Şah
19.03.2007, 14:32
“Yoktan var olmaz, vardan da yok olmaz.”
Ortaokul yıllarında Fen Bilgisi öğretmenimiz bunu soru şeklinde bize sormuştu. Bu söz doğru mu yoksa yanlış mı? diye. Bütün sınıf bu sözün doğru olduğunu söylemişti. Yine aynı öğretmenimiz bu soruyu daha önce başka bir sınıfa sorduğunu ve bu sınıftan sadece 4 kişinin bu sözün yanlış olduğunu söylediğini bildirmişti. Demek ki o yıllarda bu sözün yanlış olduğunu kavrayamamıştık. Peki bu söz neden yanlış hiç düşündünüz mü?
Evvela “Yoktan var olmaz” sözünü inceleyelim. Kainata baktığımızda kainatın yoktan var olduğunu görürüz. Çünkü kainat daha önce yoktu ama şimdi var. Demek ki yoktan var olmuştur. Hem yine her bahar mevsiminde yaklaşık olarak 300.000 bin tür canlı yaratılıyor. Her bir türün içinde de sayısız fert var. Hesap etmeye kalkışsak ömrümüz yetmez. Onun için hesap etmeye uğraşmayalım. Bunların çoğu güz mevsiminde ölüp, bahar mevsiminde yeniden diriltiliyor. Yani anlayacağınız kadarıyla hiçten yaratılıyor demektir.
Sonra “Vardan yok olmaz” sözüne bakalım. Yahu yoktan var eden niçin varı yok edemesin ki? Madem kudreti ve ilmiyle yoktan yaratıyor öyle ise varı da yok edebilir. Bu kudretine zor gelir mi? Oysa ki yaratılanların vücudu vacip olmadığından dolayı sebebi sadece Cenab-ı Hakk’ın istemesidir. Vücudu vacip olan yalnız Cenab-ı Hakk'tır. O olmasaydı kainat da hiç bir şey de olmayacaktı. Hem eğer birden çok ilahlar olsaydı semavatta düzen olmazdı. Her şey birbirine karışırdı.
İsterse yaratır istemezse yaratmaz. Yani bütün canlıların vücuduna sebep ise yalnız Cenab-ı Hakk’ın istemesidir. Ne kadar acayip değil mi? Olsa da olur, olmasa da olur türünden bütün mahlukat yalnız Cenab-ı Hakk’ın istemesiyle vücuda geliyor.
Sofestailer denilen felsefeciler bu sözün ne kadar hatalı olduğunu bildikleri için her şeyi inkar etmişler ve hiçbir şey yok demişler. Çünkü akıl ise bu sözü kesinlikle kabul edemez. Onun için hem kendilerini, hem akıllarını hem de her şeyi inkar ederek bir derece akla yanaşmışlar.
İbda; bir şeyin tedric kanununa tabi olmaksızın birden ve en mükemmel şekilde yaratılmasıdır. İnşa ise bir şeyin bir ilk noktadan başlayan bir terbiye ile safha safha ilerlemesi, tedricen kemale ermesidir.
Eşyanın İlahi ilimdeki teşekkülleri ibda iledir. Yani bunlar yoktan vücut bulurlar. Bu ilmî vücutlara mahiyet denilmektedir. Bu mahiyetler harici alemde yaratıldıklarında hakikat olurlar. Bu yaratma da iki şekilde olur. Ya ibda ile, zamansız bir anda vücut bulurlar. Yahut inşa ile kademeli olarak yaratılırlar. Kainatta bu iki tür yaratılışın sonsuz örnekleri vardır.
Kainatın bir küçük misali olan insanda da bu iki tür yaratılış açıkça görülmektedir. Şöyle ki, insanın ruhu ibda ile yaratılır, bedeni ise inşa ile. Anne rahminde inşa edilen insan bedenine bu inşanın belli bir safhasında ruh ilka edilir. Ruhun yaratılması da, bedene ilka edilmesi de ibda iledir.
Söylenen mübarek bir kelimeden melek yaratılması da yine ibda iledir.
Özellikle madde aleminde inşa daha fazla görülür. Bu dünya hikmet dünyası olduğundan kainatın yaratılışı altı devrede gerçekleşmiş, bu hal kainatta yaratılan bütün maddi varlıklara da aksetmiştir. Dünya güneşten koptuktan sonra bir anda bugünkü halini almadığı gibi, bir çekirdek de anında ağaç olmuyor, bir yumurta hemen kuş haline gelmiyor. Ahiret ise kudret alemi olduğundan orada ibda hakim olacak, yenilen meyvenin yerine yenisi anında gelecektir.
Risale-i Nurların bazı yerlerinde Bediüzzaman hazretleri mevcudatı 300 bin bazı yerlerinde ise 400 bin diye tavsif etmektedir. - Bitkiler ve hayvanların başlıca türleri 400.000 civarında olabilir. Ama işin ayrıntılarına girildiğinde bu aded milyonları bulmaktadır. Sözgelimi, portakal bir tür olarak ele alınabilir. Ama portakalın kendi içinde cinslerini de nazara aldığımızda yüzlerce farklı portakalla karşılaşırız.- aradaki yüzbin fark sabit olmakta geriye kalan 300 bin ise her an "ibda" kanunuyla yoktan var edilmektedir. Tabi kainatta halk (yaratma) işlemleri, her an devam etmektedir. Yoksa bazı felsefecilerin dedikleri gibi, Cenabı Hakka (haşa) acziyet atfederek kainatı bir makina gibi kurarak kendi haline bırakmış değil. Bu husus Cenabı Hakkın halık vb. isimleriyle çelişmektedir.
Her gün açtığımız lambamızın nurunu Rabbimiz yoktan var etmekte, her bahar mevsiminde yediğimiz onca meyve ve sebze yoktan hiçten varedilmekte, her bahar mevsiminde doğan trilyonlarca sinek ve sivrisinek yoktan halkedilmekte vehakeza buna kıyas edilsin ki kainatta bu hallakiyet faaliyeti her an işlenmekte olduğu görülsün.
Ortaokul yıllarında Fen Bilgisi öğretmenimiz bunu soru şeklinde bize sormuştu. Bu söz doğru mu yoksa yanlış mı? diye. Bütün sınıf bu sözün doğru olduğunu söylemişti. Yine aynı öğretmenimiz bu soruyu daha önce başka bir sınıfa sorduğunu ve bu sınıftan sadece 4 kişinin bu sözün yanlış olduğunu söylediğini bildirmişti. Demek ki o yıllarda bu sözün yanlış olduğunu kavrayamamıştık. Peki bu söz neden yanlış hiç düşündünüz mü?
Evvela “Yoktan var olmaz” sözünü inceleyelim. Kainata baktığımızda kainatın yoktan var olduğunu görürüz. Çünkü kainat daha önce yoktu ama şimdi var. Demek ki yoktan var olmuştur. Hem yine her bahar mevsiminde yaklaşık olarak 300.000 bin tür canlı yaratılıyor. Her bir türün içinde de sayısız fert var. Hesap etmeye kalkışsak ömrümüz yetmez. Onun için hesap etmeye uğraşmayalım. Bunların çoğu güz mevsiminde ölüp, bahar mevsiminde yeniden diriltiliyor. Yani anlayacağınız kadarıyla hiçten yaratılıyor demektir.
Sonra “Vardan yok olmaz” sözüne bakalım. Yahu yoktan var eden niçin varı yok edemesin ki? Madem kudreti ve ilmiyle yoktan yaratıyor öyle ise varı da yok edebilir. Bu kudretine zor gelir mi? Oysa ki yaratılanların vücudu vacip olmadığından dolayı sebebi sadece Cenab-ı Hakk’ın istemesidir. Vücudu vacip olan yalnız Cenab-ı Hakk'tır. O olmasaydı kainat da hiç bir şey de olmayacaktı. Hem eğer birden çok ilahlar olsaydı semavatta düzen olmazdı. Her şey birbirine karışırdı.
İsterse yaratır istemezse yaratmaz. Yani bütün canlıların vücuduna sebep ise yalnız Cenab-ı Hakk’ın istemesidir. Ne kadar acayip değil mi? Olsa da olur, olmasa da olur türünden bütün mahlukat yalnız Cenab-ı Hakk’ın istemesiyle vücuda geliyor.
Sofestailer denilen felsefeciler bu sözün ne kadar hatalı olduğunu bildikleri için her şeyi inkar etmişler ve hiçbir şey yok demişler. Çünkü akıl ise bu sözü kesinlikle kabul edemez. Onun için hem kendilerini, hem akıllarını hem de her şeyi inkar ederek bir derece akla yanaşmışlar.
İbda; bir şeyin tedric kanununa tabi olmaksızın birden ve en mükemmel şekilde yaratılmasıdır. İnşa ise bir şeyin bir ilk noktadan başlayan bir terbiye ile safha safha ilerlemesi, tedricen kemale ermesidir.
Eşyanın İlahi ilimdeki teşekkülleri ibda iledir. Yani bunlar yoktan vücut bulurlar. Bu ilmî vücutlara mahiyet denilmektedir. Bu mahiyetler harici alemde yaratıldıklarında hakikat olurlar. Bu yaratma da iki şekilde olur. Ya ibda ile, zamansız bir anda vücut bulurlar. Yahut inşa ile kademeli olarak yaratılırlar. Kainatta bu iki tür yaratılışın sonsuz örnekleri vardır.
Kainatın bir küçük misali olan insanda da bu iki tür yaratılış açıkça görülmektedir. Şöyle ki, insanın ruhu ibda ile yaratılır, bedeni ise inşa ile. Anne rahminde inşa edilen insan bedenine bu inşanın belli bir safhasında ruh ilka edilir. Ruhun yaratılması da, bedene ilka edilmesi de ibda iledir.
Söylenen mübarek bir kelimeden melek yaratılması da yine ibda iledir.
Özellikle madde aleminde inşa daha fazla görülür. Bu dünya hikmet dünyası olduğundan kainatın yaratılışı altı devrede gerçekleşmiş, bu hal kainatta yaratılan bütün maddi varlıklara da aksetmiştir. Dünya güneşten koptuktan sonra bir anda bugünkü halini almadığı gibi, bir çekirdek de anında ağaç olmuyor, bir yumurta hemen kuş haline gelmiyor. Ahiret ise kudret alemi olduğundan orada ibda hakim olacak, yenilen meyvenin yerine yenisi anında gelecektir.
Risale-i Nurların bazı yerlerinde Bediüzzaman hazretleri mevcudatı 300 bin bazı yerlerinde ise 400 bin diye tavsif etmektedir. - Bitkiler ve hayvanların başlıca türleri 400.000 civarında olabilir. Ama işin ayrıntılarına girildiğinde bu aded milyonları bulmaktadır. Sözgelimi, portakal bir tür olarak ele alınabilir. Ama portakalın kendi içinde cinslerini de nazara aldığımızda yüzlerce farklı portakalla karşılaşırız.- aradaki yüzbin fark sabit olmakta geriye kalan 300 bin ise her an "ibda" kanunuyla yoktan var edilmektedir. Tabi kainatta halk (yaratma) işlemleri, her an devam etmektedir. Yoksa bazı felsefecilerin dedikleri gibi, Cenabı Hakka (haşa) acziyet atfederek kainatı bir makina gibi kurarak kendi haline bırakmış değil. Bu husus Cenabı Hakkın halık vb. isimleriyle çelişmektedir.
Her gün açtığımız lambamızın nurunu Rabbimiz yoktan var etmekte, her bahar mevsiminde yediğimiz onca meyve ve sebze yoktan hiçten varedilmekte, her bahar mevsiminde doğan trilyonlarca sinek ve sivrisinek yoktan halkedilmekte vehakeza buna kıyas edilsin ki kainatta bu hallakiyet faaliyeti her an işlenmekte olduğu görülsün.