Şah
19.03.2007, 14:30
Bediüzzaman Said Nursi’nin telif etmiş olduğu ve 130 parça eserden oluşan Risale-i Nur Külliyatı bu asrın idrakine ve ihtiyacına göre sünuhat ve ilham kabilinden olarak yazılmış olan Kur’an-ı Kerim’in manevi bir tefsiridir. Bilindiği üzere tefsir iki kısımdır.
Birisi: Malûm tefsirlerdir ki, Kur'anın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin mânalarını beyan ve izah ve isbat ederler. Bu bölümde ayetler Fatiha Suresi’nden başlayarak sona kadar sıra ile tefsir edilir.
İkinci kısım tefsir ise: Kur'ânın imanî olan hakikatlarını kuvvetli hüccetlerle beyan ve isbat ve izah etmektir. Bu kısmın çok ehemmiyeti var. Zâhir malûm tefsirler, bu kısmı bazan mücmel bir tarzda dercediyorlar; fakat Risale-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsalsiz bir tarzda muannîd feylesofları da susturan bir mânevî tefsirdir. Birincisi ibaresini izah eder, ikincisi de hakikatlerini ispat eder. Risale-i Nur bu ikinci kısım tefsirlerin en kuvvetlisi ve en kıymettarı olduğuna, ehl-i dirayet ve dikkat yüz binler şahitler var. Risale-i Nur, Kur'an-ı Hakîmin hakîki bir tefsiridir. Ayetler, sırasıyla değil, devrin ihtiyacına cevap veren îmanî hakîkatleri beyan eden ayetler tefsir edilmiştir. Risâle-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsâlsiz bir tarzda, muannid feylesofları susturan bir mânevî tefsirdir. Bu ikinci kısım tefsiri malum olan tefsirler bazen kısa olarak geçmektedirler. Fakat Risale-i Nur, bu ikinci kısmı esas tutmuş ve bütün kuvvetiyle bu ciheti ispat etmeye çalışıyor. Bu çeşit tefsirler sünuhat ve ilham kabilinden olup doğrudan doğruya vahyin menbaı olan Hazreti Muhammed (ASM)’in manevi ilham ve telkinatıdır. Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin Mesnevi-i Şerif’i, Hz. Ali’nin Celcelutiye Kasidesi, Abdulkadir-i Geylani’nin Fütuh-ul Gayb Risalesi hep bu manevi tefsirlerdendir.
Kur'ânın hakikatlarını müsbet ilim anlayışına uygun bir tarzda izah ve isbat eden Risale-i Nur Külliyatı, her insan için en mühim mesele olan "Ben neyim? Nereden geliyorum? Nereye gideceğim? Vazifem nedir? Bu mevcudat nereden gelip nereye gidiyorlar? Mahiyet ve hakikatları nedir?" gibi suallerin cevabını vâzıh ve kat'i bir şekilde, çekici bir uslûp ve güzel bir ifade ile beyan edip ruh ve akılları tenvir ve tatmin ediyor.
Şimdiye kadar ispat edilemeyen iman hakikatlerini iki kere iki dört eder derecesinde ispat etmiştir. Bunlardan haşir meselesinde İbni Sina, fehminde aczini itiraf etmiş, "Akıl buna yol bulamaz" demiş. Yani böyle diyenlerin namına kendisi de aczini itiraf etmiştir. Demiştir ki: “Haşir meselesi nakli bir meseledir, iman ederiz fakat akıl buna yol bulamaz yani akli deliller ile ispat edilemez” manasında söylemiştir. Onuncu Söz risalesi, o zâtın dehâsıyla yetişemediği hakikatleri, avamlara da, çocuklara da bildiriyor.
Hem kader ve cüz-i ihtiyarinin ispatı meselesinde Sad-ı Taftazani gibi büyük bir alim ancak 40 sayfada ve o da alimlerin alimlerine anlatabildiği ve hatta bu meseleyi avam içinde konuşmayı uygun görmedikleri halde, Risale-i Nur ise 26. Söz olan Kader Risalesinde 2 sayfada çocuklar dahi anlayacak şekilde izah ve ispat etmiştir, meydandadır ve bakılabilir.
Hem kainatın yaratılmasının hikmetlerini ve kainatın tılsımı, Yirmi Dördüncü Mektup ve Yirmi Dokuzuncu Sözün âhirindeki remizli nüktede ve Otuzuncu Sözün, tahavvülât-ı zerrâtın altı adet hikmetinde keşfedilmiştir. Bu derece müşkil meseleleri en basit bir şekilde ve herkesin istifade edeceği bir tarzda izah etmek harika olmazsa nedir?
Hem her tabaka insan Risale-i Nur’dan istifade etmektedir. Bir köylüden bir vekile, bir öğrenciden bir profesöre, 7 yaşındaki bir çocuktan tut 70 yaşındaki ihtiyarlara kadar her taife Risale-i Nur’dan istifade etmektedir.
Hem her taife derecesine göre istifade etmesi, doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk’ın bir rahmeti ve Kur’an-ı Kerim’in bu asırda bir kerameti olduğu aşikardır. Çünkü her okuyan mutlaka istifade etmiştir. İstifade etmeyen olmamıştır. Derecesine göre istifadeler de değişiktir. Hiçbir dinsiz filozof tarafından tenkit edilememesi de ayrıca bir keramettir. Onların damarlarına şiddetli bir şekilde dokundurduğu ve mesleklerini en aşağı bir dereceye düşürdüğü halde hiçbir filozof itiraz edememiştir.
Hem hangi kitap olursa olsun, böyle hakaik-i İlâhiyeden ve imaniyeden bahsetmişse, ekseriyetle bir kısım meseleleri, bir kısım insanlara zarar verir. Ve zarar verdikleri için, her mesele herkese neşredilmemiş. Buna dair kitaplarda kayıt vardır. Halbuki şu risaleler ise, şimdiye kadar hiç kimsede -çoklardan sorduğum halde- sû-i tesir ve aksülâmel ve zihne zarar gibi bir zarar vermedikleri, doğrudan doğruya bir işaret-i gaybiye ve bir inâyet-i Rabbâniye olduğu bizce muhakkaktır.
Hem yirmi üç senede (1926-1949) telifi tamamlanan ve yüz otuz kitaptan müteşekkil Risale-i Nur adlı eserleriyle, ilm-i kelam sahasında bir teceddüd yaptığı görülmüştür.
Evet, Said Nursi, on beş sene tahsili lazım gelen ilmi üç ayda elde etmesi, gaybî bir işarettir ki: "Bir zaman gelecek, on beş sene değil, bir sene bile ilm-i îman dersini alacak medreseler ele geçmeyecek. İşte o zamanda müştaklara on beş senelik dersi on beş haftada ellere verebilecek Kur'anî bir tefsir çıkacak ve Said Nursi onun hizmetinde bulunacak." Hem “Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim, hakikatli bir âlimi olabilir” diye bu hakikate işaret edilmektedir.
Müceddid-i Elf-i Sânî İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârukî ders verirken diyordu:
"Bütün tarîkatların en mühim neticesi hakáik-ı îmâniyenin inkişâfıdır. Ve bir tek mesele-i îmâniyenin vuzuh ile inkişâfı, bin kerâmâta ve ezvâka müreccahtır."
Hem yine Ahmed-i Fârûkî Risale-i Nur hakkında demiş ki: "Mütekellimînden biri gelecek, bütün hakaik-i imaniyeyi kemal-i vuzuh ile beyan ve ispat edecek." Zaman ispat etti ki, o adam, adam değil, belki Risale-i Nur'dur. Ehl-i keşif, Risale-i Nur'u ehemmiyetsiz olan tercümanı suretinde keşiflerinde müşahede etmişler, "bir adam" demişler.
Yirminci asrın Kur'ân Felsefesi olan bu eserler, bir taraftan teknik, fen ve san'at olarak maddiyatı, diğer taraftan iman ve ahlâk olarak mâneviyatı câmi ve havi olacak Türk medeniyetinin, sadece maddiyata dayanan sair medeniyetleri geride bırakacağını da isbat ve ilân etmektedir.
Ecdadımızın bir zamanlar kalblerinde yerleşen iman ve itikad cihetiyle zemin yüzünde yüz mislinden ziyade devletlere, milletlere karşı imanından gelen bir kahramanlıkla mukabele etmesi, İslâmiyet ve kemalât-ı mâneviyenin bayrağını Asya, Afrika ve yarı Avrupa'da gezdirmesi ve 'Ölsem şehidim, öldürsem gaziyim' deyip ölümü gülerek karşılayarak müteselsil düşman hâdisata karşı dayanması gibi, milletçe medar-ı iftihar âli seciyemizin bugün biz gençlerde inkişafı, vatan ve millet menfaatı bakımından ve istikbalimizin selameti noktasından ne derece elzem olduğu malûmdur. Mutlaka her hareket ve hizmette maddî bir ücret ce şahsî menfaatler mülâhaza etmek, Türk'ün millî tarihinin şeref ve haysiyeti ile kabil-i te'lif olamaz. Bizler, ancak Rıza-yı İlâhî için çalışıyoruz. Bizzat hizmetinde bulunmakla aldığımız telezzüz, kardeş ve vatandaşlarımıza, İslâmiyete ve insaniyete yardımda bulunabilmek mazhariyetinden gelen ebedî hayatımıza ait sürur ve ümit, bizim bu babda aldığımız ve alacağımız yegâne hakiki mukabele ve ücrettir.
Risale-i Nur!.. Kur'an âyetlerinin nurlu bir tefsiri.. Baştan başa iman ve tevhid hakikatlarıyla müberhen.. Her sınıf halkın anlayışına göre hazırlanmış... Müsbet ilimlerle mücehhez.. Vesveseli şüphecileri ikna ediyor... En avamdan en havassa kadar herkese hitap edip, en muannid feylesofları dahi teslime mecbur ediyor...
Risale-i Nur!.. Nurlu bir külliyat... Yüzotuz eser... Büyüklü küçüklü risaleler halinde... Asrın ihtiyaçlarına tam cevap verir... Aklı ve kalbi tatmin eder... Kur'ân-ı Kerim'in yirminci asırdaki lâfzî değil - manevî tefsiri...
İsbat ediyor!... Akla gelen bütün istifhamları... Zerreden güneşe kadar îman mertebelerini... Vahdaniyet-i İlahiyeyi... Nübüvvetin hakikatını...
İsbat ediyor!... Arz ve Semavatın tabakatından, melaike ve ruh bahsinden, zamanın haikatından, Haşir ve Ahiretin vukuundan, Cennet ve Cehennemin varlığından, ölümün mahiyet-i asliyesinden ebedî saadet ve şekavetin menbaına kadar... Akla gelen ve gelmeyen bütün îmanî meseleleri en kat'i delillerle aklen, mantıken, ilmen isbat ediyor... Pozitif ilimlerin müşevviki... Riyazi meselelerden daha kat'i delillerle aklı ve kalbi ikna edip, merakları izale eden bir şaheser...
Birisi: Malûm tefsirlerdir ki, Kur'anın ibaresini ve kelime ve cümlelerinin mânalarını beyan ve izah ve isbat ederler. Bu bölümde ayetler Fatiha Suresi’nden başlayarak sona kadar sıra ile tefsir edilir.
İkinci kısım tefsir ise: Kur'ânın imanî olan hakikatlarını kuvvetli hüccetlerle beyan ve isbat ve izah etmektir. Bu kısmın çok ehemmiyeti var. Zâhir malûm tefsirler, bu kısmı bazan mücmel bir tarzda dercediyorlar; fakat Risale-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsalsiz bir tarzda muannîd feylesofları da susturan bir mânevî tefsirdir. Birincisi ibaresini izah eder, ikincisi de hakikatlerini ispat eder. Risale-i Nur bu ikinci kısım tefsirlerin en kuvvetlisi ve en kıymettarı olduğuna, ehl-i dirayet ve dikkat yüz binler şahitler var. Risale-i Nur, Kur'an-ı Hakîmin hakîki bir tefsiridir. Ayetler, sırasıyla değil, devrin ihtiyacına cevap veren îmanî hakîkatleri beyan eden ayetler tefsir edilmiştir. Risâle-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsâlsiz bir tarzda, muannid feylesofları susturan bir mânevî tefsirdir. Bu ikinci kısım tefsiri malum olan tefsirler bazen kısa olarak geçmektedirler. Fakat Risale-i Nur, bu ikinci kısmı esas tutmuş ve bütün kuvvetiyle bu ciheti ispat etmeye çalışıyor. Bu çeşit tefsirler sünuhat ve ilham kabilinden olup doğrudan doğruya vahyin menbaı olan Hazreti Muhammed (ASM)’in manevi ilham ve telkinatıdır. Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin Mesnevi-i Şerif’i, Hz. Ali’nin Celcelutiye Kasidesi, Abdulkadir-i Geylani’nin Fütuh-ul Gayb Risalesi hep bu manevi tefsirlerdendir.
Kur'ânın hakikatlarını müsbet ilim anlayışına uygun bir tarzda izah ve isbat eden Risale-i Nur Külliyatı, her insan için en mühim mesele olan "Ben neyim? Nereden geliyorum? Nereye gideceğim? Vazifem nedir? Bu mevcudat nereden gelip nereye gidiyorlar? Mahiyet ve hakikatları nedir?" gibi suallerin cevabını vâzıh ve kat'i bir şekilde, çekici bir uslûp ve güzel bir ifade ile beyan edip ruh ve akılları tenvir ve tatmin ediyor.
Şimdiye kadar ispat edilemeyen iman hakikatlerini iki kere iki dört eder derecesinde ispat etmiştir. Bunlardan haşir meselesinde İbni Sina, fehminde aczini itiraf etmiş, "Akıl buna yol bulamaz" demiş. Yani böyle diyenlerin namına kendisi de aczini itiraf etmiştir. Demiştir ki: “Haşir meselesi nakli bir meseledir, iman ederiz fakat akıl buna yol bulamaz yani akli deliller ile ispat edilemez” manasında söylemiştir. Onuncu Söz risalesi, o zâtın dehâsıyla yetişemediği hakikatleri, avamlara da, çocuklara da bildiriyor.
Hem kader ve cüz-i ihtiyarinin ispatı meselesinde Sad-ı Taftazani gibi büyük bir alim ancak 40 sayfada ve o da alimlerin alimlerine anlatabildiği ve hatta bu meseleyi avam içinde konuşmayı uygun görmedikleri halde, Risale-i Nur ise 26. Söz olan Kader Risalesinde 2 sayfada çocuklar dahi anlayacak şekilde izah ve ispat etmiştir, meydandadır ve bakılabilir.
Hem kainatın yaratılmasının hikmetlerini ve kainatın tılsımı, Yirmi Dördüncü Mektup ve Yirmi Dokuzuncu Sözün âhirindeki remizli nüktede ve Otuzuncu Sözün, tahavvülât-ı zerrâtın altı adet hikmetinde keşfedilmiştir. Bu derece müşkil meseleleri en basit bir şekilde ve herkesin istifade edeceği bir tarzda izah etmek harika olmazsa nedir?
Hem her tabaka insan Risale-i Nur’dan istifade etmektedir. Bir köylüden bir vekile, bir öğrenciden bir profesöre, 7 yaşındaki bir çocuktan tut 70 yaşındaki ihtiyarlara kadar her taife Risale-i Nur’dan istifade etmektedir.
Hem her taife derecesine göre istifade etmesi, doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk’ın bir rahmeti ve Kur’an-ı Kerim’in bu asırda bir kerameti olduğu aşikardır. Çünkü her okuyan mutlaka istifade etmiştir. İstifade etmeyen olmamıştır. Derecesine göre istifadeler de değişiktir. Hiçbir dinsiz filozof tarafından tenkit edilememesi de ayrıca bir keramettir. Onların damarlarına şiddetli bir şekilde dokundurduğu ve mesleklerini en aşağı bir dereceye düşürdüğü halde hiçbir filozof itiraz edememiştir.
Hem hangi kitap olursa olsun, böyle hakaik-i İlâhiyeden ve imaniyeden bahsetmişse, ekseriyetle bir kısım meseleleri, bir kısım insanlara zarar verir. Ve zarar verdikleri için, her mesele herkese neşredilmemiş. Buna dair kitaplarda kayıt vardır. Halbuki şu risaleler ise, şimdiye kadar hiç kimsede -çoklardan sorduğum halde- sû-i tesir ve aksülâmel ve zihne zarar gibi bir zarar vermedikleri, doğrudan doğruya bir işaret-i gaybiye ve bir inâyet-i Rabbâniye olduğu bizce muhakkaktır.
Hem yirmi üç senede (1926-1949) telifi tamamlanan ve yüz otuz kitaptan müteşekkil Risale-i Nur adlı eserleriyle, ilm-i kelam sahasında bir teceddüd yaptığı görülmüştür.
Evet, Said Nursi, on beş sene tahsili lazım gelen ilmi üç ayda elde etmesi, gaybî bir işarettir ki: "Bir zaman gelecek, on beş sene değil, bir sene bile ilm-i îman dersini alacak medreseler ele geçmeyecek. İşte o zamanda müştaklara on beş senelik dersi on beş haftada ellere verebilecek Kur'anî bir tefsir çıkacak ve Said Nursi onun hizmetinde bulunacak." Hem “Bir sene bu risaleleri ve bu dersleri anlayarak ve kabul ederek okuyan, bu zamanın mühim, hakikatli bir âlimi olabilir” diye bu hakikate işaret edilmektedir.
Müceddid-i Elf-i Sânî İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârukî ders verirken diyordu:
"Bütün tarîkatların en mühim neticesi hakáik-ı îmâniyenin inkişâfıdır. Ve bir tek mesele-i îmâniyenin vuzuh ile inkişâfı, bin kerâmâta ve ezvâka müreccahtır."
Hem yine Ahmed-i Fârûkî Risale-i Nur hakkında demiş ki: "Mütekellimînden biri gelecek, bütün hakaik-i imaniyeyi kemal-i vuzuh ile beyan ve ispat edecek." Zaman ispat etti ki, o adam, adam değil, belki Risale-i Nur'dur. Ehl-i keşif, Risale-i Nur'u ehemmiyetsiz olan tercümanı suretinde keşiflerinde müşahede etmişler, "bir adam" demişler.
Yirminci asrın Kur'ân Felsefesi olan bu eserler, bir taraftan teknik, fen ve san'at olarak maddiyatı, diğer taraftan iman ve ahlâk olarak mâneviyatı câmi ve havi olacak Türk medeniyetinin, sadece maddiyata dayanan sair medeniyetleri geride bırakacağını da isbat ve ilân etmektedir.
Ecdadımızın bir zamanlar kalblerinde yerleşen iman ve itikad cihetiyle zemin yüzünde yüz mislinden ziyade devletlere, milletlere karşı imanından gelen bir kahramanlıkla mukabele etmesi, İslâmiyet ve kemalât-ı mâneviyenin bayrağını Asya, Afrika ve yarı Avrupa'da gezdirmesi ve 'Ölsem şehidim, öldürsem gaziyim' deyip ölümü gülerek karşılayarak müteselsil düşman hâdisata karşı dayanması gibi, milletçe medar-ı iftihar âli seciyemizin bugün biz gençlerde inkişafı, vatan ve millet menfaatı bakımından ve istikbalimizin selameti noktasından ne derece elzem olduğu malûmdur. Mutlaka her hareket ve hizmette maddî bir ücret ce şahsî menfaatler mülâhaza etmek, Türk'ün millî tarihinin şeref ve haysiyeti ile kabil-i te'lif olamaz. Bizler, ancak Rıza-yı İlâhî için çalışıyoruz. Bizzat hizmetinde bulunmakla aldığımız telezzüz, kardeş ve vatandaşlarımıza, İslâmiyete ve insaniyete yardımda bulunabilmek mazhariyetinden gelen ebedî hayatımıza ait sürur ve ümit, bizim bu babda aldığımız ve alacağımız yegâne hakiki mukabele ve ücrettir.
Risale-i Nur!.. Kur'an âyetlerinin nurlu bir tefsiri.. Baştan başa iman ve tevhid hakikatlarıyla müberhen.. Her sınıf halkın anlayışına göre hazırlanmış... Müsbet ilimlerle mücehhez.. Vesveseli şüphecileri ikna ediyor... En avamdan en havassa kadar herkese hitap edip, en muannid feylesofları dahi teslime mecbur ediyor...
Risale-i Nur!.. Nurlu bir külliyat... Yüzotuz eser... Büyüklü küçüklü risaleler halinde... Asrın ihtiyaçlarına tam cevap verir... Aklı ve kalbi tatmin eder... Kur'ân-ı Kerim'in yirminci asırdaki lâfzî değil - manevî tefsiri...
İsbat ediyor!... Akla gelen bütün istifhamları... Zerreden güneşe kadar îman mertebelerini... Vahdaniyet-i İlahiyeyi... Nübüvvetin hakikatını...
İsbat ediyor!... Arz ve Semavatın tabakatından, melaike ve ruh bahsinden, zamanın haikatından, Haşir ve Ahiretin vukuundan, Cennet ve Cehennemin varlığından, ölümün mahiyet-i asliyesinden ebedî saadet ve şekavetin menbaına kadar... Akla gelen ve gelmeyen bütün îmanî meseleleri en kat'i delillerle aklen, mantıken, ilmen isbat ediyor... Pozitif ilimlerin müşevviki... Riyazi meselelerden daha kat'i delillerle aklı ve kalbi ikna edip, merakları izale eden bir şaheser...