PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : İmam İbn Teymİyye (661/728)



islamveinsan
09-01-2007, 21:15
s.a
Formu aradım bulamadım.... daha önce verildimi bilmiyorum....
İslam aleminin bugüne değin gelmiş En iyi Alimlerinden, müthiş bir alim ve deha.

İbn-i Teymiyye 661/728 İMAM İBN TEYMİYYE (661/728)


Takıyyuddin Ebu'l-Abbas b. Abdilhalim b. Teymiyye (661/1263) yılında Harran'da ilim ehli bir ailede doğmuş ehl-i sünnet mezheblerinden birisi olan Hanbeli mezhebi âlimlerinden ileri gelen İslâm bilginlerinden birisidir.

Talebesi İbn Abdul-hadi onun hakkında şöyle der: "Rabbani bir imam, ümmetin müftüsü, ilim denizi, hafızların seyyidi, asrının eşsiz bir âlimi. Şeyhu'l İslâm, Kur'an'ın tercümanı, zahidlerin önderi, abidler içinde sessiz, bid'atçıların düşmanı ve müctehid imamların sonuncusu olan İbn Teymiyye'nin nesebi şöyledir: Takıyyuddin Ebu'l-Abbas Ahmed b. Şihabeddin Abdulhalim b. Şeyhu'l-İslam Mecduddin Abdu's-Selâm b. Ebi Muhammed Abdullah b. Ebi Kasım el-Hudr b. Muhammed b. el-Hudr b. Ali b. Abdillah b. Teymiyye el-Harrânî"

İbn Teymiyye hicri 10 Rebiu'l-evvel 661 (22 Ocak 1263) pazartesi günü Harran'da dünyaya gelmiştir. Ailesi ilim ve dindarlıkla meşhur Hanbeli mezhebine mensub ders, fetva ve telifle meşgul olmuş tanınmış bir ailedir. Bu aile zeka, hatırlama, hafıza ve surat-i intikal hususunda eşsiz bir aile olarak şöhret bulmuştur. Lakin ibn Teymiyye bütün bu özellikleri de ailesinden daha ileri seviyededir. Devrin âlimleri ve hocaları ondaki bu müthiş hatırlama gücü ve hafıza kuvvetine hayran kalmışlar, bu hususiyetleri ile de Dımaşk ve çevre şehirlerde şöhret kazanmıştır. Haleb şehrinden bir âlim İbn Teymiyye'nin bu özelliklerini işitmiş ve onu görmek için Dımaşk'a gelmişti. O zaman daha çocuk yaşta olan İbn Teymiyye'ye bu zat onüç tane hadisi imlâ suretiyle yazdırır. İbn Teymiyye hadisleri bir tahta üzerine yazar Halebli âlim İbn Teymiyye'den yazdırdığı hadisleri tekrar okumasına fırsat vermeden kendisine ezberden söylemesini ister. İbn Teymiyye hadisleri yazdığı tahtayı bu zata verir ve dinle diyerek hadisleri dinlediğinden daha güzel ezbere okuyuverir. Haleb’li âlim aynı şeyi seçtiği bazı hadis isnadlarını yazdırarak tekrarlar, İbn Teymiyye de aynı güzellikte ezbere okur. Bunun üzerine Haleb’li âlim "eğer bu çocuk yaşarsa onun çok büyük bir şöhreti olacak böyle zeki bir insan görülmemiştir" der.

Dedesi Mecduddin için muasırı olan bazı âlimler mutlak müctehid ifadesini kullanmışlardır. Babası da büyük bir âlimdir. Dımaşk'taki Sıkeriyye medresesinin hocalığı İbn Teymiyye'ye babasından geçmiştir. Babası 682 (1283) yılında vefat etmiştir. Moğolların Harran'ı işgalinden sonra İbn Teymiyye yedi yaşında iken ailesi Dımaşk (Şam)'a hicret etmiştir.[1]

İbn Teymiyye Dımaşk şehrinde bir çok büyük âlimden ders okumuş talebesi İbn Abdulhadi onun ders aldığı hocalarının iki yüzden fazla olduğunu söylemiştir.[2]

İbn Teymiyye önce Kur'an'ı ezberlemiş, o dönem bilinen bütün ilimleri okumuş arap dili ile ilgili çalışmalara çok önem vererek lugat ve gramer ilminde otorite sahibi bir âlim olmuştur. Hatta Sibeveyh'in arap gramerinde çok önemli bir yeri olan kitabını incelemiş, tenkit etmiş ve bazı meselelerde onun görüşlerine karşı çıkmıştır. Sibeveyh'in zayıf kaldığı noktaları tesbit ederek hatalarını ortaya çıkarmıştır. Bu çalışmaları ona ilmi hayatı boyunca bütün telifatında kullanacağı bir Arapça melekesi kazandırmıştır. İbn Teymiyye arap edebiyatının meşhur mensur ve manzum metinlerinden büyük bir kitap olacak kadarını da ezberlemiştir. Zehebi (ö. 748/1347- 1348) onun bu özelliğini şöyle anlatır: "Arap dili hakkındaki bilgisi gerçekten çok kuvvetliydi."

İbn Teymiyye Kur'an'ın tefsiri ile de ciddi bir şekilde ilgilenmiş ve bu konuda çok çaba sarfetmiştir. Nitekim bunu onun eserlerinde müşahede etmek mümkündür. Hafız Zehebî "İbn Teymiyye uzun yıllar cuma günleri ezberden Kur'an'ı tefsir etti, zekası parılparıldı. Tefsir ilmindeki bilgisi son noktadaydı" demiştir. Hafız el-Berzalî (738/1337-1338) onun tefsirindeki yerini "tefsir hakkında konuşmaya başlayınca insanlar onun bu konudaki bilgisinin çokluğu, üslubunun güzelliği, bir konudaki görüşleri değerlendirişinin isbatı, zayıf ve batıl görüşleri tesbit edişindeki kabiliyeti ve her ilimdeki mahareti karşısında şaşkınlığa kapılırdı. Onu dinleyenler onu hayret ve beğeniyle dinlerdi sözleriyle anlatır. İbn Teymiyye Kur'an hakkında öğrendikleriyle yetinmez Rabbine yönelerek Kur'an'ı hakkıyla anlamayı kendisine nasip etmesi için dua eder ve şöyle derdi: "Bir ayeti yüz kadar tefsirden mütalaa eder, sonra Allah'tan anlayış ister ve şöyle dua ederim: "Ey Adem'e ve İbrahim'e öğreten Allah’ım bana da öğret." Bazen de tenha bir mescide giderdim. Toprağa yüzümü sürer ve Allah'a şöyle dua ederdim: "Ey İbrahim'e ilim veren. Bana de ince anlayış ve ilim ver." İbn Aybek es-Safedî (764/1362-1363) İbn Teymiyye'den tefsir dinleyenlerin ifadesine göre, İbn Teymiyye'nin şöyle dediğini nakletmiştir: "Ben yüz yirmi kadar tefsire bakar sonra içlerinden sahih olan görüşü seçerdim." ibn Teymiyye'nin tefsirdeki metodu, selef alimlerinin görüşleri çerçevesinde Kur'an'ı tefsir etmek ve onların görüşlerinin dışına çıkmamaktır. Kendi fikir ve istidlallerini katmadan selef âlimlerinin Kur'an'ın bütün ayetleri için ayrı ayrı tefsire gerek yoktur. Çünkü bazı ayetler zaten herkesin anlayacağı kadar açıktır. Bazılarını da birçok müfessir açıklamıştır. Lakin bir kısmı vardır ki âlimler bile onların tefsirinde zorlanmış ve ihtilaf etmişlerdir. Çoğu zaman insan bu kabil ayetler için birçok tefsire baksa bile ayetin anlamını anlayamaz.

İbn Teymiyye'ye göre Kur'an'da öyle ayetler vardır ki bir tanesi tefsir edildiğinde onun benzeri olan bir çokları ona benzetilerek tefsir edilebilir. İşte bu ayetlerin tefsirine delilleri de serdedilmek suretiyle önem verilmesi gerekmektedir. Çünkü bunlardan bir tanesi tam manasıyla anlaşılırsa benzerleri de onun gibi tefsir edilebilir.

İbn Teymiyye hadîs ilmiyle de meşgul olmuş, hadîs ilmine çok önem vermiştir. Talebesi İbn Abdulhâdî'nin ifadesine göre Ahmed b. Hanbel'in Müsned'ini ve Kütüb-i Sitte'yi defalarca hocalarından okumuştur. Hafız Zehebî onun hadis ilmindeki derin bilgisi hakkında şu olayı anlatır: " İskenderiye'de tutuklu iken Sebte valisi, ondan ezberindeki hadisleri ravilerini değerlendirmek suretiyle yazıp göndermesini ve bunların rivayeti için kendisine icazet vermesini istedi. İbn Teymiyye ezberindeki hadislerden on varak kadar isnadlarıyla birlikte yazıp gönderdi. Bu gönderdiği rivayetleri ve ravi değerlendirmelerini en büyük muhaddis bile onun kadar mahir yapamazdı. Tabakat ve hadis usulü ilimlerinde tam bir uzmanlığı vardı. Al-i ve Nazil isnadları, sahih ve sakim isnadları metinleriyle beraber çok iyi bilirdi. Onun döneminde bu konularda onun kadar, hatta onun ilmine yaklaşabilen bir âlim yoktu. Ezberindekini takdim edişindeki mahareti hadisten delil çıkarmadaki gücü gerçekten hayret uyandıracak derecedeydi. Kütüb-i Sitte ve Müsned'i çok iyi biliyordu, öyle ki onun hakkında şöyle söylenmiştir: "İbn Teymiyye'nin bilmediği hadis, hadis değildir"[3] Yine de unutulmamalıdır ki ilmi bütünüyle ihata Allah'a mahsustur. Ancak onun diğer âlimlerden farkı, onun ilmi denizden avuçlaması diğerlerinin ilmi küçük kanallardan alıyor olmasıdır.

Hafız Zemlekani (727/1327) onun hadis ilmindeki yerini şöyle anlatır: "Beşyüz seneden beri hıfzı ondan daha kuvvetli olan görülmemiştir." Hafız el-Mizzi onun hakkında: "İbn Teymiyye'den daha iyi Kur'an'ı ve sünneti bilen ve en güzel şekilde onların yolundan giden görmedim" demiştir.

İbn Teymiyye naklî ilimde ileri seviyede olduğu gibi, felsefe ilimlerini, mantık ve kelâm ilmini de tahsil etmiştir. Bu ilimleri iyice öğrenmiş ve keskin görüşleri tenkitçi yaklaşımlarıyla tenkit etmiştir. Bu ilimlerin tenkidi için birtakım prensipler de belirlemiştir. Bu ilim sahalarında İbn Teymiyye'nin önemli eserleri vardır. Bunlardan birkaçı şunlardır: "er-Redd a'la'l-Mantıkiyyin","Nakzu'l-Mantık", "Nakzu Tesisi'l-Cehmiyye", "Dır'u tearuzi'l-akl ve'n-nakl".

İbn Teymiyye felsefe ve kelâm ilmi ile ilgili eserler yazmasına rağmen bu ilimlerle uğraşıp az-çok bunlardan etkilenen diğer âlimler gibi felsefeden etkilenmemiştir. Onun bu ilimleri öğrenmesinden maksadı İslâm'ın güzelliklerini, İslâm davetini anlatmak, dinin emir ve yasaklarına uymaya insanları teşvik etmektir. Bundan dolayı onun yazdığı eserlerin çoğunluğu ehl-i bid'at ve ilhâdın reddiyle ilgilidir. Dehrîler, kaderîler, cehmiyye, mu'tezile, vahdet-i vücudçular ve felsefeciler hakkında da reddiyeler yazmıştır. Bunun sebebini kendisi şöyle anlatır: "Ehl-i bid'at ve dalâlet hakkında çok eser yazmamın sebebi, bunların dalâletin yuları ile din dışına çıktıklarını bunların tertemiz İslâm dinini herhangi bir din ve görüşle iptal etmek istediklerini, insanları dini esaslarda şüpheye düşürdüklerini gördüğümden dolayıdır. Onun için kitap ve sünnetten yüz çevirip bu gibi kimselerin görüşlerine değer verenlerin çoğunun dinsizleştiğini tesbit ettim. Dinsizleşmeseler bile dini hususlarda yakînlerini ve itikadlarını kaybettiklerini anladım. İşte bu sebeplerden gayretimin çoğunu dinin temel prensiplerini anlatmaya ve bid'atçıların görüşlerini Allah'ın lütfuyla aklî ve ikna edici cevaplarla cevaplamaya harcadım." Bir gün yahudinin biri ona sekiz beyitlik bir şiirle kader hakkında soru sorar. İbn Teymiyye başını önüne eğer biraz düşündükten sonra cevap vermeye başlar. Mecliste hazır bulunanlar önce bu cevabın nesir olduğunu zanneder. Biraz düşününce soru soran yahudinin şiirinin vezninde ve kafiyesinde yaklaşık 184 beyitlik eğer şerh edilse iki büyük cilt tutacak meseleleri ihtiva eden bir şiir olduğunu anlarlar.



--------------------------------------------------------------------------------

[1] Ebu'l Hasan en-Nedvî, el-Hafız Ahmed b. Teymiyye, Kuveyt 1978, s. 34.

[2] M. Halil Herras, İbn Teymiyye es-Selefi, s. 26.

[3] Muhammed Hasan el-Mucavi es-Saalibi, el-Fasl, el-Fikrü's-Sami fi Tarihi'l Fıkhi'l-İslâmi, Medine 1977, II, 362.

.BeYzA.
09-01-2007, 21:27
Allah razı olsun, bu değerli alimin hayatnı kısaca anlatan bu yazıyı paylaşmışınız. kitabını(hapisane mektupları) okumadan önce bu ön bilgi iyi oldu...

Sofuoglu
09-01-2007, 21:39
s.a
Formu aradım bulamadım.... daha önce verildimi bilmiyorum....
İslam aleminin bugüne değin gelmiş En iyi Alimlerinden, müthiş bir alim ve deha.

.

:confused1[1]: :thinking: :(

islamveinsan ve ibn teymiyye ilginc,:confused1[1]:

bu isde bir is var ama hayirlisi,

her zamanki gibi bir hiciv olarak algilayim bari;)

islamveinsan
09-01-2007, 22:10
Muhammed b. Abdi’l-Berr eş-Şafîi es-Sübkî (v. 777)’de şunları söylemektedir: "İbni Teymiyye’ye cahil bir kimse ile yanlış kanaat ve görüşlere sahib bir kimseden başkası buğzetmez. Cahil bir kimse ne söylediğini bilmez, yanlış kanaat sahibi kimseyi ise sahib olduğu yanlış kanaat onu bilip tanıdıktan sonra hakkı söylemekten alıkoyar."

Sofuoglu
09-01-2007, 22:32
Muhammed b. Abdi’l-Berr eş-Şafîi es-Sübkî (v. 777)’de şunları söylemektedir: "İbni Teymiyye’ye cahil bir kimse ile yanlış kanaat ve görüşlere sahib bir kimseden başkası buğzetmez. Cahil bir kimse ne söylediğini bilmez, yanlış kanaat sahibi kimseyi ise sahib olduğu yanlış kanaat onu bilip tanıdıktan sonra hakkı söylemekten alıkoyar."

cahiligimizi mazur gor kardes,bize senin tanidigin gibi tanimak nasip olmadi,
bizde zati muhteremin hakkinda su asagidaki soylenenleri duyduk,
suphesiz dogrusunu Allah(c.c) biliyor

Vehhâbîlik dininin fikir olarak ortaya çıkması, Hicrî 661, Milâdî 1263 yılında Harran’da doğan İbn-i Teymiyye ile başlamıştır. Asıl adı Ahmed bin Abdülhalim olup, İbn-i Teymiyye lâkabıyla şöhret bulmuştur.

Tatarların zulmünden dolayı âilesiyle birlikte Şam’a geldi. Babası Abdülhalim kısa zamanda Şam’da parmakla gösterilmeye başladı. Şöhreti her tarafa yayıldı. Şam’ın en büyük camiinde vaaz ve ders kürsüsü vardı.

İbn-i Teymiyye küçük yaşlarda Kur’an-ı kerim’i ezberledi, daha sonra Hadis tahsiline yöneldi. Kısa zamanda tahsilini tamamladı. Henüz yirmi yaşına varmadan geniş mâlumat ile şöhret bularak ders okutmaya ve fetvâ vermeye başladı. Babası ölünce de onun yerine geçti. Bütün gözler kendisine çevrilmişti. Bir çok hayranı ve taraftarı oldu.

Başlangıçta İslâm şeriatını ihyâ ve İslâm’a karışan hurafeleri temizlemek gayesiyle ortaya çıkmıştı. Şu kadar var ki bazı itikadî ve amelî meselelerde cumhûr-u ulemâya, büyük müçtehidlere muhalefet etti. Salâhiyeti umumiyetle kabul edilmiş bulunan nüfuzlu şahsiyetleri çürütmeye çalıştı. Cami minberinde: “Ömer bin Hattab bir çok hatalar yapmıştır.” dediği gibi, Muhyiddin İbn-ül Arabî -kuddise sırruh- ve İmam-ı Gazâlî -kuddise sırruh- gibi büyük zâtlara şiddetli hücumlarda bulunmuştur.

İmam-ı Süyutî onun hakkında:

“İbn-i Teymiyye kibirli bir adamdı. Kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek ve büyüklerle alay etmek âdeti idi.” demiştir.

Allah-u Teâlâ’nın dinini kendisinin düzelttiğini, Kur’an-ı kerim’in mânâsını sadece kendisinin anlamış olduğunu söyleyen İbn-i Teymiyye; ehl-i sünnet âlimlerinin Kur’an-ı kerim’i ve Hadis-i şerif’leri yanlış anladıklarını iddiâ edecek kadar ileri gitmişti.

Sâlih kullar ve evliyâullah vasıtasıyla Allah-u Teâlâ’ya yaklaşmanın İslâm’da yeri olmadığını iddiâ etmiş, eserlerinde şiddetle tenkit etmiştir. Yaşayan kullar vasıtasıyla da Allah-u Teâlâ’ya yakın olunamayacağı, onlardan yardım istenemeyeceği gibi, kim olursa olsun, ölenlerin de vasıta olunamayacaklarını ve kendilerinden yardım istenemeyeceğini söylemiştir.

İbn-i Teymiyye sâlih kulların ve peygamberlerin kabirlerini, Allah-u Teâlâ’ya yaklaştıracaklarını ümit ederek ziyaret etmenin câiz olmadığını iddiâ ettiği gibi; “Resulullah Aleyhisselâm’ın kabrini teberrüken ziyaret etmek caiz değildir.” demiştir.

Allah-u Teâlâ’nın bir cihette bulunduğuna, Arş-ı âlâ’nın kadim olduğuna kaniydi. Derinleştirdikçe isabetsizliği meydana çıkan bazı içtihatları da vardı.

Sapık fikirleri haddi aşınca Mısır’da iki defa hapse atıldı. Görüşlerinde isabet edemediği, bir çok âlimlerin tenkitleriyle sübut bulmuş, dalâlete düştüğü vesikalarla ispat edilmiştir.

Yaşadığı devirde büyük bir fikir hareketi meydana getirmiş, etrafında büyük bir çevre edinmiş, etkisini kendisinden sonraki nesillerde de devam ettirmiştir.

Hakiki âlimler tarafından “Beynel-ulemâ muallâk adam” diye anılan İbn-i Teymiyye, 1328 yılında ölmüştür.

selametle

Sofuoglu
09-01-2007, 22:33
----

MUSAB21
24-01-2007, 13:31
Düşmanlarım bana ne yapabilirler ki;ben cennetimi ve gülistanımı yüreğimde taşıyorum,nereye gitsem sürekli benimle birliktedir;benden bir an olsun ayrılmaz.Benim hapsedilmem halvet,öldürülmem şehadet,sürgün edilmemse seyahattir.ibn teymiye

fakiri
24-01-2007, 14:08
İşte alimlerimizin İBN-İ TEYMİYYE'yi tarifleri.

İlk zamanlar ilmine ve Hanbeliliğine bir şey diyen yoktu. Sonraları ne olduysa büyük müçtehidlere ve hatta sahabelere muhalefet etmeye başladı. Cumhur-u ulemaya karşı kendi fikirlerini dayatınca Mısırda Kahire kalesine hapsedilmiştir. Bir süre sonra hanbelilğinden eser kalmamış, bir rivâyete ve bazılarına göre MÜCESSİME fırkasından olmuştur. Ehl-i Sünnet ulemadan ünlü ZEHEBİ'nin ona yazdığı nasiha kitabı --En-Nasihatuz-Zehebiyye'l İbn-i Teymiyye-- kitabı meşhurdur. Bu eserden bir-kaç pasaj :
<<<Be adam ! Feylozofların zehirlerini ve acı teliflerini yuttun! Zehirleri çok kullanan vücud gün gelir onlara alışır. (afyon ve esrar gibi) Ve Allah'a yemin olsun ki vücudda gizlenirler. Kendi sözlerini ne zamana kadar methedeceksin ? Öyle ki, Sahihaynın hadislerini bile öyle methetmiyorsun.>>> v.b. nasihatlar uzayıp gidiyor.(***)
Bütün yolu kaybedişlerin, çamura saplanışların, her şeyi beş hassadan (duyudan) ibaret kupkuru akıl çerçevesine döküşlerin , ona da nasıl inannadıkları ayrı bir mesele teşkil etmek üzere, Kuranın hükmü dışında hiç bir şey kabul etmeyişlerin ve Kuranı kuru akılla göründüğü gibi ele alışların baş temsilcisi İbn-i Teymiyye !...
Bu kadar yeter.
(***) DINI TAMIR DAVASINDA DİN TAHRİPÇİLERİ KİTABINDAN


Vefat etmiş Teymiyye'nin sapıklığına dair elimize ulaşan ehl-i sünnet ulemasının görüşleri..
İbni Teymiyyenin Selef-i sâlihînden ayrıldığını gösteren meseleleri Tâcüddîn-üs-Sübkî şöyle bildirmekdedir:
1- Talâk vâki olmaz. Yemîn keffâreti vermek lâzımdır diyor. Kendisinden evvel gelen islâm âlimlerinden hiçbiri keffâret verileceğini bildirmedi.
2- Hâid kadına verilen talâk vâki olmaz diyor.
3- Amden, kasden terk edilen nemâzı kazâ etmek lâzım değildir diyor.
4- Hâid (Hayız gören)kadının Kâbeyi tavâf etmesi mubâhdır. Keffâret vermez diyor.
5- Üç olarak verilen talâk, bir talâk olur diyor. Hâlbuki, bunu bildirmeden önce, icmâul-müslimînin böyle olmadığını kendisi senelerce söylemişdir.
6- İslâmiyyete uygun olmayan vergiler, bunu isteyene helâldir diyor.
7- Bunlar tüccârdan alınınca, niyyet edilmese bile, zekât yerine geçer diyor.
8- Suda fâre gibi hayvan ölünce necs olmaz diyor.
9- Cünüb olanın, gece gusl etmeden nâfile nemâz kılması câizdir diyor.
10- Vâkıfın yaptığı şarta itibâr olunmaz, diyor.
11- İcmâı ümmete uymayan kimse, kâfir olmaz ve fâsık olmaz diyor.
12- Allah-u Tealâ mahall-i havâdisdir ve zerrelerden yapılmıştır diyor.
13- Kurân-ı kerîm, Allah-u Tealânın zâtında yaratılmışdır diyor.
14- Âlem, yanî her mahlûk, nevi ile kadîmdir diyor.
15- Allah, iyi şeyleri yaratmağa mecbûrdur diyor.
16- Allah-u Tealânın cismi ve ciheti vardır ve yer değiştirir diyor.
18- Peygamberlerin masûm olduklarını inkâr ediyor.
19- Resûlullahın sallAllah-u Tealâ aleyhi ve sellemdiğer insanlardan farkı yokdur. Onu vâsıta kılarak düâ etmek câiz olmaz diyor.
20- Resûlullahı sallAllah-u Tealâ aleyhi ve sellemziyâret etmeğe niyyet ederek Medîne şehrine gitmek günâhtır diyor.
21- Şefâat istemek için gitmek de harâmdır diyor.
22- Tevrât ve İncîlin kelimeleri değil, manâları değişmiştir diyor.
Bazı âlimler, yukarıda bildirilenlerin çoğu İbni Teymiyyenin sözü değildir dedi ise de, Allah-u Tealânın ciheti olduğunu ve parçaların birleşmesinden meydâna geldiğini söylediğini inkâr eden yokdur. Bununla berâber, ilminin, celâletinin ve diyânetinin çok olduğu söz birliği ile bildirildi. Fıkh, ilm, adl ve insâf sâhibi olanın, bir şeyi incelemesi, ondan sonra ve ihtiyâtlı olarak karâr vermesi lâzımdır. Hele bir müslimânın küfrüne, irtidâdına, dalâletine ve öldürülmesine karâr verirken çok incelemek ve ihtiyâtlı davranmak lâzımdır. İbni Hacer-i Mekkînin rahmetullahi teâlâ aleyh (Fetâvel-hadîsiyye) kitâbındaki yazısı burada temâm oldu.
Zamanımızda, İbni Teymiyyeyi taklîd etmek modası ortaya çıktı. Onun sapık yazılarını savunuyor ve kitâblarını, bilhassa (Vâsıta) kitâbını bastırıyorlar. Bu kitâb başdan başa onun Kurân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere ve icmâı müslimîne uymıyan fikirleri ile doludur. Okuyanlar arasında büyük fitne ve bölücülük uyandırmakda, kardeşi kardeşe düşman etmekdedir. Hindistânda bulunan vehhâbîler ve başka islâm memleketlerinde, bunların tuzaklarına düşmüş olan câhil din adamları, İbni Teymiyyeyi kendilerine bayrak yapmışlar, ona (Büyük müctehid), (Şeyh-ul-islâm) gibi ismler takıyorlar. Onun sapık fikrlerine, bozuk yazılarına din ve îmân diye sarılıyorlar. Müslimânları parçalıyan, islâmiyyeti içerden yıkan bu fecî akıntıyı durdurmak için Ehl-i sünnet âlimlerinin onu red eden, vesîkalarla çürüten kıymetli kitâblarını okumalıdır. Bu kıymetli kitâblar arasında, büyük imâm, derin âlim Takıyyüddîn-üs-Sübkînin -rahmetullahi teâlâ aleyh-, (Şifâ-üs-sikâm fî-ziyâreti-hayril-enâm) kitâbı, İbni Teymiyyenin bozuk fikrlerini mahv etmekde, fesâdlarını yok etmekde, inatcılığını ortaya koymaktadır. Kötü niyyetlerinin, bozuk inanışlarının yayılmasını önlemektedir.

Şimdi, bütün kardeşlerimize bizden bir soru :
"BÖYLE BİR İTİKAD VE DURUMDA OLAN BİRİNE BÜYÜK ALİM DYEN BİRİNİN HÜSN-Ü NİYET TAŞIDIĞINA İNANILABİLİNİR Mİ ?"

MUSAB21
24-01-2007, 16:00
İşte alimlerimizin İBN-İ TEYMİYYE'yi tarifleri.

İlk zamanlar ilmine ve Hanbeliliğine bir şey diyen yoktu. Sonraları ne olduysa büyük müçtehidlere ve hatta sahabelere muhalefet etmeye başladı. Cumhur-u ulemaya karşı kendi fikirlerini dayatınca Mısırda Kahire kalesine hapsedilmiştir. Bir süre sonra hanbelilğinden eser kalmamış, bir rivâyete ve bazılarına göre MÜCESSİME fırkasından olmuştur. Ehl-i Sünnet ulemadan ünlü ZEHEBİ'nin ona yazdığı nasiha kitabı --En-Nasihatuz-Zehebiyye'l İbn-i Teymiyye-- kitabı meşhurdur. Bu eserden bir-kaç pasaj :
<<<Be adam ! Feylozofların zehirlerini ve acı teliflerini yuttun! Zehirleri çok kullanan vücud gün gelir onlara alışır. (afyon ve esrar gibi) Ve Allah'a yemin olsun ki vücudda gizlenirler. Kendi sözlerini ne zamana kadar methedeceksin ? Öyle ki, Sahihaynın hadislerini bile öyle methetmiyorsun.>>> v.b. nasihatlar uzayıp gidiyor.(***)
Bütün yolu kaybedişlerin, çamura saplanışların, her şeyi beş hassadan (duyudan) ibaret kupkuru akıl çerçevesine döküşlerin , ona da nasıl inannadıkları ayrı bir mesele teşkil etmek üzere, Kuranın hükmü dışında hiç bir şey kabul etmeyişlerin ve Kuranı kuru akılla göründüğü gibi ele alışların baş temsilcisi İbn-i Teymiyye !...
Bu kadar yeter.
(***) DINI TAMIR DAVASINDA DİN TAHRİPÇİLERİ KİTABINDAN


Vefat etmiş Teymiyye'nin sapıklığına dair elimize ulaşan ehl-i sünnet ulemasının görüşleri..
İbni Teymiyyenin Selef-i sâlihînden ayrıldığını gösteren meseleleri Tâcüddîn-üs-Sübkî şöyle bildirmekdedir:
1- Talâk vâki olmaz. Yemîn keffâreti vermek lâzımdır diyor. Kendisinden evvel gelen islâm âlimlerinden hiçbiri keffâret verileceğini bildirmedi.
2- Hâid kadına verilen talâk vâki olmaz diyor.
3- Amden, kasden terk edilen nemâzı kazâ etmek lâzım değildir diyor.
4- Hâid (Hayız gören)kadının Kâbeyi tavâf etmesi mubâhdır. Keffâret vermez diyor.
5- Üç olarak verilen talâk, bir talâk olur diyor. Hâlbuki, bunu bildirmeden önce, icmâul-müslimînin böyle olmadığını kendisi senelerce söylemişdir.
6- İslâmiyyete uygun olmayan vergiler, bunu isteyene helâldir diyor.
7- Bunlar tüccârdan alınınca, niyyet edilmese bile, zekât yerine geçer diyor.
8- Suda fâre gibi hayvan ölünce necs olmaz diyor.
9- Cünüb olanın, gece gusl etmeden nâfile nemâz kılması câizdir diyor.
10- Vâkıfın yaptığı şarta itibâr olunmaz, diyor.
11- İcmâı ümmete uymayan kimse, kâfir olmaz ve fâsık olmaz diyor.
12- Allah-u Tealâ mahall-i havâdisdir ve zerrelerden yapılmıştır diyor.
13- Kurân-ı kerîm, Allah-u Tealânın zâtında yaratılmışdır diyor.
14- Âlem, yanî her mahlûk, nevi ile kadîmdir diyor.
15- Allah, iyi şeyleri yaratmağa mecbûrdur diyor.
16- Allah-u Tealânın cismi ve ciheti vardır ve yer değiştirir diyor.
18- Peygamberlerin masûm olduklarını inkâr ediyor.
19- Resûlullahın sallAllah-u Tealâ aleyhi ve sellemdiğer insanlardan farkı yokdur. Onu vâsıta kılarak düâ etmek câiz olmaz diyor.
20- Resûlullahı sallAllah-u Tealâ aleyhi ve sellemziyâret etmeğe niyyet ederek Medîne şehrine gitmek günâhtır diyor.
21- Şefâat istemek için gitmek de harâmdır diyor.
22- Tevrât ve İncîlin kelimeleri değil, manâları değişmiştir diyor.
Bazı âlimler, yukarıda bildirilenlerin çoğu İbni Teymiyyenin sözü değildir dedi ise de, Allah-u Tealânın ciheti olduğunu ve parçaların birleşmesinden meydâna geldiğini söylediğini inkâr eden yokdur. Bununla berâber, ilminin, celâletinin ve diyânetinin çok olduğu söz birliği ile bildirildi. Fıkh, ilm, adl ve insâf sâhibi olanın, bir şeyi incelemesi, ondan sonra ve ihtiyâtlı olarak karâr vermesi lâzımdır. Hele bir müslimânın küfrüne, irtidâdına, dalâletine ve öldürülmesine karâr verirken çok incelemek ve ihtiyâtlı davranmak lâzımdır. İbni Hacer-i Mekkînin rahmetullahi teâlâ aleyh (Fetâvel-hadîsiyye) kitâbındaki yazısı burada temâm oldu.
Zamanımızda, İbni Teymiyyeyi taklîd etmek modası ortaya çıktı. Onun sapık yazılarını savunuyor ve kitâblarını, bilhassa (Vâsıta) kitâbını bastırıyorlar. Bu kitâb başdan başa onun Kurân-ı kerîme ve hadîs-i şerîflere ve icmâı müslimîne uymıyan fikirleri ile doludur. Okuyanlar arasında büyük fitne ve bölücülük uyandırmakda, kardeşi kardeşe düşman etmekdedir. Hindistânda bulunan vehhâbîler ve başka islâm memleketlerinde, bunların tuzaklarına düşmüş olan câhil din adamları, İbni Teymiyyeyi kendilerine bayrak yapmışlar, ona (Büyük müctehid), (Şeyh-ul-islâm) gibi ismler takıyorlar. Onun sapık fikrlerine, bozuk yazılarına din ve îmân diye sarılıyorlar. Müslimânları parçalıyan, islâmiyyeti içerden yıkan bu fecî akıntıyı durdurmak için Ehl-i sünnet âlimlerinin onu red eden, vesîkalarla çürüten kıymetli kitâblarını okumalıdır. Bu kıymetli kitâblar arasında, büyük imâm, derin âlim Takıyyüddîn-üs-Sübkînin -rahmetullahi teâlâ aleyh-, (Şifâ-üs-sikâm fî-ziyâreti-hayril-enâm) kitâbı, İbni Teymiyyenin bozuk fikrlerini mahv etmekde, fesâdlarını yok etmekde, inatcılığını ortaya koymaktadır. Kötü niyyetlerinin, bozuk inanışlarının yayılmasını önlemektedir.

Şimdi, bütün kardeşlerimize bizden bir soru :
"BÖYLE BİR İTİKAD VE DURUMDA OLAN BİRİNE BÜYÜK ALİM DYEN BİRİNİN HÜSN-Ü NİYET TAŞIDIĞINA İNANILABİLİNİR Mİ ?"


ALLAhım neden bu kadar ezberci konuşur insanlar ya alın kitabını okuyun bakın ne diyor ibni teyyime o büyük alim ne diyor... biraz kitap okuyun lütfen kopyala yapıştır mantığını bırakın.. nedir bu ya... yazık yazık bize Alimlerimizi yerden yere vuruyoruz.... hemde nasıl başkasının aklıyla aklımızı başkasının eline vermeyilim lütfen okuyalım okuyalım

hirahos
24-01-2007, 17:18
Zümer 52: Bilmiyorlar mı ki Allah, rızkı dilediğine bol bol verir, dilediğinden de kısar. Şüphesiz bunda inanan bir kavim için ibretler vardır.


Kardeş, İbni Teymiyye'nin ehl-i Sünnete aykırı görüşlerinin bir çoğunun kitaplarından çıkarılarak tashih edildiği de biliyoruz.. Böylesi belki insanların daha hayrına.. Ama bu durumda dahi dikkatli olmada fayda vardır..

İslam'ın tek alimi İbni Teymiyye değildir.. Binlerce alimimiz var Allah'a şükür.. Diğer alimlerimizin okunmasını da teşvik etmek lazımdır.. Bir gardaşım diyordu ki:

"İbn-i Teymiyye'ye gelinceye kadar nice Ehl-i Sünnet alimimiz var.. Hele onları bir hazmedeyim.. Sıra İbni Teymiyye'ye de gelir.."

özzlem
24-01-2007, 22:21
islam sayfası remz, hirahos
kardeşlerimin dediklerine katılıyorum

ayrıca inş sıkılmadan okursanız size şu linki vermek istiyorum (tabi site olarak sakıncası yoksa)
http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1659

MUSAB21
25-01-2007, 00:06
Zümer 52: Bilmiyorlar mı ki Allah, rızkı dilediğine bol bol verir, dilediğinden de kısar. Şüphesiz bunda inanan bir kavim için ibretler vardır.


Kardeş, İbni Teymiyye'nin ehl-i Sünnete aykırı görüşlerinin bir çoğunun kitaplarından çıkarılarak tashih edildiği de biliyoruz.. Böylesi belki insanların daha hayrına.. Ama bu durumda dahi dikkatli olmada fayda vardır..

İslam'ın tek alimi İbni Teymiyye değildir.. Binlerce alimimiz var Allah'a şükür.. Diğer alimlerimizin okunmasını da teşvik etmek lazımdır.. Bir gardaşım diyordu ki:

"İbn-i Teymiyye'ye gelinceye kadar nice Ehl-i Sünnet alimimiz var.. Hele onları bir hazmedeyim.. Sıra İbni Teymiyye'ye de gelir.."

size ibni teyyimenin iman üzerine kitabını tavsiye ediyorum..

kardeş benim kızdığım nokta okumadan asıp kesmelerden hefret ediyorum.. bırakalım bu kopyala yapıştır mantığını.. bilmiyorsak okumamışsak en iyisi susmak değilmidir doğrusu..

hiç
25-01-2007, 00:34
Bazı âlimler, yukarıda bildirilenlerin çoğu İbni Teymiyyenin sözü değildir dedi ise de, Allah-u Tealânın ciheti olduğunu ve parçaların birleşmesinden meydâna geldiğini söylediğini inkâr eden yokdur. Bununla berâber, ilminin, celâletinin ve diyânetinin çok olduğu söz birliği ile bildirildi.

alimler bunların çogunu söylemedigini bildirdikleri halde delil olarak bunları sunmanız ne kadar dogru acaba..? önce bunları demiştir de sonra alimler ile reddet..
yaw ne bu Allah'ınızı severseniz benim kafa anlayamıyor..

hirahos
25-01-2007, 00:41
Şimdi abim,

Siz şahit oldunuz mu bilmiyorum ama, 3-5 gün önce bu konuda epeyce okuma yapan bir kişi olarak şunu farkettim ki; çok sayıda alimimiz, İbni Teymiyye'nin onlarca meselede Ehl-i Sünnet'ten saptığını ve kendine mahsus bir takım fetvalar verdiğini bildirmişlerdir..

Bir alimin ilminden elbette faydalanılır.. Ama eğer görüşleri Ehli Sünnete uygun ise.. Bir kısım görüşleri Ehl-i Sünnet dışında olan bir alimin ise hangi meselelerde ayrıldığını bilmek, o alimden bu ölçüler içinde faydalanmak gerekir.. Bu titiz ve seçici tavır öyle hafife alınacak bir şey de değildir.. Çünkü, işin içinde ebedi saadeti ve kurtulmayı kaybetmek vardır..

Bakınız; Asr-ı Saadetten sonra umum alimlerden ayrılan nice alimler olmuş ve bunların başında olduğu nice fırkalar peydahlanmış.. Sadık-ı Muhbir olan Peygamber Efendimiz de Ümmetinin param parça fırkalara ayrılacağını ve biri hariç hepsinin nar ehli olacağını haber vermiş.. Mesele bu kadar ciddiye alınması gereken bir meseledir..

Müceddit-i Elfi Sani Olan İmam Rabbani Hazretleri 59. Mektubunda diyor ki:

"Ehl-i Sünnet büyüklerinin yoluna uymadıkça değil kurtulmaya, kimsenin kurtuluş dahi beklemeye hakkı yoktur. Eğer kıl kadar bunlara aykırılık söz konusu olursa iş tehlikede demektir. .. Bunun aksi olma ihtimali yoktur. ..

Onların yolundan ayrılan ve ana esaslarını red ederek bunların cemaatinden ayrılan kimse hem kendi sapmıştır hem de başkalarını saptırmıştır. .."

Yani mesele bu kadar ciddidir.. "Kıl kadar bir ayrılık" ifadesine dikkat ediniz.. İbni Teymiyye'nin kimi önemli ana konularda Ehli Sünnetten ayrıldığına dair ihbar ve görüşleri olan alimlerimiz vardır.. Yabana atmadan bunların bildirdiklerine kulak kesilmek icap eder..

Bunun haricinde şaşırdığım ve merak ettiğim bir husus var:

Konu İbni Teymiyye olunca hassasiyet gösteren ve muhatablarını uyaran kardeşlerimiz; kendileri de birer alim olan ve İbni Teymiyye'nin saptığı hususları gösteren diğer alimlerimize hangi gözle bakıyorlar? Onlar hakkında da ilim ve alim hassasiyeti gösterebiliyorlar mı?

Mesela İbni Teymiyye kadar Onu eleştiren Kevseri, Subki, Cehbel, el-Heytemi, Şa’rani, en-Nebhani gibi alimler hakkında da aynı titiz tutumlarını sürdürebiliyorlar mı? Ya da böyle bir şey ile karşılaşsalardı nasıl davranırlardı?

Cevap "aynı şekilde" ise sorun yok demektir..

hiç
25-01-2007, 00:48
iyi de baba "onlar öyle derse bizde böyle deriz "den öteye gitmez ki bu..bakınız reddetmek yada yok saymak ile mensubu oldugunu iddia edenleri "sapkınlık" la itham ettigimizin de farkında mıyız..?
bu ne demek=cehennem ehli...
samimiyetine inandıgım bir sürü abim var benim ve kardeşlik hukukuna da aykırı..

hirahos
25-01-2007, 03:08
Abim, Ehl-i Sünnet vel Cemaat demek alimlerden çoğunluğunun tarafı demek.. İslam Tarihine bakılırsa; bu konulara merak salıp Alimlerimiz tanınmaya çalışılırsa, İcma adı verilen çoğunluğun görüşlerinin ne olduğu bilinebilir ve Ehl-i Sünnet yolu seçilebilir..

Bu bir ilim işidir.. Allah, ilmi de taleb edene verir.. Allah, herkese akıl ve kabiliyet de vermiş.. İnsanlar bu nimetleri kullanarak, samimi ve temiz bir taleble işin aslı doğrusu nedir öğrenebilir..

Çünkü elimizde kıymetli bir ölçü var:

"Benim Ümmetim hayırda ittifak edip toplanır, delalette değil.."

Bu icmanın delilidir..

Demek ki çoğunluk hangi yolu izlemişse, kurtulan fırkayı o tarafta aramak icap eder..

MUSAB21
25-01-2007, 07:20
Demek ki çoğunluk hangi yolu izlemişse, kurtulan fırkayı o tarafta aramak icap eder..

bu söze katılmıyorum.. konuyu çok fazla açmadan şunu söyleyecem sizin dediğinizi demokrasidir. ve islamda demokrasinin yeri yoktur. islamda tek kanun adelettir... Adeleyi temsil edende ALLAHU taaladır. o kimi neyi haklı veya hasız görmüşse bizde o taraftan olmak zorundayız...
ikincisi müslümanlık konusunda ise şunu demek istiyorum tekfir etmeden önce insanların görüşünden daha çok kuranın görüşüne bakmak lazım. kuran bi insana kafir yaftasını yakıştırmıyorsa bizim ona kafirsin kesin yanlış yoldasın deme hakkımız yok... sözüm size değil fakat burdaki bazı arkadaşlar
insanları çok kolay tekfir edebiliyorlar.. sanki ALLAH o merciyi onlara vermiş.. oranın başkanı onlar..... yazık bize ne kolay aldanıyoruz

fakiri
25-01-2007, 07:59
İbn-i Teymiyye'nin İslâm Tarihi literatürüne ehl-i bid'a'dan (bidat fırkaları mensubu) olup, ehl-i sünnetten ayrıldığı şeklinde giren bir şahsiyettir.
Hiç kimse, kendi kısır saplantıları ve kuruntuları doğrultusunda boşu-boşuna suyu tersine akıtmaya çalışmasın !
Bilinen ve kayda geçen hakikat böyledir, Lâlin akıbetini Allah bilir.
Vesselâm.

hirahos
25-01-2007, 10:14
Bu konuda bir örnek daha verelim:

Tevbe 119. Ayetini Tefsir eden İbni Kesir; bu Ayetin aynı zamanda çoğunluğa uyma ve onlarla beraber bulunma anlamına gelen İcma'ya delil olduğunu da bildirmiştir.. Elinde olanlar bakabilirler.. Olmayanlar Tefsir kaynaklarına Net'ten ulaşabilirler..

Satuk Buğra
25-01-2007, 10:39
İbni Teymiyye İslam dünyasının moğol ve haçlı seferleri ile işgal edildiği bir dönemde, ortalığın mezhep ve tarikat savaşları ile müslümanların birbirlerini boğazladığı bir zamanda, tariket ehlinden islam tasavvufu sınırından dışarı hint ve yunan sofizmine kaymasına tepki olarak ifrata karşılık, tefrit olarak doğmuş bir aşırılığın temsilcisidir. Yanlışları düzelteyim derken yeni yanlışlar üretmiştir. Sıbakı haricilere, siyakı vahhabilere uzanır. Yezite adil halife derken İmam Aliye 300 adet suç isnad eder. Varın siz hesabedin nasıl birisi olduğunu.

MUSAB21
25-01-2007, 12:52
İbni Teymiyye İslam dünyasının moğol ve haçlı seferleri ile işgal edildiği bir dönemde, ortalığın mezhep ve tarikat savaşları ile müslümanların birbirlerini boğazladığı bir zamanda, tariket ehlinden islam tasavvufu sınırından dışarı hint ve yunan sofizmine kaymasına tepki olarak ifrata karşılık, tefrit olarak doğmuş bir aşırılığın temsilcisidir. Yanlışları düzelteyim derken yeni yanlışlar üretmiştir. Sıbakı haricilere, siyakı vahhabilere uzanır. Yezite adil halife derken İmam Aliye 300 adet suç isnad eder. Varın siz hesabedin nasıl birisi olduğunu.


lütfen delillerle konuşalım yazide adil halife kim demiş.. yada aliye 300 şuç atan kim lütfen delil getirin isnat ettiğiniz şuçlar çok ağır....

Satuk Buğra
25-01-2007, 14:35
lütfen delillerle konuşalım yazide adil halife kim demiş.. yada aliye 300 şuç atan kim lütfen delil getirin isnat ettiğiniz şuçlar çok ağır....

İbni Teymiyye eserlerinde söylüyor. Okusaydınız itiraz etmezdiniz.

MUSAB21
25-01-2007, 14:36
okuyorum kardeş okuyorummmmm sizde okuyun

eşarî_maturidî
26-01-2007, 03:10
Eşariler ile Maturidileri destekleyen arkadaşlar!

Ben (24-01-2007) tarihli günde remz isimli kardeşimize İbni Teymiyeye karşı yazdığı yazısından dolayı teşekkür etmek isterken onun yazısnı alıntılamış İbni Teymiyeyi savunan MUSAB21 isimli üyeye görmeden teşekkür etmişim. Teşekkürümü geri aldım. Ayrıca o yerden teşekkürümün silinmesi konusunda yardımcı olabilecek birileri varsa memnun olurum.

eşarî_maturidî
26-01-2007, 03:21
İbni Teymiye hakkında önemli Değerlendirmeler

Alemlerin Rabbi olan Allâh’a hamd, resullerin en şereflisi olan Muhammede âline ve pak olan ashabına salât ve selâm olsun.

İbni teymiye hakkında yazanlardan şeriat mizanıyla ölçülü ve insaflı davranmadan nice insanlar vardır. Zahir aşırı bağlılık onları buna sürüklemiştir. Halbuki sevgili Peygamber efendimiz (sallallâh aleyhi ve sellem) bizleri ğuluvden (şer’î sınırı aşarak aşırıya kaçmaktan) nehyetmiştir.

Malumdur ki alimler birbirlerinin hatalarını zikrederler ki şeriat’a, dini bilgilerin doğru olarak bilinmesine sahip çıkabilsinler. Bunu yaparken de alim geçinen kimilerine karşı gereken hükmü vermek için onları haklı olarak tekfir de ederler. Alim olarak geçinen değil gerçek olan alimler birini tekfir ettiklerinde gerekçeleri de vardır. Örneğin zarurât’ı Diniyyeden olan (bilgi bakımından İslâm Dininden olduğuna dair hem avamın (alim olmayan müslümanların) hem de havassın (alimlerin) bilmekte müşterek oldukları) hususlardan birini inkar edeni tekfir etmek. Bu durumda edilen tekfir yerinde olup haklı olaraktır.

Bu hususla ilgli verilebilecek çok örnek vardır. Bunlardan biri şudur. Meşhur olan alimlerden olan İbni Asakir Dimeşk tarihini ele aldığı “Târihu Dimeşk” isimli eserinde bir zamanlar Hz. Osmanın kölelerinden olan Medinede insanlara Dinden anlatan dimeşk asıllı Ğaylan ed-Dimeşkî’den söz eder ve kaderi ve mutezilî olduğunu bildirir. Ğaylan, kullar yaptıkları işlerini Allâh’tan bağımsız olarak yaratırlar dediği için (ki bu söz İslam dairesinden çıkaran bir sözdür) Ömer ibnu Abdulaziz onu yanına çağırtır ve halifenin huzurunda Ğaylan yalan söyler ve “Hakkımda yalan söylüyorlar” diyerek asıl inancını gizler. Bunun üzerine salihlerden olan halife Ömer ibnu Abdulaziz ona: ”Kalbinde dediğinin hılafı (aksi) varsa, Allâh sana kılıcın keskinliğini tattırsın” der ve onu bırakır.

Ğaylan bir zaman boyunca anlattıklarını sürdürmez ancak Hişam ibnu Abdulmelik döneminde sapıklığını anlatmaya tekrar başlar. Bu sefer o dönemin halifesi onu yanına getirtir ve icabına bakar. Sonunda Ğaylan halifeye der ki benimle münazara edecek birini getirin bana galip gelirse bana yapılacak uygulamayı yaparsın ancak ben ona galip gelirsem beni bırakacaksın. Bunun üzerine halife kim bu kaderi kimseyle baş edecek diye sorar cevaben de Beyrutta kalan İmam Evzaînin bunu yapabileceğini söylerler. Dolayısıyla İmam Evzaî gelir ve Ğaylan ile konuştuğunda halinin ne olduğu kendisine belli olur ve halifeye Ğaylan hakkında der ki ”Kabenin Rabbine yemin olsun ki o kafirdir ey müminlerin emiri”
Bunun üzerine öldürülmesine karar verilir ve öldürülmeden önce Ğaylan Ömer ibnu Abdulaziz’in duasını hatırlar ve der ki salih olan kulun duası (bedduası) başıma geldi.

Bu olayda dikkat çeken nokta şudur ki bu adam İslamâ mensup olan birisi olarak geçindiği halde haklı olarak tekfir edilmiştir. Ayrıca İmam Şafiînin öğrencisi Rabî’ el-Muradî bildirir ki İmam Şafiî, mutezileden olan Hafs el-Fert ile münazara edince ona ”Sen yüce Allâh’a karşı küfre girdin” demiştir. Ayrıca Hafs el-Fertten münazara bitiminde ”Şafiî benim boynumu vurmak istedi” dediğini duyduğunu da bildirir.

Söz, zarurat-ı Diniyyeden açılmışken iyi bilinmelidir ki zarurat-ı Diniyyeden olan meselelerde iman esasları gibi itikâdi hususlar özelliklede Allâh’a iman (Allâh’ı gereği gibi bilmek) en önde gelir. Dolayısıyla bunlardan biri inkar edilirse bunda mazur olunmaz.

İmam Ebu Hanife (radıyallâhu) “Hiç kimse Allâh’ı bilmemekle özürlü kabul edilmez” demiştir. Yani bu büyük alim, kimsenin Allâh’ı bilmemekta Allâh’a karşı cahil olmakta mazur olmadığını vurgular yani İslâmın çağrısını (Allâh’tan başka bir İlahin bulunmadığını ve Muhammedin Allâh’ı resulu olduğunu) duymamış kafir bir adam dahi aklını kullanarak Allâh’ı bilmeden ölürse mazur görülmüyor ebediyen cehennemlik olur. Çünkü Allâh’ın var olduğu ve kamil sıfatlar ile mevsuf olduğu akılla da bilinebilir. Buradan da anlaşılır ki aklın Dinimizde bir itibarı vardır o halde akıl ihmal edilemez. Ama bu, Dini hususlarda aklın en önde geldiği ve Dinin temeli olduğu anlamına gelmez. Muhaddislerden olan Hatib el-Bağdadinin dediği gibi Şeriat ancak aklın kabul ettiği şeyleri getirmiştir.

Allâh’ı gereği gibi bilmek meselesi Dini hususlarda en önemlisi olduğu için bu mesele, yüzde yüz Ehli Sünnet kaynaklarından iyi öğrenilmeli ve bilinmelidir çünkü bu hususta hata eden mazur görülmez.

İbni Muallim el-Kuraşî’nin “Necmu’l-muhtedî”(1) kitabının 551. sayfasında şöyle geçmektedir: “Kur’anın (2) mahluk (yaratık) olduğunu, Allâh’ın yoklukta olanları var oluşlarından önce bilmediğini söyleyenler ve Kader’e iman etmeyenler gibi ehl-i kıbleden olup (kendilerini müslüman görenlerden olup) da tekfir ettiklerimiz icma ile küfrüne hükmedilmiş kimselerdir. Aynı şekilde Allâh’ın arşın üzerinde oturduğuna inanan da küfre girmiş birisidir. Nitekim bunu Kadı Hüseyin imam Şafiînin sözü olarak bildirmiştir”

.................................................. ...........
(1) Bu el yazması olan kitap; Fransa’daki Paris şehrinin Milli Kütüphanesinde bulunmaktadır.
(2) Kur’an iki anlamda kullanılır, bir anlamı vahiy yoluyla indirilen lafızdır, diğer anlamı ise Allâh’ın Zatının kelamıdır ki bu harf ve ses ile değildir yaratık da değildir. İşte burada bu ikinci anlam kastedilmektedir.


Ayrıca İbni Muallim el-Kuraşî’nin “Necmu’l-muhtedî” kitabının 588. sayfasında şöyle geçmektedir: “Alî radıyallâhu anhu şöyle demiştir:‘Bir topluluk kıyametin yakınlaştığı bir devirde kafir olarak (doğru yoldan) döneceklerdir’ Bunun üzerine bir adam: ‘Onların küfre girmeleri hangi şekilde olacaktır, kötü olan bidatı ortaya getirerek mi yoksa inkar etmekle mi?’ diye sorunca, Efendimiz Alî radıyallahu anhu: ‘İnkar etmekle, onlar Yaratıcılarını inkar ederek O’nu cisim ve uzuvlarla vasıflandıracaklardır (nitelendireceklerdir)’diye cevap vermiştir.”

(Bu el yazması kitabın resimlerini isteyen benimle irtibata geçebilir)

Kadı Hüseyin İmam Şafiînin ashabının en büyüklerinden birisiydi. İmam Abdu’l-Kerim Er-Rafiî onun hakkında şöyle demiştir: “Ona ümmetin habri (âlimi) lakabını verirlerdi.

Hanefilerden olan şeyh Abdulğaniy en-Nablusi şöyle demiştir: “Kim Allâh’ın arşın üstünde oruran bir cisim olduğuna veya gökleri doldurduğuna inanırsa o kafir olmuştur.”
Hanfilerce tanınan “Fetavayı Hindiyye” isimli bu eserin küfürlerle alakalı olan bölümünde, Allâh’a mekan tayin edenin küfre girdiği bildirilmektedir.

Bu gibi hususlarda ibni teymiyenin hataları malumdur. Ayrıca ibni teymiye itikâdi meselelerde şâz görüşlü (Ehli Sünnette muhalif görüşlü) olmakla kalmayarak fıkhî hususlarda şâzlığını göstermiştir. Hatta kimi alimler İbni teymiyenin İcma’a muhalefet ettiği meselelerin altmışı bulduğunu bildirmektedir.

İbni teymiye bununla da kalmayarak bu ümmetin büyüklerinden olanlara dil de uzatmıştır. Örneğin bu ümmetin en bilgilisi olan Hz. Aliyi 17 meselede eleştirmeye kalkmıştır. Mesela Hz. Alinin savaşları için şöyle demiştir: “Alinin savaşları Müslümanlara fayda vermedi ve onunla savşmak da müslümanlara farz değildi”

Zehebinin, "Zehebînin nasıhatı" anlamına gelen “Nasihatu’z-zehebi” eseri de dikkat çekicidir. Bu eserinde ibni teymiyeye nasihatte bulunmakta ve onu kendini beğenmişliğinden vaz geçmeye çağırmaktadır.

Dolayısıyla bir insanın çok ezbere bilmesi, dikkate alınacak nokta olmamalıdır. Dikkate alınacak nokta Dini anlatanın doğru anlayışlı olması, şâzlık göstermeden Ehli Sünnet yolundan gitmesidir.

Evet ibni teymiye çok şeyi ezbere bilirdi ama bu ezberledikleri şeylerin hepsini doğru anlayamamıştır. Hadisi hafızı el-Irâkî ibni teymiyeyi tevsif ederken ne de doğru söylemiş: ”İbni Teymiyenin ilmi aklından daha büyüktür” yani Dini husularda anlamadığı çok şey vardır.

Ayrıca iyicene araştırıldığında İbni teymiyenin zamanından bu yana onu tekfir eden gerçek alimler olmuştur. Son dönemde tekfir edenlere misal verilecek olursa örneğin Muhammed Zahit el-Kevseri ve el-Habeşî olarak tanınan Şam diyarının hadis hafızı ve muhaddisi şeyh Abdullâh el-Hararidir. Şeyh Abdullâh el-Harari’nin ibni teymiyenin ve onun yolunu izleyen ve üstüne ilaveler yapan vehhabilerin şâz görüşlerini başlı başına ele aldığı “Makâlatus-sunniyye fi keşfi dalâlât Ahmed ibni teymiye” (Ahmed ibni teymiyenin dalâletlerinin keşfi hususunda sunni makaleler) isimli eseri bu hususları delilleriyle ele alan önemli bir eserdir.

Bütün bunlardan sonra yine de ibni teymiyeye bağlılık gösteren insan edille-i şeriyyeyi önemsemezlikten gelmektedir. Böyle birine Allâh’tan hidayet dilenir.

Hatırlatma açısından İmam Ebu Hanîfenin (radıyallâhu): “Hiç kimse Allâh’ı bilmemekle özürlü kabul edilmez” sözü unutulmamalıdır.

İmam Ebu Hanîfeye göre İslâm çağrısını yani Allâh’tan başka bir İlâh’ın bulunmadığını ve Muhammed’in Allâh’ın Resulü olduğunu duymamış putperest bir insan dahi Allâh’ı bilmeyerek öldüğü takdirde özürlü kabul edilmiyorken kendini müslüman sanarak Allâh’ın bir mekanda olduğuna inanan bir kimse nasıl olur da özürlü olarak kabul edilebilir !?. Oysa ki böyle inanan bir kimse de Allâh’ı bilememiştir.

eşarî_maturidî
26-01-2007, 03:22
Maalesef İbni Teymiye ve Muhammed b. Abdulvehhab tarafından etkilnmiş çok insan var. Öyle ki küfre girdi mi girmedi mi diye hiç de doğru bir şekilde araştırmadan bağlı olan öyle insanlar vardır ki İslamı bilen alimler, sadece bunların ikisiymişcesine diğerlerinin sözlerinin ise bir kıymeti yokmuşcasına konuşurlar.

Halbuki İbni Teymiye, çağdaşı olan muhakkik alimlerden günümüz muhakkik alimlerine kadar tekfir edilen bir kimsedir. Örneğin Allâh'ı cisimmişcesine tavsif etmesi öyle ki arşa oturmayı, minberin basamaklarından kendisinin indiği gibi Allâh'ın da dünya semasına indiğini iddia etmesi, arşın cinsinin ezeli olduğunu kabul etmesi (ki bunun felsefecilerden almıştır ama onlardan aldığını demesinler diye utanmadan yalan söyleyerek bunu hadis imamlarına isnat etmiştir), atmış meselede icma dışına çıkması, Hazreti Aliyi (radıyallâhu) anhu 10'u aşkın meselede eleştirmeye kalkıp hata ettiğni iddia etmesi (bu ise ne kadar kendini beğenip kibirli olduğunu gösterir), onunla ilgili sahih hadisleri mevzu (uydurma) diye değerlendirmesi ve .....

Böyle birisinin sözlerine nasıl değer verildiğini görmek doğrusu hayret edilecek bir durumdur.

hirahos
26-01-2007, 15:14
Maalesef İbni Teymiye ve Muhammed b. Abdulvehhab tarafından etkilnmiş çok insan var. Öyle ki küfre girdi mi girmedi mi diye hiç de doğru bir şekilde araştırmadan bağlı olan öyle insanlar vardır ki İslamı bilen alimler, sadece bunların ikisiymişcesine diğerlerinin sözlerinin ise bir kıymeti yokmuşcasına konuşurlar.

Halbuki İbni Teymiye, çağdaşı olan muhakkik alimlerden günümüz muhakkik alimlerine kadar tekfir edilen bir kimsedir. Örneğin Allâh'ı cisimmişcesine tavsif etmesi öyle ki arşa oturmayı, minberin basamaklarından kendisinin indiği gibi Allâh'ın da dünya semasına indiğini iddia etmesi, arşın cinsinin ezeli olduğunu kabul etmesi (ki bunun felsefecilerden almıştır ama onlardan aldığını demesinler diye utanmadan yalan söyleyerek bunu hadis imamlarına isnat etmiştir), atmış meselede icma dışına çıkması, Hazreti Aliyi (radıyallâhu) anhu 10'u aşkın meselede eleştirmeye kalkıp hata ettiğni iddia etmesi (bu ise ne kadar kendini beğenip kibirli olduğunu gösterir), onunla ilgili sahih hadisleri mevzu (uydurma) diye değerlendirmesi ve .....

Böyle birisinin sözlerine nasıl değer verildiğini görmek doğrusu hayret edilecek bir durumdur.


Hak gelince batıl zail olurmuş.. İlim kandili, bilgisizlik karanlığını yok edermiş.. Firaset nuruyla, hile ve yanılmalar Hakikatten kolayca tefrik edilebilirmiş..

Allah razı olsun abim.. Sizin ayrıntısıyla gösterdiğiniz son mesajlarınızdaki bilgilere bu aciz kardeşiniz de ulaşmış ve meselenin aslını Cenab-ı Hakkın lutf u keremiyle anlamıştı..

Öğrendiklerimin sıhhatini ölçebildiğim ilmi yazılarınız için teşekkürlerimi kabul ediniz..

fakiri
26-01-2007, 15:24
Arkadaşlar,
Kusuruma bakmayınız ama, ben keçilerle ilgili bir darb-ı mesel anlatacağım.
Keçiye demişler ki ; "Keçi kardeş ! Sen neden böyle her şeye ayak diretiyor inad ediyorsun ? "
Keçi de bu fırsatı kaçırır mı hiç !..
"Ne yani, hiç ayak diretmeyip, koyun gibi mi olsaydım?" demiş ...

Herkes alacağını alsın ve konuyu kapatalım gitsin.

hiç
26-01-2007, 18:04
keçileştirmeyin de adamı sahiden eşari_maturidi anlatımınız çok yerinde,dozunda ve seviyeli olmuş Rabbim razı olsun...eleştirlerin mahiyetini ve bu fikir akımı zannedilen söylemlerin nerelere gidebilecegini düşünmemiştim açıkçası..

yalnız anlatılan taassub,aşırı sevgi üzere olanlar mı yoksa ben günümüzde dahi böyle yalnışlıklarda inat ettikleri konusunda ikilemde kalıyorum
yani gerçekten yalnışlarından ayıklanmış ama fikri yapısı itibariyle paralel giden bir kısım insanların varlıgından da söz edilebilir mi..?

islamveinsan
27-01-2007, 22:55
s.a

İbn teyyimeyi bu güne degin tanimadigim icin üzgünüm...
Selef ve selefilik içinde...

20 Ayet 30 Hadis bilen şeyhlerin mürşid ilan edildiği şu günlerde acılar bir değil bin olmuş.... Ben hakkım diyenlerin içinde Hakkı bulmak bu kadar zor olmamalı...

Ümmetin 73 fırkaya ayrıldı Efendim...
Her 73 kendi için 70 lere bölündü...
Bekliyoruz emanet edeceklerini...

Yarab Bizi Doğru Yola İlet...


Selam ve dua ile

hirahos
27-01-2007, 23:10
Allah, inşallah seni hakiki bir Mürşid'e denk getire de dünyadayken aşk ateşine yanıp yanıp kül olasın!

Son nefesini vermeden, Meşayih'e uzattığın dillere de pişmanlar olasın inşallah.. Çünkü sen hakikisini yalancısını ayırma nimetinden mahrum kılınmışlardansın..

Anlayana bu kadar söz kafidir..

MiHRiMaH
28-01-2007, 01:16
Hasbinallah yaaa... Bütün alimler kurudu, bütün mezhepler tükendi, bütün ilimler bittiiiiiii... İbn-i Teymiyye ye kaldııık... Maşallah!!!!!!!! Arkadaşım, asıl ilim irfan "bilmiyorum" demekte, ayak diretmekte değil!!! Gafletle o yolda ilerlersen yol seni istediğin yere değil, gittiği yere götürür... Yolu, sen yol ışıklarıyla aydınlatmak zorundasın, ama ışığı iyi seçmezsen ibn-i teymiyye gibi ilmi öğrenip öğrenip bidat ehli olursun ve neticesinde de birçoklarının hakkına girer vebal altında kalırsın!!! Bu son iki haftadır bir ibni teymiyye furyası çıktı hayr olsun!!!!!!!!!!!!! farkediliyor açıkca!!! .......... Aman iyiki tanışmışım bilmem ne... Alimler selefiyeliği, vehhabiliği saık mezheplere sokmuş... O hala ucundan tutmuş çekiştiriyor yaa... Çekme!!! Çıkmaz artık ordan!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

eşarî_maturidî
28-01-2007, 12:51
Kardeşler bu İbni Teymiye zamanımızda birçokları tarafından sözkonusu olduğu için müslümanlardan kimilerinin rüyasında bile kötü haliyle görünmektedir.
Müslüman kardeşlerimizden birisi rüyasında iblisi görüp yanında bulunan bir adam dikkatını çekmiştir. Bu kimdir diye sorduğunda da iblis "Bu benim kardeşim ibni teymiyedir" demiştir.

İblisin kardeşi olmaktan Allâh'a sığınırız.

UBEYDUN
28-01-2007, 14:27
Kardeşler bu İbni Teymiye zamanımızda birçokları tarafından sözkonusu olduğu için müslümanlardan kimilerinin rüyasında bile kötü haliyle görünmektedir.
Müslüman kardeşlerimizden birisi rüyasında iblisi görüp yanında bulunan bir adam dikkatını çekmiştir. Bu kimdir diye sorduğunda da iblis "Bu benim kardeşim ibni teymiyedir" demiştir.

İblisin kardeşi olmaktan Allâh'a sığınırız.
kardeş biraz edep iblisin kardeşi olmak istemiyorsun ama ona hizmet ediyorsun

ileney_
28-01-2007, 15:02
kardeş biraz edep iblisin kardeşi olmak istemiyorsun ama ona hizmet ediyorsun

Çıkarın artık bu önyargıları gerçekleri görün ehli sünnet kaynaklarına bakın iyice araştırın sonra konuşun Mevdudi ve İbni Temmiye gibi sapık görüşler islama çok zarar vermiştir İmam-ı Gazali'ye dil uzatanların sonu hayır mı sanıyorsunuz

ileney_
28-01-2007, 15:16
ALLAhım neden bu kadar ezberci konuşur insanlar ya alın kitabını okuyun bakın ne diyor ibni teyyime o büyük alim ne diyor... biraz kitap okuyun lütfen kopyala yapıştır mantığını bırakın.. nedir bu ya... yazık yazık bize Alimlerimizi yerden yere vuruyoruz.... hemde nasıl başkasının aklıyla aklımızı başkasının eline vermeyilim lütfen okuyalım okuyalım

Ah canım kardeşim ah o nicke layık bir kişimisin acaba ????

Başkalarına oku diyorsun ama önce kendinden başlasan iyi olur sen bırak şimdi teymiye'yi gel ben sana Mussab bin Umeyr anlatayım ......

O ki müslüman olmadan önce yollarına gül dökülüyordu

O ki müslüman olmadan önce bir dediği iki edilmiyordu

O ki yağız bir delikanlıydı

Ve bir gün geldi müslüman oldu ; Babası Mussab*'ın müslüman olduktan sonra peşine katiller dikti hani şu bir dediği iki edilmeyen Musab'ın ama o müslüman olmuştu artık ,Muhammed Mustafa Efendimizin şefaatine nail olmuştu O kuran okuyacaktı da duyanlar ağlamayacaktı öyle mi ?

Teymiye'yi bırakıp Musab bin Ümeyr'i örnek alsan kendine daha iyi olacak....
-----

İbni teymiye'nin hangi kitabını okumuşun ehl-i sünnet alimlerine sor bakalım birisi onun hakkında olumlu yorum yapacak mı Zekeriya beyaza değil ama ?

*Radiallah-u anh

UBEYDUN
28-01-2007, 15:57
Çıkarın artık bu önyargıları gerçekleri görün ehli sünnet kaynaklarına bakın iyice araştırın sonra konuşun Mevdudi ve İbni Temmiye gibi sapık görüşler islama çok zarar vermiştir İmam-ı Gazali'ye dil uzatanların sonu hayır mı sanıyorsunuz
bilmiyoruz kimin nasıl öldüğünü sizler biliyorsanız!bizleri bilgilendiriniz

ileney_
28-01-2007, 16:09
bilmiyoruz kimin nasıl öldüğünü sizler biliyorsanız!bizleri bilgilendiriniz

Sevgiler

Bir satırcık cümleyi anlamıyorsunuz ya ne diyeceğimi şaşırdım...

Aaaa bir dakika, lafı Muaviye (rahmetullahi aleyh)'e mi getiriyorsun yoksa dilini fazla uzatma da dikkat et kesilmesin

Saygılar.

UBEYDUN
28-01-2007, 16:28
Sevgiler

Bir satırcık cümleyi anlamıyorsunuz ya ne diyeceğimi şaşırdım...

Aaaa bir dakika, lafı Muaviye (rahmetullahi aleyh)'e mi getiriyorsun yoksa dilini fazla uzatma da dikkat et kesilmesin

Saygılar.
hop kardeş bize oku derken cehaletini ortaya koyuyorsun adete sirtaki söylüyorsun
mesela sahabeye de radiyallahu anh denir neyse geçelim
muaviye ra senin ağzına girmeyecek kadar temizdir sağa sola çarpma
mugayyebatı hamse yi bilirmisin neyin bilgisi Allah cc nun yanında neyin bilgisi insanların yanında bunu anlatmak istemiştim dinden anladıklarınızı din olarak sunmayın o şahsiyet bir yerde gördüm ömer nasuhi bilmenin bile şeyhül islam dediği bir şahsiyettir hatalarının gereği Allah zülcelale aittir
birde kolkola olduğunuz şahsiyetlerden birini bu şahsiyet oldukça kızdırmasını anlıyorum çünkü ismail ağa hocalarının bile hala okuduğu şiaya reddiyelerin sahibidir o
esselamu ala menittebeal hüda

islamveinsan
28-01-2007, 19:21
...
Müslüman kardeşlerimizden birisi rüyasında iblisi görüp yanında bulunan bir adam dikkatını çekmiştir. Bu kimdir diye sorduğunda da iblis "Bu benim kardeşim ibni teymiyedir" demiştir.
İblisin kardeşi olmaktan Allâh'a sığınırız.

Bu ne kadar adi bir saldırıdır ?
Tarikatların hikaye kitaplarından mı okudun yoksa şeyhin mi uydurdu ?

Ben Risale i Nur talebesi bir abiye sordum...
İbn teymiyye yi ?
Hatirladığım üzre şöyle dedi; " İbn teymiyye dehadır, çok büyük bir alimdir, Allah u alem kendini kurtarmıştır ama onun yolundan gidenlerin bir çoğu sapıklığa düştü....." dedi..

20 Hadis 30 Ayet i ezber almış biraz tasavvuf öğrenmiş adamları şeyh diye mürşid diye yüceltenler binler ayet ve hadis i nüzul sebebi ile bilen teyyime kardeşime niye saldırır diye hala düşünüyorum her gün biraz daha yoğun ve yorgun.

Allah bize ve size ve herkese Hakikat i ve Hakiki Din i bulmayi ve bilmeyi nasip etsin...

Selam ve dua ile..

Sofuoglu
28-01-2007, 19:22
Sevgiler

Bir satırcık cümleyi anlamıyorsunuz ya ne diyeceğimi şaşırdım...

Aaaa bir dakika, lafı Muaviye (rahmetullahi aleyh)'e mi getiriyorsun yoksa dilini fazla uzatma da dikkat et kesilmesin

Saygılar.

olmadi simdi,bu sekilde savunmak cehalettir,hele hele tehdit vs.hic olmadi,fikri dusuncesi ne olursa olsun karsindaki bir musluman,

katilmiyorsan ilmince bildirirsin,bu sekilde bir diyaloga girmeye gerek yok lutfen....

kulaklarini cekerim yoksa;)(bir agbin olarak)

ileney_
28-01-2007, 19:37
demişsin ki



muaviye ra senin ağzına girmeyecek kadar temizdir sağa sola çarpma

Bir kere su-i zan etme kardeşim kimin kimleri sevmeyeceği aşikar bellidir ,keşke Aleviler de Hazret-i Muaviye'yi biz ehl-i sünnetler kadar iyi anlasa ama nerdeee...

şu linke bak Hazret-i Muaviye'ye nasıl dil uzatıldığını ve kimleri savunduğunu göreceksin

http://www.islamiforum.com/index.php?showtopic=17895&st=10


hop kardeş bize oku derken cehaletini ortaya koyuyorsun adete sirtaki söylüyorsun
mesela sahabeye de radiyallahu anh denir neyse geçelim
mugayyebatı hamse yi bilirmisin neyin bilgisi Allah cc nun yanında neyin bilgisi insanların yanında bunu anlatmak istemiştim dinden anladıklarınızı din olarak sunmayın o şahsiyet bir yerde gördüm ömer nasuhi bilmenin bile şeyhül islam dediği bir şahsiyettir hatalarının gereği Allah zülcelale aittir
birde kolkola olduğunuz şahsiyetlerden birini bu şahsiyet oldukça kızdırmasını anlıyorum çünkü ismail ağa hocalarının bile hala okuduğu şiaya reddiyelerin sahibidir o
esselamu ala menittebeal hüda

Evet özür dilerim hızlı yazdığım için rahmetullahi aleyhy dedim....

yukarıda ki linkte sahbelere radiallahu anh dediğimi göreceksin bir anlık karışıklılık ayrıca değişern ne olabilir ki

Benim sana demek istediğim ne dediğini anlamamam

yani ben şunu derken ;


Çıkarın artık bu önyargıları gerçekleri görün ehli sünnet kaynaklarına bakın iyice araştırın sonra konuşun Mevdudi ve İbni Temmiye gibi sapık görüşler islama çok zarar vermiştir İmam-ı Gazali'ye dil uzatanların sonu hayır mı sanıyorsunuz
sen ise şunu söylüyorsun ne demek istediğini anlamadım onun için sert çıkıştım


bilmiyoruz kimin nasıl öldüğünü sizler biliyorsanız!bizleri bilgilendiriniz

Sevgili İslamSayfası

Bir insan sahabelere dil uzatırsa onun dili kesilir mütevazi olmaya gerek yok gerçekler ayen beyan ortadadır ...

Uslubum içinde özür dilerim ama benim reelde ki halimde böyle sanal ortamda artislik hareketlerde bulunmam küfür ve hakaret etmediğim sürece de benim için bir problem yok sizin için varsa raporla butonuna basıp beni adminlere havale edebilirsiniz

Hazret-i Muaviye'nin oğlu Yezid'in bir kısasında

Bir islam önderlerinden biri ölür vasiyeti üzerine bulunduğu yerde gömülür ve akabinde şöyle der bu zat burada yatacaktır bunun mezarına bir zarar gelirse bölgede taş üstünde taş bırakmam bu böyle biline .....

Anlayacağın islam alimleri altın gibidir onlara uzanan bir dil islama uzanmıştır islama uzanan ellerde kırılır

M.T.
28-01-2007, 19:51
"Orada cennetler yaptık; hurma bahçeleri, üzüm bağları (daha neler) neler! İçlerinde pınarlar akıttık." Yasin - 34






Cok Güzel bir konu arkadaslar...Hic sıkılmadan okudum..
Ama lütfen bir birimizi kirmamaya edebimizle tartismaya devam edelim...Unutmayin karsinizdaki bir Müslüman kardesiniz...
Aslinda buna tartismak bile denilmez fikir alisverisi!;):)


VesseLam

UBEYDUN
28-01-2007, 20:48
[quote=ileney;158548]


Anlayacağın islam alimleri altın gibidir onlara uzanan bir dil islama uzanmıştır islama uzanan ellerde kırılır


[/quote
kardeş bak ne güzel söylüyorsun ibni teymiyye de bir islam alimidir
hakkında onu demiş bunu demiş derler müsbet bir örnek getiremezler getirdiklerinin bir çoğuda yazdıklarının tevil edilmesi sonucudur
ehli sünnetin inancı peygamberler hariç masum kimse yoktur bu anlam da bu forumda yazdığımız bir yazıyı tekrar etmek istiyoruz

birinci harfinden en son harfine kadar Kur'an'a iman etmek şarttır. bu gerçekleştimi iman gerçekleşir. ondan sonra muhkem veya müteşabih ya da bir başka adlandırma ile karşımıza çıkabilecek şekillerle ilgili olarak şu kanaate varırız:
Eğer şu veya bu tür ayetlerle, zevk için, şöhrete basamak yapmak için, bireysel kanaatleri doğrulamak için ilgileniliyorsa -maazallah- bu bir fitnedir. helaktir. Allah'a sığınırız.
hayır, mesele Kur'an'ın derinliklerine inmek yani, ilim ise, o takdirde de tartışılacak boyut kalmamıştır. zira böyle bir noktada olanın inişi veya yükselişi, kendi heva ve hevesine göre değil, o ilerlediği ilmin ölçüleriyledir ki, ondan da bir sakınca çıkmaz.
mesele, haddini ve hakkını bilebilmektir. vesselam.
mesela imamı buhari bile kendi döneminde söylediği bir söz nedeni ile mutezile damgası yemiştir cerh ve tadil ilmine takılmayan alimleri sayabilecek biri varsa burda ona müteşekkir olurum
imam her fiil yaradılmıştır sözlerimizde fiilerimiz demiş mutezile damgası yemiştir. el insaf
bilmem anlaşılabildikmi

eşarî_maturidî
29-01-2007, 14:40
... ömer nasuhi bilmenin bile şeyhül islam dediği bir şahsiyettir

İddia ettiğin bu yazının, Ömer Nasuhi Bilmenin hangi kitabında olduğunu da zikredebilirmisin ki kendimiz bakalım da emin olalım.

eşarî_maturidî
29-01-2007, 14:58
Ben Risale i Nur talebesi bir abiye sordum...
İbn teymiyye yi ?
Hatirladığım üzre şöyle dedi; " İbn teymiyye dehadır, çok büyük bir alimdir, Allah u alem kendini kurtarmıştır ama onun yolundan gidenlerin bir çoğu sapıklığa düştü....." dedi..



Senin Risale-i nur talebesi bir abi dediğin o kimse, Said Nursiye ait olduğu söylenen yazıların birinde, İbni Teymiyeyi kötülediğinden haberi yok mu?

Hem kendine nur talebesi diyor bir de önderi olarak gördüğü kimsenin yolundan sapıyor. Doğrusu hayret edilecek bir durum bu.

hiç
29-01-2007, 15:00
keçileştirmeyin de adamı sahiden eşari_maturidi anlatımınız çok yerinde,dozunda ve seviyeli olmuş Rabbim razı olsun...eleştirlerin mahiyetini ve bu fikir akımı zannedilen söylemlerin nerelere gidebilecegini düşünmemiştim açıkçası..

yalnız anlatılan taassub,aşırı sevgi üzere olanlar mı yoksa ben günümüzde dahi böyle yalnışlıklarda inat ettikleri konusunda ikilemde kalıyorum
yani gerçekten yalnışlarından ayıklanmış ama fikri yapısı itibariyle paralel giden bir kısım insanların varlıgından da söz edilebilir mi..?

baba bir de benim soruma ilminiz dahilinde cvp verirseniz çok sevinecegim..:friends:

islamveinsan
29-01-2007, 15:55
Senin Risale-i nur talebesi bir abi dediğin o kimse, Said Nursiye ait olduğu söylenen yazıların birinde, İbni Teymiyeyi kötülediğinden haberi yok mu?
Hem kendine nur talebesi diyor bir de önderi olarak gördüğü kimsenin yolundan sapıyor. Doğrusu hayret edilecek bir durum bu.

Kardeş sana zahmet kaynaginida yazarmisin ?
Hangi külliyat ın hangi kısmında...
İddia etmek kolay isbat etmeni bekleyeceğim
Selametle

kemalali
29-01-2007, 16:16
İbn-i Teymiyye’nin bozuk fikirlerinden bâzılarını İbn-i Hacer-i Mekkî, Fetâvâ-i Hadîsiyye kitâbında şöyle bildirmektedir.

1. Allahü teâlâya oturmak, kalkmak, yürümek, inmek, çıkmak gibi insanlara mahsus sıfatlar izâfe etmektedir. Hâlbuki; Allahü teâlâ, hiçbir bakımdan insanlara (ve diğer mahlûklara) benzemez, zamandan ve mekândan münezzehtir, uzaktır.

2. Peygamberlerin mâsumiyyetini (günahtan korunmuş olduklarını) reddetmiştir. Hâlbuki, mâsumiyyet peygamberlerin sıfatlarındandır.

3. Cehennem’in ebedî olmadığını ve kâfirlerin Cehennem’de ebedî kalmayacağını söylemiştir. Hâlbuki Cehennem’in ebedî olduğunu ve kâfirlerin burada ebedî kalacağını Kur’ân-ı kerîm haber vermektedir.

4. Muhyiddîn-i Arabî, Sadreddîn Konevî gibi bâzı tasavvuf büyüklerini küfürle ithâm etmiş, tasavvufu reddetmiştir. Hâlbuki tasavvuf, Peygamber efendimiz zamânından beri vardı ve tasavvuf büyüklerine hiçbir Ehl-i sünnet âlimi dil uzatmadı.

5. Başta Peygamber efendimizin kabr-i şerîfleri olmak üzere Eshâb-ı kirâmın, velîlerin, âlimlerin ve sâlih Müslümanların kabirlerinin ziyâret edilmesine karşı çıkmış, bunları şefâate vesîle kılmayı da harâm saymıştır.

İbn-i Teymiyye bunlar gibi birçok meseleye dâir yanlış ve çirkin sözlerinden dolayı Ehl-i sünnet âlimleri tarafından şiddetli bir şekilde reddedilmiştir. Şifâ-üs-Sikâm fî Ziyâreti-Hayril-Enâm, Şevâhid-ül-Hak, El-Fetâvâ-el-Hadîsiyye, Er-Reddü li-İbn-i Teymiyye, Hidâyet-ül-Hâlik gibi kitaplalar onun sapık fikirlerini reddetmek için yazılan kitaplardan bâzılarıdır.

İbn-i Teymiyye’nin İslâm âlemindeki şöhreti; dindeki büyüklüğünden değil, kendisinden sonra ortaya çıkıp, mezhepsizlik fikrini yaymaya çalışanlar ile, kendi kısa akıllarına göre dinde değişiklik yapmak isteyenlerin sapıklıklarına kaynak olması sebebiyledir. Kendilerine Selefî adını veren mezhepsizlerle, Mısır’da yetişen dinde reformcular ve Vehhâbîler, tuttukları bozuk yoldaki fikirlerine delil olarak yalnızİbn-i Teymiyye ve talebelerinin ileri sürdüğü yanlış görüşleri göstermekte ve ona dayanmaktadırlar. Onun sapık fikirlerini savunanlar, İbn-i Teymiyye’nin kitaplarını, bilhassa Kur’ân-ı kerîme, hadîs-i şerîflere ve icmâ-i ümmete uymayan fikirlerle dolu olan Vâsıta kitabını bastırıp dağıtıyorlar.

Vâsıta, Kitâb-ül-Arş, Minhâc-üs-Sünne, Es-Siyâset-üş-Şer’iyye, Ziyâret-ül-Kubûr, Fetâvâ, Felsefe-i İbn-i Rüşd İktizâu Sırât-il-Müstekîm, El-Furkân, gibi eserler İbn-i Teymiyye’nin yazdığı kitaplarından bâzılarıdır.

Sonuç olarak İbn-i teymiyye konusundan çıkaracağımız ders,bir bir insan ne kadar alim olursa ilim sahibi olursa olsun Allah-ü teala hidayet etmedikçe doğru yoldan ayrılabileceği gerçeğidir.Bunun için rabbimize çokça yalvarmalı,doğru yol olan ehl-i sünnet vel-cemaat yolunda bizi sabit kılması için çok gözyaşı döküp dua etmeliyiz.

ileney_
30-01-2007, 06:28
İbni Teymiye ile amel eden onun sözleriyle de amel eder, mesela İbni Teymiye bir vaazında der ki ; Ben nasıl şu an bu kürsü de oturup kalkıyorum işte aynen Allah ( -haşa- ) da arşın kürsüsün de öyle oturup kalkar. Bunun arapçada bir kelimesi vardır ama şu an unuttum ''m'' ile başlıyordu Ya Hu ama açılımı şöyle Allah'a şekil isnat etme ,onu bir şekle koymaktır -haşa-

Böylelikle İbn-i Teymiye Allah celle celalü'nün /Muhalefet'ün lil havadis/ sıfatını inkar ediyor ...

Tekrar söylüyorum bir adam çıksın bütün herşeyi doğru söylesin fakat din hakkında tek bir ters birşey söylesin o insan sapıktır

Ayrıca bu adam Vahabiliğin fikir babasıdır ,kurucularındandır ..

Tabi kimsenin fikirlerini değiştireceğimizi sanmıyoruz ''önyargıları'' yıkmak çok zordur ,Ehl-i sünnet alimleri böyle diyor bende onlara inanıyorum

selam ve sevgiler

fakiri
30-01-2007, 08:29
İbn-i Teymiyye sarfetmiş olduğu ; " Ben nasıl şu an bu kürsü de oturup kalkıyorum işte aynen Allah ( -haşa- ) da arşın kürsüsün de öyle oturup kalkar. " sözüyle mütecessime anlayışına sahip olduğunu ortaya koymuştur.
Ama, ona şeyhülislâmlık unvanı verenler bu tür görüşlerinden hiç dem vurmazlar. Çünkü, nasıl bir bataklıkta oldukları o zaman net bir şekilde ortaya çıkacağını çok iyi bilirler.

:wave[1]:

ileney_
30-01-2007, 10:44
Teşekkürler kardeşim hatırlattığın için eyvAllah

islamveinsan
30-01-2007, 11:26
İbn-i Teymiyye’nin bozuk fikirlerinden bâzılarını İbn-i Hacer-i Mekkî, Fetâvâ-i Hadîsiyye kitâbında şöyle bildirmektedir.

1. Allahü teâlâya oturmak, kalkmak, yürümek, inmek, çıkmak gibi insanlara mahsus sıfatlar izâfe etmektedir. Hâlbuki; Allahü teâlâ, hiçbir bakımdan insanlara (ve diğer mahlûklara) benzemez, zamandan ve mekândan münezzehtir, uzaktır.

2. Peygamberlerin mâsumiyyetini (günahtan korunmuş olduklarını) reddetmiştir. Hâlbuki, mâsumiyyet peygamberlerin sıfatlarındandır.

3. Cehennem’in ebedî olmadığını ve kâfirlerin Cehennem’de ebedî kalmayacağını söylemiştir. Hâlbuki Cehennem’in ebedî olduğunu ve kâfirlerin burada ebedî kalacağını Kur’ân-ı kerîm haber vermektedir.
Kardeş o söyledi bu dedi tarzinda degil, bir yerden okuyup alintilayip degil kendi kitaplarindan delil getirirmisin...?
Ben ibn teymiyyeyi çok iyi tanimiyorum.. araştırıyorum ama... sende yardimci ol inş...


4. Muhyiddîn-i Arabî, Sadreddîn Konevî gibi bâzı tasavvuf büyüklerini küfürle ithâm etmiş, tasavvufu reddetmiştir. Hâlbuki tasavvuf, Peygamber efendimiz zamânından beri vardı ve tasavvuf büyüklerine hiçbir Ehl-i sünnet âlimi dil uzatmadı.

5. Başta Peygamber efendimizin kabr-i şerîfleri olmak üzere Eshâb-ı kirâmın, velîlerin, âlimlerin ve sâlih Müslümanların kabirlerinin ziyâret edilmesine karşı çıkmış, bunları şefâate vesîle kılmayı da harâm saymıştır.

Bu iki madde konusunda tereddütsüz ibn teyyime kardeşimize katılıyor ve böyle iman ediyoruz... Osmanli alimlerinden İmam Birgivinin Kabir ziyaretleri kitabını tavsiye ediyorum...

Selam ve dua ile..

hirahos
30-01-2007, 19:30
39- ez-ZÜMER 56. Kişinin: Allah’a karşı aşırı gitmemden dolayı bana yazıklar olsun! Gerçekten ben alay edenlerdendim (diyeceği günden sakının)!

57. Yahut şöyle diyecektir:” Allah bana hidayet verseydi, elbette sakınanlardan olurdum”.

58. Veya azabı gördüğünde: Keşke benim için bir kez (dönmeye) imkân bulunsa da iyilerden olsam!” demesinden.

59. Hayır (dönemeyeceksin)! Âyetlerim sana gelmişti de sen onları yalanlamış, büyüklük taslamış ve inkârcılardan olmuştun.

39- ez-ZÜMER 60. Kıyamet gününde Allah hakkında yalan söyleyenlerin yüzlerinin kapkara olduğunu görürsün. Kibirlenenlerin kalacağı yer cehennemde değil midir?

61. Allah, takvâ sahiplerini kurtuluşa erdirir. Onlara hiçbir fenalık dokunmaz. Onlar mahzun da olmazlar.

62. Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekîldir.

63. Göklerin ve yerin anahtarları (mutlak hükümranlığı) O’nundur. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler var ya, işte onlar hüsrana uğrayanlardır.

64. De ki: Ey cahiller! Bana Allah’tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?

39- ez-ZÜMER 65. (Resûlüm!) Şüphesiz sana da senden öncekilere de şöyle vahy olunmuştur ki: And olsun (bilfarz) Allah’a ortak koşarsan, işlerin mutlaka boşa gider ve hüsranda kalanlardan olursun!

66. Hayır! Yalnız Allah’a kulluk et ve şükredenlerden ol.

67. Onlar Allah’ı hakkıyla tanıyıp bilemediler. kıyamet günü bütün yeryüzü O’nun tasarrufundadır. Gökler O’nun kudret eliyle dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir.

68. Sûr’a üflenince, Allah’ın diledikleri müstesna olmak üzere göklerde ve yerde ne varsa hepsi ölecektir. Sonra ona bir daha üflenince, bir de ne göresin, onlar ayağa kalkmış bakıyorlar!


Tasavvuf'u inkar edenler İslam'daki ihsan mertebelerini, güzel ahlakı ve elde etme yollarını, zikrullah emirlerini, Nefsini tezkiye (temizleme) ve takva derecelerine ulaşma müjdelerini, muhabbetullah nimetini vs.. vs.. inkar etmiş olurlar.. Bunların sonundan korkulacağını pek çok Meşayihin sohbetinde duymuşuz, yazdıklarında okumuşuzdur..

İsterlerse allame-i cihan olsunlar.. Hiç farketmiyor.. Ahirette en büyük azabı zaten ilmiyle amel etmeyen ya da insanları Haktan çeviren alimler göreceklerdir..

Ki bir kardeşimiz vurgulamış:

Ehli Sünnet alimleri kesinlikle Tasavvuf'u inkar etmemişler, bir çoğu da İlmi kariyerlerinden sonra bu yola intisap ederek bizzat içinde yer almışlardır..

Bir topluluğun kendi hatalarını göstermek ve o hatalardan vazgeçirmeye çalışmak başka; o topluluğun bağlandığı şeyi, gittiği yolu toptan red etmek başka..

Hele ömründe hiç meşayih görmemiş, bir Allah dostuna yakın olmamış kimselerin red etmesi ve inkara kalkışması ancak büyük bir cehaletin ve cüretin neticesi olabilir..

O nedenle, inkar yolunu tutanların önce en azından bir meşayihi görmelerini; bağlılarını tanımalarını; sonra vicdanları elveriyorsa eğer öyle inkara kalkışmalarını tavsiye ederim...

Netice de cümle işler Halik'indir..

Ve Allah kalbleri, ister öyle çevirir ister böyle..

eşarî_maturidî
04-02-2007, 01:01
Ben Risale i Nur talebesi bir abiye sordum...
İbn teymiyye yi ?
Hatirladığım üzre şöyle dedi; " İbn teymiyye dehadır, çok büyük bir alimdir, Allah u alem kendini kurtarmıştır ama onun yolundan gidenlerin bir çoğu sapıklığa düştü....." dedi..



Yanıtım şöyle idi


Senin Risale-i nur talebesi bir abi dediğin o kimse, Said Nursiye ait olduğu söylenen yazıların birinde, İbni Teymiyeyi kötülediğinden haberi yok mu?

Hem kendine nur talebesi diyor bir de önderi olarak gördüğü kimsenin yolundan sapıyor. Doğrusu hayret edilecek bir durum bu.

Sonra bana denildi ki


Kardeş sana zahmet kaynaginida yazarmisin ?
Hangi külliyat ın hangi kısmında...
İddia etmek kolay isbat etmeni bekleyeceğim
Selametle

Cevap: Nette okuduğum şu yazıları buldum. Deniliyor ki:

"Risâle-i Nur'da İbni Teymiyye'nin ismi zikredilmiş, "Şimdi Haremeyn-i Şerîfeyne hükmeden Vehhâbîler ve meşhur, dehşetli dâhîlerden İbni-i Teymiye…" (Tarihçe-i Hayat, 1996, s. 434; Emirdağ Lahikası, 1997, s. 178-179) ifadelerine yer verilmiştir. Yirminci yüzyılın başlarında, gizli münafıkların, Vehhabiliği perde yapıp, İslâmiyet ve Kur'ân hakikatlerini muhafazaya çalışanlara zarar vermek için, bazı hocaları elde ettikleri ve bazı insanları Alevîlikle itham ettiklerine işaret edilmiştir. Buna karşılık, asırlardan beri devam ede gelen Sünni geleneğin, sahabeler arasında cereyan eden hadiseleri kurcalamamayı ve amelleriyle baş başa kalan şahsiyetleri tartışma konusu yapmamayı esas aldıkları hatırlatılmıştır.
İbni Teymiyye ve takipçileri için; "lbni Teymiye ve lbni Kayıme'l-Cevzî gibi zâtlar Muhyiddîn-i Arab (k.s.) gibi azîm evliyâya karşı fazla hücum ettikleri ve güyâ mezheb-i Ehl-i Sünneti Şîalara karşı Hz. Ebû Bekir'in (r.a.) Hz. Ali'den (r.a.) efdaliyetini müdâfaa ediyorum diyerek, Hz. Ali'nin (r.a.) kıymetini çok düşürüyorlar. Hârika fazîletlerini âdileştiriyorlar…" (Mektubat, s. 1997, s. 353) tesbiti yapılmış ve Risâle-i Nur'da önemli açıklamalara yer verilmiştir."

eşarî_maturidî
04-02-2007, 21:42
İbni Teymiye, “Minhacü's-sünne” diye adlandırılan kitabının 3. cildinin 432. sayfasında Hanefi mezhebine saldırmakta ve İmam Ebu Hanife'nin (radıyallâhu anhu) ileriye gelmiş öğrencilerinden birisi olan İmam Muhammed İbnu’l Hasen eş-Şeybâniyi, hadise ve sünnete az bir şekilde tutunmakla itham etmektedir.


İbni Teymiye belirtilmiş sayfada harfiyyen şöyle demiştir:


فهذه المسائل التي أنكرها كلها من مذهب أبي حنيفة ليس فيها لغيره إلا مسألة المخلوقة من ماء الزنا للشافعي فيقال له الشيعة تقول إن مذهب أبي حنيفة أصح من بقية المذاهب الثلاثة ويقولون إنه إذا اضطر الإنسان إلى استفتاء بعض المذاهب الأربعة استفتى الحنفية ويرجحون محمد بن الحسن على أبي يوسف فإنهم لنفورهم عن الحديث والسنة ينفرون عمن كان أكثر تمسكا بالحديث والسنة فإذا كان كذلك فهذه الشناعات في مذهب أبي حنيفة فإن كان قوله هو الراجح من مذاهب الأئمة الأربعة كان تكثير التشنيع عليه دون غيره تناقضا منهم وكانوا قد رجحوا مذهبا وفضلوه على غيره

Yukarıdaki altı çizili olan ilk noktada İbni Teymiye, rafizilerin İmam Muhammed İbnu’l Hasen eş-Şeybâniyi, İmam Ebu Yusuf’a niçin tercih ettiklerini bildirirken gerekçe olarak bu durumun (rafizilerin hadis ve sünnetten soğumalarının ve İmam Muhammed İbnu’l Hasen eş-Şeybâniyi niçin tercih ettiklerinin), İmam Ebu Yusuf’un hadise ve sünnete daha çok tutunmasından kaynaklandığını iddia ediyor ve böylece İmam Muhammed İbnu’l Hasen eş-Şeybâniyi saraheten hadise ve sünnete az bir şekilde tutunmakla itham ediyor.

Bununla da kalmayarak altı çizili olan ikinci noktada hanefi mezhebini tamamen kötüleyerek hanefi mezhebinde iğrençliklerin varlığından söz ediyor.

Bunlar ise onun ne kadar kibirli ve haddini aşan birisi olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla böyle birisinin kitapları okunmamalıdır.

hirahos
05-02-2007, 00:33
40- el-MÜ’MİN 11. Onlar: Rabbimiz, bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de günahlarımızı itiraf ettik. Bir daha (bu ateşten) çıkmaya yol var midir? derler.

12. (Onlara denir ki: ) işte bunun sebebi sudur: Tek Allah’a ibadete çağrıldığı zaman inkâr edersiniz. O’na ortak koşulunca (bunu) tasdik edersiniz. artık hüküm, yücelerin yücesi Allah’ındır.

13. Size âyetlerini gösteren, sizin için gökten rızık indiren O’dur. Allah’a yönelenden başkası ibret almaz.

14. Haydi, kâfirlerin hoşuna gitmese de Allah’a, Allah için dindar ve ihlâslı olarak dua edin!

40- el-MÜ’MİN 15. Dereceleri yükselten, Arş’ın sahibi Allah, kavuşma günüyle korkutmak için kullarından dilediğine iradesiyle ilgili vahyi indirir.

16. O gün onlar (kabirlerinden) meydana çıkarlar. onların hiçbir şeyi Allah’a gizli kalmaz. Bugün hükümranlık kimindir? Kahhâr olan tek Allah’ındır.

17. Bugün herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur. Şüphesiz Allah, hesabi çarçabuk görendir.

18. Yaklaşan gün hususunda onları uyar! Çünkü o onda dehşet içinde yutkunurken yürekleri ağızlarına gelmiştir. Zalimlerin ne dostu ne de sözü dinlenir şefaatçisi vardır.

19. Allah, gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir.

40- el-MÜ’MİN 20. Allah, adaletle hükmeder. O’nu bırakıp taptıkları ise, hiçbir şeye hükmedemezler. Şüphesiz Allah, hakkıyla işiten ve görendir.


Teymiyye'yi yakından izleyip hararet ile tavsiye edenler, bir Tasavvuf'la değil Mezheplerle de sıkıntıları var ve en hafifinden "neden 4 mezhep, niye daha fazla olmasın?" filan diyorlarlar ya; bunun sebebi de anlaşılmıştır diyelim mi, demeyelim mi? Hadi Hanefi belli oldu da, diğer üç mezheple ilgili Teymiyye'nin görüşlerini merak etmedim değil..

Allah razı olsun eşari_maturudi abi..

Minhac_
05-02-2007, 02:48
Merhaba,
aslinda siteyi uzun zamandir uzaktan takip ediyordum, fakat bir nurcu kardesin ibni teymiyeyi müdafaa etmesi beni oldukca sasirtti. Esari_maturidi kardesim yazinin hepsini buraya büyük harflerle aktarmak da fayda var:


Bu ne kadar adi bir saldırıdır ?
Tarikatların hikaye kitaplarından mı okudun yoksa şeyhin mi uydurdu ?

Ben Risale i Nur talebesi bir abiye sordum...
İbn teymiyye yi ?
Hatirladığım üzre şöyle dedi; " İbn teymiyye dehadır, çok büyük bir alimdir, Allah u alem kendini kurtarmıştır ama onun yolundan gidenlerin bir çoğu sapıklığa düştü....." dedi..


Siz bize bir nur talebsinin sözünü delil vermisiniz. Madem bir nur talebesinin sözü ikna edici mahiyette, her nur talebesinin mutlaka okudugu mektubattan sizlere sunlari aktaralim:



Üçüncü Esas: Vehhâbilerin azîm imamlarından ve acîb dehâları taşıyan meşhur lbni Teymiye ve lbni Kayıme’l-Cevzî gibi zâtlar Muhyiddîn-i Arab (k.s.) gibi azîm evliyâya karşı fazla hücum ettikleri ve güyâ mezheb-i Ehl-i Sünneti Şîalara karşı Hazret-i Ebû Bekir’in (r.a.) Hazret-i Ali’den (r.a.) efdaliyetini müdâfaa ediyorum diyerek, Hazret-i Ali’nin (r.a.) kıymetini çok düşürüyorlar. Hârika fazîletlerini âdileştiriyorlar. Muhyiddîn-i Arab (k.s.) çok evliyâyı inkâr ve tekfir ediyorlar. Hem, Vehhâbiler kendilerini Ahmed İbni Hanbel mezhebinde saydıkları için, Ahmed İbni Hanbel Hazretleri bir milyon hadîsin hâfızı ve râvîsi; ve şiddetli olan Hanbelî mezhebinin reisi ve halkı Kur’ân meselesinde cihanpesendâne salâbet ve metânet sahibi bir zât olduğundan, onun bir derece zâhirî ve mutaassıbâne ve Alevîlere muhâlefetkârâne mezhebinden din nâmına istifade edip, bir kısım evliyânın türbelerini tahrip ediyorlar ve kendilerini haklı zan ediyorlar. Halbuki, bir dirhem hakları varsa, bazen on dirhem ilâve ediyorlar.


Emirdag lahikasinda da sunlar geciyor:


İşte şimdi gizli münafıklar, Vehhabilik damarıyla en ziyade İslamiyeti ve hakikat-i Kur’âniyeyi muhafazaya memur ve mükellef olan bir kısım hocaları elde edip, ehl-i hakikati Alevilikle itham etmekle birbiri aleyhinde istimal ederek dehşetli bir darbeyi İslamiyete vurmaya çalışanlar meydanda geziyorlar. Sen de bir parçasını mektubunda yazıyorsun. Hatta sen de biliyorsun; benim ve Risale-i Nur’un aleyhinde istimal edilen en tesirli vasıtayı hocalardan bulmuşlar.
Şimdi Haremeyn-i Şerifeyne hükmeden Vehhabiler ve meşhur, dehşetli dahilerden İbnü t-Teymiye ve İbnü l-Kayyim-i Cevzi nin pek acip ve cazibedar eserleri İstanbul da çoktan beri hocaların eline geçmesiyle, hususan evliyalar aleyhinde ve bir derece bid alara müsaadekar meşreplerini kendilerine perde yapmak isteyen, bid alara bulaşmış bir kısım hocalar, sizin, muhabbet-i Al-i Beytten gelen ve şimdi izharı lazım olmayan içtihadınızı vesile ederek hem sana, hem Nur şakirtlerine darbe vurabilirler.







20 Hadis 30 Ayet i ezber almış biraz tasavvuf öğrenmiş adamları şeyh diye mürşid diye yüceltenler binler ayet ve hadis i nüzul sebebi ile bilen teyyime kardeşime niye saldırır diye hala düşünüyorum her gün biraz daha yoğun ve yorgun.



Risalelerde neden ibni teymiyeden Müslümanlarin uyarildigini anliyoruz.

Ibni teymiyenin yanlis inancalarindan bizi uyaran o kadar cok islam alimi var ki, ibni teymiyeyi savunayim derken onlari karaliyorsunuz farkinda olmadan. Örnegin Muhammed Zahit el-Kevseri 20 hadis ile 30 ayet mi ezberlemis???

Esari_maturidi ve hirahos kardeslere katilimlari icin tesekkür ederim

Minhac_
05-02-2007, 03:13
Kardeş o söyledi bu dedi tarzinda degil, bir yerden okuyup alintilayip degil kendi kitaplarindan delil getirirmisin...?
Ben ibn teymiyyeyi çok iyi tanimiyorum.. araştırıyorum ama... sende yardimci ol inş...



Kardesim samimi isen duralim bir bir ibn-teymiyenin ehli sünnete muhalif görüleri üzerinde. Bu bizim icin sorun degil ama sabirli olman sartiyla yani cevaplari bazi mesguliyetler sebebi ile gec verebiliriz.

Biz variz sen de varsan buyur.

eşarî_maturidî
18-05-2007, 03:22
İbni teymiye hakkında hadis hafızı İbni Hacer el-Askalânî’den değerlendirmeler

Hadis hafizi İbni Hacer el-Askalânî “Ed-duraru’l-kâmine” isimli kitabında (c.1, s.153) İbni Teymiyenin sahabenin büyükleri hakkındaki tutumuna değinerek şunları bildirmektedir: “İbni Teymiye Ömer ibnu’l-Hattab’ı bir hususta hata ettiğini, Osman hakkında da dünya malını seven birisi olduğunu söylemiştir. Ebu Bekir hakkında ise ne dediğini bilmeyen yaşlı birisi olarak müslümanlığı kabul ettiğini söylemiştir.

Ayrıca İbni Hacer “Ed-duraru’l-kâmine” isimli kitabında (c.1, s.114) şunları da bildirmektedir: “İbni teymiye, müminlerin emîri Ali’yi (kerramellâhu vechehu) 17 meselede Kitabın (Allâh’ın kitabının) nassına muhalefet etmiş olması gerekçesiyle hata ettiğini bildirmiştir. Ayrıca İbni teymiyenin bu sözü demesi, “Mahzûl (Allâh’ın muvaffak etmediği aşırıya kaçmış) birisi idi” demesi ve onun “Diyanet için değil riyaset (başkanlık) için savaştığını” demesinden dolayı da alimler ona, münafıklığı isnat etmişlerdir.”

İbni teymiye “Minhac”(arapça nüsha itibarıyla 2.c, s.203) isimli kitabında şöyle demiştir: “Bizler, bize karşı adaletten aciz olan ve onu (adaleti) terk eden birisine biat etmemiz gerekmez, Sünnet (Allâh’ın resulünün sünneti ) tablosu, onun savaşmakla emrolunmadığını, vacip de müstehap da olmadığını kabul eder” Burada ibni teymiyenin sözü sona ermiştir.

Yani ibni teymiye, efendimiz Alinin (radıyallâhu anhu), Sıffîn, Cemel ve Nehrevân vak’alarında savaşmakla emrolunmadığını ve onun üzerine vacip ve müstehap da olmadığını iddia ediyor.

Oysaki efendimiz Ali radıyallâhu anhu bizzat şöyle demiştir: “Ben, anlaşmayı bozanlar, haksız davrananlar ve Dinden çıkanlar ile savaşmakla emrolundum”

Bu hadis hakkında ise şam diyarının hadis hafızı ve muhaddisi (hadis alimi) el-habeşi olarak tanınan şeyh Abdullâh el-Hararî, İbni Teymiyeye karşı yazdığı “Makâlât es-sunniyyetu fi keşfi dalâlât Ahmet İbni Teymiye” (s.307) isimli kitabında şöyle demiştir: ”Dedim ki: Bu (yukarıda belirtilmiş) hadis ise “hasen” mertebesinden düşmez. Dolayısıyla bunu, hadisi hafızı İbni Hacer “Şerh-i Buhari”sinde (sahih-i Buharî kitabının açıklamasında) zikretmiştir. İbni Hacer şerhinin önsözünde bildirmiştir ki, hadisin şerhi olarak, tetimme (tamamlama) olarak veya bir hadisin ziyadeyle zikredilmesi olarak (kitabında) zikredeceği hadislerin ya sahih yada hasen olmasına bağlı kalacaktır.

O bunu, “Metâlibu’l-âliye” kitabında da zikretmiş ve bir şey demeden onu (bahis konusu hadisi) Ebu Ye’laya isnat emiştir. Ayrıca bunu, “Telhîsu’l-habîr” (c. 4, s. 44) kitabında da er-Rafiî’nin sözünü zikrettikten sonra da zikretmiştir, sözü şöyledir: “Onun (er-Rafiî’nin): “Cemel, sıffîn ve nehrevan ehlinin (efendimiz Aliye karşı savaşanların) zalim oldukları tespit edilmiştir” demesi, dediği gibidir. Buna ise Alinin şu hadisi delalet etmektedir: “Ben, anlaşmayı bozanlar, haksız davrananlar ve çıkanlar (Dinden çıkanlar) ile savaşmakla emrolundum” Bunu Nesâî “Hasâis” kitabında, Bezzar ve Tabarânî (Bak. Keşfu’l-estâr, c.4, s. 92 ve Mecmaû’l-Bahreyn, c.7, s. 209) rivayet etmişlerdir. Burada İbni Hacer’in sözü sona ermiştir.”

İbni teymiye “Minhac”(arapça nüsha itibarıyla 2.c, s.214) isimli kitabının başka bir yerinde de şöyle demiştir: “... Ali onlara karşı savaşmakla emrolunmamıştı ve İslâm şeriatına bağlı kalmalarıyla birlikte sırf kendisine itaat etmeyi kabullenmedikleri için onlara karşı savaşmak ona farz da değildi”

Ayrıca aynı kitapta (c.3, s. 156) efendimiz Alinin sıffîn ve cemel vak’asında savaşmasının kendi görüşünden kaynaklandığını ve bununla emrolunmadığını iddia ederek şöyle demiştir: “... şu halde, binlerce müslümanın kanının akıtılmasına sebebiyet veren görüşten, paylanacak daha büyük bir görüş yoktur, onun (efendimiz Alinin ) onlara karşı savaşmasında müslümanlara ne dinlerinde ne de dünyalarında hiçbir yarar olmamıştır. Aksine hayır önceki olanlara nazaran eksilmiştir, şer (kötülük) ise önceki olanlara nazaran artmıştır”

Aynı kitapta (c.2, s. 204) şöyle de demiştir: “Ali hakka Muaviyeden daha yakın olduğu halde savaşmayı terk etmiş olsaydı daha iyi, daha uygun ve daha hayırlı olurdu” Burada İbni Teymiyenin sözü sona ermiştir.

İbni teymiyenin, efendimiz Ali’nin (radıyallâhu anh) savaşlarını uygunsuz ve saçma bulması, onun ona karşı bir kin beslediğinin delilidir. Bunu hadis hafızı İbni Hacer’in “Lisânu’l-mizan” (c.6, s.319) isimli kitabındaki sözleri teyit etmektedir. Hadis hafızı İbni Hacer bu kitabında, ibni teymiye hakkında, onun birinin zayıflığını beyan etmeye kalkmasından bahsettiğinde bunun bazen kendisini efendimiz Aliye (radıyallâhu anh) noksanlığı isnat etmesine sürüklediğini belirtmiştir.

Minhac_
18-05-2007, 16:47
...

ukubat
18-05-2007, 16:49
İbni Teymiye



Hanbeli fıkıh ve hadis âlimi iken mezhepsiz oldu. Ehl-i sünnete uymayan yazılarından dolayı Mısır’da iki defa hapsedildi. 1263 senesinde Harran’da doğup, 1328 de Şam’da kalede hapiste iken vefat etti.



İbni Teymiye, Ehl-i sünnet âlimlerinin büyüklüğünü anlamamış, tasavvufu inkâr etmiş, Ehl-i sünnetten ayrılmıştır. Kitapları, kendilerine Selefiyyeci diyen mezhepsizlere kaynak olmaktadır. Mezhepsizler, onu övmekte, İslam müceddidlerinin piri demektedirler. İbni Teymiye’nin şaki ve dalalette olduğu Seyf-ül-Cebbar ve farisi Tâlim-üs-sübyanda da yazılıdır.



Camiul-ezherdeki hanefi âlimlerinden Muhammed Bahitin (Tathir-ül-füad min-denisil itikad) kitabı, (Et-tevessüli bin-Nebi ve bis-Salihin), (Şevahid-ül-hak), (Cevahir-ül-bihar), (Seyf-ül-Cebbar) ve (Tâlim-üs-sübyan) kitapları, İbni Teymiye’nin dalalete düştüğünü vesikalarla ispat etmektedir.



İbni Battuta, ibni Hacer-i Mekki, imam-ı Sübki, kendi oğlu Abdulvehhab, izzeddin bin Cema'a, Ebu Hayyan Zahiri, Zahid-ül Kevseri, Yusuf-i Nebhani, imam-ı Şarani, Ahmed bin Seyyid Zeyni Dahlan, Şeyh-ül-İslam Mustafa Sabri Efendi gibi nice âlimler İbni Teymiye’ye reddiyeler yazmışlar, dalalet ve küfürlerini açıklamışlardır. Üstad Necip Fazıl da, (14. asrın irşad kutbu seyyid Abdülhakim Arvasi, “İbni Teymiye dini içinden zedeleyen mülhiddir” buyurdu) diyor. (Türkiye’nin manzarası)



Dal ve mudil olduğu, Savi tefsiri 107. sayfasında da yazılıdır.



İslam âlimleri buyuruyor ki:

(Allahü teâlânın, sapıtmasına ilmini sebep ettiği kimsedir.) [İbni Hacer-i Mekki - Fetava-yı hadisiyye]



(İbni Teymiye öyle bir kimsedir ki, bozuk sözlerine ve çürük vesikalarına, büyük âlimler cevap vermişler ve düşüncelerinin çirkinliğini ortaya koymuşlardır. [Şam, Mısır ve Kudüs’de kadılık yapmış olan şafii fıkıh ve hadis âlimlerinden Muhammed] İzzibni Cemaa, onun için, Allahü teâlânın dalalete sürüklediği, azdırdığı ve zillet gömleği giydirdiği kimsedir. İslam âlimlerine ve bilhassa Hulefa-i raşidine karşı ahmakça itirazlarda bulunmuştur demiştir.) [İbni Hacer-i Mekki - El-cevher-ül-munzam]



(İbni Teymiye’nin sözlerinin kıymeti yoktur. O, dalalettedir ve Müslümanları dalalete sürüklemektedir. Müslümanların icmasından ayrılmış, bid’at yolunu tutmuştur. İslam âlimleri, onun dalalette [sapık] olduğunu, sözbirliği ile bildirdi. Kutbüd-Berdiri, Şerhi Muhtasarda, bunu uzun yazmaktadır.) [Tahir Muhammed Süleyman - Zahiretül-fıkhil-kübra]



(Kitab-ül Arş onun en çirkin kitaplarındandır. Ona Şeyh-ül-İslam diyenin kâfir olacağını söyleyen âlimler vardır.) [İmam-ı Sübki] (Nebras haşiyesinde bildiriliyor.)



(İbni Teymiye’ye uyanın malı ve canı helaldir.) [Miratül-cenan, Nebras haşiyesi]



İbni Teymiye, Kitab-ül Arş isimli eserinde, “Allah Arş'ın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması için Resulullaha da yer bırakır” diyor. Essırat-ul-müstekim kitabında da, ibni Abbas gibi büyük sahabilere kâfir demiştir. (Keşfüzzunun)



El-ubudiyyet kitabında ise, Allahü teâlânın ismini zikretmenin bid’at ve dalalet olduğunu bildirmekte ve tasavvuf âlimlerine çirkin iftiralar yapmaktadır.



(Arş kadimdir) diyor. (Akaid-i Adudiyye şerhi)



(Şam camiinin minberinden inerken “Allah gökten yere, benim indiğim gibi iner” dedi.) [İbni Battuta -Tuhfetünnüzzar tarihi]



Abduh’un yetiştirdiklerinden olup, onun yolunda giden Abdürrazık paşa bile diyor ki:

(Vehhabilik, bir bakımdan ibni Teymiye’ye bağlı olduğu gibi, son asrın müceddidi denilen Abduh’daki dinde reform fikirleri de, ibni Teymiye’ye bağlıdır.)



(Kaza namazı kılmak lazım değildir) derdi. Halbuki dört mezhepte de farzdır.

Cehennem azabı sonsuz olmadığını söylerdi. Kâfirlerin Cehennemde sonsuz kalacaklarına dair bir çok âyet-i kerime vardır. (Bekara 81, Ahzab 65, Fussilet 28, Zuhruf 74)



(Ömer çok yanılmıştır) diyerek, imam-ı Ahmed’in bildirdiği (Allahü teâlâ, doğru sözü, Ömer’in dili üzerine koymuştur. hadis-i şerifine karşı gelmiştir. Eshab-ı kiramın çoğu, ictihad ile anlaşılacak işlerde yanılmış olsa da, onların yanılmaları, ictihadi mesele idi. İctihadda müctehidin yanıldığı bilinemez. Çünkü ictihad ictihad ile nakzedilmez. Bunun için, müctehid olan o büyükler tenkit edilemez. Dört mezhebin ictihadları farklı olduğu halde, benimki doğru diyerek biri ötekini tenkit etmemiştir.



Sadreddin-i Konevi, İbni Arabi hazretleri gibi tasavvuf büyüklerine de saldırmıştır. “Gazali’nin kitapları uydurma hadis ile dolu” derdi. (Hadika)



İmam-ı Şarani hazretleri buyuruyor ki:

(İbni Teymiye, tasavvufu inkâr eder, evliyaya, ariflere dil uzatırdı. Kitaplarını okumaktan, yırtıcı hayvandan kaçar gibi kaçmalıdır.) [Tabakat-ül-kübra]



İmam-ı Süyuti hazretleri buyuruyor ki:

(İbni Teymiye kibirliydi. Kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek, büyüklerle alay etmek âdeti idi.) [Kam-ul Muarıd]



Muhammed Ali Bey; Hitat-uş-Şam kitabında diyor ki:

(İbni Teymiye’nin hedefi, Luther adındaki papazın hedefine benzer. Fakat, Hıristiyanlığın reformcusu muvaffak oldu. İslamınki olamadı.)



İbni Hacer-i Askalani hazretleri buyuruyor ki:

(İbni Teymiye; “Kabri Nebeviyi ziyaret için sefere çıkmak haramdır. [Hz.] Ali iman ettiği zaman çocuk olduğu için Müslümanlığı sahih olmadı. [Hz.] Osman malı çok severdi” diyerek eshab-ı kiramın büyüklerine dil uzattı.) [Ed-Dürer-ül-Kamine]



İbni Hacer-i Mekki hazretleri buyuruyor ki:

(İbni Teymiye, Peygamberlerin masumiyetini (günahtan korunmuş olduklarını) reddetmiştir. Halbuki, masumiyet Peygamberlerin sıfatlarındandır.

Başta Peygamber efendimizin kabri şerifleri olmak üzere eshab-ı kiramın, velilerin, âlimlerin ve salih Müslümanların kabirlerinin ziyaret edilmesine karşı çıkmış, bunları şefaate vesile kılmayı da haram saymıştır.) [Fetava-i Hadisiyye]




İbni Teymiye, Furkan isimli kitabında dini üç kısma ayırmaktadır. Selefilere göre bu üç prensip vazgeçilmez esaslardır. İslamiyet ancak bu üç kaide gereğince, aslına uygun olarak bilinebilirmiş. Yoksa İslam pınarını, etraftan karışmış bulanık sulardan yani mezhep imamlarının ictihadlarından arındırmak mümkün değilmiş. Çünkü fıkıhçılar, kelamcılar ve tasavvuf ehli, dinin aslına ilaveler yapmışlar, bu bakımdan din çok genişletilmiş ve içinden çıkılmaz bir hâl almışmış. Dine yapılan bu ilaveleri çıkarmak gerekirmiş.

Selefilerin sımsıkı bağlandıkları üç prensip şöyle:

1- Münezzel din: Kur’an-ı Kerimden ve sahih kabul ettiği hadis-i şeriflerden kendi anladıkları.

2- Müevvel din: Mezhep imamlarının Kitap ve sünnetten çıkardıkları hükümler.

3- Mübeddel din: Geçmiş dinlerin hükümleri ve uydurma saydığı hadis-i şerifler.



İbni Teymiye’ye göre, Münezzel dine uymak bütün müslümanlara farzdır. Çünkü Allahü teâlâ bir müctehidin Kitap ve Sünnetten neyi anladığını bir başka mükellefe sormaz. Hatta onu mükellef de tutmaz. Herkesi Kitap ve Sünneti anladığı ölçüde sorumlu tutar. Bu bakımdan herkes, Münezzel din ile amel etmelidir.



Müevvel dine, tevil edilmiş olana, ictihaddan aciz olan mukallitlere caizdir. Ama müctehid olanlara bu caiz değildir.



İbni Teymiye’nin selefiye yolunu savunan bütün mezhepsizler, kendilerini birer müctehid zannettikleri için, mezhep hükümleri onlar için muteber değildir, Kitap ve Sünnetten anladıklarına tâbi olurlar. Kendilerine selefiyiz diyen bugünkü mezhepsizler, kraldan çok kralcı olup, İbni Teymiye mukallit halk için müevvel din ile [mezhep imamlarının hükümleriyle] amel etmeyi caiz görürken, onlar cahillerin de, mezhep hükümleriyle amel etmesini caiz görmezler, herkesi Kitap ve Sünnete el atmaya iterler.



İbni Teymiye’nin Mübeddel din diyerek eski dinleri bir kalemde silip atması caiz olmaz. Çünkü geçmiş dinlerin iman yani inanılacak hususları (yani amentüdeki esaslar, insanlar tarafından bozulmadan önce) bütün dinlerde aynı idi. İslamiyet bozulan bu hususların doğrusunu bildirmiş, amele ait hükümlerin de, hepsini değil bazılarını nesh etmiştir.



Uydurma hadislerle amel edilen bir din yoktur. Uydurma hadis meselesi de ayrı bir konudur. Bir müctehidin usulüne göre, uydurma sayılan bir hadis, başka bir müctehidlerin usulüne göre sahih olabilir. İbni Teymiye, aklının almadığı hadis-i şeriflere hemen uydurma damgasını basmıştır. Fıkıh, kelam ve tasavvufun ortaya koyduğu hükümleri, usulleri, uydurma hadislerden çıkarıldığı havasını uyandırmak istemiştir. Onun bu mugalatasına İslam âlimleri gerekli cevaplar vermiştir.



Mezhepsizler, imamları olan İbni Teymiye’nin görüşlerine uyar ve onun usulüne uyup Kitap ve Sünnetten ahkam çıkarmaya çalışırlar. Bunu da gayet normal sayarlar ve buna münezzel din derler.



Biz de mezhep imamımız olan imam-ı a'zam hazretlerinin hükümleriyle amel edince, onun usullerine uyunca, Allah’ın gönderdiği din ile değil, mezhep imamlarının çıkardığı din ile amel ettiğimizi söylerler.



İbni Teymiye’ye uyup Kitap ve Sünnete el ve dil uzatan mezhepsizler, bizim de imam-ı a'zama uymamıza ne hakla karşı çıkarlar ki?

http://www.imamhatip.biz/forum/Themes/tema/images/icons/modify_inline.gif

Satuk Buğra
21-05-2007, 06:45
Enver Örenin müritlerinin İbni Teymiye ile sorunları var galiba. Baksanıza ha bire ona ikramlarda bulunuyorlar.

EHLİ-SUNNET
03-06-2007, 22:30
Veli Beduizzaman Said Nursi'nin Vahhabilere Karsi olan yazisi(Vahhabiler7)

ALTINCI RİSÂLE OLAN ALTINCI MESELE.

Haremeyn-i Şerifeyne Vehhâbilerin tasallutuna dâirdir.

YEDİNCİ RİSÂLE OLAN YEDİNCİ MESELE

âyetinin, Risâle-i Nur ve hâdimleri hakkındaki mühim bir sırrını Yedi İşaret nâmiyle, yedi inâyet-i Rabbâniyeyi beyân ediyor. Ve tahdîs-i nîmet sûretinde bu inâyet-i seb'anın izhârına, yedi mâkul sebebini beyân ediyor. Bu inâyet-i seb'a-i külliyenin hârikalarına işâreten, kendi kendine telif vaktinde iki sahifenin bütün satırların başlarında yirmi sekiz elif gelerek, Yirmi Sekizinci Mektubun mertebesine tevâfuk ettiğini,HAŞİYE teliften bir zaman sonra muttalî olduk. Bu inâyet-i seb'ayı okuyan adam, RisÂle-r Nur eczÂlarının ne kadar ehemmiyetli ve nazar-ı inâyet-i İlâhiyede bulunduğunu ve himâyet-i Rabbâniyede olduğunu bilecek. Bu yedi inâyet küllîdir, cüz'iyâtları yetmişi geçer.

Hâtimesinde, bir sırr-ı inâyete âit mahrem bir suÂlin cevabı vardır. Hâtimesinde, inâyet-i seb'adan birincisi olan tevâfukâta gelen veya gelmek ihtimÂli olan evhâmı gâyet katî bir sûrette defediyor. O Hâtimenin âhirinde de, Üçüncü Nükte inâyet-i hâssa ve inâyet-i âmmeye dâir mühim bir sırr-ı dakîk-ı Rubûbiyete ve ehemmiyetli bir sırr-ı Rahmâniyete işaret ediyor.ı Rubûbiyete ve ehemmiyetli bir sırr-ı Rahmâniyete işaret ediyor.-ı Rubûbiyete ve ehemmiyetli bir sırr-ı Rahmâniyete işaret ediyor
2-
Dördüncü Nükte

Esbab tahtında vücuda gelen hâdiseler, o esbâbın hâlis malı değil. Belki asıl o hâdisenin hakîki sahibi kaderdir. Kader ise hikmet-i İlâhiye ile hükmeder. Öyle ise, bu Vehhâbi hâdisesine yalnız Vehhâbilerin Ehl-i Sünnete karşı müfritâne bir tecavüzü nazarıyla bakmayacağız. Belki Ehl-i Sünnet, bir sû-i hareketiyle kadere fetvâ vermiş ki, Vehhâbileri Ehl-i Sünnete taslît etmiş. Vehhâbiler zulmeder; çünkü, hem çok müfritâne, hem intikamkârâne, hem Haricîlik nâmına ettikleri için, cinâyet ediyorlar. Fakat, kader-i İlâhî, üç sebebe binâen adâlet eder:
· Birincisi: Hadîs-i sahîh ile sabih olan ziyâret-i kubûr ve makberistana hürmet-i şer'iye sû-i istimâl edildi, gayr-i meşru hâdiseler zuhura geldi. Husûsan evliyâların makberlerine karşı hürmet ise, mânâ-yı harfì cihetiyle kalmadı, mânâyı ismî derecesine çıktı. Yani, sırf Cenâb-ı Hak hesâbına makbul bir abdi olduğuna ve şefaatine ve mânevî duâsına mazhar olmak için olan meşrû hürmetten ziyâde; o kabir sahibini âdetâ sahib-i tasarruf ve kendi kendine medet verecek bir kudret sahibi tasavvur edip, âmiyâne, câhilâne takdîs edildi. Hattâ o dereceye varmış ki, namaz kılmayanlar, o mâruf ve meşhur türbelere kurban kesip, ona yalvarıyordu. İşte bu müfritâne hâl, kadere fetvâ verdi ki, o muharribi onlara musallat etsin. Fakat, o muharrib dahi, onları tâdil etmek ve ifratlarını kırmak lâzım gelirken, öyle yapmayıp, bilâkis o da tefrit edip köküyle kesmeye başladı. Elbette, _ kâidesine mazhar olur. Onlar da sonra cezasını bulurlar.

· İkincisi: Şu asırda maddî fikir galebe çalmış. Esbâb-ı zâhiriye, hakîki telâkkî ediliyor. İnsanlar esbâba yapışıyor. Eğer esbâb-ı zâhiriye bir âyine hükmünden çıkıp nazar-ı dikkati kendisine celb etse, Tevhîd-i hakîkîye münâfı olur. İşte, şu gâfıl maddî asırdaki insanlar, mütedeyyin de olsa, esbâba fazla sanılmalarına hikmet-i şer'iye müsaade etmiyor. İşte buna binâen, evliyânın ve eâzım-ı İslâmiyenin türbelerine birer mukaddes ziyâretgâh nazarıyla bakmak, o hikmet-i şer'iyeye şu zamanda pek muvâfık düşmediğinden, kader-i İlâhî onu tâdil etmek istedi ki, bunları musallat etti.
· Üçüncüsü: Şu asırda enâniyet o derece dizgini eline almış ki, çok insanlar birer küçük Firavun ve birer küçük Nemrud hükmüne geçmişler. İşte ehl-i gaflet ve ehl-i dalâlet ve bu mağrur ehl-i enâniyet nazarında kıyâs-ı binnefs olarak, eâzım-ı İslâmiyenin nâmdarlarını, hâşâ enâniyetle ittiham ettiklerinden, hem o ehl-i gaflet ve dalâlet kendileri Allah'ı tanıınadıkları için, çok şeylere, çok zâtlara birer nevî
3-

Üçüncü Nükte

Meslekler, mezhebler ne kadar bâtıl da olsalar, içinde ukde-i hayatiyesi hükmünde bir hak, bir hakîkat bulunur. Eğer âsârına ve neticelerine hükmeden hak ve hakîkat ise ve menfì cihetleri müsbet cihetlerine mağlûp ise, o meslek haktır. Eğer içindeki hak ve hakîkat, neticelere hükmedemiyor ve menfì ciheti müsbet cihetine galebe ediyorsa, o meslek bâtıldır. Onun ehli, ehl-i bid' a ve dalâlet olur.

İşte bu kâideye binâen, Âlem-i İslâmdaki ehl-i bid'a fırkalarına bakılsa görülüyor ki, herbiri bir hakka istinad edip gitmiş. Fakat, menfì ciheti ya garaz, ya inat gibi bir sebeple, o mesleğin âsârı dalâlet hesâbına çalışmıştır. Meselâ, Şîalar Kur'ân'ın emrine imtisâlen Ehl-i Beytin muhabbetini esas tutup, sonra intikâm-ı milliye cihetinden bir garaz gelerek, meşrû muhabbet-i Ehl-i Beytin âsârını zapt ederek; Sahâbe ve Şeyheynin buğzuna binâ edip, âsâr göstermişler; _ olan darb-ı meseline mâsadak olmuşlar.

Hem meselâ, Vehhâbiler ve Hâricîler ise, nusûs-u Şeriate ve sarîh-i âyâta ve zevâhir-i ehâdise istinad ederek hâlis Tevhîde münâfı ve sanemperestliği îmâ edecek herşeyi reddetmekliği kâide tutmuşlar. Fakat, birinci nüktedeki üç esasta beyân edilen sebepler cihetinden gelen menfì garazlar, onları haktan çevirip,dalalete saptırmış ki, ifrat derecesinde tahribât yapıyorlar. Ve hâkezâ, Cebriye olsun, Mûtezile olsun, hangi fırka olursa olsun, böyle bir hakîkati, mesleğinde görüp, onunla aldanıp, sonra dalâlete saplanır.

Her ne ise... Her bâtıl bir mesleğin herbir ciheti bâtıl olmak lâzım olmadığı gibi, herbir hak mesleğin dahi herbir ciheti hak olmak lâzım değildir. Bu binâen, sâdattan olan şerif i Mekke, Ehl-i Sünnet ve Cemaatten iken, zaaf gösterip, İngiliz siyasetinin Haremeyn-i Şerifeyne müstebidâne girmesine meydan verdi. Nass-ı âyetle küffârın girmesini kabul etmeyen Haremeyn-i Şerifeyni, İngiliz siyasetinin, Âlem-i İslâmı aldatacak bir sûrette, merkez-i siyâsiyesi hükmüne getirmesine yol verdiğinden, ehl-i bid'attan olan Vehhâbiler, hariçten medâr-ı istinad aramayarak,
4-
İran'ın, Hazret-i Ömer'in (r.a.) âdilâne darbesiyle devletleri mahv ve milletlerinin gururu kırıldığı için Şîalar Âl-i Beyt muhabbeti perdesi altında Hazret-i Ömer'e (r.a.) ve Hazret-i Ebû Bekir'e (r.a.) ve dolayısıyla Ehl-i Sünnet ve Cemaate dâimâ müntakimâne, fırsat buldukça tecâvüz etmişler.

· Üçüncü Esas: Vehhâbilerin azîm imamlarından ve acîb dehâları taşıyan meşhur lbni Teymiye ve lbni Kayıme'l-Cevzî gibi zâtlar Muhyiddîn-i Arab (k.s.) gibi azîm evliyâya karşı fazla hücum ettikleri ve güyâ mezheb-i Ehl-i Sünneti Şîalara karşı Hazret-i Ebû Bekir'in (r.a.) Hazret-i Ali'den (r.a.) efdaliyetini müdâfaa ediyorum diyerek, Hazret-i Ali'nin (r.a.) kıymetini çok düşürüyorlar. Hârika fazîletlerini âdileştiriyorlar. Muhyiddîn-i Arab (k.s.) çok evliyâyı inkâr ve tekfir ediyorlar. Hem, Vehhâbiler kendilerini Ahmed İbni Hanbel mezhebinde saydıkları için, Ahmed İbni Hanbel Hazretleri bir milyon hadîsin hâfızı ve râvîsi; ve şiddetli olan Hanbelî mezhebinin reisi ve halkı Kur'ân meselesinde cihanpesendâne salâbet ve metânet sahibi bir zât olduğundan, onun bir derece zâhirî ve mutaassıbâne ve Alevîlere muhâlefetkârâne mezhebinden din nâmına istifade edip, bir kısım evliyânın türbelerini tahrip ediyorlar ve kendilerini haklı zan ediyorlar. Halbuki, bir dirhem hakları varsa, bazen on dirhem ilâve ediyorlar.

İkinci Nükte

Vehhâbi meselesinin âlem-i İslâmın Ananesi îtibâriyle nasıl ki üç esası var; öyle de, âlem-i insâniyet îtibâriyle dahi üç esâsı vardır:
· Birincisi: Ehl-i dünyanın ve maddî tarihin nazarıyla, nev-i beşerin hayat-ı içtimâiyesi noktasında bakılsa, görülüyor ki hayat-ı içtimâiye-i siyâsiye îtibâriyle, beşer, birkaç devri geçirmiş. Birinci devri vahşet ve bedevîlik devri, ikinci devri memlûkiyet devri, üçüncü devri esir devri, dördüncüsü ecir devri, beşincisi mâlikiyet ve serbestiyet devridir. Vahşet devri dinlerle, hükümetlerle tebdil edilmiş; nimmedeniyet devri açılmış. Fakat, nev-i beşerin zekîleri ve kavîleri, insanların bir kısmını abd ve memlûk ittihaz edip, hayvan derecesine indirmişler. Sonra bu memlûkler dahi bir intibâha düşüp, gayrete gelerek, o devri esir devrine çevirmişler; yani, memlûkiyetten kurtulup, fakat _ olan zâlim düsturuyla yine insanların kavîleri zaiflerine esir muâmelesi yapmışlar. Sonra, ihtilâl-i kebîr gibi çok inkılâplarla, o devir de ecîr devrine inkılâp etmiş. Yani, zenginler olan havas tabakası, avâmı ve fukarâyı ücret mukâbilinde hizmetkâr ittihaz etmesi, yani sermaye sahipleri ehl-i sa'yi ve ameleyi küçük bir ücrete mukâbil istihdam etmeleridir. Bu devirde sû-i istimâlât o dereceye vardı ki, bir sermâyedar, kendi yerinde oturup, bankalar vâsıtasıyla bir günde bir milyon kazandığı halde; bir bîçare amele, sabahtan akşama kadar, tahte'1-arz mâdenlerde çalışıp,
5-

YİRMİ SEKİZİNCİ MEKTUB

Rüyanın hakîkati, sâdık rüyanın faidesi, Hazret-i Musa'nın Hazret-i Azrail'in gözüne tokat vurması, Vehhabilik, Kur'an'daki tevafuklar gibi birçok meseleyi izah ve ispat eden sekiz ayrı risaleden müteşekkil bir Mektubdur.

6-
cüz'iyatta derc edebilsin. Evet, acaib-i san'at ve garaib-i hilkat noktasında cüz'iyat külliyattan geri değil; çiçekler yıldızlardan aşağı değil; çekirdekler ağaçların mâdûnunda değil; belki çekirdekteki nakş-ı kader olan mânevî ağaç, bağdaki nesc-i kudret olan mücessem ağaçtan daha aciptir. Ve hilkat-i insaniye, hilkat-i âlemden daha aciptir. Nasıl ki bir cevher-i ferd üstünde, esir zerrâtıyla bir Kur'ân-ı hikmet yazılsa, semâvat yüzündeki yıldızlarla yazılan bir kur'ân-ı azametten kıymetçe daha ehemmiyetli olabilir. Öyle de, çok küçük cüz'iyatlar var, mu'cizât-ı san'atça külliyattan üstündür.

Beşincisi: Sabık beyanatımızda, icad-ı mahlûkatta görünen hadsiz kolaylık, gayet derecede çabukluk, nihayetsiz sürat-i ef'âl, nihayetsiz suhuletle icad-ı eşyanın sırlarını, hikmetlerini bir derece gösterdik. İşte şu nihayetsiz sürat ve hadsiz suhuletle vücud-u eşya, ehl-i hidayete şöyle kati bir kanaat verir ki:
Mahlûkatı icad eden Zâtın kudretine nispeten Cennetler, baharlar kadar; baharlar, bahçeler kadar; bahçeler, çiçekler kadar kolay gelir;
_ sırrıyla, nev-i beşerin haşir ve neşri, birtek nefsin imâte ve ihyâsı gibi suhuletlidir;
_ tasrihiyle, bütün insanları haşirde ihyâ etmek, istirahat için dağılan bir orduyu, bir boru sesiyle toplamak kadar kolaydır.

İşte şu hadsiz sürat ve nihayetsiz suhulet, bilbedâhe, kudret-i Sâniin kemâline ve herşey Ona nispeten kolay olduğuna delil-i kati ve bürhan-ı yakînî olduğu hâlde, ehl-i dalâletin nazarında Sâniin kudretiyle eşyanın teşkili ve icadı-ki vücub derecesinde suhuletlidir-bin derece muhâl olan kendi kendine teşekkül ile iltibasa sebep olmuştur. Yine bazı âdi şeylerin vücuda gelmelerini çok kolay gördükleri için, onların teşkilini, "teşekkül" tevehhüm ediyorlar. Yani, "icad edilmiyorlar, belki kendi kendine vücut buluyorlar." İşte, gel, ahmaklığın nihayetsiz derecâtına bak ki, nihayetsiz bir kudretin delilini, onun ademine delil yapar, nihayetsiz muhâlât kapısını açar. Çünkü o hâlde, Sâni-i Âleme lâzım olan nihayetsiz kudret ve muhit ilim gibi evsâf-ı kemal, her mahlûkun her zerresine verilmek lâzım gelir, tâ kendi kendine teşekkül edebilsin.

On Birinci Kelime:

Yani, dâr-ı fâniden dâr-ı bâkiye dönülecek ve Kadîm-i Bâkînin makarr-ı saltanat-ı ebediyesine gidilecek ve kesret-i esbabdan Vâhid-i Zülcelâlin daire-i kudretine gidilecek, dünyadan âhirete geçilecek. Merciiniz Onun dergâhıdır, melceiniz Onun rahmetidir.
7-

İkinci Makam

İsm-i Âzam noktasında, tevhidin ispatına muhtasar bir işarettir.
Birinci Kelime
_ da bir tevhid-i ulûhiyet ve mâbudiyet vardır. Şu mertebenin gayet kuvvetli bir bürhanına şöyle işaret ederiz ki:
Şu kâinat yüzünde, hususan zeminin sayfasında, gayet muntazam bir faaliyet görünüyor. Ve gayet hikmetli bir hâllâkıyet müşahede ediyoruz. Ve gayet intizamlı bir fettâhiyet, yani herşeye lâyık bir şekil açmak ve suret vermek, aynelyakîn görüyoruz. Hem gayet şefkatli, keremli, rahmetli bir vehhâbiyet ve ihsânât görüyoruz. Öyleyse, bizzarure, şu hâl ve şu keyfiyet, Fa'âl, Hallâk, Fettah, Vehhab bir Zât-ı Zülcelâlin vücub-u vücudunu ve vahdetini ispat eder, belki ihsas eder.
Evet, mevcudatın mütemadiyen zevalleri, tazelenmeleri gösteriyor ki, o mevcudat, bir Sâni-i Kadîrin kudsî esmâsının cilveleri ve envâr-ı esmâiyesinin gölgeleri ve ef'âlinin eserleri ve kalem-i kader ve kudretin nakışları ve sayfaları ve cemâl-i kemâlinin aynalarıdır.

Şu hakikat-i uzmâya ve şu tevhidin mertebe-i ulyâsına, şu kâinatın Sahibi, bütün gönderdiği mukaddes kitaplar ve suhuflarıyla o tevhidi gösterdiği gibi, bütün ehl-i hakikat ve kâmilîn-i nev-i beşer tahkikatlarıyla ve keşfiyatlarıyla aynı mertebe-i tevhidi gösteriyorlar. Ve kâinat dahi, acz ve fakrıyla beraber, mazhar olduğu daimî mu'cizât-ı san'atın ve havârık-ı iktidar, hazâin-i servetin şehadetiyle, aynı mertebe-i tevhide işaret eder. Demek, Şâhid-i Ezelî, bütün kütüb ve suhufuyla; ve ehl-i şuhud, bütün tahkikat ve küşûfuyla; ve âlem-i şehadet, bütün muntazam ahval ve hakîmâne şuûnâtıyla o mertebe-i tevhidde bil'icmâ ittifak ediyorlar.

İşte, o Vâhid-i Ehadi kabul etmeyen, ya nihayetsiz ilâhları kabul edecek veyahut ahmak sofestâî gibi hem kendini, hem kâinatın vücudunu inkâr edecek.

İkinci Kelime

_ İşte şu kelime sarih bir mertebe-i tevhidi gösterir. Şu mertebeyi dahi âzamî bir surette ispat eden gayet kuvvetli bir bürhanına şöyle işaret ederiz ki:
Biz gözümüzü açtıkça, kâinat yüzüne nazarımızı saldırdıkça, en evvel gözümüze ilişen, âmm ve mükemmel bir nizamdır ve şamil, hassas bir mizandır. Görüyoruz, herşey dakik bir nizamla, hassas bir mizan ve ölçü içindedir

ebuemetullah
08-02-2008, 08:25
ayrıca şunuda eklemeden geçmek istemedim İbn-Dakîku'l-îyd (v. 702/1302): «Allah'ın İbn Teymiye gibi birini bu asırda yaratmış olabileceğine ihtimal vermezdim, çok güçlü bir hafızası var. Bütün ilimler âdeta gözünün önünde, dilediği bilgiyi ânında alıyor, dilediğini terk ediyor» demek suretiyle ilmine ve hafızasına hayret etmişti (İbn. Nâsırüddîn, er-Reddü'l-Vâfir, Beyrut, 1393, 58.).
Şimdi bu sözün altına bazı arkadaşlar ibni dakik el ıyd onu görmemiştir diyecek ve bu hususta bazı sözler edecekler
1- ibni teymiyye ile ibni dakiyk ile mısırda değil ömrünün büyük kısmını geçirdiği dımaşk yani bu günkü ismi ile Şamda tanışmışlardır ibni teymiyye 22 yaşında ders vermeye başladığında ibni dakiyk şamda ders veriyordu ömrü ilimle geçmiş ve o yaşta ders vermesi için icazet almış birisinin ibni dakiyk gibi bir alimden müstağni kalması(hele o gün hemde aynı beldede iken mümkün değildir) bunu itikatta ibni teymiyeye karşı olan ebu Zehra ondan bahseden kitabında “yirmi iki yaşında iken tedris işini üstlenmiş ibni dakiyk el iyd ve benzerleri gibi Dımaşk medreselerinde ve Camii kebirde tedrisatta bulunan dönemin imamlarına denk olarak tedris kürsüsüne oturmuştur.
2- Yine ibni Teymiyyenin yaşadığı dönem ve muhitten bahsederken Ebu Zehra “Dımeşkte hadis medreseleri vardı bunlarda Nevevi, ibni Dakiyk el İyd gibi alimler hadis rivayet ediyorlardı demektedir.Hatta kitabında erken gençliğinde O’nun derslerine devam ettiğini zikretmiştir.(shf 161)İnsaf sahibine bu yeter. Aslında sıkıntı döneminde ibni Teymiyyenin ibni Dakiyk den aracılık istediği vakidir(701 yılında) O ise “Ben seni faziletli bir alim olarak tanırım, Fakat hükmü kadı zeyneddin verecektir. Demişti İbni Dakiyk onun hakkında Hüsnü şahadette bulunmuş fakat bu şahidliği fayda vermemişti.” acaba bu aralarında iyi bir muhabbetin göstermez mi? Yine bu kitapta Türkçeye terceme edilmiştir isteyenler bakabilir islamoğlu yayınları İmam ibni teymiyye (shf27-33-34-61-161)ez-Zemlekânî (727/1326): «İctihad şartlarına bihakkın sahip mutlak müctehid olan İbn Teymiye gibi hafızası güçlü bir âlim son beş asırda yetişmemiştir. Bir ilme dair sorulan soruya cevap verirken onu gören veya dinleyen bu zat sadece bu ilmin ehliyetli bir uzmanıdır, kanaatına ulaşırdı. Belli bir mezhebin fıkhında uzmanlaşmış bir fakih İbn Teymiye'nin sohbetinde bulununca uzmanlığına giren fıkıh sahasından ondan istifade ederdi. Aklî ya da naklî herhangi bir ilmin mütehassısıyla tartışmaya girince mutlaka galip çıkardı» (A.g. ky. 58.).İbn Seyyidi'n-Nâs (v. 734/1333): «İbn Teymiye her ilimden tam olarak haz almıştı. Tefsirden söze girişince bu ilmin bayraktarı olur, fetva verince fıkhın son sınırına dayanır, hadîse dalınca ehliyetli bir muhaddis olduğunu ispatlar, mezhepler ve dinler hakkında açıklamalar yapmaya başlayınca onun bir eşinin daha bulunmadığına hükmedilirdi» (A.g. ky. 26.).ez-Zehebî (v. 748/1347): «İbn Teymiye tefsirde ulaşılması mümkün olan son mertebeye varmış, hadîste herkesi geçmişti. Dört mezhepdeki hükümlere ek olarak bütün sahabe ve tabiînin de mezheplerini bildiği için fıkıhta bir örneği daha yoktu. Din ve mezhepler, usûl ve kelâm hakkında hiç bir kimse ondan daha çok bilgiye sahip değildi. Arapçası kuvvetli, lisan bilgisi iyi idi. Tarih ve siyer hakkında şaşılacak kadar çok bilgisi vardı. Cesareti ise dillere destandı. Benim gibi biri onu nasıl anlatabilir? En mübarek yer olan Harem'deki Rükn ile Makam arasında Kabe'ye karşı durup: 'Şu gözlerim onun gibisini görmemiştir', diye and içsem, bu yeminin doğruluğundan sadece gönül huzuru duyardım» (A.g. ky. 33.). Zehebî İbn Teymiye'nin muhaliflerinden olan Takiyyuddin Sübkî'yi bir mektupla uyarmıştı. Sübkî, Zehebî'ye yazdığı cevabî mektupta, «Efendim! Ben kulunuz Şeyh İbn Teymiye'nin büyük bir değer olduğuna, umman gibi bir ilme sahip bulunduğuna, zekâsının üstünlüğüne inanmaktayım. Ayrıca o zâhid, takva sahibi, dindardır, sırf hak için hak yolda mücadele ettiğine kaniyim» (A.g. ky. 52.), demişti. Gerçekten de İbn Teymiye'nin hasımları bile o'nun üstün vasıflarını ve dürüstlüğünü kabul ve itiraf etmek zorunda kalmışlardır. İbn Teymiye bu yüzden şeyhülislâm unvanını haketmişti. Onun bilmediği hadîs, hadîs değil diye inanılmıştı...

Yani bu adam alim, dikkat edelim alimlerin eti zehirlidir ama şunu da söylemiyorum bu adam hata etmemiştir elbette etmiştir ama bu ilim sahipleri ve mevzuları bilebilecek kişiler arasında tartışılmalıdır. Yoksa hangi söz neden söylenmiş bilemeyecek kişiler arasında değil bir kişi iki kişinin sözüyle ilim bitmez ve bir iki kişinin sözüyle alim olunmaz eserleri ortadadır bir kişinin ilmine sağdan soldan internetten çerçöp toplayarak karar vermek ve hatta böyle ortamlarda neşretmek bir vebaldir yarın Allah sana bunu soracaktır ama kitaplarını okuyup hataları tefrik etti iseniz işte bu insaf alametidir.

Murat Yazıcı
08-02-2008, 09:51
İbn-Dakîku'l-îyd (v. 702/1302): «Allah'ın İbn Teymiye gibi birini bu asırda yaratmış olabileceğine ihtimal vermezdim, çok güçlü bir hafızası var. Bütün ilimler âdeta gözünün önünde, dilediği bilgiyi ânında alıyor, dilediğini terk ediyor» demek suretiyle ilmine ve hafızasına hayret etmişti (İbn. Nâsırüddîn, er-Reddü'l-Vâfir, Beyrut, 1393, 58.).
ez-Zemlekânî (727/1326): «İctihad şartlarına bihakkın sahip mutlak müctehid olan İbn Teymiye gibi hafızası güçlü bir âlim son beş asırda yetişmemiştir. Bir ilme dair sorulan soruya cevap verirken onu gören veya dinleyen bu zat sadece bu ilmin ehliyetli bir uzmanıdır, kanaatına ulaşırdı. Belli bir mezhebin fıkhında uzmanlaşmış bir fakih İbn Teymiye'nin sohbetinde bulununca uzmanlığına giren fıkıh sahasından ondan istifade ederdi. Aklî ya da naklî herhangi bir ilmin mütehassısıyla tartışmaya girince mutlaka galip çıkardı» (A.g. ky. 58.).
İbn Seyyidi'n-Nâs (v. 734/1333): «İbn Teymiye her ilimden tam olarak haz almıştı. Tefsirden söze girişince bu ilmin bayraktarı olur, fetva verince fıkhın son sınırına dayanır, hadîse dalınca ehliyetli bir muhaddis olduğunu ispatlar, mezhepler ve dinler hakkında açıklamalar yapmaya başlayınca onun bir eşinin daha bulunmadığına hükmedilirdi» (A.g. ky. 26.).
ez-Zehebî (v. 748/1347): «İbn Teymiye tefsirde ulaşılması mümkün olan son mertebeye varmış, hadîste herkesi geçmişti. Dört mezhepdeki hükümlere ek olarak bütün sahabe ve tabiînin de mezheplerini bildiği için fıkıhta bir örneği daha yoktu. Din ve mezhepler, usûl ve kelâm hakkında hiç bir kimse ondan daha çok bilgiye sahip değildi. Arapçası kuvvetli, lisan bilgisi iyi idi. Tarih ve siyer hakkında şaşılacak kadar çok bilgisi vardı. Cesareti ise dillere destandı. Benim gibi biri onu nasıl anlatabilir? En mübarek yer olan Harem'deki Rükn ile Makam arasında Kabe'ye karşı durup: 'Şu gözlerim onun gibisini görmemiştir', diye and içsem, bu yeminin doğruluğundan sadece gönül huzuru duyardım» (A.g. ky. 33.). Zehebî İbn Teymiye'nin muhaliflerinden olan Takiyyuddin Sübkî'yi bir mektupla uyarmıştı. Sübkî, Zehebî'ye yazdığı cevabî mektupta, «Efendim! Ben kulunuz Şeyh İbn Teymiye'nin büyük bir değer olduğuna, umman gibi bir ilme sahip bulunduğuna, zekâsının üstünlüğüne inanmaktayım. Ayrıca o zâhid, takva sahibi, dindardır, sırf hak için hak yolda mücadele ettiğine kaniyim» (A.g. ky. 52.), demişti. Gerçekten de İbn Teymiye'nin hasımları bile o'nun üstün vasıflarını ve dürüstlüğünü kabul ve itiraf etmek zorunda kalmışlardır. İbn Teymiye bu yüzden şeyhülislâm unvanını haketmişti. Onun bilmediği hadîs, hadîs değil diye inanılmıştı

Bu yazıyı bu forumda daha evvel okumuştuk.

İbni Dakiku'l İyd'in vefat tarihini de vererek, İbni Teymiyye ile görüşmüş olamayacağına dair bir iktibas da yapmıştık.

Zehebi'nin ve başka alimlerin konuyla alakalı sözlerini benim blogumda bulabilirsiniz:

İbni Teymiyye: Teşbihin Tanıkları (http://muratyazici.blogspot.com/2007/07/ibni-teymiyye-tebihin-tanklar.html)
İbni Teymiyye Hakkında Günümüz Kaynaklarından İkti... (http://muratyazici.blogspot.com/2007/06/ibni-teymiyye-hakknda-gnmz.html)
Alimlerin İbni Teymiyye Hakkındaki Sözleri (http://muratyazici.blogspot.com/2007/06/alimlerin-ibni-teymiyye-hakkndaki.html)
Haşviyye Taifesinin Kitaplarda Yaptığı Tahrifat (http://muratyazici.blogspot.com/2007/06/haviyye-taifesinin-kitaplarda-yapt.html)
İbni Teymiyye Nasıl Savunuluyor? (http://muratyazici.blogspot.com/2007/06/ibni-teymiyye-nasil-savunuluyor.html)
İbni Teymiyye Kimdir? (http://muratyazici.blogspot.com/2007/06/ibn-i-teymiyye-kimdir.html)
Necip Fazıl'ın İbni Teymiyye Değerlendirmesi (http://muratyazici.blogspot.com/2007/06/necip-fazln-ibni-teymiyye.html)
İbni Teymiyye'nin Muhakemesi ve Tevkifi (http://muratyazici.blogspot.com/2007/06/ibni-teymiyyenin-muhakemesi-ve-tevkifi.html)
İmam-ı Zehebi'nin İbni Teymiyye'ye Nasihatı (http://muratyazici.blogspot.com/2007/06/imam-zehebinin-ibni-teymiyyeye-nasihat.html)

Son cümleyi şimdi ele alalım:

Onun bilmediği hadîs, hadîs değil diye inanılmıştı

Belki avam içinde böyle inananlar vardır; bazı alimlerin sözlerini ise ben nakledeyim:

İbn Hacer el-Askalânî (v. 852/1448) İbn Teymiyye’nin, İmâmiyye Şîası’nın otoritelerinden olan İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin (v. 726/1325) Minhâcü’l-kerâme fî ma’rifeti’l-imâme (Tebriz 1286, Tahran 1298, Kahire 1962) adlı eserine reddiye olarak yazdığı Minhâcü’s-sünne en-nebeviyye fî nakzı kelâmi’ş-şîa ve’l-kaderiyye isimli kitabı üzerine yaptığı değerlendirmede diyor ki:

Telif esnasında kaynağını hatırlayamadığı bazı makbül/sahih hadisleri veya senedi zayıf da olsa bazı mevcut/sabit rivâyetleri mevzu olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. İbn Teymiyye, İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin kullandığı hadislerin büyük bir kısmı mevzu ve çok zayıf olmakla birlikte, onun sözünü çürüteyim (tevhîn) derken bazan Hz. Ali’yi küçük düşürmüş, ifrat ve teşeddüde düşmüştür. (İbn Hacer, Lisân, VI, 319-320; a.mlf., Dürer, I, 71; Leknevî, Ecvibe, s. 174-176.)

Leknevî diyor ki:

İbn Teymiyye, İbnü’l-Cevzî (v. 597/1200) gibi hasen hadisleri mekzûb, birçok zayıf haberi de mevzû kılmış, hatta zayıf veya mevzû oluşu ihtilaf konusu olan birçok haberin, mevzû olmasında ittifak olduğunu iddia etmiştir. (Leknevî, Ecvibe, s. 174)

Ehl-i sünnet alimlerinden Yusuf Nebhanî, Şevahidü'l-Hakk'da diyor ki:

İbni Teymiyye'nin yaptığı naklin sahih olmadığını İbni Hacer-i Heytemi, ona karşı yazdığı reddiyelerinde dile getirmiştir. Bu, alimde bulunabilecek ayıpların en kuvvetlisidir. Güveni zayıflatan ve itibarı düşüren huyların en şenii, başkalarından sahih olmayan nakil yapmaktır. İsterse en kuvvetli hadis hafızlarından ve en ileri alimlerden olsun. Hafız Iraki el-Kebir'in onun hakkında söylediği "İbni Teymiyye'nin yaptığı nakillerin bir kısmına itibar olunmaz" sözüne kuvvet kazandırmaktadır. (s. 191)

KuTeYBe
08-02-2008, 10:32
Allah Şeyhülislâm'dan razı olsun, onu cennetiyle ikrâmlandırsın. (Amîn) Külliyâtı okunmalı, çok değerli eserleri var.

http://img227.imageshack.us/img227/5784/fatwaew8.jpg

ebuemetullah
08-02-2008, 10:41
Bu arada Allah mekandan münezzehtir sözü pek çok manaya açık bir sözdür
Eğer muhatabın bununla kastı Allah hem her yerde hemde hiç bir yerdedir ise ;Bu nakle aykırı olduğu gibi akla da aykırıdır zira bir yer için bir şey ya oradadır yada değildir aynı an için hem orada olup hem olmaması mümkün değildir.
Ebu hanife fıkhul ekberinde Allahın semada olduğu hususunda tereddütü olan kimsenin kafir olacağını beyan etmiştir.Sonra ebu Hanife Muaviye bn hakem es sulemiden ebu davudda gelen hadiste Allah rasulu sallallahu aleyhi vessellemin Allah nerededir sorusuna semada cevabını veren cariyeye mü'mine lafzını kullanmasını delil getirir.
Aslında Allah'ın semada olmasına delalet eden 300 ayet ve 2000 kadar hadis vardır ama bu hadiste Allah Rasulu eynellah diye sormuş (Allah nerede) cariye semada demiştir Rasulullah buna istinaden bu cariyeye mü'mine(mu’min bir kadındır) demiştir.İslamın ilk asrında kelamcılara ait bu tür sözler yoktu sahabe bu münezzehlik vs şeyleri bilmiyordu ve hatta bu tür batıllarla akıllarını doldurmamıştı(kelamdaki tarifleri kastediyorum)Zehebi bu sözlerin ancak Ca’d bin Dirhem tarafından söylendiğini (yani ilk bu sözleri onun kullandığını) zikretmiştir.
Rasulullah İmran radiallahu anha soruyor
Ey Husayn, kaç tanrıya tapıyorsun?”
– Yedisi yerde biri gökte sekiz tanrıya.
“– Sana bir zarar isabet ettiğinde hangisine yalvarıyorsun?”
– Göktekine.
“– Malın helâk olduğunda kime yalvarıyorsun?”
– Göktekine.
“– Senin isteklerine icâbet eden yalnız bir iken (yani o gökteki iken) ne diye başkalarını O'na ortak koşuyorsun? Şükrederek onları râzı ettiğini mi sanıyorsun, yoksa seni helâk etmelerinden mi korkuyorsun?” (İbn-i Hacer, el-İsâbe , I, 337; Tirmizî, Deavât, 69/3483)
acaba burada Allah subhanehu teala nerede tarif edilmiştir. Hadisler sayılamayacak kadar çok ayetler ise çeşitli şekillerde geliyor
1-direk zatın semada olduğuna delalet edenler ayette "Gökte olanın sizi yerin dibine geçirmesinden korkmuyor musunuz ?" Allah Rasulunun Zeyneb bnti Cahşa sende onlara Rabbim beni yedi kat semanın üzerinde nikahladı demesini tavsiye etmesi gibi (bkz Buhari) Ve Allah Rasulunun Ben Semada olanın emini olduğum halde (muslim c3 shf261) ve bu şekilde gelen diğer nasslar…
2-Vahyin inmesi meselesi zira vahy Allahın kelamıdır . Hadiste Ebu hureyre radiallahu anhtan Rasulullah sallallahu aleyhi vessellem şöyle buyurdu Allah mahlukatı yaratma hükmü verdiğinde kendi nezdinde arşın üstünde bulunan bir kitaba şöyle yazdı “Şüphesiz benim rahmetim gazabımı geçmiştir”… O kitap Allahın nezdinde ve arştadır (muslim c8 shf244 had no 2751 irfan yay baskısı sofuoğlu tercemesi) ve ayrıca buharide 16.cilt ötüken baskısı -TR- shf 7349 Ebu Hureyre-ibni abbas benzer şekilde Aişe radiallahu anhumdan şeytanların kulak hırsızlığına dair gelen hadise bakacak olursanız Allah semada bir hususta hükmettiği zaman bu ağır demir zincirlerin yerde çekilmesi duyulur meleklere bundan dolayı baygınlık gelirde kendilerine geldiklerinde rabbimiz ne buyurdu derler ve Rabbimiz Hakkı buyurdu denir."şeklinde geçmektedir bu olay baştan sona semada geçmektedir.Veya geçen Allah bir kulunu sevdiği zaman Meleğe(cebraile) der ki Ben kulumu sevdim sende sev Melek sema ehline Allah kulunu sevdi sizde sevin der ve o kul yeryüzü halklarına da sevdirilir.(sah.Muslim sofuoğlu terc. c.8shf.104 had.no:2637) Allahın gecenin bir vaktinde dünya semasına nüzul ederek var mı benden isteyen demesi… gibi gelen nasslar
3-Kuranda güzel sözün Allaha yükselmesi (fatır suresi 10 ayet) ve yine mearic suresi dördüncü ayette melekler ve ruh dünya senesi ile elli bin yıl olan bir günde onun katına yükselirler. ve İsa aleyhisselamın Allahın katına kaldırılması hadisesi bilakis Onu kendi nezdine kaldırmıştır(nisa suresi 158 ayet) yine mirac hadisesi bunlar hep yukarıya doğru olan işlerdir yani Allah subhanehu tealaya ve bunlar gibi nasslar..
4-Yine Allah subhanehu tealaya kuranda ala şeklinde her hitap teala kelimesi aslında zaten sıfat ve zat olarak yukarıda olan demektir.
5-Fıtri delil ki Allahı hamd ile öven her kul fıtratında Allahı zaruri olarak yukarıda hisseder . Ve fıtri bilgi (bozulmadı ise ) hakktır ve zorunlu bir ilim ifade eder zira Allahın kulu yaratılışta hakk olan bir hal üzere(ki buna fıtrat diyoruz şems suresi 6-9 ayetler, Rum 30) yarattığında ihtilaf yoktur eğer o batıl bir inanışla yaratılsa idi zulm olurdu.
6-Eller yukarı kaldırılır aşağıya değil (ebu Hanife Allah ona rahmet etsin O bunu da Allahın semada olmasına delil getirmiştir Ondan (Allahtan) yukarıdan istenir aşağıdan değil demiştir) ve Rasulullah veda haccında elini yukarı kaldırıp ve şahid ol ya Rabbi demiştir.ve bu neviden deliller
Aslında Allahın semada olması ilk dönem sahabe tabiun tarafından aralarında ihtilaf olmaksızın kabul edilmektedir onlar bunun dısında bir şey söylememişlerdir. Sonradan kelam ile yoğrulan topluluklar bunu inkara giriştiler.Az önce dediğim gibi bu sözleri ilk zikredenin Ca’d bn Dirhem olduğunu zehebi zikretmiştir.Bişr , cehm, cad gibiler bu sapık görüşleri iddia ettiler Bizzat buhari ilahi kelamın müdafaası adlı eserinde bişrin sapıklığından bahsederken O semada bir Allah olduğunu ispat edemedi diyor.İşin en ilginci Allahın semada olduğu dört imam tarafından hadislerin ve ilk dönem tefsircilerinin tamamı tarafından(ashab tabiun zaten zikretmiştik) kabul edilmekteydi. Taki zikrettiğimiz bu şahıslar ve bunlar gibi olan mutezile tarafından bu iddialar ortaya atılmıştır eğer bunlar ehli sünnet değilse ve o dönemde bu görüşlere sahip Ca’d, Bişr, Cehm gibiler sürgün edilmiş hatta bazıları bu görüşleri yüzünden idam edilmiş ise aslında bunlarla aynı görüşte olan ve mutezili olduğu ayan beyan olan ebu mansur el maturidi ehli sünnet midir? Yoksa daha sonradan ehli sünnet içine yerleştirilmiş ve hatta ehli sunnet ismini sahiplenip o ismin asıl sahiplerini dışarıda mı bırakmıştır. Bazı ifrat topluluklar dışında mutezile adında itikadi bir mezhebin ortaya çıkmamasının sebebi budur çünkü sağlam temsilciler edinmişlerdi. Yine eşarilere gelince ebul hasen el eşari bütün mutezili itikadından dönmüş el ibane an usulud diyane adlı eseri ile 4 mezhep imamının da müttefik olduğu itikadı kabul etmiştir ve elbisesini çıkarıp insanların önünde işte bu elbiseyi çıkardığım gibi bu itikattan döndüm demiştir. Böyle iken bu gün kendine eşari diyen topluluk onun mutezili dönemlerindeki itikadına sahip çıkmış ama kendilerine mutezili dememiş eşari demişlerdir. Oysaki el ibane an usulud diyane adlı kitap mevcut imam eşari tarafından yazıldığı alimler nazarında sabittir. Peki bu iki mutezili itikada sahip topluluğun ismi Ehli sünnet oldu ise bu iki topluluğun itikadı ile Allah’ın sıfatları, Allahın semada olması, Allahın kelam etmesi ve bunun nasıl olduğu, Kader ile ilgili bir kısım meseleler, İman ile ilgili meselelerde kimi yerde tamamen kimi yerde kısmen farklı görüşlere sahip olan aşağıdaki alimlerin içinde olduğu itikadi mezhep nedir?
4 imam(İmam ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafii, İmam Ahmed bn hanbel) hadisçilerin nerede ise tamamı (Buhari, muslim, darimi, Tirmizi ve diğerleri), taberi, ibni kesir hafız zehebi, sufyanlar, zühriler, evzai, alkame, ibni mende,Abdulkadir geylani, ibni ebi şeybe, beyhaki, hallal, ibni nasır el mervezi, Ebubekr el acurri, ebu Osman es sabuni(v:449 h) (son zikrettiklerim özellikle itikad konusunda eserleri olanlardır ki meselenin ehemmiyeti bilinsin) , sonra kabul ettiği itikadı ile ebul hasen el eşari ve diğer pek çok şu an aklıma gelmeyen alim…
Evet bu parlak kandillerin itikadı nedir o zaman zira itikatlarına bakarsanız ne maturidi idiler nede bu gün kü eşarilerden…
bu arada maturidi hanefilerin durumu ise başka bir muammadır amelde yere göğe sığdıramadıkları ebu hanifeye(Allah ona rahmet etsin hatalarını bağışlasın) uyarken itikatta bizzat onun itikadına göre sapık konumunda olan ebu mansur el maturidiye uyuyorlar.
Buhari Allah rahmet etsin kitabının son kısmına kitabuttevhid adında geniş bir bab koymuştur Allahın semada olması ve Allahın sıfatlarını burada ispat etmiştir.
Bu itikadın insanlar arasında yaygınlaşması ve yer etmesine gelince bu hususta şu satırlar okunmaya değer malumat veriyor mutezile ne zaman ehli sünnetin yerine ikame olmuştur sorusunun cevabı sanırım aşağıda bulunabilir;
Cehmiye, Cehm b. Safvân et-Tirmizî’ye müntesib olanlardır. Sıfatları nefyetmeyi ve ta’tili açıkça dile getiren odur. O ise bu kanaatleri Abdullah b. Halid el-Kasrî’nin, Vasıt’ta kurban niyetine kestiği el-Câd b. Dirhem’den almıştır. Halid b. Abdullah kurban bayramı günü insanlara hutbe irad ederken şöyle demişti: Ey insanlar! Kurbanlarınızı kesiniz, Allah keseceğiniz kurbanları kabul buyursun. Ben de el-Câd b. Dirhem’i kurban edeceğim, çünkü o Yüce Allah’ın İbrahim’i halil edinmediğini, Musa ile özel bir şekilde konuşmadığını iddia etmektedir. Yüce Allah el-Câd’in söylediğinden çok yüce ve münezzehtir. Daha sonra minberden inip, el-Câd’ı boğazladı. Bunu ise çağdaşı ilim adamlarından fetva aldıktan sonra yapmıştır ki bunlar da selef-i salih’tirler. -Yüce Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun.-(bu rivayeti Buhari ilahi kelamın müdafaası adlı eserinde zikreder)

İşte Cehm, el-Câd’den sonra Horasan’da ortaya çıkmış ve orada onun görüşlerini açığa vurmuştur. Bir takım insanlar da bu görüşleri benimseyerek ona uymuşlardır. Rabbi hususunda şüphe ettiği için kırk gün namazı terk ettikten sonra bu açıklamalarda bulunmuştur. Bu şüpheye düşmesi ise bir takım müşrik’lerle tartışmasından sonra olmuştur. Bunlar da Hind filozoflarından es-Sümeniyye diye adlandırılırlar. Bunlar maddi olarak hissedilenler dışındaki şeylerin bilgisini inkar ederler.

Cehm’e şöyle demişlerdi: Senin tapındığın bu Rabbin görülür, koklanır, tadına bakılır yahut elle kendisine dokunulabilir bir şey midir? O: Hayır, deyince, onlar da: O halde O yoktur. Bunun üzerine kırk gün süreyle hiçbir şeye ibadet etmeksizin durdu. Daha sonra kalbinde ibadet edeceği bir ilahın bulunmamasının boşluğunu hissetti, şeytan da onun içine fikriyle yonttuğu bir itikad nakşetti ve o da: Mutlak bir varlık vardır, deyip bütün sıfatları reddetti ve bu görüşleriyle de el-Ca’d’a katılmış oldu.Cehm’in bu görüşü İmam Ahmed b. Hanbel ile sünnet-i seniye’nin diğer ilim adamlarının mihnete(yani bu görüşlere dönmeleri için baskıya uğramaları ibni ebu duvad gibi halifenin iplerini tutan zındıkların telkinleri ile pek çok ehli sünnet aliminin boynu vurdurulmuştur) uğramasından itibaren yaygınlık kazanmıştır.Cehme ait bu görüşler baskıyla yaygınlaştırılmaya çalışmış resmi akide olması için diretilmiştir. Çünkü onlar(mutezile) Me’mun’un emirliğinden itibaren güçlenmiş ve sayıca çoğalmışlardır. Çünkü o da Horasan’da bir süre ikamet etmişti. Onlarla bir araya gelmiş, sonra da 218 yılında Tarsus’tan mihnete dair mektub yazmış ve o senede ölmüştü. Şimdi maturidilerin ve eşarilerin Allahın semada olması ve sıfatları hakkında bu adamlarla aynı görüşte oldukları görülür.ve hatta ebu mansurun kuran hakkındaki(Allahın kelamı hakkındaki) görüşüne bakarsanız bu taifelere mensub olmadığı fakat kelam bataklığı içinde çırpınırken karışık bir hale düşüp ehli sunnetin sözünü de söylemediği görülür.Ebul hasenil eşari bu görüşlerinden dönmüştür fakat bu rücu(dönüş) eşariler arasında itibar görmemiştir.
Aslında söz ve deliller kalın ciltli kitaplar olacak kadar bol ama sözün anlaşılması için kafii olacağını düşünüyorum.Allah bizi hakkı anlayıp ona tabii olanlardan kılsın

fakiri
08-02-2008, 10:44
Biz her zaman söylemişzdir. Öyle kitap kaleme almıi insanalr vardır ki, onalrın kitaplarını okumaktansa insanın gisdip evinde ELİF-BA hecelemesi çok daha hayırlıdır. Burada bahsedilen şahsın eserleri de bize göre bu kabildendir.

ebuemetullah
08-02-2008, 10:57
ayrıca şunuda eklemeden geçmek istemedim İbn-Dakîku'l-îyd (v. 702/1302): «Allah'ın İbn Teymiye gibi birini bu asırda yaratmış olabileceğine ihtimal vermezdim, çok güçlü bir hafızası var. Bütün ilimler âdeta gözünün önünde, dilediği bilgiyi ânında alıyor, dilediğini terk ediyor» demek suretiyle ilmine ve hafızasına hayret etmişti (İbn. Nâsırüddîn, er-Reddü'l-Vâfir, Beyrut, 1393, 58.).
ez-Zemlekânî (727/1326): «İctihad şartlarına bihakkın sahip mutlak müctehid olan İbn Teymiye gibi hafızası güçlü bir âlim son beş asırda yetişmemiştir. Bir ilme dair sorulan soruya cevap verirken onu gören veya dinleyen bu zat sadece bu ilmin ehliyetli bir uzmanıdır, kanaatına ulaşırdı. Belli bir mezhebin fıkhında uzmanlaşmış bir fakih İbn Teymiye'nin sohbetinde bulununca uzmanlığına giren fıkıh sahasından ondan istifade ederdi. Aklî ya da naklî herhangi bir ilmin mütehassısıyla tartışmaya girince mutlaka galip çıkardı» (A.g. ky. 58.).
İbn Seyyidi'n-Nâs (v. 734/1333): «İbn Teymiye her ilimden tam olarak haz almıştı. Tefsirden söze girişince bu ilmin bayraktarı olur, fetva verince fıkhın son sınırına dayanır, hadîse dalınca ehliyetli bir muhaddis olduğunu ispatlar, mezhepler ve dinler hakkında açıklamalar yapmaya başlayınca onun bir eşinin daha bulunmadığına hükmedilirdi» (A.g. ky. 26.).
ez-Zehebî (v. 748/1347): «İbn Teymiye tefsirde ulaşılması mümkün olan son mertebeye varmış, hadîste herkesi geçmişti. Dört mezhepdeki hükümlere ek olarak bütün sahabe ve tabiînin de mezheplerini bildiği için fıkıhta bir örneği daha yoktu. Din ve mezhepler, usûl ve kelâm hakkında hiç bir kimse ondan daha çok bilgiye sahip değildi. Arapçası kuvvetli, lisan bilgisi iyi idi. Tarih ve siyer hakkında şaşılacak kadar çok bilgisi vardı. Cesareti ise dillere destandı. Benim gibi biri onu nasıl anlatabilir? En mübarek yer olan Harem'deki Rükn ile Makam arasında Kabe'ye karşı durup: 'Şu gözlerim onun gibisini görmemiştir', diye and içsem, bu yeminin doğruluğundan sadece gönül huzuru duyardım» (A.g. ky. 33.). Zehebî İbn Teymiye'nin muhaliflerinden olan Takiyyuddin Sübkî'yi bir mektupla uyarmıştı. Sübkî, Zehebî'ye yazdığı cevabî mektupta, «Efendim! Ben kulunuz Şeyh İbn Teymiye'nin büyük bir değer olduğuna, umman gibi bir ilme sahip bulunduğuna, zekâsının üstünlüğüne inanmaktayım. Ayrıca o zâhid, takva sahibi, dindardır, sırf hak için hak yolda mücadele ettiğine kaniyim» (A.g. ky. 52.), demişti. Gerçekten de İbn Teymiye'nin hasımları bile o'nun üstün vasıflarını ve dürüstlüğünü kabul ve itiraf etmek zorunda kalmışlardır. İbn Teymiye bu yüzden şeyhülislâm unvanını haketmişti. Onun bilmediği hadîs, hadîs değil diye inanılmıştı... yani bu adam alim dikkat edelim alimlerin eti zehirlidir ama şunu da söylemiyorum bu adam hata etmemiştir elbette etmiştir ama bu ilim sahipleri ve mevzuları bilebilecek kişiler arasında tartışılmalıdır.Yoksa hangi söz neden söylenmiş bilemeyecek kişiler arasında değil bir kişi iki kişinin sözüyle ilm bitmez ve bir iki kişinin sözüyle alim olunmaz eserleri ortadadır bir kişinin ilmine sağdan soldan internetten çerçöp toplayarak karar vermek ve hatta böyle ortamlarda neşretmek bir vebaldir yarın Allah sana bunu soracaktır ama kitaplarını okuyup hataları tefrik etti iseniz işte bu insaf alametidir.

Murat Yazıcı
08-02-2008, 14:07
Ebu hanife fıkhul ekberinde Allahın semada olduğu hususunda terddütü olan kimsenin kafir olacağını beyan etmiştir.

Aynı yazıları tekrar tekrar buraya yapıştırmaya gerek yok sanırım.

Sadece bu cümleyi ele alıp bir yorum yapacağım.

Burada İmam-ı a'zam rahmetullahi aleyh efendimize iftira edilmektedir. İmam-ı a'zam Ebu Hanife'nin bir yazısı yanlış yorumlanarak, Ehl-i sünnet olan Müslümanlar topyekun tekfir edilmektedir.

Müslümana kâfir diyen kendisi kâfir olur. Teymiyyecilerin, Vehhabilerin küfre girmesine sebep olan bozuk inanışlarından biri de, Ehl-i sünneti kâfir bilmeleridir. Allahü teâlâ için mekân söylemeleri, ayrıca küfürdür.

Hâfız İbni Hacer-i Mekkî (Heytemî) diyor ki:

"İbn Teymiyye'nin, "Allah'ın cismi ve ciheti [yönü] ve intikal etmesi [yer değiştirmesi] var olup, boyutu Arş'ın boyutu kadardır, ondan ne daha az, ne de ondan daha büyüktür" demesinden, onun çirkin sözünün açıkca küfür olan bu yalanından Allahü teâlâ uzaktır. Allah onu ve kendisine tabi olanları utandırıp onun itikadında olan zümrenin topunu dağıtıversin." (Fetâvel-hadîsiyye)

Bu konuyla alakalı olarak daha fazla bilgi isteyenler, Dr. Ebubekir Sifil'in iki makalesine bakabilirler. Bir tanesi benim blogumda mevcuttur:

Selef ve Selefîlik (http://muratyazici.blogspot.com/2007/06/selef-ve-seleflik.html)

"İbni Teymiyye ve Selefilik" başlıklı makalesinde ise İbni Teymiyye'nin itikadi konulardaki bazı sapmalarını ortaya koymaktadır. Bir misal olarak, İbni Teymiyye'nin "Etitü'l-Arş hadisi" denen bir rivayet hakkındaki değerlendirmelerinden bahsediyor. (Bu rivayette Arş'ın, Allahü teâlânın ağırlığı sebebiyle "yeni yapılmış bir hayvan palanının, binicinin ağırlığı sebebiyle gıcırdaması gibi" gıcırdadığı zikredilmiştir.) E. Sifil, netice olarak şöyle diyor:

Ancak bir taraftan Allahü teâlânın Arş'a istivasının, onunla temas etmek veya onun üzerine oturmak anlamına gelmediğini söylerken, diğer yandan Allahü teâlânın Arş'ın üzerine oturduğunu ve ağırlığı sebebiyle Arş'ın gıcırdadığını zımnen kabul etmek ciddi bir çelişki teşkil etmektedir. (*)

Sifil'in bu makalesinde bazı mühim bilgiler var. Üç tanesi şöyle:

1. İbni Teymiyye te'vile karşı olduğunu söylediği halde, kendisi de te'vile başvurmaktadır.
2. İbni Teymiyye'nin yazdıklarında tezadlar vardır.
3. İbni Teymiyye'nin dünyanın şekli (yuvarlaklığı) ve uzaydaki konumu hakkındaki bilgisinde/anlayışında ciddi bir eksiklik söz konusudur.

(*) İslam ve Modern Çağ, Kayıhan Yayınları, İst., 2004; c.1, s. 80.

hakyolislam1dir
10-02-2008, 21:36
o onu diyor öteki onu diyor.. işte son böyle başlıyor.

bir taraftaki insanlar diğer taraftakilere ahkam kesiyor. (halbuki hepsi müslüman kimseler olma çabasındalar ama araya nefs giriyor.)

dikkatimi çekti eski alimlerin tartıştıkları şeyler hep kısas üzerine olan şeyler. işte sorun burda başlıyor zaten. insanlar üzerlerine farz olan asıl vecibeleri yerine getirmekten acizken en son olarak tartışmaları gereken şeylere başlıyorlar.

hey kardeş hanginiz (hangimiz) namazı hakkıyla kılıyoruz.. bu meseleyi aştık mı ki diğerlerine el atıyorsunuz..

önce kendimizi bir silkelim. bize biz lazımız bana ben lazımım başlakarı değil.
Allah tektir.. ve Diridir.
Ölüden medet ummak enayiliktir.

Selametle.

selahaddineyyub
10-02-2008, 21:41
Selefiler Hakkında yorum yaparken dili tutmak Gerekir. Allah cc. Kutsal Beldelerin Bekçiliğini Onlara verdiyse Başımızı önümüze koyup düşünmeliyiz.

genç
10-02-2008, 21:43
Allah ondan razı olsun. Bilgileri kıymetli olan önder, selam olsun.

kemalali
11-02-2008, 00:14
Selefiler Hakkında yorum yaparken dili tutmak Gerekir. Allah cc. Kutsal Beldelerin Bekçiliğini Onlara verdiyse Başımızı önümüze koyup düşünmeliyiz.
Ben de seni ehli sünnet sanıyordum.

Murat Yazıcı
11-02-2008, 09:10
Ölüden medet ummak enayiliktir.



İbni Teymiyye der ki:

Kuraklık olduğu zaman, birisi Peygamberimizin (aleyhisselam) kabrine geldi ve kuraklık hakkında şikayet etti. Daha sonra Peygamberimizi gördü. Peygamberimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) "Ömer'e git ve İstiska namazı kılmasını söyle" buyurdu. Buna benzeyen birçok doğru rivayet mevcuttur.

İktizâu's-Sirati'l--Müstakim, s. 373; Ayrıca İmam-ı Buhari bundan Tarih el-Kebir kitabında, Malik el-Dar'ın hal tercümesinde bahsetmiştir.

Bazı insanlar Peygamberimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) kabrine gelerek Peygamberimizden birşeyler istedi ve istekleri yerine geldi. Bunun gibi, salih zatlar da insanlara yardım edebilir. Biz bunu inkar etmiyoruz.

İktizâu's-Sirati'l-Müstakim, s. 373.

selahaddineyyub
11-02-2008, 09:15
Ben de seni ehli sünnet sanıyordum.

Azizim Ehli sünentim Hanefiyim ve Maturudiyim,

Kast etiğim şeyi anlatamadım yada anlayamadınız.

Eğer Kutsal Yerlerin bekçiliği yüzyıllar sonra Vahabilere verilmiş ise Bizim başımızı önümüze alıp düşünmemiz gerekir. Biz Nerde Hata yaptıkta Allah cc. Bize bu görevi layık görmedi, Kutsal beldere giden tren yolunu keçelerle kaplatıp bu bölgelerde gürültü olmasın diyen bir ceddimiz var iken Neden biz sadece Bu beldelerin ziyaretçisi konumundayız ve Neden vahabiler oranın bekçiliğini yapıyorlar.

ebuemetullah
12-02-2008, 10:54
Hepinize selam ederim
Allah hepimizi hidayet yollarına sevketsin hatalarımızı affetsin zira o gafurur rahiym dir.
Öncelikle bunun bir takım tutma işi olmadığını anlamak gerekiyor veyahut ta siyasi parti bu Allahın dinidir ve ancak ittika ile (sakınarak) o elde edilir.Kişiye düşen kendisine bir delil geldiğinde onu değerlendirmektir.Yoksa isimlerin arkasına sığınmak değildir.Allah hepimizi ıslah etsin.Deliller ele alınır bayraktarlık yapılacaksa o kuran ve sunnet bayraktarlığı olmalıdır.De ki Allaha ve Rasulune itaat edin ...2/32 İbni teymiyye ye gelince kendisi bir alimdi pek çok eserini okumuşumdur teşbih ve temsilden uzak muttaki ama bunun yanında sert mizaçlı bir ehli sunnet alimidir.Ama hata ettiği meseleler olmuştur(her ne kadar bu meselede olmasa bile) oysa ben bu mevzular üzerinden nasihatte bulunmayı murad etmiştim.Ve bir ehli sunnet alimine yapılan karalamayı bertaraf etmeyi dilemiştim Allah günahlarımı affetsin.
Aslında ilk yazımda belirtmiş olduğum gibi ,sözler hep fulanın filanın ağzından, sanıyorum bu kadar eleştirip, yarın bir gün bu hususta savunma yapmak zorunda kalacak arkadaşların hiç birisi kitaplarını okumamış ve özellikle arapça metinden alıntılar yaparak belkide itibar yükseltmek isteyen arkadaşım

İbni Teymiye belirtilmiş sayfada harfiyyen şöyle demiştir:


فهذه المسائل التي أنكرها كلها من مذهب أبي حنيفة ليس فيها لغيره إلا مسألة المخلوقة من ماء الزنا للشافعي فيقال له الشيعة تقول إن مذهب أبي حنيفة أصح من بقية المذاهب الثلاثة ويقولون إنه إذا اضطر الإنسان إلى استفتاء بعض المذاهب الأربعة استفتى الحنفية ويرجحون محمد بن الحسن على أبي يوسف فإنهم لنفورهم عن الحديث والسنة ينفرون عمن كان أكثر تمسكا بالحديث والسنة فإذا كان كذلك فهذه الشناعات في مذهب أبي حنيفة فإن كان قوله هو الراجح من مذاهب الأئمة الأربعة كان تكثير التشنيع عليه دون غيره تناقضا منهم وكانوا قد رجحوا مذهبا وفضلوه على غيره

Yukarıdaki altı çizili olan ilk noktada İbni Teymiye, rafizilerin İmam Muhammed İbnu’l Hasen eş-Şeybâniyi, İmam Ebu Yusuf’a niçin tercih ettiklerini bildirirken gerekçe olarak bu durumun (rafizilerin hadis ve sünnetten soğumalarının ve İmam Muhammed İbnu’l Hasen eş-Şeybâniyi niçin tercih ettiklerinin), İmam Ebu Yusuf’un hadise ve sünnete daha çok tutunmasından kaynaklandığını iddia ediyor ve böylece İmam Muhammed İbnu’l Hasen eş-Şeybâniyi saraheten hadise ve sünnete az bir şekilde tutunmakla itham ediyor.
Orada ibni Teymiyye İmam Muhammed hadise Ebu yusuftan daha az ihtiyat ederdi diyor eşarî_maturidî (http://www.ihvanforum.org/member.php?u=13337) nickli arkadaşıma ait üstteki yazı); şunu bilki bu yaptığın insafsızlıktır muhakkak bu söz ona ait değildir bizzat toplulukları hadise yakın veya uzak kılan kendi fiilleridir. Bilmez misinki ehli sünnet alimlerinin çoğunluğu ehli hadis ve ehli rey diye iki topluluktan bahseder bu tasnifin onların nüfus kayıtlarında olduğunu mu sanıyorsun. Bu onların usullerini belirtmek için kullanılmıştır. Bu gün bile hadis inkarcılarının usulü kendilerine yakın olduğu için ebu hanifeyi hep dillendirdiğini görmez misiniz(zira ebu hanife ehli rey diye bilinir Allah ona rahmet etsin) ve hadisi inkar için uğraşan hayri kırbaşoğlu gibi topluluğun şafii ekolünü yıkmak için kırk dereden su getirdiğinden haberdar değil misin?(zira imam şafii hadis ehlidir bu gün kuran ve sünnet üzere amel etmek dediğimiz usul ona aittir buna bu adamlar Şafii ekolü diyorlar bunun mezhep olan Şafiilikle alakası yoktur tamamen hadise verilen önem ve onu baş üstünde tutmakla alakalıdır yani bunu yıkmak istiyorlar) Yani söz söyleyecek bunu mu buldun. Bu sözden imam Muhammedi kötüleme çıkardı isen Ebu Hanife için ashabur Rey kelimesini bizzat Hanefi alimler kullanıyor. Kardeşim acaba fazla zorlanıp kendini külfete sokmuyor musun?Ebu hanife bir kısım sebeplerle hadise daha uzak kalmıştır(tedvin dönemi küfe şartları vs)Ayrıca pek çok kitaptan çok söz getiren kardeşlerim o kitaplarda bahsedilen kitapları okuyunuz insaf böyle olur bu sözleri söyleyen adamlar size afv sebebi olmaz İbni mesud radiallahu anh'ın dediği gibi “kişiye her duyduğunu söylemek günah olarak yeter”
Zikredilmeden ben söyleyeyim ibni battutaya gelince seyyahtır bilinir ki çoğu seyyah ilgi çekmek için söylediği sözleriyle meşhurdur.Damdan dama atlarken havada donan kediler gibi işin ilginç tarafı 1 yıllık hapsinden sonra hapiste vefat eden ibni teymiyyeyi (ölüm tarihi hafız zehebi ve diğer talebeleri tarafından kayda geçtiği halde) ölümünden tam 1 yıl sonra işte ben onu gördüm bu sözleri ondan duydum (yani nasılsa ibni teymiyeyi öldükten sonra görmüş)diye nakleden ibni batuta hakkında ne denir. Acaba kitaplarında bunu nakledenler mi daha haklı yoksa bunu hakikate bakmaksızın şuralara yazıp her işittiğini söyleyenler m?
Acaba ibni teymiyye hangi kitabında arş kadimdir demiştir.Ve hangi kitabında Allahın sıfatlarını kullar ile bir yapmıştır.Yazık insan günahı üzerine yıkmaya nede hevesli oluyor oysa hataları vardır kitaplarında neden kimse hatalı olduğu yerleri zikretmiyor çünkü burada bayraktarlık gaye edinilmiş ilim ve insaftan yoksun olmak bu...Allah hepimizi affetsin.Ayrıca muratyazici kardeşim lütfen okumadığınız kitaplardan alıntı yapmayın nahoş durumlara düşüyorsunuz alimlerin inkar için zikrettikleri rivayetleri sahiplendikleri intibaı uyandırıyorsunuz madem ilmi ve tedkiki seviyorsunuz alimin ve mudakkikin hali üzere olun Allah hepimizi hayır yollarına yöneltsin.
Birde kardeşimin biri şunu yazmış. tekfir .Bizzat ibni teymiyye kitabında ben insanların insanları en fazla tekfirden kaçınanıyımdır der.Bir yerde bir fiile küfür demekle onun failine küfür demek aynı şey değildir.Umum manada küfür sözü fiil için kullanılır ama muşahhas olarak fail (yapan) için kafir demek zordur zira failin halleri vardır.
1-Delili bilmemek
2- Anlamamak
3- Tevil(yanlışda olsa farklı mana vermek) etmek
Bu hallerin hepsi fail için belli durumlarda özür olur(inanır mısınız ben tevilin tekfire mani olduğunu ilk defa ibni teymiyyenin kitaplarında okudum).Acaba benim veya ibni teymiyyenin ebu hanifenin bu sözü üzerinden tekfir ettiğini söyleyen kardeşim bu söz bana ya da ibni teymiyeye ait değil ki! Ebu hanifenin ayrıca acaba yukarıdaki sözlerimden sonra bu direkt olarak muşahhas tekfiri mi yoksa fiilden bahseden umum tekfirimi gerektirir(bu umum tekfir sözümü umumu tekfir olarak alıp cevap yazmayın istirham ederim zira bu odada yorumların bir kısmının bu minval üzere geldiğini görüyorum)
sözlerimi daha tamamlamak mümkün olmadı inşaallah nasip olur kardeşiniz için dua ediniz selamun aleykum

Murat Yazıcı
12-02-2008, 13:37
İbni dakikil ıyd ibni teymiyye 40 yaşında iken vefat etmiştir yani likaya bir mani yoktur aynı döenm alimidirler yani ayrıca bizzat ibni kesir ve ibni kayyım ve hafız zehebi ibni teymiyye den ilim tahsil etmiştir.Bunun yanında likanın olmaması her zaman övgü ve yergiye mani değildir ama gördüm işittim ihbar sigalarına manidir.

Takip edemeyenler için açıklayayım. Bahis konusu yazı şu idi:


Mâlikî ve (sonraları) Şafîi mezhebine mensub İbn Dakîk el-Iyd (v. 702 h.) onun hakkında şöyle demektedir: "İbn Teymiyye ile biraraya geldiğimde bütün ilimlerin onun gözü önünde bulunduğunu, bu ilimlerden istediğini alıp, istediğini bırakan bir kişi olduğunu gördüm."

İbn Dakiki'l-Iyd'ın böyle söylediğini iddia eden anlaşılan İbni Teymiyye'yi müdafaa için bir kitap yazmış olan İbni Nasır'dır (vefatı h.842). Bedir Yayınevi'nin neşrettiği Ehl-i sünnetin Müdafaası isimli kitabın 440. sayfasında şu bilgiler var:

Harrani'nin (İbni Teymiyye'nin) aşıkı olanlar tarafından kesin olarak uydurulan yalanlardan bir tanesi de, İmam İbn Dakiki'l-Iyd'in de İbni Teymiyye'yi metheden alimlerin zümresinden olduğunu söylemeleridir. Halbuki bu iki delile göre batıldır:

1. İmam İbn Dakiki'l-Iyd, 703 H. yılı vefat etmiştir. İbni Teymiyye ise ancak 705 H. yılında Mısır'a gelmiştir.
2. İbn Dakiki'l-Iyd, İbni Teymiyye'yi methetmiş diye İbni Nasır'ın zikrettiği kelamların bazısı İbni Teymiyye'nin zemmine delaleti daha yakın olduğundan, bütün bunlar İbni Nasır'ın son derece anlayışsızlığına delalet eder....

Açıklama uzun devam ediyor. Kitabı alıp okursunuz.


Bakınız hafız zehebi tezkiratul huffazında pek çok alimi övmüş ve kimisinden yergi ile bahsetmiştir.

Zehebi, İbni Teymiyye'nin talebesidir. Hocasını çok övmüştür (övgü dolu yazılarının Arapça orijinalleri bende mevcuttur). Bununla beraber, kendisine nasihat da etmiştir. Tıklayalım ve dikkatle okuyalım:

İmam-ı Zehebi'nin İbni Teymiyye'ye Nasihatı (http://muratyazici.blogspot.com/2007/06/imam-zehebinin-ibni-teymiyyeye-nasihat.html)



Ama ibni battutaya gelince seyyahtır bilinir ki çoğu seyyah ilgi çekmek için söylediği sözleriyle meşhurdur.Damdan dama atlarken havada donan kediler gibi işin ilginç tarafı 1 yıllık hapsinden sonra hapiste vefat eden ibni teymiyyeyi ölümü hafız zehebi ve diğer talebeleri tarafından kayda geçtiği halde ölümünden tam 1 yıl sonra işte ben bu sözleri ondan duydum diye nakleden ibni batuta hakkında ne denir.Acaba kitaplarında bunu nakledenler mi daha haklı yoksa bunu hakikate bakmaksızın şuralara yazıp her işttiğini söyleyenler mi.

Tıklayınız:

İbni Teymiyye: Teşbihin Tanıkları (http://muratyazici.blogspot.com/2007/07/ibni-teymiyye-tebihin-tanklar.html)
Haşviyye Taifesinin Kitaplarda Yaptığı Tahrifat (http://muratyazici.blogspot.com/2007/06/haviyye-taifesinin-kitaplarda-yapt.html)
İbni Teymiyye Nasıl Savunuluyor? (http://muratyazici.blogspot.com/2007/06/ibni-teymiyye-nasil-savunuluyor.html)



Acaba ibni teymiyye hangi kitabında arş kadimdir demiştir.Ve hangi kitabında Allahın sıfatlarını kullar ile bir yapmıştır.Yazık insan günahı üzerine yıkmaya nede hevesli oluyor oysa hataları vardır kitaplarında neden kimse hatalı olduğu yerleri zikretmiyor çünkü burada bayraktarlık gaye edinilmiş ilim ve insaftan yoksun olmak bu...Allah hepimizi affetsin.

Ebubekir Sifil şu bilgileri veriyor:

Selefî ekol, Allahü Teâlâ'nın (Arş, sema vb.) belli bir mekânda ve dolayısıyla (uluvv/yükseklik, yukarıdalık gibi) belli bir "yönde" bulunduğunu söyler. Bu bağlamda genel muhtevalı eserler yanında İbn Teymiyye'nin "Kitâbu'l-Arş"ı, İbn Kudâme'nin "İsbâtu Sıfeti'l-Uluvv"u ve ez-Zehebî'nin "el-Uluvv li'l-Aliyyi'l-Azîm"i gibi monografiler de mevcuttur. Allahü Teâlâ'ya mekân izafesi, tabiatı gereği müstakil bir mesele olmayıp, beraberinde başka problemleri de getiren son derece temel bir tartışmadır. Arş'ı da, semayı da, diğer mekânları da yaratan Allahü Teâlâ olduğuna ve O'nun istivasının "mekân tutmak" anlamına geldiği iddia edildiğine göre, İmam Ebû Hanîfe'nin de dile getirdiği "Allahü Teâlâ bu mekânları yaratmadan önce neredeydi?" sorusuna İbn Teymiyye'nin bulduğu cevap, "Arş'ın nev'î kıdemi"dir. Bu, şu demektir: Allahü Teâlâ ezelden beri üzerine istiva ettiği Arşlar yaratmaktadır. Yenisini yarattığında bir öncekini yok etmektedir ve bu, ezelden beri böyle devam edegelmektedir. Bu izah tarzının ne kadar problemli olduğu ise açıktır. Zira Allahü Teâlâ dışında varlığı ezelî olan bir başka varlık tasavvur edildiğinde, zorunlu olarak o varlığın mevcudiyetinin bir yaratıcının varlığına mütevakkıf bulunmadığını, varlığının zorunlu ("vâcibu'l-vücud") olduğunu söylemiş olursunuz. Bunun ne anlama geldiği ise açıktır...(Milli Gazete, 7 Ağustos 2004)

"Muhammed Abduh da bu ifade üzerine yazdığı ta'likte şunları söyler: (Bunun sebebi İbni Teymiyye'nin, ayet ve hadislerin zahiri ifadelerini esas alan ve Allahü Teâlânın Arş'a oturmak suretiyle istiva ettiğini söyleyen Hanbelilerden olmasıdır. Kendisine, Allahü Teâlâ ezeli olduğu için O'nun mekanının da ezeli olması gerektiği için bu görüşün Arş'ın ezeli olmasını icabettirdiği, Arş'ın ezeli olmasının ise onun görüşüne aykırı olduğu söylenerek itiraz edilince, "Arş nev' olarak kadimdir" demiştir. Bu şu demektir: Allahü Teâlâ, ezelden ebede kadar bir Arş'ı yok ederken diğerini yaratır ki, Allahü Teâlânın istivası ezeli ve ebedi olsun....)" (İslam ve Modern Çağ, Kayıhan Yayınları, c.1, s. 76.)

Bu kaynaklarda, İbni Teymiyye'nin hangi kitabının hangi sayfasında ne dediği yazılıdır.


Ayrıca muratyazici kardeşim lütfen okumadığınız kitaplardan alıntı yapmayın nahoş durumlara düşüyorsunuz alimlerin inkar için zikrettikleri rivayetleri sahiplendikleri intibaı uyandırıyorsunuz

:O

İktiza kitabı kütüphanemde mevcuttur. Ayrıca, İbni Teymiyye'den naklettiğim birinci rivayeti İbni Kesir de sahihlemektedir.


madem ilmi ve tedkiki seviyorsunuz alimin ve mudakkikin hali üzere olun Allah hepimizi hayır yollarına yöneltsin.Birde kardeşimin biri şunu yazmış tekfir bizzat ibni teymiyye kitabında ben insanların insanları en fazla tekfirden kaçınanıyımdır der.Bir yerde bir fiile küfür demekle onun failine küfür demek aynı şey değildir.Umum manada küfür sözü fiil için kullanılır ama muşahhas olarak fail (yapan) için kafir demek zordur zira failin halleri vardır.Delili bilmemek anlamamak veya tevil(yanlışda olsa farklı mana vermek) etmek bu hallerin hepsi fail için belli durumlarda özür olur(inanır mısınız ben tevilin tekfire mani olduğunu ilk defa ibni teymiyyenin kitaplarında okudum).

Ebu Hamid bin Merzuk rahmetullahi aleyh diyor ki:

La ilahe illallah kelime-i tevhidini söyleyenleri tekfir etmek cehennem köpeklerinin adetidir. Vehhabîler ve Harranlı imamları İbni Teymiyye haricîlerin uydularıdır. Havaric taifesinin bütün vasıfları da Harraniye'ye de şamil olduğundan dolayı, kendisi müslümanları tekfir edici, bozuk re'yinin hayranı, deliliğin son haddine kadar fikrini takdis eden ve müşrikler hakkında varid olan ayat-ı Kur'aniyelerin ahkamını, mü'minlere tatbik eden kimsedir. Hariciyye taifesi hakkında Peygamberimizden (aleyhisselam) rivayet edilen birkaç hadis şöyledir:İbni Mace, Sünen adlı eserinde, Ebu Umame'den (r.a.) rivayet ederek: (Gökyüzü altında öldürülenlerin en kötüsü, Cehennem ehli olan köpeklerdir ve öldürülenlerin en iyisi, Cehennem ehli olan köpeklerin öldürdükleri kimsedir; şüphesiz bunlar Müslüman iken sonra kafir oldular.) Bu hadisi, Ebu Umame'den rivayet eden Ebu Galib anlatıyor: "Ey Ebu Umame, sen bunu kendinden mi söylüyorsun?" diye sordu. "Hayır, bunu Resulullahdan (aleyhisselam) duydum" diye cevap verdi.Hafız İbni Hacer, Fethu'l-Bari adlı eserinde (c.12, Kitabu İstitabeti'l-Mürteddin el-Muanidin ve Kıtalihim), İmam-ı Buhari'nin zikrettiği İbni Ömer'in hadisini şerhederken şöyle demiştir: "Ve İbni Ömer, onlar, KAFİRLER HAKKINDA NAZİL OLAN AYETLERİ, MÜ'MİNLER HAKKINDA TE'VİL YOLUNA GİTMİŞLERDİR, diye buyurdu. Ben de derim ki: Bu rivayetin senedi sahihtir."

Kaynak: Ebu Hamid bin Merzuk, Bera’atü’l Eş’ariyyin, Bedir Yayınevi, İstanbul, 1994.

Prof. Dr. Z. Kurşun şunları yazıyor [1]:

“İbn Suud'un, kendilerine uymayan Mekke ve Medine ahalisini "mezhebi muktezasınca şirk ile ittiham ederek tecdid-i imana davet ettiğini" kaydeden Harem-i Nebevî müderrisi Abdurrahman, daha sonra "Yapılan münazara ve görüşmelerden elde edilen bilgilere göre; Vehhabîler, bu mezhebe mensub olmayan diğer ehl-i İslâm'a müşrik nazarıyla bakmakta ve bunların mezheblerine girmeleri için zorlanmalarını kendilerine vacib görmektedirler. Ayrıca, davetlerine uymayanların katlinin de gerekliliğine inanmaktadırlar"demektedir.”

Doç. Dr. M. A. Büyükkara'nın kitabından [2]:

“Kendilerinden olmayan veya kendileri gibi olmayan insanlar, Vehhabî ulema ve İhvan açısından kafir veya en azından kınanmayı haketmiş mücrim ve fasık kişilerdir.” (s.66)

“Önlerine çıkan kadın, erkek, yaşlı, çocuk, kim olursa olsun genellikle sağ kurtulamazdı. Esir alma adetleri yoktu.” (s.78)

Prof. Dr. Erman Artun da şu bilgileri veriyor [3]:

“Vehhabîler, pek çok sünni ve şii ulemayı, halktan binlerce kişiyi kılıçtan geçirdiler. Kur'an ve Hadisler dışındaki kaynakları bid'at kabul ettikleri için dini, tarihi ve edebi eserleri parçaladılar, İslam büyüklerinin ve ashabın mezarlarını yıktılar. ... Kerbela, Taif, Mekke, Medine ve Hicaz’ı alıp yağmaladılar.”

[1] Doç. Dr. Zekeriya Kurşun, Tarih ve Medeniyet, Sayı 30.
[2] Doç. Dr. M. Ali Büyükkara, İhvan'dan Cüheyman'a Suudi Arabistan ve Vehhabîlik, Rağbet Yayınları, İstanbul, 2004.
[3] Prof. Dr. Erman Artun, 19. Yüzyıl Osmanlı Dönemi Ortadoğu’nun Sosyal Tarihine Bir Kaynak : Aşık Esrari’nin Vehhabî Destanı. (Çukurova Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü.)


Acaba benim veya ibni teymiyyenin ebu hanifenin bu sözü üzerinden tekfir ettiğini söyleyen kardeşim bu söz bana ya da ibni teymiyeye ait değil ki ebu hanifenin ayrıca acaba yukarıdaki sözlerimden sonra bu direkt olarak muşahhas tekfiri mi yoksa fiilden bahseden umum tekfirimi gerektirir(bu umum tekfir sözümü umumu tekfir olarak alıp cevap yazmayın istirham ederim zira bu odada yorumların bir kısmının bu minval üzere geldiğini görüyorum).sözlerimi daha tamamlamak mümkün olmadı inşaallah nasip olur kardeşiniz için dua ediniz selamun aleykum

Burada bahsedilen mesele hakkında Dr. Ebubekir Sifil şunları yazmış:

İmam, el-Fıkhu'l-Ebsat'ta şöyle diyor: "Rabbimin gökte mi yoksa yerde mi olduğunu bilmiyorum diyen kimse kâfir olur. Aynı şekilde, "Allah Teala Arş'ın üzerindedir; Arş'ın gökte mi yoksa yerde mi olduğunu bilmiyorum" diyenin durumu da böyledir."

Bu sözlere sarılarak İmam Ebû Hanîfe'nin, Allah Teala'nın –haşa– gökte olduğunu söylediğini ileri sürmek doğru değildir. Zira burada İmam, Allah Teala'nın gökte veya yerde olduğunu söylemekle O'na bir mekân isnad edilmiş olacağını vurgulamaktadır. Buradaki tekfirin anlamı budur.

Nitekim İmam Ebû C'afer et-Tahâvî'nin naklettiği "Akîde"de şöyle denmektedir:

"Allah, varlığı için birtakım sınır ve son noktalar bulunmasından, erkân, aza ve edevattan yüce ve beridir. Mahlukatı ihata eden altı yön O'nu ihata edemez."

Mezhebin üç büyük imamının itikadî çizgisini yansıtan el-Akîdetu't-Tahâviyye'nin matbu şerhleri arasında İbn Ebi'l-İzz'e ait olanı, bu ifadeyi şöyle açar: Allah Teala mahlukatından ayrı[1] bir varlığa sahiptir ve bu anlamda Allah Teala için bir sınır tayin etmemek O'nun varlığını nefyetmek olur."[2] Hayli yaygın olmasına rağmen bu şerhin "aykırı" tarzı burada da kendisini göstermektedir.

Buna mukabil mesela Abdülganî el-Guneymî el-Meydânî'nin izahı şöyledir: "Allah Teala'yı altı yön ihata edemez. Zira Allah Teala o altı yönü yaratmadan önce de var idi ve O, önceden nasıl idiyse şimdi de öyledir. Diğer varlıklar ise böyle değildir…"[3]

Hasan Kâfî el-Akhisârî de şu izahı yapar: "Çünkü altı yön muhdestir ve altı yön tarafından ihata edilmiş olmak, muhdes alemin özelliklerindendir. Allah Teala ise kadimdir. O var iken ne mekân, ne zaman, ne üst, ne alt, ne de başka birşey vardı! Altı yönün sair mahlukatı ihata etmesi gibi herhangi bir şey O'nu içine alamaz, ihata edemez. Bilakis ilmi, kudreti, kahrı ve saltanatı ile O her şeyi ihata eder; gökte ve yerde O'nun ilminden zerre miktarı bir şey bile gizli kalmaz.."[4]

[1] Buradaki "ayrı" kelimesi "farklı" anlamında değil, "munfasıl, mahlukata bitişik olmayan" anlamındadır.
[2] Bkz. İbn Ebi'l-İzz, Şerhu'l-Akîdeti't-Tahâviyye, 219.
[3] el-Meydânî, Şerhu'l-Akîdeti't-Tahâviyye, 75. [4] Hasan Kâfî el-Akhisârî el-Bosnevî, Nûru'l-Yakîn fî Usûli'd-Dîn, 157.

Buna bu forumdan bir iktibasla takviyede bulunalım:


Vehhabiler İmam Ebu Hanifenin sözünün manasını çarpıtarak bizzat Allâh'ın gökte olduğuna inandığını ve bu inancı kabul etmeyen kimseyi tekfir ettiğini iddia etmişlerdir.

Halbuki İmam Ebu Hanifenin bu sözüyle, Allâh'a mekan isnat etmenin küfür olduğunu demek istediği başka alimlerin açıklamalarından anlaşılır.

İzz ibn Abdusselâm (h. 660) "Hillu'r-rumuz" isimli eserinde bu doğrultuda mutabakat göstererek şöyle demiştir:"Çünkü bu söz ('Rabbim gökte midir yoksa yerde midir bilmem' sözü) Hakkın (Allâh'ın) bir mekanı olduğu izlenimini verir. Hakkın bir mekanı olduğunu kuruntu eden kimse ise müşebbih'tir (Allâh'ı yarattığı şeylere benzetendir)"

Molla Aliyyu'lkari el-hanefi bunu uygun bularak şöyle demiştir(2): "İbn Abusselâm'ın en celil ve en sika (güvenilir) olan alimlerden olduğu hususunda şüphe yoktur. Dolayısıyla onun nakline itimat etmek vaciptir.

Ayrıca İmam Ebu Hanifenin beş risalesini açıklamış olan allame Kemaleddîn el-Beyadî (h.1097) İmam Ebu Hanifenin şu sözünü açıklarken (3): “…Dolayısıyla o (İmam Ebu Hanife) şöyle demiştir: “Kim ’Rabbim gökte midir yoksa yerde midir bilmem’ derse kafirdir“ Çünkü bu kimse Barî’nin (Allâh’ın) bir yönde bulunma ve yer kaplama özelliği olduğuna kaildir. Bir yönde olma ve yer kaplama özelliği olan herkes zorunlu olarak muhtaçtır ve muhdestir (varlığa getirilmiştir). Dolayısıyla bu söz Hak Teâlâ hakkında noksanlık içermektedir…“

(1) Muhammed Zahit el-Kevseri tahkikiyle, Mecmuatu resail Ebî Hanife s.12
(2) Fıkh-ı ekber şerhi, s.197
(3) İşârâtu’l-merâm, s. 200

ebuemetullah
13-02-2008, 11:01
Bakın muratyazıcı Sizi Allahtan korkmaya davet ediyorum size yine ısrarla bu sözleri âlimlerin kendi eserlerinden okumanızı tavsiye ediyorum Allah Aşkına siz Amerika’da iseniz tamam anlarım niçin insanlara Türkçesi mevcut olan kitaptan İngilizce alıntıda bulunuyorsunuz acaba o kitabı alırlarsa aslında zikrettiğiniz şeylerin sizin zikrettiğiniz şekilde olmadığını anlamaları korkusundan kaynaklanıyor olmasın
İktidau siratu mustakim adlı eserinden ibni teymiyyenin kabirlerden yardım dilemeyi caiz gördüğünü (kendinizce) isbat edenmeşhur cımbızlama rivayetlerinizden nakletmişsiniz.
acaba o kitapta "ölüden bir şey dilemek ,ölüyü araya koymak yeminle Allah'ı herhangi bir taahhüt altına almaya kalkışmak veya mezar başında yapılan duanın kabulunu istemek gibimaksatlarla mezarları ziyarete gelince bu ümmetin evvelinde ne sahabeler ve ne de onlara titizlikle bağlı ikinci nesilden kimse böyle şeyler yapmamıştır.Bu sonraki dönemlerde ortaya çıktı (acaba sizdeki arapça metinde böyle bir şey yok mu ki ibni teymiyyenin haleflerini rezil etmesi gibi aslında sizi rezil rüsvay edebilecek sözler kullanıyorsunuz)
Hatta imam malik gibiler biz kabri ziyaret ettik sözünü bile mekruh sayardı(ibni teymiyye kadı iyad dan nakleder)
O bu tür mezarların gizlice gömülmesi kaybettirilmesi yani(ömer radişallahu anhtan) ziyaretinin meni ve izin verilmesi kabirlerden istemenin caiz olmaması ve şirk olması kabirlere dönerek duanın caiz olmadığına vesair meseleleri ele alarak 100 sayfanın üzerinde yazmıştır ancak şu naklettiğiniz ve 100 sayfadan fazla anlattığı her şeye tamamen zıt olan bu 1 sayfa tutmayan kısım mı işinize yaradı.O bu kitabında kabir yanlarında dua ve kabre dönmek Rasulullahın kabri bile olsa ki bu hususta- murat okumaktan aciz yazıcı kardeşimin dikkatine -dört mezhebin hükmü bu hususta birdir en ağırlarıda hanefi mezhebidir derler ki Rasulullahın kabrine sırt dönülür ve kabeye dönerek dua edilir aralarındaki ihtilaf mezarın sağ mı yoksa sol sırt tarafına mı alınacağıdır(malikilerde sırt hücreye-mezara- dönülür ya da mezar sola alınır diyenler vardır.Hatta sırf bu hücreyi Ömer bin abdulaziz (ki kimileri neredeyse onun mehdi olduğunu iddia edeceği kadar salih bir halife idi) insanlar orada namaz kılıyor diye hz Aişenin hücresini yani Rasulullahın medfun olduğu binayı yıktırmıştır.Sonra hücre namaz kılınamayacak şekilde yeniden inşaa edilmiştir.O İktidau sıratı mustakim kitabında bu amellerin batıllığına dair pek çok ayet hadis ve sahabe tabiun ve ehli sünnet ulemasının sözlerini getirmiştir.(kitap muhtelif yayın evleri tarafından basılmıştır sıratı mustakim olarak -misal pınar yayınları-, kitap nadide bir eserdir incelemek isteyenlere tavsiye ederim bilmek ve reddetmek okumadan reddetmekten ve cımbızlama yapanlara aldanmaktan daha iyidir sanıyorum)
Zikrettiğiniz rivayete gelelim Adamın rüyasında Ömer radiallahu anha gönderilmesi olayı var sağda solda çokça bu tür rivayetleri zikrediyorsunuz acaba şu kısmı niye zikretmiyorsunuz. Bu tür haller peygamberden çok alt düzeyde insanlarda dahi oluyor ben böyle çok şey biliyorum.
Siz bu yapılan fiilleri kabul ettiği zannedilsin istemişsiniz peki az ilerde ise salih bir insandan istiyorlar (ölü olan yani duadan bahsediyor ve şirk olduğunda ehli sünnet umumen müttefiktir)ve dilekleri yerine geliyor.
Biraz daha ileride de bunların bu dileklerinin karşılanmış olması bunların müstehab veya iyi bir hareket olduğuna delalet etmez. Oysa siz meşhur cımbızlama metodunuzla sanki tasvib ediyormuş sizin görüşlerinizden yana imiş hissi vermişsiniz acaba buna ne denir Allahtan korkmuyor musunuz şu ziyade sizin verdiğiniz manaya mı geliyor.
O başka bir kitabında buna benzer olarak şunu zikretmiştir bazı insanlar dar anlarında bana dua ettiklerini ve benim yardımlarına geldiğimi söylüyorlar vallahi ben o değilim şeytan onları sapıtıyor.O ayrıca bu sayfaların başında belam baurayı örnek vermiş ve onun müslümanlar(o zamanki) aleyhinde(e karşı) yaptığı duanın Allah tarafından kabul edilmesinden misal vermiştir zira Allaha düşmanlık olan bir dua olmasına rağmen Allah onun duasını kabul etmiş ama buna karşılık imanını almıştı.(yani kabir başlarında yapılan duaların bazen rastlantı olarak kabul edilmiş gibi görüldüğünü -tutanda var tutmayanda yani- ) Bazen ise Allahın kendisinden gayrısına dua edildiği için duayı kabul ederek dua edeni bu şirk ve sapıklık üzere bıraktığını bu tür olayların varlığını böylece kabul eder .İbni teymiyye bu gibi hallerde duanın kabul olmasının yapılan işin hakk olduğuna delil olmadığını misal getirmiş başka yerlerde bunu uzun uzun anlatmıştır.O bu hallerin varlığını kabul etmektedir caiz olduğunu değil.Biz bile buna şahit olmaktayız kafirlerin küfür dileklerinin yerine gelmesi gibi veya batıl temennilerinin… Bu onların hallerinin hakk olmasına mı delildir? Ve orada kısaca önden belam baura misalini vermiş en güzel açıklamayı veciz olarak koymuştur. Sonra da anlatmak istediği bu olmadığı için bizim şimdiki konumuz bu değildir demiştir. Yani konuyu sizin gibi az okuyan kardeşlerimin anlayabileceği kadar uzun uzun açıklamamıştır tabii bu sizi uzun uzun yazmaktan alıkoymuyor bloğunuzdanda öyle görüyorum. Oysa bir sayfa geriden okuma zahmetine girse idiniz böyle düşmezdiniz. Anlayabildiniz mi az okur çok yazar kardeşim.
Arşın kadimliği hususunda ise risaletul arş türkçeye çevrilmiştir buyurunuz alınız almışken ebubekr sifilede takdim ediniz acaba kıdem hususundaki sizin zannınız itikatta Allahın sıfatlarını tevfiki olarak almamanızdan gelen gaf mıdır.Allahın kıdem sıfatını kabul ediyorsunuz Allah için kıdem sıfatı ne ayetlerde ne de hadiste geçer imam tahavi bunu zikretmiş ama halefleri ve kitabını şerh eden ebu izz el hanefi gibi alimler bunu redderek isimler ve sıfatlar tevfiki demişlerdir yani ancak Allahın haber verdiği gibidir (nasıl olmaz biz Allah hakkında Allahın haber vermediği bir şeyi nasıl bilebiliriz) sanırım siz bunu anlayamazdınız sizi anlayabiliyorum ama ebubekr sifil...Mevzuya gelince imran bin husayn radiallahu anhdan gelen hadiste derki "Allah vardı Onunla beraber hiç bir şey yoktu onun arşı suyun üzerinde idi" sahihtir burada öncelikle Allah için kıdem değil evvel lafzını kullanacağız zira Allah kendisini evvel ve ahir olarak tanımlamıştır(hadid suresi3 ayet) yani her şeyden önce var ve her şeyden sonrada var olacak olan kıdem ise bir şeyden önce olan her şey için kullanılır (bir şeye nispetle önce olan) yani hadiste de geçtiği gibi arş diğer varlıklara göre takdim edilmiştir.Oysa İbn Teymiyye arşın yaratılmış olduğunu belirtir (Mecmû’a-tu’r-resâ’il, IV, 354-355,Mecmû’u fetâvâ, V, 145-146, 314) Anlayabilmişsinizdir umarım.Bunu anlamak o kadar zor mu yoksa anlamama gayreti mi?

Bu arada fıkhul ebsattaki cımbızlamanıza niye fıkhu ebsatta rivayetin tamamını eklemediniz mana açığa çıkmasın diye mi? (devamlı yaptığınız gibi) Bakın orada ebu hanife muaviye hakem es sulemi hadisini getirir ve derki; İşte rivayeti daha kamilen veriyorum acaba mana açık değil mi yoksa açık mı beraber karar verelim bu tam metni orada kendisinden naklettiğiniz bütün söz sahiplerinede ayrıca iletiyorum.
"Allah Teala Arş'ın üzerindedir; Arş'ın gökte mi yoksa yerde mi olduğunu bilmiyorum" diyen de bilmiyorum, arş semada mı yoksa arzda mıdır? diyen de böyledir. Allah'a dua ederken yukarıya yönelinilir, aşağıya değil. Çünkü aşağının Rububiyyet ve uluhiyyetle alakası yoktur. Nitekim hadiste şöyle buyrulur: Bir adam Peygambere siyah bir cariye getirdi ve benim üzerime mümin bir köle azad etmek vacib oldu. Bu kâfir midir? Diye sordu. Peygamber cariyeye "Sen mümin misin?" dedi Cariye evet deyince, peygamber "Allah nerede?" dedi cariye de semayı işaret etti. Bunun üzerine peygamber "Bu mümindir azad et"dedi... (Müslim, Ebu Davud )

Eğer buradan da Allahın semada olduğu görüşünü çıkaramıyorsanız, 8-10 yaşında bir çocuk çağırın ona okutun belki o size anlamanızda yardımcı olur. (herhangi bir ön yargı olmadığı için) Rivayetin tamamı yukarıda bu tam rivayeti zikretmek çok mu zordu yoksa fıkhı ekberden tercume ederken bu metni çıkaran kafa ile aynı anlayışta mısınız? Oysa arapça ve türkçe metinler artık şu sanal alem denilen nimet mi külfet mi belli olmayan ortamda her yerde bulunmakta ve bundan kurtulmak eskisi kadar kolay olmamaktadır. Sifil gibi artık sıkıntıdan hadisi inkar etseniz bile… İmamın sözleri açık değil mi? Ondan yukarıdan istenir aşağıdan değil. Ben Allahın semada olması meselesini 2 önceki cevabımda kafi miktarda delillendirmiştim. (ne kafisi ben belki 5-6 farklı usul-dikkat delil demiyorum zira delil binlercedir-ile ispat ettim oysa ebu hanifenin itikadı olarak bilinen tahavi itikadı şerhinde ebu-l izz 14-15 farklı metodla her metoda ait delillerden misaller vererek ispat etmiştir aklı olana asıl o kafi gelir) Oyüzden tekrar girmeyeceğim.
Ne kadar ilginç ki ben küçükken bize itikatta iki mezhebin olduğu (eşari ve maturidi öğretilirdi) şimdi ise hemen hemen 10-15 yıldır bütün eserlerde (özellikle akademik olanlarda) aslında ehli sunnetin üç mezhebi olduğu zikrediliyor selefilikte bunun içine girmekte, acaba ne değişmiştir? Acaba şu fıkhul ebsattaki rivayeti nerdeyse 7-8 asırdır gizleyen zihniyetten ne beklenir. Bu arada azokur kardeşim ister bilerek ister cehlen sizde aynısını yapıp ebu hanifenin sözünü kırpıp manasız kıldınız(http://namaz.yesilyol.net/ilhimal/imam-i-hanefi/el-fikhul-ebs-t-kader-konusunda-bir-bolum.html (http://namaz.yesilyol.net/ilhimal/imam-i-hanefi/el-fikhul-ebs-t-kader-konusunda-bir-bolum.html)burada fıkhu ebsatın bir kısmı tam metin geçmektedir).
Azokur kardeşim Sağda solda yazdığınız şeyleri okuyorum da usulünüz aynı usul bu usul ile ebu reyye gibi zındıklar dine saldırıyorlardı siz bunları nereden öğrendiniz… Cımbızla, manayı tahrif et, sözleri yerinden okuma kötüleyenlerin kitaplarından al, onlardan daha fazla kötüle insafı sil önemli olan Allahtan sakınmak değil galip gelmek... Kardeşim maç yapmıyoruz bu Allahın dini Allahtan korkun zira onun hesap sorması hiç bir şeye benzemez bu arada ebubekr sifilide Allah ıslah etsin sırf hakka karşı büyüklenmek için Sahih olan ve hatta sahih-i müslimde geçen bu hadisi inkar etmiştir.(burada doğal olarak inkar tabirini kullanıyorum oysa kendisi(Ebubekr sifil) hadis usulünü kullanıyorum diyecektir yazıklar olsun sifil bu sözüne ancak hadis usulünden gecenin karanlığı kadar cahil olanlar inanır, Onun burada yaptığı sadece inkarına kılıf bulmaktır zemin o kadar akademik bir zemin olmadığı için uzun uzadıya cevap vermekten kaçınıyorum belki daha müsait bir zeminde bu mümkün olur) OYSA DAHA ÖNCE ZİKRETTİĞİM GİBİ BUNA DELALET EDEN 2000 HADİS VE 300 AYET VARDIR bunları ne yapacak Allahın vahyi olan kuran inmiyor ruh ve melekler ona yükselmiyor(meariç suresi) güzel söz ona yükselmez mi diyecek İsa aleyhisselam Allahın katına kaldırılmadı mı diyecek .Miracta peygamber nereye yükseltildi miracıda mı tevil edecek.Ne yazık ...Önce bir görüşü aldılar sonra sana asıl dininde olanlar gelince onları tevil ettiler (ki sifilin bu hadisi tevil etmeye gücü yetmemiştir) tevil edemediğini inkar ettiler o da olmazsa duymazdan geldiler.
Sonra itikat gibi bir mevzuda farklılığı kabul etmiş bir topluluğa ne denir. Allah subhanehu teala "bu kitabı sana ayrılığa düşdükleri şeyden dolayı gönderdik-Allahın ipine toptan sarılın-o dinlerinin parça parça edenler var ya senin onlarla alakan yoktur- gibi pek çok ayetten sonra itikatta ve amelde bölünmeyi caiz gördünüz. zaten din, itikat ve ameldir bir üçüncü yok ki! Nerede yan yanasınız? ittihadınız nerede ? Ebu Hanife ; kim Allah semada değildir derse kafir olur derken(azokur kardeşiminde ebubekr siflden alıntısında manaen böyle geçmekteydi yani tekfircilikle ithama gerek yok sanırım) Bursevi ise Allah semada diyenin kafir olacağını söyler bu bölünme değilse ne tefrikadır. Namaz için çıkmam gerekiyor yine tamamlamak mümkün olmadı dua ile selamun aleykum

Murat Yazıcı
13-02-2008, 11:54
bu arada ebubekr sifilide Allah ıslah etsin .

Bu söz aklıma başka bir konuyu getirdi:

Son zamanlarda Vehhabi sitelerinde Dr. E. Sifil aleyhinde hakarete varan sözler okuyorum. Bunun sebebi aşağıdaki türden tespitleri olsa gerek. Okuyalım:

Net olarak anlaşılmaktadır ki İbn Teymiyye, kâfir ve müşrikler için Cehennem azabının sonsuz olmayacağı, azapta çok uzun zaman kalsalar da oradan çıkacakları bir günün mutlaka geleceği görüşünü benimsemiş ve hiçbir yoruma mahal bırakmayacak tarzda savunmuştur. (İnkişaf Dergisi, No:7)

Cennet ve cehennem hayatının ebediliği, Kur'an, Sünnet ve İcma ile sabit zarurat-ı diniyyedendir. Konuyla ilgili ayet ve hadisler burada zikredilemeyecek kadar fazladır. Ümmet seleften halefe bu itikat üzere icma edegelmiştir. İbn Hazm, "Merâtibu'l-İcma"da cennet ve cehennemin ebedî olduğu konusunda icma edildiğini ve bu icmaa muhalefet edenlerin küfründe icma bulunduğunu söyler. (Milli Gazete, 24 Temmuz 2004)

"Ebediyet" kelimesi etrafındaki tartışma İbn Teymiyye ve talebesi İbnu'l-Kayyım ile başlamıştır. Evveliyatında Cehm b. Safvan'ın hem cennetin hem de cehennemin son bulacağı görüşü dışında bu kelimeyi cehennemin sonluluğu anlamında tartışan olmamıştır. Cehennemin ebedi olmadığını söylemenin küfür olduğunu ben söylemiyorum. Ehl-i Sünnet alimlerinin eserlerinde bu mesele hakkında oldukça açık beyan ve hükümler var. Hadi'l-Ervah ve içindeki deliller okunmuş ve gerekli şekilde cevaplandırılmıştır. Hatta bu, daha İbnu'l-Kayyım hayattayken yapılmıştır. Pek çok alim tarafından "müçtehid" olduğu söylenen Takiyyüddin es-Sübkî, el-İ'tibâr bi Bekâi'l-Cenneti ve'n-Nâr" adlı eserinde Hadi'l-Ervâh'taki hatalı yaklaşımı açık biçimde gözler önüne sermiştir. Ondan yüzyıllar sonra Muhammed b. İsmail el-Emîr, "Ref’ul-Estâr" adlı reddiye ile meselenin üstüne bir kere daha gitmiştir. Bu ikinci eser, sıkı bir Selefî ve İbn Teymiyye takipçisi olan el-Albânî tarafından tahkik ve neşredilmiştir. el-Albânî de orada İbn Teymiyye ve öğrencisinin hatalı olduğunu açık bir şekilde itiraf etmektedir.(Milli Gazete, 30 Aralık 2007)

Halbuki, İbni Teymiyye ve İbni Kayyım'ın fena-i nar görüşünü benimsediklerini tek söyleyen Dr. E. Sifil değildir, ilk söyleyen de o değildir.

Mesela, Mustafa İslamoğlu diyor ki:

Cehennemin sonluluğunu başta büyük sahabiler, İbn Teymiyye, ...ve bir çok isim savunmuş, İbn Kayyım bu konuda Hadi'l-Ervah diye de bir kitap yazmıştır. Buna Kur'an'dan bazı ayetler de delil gösterilmiştir.

Bu sözlerin kaynağı veya daha fazla bilgi için şuraya bakılabilir:


M. İslamoğlu Okuyucularını Felâkete Sürüklüyor (http://muratyazici.blogspot.com/2007/06/m-islamolu-okuyucularn-felakete-srklyor.html)



E. Sifil'in verdiği bilgileri de hatırlayalım:

İbnu'l-Vezîr" diye bilinen, el-Avâsım sahibi Muhammed b. İbrahim el-Yemânî[5], Sübülü's-Selâm sahibi Muhammed b. İsmail es-San'ânî[6] ve Zâhid el-Kevserî, kâfir ve müşrikler için Cehennem hayatının sonsuz olmadığı görüşünü İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'a nisbet etmiştir.[7]

DİA'daki "Cehennem" maddesinin "Kelam" ilmiyle ilgili kısmının [8] müellifi Bekir Topaloğlu, "İbn Teymiyye ve onun yolunu benimseyenlerden oluşan bir grup âlim..." diyerek aynı şekilde davranmıştır.[9]

Aynı kaynaktaki "Azap" maddesinin yazarı Yusuf Şevki Yavuz'un da bu görüşü İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'a nisbet ettiği görülmektedir.[10]

Bu listeyi birkaç katı artırmak mümkün olmakla birlikte, öteden beri yaygın olarak benimsenen kanaatin, İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın Cehennem hayatının son bulacağı görüşünü benimsediği doğrultusunda olduğunu söylemek için bu kadarını yeterli görüyorum. [11]

6] Ref'u'l-Estâr, muhtelif yerler.

[7] Mesela bkz. Te'nîbu'l-Hatîb, 147; Makâlât, 450.

[8] VII, 232.

[10] IV, 305.

[11] Abdülkerîm Sâlih el-Humeyd, el-Kavlu'l-Muhtâr li Beyâni Fenâi'n-Nâr'ında İbn Teymiyye ve İbnu'l-Kayyım'ın bu görüşü benimsediğini belirterek, hem onları hem de bu görüşü savunmaya çalışmıştır.

***

Başka misaller de verebilirim, ama insafı olana bu kadarı yeter. Kısacası, İbni Teymiyye ve İbni Kayyım'ın fena-i nar fikrinde olduğunu ilk ve tek tespit eden E. Sifil sanıp, ona kızmak veya onu övmek yanlış olur.

Bu vesile ile bu tespiti de yapmış olalım.

Murat Yazıcı
13-02-2008, 12:26
siz amerikada iseniz tamam anlarım niçin insanlara türkçesi mevcut olan kitaptan ingilizce alıntıda bulunuyorsunuz

Benim başka tercümelerim de var. Okuyalım:

The Salaf used to say Ya Muhammad! [May Allah bless him and grant him peace]

Selef “Ya Muhammed” diye nida ederdi (sallallahü aleyhi ve sellem)

Imam Bukhari, Hafidhh Ibn Taymiyya and Qadi Shawkani all posed the same question, that if a person's foot becomes numb, what should he do? Their recommendations were the same, and included with their answer, the following hadith:

Some time after Rasul Allah, (May Allah bless him and grant him peace), had passed away, 'Abd Allah Ibn 'Umar [May Allah be pleased with Him] was in Najd where one day his foot became numb. As a remedy to alleviate the pain, a person said to him. "Remember the one whom you love the most!" Upon hearing this Ibn 'Umar [May Allah be pleased with Him] said "Ya Muhammad! [May Allah bless him and grant him peace]" and his foot made an immediate recovery from numbness.

[Imam Bukhari, Adab al Mufrad al Kalim al Tayyab; Hafidhh Ibn Taymiyya and Qadi Shawkani, Tuhfah al Dakireen chapter on Khadirat Rijluhu, and also Imam Nawawi's Kitab al Adkar]

İmam-ı Buhari, Hafız ibni Teymiyye ve Kadı Şevkani hepsi aynı soruyu sordular: “Birisinin ayağı uyuşursa, ne yapmalı?” Hepsinin tavsiyesi aynı idi ve cevapları ile beraber aşağıdaki hadis yazılı idi:

Resulullah’ın (sallallahü aleyhi ve sellem) vefatından bir süre sonra, Abdullah İbni Ömer Necd’de idi ve birgün ayağı uyuştu. Acısının geçmesi için birisi ona “En çok sevdiğini an!” dedi. Bunu duyan İbn Ömer “Ya Muhammed” deyince, ayağının uyuşukluğu hemen geçti.

[İmam Buhari, Hafız İbni Teymiyye, Kadı Şevkani, ve ayrıca İmam-ı Nevevi]

Hafidhh Ibn Taymiyya writes, In the same way as 'Abd Allah ibn Umar's foot became numb and he remembered the one he loves the most, 'Abd Allah Ibn Abbas's foot also became numb. Someone also said to him to remember the one who he loves the most, whereupon 'Abd Allah Ibn Abbas said Ya! Muhammad [May Allah bless him and grant him peace] and his foot immediately recovered from numbness.

[Hafidhh ibn Taymiyya, Al Kalim al Tayyib chapter on Khadirat Rijluhu]

Hafız İbni Teymiyye der ki: Aynı şekilde Abdullah ibni Abbas’ın da ayağı uyuşmuştu. Ona da birisi en çok sevdiğini anmasını söyledi. Abdullah ibni Abbas “Ya Muhammed!” diye nida etti ve ayağının uyuşukluğu hemen geçti.

[Hafız İbni Teymiyye, El-Kelim-el-Tayyib, Hadirat Ricluhu bölümünde]

Qadi Shawkani writes: If one is in trouble or is in distress, he should perform two nawafil rakats and then make a supplication. They should say ''Ya Muhammad!'' [May Allah bless him and grant him peace] and Allah most High will grant them what they requested and their problems and troubles should be resolved. The scholars of hadith say that this hadith is authentic and Tirmidhi, Hakim, Nasa'i, Ibn Majah and at-Tabarani record it.

[Qadi Shawkani, Tofah al Dhakireen chapter on Salaah al Hajah]

Kadı Şevkani der ki: Birisinin başı dertte ise veya sıkıntıda ise, iki rekat nafile namaz kılmalı ve sonra gönülden yalvarmalı [Allahü tealaya dua etmeli]. “Ya Muhammed” diye nida etmeliler ve Allahü teala isteklerini verecektir ve problemleri çözülecektir. Muhaddisler bu hadisin sahih olduğunu bildirmişlerdir ve Tirmizi, Hakim, Nesai, İbni Mace ve Taberani onu kaydetmiştir.

[Kadı Şevkani, Tuhfetuzzakirin]

Hafidhh Ibn Kathir, Imam Tabari and Imam Ibn Athir all wrote [that]: During the Khilafa of Abu Bakr as- Siddique, may Allah be pleased with Him, there was a battle against the false Prophet Musaylima [of Najd]. When the battle commenced, the Muslims lost their footing at which point Khalid bin Walid, may Allah be pleased with Him, and the rest of the companions called out "Ya Muhammad!" [May Allah bless him and grant him peace] and proceeded to win the battle.

[Tarikh at Tabari, Tarikh Ibn Kathir and Tarikh Qamil by Imam Tabari, Hafidhh Ibn Kathir and Imam Ibn Athir and Ibn Jarir in Chapter Musaylima Kadhaab]

Hafız ibni Kesir, İmam Taberi ve İmam İbni Esir hepsi dediler ki: Ebubekr-i Sıddik radıyallahü anh hilafeti zamanında Necd'li yalancı peygamber Museyleme’ye karşı bir savaş oldu. Savaş başladıkta müslümanlar pozisyonlarını kaybettikleri zaman Halid bin Velid radıyallahü anh ve arkadaşları “Ya Muhammed!” (sallallahü aleyhi ve sellem) diye seslendiler ve devamında savaşı kazandılar.

ebuemetullah
13-02-2008, 13:28
Selamun aleykum
İbni teymiyye bence tartışılmasında hayır olan bir mevzuu değil asıl konuşulması gereken bu adamın dine yeni soktuğu bir şey var mıdır? Yani ölmüş bir insanı bunca konuşmanın kime faydası vardır. Oysa ilmi konuşulmaya layıktır bu hataları dahi olur ama insaflıca ve kin ile değil zira “Allahım kalbimizde iman eden kardeşlerimize karşı kin bırakma”(Haşr 10). Oysa insanların ihlaslı mücahid ve ilm sahibi bir Müslüman hakkında tan etmesi (kötülemesi)bizi onun üzerindeki ezayı gidermeye mecbur bırakıyor(Allahında sıkıntılı bir günde hatalarımızı örterek bizim sıkıntımızı gidereceğini umuyoruz) fakat bunun olabildiğince faydalı olması için delilleri ve görüşleri yerinden zikretmek gerekiyor. Şu vakte kadar bir yer haricinde elimden geldiğince bunu yapmaya çalışıyorum ama bir insanı hakk ile hak ettiği yere yükseltmek her zaman iftira ile düşürmekten daha zor oluyor hakka delil gerekiyor oysa iftira için delile gerek yok…
Sanırım bu sitede ve yahut buna benzer sitelerden birinde bir kardeş İbni teymiyye nin hz Ali hakkında sözlerinden bahsetmiş. Önemli olmamakla beraber ashab-ı kiram risalesinden naklediyorum(önemli değil zira bunun asıl hesabını verecek olan odur ve bunların şu vakitten sonra ibni teymiyye ye bir zararından bahsetmek mümkün değildir. Ama mevzu Hz Ali olunca bakalım o Hz Ali’yi kötülemiş midir ve ashab hususunda tutumu nasıldır?
O Kitabında Hz Alinin hilafetinde tereddüt eden kendi eşeğinden bile aptaldır sözünü Ahmed bn Hanbelden nakletmiştir. Sonra yine İmam Ahmedden Hz Ali’nin hilafetinde tereddüdü olan kişi için onunla evlenilmesinin yasaklanacağını zikretmiştir.
Yine O Hz. Ali için "Hiç bir Ehli sünnet imamı Hz Alinin daha haklı olduğu hususunda tereddüt göstermiştir."demiştir
Savaşa katılma meselesinde o ümmet arasında fitne olduğu için, Müslümanların arasında olan savaşlarda savaşta oturan ayakta durandan daha hayırlıdır diyerek o ehli sünnetle beraber savaşmasaydı daha iyi olurdu demiştir. Bu hadis olarak buhari ve müsnedde geçen “fitneden kaçmak için dağ başında koyun otlatmak savaşmaktan hayırlıdır” ve diğer bu manada ki hadislere uygun bir fetvadır buna itiraz eden cahildir. O kişi Osman bn Affan'ın neden öldürüldüğüne baksa ya!..Bu fetvadan dolayı İbni Teymiyye ve bu fetvadaki alimlere ta'n eden ya ahmaktır ya cahil ya da art niyetlidir. Hz Osman kendisi halife iken ve kuvvetli(Hz Osman’ın ordusu ona itaatkar idi ve ibni abbas hz Ali ve çocukları onun yanında idi kapısında bekliyorlardı) iken savaşa davet edilmişti O ise müslümanları birbirine kırdırmayacağını söyleyerek yerinde oturmuş ahiretten nasibi olmayan biri duvarından atlayarak onu katletmiştir. Şimdi Hz Osman oturmuşsa ve savaşmadı ise Hz Alinin savaşmaması arasında ne fark var. Elbette Hz Ali haklı idi ve daha hayırlı idi. İbni teymiyye kitabında çok yerde bunu zikretmiştir. Bu savaşmama tavrı aynı şekilde halifelik elinde iken Hz Ali’nin oğlu Hz Hasan tarafından izlenmiş bir yoldur şimdi ibni teymiyye bu sahabe tarafından da uygulanmış olan yol daha hayırlıdır dediği için niye sahabeye ta'n etmiş olsun. Eğer sizin iddia ettiğiniz gibi savaş hayırlı ise bu sefer Hz. Osman ve Hz.Hasan'a ta'n edilmiş olmaz mı? Bizzat Hz Ali'nin yanında savaşa gitmekte olan Ahnef bn Kays'a Ebubekre radiaallahu anhum onu menetmek için" iki müslüman karşı karşıya geldiklerinde ölende öldürende cehennemdedir." hadisini nakletmiştir. Şimdi Ebu Bekre bu savaşa karşı idi diye ona da mı aynı şekilde ta'n edeceğiz(kötüleyeceğiz) O yüzden bir şeyler yazarken naklederken Allahtan korkalım önümüze gelenin işine gelen şeyleri yazmasına aldanmayalım çünkü kalplere işleyen bir ateş ve saçları ağartacak bir sıkıntı günü var.


İbni Teymiye, Kitab-ül Arş isimli eserinde, “Allah Arş'ın üzerinde oturur, kendisi ile beraber oturması için Resulullaha da yer bırakır" bu sözü nakleden kişiye ne denir bu olay ibni cerir et taberi hakkında varid olmuştur. O kıssacının birinin “Allah arşa benim oturduğum gibi oturur yanında da peygamber oturur” dediğini işitince kapısının üzerine Arşında kendisi ile beraber kimsenin oturmadığı Allahın ismi ile yazmıştır. Bu hadise üzerine kıssacının dinleyicileri(fanatikleri yani) kapısını öyle taşlamışlardır ki taşlardan bir yığın oluşmuştur. Oysa ibni teymiyye’nin böyle bir sözü yoktur. Ayrıca kitabul arş bende mevcuttur incelemek isteyen rahatça temin edebilir. O burada ne bu nede benzeri bir söz söylememiştir.Hatta aksine arş Allah'ın mahlukatının üzerindedir semada ve arzda hiç bir şey onun üzerinde değildir demektedir.Yine kitabında "her iki takdirde o mahlukatının üstünde ve mahlukatından ayrıdır.”demiştir.
Acaba kıt bir arapça onun müslim hadis kitabında geçen "Nerede yeryüzünün melikleri nerede cebbarları.Bu arada Allah Rasulu sağa sola eğiliyordu o kadar ki minberin alt kısmının hareket ettiğini görüyorduk.Öyle ki içimden Rasulullah ile beraber devrilecek mi? diye geçirdim kısmını sıkı bir tahayyul ile Allah ile beraber olmak şeklinde terceme etti."(inanın ben bile bu yuvarlamamı saçma buldum)
Ve arş tıpkı üzerindeki yük ve biniciden gıcırdaması gibi ses çıkarır.Bu sözden dolayı ibni teymiyyeyi itham edenlere ebu davud ve darimi hadis kitabına bakmalarını tavsiye ederim.Zira metin hadistir. Lakin hadis zayıftır ibni asakirin etiyt hadisi(gıcırdama hadisi) ile ilgili bir çalışması vardır ki burada tariklerinin zayıflığını gösterir.Ayrıca albani hadisin bütün yollarının zayıf olduğunu nakletmiştir.Bununla beraber ibni teymiyye gıcırdamayı arş'a atfetmiştir ve arş bir mahluktur.Gıcırdama sahih olmamakla beraber buhari hadis kitabında sahih olarak sa'd bn muaz'ın vefatından dolayı arşın titrediği geçmektedir bu ayette geçtiği şekli ileتَكَادُ السَّمَوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ" Nerde ise gökler O'nun azametinden tâ üstlerinden çatlayacak veya Onlar Rahman çocuk edindi dediler bu sözlerinden dolayı nerede ise gökler çatlayacaktı" bu Allah subhanehu tealanın hiddet ve azametini ve Sa'd hadisinde ise Sa'd ' a olan merhametini beyan etmek içindir Allahu alem.

Murat Yazıcı
13-02-2008, 16:19
ibni teymiyye bence tartışılmasında hayır olan bir mevzuu değil asıl konuşulması gerekn bu adamın dine yeni soktuğu bir şey var mıdır.

Senin ciddi birkaç problemin var.

Bir tanesi, doğru-dürüst Türkçe cümle kuramıyorsun ve yazıların karmakarışık.

İkincisi, korkarım bizim naklettiğimiz yazıları da doğru anlamıyorsun.

Fena-i nar fikri "dine sonradan sokulmuş" bir fikir, bir bid'at değil midir? Elbette öyledir.

Net olarak anlaşılmaktadır ki İbn Teymiyye, kâfir ve müşrikler için Cehennem azabının sonsuz olmayacağı, azapta çok uzun zaman kalsalar da oradan çıkacakları bir günün mutlaka geleceği görüşünü benimsemiş ve hiçbir yoruma mahal bırakmayacak tarzda savunmuştur. (İnkişaf Dergisi, No:7)

Cennet ve cehennem hayatının ebediliği, Kur'an, Sünnet ve İcma ile sabit zarurat-ı diniyyedendir. Konuyla ilgili ayet ve hadisler burada zikredilemeyecek kadar fazladır. Ümmet seleften halefe bu itikat üzere icma edegelmiştir. İbn Hazm, "Merâtibu'l-İcma"da cennet ve cehennemin ebedî olduğu konusunda icma edildiğini ve bu icmaa muhalefet edenlerin küfründe icma bulunduğunu söyler. (Milli Gazete, 24 Temmuz 2004)

Yeri gelmişken el-Karadavi'nin, İbn Teymiyye'ye ittibaen Cehennem'in kâfir ve müşrikler için de ebedi olmadığı görüşünü benimsediğini bir not olarak eklemiş olalım. (Ebubekir Sifil, Milli Gazete, 13 Haziran 2005)

DİA'da da belirtildiği gibi İbnu'l-Vezîr ve İsmail Hakkı İzmirli'nin de Cehennem azabının fena bulacağı görüşünü benimsediği bilinmektedir. Çağdaş araştırmacılardan Yusuf el-Karadâvî de bu isimlere eklenmelidir. el-Karadâvî'nin konu hakkındaki görüşü için aşağıdaki adrese bakılabilir:

http://www.qaradawi.net/site/topics/article.asp?cu_no=2&item_no=3728&version=1&template_id=187&parent_id=18 (http://www.qaradawi.net/site/topics/article.asp?cu_no=2&item_no=3728&version=1&template_id=187&parent_id=18)

Kaynak: Ebubekir Sifil, İbn Teymiyye Ve İbnu'l-Kayyım'ın Cehennem'in Ebediliği Meselesindeki Görüşünün Tesbiti, İnkişaf Dergisi, No: 7

ebuemetullah
14-02-2008, 09:22
hah şöyle... acaba sizi ancak bu kadar sıkıştırmak mı icab eder ibni teymiyye alimdir ve alimler hata eder ve etmiştir de… Bunu en başta belirtmiştim ve keşke asıl hata ettiği yerleri zikretseydiniz demiştim. İbni teymiyye’nin cehennemin ebedi olmaması meselesinde hata ettiği bir gerçektir bakınız tahavi akidesi şerhinde ( bu da guraba yayınları tarafından Türkçeye çevrildiği için oradan veriyorum) Cehennemin huludu meselesinde ehli sünnet arasında muhtelif görüşler olduğu zikredilir ebu izz 8 farklı görüş zikretmiş son ikisi hariç diğerleri için batıl der. Bunlardan bu ikisinden başka özellikle 2. şıkla verdiği görüş ve sahibini zikretmek isterim.
2-Cehennem ehli orada bir süre azab görür sonra tabiatları değişir ateşsel bir tabiat kazanacaklar ve tabiatlarının cehenneme uymasıyla orada zevk almaya başlayacaklardır. Bu görüş ibni Arabi et Taiye aittir.(meşhur muhyiddin Arabi yani) Ondan önce bunu zikreden olmamıştır.
7-Yüce Allah sünnette varid olduğu üzere oradan dilediği kimseleri çıkarır, sonra dilediği kadar onun varlığını (cehennemlikler içinde olmak üzere) devam ettirir. Sonrada yok eder zira Allah cehennem için son bulacağı süre takdir etmiştir.(ibni teymiyye bu görüştedir)
8-Yüce Allah sünnette varid olduğu üzere oradan dilediği kimseleri çıkartır orada kafirler ise sonu gelmeyecek şekilde ebediyyen kalırlar.
Ebul İzz bu sekiz maddeyi saydıktan sonra şöyle der”Bu son iki görüş haricindeki görüşlerin batıl olduğu açıktır.”
Ebul İzz burada her iki görüşün kuran ve sünetten delillerini zikreder ve derki bu ilk görüş(7. Görüş yani) sahabeden Ömer, İbni Mesud, Ebu Hureyre, Ebu Said ve başkalarından nakledilmiştir. Ayrıca Abd bn humeyd tefsirinde “orada sonsuz devirler boyunca kalacaklardır “nebe 23 ayetini tefsir ederken Cehennemliklerin cehennemde kalma süresi alic denilen yerin kum taneleri kadar bile olsa mutlaka o vakit gelecek ve onlar oradan çıkacaklardır.
Onlar ayetlerde Allahın yaptığı müstesna ve bu hulud için devirler kelimesinin kullanılması ve Allahın Rahmetinin azabını geçmesi ve diğer kuran ve sünnetten bir kısım nassları alarak bu hükme varmışlardır böyle bir hükmetmede ancak ya iki ecir ya da bir ecir vardır. Sapma bu şekilde kuran ve sünnetle olan ve hatta sahabe kavillerinin bahsedildiği bir fetvada artık söz konusu olmaz bu ancak bir ecir alınan bir hatadır. Yeri gelmişken bunun hata olması meselesinde Şuayb el arnavuti sahabeden nakledilen bu rivayetlerin tamamını inceleyip tad’if etmiştir yani rivayetler zayıftır. Hakk olan asıl görüş cehennemin ebedi kalıcı olduğunu söyleyenlere aittir.Allah subhanehu Teala bizim ve bizden önce geçen kardeşlerimizin hatalarını örtsün.
Şimdi size gelirsek azokur kardeşim
Cehennemin sonluluğunu başta büyük sahabiler, İbn Teymiyye, ...ve bir çok isim savunmuş, İbn Kayyım bu konuda Hadi'l-Ervah diye de bir kitap yazmıştır. Buna Kur'an'dan bazı ayetler de delil gösterilmiştir
BAKIN YUKARIYI SİZ YAZMIŞSINIZ EĞER YAZDIKLARINIZI OKUYORSANIZ ...YANİ SAHABELER BİLE AYNI GÖRÜŞTE İKEN BUNDAN DOLAYI İBNİ TEYMİYYE Yİ TEKFİR Mİ EDELİM ŞİMDİ...'
Şimdi burada bir incelik var ibni teymiyye bu rivayetlerin sahabeden geldiği görüşünde ki, ebul izz ve yukarıda kendisinden naklettiğiniz zatta bu durumda iken nasıl t’an ederiz. Sonra ebul İzz gibi cidden ehli sünnetin tamamının nazarında kabul görmüş alimler bile ibni teymiyyenin bu husustaki görüşünü ehli sünnete ait görüşler arasında zikrederken, acaba biraz aceleci ve insafsız davranmış olmuyor muyuz?Başka misaller de verebilirim, ama insafı olana bu kadarı yeter. Kısacası, İbni Teymiyye ve İbni Kayyım'ın fena-i nar fikrinde olduğunu ilk ve tek tespit eden E. Sifil sanıp, ona kızmak veya onu övmek yanlış olur.BUDA SİZİN SÖZLERİNİZ YANİ AYNI MANTIK ASLINDA ONDAN ÖNCE SAHABE TARAFINDAN BİLE SÖYLENMİŞ BİR SÖZÜ İBNİ TEYMİYYE SÖYLEDİĞİ HALDE ONU İTHAM ETMEYİ CAİZ GÖRÜYORSUNUZ BUDA KENDİNİZİ ZEMMETMEK OLMUYOR MU? SİFİLE GELİNCE şikayet ediyorsunuz (ONDAN ÖNCEKİLERİN SÖZÜDE TARTIŞILABİLİR OLDUĞU HALDE)AMA İBNİ TEYMİYYEYE GELİNCE(SAHABEDEN NAKLETTİĞİ HALDE) ASLAN KESİLİYORSUNUZ. "ARAPLARIN BİR DEYİMİ VAR ADİLİN TERAZİSİ DOSTADA DÜŞMANADA AYNI TARTAR"
Oysa ben insanlara bakıyorumda açık olarak firavun israiloğullarına "ben yüce rabbinizim derken" doğruyu söylüyordu diyen. Cehennemliklerin ateşe sokulması azab değil bir nimettir diyen. Ve yine sen O'sun (Allah) sana giren odur(yani yiyeceğinde Allah’tır) ve senden çıkanda O dur(çıkan derken Allaha sığınırız yediğimiz yiyeceklerin vücuttan atılma şeklini kastediyor) eğer anlarsan bu sana garip değildir gibi sözleri söyleyen adamlardan hiç bahsetmiyorsunuz...Bakın ibni teymiyye burada hadislerle hataya düşmüş ve ehli sünnet alimlerinin(yoksa yukarıda zikrettiğim sapık görüş sahiplerinin değil) zikrettiği iki görüşten birine sahiptir. Sizde buna benzer görüşlere sahip misiniz azokur kardeşim? Ayrıca ebubekr sifle karşı olmam ve size..acaba rivayetleri eksik nakletmeniz ve ve sifilin tevil edemediği hadisleri inkar etmesi olabilir mi (http://www.islamiforum.com/index.php?showtopic=17104&pid=233711&st=0&#entry233711 (http://www.islamiforum.com/index.php?showtopic=17104&pid=233711&st=0&#entry233711))ayrıca sizin manaları açık olarak bozacak şekilde cımbızlama yapmanız (ben bunları bir bir yukarıda yerleri ile zikrettim eserlerin hepsi türkçe mevcut ve isteyen oralardan bakabilir) ve de sizin aklınıza uymayan yerlerde ehli sünnet tarafından kabul görmüş olsa bile o görüş sadece ibni teymiyyeye aitmiş gibi davranmanız olabilir mi?
Yani ne denilebilir ki oradan biri diyorki ibni abbasa kafir demiştir şu kitapta sadece buna zımnen, tercume hatası olarak delalet edebilecek tek bir rivayet var mı diye kitabı iki defa okudum yok yok acaba size ne oluyor? Ama yukarıdaki rivayetler doğrudur ibni teymiyye alim olması sebebiyle burada hata etmiştir (ayak uyuşması vesair hallerde anma meselesi ile ilgili hadislerin tamamı zayıftır o zayıf hadise fikrini dayandırmış ve hata etmiştir bizzat bu hususta elbani sahihu kelimut tayyib te ibni teymiyyeyi bundan dolayı eleştirmiş bu kadar büyük bir alimin bu sözleri nasıl zikredeceğine esef getirmiştir.Zaten hata etmez diyen olmadı ki ama bakın iki net hatasını gösterdiniz ve bu iki hatası da delilden yola çıkarak olmuştur. Ayak uyuşması vesair anlarda Rasulun ismini anmaya dair bütün rivayetler zayıftır islamın tevhid anlayışına aykırıdır.
Ayrıca size atfettiğim aynı cımbızlama işini sifil beyde yapmaktadır abdulkadir ceylani olsun imam malik olsun ebu hanife olsun ve diğerlerinin Allahın semada olduğunu ispat ve Allahın sıfatlarını ispat için zikrettiği sözleri kırpıp sanki ona karşı imiş havası vermeye çalışıyor ki edebe aykırıdır. Misalen gunyede Şeyh Abdulkadir(ceylani) Allahın semada olmasını alenen söylemiştir ve rivayetlerle savunmuştur. İbni teymiyye ise Allahın arşın üstünde, arşa muhtaç olmaksızın ve yönler tarafından ihata edilmeksizin yükseklik yönünde (semada)olduğunu, arşın bütün semaların üstünde tüm mahlukatın üstünde, Allahın ise arşının üzerinde olduğunu, ne arşa ne de diğerlerine muhtaç olduğunu söyler. imam malik arş hususunda Allah arşa istiva etmiştir malumumuzdur(bunu biliyoruz) bunu inkar küfürdür demiştir. Ama ebubekr sifil beyfendi bütün bu meseleyi kabul eden alimlerin sözlerini cımbızlayıp sanki tevil veya inkar ediyorlar hissini uyandırmaya çalışmıştır.
Alem ya vardır ya yoktur ikisi beraber mümkün değildir. Allah alemin ya içindedir ya da dışındadır bu ikisi beraber mümkün değildir ehli sünnet alimleri taberiden tutun ibni kesirine hepsi aynı sözü söylemişlerdir.Abdulkadir geylani ise daha genişçe ;
Sonra bütün işler sizin saya geldiklerinize göre bin yıl süren bir günde O’na çıkar(secde5) Allah’ı her yerde olmakla nitelemek caiz değildir, aksine Allah gökte ve arşına istiva etmiştir…Öyle ki bu istiva arşa yapılan zat istivasıdır….O’nun niteliği(nasıllığı) bilinmeksizin Arş’ın üzerinde olmasıAllah’ın her peygambere indirdiği her kitapta söylenile gelmiştir.(Şeyh Abdulkadir’den alıntı bitti gunye kitabından)
bakın aşağıda rivayetleri vereceğim sanki imam malik keyfiyeti inkarla fiili inkar etmiştir. Keyfiyyet nasıllık demektir Allahın nasıl istiva ettiğini nasıl bilebiliriz ki Onun hiç bir fiili ve sıfatı kullarına benzemez. Nasıl olur ki o Rahmandır sıfatları da fiilleri de kendine layık kemal üzeredir.bakınız;
"Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a istiva eden O'dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir." (Hadid: 57/4)Burada Allah'ın ilminin ve kudretinin umumiliği anlatılmaktadır."Gökte olanın sizi yere geçirmeyeceğinden emin misiniz? Bir bakmışsınız ki, o (yeryüzü) sallanıp çalkalanmaktadır." (Mülk: 67/16) "Yoksa gökte olanın üzerinize taş yağdıran bir rüzgar göndermeyeceğinden emin misiniz? Siz o taktirde Benim uyarmam nasılmış bilip öğreneceksiniz." (Mülk: 67/17)"Şayet sana şeytandan bir kışkırtma gelecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir." (Fussilet: 41/36)Müçtehid imamlar, verdikleri eserlerinde Cehmiye, Mutezile ve Eş'ariler gibi sıfatları inkar edenlere sahabe ve tabiinin sözleriyle cevap vermişlerdir. İşte bunlardan birisi de Hafız Zehebi'nin "Kitabul Ulüvv" ve başkaca eserlerinde sahih senedlerle, Rasulullah'ın (s.a.v.) eşi, annemiz Ümmü Seleme'den (r.a.) rivayet ettiği gerçeklerdir. Ümmü Seleme (r.a.), "Rahman Arş'a istiva etti" ayetiyle ilgili olarak demiştir ki: "İstiva bilinmeyen bir şey değildir, keyfiyeti akılla anlaşılır da değildir, bunu inkar ise küfürdür." (İbnul Münzir, Lalikai ve daha başkaları sahih senedlerle rivayet itmişlerdir)Süfyan b. Uyeyne'den sabit olduğuna göre, demiştir ki: "Rabia b. Abdurrahman'a 'İstiva nasıldır?' diye sorulunca demiştir ki:"İstiva bilinen bir şeydir, keyfiyeti ise meçhuldür. Risalet görevi Allah'tandır. Rasulün görevi de tebliğdir. Bize düşen ise tasdik etmektir."İbn Vehb demiştir ki: "Biz İmam Malik'in yanında idik. Bir adam geldi ve:"Ey Ebu Abdullah! Rahman'ın Arş'a istivası nasıldır?" dedi. İmam Malik (r.a.) başını eğdi, buram buram terlemeye başladı ve dedi ki:"Rahman Arş'a istiva etti. Tıpkı nefsini vasfettiği gibi. Bu bakımdan "nasıl" diye sorulmaz. Çünkü, "nasıl" ondan aldırılmıştır. Sen bid'at sahibi birisin. Çıkarın onu." (Beyhaki sahih bir isnadla İbn Vehb'ten rivayet etmiştir)Aynı şekilde Yahya b. Yahya'dan da rivayet edilmiştir. Onun lafzı da şöyledir: "İstiva meçhul değildir, keyfiyeti akılla kavranılır değildir. Buna iman vacip (farzdır), bundan sormak da bidattir."Zehebi der ki: "Bunlara dikkat et. İstivayı Allah için nasıl da var olarak kabul ediyorlar. Verdikleri emre, makuldür,diyorlar. Bu lafzın tefsire de ihtiyacı yoktur. Bundan keyfiyeti reddetmişler, kabul etmemişlerdir.Buhari, Salih'inde der ki: "Mücahid dedi ki: "İstiva; 'Arşı'nın üstünde yükseldi' demektir."İshak b. Rahuye de der ki: "Bir çok müfessirden dinledim, şöyle diyorlar: "Rahman Arş'a istiva etti" demek, "yükseldi, üstüne çıktı" demektir."Muhammed İbn Cerir Taberi de, "Rahman Arş'a istiva etti" ayetiyle ilgili olarak şöyle demiştir: "Yükseldi,üstüne çıktı. Bunun şahitleri, örnekleri sahabe, tabiin ve tebei tabiinin sözlerinde bir hayli çoktur. İşte bunların birisi de Abdullah b. Revaha'nın sözüdür. Der ki: "Allah'ın vaadinin hak, kafirlerin yerinin de ateş olduğuna tanıklık ederim. Aynı zamanda Arş, suyun üstünde dolaşmakta, Arş'ın da üstünde alemlerin Rabbi Allah'ımız. Meleklerin onu taşımakta olduklarına da şehadet ederim."Darimi, Hakim ve Beyhaki en Sahih isnadlarıyla Ali b. Hüseyin b. Şakik'ten rivayet ediyorlar, demiştir ki: "Abdullah b. Mübarek'ten şöyle dediğini dinledim: "Biz Rabbimizin, halkından uzak, yedi kat göğünün üstündeki Arş'ının üzerinde istiva ettiğini biliriz; ancak biz Cehmiye'nin dediği gibi demeyiz." Darimi der ki:"Abdullah b. Mübarek'e, 'Rabbimizi nasıl biliriz?' diye sorulmuş, demiş ki:"O'nu, yedinci semanın üstündeki Arş'ının üzerinde ve yarattıklarından uzak olarak biliriz."Evzai'nin sözü daha önce geçmişti. Tabiunun çoğu şöyle derdi: "Doğrusu Allah'ın zikri yarattıklarından ayrıdır. Biz Sünnette geldiği gibi O'na iman ederiz."Ebu Amr Talemneki, "Kitabul Usul" adlı eserinde der ki: "Ehli Sünnetten müslümanlar arasında, Allah'ın zatıyla Arş'ının üzerinde istiva ettiği konusunda icma vardır." Yine bu kitapta der ki: "Ehli Sünnetin icmaına göre, Allah, mecazi manada değil, gerçek anlamda Arş'ının üzerinde istiva etmiştir." Daha sonra kendi senediyle Malik'ten, onun şu sözünü aktarır: "Allah göktedir, ilmi ise her yerdedir." Sonra yine aynı kitapta der ki: "Ehli Sünnetten müslümanların icmaına göre, nerede olursanız olun, Allah sizinle beraberdir" kavlinin manası ve Kur'an'da buna benzer ifadelerin manası, bunun Allah'ın ilmi olduğudur. Allah zatıyla göklerin üstündedir, Arş'ının üstünde nasıl dilerse öyle istiva etmiştir." İşte bu, onun kitabındaki lafızdır.Bu türden ifadeleri sahabe, tabiin ve müctehid imamların sözlerinde çokça bulabiliriz. Biz, Allah'ın, Kitap ve Sünnette kendi zatı hakkında haber verdiği şeyleri olduğu gibi, Allah'ın Celal ve Azametine yaraşır bir şekilde kabul ederiz. Allah (c.c.) kendi sıfatlarının yaratıklarının sıfatlarına benzetilmesini menetmiştir. O, temsilsiz ve keyfiyetsizdir. Nitekim bu konuyu bu bölümde aktardık.Hafız Zehebi diyor ki: "Allah'ın Arş'ın üstünde olduğunu inkar ettiğini işittiğim ilk kimse Ca'd b. Dirhem'dir. Bu kişi aynı şekilde Allah'ın tüm sıfatlarını da inkar etmiştir. Halid b. Abdullah Kasri kendisini öldürmüştür. Bununla ilgili hikaye herkesçe meşhurdur. Cehmiye'nin İmamı Cehm b. Safvan bu görüşü işte bu zattan almıştır. O, bu görüşünü açıkça söylemiş, bunu ispatlamak için şüphe uyandıracak birtakım deliller ileri sürmüştür. Bu olay tabiin asrının sonlarında meydana gelmiştir. Onun bu görüşlerine çağının müctehid imamlarından Evzai, Ebu Hanife, Malik, Leys b. Sa'd, Sevri, Hammad b. Zeyd, Hammad b. Seleme, Abdullah b. Mübarek ve bundan sonra gelen hidayette önder imamlar karşı çıkarak cevaplamışlardır. Şam bölgesinin müctehid imamı olan Evzai, hicretin 150. yılının başlarında bu düşüncenin çıktığı bir sırada demiştir ki: "Bize Abdulvasi' el- Ebheri'nin senediyle Ebu Bekir, Beyhaki'ye dayanarak haber verdi. Bize Ebu Abdullah Hafız haber verdi, bana Muhammed b. Ali Cevheri -Bağdat'ta- haber verdi. Bize İbrahim b. Heysem, bize Muhammed b. Kesir Masisi anlattı, dedi ki: "Evzai'den şöyle söylediğini dinledim: "Biz -tabiundan çok sayıda kişi- şöyle derdik: "Gerçekten Allah Arş'ın üstündedir. Sıfatlarıyla ilgili olarak Sünnette gelene iman ederiz." (Beyhaki 'Sıfat' kitabında tahric etmiştir, ravileri sika imamlardır)İmam Şafii (r.a.) der ki: "Allah'a ait isim ve sıfatlar vardır, kimse bunları reddedemez. Kim aleyhine hüccet sabit olduktan sonra bunlara karşı çıkarsa küfre girer. Ancak hüccet gösterilmeden önce o kimse bilmemesi sebebiyle inkar ederse mazurdur. Biz bu sıfatların varlığını kabul eder, teşbihi(yaratılmışa benzetmeyi) de reddederiz. Tıpkı Allah'ın kendi zatında bunu reddettiği gibi:"Onun gibi hiçbir şey yoktur, O Semi'dir ve Basir'dir" (Fethul-Bari'den)İbn Abbas (r.a.) diyor ki:"Yedi kat gökler ve yedi kat yerler, Allah'ın kabzasında ancak sizin avucunuzdaki bir hardal tanesi gibidir." acaba nasihatuz zehebisinden habire bahsettiğiniz zehebi itikatla ilgili tek bir meselede ibni teymiyye ye muhalefet etmiş midir.ayrıca ebubekr sifil Allahın semada olması hususunda şunu delil getiriyor(İmam Ahmed b. Hanbel’in görüşü de diğerlerinden farklı değildir. El-Hallâl, onun şöyle dediğini nakletmiştir: “Allah Teala Arş’a, kendisi için bir sınır söz konusu olmaksızın, sıfatsız (keyfiyetsiz) olarak, vasfedilmeyecek bir tarzda, dilediği gibi ve dilediği şekilde istiva etmiştir.” ) Allah aşkına insaflı olmak gerekir o Allahın arşa istiva ettiğini(ayette geçtiği şekli ile istiva yerleşmek kurulmak demektir arşın ise semaların üstünde olduğunu söylemiştik) söylemiştir. Acaba burada Allah semada mıdır yoksa değil midir mi denmektedir. Bu okuyucuyu özellikle saptırmak değil midir.Sonra zaten bu alimlerin hiç biri Allahı altı yön kuşatır ve Allah arşına muhtaçtır dememiştir.
ONLARALLAH KENDİ ŞANINA LAYIK BİR ŞEKİLDE KEMAL ÜZERE VE KEYFİYYETİ BİLİNMEKSİZİN(NASIL OLDUĞU BİLİNMEKSİZİN ÇÜNKÜ ALLAHIN FİİLLERİ VE SIFATLARI MAHLUKUNA BENZEMEZ)ARŞA İSTİVA ETMİŞTİR.ARŞINA MUHTAC OLMAKSIZIN VE YÖNLER ONU KUŞATMAKSIZIN O ARŞININ ÜZERİNDEDİR HEM NASIL KUŞATIR Kİ BİZZAT ONUN ARŞI HERŞEYİ, O İSE BÜTÜN MAHLUKATINI KUŞATMAKTADIR.OYSA TERSİNİ SÖYLEYENLER İÇİN, YA ALLAH ALEMLERİN DIŞINDADIR YA DA İÇİNDE YADA ALEMİN KENDİSİDİR, ALLAHIN ALEMİN KENDİSİ OLDUĞUNU SÖYLEYENLER İBNİ ARABİ, TİLEMSANİ VE DİĞERLERİ GİBİ SAPITMIŞ OLANLAR İLE PANTEİST ZINDIK TOPLULUKLARDIR, ALEMİN İÇİNDE OLDUĞUNU SÖYLEYENLER İSE SANIRIM BUNLARDAN BİLE SAPIKTIRLAR ZİRA BU ALEME SIĞABİLMEYİ GEREKTİRİR.ALLAHI YOK KABUL EDENLERE GELİNCE ONLAR İÇİNDE BİR YOL YOKTUR, AMA HEM VAR HEM YOK KABUL EDENLERE GELİNCE ACABA ONLAR BU GÖRÜŞLERİNİ NEREDEN ALDILAR.HANGİ AYET VE HADİS SİFİLİN VEYA SİZİN (ARTIK NEYİ SAVUNUYORSANIZ) GÖRÜŞLERİNİZE DELALET EDİYOR. AÇIK VE SARİH HADİSLERİ TEVİL VE İNKAR EDİYORKEN ACABA sifil KENDİ İTİKADINA NEYİ DELİL GETİRECEK. SİZDE SİZE AİT ŞU İTİKADIN DELİLLERİNİ BİR YAZIN VEYA İTİKADINIZI YAZINDA BİRAZDA ONDAN BAHSEDELİM AZOKUR KARDEŞİM.........
Arşın kadimliğine gelince bu hususta Prof.Dr.Yusuf Şevki Yavuz (http://yusufsevkiyavuz.com/)un bir makalesine rastladım buyrunArşın yaratılmış olup olmadığı konu¬suna gelince, İslâm âlimlerinin çoğunlu¬ğuna göre o Allah’ın yarattığı ilk varlıktır (Malatî, s. 102; Dârimî, er-Red cale’l-Merîsî, s. 437; Râzî, XXII, 14, 187). İlk yaratığın su veya kalem olduğunu ileri sürenler varsa da bunların yaratılıştaki öncelikleri, göklerin ve yeryüzünün yaratılışına nisbetle izafî olduğu kabul edilmektedir (M. Reşîd Rızâ, I, 149). İbn Huzeyme gibi bazı âlimler, “Allah vardı, ondan önce hiçbir şey yoktu ve arşı su üzerinde idi” (Buhârî, “Bed’ü’1-halk”, 1) hadisi ile İbn Abbas’tan nakledilen, “Allah hiçbir şey yaratmadan önce arşı su üzerinde idi” (Dârimî, er-Red Cale’l-Cehmiyye, s. 12) şeklindeki habere dayanarak arşın ezelden beri Allah’la beraber var olan kadîm bir nesne olduğunu savunmuşlardır (Aynî, XX, 299). İbn Teymiyye arşın yaratılmış olduğunu belirtir (Mecmû’a-tü’r-resâ’il, IV, 354-355, a.mlf., Mecmû’u fetâvâ, V, 145-146, 314). Ancak onun arşı tür olarak kadîm, fakat zat olarak hâdis telakki ettiğini iddia edenler olmuştur (Muhsîn el-Emîn, s. 486-487). Nu’mân b. Mahmûd el-Âlûsî ise bunun İbn Teymiyye’ye yapılmış bir iftira olduğunu söyler (Cilâ’ü’I-’ayneyn, s. 206). Arşın kadîm olduğu iddiası, onun su üzerinde yaratıldığını açıkça belirten hadis (Tirmizî, “Tefsir”, 12) ve sahabe sözleri (Taberî, XII, 3-4; Makdisî, I, 148-149) yanında selef âlimleriyle kelâmcıların ulûhiyyet anlayışına aykırı düşmektedir.SELAM EDERİM

ebuemetullah
14-02-2008, 09:41
Senin ciddi birkaç problemin var.

Bir tanesi, doğru-dürüst Türkçe cümle kuramıyorsun ve yazıların karmakarışık.

İkincisi, korkarım bizim naklettiğimiz yazıları da doğru anlamıyorsun.

Fena-i nar fikri "dine sonradan sokulmuş" bir fikir, bir bid'at değil midir? Elbette öyledir.

Net olarak anlaşılmaktadır ki İbn Teymiyye, kâfir ve müşrikler için Cehennem azabının sonsuz olmayacağı, azapta çok uzun zaman kalsalar da oradan çıkacakları bir günün mutlaka geleceği görüşünü benimsemiş ve hiçbir yoruma mahal bırakmayacak tarzda savunmuştur. (İnkişaf Dergisi, No:7)

Cennet ve cehennem hayatının ebediliği, Kur'an, Sünnet ve İcma ile sabit zarurat-ı diniyyedendir. Konuyla ilgili ayet ve hadisler burada zikredilemeyecek kadar fazladır. Ümmet seleften halefe bu itikat üzere icma edegelmiştir. İbn Hazm, "Merâtibu'l-İcma"da cennet ve cehennemin ebedî olduğu konusunda icma edildiğini ve bu icmaa muhalefet edenlerin küfründe icma bulunduğunu söyler. (Milli Gazete, 24 Temmuz 2004)

Yeri gelmişken el-Karadavi'nin, İbn Teymiyye'ye ittibaen Cehennem'in kâfir ve müşrikler için de ebedi olmadığı görüşünü benimsediğini bir not olarak eklemiş olalım. (Ebubekir Sifil, Milli Gazete, 13 Haziran 2005)

DİA'da da belirtildiği gibi İbnu'l-Vezîr ve İsmail Hakkı İzmirli'nin de Cehennem azabının fena bulacağı görüşünü benimsediği bilinmektedir. Çağdaş araştırmacılardan Yusuf el-Karadâvî de bu isimlere eklenmelidir. el-Karadâvî'nin konu hakkındaki görüşü için aşağıdaki adrese bakılabilir:

http://www.qaradawi.net/site/topics/article.asp?cu_no=2&item_no=3728&version=1&template_id=187&parent_id=18 (http://www.qaradawi.net/site/topics/article.asp?cu_no=2&item_no=3728&version=1&template_id=187&parent_id=18)

Kaynak: Ebubekir Sifil, İbn Teymiyye Ve İbnu'l-Kayyım'ın Cehennem'in Ebediliği Meselesindeki Görüşünün Tesbiti, İnkişaf Dergisi, No: 7




YAZIKLAR OLSUN SİZE BAŞI KUYRUĞUNU ISIRAN SÖZLER EDİYORSUNUZ BU SÖZLER SADECE İBNİ TEYMİYYE YE AİTMİŞ GİBİ DAVRANIYORSUNUZ OYSA BİR ÜST MAKALENİZDE
Cehennemin sonluluğunu başta büyük sahabiler, İbn Teymiyye, ...ve bir çok isim savunmuş, İbn Kayyım bu konuda Hadi'l-Ervah diye de bir kitap yazmıştır. Buna Kur'an'dan bazı ayetler de delil gösterilmiştir.

SAHABİLER SÖZÜNÜN ALTINI ÇİZERİM YANİ DEMEK OLUYOR Kİ AYNI GÖRÜŞTE İSELER BU SAHABELERİDE AYNI HÜKME SOKUYORSUNUZ (ACABA ŞİMDİ SİZ ASIL TEKFİR EDEN OLMADINIZ MI)
BANA GELİNCE ALİMDİR HATA ETMİŞTİR BİZ SAHABELERİN DAHİ HATA ETTİKLERİNİ VE BİRBİRLERİNİ TASHİH ETTİKLERİNİ AMA BUNUN ONLARIN KIYMETİNDEN BİR ŞEY EKSİLTMEDİĞİNE İNANIYORUZ YALNIZ ALLAH RASULU HATA ETMEZ BUNA DAİR HOŞ BİR SÖZ İBNİ ABBAS RADİALLAHU ANHTAN NAKLEDİLMİŞTİR.
TÜRKÇEME GELİNCE HATALARIMI ALLAH AFFETSİN MÜSLÜMAN KARDEŞLERİM İSE DÜZELTSİNLER İNŞAALLAH
YAZIMA GELİNCE
ebuemetullah - İsimli Üyeden Alıntı http://www.ihvanforum.org/images/ihvan/buttons/viewpost.gif (http://www.ihvanforum.org/showthread.php?p=499474#post499474)
ibni teymiyye bence tartışılmasında hayır olan bir mevzuu değil asıl konuşulması gerekn bu adamın dine yeni soktuğu bir şey var mıdır.

MADEM BU SÖZÜM ANLAŞILMADI O ZAMAN DEMEK İSTEDİĞİM İNSANLARI İSİMLERİ ÜZERİNDEN DEĞİLDE GÖRÜŞLERİ ÜZERİNDEN DEĞERLENDİRELİM.HATTA İNSANLARIN İSİMLERİ İLLAKİ ONLARI KÖTÜLEMEK İÇİN SEBEP OLMAMALI.SİZ BU ADAMI (ZAYIFTA OLSA) SAHABELERDEN NAKLEDİLEN BİR GÖRÜŞÜ SAVUNDUĞU İÇİN NEREDE İSE TEKFİR EDİYORSUNUZ OYSA Kİ SİZİN İTİKADEN TABİİ OLDUĞUNUZ GÖRÜŞLER YUKARIDADA ZİKRETTİĞİM GİBİ TAAAA CA'D BİN DİRHEMDEN SONRA ORTAYA ATILMIŞ CA'D BİN DİRHEMİ İSE BU GÖRÜŞLERİNDEN DOLAYI ABDULLAH EL KASRİ RAMAZAN GÜNÜ İDAM ETMİŞTİR.(DÜŞÜNÜN NE KADAR SAPIK KABUL EDİLMİŞ O ADAM)AYNI HIRÇINLIKLA siz hiç kendi itikadınızı sorguladınız mı ? BU ARADA BEN CA'D I ZINDIKLIKLA İTHAM ETMEKLE BERABER BUNU UMUMA TEŞMİL ETMİYORUM YANLIŞ ANLAŞILMASIN ZİRA BU HUSUSTA UMUM BİR CEHALETİN VARLIĞI MUHAKKAK İTİKAT MESELESİNDE PEK ARAŞTIRMACI BİR TOPLUM OLDUĞUMUZ SÖYLENEMEZ.ALLAH HEPİMİZİ AFFETSİN
BUNUN İÇİNDE BİR ÖNCEKİ MAKALEMDE SİZİN NEYE İNANDIĞINIZI SORMUŞTUM(DELİLLERİ İLE) BİRAZDA SİZDEN KONUŞMAK BELKİ MUKAYESE YAPMAYI KOLAYLAŞTIRACAKTIR

İbrahim Tevhidi
14-02-2008, 11:04
Hala aynı mevzu..

Geldik gitti aynı mevzu...

Beğenen uysun begenmeyen uymasın...

Sapık diyenin kendisi en has sapıktır, ne övmede nede yermede aşırılık yakışmaz...

Ahi Evran
14-02-2008, 13:16
NAKŞBEND BİR ALİM’DEN İBN TEYMİYYE YORUMU:

Muhammed Salih Hocamız İbn Teymiye, İbn Arabî vb. İslâm tarihinin tartışılan şahsiyetleriyle ilgili ne düşünür?

Muhammed Sâlih Hoca: İbn Teymiye tabii büyük insan, büyük âlim ve büyük mücahiddir. Ama bir takım önemli hataları da vardır. O hataları bilmek ve onlara kapılmamak şartıyla ilminden istifade edilebilir. Ama bu sözümüz herkese değildir. Zira bazı insanlar İbn Teymiye'den istifade etmeye kalktığında onun yanlışlarını da alıyor. Zira kafasında bir fikir süzgeci oluşmamıştır. Ama ehl-i ilim için İbn Teymiye'nin kitapları büyük kitaplardır, önemli kitaplardır. İstifade edilebilecek muhtevaya sahiptir. Nitekim biz Faslu'l-Hitâb eserimizde onun Minhâcü's-Sünne'sinden çok istifade ettik. Ancak onun cumhûra muhalefet ettiği meselelerin çoğunda görüşlerine katılmıyoruz.

Murat Yazıcı
14-02-2008, 13:34
YAZIKLAR OLSUN SİZE BAŞI KUYRUĞUNU ISIRAN SÖZLER EDİYORSUNUZ BU SÖZLER SADECE İBNİ TEYMİYYE YE AİTMİŞ GİBİ DAVRANIYORSUNUZ OYSA BİR ÜST MAKALENİZDE
Cehennemin sonluluğunu başta büyük sahabiler, İbn Teymiyye, ...ve bir çok isim savunmuş, İbn Kayyım bu konuda Hadi'l-Ervah diye de bir kitap yazmıştır. Buna Kur'an'dan bazı ayetler de delil gösterilmiştir.

SAHABİLER SÖZÜNÜN ALTINI ÇİZERİM YANİ DEMEK OLUYOR Kİ AYNI GÖRÜŞTE İSELER BU SAHABELERİDE AYNI HÜKME SOKUYORSUNUZ (ACABA ŞİMDİ SİZ ASIL TEKFİR EDEN OLMADINIZ MI)


Sen okuduğunu anlamıyorsan, ben ne yapayım?

Kırmızı ile yazılanlar Mustafa İslamoğlu'nun (İbni Teymiyye ve İbni Kayyım'dan da etkilenerek yazdığı) görüşleridir; benim görüşlerim değil.

Burada bazı sahabe büyüklerine iftira vardır. Verdiğim bağlantıda açıkca yazmıştım:

http://muratyazici.blogspot.com/2007/06/m-islamolu-okuyucularn-felakete-srklyor.html

Mustafa İslamoğlu'nun 12/03/2007 Tarihini taşıyan yazısını bugün (20/06/2007) buraya kopyaladım.

M. İslamoğlu'nun fena-i nar (Cehennemin sonluluğu) görüşünü benimseyip benimsemediği -yukarıdaki yazısından- tam olarak anlaşılmıyor. Ancak, M. İslamoğlu'nun bu yazısını büyük bir sorumsuzluk örneği olarak görüyorum. Çünkü,"Büyük sahabiler Cehennemin sonluluğunu savunmuştur" diyor.

Bunu okuyan ve itikadi konularda sağlam bir altyapıya sahip olmayan bir kişi ne düşünür? "Büyük sahabiler" haşa kâfir veya sapık olamayacağına göre, Cehennemin sonlu olduğuna inanmak sapıklık sayılmaz, hatta kabul edilebilir bir inanıştır, neticesi çıkar. Böyle bir anlayışın ise kişiyi felâkete sürükleyeceği izahtan varestedir.

Not: Tehlikenin büyüklüğünü görmek için şu iktibaslar faydalı olacaktır:

Cennet ve cehennem hayatının ebediliği, Kur'an, Sünnet ve İcma ile sabit zarurat-ı diniyyedendir. Konuyla ilgili ayet ve hadisler burada zikredilemeyecek kadar fazladır. Ümmet seleften halefe bu itikat üzere icma edegelmiştir. İbn Hazm, "Merâtibu'l-İcma"da cennet ve cehennemin ebedî olduğu konusunda icma edildiğini ve bu icmaa muhalefet edenlerin küfründe icma bulunduğunu söyler. (E. Sifil, Milli Gazete, 24 Temmuz 2004)

Zahid el-Kevseri diyor ki: "Cennet ve Cehennem'in ya da bunlardan birisinin baki olduğunu inkar edenlerin tekfiri, Ehl-i Hakk'ın icmaına dayanır." (Makalat, 377) "Cennet ve Cehennem'in baki olduğu hususu Kur'an, sünnet ve yakini icma ile sabittir." (Makalat, 450)

Muhammed Hadimi diyor ki: "Küfrün gailesi yani en büyük mefsedeti [zararı], Cennet'e girmekten mahrumluk ve Cehennem'de müebbed [sonsuz] azabdır. Kat'i naslarla [ayet ve hadislerle] ve Ehl-i sünnetin hepsinin icmaiyle böyledir." (Berika, Kahraman Yayınları, c.2, s.466)



*******

İlave (22 Ocak 2008): Yukarıdaki satırları yazdıktan aylar sonra, M. İslamoğlu'nun sitesinde yeni bir yazı gördük. Şöyle diyor:

"Cennet cehennem yok olacaktır" görüşü benim görüşüm değildir. Bir Kur'an talebesi olarak Kur'an’daki "huld" ves "ebed" kelimelerini tahlil ettim. Cennet ve Cehennemin ebediliğinin nasıl anlaşıldığını sahabenin olayı nasıl yorumladığını söyledim. Hz. Ebubekir'in, Hz. Ömer'in, Hz. Abdullah b. Mes'ud başta olmak üzere birçok güzide sahabinin bu konudaki günümüz yaygın kanaatinin aksine olan görüşlerini serdettim. Cehennemin sonsuz olmadığını söylediklerini naklettim. Buna da İbn kayyım el-Cevziyyenin yazdığı Hadi'l-Ervah İla Biladi'l-Efrah adlı eserini kaynak gösterdim. Bu eser arapça olarak piyasada var. Her yerde satılıyor. Bakmak isteyen açıp bakar. İbn Kayyım'ın ilmi yetkinliğinin derecesini siz bilmezseniz bilen birine sorabilirsiniz.
Siz yanlış adrese kızıyorsunuz. Hz. Ebubekir'e, Hz. Ömer'e, Hz. Abdullah b. Mes'ud'a kızmanız, onlara hesap sormanız lazım. Onlara hesap sormanız gerekirken bana hesap sormanız adil değildir. Hak değildir. Zulümdür. Allah razı olmaz.

http://www.mustafaislamoglu.com/haber_detay.php?haber_id=342&Makale_id=342 (http://www.mustafaislamoglu.com/haber_detay.php?haber_id=342&Makale_id=342)

Bu yazı Dr. E. Sifil'in 30 Aralık 2007 tarihli makalesinin konusu olmuş. Okuyalım:

Cevap

1. Cehennemin ebediliği tartışmasında Hadi'l-Ervah'ta ne Hz. Ebu Bekr'in ne de Hz. Ali'nin (Allah ikisinden de razı olsun) adı geçmektedir. Onlardan, "ebediyet" kelimesinin tefsiri sadedinde nakledilmiş herhangi bir rivayet veya görüş de yoktur. Dolayısıyla bu sözün sahibinin önce kendisinin gidip mezkûr eseri bir güzel okuması gerekiyor!

2. Esasen bu kelimenin sonsuzluk ifade etmediği konusunda Sahabe'den herhangi bir kimseden sarahaten bir görüş nakledilmiş değildir.

3. Cehennemin ebedi olmadığı sadedinde bazı sahabilerden nakledilen rivayetlerin bir kısmı sened bakamından itimada şayan değildir, bir kısmı da meseleye açık bir şekilde delalet etmemektedir. Yani bu rivayetler sübut ve delalet bakımından problemlidir. Dolayısıyla "bu konu Sahabe tarafından da farklı anlaşılmıştır" şeklindeki tesbit gerçeği yansıtmamaktadır. Sahabe böyle bir hatadan bin kere münezzehtir!

4. "Ebediyet" kelimesi etrafındaki tartışma İbn Teymiyye ve talebesi İbnu'l-Kayyım ile başlamıştır. Evveliyatında Cehm b. Safvan'ın hem cennetin hem de cehennemin son bulacağı görüşü dışında bu kelimeyi cehennemin sonluluğu anlamında tartışan olmamıştır.

5. Cehennemin ebedi olmadığını söylemenin küfür olduğunu ben söylemiyorum. Ehl-i Sünnet alimlerinin eserlerinde bu mesele hakkında oldukça açık beyan ve hükümler var.

6. Hadi'l-Ervah ve içindeki deliller okunmuş ve gerekli şekilde cevaplandırılmıştır. Hatta bu, daha İbnu'l-Kayyım hayattayken yapılmıştır. Pek çok alim tarafından "müçtehid" olduğu söylenen Takiyyüddin es-Sübkî, el-İ'tibâr bi Bekâi'l-Cenneti ve'n-Nâr" adlı eserinde Hadi'l-Ervâh'taki hatalı yaklaşımı açık biçimde gözler önüne sermiştir. Ondan yüzyıllar sonra Muhammed b. İsmail el-Emîr, "Ref’ul-Estâr" adlı reddiye ile meselenin üstüne bir kere daha gitmiştir. Bu ikinci eser, sıkı bir Selefî ve İbn Teymiyye takipçisi olan el-Albânî tarafından tahkik ve neşredilmiştir. el-Albânî de orada İbn Teymiyye ve öğrencisinin hatalı olduğunu açık bir şekilde itiraf etmektedir.

http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&tur=gazete&no=706 (http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&tur=gazete&no=706)

Murat Yazıcı
14-02-2008, 13:43
BANA GELİNCE ALİMDİR HATA ETMİŞTİR BİZ SAHABELERİN DAHİ HATA ETTİKLERİNİ VE BİRBİRLERİNİ TASHİH ETTİKLERİNİ AMA BUNUN ONLARIN KIYMETİNDEN BİR ŞEY EKSİLTMEDİĞİNE İNANIYORUZ YALNIZ ALLAH RASULU HATA ETMEZ BUNA DAİR HOŞ BİR SÖZ İBNİ ABBAS RADİALLAHU ANHTAN NAKLEDİLMİŞTİR.



Evet, alimlerin de zelleleri, hataları olabilir. Ancak, itikadi konulardaki sapmalar, fena-i nar fikri gibi inanışlar ufak tefek hatalar değildir. Hele, bu tür şazz görüşler başkalarının da sapıtmasına sebep olmuşsa ve olmaya devam ediyorsa, bunları anlatmak ve insanları sakındırmak gerekiyor. Bir iktibas:

"İbni Teymiyye'nin kitapları basılmış bulunduğundan ve onların içinde Ehl-i sünnet inançlarına aykırı meseleler mevcut olduğundan dolayı, alimlere bu meseleleri açıklamaya yönelmek ve bu hususta halkı uyarmak lazımdır" (Yusuf Nebhanî, Şevahidü'l-Hakk, s.203)

İşte, İbni Teymiyye'nin fena-i nar görüşünü (onu taklid ederek) kabul eden birçok kişinin (İbni Kayyım, Karadavi, M. İslamoğlu gibi) isimleri yukarıda geçti. Bu sapık inanışın hükmünü yukarıda nakletmiştim.

Murat Yazıcı
14-02-2008, 14:54
İlave (22 Ocak 2008): Yukarıdaki satırları yazdıktan aylar sonra, M. İslamoğlu'nun sitesinde yeni bir yazı gördük. Şöyle diyor:

"Cennet cehennem yok olacaktır" görüşü benim görüşüm değildir. Bir Kur'an talebesi olarak Kur'an’daki "huld" ves "ebed" kelimelerini tahlil ettim. Cennet ve Cehennemin ebediliğinin nasıl anlaşıldığını sahabenin olayı nasıl yorumladığını söyledim. Hz. Ebubekir'in, Hz. Ömer'in, Hz. Abdullah b. Mes'ud başta olmak üzere birçok güzide sahabinin bu konudaki günümüz yaygın kanaatinin aksine olan görüşlerini serdettim. Cehennemin sonsuz olmadığını söylediklerini naklettim. Buna da İbn kayyım el-Cevziyyenin yazdığı Hadi'l-Ervah İla Biladi'l-Efrah adlı eserini kaynak gösterdim. Bu eser arapça olarak piyasada var. Her yerde satılıyor. Bakmak isteyen açıp bakar. İbn Kayyım'ın ilmi yetkinliğinin derecesini siz bilmezseniz bilen birine sorabilirsiniz.
Siz yanlış adrese kızıyorsunuz. Hz. Ebubekir'e, Hz. Ömer'e, Hz. Abdullah b. Mes'ud'a kızmanız, onlara hesap sormanız lazım. Onlara hesap sormanız gerekirken bana hesap sormanız adil değildir. Hak değildir. Zulümdür. Allah razı olmaz.

Bu yazı Dr. E. Sifil'in 30 Aralık 2007 tarihli makalesinin konusu olmuş. Okuyalım:

Cevap

1. Cehennemin ebediliği tartışmasında Hadi'l-Ervah'ta ne Hz. Ebu Bekr'in ne de Hz. Ali'nin (Allah ikisinden de razı olsun) adı geçmektedir. Onlardan, "ebediyet" kelimesinin tefsiri sadedinde nakledilmiş herhangi bir rivayet veya görüş de yoktur. Dolayısıyla bu sözün sahibinin önce kendisinin gidip mezkûr eseri bir güzel okuması gerekiyor!

2. Esasen bu kelimenin sonsuzluk ifade etmediği konusunda Sahabe'den herhangi bir kimseden sarahaten bir görüş nakledilmiş değildir.

3. Cehennemin ebedi olmadığı sadedinde bazı sahabilerden nakledilen rivayetlerin bir kısmı sened bakamından itimada şayan değildir, bir kısmı da meseleye açık bir şekilde delalet etmemektedir. Yani bu rivayetler sübut ve delalet bakımından problemlidir. Dolayısıyla "bu konu Sahabe tarafından da farklı anlaşılmıştır" şeklindeki tesbit gerçeği yansıtmamaktadır. Sahabe böyle bir hatadan bin kere münezzehtir!

4. "Ebediyet" kelimesi etrafındaki tartışma İbn Teymiyye ve talebesi İbnu'l-Kayyım ile başlamıştır. Evveliyatında Cehm b. Safvan'ın hem cennetin hem de cehennemin son bulacağı görüşü dışında bu kelimeyi cehennemin sonluluğu anlamında tartışan olmamıştır.



Vehhabi ve İbni Teymiyyeci yazar Ebu Muaz Seyfullah El Çubukabadî şunları yazmış:

Cennet ve cehennem fani olmazlar. Günahları sebebiyle cehenneme giren muvahhid kullar, cezalarını çektikten sonra oradan çıkarılırlar. Kafirler ise ebedi olarak cehennem azabına düçar kalacaklardır. İşte ehli sünnetin itikadı bu meselede böyledir...

Şeyhulislam İbni Teymiye, bazı sahabelerden rivayetlerle delil getirmiş, ictihad hatası yapmış, cehennemin fani olacağını bazı sahabelerin söylediğini zannetmiştir...

İbni Kayyım r.a., şeyhul İslam İbni Teymiye’den, şöyle nakleder; “Hasen el Basri, Ömer r.a.’ın şöyle dediğini söyledi; “Cehennemdekiler şayet kum yığınları kadar bir süre bile cehennemde kalsalar, yine bir gün oradan çıkarlardı.”(İbni Kayyım Hadil Ervah(s.409) Suyuti Durrül Mensur(4/478 ) Her ne kadar Hasen el Basri, Ömer r.a.’den işitmemişse de, onun böyle dediğine kanaati olmasaydı böyle kesin olarak rivayet etmezdi. Ehli sünnet önderi imamlar da buna karşı çıkmadılar.”...

Sonra İbni Teymiye r.a., Ömer r.a.’ın sözünü kafirlere hamlederek; “zaten günahkar müminler cehennemde kum taneleri kadar uzun süre orada kalacak değildir. Ömer r.a. kafirleri kastetmiş olmalıdır” der....

Sonra Şeyhulislam, cehennemin faniliğine, İbni Abbas r.a.’ın Enam suresi 128. ayeti tefsirinde söylediği şu sözünü delil getiriyor; “Hiç kimsenin, yaratıkları hakkında Allah’a hükmetmesi, onlara cennetlik veya cehennemlik diye damga vurması yakışmaz.”...

Sonra Şeyhul İslam İbni Teymiye, İbni Merduye’nin tefsirinde Cabir r.a. hadisinden tahric ettiği şu rivayeti delil getiriyor; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Bahtsızlar ateştedirler. Onların orada (o bunaltıcı ateş içinde) bir soluk alıp verişleri vardır ki!... Rabbinin dilediği hariç, (onlar) gökler ve yer durdukça o ateşte ebedî kalacaklardır.”(Hud 106-107) ayetleri hakkında buyurdu ki; “Allah dilerse, bedbaht olanlardan bazı kimseleri ateşten çıkarmayı ve onları cennete koymayı dilerse bunu yapar.”...

Vehhabi yazarın yazısı burada bitti.

Bu Vehhabi-Teymiyyeci yazar şunları kabul ediyor:

1. İbni Teymiyye, bazı sahabelerin fena-i nar görüşünde olduğunu yazmıştır.
2. İbni Teymiyye'nin bu görüşü yanlıştır.

Yani, "bazı sahabeler fane-i nar görüşünde idi" sözü yanlıştır!

Bunu, bu Teymiyyeci-Vehhabi yazar bile itiraf ediyor.

Her ne kadar, "İbni Teymiyye bazı Sahabelerin fena-i nar görüşünde olduğunu sanmıştır" şeklinde bir gerçeği itiraf ediyor ve "aslında Sahabenin bu görüşte olmadığını" teslim ediyorsa da, bizzat İbni Teymiyye'nin fena-i nar görüşünü savunduğunu inkar ediyordu. Ancak, Dr. E. Sifil'in bu konudaki makalesi konuyu Türkçe konuşan-okuyan kitle için oldukça aydınlattı, mızrak çuvala sığmaz oldu.

ebuemetullah
15-02-2008, 09:04
Vehhabi ve İbni Teymiyyeci yazar Ebu Muaz Seyfullah El Çubukabadî şunları yazmış:

Cennet ve cehennem fani olmazlar. Günahları sebebiyle cehenneme giren muvahhid kullar, cezalarını çektikten sonra oradan çıkarılırlar. Kafirler ise ebedi olarak cehennem azabına düçar kalacaklardır. İşte ehli sünnetin itikadı bu meselede böyledir...

Şeyhulislam İbni Teymiye, bazı sahabelerden rivayetlerle delil getirmiş, ictihad hatası yapmış, cehennemin fani olacağını bazı sahabelerin söylediğini zannetmiştir...

İbni Kayyım r.a., şeyhul İslam İbni Teymiye’den, şöyle nakleder; “Hasen el Basri, Ömer r.a.’ın şöyle dediğini söyledi; “Cehennemdekiler şayet kum yığınları kadar bir süre bile cehennemde kalsalar, yine bir gün oradan çıkarlardı.”(İbni Kayyım Hadil Ervah(s.409) Suyuti Durrül Mensur(4/478 ) Her ne kadar Hasen el Basri, Ömer r.a.’den işitmemişse de, onun böyle dediğine kanaati olmasaydı böyle kesin olarak rivayet etmezdi. Ehli sünnet önderi imamlar da buna karşı çıkmadılar.”...

Sonra İbni Teymiye r.a., Ömer r.a.’ın sözünü kafirlere hamlederek; “zaten günahkar müminler cehennemde kum taneleri kadar uzun süre orada kalacak değildir. Ömer r.a. kafirleri kastetmiş olmalıdır” der....

Sonra Şeyhulislam, cehennemin faniliğine, İbni Abbas r.a.’ın Enam suresi 128. ayeti tefsirinde söylediği şu sözünü delil getiriyor; “Hiç kimsenin, yaratıkları hakkında Allah’a hükmetmesi, onlara cennetlik veya cehennemlik diye damga vurması yakışmaz.”...

Sonra Şeyhul İslam İbni Teymiye, İbni Merduye’nin tefsirinde Cabir r.a. hadisinden tahric ettiği şu rivayeti delil getiriyor; Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, “Bahtsızlar ateştedirler. Onların orada (o bunaltıcı ateş içinde) bir soluk alıp verişleri vardır ki!... Rabbinin dilediği hariç, (onlar) gökler ve yer durdukça o ateşte ebedî kalacaklardır.”(Hud 106-107) ayetleri hakkında buyurdu ki; “Allah dilerse, bedbaht olanlardan bazı kimseleri ateşten çıkarmayı ve onları cennete koymayı dilerse bunu yapar.”...

Vehhabi yazarın yazısı burada bitti.

Bu Vehhabi-Teymiyyeci yazar şunları kabul ediyor:

1. İbni Teymiyye, bazı sahabelerin fena-i nar görüşünde olduğunu yazmıştır.
2. İbni Teymiyye'nin bu görüşü yanlıştır.

Yani, "bazı sahabeler fane-i nar görüşünde idi" sözü yanlıştır!

Bunu, bu Teymiyyeci-Vehhabi yazar bile itiraf ediyor.

Her ne kadar, "İbni Teymiyye bazı Sahabelerin fena-i nar görüşünde olduğunu sanmıştır" şeklinde bir gerçeği itiraf ediyor ve "aslında Sahabenin bu görüşte olmadığını" teslim ediyorsa da, bizzat İbni Teymiyye'nin fena-i nar görüşünü savunduğunu inkar ediyordu. Ancak, Dr. E. Sifil'in bu konudaki makalesi konuyu Türkçe konuşan-okuyan kitle için oldukça aydınlattı, mızrak çuvala sığmaz oldu.

1- öncelikle sitedeki bütün yazılarımı elden geçirdim, dar vakitlerde yazmak zorunda kaldığım ve yazı yazmaya fikirleri hatırlamaya uygun bir ortamda bulunamadığım için anlam kaymaları kopuk manalar ve kimi yerlerde eksik kelimeler vardı inşaallah şimdi daha kamil hale geldi bu husustaki uyarınız için teşekkür ederim muratyazıcı kardeşim artık yazılarınızda sizin yaptığınız tahrif ve cımbızlamalarınızı daha açık olarak gösterme imkanım oldu eğer size ikinci bir sıkıntı olmazsa yazılarımı tekrar okuyunuz bu konunun 7. sayfasından itibaren bütün yazılarımı tashih ettim.Ayrıca kimi yerlerde iddialarınızın yanlışlığını gösteren ilaveler ekledim(ibni dakiyk in ibni teymiyye ile görüşmediğine dair iddianız gibi zira ömürleri aynı şehir yani dımeşkte geçmiş desek yanlış olmaz, mısırda görüşüp görüşmemelerinin önemi nedir gibi)
2-Ehli sünnet alimleri birbirlerini tekfir etmemişlerdir sıfatları tevil eden ibni hacer el askalaninin veya ibni hazmın (Allahın sıfatları cehennemin ebedeliği meselesinden daha önemli olduğu halde ve ibni Hazm bütün topluluklardan daha fazla Allahın sıfatlarını inkar ettiği halde) tekfir edilmemiştir
3-Bunun gibi meselelerde alimleri tekfir edenlere bakarsanız basit mezhep taassubunun ötesine geçememiş insanlar olduğunu rahatça görebilirsiniz hatta özellikle tasavvuf ehlinden bu tür kendi şerrlerini açığa çıkaran alimler hususunda tekfir ve ötesi sözler ettiklerine çokça rastlamak mümkündür zira görüşleri zayıf toplulukların en fazla başvurduğu sığınma şeklidir(bu arada ne tesadüftür ki yusuf nebhani de -bu hususta ona sığındığınız için zikrediyorum- tasavvuf ehlidir)Bu arada kevseri dahi teknik olarak pek farklı değildir iyi bir bilgi yükü ile gelişmesine rağmen kimi yerde mezhebine ve meşrebine uymayan sahih hadisleri(aynen ebubekr sifilin yaptığı gibi tadif-zayıf olduklarını iddia- etmiştir, koyu bir maturidi ve ne tesadüftür ki yine tasavvuf ehlidir) Aslına bakarsanız ebubekr siflin naklettiği çoğu söz aslında kevseriden alıntıdır-muslimde geçen muaviye bn hakem es sulemi hadisinin inkarı gibi-)
4-Ayrıca ben zaten bu fena i nar görüşünün ehli sünnete ait iki görüşten zayıf olan olduğunu söyledim sanıyorum bundan iki önceki makalemi tashih ettiğimde bununla ilgili geniş bir açıklamayı oraya koydum fakat burada ibni teymiyye ve diğerleri sadece sahabeden zayıf olarak gelen rivayetlere değil kurandan da istidlale başvurmuşlardır ama hata etmişlerdir bu yüzden haddi bilmekte fayda olduğuna inanıyorum
5-Bu arada ebu muaza vehhabi olup olmadığını sordunuzmu çokithameder kardeşim acaba kendisi vehhabi midir? Bu sözüde kabul ediyor mu?... Yoksa bu ona bir iftira mı oluyor ?
6- Ebubekr sifil bu hususta sözlerin sadece cehme ait olduğunu sanıyorsa bu konu ile toplam 8 farklı görüşün olduğunu ve kimlere ait olduğunu tahavi akidesi şerhinde bulabilir
7-Hz Aişe Allah bizi her vakit duyar mı diye Allah Rasulune soruyor acaba bu daha büyük bir mesele değil mi veya Muaz bn Cebel Allah Rasulune gelip O'na secde ediyor veya bu ?? Ve onlar Rasullerinden zatu envat istiyorlar.Allah hepsinden razı olsun
8-O yüzden tekfir sözüne gelince duralım ibni teymiyye ise cidden hitabetindeki sertliğine rağmen ciltler dolusu kiştabında ancak muhyiddin arabi ve onun gibi bir kaç kişi haricinde kimseyi tekfir etmemiş hep müslümanlar hususunda iyi zan üzere bulunmuştur.Ben bunu daha önce zikretmiştim.

TÜM BU AÇIKLAMALARDAN SONRA SİZ HANGİ İTİKATTASINIZ
SİZİN İTİKADINIZDA ŞU SORULARIMA CEVAP VERİNİZ
MURAT YAZICI KARDEŞİM

1-ALLAHIN SIFATLARI HUSUSUNDA Kİ GÖRÜŞÜNÜZ
2-ALLAH NEREDEDİR ?
3-İMAN NEDİR ARTIP EKSİLMESİ HUSUSUNDA GÖRÜŞLERİNİZ NEDİR ?
4-ALLAH KELAM EDER Mİ ? BU KELAM NASIL BİR KELAM ETMEDİR ?

Selam ederim Allaha emanet olunuz

Murat Yazıcı
15-02-2008, 16:34
1- öncelikle sitedeki bütün yazılarımı elden geçirdim, dar vakitlerde yazmak zorunda kaldığım ve yazı yazmaya fikirleri hatırlamaya uygun bir ortamda bulunamadığım için anlam kaymaları kopuk manalar ve kimi yerlerde eksik kelimeler vardı inşaallah şimdi daha kamil hale geldi bu husustaki uyarınız için teşekkür ederim muratyazıcı

Vay vay. Gözlerimi fazla yormayan, neredeyse "okunabilir" bir yazı. Yoksa karşımda başka biri mi var?


eğer size ikinci bir sıkıntı olmazsa yazılarımı tekrar okuyunuz

:O

Çin işkencesini tercih ederim. Bir insana bu kadar eziyet edilir mi, insaf!


5-Bu arada ebu muaza vehhabi olup olmadığını sordunuzmu çokithameder kardeşim acaba kendisi vehhabi midir? Bu sözüde kabul ediyor mu?... Yoksa bu ona bir iftira mı oluyor ?

Yok, iftira değil. Her ne kadar Vehhabiler, "biz Vehhabiyiz" demeseler de, bu tabiri kabul eden Vehhabiler de mevcuttur. Ebu Muaz tam Vehhabidir. Suudi Arabistan'a "tevhid devleti" diyor.

İbni Teymiyye ve İbni Kayyım meyyitlerin işittiğini, selamlara cevap verdiklerini vs. kabul ediyorlar. Ebu Muaz bu konuda da klasik Vehhabi görüşünü kabul ederek, meyyitlerin işitmediğini söylüyor. Bu konu, Vehhabilerin İbni Teymiyye'ye muhalefet ettiği konulardan biridir.


6- Ebubekr sifil bu hususta sözlerin sadece cehme ait olduğunu sanıyorsa bu konu ile toplam 8 farklı görüşün olduğunu ve kimlere ait olduğunu tahavi akidesi şerhinde bulabilir

Bu şerhin tercümesindeki sapık yazılardan biri de budur. Orada fena-i nar fikrinin zayıf olmakla beraber Ehl-i sünnet dahilinde bir görüş olduğu yazılı. Bu açık bir iftiradır.

Cennet ve cehennem hayatının ebediliği, Kur'an, Sünnet ve İcma ile sabit zarurat-ı diniyyedendir. Konuyla ilgili ayet ve hadisler burada zikredilemeyecek kadar fazladır. Ümmet seleften halefe bu itikat üzere icma edegelmiştir. İbn Hazm, "Merâtibu'l-İcma"da cennet ve cehennemin ebedî olduğu konusunda icma edildiğini ve bu icmaa muhalefet edenlerin küfründe icma bulunduğunu söyler. (E. Sifil, Milli Gazete, 24 Temmuz 2004)

Zahid el-Kevseri diyor ki: "Cennet ve Cehennem'in ya da bunlardan birisinin baki olduğunu inkar edenlerin tekfiri, Ehl-i Hakk'ın icmaına dayanır." (Makalat, 377) "Cennet ve Cehennem'in baki olduğu hususu Kur'an, sünnet ve yakini icma ile sabittir." (Makalat, 450)

Muhammed Hadimi diyor ki: "Küfrün gailesi yani en büyük mefsedeti [zararı], Cennet'e girmekten mahrumluk ve Cehennem'de müebbed [sonsuz] azabdır. Kat'i naslarla [ayet ve hadislerle] ve Ehl-i sünnetin hepsinin icmaiyle böyledir." (Berika, Kahraman Yayınları, c.2, s.466)

Yedinci asırda ortaya çıkmış İbni Teymiyye ve İbni Kayyım'ın şazz görüşleri bu icmayı (selefin ve müctehid imamların sözbirliğini) bozmaz.

Bana kırılma ama, senin yazılarındaki karışık fikirleri teker teker ele alıp düzeltmeye ve cevaplamaya vaktim yok. Zaman kıymetli. Yalnız bir tavsiye: Ben sana ve senin gibilere derim ki: Şazz görüşleri ile meşhur olmuş, kendinden evvel kimsenin söylemediği görüşler ortaya koymuş İbni Teymiyye (ve neredeyse birebir kopyası olan İbni Kayyım) gibi birkaç alimin peşine takılarak cumhurun, İslam alimlerinin kahir ekseriyetinin yolundan ayrılmak akıllı ve sağduyulu bir insanın yapacağı bir iş değildir.

Vehhabilerin, İbni Teymiyye'yi haklı çıkarmak için veya Vehhabi görüşlerini yaymak için dil uzatmadıkları alim neredeyse kalmadı. İmam-ı Nevevi ve İbni Hacer-i Askalani ve İbni Hacer-i Mekki gibi alimlere bile dil uzatıyorlar. Halidiye isimli forumda AbdulHakim rumuzlu kardeşin ilginç bir tahlili vardı. Buraya alacağım:


Ibn-i Hacer-i Askalâni (Rahimehullâh) bunlara göre itikatta sapik, tipki Imâm-i Nevevî (Rahimehullâh) gibi... http://www.halidiye.com/YeniForum/smileys/smiley19.gif Yani onlardan ilim almaya mecburlar, biri Buhari'nin en iyi serhini yazmis, digeri ise Müslim'in. Ama iste itikatta Ehl-i Sünnet'ten çikdilar diyorlar. Es'ari olduklari için. Zaten Vehhabiler Es'arileri, Matüridileri, ve Sufileri red ediyorlar ama hadis senedlerinde, kitap senedlerinde, ve hatta kendi ilmi icazetlerinde (olanlar için) bile mecburen Es'ari, Maturidi ve Sufilerin ismi geçiyor. Yani adamlar ilmi bile "sapik" (!) lardan ögrenmisler, kendileri hidayet üzere oluyor. Bu nasil oluyor ? Bakarsaniz, kendilerine göre ulemayi siralayinca, ee iste Selef-i anarlar, 4 Imâm, sonra... bir bosluk... Ibn-i Teymiyye, Ibn-i Kayyim, ... bir kocaman bosluk daha... ve Muhammed ibn AbdulVehhab, sonrasi malum Ibn Baz, Elbani, Ibn Useymin vs... Yani Ibn Teymiyye'den evvel Islâm ne konumdaydi ? Ee iste sapikdi millet, tek tük vardi Hakiki Müslüman, önemli olan sayi degil, falan filan. Efendimiz Sallalahu alehi vesellem'in hadisleri var halbuki Müslümanlagin çogunlugu hakkinda. Ama iste, islerine gelmeyince sahih hadisleri bile zayif diyor bunlar... Elbani gibi. Sadece bu Elbani'nin hatalari üzerine 6 cild kitap yazmis Muhaddis Said Memduh Hoca. Sahih hadisleri zayiflattigi, zayif hadisleri tashih ettigi yerleri aktariyor, birde kendinin zayif addettigi Ravileri yine kendinin isine gelince nasil kuvvetlendirdigi ve aksi ni aktariyor. 6 cild sadece bunun üzerine... Ve bazi vehhabiler kitabin yakilmasini emrediyorlar. Hakk'i ortaya koyamayinca kaçamaklara yöneliyor nefsini terbiye etmemis olanlar...

Rabbim Hakk'a ittiba nasib eylesin hepimize.

Vesselâm...

Ahi Evran
15-02-2008, 17:44
İbnu Abdilhadi, İbnu Teymiyye hakkında şöyle der: "Rabbani bir imam, ümmetin müftüsü, ilim denizi, hafızların seyyidi, asrının eşsiz bir âlimi. Şeyhu'l-İslâm, Kur'an'ın tercümanı, zahidlerin önderi, abidler içinde sessiz, bid'atçıların düşmanı ve müçtehid imamların sonuncusu."

Hafız Zemlekani: "Beşyüz seneden beri hıfzı ondan daha kuvvetli olan görülmemiştir."

Hafız el-Mizzi: "İbnu Teymiyye'den daha iyi Kur'an'ı ve sünneti bilen ve en güzel şekilde onların yolundan giden görmedim."

Hafız Berzali: "O kendisine toz kondurulmaması gereken içtihad seviyesine ulaşmış ve müçtehidliğin şartlarını kendisinde toplamış bir imamdır."

İbn Hacer el-Askalânî: "O bir beşerdir hata da eder isabet de. İsabet ettiği konular daha fazladır, onlardan istifade etmek gerekir. Bu isabet ettiklerinden dolayı Allah'ın merhametine kavuşacağı ümit edilir. Hata ettiği yerlerde taklit edilmez, ancak mazurdur. Çünkü onun dönemindeki âlimler onun içtihad şartlarına sahip olduğunu kabul etmişlerdir." (İbnu Hacer el-Askalani hadis ilminin en büyük âlimlerindendir. Sahih-i Buhari için yazılan şerhlerin en etkilisi ve en yaygını olan Fethu'l-Bari onun eseridir. Rical ilminde bütün hadisçilerin başvuru kaynağı olan Tezhibu't-Tezhib de onun önemli eserlerinden biridir. Rical ilmindeki derin ilmi sebebiyle onun verdiği bilgiler kişiler hakkında delil sayılır. Dolayısıyla İbnu Teymiyye hakkındaki şehadeti hadisler açısından delildir.)

İmam Zehebi: "İbnu Teymiyye sahabe ve tabiinin mezhep ve görüşlerini çok iyi bilirdi. Bir meseleyi anlattığında o konuda dört mezhebin görüşlerini de bildirirdi. Ancak belirli bazı konularda onlara muhalefet etmiş ve bu konularda da kitap ve sünnetten delil getirmiştir."

Yine Zehebi'nin bir başka sözü: "Onun cesareti darb-ı mesel olmuştur. O bu cesaretiyle büyük kahramanlara benzerdi."
(İmam Zehebi de Askalani gibi hadis ilminin en büyük âlimlerindendir. Zehebi'nin bu sözlerin dışında da İbnu Teymiyye'yi öven birçok sözü bulunmaktadır.)

Hafız Bezzar: "İbnu Teymiyye'nin güzel hanıma, tatlı bir cariyeye, iyi eve, bir hamiye, bostan ve bahçelere rağbet ettiği duyulmamış; para pul için gayret etmemiş, bineklere hayvanlara, nimetlere ve güzel elbiselere meyletmemiş; makam elde etmek için boğuşmamış; mubah olan birtakım kazançlar elde etmek için de aşırı bir gayret göstermemiştir. Biz onu dünya lezzetleri ve nimetlerinden bahsederken, dünyalık sözlerle meşgul olurken ve maişeti için insanlardan bir şeyler isterken hiç görmedik. Bilakis bütün himmetini âhiret için ve Allah'a yaklaştıracak şeyler için sarf ederdi."

İmam Salih bin Ömer el-Buhitkini: "Ben İbnu Teymiyye'nin bu zamana kadar okuduğum kitaplarında onun küfrünü, zındıklığını gerektirecek bir sözüne rastlamadım. Onun kitaplarında kişiyi ilim ve dinde yükseltecek bid'atçılar ve sapıklarla mücadele gibi meziyetlere rastladım."

Hanefi mezhebinin meşhur âlimlerinden Bedruddin el-Ayni: "Kim onun kâfir olduğunu söylerse o kâfir olur. Kim onu zındıklıkla itham ederse o zındıktır. Bu sözler ona nasıl nisbet edilebilir? Onun kitapları her tarafta yayılmıştır ve onun kitaplarında sapıklık ve tefrikaya işaret eden hiç bir şey yoktur."

Yine Hanefi âlimlerinden Abdurrahman bin Ali: "İbnu Teymiyye'den
onun küfrünü, fıskını ve dinde çirkinliğini gerektirecek bir şey nakledilmemiştir."


http://www.vahdet.com.tr/

Murat Yazıcı
15-02-2008, 20:00
Ahi Evran, bu gönderdiğin yazıyı çeşitli forumlarda herhalde en az on kere okumuşumdur.


İbnu Abdilhadi, İbnu Teymiyye hakkında şöyle der: "Rabbani bir imam, ümmetin müftüsü, ilim denizi, hafızların seyyidi, asrının eşsiz bir âlimi. Şeyhu'l-İslâm, Kur'an'ın tercümanı, zahidlerin önderi, abidler içinde sessiz, bid'atçıların düşmanı ve müçtehid imamların sonuncusu."

İbni Abdülhadi, İbni Teymiyye'nin talebesi değil midir?

Evet, talebeleri İbni Teymiyye'yi çok övmüşlerdir. Ama, bu ölçü olmaz.


Hafız Zemlekani: "Beşyüz seneden beri hıfzı ondan daha kuvvetli olan görülmemiştir."

Bunun zıddını söyleyen büyük alimler mevcuttur. Okuyalım:

İbn Hacer el-Askalânî (v. 852/1448) İbn Teymiyye’nin, İmâmiyye Şîası’nın otoritelerinden olan İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin (v. 726/1325) Minhâcü’l-kerâme fî ma’rifeti’l-imâme (Tebriz 1286, Tahran 1298, Kahire 1962) adlı eserine reddiye olarak yazdığı Minhâcü’s-sünne en-nebeviyye fî nakzı kelâmi’ş-şîa ve’l-kaderiyye isimli kitabı üzerine yaptığı değerlendirmede diyor ki:

Telif esnasında kaynağını hatırlayamadığı bazı makbül/sahih hadisleri veya senedi zayıf da olsa bazı mevcut/sabit rivâyetleri mevzu olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. İbn Teymiyye, İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin kullandığı hadislerin büyük bir kısmı mevzu ve çok zayıf olmakla birlikte, onun sözünü çürüteyim (tevhîn) derken bazan Hz. Ali’yi küçük düşürmüş, ifrat ve teşeddüde düşmüştür. (İbn Hacer, Lisân, VI, 319-320; a.mlf., Dürer, I, 71; Leknevî, Ecvibe, s. 174-176.)

Leknevî diyor ki:

İbn Teymiyye, İbnü’l-Cevzî (v. 597/1200) gibi hasen hadisleri mekzûb, birçok zayıf haberi de mevzû kılmış, hatta zayıf veya mevzû oluşu ihtilaf konusu olan birçok haberin, mevzû olmasında ittifak olduğunu iddia etmiştir. (Leknevî, Ecvibe, s. 174)

Ehl-i sünnet alimlerinden Yusuf Nebhanî, Şevahidü'l-Hakk'da diyor ki:

"İbni Teymiyye, dalgaları kıyıyı döven gürültülü bir deniz gibidir. Bazen sahile inci ve mercan bırakır; bazı zamanlarda da taşları ve midye kabuklarını attığı, pislikleri ve hayvan leşlerini bıraktığı olur." (s.46)

İbni Teymiyye'nin yaptığı naklin sahih olmadığını İbni Hacer-i Heytemi, ona karşı yazdığı reddiyelerinde dile getirmiştir. Bu, alimde bulunabilecek ayıpların en kuvvetlisidir. Güveni zayıflatan ve itibarı düşüren huyların en şenii, başkalarından sahih olmayan nakil yapmaktır. İsterse en kuvvetli hadis hafızlarından ve en ileri alimlerden olsun. Hafız Iraki el-Kebir'in onun hakkında söylediği "İbni Teymiyye'nin yaptığı nakillerin bir kısmına itibar olunmaz" sözüne kuvvet kazandırmaktadır. (s. 191)


Hafız el-Mizzi: "İbnu Teymiyye'den daha iyi Kur'an'ı ve sünneti bilen ve en güzel şekilde onların yolundan giden görmedim."

Hafız Berzali: "O kendisine toz kondurulmaması gereken içtihad seviyesine ulaşmış ve müçtehidliğin şartlarını kendisinde toplamış bir imamdır."

Bu iki zatı şu anda hatırlayamadığımı itiraf edeyim. Ama fırsat bulunca araştırırım.


İbn Hacer el-Askalânî: "O bir beşerdir hata da eder isabet de. İsabet ettiği konular daha fazladır, onlardan istifade etmek gerekir. Bu isabet ettiklerinden dolayı Allah'ın merhametine kavuşacağı ümit edilir. Hata ettiği yerlerde taklit edilmez, ancak mazurdur. Çünkü onun dönemindeki âlimler onun içtihad şartlarına sahip olduğunu kabul etmişlerdir." (İbnu Hacer el-Askalani hadis ilminin en büyük âlimlerindendir. Sahih-i Buhari için yazılan şerhlerin en etkilisi ve en yaygını olan Fethu'l-Bari onun eseridir. Rical ilminde bütün hadisçilerin başvuru kaynağı olan Tezhibu't-Tezhib de onun önemli eserlerinden biridir. Rical ilmindeki derin ilmi sebebiyle onun verdiği bilgiler kişiler hakkında delil sayılır. Dolayısıyla İbnu Teymiyye hakkındaki şehadeti hadisler açısından delildir.)

İbni Hacer'in İbni Teymiyye hakkında övücü sözler naklettiği doğrudur. Ama, Hâfız İbni Hacer el-Askalânî, Ed-duraru’l-kâmine isimli kitabında, İbni Teymiyye'nin sahabenin büyükleriyle ilgili sözleri hakkında alimlerden bazı nakiller yapmaktadır:

“İbni Teymiyye Ömer ibnu’l-Hattab’a üç talak meselesinde ve Hazret-i Ali'ye de on yedi meselede Kur'anın nassına muhalefet etti diye isnadda bulunmuştur. Hazret-i Ebu Bekir ne dediğini bilen yaşlı birisi olarak müslümanlığı kabul etti, ama Hazret-i Ali çocukken İslamiyeti kabul edip bir kavle göre çocuğun İslamiyeti sahih değildir, demesi ve yine Hazret-i Ali hakkında, kendisi Ebu Cehil'in kızını istemiş ve ölünceye kadar onu severek unutmamıştır, demesi üzerine alimler ona münafıklığı isnad etmişlerdir. İbni Teymiyye Hazret-i Osman hakkında (Osman malı severdi) demiş ve (Peygamberden -aleyhisselam- istigasede bulunmazdı) dediği için ona zındıklık isnad etmişlerdir.” (Bera’atü’l-Eş’ariyyin min Akaidi’l-Muhâlifin, s.410.)


İmam Zehebi: "İbnu Teymiyye sahabe ve tabiinin mezhep ve görüşlerini çok iyi bilirdi. Bir meseleyi anlattığında o konuda dört mezhebin görüşlerini de bildirirdi. Ancak belirli bazı konularda onlara muhalefet etmiş ve bu konularda da kitap ve sünnetten delil getirmiştir."

Yine Zehebi'nin bir başka sözü: "Onun cesareti darb-ı mesel olmuştur. O bu cesaretiyle büyük kahramanlara benzerdi."
(İmam Zehebi de Askalani gibi hadis ilminin en büyük âlimlerindendir. Zehebi'nin bu sözlerin dışında da İbnu Teymiyye'yi öven birçok sözü bulunmaktadır.)

Mutaassıp ve bağnaz değiliz; hakikati teslim ederiz. Zehebi hakikaten büyük muhaddistir.

Ancak, İbni Teymiyye'nin talebesi ve arkadaşı olduğunu da unutmamak lazım. Üstelik, işte Zehebi bile İbni Teymiyye'nin ifrata kaçan hallerinden rahatsızlık duymuş, kendisine bir nasihat yazmıştır. Tıklayıp okuyalım:

http://muratyazici.blogspot.com/2007/06/imam-zehebinin-ibni-teymiyyeye-nasihat.html


Hafız Bezzar: "İbnu Teymiyye'nin güzel hanıma, tatlı bir cariyeye, iyi eve, bir hamiye, bostan ve bahçelere rağbet ettiği duyulmamış; para pul için gayret etmemiş, bineklere hayvanlara, nimetlere ve güzel elbiselere meyletmemiş; makam elde etmek için boğuşmamış; mubah olan birtakım kazançlar elde etmek için de aşırı bir gayret göstermemiştir. Biz onu dünya lezzetleri ve nimetlerinden bahsederken, dünyalık sözlerle meşgul olurken ve maişeti için insanlardan bir şeyler isterken hiç görmedik. "

Buradaki bilgilerin çoğu benim okuduklarımla uyumludur.


İmam Salih bin Ömer el-Buhitkini: "Ben İbnu Teymiyye'nin bu zamana kadar okuduğum kitaplarında onun küfrünü, zındıklığını gerektirecek bir sözüne rastlamadım. Onun kitaplarında kişiyi ilim ve dinde yükseltecek bid'atçılar ve sapıklarla mücadele gibi meziyetlere rastladım."



Bu zatı da hatırlayamadım. Ama, bu sözü kendine göre doğru olabilir. Yani, İbni Teymiyye'nin bozuk sözlerine rastlamamış olabilir. Bu, bizim naklettiğimiz bilgilerle tezad teşkil etmez.

Elbani bile (ki Vehhabi inançlı birisidir ve Teymiyyecidir), İbni Teymiyye'nin fena-i nar fikrinde olduğunu inkar ediyordu. Daha sonra bunu öğrenmiş ve teslim etmiştir.


Hanefi mezhebinin meşhur âlimlerinden Bedruddin el-Ayni: "Kim onun kâfir olduğunu söylerse o kâfir olur. Kim onu zındıklıkla itham ederse o zındıktır. Bu sözler ona nasıl nisbet edilebilir? Onun kitapları her tarafta yayılmıştır ve onun kitaplarında sapıklık ve tefrikaya işaret eden hiç bir şey yoktur."



Bu söz uydurma olsa gerek. Hiç bir alim, "Kim onun kâfir olduğunu söylerse o kâfir olur." diye kayıtsız şartsız bir genelleme yapmaz, diye düşünüyorum. Bu ilmi bir söz değildir. Küfre sebep inancı varsa ve bundan açıkca tevbe etmediyse, elbette kafir olduğu (alimler tarafından) söylenebilir.

Şu kadar var ki, ben hiç bir yazımda "kafirdir" demedim. "Müslümandır" da demedim. Mesele o değil; mesele kitaplarının zararlı olması ve bundan dolayı Müslümanların sakındırılmasının lüzumu.


Yine Hanefi âlimlerinden Abdurrahman bin Ali: "İbnu Teymiyye'den
onun küfrünü, fıskını ve dinde çirkinliğini gerektirecek bir şey nakledilmemiştir."




Yukarıda cevap verilmişti. Sözleri dinde sened olan, müctehid oldukları da ifade edilen iki büyük alimin sözlerini hatırlayalım:

İmam-ı Ebül-Hasen Sübkî buyuruyor ki:

"Resûlullah ile tevessül etmek, yani istigase etmek, ondan şefaat istemekdir. Bu ise güzel bir şeydir. Önceki ve sonraki İslam alimlerinden hiçbiri buna karşı birşey dememişdir. Yalnız İbni Teymiyye bunu inkar etdi. Böylece doğru yoldan ayrıldı. Kendinden önce gelen alimlerden hiçbirinin söylemediği bir bid’at çıkardı. Bu bid’ati ile müslümanların diline düştü."

Büyük âlim İbni Hacer-i Mekkî Fetâvel-hadîsiyye kitabında diyor ki:

"Allahü teâlâ, İbni Teymiyyeyi dalâlete, felakete düşürdü. Gözlerini kör, kulaklarını sağır etdi. Birçok alim, bunun işlerinin bozuk, sözlerinin yalan olduğunu bildirmişler ve vesikalarla ispat etmişlerdir. Büyük İslam alimi Ebül Hasen-il-Sübkinin ve oğlu Tacüddin-i Sübkinin ve İmam-ül’iz bin-cema’anın kitaplarını okuyanlar ve onun zamanında bulunan Şafi’î, Malikî ve Hanefî alimlerinin, kendisine karşı sözlerini ve yazılarını inceliyenler, sözümüzün doğruluğunu iyi anlar."

Ahi Evran
16-02-2008, 01:24
İbn Teymiyye ve Alimler:

Sultan Nasıruddin döneminde, İbn Teymiyye’ye kötülük edenler gelip ondan özür dilediklerinde “hepinize hakkımı helal ediyorum” demiştir.

Sultan Nasıruddin, İbn Teymiyye’ye kötülük eden alimlerden intikam almak istiyordu. İbn Teymiyye’den bunları öldürmek için fetva istemiş, İbn Teymiyye bu fetvayı vermemişti.

İbn Teymiyye, “kanlarını dökmek haramdır, onlara işkence de etmek caiz değildir” diyerek, kendisine zulmeden bu alimleri affetmiştir…

Sultan Nasıruddin, “ama, onlar sana işkence ettiler ve seni defalarca öldürmek istediler” demiş.

İbn Teymiyye ise, “Bana işkence yapanlara hakkımı helal ediyorum. Allah ve Rasulüne karşı kötülük edenlerden Allah intikamını alır. Ben kendim için intikam istemiyorum” demiştir…

İbn Teymiyye, merhamette daha da ileri giderek, Sultan Nasıruddin’den onların bağışlanmalarını rica etmiş ve “eğer onları öldürürsen, yerlerini dolduracak kimse bulamazsın” diyerek affedilmelerini sağlamıştır…

Bu affedilenler arasında İbn Teymiyye’nin en şedid düşmanı olan, maliki kadısı İbn Mahluf’da vardır. İbn Mahluf aynen şöyle demiştir: “İbn Teymiyye gibisini görmedim. Biz ona kötülük etmek istedik, ancak gücümüz yetmedi, onun gücü bize yettiği halde o bizi bağışladı”…

muhammed ebu zehra, mezhepler tarihi...

Murat Yazıcı
16-02-2008, 06:33
Bu konularda yazılarından zaman zaman iktibaslar yaptığım Dr. E. Sifil, aslında "İbni Teymiyye karşıtı" bir yazar değildir. Bilakis, düşmanca bir ifadesini hatırlamıyorum. Görebildiğim kadarıyla, bir akademisyen olarak bazı araştırmaları ve tespitleri var (fena-i nar görüşü üzerindeki makalesi böyledir) ve biz bunlardan faydalanıyoruz. E. Sifil'in bu konuda "ortada bir yerlerde" olduğunu şu makalesi de göstermektedir sanırım. Bu yazıdaki her görüşe katılmıyorum, ama elbette değiştirmeden nakledeceğim. Okuyalım:

İBN TEYMİYYE HAKKINDA
Milli Gazete - 9 Eylül 2003


Birçok başka konu gibi İbn Teymiyye hakkındaki sorulara da muhatap olmadığım gün yok gibi. Konu hakkında bugüne kadar yazılıp çizilenlerin –dolayısıyla benim yazdıklarımın– sadra şifa olmamasından mıdır, yoksa meselenin tabiatından mıdır, İbn Teymiyye soruşturmasının sonu gelmeyecek gibi...

Galiba öncelikle şu temel tesbiti tekrar hatırlamamız gerekiyor: Şari'den başkasının sözleri alınabilir de, terk edilebilir de. Yeter ki bu "ahz ve redd" faaliyeti, tutarlı ve makul bir "sistem" (bilgi sistemi/metodoloji) muvacehesinde yapılsın. Ancak şunu da belirtmemiz gerekiyor: Hiçbir sistem vahiy gibi herkesi bağlayacak "mutlaklık" karakterine sahip değildir. Öyle olsaydı her ekol diğerlerini rahatlıkla vahyi reddetmekle eşdeğer bir cürüm işlemiş olmakla itham edebilirdi...

Şu halde –tıpkı diğer ulema gibi– İbn Teymiyye'nin de "doğruları ve yanlışları olan" bir alim olarak görülmesi gerektiğini söylememe sanırım kimse itiraz etmeyecektir. Bunu böylece kabul etmek meselenin epeyce bir bölümünü çözmek anlamına geliyor. Bundan ötesini ise şimdilik tercihlere bırakma taraftarıyım.

Zira İbn Teymiyye'nin sözgelimi "ilahî sıfatlar ve fiiller" babındaki görüşlerini bugün için "gündemin baş meselesi olarak" tartışmak kimseye bir yarar sağlamayacak. Aksi, İbn Teymiyye'nin bugüne deva olabilecek görüş ve yaklaşımlarından da mahrum kalmamıza yol açar.

Şunu aklımızdan çıkarmayalım: İbn Teymiyye'nin "üç talak" hakkındaki görüşü etrafında kıyametler kopmuşsa, orada bir fetvayı icmaa aykırılığı yüzünden "butlan"la tavsif etmenin kaçınılmazlığını öngören bir sistemi ve o sistemin hayatiyetini görmemiz gerekiyor. Bugünse böyle bir "parça konu" etrafında değil, bizzat sistemin temellerini oluşturan Kur'an ve Sünnet (yani "Din") üzerinde her türlü spekülasyon yapılıyor ve biz kendi kaynaklarımızı kurutmaktan başka bir anlam ifade etmeyen kısır/miyop tartışmalarla enerjimizi tüketiyoruz.

Ne zaman ki benimseyip bağlandığımız alimlerin yanlışları ortaya konduğunda "ale'r-re's ve'l-ayn" diyecek geniş yürekliliği, ilmî seviyeyi ve insaf anlayışını yakalarız, o zaman İbn Teymiyye'yi de diğerlerini de enine-boyuna konuşup tartışma hakkını kendimizde görebiliriz. Gördüğüm o ki, bu tarafgirlik psikolojisi içinde İbn Teymiyye karşıtları İbn Teymiyye'nin, yandaşları da el-Gazzâlî'nin, Fahruddîn er-Râzî'nin ya da M. Zâhid el-Kevserî'nin eserlerini ciddi bir mesai sarf ederek inceleme zahmetine katlanmadan, sloganlaştırılmış birkaç mesele üzerinden şablon üretmekle ömür geçiriyor.

Bütün bu söylediklerim, "ilim" diye bir meselesi olup da yaşadığı çağla ilgilenenler için...

Ahi Evran
17-02-2008, 02:23
İbn Teymiyye: “Ben Abdulkadir Geylani’nin mukaddes hırkasını giydim, benle onun arasında iki (sufi şeyhi) vardı.”

Kaynak: Cemaleddin et-Talyani’nin Terğib el-Mutahabbin f’i-l lubs hırka el-mutumaiyizin.
Dublin’deki Shester Beattu Kütüphanesi’nde korunmakta olan el yazması eser…

İbn Teymiyye: “Birçok tarikata mensup bir çok şeyh’in hırkasını giydim, bunlar arasında yolu bilinen tarikatların en büyüğü olan Şeyh Abdulkadir Geylani de vardır.”

Kaynak: Yusuf b. Abdulhadi’nin “Bad’ el-ulka” adlı eserinde korunan kayıp bir çalışma olan Nasıruddin’in ıtfa hurgat al-hauba bi-ilbas khirgat al-taub eseri…

Esas Kaynak: Tasavvuf, İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi, yıl:8 [2007], sayı:19
Kadiri Sufisi İbn Teymiyye, George Makdısı, Çev: Vahit Göktaş (Ar.Gör. Dr. Ankara Ü. İlahiyat Fakültesi) Bu makale 1973 yılında Sami A. Hanna’nın editörlüğünde “The American Journal of Arabic Studies” adlı dergide 118-129 sayfalar arasında yayımlanmıştır. Makalenin orijinal ismi “İbn Tayimiya: A Sufi of the Qadiriya Order” şeklindedir.

Bu makalede belirtilen, İbn Teymiyye’nin takdir ettiği mutasavvıflar:

Abdulkadir Geylani
Hammad ed-Dabbas
El-Fudayl b. İyaz
İbrahim b. Edhem
Ebu Suleyman ed-Darani
Ma’ruf el-Kerhi
Sari es-Saqati
Cüneyt Bağdadi
Ebu’l Beyan

ebuemetullah
17-02-2008, 13:06
Evet ne güzel değil mi ?
Yazı boyutu değişikliği sizi fazlası ile memnun etmişe benziyor.

Çin işkencesini tercih ederim. Bir insana bu kadar eziyet edilir mi, insaf!

Evet tekrar okuma teklifime bu cevabı vermişsiniz…Mutlu olmanıza sevindim sizin iddia ettiğiniz görüşlerin ibni teymiyeye dediğiniz şekilde ait olup olmadığını( aslında nasıl cımbızlandıklarını ) anlamak için onun kitaplarını kaç defa elden geçirdiğimi (bunu memnuniyetle yaptığımı söyleyebilirim) ve son düzeltmeye kadar sizin yazılarınızı kaç defa okuduğumu düşünürseniz Çinlilerden daha iddialı işkence metodları olduğunu size rahatlıkla söyleyebilirim.
Bu Ebu muaz’ a vehhabi demenizle ile ilgili sorum şundan kaynaklanıyor, Ben kendimi bildim bileli ehli sunnet itikadı ve delilli hareket etmenin gerekliliğini savunan herkes, “SenVehhabi misin?” tehdid suali ile karşı karşıya geliyordu. Siz bir kişiye kuran ve sünnet dediğinizde size ya vehhabi ya mezhepsiz diyerek itibar düşürmeye, korkutmaya çalışıyorlardı. Özellikle medrese çıkışlı mollalarda en temel savunma(aslında savunmama yani durumu kurtarma) mekanizması bu aciz davranıştı. Tabii Ebu Muaz ile ilgili sizin böyle bir tavır içine girdiğinize ben asla.. İhtimal vermediğimden sorma ihtiyacı hissettim…

Ama meyyitlerin işitmesi meselesine gelince ibni Teymiyye ibni Teymiyye

ı-Bedir kuyusuna atılanların Rasulullahın sözlerini işittiğini söylemektedir fakat orada şu rivayeti getirmiştir. Katade derki;”Yüce Allah onları diriltti ve hakaret, kötüleme, musibet ve hasreti işittirdi”
Allah Rasulune Kabenin yanında (Rasulullahın sırtına deve rahmi ve barsaklarını bırakarak) eziyet edenler bedir savaşında öldürülmüş ve bedirde bir kuyuya atılmışlardı. (Rasulullah bu kötü işleri yaptıklarında Kabenin yanında onlara beddua ederek onları Allaha havale etmişti rivayet buharide c:1 shf:360 geçmektedir rivayette onların kalib günü ölmelerine kadar kısmı mevcuttur). Onlar kuyuya atıldıktan üç gün sonra Rasulullah sallallahu aleyhi vessellem kuyunun başına giderek; Ey eba cehil, ey umeyye bn halef, ey utbe bn Rabia ey şeybe bn Rabia Rabbinizden size vaat edilenin gerçek olduğunu gördünüz mü? Ben Rabbimin vaat ettiklerinin gerçek olduğunu gördüm.

ıı-Hz Aişe radiaalahu anha rivayeti reddederek “Onlar şimdi Rabblerinden gelenin hak olduğunu anlamışlardır” demiş ve “Sen ölülere işittiremezsin ” ayetini buna delil getirmiştir. Şimdi Murat kardeşim vehhabilik mefhumunu bir kenara koyarsak kabirdekilerin işitmemesi görüşü aslında ilk olarak Hz Aişe tarafından savunulmuştur. Hatta toplulukların umumu kabul ettiği halde Hz Aişe o çukurdakilerin işittiğini bile kabul etmemektedir. O halde bu bir topluluk alameti olacaksa bu topluluğun nisbeti (isimde nisbet yani ) ancak Hz Aişe’ye olmalıdır. Yoksa abdulvehhab ya da ibni teymiyyeye değil.
Çünkü bu çukurdakilerin işitmesini reddeden böyle bir söz ne bu ikisinden ne de sanıyorum ebu muaz’ dan gelmemiştir.

ııı-İbni teymiyyenin Katadenin (Katade derki;”Yüce Allah onları diriltti ve hakaret, kötüleme, musibet ve hasreti işittirdi”)bu rivayetini getirmesinin amacı ne olabilir?
O bununla ilgili risalesini aslında kabir azabını reddeden ve kabir halleri hususunda konuşanlara karşı yazmıştır. Yani kabirde bir azabı, suali ve kabrin diğer hallerini reddedenlere karşı yazmıştır. Ama O kabirdekinin her vakit her şeyi duyduğuna inanıyor olsa idi Katade’ den bu sözü duymaları için kafir güruhunun diriltilmiş olmasını zikretmenin ne faydası vardı.(aksine onların duymak için diriltilmesi aslında umum olarak duymanın olmadığına delil olur) Anlaşılan mana o dur ki bu diriltilme onların Rasulullahtan gelen sözleri duymasını sağlamıştır ve o topluluğa, O an için yapılan bir şeydir.(herhalde bu olay Allah rasulunun bedduasının tezahürü ve Allahın, Rasulunu şereflendirmesi ve haşrden önce azablı hallerini onlara böyle acı bir şekilde hissettirerek Rasulü için onlardan intikam almak için yaptığı o topluluğa has bir şeydir Allahu alem)

ıv-O bu risalesinde Ölü yanından ayrılanların ayak sesini duyar hadisini zikretmektedir. Fakat bu olaydan hemen sonra siyah ve mavi iki meleğin geldiğini ve sorguya dair halleri zikredip “Sonra ona uyu denir, yatağında Allah onu diriltinceye kadar yatar.” hadisini veya Ka’b bn malik den gelen “mü’minin ruhu haşr gününde cesedine dönünceye kadar cennet ağacından beslenen bir kuş olu r(muvatta beyan yayınları c1shf402)” manasındaki hadisi zikretmiştir. Ayrıca o bu risalesinde selamın alınması sırasında ruhun iade edildiğini nakleder ki eğer bu selama has bir durum ise hem diğer rivayetlere uygun olup aslında ruhların her vakit duymayıp bazı vakitlerde ve bazı şeyleri duyduğu manası ibni teymiyyenin risalesinden açıkça anlaşılabilir. Ben sadece bu risalesinde kabre dair halleri ve kalib günü Rasulullahın hitabını inkâr eden zındıklara cevap verdiğini hatırlatıp risalenin bu kısmının nihayet cümlesini nakledeceğim;
Buhari, Muslim ve diğer başka kitaplarda ölünün, kabrin başından ayrılan kimselerin ayak seslerini işittiği sabit olmuştur. Bu ona uygundur. Onu nasıl yok eder. Alimlerden bazıları, ölü olduğu sürece cenazenin kabrinde bir şey işitmeyeceğini söylemişlerdir. Hz Aişe’de böyle söylemiş ve Kurandan delil getirmiştir. Ama Allah dilediğinde işittirir. Nitekim Katade “Allah onları bunun için diriltti” demiştir.....
Yani söz odur ki Allah selam için onların ruhlarını iade etmekte ve işitmektedirler ve kabrin başından ayrılanların ayak seslerini işitmektedirler ve yukarıdaki hadislere göre de diğer vakitlerde ise Allah selam için ruhlarını iade etmeden önce ruhları nerede idiyse orada bulunmaktadır. Ben risalesinden bunları anladım risale Ehli Sunnet itikadı ismi ile Türkçeye çevrilmiştir(shf500-512 arasında yeterli açıklama mevcut)

Bu şerhin tercümesindeki sapık yazılardan biri de budur. Orada fena-i nar fikrinin zayıf olmakla beraber Ehl-i sünnet dahilinde bir görüş olduğu yazılı. Bu açık bir iftiradır.

Bu sözünüzü anlayamadım. Anlayamadığım ilmi şahsiyeti ve ilmi ehliyeti bütün taifeler tarafından kabul görmüş ibni ebil izz gibi bir âlimi mi yoksa terceme edenleri mi itham ediyorsunuz? Eğer ebil izz’i itham ediyorsanız size söyleyecek pek bir şeyim yok ne diyebilirim ki…Çünkü ehli sünnete ait alimlerin bu sitelerde ne kadar rahat itham edildiğini görüyorum.(bu yüzden ilk yazılarımdan birinde yiyenlerin iflah olmayacağına içten inanarak“Alimleri eti zehirlidir.” Yazmıştım.) Ama tercemeyi kastediyorsanız Arapça metni bende mevcuttur eğer mutercim tarafından böyle bir ilave yapıldığına inananlar tam Arapça metin yine ğuraba yayınları tarafından basılmıştır. İsterlerse diğer Arapça baskılardan da karşılaştırabilirler bende ki Arapça baskıda shf:340
Ayrıca ebu izz el Hanefi Ne ibni teymiyyeye ye yetişmiştir. Kendisi Hanefi mezhebinin Dımaşk yani bü günkü ismi ile Şam’daki hocalarındandır. Bu arada kendisi de cehennemin ebedi olup yok olmayacağı görüşündedir.

Bana kırılma ama, senin yazılarındaki karışık fikirleri teker teker ele alıp düzeltmeye ve cevaplamaya vaktim yok. Zaman kıymetli.

Sana ne için kırılayım neyi düzelttin ki şu ana kadar

1 Allah’ın semada olduğuna dair pek çok delil getirmeme rağmen deliller karşısında susup ibni teymiyyeyi kötülemeyi seçtin(özellikle ben ise ibni teymiyye önemli değil. Demiştim oysa bana verdiğin cevaba bakarsan, sırf bu sözüm için.. anlaşılmıyor demiştin nesi anlaşılmıyor bırak ibni teymiyyeyi o iyisi kötüsü ile gitti artık… şu sana getirdiğim ayet ve hadisler ve diğer delillere bak ve hatalı iseler düzelt dedim ama sen bulduğun oyuncağı somurmaya devam ettin.)

2 -Israrla sana rivayetleri hep manayı çarpıtarak ve metinleri geçtikleri yerdeki manalarının dışında zikretme dedim ama yukarıdaki ölülerin işitmesi meselesinde de olduğu gibi anlayamadığın yerleri, anlamak istediğin gibi naklettin.

3-Öyle şeyler naklettin ki (kontrol etmeye gerek duymadan) aynı dönemde dımaşkta(şamda yani) yaşayan iki adamı biri mısıra diğeri öldükten sonra gitti diyerek hiç karşılaşmamışlardır dedin Oysa Şam’da yıllarca aynı yıllarda ders vermişler. Hatta biri diğerini savunmak için mahkemede şahitlik yapmıştır.

4-Ebu hanifenin Allah’ın semada olmasına dair rivayetini, devamında ki hadis ve diğer sözleri çıkararak naklettin sonrada geri kalan kısımda ise mana açık değildir diyerek aslında tahrif ettin(sonra sizi ebu hanifeye tabii olmaya zorlayan yok ki kardeşim)

yani sen şimdi bu ilmi incelik ve usulünle mi beni düzelteceksin….

5- İbni teymiyyeyi zayıf hadis rivayet etmekle itham ediyorsun ki(haklısın zayıf rivayetler nakletmiştir) oysa Buhari edebul mufredde kütüb-ü sitte Buhari ve muslim hariç hatta kütüb-ü tis’a geleneksel manada söyleyecek olursak hadisin piri dediğimiz bütün kişiler şöyle ya da böyle kitaplarında zayıf rivayetler nakletmişlerdir. Sen ilmin tamamının Rasulullah’tan sonra bir göğüste toplanacağına inanıyorsan ve herhangi bir âlimin böyle bir hatadan uzak olacağını sanıyorsan asıl kendi itikadını bir gözden geçirmen gerekiyor. Bunlar âlimin iki ecirden birini aldığı ve Allahın İslam dinini şereflendirdiği hallerden biridir. Fakat kevseri veya Ebubekr sifil gibi sahih olduğunu bildiği hadisleri (o vakte kadar bütün hadisçilerin nazarında sahihliği tespit edilmiş hadisleri) mezhebine uymuyor işine gelmiyor diye reddetmeye gelince işte bu ne zayıf hadisle hükmetmeye benzer ne de başka bir şeye…Bu her alim için kusurdur.

6- Allahın arşının üstünde ve semada olduğunu kabul eden âlimlerin sözlerini(muhtemelen bunları onlardan nakleden şahıslar bunu bildiği halde siz bu tür sözlere asıl kaynağından bakma zahmetinde bulunmayıp sadece bu taassup ehlinin sözlerini toplayan kitaplara meraklı olduğunuzdan sanırım) sanki inkar ediyorlarmış gibi naklettiniz.

7-Bu arada ehlisünnetin neye küfür, neye bid’at, neye ise hata dediğinden haberiniz yok hatta söylemem gerekirse şu ana kadar yazılarınızdan anlaşılan ehlisünnetin ne olduğundan haberiniz yok…

8-Ve korkarım kendi görüşlerini savunamamaktan o kadar korkuyorsunuz ki şu ana kadar senin bende şöyle inanıyorum dediğin tek bir kelimeyi duymuş değilim

9-Bir insana ithamda bulunmak bir hakkı gündeme getirmekten daha mı hayırlı sence…

10-Acaba insanları düzeltmek için sırt yasladığınız Ebubekr sifil ile görüşüp şu itikadınızı belirleseniz de şuraya yazıp bize öğretseniz diyeceğim. Haaa bunu bundan önceki yazılarımda belirtmiştim değil mi?...

İŞTE BÖYLE İKEN KARDEŞİM DÜZELTMEK Mİ? NEYİ DÜZELTECEKSİN

Allah aşkına insanları düzeltmekten vazgeç önce kendini düzeltebilmek için gözlerini ve kulaklarını ve hatta kalbini yor. Zira sizi şu meselelerden herhangi birisinde bir başkasına, şu hususta da siz haklısınız derken görmedim. Oysa bazı meseleler yoruma açık olmakla beraber bir kısmında alenen hatalısınız ama daha önce dediğim gibi insaftan yoksunsunuz ve tevil ediyorsunuz tevil edemediğinizi inkar ediyorsunuz(en azından başkaları üzerinden) yok o da olmazsa görmezden geliyorsunuz ve zannınızın aksine görmezden gelmek sizi haklı yapmıyor.

Bu arada hala sizin itikadınızı açıklamanızı bekliyor olacağım….

Murat Yazıcı
17-02-2008, 13:43
Evet ne güzel değil mi ?

5-İbni teymiyyeyi zayıf hadis rivayet etmekle itham ediyorsun ki(haklısın zayıf rivayetler nakletmiştir) oysa Buhari edebul mufredde kütüb-ü sitte Buhari ve muslim hariç hatta kütüb-ü tis’a geleneksel manada söyleyecek olursak hadisin piri dediğimiz bütün kişiler şöyle ya da böyle kitaplarında zayıf rivayetler nakletmişlerdir. Sen ilmin tamamının Rasulullah’tan sonra bir göğüste toplanacağına inanıyorsan ve herhangi bir âlimin böyle bir hatadan uzak olacağını sanıyorsan asıl kendi itikadını bir gözden geçirmen gerekiyor.

Zayıf hadis rivayet etmek kusur değildir. Sen okuduğunu anlayamıyorsan ben ne yapayım?

Yazdığım (daha doğrusu, alimlerden naklettiğim) bilgi şuydu:

İbn Hacer el-Askalânî (v. 852/1448) İbn Teymiyye’nin, İmâmiyye Şîası’nın otoritelerinden olan İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin (v. 726/1325) Minhâcü’l-kerâme fî ma’rifeti’l-imâme (Tebriz 1286, Tahran 1298, Kahire 1962) adlı eserine reddiye olarak yazdığı Minhâcü’s-sünne en-nebeviyye fî nakzı kelâmi’ş-şîa ve’l-kaderiyye isimli kitabı üzerine yaptığı değerlendirmede diyor ki:

Telif esnasında kaynağını hatırlayamadığı bazı makbül/sahih hadisleri veya senedi zayıf da olsa bazı mevcut/sabit rivâyetleri mevzu olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. İbn Teymiyye, İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin kullandığı hadislerin büyük bir kısmı mevzu ve çok zayıf olmakla birlikte, onun sözünü çürüteyim (tevhîn) derken bazan Hz. Ali’yi küçük düşürmüş, ifrat ve teşeddüde düşmüştür. (İbn Hacer, Lisân, VI, 319-320; a.mlf., Dürer, I, 71; Leknevî, Ecvibe, s. 174-176.)

Leknevî diyor ki:

İbn Teymiyye, İbnü’l-Cevzî (v. 597/1200) gibi hasen hadisleri mekzûb, birçok zayıf haberi de mevzû kılmış, hatta zayıf veya mevzû oluşu ihtilaf konusu olan birçok haberin, mevzû olmasında ittifak olduğunu iddia etmiştir. (Leknevî, Ecvibe, s. 174)

Ehl-i sünnet alimlerinden Yusuf Nebhanî, Şevahidü'l-Hakk'da diyor ki:

İbni Teymiyye'nin yaptığı naklin sahih olmadığını İbni Hacer-i Heytemi, ona karşı yazdığı reddiyelerinde dile getirmiştir. Bu, alimde bulunabilecek ayıpların en kuvvetlisidir. Güveni zayıflatan ve itibarı düşüren huyların en şenii, başkalarından sahih olmayan nakil yapmaktır. İsterse en kuvvetli hadis hafızlarından ve en ileri alimlerden olsun. Hafız Iraki el-Kebir'in onun hakkında söylediği "İbni Teymiyye'nin yaptığı nakillerin bir kısmına itibar olunmaz" sözüne kuvvet kazandırmaktadır. (s. 191)

Burada anlatılanın "zayıf hadis rivayet etmekle" bir alakası yok. Basit Türkçe cümleleri anlayamayan ve benim vaktimi harcayan sen, müteşabih nassları nasıl doğru anlayacaksın?

Murat Yazıcı
17-02-2008, 13:53
Evet ne güzel değil mi ?

6- Allahın arşının üstünde ve semada olduğunu kabul eden âlimlerin sözlerini(muhtemelen bunları onlardan nakleden şahıslar bunu bildiği halde siz bu tür sözlere asıl kaynağından bakma zahmetinde bulunmayıp sadece bu taassup ehlinin sözlerini toplayan kitaplara meraklı olduğunuzdan sanırım) sanki inkar ediyorlarmış gibi naklettiniz.


Ne zeka ama!

Arş, yedi kat göklerin üstündedir ve hepsinden büyüktür.

Bir şey hem Arş'ın üstünde hem semada nasıl oluyor?

Vehhabiler Hıristiyanlar gibi... Hıristiyanlar diyor ki,

1 + 1 + 1 = 1

Yani, bu toplamın 3 olduğunu inkar ediyorlar.

Nasslarda geçen ifadeleri hepimiz biliyoruz. Bunlardan İbni Teymiyye'nin ve Vehhabilerin çıkardığı mekan ve cihet [yön] manalarını anlamıyoruz. Ehl-i sünnet itikadı böyledir.

Murat Yazıcı
17-02-2008, 14:00
Anlayamadığım ilmi şahsiyeti ve ilmi ehliyeti bütün taifeler tarafından kabul görmüş ibni ebil izz gibi bir âlimi mi yoksa terceme edenleri mi itham ediyorsunuz? Eğer ebil izz’i itham ediyorsanız size söyleyecek pek bir şeyim yok ne diyebilirim ki…Çünkü ehli sünnete ait alimlerin bu sitelerde ne kadar rahat itham edildiğini görüyorum.(bu yüzden ilk yazılarımdan birinde yiyenlerin iflah olmayacağına içten inanarak“Alimleri eti zehirlidir.” Yazmıştım.) Ama tercemeyi kastediyorsanız Arapça metni bende mevcuttur eğer mutercim tarafından böyle bir ilave yapıldığına inananlar tam Arapça metin yine ğuraba yayınları tarafından basılmıştır. İsterlerse diğer Arapça baskılardan da karşılaştırabilirler bende ki Arapça baskıda shf:340
Ayrıca ebu izz el Hanefi Ne ibni teymiyyeye ye yetişmiştir. Kendisi Hanefi mezhebinin Dımaşk yani bü günkü ismi ile Şam’daki hocalarındandır. Bu arada kendisi de cehennemin ebedi olup yok olmayacağı görüşündedir.


O kitap bende mevcut, oradaki konuyla alakalı sözlerde hatalar vardır. İster tercümede eklenmiş olsun, ister esas metinde olsun yanlıştır. Zaten, İbn Ebi'l-İzz'e ait olan şerh muteber değildir. Bunun gibi içinde başka aykırı görüşler de mevcuttur. Kimseye tavsiye etmiyoruz.

Cennet ve cehennem hayatının ebediliği, Kur'an, Sünnet ve İcma ile sabit zarurat-ı diniyyedendir. Konuyla ilgili ayet ve hadisler burada zikredilemeyecek kadar fazladır. Ümmet seleften halefe bu itikat üzere icma edegelmiştir. İbn Hazm, "Merâtibu'l-İcma"da cennet ve cehennemin ebedî olduğu konusunda icma edildiğini ve bu icmaa muhalefet edenlerin küfründe icma bulunduğunu söyler. (E. Sifil, Milli Gazete, 24 Temmuz 2004)

Zahid el-Kevseri diyor ki: "Cennet ve Cehennem'in ya da bunlardan birisinin baki olduğunu inkar edenlerin tekfiri, Ehl-i Hakk'ın icmaına dayanır." (Makalat, 377) "Cennet ve Cehennem'in baki olduğu hususu Kur'an, sünnet ve yakini icma ile sabittir." (Makalat, 450)

Muhammed Hadimi diyor ki: "Küfrün gailesi yani en büyük mefsedeti [zararı], Cennet'e girmekten mahrumluk ve Cehennem'de müebbed [sonsuz] azabdır. Kat'i naslarla [ayet ve hadislerle] ve Ehl-i sünnetin hepsinin icmaiyle böyledir." (Berika, Kahraman Yayınları, c.2, s.466)

Yedinci asırda ortaya çıkmış İbni Teymiyye ve İbni Kayyım'ın şazz görüşleri bu icmayı (selefin ve müctehid imamların sözbirliğini) bozmaz.

Murat Yazıcı
17-02-2008, 14:05
Ama meyyitlerin işitmesi meselesine gelince ibni Teymiyye ibni Teymiyye


Vehhabîlerin Allâme ismini verdiği ve yazılarını kendilerine sened olarak kullandığı İbni Kayyım-ı Cevziyye 751 [m. 1350] de vefat etdi. İbni Teymiyye'nin talebesi ve fikirlerinin en başta gelen yayıcısıdır. Bu Kitâb-ür-rûh kitabında diyor ki:

“Bir kimse, bir kabri ziyâret edince, kabirde bulunan meyyit, ziyâret edeni bilir. Onun sesini işitir. Onunla ferâhlanır. Onun selâmına cevab verir. Bu hâl, yalnız şehîdlere mahsûs değildir. Başkaları için de böyledir. Belli bir zamana mahsûs da değildir. Her zaman böyledir.”

Bu kitabın İz Yayıncılık tarafından basılmış tercümesinin değişik yerlerinden bazı pasajlar:

Rasûlullah, ümmetinin ölülere: "Ey mü'minler topluluğu! Allah'ın selamı üzerinize olsun (Es-selamü aleyküm dâre kavmin mü'minin)" şeklinde selamlarını alıyormuş gibi selam vermelerini önermiştir. Haddizatında bu şekilde selam, duyan düşünen insanlara verilir. Ölüler kendilerine verilen selamı duymamış olsalardı (ki, yokluk ve cansıza hitap olacağından) bu abes olurdu. Ölünün ziyaretçilerini tanıması tevatüren sabit olduğu gibi selef alimleri de bu konuda müttefiktirler.

[Ölülerin] bedenleri dağılsa da söylenenleri duyacakları bildirilmiştir. Bu durumda ölülere hitaptan maksat, bedenlere bağlı sözkonusu ruhlara hitaptır."Kabirde olanlara sözlerini duyuramazsın" âyeti celîlesinin siyakından kâfir bir kimsenin faydasına olacak bir biçimde hayatta olanın sözünü duyamaması anlaşılmaktadır. Nitekim kabirde bulunanlar söylenenleri işlerine yarayacak biçimde duyamazlar. Ancak Yüce Allah ölülerin hiçbir şey duyamayacaklarını ifade etmemiştir. Bilakis Ölülerin ziyaretçilerinin ayak seslerini duyduklarını; Bedir ölülerinin Rasûlullah'ın konuşmasını duyduğunu bildirmekte ve de yaşayan birine hitap ediyormuşcasına onlara da hitap edilmesini meşru saymıştır. Bu nedenle de mü'min kardeşine selam verenin selamının alınacağı da haber verilmiştir. Bu âyetin bir benzeri de şudur: "Sen, ölülere duyuramazsın. Arkalarını dönmüş kaçarken sağırlara da davetini işittiremezsin" ölülerle birlikte sağırların da daveti duyamaması her ikisinin de davete ehil kimseler olmadığına delildir. Bu iki kısım insan ölü ve sağır olunca, bunlara birşey duyurmak, anlatabilmek mümtenîdir demektir. Bu görüş doğrudur ama, ölümden sonra bir Ölçüde bedenle alakasını kesmemiş ruhlara kötü durumlarını, alçaklıklarını duyurmanın imkânsızlığını ifade etmemektedir.

Düşün; birisi, dostunu yahut akrabasından birini yahutta bir başkasını rüyasında görmüş; gördüğü kişi, buna yalnızca rüya gören kişinin bildiği bir bilgi vermiş, yahut gizlediği bir malın yerini göstermiş yahut onu olacak tehlikeli bir işten sakındırmış yahutta olacak bir şeyle müjdelemiş ve bunlar da gerçekten dediği gibi olmuş yahut rüya görenin veya yakınlarından birinin şu zamanda öleceğini söylemiş; bu da gerçekleşmiş yahutta bolluktan veya kıtlıktan, düşmandan, musibetten, hastalıktan veya bir maksadından bahsetmiş, bunlar da dediği gibi olmuş. Bu gibi hâdiselerin sayısını Allah'tan başka kimse bilemez İnsanlar bunun mümkünlüğünde birleşmişler. .Birçokları gibi biz de bundan daha acaiplerini duymuşuzdur, görmüşüzdür. Şu iddia yersizdir: "Bütün bunlar uyku anında nefsin bedenî meşgalelerden uzaklaştığında kişiye beliren nefiste zaten var olan ilimlerdir. İnançlardır." Bu iddia bâtılın, muhalin ta kendisidir. Çünkü nefsin, ölünün haber verdiği şeyden asla bilmiyordu...

Kişinin ölüyü rüyasında görüp ölüye bilgiler vermesi, ölünün de kişinin bilmediği birşeyi bildirmesi böylece geçmişte ve gelecekte haber verilen şeyin gerçekleşmesi bazan yerini ölüden başka kimsenin bilmediği medfun bir maldan bazan da borcu olduğunu bildirmesi, dirilerin ruhlarının ölülerin ruhlarıyla birleşeceğine delildir. Daha da garibi, ölüden başka kimsenin bilmediği ve hatta şu zamanda başımıza gelecek şeyi bildirmesi de ruhların birleşeceğine delildir. Haber verilen şey gerçekleşir; bazan da ölü, insana sadece kendisinin bildiğini bir olayı anlatır...

Rabiâ ölünce, bir kadın onu rüyasında yünden bir başörtüsü ve cübbe ile kefenlendiği halde süslü bir elbise ve ipekten bir başörtüsü ile görür. Ona der ki: "Kefenin olan yün başörtüsüyle cübbeyi ne yaptın?" Rabia: "Allah'a yemin olsun ki onlar üzerimden çıkarıldı bunlar giydirildi, kefenimi dürdüm. Bunları giymem bana yasaklandı. Sonra da kıyamet günü tam mükâfatımı almak için illiyyûn cennetine yükseltildim." "Bu halinle sen dünyada olup bitenleri bilebiliyor musun?" Rabia: "Bu, Allah'ın veli dostlarına verdiği kerametle oluyor."

Yalan söyleyeceğini hiç sanmadığım biri bana şunu anlattı: Bir kadın evinin yıkılması, sonra da yeniden yapılması için muayyen bir ücret karşılığında beni tuttu. Yıkmaya başladım. Birden kadın ve etrafındakiler gocunmaya başladılar. Kadına dedim ki: "Ne oluyor?" Kadın: "Allah'a yemin olsun ki bu evi yıkmamın bir amacı yok. Olayı sana anlatayım. Çok zengin bir babam vardı. Geçenlerde öldü. Ama fazla malını bulamadık. Durum böyle olunca malının gömülü olacağını düşündüm, acaba bulamaz mıyım diye gördüğün gibi evi yıktırmaya karar verdim" dedi. Orada bulunanlar kadının anlattıklarını duyunca: "Malı bulmanın daha kolay yolunu denedin mi?" dediler. Kadın: "Hangi yol" diye sordu. Adamlar: "Fülanca adama git, gece başından geçenleri ona anlat, umulur ki babanı görür de yorulmadan külfete girmeden malın yerini öğrenirsin." Bu teklif üzerine kadın gitti, meramını adama anlattı, geri döndü. Kadın adamın kendi ismiyle babasının ismini yazdığını zannediyor. Ertesi gün işe erken başladım. Bir müddet sonra kadın adamın yanından geldi. Bana dedi ki: "Adam diyor ki: "Babanı gördüm. Malın, evdeki tümseğin altında olduğunu söylüyor." Hemen tümseği genişçe kazmaya başladım. Biraz derinde içerisinde mal bulunan bir çömlek çıktı. Bu duruma ben hayret ederken kadın bulduğum şeyin çok az ve yetersiz olduğunu, "Babamın malı daha çoktu" diyerek küçümsüyordu. Kadın dedi ki: "O adama yeniden gideyim." Adama vardı ve babasıyla yeniden görüşmesini istedi. Adam bir gün sonra babasıyla görüştü ve gerekli şeyleri öğrendi. Ertesi gün kadın gelince ona olayı anlattı: Baban sana diyor ki: 'Zeytinyağı deposunun hemen altındaki dört köşe havuzu kazı, mal orada." Kadın hemen döner, öğrendiklerini işçisine anlatır. Mahzeni açarlar" yan tarafta dört köşe havuzu görürler. Zoraki havuzu kazınca içerisi dolu büyük bir bir cam kavanoz çıkar, onu da alır. Mal sevdasına düşen kadın yeniden o adama başvurmuşsa da birşey elde edememiş. Babası adama demiş ki-"Kızım hakkına düşeni aldı. Geriye kalan malımın üzerine ise kurnaz biri oturdu, hakkına düşeni aşırdı." Bu konuda gerçekten daha birçok misaller sayılabilir. Rüyasında tavsiye edilen ilaçları kullanarak şifâ bulanların sayısı da gerçekten çoktur. Birçok insanın bana anlattığına göre îbni Teymiyye karşıtı birçok kişi ölümünden sonra onu rüyasında görüp ferâiz ve başka konularda sorular sormuşlar; İbni Teymiyye de onların doğru cevaplarını vermiştir. Velhasıl bu gerçeği, sadece, ruhları, hükümlerini ve durumlarını bilmeyen insanlar kabul etmezler. Başarı Allah'tandır.

İbn Kayyim el-Cevziyye, Kitabu’r-ruh, İz Yayıncılık: 11-21:

«Bana selam verdiğinizde Allah ruhumu geri verir, böylece selamınızı alırım.>> Süleyman b. Nuaym da: Rasûlullahı rüyamda gördüm. Dedim ki: "Ey Allah'ın Rasûlü! İnsanlar kabrine varıp Sana selam veriyorlar. Bari selamları Sana ulaşıyor mu?" Rasûlullah: "Evet, selamları alıyorum" dedi. Süleyman b Nuaym: Allah Rasûlü ashabına, kabre vardıklarında: "Es-selamû aleyküm ehle-d-diyâri'l-hadîs" yani: "Ey yeni memleketin sakinleri! Allah'ın selamı üzerinize olsun" demelerini öğretmiştir. Bu hadis de ölünün kendisine verilen selamı bildiğine ve onu aldığına delildir. Ebû Muhammed Fadl b. Muvaffık'tan nakleder: Babamın kabrini ziyarete defalarca gittim. Bir gün bir cenaze merasimine katıldım. O gün işim âcil olduğundan babamın kabrine varamadım. Gece rüyamda babamı gördüm. Bana dedi ki: "Oğlum, artık niçin gelmiyorsun?" Ben de: "Baba, sen benim ziyaretimden haberdar oluyormusun?" "Evet, vallahi haberdar oluyorum oğlum. Köprüden geçip mezarıma gelirken, başımda otururken ve ayrılıp giderken köprüyü geçene kadar hep sana bakıyorum" dedi. Amr b. Dînar'ın şöyle dediği nakledilir: "Bir kimse öldüğü zaman, ehlinin kendini yıkayacaklarını, kefenleyeceklerini bilir, onlara bakar durur." Mücâhid de der ki: "Kişi ölümünden sonra kabrinde oğlunun güzel amelleriyle müjdelenir."

MEYYİTLERİN RUHLARI İŞ YAPAR MI?

İbn Kayyim el-Cevziyye, Kitabu’r-ruh, İz Yayıncılık: 140-141:

Bedenin esaretinden, ilgisinden, meşguliyyetinden kurtulan ruhun tasarrufu, kuvveti, nüfuzu, himmeti .. bedenin ilgi ve meşguliyyetleri altında ezilmiş, esir ruhtan çok daha ileri seviyededir. Hakikatte ruh; yüce, temiz, büyük ve yüksek himmetli bir ruh olduğu halde, bedene mahbus iken böyle oluyorsa acaba bedenden ayrıldıktan sonra nasıl olabilir? O halde ruh, bedenden ayrılınca ayrı bir hale, ayrı bir fiile dönüşür. Bedenden ayrılan ruhların, rüyalarda bedene tekrar dönerek bir kişinin, iki kişinin yahut çok az sayıda insanın oldukça kalabalık bir topluluğu hezimete uğratmasıyla ilgili insanların gördükleri rüyalar, tevatür derecesinde çoktur. Resûlullah'ın “sallallahü aleyhi ve sellem” ve Ebû Bekr ve Ömer'in “radıyallahü anhümâ” ruhlarının, mü'minlerin sayısının azlığı ve güçsüzlüklerine rağmen, kendilerinden sayıları ve hazırlıkları çok olan küfür ve zulüm ordusunu yendikleri, nice rüyalarda görülmüştür.

Ahi Evran
17-02-2008, 14:10
1996'dan beri bir çok vehhabi-selefi müslümla tanıştım, hiç birinin Allah'a mekan isnad ettiğini görmedim ve ısrarla şunu söylediklerini işittim: "Allah mekan'dan münezzehtir" Bu hadis ehli müslümanların Allah'a mekan isnad ettiğği iddiası iftiradan başka bir şey değildir...

Murat Yazıcı
17-02-2008, 18:17
1996'dan beri bir çok vehhabi-selefi müslümla tanıştım, hiç birinin Allah'a mekan isnad ettiğini görmedim ve ısrarla şunu söylediklerini işittim: "Allah mekan'dan münezzehtir" Bu hadis ehli müslümanların Allah'a mekan isnad ettiğği iddiası iftiradan başka bir şey değildir...

Hiç bir Vehhabinin "Allahü teâlâ mekândan münezzehdir" dediğini duymadım. Bu Ehl-i sünnet alimlerinin sözüdür.

İşin doğrusu, Vehhabilerin bu konudaki sözleri karışıktır ve kendileri de ne dediklerini tam bilmiyorlar, diye düşünüyorum.

İbni Teymiyye der ki:

"Arş'ı istiva, keyfiyetsiz bir şekilde Allahü teâlânın bir sıfatıdır. Kişinin buna iman etmesi ve bunun bilgisini Allah'a havale etmesi gerekir." (Mecmu'u'l-Fetava, XVI, 400)

İbni Teymiyye'nin kitaplarını tedkik edenler diyorlar ki:

"İbni Teymiyye sözü bu noktada bırakmış ve tevile sapmamış olsaydı, hem kendisiyle çelişmemiş olur, hem de itiraza muhatab olmaktan kurtulurdu. Ne var ki böyle yapmamış ve tevile bizzat kendisi başvurmuştur." (İslam ve Modern Çağ, Kayıhan Yayınları, c.1, s. 74)

Mesela, istiva konusunu işlediği yerlerden birisinde, bu kelimenin ["istevâ alâ" ifadesinin] bir tek mânâsı bulunduğunu söyler ve şöyle der:

"Hz. Peygamber [aleyhisselam], üzerine binmek için hayvanın yanına geldi; ayağını üzengiye koyduğu zaman 'Bismillah' dedi. Hayvanın sırtına oturduğu ["istevâ alâ zahrinâ"] zaman 'Elhamdülillah' dedi.

İbni Ömer de şöyle demiştir: Resulullah [aleyhisselam] bineğine bindiği zaman... ["istevâ alâ ba'îrihî]

Bu mânâ, iki hususu ihtiva eder: İstiva edenin, istiva ettiği şeyden yüksekte olması ve onunla aynı seviyede olması. Bir şeyden aşağı seviyede olanın durumu hakkında 'istevâ aleyhi' denmez." (Mecmu'u'l-Fetava, XVII, 375)

İbni Teymiyye'ye göre, Allahü teâlânın Arş'ı istivası onun üzerinde bulunması mânâsında olduğunu göre, burada şöyle bir problem ortaya çıkmaktadır: Allahü teâlânın varlığı ezelî olduğuna göre, Arş'ı yaratmadan önce Allahü teâlâ neredeydi?

Biz, Vehhabîlerin imamı İbni Teymiyye'nin buna verdiği cevaba geçmeden evvel, Ehl-i sünnetin reisi ve bizim imamımız olan İmam-ı a'zam Ebû Hanîfe'nin (rahmetullahi teâlâ aleyh) bu konuda söylediklerini okuyalım:

"Allahü teâlâ, kendisi için bir ihtiyaç ve (Arş'ın üzerine) istikrar (yerleşme, mekân tutma) olmaksızın Arş'a istiva etmiştir. O, Arş'ı da diğer mahlukatı da korumaktadır. Eğer (Arş'a ve bir yerde yerleşip mekân tutmaya) muhtaç olsaydı, tıpkı mahluklar gibi alemi yoktan var etmeye ve idareye muktedir olamazdı. (Bir mekânda) oturmaya ve karar kılmaya muhtaç olsaydı, Arş'ı yaratmadan önce Allahü teâlâ nerede idi? Yüce Allah bundan münezzehtir." (İmam Ebû Hanîfe, el-Vasıyye, 73.)

Şimdi daha evvel de naklettiğim iki yazı ile konuyu bağlayayım:

"İmam Ebû Hanîfe'nin de dile getirdiği "Allahü Teâlâ bu mekânları yaratmadan önce neredeydi?" sorusuna İbn Teymiyye'nin bulduğu cevap, "Arş'ın nev'î kıdemi"dir. Bu, şu demektir: Allahü Teâlâ ezelden beri üzerine istiva ettiği Arşlar yaratmaktadır. Yenisini yarattığında bir öncekini yok etmektedir ve bu, ezelden beri böyle devam edegelmektedir. Bu izah tarzının ne kadar problemli olduğu ise açıktır. Zira Allahü Teâlâ dışında varlığı ezelî olan bir başka varlık tasavvur edildiğinde, zorunlu olarak o varlığın mevcudiyetinin bir yaratıcının varlığına mütevakkıf bulunmadığını, varlığının zorunlu ("vâcibu'l-vücud") olduğunu söylemiş olursunuz. Bunun ne anlama geldiği ise açıktır..." (Dr. E. Sifil, Milli Gazete, 7 Ağustos 2004)

"Muhammed Abduh da bu ifade üzerine yazdığı ta'likte şunları söyler: (Bunun sebebi İbni Teymiyye'nin, ayet ve hadislerin zahiri ifadelerini esas alan ve Allahü Teâlânın Arş'a oturmak suretiyle istiva ettiğini söyleyen Hanbelilerden olmasıdır. Kendisine, Allahü Teâlâ ezeli olduğu için O'nun mekânının da ezeli olması gerektiği için bu görüşün Arş'ın ezeli olmasını icabettirdiği, Arş'ın ezeli olmasının ise onun görüşüne aykırı olduğu söylenerek itiraz edilince, "Arş nev' olarak kadimdir" demiştir. Bu şu demektir: Allahü Teâlâ, ezelden ebede kadar bir Arş'ı yok ederken diğerini yaratır ki, Allahü Teâlânın istivası ezeli ve ebedi olsun....)" (Dr. E. Sifil, İslam ve Modern Çağ, Kayıhan Yayınları, c.1, s. 76.)

Yukarıdaki bilgiler ve daha fazlası için bkz. İslam ve Modern Çağ, Kayıhan Yayınları, c.1, s.67-83.

ebuemetullah
18-02-2008, 09:36
Ehl-i sünnet alimlerinden Yusuf Nebhanî, Şevahidü'l-Hakk'da diyor ki:

İbni Teymiyye'nin yaptığı naklin sahih olmadığını İbni Hacer-i Heytemi, ona karşı yazdığı reddiyelerinde dile getirmiştir. Bu, alimde bulunabilecek ayıpların en kuvvetlisidir. Güveni zayıflatan ve itibarı düşüren huyların en şenii, başkalarından sahih olmayan nakil yapmaktır. İsterse en kuvvetli hadis hafızlarından ve en ileri alimlerden olsun. Hafız Iraki el-Kebir'in onun hakkında söylediği "İbni Teymiyye'nin yaptığı nakillerin bir kısmına itibar olunmaz" sözüne kuvvet kazandırmaktadır. (s. 191)

Burada anlatılanın "zayıf hadis rivayet etmekle" bir alakası yok. Basit Türkçe cümleleri anlayamayan ve benim vaktimi harcayan sen, müteşabih nassları nasıl doğru anlayacaksın?

yani yukarıda nakledilen kısmın zayıf hadis nakletmekle alakası yok,(veya bunları sen nakletmedin) tamam eğer sen öyle dedikten sonra...acaba sen yazdıklarını anlamıyor omayasın...
bu arada muteşebih meselesini ne kadar anladığını neye ne kadar ve ne zaman muteşebih dendiğinin cidden merak ettim ayrıca şu ana kadar kendi itikadınızdan bahsetmeme sebebi asıl siz şübhe içinde olduğunuz için olabilir mi?(arapçaya fazla yakın olmadığınızı sandığımdan hatırlatıyorum; muteşabih kelimesi şübhe ile aynı kökten gelir yani kelime oyunu var)
Yani ben ayetleri kendi manalarında bırakırken muteşabih oluyorlar ama sen onlara Allah ve Rasulunun yüklemediği manaları yüklerken muteşabih değiller(tabii sen bu nerden çıktı diyeceksin, eğer itikadını açık olarak beyan edersen bunu tartışacağız)
mevzu kılmaya gelince acaba bir hadise hangi durumlarda zayıf veya mevzu denir acaba bu hususuta bilginiz var mı? Veya alimlerin hadis hususundaki durumları aslında şimdi burada size uzun uzun hadis usulü ile ilgili bilgi vermek isterdim ama sanırım burada öğrenilebilecek bir şey değil yinede ufakta olsa bilgi sahibi olabilmeniz için birgivinin bu hususta türkçeyede çevrilmiş ufak bir risalesi vardır bakınız.Ayrıca Talat koçyiğit'in güzel bir kitabı var faydalanabilirsiniz.Bununla birlikte imamların cerh ve ta'dilde durumları vardır; şediyd, mutevassıt, mutesahil
(eğer kitaptan okumak zor olacaksa burada ufak bir açıklama var http://www.frmpaylas.com/cerh-ve-tadil-uzerine-t75176.html (http://www.frmpaylas.com/cerh-ve-tadil-uzerine-t75176.html) ) dolayısıyla muteşeddid öyle alimler vardır (ki bunlar hadiste hayırla anılmışlardır) fakat bununla beraber kendi beldelerinin giyimdeki örfünü terketti diye bazı ravilerden hadis almayı terketmişlerdir oysa onların zayıf kabul ettikleri bu raviler ve hadisler başka alimler tarafından alınmıştır.Bizzat Muslim(ibnul haccac) imam buhariye laf etti diye kendi hocası olan zuhliyi terketmiş kendi kitabında(sahih i muslim) ondan hadis nakletmemiştir böyle iken imam buhari ise zuhli den sahih i buharide hadis nakletmiştir.Şimdi ibni teymiyye ve ibni kayyım(ki ibni kayyımın -yanılmıyorsam Can yayınlarından- türkçe olarak yayınlanmış zayıf ve uydurma hadislerden bahseden el menari l muniyf fis sahihi ve daif -adlı bir eseri vardır) bu iki alim şiddet sahibi (muteşeddid) oldukları için onlara t'an mı edeceğiz ibni hibban nesai ali ibnu l medini yahya bn main gibi alimlerde hep müteşeddid alimlerdi ve hadisçiler arasında göz bebeği olan isimlerdir bunlar.Sonra zayıf ve uydurma rivayetlere manaen sahihtir diyen bir zihniyetten ne bekleyeceğiz.Yani hadis Allah Rasulune atfedilen(ve sahibini cehenneme oturtan) bir söz olacak ve biz nedendir bilmem manaen sahih diyeceğiz.Çünkü bir kişi Allah Rasulu şöyle dedi diyerek "insanın iki gözü vardır" diye bir söz söylese biz buna uydurma hadis der ve sahibini hadisteki (kim benim ağzımdan yalan....) tehdide layık görürüz.Yoksa manaen sahih demeyiz.
Zayıf kılmak ise alimler arasında bazen ictihad etme bazen bilmekle ilgili hatadan kaynaklanır, ibni teymiyye hiç bir hadisi işine gelmediği için (kimileri gibi tevil ederek) reddetmiş değildir.(zira onun kuran ve sünnet hususunda teslimiyeti alimler arasında kabul görmüştür.Hata ettiği zaman bile pek çok ayet ve hadisi delil getirmiştir ama Allahın insanlar üzerindeki kanunu gereği her insan gibi yanılmıştır.)işte sıkıntı gösterdiğiniz zayıf kabul etme mevzu kabul etme meselesi budur
Demişsiniz ki;
"Allahü teâlâ, kendisi için bir ihtiyaç ve (Arş'ın üzerine) istikrar (yerleşme, mekân tutma) olmaksızın Arş'a istiva etmiştir. O, Arş'ı da diğer mahlukatı da korumaktadır. Eğer (Arş'a ve bir yerde yerleşip mekân tutmaya) muhtaç olsaydı, tıpkı mahluklar gibi alemi yoktan var etmeye ve idareye muktedir olamazdı. (Bir mekânda) oturmaya ve karar kılmaya muhtaç olsaydı, Arş'ı yaratmadan önce Allahü teâlâ nerede idi? Yüce Allah bundan münezzehtir." (İmam Ebû Hanîfe, el-Vasıyye, 73.)

yukarıdaki sözler aynen ibni teymiyye tarafından aynen kabul edilmektedir o Allah'ın arşa muhtaç olmaksızın istiva ettiğini söylemiştir. Ayrıca Arş'ın kadimliği meselesinde ibni teymiyyenin Allahın arşının yaratılmış olduğunu ve Arşın ancak diğer mahlukata göre kadim(daha eski olduğu) görüşünde olduğunu yine buna benzer bir çalışmayı prof bir arkadaşın makalesinden alıntıda yaparak nakletmiştim(yoksa nakletmemişmiydim ya da okumak zahmetine katlanmadınız mı)
1 ibni teymiyye arşın kalem'den daha evvel yaratıldığını beyan etmektedir.Buda hadiste geçmektedir.(ayrıca aslında reşid rıza abduh'un talebesidir ve o arşı kadim kabul etmektedir -sizin tarafınızdan anlaşılan manada-acaba ebubekr sifil ibni teymiyyenin görüşlerini abduhtan naklettiği içinsapla samanı karıştırıp bu hata ve zanna düşmüş olabilir mi diye de düşünmüyor değilim hani...)
2 O arşın evvel olduğunu söylememiştir zira El evvelu olan ancak Allahtır.. kıdem sıfatının ise Allah subhanehu teala için kullanılması başka bir mevzuu ki isim ve sıfatların tevfikiliği meselesi olarak bilinir(aslında artık daha önce yazdıklarımı tekrar etmeye başladım)
3 Onun verdiği bu misaller ise istiva kelimesinin arap dilinde hangi manalarda kullanıldığına dairdir istiva ala bir şeyden ya üstte ya eşit yükseklikte olana kullanılır demektedir(bununla Allah'ın arşından aşağıda olabileceğininin Arap dilinde caiz olmadığını söylemektedir.Arşı ile aynı yükseklikte olmasını da o reddetmektedir.Ona göre Allah bütün mahlukatının üstündedir

BU ARADA SİZİN NEYE İNANDIĞINIZ ile İLGİLİ CEVABINIZ BEKLİYORUM
1 İMAN NEDİR ARTAR MI EKSİLİR Mİ
2 ALLAHIN SIFATLARI
3 ALLAH NEREDEDİR
4ALLAHIN KELAMI NEDİR

Murat Yazıcı
18-02-2008, 17:55
yani yukarıda nakledilen kısmın zayıf hadis nakletmekle alakası yok,(veya bunları sen nakletmedin) tamam eğer sen öyle dedikten sonra...acaba sen yazdıklarını anlamıyor omayasın...
...
işte sıkıntı gösterdiğiniz zayıf kabul etme mevzu kabul etme meselesi budur


Bu iki cümle arasına yazdığın (ve yer işgal etmemek için sildiğim) uzun laf salatasının benim yazdıklarımla ne alakası var? Hakaret etmeyi kasdetmiyorum, ama hakikaten insanın sabrını zorlayan bir algılama/anlama problemin var senin. Sen şöyle yazmıştın:



5-İbni teymiyyeyi zayıf hadis rivayet etmekle itham ediyorsun ki(haklısın zayıf rivayetler nakletmiştir) oysa Buhari edebul mufredde kütüb-ü sitte Buhari ve muslim hariç hatta kütüb-ü tis’a geleneksel manada söyleyecek olursak hadisin piri dediğimiz bütün kişiler şöyle ya da böyle kitaplarında zayıf rivayetler nakletmişlerdir. Sen ilmin tamamının Rasulullah’tan sonra bir göğüste toplanacağına inanıyorsan ve herhangi bir âlimin böyle bir hatadan uzak olacağını sanıyorsan asıl kendi itikadını bir gözden geçirmen gerekiyor. Bu da benim cevabımdı:

Zayıf hadis rivayet etmek kusur değildir. Sen okuduğunu anlayamıyorsan ben ne yapayım?

Yazdığım (daha doğrusu, alimlerden naklettiğim) bilgi şuydu:

İbn Hacer el-Askalânî (v. 852/1448) İbn Teymiyye’nin, İmâmiyye Şîası’nın otoritelerinden olan İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin (v. 726/1325) Minhâcü’l-kerâme fî ma’rifeti’l-imâme (Tebriz 1286, Tahran 1298, Kahire 1962) adlı eserine reddiye olarak yazdığı Minhâcü’s-sünne en-nebeviyye fî nakzı kelâmi’ş-şîa ve’l-kaderiyye isimli kitabı üzerine yaptığı değerlendirmede diyor ki:

Telif esnasında kaynağını hatırlayamadığı bazı makbül/sahih hadisleri veya senedi zayıf da olsa bazı mevcut/sabit rivâyetleri mevzu olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. İbn Teymiyye, İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin kullandığı hadislerin büyük bir kısmı mevzu ve çok zayıf olmakla birlikte, onun sözünü çürüteyim (tevhîn) derken bazan Hz. Ali’yi küçük düşürmüş, ifrat ve teşeddüde düşmüştür. (İbn Hacer, Lisân, VI, 319-320; a.mlf., Dürer, I, 71; Leknevî, Ecvibe, s. 174-176.)

Leknevî diyor ki:

İbn Teymiyye, İbnü’l-Cevzî (v. 597/1200) gibi hasen hadisleri mekzûb, birçok zayıf haberi de mevzû kılmış, hatta zayıf veya mevzû oluşu ihtilaf konusu olan birçok haberin, mevzû olmasında ittifak olduğunu iddia etmiştir. (Leknevî, Ecvibe, s. 174)

Ehl-i sünnet alimlerinden Yusuf Nebhanî, Şevahidü'l-Hakk'da diyor ki:

İbni Teymiyye'nin yaptığı naklin sahih olmadığını İbni Hacer-i Heytemi, ona karşı yazdığı reddiyelerinde dile getirmiştir. Bu, alimde bulunabilecek ayıpların en kuvvetlisidir. Güveni zayıflatan ve itibarı düşüren huyların en şenii, başkalarından sahih olmayan nakil yapmaktır. İsterse en kuvvetli hadis hafızlarından ve en ileri alimlerden olsun. Hafız Iraki el-Kebir'in onun hakkında söylediği "İbni Teymiyye'nin yaptığı nakillerin bir kısmına itibar olunmaz" sözüne kuvvet kazandırmaktadır. (s. 191)

Burada anlatılanın "zayıf hadis rivayet etmekle" bir alakası yok. Basit Türkçe cümleleri anlayamayan ve benim vaktimi harcayan sen, müteşabih nassları nasıl doğru anlayacaksın?

Son sözüm: Kusura bakma ama, gerçekten sıkıldım. Bu kadar anlayışsızlık ve laf kalabalığı ile uğraşma mecburiyetim yok, uğraşmayacağım da. :crying:

Ahi Evran
19-02-2008, 09:57
Hiç bir Vehhabinin "Allahü teâlâ mekândan münezzehdir" dediğini duymadım. Bu Ehl-i sünnet alimlerinin sözüdür.


Sorun orada zaten duymadınız...
Duymak gereği de duymadınız...
Hatta kulaklarınız mühürlendi duyamıyorsunuz...
Tüm mesele bu...
Bir vehhabiye sorun bakalım "Allah mekan'dan münezzeh değil midir?" diye...
Size söyleyecekleri ilk söz SUBHANALLAH olacak, sonra da Rabbimiz Allah mekandan münzzehtir diyecek, sonra diyeceklerini ise kulağı mühürlüler manipule edecekler...

İbrahim Tevhidi
19-02-2008, 10:06
İbni Teymiyye(r.a.) kadar taş düşsün :)

Murat Yazıcı
19-02-2008, 10:18
Sorun orada zaten duymadınız...
Duymak gereği de duymadınız...
Hatta kulaklarınız mühürlendi duyamıyorsunuz...
Tüm mesele bu...
Bir vehhabiye sorun bakalım "Allah mekan'dan münezzeh değil midir?" diye...
Size söyleyecekleri ilk söz SUBHANALLAH olacak, sonra da Rabbimiz Allah mekandan münzzehtir diyecek, sonra diyeceklerini ise kulağı mühürlüler manipule edecekler...

Ahi Evran, uzun yazmaya gerçekten vaktim yok. Birkaç cümle yazacağım.

Önce bu forumda çıkmış bir yazıdan bir pasaj nakledeyim:


ALLAH ZAMANDAN VE MEKANDAN MUNEZZEHTİR DİYEN KAFİRDİR

BUNU BEN DEMİYORUM ALİMELR HUKMUNU VERMİŞ HATTA BİRİ İDAM BİLE DİLMİŞ.bu sözü ilk ortaya atan cehmiye mezhebinin imamıdır.ve en sapık mezheplerdendir.tarikatcılarda bunu savunur.bilip bilmeden hemde.oysaki buna delilleri yoktur
ALLAH zamandan ve mekandan munezzeh ise deliliniz nedir?hadis ve ayet nerde? oysaki aşağıda anlatacaklarıma sizden yanıt bekliyorum tabii size ALLAH katından inen delillerle cvp verin.başkasının sözlerini ALLAH ve rasulunun önüne gecirmeyin....

Bunu yazan, İbni Teymiyye'nin, İbn Ebi'l-İzz'in, İbni Abdülvehhab'ın kitaplarını ve Vehhabi sitelerini okuyan ve oralardan yazılar kopyalayıp bu foruma gönderen birisi idi.

Yorum yapmama gerek var mı?

Ama ben öğrenmeye açık, hergün bilgisini artırmaya çalışan birisiyim. Bana Vehhabilerin temel kitaplarından, mesela İbni Teymiyye'nin veya İbni Abdülvehhab'ın veya İbni Baz'ın kitaplarından şöyle (aynı manada) bir ifade bul, sana ancak teşekkür ederim:

"Allahü teâlâ zaman ve mekândan münezzehdir. Onun için mekân, yer, yön söylenemez. "

ebuemetullah
19-02-2008, 12:30
Ne zeka ama!

Arş, yedi kat göklerin üstündedir ve hepsinden büyüktür.

Bir şey hem Arş'ın üstünde hem semada nasıl oluyor?

Vehhabiler Hıristiyanlar gibi... Hıristiyanlar diyor ki,

1 + 1 + 1 = 1

Yani, bu toplamın 3 olduğunu inkar ediyorlar.

Nasslarda geçen ifadeleri hepimiz biliyoruz. Bunlardan İbni Teymiyye'nin ve Vehhabilerin çıkardığı mekan ve cihet [yön] manalarını anlamıyoruz. Ehl-i sünnet itikadı böyledir.
Evet ne zeka Allah için farketmemişim bana açıkça gösterdiğiniz için Allah razı olsun sizin ilimden ve arap dilinden ne kadar uzak olduğunuzu bildiğim kadar, sağlıklı düşünmektende uzak olduğunuzu gösterdiğiniz teşekkür mü etmek gerekiyor.Bilmiyorsanız bir bilene sorabilirdiniz bunada mı gücünüz yok ? Sizden önce sifil ya da kevserinin niye bunu düşünmemiş ya da dile getirmemiş olduğunada şaşırıyorsunuzdur siz şimdi...Semada kelimesi arap dilinde- fis sema -şeklinde gelir yani fiy harfi cerri ile fiy harfi cerri kelimeye -de -da manasını verir bu verilen mana içinde olabileceği gibi (dikkat edin burası önemli) kuranda geçtiği şekli ile bir şeyin üzerinde de olabilir hatta kuranı kerimde Allah subhanehu yeryüzünün üzerinde manasında fil ardi(yani insan yeryüzünün içinde değil yerin üzerinde gezmektedir) demiştir.Aynı şekilde Sahih i müslimde muaviye hakem es sulemiden gelen hadisi zikreden ebu hanifenin cariyenin eynellah(Allah nerede ) sorusuna verdiği fis sema(semada) ile Allah'ın semanın içinde olduğunu mu kasdettiğini sanıyordunuz ....yazık...Acaba kevseri ya da sifil bu yüzden(arap dilinde semada tabirinin bu şekilde kullanıldığını bildiklerinden) bu hususta ağızlarını açmamış olabilir mi.Yine ibni abbas radiallahu anhtan gelen hadiste yedi kat sema onun üzerinde kürsi ve arşın olduğunu açıkça görmekteyiz.Ve daha önce de defeatle zikrettiğim gibi Allah subhanehu teala bütün mahlukatından ayrı (mahlukatına karışmamış olarak) ve mahlukatının (dolayısıyla gökler arş ve kürsüde dahil)üzerindedir böyle baktığınızda Allah semada yani yükseklik yönü ile semada veya zatı ile semanın üzerindedir diyen doğru söylemiş olur eğer bununla Allahın semanın içinde olduğunu zannediyorsa Allah'ı bunların kuşattığına veya hulula veya karışmışlığa (Allah bunlar ile iç içedir diye)inanıyorsa sapıktır.Allah subhanehu teala daha önce getirdiğim hadislerde olduğu gibi şanına layık şekilde arşına istiva etmiştir bu istivayı kuran ve sünnetin delalet etmediği başka manalarla tevil etmek(manalandırmak) caiz değildir onun bu istivasını yaratılmışların amellerine benzetmekte mümkün değildir("nasıl olur ki onun misli olan bir şey yoktur" ) o ne arşına nede diğerlerine muhtaç değildir..
Şimdi azizim acaba benim toplamamda değil de sizin anlamanızda bir sıkıntı olmasın...Ne zaman anlayamadığınız şeyleri inkar etmek yerine araştırma yolunu tutacaksınız...?

Bu arada sorumu unutmuş değilim
1-ALLAHIN SIFATLARI HUSUSUNDA Kİ GÖRÜŞÜNÜZ
2-ALLAH NEREDEDİR ?
3-İMAN NEDİR ARTIP EKSİLMESİ HUSUSUNDA GÖRÜŞLERİNİZ NEDİR ?
4-ALLAH KELAM EDER Mİ ? BU KELAM NASIL BİR KELAM ETMEDİR

ebuemetullah
19-02-2008, 12:37
O kitap bende mevcut, oradaki konuyla alakalı sözlerde hatalar vardır. İster tercümede eklenmiş olsun, ister esas metinde olsun yanlıştır. Zaten, İbn Ebi'l-İzz'e ait olan şerh muteber değildir. Bunun gibi içinde başka aykırı görüşler de mevcuttur. Kimseye tavsiye etmiyoruz.



Biz artık sağdan soldan topladığınız sözleri tartışmıyoruz Aliyyul kariyi bilir misiniz efendi (sizin anlayabileceğiniz isimler olsun diye) kendisi ebu izz den alıntılar yapmış ve onun görüşleriyle kendi eserlerinde hükümler bina etmiştir.Acaba yinede biz sizin (o ilim ve akıldan uzak) yorumlarınıza kıymet verip böyle güzide alimleri terk mi etsek?
Haddinizi bilin efendi "bende kitabı var ben beğenmedim" lafa bak...Aslında ben kitabı okuduğunuz hususunda da teredütlüyüm ama hadi hayırlısı.

ebuemetullah
19-02-2008, 12:53
Vehhabîlerin Allâme ismini verdiği ve yazılarını kendilerine sened olarak kullandığı İbni Kayyım-ı Cevziyye 751 [m. 1350] de vefat etdi. İbni Teymiyye'nin talebesi ve fikirlerinin en başta gelen yayıcısıdır. Bu Kitâb-ür-rûh kitabında diyor ki:

“Bir kimse, bir kabri ziyâret edince, kabirde bulunan meyyit, ziyâret edeni bilir. Onun sesini işitir. Onunla ferâhlanır. Onun selâmına cevab verir. Bu hâl, yalnız şehîdlere mahsûs değildir. Başkaları için de böyledir. Belli bir zamana mahsûs da değildir. Her zaman böyledir.”

Bu kitabın İz Yayıncılık tarafından basılmış tercümesinin değişik yerlerinden bazı pasajlar:

Rasûlullah, ümmetinin ölülere: "Ey mü'minler topluluğu! Allah'ın selamı üzerinize olsun (Es-selamü aleyküm dâre kavmin mü'minin)" şeklinde selamlarını alıyormuş gibi selam vermelerini önermiştir. Haddizatında bu şekilde selam, duyan düşünen insanlara verilir. Ölüler kendilerine verilen selamı duymamış olsalardı (ki, yokluk ve cansıza hitap olacağından) bu abes olurdu. Ölünün ziyaretçilerini tanıması tevatüren sabit olduğu gibi selef alimleri de bu konuda müttefiktirler.


selamın alınması meselesinde alimler arasında neredeyse ittifak olduğunu söylemiş ve bu hususta uzun açıklamalarda bulunmuştum sanırım bu hususta rivayetler açıktır hatırlattığınız için Allah razı olsun.Ayrıca ibni kayyım' hususunda sanırım bilmediğiniz bazı şeyler var ki kitabur ruhtan nakil getirmeniz bunu gösteriyor ibni kayyım'ın bazı eserleri onun tasavvufa meyilli olduğu islami ilimlerde sonradan elde ettiği sağlam görüşlerden önceki(aslında açık ifade etmek gerekirse ibni teymiyye ile tanışmadan önceki ) dönemlere aittir .Zaten eğer elinizdeki kitaba bakacak olursanız (eğer dip notlara bakarsanız) içindeki rivayetlerinin ekserisinin zayıf olmasından bu açıkça belli olmaktadır.Daha sonra yazdığı zad ul mead gibi eserlerde bu tamamen değişmiştir.Umarım anlatabilmişimdir.




[Ölülerin] bedenleri dağılsa da söylenenleri duyacakları bildirilmiştir. Bu durumda ölülere hitaptan maksat, bedenlere bağlı sözkonusu ruhlara hitaptır."Kabirde olanlara sözlerini duyuramazsın" âyeti celîlesinin siyakından kâfir bir kimsenin faydasına olacak bir biçimde hayatta olanın sözünü duyamaması anlaşılmaktadır. Nitekim kabirde bulunanlar söylenenleri işlerine yarayacak biçimde duyamazlar. Ancak Yüce Allah ölülerin hiçbir şey duyamayacaklarını ifade etmemiştir. Bilakis Ölülerin ziyaretçilerinin ayak seslerini duyduklarını; Bedir ölülerinin Rasûlullah'ın konuşmasını duyduğunu bildirmekte ve de yaşayan birine hitap ediyormuşcasına onlara da hitap edilmesini meşru saymıştır. Bu nedenle de mü'min kardeşine selam verenin selamının alınacağı da haber verilmiştir. Bu âyetin bir benzeri de şudur: "Sen, ölülere duyuramazsın. Arkalarını dönmüş kaçarken sağırlara da davetini işittiremezsin" ölülerle birlikte sağırların da daveti duyamaması her ikisinin de davete ehil kimseler olmadığına delildir. Bu iki kısım insan ölü ve sağır olunca, bunlara birşey duyurmak, anlatabilmek mümtenîdir demektir. Bu görüş doğrudur ama, ölümden sonra bir Ölçüde bedenle alakasını kesmemiş ruhlara kötü durumlarını, alçaklıklarını duyurmanın imkânsızlığını ifade etmemektedir.




Biz o yazımızda
1 Bedir (kalib ) günü işitmenin olduğunu
2Ayak seslerinin işitildiğini
3Ölülerin selamı alması için ruhun iade edildiğini zikretmiştim




Düşün; birisi, dostunu yahut akrabasından birini yahutta bir başkasını rüyasında görmüş; gördüğü kişi, buna yalnızca rüya gören kişinin bildiği bir bilgi vermiş, yahut gizlediği bir malın yerini göstermiş yahut onu olacak tehlikeli bir işten sakındırmış yahutta olacak bir şeyle müjdelemiş ve bunlar da gerçekten dediği gibi olmuş yahut rüya görenin veya yakınlarından birinin şu zamanda öleceğini söylemiş; bu da gerçekleşmiş yahutta bolluktan veya kıtlıktan, düşmandan, musibetten, hastalıktan veya bir maksadından bahsetmiş, bunlar da dediği gibi olmuş. Bu gibi hâdiselerin sayısını Allah'tan başka kimse bilemez İnsanlar bunun mümkünlüğünde birleşmişler. .Birçokları gibi biz de bundan daha acaiplerini duymuşuzdur, görmüşüzdür. Şu iddia yersizdir: "Bütün bunlar uyku anında nefsin bedenî meşgalelerden uzaklaştığında kişiye beliren nefiste zaten var olan ilimlerdir. İnançlardır." Bu iddia bâtılın, muhalin ta kendisidir. Çünkü nefsin, ölünün haber verdiği şeyden asla bilmiyordu...

Kişinin ölüyü rüyasında görüp ölüye bilgiler vermesi, ölünün de kişinin bilmediği birşeyi bildirmesi böylece geçmişte ve gelecekte haber verilen şeyin gerçekleşmesi bazan yerini ölüden başka kimsenin bilmediği medfun bir maldan bazan da borcu olduğunu bildirmesi, dirilerin ruhlarının ölülerin ruhlarıyla birleşeceğine delildir. Daha da garibi, ölüden başka kimsenin bilmediği ve hatta şu zamanda başımıza gelecek şeyi bildirmesi de ruhların birleşeceğine delildir. Haber verilen şey gerçekleşir; bazan da ölü, insana sadece kendisinin bildiğini bir olayı anlatır...

Rabiâ ölünce, bir kadın onu rüyasında yünden bir başörtüsü ve cübbe ile kefenlendiği halde süslü bir elbise ve ipekten bir başörtüsü ile görür. Ona der ki: "Kefenin olan yün başörtüsüyle cübbeyi ne yaptın?" Rabia: "Allah'a yemin olsun ki onlar üzerimden çıkarıldı bunlar giydirildi, kefenimi dürdüm. Bunları giymem bana yasaklandı. Sonra da kıyamet günü tam mükâfatımı almak için illiyyûn cennetine yükseltildim." "Bu halinle sen dünyada olup bitenleri bilebiliyor musun?" Rabia: "Bu, Allah'ın veli dostlarına verdiği kerametle oluyor."

Yalan söyleyeceğini hiç sanmadığım biri bana şunu anlattı: Bir kadın evinin yıkılması, sonra da yeniden yapılması için muayyen bir ücret karşılığında beni tuttu. Yıkmaya başladım. Birden kadın ve etrafındakiler gocunmaya başladılar. Kadına dedim ki: "Ne oluyor?" Kadın: "Allah'a yemin olsun ki bu evi yıkmamın bir amacı yok. Olayı sana anlatayım. Çok zengin bir babam vardı. Geçenlerde öldü. Ama fazla malını bulamadık. Durum böyle olunca malının gömülü olacağını düşündüm, acaba bulamaz mıyım diye gördüğün gibi evi yıktırmaya karar verdim" dedi. Orada bulunanlar kadının anlattıklarını duyunca: "Malı bulmanın daha kolay yolunu denedin mi?" dediler. Kadın: "Hangi yol" diye sordu. Adamlar: "Fülanca adama git, gece başından geçenleri ona anlat, umulur ki babanı görür de yorulmadan külfete girmeden malın yerini öğrenirsin." Bu teklif üzerine kadın gitti, meramını adama anlattı, geri döndü. Kadın adamın kendi ismiyle babasının ismini yazdığını zannediyor. Ertesi gün işe erken başladım. Bir müddet sonra kadın adamın yanından geldi. Bana dedi ki: "Adam diyor ki: "Babanı gördüm. Malın, evdeki tümseğin altında olduğunu söylüyor." Hemen tümseği genişçe kazmaya başladım. Biraz derinde içerisinde mal bulunan bir çömlek çıktı. Bu duruma ben hayret ederken kadın bulduğum şeyin çok az ve yetersiz olduğunu, "Babamın malı daha çoktu" diyerek küçümsüyordu. Kadın dedi ki: "O adama yeniden gideyim." Adama vardı ve babasıyla yeniden görüşmesini istedi. Adam bir gün sonra babasıyla görüştü ve gerekli şeyleri öğrendi. Ertesi gün kadın gelince ona olayı anlattı: Baban sana diyor ki: 'Zeytinyağı deposunun hemen altındaki dört köşe havuzu kazı, mal orada." Kadın hemen döner, öğrendiklerini işçisine anlatır. Mahzeni açarlar" yan tarafta dört köşe havuzu görürler. Zoraki havuzu kazınca içerisi dolu büyük bir bir cam kavanoz çıkar, onu da alır. Mal sevdasına düşen kadın yeniden o adama başvurmuşsa da birşey elde edememiş. Babası adama demiş ki-"Kızım hakkına düşeni aldı. Geriye kalan malımın üzerine ise kurnaz biri oturdu, hakkına düşeni aşırdı." Bu konuda gerçekten daha birçok misaller sayılabilir. Rüyasında tavsiye edilen ilaçları kullanarak şifâ bulanların sayısı da gerçekten çoktur. Birçok insanın bana anlattığına göre îbni Teymiyye karşıtı birçok kişi ölümünden sonra onu rüyasında görüp ferâiz ve başka konularda sorular sormuşlar; İbni Teymiyye de onların doğru cevaplarını vermiştir. Velhasıl bu gerçeği, sadece, ruhları, hükümlerini ve durumlarını bilmeyen insanlar kabul etmezler. Başarı Allah'tandır.

İbn Kayyim el-Cevziyye, Kitabu’r-ruh, İz Yayıncılık: 11-21:

«Bana selam verdiğinizde Allah ruhumu geri verir, böylece selamınızı alırım.>> Süleyman b. Nuaym da: Rasûlullahı rüyamda gördüm. Dedim ki: "Ey Allah'ın Rasûlü! İnsanlar kabrine varıp Sana selam veriyorlar. Bari selamları Sana ulaşıyor mu?" Rasûlullah: "Evet, selamları alıyorum" dedi. Süleyman b Nuaym: Allah Rasûlü ashabına, kabre vardıklarında: "Es-selamû aleyküm ehle-d-diyâri'l-hadîs" yani: "Ey yeni memleketin sakinleri! Allah'ın selamı üzerinize olsun" demelerini öğretmiştir. Bu hadis de ölünün kendisine verilen selamı bildiğine ve onu aldığına delildir. Ebû Muhammed Fadl b. Muvaffık'tan nakleder: Babamın kabrini ziyarete defalarca gittim. Bir gün bir cenaze merasimine katıldım. O gün işim âcil olduğundan babamın kabrine varamadım. Gece rüyamda babamı gördüm. Bana dedi ki: "Oğlum, artık niçin gelmiyorsun?" Ben de: "Baba, sen benim ziyaretimden haberdar oluyormusun?" "Evet, vallahi haberdar oluyorum oğlum. Köprüden geçip mezarıma gelirken, başımda otururken ve ayrılıp giderken köprüyü geçene kadar hep sana bakıyorum" dedi. Amr b. Dînar'ın şöyle dediği nakledilir: "Bir kimse öldüğü zaman, ehlinin kendini yıkayacaklarını, kefenleyeceklerini bilir, onlara bakar durur." Mücâhid de der ki: "Kişi ölümünden sonra kabrinde oğlunun güzel amelleriyle müjdelenir."

MEYYİTLERİN RUHLARI İŞ YAPAR MI?

İbn Kayyim el-Cevziyye, Kitabu’r-ruh, İz Yayıncılık: 140-141:

Bedenin esaretinden, ilgisinden, meşguliyyetinden kurtulan ruhun tasarrufu, kuvveti, nüfuzu, himmeti .. bedenin ilgi ve meşguliyyetleri altında ezilmiş, esir ruhtan çok daha ileri seviyededir. Hakikatte ruh; yüce, temiz, büyük ve yüksek himmetli bir ruh olduğu halde, bedene mahbus iken böyle oluyorsa acaba bedenden ayrıldıktan sonra nasıl olabilir? O halde ruh, bedenden ayrılınca ayrı bir hale, ayrı bir fiile dönüşür. Bedenden ayrılan ruhların, rüyalarda bedene tekrar dönerek bir kişinin, iki kişinin yahut çok az sayıda insanın oldukça kalabalık bir topluluğu hezimete uğratmasıyla ilgili insanların gördükleri rüyalar, tevatür derecesinde çoktur. Resûlullah'ın “sallallahü aleyhi ve sellem” ve Ebû Bekr ve Ömer'in “radıyallahü anhümâ” ruhlarının, mü'minlerin sayısının azlığı ve güçsüzlüklerine rağmen, kendilerinden sayıları ve hazırlıkları çok olan küfür ve zulüm ordusunu yendikleri, nice rüyalarda görülmüştür.


kitabur ruh ile ilgili açıklamalarımı yukarıda yapmıştım o kitap cidden acayipliklerle doludur. şimdi çıkmam gerekiyor selam ile

KuTeYBe
19-02-2008, 12:59
Zaten, İbn Ebi'l-İzz'e ait olan şerh muteber değildir. Bunun gibi içinde başka aykırı görüşler de mevcuttur. Kimseye tavsiye etmiyoruz.

:ıslık:Kimseye tavsiye etmiyorlarmış. Biz de tavsiye sormuştuk !

Bu at gözlüğü bakışından yola çıkarsak biz de, cımbızlamada üstüne olmayan Sifil'i ve küfürbaz Kevserî'yi merdut sayıyoruz, okumuyoruz talebelerimize okutmuyoruz.

Ayrıca İbn Ebil'in İbn Teymiyye'ye olan sevgisinden dolayı mufrit Ahbaşiler ve tarikatçılar tarafından reddedildiğini biliyoruz. Hem bu sadece ona karşı yapılmış bir tavır alma da değildir. İlim sahiplerinin hiç umrunda bile değil ;)

KuTeYBe
19-02-2008, 13:19
İbn Teymiyye gerçekten İslâm dünyasının gördüğü en büyük âlimlerden biridir. Onu yerenler (zemmedenler) dahi onun hakkında sitayişkâr sözler etmişler ve bazan kendileriyle çelişkiye düşerek İbn Teymiyye'ye karşı kendi kendilerini reddetmişlerdir.

Örneğin onun başta muhlislerinden olup daha sonra İbn Arabi el-Endülüsî et-Tâi isimli adama yüklendiği için birden ondan ayrılan Zemlekani'ye kulak verelim:

Vasfediciler onun hakkında ne dediler?
Ki, onun sıfatları saymakla bitmez.
O, Allah'ın üstün gelen hüccetidir.
O, bizim aramızda çağın bir harikasıdır.
O, yaratılmışlar içinde bir ayettir.
Onun nûru fecirden daha parlaktır.

Bu şahıs İbn Teymiyye'nin Kitâbu Beyânu'd-Delîl 'alâ -Butlani't-Tahlîl isimli eserine takriz yazmış ve yukarıdaki beyitleri de İbn Teymiyye'nin Ref'ul-Melâm 'ani'l-E'immeti'l-A'lâm isimli eseri piyasaya çıkınca söylemişti.

Fakat ne olduysa olmuş o dönemin daha sonra yazacağım inşaAllah dönemin bir çok kişisi gibi şahıs sevgisi yüzünden ona cephe almıştır. Fakat o onun ilmini takdir edenlerdendir.

Bu şahsın hoş bir tarafı Teymiyye ile münazara yapanların hemen hepsinin çuvallamış olmasına rağmen bunun kendi sözünü çürütmeksizin doğru bir yol tutturabilmiş olmasıdır.

Zemlekani şöyle diyor ayrıca:

Ona bir ilimden sorulduğu zaman, onu gören ve dinleyen kişi onun cevapları karşısında bu ilimden başka bir ilim bilmediğine ve bu ilimde onun denginin olmadığına kanaat getirirdi."

Beş yüz seneden beri hıfzı ondan kuvvetli olanı görülmemiştir.

bk. Vefeyatu'l-A'yân,c.I,s.36.

"
Herhangi bir ilim dalına dair kendisine soru sorulacak olursa, onu gören ve onu dinleyen bir kimse onun bu ilim dalından başka bir şey bilmediğini zanneder ve bu seviyede kimsenin o ilmi bilmediğine hükmederdi Diğer mezheplere mensup fukaha onunla birlikte oturduklarında kendi mezhepleri ile ilgili daha önce bilmediklerini şeyleri ondan öğrenirlerdi. Herhangi bir kimse ile tartışıp da hasmı tarafından susturulduğu bilinmemektedir. İster şer'i ilimler olsun, ister başkaları olsun herhangi bir ilim hakkında söz söyledi mi mutlaka o ilim dalının uzmanlarından ve o ilmi bilmekle tanınanlardan üstün olduğu ortaya çıkardı. Beşyüzyıldan bu yana ondan daha ileri derecede hadis hıfzetmiş kimse görülmüş değildir."

DİKKAT EDİLSİN . Bu sözler onun muhalifi tarafından dile getiriliyor. Bir kimsenin seviyesini öğrenmek ve mahiyetini anlamak için en doğru yol insaflı muhaliflere bakmaktır.

fakiri
19-02-2008, 13:28
Günümüz müslümanalrına bi hâl oldu, insanları zekâları ve meziyetleri ile değerlendirir oldu ! Hatta bazıları bu konuda o kadar sapııttı ki, meth-u sena ettikleri adamları lisede ve üniversiteki başarı durumları ile kıyaslar oldu ! Burada da zahiri ilimler ile değerlendirme göze çarpıyor. Bre gafiller siz bilmez misiniz ki, tarihte nice masonlar ve gayr-ı müslim olanlar ŞEYHÜLİSLÂMLIK makamına kadar dahi çıkmışlardır. Müslümanları biribirine düşürmek için varını-yoğunu ve hatta hayatını ortaya koyan meşhur İngiliz casus Lawrens acaba İslâm Dinini hangimizden daha az biliyordu ?
Kıyas ve değerlendirmelerimizi sadece çalışmakla elde edilen zahiri ilimlerle yapmayalım ! Çünkü, böyle yaparsak yanılma ihtimalimiz % 90 ' dır.

:lac:

Ahi Evran
19-02-2008, 16:09
ALLAH ZAMANDAN VE MEKANDAN MUNEZZEHTİR DİYEN KAFİRDİR


Murat Yazıcı kardeşim bu söz cahillerin sözüdür...

Ehl-i Hadis, Selefiler, Vehhabiler (Ki hepsi Sahih Hadis ile amel etmeyi esas alır)

Müteşabih ayetleri tevil etmezler.
Örneğin "Rahman arşa istiva etmiştir" derler.
Bu, Allah'a mekan isnadı değildir.
Allah Kuran'da böyle beyan etmiştir.
Hadisciler de bunu böyle anlarlar.
Keyfiyetini Allah'a havale ederler, Allah "Rahman arşa istiva etmiştir" buyurdu, biz de böyle söyleriz derler...Malum zihniyet bu sözü çarpıtarak diyor ki bunlar Allah'a mekan isnad ediyor, bu ise iftiradır...

(Benim müteşabih ayetlerdeki görüşüm tevil edilmesi gereğidir ki meşhur alimlerimiz bunu yapmıştır, biz de bunlara itibar ediyoruz...)

Bin Baz:



Allah'ın güzel isimlerine ve yüce sıfatlarına, bunları tahrif etmeden, bozmadan, niteliğini değiştirmeden, herhangi bir şeye benzetmeden, aziz kitabında geçtiği ve güvenilir elçisinin haber verdiği gibi inanmak da Allah'a imanın gerçeklerindendir. Bunları olduğu gibi, nasıllıksız kabul etmek ve Allah'ın yüce vasıfları olan anlamlarına inanmak gerekir. Allah'ı, yaratıkların sıfatlarına benzetmeden, kendisine yaraşır biçimde bu sıfatlarla nitelendirmek icabeder. Kendisi şöyle buyurmuştur:
"Zatına benzer hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir." (Şura, 11), "Allah'a meseller vermeğe (birtakım benzerler ortaya çıkararak Allah'ı onlara benzetmeğe ve O'nu, koştuğunuz ortaklarla kıyaslamağa) kalkmayın! Çünkü Allah (benzetme yapmayı) bilir, siz ise bilmezsiniz. " (Nahl, 74).
İşte Allah'ın elçisi Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ashabından ve onlara güzelce tabi olanlardan oluşan Ehli sünnet ve'l-cemaat'in inancı budur. İmam Ebul-Hasan el-Eş'ari (Allah rahmet eylesin)'in "el-Makalat an Ashibi'l-hadisi ve Ehli's-Sunneh" adlı kitabında naklettiği inanç da budur.
EI-Evza'i (Allah rahmet etsin) şöyle demiştir: "Ez-Zühri ve Mekhul sıfat ayetlerinden sorulduklarında: 'Olduğu gibi kabul edin!' dediler." El-Velid ibn Müslim (Allah rahmet etsin) de şöyle demiş: "Malik, Evza'i, Leys ibn Sa' d ve Süfyan-i Sevri (Allah onlara rahmet etsin) sıfatlarla ilgili hadislerden sorulduklarında hepsi de: "Bunları nasıllıksız, olduğu gibi kabul edin' dediler." Evza'i şöyle demiş: "Biz aramızda tabiilerin en çok bulunduğu sıralarda 'Yüce Allah Arşı üzerindedir' der ve hadislerde sözü edilen sıfatlara inanırdık!"
İmam Malik'in hocası Rebia ibn Ebi Abdi'r-Rahman (Allah onlara rahmet etsin), İstiva'dan sorulduğunda şöyle dedi: "İstiva meçhul değil ve keyfiyeti bilinir değildir. Peygamberlik Allah tarafından verilir. Elçinin görevi açıklamak, bizim görevimiz tasdiktir." İmam Malik de aynı şeyden sorulduğunda şöyle dedi: "İstiva bilinmektedir. Nasıllığı bilinmez, ona inanmak vacib ve ondan sormak bid' attir." Sonra soru sorana: "Seni kötü biri olarak görüyorum" dedi ve onun, huzurundan çıkarılmasını emretti. Mü'minlerin annesi Ümm-ü Seleme (Allah ondan razı olsun)'den de aynı mana rivayet edilmiştir. İmam Ebu Abdir-Rahman Abdullah ibn Mübarek (Allah rahmet etsin) de şöyle demiş: "Rabbimizi, göklerin üstünde, Arşı üzerinde, yaratıklarından 'tamamen ayrı biliriz. "
Bu konuda imamların sözleri çoktur. Bunların hepsini bu konferansta nakletmek mümkün değildir. Bu konuda daha fazla bilgi sahibi olmak isteyen, Sünnet bilginlerinin yazdıkları kitaplara başvursun. Mesela İmam Ahmed'in oğlu Abdullah'ın “es-Sunneh" kitabı, İmam Muhammed ibn Huzeyme'nin “et-Tevhid" kitabı, Ebu'l-Kasım el-Lalkai et-Taberl'nin “es-Sunneh" kitabı, Ebubekr ibn Ebi Asım'ın "es-Sunneh" kitabı ile Şeyhu'l-İslam ibn Teymiyye'nin Hama halkına cevabı, bu eserlerdendir. Bu son eser, çok yararlı, önemli bir cevaptır ki merhum Şeyh, onda Ehl-i Sünnet'in inancını açıklamış; Ehl-i Sünnet'in birçok sözlerini, sünnet ehlinin dediklerinin doğruluğunu; muhaliflerinin sözlerinin yanlışlığını gösteren şer'î ve akIi kanıtları bu eserde nakletmiştir. “Tedmuriyye" adlı risalesi de böyledir. Orada Ehl-i Sünnet'in inancını ve muhaliflerinin butlanını nakli ve akli kanıtlarla öyle güzel izah etmiştir ki bu izahlar gerçeği öğrenmek amacıyla temiz niyetle okuyanlara gerçeği gösterir ve batılın beynini dağıtır. İsimler ve sıfatlar konusunda ehli sünnetin inancına ters düşen herkes, mutlaka nakli ve aklı delillere ters düşer, kabul ve reddettiği şeylerin hepsinde açık çelişki içine girer.
Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat ise yüce Allah'ın büyük Kitabında kendisi hakkında söylediklerini yahut elçisi Muhammed (s.a.v.)'in sahih Sünnetinde Allah için verdiği sıfatları, hiçbir şeye benzetmeden aynen kabul etmişler ve O yüce Zatı yaratıklara benzemekten tenzih ettikleri gibi sıfatlarını hükümsüz ve anlamsız bırakmaktan da kaçınmışlar, böylece çelişkiye düşmemeyi başarmışlardır. Onlar bütün söylediklerinde delillere dayanmışlardır. İşte Allah'ın, peygamberleriyle gönderdiği gerçeğe sarılan ve bunu izah için bütün çabasını harcayan ve kendisini başarıya ulaştırmasını Allah'tan dileyen kimseyi başarıya ulaştırmak, Allah'ın hakim yasasıdır. Nasıl ki yüce Allah buyurmuştur: "Hayır, biz hakkı batılın üstüne atarız da onun beynini parçalar, derhal batılın canı çıkar." (Enbiya, 18), "Onların sana getirdiği her misale (her batıl soruya) karşı mutlaka biz sana (o batılı yok edecek) gerçeği ve en güzel açıklamayı getiririz." (Furkan, 33)
Hafız İbn Kesir, ünlü tefsirinde: “Rabbiniz o Allah’tır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra da Arşa istiva etti." (Araf, 54) ayetini tefsir ederken güzel bir söz söylemiştir. Büyük yararı olacağı düşüncesiyle bu metni burada nakletmek yerinde olur: "Bu konuda insanlar çok şeyler söylemişlerdir. Burası bu sözleri nakletmenin yeri değildir. Biz sadece İmam Malik, Evza'i, Sevri ve Leys ibn Sa'd, Safii, İmam Ahmed, İshak ibn Raheveyh ve benzeri eski yeni salih selefin görüşüne uyarız. Bu da sıfatları nasıllıksız, bir şeye benzetmeden ve anlamlarını boşaltmadan, olduğu gibi kabul etmektir. Benzeticilerin zihinlerine gelen zahir anlam, Allah' a isnadedilemez. Çünkü yaratıklarından hiçbir şey Allah'a benzemez. Nitekim ayet-i kerime'de: "Zatına benzer hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir." (Şura, 11) buyurulmuştur.
Aşağıdaki eserlerin satın alınmasını tavsiye ederiz:
1) Fethu'l-Mecid Şerhu Kitabi't-Tevhid
2) Nevevi'nİn el-Ezkar'ı
3) Rİyadu's-Salihin
4) EI-Akldetu'I-Vasıtİyye
5) Keşfu' ş-Şubuhat
6) El-Usulu's-selaseh
7) İbn Kesır Tefsıri
8) Kitabu't-Tevhi'd
9) Es-Sunen ve'l-Mubtedeat
10) El-İbda' fi Madarri'l-ibtida'
11) Zadu 'l-Mead fi Hedyi Hayri'l-ibad
12) İğasetu 'l-Lehfan min-Mesaidi'ş-şeytan
13) Iktidau's-sıratı'l-mustakım fi' Muhalefeti Ashabi'l-cehım.

Buhari'nin hocası Nuaym ibn Hammad el-Huzai ve benzeri imamlar: "Allah'ı yaratıklarına benzeten kafir)" olur; Allah'ın, kendisini nitelendirdiği şeyleri inkar eden kafir olur." demişlerdir. Allah'ın, kendisini ve Elçisinin O'nu nitelendirmesinde teşbih yoktur. Açık ayetlerde ve sahih hadislerde anlatılanları, Allah'ın zatına yakışır biçimde kabul eden ve Allah'tan eksiklikleri kaldıran insan hidayet yoluna girmiştir.





(Kaynak: “Doğru İnanç ve Ona Aykırı Olan Şeyler, Yazan: Şeyh Abdulaziz İbn Abdullah İbn Baz, AL-HARAMAIN ISLAMIC FOUNDATION)


İbnu Teymiyye, Kur'an'ın en ufak bir âyetini reddetmek bir yana Kur'an'ı anlama konusunda fazla akılcılık yapanlara karşı çıkarak bir bakıma "bazı kavramları anlamakta zorluk çekiyorsanız kendi aklınızı hakem kılıp da te'viller yapmayın, kavramı kendi haline bırakın" demek istiyordu. İşte "Allah'ın eli" vs. gibi kavramlar etrafındaki ihtilafların özünde de bu yaklaşım var. Ama bu kesinlikle bir "tecsim" değildir, çünkü İbnu Teymiyye, mücessimeye (Allah'ı yaratıklara benzeterek ona el, ayak gibi organlar nispet edenlere) karşı da hararetle mücadele etmiştir.

Hakkında "sapık" ifadesi kullanılmasının anonim olduğu düşüncesi yanlıştır. Çünkü müçtehit olduğu yüzlerce ehl-i fetva ilim adamı tarafından teslim edilmiş, fetvaları kendisinden sonraki fıkıhçılara dayanak teşkil etmiş bir âlim hakkında "sapık" denilmesinin anonim hale gelmesi, sapıklığın anonimleşmesi anlamına gelir ki böyle bir şeyden Allah'a sığınırız.

İbnu Teymiyye bir beşerdir, isabet ettiği yerler de vardır, yanıldığı yerler de. Fıkıhta onun fetvalarına başvurmak zorunda değilsiniz. Görüşlerinden kabul ettikleriniz de olabilir, reddettikleriniz de. Ama onun bir görüşünü reddetmekle, "O burada Kur'an'ı inkâr etmiştir" gibi bir iddiada bulunmak farklıdır. Tefsir hatasıyla inkâr tamamen farklıdır. Onun bazı görüşlerine iştirak etmeseniz bile adaletten ayrılmayın. Yüce Allah şöyle buyurur:

"Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletten ayrılmaya yöneltmesin. Adaletli davranın; bu takvaya daha yakındır. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah sizin işlediklerinizden haberdardır." (Maide, 5/8)

http://www.vahdet.com.tr/

Murat Yazıcı
19-02-2008, 16:39
Ayrıca ibni kayyım' hususunda sanırım bilmediğiniz bazı şeyler var ki kitabur ruhtan nakil getirmeniz bunu gösteriyor ibni kayyım'ın bazı eserleri onun tasavvufa meyilli olduğu islami ilimlerde sonradan elde ettiği sağlam görüşlerden önceki(aslında açık ifade etmek gerekirse ibni teymiyye ile tanışmadan önceki ) dönemlere aittir .

Zahir olan bazı hususlar var, mesela:

1. Senin ya okuduğunu anlayacak zekaya sahip olmadığın ya da okumadan cevap yazdığın,
2. Dini konularda işkembe-i kübradan sallamanın vebalini bilmeyen veya bildiği halde Allah'tan korkmadan ve utanmadan bunu yapabilen sorumsuz birisi olduğun.

Bu sözlerim ağır gelebilir, ama insaf ile değerlendirilirse "az bile" diyenler çıkabilir. Bakın gönderdiğim yazıda geçen, kendisinin de yazısında tekrar verdiği şu pasaja:

Rüyasında tavsiye edilen ilaçları kullanarak şifâ bulanların sayısı da gerçekten çoktur. Birçok insanın bana anlattığına göre îbni Teymiyye karşıtı birçok kişi ölümünden sonra onu rüyasında görüp ferâiz ve başka konularda sorular sormuşlar; İbni Teymiyye de onların doğru cevaplarını vermiştir. Velhasıl bu gerçeği, sadece, ruhları, hükümlerini ve durumlarını bilmeyen insanlar kabul etmezler. Başarı Allah'tandır.

Kısacası, İbni Kayyım'ın bu yazıları İbni Teymiyye ile tanışmadan önce değil, İbni Teymiyye öldükten sonra yazdığı çok açıktır. Ama muhatabımız burnunun dibindeki bu yazıya rağmen zıddını söyleyebilmektedir.

Anlaşılan bu tür kişilere karşı "La havle..." demekten başka çare yoktur.


Zaten eğer elinizdeki kitaba bakacak olursanız (eğer dip notlara bakarsanız) içindeki rivayetlerinin ekserisinin zayıf olmasından bu açıkça belli olmaktadır.Daha sonra yazdığı zad ul mead gibi eserlerde bu tamamen değişmiştir.Umarım anlatabilmişimdir.
Kitabın dipnotları adeta İbni Kayyım'a reddiye gibidir. Bu ayrıca traji-komik bir durumdur. Ama, Vehhabilerin İbni Kayyım'a ve İbni Teymiyye'ye itirazlarının bu kitapla sınırlı olmadığı anlaşılıyor:

"Nitekim, gerek İbn Teymiyye'nin, gerekse talebesi İbni Kayyım'ın eserlerini neşreden bir kısım Selefilerin, bu iki alimin bazı meselelerdeki görüşlerine tahammül edemeyerek kendilerine itiraz ettikleri bilinen bir husustur. (Örnek olarak İbni Kayyım'ın Medaricü's-Salikin'inin Daru'l-Hadis baskısına bakılabilir.)" (İslam ve Modern Çağ, Kayıhan Yayınları, c.1, s. 82)

Başka misaller de elbette verilebilir; beni izlemeye devam edin :).

elmnightmare
19-02-2008, 16:53
Bu şahsın hoş bir tarafı Teymiyye ile münazara yapanların hemen hepsinin çuvallamış olmasına rağmen bunun kendi sözünü çürütmeksizin doğru bir yol tutturabilmiş olmasıdır.

Bu da tamamen uydurma sözlerden biridir....
1. Mesele 3 talak meselesinde İBn Teymiyye kendisine verilen reddiye karşısında bu bir alimin elinden çıkmıştır deyip hakkını vermesi bu meseleyi çürütmeye yeter...Şu anda hangi alimin reddiye yazdığını hatırlayamadım...

2. Mesele de : Şafii ulemasından Şihabuddin İbn Cehbel de İbn Teymiyye’nin tecsimle alakalı görüşlerini reddeden bir risale kaleme almıştır.

[50] İbn Cehbel eserinin sonunda “İbn Teymiyye’nin sapıklık ve inadının derecelerini açıklamak için tahrif ve fesadından kaynaklanan açıklamalarını bekliyoruz.”[51] demesine rağmen İbn Teymiyye Onun bu meydan okumasına cevap ver(e)memiştir...

50] Bkz. Tacüddin Abdulvahhab b. Ali es-Subki, Tabakatu’ş-Şafiiyyeti’l-Kübra, t.y., IX, 35-91. [51] Tacüddin es-Sübki, a.g.e., IX, 91.

fakiri
19-02-2008, 17:03
İbn-i Teymiyye'yi şeyhülislâm kabul edenlere bir soru :

Madem ki bu adam bu kadara büyük ilim sahibiydi de, Sahih-i Müslimin merhum Şarihi Ahmed Davudoğlu Hoca bunun ismini DİN TAHRİPÇİLERİ kitabının başına neden yerleştirdi ?
Yoksa, Davudoğlu merhum bziden daha mı az tanıyordu İbn-i Teymiyye'yi !!!!???

:confused1:

KuTeYBe
19-02-2008, 17:12
Elm aslında verememiş değildir. Yukarıda belirttik anlayabilecekler için Teymiyye düşmanları gerçekten onu ya anlayamamışlar ya da o dönemde birbirini çekememe gibi nedenlerle iftira yağdırmışlar. Teymiyye meseleler dışında neredeyse isim bile vermez. Teymiyye'ye karşı yapılan saldırılara meşhûr Alusizâde Cilâ'da bunlara tek tek cevaplar vermiştir.

Meselâ onun hasımlarından biri olan İbn Murahhil (v 716) Şafii mezhebinde o kadar ifrat derecede taassub sahibi ki Teymiyye ile bir tartışmaya giriyorlar. 705 yılının Recep ayında toplanan mecliste bulunup ona karşı ilk safta mücadele etmeye çalışmışsa da pek çok çelişkilere düşmüş kendi tarafındakilerle çekişmeye başlayıp meclisin düzenini bozduğundan saçmalayarak bir kenara sinmiş ve tüm çabası boşa gitmiştir.

Yine İbn Cibrîl el-Küllâbi el-Halebi (v 733) Teymiyye'nin mücessime ve müşebbihe gibi Allah'a cihet isnad ettiği zehâbına kapılmıştır. Cihet isnâd edenlere karşı yazdığı kitapta da burada asılan bir çok yazıda yapıldığı gibi kendi cahilliğini ve meseleyi anlamadığını ortaya koymuştur.

Teymiyye'de onu takip edenler de (Zehebi, İbn Kudame, İbn Mende, İbn Kesir, İbn Müflih, İbn Münecca, İmaduddin ve diğerleri ) cihete değil keyfiyetsiz biçimde fevk' e ve uluvv 'a inanırlar.

Ancak tarih boyunca selef düşmanı bir çok kimse ya kasten ya da bu mezkûr adam gibi anlayamadığından Ehlu'l-Hadis itikadını, Selef-i Salihîn'in itikadını Haşeviyye diye de anılan mücessime ve müşebbihe ile karıştırmışlardır.

Oysa birinde çok bariz cisimlendirmeler diğerinde ise keyfiyetsiz inanma vardır.

Murat Yazıcı
19-02-2008, 17:18
Beş yüz seneden beri hıfzı ondan kuvvetli olanı görülmemiştir.


Bu daha evvel yazılmıştı, cevaben şu nakilleri yapmıştım:

İbn Hacer el-Askalânî (v. 852/1448) İbn Teymiyye’nin, İmâmiyye Şîası’nın otoritelerinden olan İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin (v. 726/1325) Minhâcü’l-kerâme fî ma’rifeti’l-imâme (Tebriz 1286, Tahran 1298, Kahire 1962) adlı eserine reddiye olarak yazdığı Minhâcü’s-sünne en-nebeviyye fî nakzı kelâmi’ş-şîa ve’l-kaderiyye isimli kitabı üzerine yaptığı değerlendirmede diyor ki:

Telif esnasında kaynağını hatırlayamadığı bazı makbül/sahih hadisleri veya senedi zayıf da olsa bazı mevcut/sabit rivâyetleri mevzu olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. İbn Teymiyye, İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin kullandığı hadislerin büyük bir kısmı mevzu ve çok zayıf olmakla birlikte, onun sözünü çürüteyim (tevhîn) derken bazan Hz. Ali’yi küçük düşürmüş, ifrat ve teşeddüde düşmüştür. (İbn Hacer, Lisân, VI, 319-320; a.mlf., Dürer, I, 71; Leknevî, Ecvibe, s. 174-176.)

Leknevî diyor ki:

İbn Teymiyye, İbnü’l-Cevzî (v. 597/1200) gibi hasen hadisleri mekzûb, birçok zayıf haberi de mevzû kılmış, hatta zayıf veya mevzû oluşu ihtilaf konusu olan birçok haberin, mevzû olmasında ittifak olduğunu iddia etmiştir. (Leknevî, Ecvibe, s. 174)

Ehl-i sünnet alimlerinden Yusuf Nebhanî, Şevahidü'l-Hakk'da diyor ki:

"İbni Teymiyye, dalgaları kıyıyı döven gürültülü bir deniz gibidir. Bazen sahile inci ve mercan bırakır; bazı zamanlarda da taşları ve midye kabuklarını attığı, pislikleri ve hayvan leşlerini bıraktığı olur." (s.46)

İbni Teymiyye'nin yaptığı naklin sahih olmadığını İbni Hacer-i Heytemi, ona karşı yazdığı reddiyelerinde dile getirmiştir. Bu, alimde bulunabilecek ayıpların en kuvvetlisidir. Güveni zayıflatan ve itibarı düşüren huyların en şenii, başkalarından sahih olmayan nakil yapmaktır. İsterse en kuvvetli hadis hafızlarından ve en ileri alimlerden olsun. Hafız Iraki el-Kebir'in onun hakkında söylediği "İbni Teymiyye'nin yaptığı nakillerin bir kısmına itibar olunmaz" sözüne kuvvet kazandırmaktadır. (s. 191)

Şunu ilave edeyim: Hâfız İbn Hacer el-Askalânî yukarıda zikrettiğim kaynakta diyor ki:

"İbni Teymiyye eserini yazarken bahse konu rivayetlerin kaynaklarını hatırlayamamıştır. İbni Teymiyye ezberine güvenerek kaynaklara müracaatta gevşeklik gösterir." (İbn Hacer, Lisânü'l-Mizân, VI, 319-320).

bi husben
19-02-2008, 17:41
İbn-i Teymiyye'yi şeyhülislâm kabul edenlere bir soru :

Madem ki bu adam bu kadara büyük ilim sahibiydi de, Sahih-i Müslimin merhum Şarihi Ahmed Davudoğlu Hoca bunun ismini DİN TAHRİPÇİLERİ kitabının başına neden yerleştirdi ?
Yoksa, Davudoğlu merhum bziden daha mı az tanıyordu İbn-i Teymiyye'yi !!!!???

:confused1:




ben adım gibi eminim eğerki şeyhul islam ibn-i teymiye ibni arabi ve vahdet-i vucud ile ilgili bir beyanat vermeseydi onu bizden fazla sahiplenecektiniz

ahmed davutogluda kim oluyor

bize görede din tahrifçilerinin başında olanalar hulul inacı sahip olan kişilerin öncüleridir

ahmet davutoğluda ayranım ekşidir demeyeceğine göre işi iftiraya götürmektedir


allah şeyhimizden razı olsun
doğru yanlış elbette hesap gününde belli olacaktır şeyhimize yapılan saldırılar ve iftiralar elbetteki cazasız kalmayacaktır

şimdi eğerki tahrifçiyse bu zat islama ve ehli sünnete zıt görüşlerini bi söyleyinde bilelim

kurana ve sünnete göre ne tahrifçiliği var örnek verinde görelim

Murat Yazıcı
19-02-2008, 17:52
şimdi eğerki tahrifçiyse bu zat islama ve ehli sünnete zıt görüşlerini bi söyleyinde bilelim

kurana ve sünnete göre ne tahrifçiliği var örnek verinde görelim

Birçok misal varsa da, biri yeterlidir:

Ebubekir Sifil diyor ki:

Net olarak anlaşılmaktadır ki İbn Teymiyye, kâfir ve müşrikler için Cehennem azabının sonsuz olmayacağı, azapta çok uzun zaman kalsalar da oradan çıkacakları bir günün mutlaka geleceği görüşünü benimsemiş ve hiçbir yoruma mahal bırakmayacak tarzda savunmuştur. (İnkişaf Dergisi, No:7)

Cennet ve cehennem hayatının ebediliği, Kur'an, Sünnet ve İcma ile sabit zarurat-ı diniyyedendir. Konuyla ilgili ayet ve hadisler burada zikredilemeyecek kadar fazladır. Ümmet seleften halefe bu itikat üzere icma edegelmiştir. İbn Hazm, "Merâtibu'l-İcma"da cennet ve cehennemin ebedî olduğu konusunda icma edildiğini ve bu icmaa muhalefet edenlerin küfründe icma bulunduğunu söyler. (Milli Gazete, 24 Temmuz 2004)

"Ebediyet" kelimesi etrafındaki tartışma İbn Teymiyye ve talebesi İbnu'l-Kayyım ile başlamıştır. Evveliyatında Cehm b. Safvan'ın hem cennetin hem de cehennemin son bulacağı görüşü dışında bu kelimeyi cehennemin sonluluğu anlamında tartışan olmamıştır. Cehennemin ebedi olmadığını söylemenin küfür olduğunu ben söylemiyorum. Ehl-i Sünnet alimlerinin eserlerinde bu mesele hakkında oldukça açık beyan ve hükümler var. Hadi'l-Ervah ve içindeki deliller okunmuş ve gerekli şekilde cevaplandırılmıştır. Hatta bu, daha İbnu'l-Kayyım hayattayken yapılmıştır. Pek çok alim tarafından "müçtehid" olduğu söylenen Takiyyüddin es-Sübkî, el-İ'tibâr bi Bekâi'l-Cenneti ve'n-Nâr" adlı eserinde Hadi'l-Ervâh'taki hatalı yaklaşımı açık biçimde gözler önüne sermiştir. Ondan yüzyıllar sonra Muhammed b. İsmail el-Emîr, "Ref’ul-Estâr" adlı reddiye ile meselenin üstüne bir kere daha gitmiştir. Bu ikinci eser, sıkı bir Selefî ve İbn Teymiyye takipçisi olan el-Albânî tarafından tahkik ve neşredilmiştir. el-Albânî de orada İbn Teymiyye ve öğrencisinin hatalı olduğunu açık bir şekilde itiraf etmektedir. (Milli Gazete, 30 Aralık 2007)

Murat Yazıcı
19-02-2008, 17:59
Bu da tamamen uydurma sözlerden biridir....
1. Mesele 3 talak meselesinde İBn Teymiyye kendisine verilen reddiye karşısında bu bir alimin elinden çıkmıştır deyip hakkını vermesi bu meseleyi çürütmeye yeter...Şu anda hangi alimin reddiye yazdığını hatırlayamadım...
.

İlgili yazı şu idi:


Bu Ümmet'i bir arada tutan bu referans sistemini yok sayma anlamına gelecek herhangi bir girişimin, ne adına olursa olsun şiddetli tepki görmesi bundandır. İbn Teymiyye'nin bir "talak" meselesi sebebiyle hapis cezasına çarptırılmasını, onu kıskanan birtakım "haris kadılar" veya "iktidar yanlısı alimler"… gibi söylemlerle izaha çalışmak meseleyi çarpıtmak anlamına gelir. Zira biliyoruz ki bu ve benzeri meseleler sebebiyle İbn Teymiyye'nin şiddetli hasmı kesilen o alimler de en az İbn Teymiyye kadar "alim" ve "müttaki" insanlardı![2]

Geçmişte bu ve emsali meseleler sebebiyle kıyametler kopmuşken, bugün Kur'an üzerinde, Sünnet üzerinde, Sahabe üzerinde, "Amentü" üzerinde gayri sahih, hatta "gayri İslamî" onca kelam edilirken kimsenin kılının kıpırdamamasını neye bağlamalıyız? Şazz görüş ve tutumlar konusunda Ümmet'in bilincinde baş gösteren bu zaafın sebebi nedir?

[2] İbn Teymiyye, kendisine yazılan reddiyeleri takip ederdi. Takiyyüddîn es-Sübkî'nin "talak" konusundaki reddiyesini görünce, "Bu bir fakihin kaleminden çıkmış bir reddiyedir" demiş ve her fırsatta bu reddiyeyi tebcil etmiştir. Bkz. es-Safedî, el-Vâfî bi'l-Vefeyât, XXI, 255; a.mlf. A'yânu'l-Asr ve A'vânu'n-Nasr, III, 429.

http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&tur=gazete&no=605

Not: tebcil etmek = yüceltmek, övmek, saygı göstermek.

KuTeYBe
19-02-2008, 18:25
Bu daha evvel yazılmıştı, cevaben şu nakilleri yapmıştım:

İbn Hacer el-Askalânî (v. 852/1448) İbn Teymiyye’nin, İmâmiyye Şîası’nın otoritelerinden olan İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin (v. 726/1325) Minhâcü’l-kerâme fî ma’rifeti’l-imâme (Tebriz 1286, Tahran 1298, Kahire 1962) adlı eserine reddiye olarak yazdığı Minhâcü’s-sünne en-nebeviyye fî nakzı kelâmi’ş-şîa ve’l-kaderiyye isimli kitabı üzerine yaptığı değerlendirmede diyor ki:

Telif esnasında kaynağını hatırlayamadığı bazı makbül/sahih hadisleri veya senedi zayıf da olsa bazı mevcut/sabit rivâyetleri mevzu olduğu gerekçesiyle reddetmiştir. İbn Teymiyye, İbnü’l-Mutahher el-Hıllî’nin kullandığı hadislerin büyük bir kısmı mevzu ve çok zayıf olmakla birlikte, onun sözünü çürüteyim (tevhîn) derken bazan Hz. Ali’yi küçük düşürmüş, ifrat ve teşeddüde düşmüştür. (İbn Hacer, Lisân, VI, 319-320; a.mlf., Dürer, I, 71; Leknevî, Ecvibe, s. 174-176.)

Leknevî diyor ki:

İbn Teymiyye, İbnü’l-Cevzî (v. 597/1200) gibi hasen hadisleri mekzûb, birçok zayıf haberi de mevzû kılmış, hatta zayıf veya mevzû oluşu ihtilaf konusu olan birçok haberin, mevzû olmasında ittifak olduğunu iddia etmiştir. (Leknevî, Ecvibe, s. 174)

Ehl-i sünnet alimlerinden Yusuf Nebhanî, Şevahidü'l-Hakk'da diyor ki:

"İbni Teymiyye, dalgaları kıyıyı döven gürültülü bir deniz gibidir. Bazen sahile inci ve mercan bırakır; bazı zamanlarda da taşları ve midye kabuklarını attığı, pislikleri ve hayvan leşlerini bıraktığı olur." (s.46)

İbni Teymiyye'nin yaptığı naklin sahih olmadığını İbni Hacer-i Heytemi, ona karşı yazdığı reddiyelerinde dile getirmiştir. Bu, alimde bulunabilecek ayıpların en kuvvetlisidir. Güveni zayıflatan ve itibarı düşüren huyların en şenii, başkalarından sahih olmayan nakil yapmaktır. İsterse en kuvvetli hadis hafızlarından ve en ileri alimlerden olsun. Hafız Iraki el-Kebir'in onun hakkında söylediği "İbni Teymiyye'nin yaptığı nakillerin bir kısmına itibar olunmaz" sözüne kuvvet kazandırmaktadır. (s. 191)

Şunu ilave edeyim: Hâfız İbn Hacer el-Askalânî yukarıda zikrettiğim kaynakta diyor ki:

"İbni Teymiyye eserini yazarken bahse konu rivayetlerin kaynaklarını hatırlayamamıştır. İbni Teymiyye ezberine güvenerek kaynaklara müracaatta gevşeklik gösterir." (İbn Hacer, Lisânü'l-Mizân, VI, 319-320).

İnşaAllah bu konuyla ilgili daha ekleme yapacağız.

Yazıların dikkatli okunmadığına ya da başkasını "anlamamakla" itham ederken aynı duruma düşenlere güzel bir örnek olmuş yazınız.

Bu insanlar, Şeyhülislâm'dan çok sonra yaşadılar, orada kast edilense o döneme kadarki zamandır. Bu işin birinci vechi, ikincisi ise bir insanın hıfzının harikulade olması onun "unutmaktan" beri olmasını göstermez. Ne biz ne de bir başkası hıfzı görülmemiş güzellikteydi derken asla yanlış yapmaz demek istemiyoruz herhalde. Genelde karşı taraf (demek istemiyorum ama ayan beyân ortada olan bir şeye desem ne demesem ne ?!) şeyhlerini ya da tağutlarını kayıtsız şartsız masûm gördükleri ve unutmaktan beri saydıkları için bizim gibi düşünenlerin de Şeyhülislâm için aynı şeyi yaptığımız zehâbına kapılıyorlar.

Ya'ni toparlayacak olursak; İbn Teymiyye'nin kardeşinden hadis icâzeti almış Hafız İbn Hacer El-Askalanî burada onu zemmetme adına söylemiyor onu, ama kalbinde fesatlık olanlar cımbızlama yaparak almak istediklerini alıyorlar. Hatta onun tarafsızca Şeyhülislâm hakkında söylenenleri topladığı kitabından sanki o söylemiş gibi alıntılar yapıyorlar.

Ali radıyallahu anh hakkında küçültücü ifadelere yer veriyorsa neler bunlar?

Hem öğrencisi hem de hasmı olarak Zemlekani'nin ondan bu şekilde övgüyle söz edilmesi durumu gözler önüne seriyor aslında.

İbn Hacer bakın ne diyor, belki hep zemme dönük şeyleri okumak gözlerinizi perdelemiştir de İbn Hacer el-Askalanî'nin şu sözlerini görememişsinizdir:

"Şeyh (İbn Teymiyye) güneşten daha meşhûrdu ve kendisine Şeyhülislâm lakabı verilmişti. Geceleri sabahlara kadar yârânı ve talebe ve dostlarıyla sohbet ederdi. Bu gerçeği ancak onun kadrini bilmeyen ve insaftan uzak kimseler inkâr edebilir. Şeriat âlimleri, onun ictihad için gerekli tüm unsurları kendisinde topladığına şahitlik ederler."

Nebhani'ye gelince; biz Nebhani'den özellikle şu ciltler tutan Na't Antolojisi yüzünden uzak durmaya çalışırız. Çünkü Resûl'ü överken haddi aşan cümleler kurabilmektedir. O tasavvuf taraftarı olduğu için Teymiyye hakkında zemmedici bilgileri yoğunlukla verebilmektedir, buna rağmen ilmini düşüreceğinden korkarak onun hakkındaki övgüleri de gizleyememektedir. En azından Ahbaş Grubu gibi rezilleşmemiştir. Bu yüzden yine de susmak gerekir.

KuTeYBe
19-02-2008, 18:28
İbn Teymiyye, kendisine yazılan reddiyeleri takip ederdi. Takiyyüddîn es-Sübkî'nin "talak" konusundaki reddiyesini görünce, "Bu bir fakihin kaleminden çıkmış bir reddiyedir" demiş ve her fırsatta bu reddiyeyi tebcil etmiştir. Bkz. es-Safedî, el-Vâfî bi'l-Vefeyât, XXI, 255; a.mlf. A'yânu'l-Asr ve A'vânu'n-Nasr, III, 429.

Şu alıntı bile onun ne kadar yüce gönüllü olduğunun bir göstergesidir. Zirâ o, kendisine dil uzatan ve kötülük yapanlara gönül koymamış; büyük bir âlicenâplıkla onları övebilmiştir.

Fakat tarihler yazıyor ki onun hasımları ne yazık ki onun kadar âlicenâp olamadılar.

İnşaAllah eklemelerimizde bunun nasıl gerçekleştiğini anlatmaya çalışacağız.

Murat Yazıcı
19-02-2008, 19:16
Zirâ o, kendisine dil uzatan ve kötülük yapanlara gönül koymamış; büyük bir âlicenâplıkla onları övebilmiştir.

Fakat tarihler yazıyor ki onun hasımları ne yazık ki onun kadar âlicenâp olamadılar.



İbni Teymiyye'ye kötülük yapan kimse olduğunu sanmıyorum. İlmi tenkidleri "dil uzatmak" olarak vasıflamak ise, ancak taassup eseri olabilir.

Süleyman Uludağ'ın Necip Fazıl'ı şiddetle tenkid eden, buna karşı İbni Teymiyye'yi müdafaa eden ve öven bir yazısını okumuştum. Uludağ bile -bir İbni Teymiyye savunucusu olmasına rağmen- üslupları ve keskin dilli olmaları açısından Necip Fazıl ile İbni Teymiyye'yi birbirlerine benzetmektedir.

Zehebi bile -ki İbni Teymiyye'nin talebesidir ve bazı yazılarında hocasını aşırı övmüştür- yazdığı nasihatında hocasına şöyle demektedir:

"Ne zamana kadar dediğini doğrulayıp da, iyi zatlara düşmanlık edeceksin; ne zamana benliğine inanıp da iyi kişileri ayıplayacaksın? Ne vakte kadar, arzunu yüceltip kulları küçük düşüreceksin? Ne vakte kadar onunla dostluk yapıp da, zahidlerden tiksineceksin ve ne zamana kadar sahih kitaplarımız olan Müslim ve Buhari’nin bile övülmediği derecede kendini öveceksin?"

Murat Yazıcı
19-02-2008, 19:44
Genelde karşı taraf (demek istemiyorum ama ayan beyân ortada olan bir şeye desem ne demesem ne ?!) şeyhlerini ya da tağutlarını kayıtsız şartsız masûm gördükleri ve unutmaktan beri saydıkları için bizim gibi düşünenlerin de Şeyhülislâm için aynı şeyi yaptığımız zehâbına kapılıyorlar.

Kimdir bu "karşı taraf " bilmiyorum, ama burada yine birilerine karşı tekfir kokan ithamlar var. Takipçileri de şeyhlerinin üslubunu benimsemiştir. Bunu forumlarda pek sık görüyoruz.

Yine de merak ettim. Bahsedilen kişiler, yani

1. Şeyhlerini kayıtsız şartsız masum görenler veya
2. Tağutlarını kayıtsız şartsız masum görenler,
3. Şeyhlerini unutmaktan beri sayanlar,

kimlerdir?


Ali radıyallahu anh hakkında küçültücü ifadelere yer veriyorsa neler bunlar?

Uygun bir vakitte mezkur ifadeleri geniş bir şekilde -önce kendi blogumda sonra forumlarda- naklederim.


İbn Hacer bakın ne diyor, belki hep zemme dönük şeyleri okumak gözlerinizi perdelemiştir de İbn Hacer el-Askalanî'nin şu sözlerini görememişsinizdir:

"Şeyh (İbn Teymiyye) güneşten daha meşhûrdu ve kendisine Şeyhülislâm lakabı verilmişti. Geceleri sabahlara kadar yârânı ve talebe ve dostlarıyla sohbet ederdi. Bu gerçeği ancak onun kadrini bilmeyen ve insaftan uzak kimseler inkâr edebilir. Şeriat âlimleri, onun ictihad için gerekli tüm unsurları kendisinde topladığına şahitlik ederler."

Aslında İbni Hacer'den naklettiğim yazıları yine İbni Hacer'e atfedilen bunun gibi yazılara karşı cevap olarak derlemiştim. İbni Teymiyye'yi övmek için derlenmiş o yazılarda, İbni Hacer'in sözleri cımbızlanarak kullanılıyordu.

Yukarıda benim naklettiğim pasajlarda herhangi bir çarpıtma söz konusu değildir. Çarpıtmanın kime ne faydası olabilir? Bilhassa günümüzde "bilgi" hızla yayılmaktadır. Bugün yapılacak herhangi bir çarpıtmanın tesiri (olsa bile) çok kısa süreli olmaya mahkumdur, diye düşünüyorum.

fakiri
19-02-2008, 19:51
alııntı: talut
"...ahmed davutogluda kim oluyor..."


İşte bir kişi böyle bir laf edebildi mi kendisine ? " Portakal orda kal ! " denir.
Yani, talut musun ne karın ağrısısın; sana günâh olarak bu sözün
yeter.
Haydi yoluna !..

:mad:

KuTeYBe
19-02-2008, 19:57
İbni Teymiyye'ye kötülük yapan kimse olduğunu sanmıyorum. İlmi tenkidleri "dil uzatmak" olarak vasıflamak ise, ancak taassup eseri olabilir.

Süleyman Uludağ'ın Necip Fazıl'ı şiddetle tenkid eden, buna karşı İbni Teymiyye'yi müdafaa eden ve öven bir yazısını okumuştum. Uludağ bile -bir İbni Teymiyye savunucusu olmasına rağmen- üslupları ve keskin dilli olmaları açısından Necip Fazıl ile İbni Teymiyye'yi birbirlerine benzetmektedir.

Zehebi bile -ki İbni Teymiyye'nin talebesidir ve bazı yazılarında hocasını aşırı övmüştür- yazdığı nasihatında hocasına şöyle demektedir:

"Ne zamana kadar dediğini doğrulayıp da, iyi zatlara düşmanlık edeceksin; ne zamana benliğine inanıp da iyi kişileri ayıplayacaksın? Ne vakte kadar, arzunu yüceltip kulları küçük düşüreceksin? Ne vakte kadar onunla dostluk yapıp da, zahidlerden tiksineceksin ve ne zamana kadar sahih kitaplarımız olan Müslim ve Buhari’nin bile övülmediği derecede kendini öveceksin?"

Bu işler sanıp sanmamakla olmuyor ne yazık ki ! Tarihler kaydediyorlar nasıl cah uğruna gammazladıklarını vs.

Teymiyye'nin hasımlarını dahi övebilecek büyük yüreklilikte olması onun hiç sert konuşmamış biri olduğuna delil midir ki? Bu güne kadar özellikle forumlarda okuduklarımız göstermiştir ki karşı taraf , Şeyhülislâm'a karşı gizliden bir hayranlık beslemektedirler, zirâ ciddi "anlama" problemleri var. Buna Sifil de dahil. Gerçekten bazen öyle yazılar yazıyor ki gülmemek elde değil.

Biz de Fetava'da "gerizekalılar" ifadesini kullandığını hatırlıyoruz, fakat isim vermez o çok zaman. Necip Fazıl ile ise bu açıdan ancak benzeyebilirler ahlâk bakımından asla ! Zirâ Necip Fazıl kendini beğenmiş tavrıyla İbn Teymiyye'den uzaktır.İbn Teymiyye zindana girme bahasına kaypaklık etmemiş, hak bildiği yolda ilerlemişti. Oysa çağının Sifil tarafından ona eş-değer tutulmaya çalışılan kişilerine bakın. Sultanlara yaranmak için amuda kalkmadıkları kalmış :blink:

Zehebi ise onun için bakınız ne diyor ve bir anlamda insaf sahiplerinin göreceği şekilde ya çelişkiye düşüyor ya da kast ettiği şeyler bunlar yukarıdakiler değil. Övgüye bakın!

"Çağının bir tanesi :) Elhamdulillah ! Biz onun hakkında ne aşırı gidenlerden ne de hakkını vermeyenlerdeniz. Tabiinin ve Tebeu't-Tabiin'in âlimlerine kemâl anlamda onu gibi benzeyen biri görülmedi. Ben onun gibilerini ancak kitaplarda görüyorum."

Zehebi, Muce'm 1/56 : no:40

Ayrıca ;

"O, benim gibi birinin, hayat hikâyesinin anlatamayacağı kadar büyük biriydi. Gözlerim rükn ile makam arasında onun bir benzerini daha görmedi; o da kendisinin bir benzerini görmemiştir! diye yemin etsem yeminim boşa gitmez." diyen biri zaten onun hakkındaki kanaati belli etmiştir.


Şimdi kırmızıyla işaretlediğimiz kısımda aslen Zehebi daha sonra "övülmek istiyorsun" diyerek neden feveran etmiş ki Şeyhülislâm'a karşı "medh" in hâsını yapmış bunun ötesi olur mu? Kaldı ki Şeyhülislâm hiç bir zaman kendisini ben mükemmelim, harikayım diye övmüş mü? Yer belirtiniz? İnsanlar da ona karşı böyle bir zân oluşmuş duruşundan ötürü.

KuTeYBe
19-02-2008, 20:37
Kimdir bu "karşı taraf " bilmiyorum, ama burada yine birilerine karşı tekfir kokan ithamlar var.

Çoğu zaman yapıldığı gibi zan. Elhamdulillah kimseye karşı tekfirimiz olmadı, olamaz! İbn Arabi et-Tai hakkında dahi asla o kadar iğrenç yazılarına karşılık sadece "Umud edilir ki son nefeste bu batıl düşüncelerden rücu' etmiştir" demişizdir. Dolayısıyla burada tekfir kokan bir ifade yok ama açık bir su-i zan var. Ayrıca "anlama" sorunu olanlara daha net olarak söyleyelim. Karşı tarafla kast ettiğim İbn Teymiyye gibi İslâm âleminin nadiren gördüğü bir âlime çamur atma işine kendini o kadar çok kaptırmış olanlar ile hiç araştırmadan gösterilen delilleri kulak ardı edenler idi. Parantez içinde böyle bir ifadeyi kullanmak istemesek de hakikatın bu olduğu vurgulanmıştı. Anlaşılmamış !



Takipçileri de şeyhlerinin üslubunu benimsemiştir. Bunu forumlarda pek sık görüyoruz.

Takipçileri diyerek bizi de katıyorsanız (bilmiyorum kastınız net bu mudur?) biz Şeyhülislâm'ın takipçisi değiliz. Kur'an ve sünnet yolunun takipçisiyiz. Dolayısıyla Şeyh'in hatadan beri olduğu gibi bir fikir asla zihnimizin ucundan bile geçmez. Bu konuda Selefiyyun ise delili zayıfsa kuvvetli delil göstermiş olana bakar, Şeyhülislâm'a râm olma gibi bir duruma sokmaz kendini. İşte sizin anlayamadığınız bu. Hani önceki sayfalarda Kitabu'r-Ruh'tan bir sürü copy-paste yapmışsınız ya (Yaptığınız başka da bir şey yok ya asıl olarak neyse! İlimden uzak biçimde sentezleme ve düşünmeden uzak sadece parça parça kopyala babam kopyala !) Selefiler Kayyım'ın bu tutumunu şundan reddederler: Kayyım orada hocasının aksine ve genel yolunun zıddına aklını naklin dışında kullanmış, kıyasa baş vurmuştur. Dolayısıyla hep söylenegelen ama anlaşılmayan ya da anlaşıldığı halde muannid ve mütemerrid biçimde geçiştirilen bir durum sözkonusu. Kayyım o büyük Zadu'l-Mead müellifi de olsa kendi başına kimse gibi delil olamaz. Yani Kayyım söyledi doğru, Teymiyye söyledi doğru yok ! Sahih eser var mı bakılıyor ! Dolayısıyla Selefiler Kayyım'a eleştiri getirdiklerinde "Vay efendim kendi şeyhlerini bile eleştiriyorlar, bunlar da tenkit hastalığı var" gibi şeyler söyleniyor. Doğrusu budur. Bu asla Kayyım'ın değerini düşürmez. O hiç bir şey yapmamış olsaydı dahi hapishanede hocasına yarenliği inşaAllah ona sevap olarak yeterdi.

Ayrıca üslûp için de diyebiliriz ki biz sadece kendimizi düşünmeyiz. Sıkıştığınız noktalarda "ebuemetullah" için Türkçen bozuk, anlama sorunun var demeye başladınız. Sifil'in selefi Kevserî'nin üslubunu buraya aktarmamızı ister misiniz? Sonra da şöyle diyebilir miyiz meselâ; " Takipçilerinin üslûbu da aynı Kevserî gibi"




Yine de merak ettim. Bahsedilen kişiler, yani

1. Şeyhlerini kayıtsız şartsız masum görenler veya
2. Tağutlarını kayıtsız şartsız masum görenler,
3. Şeyhlerini unutmaktan beri sayanlar,

kimlerdir?

Merakınızı giderelim.

Şöyle bir çevrenize bakın. Tarikatçıların büyük çoğunluğu "Şeyhim dediyse doğrudur" demiyorlar mı? "Efendi hazretleri dediyse doğrudur." "O rüyasında görmüş doğrudur." Burada kast ettiğimiz bazı tarikatçılardır. Allah onlara doğru yol nasib etsin. Şeyhlerinin kabirde onlara yardım edeceğine inananlar vs vs. Bid'a sahipleri.



Uygun bir vakitte mezkur ifadeleri geniş bir şekilde -önce kendi blogumda sonra forumlarda- naklederim.

Hadi bakalım, bekliyoruz !




Aslında İbni Hacer'den naklettiğim yazıları yine İbni Hacer'e atfedilen bunun gibi yazılara karşı cevap olarak derlemiştim. İbni Teymiyye'yi övmek için derlenmiş o yazılarda, İbni Hacer'in sözleri cımbızlanarak kullanılıyordu.

Emin misiniz? Biz sizin düşündüğünüzün aksini düşünüyoruz. Zira Hafız Hacer diyelim ki övmedi de sizin dediğiniz gibi yapılıyor. Hafız'ın hayatında bakın. İbn Arabi konusunda, İbn Teymiyye gibi düşünmüyor mu?

Bir de Hafız büyük bir insan elbette ama o eleştiriden kurtulabilmiş midir? Ya da bir başkası?



Yukarıda benim naklettiğim pasajlarda herhangi bir çarpıtma söz konusu değildir. Çarpıtmanın kime ne faydası olabilir? Bilhassa günümüzde "bilgi" hızla yayılmaktadır. Bugün yapılacak herhangi bir çarpıtmanın tesiri (olsa bile) çok kısa süreli olmaya mahkumdur, diye düşünüyorum.

Hatırlar mısınız bilmem. Bundan epey önceydi. Siz ona Şeyhülislâm diyenin kâfirliğine dair fetva veren bahtsızın alıntısını aktarmıştınız. Biz de size konu kaldırıldığı için ö m yoluyla "Fakat" demiştik. Ünlü Hanefi âlim Bedruddin Ayni onun için "Asıl ona kafir ve zındık diyen kâfirdir." diyor. Tepkinizi hatırlıyor musunuz Murat Yazıcı? !

Şuydu: :ıslık:

O zaman anladık ki bu forumlarda bir çoğunun amacı üzüm yemek değil, başka şey!

O yüzden şimdi sizin şu iki sözünüze



övmek için derlenmiş o yazılarda, İbni Hacer'in sözleri cımbızlanarak kullanılıyordu

:shiny: Amma da su-i zan sahibisin yahu! Tavsiye; zannın çoğundan sakın !


Çarpıtmanın kime ne faydası olabilir?

:yahoo: şeklinde cevap vermek istiyoruz.

Murat Yazıcı
19-02-2008, 20:58
KuTeYBe, son yazdıklarında üstünde durarak vakit harcamaya değecek (ve daha evvel cevap verilmemiş) bir görüş göremedim, onun için bu yazışmaya şimdilik son veriyorum.



:ıslık:


:shiny:


:yahoo:

Bunlar hakkında da bir yorum yapmayacağım

fakiri
19-02-2008, 21:58
alıntı : Bunlar hakkında da bir yorum yapmayacağım

Alıntı:
KuTeYBe - İsimli Üyeden Alıntı http://www.ihvanforum.org/images/ihvan/buttons/viewpost.gif (http://www.ihvanforum.org/showthread.php?p=503621#post503621)
:ıslık:


:shiny:


:yahoo:


Bunlar Usve-i Haseneden çeşitli enstantanelerdir !!!!

Murat Yazıcı
20-02-2008, 00:13
Biz artık sağdan soldan topladığınız sözleri tartışmıyoruz Aliyyul kariyi bilir misiniz efendi (sizin anlayabileceğiniz isimler olsun diye) kendisi ebu izz den alıntılar yapmış ve onun görüşleriyle kendi eserlerinde hükümler bina etmiştir.Acaba yinede biz sizin (o ilim ve akıldan uzak) yorumlarınıza kıymet verip böyle güzide alimleri terk mi etsek?
Haddinizi bilin efendi "bende kitabı var ben beğenmedim" lafa bak...Aslında ben kitabı okuduğunuz hususunda da teredütlüyüm ama hadi hayırlısı.

Şimdi "ebuemetullah" rumuzuyla gönderilen yazılara bakınca en az iki değişik üslup/Türkçe/imla bilgisi/genel bilgi seviyesi göze çarpmaktadır. Bu da, eğer "şizofrenik" bir vaka' mevzuu bahis değilse, buradaki bazı yazışmaların bir "abi"ye gönderildiğine ve oradan gelen cevapların da buraya yapıştırıldığına delalet etmektedir.

Öyle veya böyle, esas meseleye dönelim: İbn Ebi'l-İzz'in kitabındaki fahiş hataya işaret etmiştim. Orada fena-i nar fikri için "Ehl-i sünnetin benimsediği iki görüş"den biri denmektedir. Halbuki, bu görüşün açık nasslara ve icma-i ümmete aykırı olduğunu belirten iktibasları okumuştuk. İbn Ebi'l-İzz'in kitabındaki bu yazıyı okuyan ve sağlam bir altyapıya sahip olmayan bir kişinin küfre girme tehlikesi vardır.

Mustafa İslamoğlu da İbni Teymiyye'yi ve İbni Kayyım'ı referans göstererek, "büyük sahabiler Cehennemin sonluluğunu savunmuştur" diyor. Bunu okuyan ve itikadi konularda sağlam bir altyapıya sahip olmayan bir kişi ne düşünür? "Büyük sahabiler" haşa kâfir veya sapık olamayacağına göre, Cehennemin sonlu olduğuna inanmak sapıklık sayılmaz, hatta kabul edilebilir bir inanıştır, neticesi çıkar. İbn Ebi'l-İzz'in kitabındaki ifadeden de bu netice çıkıyor, çünkü Ehl-i sünnet dahilindedir diyor. Böyle bir anlayışın ise kişiyi felâkete sürükleyeceği izahtan varestedir.

***

Bu arada şahsi bir not düşmek istiyorum:

E. Sifil'in İnkişaf Dergisi'ndeki makalesi henüz yayınlanmamıştı. Bazı forumlarda, İbni Teymiyye'nin fena-i nar görüşünü benimsediğini yazdığım zaman müfteri olduğum, yalan söylediğim vs. söyleniyordu. Zaman zaman ağır hakaretlere maruz kaldığımı hatırlıyorum. Dr. E. Sifil'in makalesini müteakip konu yaygın bir şekilde duyuldu ve öğrenildi.

Hatta M. İslamoğlu gibi bazı yazarlar İbni Teymiyye'yi ve İbni Kayyım'ı referans göstererek fena-i nar görüşünü yazmaya başladılar. Yani, bu gibi kişiler bırakın İbni Teymiyye'yi tenkid etmeyi, bilakis ondan destek alarak bu görüşü yaymaya çalışıyorlar.

Şimdi gelinen noktada, fena-i nar fikrinin Ehl-i sünnet dahilinde olduğu gibi absürd bir fikir müdafaa edilmeye başlandı (bkz. aşağıdaki iktibas). Maksad nedir? İbni Teymiyye'yi kurtarmak mı?


BAKIN YUKARIYI SİZ YAZMIŞSINIZ EĞER YAZDIKLARINIZI OKUYORSANIZ ...YANİ SAHABELER BİLE AYNI GÖRÜŞTE İKEN BUNDAN DOLAYI İBNİ TEYMİYYE Yİ TEKFİR Mİ EDELİM ŞİMDİ...'
Şimdi burada bir incelik var ibni teymiyye bu rivayetlerin sahabeden geldiği görüşünde ki, ebul izz ve yukarıda kendisinden naklettiğiniz zatta bu durumda iken nasıl t’an ederiz. Sonra ebul İzz gibi cidden ehli sünnetin tamamının nazarında kabul görmüş alimler bile ibni teymiyyenin bu husustaki görüşünü ehli sünnete ait görüşler arasında zikrederken, acaba biraz aceleci ve insafsız davranmış olmuyor muyuz?

Ahi Evran
20-02-2008, 01:58
Mustafa İslamoğlu:


Aziz Talib,
Aleyküm selam

1 "Cennet cehennem yok olacaktır" görüşü benim görüşüm değildir. Bir Kur'an talebesi olarak Kur'an’daki "huld" ves "ebed" kelimelerini tahlil ettim. Cennet ve Cehennemin ebediliğinin nasıl anlaşıldığını sahabenin olayı nasıl yorumladığını söyledim. Hz. Ebubekir'in, Hz. Ömer'in, Hz. Abdullah b. Mes'ud başta olmak üzere birçok güzide sahabinin bu konudaki günümüz yaygın kanaatinin aksine olan görüşlerini serdettim. Cehennemin sonsuz olmadığını söylediklerini naklettim. Buna da İbn kayyım el-Cevziyyenin yazdığı Hadi'l-Ervah İla Biladi'l-Efrah adlı eserini kaynak gösterdim. Bu eser arapça olarak piyasada var. Her yerde satılıyor. Bakmak isteyen açıp bakar. İbn Kayyım'ın ilmi yetkinliğinin derecesini siz bilmezseniz bilen birine sorabilirsiniz.
Siz yanlış adrese kızıyorsunuz. Hz. Ebubekir'e, Hz. Ömer'e, Hz. Abdullah b. Mes'ud'a kızmanız, onlara hesap sormanız lazım. Onlara hesap sormanız gerekirken bana hesap sormanız adil değildir. Hak değildir. Zulümdür. Allah razı olmaz.

2. Bakara suresinde Cennet ve nar’ın ilk geçtiği yerde bu konudaki farklı görüşleri bir müfessirin ilim namusu gereği zikrettim. Bir önceki kasette/CD'de başkalarının görüşünü naklettim. Bir sonraki derste kendi görüşümü naklettim. O da şuydu: CENNET VE CEHENNEMİN ZAMANI GAYBİ BİR KONUDUR. BU KONUDA KONUŞMAK ĞAYBI TAŞLAMAKTIR. BUNU ALLAH BİLİR. BİZE DÜŞEN CEHENNEMDEN SAKINMAK CENNETİ HAK ETMEKTİR.

Bu orada şahidim olarak öylece durduğu halde, başkalarının görüşlerini bana yamamanız ve öyle takdim etmeniz

A. SÖZ EMANETİNE SADAKAT DEĞİLDİR.
B. KUL HAKKIDIR.
C. İFTİRADIR.

3. "Git işine o cehennemin geçici olduğunu söylüyor" diyen esnaf arkadaşınızın bu sözüne "ikinci defa şok oldum". Sizi ömrünü ilme vakfetmiş biri olarak ben şok edemedim. Sahabeden naklettiklerim şok edememiş. Benim bu hizmeti vermem şok edememiş de, arkadaşınızın eminim ki hiç tanımadığı, eserlerini okumadığı bir Kur'an talebesi hakkında söylediği bir cümle mi şok eti? Vah vaaaah. Vah ki vaaah. Benim emeklerime vah. Eğer hayatımı vakfettiğim bu hizmette insanları ölçü alsaydım, şu tavırlarıyla "Bunlara değmez ey Allah’ın Mustafa kulu" deyip susardım. Hele ki Allah'ın ellerine bakıyorum. Hele ki O'ndan bekliyorum karşılığını.

A. CAHİLİN ALİM HAKKINDAKİ ŞEHADETİ KABUL OLUNMAZ der ibn abidin. Doğru söyler.

B. PİYASADA ALEYHİMDE KAPSAMLI, PLANLI VE SİSTEMATİK BİR KAMPANYA OLDUĞUNU BİLİYORUM. Bu işin sünnetinin böyle olduğunu biliyorum.

C. BU KAMPANYAYI YAPANLARIN DA DİN KARDEŞLERİM OLDUĞUNU BİLİYORUM VE DİYORUM Kİ: HASETÇİNİN HASEDİNDEN ALLAH'A SIĞINIRIM.

4. Araştırdım, bir kişiden başka bunu söyleyen bulamadım diyorsunuz. Kendinizi tanıtmadığınız için alim olup olmadığınızı bilmiyorum. Eğer Kur'an'a, sünnete, sahabe kavillerine, islam'ın ana kaynaklarını kendi dilinden okuyup yorumlayacak ve karşılaştıracak bir bilgiye sahip alimseniz, yapacağınız tek şey vardır: GÖSTERDİĞİM KAYNAĞI AÇIP ORADAN NAKLETTİĞİM BİLGİLERİN DOĞRU NAKLEDİLİP ETMEDİĞİNİ KONTROL ETMEK. İşte bunu yapsaydınız ve benim oradan yanlış, yalan, ekik ve çarpık naklettiğimi tesbit etseydiniz;

Ben

A. SİZi TEBRİK EDER, SUZE DUA EDER, SİZİN ELİNİZİ ÖPERDİM BANA BİR YANLIŞIMI GÖSTERDİĞİNİZ İÇİN.
B. BAŞTA KENDİLERİNDEN NAKİLDE BULUNDUĞUM SAHABİLER OLMAK ÜZERE HERKESTEN HELALLİK ALLAH'TAN DA AF DİLERDİM.
C. YANLIŞIMI DÜZELTTİĞİMİ İLAN ETMEKTEN ZERRECE YÜKSÜNMEZ, BUNU BİR ŞEREF BORCU BİLİRDİM.

Eğer bunu yapacak bir ilim, birikim ve yetkinlikten yoksanız
Şu yukarıdakilerden hangisini yapmayı göze aldığınızı merak ediyorum. Eğer bunu yapamadınızsa, nereden araştıracaksınız, kimden soracaksınız ki, araştırdım gibi büyük bir söz ediyorsunuz.
Alim olmamanız durumunda siz şu halinizle ARAŞTIRDIM DA ŞU SONUCA ULAŞTIM" DEME HAKKINI KENDİNİZDE BULACAKSINIZ DA, HAYATINI İLİM YOLUNDA HARCAMIŞ OLAN ALLAH'IN MUSTAFA KULU ARAŞTIRMADAN, SORUŞTURMADAN, BİLMEDEN, İŞKEMBE-İ KÜBRADAN KONUŞMUŞ OLACAK. öyle mi?
Cahilin araştırması araştırma, alimin araştırması "git işine" olacak öyle mi?
Alimlerimizin bin bir emek zahmetle çıkardığı bilgileri onlara kara çalmak için hazır kıta bekleyenlerin ellerinde çamura dönüştürecek ve onları bildiklerini milletle paylaştıkları için analarından emdiğini burnundan getireceğiz, onların yerine cahillerimizin kendinin bile amel edemeyeceği önyargılarını, mahalle dedikodularını, takvim yaprağı bilgilerini esas alacağız öyle mi?
SON SÖZ:
AYIP
YAZIK
GÜNAH.
emeğe saygı Allah'a saygıdır. Allah bile Allah iken emeğe saygı gösterir. Ya şu insanoğlunun emeğe saygısızlığını ne demeli?
Ben size hakkımı helal ediyorum. Fakat bundan böyle ilme ve emeğe saygı göstermenizi, cahilin alim hakkındaki şehadetinin geçersiz olduğunu kabul edeceksiniz. Ve en önemlisi, zaten az olan alimlerinizin arkasından konuşurken yüz kez düşünüp öyle konuşacaksınız.

Hasbünallahu ve ni'me'l-vekil.

http://www.mustafaislamoglu.com/haber_detay.php?haber_id=342

Murat Yazıcı
20-02-2008, 05:53
Mustafa İslamoğlu:

1 "Cennet cehennem yok olacaktır" görüşü benim görüşüm değildir. Bir Kur'an talebesi olarak Kur'an’daki "huld" ves "ebed" kelimelerini tahlil ettim. Cennet ve Cehennemin ebediliğinin nasıl anlaşıldığını sahabenin olayı nasıl yorumladığını söyledim. Hz. Ebubekir'in, Hz. Ömer'in, Hz. Abdullah b. Mes'ud başta olmak üzere birçok güzide sahabinin bu konudaki günümüz yaygın kanaatinin aksine olan görüşlerini serdettim. Cehennemin sonsuz olmadığını söylediklerini naklettim. Buna da İbn kayyım el-Cevziyyenin yazdığı Hadi'l-Ervah İla Biladi'l-Efrah adlı eserini kaynak gösterdim. Bu eser arapça olarak piyasada var. Her yerde satılıyor. Bakmak isteyen açıp bakar. İbn Kayyım'ın ilmi yetkinliğinin derecesini siz bilmezseniz bilen birine sorabilirsiniz.
Siz yanlış adrese kızıyorsunuz. Hz. Ebubekir'e, Hz. Ömer'e, Hz. Abdullah b. Mes'ud'a kızmanız, onlara hesap sormanız lazım. Onlara hesap sormanız gerekirken bana hesap sormanız adil değildir. Hak değildir. Zulümdür. Allah razı olmaz.

2. Bakara suresinde Cennet ve nar’ın ilk geçtiği yerde bu konudaki farklı görüşleri bir müfessirin ilim namusu gereği zikrettim. Bir önceki kasette/CD'de başkalarının görüşünü naklettim. Bir sonraki derste kendi görüşümü naklettim. O da şuydu: CENNET VE CEHENNEMİN ZAMANI GAYBİ BİR KONUDUR. BU KONUDA KONUŞMAK ĞAYBI TAŞLAMAKTIR. BUNU ALLAH BİLİR. BİZE DÜŞEN CEHENNEMDEN SAKINMAK CENNETİ HAK ETMEKTİR.

Bu orada şahidim olarak öylece durduğu halde, başkalarının görüşlerini bana yamamanız ve öyle takdim etmeniz




M. İslamoğlu'nun buna benzer daha eski sözlerini blogumda ele almış ve tenkid etmiştim. Orada şunu yazmıştım:

M. İslamoğlu'nun fena-i nar (Cehennemin sonluluğu) görüşünü benimseyip benimsemediği -yukarıdaki yazısından- tam olarak anlaşılmıyor. Ancak, M. İslamoğlu'nun bu yazısını büyük bir sorumsuzluk örneği olarak görüyorum. Çünkü,"Büyük sahabiler Cehennemin sonluluğunu savunmuştur" diyor. Bunu okuyan ve itikadi konularda sağlam bir altyapıya sahip olmayan bir kişi ne düşünür? "Büyük sahabiler" haşa kâfir veya sapık olamayacağına göre, Cehennemin sonlu olduğuna inanmak sapıklık sayılmaz, hatta kabul edilebilir bir inanıştır, neticesi çıkar. Böyle bir anlayışın ise kişiyi felâkete sürükleyeceği izahtan varestedir.

Daha sonra (22 Ocak 2008 tarihinde), İslamoğlu'nun yukarıda yazılı olan sözlerinin bağlantısını da blogumda vermiş ve E. Sifil'in buna cevap olarak yazdıklarını da vermiştim, herhalde gözden kaçmış:

Cevap

1. Cehennemin ebediliği tartışmasında Hadi'l-Ervah'ta ne Hz. Ebu Bekr'in ne de Hz. Ali'nin (Allah ikisinden de razı olsun) adı geçmektedir. Onlardan, "ebediyet" kelimesinin tefsiri sadedinde nakledilmiş herhangi bir rivayet veya görüş de yoktur. Dolayısıyla bu sözün sahibinin önce kendisinin gidip mezkûr eseri bir güzel okuması gerekiyor!

2. Esasen bu kelimenin sonsuzluk ifade etmediği konusunda Sahabe'den herhangi bir kimseden sarahaten bir görüş nakledilmiş değildir.

3. Cehennemin ebedi olmadığı sadedinde bazı sahabilerden nakledilen rivayetlerin bir kısmı sened bakamından itimada şayan değildir, bir kısmı da meseleye açık bir şekilde delalet etmemektedir. Yani bu rivayetler sübut ve delalet bakımından problemlidir. Dolayısıyla "bu konu Sahabe tarafından da farklı anlaşılmıştır" şeklindeki tesbit gerçeği yansıtmamaktadır. Sahabe böyle bir hatadan bin kere münezzehtir!

4. "Ebediyet" kelimesi etrafındaki tartışma İbn Teymiyye ve talebesi İbnu'l-Kayyım ile başlamıştır. Evveliyatında Cehm b. Safvan'ın hem cennetin hem de cehennemin son bulacağı görüşü dışında bu kelimeyi cehennemin sonluluğu anlamında tartışan olmamıştır.

5. Cehennemin ebedi olmadığını söylemenin küfür olduğunu ben söylemiyorum. Ehl-i Sünnet alimlerinin eserlerinde bu mesele hakkında oldukça açık beyan ve hükümler var.

6. Hadi'l-Ervah ve içindeki deliller okunmuş ve gerekli şekilde cevaplandırılmıştır. Hatta bu, daha İbnu'l-Kayyım hayattayken yapılmıştır. Pek çok alim tarafından "müçtehid" olduğu söylenen Takiyyüddin es-Sübkî, el-İ'tibâr bi Bekâi'l-Cenneti ve'n-Nâr" adlı eserinde Hadi'l-Ervâh'taki hatalı yaklaşımı açık biçimde gözler önüne sermiştir. Ondan yüzyıllar sonra Muhammed b. İsmail el-Emîr, "Ref’ul-Estâr" adlı reddiye ile meselenin üstüne bir kere daha gitmiştir. Bu ikinci eser, sıkı bir Selefî ve İbn Teymiyye takipçisi olan el-Albânî tarafından tahkik ve neşredilmiştir. el-Albânî de orada İbn Teymiyye ve öğrencisinin hatalı olduğunu açık bir şekilde itiraf etmektedir.

***

İktibas burada bitti. Şu ilave yorumu yapayım: Daha evvel nakletmiştim, Ehl-i sünnet alimlerinden Yusuf Nebhanî, Şevahidü'l-Hakk'da diyor ki:

"İbni Teymiyye'nin kitapları basılmış bulunduğundan ve onların içinde Ehl-i sünnet inançlarına aykırı meseleler mevcut olduğundan dolayı, alimlere bu meseleleri açıklamaya yönelmek ve bu hususta halkı uyarmak lazımdır" (s.203)

İşte bu örnekte de görüyorsunuz; İbni Teymiyye'nin şazz ve bozuk görüşleri İslamiyete gerçekten zarar vermiş, vermeye de devam etmektedir. Birçok sapık ve mezhepsiz için en önde gelen mehaz İbni Teymiyye ve takipçileridir.

bi husben
20-02-2008, 08:25
şeyhulislama içtihadlarına ve takipçilerine sapık diyen sapığın önde gidenidir

Murat Yazıcı
20-02-2008, 08:32
M. İslamoğlu'nun buna benzer daha eski sözlerini blogumda ele almış ve tenkid etmiştim. Orada şunu yazmıştım:

M. İslamoğlu'nun fena-i nar (Cehennemin sonluluğu) görüşünü benimseyip benimsemediği -yukarıdaki yazısından- tam olarak anlaşılmıyor. Ancak, M. İslamoğlu'nun bu yazısını büyük bir sorumsuzluk örneği olarak görüyorum. Çünkü,"Büyük sahabiler Cehennemin sonluluğunu savunmuştur" diyor. Bunu okuyan ve itikadi konularda sağlam bir altyapıya sahip olmayan bir kişi ne düşünür? "Büyük sahabiler" haşa kâfir veya sapık olamayacağına göre, Cehennemin sonlu olduğuna inanmak sapıklık sayılmaz, hatta kabul edilebilir bir inanıştır, neticesi çıkar. Böyle bir anlayışın ise kişiyi felâkete sürükleyeceği izahtan varestedir.



M. İslamoğlu'nun bu sözlerle tenkid ettiğim yazısı şuydu:

Razi buna şöyle cevap verir: "Eğer o kul sonsuz bir hayat yaşasaydı yine de küfründen dönmeyecekti. Bunu Allah bildiği için azabı sonsuz yaptı. Biliyorsunuz cehennemin sonluluğunu başta büyük sahabiler, İbn Teymiyye, İbn Arabi ve bir çok isim savunmuş, İbn Kayyım bu konuda Hadi'l-Ervah diye de bir kitap yazmıştır. Buna Kur'an'dan bazı ayetler de delil gösterilmiştir.. Ne olur sanal ortamda halledilmesi mümkün olmayan böyle soruları e-posta ile sormayınız. Buna zamanım asla elvermez ve yine yarım kalır cevap.

Aynı yazı hakkında Vehhabi yazar Ebu Muaz şu sözleri sarfetmiş:


Daha önce ... hadisleri akidede bağlayıcı görmeyen, şia fırkası ile zarif paslaşmalarda bulunan, şia ekolünü ehli sünnetten önde tuttuğunu yer yer izhar eden ama takiyye prensipleri gereğince kamuflajı ustalıkla beceren, laf cambazlığının piri olan, Ali ra.'ın babası Ebu Talib'in küfür üzere ölmesini redde yol bulabilmek bahanesiyle, küfrü Kuran nassıyla sabit olan Ebu Leheb'in Peygamberin öz amcası olmadığını (!) söylemek zorunda kalan, Humeyni'ye biat ettiği yolunda duyumlarımız bulunan (- Hakkında şia fırkasındandır dememi yadırgayanlar içindir bu giriş-) Mustafa islamoğlu adlı bir şahsın cehennemin sonsuzluğunu kabul etmediğini nakletmiştim. bazı forum sayfalarında bunun bir iftira olarak nitelendirildiğini gördüm. aşağıda verdiğim linkte adı geçen hadis inkarcısı şahsa ait web sitesinde mezkur bahsi bulabilirsiniz.
http://mustafaislamoglu.com/haber_detay.php?haber_id=179 (http://mustafaislamoglu.com/haber_detay.php?haber_id=179)

Dikkat ederseniz ben temkinli bir dil kullanmış ve "M. İslamoğlu'nun fena-i nar (Cehennemin sonluluğu) görüşünü benimseyip benimsemediği -yukarıdaki yazısından- tam olarak anlaşılmıyor." demiştim. Ebu Muaz ise kesin hüküm veriyor. Halbuki M. İslamoğlu'nun sadece bu yazısına bakarsak benim yaklaşımım doğrudur; burada da Ebu Muaz'ın algılama problemini ve/veya tipik Vehhabi tekfirciliğini müşahade ediyoruz. Elinde başka müşahhas bir delil varsa ortaya koymalıdır. Nitekim yazdığı bir kitapda da -hiç bir delil ortaya koymadan- İslamoğlu'na şöyle çatmaktadır:


Aklı esas alanların; “Azabın biteceği” şeklindeki görüşleri ise, Kitap ve sünnete muhalif, sapık görüşlerdir. Şia taifesinden Mustafa İslamoğlu; “Bakî olan yalnız Allah’tır. Bu yüzden cennet ve cehennemin sonu vardır.” Diyor! Görüldüğü gibi herhangi bir delile dayanmadan aklını hakem kılarak şahsi görüşünü belirtiyor. Vahyin belirlediği hükme rağmen böyle düşünen sapıklara şunu sorarım; o çok güvendiğiniz mantığınız uzayın sonsuzluğunu nasıl algılıyor acaba?

Tabii, eğer Ebu Muaz "uzayın sonsuz olduğunu" düşünüyorsa (bu sözünden öyle anlaşılıyor), ayrıca ciddi bir bilgi ve anlayış zaafı içinde demektir!

bi husben
20-02-2008, 08:32
alııntı: talut
"...ahmed davutogluda kim oluyor..."


İşte bir kişi böyle bir laf edebildi mi kendisine ? " Portakal orda kal ! " denir.
Yani, talut musun ne karın ağrısısın; sana günâh olarak bu sözün
yeter.
Haydi yoluna !..

:mad:


şeyhimize laf atan armutlara duyrulur

karın ağrısı çekenler şeyhimizi hazmedemeyenlerdir kim günahta kim değil vadedilmiş günde ortaya çıkacaktır

ebuemetullah
20-02-2008, 12:31
Zahir olan bazı hususlar var, mesela:

1. Senin ya okuduğunu anlayacak zekaya sahip olmadığın ya da okumadan cevap yazdığın,
2. Dini konularda işkembe-i kübradan sallamanın vebalini bilmeyen veya bildiği halde Allah'tan korkmadan ve utanmadan bunu yapabilen sorumsuz birisi olduğun.

Bu sözlerim ağır gelebilir, ama insaf ile değerlendirilirse "az bile" diyenler çıkabilir. Bakın gönderdiğim yazıda geçen, kendisinin de yazısında tekrar verdiği şu pasaja:

Rüyasında tavsiye edilen ilaçları kullanarak şifâ bulanların sayısı da gerçekten çoktur. Birçok insanın bana anlattığına göre îbni Teymiyye karşıtı birçok kişi ölümünden sonra onu rüyasında görüp ferâiz ve başka konularda sorular sormuşlar; İbni Teymiyye de onların doğru cevaplarını vermiştir. Velhasıl bu gerçeği, sadece, ruhları, hükümlerini ve durumlarını bilmeyen insanlar kabul etmezler. Başarı Allah'tandır.

Kısacası, İbni Kayyım'ın bu yazıları İbni Teymiyye ile tanışmadan önce değil, İbni Teymiyye öldükten sonra yazdığı çok açıktır. Ama muhatabımız burnunun dibindeki bu yazıya rağmen zıddını söyleyebilmektedir.

.
Teşekkür ediyorumbu hususta haklısınız ve haklılığınızla haksızlığa dönüştürme hususundaki maharetinize hayranım



2. Dini konularda işkembe-i kübradan sallamanın vebalini bilmeyen veya bildiği halde Allah'tan korkmadan ve utanmadan bunu yapabilen sorumsuz birisi olduğun
.

kitabur ruh okuduğum bir kitaptır (hemen hemen 10 yıl önce) gerek duyduklarımdan, gerekse (muhtemelen) kitapdaki rivayetlerin durumundan bende bu kitabın ibni kayyımın daha önceki dönemlerine ait olduğu intibaı kalmış bununla beraber bu dini bir konu değildir.Bunun dini bir konu olduğunu iddia etmek sanıyorum daha fazla Allahtan korkmamak ve utanmamaktır. Bazıları bu kitabın onun olup olmadığını bile tartışmışlardır yine bu da dini bir mesele değildir.Bir kitabın, bir alime aidiyyeti meselesinin dini bir mesele olduğunu sanırım ilk siz iddia etmiş oldunuz, ilklerinize bunuda ekleyin lütfen...Ayrıca bu kitabın ona ait olup olmaması, içindeki zayıf rivayetleri sahih, batıl sözleri hak yapmaz biz alim olduğu halde hata ettiğini söyleriz.Eğer oradan kuran ve sünnete aykırı bir şey naklederseniz biz kuran ve sünnetle onu reddederiz bu kadar...
Bu benim için ve bana ait bir yanılmadır Allah hatalarımı affetsin.Sırf bu hususta bende, bende oluşan tereddütten dolayı ibni kayyımın diğer eserlerine bakma ihtiyacı duydum Zad'ul meadda kitaburruhtan alıntı yapmış bir kısım vardı(aynen fakat küçük bir kısmı) ayrıca bazı kitaplarında kitabur ruhu referans vermiştir.Fakat bu bu kitabın pek çok gariplik ve acayipliklerle dolu olduğu, içindeki pek çok sözün kabul görmediği gerçeğini değiştirmez.Ayrıca o beğenmediğiniz dip notlarda rivayetlerin zayıflık sebepleri açık olarak zikredilmiştir(yani tahkik ve tahric vardır) acaba bunun meşrepperestlik ne alakası vardır.
Kitap ibni Kayyımındır ve ibni teymiyyeye saygı duyduğu bir döneme aittir zira kitabın kimi yerlerinde ibni teymiyye için şeyhülislam tabiri kullanmaktadır bununla beraber bu kitaptaki usulü diğer kitaplarına açıkça aykırı görünmektedir bu yüzden bazıları kitabın yeni tanıştıkları döneme ait olduğunu söylüyor ki bu da tartışmaya açık bir konudur.



Rabiâ ölünce, bir kadın onu rüyasında yünden bir başörtüsü ve cübbe ile kefenlendiği halde süslü bir elbise ve ipekten bir başörtüsü ile görür. Ona der ki: "Kefenin olan yün başörtüsüyle cübbeyi ne yaptın?" Rabia: "Allah'a yemin olsun ki onlar üzerimden çıkarıldı bunlar giydirildi, kefenimi dürdüm. Bunları giymem bana yasaklandı. Sonra da kıyamet günü tam mükâfatımı almak için illiyyûn cennetine yükseltildim." "Bu halinle sen dünyada olup bitenleri bilebiliyor musun?" Rabia: "Bu, Allah'ın veli dostlarına verdiği kerametle oluyor."

.

Ekleyecek olursam ibni teymiyye sizin ibni kayyımdan zikrettiğiniz neviden olayların varlığını kabul etmekte fakat bunların varlığı caiz olduğunu göstermez demektedir.Bizzat ekndisinin "bazı insanlar dar vakitlerinde benden yardım dilemişler bende onlara yardım etmişim.Vallahi o ben değilim.O şeytandır onları sapıtmak istiyor."İbni kayyımdan naklettiklerinize ancak bununla cevap vereceğim.Eğer bu tür haller bir şeye iman etmeyi gerektirse idi deccal kandisine iman edilmesi gerekenlerin başında olurdu.Bu hallerin hüccetliği meselesini daha geniş bir zemine bırakıp bununla iktifa ediyorum.

şizofren meselesine gelince... aslında ne diyebilirim ki ? Siz bu mekanların adamısınız size nasıl gücüm yeter nasıl cevap yetiştirebilirim. Abi meselesine gelince bu da aynı neviden bir itham. (iftira demek zorundayım ve "sizin bu sözlerinize karşı kendisine sığınlacak olan Allaht'tır") aslında size bu cevapları, bırakın bir abiyi kitaplarımdan uzak çoğunlukla iş yerimden yazıyorum.O yüzden daha şimdiden benim ve bütün müslüman kardeşlerimin hataları için Allah'tan af diliyorum.

Bu soruların cevaplarını beklediğimi hatırlatmışmıydım muratyazıcı

1-ALLAHIN SIFATLARI HUSUSUNDA Kİ GÖRÜŞÜNÜZ
2-ALLAH NEREDEDİR ?
3-İMAN NEDİR ARTIP EKSİLMESİ HUSUSUNDA GÖRÜŞLERİNİZ NEDİR ?
4-ALLAH KELAM EDER Mİ ? BU KELAM NASIL BİR KELAM ETMEDİR

bi husben
20-02-2008, 14:19
Allah var olduğuna göre bir yerde olması lazım ama bu yer yaratılmış bir yer değildir.

Allah ın zatı eksik olan insanın ve dünyanın içinde değildir

Allah sıfatları ile kullarının yanındadır.Allahın zatının gelmesine gerek yok

Konu : Allah Ezelîdir ; arş ; göklerin, Yerin Yaratılması ; kâinatın Takdîri

Baslik : İmrân İbn-i Husayn`in Diğer Bir Rivâyeti
Ravi İmrân İbn-i Husayn (10)

Hadis : Resûlullah salla`llahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivâyet olunmuştur:

(Ezelde) Allah vardı; ve Allah`dan başka bir şey yoktu. Ve Allah`ın arşı su üzerinde bulunuyordu . Sonra Allah (levhde) kâinâtın tamâmını takdîr ve tesbît etti. Ve göklerle yeri yarattı. Resûlullah böyle buyurduğu sırada bir sözcü: Ey Husayn oğlu, deven kaçtı! diye seslendi. (Hemen çıktım baktım). Halbuki devemin berisindeki Serab (aramızı) kesiyordu (onu görmeme hâil oluyordu). Vallahi ben pek arzu ederdim ki, keşke deveyi bıraksaydım (da Resûlullah`ın kelâmını dinlemek fırsatını kaçırmasaydım).


Hadis No 1317

Hûd Sûresi 7 :
O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş'ı su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratandır. Böyle iken “Ölümden sonra şüphesiz diriltileceksiniz” desen, inkarcılar “Mutlaka bu apaçık bir büyüdür” derler


A’râf Sûresi 54 :
Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı gün içinde (altı evrede) yaratan ve Arş’a kurulan, geceyi, kendisini durmadan takip eden gündüze katan, güneşi, ayı ve bütün yıldızları da buyruğuna tabi olarak yaratan Allah’tır. Dikkat edin, yaratmak da, emretmek de yalnız O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı yücedir.




Tirmizî: Bu hadis İbn Abbâs hadisi olarak hasen garib sahihtir.

3045- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Rahman olan Allah’ın eli dopdolu ve cömerttir. Gece, gündüz devamlı olarak vermesi onu eksiltmez. Söyleyiniz bakalım gökleri yarattığından beri neler vermiştir? Gerçek şu ki onun elindeki eksilmemiştir. O’nun arşı su üzerindedir. Diğer elinde de terazi vardır. Alçaltan ve yükselten de O’dur.” (Bu ayet Maide 64. ayet üzerine inmiştir.) (Buhârî, Tefsir-ül Kur’ân: 27; Müslim, Zekat: 17)

Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.

Bu hadis maide sûresi 64. ayetinin tefsiridir. Bu hadis hakkında âlimler şöyle diyorlar: Bu tür hadislere bize geldiği şekilde yoruma gitmeksizin vehme kapılmaksızın inanırız. Bunu pek çok imamla birlikte Sevrî, Malik b. Enes, İbn Uyeyne, İbn’ül Mübarek böyle söylemişlerdir. Şöyle ki bu tür hadisler aktarılır onlara inanılır nasıl ve niçin diye sorulmaz.
********
3109- Ebû Rezîn (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Ey Allah’ın Rasûlü dedim. Allah mahlukatını yaratmadan önce nerede idi. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Altında ve üstünde hava bulunmayan, bizce meçhul ve karanlık bir yerdeydi. Arşını su üzerinde yaratmıştı.” Ahmed b. Meni’ diyor ki: Yezîd b. Harun şöyle demiştir: “Ama” kendisiyle beraber hiçbir varlık yok demektir. (İbn Mâce, Mukaddime: 19)

Tirmizî: Aynı şekilde Hammad b. Seleme, Vekî’ b. Hades’den demiştir. Şu’be ise Ebû Avâne, Hüşeym, Vekî’ b. Ades demektedir. Sahih olan budur. Ebû Rezîn’in ismi Lekît b. Amr’dır.

Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
********
4726-Cübeyir bin Muhammed’in dedesi Cübeyir bin Mutim(r.a)dan rivayet olunduğuna göre dedi ki:Resülüllah(s.a.v)me bir bedevi arap geldi. Ve şöyle dedi: Ey Allah’ın Resülü, nefisler sıkıntıda kaldı. Çocuklar ziya oldu. Mallar noksanlaştı. Hayvanlar helak oldu Allah’ta n bizim için yağmur iste. Biz(senin vücudunu rahmet biliyor)Allah katında senin şefaatini istiyoruz.senden bitecek işlerimizin çözümü içinde Allah’ın şefaatini isteriz. Resülüllah(s.a.v) “yazık sana ne söylediğini biliyor musun?”buyurdu.Resülüllah(s.a.v) “Sübhanallah”dedi. Sübhanallah kelimesini tekrarlamaya devam etti. Resülüllah’ın(öfkesinden)tesbihinin eseri Ashabın(değişen) yüzünde bile belli oldu. Sonra Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Yazık sana,Allah Mahlukundan hiç birisine şefaatçi tutulamaz,Allah’ın şanı bundan yücedir. Yazık sana Allah kimdir bilirmisin? Allah’ın Arş’ı semalar üzerinde şöyledir” Parmağı ile Arşın semalar üzerinde kubbe olduğuna işarettir.
Arş Allah’ın büyüklüğü sebebi ile (ıhlamakta)ses çıkarmaktadır. Yük devesinin üstüne binenin ağırlığı ile ıhladığı gibi. Arş ta Allah’ın büyüklüğü ile ıhlamakta(ses çıkarmaktadır). Ravi ibni Beşşar rivayet ettiği Hadis’te Allah(c.c)Arş üzerindedir.

( 277 )Buhari,K.Bedil,N.4/149
Müslim,K.İman,N.134
( 278 ) Tirmizi,K.Tefsir,N.3320
İbn-i Mace,K.Mukaddime,N.193
Arşı da yarattığı göklerin üzerindedir dedi. Hadisin devamını sevk etti

KuTeYBe
20-02-2008, 16:24
KuTeYBe, son yazdıklarında üstünde durarak vakit harcamaya değecek (ve daha evvel cevap verilmemiş) bir görüş göremedim, onun için bu yazışmaya şimdilik son veriyorum


Elbette sizin bileceğiniz bir şey ! Eklemelerimizi siz okuyun, tasdik edin veya buna benzer durumlar için yazmıyoruz. Mesajlar açık, insaf sahipleri görsün. Hakk'ın hatırı âlidir.


O yazıyı eklerken Zehebi'nin ve İbn Hacer'in yukardaki "eşsiz övgüleri "dışındaki (bir âlim daha başka nasıl övülebilir ki? ) iki büyük övgüsünü unutmuşum. Onları da ekleyeyim inşaAllah.

Zehebi (Allah ondan razı olsun ve cennetiyle ikramlandırsın) şunları da aktarmış yüzyıllar öncesinden:


"Cuma günlerinde seneler boyunca herhangi bir kitaba başvurmaya gerek görmeksizin yüce Allah'ın kitabını tefsir etti. Fışkıran bir zekâ idi, kendilerinden ilim bellediği hocalarının sayısı iki yüzü aşkındır. Tefsire dâir bilgisi en ileri noktadadır. Hadis, hadis ravileri, hadisin sahih olup olmamasına dâir bilgisine hiç kimse ulaşamaz. Fıkıh ,nakil,ashab ve tabiinin görüşleri konusunda eşsizdi. ...." Bu böyle sürüyor. Benim için şu kısım çok önemli ; "Yemekte ve içmekte az ile yetinir; zühd ve kanaat sahibi bir kimse idi."


Herras,Vasıtiyye Şerhi, s.20


İbn Hacer el-Askalani :


"En hayret edilecek husûslardan birisi de şudur: Bu adam, Rafizî,Hululcüler, İttihatçılar gibi bid'at ehline karşı bütün insanlar arasında en ileri derecede duran bir kimse idi. Bu husustaki eserleri pek çok ve ünlüdür. Onlara dair verdiği fetvaların sınırı yoktur.

Şeyhulislâm Takiyyud'in kanaatlerini kabul edenin de, etmeyenin de çokça istifade ettiği ve her bir yana dağılmış eserlerin müellifi ünlü öğrencisi Şemsuddin İbn Kayyım el-Cevziyye dışında eğer, hiç bir eseri bulunmasaydı dahi, bu bile İbn Teymiyye'nin ne kadar yüksek bir konuma sahip olduğunu en ileri derecede ortaya koyardı. Durum böyle iken bir de gerek aklî, gerek naklî ilimlerde Hanbeli mezhebine mensup ilim adamları şöyle dursun, çağdaşı olan Şafii ve diğer mezheplere mensup en ilerideki önder ilim adamları aklî ve naklî ilimlerde oldukça ileri ve benzersiz olduğuna tanıklık etmişlerdir.


a.e.,s.21

Murat Yazıcı
20-02-2008, 23:49
Zehebi (Allah ondan razı olsun ve cennetiyle ikramlandırsın) şunları da aktarmış yüzyıllar öncesinden:


"Cuma günlerinde seneler boyunca herhangi bir kitaba başvurmaya gerek görmeksizin yüce Allah'ın kitabını tefsir etti. Fışkıran bir zekâ idi, kendilerinden ilim bellediği hocalarının sayısı iki yüzü aşkındır. Tefsire dâir bilgisi en ileri noktadadır. Hadis, hadis ravileri, hadisin sahih olup olmamasına dâir bilgisine hiç kimse ulaşamaz. Fıkıh ,nakil,ashab ve tabiinin görüşleri konusunda eşsizdi. ...." Bu böyle sürüyor. Benim için şu kısım çok önemli ; "Yemekte ve içmekte az ile yetinir; zühd ve kanaat sahibi bir kimse idi."


Herras,Vasıtiyye Şerhi, s.20


Zehebi'nin yazılarının orijinali kütüphanemde mevcuttur. Şimdi bakıyorum, övgü mahiyetinde çok daha fazlasını ve abartılısını söylemiş. A4 kağıdı ile takriben 8 sayfalık bir methiye. "Nübde" ismiyle atıfda bulunulan bu biyografi birçok İbni Teymiyye methiyesinin önde gelen kaynaklarından biri olsa gerek. Mesela, "İbni Teymiyye'nin bilmediği hadis, hadis değildir" ifadesi burada geçiyor. İşte, bu methiye dahilinde dahi Zehebi'nin hocası hakkında şu tespitleri mevcut:

İbni Teymiyye sıklıkla patavatsız ve münakaşacı idi.

Bazı iyi bilinen konularda dört mezheb imamına muhalefet etti.

Şimdi birkaç senedir bir mezhebe bağlı olmadan fetva veriyor. [Zehebi bu biyografiyi İbni Teymiyye hayatta iken yazmaya başlamış, ölümünden sonra bitirmiş.]

Bazen yanındaki birine hürmet gösterir, sonra sohbet sırasında ona mükerreren hakaret ederek gücendirirdi.

Şiirleri sıradandır.

Muhalifleri arasında gücendirdiği ve abartılı bir şekilde iftira ettiği kişiler de vardır. Allahü teala onu ruhundaki kötülükten korusun!

Bütün bunlar Zehebi'nin nasihatındaki görüşlerle tutarlı ifadeler. Hocasının talak konusundaki alimlerin icmaına aykırı görüşlerini tasvip etmediğini de bu biyografideki bazı ifadelerinden anlıyorum. Ayrıca, Zehebi'nin bir de Zagalü'l-ilm risalesi var ki, orada yine hocasını abartılı bir şekilde överken satırların arasında İbni Teymiyye'de

"kibir, ucb, meşihat riyasetine aşırı sevgiyle ulu zatları tahkir etme, büyüklük taslama davası ve gösteriş afeti"

olduğunu yazıyor. Hocasına "İlimle böbürlenmekten ve bencillikten kork" diye hitab ediyor.

Bütün bunlar hocası ve arkadaşı olan birine aşırı hayran olan, onu aşırı abartılı öven birisinin kaleminden çıkan ifadeler. Yani, bir muhalifin sözleri değil. Teemmül etmek lazım.

elmnightmare
21-02-2008, 00:02
Ayrıca, Zehebi'nin bir de Zagalü'l-ilm risalesi var ki, orada yine hocasını abartılı bir şekilde överken satırların arasında İbni Teymiyye'de "kibir, ucb, meşihat siyasetine aşırı sevgiyle ulu zatları tahkir etme, büyüklük taslama davası ve gösteriş afeti" olduğunu yazıyor.


İmam-ı Suyuti de bunu dile getiriyor...
(İbni Teymiye kibirliydi. Kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek, büyüklerle alay etmek âdeti idi.) [Kam-ul Muarıd]

bi husben
21-02-2008, 09:11
ibni teymiyeyi kötüleyen herkes sizin için alim oluyor değilmi ona itabar eder saygı gösterirsiniz

şeytan gelese ibni teymiyeyi kötülese şeytan iyidir diyeceksiniz hatta alim ilan edeceksiniz

murat yazıcı denen şahsiyet kaç keredir soruyorum cevap vermiyorsun ibni teymiyeye olan kinin nedendir bi sebep söyle bilelim

Ahi Evran
21-02-2008, 14:51
İmam-ı Suyuti de bunu dile getiriyor...
(İbni Teymiye kibirliydi. Kendini beğenirdi. Herkesten üstün görünmek, karşısındakini küçümsemek, büyüklerle alay etmek âdeti idi.) [Kam-ul Muarıd]


Onun için İslam Tarihinde ben müçtehidim diyen ilk kişi İmam Suyuti'dir...

KuTeYBe
21-02-2008, 20:15
KuTeYBe, son yazdıklarında üstünde durarak vakit harcamaya değecek (ve daha evvel cevap verilmemiş) bir görüş göremedim, onun için bu yazışmaya şimdilik son veriyorum

demiştiniz aynen biz de sadece yazışmaya son veriyoruz kısmı hariç- zirâ daha önce dediğimiz gibi yazılarımız sizin için değil- diyoruz bu eklenmiş 144 nolu mesajınızdan sonra bizim astığımız 131 nolu mesajı bir daha bir daha okuyun. Özellikle kırmızı vurgu yaptığımız kısımları. Biz her şeye rağmen sizden ümitliyiz, anlayacaksınız.

131. mesajda ilgililerZehebi hocasına övgünün hâsını nasıl yapmış görebilirler...


Bu arada Suyuti için bir şey demiyorum. Sehavi'nin onun hakkındaki yazdıklarını okusanız dudağınız uçuklar. Kendini beğenme mi çekememe mi anlaşılır bazı meseleler. Fakat konu Şeyhülislâm, hadiste bol tesahüllü, rüyâ ile hadis tashih eden Suyûti değil.

Murat Yazıcı
21-02-2008, 22:24
İbni Teymiyye'nin vefat tarihi m.1328, Zehebi'nin vefatı m.1347. Zehebi'nin İbni Teymiyye'nin talebesi ve dostu olduğunu biliyoruz.

İmam-ı Süyuti rahmetullahi aleyh m.1505 senesinde vefat etmiş, yani İbni Teymiyye'nin çağdaşı değildir. İmam-ı Süyuti, İbni Teymiyye hakkında bir bilgi veriyorsa, başka alimlerden nakletmektedir, kendi görüşü olarak yazmamaktadır.

İbni Teymiyye'nin karakteri hakkında yukarıda yazılı bilgilerin kaynağı Zehebi'dir. m. 1392'de vefat etmiş olan Hanbeli alimi İbni Receb de Zehebi'den naklen İbni Teymiyye hakkında benzer tespitler yapmıştır (Zeyl alâ tabakâti'l-hanâbile, II, 394-395).

Burada İmam-ı Zehebi'yi, İbni Receb'i veya İmam-ı Süyuti'yi değil; Zehebi'nin yazılarındaki abartılı övgüleri mükerreren iktibas edip, tenkidlerini saklayan zihniyeti ayıplamanız gerekir. Mesela, İbni Teymiyye'nin sadık talebesi İbni Abdilhadi (vefat m. 1343), Zehebi'nin yukarıda bahsettiğim eserindeki abartılı methiyeleri nakletmiş, tenkidlerini ise -bildiğim kadarıyla- hiç yazmamıştır.

bi husben
22-02-2008, 09:35
İbni Teymiyye'nin vefat tarihi m.1328, Zehebi'nin vefatı m.1347. Zehebi'nin İbni Teymiyye'nin talebesi ve dostu olduğunu biliyoruz.

İmam-ı Süyuti rahmetullahi aleyh m.1505 senesinde vefat etmiş, yani İbni Teymiyye'nin çağdaşı değildir. İmam-ı Süyuti, İbni Teymiyye hakkında bir bilgi veriyorsa, başka alimlerden nakletmektedir, kendi görüşü olarak yazmamaktadır.

İbni Teymiyye'nin karakteri hakkında yukarıda yazılı bilgilerin kaynağı Zehebi'dir. m. 1392'de vefat etmiş olan Hanbeli alimi İbni Receb de Zehebi'den naklen İbni Teymiyye hakkında benzer tespitler yapmıştır (Zeyl alâ tabakâti'l-hanâbile, II, 394-395).

Burada İmam-ı Zehebi'yi, İbni Receb'i veya İmam-ı Süyuti'yi değil; Zehebi'nin yazılarındaki abartılı övgüleri mükerreren iktibas edip, tenkidlerini saklayan zihniyeti ayıplamanız gerekir. Mesela, İbni Teymiyye'nin sadık talebesi İbni Abdilhadi (vefat m. 1343), Zehebi'nin yukarıda bahsettiğim eserindeki abartılı methiyeleri nakletmiş, tenkidlerini ise -bildiğim kadarıyla- hiç yazmamıştır.




İmam-ı Süyuti rahmetullahi aleyh m.1505 senesinde vefat etmiş, yani İbni Teymiyye'nin çağdaşı değildir. İmam-ı Süyuti, İbni Teymiyye hakkında bir bilgi veriyorsa, başka alimlerden nakletmektedir, kendi görüşü olarak yazmamaktadır. demişsin


sende çağdaşı değilsin ama kinin ve nefretin o kadar büyükkü karalamak için elinden geleni yapıyorsun .

ebuemetullah
22-02-2008, 10:32
********

********
4726-Cübeyir bin Muhammed’in dedesi Cübeyir bin Mutim(r.a)dan rivayet olunduğuna göre dedi ki:Resülüllah(s.a.v)me bir bedevi arap geldi. Ve şöyle dedi: Ey Allah’ın Resülü, nefisler sıkıntıda kaldı. Çocuklar ziya oldu. Mallar noksanlaştı. Hayvanlar helak oldu Allah’ta n bizim için yağmur iste. Biz(senin vücudunu rahmet biliyor)Allah katında senin şefaatini istiyoruz.senden bitecek işlerimizin çözümü içinde Allah’ın şefaatini isteriz. Resülüllah(s.a.v) “yazık sana ne söylediğini biliyor musun?”buyurdu.Resülüllah(s.a.v) “Sübhanallah”dedi. Sübhanallah kelimesini tekrarlamaya devam etti. Resülüllah’ın(öfkesinden)tesbihinin eseri Ashabın(değişen) yüzünde bile belli oldu. Sonra Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Yazık sana,Allah Mahlukundan hiç birisine şefaatçi tutulamaz,Allah’ın şanı bundan yücedir. Yazık sana Allah kimdir bilirmisin? Allah’ın Arş’ı semalar üzerinde şöyledir” Parmağı ile Arşın semalar üzerinde kubbe olduğuna işarettir.
Arş Allah’ın büyüklüğü sebebi ile (ıhlamakta)ses çıkarmaktadır. Yük devesinin üstüne binenin ağırlığı ile ıhladığı gibi. Arş ta Allah’ın büyüklüğü ile ıhlamakta(ses çıkarmaktadır). Ravi ibni Beşşar rivayet ettiği Hadis’te Allah(c.c)Arş üzerindedir.

( 277 )Buhari,K.Bedil,N.4/149
Müslim,K.İman,N.134
( 278 ) Tirmizi,K.Tefsir,N.3320
İbn-i Mace,K.Mukaddime,N.193
Arşı da yarattığı göklerin üzerindedir dedi. Hadisin devamını sevk etti

kardeşim Allah seni hayır üzere kılsın hatalrımızı da affetsin bu hadisin sahih i buharide olduğuna emin misin? (tahricte bir hata var gibi görünüyor) zira etiyt (gıcırdama) hadisi bana soracak olursanız zayıftır, yanılmıyorsam ibni asakir ve Şeyh nasiruddiyn albaninin bu hadisin zayıflığını gösteren çalışmaları var, isterseniz sizde bir tahkik edin belki ben yanlış hatırlıyorumdur.Siz veya ben başka bir hadisle karıştırmış olabiliriz, şu an buhariden bediul halk kısmına bakabilmek isterdim fakat eve gittiğimde bakıp pazartesi buraya yazarım inşaallah.Buharide arşın Sad bn Muaz'ın vefatından dolayı titremesi hadisi ise geçmektedir.

KuTeYBe
22-02-2008, 13:22
Devâm edelim inşaAllah...

Madem konu Suyutî'den açıldı. Onun Buğvetu'l-Vu'ad (s.122) eserinde övdüğü Ebu Hayyân ez-Zahiri hakkında yaptığı övgüyle başlayıp konuyu Şeyhülislâmla ilintilendirelim inşaAllah...

Ebu Hayyân için şöyle diyor Suyûtî; "O, insanları İbn Mâlik'in eserlerine rağbetlendirirdi, anlaşılması güç, kapalı yerlerini onlara açıkladı ve onları o eserlerin engin manalarından haberdar etti. Kendisi İbn Hâcib'in Kafiyesi'nin girişi için "Bu fakihlerin grameridir." derdi.

Ebû Hayyan aslen Endülüslüydü ve Kahire'de çoğuna hocalık yaptığı âlimlerin her birini alaya alıp onları hicveder, onlarsa üstadlık hürmetine onun bu muamelesine tahammül ederlerdi.

Gelelim Şeyhülislâm ile ilgisine;

Bu zât ilk başta İbn Teymiyye'ye bağlı olup hatta onu şiirlerle övmüştü. Sonra nahivle ilgili bir meseleden dolayı aralarında tartışma çıkmış. Ebû Hayyân iddiasını isbât için Sibeveyh'in kitabından delil getirdiğinde İbn Teymiyye "Sibeveyh masum değildir, nahvin peygamberi de değildi; Kitâb'ının 80 yerinde hata var, siz bunu bilemezsiniz" demişti. Nahiv ilmi ile şöhret bulmuş olan Ebû Hayyân bu sözden çok alınarak İbn Teymiyye'ye kırılmıştı. Ancak gerçeği söylemekten utanarak "İbn Teymiyye'nin el-Arş kitabını gördükten sonra da kendisine muhabbetim kalmadı, çok bozuk görüşleri var" demeye başladı. Sözkonusu bozuk görüş; "Allah Teala arş üzerinde oturmaktadır ve Resulü'nün oturması için yanında ona yer ayırmıştır." sözüdür.

Allah affetsin, Ebû Hayyân'ın sözkonusu ettiği ifâde İbn Teymiyye'nin akaidinden uzaktır. el-Arş kitabında da böyle bir şey yazmamaktadır.

Murat Yazıcı
22-02-2008, 18:23
Önce bir iktibas ile bazı hatırlatmalar yapacağım; daha sonra ayrı bir mesaj ile bazı ilave bilgiler aktarmaya çalışacağım.

İLMİ ESERLERDE TAHRİFAT

Geçmiş ulemâmız, ilmi bir "emanet" bilerek kendilerine ulaşan müktesebâtı, virgülüne bile dokunmadan kendilerinden sonraki nesillere aktarmışlardır. Doğrularıyla bu birikim bize kadar bu hassasiyet sayesinde "olduğu gibi" ulaşmıştır.

Ed-Dârekutnî, "es-Sünen"inde (I, 26) Vekî b. el-Cerrâh'ın şöyle dediğini nakletmiştir: "İlim ehli, (ihtilâflı konuların delilleri konusunda) lehlerinde olanı da, aleyhlerinde olanı da yazar; heva ehli ise sadece lehlerinde olanı kaydeder."

İşin içine heva ve taassup girdiğinde, "emanet" duygusu, yerini tahrife bırakmakta ve günahkâr eller, ilmî miras üzerinde dilediğince oynamaktadır.

Sözgelimi en-Nevevî'nin "el-Ezkâr" isimli meşhur eserinin Riyad baskısında, müellif en-Nevevî'nin, Hz. Peygamber (s.a.v)'in kabr-i şerifini ziyaret konusunu ele aldığı bölüm, başlığı da dahil olmak üzere bir kısım ifadelerin değiştirilmesi ve bazı yerlerin de kitaptan tamamen çıkarılması şeklinde tahrif edilmiştir.

(Muhammed Avvâme, bu tahrifin, mezkûr kitabın muhakkiki Abdülkadir el-Arnaût tarafından yapıldığı veya onun, Suud makamlarınca gerçekleştirilen böyle bir tahrifi onayladığı kanaatinde ise de (bkz. "Edebu'l-İhtilâf", 88-9) el-Arnaût'un bu tahriften teberri ettiğini gösteren bir açıklaması için bkz. Mahmûd Sa'id Memdüh, "Ref'u'l-Minâre li Tahrici Ahâdîsi't-Tevessül ve'z-Ziyâre", 73-4, 377-9.)

"İslâmî" tahrifatın bir diğer örneği de el-Âlûsî'nin "Rûhu'l-Ma'ânî" isimli meşhur tefsiri üzerinde müellifin oğlu Nu'mân el-Âlûsî tarafından gerçekleştirilmiştir.

Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî'nin müridi olan müfessir Seyyid Mahmûd el-Âlûsî'nin, özellikle tevessül konusundaki sözlerinin, oğlu tarafından nasıl çarpıtıldığını görmek için, "Rûhu'l-Ma'ânî"nin, bizzat müellifi tarafından kendi el yazısı ile yazılarak Sultan II. Abdülhamîd'e hediye edilen ve halen İstanbul'daki Râgıb Paşa Kütüphanesi'nde mevcut bulunan yazma nüsha ile matbu nüshası arasında bir mukabele yapmak yeterlidir.

Benzeri bir tahrif de, meşhur müfessir Ebû Hayyân el-Endelüsî'nin "el-Bahru'l-Muhît" isimli tefsirinde yapılmıştır.

Muhammed Zâhid el-Kevserî merhum, "Tekmiletu'r-Redd alâ Nûniyyeti İbni'l-Kayyım"da (s. 85) mezkûr tefsirin yazma nüshalarında Ebû Hayyân'ın, İbn Teymiyye'nin "Kitâbu'l-Arş" isimli eserinde, Allahü Teâlâ'nın Kürsü üzerinde oturduğu ve yanında da Hz. Peygamber (s.a.v)'in oturması için boş yer bıraktığı şeklinde ifadeleri bulunduğunu söylediğini belirtir.

Ancak "el-Bahru'l-Muhît"in bugün elimizde bulunan matbu nüshalarında bu ifadeye rastlamak mümkün değildir. El-Kevserî, yukarıda belirttiğimiz eserinde bu tefsirin Matba'atu's-Sa'âde baskısının musahhihinin, din düşmanlarının bu ifadeleri istismar edeceği gerekçesiyle çıkardığını bizzat kendisinin söylediğini belirtti.

Bu tefsirin benim elimdeki Dâru'l-Fikr baskısında da böyle bir ifadeye rastlamak mümkün olmadı...

Maksat ne olursa olsun, İbn Teymiyye böyle bir şey söylemiş olsun ya da olmasın, önemli olan "el-Bahru'l-Muhît" adlı eserin aslında yer alan bu ifadenin hazfedilmiş olmasıdır.

Eğer İbn Teymiyye böyle bir şey söylemiş değilse kendi eserleriyle bu ifade karşılaştırılır ve meselenin adı ortaya konur. Değilse İbn Teymiyye'yi savunmanın yolu bu değildir.

Geçmiş alimlerin birer emanet olarak bizlere bıraktığı eserleri üzerinde kafamıza göre oynamalar yapmak kelimenin tam anlamıyla bir "hıyanet"tir ve bu hıyaneti kim ne maksatla işlemiş olursa olsun, bunu mazur görmek ve göstermek mümkün değildir...

Yine benzeri bir tahrif, İmam el-Eş'ârî'nin "el-İbâne"sinde yapılmıştır. Bu eserin dört ayrı yazma nüshası karşılaştırılarak yapılan Dâru'l-Ensâra baskısında Allahü Teâlâ'nın Arş'a istivası meselesinde tenzih akidesine tam anlamıyla uygun tarzdaki bir paragraf, diğer baskılarda görülmemektedir.

E. Sifil, 9-11 Kasım 2000, Milli Gazete

KuTeYBe
23-02-2008, 09:00
Muhammed Zâhid el-Kevserî merhum, "Tekmiletu'r-Redd alâ Nûniyyeti İbni'l-Kayyım"da (s. 85) mezkûr tefsirin yazma nüshalarında Ebû Hayyân'ın, İbn Teymiyye'nin "Kitâbu'l-Arş" isimli eserinde, Allahü Teâlâ'nın Kürsü üzerinde oturduğu ve yanında da Hz. Peygamber (s.a.v)'in oturması için boş yer bıraktığı şeklinde ifadeleri bulunduğunu söylediğini belirtir.

Ancak "el-Bahru'l-Muhît"in bugün elimizde bulunan matbu nüshalarında bu ifadeye rastlamak mümkün değildir. El-Kevserî, yukarıda belirttiğimiz eserinde bu tefsirin Matba'atu's-Sa'âde baskısının musahhihinin, din düşmanlarının bu ifadeleri istismar edeceği gerekçesiyle çıkardığını bizzat kendisinin söylediğini belirtti.

Bu tefsirin benim elimdeki Dâru'l-Fikr baskısında da böyle bir ifadeye rastlamak mümkün olmadı...

Maksat ne olursa olsun, İbn Teymiyye böyle bir şey söylemiş olsun ya da olmasın, önemli olan "el-Bahru'l-Muhît" adlı eserin aslında yer alan bu ifadenin hazfedilmiş olmasıdır.

Burada önemli olan bir kaç husûs var

Şârih İbn Ebi'l-izz (Allah kendisinden razı ve memnûn olsun) gibi biri "gayr-i muteber" ilân ediliyor, sırf Tahavî'ye bazılarının istediği gibi bir şerh yazmadığı için. O halde biz neden Sifil'i hem de böyle bir nedenle değil; çok "Romantik" yazılarından dolayı kabul edelim?

Sadece bir örnek; onun okuduğumuz hizmetçi hadisini anlata (maya) n bir yazısı vardı. Bir sürü gevezelikten sonra (biz buna polemik diyoruz, yukarıdaki alıntıda Sifil'in selefi Kevserî'de sık sık bunu yapar) onun takipçileri tarafından beğenilmeyen ve sık sık hücûma marûz kalan Mustafa İslâmoğlu'nda eleştirdiklerini pratize ediyor.

Gelelim yukarıya Kevserî'nin alıntı yaptığı yerde kişi kaynak gösteremiyor. Bu tamamen spekulatif bir durum !

Ayrıca biz onun döneminde yaşamış ve hemen herkesi dil yanlışlarıyla alaya alan bir kişinin(Ebû Hayyân'ın) İbn Teymiyye karşısında aciz kalınca başka bir yönden onun yazmadığı bir şeyi ona yüklemesini örnek getirdik. Aşağıya asılan yazı dam üstünde saksağan şeklinde olmuş. Üstelik hiç bir tutulacak yanı olmadan !

Buradan devam edelim. Bu tür gariplikler ne yazık ki başkaları tarafından da yapılıyor. İşte bir örnek:

"726 yılı muazzam ramazan ayı 9'una tesadüf eden perşembe günü Şam'ın Dımaşk şehrine vardım. Dımaşk'ta Hanbeli fukahasının büyüklerinden Şam'ın büyüğü ve çeşitli ilim dalları hakkında söz söyleyen Takıyyuddin İbn Teymiyye vardı. Ancak aklı pek yerinde değildi. Dımaşklılar onu çokça ta'zim eder, o da minbere çıkıp onlara vaazlar verirdi...."diye sözlerini sürdürür ve şöyle devam eder:

"Camiinin minberinde insanlara vaaz ederken cuma gününde hucurunda bulundum. Onlara öğüt veriyordu, söylediği sözler arasında şu vardı: Allah dünya semâsına benim şu inişim gibi iner, dedi ve minberin basamaklarından bir basamak indi. İbu'z-Zehrâ diye bilinen Malikî mezhebine mensûp bir fâkih ona karşı çıktı ve onun söylediği bu sözü reddetti. Fakat herkes bu fâkihe karşı çıktı, elleriyle, ayakkabılarıyla ona alabildiğine vurdular ve nihayet sarığı da düştü..." Devamında pek çok şey var.

Bu yukarıya alınan İbnu Battuta'nın Tuhfetu'l-Enzâr isimli eserindeki kısım bir iftirâ ve yalandır. Zira bu şahıs Dımaşk'a 726 yılı 9 Ramazan'ında giriyor.Oysa o sıralarda Şeyh el-Kal'a'da hapiste bulunmaktadır. Hem İbnu'l-Hadi hem de meşhûr Hafız Ebû'l-Ferec Muhammed b Ahmed b Receb bunun bu şekilde olduğunu belirtiyorlar.

"Şeyh 726 yılı Şabân ayından Zu'l-Ka'de'nin 28. gününe kadar el-Kal'a'da kaldı. (Zeyl alâ Tabakati'l-Hanabile, II, s.405.)

Demek ki Sifil ve Kevserî benzerleri az değilmiş.

Murat Yazıcı
23-02-2008, 09:30
Konuyla alakalı ilave bir iktibas:

Teşbihin Tanıkları

İbn Teymiyye’nin, tecsim akidesini zaman zaman konuşmalarına taşıdığı, minber ve kürsülerde savunduğu bilinmektedir. Çağının tanıklarından İbn Battuta, Ebu Hayyan ve İbn Cehbel’in şahadetleri bu noktada önem arz etmektedir. İbn Battuta’nın seyahat ettiği ülkelerdeki gözlem ve hatıralarını anlattığı “Tuhfetu’n-nuzzar fî ğaraibi’l-emsar” adlı eseri, İbn Teymiyye ve Onun tecsim akidesi ile alakalı ilginç bilgiler vermektedir:

Dımaşk şehrinde çeşitli konularda konuşan fakat aklından zoru olduğu anlaşılan Hanbeli fakihlerinin ileri gelenlerinden Takıyyuddin İbn Teymiyye adında biri vardı. Halka vaaz verir, insanlarda Ona karşı ileri derecede saygı gösterirlerdi. İbn Teymiyye, yaptığı bir konuşmadan dolayı fakihlerin tepkisini çekmişti. el-Meliku’n-Nasır’ın huzuruna çıkarılıp, kadılar tarafından sorgulandı ve hapse atıldı. Yıllarca hapiste kaldı. Bu müddet içerisinde 40 ciltten oluşan ve adını “el-Bahru’l-muhit” koyduğu bir tefsir kaleme aldı. Annesinin ricası üzerine sultan Onu serbest bıraktı. İbn Teymiyye, Dımaşk de bulunduğum sırada –önceden- tutuklanmasına sebep olan ifadeleri tekrar etti: Cuma günü cemaat olarak hazır bulunduğum camide, insanlara vaaz ve nasihatta bulunurken minberin merdiveninden bir basamak aşağıya inerek “muhakkak ki Allah Teala benim buradan indiğim gibi dünya semasına inmektedir.” şeklinde bir cümle sarfetti. Maliki fakihi İbn Zehra söylediklerine karşı çıktı. Cemaatte ayağa kalkıp sarığı başından düşünceye kadar ona dayak attı. Neticede bir daha tutuklandı ve hapsedildiği kalede ölünceye kadar tutuklu kaldı. [44]

İbn Teymiyye’yi ta’dil eden biyografi yazarlarının reddettiği bu ifadeyi, farklı vurgularla müfessir Ebu Hayyan “el-Bahru’l-Muhît” ve “en-Nehru’l-mâd” adlı tefsirlerinde nakletmektedir. Ebu Hayyan bir çok yerde Onun tecsimi çağrıştıran ifadelerini tenkit etmektedir. Ne var ki elimizdeki matbu nüshalarda bu tenkitlerin bir çoğundan tek bir harf bulmak mümkün değildir. Çünkü baskı sürecinde her iki eserden de İbn Teymiyye’nin tecsimle alakalı görüşleri çıkartılmıştır. İbn Teymiyye’nin açıkça Allahü Tealaya cisim isnat ettiğini söyleyen Zahid Kevseri[45] bu noktada şunları söylemektedir: “Ebu Hayyan, ‘O’nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır.’[46] ayetini tefsir ederken muasırı olan İbn Teymiyye’nin “Kitabu’l-Arş” adlı -kendi el yazısıyla kaleme aldığı- eserinde şu ifadeleri okuduğunu nakletmektedir: ‘Allahü Teala kürsüde oturmaktadır. Yanı başında boşalttığı yerde ise Onunla birlikte Hz. Peygamber oturmaktadır.” Elyazması nüshalarda var olan bu ifadeler kitabın musahhihi tarafından matbu nüshalara alınmamıştır. Musahhih, Kevseri’ye, din düşmanlarının hadiseden nemalanmamaları için böyle bir tercihte bulunduğunu söylemiştir. [47]

Ebu Hayyan “el-Bahru’l-Muhît”in muhtasarı olan “en-Nehru’l-mâd” adlı tefsirinde de İbn Teymiyye’nin tecsimle alakalı görüşlerini tenkit etmektedir. Kitabı tahkik eden Bûran ed-Dannavî ve Hidyan ed-Dannâvî İbn Teymiyye’ye isnat edilen tecsimle alakalı bölümü tefsirden çıkartmışlardır.[48]

İmam es-Sübki (v. 756) “es-Seyfu’s-sakîl fî’r-reddi alâ İbn-i zefîl” adlı eserinde, Ebû Hayyan’ın belli bir dönem kendisinden övgüyle bahsettiği İbn Teymiyye’yi “Kitabu’l-Arş” adlı eserini okuduktan sonra ölünceye kadar lanetlediğini yazmaktadır.[49]

Şafii ulemasından Şihabuddin İbn Cehbel de İbn Teymiyye’nin tecsimle alakalı görüşlerini reddeden bir risale kaleme almıştır.[50] İbn Cehbel eserinin sonunda “İbn Teymiyye’nin sapıklık ve inadının derecelerini açıklamak için tahrif ve fesadından kaynaklanan açıklamalarını bekliyoruz.”[51] demesine rağmen İbn Teymiyye Onun bu meydan okumasına cevap ver(e)memiştir.

[44] Muhammed b. Abdillah b. Muhammed İbn Battuta, Tuhfetu’n-Nuzzar fî Ğaraibi’l-Emsar (Rıhlet-u İbn Battuta), Beyrut, 2004, s. 88. [45] Kevseri, el-Esma ve’s-Sıfat, (d. not: 2), s. 286. [46] Kur’an, Bakara(2): 255. [47] Muhammed Zahid el-Kevseri, es-Seyfu’s-Sakîl fî’r-Rreddi alâ İbn-i Zefîl, (el-Akidet-u ve ilm’l-kelam min a’mali’l-imam Muhammed Zahid el-Kevseri içerisinde), (d. not: 1), Beyrut, 2004. [48] Bkz. Abdulhamid, a.g.e., (d. not: 1), s. 125. [49] Takıyyuddin es-Sübki, a.g.e., s. 477-478. [50] Bkz. Tacüddin Abdulvahhab b. Ali es-Subki, Tabakatu’ş-Şafiiyyeti’l-Kübra, t.y., IX, 35-91. [51] Tacüddin es-Sübki, a.g.e., IX, 91.

İhsan Şenocak, İnkişaf dergisi, No:7

Murat Yazıcı
23-02-2008, 09:42
Sözkonusu bozuk görüş; "Allah Teala arş üzerinde oturmaktadır ve Resulü'nün oturması için yanında ona yer ayırmıştır." sözüdür. Allah affetsin, Ebû Hayyân'ın sözkonusu ettiği ifâde İbn Teymiyye'nin akaidinden uzaktır. el-Arş kitabında da böyle bir şey yazmamaktadır.

Şimdi bu ifadeden şunu anlıyorum:

KuTeYBe, bahis konusu inancı (yani, "Allahü teâlânın Arş üzerinde oturduğu ve yanında Resulullah aleyhisselam için yer bıraktığı" inancını) "bozuk bir görüş" olarak görmektedir ve İbni Teymiyye'nin bu görüşte olamayacağını söylemektedir.

Doğru mu anladım? Acaba buradaki yazışmalara iştirak eden herkes bu görüşün bozuk ve sapık bir görüş olduğunu düşünüyor mu? (Tartışmak maksadıyla sormuyorum, merak ettiğim için soruyorum.)

bi husben
23-02-2008, 09:56
Konuyla alakalı ilave bir iktibas:

Teşbihin Tanıkları

İbn Teymiyye’nin, tecsim akidesini zaman zaman konuşmalarına taşıdığı, minber ve kürsülerde savunduğu bilinmektedir. Çağının tanıklarından İbn Battuta, Ebu Hayyan ve İbn Cehbel’in şahadetleri bu noktada önem arz etmektedir. İbn Battuta’nın seyahat ettiği ülkelerdeki gözlem ve hatıralarını anlattığı “Tuhfetu’n-nuzzar fî ğaraibi’l-emsar” adlı eseri, İbn Teymiyye ve Onun tecsim akidesi ile alakalı ilginç bilgiler vermektedir:

Dımaşk şehrinde çeşitli konularda konuşan fakat aklından zoru olduğu anlaşılan Hanbeli fakihlerinin ileri gelenlerinden Takıyyuddin İbn Teymiyye adında biri vardı. Halka vaaz verir, insanlarda Ona karşı ileri derecede saygı gösterirlerdi. İbn Teymiyye, yaptığı bir konuşmadan dolayı fakihlerin tepkisini çekmişti. el-Meliku’n-Nasır’ın huzuruna çıkarılıp, kadılar tarafından sorgulandı ve hapse atıldı. Yıllarca hapiste kaldı. Bu müddet içerisinde 40 ciltten oluşan ve adını “el-Bahru’l-muhit” koyduğu bir tefsir kaleme aldı. Annesinin ricası üzerine sultan Onu serbest bıraktı. İbn Teymiyye, Dımaşk de bulunduğum sırada –önceden- tutuklanmasına sebep olan ifadeleri tekrar etti: Cuma günü cemaat olarak hazır bulunduğum camide, insanlara vaaz ve nasihatta bulunurken minberin merdiveninden bir basamak aşağıya inerek “muhakkak ki Allah Teala benim buradan indiğim gibi dünya semasına inmektedir.” şeklinde bir cümle sarfetti. Maliki fakihi İbn Zehra söylediklerine karşı çıktı. Cemaatte ayağa kalkıp sarığı başından düşünceye kadar ona dayak attı. Neticede bir daha tutuklandı ve hapsedildiği kalede ölünceye kadar tutuklu kaldı. [44]

İbn Teymiyye’yi ta’dil eden biyografi yazarlarının reddettiği bu ifadeyi, farklı vurgularla müfessir Ebu Hayyan “el-Bahru’l-Muhît” ve “en-Nehru’l-mâd” adlı tefsirlerinde nakletmektedir. Ebu Hayyan bir çok yerde Onun tecsimi çağrıştıran ifadelerini tenkit etmektedir. Ne var ki elimizdeki matbu nüshalarda bu tenkitlerin bir çoğundan tek bir harf bulmak mümkün değildir. Çünkü baskı sürecinde her iki eserden de İbn Teymiyye’nin tecsimle alakalı görüşleri çıkartılmıştır. İbn Teymiyye’nin açıkça Allahü Tealaya cisim isnat ettiğini söyleyen Zahid Kevseri[45] bu noktada şunları söylemektedir: “Ebu Hayyan, ‘O’nun kürsüsü bütün gökleri ve yeri kaplayıp kuşatmıştır.’[46] ayetini tefsir ederken muasırı olan İbn Teymiyye’nin “Kitabu’l-Arş” adlı -kendi el yazısıyla kaleme aldığı- eserinde şu ifadeleri okuduğunu nakletmektedir: ‘Allahü Teala kürsüde oturmaktadır. Yanı başında boşalttığı yerde ise Onunla birlikte Hz. Peygamber oturmaktadır.” Elyazması nüshalarda var olan bu ifadeler kitabın musahhihi tarafından matbu nüshalara alınmamıştır. Musahhih, Kevseri’ye, din düşmanlarının hadiseden nemalanmamaları için böyle bir tercihte bulunduğunu söylemiştir. [47]

Ebu Hayyan “el-Bahru’l-Muhît”in muhtasarı olan “en-Nehru’l-mâd” adlı tefsirinde de İbn Teymiyye’nin tecsimle alakalı görüşlerini tenkit etmektedir. Kitabı tahkik eden Bûran ed-Dannavî ve Hidyan ed-Dannâvî İbn Teymiyye’ye isnat edilen tecsimle alakalı bölümü tefsirden çıkartmışlardır.[48]

İmam es-Sübki (v. 756) “es-Seyfu’s-sakîl fî’r-reddi alâ İbn-i zefîl” adlı eserinde, Ebû Hayyan’ın belli bir dönem kendisinden övgüyle bahsettiği İbn Teymiyye’yi “Kitabu’l-Arş” adlı eserini okuduktan sonra ölünceye kadar lanetlediğini yazmaktadır.[49]

Şafii ulemasından Şihabuddin İbn Cehbel de İbn Teymiyye’nin tecsimle alakalı görüşlerini reddeden bir risale kaleme almıştır.[50] İbn Cehbel eserinin sonunda “İbn Teymiyye’nin sapıklık ve inadının derecelerini açıklamak için tahrif ve fesadından kaynaklanan açıklamalarını bekliyoruz.”[51] demesine rağmen İbn Teymiyye Onun bu meydan okumasına cevap ver(e)memiştir.

[44] Muhammed b. Abdillah b. Muhammed İbn Battuta, Tuhfetu’n-Nuzzar fî Ğaraibi’l-Emsar (Rıhlet-u İbn Battuta), Beyrut, 2004, s. 88. [45] Kevseri, el-Esma ve’s-Sıfat, (d. not: 2), s. 286. [46] Kur’an, Bakara(2): 255. [47] Muhammed Zahid el-Kevseri, es-Seyfu’s-Sakîl fî’r-Rreddi alâ İbn-i Zefîl, (el-Akidet-u ve ilm’l-kelam min a’mali’l-imam Muhammed Zahid el-Kevseri içerisinde), (d. not: 1), Beyrut, 2004. [48] Bkz. Abdulhamid, a.g.e., (d. not: 1), s. 125. [49] Takıyyuddin es-Sübki, a.g.e., s. 477-478. [50] Bkz. Tacüddin Abdulvahhab b. Ali es-Subki, Tabakatu’ş-Şafiiyyeti’l-Kübra, t.y., IX, 35-91. [51] Tacüddin es-Sübki, a.g.e., IX, 91.

İhsan Şenocak, İnkişaf dergisi, No:7



ibni batuta yalancının tekidir buyrun ispatı


Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye’ye çağdaşı, mutasavvıf, kelamcı ve bid’atçi düşmanlarından çokça iftiralarda bulunulduğu gibi, çağından sonra günümüze kadar da (bu durum)devam etmiştir.(burda kendim bi eklemey yapayım en sonuncusu murat yazıcı denen şahsiyet) Ancak bu iftiralar arasında en şaşırtıcı olup hasım bid’atçilerin dayanak kabul ettikleri iftira ise gezgin İbn Batuta’nın, "Rihletu İbn Batuta (İbn Batuta Seyehatnamesi)" diye tanınıp meşhur olmuş "Tuhfetu’l-Enzar..." adını taşıyan eserinde -Allah’tan layıkı ile muamele görmesini dileriz- söylediği şu sözlerdir:
"726 yılı muazzam ramazan ayı 9’una tesadüf eden perşembe günü Şam’ın Dımaşk şehrine vardım... Dımaşk’ta Hanbeli fukahasının büyüklerinden Şam’ın büyüğü ve çeşitli ilim dalları hakkında söz söyleyen Takıyu’d-Din İbn Teymiyye vardı. Ancak aklı pek yerinde değildi. Dımaşk’lılar onu çokça ta’zim eder, o da minbere çıkıp, onlara vaazlar verirdi..." diye sözlerini sürdürür ve daha sonra şunları söyler:
"Caminin minberinde insanlara vaaz ederken cuma gününde huzurunda bulundum. Onlara öğüt veriyordu, söylediği sözler arasında şu da vardı:
Allah dünya semasına benim şu inişim gibi iner, dedi ve minberin basamaklarından bir basamak indi. İbnu’z-Zehra diye bilinen Malikî mezhebine mensup bir fakih ona karşı çıktı ve onun söylediği bu sözü reddetti. Fakat herkes bu fakihe karşı çıktı, elleriyle, ayakkabılarıyla onu alabildiğine vurdular ve nihayet sarığı da düştü..." Ve daha başka yalan ve iftiraları bunların akabinde sıralamaya devam etmektedir. (bk. er-Rıhle, I, 102, 109, 110, Tahkik: Dr. Ali el-Muntasır el-Kettanî, Müessesetu'r-Risale baskısı. )
İbn Batuta’nın sözleri bunlar, iftirası bu. Bundan dolayı Şeyh Ahmed b. İbrahim b. İsa "el-Kasidetu’l-Nüniyye"(Bk. Şerhu'l-Kasidetü'n-Nüniyye,1, 497. ye yazdığı şerhinde şu sözleri söylemektedir:
"Böyle bir yalandan Allah’a sığınırız. Bu yalanı söyleyen Allah’tan korkmaz, bu iftirada bulunan utanmaz mı?
Nitekim hadis-i şerif’te: "Eğer utanmazsan dilediğini yapabilirsin" diye buyurulmuştur. (Sahihtir. Buharî, Edeb Babu iza lem testehi... da rivayet etmiştir. Fethu'l-Barî, X, 523. Hadisin baştarafları da şöyledir: "Nubuvvet kelâmından insanlara erişenlerden birisi de şudur...")
Bu yalan o kadar açıktır ki ayrıca bunu uzun boylu reddetmeye gerek yoktur. Bu iftiracı ve yalancıya karşı Allah yeter. Çünkü bu şahıs Dımaşk’a 726 yılı 9 Ramazan tarihinde girdiğini söylemekte. Şeyhu’l-İslam İbn Teymiyye ise o sırada el-Kal’a’da hapsedilmiş bulunmakta idi. Nitekim onun öğrencisi Hafız Muhammed b. Ahmed b. Abdu’l-Hadi "Tabakatu’l-Hanâbile" adlı eserinde ile Hafız Ebu’l-Ferac Abdu’r-Rahman b. Ahmed b. Receb'in belirttikleri gibi güvenilir ilim adamları bunu böylece zikretmişlerdir. Hafız Ebu’l-Ferac sözü geçen "Tabakat"ında İbn Teymiyye’nin biyografisini yazarken şunları söylemektedir:
"Şeyh (İbn Teymiyye) 726 yılı, Şa’ban ayından, Zü’lkade’nin 28. gününe kadar el-Kal’a’da (hapis) kaldı." (Bk. ez-Zeyl alâ Tabakati'l-Hanâbile, II, 405.)
İbn Abdi’l-Hadî ayrıca onun oraya altı Şa’ban’da girdiğini de ekler. (Bk. İbn Abdi'l-Hadî, el-Ukudu'd-Dürriyye, s. 218.)
Şimdi bu iftiraya bir bakalım. Bu şahıs onun huzurunda bulunduğundan ve bu sırada minberde insanlara vaz-u nasihatte bulunduğundan sözetmektedir. Bunun gerçekle ilgisini bir bilebilseydik! Acaba caminin minberi Dımaşk Kal’asının içlerine mi intikal etti?
Halbuki İbn Teymiyye belirtilen tarihte sözü edilen kaleye girdiğinde ancak naşı üzerinde dışarı çıkmıştı. Hafız İmadu’d-Din İbn Kesir "Tarihinde bunu böylece kaydetmektedir. (Bk. el-Bidaye, XIV, 123.)
İbn Kesir'in el-Birzalî'den naklen zikrettiğine göre İbn Teymiyye'nin ikindi sonrası 16 Şaban Pazartesi günü girdiği şeklindedir. Durum ne olursa olsun, bu Mağrib'li yalancının Şam'a girişinden önce onun hapse girdiği muhakkaktır. O ise 9 Ramazan'da Şam'a girmiştir. el-Birzalî ile İbn Kesir'in ondan naklen zikrettiğine göre İbn Teymiyye'nin Kal'a hapsine girişi ile İbn Batuta'nın Dımaşk'a girişi arasında yirmiüç gün, İbn Abdu'l-Hadî'nin zikrettiğine göre ise ikisinin girişi arasında otuzüçgünlük bir fark vardır.)
Böylelikle bu hususta yapılacak açıklamalar nihaî maksadına ulaşmış bulunuyor.
İbn Batuta’nın çokça yalan söylediğinin delillerinden birisi de onun bu seyahatnamesinde naklettiği çok acaib hikâyeleridir. O kadar ki İbn Haldun bu seyahatnameden bir miktar nakillerde bulunduktan sonra şunları söylemektedir:
"...Onun anlattığı şeylerin çoğunluğu Hint ülkesinin hükümdarı ile ilgili olup onu dinleyenlerin çokça garib karşılayacağı halleri ile ilgili anlattıklarıdır... Nihayet o bu kabilden hikayeler anlattı, bu sefer insanlar kendi aralarında onun yalancı olduğunu söylemeye koyuldular. O günlerde Sultan Faris b. Vardar’ın veziri ile karşılaştım. Bu hususta onunla konuştum ve ben bu adamın insanlar tarafından yaygın bir şekilde yalanlanmış olması dolayısıyla vermiş olduğu haberleri kabul etmediğini gördüm." (İbn Haldun, Mukaddime, II, 565, Tahkik: Ali Abdu'l-Vahid Vafi)
O halde İbn Haldun rivayet ettiği haberlerin çokça garib oluşları sebebiyle İbn Batuta’nın doğruluğunda şüphe etmektedir. İbn Teymiyye’ye dair naklettiği rivayetten daha garibi de yoktur.
Diğer taraftan İbn Batuta’nın Hindistan’ı ziyareti esnasında naklettiği garib hadiselerden birisi de şu sözleriyle anlattıklarıdır:
"Nihayet Beşay dağına vardık, orada salih Şeyh Ata Evliya'nın zaviyesi de vardır. "Ata" türkçede baba demektir, "evliya"da Arapça bir kelimedir. Anlamı evliyaların babası demek olur. Aynı şekilde ona "si sad sale" de denilir. Farsça’da "si sad" üçyüz "sale" de yıl anlamındadır. Onların belirttiklerine göre o üçyüzelli yaşında imiş. Onlar bu kişi hakkında güzel inançlara sahibtirler..."
Daha sonra şunları söyleyinceye kadar sözlerini sürdürür:
"Yanına girdik, ona selam verdim, boynuma sarıldı. Cismi nemli idi, ondan daha yumuşak bir cisim görmedim. Onu gören kişi ise elli yaşında olduğunu zanneder. Bana naklettiğine göre herbir yüz yaşında saçları ve dişleri (yeniden) çıkar..." (Rihle, 1, 466.)
Bu seyahatnamede ne kadar uydurma, yalan ve iftira bulunduğunu ancak Allah bilir.
Allah, İbn Teymiyye’ye geniş geniş rahmetini ihsan etsin, zalimlerin tuzakları ise mutlaka boşa çıkar.

Murat Yazıcı
23-02-2008, 10:30
Bu yukarıya alınan İbnu Battuta'nın Tuhfetu'l-Enzâr isimli eserindeki kısım bir iftirâ ve yalandır. Zira bu şahıs Dımaşk'a 726 yılı 9 Ramazan'ında giriyor.Oysa o sıralarda Şeyh el-Kal'a'da hapiste bulunmaktadır. Hem İbnu'l-Hadi hem de meşhûr Hafız Ebû'l-Ferec Muhammed b Ahmed b Receb bunun bu şekilde olduğunu belirtiyorlar.

"Şeyh 726 yılı Şabân ayından Zu'l-Ka'de'nin 28. gününe kadar el-Kal'a'da kaldı. (Zeyl alâ Tabakati'l-Hanabile, II, s.405.)



Teymiyyeciler-Vehhabiler İbni Battuta'ya hücum etmekle yine yanlış hedefe ateş etmiş oluyorlar. Bununla ne demek istediğimi izah etmeden önce, İbni Battuta hakkında kısa bir açıklama yapayım:

Hatıratını kendi yazmamış, katibine yazdırmıştır. Ayrıca bu hatırat günü gününe yazılmamış, ele alınan hadiselerden seneler sonra kaleme alınmıştır. Bundan dolayı bazı tarihlerde kaymalar olması gayet tabiidir.

İkinci ve esas mühim husus şudur ki, İbni Teymiyye'nin bahis konusu davranışını tek rapor eden İbni Battuta değildir. Asrının en büyük hadis alimi olduğu kabul edilen Hâfız İbni Hacer el-Askalânî'nin Ed-duraru’l-kâmine isimli kitabında, benzer bir olay yazılıdır. Hadiseyi nakleden bizzat İbni Teymiyye'nin talebelerinden Süleyman Necmeddin el-Tufi el-Hanbeli isimli alimdir ve bu hadisenin geçtiği senenin h. 705 olduğunu görüyoruz. Demek ki, takriben 21 sene sonra İbni Battuta benzer bir hadiseye şahid olmuş ve hatıratına yazmış.

Not (İngilizce bilenler için):

"The above account given by Ibn Battuta has been discounted by certain people; especially by Ibn Taymiyya's supporters, simply because they believe that Ibn Taymiyya would never have made the anthropomorphic statement, 'Allah comes down to the sky of this world just as I came down now', and then he allegedly took a step down the pulpit to demonstrate how Allah descends (nuzul). Even if one was to denounce Ibn Battuta's account as being a false and fabricated statement, one may wish to know that the greatest scholar of Hadith in his time, Shaykh al-Islam al-Hafiz Ahmad ibn Hajar al-Asqalani (Rahimahullah) has reported an incident in al-Durar al-kamina (1, 164) where again ibn Taymiyyah descended the steps of the minbar in order to illustrate his understanding of how Allah descends (nuzul) as early as the year 705/1305 AH (some 21 years before Ibn Battuta's account). Hafiz Ibn Hajar's source for this incident was one of Ibn Taymiyya's own disciples by the name of Sulayman Najm al-Din al-Tufi al-Hanbali (d.716/1316)."

Kaynak: http://www.ummah.net/Al_adaab/tawil.html (http://www.ummah.net/Al_adaab/tawil.html)

ArZu
23-02-2008, 11:17
:yn:

lütfen uslubunuza dikkat edin...
başkasına hakaret ederek değil konuyla ilgili yazın...

KuTeYBe
23-02-2008, 15:13
Teymiyyeciler-Vehhabiler İbni Battuta'ya hücum etmekle yine yanlış hedefe ateş etmiş oluyorlar. Bununla ne demek istediğimi izah etmeden önce, İbni Battuta hakkında kısa bir açıklama yapayım:

Teymiyyeciler kim? Birine şucu, bucu dedi mi her şeyde onun gibi düşünüldüğünün anlaşılması gerekmez mi? Bir yerde Vehhabiler'in İbn Teymiyye ve İbn Kayyım'ı dahi eleştirdiğini söyleyip sonra da kendilerinin isimlendirmediği şekilde onları etiketlemeye çalışmak garabet değil midir?

İbn Battuta'nın sadece notları kâtibine yazdırdığını değil, aynı zamanda asıl notlarını Hindistan seyahati sırasında kaybettiğini ve sonradan hatırladıklarını yazdığını da biliyoruz. Ya'ni neresinden bakarsak bakalım İbn Battuta'nın verdiği bilgilerin bir değeri yok, fakat ne yazık ki mufteriler durmuyor!

Madem hapse kadar geldik Şeyhülislâm'ın hapisle ilgili yaşamına da bir göz atalım:

Kardeşi Zeynuddin Abdurrahman şöyle diyor:

"Biz hapishanede olduğumuz sürece seksen kez Kur'an'ı hatmetmiş, seksen birinci hatme başlamıştık"

Kahire'den İskenderiye hapishanesine gönderileceğinde Şeyh Şemsuddin İbn Sa'duddin el-Harrani'nin yanında kendisini çekemeyen şeyhlerle karşılaşınca , Şeyhulislâm İbn Teymiyye'ye şöyle dediler:
"Bütün bu yaptıkları, onların isteklerine muvafakat etmen içindir. Yoksa ya seni öldürmeye y sürgüne göndermeye ya da hapsetmeye niyetliler."

İbn Teymiyye'nin onlara cevabı şu olmuştu:

"Öldürülürsem bu benim için şehadet, sürgün ederlerse bu benim için hicret olur. Beni Kıbrıs'a sürgün etselerdi oradaki insanları Allah'a davet ederdim. Onlar da bu daveti kabul ederlerdi. Eğer beni hapsederlerse hapishane bana mescid olur. Beni nereye sürerlerse sürsünler ben her yerde yün veren koyun gibiyim."

deyince şeyhler onunla baş edemeyeceklerini anladılar ve yanından ayrılıp gitmek zorunda kaldılar.

Kahire hapishanesinden İskenderiye'ye gönderileceğinde biri ona;

"Efendim sabır makamı budur işte" dedi.

Şeyhulislâm İbn Teymiyye:

"Hayır bilakis bu hamd ve şükür makamıdır. Allah'a yemin ederim ki kalbime öyle bir mutluluk ve sevinç doluyor ki, bu Şam ve Mısır ahalisi arasında bölüştürülse yine de bitmez. Eğer benim yanımda şimdi şurada altın olsa da onun hepsini infak etsem, yine de içinde bulunduğum nimetin şükrünün onda birini eda etmiş sayılmam."

Devam edip bu bölüm kaynaklarını sonra verelim inşaAllah...

Murat Yazıcı
23-02-2008, 15:32
Teymiyyeciler kim? Birine şucu, bucu dedi mi her şeyde onun gibi düşünüldüğünün anlaşılması gerekmez mi? Bir yerde Vehhabiler'in İbn Teymiyye ve İbn Kayyım'ı dahi eleştirdiğini söyleyip sonra da kendilerinin isimlendirmediği şekilde onları etiketlemeye çalışmak garabet değil midir?

"Garabet" Vehhabilerin davranışlarındadır; onların davranışlarındaki tezadları ve bozuklukları tespit edenlerde değil. Bir yandan "allame, müctehid, tevhid alimi vs." diye övdükleri alimlerin bile bazı yazılarını hazmedemiyorlar. Üstelik, onlara göre şirk sayılan bazı inanışlar, bu alimlerin kitaplarında mevcuttur. Bu durum bana, cahiliye dönemi müşriklerinin hurmadan yaptıkları putlara önce tapınıp, sonra acıkınca o putları yemelerini çağrıştırıyor.

İbn Battuta'nın sadece notları kâtibine yazdırdığını değil, aynı zamanda asıl notlarını Hindistan seyahati sırasında kaybettiğini ve sonradan hatırladıklarını yazdığını da biliyoruz. Ya'ni neresinden bakarsak bakalım İbn Battuta'nın verdiği bilgilerin bir değeri yok, fakat ne yazık ki mufteriler durmuyor!


Bir kişiye "müfteri" demekle o kişi müfteri olmuyor.

İbn Battuta'nın anlattığı hadise, ilim çevrelerinde genel kabul görmüştür. Yukarıda da izah ettiğim gibi, İbni Teymiyye'nin bahis konusu davranışını tek rapor eden İbni Battuta değildir. Bizzat İbni Teymiyye'nin talebelerinden Süleyman Necmeddin el-Tufi el-Hanbeli benzer bir hadiseden bahsetmiştir. Kaldı ki bu hadise, İbni Battuta'nın şahid olduğu hadiseden 21 sene önce meydana gelmiş. İbn Battuta bu konuyla alakalı bir şey yazmasaydı bile, İbni Teymiyye hakkındaki bu rivayet kayıtlarda mevcut olacaktı.

KuTeYBe
23-02-2008, 16:20
"Garabet" Vehhabilerin davranışlarındadır; onların davranışlarındaki tezadları ve bozuklukları tespit edenlerde değil. Bir yandan "allame, müctehid, tevhid alimi vs." diye övdükleri alimlerin bile bazı yazılarını hazmedemiyorlar. Üstelik, onlara göre şirk sayılan bazı inanışlar, bu alimlerin kitaplarında mevcuttur. Bu durum bana, cahiliye dönemi müşriklerinin hurmadan yaptıkları putlara önce tapınıp, sonra acıkınca o putları yemelerini çağrıştırıyor.


O zehabta olanların aksine başkalarının -en azından başkasının- davranışlarından olduğunu (da) öğrenmiş olduk. Bahsedilen durumun anlatılanları "hazmedememe" değil sözü geçen kişi Şeyhülislâm dahi olsa delillerinin zayıflığı karşısında "doğru olanları tercih etme" olduğunu daha önce de açıklamıştık ve şöyle demiştik :

bk: mesaj no: 132

kendi başına kimse gibi delil olamaz. Yani Kayyım söyledi doğru, Teymiyye söyledi doğru yok ! Sahih eser var mı bakılıyor ! Dolayısıyla Selefiler Kayyım'a eleştiri getirdiklerinde "Vay efendim kendi şeyhlerini bile eleştiriyorlar, bunlar da tenkit hastalığı var" gibi şeyler söyleniyor. Doğrusu budur. Bu asla Kayyım'ın değerini düşürmez,

elbette ki Şeyhülislâm'ın da... Size hatırlattığı şey konusunda ise söyleceğim vardı lâkin susuyorum.



Bir kişiye "müfteri" demekle o kişi müfteri olmuyor


Eğer ortada bir müddea varsa, ilgili kişi de iddia ediciden "delil" istiyorsa müddei delil getirmek zorundadır. Delil yerine polemik unsuru olan; "Fulân dedi ama o kitap hasır altı edildi, falan söyledi ama bulunamıyor." kabilinden sayıklamalar olmamalı. Bu durumda karşı taraf istediği kadar "müfteri değil" desin o şahıs ve onun gibi düşünen avanesi müfteridir. Ya'ni ki tersten bakarsak "müfteri olana" birileri istediği kadar öyle değil desin durum değişmez.

Murat Yazıcı
23-02-2008, 16:31
KuTeYBe, son yazdıklarında yine faydalı bir bilgi veya cevap vermeye değer mantıklı bir görüş yoktur. Binaenaleyh, şimdilik bunları geçiyorum ve esas şu konuda senin ve diğer Vehhabilerin görüşlerini almak istiyorum.


Şimdi bu ifadeden şunu anlıyorum:

KuTeYBe, bahis konusu inancı (yani, "Allahü teâlânın Arş üzerinde oturduğu ve yanında Resulullah aleyhisselam için yer bıraktığı" inancını) "bozuk bir görüş" olarak görmektedir ve İbni Teymiyye'nin bu görüşte olamayacağını söylemektedir.

Doğru mu anladım? Acaba buradaki yazışmalara iştirak eden herkes bu görüşün bozuk ve sapık bir görüş olduğunu düşünüyor mu? (Tartışmak maksadıyla sormuyorum, merak ettiğim için soruyorum.)

KuTeYBe
23-02-2008, 16:52
senin ve diğer Vehhabilerin görüşlerini almak istiyorum.


Biz herhangi bir yerde "Vehhabiyim, Selefiyim" diye deklare mi etmişiz ki senin ve diğer diyorsunuz. Bu da yukarıda sizin cevaplayamadığınız sözlerimizin doğruluğuna tanıktır. (bkz: 162.msj) Allah bizi müslümanlar olarak adlandırdı. Elhamdulillah müslümanız.


Sorduğunuz soruyu şaşı bakmayacağınızdan emin olsaydım cevaplardım, ne var ki yazacaklarımızı sağa sola çekiştirmeye çalışacağınızı düşünüyoruz (Yaptıklarınız yapacaklarınıza ayna ne de olsa !)


Bazılarını "karışık rüyalarıyla" baş başa bırakarak yolumuza devam diyoruz.

Şeyhulislâm İbn Teymiyye Kahire'den İskenderiye'ye Nil üzerinde çalışan gemilerden birisi ile götürülecekti. Yanında kendisi ile beraber gitmek isteyen olmuşsa da , kendisini İskenderiye'ye teslim için gönderilmiş olan Emir Bedruddin Tâber adlı bir yüzbaşı buna engel olur.

Bunun üzerine kendisini ziyarete gelenler arasında İbrahim adlı bir talebesine yüksek sesle şunları söyledi:

"İbrahim, Şam'a git ve dostlarımıza şunu söyle: Kur'an ile yemin ederim ki, bu fitnenin duracağı yok . Onlar bilsinler ki kalpler üzerindeki kasvet mutlaka kalkacak ve Allah, Baybars'ın tahtının altını üstüne getirecek. Onlar görecekler, Allah bu diyârda aziz olanı zelîl, zelîl kılınmış olanları da aziz kılacak."

Gerçekten de Şeyh hapiste iken daha önce bir komplo ile tahtından indirilmiş olan Sultan Nasır Muhammed İbn Kalavun , Baybars'ı tahtından indirmiştir.

Devam ederiz İnşaAllah...

Murat Yazıcı
23-02-2008, 18:07
Sorduğunuz soruyu şaşı bakmayacağınızdan emin olsaydım cevaplardım, ne var ki yazacaklarımızı sağa sola çekiştirmeye çalışacağınızı düşünüyoruz (Yaptıklarınız yapacaklarınıza ayna ne de olsa !)


Anlaşılan konuyu yeterince bilmiyorsun.

Neyse, vaktim olunca ben konuyla alakalı bazı iktibaslar yaparım.

Şimdi diğer konuya geri döneyim.

Korkarım E. Sifil'in yazısını da doğru algılayamadın:


Muhammed Zâhid el-Kevserî merhum, "Tekmiletu'r-Redd alâ Nûniyyeti İbni'l-Kayyım"da (s. 85) mezkûr tefsirin yazma nüshalarında Ebû Hayyân'ın, İbn Teymiyye'nin "Kitâbu'l-Arş" isimli eserinde, Allahü Teâlâ'nın Kürsü üzerinde oturduğu ve yanında da Hz. Peygamber (s.a.v)'in oturması için boş yer bıraktığı şeklinde ifadeleri bulunduğunu söylediğini belirtir.

Ancak "el-Bahru'l-Muhît"in bugün elimizde bulunan matbu nüshalarında bu ifadeye rastlamak mümkün değildir. El-Kevserî, yukarıda belirttiğimiz eserinde bu tefsirin Matba'atu's-Sa'âde baskısının musahhihinin, din düşmanlarının bu ifadeleri istismar edeceği gerekçesiyle çıkardığını bizzat kendisinin söylediğini belirtti.

Bu tefsirin benim elimdeki Dâru'l-Fikr baskısında da böyle bir ifadeye rastlamak mümkün olmadı...

Maksat ne olursa olsun, İbn Teymiyye böyle bir şey söylemiş olsun ya da olmasın, önemli olan "el-Bahru'l-Muhît" adlı eserin aslında yer alan bu ifadenin hazfedilmiş olmasıdır. Çünkü (benim 153 nolu mesajımdaki ) E. Sifil'in yazısındaki bu satırlara (154 nolu mesajında) şöyle itiraz ediyorsun:


O halde biz neden Sifil'i hem de böyle bir nedenle değil; çok "Romantik" yazılarından dolayı kabul edelim?

Sonra 162 nolu mesajında diyorsun ki:


Eğer ortada bir müddea varsa, ilgili kişi de iddia ediciden "delil" istiyorsa müddei delil getirmek zorundadır. Delil yerine polemik unsuru olan; "Fulân dedi ama o kitap hasır altı edildi, falan söyledi ama bulunamıyor." kabilinden sayıklamalar olmamalı. Bu durumda karşı taraf istediği kadar "müfteri değil" desin o şahıs ve onun gibi düşünen avanesi müfteridir. Ya'ni ki tersten bakarsak "müfteri olana" birileri istediği kadar öyle değil desin durum değişmez.

Bu sözlerinin ışığında, senden Ebû Hayyân hakkındaki 152 nolu mesajındaki şu iddiana delil getirmeni bekliyorum:


Sözkonusu bozuk görüş; "Allah Teala arş üzerinde oturmaktadır ve Resulü'nün oturması için yanında ona yer ayırmıştır." sözüdür. Allah affetsin, Ebû Hayyân'ın sözkonusu ettiği ifâde İbn Teymiyye'nin akaidinden uzaktır.
Ebû Hayyân'ın İbni Teymiyye'yi tenkid eden sözleri nerededir? Hangi kitabındadır? Hangi sayfa veya kısım?

Çünkü eğer E. Sifil ve İ. Şenocak'ın verdiği bilgilerde hata varsa, Ebû Hayyân'ın kitapları tahrif edilmemiş demektir. O zaman, Ebû Hayyân'ın İbni Teymiyye'yi tenkid eden yazıları da bu yazarların bahsettiği matbu nüshalarda mevcut bulunmalıdır.

Murat Yazıcı
23-02-2008, 18:24
İbni Teymiyye hakkında Recep Yıldız'ın değerlendirmesi şöyle:

Benimsediği usul ve hadiselere yaklaşım tarzı itibariyle bakıldığında İbn Teymiyye’nin seleficiliği ile ulemanın usul ve üslubu arasında tevhit kabul etmez farklar vardır. Bu durumda Onun için insanlara doğru bilgiyi aktaran bir bilgi kaynağı, sapmalarına mani olan bir yol gösterici gibi anlamlara gelen alim ünvanını kullanmak güç bir hal almaktadır. Zira O doğrudan ziyade yanlış bilgiye kaynaklık yapmaktadır. İbn Teymiyye ile başlayan anlayışın müntesipleri, geçtiğimiz yüzyılda “hareket” çapında temsil imkanına ulaşmış, günümüzde ise Sünnet ve Cemaat akidesine sahip alimleri şirk ve küfürle itham eder bir işleve kavuşmuşlardır. Yeni selefiler olarak adlandırılabilecek bu grup İbn Teymiyye gibi tahkik edilmeyen bilgilerle kendileri dışındaki her alimi bidat, şirk ve küfürle itham etmektedir. “Ehl-i Sünnet” akidesine sahip alimleri “ehl-i zeyğ” olarak tanıtan grup, insanların doğru bilginin kaynağına ulaşmalarına engel olmaktadır. Günümüz akademisyenlerinin zihinlerinde oluşan istifhamların önemli bir bölümü söz konusu grubun bilgi tahrifatı ile yakından ilişkilidir.

İnkişaf Dergisi, Sayı:7, Ekim-Aralık 2006

KuTeYBe
24-02-2008, 06:30
Anlaşılan konuyu yeterince bilmiyorsun

Yukarıya yazdığımız cümleden konuyu bilmediğimiz sonucuna nasıl ulaştınız çok merak ettim doğrusu? Anlayışınıza hayran olmamak elde değil !


Çünkü (benim 153 nolu mesajımdaki ) E. Sifil'in yazısındaki bu satırlara (154 nolu mesajında) şöyle itiraz ediyorsun

Biz orada o mesaja değil genel anlamda sizin kendi kafanıza göre ya da İbn Teymiyye taraftarı olup olmamalarına göre kişileri muteber - gayr-i muteber sayma anlayışınıza karşı çıktık. Dolayısıyla Sifil'e de getirilen eleştiri yukarıdaki mesajla direkt bağlantılı değil geneldi, korkarım anlamamışsınız. Hatta belirtmek için hizmetçi hadisi konusundaki polemiğine değindik. Bahira hadisine Zehebi'nin getirdiği eleştiriyi sadece İbn Hacerle açımlamaya çalışması da enteresan bir örnek olabilir. Ya'ni kalıbı var, önce onu kabulleniyor, sonra okuduklarını ona uydurmaya çalışıyor. Bu yüzden de gözümüzden düşüyor.

Geçenlerde bir forumda onunla - Hayri Kırbaşoğlu arasında geçen bir hadiseyi okuyunca Ankara İlahiyat'ta İslam Felsefesi Bilim Dalı'nda doktora tezini vermekte olan bir arkadaşıma böyle bir olay olup olmadığını sordum da o da doğruladı. İlim çevreleri de Sifil'e sıradan bir köşe yazarı vasfıyla bakıyor.




Ebû Hayyân'ın İbni Teymiyye'yi tenkid eden sözleri nerededir? Hangi kitabındadır? Hangi sayfa veya kısım?

Dikkat edilirse (edilmemiş ne yazık ki !) biz mesajımızda "demeye başladı." ifadesini kullanmışız. Biz bunu Rızaeddin bin Fahreddin'den aktardık. Fakat o da "Rivayet edildiğine göre" diyor. Bu Kevserî'nin hortlattığı bir durum olsa gerek ! Çünkü o alıntıladığı kaynakta aslî hiç bir delil olmadan polemik yapıyordu. Sadece zihinler bulansın diye. Rızaeddin'in alıntısıysa "Eğer varsa bu durum gösterin"'in bir başka şekilde ifade edilişi aslında. Ya'ni biz illa da Ebû Hayyan böyle bir şey demiş demiyoruz, dememiş olması bizi sevindirir. Peygamber için bile demediği sözleri ona yükleyen hurafeci gelenek, İbn Teymiyye için mi bunu yapamayacak? Bunun için de pekâlâ Ebû Hayyan kullanılmış olabilir. Dolayısıyla kanıt getirecek biz değiliz sizsiniz. Çünkü Kevserî, Sifil ve avanesinin cenâhı bu zehâbdalar.Bilinen bir durum ki İbn Hacer el-Heytemî'nin İbn Teymiyye'ye kini Kevserî'ye mirâs olmuş ! Bizim dediğimiz ise ancak "deniyor ki" lafzıyla anlatılabilir.

Murat Yazıcı
24-02-2008, 10:14
Ya'ni biz illa da Ebû Hayyan böyle bir şey demiş demiyoruz, dememiş olması bizi sevindirir. Peygamber için bile demediği sözleri ona yükleyen hurafeci gelenek, İbn Teymiyye için mi bunu yapamayacak? Bunun için de pekâlâ Ebû Hayyan kullanılmış olabilir. Dolayısıyla kanıt getirecek biz değiliz sizsiniz.

Pişkinliğin böylesi az görülür doğrusu. 152 sayılı mesajında çok kesin konuşuyor ve Ebû Hayyân rahmetullahi aleyh gibi büyük bir alimi küçültücü ifadeler kullanıyor, yalancılıkla lekeliyor ve başka çirkin yakıştırmalar yapıyorsun:



Bu zât ilk başta İbn Teymiyye'ye bağlı olup hatta onu şiirlerle övmüştü. Sonra nahivle ilgili bir meseleden dolayı aralarında tartışma çıkmış. Ebû Hayyân iddiasını isbât için Sibeveyh'in kitabından delil getirdiğinde İbn Teymiyye "Sibeveyh masum değildir, nahvin peygamberi de değildi; Kitâb'ının 80 yerinde hata var, siz bunu bilemezsiniz" demişti. Nahiv ilmi ile şöhret bulmuş olan Ebû Hayyân bu sözden çok alınarak İbn Teymiyye'ye kırılmıştı. Ancak gerçeği söylemekten utanarak "İbn Teymiyye'nin el-Arş kitabını gördükten sonra da kendisine muhabbetim kalmadı, çok bozuk görüşleri var" demeye başladı. Sözkonusu bozuk görüş; "Allah Teala arş üzerinde oturmaktadır ve Resulü'nün oturması için yanında ona yer ayırmıştır." sözüdür. Allah affetsin, Ebû Hayyân'ın sözkonusu ettiği ifâde İbn Teymiyye'nin akaidinden uzaktır. el-Arş kitabında da böyle bir şey yazmamaktadır. .

Bunların altında senin imzan var, Rızaeddin bin Fahreddin'in değil.

Burada "iddia edildiğine göre" veya "rivayet doğruysa" gibi temkinli ifadeler de yok. Bir de sanki duyguları ölçen bir aletle Ebû Hayyân merhumun yanında bulunmuş gibi "gerçeği söylemekten utanarak..." diye gülünç fakat çok ayıp bir bühtanda bulunuyorsun. Kesin doğruymuş gibi yazıyorsun, sonra da yüzün kızarmadan "kanıt getirecek biz değiliz sizsiniz" diyorsun.

Bu sözleri yazarken kaynak göstermemişsin; senin yazın olduğunu farzederek tenkid ettim. Başkasına ait cümleler idiyse (ki sıkışınca "Rızaeddin bin Fahreddin'den aktardık" diyorsun), o zaman bu yazıdan dolayı seni tenkid etmezdim, "Rızaeddin bin Fahreddin"i tenkid ederdim. Çünkü, "şu kişinin görüşü şöyle..." diye yazarsan ve doğru bir nakil yaparsan, sen doğruyu söylemiş olursun (o kişinin yazdıklarında hatalar olsa da). Ancak, eğer öyleyse, kaynak yazman lazım. Yazmazsan, intihal sayılır. Bu da ayrıca ayıptır.

Diğer yazdıkların da hep böyle şüphelidir. Hiç birine güvenilmez. Bazıları doğru olabilir, bazıları yanlış olabilir. Benim okuyuculara tavsiyem, kendiniz araştırmadan, tahkik etmeden bu gibi kişilerin naklettikleri hiç bir bilgiye itimad etmeyiniz.

KuTeYBe
24-02-2008, 10:52
Çağdaşı tarihçi İbn Abdilhadî (v744) onunla ilgili şöyle bir olay aktarmaktadır:

“Bazı büyük âlimlerin sırf İbn Teymiyye’yi görmek için Şam’a geldikleri olurdu. Bu âlimlerden biri şöyle demiştir: Ahmed b. Teymiyye denilen bir çocuktan ve çok güçlü bir hafızasının bulunduğundan söz edildiğini duydum. Onu görürüm umuduyla buralara geldim. Gördüğüm bir terzi : “Burası onun okul yolu. Henüz buradan geçmedi. Gelinceye kadar buyur otur.” dedi. Biraz oturdum; bu esnada çocuklar geçiyordu. Terzi, Halepli Şeyh’e: “Yanında büyük bir levha olan çocuk Ahmed b. Teymiyye’dir. dedi. Şeyh çocuğu çağırdı. Çocuk gelince Şeyh levhayı elinden aldı ve şöyle bir baktıktan sonra:

- Çocuğum! Şunu sil de sana yazman için bir şeyler söyleyeyim, dedi. Çocuk levhayı sildi. Şeyh yazması için 11 veya 13 tane hadis metni söyledi ve bunları yaz dedi. Çocuk yazdıktan sonra Şeyh, üzerinden düşünme fırsatı vermeden levhayı çekti. Çocuk, “Dinle” diyerek Şeyh’in söylediği hadis metinlerini eksiksizce okudu. Şeyh, bunun üzerine ayağa kalkarak şöyle dedi: “Eğer bu çocuk yaşarsa mutlaka büyük bir mevkiye ulaşır. Çünkü bunun benzeri görülmemiştir.”

Bk: İbn Abdilhadî, el-Ukud, s.4

KuTeYBe
24-02-2008, 11:20
Pişkinliğin böylesi az görülür doğrusu.


Ortada eğer bir pişkinlik varsa emin olun sizden öğrendiklerimizdir. Ne yazık ki biz sizin kadar pişkinlik konusunda başarılı olamıyoruz. Mamafih biz ortada bir pişkinlik göremiyoruz.


Bunların altında senin imzan var, Rızaeddin bin Fahreddin'in değil.

Sorun değil, Şeyhülislâm'ı sevmek konusunda Rızaeddin bin Fahredddin ile benim aramda fark yoktur ümidindeyim.


(ki sıkışınca "Rızaeddin bin Fahreddin'den aktardık" diyorsun), o zaman bu yazıdan dolayı seni tenkid etmezdim

Herhangi bir yere sıkıştığımız yok! O sizin kuruntunuz ! Sorun değil, size cevap verirken onun adına vermiş gibi kabul edin, sonuçta sorun ben ya da Rızaeddin değil...


Ancak, eğer öyleyse, kaynak yazman lazım. Yazmazsan, intihal sayılır. Bu da ayrıca ayıptır.


Diğer yazdıkların da hep böyle şüphelidir. Hiç birine güvenilmez. Bazıları doğru olabilir, bazıları yanlış olabilir. Benim okuyuculara tavsiyem, kendiniz araştırmadan, tahkik etmeden bu gibi kişilerin naklettikleri hiç bir bilgiye itimad etmeyiniz

Eğer buraya aktarımlarımı (ki bu aktarımlar serapa copy-paste değil, sentez ve ihtisâr şeklinde olabilmektedir) adam gibi okusaydınız 160 no'lu mesajımızdaki

]Devam edip bu bölüm kaynaklarını sonra verelim inşaAllah... notumuzu görürdünüz. Fakat maksat üzüm yemek olmayınca yukarıdaki "evlere şenlik" durum ortaya çıkıyor. Dolayısıyla konu bitmediği için kaynakların toplu biçimi en sonunda verilecekti. Kaldı ki bir çok bölümde parça parça eğer farklı aktarımlar varsa karışmasın için onların kaynakları da yazıldı.

Aynı tavsiyeyi biz de yapabiliriz, bu çok zor olmasa gerek. İbn Teymiyye aktarımlarında Kevseri'den ve halefi Sifil'den yapılanlar kesinlikle tashihe muhtaçtırlar.

Ayrıca son cümlenizle müfteri durumuna düşüyorsunuz farkında mısınız bilmem!!!

Bir de sizin, bizim aktardığımız her şeye muhalefet etme gereği duyma psikozunuza benzer duruma cevabı Şeyh Geylâni'den bir alıntıyla vermek isterdim lâkin şimdi değil, değil mi ki sırası gelir.

Demagojiyi bıraksanız da aktarımlarımıza devam edebilsek !

Murat Yazıcı
24-02-2008, 11:43
Bir de sizin, bizim aktardığımız her şeye muhalefet etme gereği duyma psikozunuza benzer duruma cevabı Şeyh Geylâni'den bir alıntıyla vermek isterdim lâkin şimdi değil, değil mi ki sırası gelir.


Demagojiyi bıraksanız da aktarımlarımıza devam edebilsek !

Burada bana su-i zan etmiş oldun.

Mesela, aşağıdaki türden yapacağın bir iktibasa itiraz etmem söz konusu değil.


Çağdaşı tarihçi İbn Abdilhadî (v744) onunla ilgili şöyle bir olay aktarmaktadır:

“Bazı büyük âlimlerin sırf İbn Teymiyye’yi görmek için Şam’a geldikleri olurdu. Bu âlimlerden biri şöyle demiştir: Ahmed b. Teymiyye denilen bir çocuktan ve çok güçlü bir hafızasının bulunduğundan söz edildiğini duydum. Onu görürüm umuduyla buralara geldim. Gördüğüm bir terzi : “Burası onun okul yolu. Henüz buradan geçmedi. Gelinceye kadar buyur otur.” dedi. Biraz oturdum; bu esnada çocuklar geçiyordu. Terzi, Halepli Şeyh’e: “Yanında büyük bir levha olan çocuk Ahmed b. Teymiyye’dir. dedi. Şeyh çocuğu çağırdı. Çocuk gelince Şeyh levhayı elinden aldı ve şöyle bir baktıktan sonra:

- Çocuğum! Şunu sil de sana yazman için bir şeyler söyleyeyim, dedi. Çocuk levhayı sildi. Şeyh yazması için 11 veya 13 tane hadis metni söyledi ve bunları yaz dedi. Çocuk yazdıktan sonra Şeyh, üzerinden düşünme fırsatı vermeden levhayı çekti. Çocuk, “Dinle” diyerek Şeyh’in söylediği hadis metinlerini eksiksizce okudu. Şeyh, bunun üzerine ayağa kalkarak şöyle dedi: “Eğer bu çocuk yaşarsa mutlaka büyük bir mevkiye ulaşır. Çünkü bunun benzeri görülmemiştir.”

Bk: İbn Abdilhadî, el-Ukud, s.4

Kaynak göstermişsin, sözlerin kime ait olduğu belli, kendine mal etmiyorsun...

Muhtevasına iştirak etmek ayrı mesele (aslında bu pasajın muhtevası da doğru olabilir); ama sen yazıyı doğru aktardıktan ve kendine mal etmedikten sonra, bu da bir bilgidir. Bilmeyi ve haberdar olmayı, bilmemeye tercih ederim.

İktibas edilen bir yazının muhtevasını tenkid etmek hakkımız saklıdır; o da ayrı bir mesele. Ancak bu spesifik yazıyı tenkid etmeyeceğim.

Tabii, İbn Abdilhadî'nin İbni Teymiyye'nin en sadık birkaç talebesinden biri olduğunu da bu vesile ile not edelim.

KuTeYBe
24-02-2008, 11:51
Kaynak göstermişsin, sözlerin kime ait olduğu belli, kendine mal etmiyorsun...

Bundan bir önceki mesajımı oku ! Vaktimi alıyorsun gerçekten!




Burada bana su-i zan etmiş oldun.


:confused1: Mesajlarınız ortada duruyor. Bizim her yazdığımıza sanki biz sizin için yazıyormuşuz zehâbıyla copy-paste lerle cevap verme gereği duyuyorsunuz.

Ayrıca siz
sen yazıyı doğru aktardıktan ve kendine mal etmedikten sonra, bu da bir bilgidir. diyerek su-i zan etmiyor musunuz? Bunu diyebilmeniz için üst üste yapılmış "kaynak" konusundaki sorunuza cevap almamış olmanız gerekirdi.
Neyse biz yolumuza devam ederiz inşaAllah.Bu bağlamda size"Guraba hadisini" hatırlatmak isterim.

Murat Yazıcı
24-02-2008, 11:57
Hüseyin Avni Kansızoğlu'nun değerlendirmesi de çarpıcıdır:

Mîzâc ve ahlâkı çerçevesinde doğan ve gelişen üslûbuyla, olması îcâb eden veya olabilecekten daha fazla bir cesâret, hiç olmaması lâzım gelen tepeden bakma, boyundan büyük olan nice büyüklere karşı, akıl almaz bir saldırganlık, acelecilik, muğalata ve benzeri sebeblerden doğan bıktırıcı tekrarlar, çekilmez tenâkuzlar sergilemiştir. Tenâkuz ve tekrarları çizildiği takdirde yazdıklarının neredeyse dörtte biri bile kalmayacaktır. Kitablarını aklı havada bir kara sevdalı edasıyla değil de, bir ilim adamı ciddiyeti ile okuyacak olan herkes bu hakikati görebilecektir. “İktizâ”sı, “Kâidetün Celîle”si, “Furkan”ı, “Ubûdiyye”si, Akîdeye dâir kitabları, Fetâvâ’sının akîdeyle alakalı kısımları, birindeki cümleleri diğerinde biraz değiştirilen, zaman zaman da hiç değiştirilmeden aynen tekrarlanan sözlerden meydana gelen cinsindendir. (İnkişaf Dergisi, No: 7)

İbni Teymiyye'nin yazdıklarında tezadlar olduğunu tek ifade eden Hüseyin Avni Hoca değildir. Mesela, Yusuf Nebhanî, Şevahidü'l-Hakk'da diyor ki:

"İbni Teymiyye'nin kelamındaki çekişme ve çelişmeye delalet eden şeylerden birisi de, kitaplarından bir kısmında söylediğinin, diğer eserlerinde ifade ettiğini nakzeder mahıyette olmasıdır. Bu, ya inançlarında hata edip dönüş yapmasından veya ilminin geniş ve eserlerinin çok olup fetvalarını ve ibarelerini yayıp dağıtması sebebiyle, daha evvelki kitaplarında yazdığını unutmasından meydana gelmektedir." (s.222)

İbni Teymiyye'nin İktiza kitabını okurken böyle bir husus dikkatimi çekmişti. Aynı kitap içinde dahi çelişkili ifadeleri mevcuttur. Bunu başka bir forumda uzun tahlil etmiştim. O yazıları bulabilirsem, buraya aktarırım.

Murat Yazıcı
24-02-2008, 12:12
talut kardeşim Allah seni hayır üzere kılsın hatalrımızı da affetsin bu hadisin sahih i buharide olduğuna emin misin? (tahricte bir hata var gibi görünüyor) zira etiyt (gıcırdama) hadisi bana soracak olursanız zayıftır, yanılmıyorsam ibni asakir ve Şeyh nasiruddiyn albaninin bu hadisin zayıflığını gösteren çalışmaları var, isterseniz sizde bir tahkik edin belki ben yanlış hatırlıyorumdur.

İbni Teymiyye bahis konusu hadis hakkında ne yazmıştır acaba?

Konu "İbni Teymiyye" olduğuna göre, bunu tespit etmek faydalı olabilir.

KuTeYBe
24-02-2008, 12:14
1283 /682 yılı İbn Teymiyye'nin hayatında bir merhaleden bir diğerine geçiş yılı olmuştur. 21 yaşında genç bir delikanlı iken babasını kaybedeb İbn Teymiyye bir sene sonra henüz 22 yaşında iken babasının yerine Şam'daki Camii Kebir'de bulunan medreseye müderris olarak atanmıştır. Yaşıtları henüz hayatın mahiyetini tam idrâk edememişkne O ,Şam'da meşhûr müderrislere denk bir göreve getirilmiştir.

ibn Abdilhadî,a.g.e, s.5 ; İbn Kesir, el-Bidâye 13/303 ; İbn Receb, ez-Zeylu ala Tabakati'l-Hanabile,2/388

İki yüzden fazla hocadan ders aldığı rivâyet edilen İbn Teymiyye2nin kaynaklarda geçen hocaları şunlardır:

İbn Abdidayem, İbn Sayrafi, ,İbn Ebi'l-Yesâr, Kemal b. Abd Ebu'l-Hayr, Şeyh Şemseddin el-Hanbeli, Kasım el-Erbili, İbn İllan, Mecduddin bin Asakir, Şemsuddin b. Aat el-Hanefi, Necib b. el-Mikdat, Ebu Bekr el-Herevî, Kemal Abdurrahim, Fahruddin el-Buhari, İbn Şeyban, Şeref b. el-Kavva, Zeynep binti Mekki

bknz: İbn Abdilhadî, el-Ukûd, s.3, el-Kutubî, Fevatu'l-Vefayat, I /74 - 75
Safedi, "A'yanu'l-Asr "İbn Teymiyye Siyretuhu ve Ahbaruhu İnde'l-Muerrihîn" içinde s. 49. İbn Hacer, ed-Durer, I/144

Murat Yazıcı
24-02-2008, 12:23
İbn Batuta’nın sözleri bunlar, iftirası bu.

Tabii, İbni Battuta hakkındaki bu iddianın yanlış olduğunu görmüş bulunuyoruz. Çünkü, benzer bir hadise İbni Hacer'in kitabında da yazılı.

Esas temas etmek istediğim husus, kaynak yazmamışsın?

Bunlar Herras'ın İbni Teymiyye'nin kitabına yaptığı şerhin tercümesinin 19 ve 20. sayfalarından aynen kopyalanmış..

fakiri
24-02-2008, 13:19
Burada kesinlikle anlaşılıyor ki, artık bir kişnin biyografisi veya hayatı konuşulmuyor HANGİMİZ DAHA BİLGİÇ GÖRDÜN MÜ oyunu oynanıyor !
Mesajlar incelendiğinde bu hakikati herkes çok yakından müşahade edebilir.

Ahi Evran
24-02-2008, 15:43
Şeyhul İslam İbn Teymiyye konusunda bu kısır tartışmalarla bir yere gidilmeyeceği açıktır. Hindistanlı Sufi Alim Hasan En Nedvi'nin İslam Önderleri Tarihi cilt.2'de İbn Teymiyye detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Hakeza Muhammed Ebu Zehra'nın İmam İbn Teymiyye isimli eseri de dikkate şayandır. Son zamanlarda Türkiye'deki bazı mutasavvıfların İbn Teymiyye hakkındaki müsbet yorumları, bizce Türkiye'de artık İbn Teymiyye'nin de anlaşılmaya başlandığının göstergesidir. Bu tartışmalar zaman kaybı olmak bir yana bir çok yanlış anlaşılmaya da ortam hazırlamaktadır. Konunun başında meseleye vakıf olmayanlar, ortasında sap ile samanı birbirine karıştırıp, sonuçta daha vahim durumlara sebebiyet veriyorlar. Yine de siz bilirsiniz!!!

ebuemetullah
25-02-2008, 09:41
Teymiyyeciler-Vehhabiler İbni Battuta'ya hücum etmekle yine yanlış hedefe ateş etmiş oluyorlar. Bununla ne demek istediğimi izah etmeden önce, İbni Battuta hakkında kısa bir açıklama yapayım:

Hatıratını kendi yazmamış, katibine yazdırmıştır. Ayrıca bu hatırat günü gününe yazılmamış, ele alınan hadiselerden seneler sonra kaleme alınmıştır. Bundan dolayı bazı tarihlerde kaymalar olması gayet tabiidir.

İkinci ve esas mühim husus şudur ki, İbni Teymiyye'nin bahis konusu davranışını tek rapor eden İbni Battuta değildir. Asrının en büyük hadis alimi olduğu kabul edilen Hâfız İbni Hacer el-Askalânî'nin Ed-duraru’l-kâmine isimli kitabında, benzer bir olay yazılıdır. Hadiseyi nakleden bizzat İbni Teymiyye'nin talebelerinden Süleyman Necmeddin el-Tufi el-Hanbeli isimli alimdir ve bu hadisenin geçtiği senenin h. 705 olduğunu görüyoruz. Demek ki, takriben 21 sene sonra İbni Battuta benzer bir hadiseye şahid olmuş ve hatıratına yazmış.

Not (İngilizce bilenler için):

"The above account given by Ibn Battuta has been discounted by certain people; especially by Ibn Taymiyya's supporters, simply because they believe that Ibn Taymiyya would never have made the anthropomorphic statement, 'Allah comes down to the sky of this world just as I came down now', and then he allegedly took a step down the pulpit to demonstrate how Allah descends (nuzul). Even if one was to denounce Ibn Battuta's account as being a false and fabricated statement, one may wish to know that the greatest scholar of Hadith in his time, Shaykh al-Islam al-Hafiz Ahmad ibn Hajar al-Asqalani (Rahimahullah) has reported an incident in al-Durar al-kamina (1, 164) where again ibn Taymiyyah descended the steps of the minbar in order to illustrate his understanding of how Allah descends (nuzul) as early as the year 705/1305 AH (some 21 years before Ibn Battuta's account). Hafiz Ibn Hajar's source for this incident was one of Ibn Taymiyya's own disciples by the name of Sulayman Najm al-Din al-Tufi al-Hanbali (d.716/1316)."

Kaynak: http://www.ummah.net/Al_adaab/tawil.html (http://www.ummah.net/Al_adaab/tawil.html)
bu ingilizce metni insanların istifadesine sunduğunuzdan dolayı Allah razı olsun sanırım yine aynı yere geldik.... fakat acaba ibni hacerin böyle bir olayda ne faydası olabilir ibni teymiyyenin bütün eserlerine muhalif bir sözü ondan 70 yıl sonra doğduğu halde ondan zikretmesinin... o elbette ya ibni battuta gibilerden almıştır ya da itikaden onunla aykırı taraflarda olduğu için ayni gibilerle girdiğine benzer, fakat bu sefer savunma imkanı olmayan bir kişiye hücum etmiştir. Allah aşkına şu adamın(ibni teymiyye) bütün kitaplarını okuyunuz şu söylediğ-inize delil olacak bir şey var mı size bu kadar zor mu geliyor selamun aleykum

genç
25-02-2008, 10:35
Kuteybe kardeş, bilgilendirmelerin için Allah razı olsun. Anlamak istemeyenler için gözüne soksanda görmez, göremez ki.

fakiri
25-02-2008, 11:00
Kuteybe kardeş, bilgilendirmelerin için Allah razı olsun. Anlamak istemeyenler için gözüne soksanda görmez, göremez ki.

genç forum Mücahidi !
Foruma çok hızlı bir giriş yapmadınız mı ?
Öyle anlaşılıyor ki, sen bize kirli olmayan temiz kelimeleri çok iyi öğretecek ve onları gözümüze sokacaksın !

:confused1:

bi husben
25-02-2008, 11:26
Murat Yazıcı (http://www.delikanforum.net/member.php?u=16818)
http://www.delikanforum.net/designs/vb2/ranks/r5.gifhttp://www.delikanforum.net/designs/vb2/ranks/r5.gif

Üyelik tarihi: 13.09.2006

Mesajlar: 360

Konulara Teşekkür etti: 0
4 Teşekkür aldı 3 Mesajlar için


permalink (http://www.delikanforum.net/dini-bilgi-ve-egitim/64855-istiva-ve-nuzul-konusunda-ibni-teymiyeye-atilan-iftiralara-cevab.html#post611101)
Alıntı:
islam davetcisi´isimli üyeden Alıntı http://www.delikanforum.net/designs/myg/buttons/viewpost.gif (http://www.delikanforum.net/dini-bilgi-ve-egitim/64855-istiva-ve-nuzul-konusunda-ibni-teymiyeye-atilan-iftiralara-cevab.html#post611042)
gerçek olan şu ki ibni teymiye istivanın mahiyetinin bilinemeyeceğini defalarca vurgulamış..istiva konusunu da işlerken bu görüşlüne dayanak olarakta sayıları yüze varan tanınmış alimin görüşlerini zikrediyor ve ehli sünnetin yolunu açıkça ortaya koyuyor...

görüşlerini zikrettiği alimlerin bazıları :

imam ahmed bin hanbel--
abdullah bin ahmed(imam ahmedin oğlu)-
abdullah bin mübarek-
imamlar imamı olarak bilinen muhammed bin ishak b.huzeyme-
ibni ebi hatim
asmai
imam buharinin şeyhi asım bin ali.b .asım
imam malik
imam malikin hocası rabia
hılye yazarı ebu nuaym isfehani
ülkesinde sufiyenin şeyhi olarak bilinen mamer b. ahmed el-isfehani
imam-ı beyhaki
yahya bin muaz er-razi
imam evzai
ibnul medini
ebu isa et-tirmizi
ebu zura er-razi
meşhur imam abdurrahman bin mehdi
imam azam ebu hanife
haris el muhasibi
imam ebu abdullah.b. muhammed hafif
şeyh abdulkadir geylani
ibni cerir et taberi
ibn abdulberr
imam şafii
haşan el eşari

vs daha adını yazamadığım birçok alimin görüşlerini zikrediyor.ve kendi görüşlerinin de ehli sünnete uygunluğu açıkça görülüyor.


Bu yazıda birçok arıza var. İkisini şimdi zikredelim:

1. İbni Teymiyye'nin yazıları tutarlı değildir, bir yerde yazdığı başka yerde yazdığına uymamaktadır. Derinlemesine tedkik edenler bunu belirtiyor.

Hâsılı O, yedinci asır Hanbelî fıkıh ve hadîs âlimlerinden, şâz görüşleri bol olan birisidir. Şâzlarının bol oluşunun da, değişik sebebleri vardır. Bunlar, akîde, fıkıh ve üslûb olmak üzere üç tanedir. Mîzâc ve ahlâkı çerçevesinde doğan ve gelişen üslûbuyla, olması îcâb eden veya olabilecekten daha fazla bir cesâret, hiç olmaması lâzım gelen tepeden bakma, boyundan büyük olan nice büyüklere karşı, akıl almaz bir saldırganlık, acelecilik, muğalata ve benzeri sebeblerden doğan bıktırıcı tekrarlar, çekilmez tenâkuzlar sergilemiştir. Tenâkuz ve tekrarları çizildiği takdirde yazdıklarının neredeyse dörtte biri bile kalmayacaktır. Kitablarını aklı havada bir kara sevdalı edasıyla değil de, bir ilim adamı ciddiyeti ile okuyacak olan herkes bu hakikati görebilecektir. “İktizâ”sı, “Kâidetün Celîle”si, “Furkan”ı, “Ubûdiyye”si, Akîdeye dâir kitabları, Fetâvâ’sının akîdeyle alakalı kısımları, birindeki cümleleri diğerinde biraz değiştirilen, zaman zaman da hiç değiştirilmeden aynen tekrarlanan sözlerden meydana gelen cinsindendir. Yerine göre zâhiri, yerine göre filozof, yerine göre de Ehl-i Sünnet vasfıyla temâyüz etmiştir. Ne zaman ve nerede hangi cepheden olması lâzım geldiğini buna kanaat getirdiyse, o tâifenin düşünce ve müdafaalarıyla karşı tarafa saldırmış ve esasen başkalarına âid olan malzemeleri kendine mâlederek, onların kendi tahkiki olduğu zannını uyandırmıştır.

Hüseyin Avni KANSIZOĞLU İnkişaf Dergisi, Sayı: 7

2. İbni Teymiyye'nin yaptığı nakillere güvenilemiyeceği de tespit edilmiştir. Mesela:

İbni Teymiyye'nin yaptığı naklin sahih olmadığını İbni Hacer-i Heytemi, ona karşı yazdığı reddiyelerinde dile getirmiştir. Bu, alimde bulunabilecek ayıpların en kuvvetlisidir. Güveni zayıflatan ve itibarı düşüren huyların en şenii, başkalarından sahih olmayan nakil yapmaktır. İsterse en kuvvetli hadis hafızlarından ve en ileri alimlerden olsun. Hafız Iraki el-Kebir'in onun hakkında söylediği "İbni Teymiyye'nin yaptığı nakillerin bir kısmına itibar olunmaz" sözüne kuvvet kazandırmaktadır.

Şevahidü'l-Hakk, s. 191.



murat yazıcı her yerde iftiralarını yıllarca yazmaktan bıkmıyor yazıcı her yerde yazıcı aynı ifitraları tüm siteleri gezerek atmakatn yorulmadınız mı

ben sizi anlayamıyorum yahu Allah ben arşa kuruldum diyor muteşabih olan ayetlerin peşinden gitmeyin diyor size ne oluyorki kabul etmiyorsunuz siz Allahın kefiyetini mi sorguluyorsunuz

kansızoğluda soyadına yakışır ifitiralar atmaktan sıkılmıyor

genç
25-02-2008, 11:28
Girişimin hızlılığı ya da yavaşlılığı hiçte önemli değil kardeşim şu uslubunuza bakın hele. burda kardeşlik adına ne varsa baltalamaya yelteniyorsun. Gerçi çokça ceza almışsın ama komple zararsın onu görmen gerekir.
imam ile başkalarını kıyas edip burada sürüyle hakarete varan kelimeler seçip cümleler kurmaya bu kadar müsade edilmesi de garip.

fakiri
25-02-2008, 11:56
Girişimin hızlılığı ya da yavaşlılığı hiçte önemli değil kardeşim şu uslubunuza bakın hele. burda kardeşlik adına ne varsa baltalamaya yelteniyorsun. Gerçi çokça ceza almışsın ama komple zararsın onu görmen gerekir.
imam ile başkalarını kıyas edip burada sürüyle hakarete varan kelimeler seçip cümleler kurmaya bu kadar müsade edilmesi de garip.


Bazıları için zarar olduğumu ben de biliyorum. Ama onların kim olduklarını da
söylüyorum. Mezhepsizler, modernistler ve reformistlerle Tarikat ve tasavvuf düşmanları benim zararlı olduğum zümreler cümlesindendir.
Bu yeni keşfedilen bir şey değil. Herkesin başından beri bildiği bir şey !
Merak edilen şu ki, sen gelir-gelmez bizim zararlı olduğumuzu nasıl keşfettin ?

:(

İbrahim Tevhidi
25-02-2008, 12:33
Fakiri kardeş, hırçın, saldırgan, uzalşmaz tavrınız bütük kardeşlik ve rabıta çabalarını baltalamaktadır.

Umarım diğer arkadaşlarında dikkatini çekmktedir bizim düşündüğümüz herşeyin tam tersini düşünebilirsizin, amam velakin aklınıza her geldiğinde bize reformist, mezhepçi bilmemne türünden kabu letmediğimiz siismleri ve sıfatları takamazsın...

Bu hakkı size kim veriyor...

Ne düşündüğünüz değil nasıl düşündüğünüz ve bunu nasıl yansıttığınızı gözden geçirin...

Teşekkürler...

fakiri
25-02-2008, 12:45
Fakiri kardeş, hırçın, saldırgan, uzalşmaz tavrınız bütük kardeşlik ve rabıta çabalarını baltalamaktadır.
Umarım diğer arkadaşlarında dikkatini çekmktedir bizim düşündüğümüz herşeyin tam tersini düşünebilirsizin, amam velakin aklınıza her geldiğinde bize reformist, mezhepçi bilmemne türünden kabu letmediğimiz siismleri ve sıfatları takamazsın...
Bu hakkı size kim veriyor...
Ne düşündüğünüz değil nasıl düşündüğünüz ve bunu nasıl yansıttığınızı gözden geçirin...
Teşekkürler...


Önce ben içinizden hanginizle-kiminle muhatab olmalıyım ? :confused1:
Buna ivedilikle bir karar verin ! Biriniz gidiyor, diğeriniz geliyor ! :blink:
Şüphesiz hepinize laf yetiştirme meziyetim yok benim.:lac:
Önce aranızdan bir temsilci seçin onunla muhatab olayım.
Ve mesele vuzuha kavuşsun ...

Murat Yazıcı
25-02-2008, 14:21
İbn Battuta’nın seyahat ettiği ülkelerdeki gözlem ve hatıralarını anlattığı “Tuhfetu’n-nuzzar fî ğaraibi’l-emsar” adlı eseri, İbn Teymiyye ve Onun tecsim akidesi ile alakalı ilginç bilgiler vermektedir:

Dımaşk şehrinde çeşitli konularda konuşan fakat aklından zoru olduğu anlaşılan Hanbeli fakihlerinin ileri gelenlerinden Takıyyuddin İbn Teymiyye adında biri vardı. Halka vaaz verir, insanlarda Ona karşı ileri derecede saygı gösterirlerdi. İbn Teymiyye, yaptığı bir konuşmadan dolayı fakihlerin tepkisini çekmişti. el-Meliku’n-Nasır’ın huzuruna çıkarılıp, kadılar tarafından sorgulandı ve hapse atıldı. Yıllarca hapiste kaldı. Bu müddet içerisinde 40 ciltten oluşan ve adını “el-Bahru’l-muhit” koyduğu bir tefsir kaleme aldı. Annesinin ricası üzerine sultan Onu serbest bıraktı. İbn Teymiyye, Dımaşk de bulunduğum sırada –önceden- tutuklanmasına sebep olan ifadeleri tekrar etti: Cuma günü cemaat olarak hazır bulunduğum camide, insanlara vaaz ve nasihatta bulunurken minberin merdiveninden bir basamak aşağıya inerek “muhakkak ki Allah Teala benim buradan indiğim gibi dünya semasına inmektedir.” şeklinde bir cümle sarfetti. Maliki fakihi İbn Zehra söylediklerine karşı çıktı. Cemaatte ayağa kalkıp sarığı başından düşünceye kadar ona dayak attı. Neticede bir daha tutuklandı ve hapsedildiği kalede ölünceye kadar tutuklu kaldı. [44]

İbn Teymiyye’yi ta’dil eden biyografi yazarlarının reddettiği bu ifadeyi, farklı vurgularla müfessir Ebu Hayyan “el-Bahru’l-Muhît” ve “en-Nehru’l-mâd” adlı tefsirlerinde nakletmektedir.

İhsan Şenocak, İnkişaf dergisi, No:7


Bununla alakalı İngilizce bir metin nakletmiştim:

"The above account given by Ibn Battuta has been discounted by certain people; especially by Ibn Taymiyya's supporters, simply because they believe that Ibn Taymiyya would never have made the anthropomorphic statement, 'Allah comes down to the sky of this world just as I came down now', and then he allegedly took a step down the pulpit to demonstrate how Allah descends (nuzul). Even if one was to denounce Ibn Battuta's account as being a false and fabricated statement, one may wish to know that the greatest scholar of Hadith in his time, Shaykh al-Islam al-Hafiz Ahmad ibn Hajar al-Asqalani (Rahimahullah) has reported an incident in al-Durar al-kamina (1, 164) where again ibn Taymiyyah descended the steps of the minbar in order to illustrate his understanding of how Allah descends (nuzul) as early as the year 705/1305 AH (some 21 years before Ibn Battuta's account). Hafiz Ibn Hajar's source for this incident was one of Ibn Taymiyya's own disciples by the name of Sulayman Najm al-Din al-Tufi al-Hanbali (d.716/1316)."

Bunun yaklaşık bir tercümesini de ilk defa burada vermiş olalım:

"İbn Battuta'nın anlattığı hadise bazı kişiler tarafından inkar edilmiştir; bilhassa İbni Teymiyye'nin destekçileri tarafından. Çünkü İbni Teymiyye'nin "“muhakkak ki Allahü teâlâ benim buradan indiğim gibi dünya semasına inmektedir” şeklinde bir cümle söyleyip Allahü teâlânın nüzulünü göstermek için merdivenden bir basamak inmiş olabileceğine inanmıyorlar. Eğer İbni Battuta'nın anlattığını uydurma ve yanlış olarak kabul etsek bile, şunun bilinmesinde fayda var ki asrının en büyük hadis alimi Hâfız İbni Hacer el-Askalânî Ed-duraru’l-kâmine isimli kitabında (I, 164) benzer bir olayı rapor etmektedir. h.705/m.1305 yılında (İbni Battuta'nın anlattığından 21 sene önce) meydana gelen bu olayda, İbni Teymiyye yine Allahü teâlânın nüzulünü nasıl tahayyül ettiğini anlatmak için minberin basamaklarından inmiştir. Hâfız İbni Hacer'in bu olay için kaynağı İbni Teymiyye'nin kendi talebelerinden Süleyman Necmeddin el-Tufi el-Hanbeli'dir (vefatı h.716/m.1316)."

Buna ilaveten, İbni Battuta'nın sözlerinin birçok tarihçi ve müsteşrik tarafından da tahkik edildiğini burada not edeyim. Mesela, aşağıda ilk sayfasının bir kopyasını göreceğiniz makale tamamen bu konuyu ele almakta, yapılan itirazlar da göz önüne alınmakla beraber İbni Battuta'nın anlattığı hadisenin "inandırıcı" olduğu neticesine varılmaktadır (bkz. makalede 97. sayfadaki 4 nolu dipnot). Makalenin başlığı "Did İbn Taymiyya Have A Screw Loose?", İbni Battuta'nın "İbni Teymiyye'nin aklından zoru vardı" sözüne atıfta bulunuyor.


http://www.jstor.org/jstor/gifcvtdir/ap004241/05855292/ap050041/05a00050_l.1.gif?config=jstor&K=user@user_response/41mAWqT3FW4OKBmdqW/40/4kmA-nX0/305855292.ap050041.05a00050.0/2NusNJFsl1FJIQVTp8NSW3

bi husben
25-02-2008, 15:16
İBN TEYMİYE KÜLLİYATI (mk:@MSITStore:C:\Downloads\Fark\IBN%20TEYMIYE.CHM ::/index.htm)
ALLAH NEREDEDİR? (mk:@MSITStore:C:\Downloads\Fark\IBN%20TEYMIYE.CHM ::/nerede.htm)

Nüzul hadisi:
Soru: Nüzul Hadîsi» hakkında tartışan ve biri bunu kabul eden, diğeri de kabul etmeyen iki kişi hakkında ne dersiniz?
Aralarındaki tartışma şöyle:
Kabul eden: Rabbimiz her gecenin son üçte birinde dünya göğüne iner.
Reddeden: Nasıl iner?
— Keyfiyetsiz olarak iner.
— indiğinde, Arş O'ndan boşalır mı, boşalmaz mı?
— Bu, sonradan ortaya konmuş bid'at bir söz ve uydurma bir görüştür.
— Bu, soruma cevap değil, cevaptan kaçmaktır.
— Hayır, sorunun cevabı budur.
— Sadece O'nun emri ve rahmeti iner, O inmez.
— Emri ve rahmeti her an için iner. Oysa Peygamber (s.a.v.) hadisinde, iniş için gecenin son üçte birini tayin etmiştir.
— Gece, her ülke için aynı vakit değildir; bazı bölgelerde gece onbeş saat, gündüz dokuz saat iken; bazılarında gece onaltı saat, gündüz sekiz saattir. Bazen de bunun aksi olmaktadır. Enlem ve boylamlara göre gece vakti değişmektedir. Bazı yörelerde gece ile gündüz eşit iken, bazılarında gece o kadar uzundur ki, yirmi dört saatin büyük bir bölümünü kapsar ve gündüz gayet kısadır. Buna göre, gecenin üçte biri, vaktin tamamını kapsar. Dolayısıyla Allah, her an için göğe iniyor.
Bu konudaki şüphe ve kapalılığı gidermenizi, sapıklık ehlini susturmanızı diliyoruz.
Cevap:
Hamd, âlemlerin Rabbinedir. Peygamber (s.a.v.)'in hadisini nakleden ilk konuşmacı, sözünde isabet etmiştir. Çünkü naklettiği hadis, müstefiz haberlerle Peygamber (s.a.v.)'den nakledilmiş, ümmetin selefi, müctehid imamları ve Sünnet ve Hadîs bilginleri onu tasdik ve kabul üzere ittifak etmişlerdir. Resûlullah (s.a.v.)'in söylediğini söyleyen, sözlerinin ihtiva ettiği mânâların hakikatlerini bilmese bile, sözü hak ve doğrudur. Tıpkı Kur'an okuyup ihtiva ettiği mânâları anlamayan gibi. Sözün en doğrusu hiç şüphesiz Allah'ın sözü, yolların en hayırlısı Muhammed (s.a.v.)'in yoludur. Peygamber (s.a.v.), nüzul ile ilgili hadîsle benzerlerini açık olarak söylemiş ve hiç kimseden saklamaksızın ümmetin tamamına tebliğ etmiştir. Sahabe ve tabiîn de onu kendi aralarında konuşmuş, nakletmiş, tebliğ etmiş ve havasla avamın meclislerinde rivayetlerde bulunmuşlardır. Buhârî ve Müslim'in Sahih'leri, İmam M â li k ' in Muvatta'ı, îmam A h m e d ' in Müsned'i, Ebû Dâvud, Tirmizi ve N e s â i' nin Sünen'leriyle benzeri avam ve havas meclislerinde okunan hadîs kitapları onu nakledip rivayet etmişlerdir.
Ancak bu hadîsle benzerlerinden, Allah'ın mahlûkatın vasıflarına benzetilmesi ve hak ettiği kemâle aykırı düşen eksikliklerle vasıflanması gibi tenzih edilmesi gereken hususları anlayan, hatâ etmektedir. Bu tür görüşler izhar edecek olursa ona engel olunur. Hadisîn bunlara delâlet edip bunları gerektirdiğini ileri sürecek olursa, yine hatâ etmektedir.
Söz konusu hadîste yüce Allah'ın nüzul ile vasıflanması, O'nun kendisini, şu zikredeceğimiz âyetlerde olduğu gibi duman halinde olan göğe istiva etmek, altı günde gökleri ve yeri yarattıktan sonra Arş'a istiva etmek, gelmek sıfatlarıyla vasıflaması gibidir: 'Onlar, buluttan gölgeler içinde Allah'ın ve meleklerin gelmesini ve işin bitirilmesini bekliyorlar değil mi?»(42) «(İnanmak için) ille meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin gelmesini, ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? »(43), «Melekler sıra sıra olduğu halde Rabbin geldiği zaman»(44) «O ki gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları altı günde yarattı,- sonra Arş'a istiva etti»(45), «Allah sizi yarattı, sonra besledi, sonra öldürüyor, sonra diriltiyor. (Peki), ortaklarının içinde bunları yapan var mı?»(46), «Göklerden yere her işi yürütür sonra ona yükselir»(47). Dilcilerin geçişli fiiller -ki Kur'an'da zikredilenlerin çoğu bu çeşittendir yada mef'ullerini direkt almayıp edatlar vasıtasıyla olduğundan dolayı geçişsiz diye isimlendirdikleri bu ve benzeri fiillerle yüce Allah kendisini vasıflandırmaktadır.
Yüce Allah, kendisini bu fiillerle vasıflandırdığı gibi geçişli ve geçişsiz konuşma fiiliyle de vasıflamıştır. Şu örnekler böyledir: «Rabbin meleklere şöyle demişti»(48), «Allah, Mûsâ ile de konuşmuştu»(49) «Rableri onlara seslendi»(50), «O gün (Rableri) onlara seslenerek: Elçilere ne cevap verdiniz?» der»(51), «Allah gerçeği söyler ve O, doğru yola iletir"(52), «Allah ki O'ndan başka tanrı yoktur- sizi mutlaka kıyamet gününde bir araya toplayacaktır. Bunda şüphe yoktur. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir?»(53), «Allah sözün en güzelini indirdi»(54) «-Rabbinin îsrail oğullarına verdiği güzel söz, sabretmeleri yüzünden tam yerine geldi»(55), 'Rabbinin sözü hem doğrulukça, hem de adaletçe tamamlanmıştır»(56), "Allah, size va'dini doğruladı*(57).
Yüce Allah aynca kendisini ilim, kuvvet, rahmet ve benzeri şeylerle de vasıflandırmaktadır. 'O'nun ilminden, ancak kendisinin dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar»(58), «Şüphesiz rızık veren, sağlam kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır, »(59)Rabbimiz, rahmet ve bilgi bakımından herşeyi kapladın»(60), «Rahmetim ise herşeyi kaplamıştır»(61) Bu ve benzeri âyetlerde Allah'ın kendisini vasıflandırdığı hususlarla Rasulullah (s.a.v.)'in sahih rivayeti erdeki vasıflandırmalarının hepsi hakkında söylenecek söz aynıdır.
Ümmetin selefi ile müctehid imamlarının görüşü; gerek isbat gerek red bakımından Allah'ın kendisini vasıflandırdığı ve Peygamber'in O'nu vasıflandırdığı sıfatlarla O'nu vasıflandırmaktır.
Allah Teâlâ, kendisinin yaratıklara benzemediğini bildirmiştir: «De ki.- O Allah birdir. Allah Samed'dir (herşeyi, varlığını ve bekasını O'na borçludur. Herşey O'na muhtaçtır. O, hiçbir şeye muhtaç değildir. Herşeyin başvuracağı, yardım dileyeceği tek varlık O'dur. Kendisi doğurmamıştır ve doğrulmamıştır. Hiçbir şey O'nun dengi olmamıştır»(62) buyurarak kendisine denk kimsenin bulunmadığını belirtmektedir. «Hiç O'nun adaşı olduğunu bilir misiniz?" buyurarak kendisiyle aynı adı taşıyan başka bir şeyin bulunmadığını bildirmektedir. Yine şöyle buyurmaktadır: «Öyleyse siz de, bile bile Allah'a eşler koşmayın»,(63), «Allah'a meseller vermeğe (birtakım benzerler ortaya çıkararak Allah'ı onlara benzetmeğe ve Onu koştuğunuz ortaklarla kıyaslamağa) kalkmayın»(64), «Ona benzer hiçbir şey yoktur»(65).
Yüce Allah'ın, benzerden, adaştan, denkten, eşten ve başkasına benzetilmekten kendisini tenzih etmeyi haber vermesi, sıfatlarından ve fiillerinde bir benzerinin bulunmadığını belirtmektedir. Çünkü sıfat ve fullerde benzerlik, zâtta da benzerliği içerir. Zâtları farklı iki şey, sıfat ve fiillerinde de birbirlerinden farklıdırlar. Sıfat ve fiillerde benzerlik olursa, bu zâtların da benzerliğini kaçınılmaz kılar. Çünkü sıfat, kendisiyle niteleme; fiil de onu işleyene tâbidir. Hatta bu, iş yapanın kendisiyle vasıflandığı şeydir. Bu sebeble iki tarafın sıfatı benzer olursa, nitelenenler de benzer olurlar. Öyle ki, nitelenenler arasında fark ne kadarsa, sıfatları arasındaki fark da o kadardır. Meselâ aynı cins olan iki insanın zâtlarının farklılığı kadar sıfatları da biribirlerinden farklılık arz eder; benzerlikleri ne miktarda ise, sıfatlarının benzerliği de o miktardadır.
Aynı şekilde insan ile atın canlı olmaları açısından aralarında bir benzerlik; birinin konuşuyor olması ve diğerinin kişniyor olması açısından da aralarında farklılık vardır. Diğer şeyler için de durum budur. Kısacası iki zât arasında farklılık ne miktar ise, sıfatlan arasında da o miktarda farklılık vardır. Çünkü sıfattan soyutlanmış zât, ancak zihinde mevcut olabilir. Zihin sıfattan soyutlanmış bir zât ve tayin edilmemiş mutlak bir varlığı algılayabilir, ama, her türlü sıfattan soyutlanmış olarak bir zâtın mevcudatta varlığı mümkün olamayacağı gibi, belli ve tahsis edilmemiş bir mutlakın varlığı da mümkün değildir.
Allah'ın sıfatlarım kabul edenlerden biri: «Allah'ın sıfatlarını zâtına zaid olarak kabul ederim» dediği zaman bununla: sıfatları reddedenlerin kabul ettiği zâta ilâve olarak sıfatlarını da kabul ediyorum, demek istemektedir. Çünkü reddedenler, sıfatlardan soyut bir zâtın sübütuna inanırlar. Buna karşılık sıfatları kabul edenler de, bunların kabul ettiklerine ilâve olarak sıfatların varlığına da inanırlar.
Var olan zâtın kendisinin sıfatsız gerçekleşmesi asla tasavvur edilemez. Bu, canı olmayan, konuşmayan, varlığı ne kendisine, ne de başkasına dayalı olmayan, kudret, hayat, hareket, sükûn ve benzeri hususları bulunmayan bir insanın varlığını, ya da gövdesi, dalları, yaprak, kabuk v.s. gibi şeyleri bulunmayan bir hurma ağacının varlığını iddia etmek türünden bir şeydir. Aslında bu tür iddialar, gerçek âlemde hakikatinin bulunmadığını isbat eder. Böyle bir şeyin varlığı akledilemez.
Bu nedenledir ki, selef ve müctehid imamlar, Allah'ın sıfatlarım nefyedenler "muattile" diye isimlendirirlerdi. Çünkü görüşlerinin hakikati, Allah Teâlâ'nın zâtını ta'til etmek - işlevsiz kılmak -tır. Kendi görüşlerinin bu sonucu kaçınılmaz kıldığını bilmeseler bile, sonuç budur. Çünkü Allah'ı çelişen iki vasıfla vasıflandırıyorlar. Allah vardır, kadimdir ve varlığı zorunludur diyorlar, ama varlığının gerektirdiklerini reddediyorlar. Böylece sözlerinin hakikati şu olmaktadır: Allah, var olmayan var, hak olmayan hak, yaratıcı olmayan yaratıcıdır. Yani Allah hakkında çelişen iki şeyi de reddediyorlar. Bunu reddederken ya açık açık reddettiklerini söylüyorlar, ya da onlardan birini söylememek şeklinde reddediyorlar.
Bu sebeble muhakkikleri - ki onlar da Karmatilerdir -, Allah hakkında çelişen iki şeyi reddederek: Allah ne mevcuttur, ne de değildir; ne diridir, ne de diri değildir, ne âlimdir, ne de âlim değildir, demiyorlardı. Ancak; «Çünkü Allah hakkında bir şeyin varlığını iddia etmek, O'nu mevcudata benzetmek; yokluğunu iddia etmek ise O'nu ma'dumlara benzetmek olur» diyorlardı. Böylece teşbihi reddetme konusunda aşırı bir şekilde ileri gitmeleri, onları, Allah'ı son derece ta'til ile vasıflamağa sürüklemiştir.
Ayrıca kaçtıklarından kurtulamazlar. Aksine, sözleri ölçü alındığında Allah'ı mevcuddan da, mümkinattan olan ma'dumdan da beter olan mümteni'ye benzetmiş oluyorlar. Böylece Allah'ı mevcudat ve ma'dumâta benzetmeme iddiasıyla, O'nu, mümkin ma'dumların hilâfına var olmayı kabul etmeye mümteniâtın sıfatlarıyla vasıflandırmış oldular. Hiç şüphesiz Allah'ı mümteniâta benzetmek, mevcûd şeylerle mümkin ma'dumlara benzetmekten beterdir.
Oysa bu mülhidlerin kendisinden kaçtıkları şey, mahzurlu değildir. Çünkü Allah'ın hak, mevcud, varlığı kendisine dayalı, diri, âlim, raûf, rahim diye isimlendirilmesiyle birlikte yaratılmışın da bunlarla isimlendirilmiş olması, O'nun yaratılmışa benzer olmasını asla gerektirmez. Şayet böyle bir şey söz konusu olsaydı, her mevcud diğer mevcuda ve her ma'dum diğer ma'duma benzer olurdu. Yine kendisi hakkında sıfatlardan hangisi reddedilirse, kendisi hakkında o sıfatın reddedildiği diğer şeylere benzer olurdu.
Bunların görüşüne göre meselâ 'siyah' vardır denecek olsa, her 'var'ı siyaha benzetmiş oluruz. Yine 'beyaz' yoktur diyecek olursak, her 'ma'dum'u beyaza benzetmiş oluruz. Böyle bir şey iddia etmenin saçmalığı gayet açıktır, ilhad taraftarlarına da bu kadar rüsvaylık yeter.
Birçok benzeri bulunan 'siyahlık' için böyle bir şey gerekmediğine göre, âlemlerin yaratıcısı hakkında O, vardır ve ma'dum değildir; ölmeyen diridir, yaratıklarını yönetir, O'nu ne bir uyuklama, ne uyku alır denildiğinde, bunun Allah'ın her mevcud, ma'dum, diri ve yöneticiye, ya da cennet ehli misalinde olduğu gibi, hakkında ma'dumluğun ölüm ve uykunun reddedildiği varlıklara benzetilmiş olması anlamına geldiği nasıl söylenebilir?!
Dilbilimcilerin cins isim diye isimlendirdikleri bireyler arasında genel bir özelliği eşit bir şekilde taşıyan bir hususa isim olarak konulan mutavâtı' isimler ister anlamları tam uyuşsun, ister siyahlık ve benzerlerinde olduğu gibi, birtakım derece farklılıkları taşısın, ister Müşekkik* -Müşekkike'nin, mutavâtie'nin bir çeşidi olduğu da söylenir- olsun; ya «mutlak ve genel» olarak kullanılır; mevcudun, vâcib ve mümkün, kadîm ve muhdes (sonradan olma), yaratıcı ve yaratan şeklinde kısımlara ayrılması, yine ilmin, kadîm ve muhdes şeklinde kısımlara ayrılması buna misaldir. Ya da «özel ve muayyen» olarak kullanılır. Zeyd'in ve Amr'ın varlığı, Zeyd'in ve Amr'ın ilmi, Zeyd'in ve Amr'ın zâtı misallerinde olduğu gibi.
Şayet isim hâs ve muayyen olarak kullanılmışsa, kendisiyle isimlendirilene hâs olan şeye işaret eder, dışarıda başkasının o hususta ona ortak olduğu şeye işaret etmez. Müsemmaya hâs olana başkası ortak olmaz.
Meselâ: Zeyd'in ilmi, Zeyd'in inişi, Zeyd'in istivası denildiğinde, bu ancak Zeyd'in ilmine, inişine ve istivasına işaret eder, başkasının-kine değil. Fakat Zeyd'in, Amr'ın benzeri; ilminin Amr'ın ilminin benzeri ve inişinin de, Amr'ın inişinin benzeri olduğunu biz biliyorsak bunu kelimenin işareti açısından değil, kıyas ve akli değerlendirme yoluyla biliyoruz. Yaratıkların sıfatlarında bu durum söz konusu ise, Yaratıcı hakkında öncelikle söz konusu olur.
Bu sebeble Allah'ın ilmi, kelâmı, inişi, istivası, varlığı, hayatı ve benzeri şeyler söylendiğinde, bu, yaratıklardan birinin bu hususların birinde O'na ortak olduğuna haydi haydi delâlet etmez. Ayrıca Zeyd ve Amr örneğinin işaret ettiği gibi, bu hususlarda başkasının O'na benzer ve denk oluşuna da işaret etmez. Çünkü Zeyd ve Amr arasında benzerliğin olduğu sonucuna varırken aklî değerlendirme ve kıyas yoluyla gitmiş ve Zeyd'in Amr'a benzemesi noktasından hareket etmiştik. Burada ise biz biliyoruz ki, Allah'ın benzeri, eşi ve dengi yoktur. O halde bundan ilminin başkasının ilmine, kelâmının başkasının kelâmına, istivasının başkasının istivasına, inişinin başkasının inişinin ve hayatının başkasının hayatına benzediğini anlamamız caiz değildir.Bu sebebledir ki, selef ve müctehid imamların görüşü; sıfatların kabul edilmesi ve yaratılmışların sıfatlarına benzerliklerinin reddedilmesi şeklindeydi. Çünkü Allah, eksiği bulunmayan kemâl sıfatlarıyla muttasıflar, eksiklikten mutlak olarak münezzeh olduğu gibi kemâl sıfatlarında başkasının kendisine benzer olmasından da münezzehtir. Bu iki anlam, tenzihi cem etmiştir. Yüce Allah'ın «De ki: O Allah Ahâd'dır, Allah Samed'dir» sözü bu iki hususa işaret eder. «Samed» ismi, kemâl sıfatlarını, «Ahâd» ismi de benzerinin olmasını reddetmeyi içerir. İhlâs sûresinin tefsirinde bu mes'ele etraflıca anlatılmıştır.
Allah'ın sıfatları hakkında söylenecek söz, zâtı hakkında söylenenin aynıdır. O'nun ne zâtında, ne sıfatlarında, ne de fiillerinde bir benzeri vardır. Fakat bundan, şu sıfatın mevsûfuna nisbetinin, o sıfatın mevsûfuna nisbeti gibi olduğu anlaşılır. Allah'ın ilmi, kelâmı, inişi ve istivası nasıl zâtına uygun ve O'na lâyık ise, kulun sıfatı da zâtına uygun ve ona lâyıktır. Sıfatının zâtına nisbeti de kulun sıfatlarının zâtına nisbeti gibidir. Bu sebeble bazıları şöyle demiştir: Biri çıkıp sana: Nasıl iner, nasıl istiva eder, nasıl bilir, nasıl konuşur, güç yetirir, ya da yaratır? diyecek olursa, ona: O'nun zâtı nasıldır? de. Zâtının keyfiyetini bilmiyorum, derse, sen de: Ben de sıfatlarının keyfiyetini bilmiyorum, çünkü sıfatını bilmek, ardından o sıfatla tavsif edilenin keyfiyetini bilmeyi gerektirir, cevabını verir.
Bu isim ve sıfatları tahsis ve ta'yin üzere ki Kur'an ve Sün-net'te varid olan da budur- kullanıldığında mes'ele böyledir. Ama mutlak ve genel olarak kullanıldıklarında - düşünce ehlinin mevcudu, kadîm ve muhdes; ilmi de aynı şekilde kadîm ve muhdes şeklinde taksim etmelerinde olduğu gibi - bu, mutlak ve genel kelimenin müsemmâsıdır. İlim de' mutlak ve genel bir kavramdır. Mutlak ve genel kavramlar ise, a'yânde değil, ancak zihinde bulunur. Başka, bir ifadeyle mutlak ve genel ancak zihinde algılanabilir. Mutlak insan, ya da hayvan ancak zihinde olur. Değilse bizatihi mevcudat ancak muayyen, kendine hâs ve başkasından ayırt edilmiş halde bulunurlar.
Akıllı kişi bu ayırt edici noktayı iyi düşünsün. Çünkü hakikat-ları araştırmağa dalan nazar ehlinden nice kişinin burada ayağı kaymış, hatta bu külli mutlak kavramların zihinde olduğu gibi, dı-şarda da mevcud olduklarını zannetmişlerdir. Yine zannederler ki; Allah - Azze ve Celle mevcuddur, diridir, âlimdir ve kul da mevcud-dur, diridir ve âlimdir dediğimizde bu sözümüzden dışarıda Rab ve kulun ortak oldukları bir varlık vardır ve o varlık bizatihi kul ve Rab'ta, hatta her varlıkta vardır. Oysa Rabbi yaratıktan ayırt eden bir şey olmalıdır. Böylece Rab'ta iki cüz bulunmuş olur.
Birincisi: Her yaratılmışa ait olanı ki, kendisiyle diğer mevcudat arasında ortak olan kısımdır.
İkincisi: Kendisine hâs olan kısımdır. O'nu diğer varlıklardan ayırt eden de budur. Ayrıca onlar, O'na hâs olan hiçbir şey zikretmezler ki, buna benzer bir durum o şeyde söz konusu olmasın. Eğer: O, zâtı, hakikati, ya da mahiyeti, yahut benzeri şeylerle diğerlerinden ayrıdır diyecek olsalar, bu, varlığıyla diğerlerinden ayrıdır demeleri gibidir. Çünkü zât, hakikat ve mâhiyet, tıpkı varlık kelimelerinde olduğu gibi, hem mutlak, hem de muayyen olarak kullanılırlar.
Nazar ehli imamlarından pek çok grubun şaşkınlığa düştükleri nokta işte budur. Hatta onlardan bir grup şöyle demiştir: Varlık kelimesi ve benzeri diğer kelimeler sadece lâfız yönünden ortaktırlar. Ayrıca bunu, davranışları reddeden herkesten - ki bunlar isbat (sıfatlan kabul eden) edenlerin tamamıdır - bunu naklederler. Böylece nakillerinin kapsamına müslümanların tamamının ve İbn Küldâb, Eş'ari, îbn Kerram ve başka isbat taraftarı kelâmcıların, hatta Ebû'l-Huseyn e 1 - B a s r i ve başka Mutezile muhakkiklerinin görüşü de girmiş olmaktadır. Hem Allah'ın hem de yaratılmışların kendisiyle isimlendirildikleri 'varlık' ve başka kelimeler açısından mes'eleye bakıldığında, arada sadece lâfız yönünden bir ortaklık söz konusudur. İki müsemmâ arasında genel bir mânâ yoktur. Bu, tıpkı 'müşteri' kelimesiyle hem satın alan kişinin, hem de yıldızın isimlendirilmesi, yine* «Süheyl» kelimesiyle hem yıldızın, hem de insanın isimlendirilmesi gibidir.
Bu nakil, kendilerinden nakil yapılanlar hakkında büyük bir yanlıştır. Çünkü onlar, bu isimlerin - kapsamına müşekkik'in de girdiği genel mutavâtı' gibi - genel muta vatı' oldukları konusunda müttefiktirler. Bu isimler, kısım ve nevilere ayrılmayı kabul ederler ki, bu, ancak mutavâtı' isimlerde olur. Mevcud; kadîm ve muhdes, vâcib ve mümkin kısımlarına ayrılır, dememiz gibi.
Hatta müteahhirinden Ebû Abdillah er-Râzî ve benzeri na-kilcilerin kendileri konuşmalarında sadece lâfzı yönden bir ortaklığın bulunduğunu iddia etmenin yanında, bu isimlerle ilgili yukarıdaki taksimatları da bir arada zikreder ve bu taksimatın ancak kelime ve anlam yönünden müşterek mutavâtı' lâfızlarda olabileceğini; sadece lâfız yönünde müşterek olanlarda olamayacağını söylerler. Müşekkik diye isimlendirdikleri lâfızları da bu cümleden sayar ve
aralarında genel müşterek bir mânâ bulunmayan isimlerde bu taksimatın olamayacağını da zikrederler.
Felsefe ve kelâm konularında değerlendirme (nazar) ve tahkikle şöhret bulmuş bu müteahhir âlimler, bu konuda işte böyle çelişkilere düşmüş ve yanlış nakillerde bulunmuşlardır. Burada öyle tutarsızlıklar içinde kalmışlardır ki, en basit halk bile bu derece çelişkilere düşmemiştir. Bunun sebebi ise, mantıkçılardan aldıkları, hidayet ve doğruluktan uzak mantık kurallarıdır. Bu sebeble mutlak küllilerin gerçek âlemde de var olduklarını ve muayyenatın bir parçası olduklarını sanırlar. Bu ise, muayyenin o müşterek külli ile kendine hâs olan şeyden mürekkeb olmasını gerektirir ki, bu görüşün sonucuna göre varlığı zorunlu Rab Teâlâ'nın müşterek varlık ile kendine hâs zorunluluk, vücûd ya da mâhiyetten oluşmuş olması gerekir. Oysa mantıkçılarca meşhur olan; küllilerin a'yânda değil, ancak zihinlerde bulunabileceğidir.
Allah Teâlâ'nın hidâyete kavuşturduğu kimse bilir ki, varlıklar kendilerinde mevcut bir şeyde asla başkasına ortak değiller. Aksine her varlık, zâtıyla ve sahip bulunduğu sıfat ve fiilleriyle diğerlerinden bağımsız olur. «Bu insan konuşan bir canlıdır», ya da: îdrak sahibi bir canlıdır» veya benzeri şeyler söylediğimizde, onun canlı olması, idrak sahibi olması; konuşması ve canlılığı kendisiyle başkası arasında ortak bir şey değildir. Aksine, kendisine hâs ve kendisine aittir; başkasına hâs olan da, başkasına aittir. Sadece canlılık, ya da idrakinin ve diğer sıfatlarının birbirlerine benzemeleri miktarınca benzerdirler.
Dip Notlar:
42) 2 Bakara, 210
43) 6 En'am, 158
44) 89 Fecr, 22
45) 32 Secde, 4
46) 30 Rûm, 40
47) 32 Secde, 5
48) 2 Bakara, 30
49) 4 Nisa, 164
50) 7 A'raf, 22
51) 28 Kasas, 65
52) 33 Ahzâb, 4
53) 4 Nisa, 87
54) 39 Zümer, 23
55) 7 A'raf, 137
56) 6 En'âm, 115
57) 3 Âl-i İmrân, 152
58) 2 Bakara, 255
59) öl Zâriyât, 58
60) 40 Mü'min, 7
61) 7 A'raf, 156
62) 112 İhlâs sûresi
63) 2 Bakara, 22
64) 16 Nahl, 74
65) 42 Şûra, 11
* Mutavâtı', kelimenin, fertler arası ortak bir husus için kullanılmak üzere dilde kullanılması gibi, («İnsan» kelimesi böyledir), âdemoğullarının hepsini kapsayacak şekilde kullanılır. Müşekkik ise. bunun zıddıdır. Fertleri arasında derece farklılıkları bulunur. (Bkz. Tehânevî, Keşşâfu Istılahâti'l-Fünûn, İstanbul, 1984, II. 780).

Murat Yazıcı
25-02-2008, 17:06
Yukarıdaki yazı çok uzun olduğu için hepsini okuyamadım. Şimdi artık birçok kitap elektronik olarak mevcut olduğu için, sayfalar dolusu kopyalayıp yapıştırmak çok kolay. Ancak, okumak çok zor ve sıkıntılı olabiliyor.

Verilmek istenen bir mesaj varsa, usül şu olabilir: Yazının en alakalı birkaç cümlesi veya pasajı nakledilir, gerekirse kısa bir açıklama veya yorum eklenir. Bir de ilgilenenler için yazının tamamına ulaşabilecekleri bir bağlantı verilir.

İbni Teymiyye'nin kitapları ve görüşleri değerlendirilirken, şu hususlar unutulmamalıdır:

1. Bu zat bir Ehl-i sünnet alimi olarak yetişti, Hanbeli mezhebine göre fetva verirdi. Mesela, kaynaklardan öğrendiğimize göre, üç talâkla alakalı şazz görüşünü ortaya koymadan önce, icma-i ümmetin öyle olmadığını senelerce söylemiştir.
2. İlmi arttıkca kendini beğenmesi arttı, icma-i ümmete aykırı görüşler öne sürdü. Ehl-i sünnetten ayrıldı.
3. Kısmen ilk iki maddedeki hususlardan dolayı yazılarında tezadlar mevcuttur. (Tabii, tezadlarının tek sebebi bunlar değildir.)

Mesela, Mecmû'u'l-Fetâvâ'da Cehennem'in sonsuz olduğunu yazmış. Daha sonra görüş değiştirdiğini, er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nâr ve Beyânu'l-Akvâl fî Zâlik isimli eserinde fena-i nar görüşünü savunduğunu görüyoruz. Keza, talebesi İbni Kayyım da fena-i nar görüşünü savunmuştur. İbni Teymiyye ve İbni Kayyım'ın hayranlarından olan İbn Ebi'l-İzz de fena-i nar fikrinin Ehl-i sünnet dahilinde olduğunu yazıvermiş! Halbuki, İmam el-Eş'arî Makâlâtu'l-İslâmiyyîn'de şöyle yazıyor:

"Ehl-i İslam bir bütün olarak şöyle demiştir: "Cennet ve Cehennem'in sonu yoktur. Bu ikisi baki kalmaya devam edecektir. Aynı şekilde cennetlikler Cennet'te nimetlenmeye, cehennemlikler de Cehennem'de azap görmeye sürekli olarak devam edecektir. Bunun bir sonu yoktur. Allah'ın malumat ve makduratı için de bir son nokta ve sınır mevcut değildir." (el-Eş'arî, Makâlâtu'l-İslâmiyyîn, 164.)

Bu bilgiler ve daha fazlası için bkz.

http://www.inkisaf.net/articles+article.id+109.htm

Taha Akyol, "Hangi Atatürk?" diye bir kitap yazmış, duyduğuma göre bu kitap çok tutulmuş.

Şöyle bir misal vereyim: Şimdi ben size doğrudan Taha Akyol'un bahsettiği şahsın nutuk ve yazılarından iktibaslar yaparak, Hilafet'in çok mühim ve elzem olduğuna, Cuma günlerinin tatil olması (Cumartesi ve Pazar günlerinin tatil olmaması) gerektiğine, şeriatın ve dinimizin mükemmelliğine vs. dair çok ikna edici bir makale yazabilirim.

Son zamanlarda İbni Teymiyye'den delil getirerek tasavvufu, tarikatleri savunanları, aslında İbni Teymiyye'nin bir "sufi" olduğunu yazanları sıkça işitiyoruz. Bu tür makaleler okuduk.

Teşbihde hata olmaz derler, belki ben de birgün "Hangi İbni Teymiyye?" diye bir kitap yazarım. ;)

bi husben
25-02-2008, 17:51
Yukarıdaki yazı çok uzun olduğu için hepsini okuyamadım. Şimdi artık birçok kitap elektronik olarak mevcut olduğu için, sayfalar dolusu kopyalayıp yapıştırmak çok kolay. Ancak, okumak çok zor ve sıkıntılı olabiliyor.

Verilmek istenen bir mesaj varsa, usül şu olabilir: Yazının en alakalı birkaç cümlesi veya pasajı nakledilir, gerekirse kısa bir açıklama veya yorum eklenir. Bir de ilgilenenler için yazının tamamına ulaşabilecekleri bir bağlantı verilir.

İbni Teymiyye'nin kitapları ve görüşleri değerlendirilirken, şu hususlar unutulmamalıdır:

1. Bu zat bir Ehl-i sünnet alimi olarak yetişti, Hanbeli mezhebine göre fetva verirdi. Mesela, kaynaklardan öğrendiğimize göre, üç talâkla alakalı şazz görüşünü ortaya koymadan önce, icma-i ümmetin öyle olmadığını senelerce söylemiştir.
2. İlmi arttıkca kendini beğenmesi arttı, icma-i ümmete aykırı görüşler öne sürdü. Ehl-i sünnetten ayrıldı.
3. Kısmen ilk iki maddedeki hususlardan dolayı yazılarında tezadlar mevcuttur. (Tabii, tezadlarının tek sebebi bunlar değildir.)

Mesela, Mecmû'u'l-Fetâvâ'da Cehennem'in sonsuz olduğunu yazmış. Daha sonra görüş değiştirdiğini, er-Redd alâ Men Kâle bi Fenâi'l-Cenneti ve'n-Nâr ve Beyânu'l-Akvâl fî Zâlik isimli eserinde fena-i nar görüşünü savunduğunu görüyoruz. Keza, talebesi İbni Kayyım da fena-i nar görüşünü savunmuştur. İbni Teymiyye ve İbni Kayyım'ın hayranlarından olan İbn Ebi'l-İzz de fena-i nar fikrinin Ehl-i sünnet dahilinde olduğunu yazıvermiş! Halbuki, İmam el-Eş'arî Makâlâtu'l-İslâmiyyîn'de şöyle yazıyor:

"Ehl-i İslam bir bütün olarak şöyle demiştir: "Cennet ve Cehennem'in sonu yoktur. Bu ikisi baki kalmaya devam edecektir. Aynı şekilde cennetlikler Cennet'te nimetlenmeye, cehennemlikler de Cehennem'de azap görmeye sürekli olarak devam edecektir. Bunun bir sonu yoktur. Allah'ın malumat ve makduratı için de bir son nokta ve sınır mevcut değildir." (el-Eş'arî, Makâlâtu'l-İslâmiyyîn, 164.)

Bu bilgiler ve daha fazlası için bkz.

http://www.inkisaf.net/articles+article.id+109.htm

Taha Akyol, "Hangi Atatürk?" diye bir kitap yazmış, duyduğuma göre bu kitap çok tutulmuş.

Şöyle bir misal vereyim: Şimdi ben size doğrudan Taha Akyol'un bahsettiği şahsın nutuk ve yazılarından iktibaslar yaparak, Hilafet'in çok mühim ve elzem olduğuna, Cuma günlerinin tatil olması (Cumartesi ve Pazar günlerinin tatil olmaması) gerektiğine, şeriatın ve dinimizin mükemmelliğine vs. dair çok ikna edici bir makale yazabilirim.

Son zamanlarda İbni Teymiyye'den delil getirerek tasavvufu, tarikatleri savunanları, aslında İbni Teymiyye'nin bir "sufi" olduğunu yazanları sıkça işitiyoruz. Bu tür makaleler okuduk.

Teşbihde hata olmaz derler, belki ben de birgün "Hangi İbni Teymiyye?" diye bir kitap yazarım. ;)


herşeye bir kulp buluyorsun şimdide yazı çok uzun diyorsun şeyhimiz her şeyi ayrıntısıyla acıklamaış bizim onun sözünün üzerine sözümüz olmaz



2. İlmi arttıkca kendini beğenmesi arttı, icma-i ümmete aykırı görüşler öne sürdü. Ehl-i sünnetten ayrıldı

ehli sünnetten ayrıldı demenle hiç kimse ehli sünneten ayrılmaz

ibni teymiye kendini beğenirken ordamıydın kendini nasıl beğeniyordu gözünle gördünmü .

İbrahim Tevhidi
25-02-2008, 18:35
1. Siz veya sizin kabul ettiğiniz alimlerin, ehli sünnetten çıktı demesi bişeyi değiştirmez.

2. Bir insanın ehli sünnetten çıkması demek islamdan çıkması demektir. Ehli sünnet kuran ve sünnet yolu demektir en yalın manası ile, bunlardan birini inkar eden zaten müslüman değildir.

3. Sizin hadis zincirinizi, sizin aliminiz yada farklı şeyleri kabul etmediği için insanları ehli sünnet dairesinden çıkaramazsınız.


Kardeş müslümanmısın

-evet

O zaman ehli sünnetsin.


Bu bir marka yada bir klüp değildir. Başkanı siz hiç değilsiniz...




Şeyh muciddinin icad ettiği ehlisünnetmetre gittigidyor.com da 30 doalrdan satılıyor, yanında da çağdar tağut rejimlerle geçinme klavuzu hediyedir.

Sofuoglu
25-02-2008, 18:49
.




Şeyh muciddinin icad ettiği ehlisünnetmetre gittigidyor.com da 30 doalrdan satılıyor, yanında da çağdar tağut rejimlerle geçinme klavuzu hediyedir.


ne kadar pervasizca sozler sarfediyorsunuz boyle...!!!

yazi yazik........

fakiri
25-02-2008, 18:52
:dik:

uslubunuza dikkar ediniz!

İbrahim Tevhidi
25-02-2008, 19:03
Elhamdülillah...

fakiri
25-02-2008, 19:10
Elhamdülillah...



DENSİZLİK yapıldığında ELHAMDULİLLAH değil; ESTAĞFİRULLAH çekilir.

İbrahim Tevhidi
25-02-2008, 19:10
Neyiniz var, nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz? O kitapta, "beğendiğiniz her şey sizindir" diye mi yazılı? Yoksa, "ne hükmederseniz mutlaka sizindir" diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli kesin sözler mi var ? (kalem 36-39)

fakiri
25-02-2008, 19:18
Küfür ve saldırılarını ayetleri siper ve kanat yaparak ve onalrın altına sığınarak örtemezsin.
Ya bütün müslümanalrdan özür diler saldırılarından da tevbe edersin, ya da Müfterilik durumunda hiçbir değişklik olmaz.

İbrahim Tevhidi
25-02-2008, 19:25
Senin demenle bişey küfür olmuyor... :)

Ben kimseye karşı bi suç işlemdim...

Kimsenin şeyhinin adına bieşy söylemedim iftira etmedim...

Şeyh muaciddin diye birimi var sana ne oluyor...

fakiri
25-02-2008, 19:29
Şeyh muaciddin diye birimi var sana ne oluyor...



VAR TABİİ ! SENİN ŞEYHİNİN ADI DEĞİL Mİ BU ?
BİR İNSAN EN ÇOK NEYİ SEVERSE ONUN ADINI ZİKREDER.
EEE ! SEN DE BU ADI ZİKTRETTİĞİNEGÖRE ŞEYHİN OLMALI BU SENİN !

AynAlı
25-02-2008, 19:39
:O alemu alem

Enes
25-02-2008, 20:26
:yn:

konu incelenmek üzre kilitlenmiştir...