechike fis sema,fe lenuvelliyenneke kibleten terdaha, fevelli vecheke şatral mescidil haram, vehaysu ma kuntum fevellu vucuhekum şatrah, ve innellezine utul kitabe leya’lemune ennehul hakku mir rabbihim, ve mallahu bi ğafilin amma ya’melûn.
KAD KESİNLİKLE
NERÂ GÖRÜYORUZ
TEKALLUBE DÖNÜP DURDUĞUNU
VECHİKE TÜM BENLİĞİNLE
Fİ ESSEMA GÖKTE
FE LENUVELLİYE MUHAKKAK ÇEVİRİYORUZ
ENNEKE SENİ
KIBLETENTERDAHA RAZIOLUNACAK KİMLİĞE
FEVELLİ ÖYLEYSE ÇEVİR
VECHEKE TÜM BENLİĞİNİ
ŞATRA TAM ORTASINA
EL MESCİDİLHARAM MESCİD İLHARAM
VE HAYSU MAKUNTUM NEREDE OLURSANIZ
FEVELLU ÇEVİRİN ÖYLEYSE
VUCUHEKUM TÜM BENLİKLERİNİZİ
ŞATRAHU ONUN TAM ORTASINA
VEİNNELLEZİNE VE ONLAR
UTULKİTABE KİTAP VERİLMİŞ
LEYALEMUNE ÇOK İYİ BİLİRLER
ENNEHULHAKK ONUN ŞÜPHESİZ HAKK OLDUĞUNU
MİRRABBİHİM RABLERİNDEN
VEMA VE DEĞİLDİR
ALLAHU ALLAH
BİGAFİLİN HABERSİZ
AMMAYAMELUN NE İŞLİYORLARSA
SENİN TÜM BENLİĞİNLE GÖKTE DÖNÜPDURDUĞUNU GÖRÜYORUZ VE MUHAKKAK SENİ RAZI OLUNACAK KİMLİĞE ÇEVİRİYORUZ.
ÇEVİR ÖYLEYSE TÜM BENLİĞİNİ MESCİDİLHARAMIN ( İSLAM’IN )TAM ORTASINA VE SİZ DE NEREDE OLURSANIZ ÇEVİRİN TÜMBENLİKLERİNİZİ ONUN TAM ORTASINA.
KENDİLERİNE KİTAP VERİLMİŞ OLANLARONUN (VAHYİN, İSLAMIN )ŞÜPHESİZ RABLERİNDEN BİR HAK OLDUĞUNU ÇOK İYİ BİLİRLERVE ALLAH ONLARIN İŞLEDİKLERİNDEN HABERSİZ DEĞİLDİR.
Enam suresi 114. ayette Ehli Kitabın “neyihak olarak bildikleri” açıkça belirtilmiştir.
Bakara 145
وَلَئِنْ اَتَيْتَالَّذٖينَ اُوتُوا الْكِتَابَ بِكُلِّ اٰيَةٍ مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَوَمَا
اَنْتَ بِتَابِعٍقِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُمْ بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ وَلَئِنِاتَّبَعْتَ
اَهْوَاءَهُمْ مِنْ بَعْدِمَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ اِنَّكَ اِذًا لَمِنَ الظَّالِمٖينَ
Ve le in eteytellezine utul kitabe bikulli ayetim ma tebiu kibletek, ve ma ente bi tabiin kibletehum, ve ma ba’duhumbi tabiin kiblete ba’d, ve leinitteba’te ehvaehum mim ba’di ma caeke minel ilmiinneke izel le minez zalimîn.
VE LEİN VE EĞER GERÇEKTEN
ETEYTE GETİRSEN
ELLEZİNE ONLAR
UTULKİTABE KİTAP VERİLMİŞ
Bİ KULLİAYETİN AYETLERİN HEPSİ İLE
MATEBİU TABİ OLMAZLAR
KIBLETEK SENİN KİMLİĞİNE
VEMA VE OLMAZ
ENTE SEN DE
BİTABİİN TABİ OLAN
KIBLETEHUM ONLARIN KİMLİKLERİNE
VEMA OLMAZ
BADUHUM BİR KISMI ONLARIN
BİTABİİN TABİ OLAN
KİBLETEN KİMLİK
BADIN BAZILARININ
VE LEİN VE EĞER GERÇEKTEN
İTTEBEATE TABİ OLURSAN
EHVAEHUM ONLARIN NEFSİ ARZULARINA
MİNBADİ SONRA
MACAEKE SANA GELEN
MİN ELİLMİ O İLİMDEN
İNNEKE ŞÜPHESİZ SEN
İZEL O ZAMAN
LE MİNEZZALİMİN ELBETTE O ZALİMLERDEN
VE EĞER O KENDİLERİNE KİTAP VERİLMİŞOLANLARA AYETLERİN TAMAMI İLE GETİRSENDE SENİN KİMLİĞİNE TABİ OLMAZLAR. VE SENDE ONLARIN KİMLİĞİNE UYMAZSIN.
ONLARIN BİR KISMI BİR KISMININKİMLİĞİNE DE TABİ OLMAZLAR.
EĞER SANA GELEN O İLİMDEN SONRAONLARIN NEFSİ ARZULARINA TABİ OLURSAN ŞÜPHESİZ Kİ SEN O ZALİMLERDEN OLURSUN.
Bu ayetin birebir açıklaması Bakara120. ayette verilmişti. Buradaki KIBLE yerine orada MİLLET kullanılmıştı.Bu açıklama da göstermektedir ki birinin KIBLESİNE uymak o kişinin yaşamşekline, hayat nizamına yani Milletine yani dinine uymak demektir.
Bakara 146
اَلَّذٖينَ اٰتَيْنَاهُمُالْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَاءَهُمْوَاِنَّ فَرٖيقًا
مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَالْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Ellezine ateynahumul kitabeya’rifunehu kema ya’rifune ebnaehum, ve inne ferikam minhum le yektumunel hakkave hum ya’lemûn.
ELLEZİNE ONLARKİ
ATEYNAHUM VERDİKLERİMİZ
ELKİTABE O KİTABI
YARİFUNEHU ONU TANIRLAR
KEMAYARİFUNE TANIDIKLARI GİBİ
EBNAEHUM OĞULLARINI
VEİNNE VE ŞÜPHESİZ
FERİKAN MİNHUM ONLARDAN BİR GRUP
LE YEKTUMUN ELHAKK O HAKKI GİZLİYORLAR
VE HUMYALEMUN VE BİLİYORLAR
O KENDİLERİNE KİTAP VERİLENLER ONU ( OVAHYİ-O KİMLİĞİ YANİ İSLAM’I ) OĞULLARINI TANIDIKLARI GİBİ TANIRLAR VEŞÜPHESİZ ONLARDAN BİR GRUP BİLİYORLAR VE O HAKKI GİZLİYORLAR.
Bu ayette yer alan “onu tanırlar”cümlesindeki “onu” zamirinin ne olduğu ENAM Suresi 19-20. ayetlerde birebiraynı şekli ile net olarak açıklanmıştır. 19. ayetteki özne EL-KİTAB’dır yaniVahiy yani İslam.
Bakara 147
اَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَفَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرٖينَ
Elhakku mir rabbike fe la tekunenneminel mumterîn
ELHAKK O HAKK
MİNRABBİKE RABBİNDENDİR
FE ÖYLEYSE
LATEKUNNE OLMA
MİN ELMUMTERİN KUŞKULANANLARDAN
O HAKK RABBİNDENDİR, ÖYLEYSEKUŞKULANANLARDAN OLMA.
Bakara 148
وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَمُوَلّٖيهَا فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ اَيْنَ مَا تَكُونُوايَاْتِ
بِكُمُ اللّٰهُ جَمٖيعًااِنَّ اللّٰهَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدٖيرٌ
Ve li kulliv vichetun huve muvellihafestebikul hayrat, eyne ma tekunu ye’ti bikumullahu cemia, innellahe ala kullişey’in kadîr.
VE LİKULLİN VE HERKES İÇİN
VİCHETUN YÖN
HUVE ONA
MUVELLIHA ÇEVRİLDİĞİ
FESTEBEKUL ÖYLEYSE YARIŞIN
HAYRAT HAYRLARDA
EYNE HER NEREDE
MATEKUNU OLURSANIZ
YE’Tİ BİKUM SİZİ BİR ARAYA GETİRİR
ALLAHUCEMİA ALLAH HEPİNİZİ
İNNALLAHE ŞÜPHESİZ Kİ ALLAH
ALA KULLI ŞEYİNKADİR HERŞEYİ ÖLÇÜLENDİRİR
HERKES İÇİN ONA YÖNELDİĞİ BİR YAŞAMTARZI VARDIR, ÖYLEYSE HAYIRLARDA YARIŞIN. HER NEREDE OLURSANIZ ALLAH SİZİNHEPİNİZİ BİR ARAYA GETİRİR.
ŞÜPHESİZ Kİ ALLAH HERŞEYİÖLÇÜLENDİRİR.
Bakara 149
وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَفَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَاِنَّهُلَلْحَقُّ
مِنْ رَبِّكَ وَمَا اللّٰهُبِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Ve min haysu haracte fevelli vechekeşatral mescidil haram, ve innehu lel hakku mir rabbik, ve mallahu bi ğafilinamma ta’melûn.
VE MİNHAYSU VE NEREDEN
HARACTE ÇIKARSAN
FEVELLİ HEMEN ÇEVİR
VECHEKE BENLİĞİNİ
ŞATRA TAM ORTASINA
EL MESCİDİLHARAM MESCİDİLHARAM
VEİNNEHU VE ŞÜPHESİZ O
ELHAKK O HAKK
MİNRABBİKE RABBİNDENDİR
VEMA VE DEĞİLDİR
ALLAHU ALLAH
BİGAFİLİN HABERSİZ
AMMA TA’MELUN YAPTIKLARINIZDAN
VE NEREDEN ÇIKARSAN HEMEN BENLİĞİNİMESCİDİL HARAMIN (İSLAM’IN)TAM ORTASINA ÇEVİR VE ŞÜPHESİZ O, RABBİNDEN HAKDIR.
VE ALLAH YAPTIKLARNIZDAN GAFİLDEĞİLDİR.
Bakara 150
وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَفَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُمَا
كُنْتُمْ فَوَلُّواوُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌاِلَّا
الَّذٖينَ ظَلَمُوامِنْهُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنٖى وَلِاُتِمَّ نِعْمَتٖىعَلَيْكُمْ
وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Ve min haysu haracte fevelli vechekeşatral mescidil haram, ve haysu ma kuntum fe vellu vucuhekum şatrahu li ellayekune linnasi aleykum hucceh, illellezine zalemu minhum fe la tahşevhumvahşevni ve li utimme ni’meti aleykum ve leallekum tehtedûn.
VE MİNHAYSU VE NEREDEN
HARACTE ÇIKARSAN
FEVELLİ HEMEN ÇEVİR
VECHEKE BENLİĞİNİ
ŞATRA TAM ORTASINA
EL MESCİDİLHARAM MESCİDİLHARAM
VE HAYSUMA VE HER NEREDE
KUNTUM OLURSANIZ
FEVELLU HEMEN ÇEVİRİN
VUCUHEKUM BENLİKLERİNİZİ
ŞATRAHU ONUN TAM ORTASINA
Lİ ELLA YEKUNE OLMAMASI İÇİN
LİNNASİ İNSANLAR İÇİN
ALEYKUM ALEYHİNİZE
HUCCETUN DELİL
İLLELLEZİNE ANCAK HARİÇ Kİ
ZALEMUMİNHUM ONLARDAN ZULMEDENLER
FE LA TAHŞEVHUM ÖYLEYSE ONLARDAN KORKMAYIN
VAHŞEVNİ BENDEN KORKUN
VE YANİ
LİUTİMME TAMAMLAMAM İÇİN
Nİ’METİALEYKUM ÜZERİNİZDEKİ VAHYİMİ
VE VE
LEALLEKUM BÖYLECE SİZ
TEHTEDUN HİDAYETE ERESİNİZ
VE NEREDEN ÇIKARSAN HEMEN BENLİĞİNİMESCİDİL HARAMIN (İSLAM’IN) TAM ORTASINA ÇEVİR, VE HER NEREDE OLURSANIZBENLİKLERİNİZİ ONUN TAM ORTASINA ÇEVİRİN, İNSANLAR İÇİN ALEYHİNİZE DELİLOLMAMASI İÇİN ANCAK ONLARDAN ZULMEDENLER HARİÇ.
ÖYLEYSE ONLARDAN KORKMAYIN BENDENKORKUN YANİ ÜZERİNİZDEKİ VAHYİMİ TAMAMLAMAM İÇİN VE BÖYLECE SİZ HİDAYETE ERESİNİZ
—————
Konunun, tarihi arka planı, Bakara suresininilk bölümü ( 1-177. Ayetler arası) ve ana kavramların Kuran ve Arapçadakianlamlarının uyumu sonucunda varılan bütünlükte meal anlam bu olmakta ve vakaile, Kuran ile, akıl, fıtrat ve vicdanlar ile tam uyum göstermektedir. Hiçbirçelişki ve tutarsızlık kalmamaktadır.
Atalarının dinini, kavimlerininaidiyetlerini, yerlerini, yurtlarını ve tüm sevdiklerini arkalarında bırakarakyani o güne kadar üstünde yaşadıkları KİMLİKLERİNİ terk ederek Medine’ye gelenMuhammed peygamber ve müminlerin yeni KİMLİKLERİNİN yani toplumlarının yaniyaşam şekillerinin yani Milletlerinin yani DİNLERİNİN Allah tarafından tesciledilmesinin anlatımıdır. Kureyşliyiz, Yahudiyiz, Hristiyanız diyenlerinhepsinden kopup ayrılmış, İbrahim’in yoluna yani Milletine yani İslam’a tabiolmuş ve bu emaneti yüklenerek insanlara şahtiliği ve tebliği yapacak sontopluluğun tescil edilmesinin anlatımıdır.
Artık bu son Vahye iman ederek bu FAZİLETLİHAYIRLI TOPLULUĞUN bir üyesi olanlar yani bu ÜST KİMLİĞE AİDİYETLERİNİ BEYANEDENLER, hayatın ve dünyanın hangi anında ve hangi yerinde olurlarsa olsunlarBENLİKLERİNİ ANLAMLARINI HAYATLARINI VE DEĞERLERİNİ bu KİMLİK VE DEĞERLERSİSTEMİ İLE ADLANDIRACAKLAR VE YAŞAYACAKLARDIR. Hem de “ŞATRAHU”, yaniöyle Mekkeliler-Hristiyanız-Yahudiyiz diyenler gibi ucundan kıyısından, BİRKISMINI ALIP BİR KISMINI TERK EDEREK değil, TAM ORTASINDA, MERKEZİNDE, TÜMÜYLE,TAMAMINI, SÜREKLİ olarak. Bunu bir hayat nizamı edineceklerdir.
Bu onların ÜST KİMLİĞİDİR, herkesin bir yönükimliği değerler sistemi adanmışlığı vardır, bu topluluğun da tümü ALLAH İÇİNADANMIŞ ve O’nun verdiği ÜST KİMLİKLE tanımlanmıştır. HAYATLARININ HER ANINI VEANLAMINI ALLAH’IN EMİRLERİNE VE İSTEKLERİNE GÖRE YAŞAYAN, O’NUNLA BERABER HİÇBİR İLAH RAB EDİNMEYEN ÜMMET, EN FAZİLETLİ ÜMMET, İNSANLARA ŞAHİT OLACAK OLANÜMMET. MİLLETE İBRAHİM.
Konunun hemen arkasından gelen 151. Ayet,İbrahim ve İsmail peygamberlerin BEYT’i temelleri üzerinde yükselttikleriMescidil Haram’da ettikleri 129. Ayetteki duanın 2500 yıl sonra karşılığınıbulmuş cevabıdır:
“Rabbimiz, içlerinden onlara bir elçigönder, onlara ayetlerini okusun, Kitabı ve hikmeti öğretsin ve onlarıarındırsın. Şüphesiz, Sen güçlü ve üstün olansın, hüküm ve hikmet sahibisin.”Bakara 129
Öyle ki size, kendinizden, sizeayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size Kitabı ve hikmeti öğretecek vebilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik. Bakara 151
Kabul edilmiş muhteşem bir dua ve muhteşembir karşılık.
Ve konunun bittiği yer olan 177. Ayetin hemensonrasında yeni Ümmetun Vasaten’in şeriatı, hukuku, ahkamı da 178. Ayettenitibaren inmeye başlıyor ve Rabbimiz 150. Ayette söz verdiği üzere on yılsonunda vahyi tamalıyor ve en sonunda Maide 3. Ayetini indirerek MuhammedÜmmetinin dinini yani kıblesini dört başı mamur bir şekilde tamamlamışoluyordu.
“ Öyleyse onlardan korkmayın, bendenkorkun yani üzerinizdeki nimetimi tamamlamam için ve böylece siz hidayeteeresiniz” Bakara 150
“……Artık onlardan korkmayın, bendenkorkun! Bugün sizin için dininizi (hayat nizamınızı ) ikmal ettim yaniüzerinizdeki Vahyimi tamamladım ve sizin için din ( hayat nizamı ) olarakİslam’ı/Allah’a teslim olmayı seçtim…..” Maide 3
Konu, Allah’a teslim olmak dininin muhteşembir manifestosu olan ve konuyu dört başı mamur bir şekilde noktalayan Bakara177 ayeti ile sonlandırılıyor. Bu ayette KIBLE kelimesi geçmesine ve diğerayetlerde her geçtiği yerde KIBLE şeklinde meallere yazılmasına rağmenmeallerde bu ayette geçen KIBLE kelimesini bir istisna olarak KIBLE olarakyazmamışlardır. Çünkü bu ayetin mealine KIBLE şeklinde yazılırsa kurgulanan“namazda Kabeye dönmek farzdır” iddiası ile taban tabana zıt bir anlamçıkmaktadır. Oysa yukarıdaki anlam bütünlüğü içerisinde o KIBLE kelimesi nasılmuhteşem bir tanım yapıldığının en büyük delilidir:
Leysel birra en tuvellu vucuhekumkibelel meşriki vel mağribi ve lakinnel birra men amene billahi vel yevmil ahiri vel melaiketivel kitabi ven nebiyyin, ve atel male ala hubbihi zevil kurba vel yetama velmesakine vebnes sebili ves sailine ve fir rikab, ve ekames salate ve atezzekah, vel mufune bi ahdihim iza ahedu, ves sabirine fil be’sai ved darrai vehînel be’s, ulaikellezine sadeku, ve ulaike humul muttekûn.
Benliklerinizi doğu ve batı “dinkimlikleri” ile isimlendirmek Allah katında seçkinlik kazanmanızı sağlamaz,oysa Allah katında seçkinlik kazananlar;
Allah’a, ahiret gününe, meleklere,kitaba ve peygamberlere iman eden, ona olan sevgisine rağmen malını yakınlara,kimsesizlere, fakirlere, sokak insanlarına, dilenenlere ve esirlere veren yanidini hayatına hakim kılan ve arınmışlığa ulaşan ve sözüne sadık olup, zorluk,hastalık ve savaşta sabredenlerdir. İşte bunlardır dosdoğru olanlar yaniMuttakiler.
İşte bizim Kıblemiz budur.
—————–
Selam olsun İbrahim’e, Selam olsunMuhammed’e, Selam olsun tüm peygamberlerimize ve onların yolunu izleyenlere.Rabbim bizleri onlarla cennetinde buluştursun inşaAllah.
Çalışmadaki tüm doğrular Allah’tan, eksikyanlış ve kusurlar bizdendir. Rabbim doğrularımızda sabit kılsın,yanlışlarımızdan doğruya yöneltsin ve bizi affetsin.
Şüphesiz ki, hidayet eden de, affeden de,öğreten de ancak alemlerin Rabbi olan Allah’tır. O’nun eşi, dengi, benzeri,ortağı yoktur. Buna iman ettik ve şahitlik ederiz O’na gönülden yöneldik veTESLİM OLDUK..
Selam hidayete tabi olanlarındır.
22.11.2009





Selametle...

Fakr
22-04-2013, 21:16
anladim ancak itiraz etmem gerekiyor.. nesh tasdik, dogrulanma ise dogrultulmasi derseniz önceden dogru olmadigini yani tasdik edilmedigini, buda neshin sadece tasdik olmadigi anlamini tasir. Eminmisiniz "dogrultulmasi " tanimina.. Ben da yanlis anlamis olabilirim.

Neshe bir örnek verireniz, belki anlasilmasi daha kolay olur.


Selam

Konumuzla alakalı bazı ayetlerde “ musaddıkan” ibaresini tasdik etmek ve doğrulamak anlamlarına geldiği gibi düzeltmek anlamına“doğrultmak” veya “doğrulatmak ”anlamına da gelmektedir..Çünkü musaddıkan kelimesinin türediği S-D-K fiilinin 2.babından olan “ saddaka ” fiilininden gelmektedir.Ve bu kavramın anlamları içerisinde doğrultmak,doğrulatmak anlamları da vardır.

Bu kavramın kullanılmasının hikmetlerini idrak ettiğimizde olay daha netleşmektedir. Çünkü Kur’an daha önce ‘’tahrif edilmemiş’’ vahiyleri tasdikliyor, onaylıyor, doğruluyor ‘’tahrif edilmiş’’ ‘’içerisine ekleme yapılmış/çıkarılmış’’ kısımların doğrularını söyleyerek doğrultuyor…

Bundan dolayı bunu söylemiş/yazmış bulunmaktayım…Bu açıdan tezatlık olmadığı gibi iki duruma işaret vardır ki Allah bunu bize haber vermektedir…

Neshe örnek olarak; gece ayetinin gündüz ayetini neshetmesi...

Selametle…

kilicarslan
22-04-2013, 21:18
aleykum salam
@Fakr (http://www.ihvanforum.org/member.php?u=100176) kardes,

isin dogrusu bu yaziyi okuyacagimi sanmadiniz degilmi..
cok basit bir sey sordum , bir soruya böyle cevap helal olsun...

Neshe yaptiginiz tanim dogru degil ne yazikki, ve kendi icerisinde celismekte.. Nesh dogrulamaksa, nasil ayn anda dogrultmak olabilir.
Bakiniz neshe delil olarak getirilen ayet:

Bakara 106. Biz, bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır(nesh edersek) veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir. *(diyanet meali)

Ancak katildigim seyi de söyliyeyim, elbette vahy HZ. Ademle basladi ve Peygamberler cesitli Seriaatler verildi.
Misalen Yahudi seriatindan bir kismi birakildi bir kismida kalidirildi/iptal edildi. Örnegin yahudilere haram kilinan bazi seyler müslümanalara serbesttir.
Bu mana da önceden indirilen seriat nesh edilmistir diyebiliriz.

NESHIN tanimi, Said Nursi Hazretleride seriatlerin degistirilmesi seklinde aciklama yapmistir.
http://www.sorularlaislamiyet.com/article/9145/nesh-nesih.html

NESH : Nesh, Sözlükte değiştirmek, silip yok etmek, bir şeyin ardından bir başka şey getirmek, nakletmek ve kaydetmek gibi manalara gelir.
http://hadis.ihya.org/hadis-sozlugu/nesh.html

selamlar..

Fakr
22-04-2013, 21:36
aleykum salam
@Fakr (http://www.ihvanforum.org/member.php?u=100176) kardes,

isin dogrusu bu yaziyi okuyacagimi sanmadiniz degilmi..
cok basit bir sey sordum , bir soruya böyle cevap helal olsun...

Neshe yaptiginiz tanim dogru degil ne yazikki, ve kendi icerisinde celismekte.. Nesh dogrulamaksa, nasil ayn anda dogrultulmak olabilir.
Bakiniz neshe delil olarak getirilen ayet:

Bakara 106. Biz, bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır(nesh edersek) veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir. *(diyanet meali)

Ancak katildigim seyi de söyliyeyim, elbette vahy HZ. Ademle basladi ve Peygamberler cesitli Seriaatler verildi.
Misalen Yahudi seriatindan bir kismi birakildi bir kismida kalidirildi/iptal edildi. Örnegin yahudilere haram kilinan bazi seyler müslümanalara serbesttir.
Bu mana da önceden indirilen seriat nesh edilmistir diyebiliriz.

selamlar..

Selam

Okuyup okumama özgürlüğüne sahipsiniz.Tercih sizin...Yazının sonuna/sonlarına baktığınızda yazının ana mesajı bir paragrafda verilmiştir.Dileyen yazıyı tamamen okur dileyen o kısmı.Ama genel hattı ile bu kadar önemli bir hususun netleşmesi adına ilgili ayetler ile yapılan çalışmanın yazıya yansıtılmış halini okumak fayda verecektir...

Ayrıca daha öncede ifade ettim yine tekrarlamış olayım.Verdiğiniz Bakara 106. ayette ''hüküm'' geçmemektedir...Ve ''ayet'' geçmektedir.Kur'an indirilen vahiy için ayetin çoğulu ''ayat''ı kullanmaktadır.Bu konu ile ilgili mesajıma bakabilirsiniz...

Buna ilave olarak size bir soru sormak istiyorum...Cevaplarsanız sevinirim...

''İsa(as) ın helalleri haram haramları helal kılmak için gönderildim'' sözünü nasıl açıklıyorsunuz?

Selametle...

kilicarslan
22-04-2013, 21:48
Selam

Okuyup okumama özğürlüğüne sahipsin.Tercih sizin...Yazının sonuna baktığınızda yazının ana mesajı bir paragrafda verilmiştir.Dileyen yazıyı tamamen okur dileyen o paragrafı/kısmı.Ama genel hattı ile bu kadar önemli bir hususun netleşmesi adına ilgili ayetler ile yapılan çalışmanın yazıya yansıtılmış halini okumak fayda verecektir...

Ayrıca daha öncede ifade ettim yine tekrarlamış olayım.Verdiğiniz Bakara 106. ayette ''hüküm'' geçmemektedir...Ve ''ayet'' geçmektedir.Kur'an indirilen vahiy için ayetin çoğulu ''ayat''ı kullanmaktadır.Bu konu ile ilgili mesajıma bakabilirsiniz...

Buna ilave olarak size bir soru sormak istiyorum...Cevaplarsanız sevinirim...

''İsa(as) ın helalleri haram haramları helal kılmak için gönderildim'' sözünü nasıl açıklıyorsunuz?

Selametle...


Evet, ayet geciyor dogrudur. Hüküm geciyor diye bir sey söylemedik. Seriat dedik, seriatda ayetlerle gelir, belirlenir. Siz bu konuda Sözler, 485´e bakiniz. Bakin burda var >>http://www.sorularlaislamiyet.com/article/9145/nesh-nesih.html

Sordugunuz sorunuz tamda seriatlarin nesh edilmesinin delildir. Her Peygamberin seriati bir öncekine göre farkli olabilir. Önceki seriatin bir kismi ayni da kalabilir, kaldirilabilirde. Yada bir kismi kalir, bir kismi kaldirilir.

Sunuda söylemeden gecemeyecegim, nesh taniminiz dogru degil. Hatta son verdiginiz örnek bunu ortaya koyuyor. Nesh dogrulamaksa Hz. Isa helalleri haram kilacam demezdi, degil mi?

Bir tane sizin anladiginiz haliyle neshe örnek verirmisiniz?

Fakr
22-04-2013, 21:55
Evet, ayet geciyor dogrudur. Hüküm geciyor diye bir sey söylemedik. Seriat dedik, seriatda ayetlerle gelir, belirlenir. Siz bu konuda Sözler, 485´e bakiniz. Bakin burda var >>http://www.sorularlaislamiyet.com/article/9145/nesh-nesih.html

Sordugunuz sorunuz tamda seriatlarin nesh edilmesinin delildir. Her Peygamberin seriati bir öncekine göre farkli olabilir. Önceki seriatin bir kismi ayni da kalabilir, kaldirilabilirde.

Sunuda söylemeden gecemeyecegim, nesh taniminiz dogru degil. Hatta son verdiginiz örnek bunu ortaya koyuyor. Nesh dogrulamaksa Hz. Isa helalleri haram kilacam demezdi, degil mi?

Selam

Lütfen ''ayet'' ''ayat'' ayrımını araştırın...

Sorduğum soru şeriatlerin nesh edilmesi değil tahrif edilenin aslına dönderilmesidir.Nedeni tırnak işareti içerisinde verdiğim sözün orjinali ile birebir bakacanız ayet Ali İmran Suresi ayet 50 dir.BENİM VERDİĞİM GENEL BİR SORU ŞEKLİNDE İDi.

Bu ayeti okuduğunuzda Tevratı doğrulayıcı bir şekilde gönderildiğinden bahsetmektedir.Doğrulayan,''hükmü kaldırmaz''.Sonrasında Hahamların tahrif ederek ekledikleri ve aslında olmayan ''haram'' diye isimlendirdiklerini aslına dönderilmesinden bahsetmektedir.Lütfen konuyla alakalı ayetleri okuyun ve bunu araştırın...

Selametle...

abdullah birisi
22-04-2013, 22:26
yahu anlaşılır konu ancak bu kadar anlaşılmaz yapılır.... bir tanesi yazının şu cümlesi ne demek istiyor veyahut burayı anlamadım veyahut burasına katılmıyorum demedi....

kilicarslan
22-04-2013, 22:33
Selam

Lütfen ''ayet'' ''ayat'' ayrımını araştırın...

Sorduğum soru şeriatlerin nesh edilmesi değil tahrif edilenin aslına dönderilmesidir.Nedeni tırnak işareti içerisinde verdiğim sözün orjinali ile birebir bakacanız ayet Ali İmran Suresi ayet 50 dir.BENİM VERDİĞİM GENEL BİR SORU ŞEKLİNDE İDi.

Bu ayeti okuduğunuzda Tevratı doğrulayıcı bir şekilde gönderildiğinden bahsetmektedir.Doğrulayan,''hükmü kaldırmaz''.Sonrasında Hahamların tahrif ederek ekledikleri ve aslında olmayan ''haram'' diye isimlendirdiklerini aslına dönderilmesinden bahsetmektedir.Lütfen konuyla alakalı ayetleri okuyun ve bunu araştırın...

Selametle...

ayat ile ayet arasindaki farktan kastiniz herhade uzun A ve kisa "a" , orda kisa "a" geliyor ve tekil gelmekte. Tekil gelmesinden seriat yani birden fazla ayetin nesh edilmesine engel oldugu manasini mi cikardiniz acaba? Tekil gelmesi buna engelmi sizce?


Niye Hz. Isanin sözünü verdiginizi anlamis degilim. Bu ayetin(bakara 106) tevrat ve incillerde gecen cumartesi yasagiyla ilgili oldugu söylenir. Kanimcada önceki ümmetlere konulan yasaklarin(seriat) ondan sonraki ümmetlere kaldirilmis olmasiyla alakalidir.

Tahrife gelince tahrifi düzeltmek neshmidir . Kuranda da önceden indirileni dogrulayici oldugu söylenir. Buna ragmen yahudilere haram bir takim seyler müslümanlara helaldir. Cumartesi yasagi buna en güzel örnekdir yine.

selamlar,hayirli geceler

Son.Fedai
23-04-2013, 04:46
Selam

Daha ne savunduğunuzu bilmiyorsunuz.Bunu söyleyen ben değil ''neshi'' kabul eden alimler söylemektedir.Sizde bunun varlığını kabul ederek sizde ''kabul ediyorsunuz''...

Bu anlamda savunduğunuz şeyleri tam olarak belledikten sonra itiraz ederseniz bu tür sıkıntılar yaşamassınız.Benden acizane tavsiye...

Ayrıca Kur'an indirilen vahiy için ''ayat'' kullanır ''ayet'' değil.Ayeti siyakıyla okuduğunuzda sizin bahsettiğiniz durumla alakalı olmadığını rahat bir şekilde göreceksiniz.Yeterki ''ön yargı'' ile okumayın.Bilerek oku'yun...

Selametle...
Doğru diyorsunuz

Biz aptalız, anlamıyoruz bi tek siz anlıyorsunuz

Allah CC a hamdolsun ki sizi bize göndermiş. Yoksa hiç birşey anlayamayacaktık

Size kaç tane alimin tefsirinden yazı yazdık

Hepsi de aynı şeyi söylüyor

Hiçbirinde bu türden bir yazıya rastlamadık

Evet biz de ön yargı var

Çünkü senelerdir aynı şeyler temcid pilavı gibi döndeürülüp dolaştırılıp tekrar tekrar yazılıyor

Artık bize göre ehli bidatin hepsi aynı kefede

Biz yaza yaza bıktık, sizler bıkmadınız

Daha önce yazdım, tekrar yazayım

İnsan arapça bilmekle tefsir yapamaz, eğer bu olsaydı tüm araplar tefsir alimi olurdu ki bu da imkansız birşeydir

Arapça da şu şu manaya gelir, bu bu manaya gelir gibi kavram kargaşasından kurtulmadıkça bizlerin ne demek istediğimizi anlayamazsınız

Ancak oturduğunuz yerden bildiğiniz 3 kuruşluk arapça ile konuşur durursunuz

Son.Fedai
23-04-2013, 04:53
Kur'an zemininde bazı şeyleri münazara etmek bazılarının huzurunu bozuyor. Onların inanç dünyasında Kur'an, kulağa hoş gelen, mistik duygular yaşatan bir melodi, mezarlıklarda okunan ölü kitabı, bazı sayılarda okunuca yarar sağlayan tılsımlı bir metinden başka birşey değil..
Hiç te değil...

Asıl huzuru bozulanlar karşı taraf

Bozuk fikirlerini daima tekrar edip duruyorlar

Ehli Sünnete fikirlerini kabul ettiremeyince bir tuhaf oluyorlar...

Siz belki yıllardır bu forumdasınız

Geçmişi hatırlayın forumu bir tarayın

Kaç tane yeni konu açılmış ta fikir alışverişi olarak sorulmuş. (Dikkat edin bu budur tipinde değil de öğrenmek, bilgi alışverişinde bulunmak maksadıyla konu açılmış)

Ya da tam tersi

Hangi konular devamlı tekrar halinde açılmış

İnsaf kardeşim

Aynı şeyi 100 lerce kere yazmanın, aynı şeyi tekrarlamanın ne anlamı var?

Biz yaza yaza bıktık, onlar sora sora bıkmadılar

Eee sonuçta insanız sabrın da bir sınırı oluyor elbette

Siz bu sınıra ister rahatsız oldu deyin, ister sabır taştı deyin

Son.Fedai
23-04-2013, 05:10
Ayrıca Kur’an ayetlerinin birisinin dahi kabul edilmeyişinde ‘’küfre düşer’’ diye verilen fetvalar neden 5 veya 565 arasında değişen ayetlerin ‘’nesh’’adı altında ‘’kabul edilmeyişinde/reddelişinde’’ kullanılmamıştır?

’’İlmi inkâr/reddediş’’ olunca durum değişmekte midir?

Değişiyor ise neden başka mezheblerin/ekollerin bazı rivayetlere dayanarak'' Kur’an’da ekleme ve çıkarma'' yaptıklarında bu küfür olarak isimlendiriliyor da kendi ekolünde bu içerikte olan rivayetlerie sarılarak yorum yapıldığında küfür olarak isimlendirilmeyip başka isimle anılmaktadır? Bu bir tezatlık değil midir?

Al buyur

Hadi bakalım bu söze cevap ver

Anlat anlatabilirsen

RedveKabul
23-04-2013, 08:17
Kuran'da nasih ve mensuh varsa dahi (ki biz buna inanmıyoruz);

Biz bir ayeti diğer bir ayetin yerine getirdiğimiz zaman (nahl 101) ayetindeki "bir ayet diğer bir ayetin yerine" ifadesi, ayet veya hükmünün neshinin yalnız ayetle olacağını açıkça gösterir. Çünkü "getiririz" tabirinde getirme işini Allah kendisine isnat etmiştir.

Hal böyleyken bu mukallit ahbarilere ne oluyor da hadisle Kuran'ı tahsis ediyorlar?

Ayrıca;

İlgili ayetin öncesine baktığımızda;

"Ehl-i Kitab’dan kâfirler ve müşrikler Rabbinizden size hiç bir hayır indirilmesini istemezler. Allah, rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah, büyük lütuf ve ihsan sahibidir."(Bakara/105)

"Biz bir ayetten her neyi nesh eder veya unutturursak ondan daha hayırlısını veya onun mislini getiririz. Bilmez misin ki Allah Teâlâ her şeye kemaliyle kâdirdir." (Bakara/106)

Ehl-i Kıtabın kendilerine gelmesini bekledikleri risaletin Peygamberimize gelmesi karşısındaki kıskançlıkları anlatılıyor. Kendilerinden olmayan bir Peygamberin kendi şeriatlarını değiştirmesine karşı duydukları hasedi anlatıyor. Buradan da, ayetten herhangi bir Kuran ayeti değil, Kuran'dan önceki gönderilmiş olan Yahudi ve Hıristiyanların Kitap ve Şeriatları olduğunu çok net bir şekilde anlıyoruz. Allah Peygambere Kitap göndermekle diğer şeriatların hükmünü nesh etmiş oluyor.

Benim anladığım böyle ancak;

Bunları tartışmak yerine asıl bizi ilgilendiren mevzuya dönsek daha iyi olur kanaatindeyim.

Sünnet Kuran'ı nesh eder mi?

Asıl konuşulması gereken konu bu.

Süneti Sünnet nesh eder...
Sünneti içtihat nesh eder...
İçtihadı içtihat nesh eder...
Hadisi hadis nesh eder...

Peki Subutu zanni hadis, Subutu Kat'i ayeti nesh eder mi?

soru ve asıl tartışılması gereken budur, cevabı da bize göre kesinlikle edemez...!!!

seyda muhammet
23-04-2013, 09:45
Kuran da kelamı kalkmış ,hükmü geçerli olan ayet bile varmış .recm ayetleri böyleymiş....Ey allahım ,düşütğümüz hallere bir bak!

Bunlarda palavra çok.Bir dini palvrada benden olsun.Keçi Aişe velidemizin yatağının altındaki yazılı metinleri yediği için keçi sütü içenlerden kansızlık sık görülür.Allahın bir laneti işte..


Aişe validemizin kuran ı kerim üzerine yatak serip yatmasıda başka bir garabet..hadisin yalan olduğunu buradan bile anlarsınız..:D

Fakr
23-04-2013, 09:46
Doğru diyorsunuz

Biz aptalız, anlamıyoruz bi tek siz anlıyorsunuz

Allah CC a hamdolsun ki sizi bize göndermiş. Yoksa hiç birşey anlayamayacaktık

Size kaç tane alimin tefsirinden yazı yazdık

Hepsi de aynı şeyi söylüyor

Hiçbirinde bu türden bir yazıya rastlamadık

Evet biz de ön yargı var

Çünkü senelerdir aynı şeyler temcid pilavı gibi döndeürülüp dolaştırılıp tekrar tekrar yazılıyor

Artık bize göre ehli bidatin hepsi aynı kefede

Biz yaza yaza bıktık, sizler bıkmadınız

Daha önce yazdım, tekrar yazayım

İnsan arapça bilmekle tefsir yapamaz, eğer bu olsaydı tüm araplar tefsir alimi olurdu ki bu da imkansız birşeydir

Arapça da şu şu manaya gelir, bu bu manaya gelir gibi kavram kargaşasından kurtulmadıkça bizlerin ne demek istediğimizi anlayamazsınız

Ancak oturduğunuz yerden bildiğiniz 3 kuruşluk arapça ile konuşur durursunuz

Selam

Siz benim ne dediğimi anladığınızda ve siz neyi savunduğunuzu anladıgınızda konuşalım...

Selametle...

Son.Fedai
23-04-2013, 10:18
Selam

Siz benim ne dediğimi anladığınızda ve siz neyi savunduğunuzu anladıgınızda konuşalım...

Selametle...
Konuşmaya pek de gerek yok

Sizinki size, bizimki bize

Size selam olsun

RedveKabul
23-04-2013, 10:37
Konuşmaya gerek yoksa ne diye konuya müdahil oluyorsun a be kardeşim.

Konuya vakıf değilsen ki belli ki değilsin o halde uzaktan takip et.

İşin içinden çıkamayınca senin dinin sana kolaycılığı

Son.Fedai
23-04-2013, 10:43
Konuşmaya gerek yoksa ne diye konuya müdahil oluyorsun a be kardeşim.

Konuya vakıf değilsen ki belli ki değilsin o halde uzaktan takip et.

İşin içinden çıkamayınca senin dinin sana kolaycılığı

Hem senin konuya vakfını biliyoruz

Sen kendine bak

Son.Fedai
23-04-2013, 10:45
İşin içinden çıkamayınca senin dinin sana kolaycılığı
İşin içinden çıkma çıkmama diye birşey söz konusu değil

Biz alimlerin sözlerine itimat ederiz.

Arapça bilgimizin de kuran tefsiri etmeye yeterli olmadığına inanırız

3 kuruşluk arapça biliyoruz diye kalkıp ta Allah CC ın dini hakkında kafamızdan yorum yapmayız

KAPİŞ???

Fakr
23-04-2013, 10:49
ayat ile ayet arasindaki farktan kastiniz herhade uzun A ve kisa "a" , orda kisa "a" geliyor ve tekil gelmekte. Tekil gelmesinden seriat yani birden fazla ayetin nesh edilmesine engel oldugu manasini mi cikardiniz acaba? Tekil gelmesi buna engelmi sizce?


Niye Hz. Isanin sözünü verdiginizi anlamis degilim. Bu ayetin(bakara 106) tevrat ve incillerde gecen cumartesi yasagiyla ilgili oldugu söylenir. Kanimcada önceki ümmetlere konulan yasaklarin(seriat) ondan sonraki ümmetlere kaldirilmis olmasiyla alakalidir.

Tahrife gelince tahrifi düzeltmek neshmidir . Kuranda da önceden indirileni dogrulayici oldugu söylenir. Buna ragmen yahudilere haram bir takim seyler müslümanlara helaldir. Cumartesi yasagi buna en güzel örnekdir yine.

selamlar,hayirli geceler

Selam

Öncelikle neyi savunduğumu tek tek ifade ettim ama burada özetlemeye çalışayım...

1)Kur'an'da ''ayet'' ve çoğulu ''ayat'' farklı kullanımları vardır.(Bundan sonraki mesajımda bu ayetlerin hepsinin numarasını vereceğim. Oradan karşılaştırma yapabilirsiniz.)

Kur'an'da kendi gibi indirilen vahiyler/kitaplar/suhuflar için ''ayat'' kavramını kullanır. AYET KAVRAMINI kullandığını göremezsiniz. Ayet kavramı ise bu indirilen vahiy dışındakiler için kullanılır. Bu açıdan ''Nesh'' bağlamında delil olarak getirilen ilgili vahiylerde ayat kavramı geçmeyip başka bir durumdan bahsetmektedir.

2)Kur'an önceki vahiyleri reddetmediğini ifade eder.Onları onayladığını,tasdiklediğini,doğruladığını/doğrultugunu buyurur.Adem(as) dan Muhammed(as)a kadar olan bütün vahiy Allah tarafından gönderilmiş ve bunun hepsinin adına ''ed-din'' yani ''İslam'' denilmiştir.Ve bu ''ed-din'' Maide Suresinin 3. ayeti ile tamamlanmıştır/itmam olmuştur.Allah kendi tarafından gönderilen vahiyde/kitaplarda/suhuflarda hiçbir çelişkinin olmayacağından bahsetmiş bizlere haber vermiş ve bu kendi tarafından değilde bir beşer tarafından yazılsa idi çelişkilerin ve yanlışlıkların bulunacagından haber vermiştir.Şimdi bütün vahyin kaynağı Allah'sa ve gönderilen vahiyin içerisinde ''şeriatlerin bildirilmeside'' bu vahyin içeririsinde ise nasıl bir kaldırılma söz konusu olabilir?Size daha önce de ifade ettiğim Şura Suresi ayat 13 deki gibi bütün şeriatlerin ''aynılığından'' bahsetmektedir...

3)Kur'an'da ''neshi'' ''hükümün kaldırılması'' diye tanımlayanların birçok madde sıralamalarına rağmen sadece iki madde de birleştiğini onlarında ''Nesh ahkam ayetlerinde olur ve sonraki ayet önceki ayeti nesh eder'' olduğunu söylüyorum.Bu konuda ise böyle demelerine rağmen konu ile ilgili getirilen 4 ayetin size kendilerininin söylemlerine bile yukarıdaki maddelerine muhalefet ettiklerini söylüyor ve tezatlık yaşıyorlar diyorum.Çünkü Ahkam ayetleri Medeni'dir.Delil getirilen ayatlerin hepsi Mekki'dir.Yani daha ahkam ayatları inmeye başlamamış yani başka konudan bahsedilmektedir.Ve delil getirilen ayat ahkam ayatlarından önce inmesi nedeniyle ikinci birleştikleri ilke ile ters olmaktadır vb...

4)Ayatların siyaklarına baktığımızda bazılarında gece ve gündüz gibi ayetlerin neshine yani indirilen vahiy/ayat değilde bunun dışındaki ayetlere değinildiğini görürüz.Bu ayatlar bahsedilen ayetlerin neshi ile alakalıdır.

5)Bunun dışında bazı ayatlar ise ayet kavramını kullanmadan siyakında ''rahmetten'' hususundan bahsetmektedir ki burada yine lugat durumu söz konusu olmuş ve ''kitabı neshetmek'' yani aynen Türkçedeki ifade ile ''kopyalamak''anlamında önceki peygamberlerin sözlerinin onaylanması içeriklidir ve''risaletinin'' onaylanmasıdır. Ki bunu daha önceki vahiylerde haber verildiği ifade edilmektedir. Yoksa öncekilerin risaletinin hükmünün kaldırılması değildir.Çünkü bunları tasdiklediğini onayladığını aynı olduğunu ama vahiyin devam etmesi ise tamamlanmadığını Maide 3 ün inmesi ile de tamamlandığını ifade etmiştir.

Sizden ricam Maide Suresi ayat 3 ü inceleyin. Bir hükümden bahseder iken birden dininizi tamamladım vurgusunun geçmesine bakın. Ve bu hükümün İsa (as) ın maide/ gök sofrası ile ilgili ayatlar kısmını ile okuyun bakın nasıl bağlantılar görecek ve ne demek istediğimi anlayacaksınız...Yani kaldırılan değil öncekiler işe beraber devam eden ''ed-din'' ve Maide suresi ayat 3 ile tamamlanan bu tamamlanma devam edince/bitinceye kadar ‘’genişletilen’’bir vahiy,hüküm durumundan bahsediyorum…

6)Kur'an'ın ''Mekki ve Medeni dönemleri'' vardır. Mekki dönemde hep zihin inşa edilmiş Medeni döneminde ise kalp ve ameller inşa edilmiştir. Bu anlamda yinebu vahiyle muhatap olanların Mekke ve Medine dönemleri vardır. Sadece insanın değil hitap ettiği/muhatap kabul ettiği(ülke, yer, belde, insan vb.) ''her şeyin''Mekke ve Medeni dönemleri vardır. Bu kitapta evrensel bir kitap ve kıyamete kadar hükmü geçerli ise bunlara her zaman cevap vereceği ve hükümlerinin her zaman muhatap bulacagı bundan dolayı ''hüküm kaldırılma'' durumunun söz konusu olmadığını ifade ediyorum...

7)İsa(as) hususunda da ifade ettiğim üzere her gelen PEYGAMBER/Nebi,Resul önceki vahiyleri/kitapları/suhufları ve risalet ehli peygamberleri kabul etmişlerdir.Onaylamışlar,inanmışlardır.Hahamların yanıltmalarına veya bu zihniyette olanların yanıltmalarına karşı ''tecdidi'' uygulamış yani ''asla döndermiş/anlatmış'' ve bulaştırılan yanlışlıkları çıkarmışlardır.Bu yanlışlıklar/söylenilenler vahiyin aslında değildir.Bu açıdan bu yanlışların düzeltilmesi kastedilmiş ve ''helal haram kılmak''(Ali İmran Suresi ayat 50)vurgusu yapılmıştır.Zaten bu konu ile ilgili bazı ayatlerde de ''sizden öncekilere farz kılındığı/emredildiği'' gibi ifadeleri/ayatları bulabiliriz.

8)’’Neshi’’ ‘’hüküm kaldırma’’ diye adlandırma ‘’ictihaddır’’ ve ‘’isabet edilememiş bir ictihaddir’’.Ayatlar arasında bazı farklı durumlardan bahsedilmesine rağmen bunları fark edemeyen kişilerin Allah’ın vahyinde bir tezatlığın bulunamayacağından hareketle bunu ''hüküm kaldırma'' diye adlandırdıkları durumla açıklama çabasına gitmişlerdir. Bunun sonucunda da kimi 565, kimi 200, kimi 20,kimi ise en az 5 demekle Kur’an’da bulunmayan ama kendilerinin tezatlık zannetdikleri/açıklayamadıkları durumu böyle ortadan kaldırmışlar bunlar hususunda da malum ‘’argümanlar’’ ortaya atılmıştır.

9)Bazı sahabe nakilleri hususunda ise bugünkü anlamda değil de muhkem ve müteşabih bağlamında değerlendirdiklerini ifade ediyorum.Bununla ilgili kaynakları daha öncesinde paylaştım..

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Bu şekilde özetleyebilirim...

Umarım kastımı anlatabilmişimdir...

Bunun sonucunda sizden bir cevap vermenizi rica ediyorum. Bundan sonrasında''cumartesi yasağı'' diye ifade ettiğiniz ''Sebt'' den ne anlıyorsunuz? Siz bu soruyu cevaplayın ben bu konuda ''yaklaşımımı'' yazacağım...

Selametle...

Son.Fedai
23-04-2013, 10:52
Kur’an-ı tefsir edebilmek için gereken 15 İlim dalı (http://www.ihvanlar.net/2011/10/15/kuran-i-tefsir-edebilmek-icin-gereken-15-ilim-dali/)

Zamanımızda birkaç ayetin manasını bilen insanların, Kur’an-ı Kerimi Türkçe malinden okuyarak“müfessir” kesildiğini ve ayetlere kendi yorumları ile mana verdiğini görüyoruz. Bu çok yanlış bir harekettir. Kur’an ayetlerinden mana çıkartmak yani tefsir ilmi herkesin yapacağı bir iş değildir. Tefsir âlimleri, bir insanın Kur’an’ı tefsir edebilmesi için o kişinin 15 ilim dalında ihtisas yapması gerektiğini vurgulamışlardır. İşte o 15 ilim dalı:

1- Lügat İlmi: Kur’an-ı Kerimdeki her kelimenin asıl manasını bilmeye yarayan ilimdir. Mücahid (Rahmetullahi Aleyh) diyor ki: “Allah’a ve kıyamet gününe iman eden kimsenin Arapça kelimelerin bütün manalarını iyice bilmeden Kur’an-ı Kerim hakkında ağzını açması caiz değildir.” Sadece bir kelimenin bir kaç manasını bilmek de yeterli değildir. Çünkü bir kelime birkaç manayı içine aldığı halde kişi bunlardan bir ikisini bilir. Halbuki orada gerçekten başka mana kastedilmiş olur. (Taha suresinde geçen “Allah arşı istiva etti” ayetinde istiva kelimesinin diğer ayetlerle çatışan “oturdu” manasını almak da böyle bir hatadır. Bu lügat ilmini iyi bilmemekten kaynaklanmaktadır.

2-Nahv (gramer ilmi): İrabın, yani harekelerin değişmesi ve başka şekle girmesiyle mana tamamen değişir. İrabı bilmek ise nahv ilmine bağlıdır.

3- Sarf İlmi: Bu ilmi bilmek gerekir. Çünkü kelimenin şekil ve binalarının değişmesi ile manaları tamamen değişir. İbni Faris (Rahmetullahi Aleyh) diyor ki: “Sarf ilmini kaybeden çok şeyi kaybetmiştir.”

4- İştikak (kelime türetme) İlmi: Bir kelime iki ayrı kökten meydana gelmiş ise onların manası da değişik olur. “Mesih” kelimesinin dokunmak manasına gelen “mesh” ve ölçek manasına gelen “mesahet” kökünden geldiği gibi.

5- Mania İlmi: Bu ilimle sözün manaya göre dizilişi bilinir.

6- Beyan İlmi: Bu ilimle sözün açık ve kapalı manaları, benzetme ve kinayeleri bilinir.

7- Bedi İlmi: Bu ilimle sözün ifade etme bakımından güzellikleri bilinir. Bu üç ilme “İlmi belagat” denir ki, Kur’an tefsir edenin bilmesi gereken önemli ilim dallarındandır. Zira Kur’an-ı Kerim başlı başına bir mucizedir. Belağatı ile onun benzeri getirmekten herkesi aciz bırakan hali bilinir.

8- Kıraat İlmi: Çeşitli okuyuşlar yüzünden farklı manalar anlaşılır. Böylece bir mananın diğeri üzerine tercihi bilinmiş olur.

9- Akaid İlmi: Kuran’ı Kerim’de bazı ayetler vardır ki, onların zahiri manalarını Allah’u Zülcelal için kullanmak doğru değildir. Bu bakımdan onlarda bir tevile ihtiyaç doğar. Mesela Fetih Suresi 10. Ayette geçen “Allah’ın eli” ifadesi gibi.

10- Usul-ü Fıkıh İlmi: Bununla bir delile dayanarak ve kaynağına inerek hüküm çıkarma yolları bilinir.

11- Sebe-i Nuzül: Ayetlerin iniş sebebini de iyi bilmek gerekir. İniş sebebini bilmekle mana daha açığa çıkar. Bazen mananın kendisini anlamak bile iniş sebebine bağlı olur.

12- Nasih ve Mensuh İlmi: kur’an’da lafzı ve manası sonradan başka bir ayet ile kaldırılan ayetler bulunmaktadır. Bu ilim bilinmezse o ayetleri anlamak imkansızdır.

13- Fıkıh İlmi: Bir şeyin teferruatı tam olarak kavranırsa onun bütünü tanınmış olur.

14- Hadis İlmi: Kur’an-ı Kerimde tafsilatı zikredilmeyen ayetleri tefsir eden hadisleri de bilmek gerekir.

15- Vehbi İlim: Bunların hepsinden sonra “Vehbi İlim” gerekir ki, Cenab-ı hakk’ın özel ihsanıdır. Onun hususi kullarına lutfeder.

Halk hazreti Ali (Radıyallahu Anh)’a “Resul-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) sana bazı özel ilimler öğretti mi veya başkalarına söylemediği, sana ait özel vasiyeti var mı?”diye sorduklarında bu konuyu işaret ederek şöyle buyurdu: “Cenneti yaratan ve Vücuda can veren (Allah)a yemin olsun ki, bu (bende olan şey) Allah’u Teâlâ’nın kendi kelamını anlamak bir kimseye lütfettiği anlayıştan başka bir şey değildir.”

İbni Ebiddünya (Rahmetullahi aleyh) diyor ki: “Kur’an ilimleri ve ondan hasıl olanlar sahili olmayan deniz gibidir.”
Yukarıda anlatılan bu ilimler Kur’anı tefsir edecek biri için vasıta yerindedirler. Eğer bir kişi bu ilimleri bilmeden Kur’an’ı tefsir ederse, o kendi görüşüne göre tefsir yapmış olur k, bu yasaktır ve bunu yapanlar için tehdit hadisleri vardır.

Kimya-i Saadet’te şöyle yazılmıştır: “Kuran’ı Kerim’in tefsiri üç kişinin kalbine açılmaz.

1- Arapça ilimlerini bilmeyene
2- Büyük günah işlemekte ısrar eden veya bid’at işleyene ki, onun işlediği günah ve bid’at yüzünden kalbi kararır. Bu yüzden Kur’anı anlamaktan aciz kalır.
3- İtikadi meselelerde zahiri manaya inanmış olup Kur’an-ı Kerimin herhangi bir cümlesi inancına ters düşünce bundan hoşlanmayan kişiye de Kur’an’ı anlamak nasip olmaz.

Allah bu üç kısımdan bizleri muhafaza eylesin.

Kur’an-ı Kerime mana vermeye kalkışan adama sorarlar: “Sen bunlardan hangisini biliyorsun” diye. Cevap veremez, tutulur. Çünkü ihtisas alanı başkadır. O fitneciliğin, bidatçiliğin tezini yapmıştır.

Kimisi de kız tavlama taktikleri alanında uzmandır ama bir bakarsınız Türkçe okuduğu mealden yola çıkarak ayeti tefsir etmeye kalkar.
Dolayısıyla hiç alakası olmadığı, bu ilimlerin onda birini bile bilmediği halde Kur’an’ı tefsir etmeye kalkışan insanların sapıtması normaldir. Çünkü tutunacağı dal, dayanacağı birşey yoktur.

BÜYÜK TEHLİKE
Bilerek saptıran ve ayetleri tahrif edenlerden başka cahil olup iki ayet bile okuyamayan insanlar da vardır. Cehalet mazeret kabul edilmeyeceğinden bu konudaki tehditleride sıralayalım:

Bir Hadis-i Şerifte buyruluyor ki:
“Kim, Kur’an’ın hükümleri ve anlamı hakkında bilgisiz olarak konuşursa, Cehennemdeki yerine hazırlansın.” (Tirmizi, Tefsir-i Kur’an 1)

İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
Kur’an-ı kerimin tefsiri, Resulullahtan işitildiği gibi yapılabilir. “Kur’an-ı kerimi, kendi görüşüne, anlayışına göre tefsir eden kâfir olur” hadis-i şerifi, bunu bildirmektedir.(1/234)

“Kur’an-ı kerimi, kendi görüşüyle açıklayan, doğru olsa dahi, mutlaka hata etmiştir“(Nesai)

Allah’u Teala böyle insanlara akıl fikir ihsan eylesin, şerlerinden Ümmeti Muhammed’i muhafaza eylesin.

http://www.ihvanlar.net/2011/10/15/kuran-i-tefsir-edebilmek-icin-gereken-15-ilim-dali/

kilicarslan
23-04-2013, 10:59
sayin Fakr kardes,

Cumartesi yasaginin müslümanlar icin gecerli olmamasi, yada kaldirilmasi hususunu nasil aciklayacaksiniz?

Eger nesh sadece tasdik etmek ise, ki ben öyle olmadigini düsünüyorum. Yine bir cok alim bu sekilde tanimlamaz neshi.

Daha sonra ben yaziyi dikaktlice okuyacagim, önce mesihci beyle bir konuyu halletmem lazim

selamlar..

RedveKabul
23-04-2013, 11:42
Siz böylesiniz işte Allah'tan korkmaz kuldan çekinirsiniz. Lafın devamını niye getirmiyorsun? Buraya kadar terbiyen elveriyor ama devamını söylemiyorsun, hakkında yanlış düşünceler oluşur diye noktalıyorsun. Allah'ı da mı kandırdığını zannediyorsun? Allah senin içinden geçen pisliği bilmiyor mu?

Dini algın o kadar yanlış ki bak seni adam bile edemiyor. Hemen ağzını bozuyorsun. En ufak bir alınganlıkta içindeki pislik ortaya çıkıyor. Din seni daha ahlaklı yapacağına görüldüğü üzere ahlaksızlaştırıyor. Din algını tekrar gözden geçir.

Diğer arkadaşlardan özür diliyorum ama bu söze kayıtsız kalamazdım.

Fakr
23-04-2013, 11:45
sayin Fakr kardes,

Cumartesi yasaginin müslümanlar icin gecerli olmamasi, yada kaldirilmasi hususunu nasil aciklayacaksiniz?

Eger nesh sadece tasdik etmek ise, ki ben öyle olmadigini düsünüyorum. Yine bir cok alim bu sekilde tanimlamaz neshi.

Daha sonra ben yaziyi dikaktlice okuyacagim, önce mesihci beyle bir konuyu halletmem lazim

selamlar..


Selam

Ben diyorum ki; nesh hükümü kaldırmak değildir. Nesh ''yok etmek, izale etmek, iptal,kopyalamak, yazmak, nakletmek, aktarmak''gibi anlamlara geliyor. Bu konuda dil bilimcilerin paylaşımlarına bakabilirsiniz. Bulamazsanız kaynakları ile burada paylaşabilirim.

Şimdi Allah ''bundan öncekilere'' diye ifade ettiği ayatlarda ve ''daha öncekilerden'' bahseden ayatlarda önceki kitaplarında /suhuflarında/vahiylerinde geçen şeylerin aynılarını Kur'an'da nesh etmiş yani nakletmiş, kopyalamış,aktarmıştır. Bu üç kavramın ayat bağlantısını Arap dili içerisinde kullanımı görürsünüz.Misal ''Zeyd kitabı harf harf yazılmak suretiyle nakletmişse 'neseha zeydun kitaben' derler. Yani Zeyd kitabı istinsah etti. Ayrıca istinsah hususunda Casiye Suresi ayat 29 a bakabilirsiniz.

AYET kullanımda ise; Güneşin gölgeyi iptal etmesi gibi kullanımlar söz konusudur...Yani indirilen vahiyin dışındakiler için kullanılır. Güneş, gölge, gece, gündüz,gençlik, ihtiyarlık vs.

Evet, Allah daha önceki gönderdiklerinin aynısını Kur'an'da da aktarması nakletmesinden dolayı tasdikleme durumuna atıfta bulundum...

Daha önce de ifade ettiğim üzere ''Cumartesi yasagı'' hakkındaki''yaklaşımınızı'' ortaya koyduğunda o konu hakkında yazacagım... Uzarsa eğer kısa bir iki cümle ile değinirim...

Not: Arap dili üzerinden gitme nedenlerimden birisi Allah'ın bize Kur'an'ı Arap dili üzerinden göndermesidir.Allah Kur'an'daki mesajını Arap dili ile üzerinden verdiği için Arapların kullanılan kavramları nasıl bildiklerini anladığımıza zaman daha kolay,daha hızlı yol alır ve mesajı doğru anlarız...

Selametle...

Son.Fedai
23-04-2013, 12:15
Siz böylesiniz işte Allah'tan korkmaz kuldan çekinirsiniz. Lafın devamını niye getirmiyorsun? Buraya kadar terbiyen elveriyor ama devamını söylemiyorsun, hakkında yanlış düşünceler oluşur diye noktalıyorsun. Allah'ı da mı kandırdığını zannediyorsun? Allah senin içinden geçen pisliği bilmiyor mu?

Dini algın o kadar yanlış ki bak seni adam bile edemiyor. Hemen ağzını bozuyorsun. En ufak bir alınganlıkta içindeki pislik ortaya çıkıyor. Din seni daha ahlaklı yapacağına görüldüğü üzere ahlaksızlaştırıyor. Din algını tekrar gözden geçir.

Diğer arkadaşlardan özür diliyorum ama bu söze kayıtsız kalamazdım.
He he öyledir

Hadi selam sana..

Fakr
23-04-2013, 12:23
Selam


1)Kur'an'da ''ayet'' ve çoğulu''ayat'' farklı kullanımları vardır.(Bundan sonraki mesajımda bu ayetlerinhepsinin numarasını vereceğim. Oradan karşılaştırma yapabilirsiniz.)


'’Ayet ve Ayat’’ ayrımını görebilme adına mesaj olarakg öndereceğimi ifade ettiğim ‘’mesaj’’…

''Âyet'' kelimesi Kur'an'da toplam 86'sı tekil ''âyet''; 295'i ise çoğul ''âyât'' ;1 yerde de tesniye ''âyeteyn''şeklinde 382 kez kullanılmıştır.

Bu kullanımlar/ayatlar;

2/Bakara, 39, 41, 61, 73, 99, 106, 118, 118, 129, 145,151, 164, 187, 211, 219, 221, 231, 242, 248, 248, 252, 259, 266;
3/Âl-i İmrân, 4, 7, 11, 13, 19, 21, 41, 41, 49, 49, 50,58, 70, 97, 98, 101, 103, 108, 112, 113, 118, 164, 190, 199;
4/Nisâ, 56, 140, 155;
5/Mâide, 10, 44, 75, 86, 89, 114;
6/En’âm, 4, 4, 21, 25, 27, 33, 35, 37, 37, 39, 46, 49,54, 55, 65, 68, 93, 97, 98, 99, 105, 109, 109, 118, 124, 126, 130, 150, 157,157, 158, 158;
7/A’râf, 9, 26, 32, 35, 36, 37, 40, 51, 58, 64, 72, 73,103, 106, 126, 132, 133, 136, 146, 146, 146, 147, 156, 174, 175, 176, 177, 182,203;
8/Enfâl, 2, 31, 52, 54;
9/Tevbe, 9, 11, 65;
10/Yûnus, 1, 5, 6, 7, 15, 17, 20, 21, 24, 67, 71, 73, 75,92, 92, 95, 97, 101;
11/Hûd, 1, 64, 59, 96, 103;
12/Yûsuf, 1, 7, 35, 105;
13/Ra’d, 1, 2, 3, 4, 7, 27, 38;
14/İbrâhim, 5, 5;
15/Hicr, 1, 75, 77, 81;
16/Nahl, 11, 12, 13, 65, 67, 69, 79, 101, 101, 104, 105;
17/İsrâ, 1, 12, 12, 12, 59, 59, 98, 101;
18/Kehf, 9, 17, 56, 57, 105, 106;
19/Meryem, 10, 10, 21, 58, 73, 77;
20/Tâhâ, 22, 23, 42, 47, 54, 56, 126, 127, 128, 133, 134;
21/Enbiyâ, 5, 32, 37, 77, 91;
22/Hacc, 16, 51, 52, 57, 72, 72;
23/Mü’minûn, 30, 45, 50, 58, 66, 105;
24/Nûr, 1, 18, 34, 46, 58, 59, 61;
25/Furkan, 36, 37, 73;
26/Şuarâ, 2, 4, 8, 15, 67, 103, 121, 128, 139, 154, 158,174, 190, 197;
27/Neml, 1, 12, 13, 52, 81, 82, 83, 84, 86, 93;
28/Kasas, 2, 35, 36, 45, 47, 59, 87;
29/Ankebût, 15, 23, 24, 35, 44, 47, 49, 49, 50, 50;
30/Rûm, 10, 16, 20, 21, 21, 22, 22, 23, 23, 24, 24, 25,28, 37, 46, 53, 58;
31/Lokman, 2, 7, 31, 31, 32;
32/Secde, 15, 22, 24, 26;
33/Ahzâb, 34;
34/Sebe’, 5, 9, 15, 19, 38, 43;
36/Yâsin, 33, 37, 41, 46, 46;
37/Sâffât, 14; 38/Sâd, 29;
39/Zümer, 42, 52, 59, 63, 71;
40/Mü’min, 4, 13, 23, 35, 56, 63, 69, 78, 81, 81;
41/Fussılet, 3, 15, 28, 37, 39, 40, 44, 53;
42/Şûrâ, 29, 32, 33, 35, ;
43/Zuhruf, 46, 47, 48, 69;
44/Duhân, 33;
45/Câsiye, 3, 4, 5, 6, 6, 8, 9, 11, 13, 25, 31, 35;
46/Ahkaf, 7, 26, 27;
48/Fetih, 20;
51/Zâriyât, 20, 37;
53/Necm, 18;
54/Kamer, 2, 15, 42;
57/Hadîd, 9, 17, 19;
58/Mücâdele, 5;
62/Cum’a, 2, 5;
64/Teğâbün, 10;
65/Talâk, 11;
68/Kalem, 15;
74/Müddessir, 16;
78/Nebe’, 28;
79/Nâziât, 20; 8
3/Mutaffifîn, 13;
90/Beled, 19.

Bu kullanımlarda/ayatlarda;

''Âyât'' kelimesi Kur'an ve Kur'an dışındaki ayetler için kullanırken;(Yani hem ''indirilen âyetler'' için hem de ''kevni ayetler''''luğat anlamları'' vb. için kullanılmıştır.)

''Âyet'' kelimesi ise sadece Kur'an dışındaki âyetler için kullanılmakta...(Gece-gündüz gibi ayetlerin dışında lugat anlamları ile de kullanılmıştır-Delil, ibret, ders, mucize, alamet vb.)

Kur'an'dan bahseden daha geniş bir ifade ile indirilen ''ayetler'' için sadece ''âyât'' kelimesi kullanılmış. Hiçbir yerde' 'âyet'' kelimesi geçmiyor...

Selametle…

kilicarslan
23-04-2013, 13:27
Selam

Ben diyorum ki; nesh hükümü kaldırmak değildir. Nesh ''yok etmek, izale etmek, iptal,kopyalamak, yazmak, nakletmek, aktarmak''gibi anlamlara geliyor. Bu konuda dil bilimcilerin paylaşımlarına bakabilirsiniz. Bulamazsanız kaynakları ile burada paylaşabilirim.

Şimdi Allah ''bundan öncekilere'' diye ifade ettiği ayatlarda ve ''daha öncekilerden'' bahseden ayatlarda önceki kitaplarında /suhuflarında/vahiylerinde geçen şeylerin aynılarını Kur'an'da nesh etmiş yani nakletmiş, kopyalamış,aktarmıştır. Bu üç kavramın ayat bağlantısını Arap dili içerisinde kullanımı görürsünüz.Misal ''Zeyd kitabı harf harf yazılmak suretiyle nakletmişse 'neseha zeydun kitaben' derler. Yani Zeyd kitabı istinsah etti. Ayrıca istinsah hususunda Casiye Suresi ayat 29 a bakabilirsiniz.

AYET kullanımda ise; Güneşin gölgeyi iptal etmesi gibi kullanımlar söz konusudur...Yani indirilen vahiyin dışındakiler için kullanılır. Güneş, gölge, gece, gündüz,gençlik, ihtiyarlık vs.

Evet, Allah daha önceki gönderdiklerinin aynısını Kur'an'da da aktarması nakletmesinden dolayı tasdikleme durumuna atıfta bulundum...

Daha önce de ifade ettiğim üzere ''Cumartesi yasagı'' hakkındaki''yaklaşımınızı'' ortaya koyduğunda o konu hakkında yazacagım... Uzarsa eğer kısa bir iki cümle ile değinirim...

Not: Arap dili üzerinden gitme nedenlerimden birisi Allah'ın bize Kur'an'ı Arap dili üzerinden göndermesidir.Allah Kur'an'daki mesajını Arap dili ile üzerinden verdiği için Arapların kullanılan kavramları nasıl bildiklerini anladığımıza zaman daha kolay,daha hızlı yol alır ve mesajı doğru anlarız...

Selametle...

aleykum salam
@Fakr (http://www.ihvanforum.org/member.php?u=100176) kardesim,

ben daha sonra insaALLAH önceki yazdiklarinizi inceleyecegim, üstüne yogunlasacagim.

Ancak benim takildigim konu hala "cumartesi yasagi", bunu "hükmün kaldirilmasi"* disinda baska bir izahla aciklamak mümkün gözükmüyor. Elmalili Hoca Tefsirinde bakara 105-106 da cumartesi halkini misal getirir.

Bu hükmün kaldirilmasini asla Allahin ayetleri arasinda bir celiski olarak görmüyorum. Cünkü onlar baska bir ümmet biz ise baska bir ümmetiz. Ve onlar o yasagi kendi elleriyle yaptiklari yüzünden aldilar. Onlarin yaptiklarindan biz sorumlu olamazdik, bu yasagin kaldirilmasi adaletin geregi olsa gerek. Ve bu celiski falan da degil. Yine cumartesi yasagi gibi, seriatler arasi farkliliklar olabilir, bu celiski falan da degil.


*sonradan gördüm iptal, yok etme demissiniz Nesh icin. Bir hüküm/yasak iptal edilincede , o hüküm/yasak kalkmis olur.
Lugati manada dogrudur dedikleriniz, Seri manada nesh bir hükmün, baska bir delillr kaldirilmasidir . Önceki hükm iptal olur yani kaldirilir.

selamlar..

NOT: ayat ve ayet konusunu tekil ve cogul sekilde anlatirsaniz baskalarida daha kolay anlar. Biliyorusnuz araplar zaten "a" diye okur, ancak cogulda uzatirlar اٰيَاتِه۪" ayaatihi" gibi.

Son.Fedai
23-04-2013, 13:41
Ne oldu

Sıkışınca sen de mi aynı yola başvurdun?

Sen de pek fena değilsin anlaşılan

Demek ki bunun benle değil senle bir alakası varmış...

Hadi bakalım

Selam sana

Yolun açık olsun

Seni @fakiri (http://www.ihvanforum.org/member.php?u=25965) amcaya havale ediyorum

Hakkından ancak o gelir

kilicarslan
23-04-2013, 14:30
@Fakr (http://www.ihvanforum.org/member.php?u=100176) kardes
birde sunu eklemek isterim.

"Ayet" kelimesinin kullanildigi yerlerde burdan maksadin vahy olmadigini söylemistiniz. Örnegin "mucize" gibi.

Bismillah
Nahl 101 :"Ve izâ beddelna ayeten mekâne ayetin vAllâhu a’lemu Bima yünezzilu kalu innema ente müfter* bel ekseruhüm lâ ya’lemun;"
[Bir âyeti bir âyetin yerine bedel yaptığımız vakit Allah indirdiğine ve indireceğine alem iken o Şeytan yârânı: «Sen sırf bir müfterisin» dediler, hayır onların çoğu bilmezler. (Elmalı)]
de tekil sekilde "ayetin" اٰيَةٍۙ geciyor, burda "vahy" kast edilmiyormu ? Biliyorum simdi siz neshden bahsetmiyor diyeceksiniz, ben "ayetin" ifadesinden kastin "vahy" seklinde kullanildigini ifade etmek icin bu örnegi verdim.

------------
bir ekleme daha..

nesh konusunda Diyanet Tefsirinde gecen İmam Ebü’l-Hasan el-Mâverdî aciklamasi su an benimsedigim bir aciklama. Nahl 101´de "ayetin" ifadesinin de vahye atif yapmasi bunu destekler nitelikte. Yine sebebi nüzul da bunu destekliyor kanimca.

İmam Ebü’l-Hasan el-Mâverdî’nin en-Nüket ve’l-uyûn adlı tefsirinde (III, 214) aktardığı başka bir görüşe göre konumuz olan âyette Kur’an’ın bir âyetinin başka bir âyetle değiştirilmesi değil, yüce Allah’ın eski bir dinin hükmünü (o hükmü bildiren âyeti) sonradan gelen bir dinin hükmüyle (meselâ Tevrat ve İncil’deki bir hükmü Kur’an’ın bir âyetiyle) değiştirmesi kastedilmiştir

Burdan bakabilirsiniz>http://kuran.diyanet.gov.tr/Kuran.aspx#16:101

Yine nesh konusunda güzel bir aciklamada diyanet tefisrinde var http://kuran.diyanet.gov.tr/Kuran.aspx#2:106




vesselam

fakiri
23-04-2013, 15:30
http://www.ihvanforum.org/images/misc/quote_icon.png Çöl Aslanı Nickli Üyeden Alıntı http://www.ihvanforum.org/images/buttons/viewpost-right.png (http://www.ihvanforum.org/showthread.php?p=1227856#post1227856) Kur'an zemininde bazı şeyleri münazara etmek bazılarının huzurunu bozuyor. Onların inanç dünyasında Kur'an, kulağa hoş gelen, mistik duygular yaşatan bir melodi, mezarlıklarda okunan ölü kitabı, bazı sayılarda okunuca yarar sağlayan tılsımlı bir metinden başka birşey değil..

aynen öyle
camilerde hocalar Kuran okuyorlar
hocanin sesi güzel olursa basliyor müslümanlar aglamaya
hocanin sesi güzel olmazsa iyi okuyamadin bizi aglatamadin
diyorlar. Gercekten kurani melodi haline getirmisler
Eğer, bu yakıştırmalar zan ve iftira değilse, şu halde dünyada zan ile konuşan kimse de yok demektir ! Birisi yönetimden olmak üzere iki niyet ve inanç okuma uzamanı ...

fakiri
23-04-2013, 15:38
Bu konu bundan 6 sene evvel şu linklerde açılmıştı vedelilleriyle ortaya koyulmuştu. Öğrenmek isteyenler ve meraklısı olanlar içinlinkleri veriyorum:



http://www.ihvanforum.org/showthread.php?64807-Kur’an-ı-kerimde-nesh-vardır (http://www.ihvanforum.org/showthread.php?64807-Kur’an-ı-kerimde-nesh-vardır)



http://www.ihvanforum.org/showthread.php?38830-Kuran%E2%80%99da-nesh-var-m%C4%B1/page11 (http://www.ihvanforum.org/showthread.php?38830-Kuran%E2%80%99da-nesh-var-m%C4%B1/page11)

Fakr
23-04-2013, 19:47
aleykum salam
@Fakr (http://www.ihvanforum.org/member.php?u=100176) kardesim,

ben daha sonra insaALLAH önceki yazdiklarinizi inceleyecegim, üstüne yogunlasacagim.

Ancak benim takildigim konu hala "cumartesi yasagi", bunu "hükmün kaldirilmasi"* disinda baska bir izahla aciklamak mümkün gözükmüyor. Elmalili Hoca Tefsirinde bakara 105-106 da cumartesi halkini misal getirir.

Bu hükmün kaldirilmasini asla Allahin ayetleri arasinda bir celiski olarak görmüyorum. Cünkü onlar baska bir ümmet biz ise baska bir ümmetiz. Ve onlar o yasagi kendi elleriyle yaptiklari yüzünden aldilar. Onlarin yaptiklarindan biz sorumlu olamazdik, bu yasagin kaldirilmasi adaletin geregi olsa gerek. Ve bu celiski falan da degil. Yine cumartesi yasagi gibi, seriatler arasi farkliliklar olabilir, bu celiski falan da degil.



Selam

Öncelikle ‘’parmağa değil de işaret ettiği yere bakmak’’ uygun olacaktır.

Sözlerimin doğru anlaşılması ümidiyle sözlerimizi devam ettirelim.

Sebt ile ilgili iki ana hususa dikkat çekmek istiyorum. Bu durumlar ilk olarak 7. Gün, sonrasında ise ‘’hüküm’’ vurgusu…

Her vahiy ‘’ahkâm ayatı’’ anlamına gelmez. Bu ahkâm ayatları hüküm içeren ayatlardır. Bu hüküm içeren ayatlarında ana mesajı/hedefi vardır. Burada o muradı yaklaşma adına bir yöntem/yol belilenebilir. Yani somut bir uygulama ile asıl gaye gerçekleştirilebilir. Gaye edinilen ana hedeftir. Zaten Şeriatte sözlükte,insanı bir ırmağa, su içilecek bir kaynağa ulaştıran yol anlamına gelir. Yani ana hedefe/kaynağa ulaşma hususunda yol/sıratı mustakiym…

Bu yolda araçlar/emir-yasaklar bizim mutluluğumuz içindir.Amaç ise Allah’ın rızası…

Yahudiler Allah’ın 6 günde şunu şunu yarattı sonrasında göğe yöneldi ve 7. Günde ‘’dinlendi’’ demektedirler.Bu ‘’dinlenme’’ yorgunluk anlamında değildir.
Bu ‘’dinlenme’’vurgusu üzerinden bir ‘’literaratür’’ geliştirir ve kendi inanışları içerisinde şekillendirmeye çalışırlar. Bu şekillendirmelerden dolayı yanlış sonuçlara ulaşır ve gazaba uğrayanlardan olurlar. Allah Yahudilerden bahsederken ‘’gazaba uğrayanlar’’ diye anar onların yolundan gidenlerden olan Hıristiyanları da ‘’delalet’’ile anar.

Bu 7. Günde ‘’dinlenmeyi’ ’tahrif etmeleri nedeniyle eleştirilir.

Sebt’i kendileri için ‘’Cumartesi’’günü diye anarlar. Çünkü 7. Gün Cumartesidir. Bu günde dinlenen Allah Cumartesi günü ‘’dinlenmeye çekilmiş’’ hiçbir şeye karışmamaktadır. O zaman ‘’Biz Yahudiler Allah’ın has kullarıyız o zaman biz de karışmayız’’ ile ‘’dinlenme/tatil gününe’’ dönüşmüştür.

Bu inanış tahrif olmuş bir inanışın yansıması ve doğal olarak bunu besleyecek argümanların oluşturulmasına neden olmuştur. Bu yönde ‘’rivayetler’’ oluşturulmuştur. Ve bilinen sahne ortaya çıkmıştır.

Kur’an ise bunu şöyle anlatır:6 günde yaratılışından bahsettikten sonra arşa istiva ettiğinden bahseder.Bu ‘’dinlenme’’ değil ‘’yönetimdir’’. Her an bir şen’dedir diyerek inanışlarını reddeder.7. günüde Ahiret günü ilan eder ve amellerin karşılıklarının yaşanacağı gündür der.

Bunu neden anlattım.Nedeni bu ''Cumartesi günü'' vurgusunun tahrif süreçi ana hatları ile bu olması dolayısıyladır.

Bu genel bilgi süreçinde sonrasında asıl kısıma girelim.Hüküm sebt'i uygulamaktır.Peki sebt nedir?

Sbt: Belirli bir zaman dilimini belirli bir alanda geçirmek demektir. Sebt 7 günde bir belirli bir yerde toplanıp ‘’ahirete yani 7. Güne yatırım yapmaktır’’.

Bu 7 günde bir toparlanma bazı kavimlerde bilinen bir olay. Bu toplantı günü ‘’Cuma günüdür’’.Bu Cuma günü(Bildiğimiz ''Cuma günü değilde ''toplanma/toplantı'' cum'a karşılığıdır.Ama tırnak işareti içinde verilerek kullanılan isim kullanılmıştır.) Arap toplumunda bilinen ve uygulanan bir durum idi. Ve daha öncesinde ‘’ YEVM'ÜL ARUBA’’(Yedinci Cennet Günü)diye anılmakta idi. Sonrasında bu isim ‘’Yevm’ül Cum'a(Toplantı Günü)’’ diye ifade edilmiştir.

Sizin‘’Cumartesi yasağı’’ diye bahsetmeye/açmaya çalıştığınız durum budur. Yahudiler sebt’te kendilerine aynı bizlere bildirildiği üzere alışverişi bırakıp toplantı yerine gidip yapmaları sorumlu oldukları şeyleri yapmaları emredilmişken onlar o kadar dünya işleri üzerine yoğunlaşmış ve para kazanma peşinde olduklarından dolayı bu emre kulak vermemeye başlamışlar bunun sonucunda ‘’aşağılık maymunlar’’ ol’muşlardır.

Maymun sözcüğü Arap dilinde ‘’iştah ve arzuya gem vuramayan taşkın insanlar’’için kullanılan bir sözcüktür.

Bu sebt’te hut’ları akın akın gelmekte sebt ‘’bitince’’ hut’ları ‘’gelmemekteydi’’…

Allah daha önceki ümmetlere bildirdiği bir durumu bize de bildirmiş ve bizim toplantı gününde çağrıldığımız zaman alışverişi/tüm işlerimizi bırakıp çağrıya uymamız gerektiğini söylemiştir.

Bu konunun daha netleşmesi adına Cuma Suresi üzerinde araştırma yapmanızı tavsiye ederim.

Yani Sebt devam etmektedir...

Durumun ‘’balık tutma’’ ‘’ağ atma’’ gibi durumlarla hiç alakası yoktur.

Bu durumun netleşmesiadına da ilgili ayetlerde geçen ‘’hut’’ kavramının açıklanması gerekmektedir.Daha öncede paylaştığım bir yazıdan bölüm alarak bunu açıklamak istiyorum…(Paylaşılan link: http://www.ihvanforum.org/showthread.php?129881-Yunus(as)-Ve-Kıssası&highlight=)

Konunun doğru tanımlanması adına bu kavram üzerinde durmak gerekmektedir.


''Hut’’ kavramını açıklamaya geçmeden önce önemli olan bir şeyi hatırlatalım. Bu önemli şey; Sularda yaşayan balıkların asıl adının ‘’semek’’ olduğudur.

‘’Hut’’sözcüğü, dil bilimcilerinin bir kısmına göre "balık", birkısmına göre de"büyük balık" demektir. Bu anlamıyla sözcük, tatlı ve tuzlu sularda yaşayan soğukkanlı omurgalıların genel adı olmakla beraber, eski çağlardan beri bilinen burçlar kuşağındaki bir takım yıldızın adı olarak da kullanılmaktadır

Bu sözcüğün kökü olan ‘’h-v-t’’, Arap dilinde ‘’hut’’ve ‘’havt’’olmak üzere iki türlü okunur. Bu okunuşlara göre ortaya çıkan iki sözcüğün Bedeviler arasındaki kullanımı ise şu anlamlara gelmektedir:

‘’Hut’’sözcüğü‘’ve sahip la hayre fisebabihi/Huten, iza mazadena/ …’’ mısraları olan bir şiirde tespit edilmiştir.Sözcük burada "ağır ağır da yutsa, çabuk çabuk da yutsa kendisine kâfi gelmeyen (doymayan, doyma duygusu olmayan)" anlamında kullanılmıştır.‘’Havt’’sözcüğü ise "kuşun suyun çevresinde veya vahşi hayvanın bir şeyin çevresinde dönüp durması, oradan ayrılmaması" anlamındadır. Buna da İslam öncesi ve sonrası dönemden birçok örnek mevcuttur.(Lisanu'l-Arab; c.2, s. 644)

Bu açıklama(lar)dan anlaşıldığına göre, ‘’hut’’ sözcüğü aslında doyma hissi olmadığı ve doyduğunu bilmediği için balıklara yakıştırılmış bir sıfattır, balık demek değildir.(Burada iki durum söz konusudur.Birincisi sadece burada bir cümle ile değineceğimiz Ninova’nın ambleminin balıklardan oluşması ikincisi ise yukarıda ifade ettiğimiz doymamazlık vb. gibi anlamlardır.) Nitekim biraz öncede ifade ettiğim üzere,sularda yaşayan balığın esas adı ‘’semek’’’tir.

‘’Hut’’sözcüğünün Kur’an'da yer aldığı pasajlardaki anlatım dikkate alındığında, sözcüğün daima" sebebiyet mecaz-ı mürseli" şeklinde kullanıldığı görülmektedir. Yani, sebep olan"hırs ve doyumsuzluk" zikredilmekte fakat hırsın insanda sebep olduğu"bunalım ve karamsarlık" kastedilmektedir.


Konuyu ana hatları ile bu şekilde özetleyebilirim…

Selametle…

lafons7275
23-04-2013, 20:01
http://www.reddulmuhtar.com/Forum/showthread.php?507-Nesh-hakk%FDnda-bilgi-verebilir-misiniz

Fakr
23-04-2013, 20:01
Selam Kılıçarslan

Ayat-ayet ayrımı/kullanımı hakkında bir ''Lügat ilminden'' anlayan ve ''Dil ilimi'' ile uğraşmış kişilerden faydalanmanızı rica ediyorum.O zaman olay daha netleşir.Bu vesile ile aynı şeyleri konuşmak zorunda kalmayız...

Allah'a emanet...

kilicarslan
23-04-2013, 20:15
Selam Kılıçarslan

Ayat-ayet ayrımı/kullanımı hakkında bir ''Lügat ilminden'' anlayan ve ''Dil ilimi'' ile uğraşmış kişilerden faydalanmanızı rica ediyorum.O zaman olay daha netleşir.Bu vesile ile aynı şeyleri konuşmak zorunda kalmayız...

Allah'a emanet...

@ Fakr kardes

yapmayin lütfen cumartesi yasagindan kast ettigim kesinle 7 günde bir toplanma degil. Kast ettigim " avlanma yasagi", ve daha bunun gibi onlara haram ancak müslümanlara helal olan baska hükümlerde var. Bu acikca neshtir. Onlara gecerli olan hüküm iptal edilmis, kaldirilmis.

Lütfen rica ediyorum, teorinize uyacak diye bazi seyleri yok saymayiniz.

Size bundan bir önce paylastigim tefsiri tavsiye ederim. Orda da yine seriatler arasinda neshten(hükmün iptali) bahsediliyor. Bu konuda ikna edici degilsiniz neyazikki.

Ayat , ayet konusunda lugatlik bir sey oldugunu sanmiyorum. "Ayete" vahy disi bir manayi siz yüklediniz, bu olabilir ancak tekil manada ayatin olmayacagi anlamina gelmez. Nitekim Nahl 101 ´de odugu gibi , burda tutmayinca llugat diyorsunuz. Tefsirciler de yanlis yapmis demeye getiriyorsunuz. Burda gecen "ayet" "ayat"in tekilidir, yani vahydir. Ibn Abbasa göre burda söz konusu olan daha sert ayetlerin yerini söylem olarak daha yumusak ayetlere terk etmesi"dir . Burdan anlasilacagi üzre burda söz konusu olan vahydir. Burdan herketle sizin iddianiz havada kalir.

Önceki ümmetlere getirilmis bir yasagin, daha sonraki ümmetler icin iptal edilmesinin daha baska örnekleri var. Yine bu tefsirde de söyleniyor.
http://kuran.diyanet.gov.tr/Kuran.aspx#2:106

Kusura bakmayin ikna edici degil, söyleminiz.

Fakr
23-04-2013, 22:08
@ Fakr kardes

.

Selam Kılıçarslan

Benim bu konudaki yaklaşımımı ifade ettim.Bunu söyleyen ilk kişi ben değilim.Son da olacak değilim...

Konuştuklarım ise burada asılı durmaktadır...Sözlerimin arkasında olduğumu ifade ederim...

Sizde yaklaşımınızı ifade ettiniz...

Tercihimizi yapmış durumdayız...Acizane kendime de sizlere de tavsiyem bu konu hakkında genişlice araştırmak ve doğruya ulaşma hususunda çaba sarfetmemizdir...

Herkes tercihinin sonucunu yaşayacaktır...

Bu ana kadar yazdıklarım içerisinde herhangi bir yanlışlık varsa o benim nefsimdendir,doğrular ise Allah'tandır...Eğer bir yanlışlık varsa bundan dolayı Rabbimden af dilerim.O benim niyetimi bilmektedir...

Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır...

Selametle...

müttaki
24-04-2013, 23:08
bizim anlayışımız şöyle

nesh konusunu toplumsal kurallar yönünden ele alırsak;

içkinin efendimiz zamanına kadar içilmesinde bir beis yok iken kuranda bunun yasaklanması.
bu toplumsal kurallar yönünden hanif olan din sürecinde eski hükmü kaldıran bir uygulamadır.

farklı yerler açısından bakarsak, bir hanımın evinde ziynetlerini sergilerken evin dışında
ziynetlerini örtmesi gibi bir durumda ev halinde ki hüküm dışarda geçersizdir. evin hükmü
evde ev dışında ki hüküm evin dışında geçerlidir. eve giriş dışardaki hükmü nesh ederken,
dışarı çıkış ev halinin neshidir.
farklı yerlerde ki bu nesh ediş, farklı algılarda da ortaya çıkar. ilim tekamül halindedir.
yeni bir idrak eski algıyı nesh eder.

bir ayette mal mülk evladı iyal sizin için bir fitnedir derken başka bir ayette mal mülk
evladı iyal sizin için birer ziynettir diye geçer. burada kişinin algısı/nefs mertebesi yerini belirler.
iki ayette bu mertebelerde bulunanlar için hükmünü sürdürür. yani nefs bunları sahipleniyorsa
nefs için bunlar bir fitnedir. fakat nefs sahiplenmeyi bırakıp bunların sahibinin Allah olduğunu
kabullendiğinde birer ziynet olurlar. fakat burada nesh olan ayet değil kişinin nefsidir. çünkü
malı mülkü sahiplenenler için mal ve mülkün fitneliği sürerken, hakka teslim olanlar içinde
ziynetliği sürmeye devam eder. fakat iki hüküm aynı mertebede geçerli olmaz birbirlerini nesh ederler.

lafons7275
25-04-2013, 05:53
http://www.reddulmuhtar.com/Forum/showthread.php?507-Nesh-hakk%FDnda-bilgi-verebilir-misiniz

fakiri
25-04-2013, 16:40
Biz daha önce buradaki 99. Mesajımızda konunun okunması için iki link verdik ve dedik ki, “Bu konu mezhebsiz ve modernistlerle daha önce tartışıldı ve delilleri ortaya koyuldu.” Sanırım hiç kimse o iki linki tıklayıp bakmadı! Şu hâlde bize düşen o linklerdeki hakikatları ve delilleri NESH MUNKİRLERİNİN gözlerinin içine girercesine önlerine koymak ve bu hakikatların kafalarında yer etmesini sağlamak …

Not : YARASALAR gün ışığında okumalıdırlar.



Ayetlerde Nesh olduğunu bizzat Rabbimiz şöyle buyuruyor :

Bakara Sûresi :106
[Herhangi bir âyeti biz nesih veyahut nisyan ettirirsek kullarımız hakkında o âyetten daha hayırlı veyahut ahkâmıyla amelin suhuletinde ye ecr-ü mesubatında ona müsavi olan bir âyeti getiririz. Allah-u Tealâ'nın herşeye kadir olduğunu ey Resûl-ü Ekrem'im sen bilmedin mi? Elbette bildin.] Şu halde Allah-u Tealâ bir âyeti ve ahkâmını kaldırıp yerine ondan hayırlısını getirmeye dahi kadirdir.

N e s i h ; indeş-şer' bir hükm-ü şefinin muahhar bir delil-i şer'î ile ref ve izale olunmasıdır. Bir âyetin hükmü bir zamana mahsus olarak nazil olur. O zamanın hitamında Vâcib Tealâ onun hilâfına veyahut umumi ise hususi bir âyet inzaliyle o âyetin hükmünü kaldırır ve binaenaleyh; o âyetin hükmü nihayet bulmuş olur.
Nesih; ilm-i usulde beyan olunduğu veçhile üç suretle cereyan eder: B i r i n c i s i ; lâfzı ve manâsı mensuh olur. İ k i n c i s i ; yalnız manâsı mensuh, lâfzı baki olur. Ü ç ü n c ü s ü ; lâfzı mensuh, manâsı baki olur. Nesih; aklen ve sem'an caiz ve naklen vakidir. Çünkü; Resûlullah'a nazil olan Kur'ân; kütüb-ü sabıkanın cümlesini neshettiği gibi İncil, Tevrat'ın ve Tevrat kendinden evvelki şerayiin birçok ahkâmını neshetmişlerdir. Meselâ Hz. Âdem şeriatinde zürriyet-i Ademin tekessürü matlub olup meydanda Âdem'in sulben evlâdından başka kimse olmadığından kardeşin kardeşi tezevvüc etmesi meşru idi. Zira; hâl ve maslahata ve takib olunan gaye ve hikmete muvafık olan da bu idi. Biraz müddet sonra insanlar tekessür ettiğinden kardeşin kardeşi nikâh etmesine ihtiyaç kalmadığı cihetle bu hüküm nesholunmuştur. Hz. Nuh (A.S.) şeriatinde hayvanatın her ney'ini ekletmek mubah idi. Hz. Musa şeriatinde hayvanattan birçoklarının ekli nesholunmuş ve şeriat-i Muhammediye makablinde olan şeriatleri furû' cihetinden neshetmiştir. Lâkin usul-ü itikadiye cemii şerayi'de müsavi olup asla tegayyür kabul etmediğinden mesail-i itikadiyede nesih yoktur.
Nesih; emir ve nehiy gibi ahkâma müteallik olan kısımlarda cari olup vukuat-ı hikâye ve haber kısımlarında cari olmaz.
Kur'ân-ı azimüşşan'da nesih vakidir. Meselâ; zevci vefat eden hatunun iddeti bir senede tamam olacağına dair olan âyet dört ay on günde iddetini ikmal edeceğine dair olan âyetle nesholunduğu gibi iptida-yı islâmda huzur-u Risalette fısıltı yapacak kimse sadaka vermekle memur iken, badehu sadaka nesholunmuştur. Kıtal ile iptida emrolunduğunda bir müminin on kâfire karşı sabır 197 ve sebatı vacip iken sonra bir kişinin iki kâfire karşı sabır ve sebatı vacip olup ziyadesi nesholunmuştur. Çünkü; bir zamanda emzice ve bünye-i insaniyeye muvafık devanın diğer zamanda muvafık olmadığı gibi bir zamanda insanların mizaç ve bünye mesalihine muvafık olan ahkâmın diğer zamanda muvafık olmadığından evvelki hüküm nesholunur, yerine ondan daha kolay ve mesalihe muvafık ikinci bir hüküm gelir.
«Bir âyeti neshedersek ondan hayırlısını getiririz» demek; «İbad üzerine gayet kolay ve menfaatta ziyade ve sevabı çok olan hükmü getiririz.» demektir. Yoksa, «Bir âyet diğer âyetten hayırlıdır» manâsına değildir. Zira; kelâm-ı ilâhinin cümlesi müsavidir.
Teheccüd namazının farziyeti nesholundu. Çünkü; ibad için dünyaca külfet ve meşakkat kalktığından farziyetinin neshi hayırlıdır.
Eyyam-ı madudatta oruç bütün Ramazan ayında oruca tahvil olundu. Gerçi ekall-i neshile eksere tahvilde ebdan üzere külfet ve meşakkat vardır. Lâkin ecr-ü sevabı çoktur. Amma bir hükmü nesihle onun mukabilinde mislini getirmekte sevap aynıdır. Zira nasih; mensuha müsavidir. Meselâ kıble (Beyt-i Mukaddes) iken (Kâbe-i Muazzama)'ya tahvil olunduğu gibi. Her iki cihete teveccühte külfet müsavi olduğu gibi sevap dahi müsavidir.
Gerçi Mutezile mensuh olan âyetin mukaddem, nasih olan âyetin muahhar olup muahhar olan bir şeyin kadim olamayacağını beyanla Kur'ân’ın hadis olmasını bu âyetle istidlal ediyorlarsa da nasih ve mensuh olmak elfaz ve ibaratın avarızından olup elfaz ve ibaratın hadis olduğunda ise niza' olmadığı cihetle nesholan elfazın hadis olmasından kelâm-ı ilâhinin hadis olması lâzım gelmez.
Tefsir-i Hazin'de beyan olunduğu veçhile âyetin sebeb-i nüzulü kâfirler «Muhammed (S.A.) eshabına bir gün birşeyle emreder, yarın nehyeder ve birgün bir söz söyler, yarın sözünden döner. Şu halde her ne söylerse kendi indinden söyler» demeleri üzerine bu âyet nazil olmuştur.
(http://www.ihvanforum.org/post_thanks.php?do=post_thanks_add&p=643595&securitytoken=1366903063-a128672e28a00a7ce1b51b39ff3479ae36938908)
Beğen (http://www.ihvanforum.org/post_thanks.php?do=post_thanks_add&p=643595&securitytoken=1366903063-a128672e28a00a7ce1b51b39ff3479ae36938908)

"N e s h" ne demektir ? diye size bir soru sorulmamıştı ! "Kuran'da nesh yoktur !" dediniz biz de nesh olduğunu ayetle ortaya koyduk. Ayrca, bize göre nesh'in tarifi yazımızın ilk cümlesinde yapılmıştı.
Yani, N e s i h ; indeş-şer' bir hükm-ü şer-i şerifin muahhar bir delil-i şer'î ile ref ve izale olunmasıdır. Yani, şer-i şerife göre bir kelime ele alındığında o kelime için lügavi değil, ıstılahtaki manâsı önemlidir. Istılahtaki manâsı da yukarıda yazıldığı gibidir. Bence siz bu tarifi anlamak için en azından bir-kaç gün araştırma yapmalısınız. Çünkü, böyle bir tarife karşılık ilköğretim çocuklarının bir kelime anlamını lügatlara bakarak vermesi gibi bir açıklamada bulunmanız okudukalrınızı anlamadığınız anlamına geliyor.

Nesih; aklen ve sem'an caiz ve naklen vakidir. Çünkü; Resulullah'a nazil olan Kur'ân; kütüb-ü sabıkanın cümlesini neshettiği gibi İncil, Tevrat'ın ve Tevrat kendinden evvelki şerayiin birçok ahkâmını neshetmişlerdir. Meselâ Hz. Âdem şeriatinde zürriyet-i Ademin tekessürü matlub olup meydanda Âdem'in sulben evlâdından başka kimse olmadığından kardeşin kardeşi tezevvüc etmesi meşru idi. Zira; hâl ve maslahata ve takib olunan gaye ve hikmete muvafık olan da bu idi. Biraz müddet sonra insanlar tekessür ettiğinden kardeşin kardeşi nikâh etmesine ihtiyaç kalmadığı cihetle bu hüküm nesholunmuştur. Hz. Nuh (A.S.) şeriatinde hayvanatın her ney'ini ekletmek mubah idi. Hz. Musa şeriatinde hayvanattan birçoklarının ekli nesholunmuş ve şeriat-i Muhammediye makablinde olan şeriatleri furû' cihetinden neshetmiştir. Lâkin usul-ü itikadiye cemii şerayi'de müsavi olup asla tegayyür kabul etmediğinden mesail-i itikadiyede nesih yoktur.
Nesih; emir ve nehiy gibi ahkâma müteallik olan kısımlarda cari olup vukuat-ı hikâye ve haber kısımlarında cari olmaz.
Kur'ân-ı azimüşşan'da nesih vakidir. Meselâ; zevci vefat eden hatunun iddeti bir senede tamam olacağına dair olan âyet dört ay on günde iddetini ikmal edeceğine dair olan âyetle nesholunduğu gibi iptida-yı islâmda huzur-u Risalette fısıltı yapacak kimse sadaka vermekle memur iken, badehu sadaka nesholunmuştur. Kıtal ile iptida emrolunduğunda bir müminin on kâfire karşı sabır ve sebatı vacip iken sonra bir kişinin iki kâfire karşı sabır ve sebatı vacip olup ziyadesi nesholunmuştur. Çünkü; bir zamanda emzice ve bünye-i insaniyeye muvafık devanın diğer zamanda muvafık olmadığı gibi bir zamanda insanların mizaç ve bünye mesalihine muvafık olan ahkâmın diğer zamanda muvafık olmadığından evvelki hüküm nesholunur, yerine ondan daha kolay ve mesalihe muvafık ikinci bir hüküm gelir.

[Şol kimseler ki, onlar sizden vefat edip, zevcelerini terk ederler. Onlar üzerine taşra çıkmaz oldukları halde zevcelerinin bir senelik yiyecek veya giyeceklerini vasiyet etmek vacip oldu.]
[Eğer bir seneyi ikmal etmeden zevceleri hanelerinden çıkarlarsa, onların ma'ruf olarak kendi nefislerinde işledikleri şeyde sizin üzerinize günah yoktur ve Allah-u Tealâ herkese galiptir ve hükmü hikmetten hali değildir,]

Yani; sizden vefat edip zevcelerini terkedenler, zevceleri için vasiyet etsinler, vasiyetlerinde zevceleri bir sene harice çıkmayarak, hanelerinde oturmak suretiyle yiyecek ve giyeceklerini idare edecek kadar nafaka ve kisveyi malından meta' yani hatuna menfaat olarak vasiyet ettiğini beyan ve diğer emvalinden tefrik etsinler ki, hatun onunla iddetini ikmâlde bir sene intifa etsin. Eğer zevceler bir sene beklemez çıkarlarsa, onların şer'an müstahsen surette kendi nefislerinde işledikleri işlerinde size günah yoktur ve şu ahkâma riayet etmek lâzımdır. Zira; Allah-u Tealâ ahkâmının hilâfında hareket edenlere galiptir. Binaenaleyh; intikamını alır. Ve kulları için vazettiği ahkâmı; enva-ı hikmeti cami'dir.
Fahr-i Razi'nin beyanı veçhile bu âyet; iptida-yı İslâmda cari olan bir hükm-ü şer'iyi beyan eder. Çünkü; iptida-yı İslâm'da bir kimse vefat ettiğinde, haremi irs almaz, onun irsine mukabil müteveffanın hanesinden çıkmaksızın bir senelik nafaka ve kisvesi tesviye olunurdu. Fakat bir sene oturmak hatun için vacip değildi. Binaenaleyh; hatun bir seneyi ikmal etmeksizin o haneden çıkmasına ruhsat-ı şer'iye olduğundan çıkması caizdi. Çünkü; çıkarsa nafaka da verilmezdi. Nafaka; haps-i nefis mukabilinde olduğundan, çıkınca nafakaya istihkakı kalmazdı. Zira menfaat; mazarrat mukabilidir. Şu halde âyette iki hüküm vardır: Birincisi; bir senelik nafaka ve kisve vasiyet etmek, ikincisi; hatunun iddeti bir sene olmaktır. Nafaka ve kisve vasiyet etmek hükmü âyet-i mirasla ve bir sene iddet de dört ay on gün iddeti beyan eden âyetle nesholunmuş ve binaenaleyh; bu âyetle amel kalmamıştır ve bir seneyi ikmal etmeden çıkınca nafakayı vermemekde verese üzerine günah olmadığı beyan olunmuştur.

İşte böyle dostlar. Şimdi bu noktada herkes muhayyerdir. Dileyen bu forumdaki müfessirlere (seyda’ya ve RedveKabule) dileyen de Fahr-i Razî hazretlerinin tefsirine uymakta serbesttir. Ve tabidir ki, tercihinizin isabet kaydedip-kaydetmemesi neticesinde doğru yolda olmak veya sapıtmak gibi bir sonuçla karşı-karşıya kalacaksınız. Bu sebeple çok iyi tefekkür etmemiz lazım geliyor.

Bakara Sûresi 240. ayet-i Celilesinin Ruhu'l-Beyan adlı harika tefsirdeki konumuz ile ilgili kısmın açıklaması da aynen şu şekildedir. Göremeyenler gözlük takarak okusunlar !

-------İslâm'ın ilk dönemelerinde kocası ölen kadının evlenebilmesi caiz olması için beklemesi gereken iddet müddeti bir sene idi. Bir yıl dolmadan varisin, onu evden çıkarması haramdı.Evden çıkamadığı süre içinde nafaka ve kalma yerinin, kocasının terekesinden sağlaması vacipti. Yalnız onan mirastan pay ayrılmazdı. Eğer kadın, kocasının evinden çıkarsa, nafaka temini de otomatikman düşerdi. Böyle olunca da ölen adamın tereksinden istifade etmesi için karısına velâyette bulunması gerekirdi. Allah-u Tealâ daha sonra inen miras ayeti ile yıllık nafakayı, kadının çocuğu veya çocuğunun çocuğu olması halinde terekeden dörtte bir, bunların olmaması halinde ise sekizde bir pay ile NESHETMİŞTİR. Ebu Hanife'ye göre; barınma yeri hakkı da düşmüştür. Bakara Sûresi 234. ayeti ile de bir yıllık bekleme süresi, dört ay on gün ile NESHEDİLMİŞTİR. Nesheden ayet, her ne kadar tilâvette bu ayetten önce ise de nüzûl bakımından sonradır. --------
Ruhu'l-Beyan Cilt :2 Sayfa : 417






Nesh Meselesi

İnkişaf: Kur'an-ı Kerim'de hükmü kaldırılan/mensuh ayet var mıdır. Varsa neshi reddedenler neye dayanarak bu hakikate itiraz ediyorlar?

Sabuni: Öncelikle şunu söyleyeyim ki neshi reddetmek icmayı reddetmektir. Çünkü red, hem mütekaddimun hem de müteahhirun ulemanın icmaına aykırıdır.

Nesh ile alakalı nasslar açıktır: "Biz bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz." (Bakara: 106) Nitekim müslümanlar hicretten sonra on altı ya da on yedi ay Beyt-i Makdis'e doğru namaz kılmış daha sonra bu hüküm yürürlükten kaldırılmıştır.

İnkişaf: Neshi inkar edenler Beyt-i Makdis'e doğru namaz kılmanın Kur'an-ı Kerim'de olmadığını bu yüzden "artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir." (Bakara: 144) ayetinin her hangi bir ayeti nesh etmediğini idda etmektedirler.

Sabuni: Kur'an "(Ey Muhammed!) Biz senin yüzünün semaya doğru çevrilmekte olduğunu (yücelerden haber beklediğini) görüyoruz." (Bakara: 144) diyor. Bu ayet delalet etmektedir ki Allah Resulü -sallallahu aleyhi ve sellem- Mescid-i Haram'a yönelmeden önce başka bir tarafa doğru namaz kılmakta idi. Bunun içindir ki, Mescid-i Haram'a dönmek için vahiy bekliyordu. Bu “yön” de önceki ve sonraki ulemanın icmaı ile Beyt-i Makdis'tir. Ayrıca "İnsanlardan bir kısım beyinsizler: yönelmekte oldukları kıblelerinden onları çeviren nedir? diyecekler." (Bakara: 142), Yahudi ve münafıkların kıble değişince neler konuşacaklarını haber veren bu ayet de Beyt-i Makdis'e doğru namaz kılındığına delalet etmektedir.

İnkişaf: Buna göre Allah Resulü ve müslümanların Kabe'den önce Beyt-i Makdis'e doğru namaz kıldıkları mefhum olarak Kur'an-ı Kerim'de vardır dolayısıyla nesh karşıtlarının istidlalleri batıldır diyebiliriz.

Sabuni: Evet… Kur'an-ı Kerim'in Yahudilerin "Muhammed'i önceki kıblesinden çeviren nedir?!" türünden konuşacaklarını haber vermesi sarih bir şekilde Beyt-i Makdis'e doğru namaz kılındığını göstermektedir. Bu bir imtihandır. Allah Teala dilediği gibi hüküm koyar. Dilediğini helal yapar dilediğini haram… Modernistler bu noktada yeniden düşünmelidirler.
Nesh ile alakalı Kur'an-ı Kerim'de daha bir çok örnek vardır. Kocası ölen kadının iddetinden bahseden ayet iddetin bir yıl olduğunu söylerken sonra gelen ayet iddetin dört ay on gün olduğunu bildirmektedir. Bu açıkça bir nesihtir. Sonra gelen ayet öncekinin hükmünü yürürlükten kaldırmıştır. Zina da böyledir. İlk olarak zina eden kadınların evlerinde hapsedilmeleri emredilmişti. (Nisa: 15) Sonra gelen ayet zina eden bekar kadına yüz sopa vurulmasını emretmiş (Nur: 2) ve açıkça hapis hükmünü nesh etmiştir.
Yine Allah Teala bir ayeti başka bir ayetle değiştirdiğini bildirmektedir: (Nahl: 101).

İnkişaf: Modernistler bu ayetin Mekke'de indiğini Mekki ayetlerde nesh olmadığını dolayısıyla ayetin neshin isbatına delil olamayacağını söylüyorlar. Bu durumda ayet önce inmiş fakat sebebi sonradır denebilir mi?

Sabuni: Evet! Allah Teala haber veriyor ki, nesh olacak ve buna itiraz edecekler. Muhammed bunu kendi nefsinden uyduruyor diyecekler. Bu ayet neshin olacağını ve gayri müslimlerin ne diyeceklerini önceden bildirmektedir. Olmadan önce haber veriyor ve diyor ki Allah Resulü'nün neshe dahli olmayacaktır. Çünkü Peygamberin görevi aldığı vahiyi tebliğ etmektir.

İnkişaf: Modernistler neshin varlığının kabul edilmesi durumunda Allah Teala'ya "beda" isnat edileceğini söylemektedirler. Neshin kabulü böyle bir hükme ihtimal verebilir mi?

Sabuni: Allah Teala hikmeti gereği bir tabip gibi insanlığı tedavi etmektedir. Doktor bir hastaya tedavi sürecinde farklı ilaçlar kullandırır. Vücutta ki değişime paralel olarak ilaçların dozunu artırmakta ya da azaltmaktadır. Bu durum doktora cehalet isnat edilmesine sebep olabilir mi?! Allah Teala'da her şeyi en iyi bilendir. Cemiyetlerin durumlarına göre hüküm ayetlerinde değişikliğe gitmiştir. Doktor önceden, nasıl bir tedavi programı uygulaması gerektiğini bilir de Allah Teala bilmez olur mu?

İçkinin haram kılınma sürecine bakın: Araplar bizim su içtiğimiz gibi içki içiyorlardı. Kur'an-ı Kerim’de onu tedricen yasakladı. Eğer ilk ayet "içki içmeyi terk edin" şeklinde olsa idi, "onu bırakmayız" derlerdi. Bu örnek Allah Teala'nın hüküm koyarken insanların içinde bulundukları konumu dikkate aldığını göstermektedir. İnsanların talim ve terbiyesi de böyledir. Hayatın her aşamasında tedricilik vardır.

Hz. Aişe -radiyallahu anha- ilk olarak cennet ve cehennemden bahseden tergib ve terhib içerikli ayetlerin indiğini rivayet etmektedir. İman, insanların içine yerleşince helal ve haramla alakalı ayetler inmiştir. Tersi olsa idi insanlar ilahi emirlere karşı çıkarlardı



NAsih: BAkaraSuresi 234
Mensuh: BAkara Suresi 240
BUnu tefsircilerin büyük çoğunluğu söylüyor diyerek ilgili ayetleri merhum Elmalı HAmdi YAzır açıklamıştır...

talib
25-04-2013, 19:31
http://www.erkamyayinlari.com/image/cache/data/kitap%20resim/hakk%C4%B1n%203-250x250.png

Nesih Meselesi
Şu an elimizde bulunan Mushaf-ı Şerif’in içinde neshedilmiş bir âyetin bulunmadığı görüşü esas alınarak tefsir yapıldı. Kur’ân-ı Kerîm’in, kendinden önceki kitapların bir kısım hükümlerini neshettiği, diğer bir kısmını ise ibka ettiği, ilgili âyetler geldikçe açıklandı. Okuyucunun zihnini karıştırmamak için, Peygamberimizin sağlığında vuku bulan neshlere de fazla temas edilmedi. İslâm ümmetinin terbiyesi bakımından nesihden ziyade tahsis ve tedricilik prensibine vurgu yapıldı.

Müteşâbih Âyetler
Kur’ân-ı Kerîm’in müteşâbih âyetleri, muhkem âyetlere nispeten oldukça fazladır. İtikadi meselelerle alakalı müteşâbihler olduğu gibi yaratılışın pek çok vechesiyle alakalı da müteşabihler bulunmaktadır. İtikadi meselelerde ehl-i sünnet ve’l-cemaatin çizgisi takip edildi. Fen bilimlerini ilgilendiren âyetlere ise, günümüzdeki bir takım ilmî gelişmeleri dikkate alarak, Kur’an’ın i‘caz ve azametini beyân edecek tarzda yeri geldikçe kısaca izahlar getirildi.

Prof. Dr. Ömer Çelik

lafons7275
26-08-2013, 16:14
Bismillahirrahmanirrahim

Nesh, lügatte: İzale etmek, gidermek, yok etmek, değiştirmek, tebdil, tahvil ve nakletmek manalarına gelir. Istılahta ise: Şer'i bir hükmün, ondan sonra gelen şer'i bir delil ile kaldırılmasıdır. Tıpkı yeni çıkarılan bir kanunla bir evvelki kanunun yürürlükten kaldırılması gibidir. Sonradan gelen şer\'i delil “nasih=nesheden”, kaldırılan şer'i hükme ise “mensûh = neshedilmiş” denir. Artık onunla amel edilmez.

Burada ifade edelim ki, nesh muvakkat olarak konulan şer\'i bir hükmün, zamanı gelince şer\'i bir delil ile son bulduğunu bildirmekten ibarettir. Bu bakımdan nesh, ALLAH Teâlâ\'ya göre beyan, insanlara göre ise hükmü başka bir delille değiştirmek, tebdil etmektir. Çünkü o hükmün hangi zamana kadar devam edeceğini Cenab-ı Hakk önceden bilmektedir. İnsanların ise bu konuda bilgisi bulunmamaktadır.

Nesh halinde bazen bir hükmün yerine başka bir hüküm konulabileceği gibi, bazen de sadece hüküm kaldırılmış olur. Meselâ, Namazda Kudüs\'e yönelme hükmü kaldırılmış, onun yerine Kâbe’ye yönelme hükmü getirilmiştir. Hâlbuki mut\'a nikâhı ve şarabın içilmesi neshedildiği halde onların yerine başka hükümler getirilmemiştir. Yeni konan hüküm, neshedilen hükme eşit olabileceği gibi, bazen ondan daha hafif veya daha ağır olabilir.1 Nitekim Nisa sûresi 160. ayet-i kerimesinde Yahudilere bir kısım helalin haram kılındığı belirtilir. Ağır hükümden (tağlîz) vazgeçilir, yerine hafif hükümler (tahfif) konur. Enfal suresinin 66. ayet-i kerimesinde bunun örneği görülür.

Nesh, aklen ve naklen caizdir
Nesh, aklen caiz ve haddi zatında vakidir. Şöyle ki: ALLAH Teâlâ kulları hakkında dilediği gibi tasarruf edebilir. Kullarını bir zaman bir hükme, diğer bir zaman da başka bir hükme tabi tutabilir, buna kimsenin itiraz hakkı yoktur. Bununla birlikte ALLAH Teâlâ, hakimdir, rahimdir, kullarının faideleri için bazı hükümlerini tebdil buyurmasına ne mani vardır? Zamanların, mizaçların değişmesiyle ilaçlar da değiştiği gibi vakitlerin değişmesiyle insanların maslahatları değişebilir. İşte bundan dolayı bazı hükümlerde değişikliğin olması aklen caiz ve hikmete muvafıktır, uygundur.

Nesh naklen de caiz ve sabittir. Müşriklerin ve Yahudilerin: “Muhammed\'i görmüyor musunuz ki! Ashabına bugün bir şeyi emrediyor sonra, onu yasaklayarak tersini emrediyor. Bugün bir söz söylüyor, yarın ondan dönüyor. Bu Kur\'an, Muhammed\'in kendi tarafından uydurduğu sözden başka bir şey değildir” demeleri üzerine şu ayet-i kerîme nazil oldu:

“Biz bir ayet-i, nesh ettiğimiz diğer bir ayetin yerine getirdiğimiz vakit ki, ALLAH Teâlâ neyi indireceğini çok iyi bilendir, dediler ki: Sen ancak bir iftiracısın. Hayır! Onların pek çoğu bilmezler.”2

“Biz neshettiğimiz yani hükmünü diğer bir ayetle değiştirdiğimiz veya unutturduğumuz bir ayetin yerine ya ondan daha hayırlısını yahut onun benzerini getiririz. Şüphesiz ALLAH Teâlâ\'nın her şeye ziyade kadir olduğunu bilmedin mi? Elbette bildin.”3

İşte, arz edilen bu ayet-i kerimeler neshi haber vermektedir. Nitekim önceki peygamberlerin şeriatlarında nesihler vuku bulduğu gibi, peygamberlerimizin şeriatı da önceki şeriatları neshetmiştir. Aynı şekilde, Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimizin getirdiği fer\'i hükümlerde de neshin vukuu görülmektedir. Meselâ: Kıblenin tahvili buna delildir. Bunların hepsi bir hikmeti ilahiyye gereğidir. Cenab-ı Hak bu meseleleri zaten ilmî ezelisiyle böyle bilip takdir buyurmuştur. Zamanı gelince de bunları Peygamberleri vasıtasıyla kullarına bildirmiştir. Bu cihetle ALLAH Teâlâ\'nın ilminde ve takdirinde asla bir değişiklik olmuş sayılmaz. Bilâkis bu, idarî ve içtimaî bir hikmet ve maslahata binaen böyle takdir edilmiştir.

İslâm âlimlerinin ekserisi, neshin Kur’ân-ı Kerîm\'de mevcud olduğunu kabul etmişlerdir. Bunlar, Kur’ân-ı Kerim\'in kendisinden önceki kitapları neshine ilaveten, yeni kurulmaya başlayan İslam nizamının inkişaf ve tekamülü için nesih keyfiyetini tabiî birşey olarak karşılamışlardır.

Neshin Şartları
1- Mensûh gibi, nâsihin de fer\'i, şer\'i delil olması gerekir.

2- Nâsihin, mensûh delil kuvvetinde veya ondan daha kuvvetli olması gerekir. Başka bir ifadeyle, şer\'i delil Kur\'an ve Sünnet nassı yani ayet-i kerime veya sahih hadis-i şerif olmalıdır. İcma ve kıyas, Kur\'an ve Sünnet kuvvetinde olmadıkları için nâsih olamazlar.

Şöyle ki: Kıyas ile, icma ile bir şer\'î hüküm nesh edilemez. Çünkü nesh, yalnız Resûli Ekrem (S.A.V.) Efendimizin hayatında vaki olabilirdi. O\'nun hayatında ise nesh, kıyas ile veya icma ile değil, ancak kendisinin beyanatı ile malûm olabilirdi. Bir de kıyas, bir zannî delildir. Nass ile sabit bir hükmü nesh edemez. İcma ise Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin zamanında cari olamazdı, dinî hususlarda bizzat kendisine müracaat edilirdi, kendisinin beyanatı aksine bir icma vukuu tasavvur olunamazdı. İcma, Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimizin beyanının altındadır. Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin tek başına beyanatı kafidir. İcma, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz hayatta iken bir hüccet olamazdı. Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin zamanından sonra ise nesh cari olamaz ki, icma ile vaki olabilsin. Velhasıl: Kıyas ile icma, ne nâsih ve ne de mensûh hiçbiri olamaz.

3- Nâsih delil, mensûh hükümlerden sonra gelmiş olmalıdır.

4- Eğer nesih sarih değilse, her iki nassın tevfîkı yani bağdaştırılması imkansız bulunmalıdır. Muarız nassların bağdaştırılması mümkün olan yerlerde nesih cihetine gidilmez, tevfik veya te\'vil ciheti tercih edilir.

Neshin zamanı
Nesh, Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimiz zamanında vuku bulmuştur. O\'nun vefatından sonra ise neshin vuku bulması mümkün değildir. Çünkü nesih vahiy yoluyla olmaktadır. Vahiy dönemi O\'nun vefatıyla bittiğine göre, O\'ndan sonra neshin vuku bulması da düşünülemez.

Neshin mahalli, yeri
1- Fer\'î, şer\'î hükümlerde nesh cereyan eder. Ancak nasslarda o hükmün kıyamete kadar devam edeceğine dair bir delil bulunursa, o naslarda nesih cereyan etmez. Meselâ,

“Onların şahitliklerini ebediyyen kabul etmeyin.”4 ayet-i kerimesindeki “Ebeden” sözü bu hükmün kalkmayacak şekilde daimi olduğunu gösterir. Enes b. Malik (R.A.) den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz:

“Cihad, ALLAH Teâlâ\'nın beni peygamber olarak gönderdiği bu günden, bu ümmetin Deccâl\'e karşı savaşacak en son ferdine kadar cereyan edecektir. Onu, ne imamın zâlim olması, ne de âdil olması ortadan kaldıramayacaktır.”5 Hadis-i şerifi de, cihad hükmünde neshin mümkün olmadığını, cihadın kıyamete kadar devam edeceğini açıkça ifade etmektedir.

İtikadi hükümler yani iman esasları da zamanla değişmeyecekleri için nesih vuku bulmaz.

Aynı şekilde, hissi ve akli hükümlerde de nesih düşünülemez. Meselâ, “Ateş yakıcıdır, alem hadistir” sözlerinde olduğu gibi. Çünkü bunlar, mahiyetleri icabı zamanla değişmezler.

Haksız yere adam öldürmek, zulmetmek, yalan söylemek gibi aklın kötülüğüne hükmedilebileceği kötülükleri yasaklayan ve bunlardan sakındıran nasslarla, adalet, anababaya iyilik, ikram gibi iyiliğini insanın kavrayabileceği hukukî, ahlâkî hükümleri ihtiva eden nasslarda nesih düşünülemez.

Tarihi hadiselerden haber veren nasslarda da nesih tasavvuru mümkün değildir. Meselâ, Âd kavminin sarsıntıyla yok edildiğini bildiren âyet-i kerimelerde nesih düşünülemez.

Ayet-i kerime ve hadis-i şerifler arası nesh
Ayet-i kerimenin ayet-i kerimeyle, hadis-i şerifin hadis-i şerifle neshi ittifak edilen noktadır. İhtilaf; âyet-i kerimenin hadis-i şerifi, hadis-i şerifin âyet-i kerimeyi neshindedir. Bunlar yanında sünneti âhâd, mütevâtir bölümlerine ayırarak nesih vak\'ası içinde her biri için ayrı iddiada bulunanlar vardır. Burada Kur’ân-ı Kerim\'in sünneti, sünnetin ayet-i kerimeyi neshini gösteren misallere yer vereceğiz.

Kur’ân-ı Kerim ayet-i kerimelerinin neshi
1- ayet-i kerimenin ayet-i kerimeyi neshi: Ayet-i kerimelerin hepsi sübut yönünden eşit olduğu için birbirini neshetmesi caiz ve vâkîdir. Meselâ: Mirasla ilgili âyet-i kerimeler gelmeden önce, kişinin servetinden ana, baba ve akrabalarına bir miktar verilmesi için vasiyet etmesi:

“Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir mal bırakacaksa anaya, babaya, yakınlara uygun bir biçimde vasiyet etmek ALLAH Teâlâ \'dan korkanlar üzerine bir borçtur.”6 ayet-i kerimesiyle farz kılınmıştı. Ancak, Nisâ sûresinde gelen 11 ve 12. miras âyet-i kerimeleri ile herkesin hakkı kesin ve net olarak belirlenmiş, Ebu Ümame (R.A.) den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de:

“ALLAH Teâlâ her hak sahibine hakkını vermiştir. Öyleyse varise vasiyet yoktur.”7 buyurmuş, böylece yukarıdaki âyet-i kerime neshedilmiştir. Fakat mirastan payı olmayan akraba ve düşkünlere ve hayır müesseselerine vasiyet bâkidir. Her Müslüman gönüllü olarak servetinin üçte birini istediği yere vasiyet edebilir.

2- Âyet-i kerimenin hadis-i şeriflerle neshi: Ebu Hanife, İmam Malik gibi alimler Sünnetin de vahiy mahsûlü olduğunu ileri sürerek mütevatir ve meşhur sünnetle Kur’ân-ı Kerim ayet-i kerimelerinin neshedilebileceğini ifade etmişlerdir. Meselâ, Bakara sûresi, 180. ayet-i kerimesinin sünnetle neshi gibi.

Sünnetin neshi
1- Sünnetin Kur’ân-ı Kerim’le neshi:
İmam Şafii’den başka alimler, sünnetin Kur’ân-ı Kerim’le neshini caiz görmüşlerdir. Meselâ, Hz.Peygamber (S.A.V.) efendimiz Medine\'ye hicret ettikten sonra Beyti Makdis\'e yönelerek namaz kılmışlardır. Sonradan bu sünnet:

“Yönünü Mescidi Haram\'a çevir”8 ayet-i kerimesiyle nesholunmuştur.

2- Sünnetin sünnetle neshi
Mütevatir ve meşhur sünnetle sünnetin bütün nevilerinin neshi caizdir. Ahad sünnetin ahad sünnetle neshine bir mani bulunmamaktadır. Meselâ, İslam\'ın başında putperestliğin tesirini azaltmak için Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz insanları kabir ziyaretinden menetmişti. Sonradan İslam kökleşip, iman kalplerde iyice yerleşince artık, kabirlere tapınmak mevzubahis olmayınca bu hükmü, Büreyde (R.A.) den rivayete göre:

“Ben sizi kabirleri ziyaretten men etmiştim. Artık onları ziyaret edebilirsiniz. Çünkü onlar size ahireti hatırlatır.”9 buyurarak neshetmiş ve bu yasağı kaldırmıştır.

Neshi Tesbit ve Bilme Yolları
Bir hükmün nâsih ve mensuh olduğu dört yolla bilinir.

1- Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin beyanı ile neshin bilinmesi: Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin bazan açık olarak nesih ifadesini kullanarak bazan da neshe delalet edecek zımnî beyanlarıyla neshe işaret etmiş olabilir. Meselâ kabirleri ziyaret yasağının kaldırıldığı bizzat kendi ifadelerinde yerini bulmuştur.

2- Sahabenin verdiği bilgilerle neshin tesbiti ve bilinmesi: Hz. Ali (R.A.)nun: “Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, cenaze geçerken kalkmamızı bize emrederdi, kendisi oturdu, bize de oturmamızı emretti.” sözü10 ile Sa\'d (R.A.) nun: “Biz secdeye giderken ellerimizi dizlerimizden önce yere koyardık, ellerimizden önce dizlerimizi yere koymakla emrolunduk.” sözleri11 buna açık birer misaldir. Bir de sahabinin: “Bu, iki uygulamanın sonuncusudur, falan hüküm nesholundu.” gibi sözleri de neshi belirtir. Mesela: Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin en son yaptığı iki işten biri ateşte pişen bir şey yenince abdest almayı terk etmek oldu.12

3- İki müteârız hadis-i şerifin vürud târihlerinin bilinmesiyle nesh anlaşılır. Muahhar olan nâsih, mukaddem olan yani önceki mensûhtur. Meselâ, Şeddât ve Ebu Hureyre (R.Anhüma) dan rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

“Hacamat yapan kişinin de, hacamat olan kişinin de orucu bozulur.”13 buyurdu. Bu rivayete göre hacamat yapanın ve yaptıranın oruçları bozulur. Abdullah b. Abbas (R.A.)nun rivayetine göre ise Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz ihramlı ve oruçlu olduğu halde kan aldırmıştır.14 Bu nâsihtir. Çünkü Şeddât ve Ebu Hureyre (R.Anhüma)nın rivayet ettiği hadis-i şerif Mekke-i Mükerreme’nin fethi senesinde varid olmuştur. Abdullah b. Abbas (R.A.) ise, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin kan aldırdığına Veda Haccı senesinde şahid olmuştur. Mekke-i Mükerreme’nin fethi veda haccından daha öncedir. İşte muahhar olan fiili sünnet ile mukaddem bulunan hadis-i şerifin neshedildiği anlaşılmaktadır.

4- İcmâ ile neshin tesbiti ve bilinmesi: Alimlerin birbirlerine muarız iki delilden birinin önce ve diğerinin daha sonra geldiği hususunda ittifak etmeleriyle nesh tesbit edilir. Mesela: Muaviye (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz buyurdular ki:

“Kim şarap, içki içerse dayak cezası verin. Dördüncü sefer tekrar ederse öldürün.”15

Bu rivâyet farklı şekillerde gelmiştir. Hepsi de ilk üçte ceza olarak dayak atmayı, dördüncü seferde öldürmeyi emreder. Sonradan nesh edilmiştir. Cumhur bu görüştedir. Bir kimse, içki yüzünden öldürülmez, dördüncü değil onuncu kere içmiş olsa bile.

Tirmizî\'nin, İlel kısmında açıkladığına göre, bu hadis-i şerifle amel eden tek fakih çıkmamıştır. Dolayısıyle, bu hadis-i şerifle amel etmeme hususunda icmâ hasıl olmuştur. Bazı alimler: “Hadis-i şerif, hükmüyle amel edilmemesiyle hasıl olan icma ile mensuhtur.” demiştir.

Ayrıca Kabîsa b. Züeyb (R.A.) den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz buyurdular ki:

“Kim şarap, içki içerse dayak cezası verin. Eğer tekrar içerse, dayak cezası verin. Eğer tekrar içerse, dayak cezası verin. Üç veya dördüncü sefer tekrar içerse öldürün.”16

Fakat daha sonra Resûlullah (S.A.V.) efendimize şarap içmiş bir adam getirildi. Hemen dayak cezası verildi, sonra tekrar getirildi, yine dayak cezası verildi, sonra tekrar getirildi, yine dayak cezası verildi, sonra tekrar getirildi yine dayak cezası verildi ve öldürme kaldırıldı. Artık, ölüm cezası bir ruhsat olarak kaldırılmıştı.17

Bu rivayete göre, mezkûr hadis-i şerif icma ile değil, bizzat Resûlullah (S.A.V.) efendimizin sünneti ile nesh edilmiştir.

Bir ayet-i kerimenin, bir hükmün nasih veya mensuh olduğunu tayin hususunda rey ve içtihat ile hareket olunamaz. Bu ancak sahih bir nakl ile, bir tarih ile bilinir.

Bir kısım müfessirler, müellifler, nasih ile mensûhun adedini pek çok göstermiş, bunlara dair müteaddid kitaplar yazmışlardır. Fakat Fahri Razi gibi müdeddik müfessirler, alimler, hakikaten nasih ile mensuh olan ayetleri tayine muvaffak olmuş, bunların öyle zan edildiği kadar çok olmadığını ispat etmişlerdir.

İmam Süyutinin “Itkan”ında yazdığına göre bunlardan adedi nihayet yirmi veya yirmi birden ibarettir. Aralarını te\'lifi kabil, aralarında bir muaraza gayri zahir olan bir kısım ayet-i kerimeleri, hükümleri nasihiyetle, mensuhiyetle zikretmek sathi düşüncelerden ileri gelmiş bulunmaktadır.18

Kur’ân-ı Kerim\'de nesh çeşitleri
Kur\'an\'da vukubulan nesih dört kısma ayrılmıştır:

1- Hem tilaveti yani okunması hem de hükmü mensûh ayet-i kerimeler: Bazı rivayetlere göre Hz.Peygamber (S.AV.) Efendimiz zamanında bazı ayet-i kerimelerin hem tilaveti hem de hükmü nesh olunmuştur. Nitekim Enes b. Malik (R.A.) şöyle demiştir: ALLAH Teâlâ, Meune kuyusunda öldürülenler hakkında ayet-i kerime indirmişti ki, biz o ayet-i kerimeyi nesh olununcaya kadar okurduk. Şöyle ki:

“Dikkat! Kavmimize ulaştırın ki, şüphesiz biz Rabbimize kavuştuk. Bizden razı oldu ve bizi razı etti.”19

Ebu Musa\'l-Eş\'ari (R.A.) şöyle demiştir: “Biz Kur’ân-ı Kerim’de uzunluk ve şiddet bakımından Bera\'e Suresine benzettiğimiz bir sure okurduk, o bana unutturuldu. Yalnız onun:

“Adem oğlunun iki vadi dolu malı olsa, üçüncüsünü ister. Ademoğlunun karın boşluğunu ancak toprak doldurur!” ayet-i kerimesi hatırımda kaldı. Yine biz uzunlukta Müsebbihattan yani Sebbeha ile başlayan sûrelerden birine benzettiğimiz bir sûre okurduk. Baş tarafı “Sebbeha lillahi mâ fissemâvâti” idi. O da bana unutturuldu. Sadece:

“Ey inananlar yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz, sonra boynunuza tanıklık yazılır, kıyamet gününde ondan sorulursunuz.” ayet-i kerimesi hatırımda kaldı.20

Yine Hz. Ömer (R.A.) biz şöyle bir ayet-i kerime okuyorduk:

“Babalarınızdan yüz çevirmeyin! Kim babasından yüz çevirip onu terk ederse bu küfürdür yani o kişi aile nimetine nankörlük etmiş olur.”21

Önemli not: Neshin bu çeşidi Resûlullah (S.AV.) Efendimizin zamanına mahsustur. Ahirete teşriflerinden sonra artık böyle bir nesh asla caiz değildir. Hiçbir ayet-i kerime hakkında unutmak veya okunmasının terk olunması tasavvur olunamaz.

“Kur’ân-ı Kerim’i şüphesiz biz indirdik. Ve muhakkak O’nu muhafaza da biz edeceğiz”22 ayet-i kerimesi bunu haber vermektedir.

2- Tilaveti yani okunması mensûh olmayıp, yalnız hükmü mensûh olan ayet-i kerimeler. Meselâ:

“Sizden ölüp de dul eşler bırakan kimseler, hanımlarının, evlerinden çıkarılmadan, bir yıla kadar bıraktıkları maldan faydalanmaları hususunda sağlıklarında vasiyet etsinler.”23

Zina eden kadınların dil ile eza ve hanelerinde haps edilmeleri hakkındaki:

“Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut ALLAH Teâlâ onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin.

İçinizden fuhuş yapan her iki tarafa ceza verin; eğer tevbe eder, uslanırlarsa artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçin; çünkü ALLAH Teâlâ tevbeleri çok kabul eden ve çok esirgeyendir.”24 ayet-i celilenin hükmü nesh edilip tilaveti baki kalmıştır.

Bu tilavetin de ayrıca hükümleri vardır. Bunun teberrüken okunması bununla namazın caiz olması, bununla geçmiş hükmün bilinmesi ve ümmet hakkında bir nimeti ilâhiye olarak kolaylık gösterildiğini bildirmek gibi.

3- Hükmü bakî, tilaveti mensûh olan ayet-i kerimeler. Hz. Ömer (R.A.) şöyle demiştir: “Gerçekten ALLAH Teâlâ, Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimizi hak din ile göndermiş ve kendisine kitabı indirmiştir. ALLAH Teâlâ\'nın indirdiği şeyler içinde recm ayet-i kerimesi de vardı. Bizler o ayet-i kerimeyi okuduk, akledip anladık ve iyice ezberledik. Bunun içindir ki, Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz recmetti, O\'ndan sonra biz de recm ettik. Ben insanlara zaman uzayıp da bir diyenin: Biz ALLAH Teâlâ\'nın kitabında recm ayet-i kerimesini bulmuyoruz, demesinden ve ALLAH Teâlâ\'nın indirmiş olduğu bir farizayı terk etmeleri suretiyle sapıklığa düşmelerinden endişe ediyorum. Recm, ALLAH Teâlâ\'nın kitabında sabit bir haktır. Bu erkeklerden ve kadınlardan evlenip de zina eden, zinası da beyyine yani açık delil ile yahud gebelik ile yahud da itiraf ile sabit olan kimselere uygulanır.”25

Hz. Ömer (R.A.)nun bahsettiği recm ayet-i kerimesi şu idi:

“Erkek ve kadın iki yaşlı yani evli kimse zina ederse, her ikisini de ALLAH Teâlâ\'dan ibretli bir ceza olarak recmedin. ALLAH Teâlâ aziz ve hakimdir.”26

Yine Abdullah b. Mes\'ud (R.A.)nun mushafında olan Maide sûresi 89. ayet-i kerimesinde “mütetabiat” kavli şerifi gibi ki, bunun nazmı mensuh ise de hükmü bakidir. Keffareti yeminden dolayı tutulacak üç günlük oruçta ara verilmemesi yani peşpeşe olması gerekir.

Yalnız tilâvetin mensûhiyetindeki hikmet: Ümmeti merhumenin emri ilâhiye ne derecelerde imtisal gösterdiğini izhardan, vesaireden ibarettir. Çünkü tilavet olunan bir nas bulunmadığı halde onun mücerret rivayet edilen hükmüne imtisal edilmesi, ümmeti merhumenin hakka ibadet ve taat hususundaki mükemmeliyetini, yüksek diyanetini ortaya çıkarır.

4- Aslında hükmü baki olduğu halde bir vasfı mensuh olan hükümlerdir. Meselâ: Aşura orucunun farziyeti nesh edildiği halde cevazı mendup olarak kalmıştır. İşte bunda asıl hüküm ki oruçtur, o nesh edilmeyip onun vasfı olan farziyyet nesh edilmiştir.

Nasih, mensûhtan ya daha hafif veya mensûha müsavi veya mensûhtan da meşakkatli olur. Meselâ: Bir zaman Ramazan şerif gecelerinde uyuduktan sonra yiyip içmek hanıma cinsi münasebette bulunmak haram idi. Sonra bunlar fecre kadar mubah oldu. İşte burada nasih, mensûhtan daha hafiftir.

Yine bir zaman Mescidi Aksaya doğru namaz kılınırdı, sonra Kabe-i Muazzama\'ya doğru kılınması emr olundu. Bunda da nasih, mensuha müsavidir. Orucun farz kılındığı ilk yıllarda oruç ile mükellef olanlar, oruç tutmak ile fidye vermek arasında muhayyer idiler. Sonra oruç tutmaya muktedir olanlar için herhalde oruç tutmaları farz oldu. Burada nasih, mensûhtan daha meşakkatlidir.

Neshi Bilmenin Önemi
Kur’ân-ı Kerim ilmini bilmeyen, O’nun iniş sebeplerinden, nasih ve mensuhundan habersiz bulunan, ayet-i kerimelerin taşıdığı ilmî, ahlakî, fıkhî ve tasavvufî manalara aşina olmayan, Arapçasının lügat ve ıstılah anlamlarından bir şey anlamayan, aynı zamanda Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin ayet-i kerimeleri nasıl izah ettiğini araştırmayan kimsenin ayet-i kerimeleri tefsir edip hüküm çıkarması caiz değildir.

Rivayete göre, bir kere Hz.Ali (R.A.) mescide girmiş, insanları korkutan bir adama rastlamış:

- Bu kimdir? diye sormuş.
- İnsanlara vaaz eden bir adam, demişler. Hz.Ali (R.A.) Efendimiz:

- O, insanlara vaaz eden bir adam değil, ancak ben filan oğlu filanım beni tanıyın demek isteyen bir adamdır, demiş. Sonra bir adam gönderip yanına çağırtarak, ona:

- Nasih ve mensûhu bilirmisin, demiş. O da:
- Hayır! Deyince, Hz.Ali (R.A.) Efendimiz:
- Bizim mescidimizden çık! Burada vaaz etme! Buyurmuştur.

Bir rivayete göre de, Abdullah b. Abbas (R.A.) vaaz eden bir adama rastladı. Onu ayağıyla dürterek:
- Sen nasih ve mensûhu bilir misin? dedi. O da:
- Bilmem, deyince:
- Kendin de helak oldun, dinleyenleri de helak ettin! Dedi.

Huzeyfe (R.A.) şöyle demiştir: “İnsanlara ancak üç kişiden biri fetva verebilir:
1- Kur’ân-ı Kerim\'in nasih ve mensuhunu bilen. Bu, Hz.Ömer (R.A.) gibi kişilerdir.
2- Mutlaka fetva vermesi gereken kişi. Yani kendinden başka fetva veren olmadığı için mecbur kalan ve bildiği kadar fetva veren.
3- Zorla kendini biliyormuş gibi gösteren ahmak adam. Ben ilk iki kişiden biri olamadım üçüncü kişi de olmak istemem.”27

Resûlullah (S.A.V.) Efendimize indirilmiş olan Kur’ân-ı Kerim, geçmiş kitapların hepsini neshettiği gibi, İncil, Tevrat\'ı, Tevrat da kendinden evvelki şeriatın bir çok hükümlerini neshetmişlerdir. Meselâ: Cumartesi gününde çalışmak, Yahudilere haram olduğu halde Müslümanlara helal sayılmıştır. Böylece haram hükmü yürürlükten kaldırılmıştır. Hz.Adem (A.S.) zamanında neslin çoğalma zarureti karşısında kız kardeşin erkek kardeşiyle evlenmesi caiz kılınmıştı. Nesil çoğalıp arzu edilen seviyeye gelinince bu hüküm neshedilmiş ve artık iki kardeşin birbiriyle evlenmesi yasaklanmıştır.

Hz.Nuh (A.S.) tufandan kurtulduğu zaman, insan neslinin devamı ve sağlam bünyeli bir neslin yetişmesi zarureti ortaya çıkmıştı. Her taraf tufanın tesiri altında kalıp, bir çöl halini aldığından yeteri kadar gıda maddesi temin etmek mümkün olmuyordu. Bu sebeple birçok veya bütün hayvanların eti onlara helal kılınmıştı. İsrailoğulları devrinde ise bu zorluk kalktığından hayvanların çoğu haram kılınmış, iç yağlarına bile müsaade edilmemişti.

Neshin Hikmetleri
Neshin bir çok hikmetleri vardır. Bunlardan bazılarını zikredelim:

1- İnsanların maslahat ve menfaatlerini gözetme. Şer\'i hükümlerin asıl maksadı insanların maslahatlarını gerçekleştirmektir. Herhangi bir hüküm bir zaman sonra yürürlükten kaldırılmış ve onun yerine başka bir hüküm ikame edilmişse, onda insanların menfaatleri olmuştur. Çünkü insanların maslahatları zaman zaman ve yer yer değişebilir.

2- İnsanları tedrici bir şekilde dine ısındırma. Dini tebliğde esas olan insanları nefret ettirmek değil, dini sevdirmektir. Psikolojik olarak iyi veya kötü adet ve alışkanlıklara saplanmış bir cemiyeti, bu alışkanlıklardan bir anda koparmak mümkün değildir. Kur’ân-ı Kerim, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin tebliği ile 22 küsur sene zarfında insanları ve toplumları tedrici bir şekilde ve yumuşatmak suretiyle İslam Dini\'ne yaklaştırmıştır. Mesela dini ibadetlerin konuluşunda, içkinin yasaklanışında tedrici metodun uygulandığını müşahade etmek mümkündür.

3- İnsanları imtihan etmek. İnsanlar dünyaya imtihan için gelmişlerdir. İmtihanda başarılı olanlar mükâfatı artırılacak, muvaffak olamayanlar ise cezalandırılacaktır. Cenab-ı Hakk emirlerini her insanın takatine göre yöneltmiştir.

Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizden önceki insanların fer\'i hükümleri başka, kendi ümmetinin hükümleri başkadır. Her ümmet, kendine tebliğ edilen hükümlerden mesuldür. İmtihanı ona göre yapılacaktır. Çünkü mükellef kılmak ALLAH Teâlâ\'ya ait bir yetkidir. İnsanlara düşen, emir ve yasaklara riayet etmektir.28

Netice olarak diyebiliriz ki: Ayet-i kerimelerin tarihi bir yolla izah edilip açıklanması bakımından nesh meselesi mühim rol oynamaktadır. Bu bakımdan Kur’ân-ı Kerim\'in tefsirini yapmak isteyen bir kimseye çeşitli bilgiler yanında, nesh meselesini bilmesi de şart koşulmuştur. Kur’ân-ı Kerim’de bütün insanlığı saadete ulaştıracak hareket kaideleri mevcut ve kendisine ittiba edenlerin ne yolda hareket etmeleri gerektiğini bildirmektedir. Psikolojik olarak, iyi veya kötü adetlere saplanmış olan bir cemiyeti bu alışkanlıklarından bir anda koparıvermek mümkün değildir. İşte Kur’ân-ı Kerim, insanları ve cemiyetleri dini bir taktikle veya başka bir deyimle, tedrici olarak yumuşatmak suretiyle kendine yaklaştırmış oluyordu. Kur’ân-ı Kerim’i iyi anlayabilmek ve O’nun ayet-i kerimeleri hakkında doğru hükümler verebilmek için mutlak surette nesh meselesini bilmeye ihtiyaç vardır.

dipnot
(1) Serahsi, Usul, 2/54
(2) Nahl Sûresi: 101-103
(3) Bakara Sûresi: 106
(4) Nur Sûresi: 4
(5) Ebu Dâvud, Cihad:35, No:2532
(6) Bakara Sûresi: 180
(7) Ebu Davud, Büyû: 90, No:3565, 3/296, Vesaya: 6; Tirmizî, Vesaya: 5, No:2121, Buhari, Vesaya: 6, Neseî,Vesaya: 5, İbn-i Mace, Vesaya: 6
(8) Bakara Sûresi: 144
(9) Müslim, Cenaiz: 106, No:977; Ebu Davûd, Cenaiz: 81, No:3235; Tirmizî, Cenaiz: 60, No:1054; Nesâî, Cenaiz: 100, 4, 89; Hakim, Müstedrek, Cenaiz; 1/375
(10) A.b. Hanbel; No:624, 1/82; İbn-i Hıbban, No:3056, 7/326
(11) Beyhaki, es-Sünenü’l-Kübra, Salat, No: 2692, 2/430
(12) Neseî; Taharet:123; No:185; 1/108.İbn-i Hıbban; Vuzu: No:1134; 3/416.Ebu Dâvud; Taharet:75; No:192; 1/98.İbn-i Huzeyme; Taharet:31; No:43; 1/28
(13) Taberani, el-Mu\'cemu’l-Evsat, No: 5017; 6/11; Ebu Ya\'la; No: 6211; 5/397; El-beyan ve’t-Ta’rif, 1/123
(14) Buhari, 2/685, No: 1836, 1837
(15) Tirmizî, Hudud: 15, 4/48, No: 1444; Ebû Dâvûd, Hudud: 37, 4/164, No:4482
(16) Ebu Davud; Hudud;37; No:4485; 4/165
(17) Ebû Dâvud, Hudud 37, 4/165, No:4485; Tirmizî, Hudud: 15, No:1444
(18) Ö.N.Bilmen, Hukuk-ı İslamiyye, 1/98-103
(19) Buhari, Cihad: 180, Mesacid: 297, Ahmed b. Hanbel, 3/109,111, 210,215, 255, 290
(20) Müslim, Zekat: 116, 119; Buhari, Rikak: 10; Tirmizi, Zühd: 27, Menakıb: 32; İbn-i Mace, Zühd: 27; Darimi, Rikak: 62; Ahmed b. Hanbel, 3/122, 176, 192, 198, 236, 238, 272, 4/368, 5/117, 132, 219, 221, 6/55
(21) Buhârî, Muharibin: 16; Ahmed b. Hanbel, 2/526
(22) Hicr Sûresi: 9
(24) Nisa Sûresi: 15-16
(25) Tirmizi, Hudud:7, No: 1432: 4/38; Buhari, Hudud: 15, No: 6441, 6/2503; Müslim, Hudud:5, No: 1691, 3/1317
(26) İbn-i Hibban, Hudud:1, No:4429, 10/274, Hakim, Müstedrek, 4/359
(27) Suyûtî, a.g.e. 1/259-260
(28) Serahsî, a.g.e. 2/56-57




Mehmet Talu
Selam Ve Dua ile

Allah Mehmet Talu Hocadan razı olsun. Amin.

Yeni-OSMANLI
26-08-2013, 17:54
Selam

Bahsettiğiniz konuyu ''Nesh'' ile bağlantı kurmuyor,bir yöntem öğretisi bağlamında görüyor ve bir anlamda ''tedric'' olarak görüyorum...

Bu konu ile alakalı 4 ayet üzerine konuşulmuştur.Bu ayetlerin iniş sıraları hususunda ise ihtilaflar söz konusudur...

Bu ayetlere bakıldığında birilerini ifade ettiği üzere bir ''nesh'' söz konu olmayıp birbirinden ayrı durumlardan bahsetmekte(Hüküm'ü kastetmiyorum) ve bu durumlar ile ilgili ortamlar oluştuğunda bize bunları uygulama hususunda ''taktik/yöntem'' öğretmekte ve bunları uyguladığımızda sonuç alabileceğimiz mesajını vermektedir.

Bu tartışma durumlarında ilk olarak ''haram kılındı'' diyerek söylemini ''tedric'' üzerine bina edenler varken bazıları ise ikinci ayet ile ''haram kılındığını'' ifade edip ''tedric'' durumundan bahsetmektedir...Kimisi de yukarıda da ifade ettiğim üzere ''nesh'' diye değerlendirmektedir.

Ben ise ''tedric'' hususunda bunun genel hattı ile ilgili bir sorun teşkil etmeyeceği kanaatindeyim...''Nesh'' olarak ise kabul etmediğimi tekrar ifade etmiş olayım...

Kısaca genel hattı ile bunları ifade edebilirim...

Eğer ayetleri nasıl ''yorumladığım'' hususuna girmek isterseniz onuda konuşabiliriz...

Selametle...

bazi hocalar "ayetin hükmü kalkti" diyebiliyorlar, bunu duyan ayeti inkara kadar ileriye gidebiliyor, cok tehlikeli bir durum. bence ehli-sünnetcilik taslayanlar bu konuda cok ama cok daha dikkatli olmalilar zire genelde "nesh" meselesini yanlis bir bicimde savunanlar bunlar!

abdullah birisi
26-08-2013, 22:24
bazi hocalar "ayetin hükmü kalkti" diyebiliyorlar, bunu duyan ayeti inkara kadar ileriye gidebiliyor, cok tehlikeli bir durum. bence ehli-sünnetcilik taslayanlar bu konuda cok ama cok daha dikkatli olmalilar zire genelde "nesh" meselesini yanlis bir bicimde savunanlar bunlar!

az biraz bilgi sahibi olsa idin, örnekleyebilirdik...

Yeni-OSMANLI
27-08-2013, 06:52
Nesh edilen ayetlerin bugüne bakan yönü varmi?

selamunaleykum, hicbir ayetin nuzülü sebebsiz degildir diye biliyoruz. Ohalde nesh edilen ayetlerin hükmü kalmadigina inanmak bu ayetlerin bugüne bakan yönünü inkar etmemize sebebiyet vermezmi? Sonradan nesh edilen bir ayetin inis sebebi bugünde yasansa bu ayetin bugüne bakan yönü olmazmi,yoksa nesh edilen ayet ebediyyen gecersizmi sayilmali? Icdihad alimleri bir hüküm hakkinda icdihad ederken nesh edilen ayetlerin nesh sebebini ve neshden önceki durumada bakarakmi icdihad ederlerdi acaba? Mesela ickinin tedricen yasaklanmasi ickinin haram oldugunu inkar etmeme sartiyla uygulama acisindan örnek alinabilirmi?

Değerli kardeşimiz;
Kuranı Kerimde nesh konusu tartışmalıdır. Bazı alimler neshin varlığını kabul etse de bunun aksini ifade edenler de vardır. Bizler de nesh edilen ayetlerin tamamen yürürlükten kalktığı fikrinin isabetli olmadığı kanaatindeyiz. Çünkü o ayete muhatab olacak toplumlar ve devirler olabilir.

Nesih hakkında geniş bilgi almak için tıklayınız. (http://www.sorularlaislamiyet.com/article/9145/nesh-nesih.html)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

ömerusta
27-08-2013, 20:36
yok güzel gidiyorsunuz ayetleri izole edin hadislerle besleyin arzu ettiğinizi size göre islamı bulun bundan daha kolay ne var

lafons7275
28-08-2013, 11:55
Kur’an’da nasih ve mensuh ayetlere örnekler

Necva sadakası


1. “Ey iman edenler, peygambere gizli bir şey danışacağınız zaman, fısıltınızdan önce bir sadaka verin! Bu sizin için hem bir hayır hem de daha ziyade temizliktir. Fakat gücünüz yetmezse, şüphe yok ki, Allah Ğafûr’dur, Rahîm’dir.”



Görüldüğü gibi bu ayet, mali durumu yerinde olan sahabîlere Hz. Peygamber (s.a.v) ile gizli bir mesele konuşmak istedikleri zaman, önce fakirlere bir miktar sadaka verme yükümlülüğü getirmektedir. Sadece gücü yetmeyenler bu yükümlülükten muaf tutulmuştur.



Ancak hemen sonraki ayette bu yükümlülüğün kaldırıldığını görüyoruz:


“Fısıltınızdan önce sadakalar takdim etmekten korktunuz mu? Madem ki yapmadınız, Allah da sizi bağışladı, artık namaza devam edin, zekâtı verin ve Allah ve Resulü’ne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”




Her ne kadar suredeki dizilişleri peşpeşe ise de, ikinci ayetin ifadesinden, iki ayetin nüzulü arasında belli bir süre bulunduğunu anlıyoruz. Nitekim Hz. Ali (r.a)’nin bir dinarı 10 dirheme bozdurarak her gün bir dirhem sadaka vermek suretiyle Hz. Peygamber (s.a.v)’e özel meseleleri hakkında danıştığı, daha sonra bu hükmün nesh edildiğini söylediği nakledilmiştir.



Her ne surette olursa olsun, burada ilk ayetin, ikinci ayet tarafından nesh edildiği, ikinci ayetin ifadesiyle açık bir şekilde belgelenmektedir. Dolayısıyla 12. ayette hükme bağlanan “sadaka verme” işinin bir emir değil, nedb/teşvik ifade ettiğini söylemenin tutarlı bir yanı yoktur. Zira böyle olsaydı, 13. ayette ifade edilen durumu anlamak mümkün olmazdı. Orada “Fısıltınızdan önce sadakalar takdim etmekten korktunuz mu? Madem ki yapmadınız, Allah da sizi bağışladı” buyurulmak suretiyle bu işin isteğe bağlı ve teşvik amaçlı olmadığı ifade edilmektedir. Nedb/teşvik ifade eden bir işi yapmayanların affedildiğini belirtmenin ne anlamı olabilir?

Verda
28-08-2013, 12:10
Bizim bi hocamız vardı ders nesih-mensuh konusu biraz konuya giriş yaptı sonra döndü bize sizce Kur'an da nesh var mıdır dedi, biz afalladık tabi ne diyebiliriz ki konuya vakıf bile değiliz!! sonrasında bütünüyle öğrendiğimizde ise yani belli zamanda neredeyse Kur'an'ın yarısının mensuh edildiği gerçeğini ve Suyuti'nin bunu 20'ye düşürmesi yok yok dedim nesh olamaz çünkü Kur'an'ın bir yaşam süreci mevcut ve bu haller yani olması mümkün her durum belli zamanlarda zuhur edebilir ki bunlara verebileceğimiz cevaplar olmalı..

lafons7275
28-08-2013, 12:19
Bizim bi hocamız vardı ders nesih-mensuh konusu biraz konuya giriş yaptı sonra döndü bize sizce Kur'an da nesh var mıdır dedi, biz afalladık tabi ne diyebiliriz ki konuya vakıf bile değiliz!! sonrasında bütünüyle öğrendiğimizde ise yani belli zamanda neredeyse Kur'an'ın yarısının mensuh edildiği gerçeğini ve Suyuti'nin bunu 20'ye düşürmesi yok yok dedim nesh olamaz çünkü Kur'an'ın bir yaşam süreci mevcut ve bu haller yani olması mümkün her durum belli zamanlarda zuhur edebilir ki bunlara verebileceğimiz cevaplar olmalı..

“Ey iman edenler, peygambere gizli bir şey danışacağınız zaman, fısıltınızdan önce bir sadaka verin! Bu sizin için hem bir hayır hem de daha ziyade temizliktir. Fakat gücünüz yetmezse, şüphe yok ki, Allah Ğafûr’dur, Rahîm’dir.”

“Fısıltınızdan önce sadakalar takdim etmekten korktunuz mu? Madem ki yapmadınız, Allah da sizi bağışladı, artık namaza devam edin, zekâtı verin ve Allah ve Resulü’ne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”

Evet bekliyoruz cevapları. Ben de merak ettim çünkü nasıl bir cevap hazırladığınızı.

lafons7275
28-08-2013, 12:39
“Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlar hakkında başka bir yol gösterinceye kadar evlerde tutun.”


Bu ayet konumuz açısından son derece önemli ayetlerdendir. Zira burada Allah Teala’nın, bir hükmü geçici olarak indirdiği, ileride kaldıracağı ve yerine bir başkasını vaz edeceği işaret edilmektedir. Nitekim bu durum gerçekleşmiş ve bilahare nazil olan bir ayette şöyle buyurulmuştur: “Zina eden kadın ile zina eden erkeğin her birine yüzer değnek vurun…”

lafons7275
12-10-2013, 14:19
Bu anlamda Kur'an'da bulunan ayetlerin hepsinin hükmü Kıyamete kadar geçerlidir.Hiçbir ayetin hükmü kalkmamıştır...


Necva sadakası


“Ey iman edenler, peygambere gizli bir şey danışacağınız zaman, fısıltınızdan önce bir sadaka verin! Bu sizin için hem bir hayır hem de daha ziyade temizliktir. Fakat gücünüz yetmezse, şüphe yok ki, Allah Ğafûr’dur, Rahîm’dir.”[14]


Görüldüğü gibi bu ayet, mali durumu yerinde olan sahabîlere Hz. Peygamber (s.a.v) ile gizli bir mesele konuşmak istedikleri zaman, önce fakirlere bir miktar sadaka verme yükümlülüğü getirmektedir. Sadece gücü yetmeyenler bu yükümlülükten muaf tutulmuştur.


Ancak hemen sonraki ayette bu yükümlülüğün kaldırıldığını görüyoruz:


“Fısıltınızdan önce sadakalar takdim etmekten korktunuz mu? Madem ki yapmadınız, Allah da sizi bağışladı, artık namaza devam edin, zekâtı verin ve Allah ve Resulü’ne itaat edin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”[15]


Her ne kadar suredeki dizilişleri peşpeşe ise de, ikinci ayetin ifadesinden, iki ayetin nüzulü arasında belli bir süre bulunduğunu anlıyoruz. Nitekim Hz. Ali (r.a)’nin bir dinarı 10 dirheme bozdurarak her gün bir dirhem sadaka vermek suretiyle Hz. Peygamber (s.a.v)’e özel meseleleri hakkında danıştığı, daha sonra bu hükmün nesh edildiğini söylediği nakledilmiştir.[16]


Her ne surette olursa olsun, burada ilk ayetin, ikinci ayet tarafından nesh edildiği, ikinci ayetin ifadesiyle açık bir şekilde belgelenmektedir. Dolayısıyla 12. ayette hükme bağlanan “sadaka verme” işinin bir emir değil, nedb/teşvik ifade ettiğini söylemenin tutarlı bir yanı yoktur.[17] Zira böyle olsaydı, 13. ayette ifade edilen durumu anlamak mümkün olmazdı. Orada “Fısıltınızdan önce sadakalar takdim etmekten korktunuz mu? Madem ki yapmadınız, Allah da sizi bağışladı” buyurulmak suretiyle bu işin isteğe bağlı ve teşvik amaçlı olmadığı ifade edilmektedir. Nedb/teşvik ifade eden bir işi yapmayanların affedildiğini belirtmenin ne anlamı olabilir?

[14] 58/el-Mücâdele, 12.


[15] 58/el-Mücâdele, 13.


[16] Bkz. et-Taberî, Câmi’u'l-:Beyân, XII, 12-13; İbn Kesîr; Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, IV, 326-327.


[17] Bkz. Ateş, a.g.e., XVI, 54-61.

Fakr
12-10-2013, 15:35
Necva sadakası


“Ey iman edenler, peygambere gizli bir şey danışacağınız zaman, fısıltınızdan önce bir sadaka verin! Bu sizin için hem bir hayır hem de daha ziyade temizliktir. Fakat gücünüz yetmezse, şüphe yok ki, Allah Ğafûr’dur, Rahîm’dir.”[14]




Selam

Genel hattı ile ''nesh'' ile alakalı yaklaşımımız bu başlıkta çeşitli mesajlarda dile getirilmiştir.Tercihimiz,yaklaşımımız budur...Dileyenler oradan okuyabilirler.

Özelde ise bu ayata yaklaşımımız hakkında aşagıdaki linkte 22 nolu mesajda verilmiştir...

http://www.ihvanforum.org/showthread.php?136024-Kur-an-da-Nesih-Edilen-Ayet-Var-mıdır&p=1300176#post1300176


Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır...
Selametle...

gunduzalp
12-10-2013, 16:00
“Eyinananlar! İşlediğiniz günahı Peygamber’e anlatacağınıza, (Allah rızası için)sadaka verin. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Eğer (sadaka verecekbir şey bulamazsanız) Allah bağışlayan ve esirgeyendir.”


Ziyade zorlama tevil. Genelde bu tip tartismalarda, mananin kendi fikriyatina uymasi icin, zahir arka plana atilip, ayet istenilen kivama getirilerek mana veriliyor. Lakin malesef ki verilen yeni manada, dise dokunur sekilde konuyu aciklamiyor. Her ne sebeple olursa olsun, Rasulullah aleyhissaletu vesselam, ebediyete irtihal etmistir, dolayisi ile bu ayet bize o zamanki bir uygulamayi anlatir. Elbetteki bu bizim icin bir ipucudur, elbetteki o atmosferi anlamamiz icin onemli bir bakis acisi saglar ama buna delalet eden hukum suan itibari ile olanaksizdir. Aynen Imam-i Gazali'nin nesh konusunda dedigi gibi:

Nazim ayridir ondan elde edilen hukum ayridir(Gazzali II,96)

Ondan sonra belirli kisilerin yazilarini okuyorum, aslinda Ehl-i Sunnet'in dediginden farkli birsey demiyorlar. Lakin Ehl-i Sunnet bunu cesurca bahsetmesine ragmen, onlar boyle seyleri biraz daha ustu kapali ama ayni fikri farkli kelimelerle ifade ederek, tuhaf bir inhiraf olusturuyorlar.

Mesela faiz konusuna bakacak olursak:

3:130 - Ey iman edenler! Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.

Simdi bu ayet'in nuzul oldugu ortamda, evvelen faiz'in kat kat artilarak alinmasinin uygulandigi rivayeten bilinen bir gercek ama sonradan gelen ayet ile, ister kat kat olsun, isterse en ufak bir sekilde olsun, faiz yasaklanmistir:

2:278 - Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve artık faizin peşini bırakın, eğer gerçekten müminler iseniz.

Mesela buna bakip bazi insanlar diyorlar ki, efendim o farkli bir zamanda imis, farkli bir ortamda imis, sonradan gelende farkli hallerden bahsediyor ama bu nesh degil. Basbaya nesh, yani bunu goremeyecek veya bir suru ucundan basindan yorum yaparak, farkli mecraya cekmenin ne manasi var? Tamam her ayet her turlu ortama hitap etmiyor ama vahyin sureci icinde bazi ayetlerin diger hukumleri genislettigini ve hatta bazen de hafiflettigini goruyoruz.

Mesela musrikler ile evlenmeyin ayeti varken, Bakara 221. ayette sonra Maide suresinde, ehl-i Kitabin hanimlari helal oldugu soyleniyor.

Gerci biliyorum, o kadar zorlama teviller ile isin icinden cikmaya calisip, sonrada bak Kuran'da aslinda nesh yoktur demek istiyorlar ama aciklamalar son kertede pek tatminkar olmak soyle dursun, uzun uzadiya yazi yazmaktan ziyade bir anlam ifade etmiyor.

Yeni-OSMANLI
12-10-2013, 16:12
konuyu bukadar uzun uzadiya tartismaya ne gerek var anlam veremiyorum, hicbir ayet hükümsüz degildir, konunun özeti budur.


Nesh edilen ayetlerin bugüne bakan yönü varmi?

selamunaleykum, hicbir ayetin nuzülü sebebsiz degildir diye biliyoruz. Ohalde nesh edilen ayetlerin hükmü kalmadigina inanmak bu ayetlerin bugüne bakan yönünü inkar etmemize sebebiyet vermezmi? Sonradan nesh edilen bir ayetin inis sebebi bugünde yasansa bu ayetin bugüne bakan yönü olmazmi,yoksa nesh edilen ayet ebediyyen gecersizmi sayilmali? Icdihad alimleri bir hüküm hakkinda icdihad ederken nesh edilen ayetlerin nesh sebebini ve neshden önceki durumada bakarakmi icdihad ederlerdi acaba? Mesela ickinin tedricen yasaklanmasi ickinin haram oldugunu inkar etmeme sartiyla uygulama acisindan örnek alinabilirmi?

Değerli kardeşimiz;
Kuranı Kerimde nesh konusu tartışmalıdır. Bazı alimler neshin varlığını kabul etse de bunun aksini ifade edenler de vardır. Bizler de nesh edilen ayetlerin tamamen yürürlükten kalktığı fikrinin isabetli olmadığı kanaatindeyiz. Çünkü o ayete muhatab olacak toplumlar ve devirler olabilir.

Nesih hakkında geniş bilgi almak için tıklayınız. (http://www.sorularlaislamiyet.com/article/9145/nesh-nesih.html)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

lafons7275
12-10-2013, 16:17
Selam

Genel hattı ile ''nesh'' ile alakalı yaklaşımımız bu başlıkta çeşitli mesajlarda dile getirilmiştir.Tercihimiz,yaklaşımımız budur...Dileyenler oradan okuyabilirler.

Özelde ise bu ayata yaklaşımımız hakkında aşagıdaki linkte 22 nolu mesajda verilmiştir...

http://www.ihvanforum.org/showthread.php?136024-Kur-an-da-Nesih-Edilen-Ayet-Var-mıdır&p=1300176#post1300176


Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır...
Selametle...


Verdiğin linki okudum şöyle demişsiniz :

“İşlediğiniz bir günahı ona (Rasûle) anlatacağınız zaman, bu günahı ona anlatmadan önce(Allah rızası için) sadaka verin.”


Bu ibârelerde görüleceği üzere Yüce Allah, işledikleri günahlardan büyük bir içtenlikle pişmanlık duyan iyi niyetli ancak yönelişlerinde isâbetli olamayanbir takım kulları sebebiyle Peygamberi’ni dışlamamış, ancak insanların günahlarının affedilmesi hususunda onun da yetkisiz bir kul olduğunu ihsas ettirmiştir. Ayrıca bu noktadaki tek çıkar yolun, yani günahlardan kurtulmanın biricik yolunun; Allah rızası için sadaka vermek, diğer bir deyişle iyilikyapmak olduğunu göstermiştir.


Günahların affedilmesi hususunda Hz. Peygamber’in konumunu çok açık olarak belirleyen bu meâlin aynı zamanda Kur’ân’ın ruhuna da uygun olduğu kanaatindeyiz. Bu tezimizi destekleyen bir âyet-i kerîmede şöyle denilmektedir:


“Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.” (Hûd (11): 114.)


Bu âyet-i kerîme Peygamber (a.s.)’e soru sormayı ya da onunla özel görüşme yaparak gizli konuşmayı temel bir sorun olarak ele almamakta, aksine bunlardan çok daha önemli olan bir hususu; günahların affedilmesi meselesini ve bu konudaki gerçek yönelişin sadece Yüce Allah olması gerektiğini, özne durumundaki insanların dimağlarına bütün berraklığıyla yerleştirmek istemektedir.Zâten aynı âyetin devamındaki ibârelerde bu anlamın şöylece teyit edildiğini görmekteyiz:


“(Peygamber ile) özel görüşmenizden önce sadakalar vermekten çekindiniz mi? Bunu yapmadığınıza ve Allah da sizi affettiğine göre artık namazı kılın, zekâtı verin, Allah ve Rasûlü’ne itaatedin. Allah bütün yaptıklarınızı hakkıyla haberdardır.”(Mücâdele (58): 13).


Bu âyet-i kerîmede geçen; Allah da sizi affettiğine göre şeklindeki ibare daha önceden işlenen bir günah çağrışımı yapmaktadır. Bu da, bir Müslüman’ın Nebi (a.s.) ile gerçekleştirmek durumunda olduğu özel görüşmenin öncesinde sadaka vermediğinden dolayı kazandığı günah değildir. Dolayısıyla bize göre zaten nesh olayının söz konusu olmadığı bu âyette bahsedilen günah; insanların Nebi (a.s.)’ye gelmeden önce işledikleri günahtır. Dolayısıyla bu âyet-i kerîmede kendilerinden bahsedilen günahkârlar,işledikleri günahların affı için ibadet etmeye çağırılmaktadırlar. Çünkü günahların affı ancak bu şekilde gerçekleşebilir…. Alıntı bitti.




zina eden kadın ve erkeğe 100 sopa vurun ayetine maruz kalacak bir zinakar, senin dediğin şekilde yola çıkarak şöyle diyebilir: " bi dakika siz bana sopa atamazsınız."



hoppala neden atamayız?

çünkü ben bu zinayı yaptıktan sonra bir dilenciye 1 lira verdim de ondan :)


aaaaa. İyi o zaman serbestsin, Allah seni affetti.




fakr kardeş işte görüyorsun ki kendini haklı çıkarcam diye bir ayeti işkembeden tevil edince ortaya böyle manzara çıkıyor. Hadi şimdi bu manzarayı kurtar.

gunduzalp
12-10-2013, 16:23
konuyu bukadar uzun uzadiya tartismaya ne gerek var anlam veremiyorum, hicbir ayet hükümsüz degildir, konunun özeti budur.


Nesh edilen ayetlerin bugüne bakan yönü varmi?

selamunaleykum, hicbir ayetin nuzülü sebebsiz degildir diye biliyoruz. Ohalde nesh edilen ayetlerin hükmü kalmadigina inanmak bu ayetlerin bugüne bakan yönünü inkar etmemize sebebiyet vermezmi? Sonradan nesh edilen bir ayetin inis sebebi bugünde yasansa bu ayetin bugüne bakan yönü olmazmi,yoksa nesh edilen ayet ebediyyen gecersizmi sayilmali? Icdihad alimleri bir hüküm hakkinda icdihad ederken nesh edilen ayetlerin nesh sebebini ve neshden önceki durumada bakarakmi icdihad ederlerdi acaba? Mesela ickinin tedricen yasaklanmasi ickinin haram oldugunu inkar etmeme sartiyla uygulama acisindan örnek alinabilirmi?

Değerli kardeşimiz;
Kuranı Kerimde nesh konusu tartışmalıdır. Bazı alimler neshin varlığını kabul etse de bunun aksini ifade edenler de vardır. Bizler de nesh edilen ayetlerin tamamen yürürlükten kalktığı fikrinin isabetli olmadığı kanaatindeyiz. Çünkü o ayete muhatab olacak toplumlar ve devirler olabilir.

Nesih hakkında geniş bilgi almak için tıklayınız. (http://www.sorularlaislamiyet.com/article/9145/nesh-nesih.html)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu cok kotu bir cevap degil ama herseyi cozume kavusturan bir cevap da degil. Haddizatinda, meselesinin sadece bir yonu ile alakali. Hukum icin ayni olay veya benzeri gerceklesmesi lazim. Simdi baska toplumlarda da uygulanabilir kavrami faiz, icki, evlilik, cihad gibi bazi hususlarin, vahyin inisi esnasinda farkli boyuta gecmesi, onceki gelen ayetlerin nasil tatbikini ebedi kilar? Mesela sen simdi faiz'i kat kat mi yemiyorsun? veya musrik dahi olsa ehli kitap bir hanimla evlenemez misin? Osmanli nickine sahipsin bilirsin, Yildirim Beyazid'in hanimi Bulgardi, I. Murat'in ki de sirp, peki nasil oldu da bakara suresindeki musriklerle evlenmeyin ayetine muhalefet etmis oldular o zaman?

Fakr
12-10-2013, 16:23
Selam

Kusura bakmayın ama bunu söylemeden edemeyeceğim...''Anlayışınıza hayran oldum''...

Yazıyı dingin bir kafa ile okunup anladığınızda konuşmak üzere...

Selametle...

Yeni-OSMANLI
13-10-2013, 12:16
gunduzalp, sen bu konulartda benden daha bilgilisin, buna eminim, sadece "nesh yoktur" derken neyi kastettigimi daha iyi anlatabilmek icin cevab veriyorum:

Bilindiği gibi, altı binden fazla âyeti muhtevi Kur’ân-ı Kerim, yirmi üç sene gibi uzun bir süreçte, yaşanan problemlerin çözümü mâhiyetinde âyet âyet nazil olmuştur.

Her Kur’ân âyeti hiç şüphesiz doğrudan Cenâb-ı Hakk’ın irâdesine bağlı olarak nazil olmakla berâber; yaşanan canlı bir olayın da İlâhî nazarla hatimesini teşkil etmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’in her bir âyeti bir ihtiyaç ürünü ve bir problemin cevabı olarak nâzil olmuş, yaşanan hayatın bir yönünü ihâta etmiş ve aydınlatmıştır. Her âyetin; insanların bir problem olarak yaşadığı, kıyâmete kadar aynı veya yakın problemlerde alacakları tavır ve davranışlarını düzenlemeye vesîle olan bir nüzul sebebi vardır. Âyetlerin birer nüzul sebeplerine dayalı olarak nâzil olmaları, Kur’ân’ın hayatın içini ve özünü kucakladığını gösterir. Nitekim yaşanan problemlerle ilgili inen âyetleri Müslümanlar dimağlarına, idrâklerine ve gönüllerine âdetâ kazımışlar, perçinlemişlerdir.

yazinin tümünü okumak icin tikla:
İçkinin haram kılınış süreci ve hikmetleri (http://www.fikih.info/kategoriler/helal-ve-haram/2341-ickinin-haram-kilinis-sureci-ve-hikmetleri.html)

gunduzalp
13-10-2013, 12:43
gunduzalp, sen bu konulartda benden daha bilgilisin, buna eminim, sadece "nesh yoktur" derken neyi kastettigimi daha iyi anlatabilmek icin cevab veriyorum:

Bilindiği gibi, altı binden fazla âyeti muhtevi Kur’ân-ı Kerim, yirmi üç sene gibi uzun bir süreçte, yaşanan problemlerin çözümü mâhiyetinde âyet âyet nazil olmuştur.

Her Kur’ân âyeti hiç şüphesiz doğrudan Cenâb-ı Hakk’ın irâdesine bağlı olarak nazil olmakla berâber; yaşanan canlı bir olayın da İlâhî nazarla hatimesini teşkil etmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm’in her bir âyeti bir ihtiyaç ürünü ve bir problemin cevabı olarak nâzil olmuş, yaşanan hayatın bir yönünü ihâta etmiş ve aydınlatmıştır. Her âyetin; insanların bir problem olarak yaşadığı, kıyâmete kadar aynı veya yakın problemlerde alacakları tavır ve davranışlarını düzenlemeye vesîle olan bir nüzul sebebi vardır. Âyetlerin birer nüzul sebeplerine dayalı olarak nâzil olmaları, Kur’ân’ın hayatın içini ve özünü kucakladığını gösterir. Nitekim yaşanan problemlerle ilgili inen âyetleri Müslümanlar dimağlarına, idrâklerine ve gönüllerine âdetâ kazımışlar, perçinlemişlerdir.

yazinin tümünü okumak icin tikla:
İçkinin haram kılınış süreci ve hikmetleri (http://www.fikih.info/kategoriler/helal-ve-haram/2341-ickinin-haram-kilinis-sureci-ve-hikmetleri.html)

Estagfurullah. Lakin yazi genel olarak duzgun bir mantik kurgusuna gore yazilmis olmasina ragmen, birkac katilmadigim veya tam anlayamadigim hususlar var:


Kur’ân-ı Kerîm’in her bir âyeti bir ihtiyaç ürünü ve bir problemin cevabı olarak nâzil olmuş,

Buradan yazida kastedilen, ornekler cercevesinde bakacak olursak, ayet-i kerimelerin hepsinin bir sebeb uzerine mi nazil oldugunu anlatmaya calismis , tam manasi ile bunu anlayamadim. Cevap eger evet ise, bu yanlis bir bilgi. Kuran-i kerim'in her ayeti bir sebep uzerine nazil olmamistir.

Sebeb-i Nuzul maddesine bakilabilir :

http://www.joomlawebtasarim.com/diniterimler/index.php?option=com_glossary&Itemid=2&letter=&page=110

Simdi, bazi meselelerde nihai hukum ile, onceden uygulanan hukumun genislemesi veya hafiflemesi, o ayeti komple silip atmak demek degildir. Bu konuda anlasilmayan husus, sanki Kuran-i Kerim' in gecersizlestirildigi vehmidir. Zaten nesh genel itibari ile hukuksal meselelerdedir. Daha onceki verdigim faiz orneginde gorulebilecegi gibi, faizin evvelen katkat alinmasi yasakti, sonradan tumden yasaklayan ayet nazil oldu. Simdi bizim icin katkat faiz alinmasini yasak eden ayet hasa hicbir anlam ifade etmiyor mu? elbetteki hayir, faizi kat kat yesende haram, veya az biraz yesen de. Lakin hukuksal olarak nihai hukum butun faiz oranlarinin haram oldugudur. Mesela bu ayet'i yorumlayanlar, guya kat kat faizin haram oldugu ve faizin bu manaya geldigini soyluyorlar ki, kulliyen safsatadir. Kac kat ana para harici faiz yemek helaldir madem? Ama faiz'in her turlusunun kalktigini biz biliyoruz, artik ne kat'i kalmistir, ne de tozu...

Yeni-OSMANLI
13-10-2013, 15:36
Simdi bizim icin katkat faiz alinmasini yasak eden ayet hasa hicbir anlam ifade etmiyor mu? elbetteki hayir, faizi kat kat yesende haram, veya az biraz yesen de. Lakin hukuksal olarak nihai hukum butun faiz oranlarinin haram oldugudur. Mesela bu ayet'i yorumlayanlar, guya kat kat faizin haram oldugu ve faizin bu manaya geldigini soyluyorlar ki, kulliyen safsatadir. Kac kat ana para harici faiz yemek helaldir madem? Ama faiz'in her turlusunun kalktigini biz biliyoruz, artik ne kat'i kalmistir, ne de tozu...
konu haram veya helal konusu degil. Faiz herzaman haram, icki herzaman haram, tesettür herzaman farz, bunu inkar eden zaten dinden cikar. Fakat bunlarin birden bire degilde adim adim yasaklanmis olmasinin hikmeti teblig stratejisi, egitim ve terbiye metodunda gizlidir.

"İnsanlara akıl seviyelerine, istidat ve durumlarına göre hitap edin." hadiside buna isarettir

burada alinmasi gereken mesaj "tedric usulüdür" mesela tasavvuftaki nefis terbiyesi metodlarindada tedric usulü uygulanir,zaten 23 yilda tamamlanan Kurani kerimde tedricen inmistir,oysa Allah birden birede indirebilirdi.

Islamdaki bazi uygulamalar bazi kisilerin nefsine agir gelebiliyor, misal icki haram ama herif bagimli olmus, birakinca rterleme, titreme oluyor, tansiyon yükseliyor...vs böyle bir durumda doktorlar dahi birden bire terketmenin sagliga zarar verecegini acikliyor, dolayisiyla tedricen birakilmasi icin planli bir program tavsiye ediyorlar.
Toplumlarda cok yaygin olan haramlardan biride faiz, hangi birimiz gönül rahatligi ile "bana bulasmadi" diyebilir?
Önemli olan günahsiz, dört dörtlük bir kul olmak degildir, böyle birsey mümkünde degildir, bir kudsi hadiste yanlis hatirlamiyorsam "eger günah islemeseydiniz hepinizi helak eder, günah isleyip ardindan tevbe eden kullar yaratirdim" manasinda kudsi hadis var....
Dolayiyial Allah bizden MÜCAHADE istiyor, gücümüz nisbetinde elimizden geldigince Allahin emirleriini uygulamaya calismamizi, haramlardan uzak durmak icinde nefsimize mümkün oldugu kadar direnmemizi istiyor, yapabildigimiz kadar yani...bu yolda yürürken günahlardan tam manasiyla uzak duramiyorsan durabildigin kadar uzak dur, kurani kerimin tedricen inmesi,Peygamber efendimizin tedricen uygulamasinin hikmetlerinden biride bu olsa gerek.

Imam-i Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

Bütün günahlara tevbe edip hepsinden kaçmak büyük nimettir. Bu yapilamazsa, bazi günahlara tevbe etmek de nimettir. Bunlarin bereketiyle belki bütün günahlara tevbe etmek nasip olur. “Bir seyin bütünü ele geçmezse, hepsini de kaçirmamali” buyuruldu. (2/66)
http://www.hakikatkitabevi.com/download/turkce/07-Mektubat.pdf