PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Muhammed Zahid el-Kevseri (rahimehullah)


Minhac_
02.03.2007, 04:31
http://tbn0.google.com/images?q=tbn:bK-ywhS1dry_RM:http://www.bkd.org.tr/images/biyografiler/mzkevseri.jpg (http://images.google.de/imgres?imgurl=http://www.bkd.org.tr/images/biyografiler/mzkevseri.jpg&imgrefurl=http://www.bkd.org.tr/biyografiler_ac.asp%3Fid%3D168&h=162&w=120&sz=32&hl=tr&start=20&tbnid=bK-ywhS1dry_RM:&tbnh=98&tbnw=73&prev=/images%3Fq%3Dkevseri%26svnum%3D10%26hl%3Dtr%26sa%3 DG)
Son dönem Osmanlı alimlerinden
Muhammed Zahid el-Kevseri (rahimehullah)




Muhammed Zâhid el-Kevserî merhumun eserleri, içinde bulunduğumuz çağda bir kısım Müslümanlar'a itikadî ve fikrî planda arız olan zararlı düşünce ve yönelişlerin hemen tamamı karşısında adeta "panzehir" niteliğindedir. Bütün İslam merkezlerinde olduğu gibi 20. yüzyılın başlarında Kahire'de de son derece hareketli bir ilmî, siyasî, fikrî ortam vardı. Tercihini bilinçli olarak bu ortamda bulunmaktan yana koyan el-Kevserî merhum, sadece İslamî ilimlerin her sahasında mevcut matbu/yazma bibliyografyaya olan müstesna vukufiyetiyle değil, aynı zamanda Osmanlı ilmiyesini temsil yönüyle de İslam âlemi için büyük bir şans olmuştur.

Not: Metin alintidir

cenk11
22.03.2007, 13:37
Rabbimiz kendisinden razı olsun.Nûr içinde yatsın .

Minhac_
25.03.2007, 18:03
amin

Onun eserlerinden yararlanmayi rabbim bizlere nasip eylesin.

antioxidan
25.03.2007, 18:10
nureddin boyacılar hocaefendi konya'da mukim muhaddis, abdulfettah ebu gudde'nin talebesi. abdulfettah ebu gudde rahmetli, zahid el kevseri rahimehullah'ın talebesi...

Allah teala hepsini şefaat makamına ulaştıra ve şefaatlerine bizleri dahl eyleye. amin.

Minhac_
25.04.2007, 22:38
el-Kevserî merhum, nasıl hayatının yarısından fazlasını geçirdiği Mısır’da –sadece Mısır’a değil, bütün İslâm Dünyası’na– Osmanlı ulemasını tanıtmışsa, bize de Osmanlı coğrafyası dışından Hindistan’dan, Kazan’dan, Mısır’dan… son derece önemli kesitler sunmuştur.

alintidir

cenk11
26.04.2007, 10:08
MUHAMMED ZAHİD-EL KEVSERÎ (Bir adam gibi bir müslüman alim)

Son dönem Osmanlı alimlerindendir. Kafkasya’dan göç edip Düzce’ye yerleşen bir aileye mensuptur. Medrese eğitimini tamamladıktan sonra muhtelif medreselerde müderrislik yapmış ve Şeyhülislamın ders vekilliğine kadar yükselmiştir. Zamanının büyük bir bölümünü ilme adamış, çok sayıda talebe yetiştirdiği gibi bir çok eser de kaleme almıştır. Dinde reform adı altında yapılan saldırılara karşı makale yazmak suretiyle cevap vermeye çalışmıştır. Risale-i Nur’un neşir zamanlarında Mısır’da bulunmaktadır. Bediüzzaman’ın, eserlerinin korunması ve Arapça’ya tercüme edilmeleri hususunda vekalet verdiği kişiler arasında ismi zikredilmiştir.

Mehmed Zahid, 1879 yılında Düzce’nin Hacı Hasan Efendi (Çalıcuma) köyünde doğdu. Köy, adını alim bir zat olan ve Kafkasya’dan göç edip buraya yerleşen babası Hüseyin Efendiden aldı. Hüseyin Efendi buraya göç edip medrese açtı ve talebe yetiştirmeye başladı. Yöre halkı tarafından da ilim ve şahsiyetine hürmeten köylerine adı verildi ve bundan sonra köy bu isimle anılmaya başlandı.

Mehmed Zahid ilk eğitimine Düzce’de başladı. İlk derslerini babasından aldı. Düzce’de bulunan iptidaiye ve rüşdiye mekteplerinde okudu. Mehmed Nazım Efendiden tarih, coğrafya ve matematik derslerini aldı. Buradaki eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul’a gitti. Fatih Camii Medresesine giderek burada eğitime başladı. Eğinli İbrahim Hakkı Efendinin derslerini takip ederek medrese eğitimini sürdürdü. Bunun dışında Alasonyalı Ali Zeynelabidin Efendiden ders aldı. Ders aldığı hocalarından biri de Kastamonulu Şeyh Hüseyin Efendidir.

Medrese eğitimini tamamlayan Mehmed Zahid Efendi, 1907 yılından itibaren Fatih Camiinde müderrislik yapmaya başladı. Bu görevini Birinci Dünya Savaşının başlamasına kadar sürdürdü. Medreselerde eğitim verirken belagat, mantık ve aruz derslerini okuttu. Bu sıralarda Kastamonu’da yeni bir medrese açıldı. Yeni medreseyi faaliyete geçirme görevi kendisine tevdi edildi. Bu yeni görevi için Kastamonu’ya giderek çalışmaya başladı. Üç yıl kadar hizmet gördükten sonra tekrar İstanbul’a geri döndü.

Mehmed Zahid Efendi İstanbul’a geldikten sonra yeni görevlerde bulundu. İlk önce Darüşşafaka’da müderrislik yaptı. Kısa bir süre sonra alanında uzman yetiştiren Medresetü’l-Mütehassisin’de müderrislik yapmaya devam etti. Bu görevlerinin dışında Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendinin ders vekilliğinde de bulundu. Bayezid Medresesinde Şeyhülislamlar tarafından ders verilirdi. Şeyhülislamların ders vekilleri ise yüksek dereceli müderrisler arasından seçilir ve vekaleten ders okuturlardı. Bu aynı zamanda bir unvan ve memuriyete de tekabül etmekte olup, Osmanlının son zamanlarına kadar devam etti. Ayrıca Meşihat Müsteşarlığı görevinde de bulundu.

Mehmed Zahid Efendi, 1922 yılında İstanbul’dan ayrılarak Mısır’a göçtü. Önce Kahire’ye yerleştiyse de kısa bir zaman sonra Şam’a gitti. Bir süre Şam’da kaldıktan tekrar Kahire’ye döndü. Bu ikinci gelişten sonra ailesini de yanına alarak Kahire’ye yerleşti. Burada da talebe yetiştirmeye ve ilim irfanla uğraşmaya devam ederek Mısır’ın önemli alimleri arasında yer aldı.

Mehmed Zahid Efendi, zamanının önemli bir kısmını ilme hasretti. Başta hadis, fıkıh, tefsir olmak üzere muhtelif ilimlerle uğraşarak değerli hizmetlerde bulundu. Çok sayıda talebe yetiştirdiği gibi bir çok eser de yazdı. Türkiye’de bulunduğu süre zarfında, talebe yetiştirmeye daha fazla zaman ayırdığından, Mısır’a oranla burada çok daha fazla talebe yetiştirdi. Mısır’da bulunduğu zamanlarda ise önceliği ilmi araştırma ve eser yazmaya verdi. Dolayısıyla daha az talebe yetiştirmiş oldu.

Mısır kütüphanelerinde Türkçe olarak yazılmış eserler üzerinde inceleme ve araştırmalarda bulunan Mehmed Zahid Efendi, bir çok vesikayı gün ışığına çıkararak istifadeye sundu. Özellikle dinde reform iddiasıyla ortaya çıkan ve İslamî değerlere saldıran kişilerle ilmi mücadelede bulundu. Bunların iddialarını makale ve eserleriyle çürütmeye çalıştı. Söz konusu kişiler onun bulunduğu ortamlarda konuşamaz duruma geldiler. Ömrünü ilme adayan Osmanlının son dönem önemli alimleri arasında yer alan, çok sayıda talebe yetiştirip eser yazan Mehmed Zahid Efendi, 11 Ağustos 1951 tarihinde Kahire’de vefat etti. Naşı İmam-ı Şafii hazretlerinin kabrinin yanına defnedildi. Mezar taşına kendisi için yazdığı şu şiiri hak edildi.

Ey kabrimin başında durup ibretle bakan adam,
Dünkü ziyaretçi bugün buraya defn olunmuştur.


Bediüzzaman, Mısır’da bulunan zamanın önemli alimleri ile haberleşmelerinde Risale-i Nur’a sahip çıkılmasını, kendi bedeline eserlerinin hamiliğini yapmalarını isim belirterek istemiştir. Mısır’ın önemli alimleri arasında saydığı ve aralarında Mehmed Zahid Kevseri’nin de bulunduğu; eski şeyhülislam Mustafa Sabri ve Camiü’l-Ezher’in büyük müderrisi dediği Ali Rıza Efendi’den “Nur mecmualarına benim bedelime sahip ve hâmi ve vâris olsunlar ve Arabçaya tercümeye [etsinler]…” (Emirdağ Lahikası, 1997, s. 302) talebinde bulunmuştur. Bediüzzaman Hazretleri bu talebini, Ali Rıza tarafından yanına gönderilen hususi adamına iletti. Camiü’l-Ezher’e hediye olarak eserlerini gönderirken, bunların basım ve tercümeleri için de bir mektup yazdı. Yazdığı mektubunu söz konusu şahıs aracılığıyla gönderdi.

Eserleri

Mehmed Zahid Kevserî, yukarıda belirtildiği gibi çok sayıda makale ve eser yazdı. El-Esma ve’s-Sıfat ile Makalatü’l-Kevserî adlı eserleri meşhur olanlarıdır. Tasavvuf ve tasavvuf büyükleri hakkında kaleme aldığı eseri Irgamü’l-Merid adını taşımaktadır. Muhtelif konularla ilgili olarak yazdığı makaleleri Makalat adlı eserinde toplanmıştır. İmamı Rabbani hakkında yazdığı Türkçe eseri Er-Ravdun Nazirü’l-Verdî fî Tercemetü’l- İmamü’r-Rabbani es-Sirhendî’dir. Bunların dışında; Esseyfü’s-Sakil, El-İşfâk ala Ahkamü’t-Talak ile Farsça yazılmış bulunan Nazm-ı Avamili’l-İ’rab adlı eserleri de vardır.

Minhac_
26.04.2007, 23:15
(Bir adam gibi bir müslüman alim)

Bu eklemeyi sen mi yaptin cenk:)

segalani
27.04.2007, 14:00
çok kuvvetli bir hafızası olduğunu duymuştum. öyle ki hangi kitap kütüphanenin neresinde bilebiliyormuş. doğudan istanbul'a kütüphaneye gitmek isteyenler önce zahidül kevseri hazretlerine sorararlarmış kitap var mı yok mu diye. aynı zamanda hadis hafızı diye de duymuştum. tabi sadece duyduk büyüklerimizden...

cenk11
27.04.2007, 14:06
alıntı-Minhac_
Bu eklemeyi sen mi yaptin cenk ?


Evet Kardeş,
Yakışmadı mı yoksa ?

:)

Minhac_
27.04.2007, 14:07
alıntı-Minhac_
Bu eklemeyi sen mi yaptin cenk ?


Evet Kardeş,
Yakışmadı mı yoksa ?

:)

Yakismis tabi ki:)

Gercek bir alim (Allah ondan razi olsun)

cenk11
28.04.2007, 09:43
Arkadaşlar,

Bendeniz MUHAMMED ZAHİD-EL KEVSERÎ' nin en çok hangi görüş ve sözünü beğeniyorum biliyor musunuz ?

MEZHEPSİZLİK DİNSİZLİĞE KÖPRÜDÜR.

Minhac_
28.04.2007, 22:00
"...Basiretli ve aklı selim sahibi bir Müslüman (... ) Evet, böyle bir Müslüman’ın, tabiin devrinden beri bu dinin usul ve fürunun Efendimiz aleyhissalatu vesselam’dan tevarüs ettikleri gibi koruyan müctehid imamların etrafından ayrılmaya çağıran bir nara işittiğinde yahu kulağına mezheplerinden birine yönelik bir böğürtü çalındığında mutlaka bu meşum sesin çıkış yerini araştırmalı ve bu fitne yuvası muhakkak keşfedilmelidir..."

Sürekli birilerinin mezheplere saldirdiklarini müsahede ettikce
su sözü hep aklima geliyor Kevseri'nin (rahimehullah).

Minhac_
30.04.2007, 23:26
Osmanlı ilim geleneğinin oluşturduğu altyapı üzerine Osmanlı coğrafyası dışındaki Müslüman dünyanın ilmî birikimini ekleyen, Kelamcı ve Fakih kişiliğini Hadis ilimlerindeki otoritesiyle perçinleyen, matbu eserlere olan vukufiyeti yanında yazmalar konusunda da başvuru mercii konumunu hakkıyla ihraz etmiş bulunan el-Kevserî merhumun katkısı alınmadan bugün yaşadığımız birçok ilmî/fikrî problemin üstesinden gelmemiz mümkün değil!

alintidir

Minhac_
10.05.2007, 15:05
Merhaum Zahit el-Kevseri'nin MEZHEPSİZLİK DİNSİZLİĞE BİR KÖPRÜDÜR. adli makalesinden alinti:


Mezhepler işte böyle sağlam temeller üzerine oturtulmuştur. Peki, son zamanlarda liderlik sevdasıyla biri ortaya çıkarda mezkur müctehidlerin ictihadlarının yerine kendi ictihadını ikame edip insanları, mezhepleri bırakmaya çağırır, mezhepleri ve mezheplerin bağlılarını şaşkınlık içerisinde bırakmaktan ve gösteriş budalalığından öte bir esasa dayanmayan kendi imamlığını (müctehidliğini) mezhepsizlik üzerine oturtmaya çalışırsa eğer, siz kendisini böyle bir vesvese ve kuruntuya kaptıran birine ne dersiniz?.. Böyle birine, ya deli teşhisi konulmuş fakat tımarhaneye götürlmemekte hata edilmiş bir mecnun dersiniz; yahut da böyle bir adamın delilerin akıllılarından mı, yoksa akıllarının delilerinden mi olduğunu kestiremezsiniz her halde…