PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Fatih Sultan Mehmed Han


Sinner
21.03.2007, 09:21
http://www.biyografi.net/biyografi/resim/kisi/133.gif
Fatih Sultan Mehmed ( 11.01.1432)- (26.02.1481)
Yedinci Osmanlı padişahı ve İstanbul'un Fatihi.

Saltanatı: 1451-1481
Babası: II. Murat Han - Annesi:Hatice Alime Hüma Hatun
Doğumu: 30 Mart 1432 Vefatı: 3 Mayıs 1481

Sultan Murat Han, oğlu şehzade Mehmet'i yalnız din ve fen ilimlerinde yüksek bir tahsil yaptırmak ve bir takım kültür dillerine (Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve Sırpça) sahip olarak yetiştirmekle kalmadı. O, bu kudretli ve kabiliyetli şehzadeye tecrübeli devlet adamlarından ve büyük alimlerden müteşekkil yüksek bir muhiti, maddi-manevi bakımlardan devrin en üstün bir ordusunu ve nihayet bütün düşmanlarını ve Haçlı ordularını yere seren rakipsiz ve sağlam bir devleti de miras bırakmıştı.

Bununla beraber 21 yaşında tahta oturan genç Hakan, daha ilk günlerde devleti ve ordusunu daha büyük hamleler yapacak bir kudrete ulaştırdı. Şehzadeliğinden beri bir an önce İstanbul'u fethetmek ve Hazret-i Peygamber'in "Konstantiniyye (İstanbul) muhakkak fethedilecektir. Bu fethi yapacak hükümdar ne güzel hükümdar ve onun askerleri ne güzel askerdir." müjdesine mashar olmak istiyordu. Bu gaye ile askerî tarihin kaydettiği ilk büyük ateşli silahlar ve toplar ile ordusunu dayanılmaz bir kudret haline getirdi. Ayrıca 1000 yıllık tarihi boyunca bütün muhasaraları muvaffakiyetsizliğe uğratan surları aşmak için seyyar kuleler kurdu. Nihayet 6 Nisan'da başlayan kuşatma, 22 Nisan'da Fatih'in donanmayı Beşiktaş'tan Haliç'e indirmesiyle çok şiddetli bir duruma girdi. 29 Mayıs 1453'te yapılan son taarruzla şehri alarak Ortaçağ'a son verdi.

Beyaz bir at üzerinde ve muhteşem bir alayla Topkapı'dan şehre giren Fatih Sultan Mehmet, doğruca Ayasofya'ya gitti. Kapıya gelince attan inip, secdeye vardı. Mabedi temizletti, tasvirlerden kurtardı ve ilk Cuma namazını orada bütün gazilerin sevinç ve heyecanları içinde kıldı. Daha sonra Ayasofya'nın kıyamete kadar cami kalmasını yazılı vasiyet ve vakıf eyledi.

Fatih Sultan Mehmet bundan sonra, Osmanlı Devleti'ni bir Cihan İmparatorluğu haline getirme ve İslamiyet'i bütün dünyaya yayma mücadelesine girişti. O; "Dünyada tek bir din, tek bir devlet, tek bir padişah ve İstanbul da cihanın payitahtı olmalıdır" diyordu. Nitekim bu gaye ile Fatih kısa zamanda Anadolu'da İsfendiyar, Trabzon, Karaman ve Akkoyunlu memleketlerini ilhak etti. Dulkadir beyliği ile Kırım hanlığını tabiiyeti altına aldı. Yunanistan, Arnavutluk, Bosna-Hersek, Sırbistan (Belgrad hariç), Eflak-Boğdan ve sair ülkeleri fethetti. Birçok krallık, imparatorluk, hanlık ve beylik ortadan kaldırıldı ve Osmanlı toprakları Tuna'dan Fırat'a kadar yayıldı. Anadolu'da milli birlik tesis edildi.

Bu büyük Türk Sultanı 1481 senesi ilkbaharında üç yüz bin kişilik bir ordunun başında olarak yeni bir sefere çıktı. Ancak, Hünkar çayırı denilen mevkide hastalandı ve çok geçmeden 3 Mayıs 1481'de vefat etti. Özel doktoru olan Yahudi dönmesi Yakup Paşa tarafından zehirlendiği de söylenmektedir. Naşı, adına yaptırdığı caminin bahçesine defnedildi. Sonra üzerine türbe yapıldı.

Fatih Sultan Mehmet, ince yüzlü, uzunca boyla, dolgun vücutlu olup, seyrek güler, yüzüne bakıldığında hürmet ve korku telkin ederdi. Her şeyi öğrenmek isteyen zeki bir araştırıcı idi. Harp sanatından çok hoşlanır, yapacağı seferlerden en yakınlarını bile haberdar etmez ve bunların gizli kalmasına çok dikkat ederdi. "Sırrıma sakalımın bir tek telinin vakıf olduğunu bilsem onu yolar atarım" sözü meşhurdur.

Soğuğa-sıcağa, açlığa-susuzluğa ve yorgunluğa karşı çok dayanıklı idi. Trabzon üzerine çıktığı seferde Zigana dağlarını yaya olarak bin bir müşkilatla geçerken yanında bulunan Uzun Hasan'ın annesi, Sara Hatun; "Ey oğul! Bir Trabzon için bunca zahmet değer mi?" deyince, yüce Hakan; "Bu zahmet din yolunadır, ahirette Allahü tealanın huzuruna varınca inayet ola. Zira elimizde İslam kılıcı var. Eğer bu zahmeti ihtiyar etmezsek bize gazi demek yalan olur" cevabını verir.

Fatih, büyük ilim, din, kültür ve sanat adamlarını etrafında toplayarak İslam medeniyetine yeni bir hamle verdi ve İstanbul'u devrinde bu medeniyetin ve dünyanın en yüksek bir merkezi halime getirdi. Molla Gürani, Hocazade, Molla Hüsrev, Hızır Bey, Molla Yegan, Ali Kuşçu ve Akşemseddin meclisinin en mühim simaları idi. Devrinde Osmanlı Devleti'nin bütün temel müessese ve teşkilatı en mükemmel bir hale geldi. Zeytinyağı döktürerek insanlık tarihinde "yağla makine soğutmasını", havan topunun balistik hesap ve planını yaparak dik mermi yollu ilk silahı keşfeden de odur. Yine onun devrinde başta İstanbul olmak üzere, imparatorluğun bütün şehirleri cami, mescit, medrese ve sair eserlerle donatılmıştır.

Bunu Böyle Bilesiniz

Fatih Sultan Mehmet Han'ın namaz kılınmasına dikkat edilmesi hususunda Rum vilayetlerine gönderdiği ferman şöyledir: "Allahü teala, emirlerinin yerine getirilmesini bize nasip ve müyesser eylesin. Bu hükümde bildirmek istediğim husus şudur: Rum diyarındaki şehir ve kasabalarda ve buraların köylerinde yaşayan müslüman ahali, İslam dininin emir buyurduğu farzları yapıp, sünnetlerine riayet etmekte, Kelam-ı kadime ve Furkan-ı mecide yani Kur'an-ı kerime, hadis-i şeriflere uymakta gevşeklik gösterip muhalefet ederler imiş. Allahü tealanın "Namazı ikame ediniz:" emrini çiğneyip; "Namaz dinin direğidir. Onu dosdoğru kılan dinini ikame etmiş olur. Terk eden dinini yıkmış olur." hadis-i şerifine uymayıp, tuğyan yoluna sapanlar ve böylece mescit ve camileri viraneye ve harabeye döndürüp, fısk ve fücur, yani günah işlenen yerleri mamur ederler imiş. Bu ve buna benzer haberler bize ulaşıyor. Eğer bunlar doğru ise, emr-i bil ma'ruf ve nehy-i anil münker eylemek üzerime vacip olduğundan, ileri gelen bir adamımı bu iş için vazifelendirdim. O inceleyip takip edecek. Şöyle emir eyledim ki: "Her kim namazı terk ederse, dövülmek ve mali cezaya çarptırılarak ta'zir eylemek meşru olduğundan, İslam dininin emri gereği artık Rum diyarında namazını geçirenler tespit edilip, tamam haklarından gelinsin. Halka namaz kılmaları tenbih edilip, kılmayanlar hakarete uğratılıp teşhir edilsin. Hiç kimse ne olursa olsun bu icraata mani olmaya!.. Rum sancağı beyleri ve kadıları ve subaşıları ve bunların emrindeki diğer memurlar gönderdiğim vazifeliyle bu hususta elbirlik edip yardımcı olalar. Böylece İslamiyet'in yüce ahkâmı, emri ve yasaklarını yerine getirmekte gevşeklik ve tenbelliğe asla meydan verilmeye, Öyle ki, mescitler dolacak, medreseler mamur edilecek ve din-i İslam kuvvetlendirilmiş olacaktır. Böylece müslümanlar refah, huzur ve saadet içinde olup, Padişahın devam-ı devletine ve kudretinin artmasına duacı olacaklardır. Bunu böyle bilesiniz. Alamet-i şerifeme (tuğrama) itimat kılasınız."

HAKKINDA YAZILANLAR

1.Fatih'in İçsel Dünyası
Nezihe Araz
Dünya Yayıncılık / İnceleme - Araştırma

Neden Fatih Bu kitap kendi bilgimi artırmak ve bazı sorularıma yanıt bulmak için yaptığım araştırmalardan doğdu. Başlangıç tarihi İstanbul fethinin beşyüzüncü yıldönümüydü. Ben, bir tarihçi, bir tarih yazarı değilim. Ama elimdeki birikim Osmanlı'ya, Osmanlı kültürüne, Osmanlı sanatına ait ilgi çekici şeyler söylüyor. Biz ise, Osmanlıyı gerektiği gibi bilmiyoruz. Tanımıyoruz, araştırmıyoruz. Ama onun hakkında doğru-yanlış, çok çeşitli hükümler verebiliyoruz. Bu davranışı çok yanlış buluyorum. Geçmişimizi iyi bilmeden bugünü ve geleceği yaşamak, bilmek, değerlendirmek hem yanlış, hem eksik bir yöntem oluyor. Oysa yarınlara ulaşırken geçmişin tüm olayları, yol gösterici, örnek verici olarak bize gereklidir. Fatih, Osmanlı Devletinin yüzyılları içinde sadece 50 yıl kadar bir zaman sürecini işgal etmiş. Ama bu süreç içinde yaptıkları, yaşadıkları insanı şaşırtacak bir çizgide. Özellikle bilim, sanat ve insancıllık konularında.


1453 Konstantinopl
Kuşatma Güncesi
Nicolo Barbaro
Çeviri Yurdakul Fincancıoğlu
Büke Y. İstanbul 2001

Elinizde tuttuğunuz kitap, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti hakkında Batı ülkelerinde yayınlanmış, kaynak niteliğindeki özgün kitapları Türkçeye kazandırma düşüncesinin meyvesidir. Kuşatma Güncesi 1453'ün yazarı, Venedik Cumhuriyeti eşrafından bir ailenin çocuğu olan gemi doktoru Nicolo Barbaro'dur. Barbaro, Sultan Mehmet Il'nin 1453'teki adıyla Konstatinopl'u kuşatma altına aldığı günlerde, kentte bulunuyordu; kent Türklerin eline geçinceye kadar da orada kalmış ve yaşananları kendi bakış açısından gün gün not etmiştir.
(Arka Kapak)


1453 Konstantinopl Kuşatma Güncesi
Nicolo Barbaro
Büke Y. İstanbul 2001
Çeviri Yurdakul Fincancıoğlu

Elinizde tuttuğunuz kitap, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti hakkında Batı ülkelerinde yayınlanmış, kaynak niteliğindeki özgün kitapları Türkçeye kazandırma düşüncesinin meyvesidir. Kuşatma Güncesi 1453'ün yazarı, Venedik Cumhuriyeti eşrafından bir ailenin çocuğu olan gemi doktoru Nicolo Barbaro'dur. Barbaro, Sultan Mehmet Il'nin 1453'teki adıyla Konstatinopl'u kuşatma altına aldığı günlerde, kentte bulunuyordu; kent Türklerin eline geçinceye kadar da orada kalmış ve yaşananları kendi bakış açısından gün gün not etmiştir.
(Arka Kapak)

dilhuba
21.03.2007, 09:25
Sağol Kardeş

keram
22.09.2008, 20:48
http://www.fatihemlak.com/sultanfatih/image001.jpg

Osmanlı Padişahlarının yedincisi.İstanbul’un fatihi, II.Murad Han’ın oğlu. 30 Mart 1431 Pazar günü Edirne’de dünyaya geldi.Babası II.Murat, annesi Hümâ Hatun’dur. Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri, uzun boylu, dolgun yanaklı, kırmızı - beyaz tenli, kolları adaleli ve kuvvetli bir padişahtı. Devrinin en büyük ulemasından birisi idi. Yedi tane yabancı lisan bilirdi. Âlim, sâir ve sanatkârları toplar ve onlarla sohbetten çok hoşlanırdı. Gayet soğukkanlı ve cesurdu. Eşsiz bir kumandan ve idareci idi. Yapacağı işler hususunda, en yakınlarına bile hiçbir şey sızdırmazdı. Küçük yaşlarda tahsiline ve yetiştirilmesine çok önem verilen Şehzade Mehmet devrin en mümtaz alimlerinden ilim öğrendi.İlk hocası Molla Yegan’dı.Akşemseddin hazretleri şehzadenin her şeyi ile bizzat ilgilendi. 12 yaşına gelince devlet idaresini öğrenmesi için Manisa’ya vali olarak gönderildi. Kısa süre sonra babası tarafından tahta çıkarıldı. Bu sırada Şehzade Fatih henüz 13 yaşındaydı fakat bundan faydalanmak isteyen yeni bir haçlı ordusunun Türk topraklarına girmesi üzerine Fatih Sultan Mehmed, babasını tekrar tahta davet etti.http://www.fatihemlak.com/sultanfatih/image002.jpg 1451 tarihinde babası II.Murad’ın vefatı üzerine Fatih Sultan Mehmed, ikinci defa Osmanlı tahtına oturduğunda henüz 19 yaşındaydı. Fatih babası ve ecdadını zamanında zaptolunamayan Bizansı ele geçirip Peygamber Efendimizin ‘İstanbul mutlaka fetholunacaktır. Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir’ müjdesine mahzar olmak istiyordu. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul surlarını yıkacak büyüklükteki topların planını bizzat kendisi hazırlayarak, o zamana kadar yapılan toplardan çok daha büyük toplar döktürdü. Bunlardan Şâhî adı verilen bir tanesi çok büyük idi. Bu top 600-700 kilo ağırlığındaki granit gülleleri 1200 metreye kadar fırlatabiliyor ve patladığı zaman metrelerce mesafeden duyulabiliyordu.Bu korkunç topun ilk tecrübesinin yapılacağı sırada Fatih Edirne’de haberi olmayanların dilleri tutulmasın diye, hamile kadınlar çocuklarını düşürmesinler diye, daha evvelinde bütün şehre tellallar vasıtasıyla topun atılacağı saati ilan etmiştir. Bu muazzam top Edirne’den İstanbul’a elli çift manda ile iki ayda getirilebilmiş nakil esnasında yolların ve köprülerin tamiri işinde yüzlerce insan çalıştırılmıştı.

Fatih, 1453 yılı 23 Mart’ta ordusuyla Edirne’den hareket etti. Kuşatma 6 Nisan’da başladı. 18 Nisan’da İstanbul adaları alındı. 22 Nisan gecesi Türk donanması karadan Haliç’e indirildi ve son olarak 29 Mayıs sabahı yapılan taarruzla, muhtelif devletler tarafından yirmi sekiz defa muhasara edilen İstanbul, Osmanlı topraklarına katılmış oldu.

Savaş sonunda Fatih, beyaz atına binmiş, ordusunun önünde, yanında hocaları bulunduğu halde İstanbul’a ilk defa girerken, şehir halkı heyecanla Türk ordusunu karşılamaktadır. Ak sakalı ve ağır duruşuyla Akşemseddin’i padişah sanarak ellerindeki çiçek demetlerini ona vermeye çalışan şehir halkına göz ucuyla Fatih Sultan Mehmed’i göstererek ; ‘Sultan Mehmed odur, çiçekleri ona veriniz’ demek istiyordu. Fatih de Akşemseddin‘i göstererek ;’Gidiniz gene ona veriniz.. Sultan Mehmed benim ama o benim hocamdır’ dedi.

Fatih, şehre girince doğruca Ayasofya’nın önüne gelir. Burada büyük rütbeli papazlar, keşişler ve halk padişahın atının ayaklarına ağlayarak kapanırlar. O zamanlarda bir hükümdar, bir şehri zapdettiği zaman yağma ederdi. Bizanslılar da bunu bekliyorlardı fakat büyük Türk Sultanı bu yerlerde sürünen Bizanslılara şu şahane sözleri söylemiştir: ‘Kalkınız ve müsterih olunuz. Ben Sultan Mehmed; hepinize söylüyorum ki, bu andan itibaren ne hürriyetleriniz, ne de hayatlarınız hakkında gazap-ı şahanemden korkmayınız. Kimsenin malı yağma edilmeyecektir. Kimseye zulüm yapılmayacaktır. Hiç kimse dini inanışlarından dolayı cezalandırılmayacaktır.’ Bu şahane müsamaha Rumları şaşırttı. Bu ne büyük kumandandı! Bu ne inanılmaz sözlerdi!

Fatih Sultan Mehmed, dünyanın en büyük kilisesi ve bütün Avrupa’nın ayakta kalan en eski yapısı olan Ayasofya’yı camiye çevirdi. Fatih bu mabedin kıyamete kadar cami olarak kalmasını yazılı olarak vasiyet ve vakfeylemiştir.

1127 sene kilise, 481 sene de câmi olarak kullanılan Ayasofya, 1934'de müze haline getirildi.Fatih, Enez'i, Galata ve Kefe'yi Osmanlı topraklarına dahil etti. Limni, İmroz, Semendirek, Tasoz, Bozcaada ve Boğdan'ı aldı.Belgrad’ı muhasara ettiği zaman çarpışmaya bizzat katıldı. Alnından ve dizinden ciddi şekilde yaralandı. 1458'de Mora'yı kısmen, bir sene sonra da Sırbistan'ı tamamen aldı. 1461'de Amasra'yı ve İsfendiyar Oğulları Beyliğini Osmanlı topraklarına dahil etti. Trabzon Rum İmparatorluğunu ortadan kaldırdı. 1462'de Romariya, Yayçe ve Midilli'yi aldı. 1463 senesinde Papa'nın büyük gayretleri ile toplanan ve savaşa katılan herkesin altı aylık günahının affolunacağı ilân edilen 20 devletin katıldığı bir haçlı ittifakı ile 16 sene savaştı. 1463'de Bosna'yı fethetti ve Hersek'i de tabiiyeti altına aldı . 1466'da Konya ve Karaman’ı aldı. Arnavutluğu tamamen Osmanlı topraklarına kattı. 1470'de Agriboz'u aldı.Uzun Hasan'ı Otlukbeli savaşında kesinlikle yendi. Zafer şükranesi olarak kırkbin esiri salıvererek, hürriyetlerine kavuşturdu. 1476'da Boğdan'ı Osmanlı topraklarına kattı. Otuz sene içinde tam yirmibeş seferi bizzat kendisi idare etti. 900.000 bin kilometrekare olan topraklarını 2.214.000 kilometrekareye çıkardı.Fatih Sultan Mehmed, Venedikliler tarafından tertiplenen tam ondört suikastten kurtuldu. Son suikastten ise kurtulamadı. Venedikliler, bu büyük hükümdarı, aslen bir yahudi olan Maestro Jacopo isimli bir doktor vasıtasıyla zehirleterek öldürmeye muvaffak oldular. Tarihçi Babinger'e göre bu suikastçi doktor, Yakup Pasa unvanı ile sarayın doktorları arasında bulunuyordu. 1481 Mayıs’ının üçüncü günü yine bir sefere çıkmışken, Gebze'de ordugâhında Perşembe günü vefat etti. Papa, Büyük Hakan’ın ölümünde tam üç gün üç gece bütün kiliselerin çanlarını çaldırtarak sevinç ayinleri yaptırdı. Fatih 49 sene bir ay beş gün yaşadı. İki imparatorluk, dört krallık ve onbir prenslik yıkan büyük hükümdarın cenaze namazı Fatih Camiinde Şeyh Muslihiddin Mustafa Vefa Efendi Hazretleri kıldırdı. Türbesi Fatih Camii yanındadır. (Allah rahmet eylesin.)

Fatih, Müslüman Türk Milletine yapmış olduğu büyük hizmetlerle, dünyanın en büyük hükümdarlarından birisi olduğunu ispat etmiştir. İstanbul gibi, cihanın bir incisi olan, bu muhteşem beldeyi Türk Milletine kazandırmıştır. Yapmış olduğu çalışmalar ile, memleketinde büyük çapta bir imar hareketini gerçekleştirmiştir. Bugünün üniversitesi olan (Fatih Külliyesi)ni 1470 senesinde tamamlamış, İstanbul'u fethettiği zaman 8 tane kiliseyi camiye çevirmiş, etrafındaki papaz odalarını da medrese yapmıştır. Ayrıca bir çok Anadolu kasabasında da medreseler yaptırmıştır.Hz. Eyyüb EI - Ensâri'nin (r.a.) kabri Fatih zamanında keşfedilmiştir.


Erkek çocukları : Mustafa, İkinci Bayezid, Cem, Korkud.
Kızı : Gevherhan Sultan.

http://www.fatihemlak.com/sultanfatih/image003.jpg
TARİHTE FATİH
İstanbul’un ilk büyük ca­mi ve imaretinin çevresinde oluşan ve şehri fetheden sultanın lakabını taşıyan Fatih semti, Türk döneminin en ünlü ve simgesel nitelikli yerleşim alanlarından bi­ridir. İkincil nitelikteki semtler sayılmazsa, Fatih, güneybatıda Bayrampaşa vadi­sine inen yamaçlarla Atikali ve Yeni Oda­lar (yeniçeri kışlaları) önündeki Etmeydanı ve Horhor Semtleri ile Aksaray’a bağlanır. http://www.fatihemlak.com/sultanfatih/image004.jpgDoğuda Saraçhanebaşı’ndan Şehzadebaşı ve Haliç’e doğru Zeyrek, Çarşamba ve Yavuzselim, Edirnekapı yönünde de Karagümrük gibi semtlerle sınırlanır. Constantinus Suru Fatih Külliyesinin hemen batısından geçer. Haliç’e inen vadiler arasında, “dördüncü tepe” denen bu yüksek plato, sınırları kesin olmasa da eski şehrin XI. Bölgesine tekabül eder. Semtin bulunduğu bölge, şehrin kuruluşundan bu yana dinsel simge statüsünü korumuştur. Constantinus’un (hd 324-337) anıt mezarı ve martirion’u daha sonra onun yerine yapılan İustinianos’un Havariyun Kilisesi, fetihten sonra da Fa­tih Sultan Mehmed’in büyük külliyesi ile taçlanmış ve şehir tarihinde, her zaman büyük imparator ve sultanların anılarıyla bütünleşmiştir.

Constantinus’un martirion’unun bura­da bulunması, şehirin kurulduğu dönemde bu bölgeye özel bir önem kazandırmıştır. Constantinus döneminde şehrin ana ulaşım çizgisi Aksaray üzerinden Yedikule’ye uzandığı için, Osmanlı dönemi­ne göre, şehir içinde ikincil bir statüde ol­masına karşın, Bozdoğan Kemeri’nin su sağlama işlevi hem önemlidir - hem Haliç’i ve hem de Marmara’yı gören bir yerleşme alanı olması nedeniyle- Constanti­nus döneminin ve sonrasının önemli sa­rayları bu bölgede yoğunlaşmıştır. Flasillia ve Augusta Pulheria’nın sarayları, Arkadius ve Modestus’un büyük sarnıçları, Bozdoğan Kemeri, Markianos Sütunu bu bölgenin sınırlan içindeydi. I. İustinianos döneminin (527-565) en bü­yük kiliselerinden biri olan Aziz Polieuktos Kilisesi de Bozdoğan Kemeri’nin gü­neybatısında platonun Marmara yamaçlarındaydı. Bugüne kadar yaşamış olan Bi­zans dönemi yapıları içinde kuzeyde Pantepoptes Manastırı (Eski imaret Ca­mii) ve kuzeydoğuda Pantokrator Manas­tırı Kilisesi de (Zeyrek Kilise Camii) ortaçağ Bizans’ının bu bölgedeki önemli yapılarıdır.


http://www.fatihemlak.com/sultanfatih/image005.jpgfethedip şehre girdiğinde, kendisini İstanbul’un sayılı kişileri ve bu arada Papa Yanadosta karşıla­mıştı. Büyük Türk Hakanı Fatih, Yanados’u çağırarak bir süre onunla konuş­muş, İstanbul’da bulunan Rumların dinlerine dokunmayıp dinlerini yaşamalarının temin edileceğini bildir­mişti. Aynı zamanda bu Türk padişahı Yanados’u şehirdeki Rum kiliselerinin başına getirmiş, O’na Patrik ünvanını vermişti. Yanados ken­disine verilen Havariyun kilisesine giderek durumu papazlarına bildir­mişti.

İşte, Havariyun kilisesi günümüzdeki Fatih ilçesinin ilk kurulduğu yer ol­muştu. Havariyun kilisesi harap hale gelince Fatih Sultan Mehmet burayı ilk inşaat yeri olarak seçmiş, kiliseyi yıktırarak Fatih Camiini yaptırmıştı. Zamanla Fatih Camii çevresinde yeni yeni binalar kurulmuş, böylece il­çenin çekirdeği meydana gelmiştir. İlçe, Fatih Camiinin bittiği tarihten sonra Fatih adı ile anılmaya başlanmıştır.

Batı kaynaklarına göre, Bizanslılar zamanında ilçenin kurulduğu yer­de on iki Havariyun Kilisesi ile Bizans İmparatorlarına ait mezarlar vardı. 1204 yılında yapılan 4. Haçlı Seferi sırasında İstanbul Latinler tara­fından kuşatılmıştı. Bu kuşatmada kilise yakılıp yıkılmıştı. Daha sonra­ki tarihlerde depremden zarar gören kilise daha çok harap olmuştu. Ni­tekim, Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiği zaman Fatih ve yöre­sindeki kilise ve mezarlar bir harabe yığını halindeydi.http://www.fatihemlak.com/sultanfatih/image006.jpgFatih, İstanbul’u alınca şehrin hemen imar ve onarımına girişmişti. Bu arada Fatih Sultan Mehmet’in yanında bulunan Akşemsettin, Molla Güranî, Molla Hüsrev ve Molla Zeyrek O’na başvurarak daha önce Ayasofya ve civarı ile Pantokrator’a (Zeyrek) yerleştirilen öğrenciler için bir medrese kurulmasını istemişlerdi. Fatih, ilim adamlarının isteğini kırmayarak büyük bir cami ile onun yanına Sahn-ı Semen (Sekizli Medrese) diye anılan binalar topluluğunun yapılmasını emretmişti. 17 yıl sonra ta­mamlanan bu eserler ilçenin gelişmesinde en önemli rolü oyna­mıştı. Fetihten sonra, Eyüp İmareti inşaatını izleyerek büyük bir sosyal ve kültürel etkinlik merkezi olan Fatih Külliyesi’nin kurulması (1463-1470) saraçların ve demircilerin çalıştığı büyük Saraçhane Çarşısı ve Şehzadebaşı’ndaki yeniçeri odalarının yapımı bu bölgede yeni mahallelerin gelişmesine neden olmuştur. Fatih Külliyesi İstanbul’a Türk döneminin karakteristik görünümünü kazandıran büyük külliyeler dizisinin ilk halkasıdır. Bine yakın çalışanı ve çevresindeki çarşılarla, bu külliye şehrin bundan sonraki gelişmesinde etki­li olan yeni bir ağırlık merkezi yaratmıştır. İstanbul’un Trakya çıkışı, Bizans dönemin­den farklı olarak Edirnekapı’ya gelince, fetihten sonra şehirde yapılan dini ve sos­yal işlevli yapılar da Haliç yamaçlarında yoğunlaşmış ve suriçinin üçte bir nüfusu Edirnekapı, Sultanselim, Fatih üçgenin­de yerleşmiştir. O dönemde Fatih Külliye­si, Edirnekapı yolunun tam ortasında bu­lunuyordu. Caminin dış avlusunun kuzeybatıya çıkan Boyacı ve Börekçi (ya da Çörekçi) kapıları çevresinde bir çarşı da­ha oluşmuştu. 15. yy’ın sonunda ya da 16. yy’ın başında Edirnekapı yolu üzerinde Atik Ali Paşa Camii yapılmıştır. Edirne­kapı içinde Mihrimah Sultan Külliyesi’nin inşası sırasında, cami avlusunun al­tında dükkânlar yapılması, Saraçhane’den Edirnekapı’ya kadar sürekli bir alışveriş ekseninin de bu yol üzerinde geliştiğini ka­nıtlar niteliktedir. 16. yy’da İstanbul’da ya­pılan mescit ve camilerin üçte biri bu böl­gededir. Yine 16.yy’da, Edirne yolunun suriçindeki bölümünde Fatih ile Edirne­kapı arasında kara gümrüğü kurulmuştur. Süleymaniye gibi Fatih’te de cami çevre­sinde devlet büyüklerinin, özellikle ule­manın konakları vardı. Nitekim Nicolay, Fatih Külliyesi’ne ilişkin gözlemlerinde caminin çevresinde imam ve ulemanın oturduğunu ve her millet ve dine mensup misafirler için 200 adet kubbeli ev olduğunu yazmaktadır. (Burada külliye çevresindeki medreseleri, tabhaneyi ve kervansarayı kast etmiş olmalıdır). Ancak, Nicolay külliyenin dışında da 150 ev olduğundan söz eder. Bunların imaretten her gün aş alanların barınakları olduğu söylenebilir. İngiliz gezgin, bu odaların birçoğunun boş olduğunu da eklemektedir. Külliyenin geniş bir sosyal program olduğu Fatih’in vakfiyesinden bilinmektedir. Sanderson bu külliyeye tahsis edilen yıllık gelirin 16. yy’ın sonunda 200.000 düka altını olduğunu kaydeder. İmaretin bu zenginliği, Fatih bölgesinde ilk 200 yılın yoğun yerleşmesinin neden­lerinden birini açıklamaktadır.

Fatih Camii’nin, medreseler arasında bulunan Fatih Meydanı olarak anılan, çe­şitli etkinliklere açık ve bütün kenarları düzenli bir mimari ile çevrili, dört hektar büyüklüğündeki dış avlusu Atmeydanı’ndan sonraki en büyük şehir alanıdır. Burada medreselerde okuyan 300 öğrenciden başka, Evliya Çelebi’nin dediği gibi, “hal sahibi ve ehl-i dil olanlar da eksik değildi”. Çevresinde bulunan çarşılar, namaz vakit­lerinde camiyi dolduran müminlerin çalış­tığı yerlerdi. Cami avlusunda zengin bir sosyal alışveriş olduğu, şehirlinin yaşamı­nı renklendiren birçok olayın bu avluda geçtiği açıktır. Evliya Çelebi, dış avluda Boyacı Kapısı’nın yanında, her katı minare yüksekliğinde kat kat kulübeler kuran Sul­tan Budala Hasan Dede’den de söz eder.

16. yy’da yapılan İskender Paşa Camii, Edirnekapı’ya doğru Bayrampa­şa vadisi yamaçlarındaki Mesih Mehmed Paşa Camii, Çarşamba’daki Nişancı Mehmed Paşa Camii gibi yapılar sem­tin anıtsal çevresini zenginleştirmiştir. Bunlara 17. yy’da yapılan Saraçhane’deki Ankaravî Mehmed Efendi Medresesi, Bozdoğan Kemeri yanındaki Ga­zanfer Ağa Medresesi, yine Saraçhane’deki Amcazade Hüseyin Paşa Külliyesi, Fatih Külliyesi’nin karşı köşesindeki Feyzullah Efendi Medresesi gibi öğretim yapıları da ek­lenmiş, böylece Fatih 18. yy’a kadar baş­şehrin sosyal ve kültürel yaşamındaki önemli statüsünü korumuştur.

Bugün ilçemizi süsleyen Fatih Camii, daha sonraki tarihlerde yıkıl­maya yüz tutan camiin yerine yeniden padişah III. Mustafa tarafından inşa ettirilmiştir.

Fatih’in yaptırdığı eserler kümesi (külliye) içinde cami, medrese, hastahane, misafirhane, imaret, hamam, kervansa­ray, okul, kütüphane ve türbeler (Fatih Sultan Mehmet Türbesi, Gülbahar Hatun Türbesi, Nakşıdil Valide Sultan Türbesi) vardı.

Zamanla Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli yerlerinden getirilen halk İstanbul’a yerleştirilmişti.

Bu arada Yenişehir’den getirilenler Yenikapı’ya, Konya Aksarayı’ndan getirilenler Aksaray’a, Arnavutluktan getirilenler Silivrikapıya, Ermeniler Langa’ya, Kumkapıya, Eğriden getirilenler Eğrikapı’ya, Karaman’dan getirilenler Karaman’a, Tiri’den getirilenler Vefa’ya, Üsküp’ten getirilenler Cibali’ye, Bursalılar çoğunlukla Eyüp’e, Kas­tamonulular Kazancı’ya, Trabzon’dan özel olarak seçilip getirilen gençler Fener’e, Akkâ, Gazze ve Remle Arapları Tahtakale’ye, Karamanlı Hıristiyan Türkler Yedikule civarına, Gelibolulular Tersane civarına, İzmirliler Büyükgalata Mahallesi’ne, Karamanlı Müslüman Türkler Büyükkaraman’a, Konyalılar Küçükkaraman’a, Si­nop ve Samsun göçmenleri Tophane’ye, Manisalılar Macuncu Mahallesi’ne, Çarşamba’dan getirilenler Çarşamba’ya yerleştirilmişlerdi. Böylece ilçeye bağlı olan ünlü semt ve mahalleler yavaş yavaş oluşmaya ve şenlenmeye başlamıştı.

Fatih bu arada ünlü bilginlerden Şeyh Ebü’l Vefa için bugünkü Vefa Lisesi’nin arkasındaki yere büyük bir külliye yaptırmıştı.

Külliye, Konya’da doğan Mevlânâ Celâleddin soyundan olan Şeyh Ebü’l Vefa için kurdurulmuştu. İstanbul’a geldikten sonra ünü daha çok artan bu bilgine Fatih’in aşırı bir sevgisi vardı. http://www.fatihemlak.com/sultanfatih/image007.jpgFatih Sultan Mehmet’ten sonra Osmanlı Devleti’nin başına geçen pa­dişahlarla onların sadrâzam ya da paşaları, ilçemize yaptırdıkları cami, medrese, hamam ve çeşmelerle ün kazanmışlardı. Fatih semtinin kısa za­manda gelişmesi, şenlenmesi bunlar zamanında ve bu kişilerin yaptır­dıkları eserler sayesinde olmuştur.

Fatih’in paşalarından Has Murat Paşa’nın kurdurduğu cami ve çev­resi bugün Murat Paşa mahallesi olarak bilinir. Bunu Koca Mustafa Pa­şa, Küçük Mustafa Paşa, İskender Paşa ve Atik Ali Paşaların yaptırdığı külliyeler izlemiştir. Külliye yapılan yerde yerleşme daha çabuk olmuş ve Fatih semtinin çehresi daha çabuk değişmiştir. Kanunî Sultan Süley­man, Süleymaniye ve Çarşamba’daki Selimiye Camilerini yaptırmıştır. Zamanla ünlü kişiler de ilçeye büyük eserler bırakmışlardı. Bu arada Mimar Sinan, Mihrimah Sultan, Davut Paşa, Fatma Sultan, Hacı Evhattin, Abdi Çelebi, Kâtip Muslıhıddin ve diğerleri de ilçemize ünlü eserler bırakan ve semt ve mahallelerin oluşmasını sağlayan kişilerdir. İl­çe, Şehremanetinin bir ara merkezliğini yapmış ve o zaman Şehre­mini semti meydana gelmiştir.

18. yy, İstanbul’un eski şehri bırakarak kıyılar boyunca surlar dışında büyümesine tanık olur. Nitekim, Fatih semti de 18. yy’ dan sonra fazla bir gelişme göstermemiş­tir. 18. yy’da meydana gelen yangınlar bu eski mahalle­leri yer yer yok ettiği gibi, 1766’daki bü­yük depremde Fatih Külliyesi de büyük ölçüde tahrip olmuş, cami tümüyle yıkıl­mıştır. III. Mustafa (hd 1757-1774) tarafın­dan yeniden yaptırılan cami 1771’de tek­rar hizmete açılmış, Fatih’in ve Gülbahar Hatun’un türbeleri de ancak I. Abdülhamid döneminde (1774-1789) bitmiştir. Ca­minin arkasındaki kitaplık binası da 18. yy’da yapılmıştır. Külliyenin bir parçası olan darüşşifanın yerinde bugün, İstanbul’ un en güzel barok yapılarından biri olan Nakşıdil Sultan Türbesi ve Sebili vardır. Sonradan arsasına bir askeri rüştiye yapı­lan kervansaray da aynı depremde yıkıl­mış olmalıdır. Fatih Külliyesi’nin hamamı olan ve camiden önce yapılmış olan Irgadlar (ya da Karaman) Hamamı I. Dünya Sa­vaşı sırasında yanmıştır. Külliyenin bazı yapılarının depremden sonra tekrar yapıl­mamış olmaları, bölgenin yerleşim alanı olarak öneminin 18.yy’ın sonunda azal­dığına işaret eder. Fakat Sultan Abdülmecid’in 1851’de, Hz. Peygamber (SAV)’ in ikinci hırka­sı için yaptırdığı Hırka-i Şerif Camii bölgenin dini statüsünü koruduğunu gös­terir. Hırka-i Şerif, giderek halkın dini ya­şamında özel bir yer tutmuş ve çevresine bir semt kimliği kazandırmıştır. Fatih 1908’deki Çırçır yangınında bü­yük ölçüde tahrip olmuş, 31 Mayıs 1918’deki Cibali yangınında ise yöredeki bin­lerce bina yok olmuştur. I. Dünya Savaşı’ndan önce ortogonal (birbirini dik açılarla kesen) sistemde bir yol dokusuyla plan­lanan semtte ahşap yapılar giderek küçük ölçekli iki-üç katlı apartman ve evlerle yer değiştirmiş; günümüzde hâlâ kullanılan kaymakamlık binası yapılmış, önüne de Filistin’de şehit olan ilk Türk havacılarının anıtı dikilmiş ve çevresine bir park yapıl­mıştır. http://www.fatihemlak.com/sultanfatih/image008.jpgYi­ne de, Saraçhane’den geçen Atatürk Bul­varı ve Fatih Medreselerinin temellerini ortaya çıkararak Edirnekapı’ya uzanan bü­yük bulvar (Macar Kardeşler ve Fevzi Pa­şa caddeleri) açılana kadar, yangın yerle­ri dışında, Fatih’te eski sokak dokusunu ve ahşap yapılarını koruyan mahalleler vardı.Menderes’in imar hareketleri döneminde (1954-1960) yapı yoğunluğu artmaya baş­layınca çok katlı beton apartmanlar gi­derek çoğalmış, semtin eski sakinleri yeni nüfus karşısında azınlıkta kalmış, çoğu aile Fatih’i terk etmiştir. Böylece Fatih’in tarihi dokusu ve sivil mimarisinin hemen hemen hiçbir izi kalmadığı gibi, sosyal dokusu da tümüyle değişmiştir. 1960’ta hizmete giren Belediye Sarayı’nın da etki­siyle, artan nüfus yoğunluğu alt ticaret bölgelerinin gelişmesini teşvik etmiş ve Fevzi Paşa Caddesi boyunca, konut alan­larını işgal eden bir ticaret ekseni ortaya çık­mıştır. Bu eksen üzerinde eski Fatih Kervan­sarayı, bazı değişikliklerle, ticari amaçlı iş­levlerle restore edilmiştir. Fatih Camii’nin, Evliya Çelebi’nin deyimiyle, “ruhaniyetli” bir mabet olması günümüze de yansımış­tır. Eskiden olduğu gibi, günümüzde de özellikle Sultan Selim Camii’ne uzanan Çar­şamba Caddesi çevresinde kıyafetten gündelik yaşam biçimlerine kadar, İstanbul’un diğer semtlerinin hiçbirinde bu de­rece vurgulu ve yoğun olmayan bir İslami yapı gözlenmektedir.http://www.fatihemlak.com/sultanfatih/image009.jpgFatih ilçesi uzun yıllar ilimiz İstanbul’un merkez ilçesi olmuştu. 1928 yılında alınan bir kararla ilçemiz, Fatih ve Eminönü olarak ikiye ayrılmıştı. Gene bu tarihte Fatih ilçesi ayrı bir ilçe yapılmıştı.

28.6.1967 tarihli ve 5366 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile ilçemizdeki


Haliç’in batı kıyısına Mar­mara kıyısındaki deniz surları büyük ölçü­de tahrip olduğundan önemli bir bölümü günümüze ulaşmamıştır. Atatürk unca Ayvansaray, Demirhisar, Balat Vapur iskelesi ve Abdülezel Paşa caddele­ri uzanır. Bu caddelerle Haliç arasında ye­şil alanlar yer alır. İlçenin Marmara kıyısın­dan Sirkeci’yi Bakırköy’e bağlayan ve “sa­hil yolu” da denilen Kennedy Caddesi ge­çer. Fatih İlçesi’nin Marmara Denizi kıyı­sı yeşil alanlar halinde düzenlenmiştir, İstanbul’u Avrupa ülkelerine bağlayan ve şehrin batı yakasındaki banliyö ulaşımını sağlayan çift hatlı demiryolu da yer yer sa­hil yoluna paralel olarak uzanır. Fatih ilçe­si “Çağdaş Tramvay ve Hızlı Tramvay” adıyla anılan raylı ulaşım sistemlerinden de yararlanır. Haliç kıyısında da suyolu ulaşı­mı yapılan bazı iskeleler vardır.

Şehirin en eski yerleşim alanlarından bazılarının bulunduğu Fatih ilçesi, tarih­sel yapılar açısından oldukça zengindir. Bunlardan başlıcaları Bozdoğan Kemeri, Yedikule Zindanı, Blahernai Sarayı, Fethiye Camii, Kariye Camii ve Fatih Külliyesi’dir.

İstanbul şehrindeki önemli eğitim ve sağlık kurumlarından bir bölümü Fatih İlçesi’nin sınırları içindedir. Bunlardan baş­lıca ortaöğrenim kurumları Darüşşafaka Lisesi, Fatih Kız Lisesi, Pertevniyal Lisesi, Fatih Ticaret Lisesi, Sultanselim Kız Mes­lek Lisesi, Fatih Îmam-Hatip Lisesi, Özel Eresin Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi, Sahakyan Nunyan Ermeni Lisesi, Özel Fe­ner Rum Erkek Lisesi, Özel Yuvakimyon Rum Kız Lisesi’dir. İstanbul Üniversitesi’ne bağlı Cerrahpaşa ve İstanbul (Çapa) Tıp Fakülte­leri de Fatih İlçesi’ndedir.

Fatih’nin önemli alışveriş mer­kezleri Aksaray, Fatih ve Fındıkzade semtlerinde, odaklaşmış durumdadır. Bunlar­dan en düzenli olanı Aksaray’daki yeral­tı çarşısıdır. Önemli konaklama tesisleri daha çok Millet Caddesi kenarında, baş­lıca eğlence yerleriyle lokantalar ise ge­nellikle sahil yolu çevresindeki semtlerde yer alır.

AşK_€r
29.10.2008, 19:37
hocası akşemseddin olmasaydı,ne fatih,ne fetih olurdu:)