Orijinalini görmek için tıklayınız : Dünya İslâm Konseyi üyesi Salim Abdullah: "Risâle-i Nur ve talebeleri beni çok etkile
http://www.bediuzzaman.net/haberler/haberresim/02a.jpg
Bediüzzaman Said Nursî’nin vefatının 46. yıldönümünde Almanya Köln’de düzenlenen programda konuşan Dünya İslâm Konseyi üyesi Salim Abdullah, Risâle-i Nur’un kendisini çok etkilediğini ve Risâle-i Nur talebelerinin Almanya’da harika işler yaptığını söyledi.
Bediüzzaman Said Nursî vefatının 46. yıldönümünde Almanya Köln’de düzenlenen programda konuşan Dünya İslâm Konseyi üyesi Salim Abdullah, “Risâle-i Nur’un diğer İslâmî gruplardan çok daha ileride olduğunu gördüm” dedi.
Programın onur konuğu Salim Abdullah, 1970’li yıllarda Risâle-i Nur’un ve Nur hareketinin Avrupa ve Almanya için pek tanınmayan bir olgu olduğunu, mevcut olan düşüncelerin de negatif olduğunu hatırlattı. Salim Abdullah bu şartlar altında Risâle-i Nur üzerine bir makale yazmak ve Nur hareketini araştırmak için Köln-Rolandstrasse’ye (Almanya’daki ilk Risâle-i Nur medresesinin bulunduğu cadde) gittiğini, buradaki insanların ve Risâle-i Nur’un kendisini çok etkilediğini ve bunun kendisi için harika bir olay olduğunu söyledi.
Kendisinin uzun zamandır Almanya İslâm Konseyi temsilcisi sıfatıyla bir çok seyahatler yaptığını ve bu sıfatla BM’de bulunduğunu belirten Salim Abdullah “Uzun süren çalışmalarım ve izlenimlerim neticesi Risâle-i Nur’un diğer İslâmî gruplardan çok daha ileride olduğunu gördüm. Risâle-i Nur şimdi olduğundan çok daha fazla desteklenmelidir. Kim Risâle-i Nur’u desteklerse uyum ve demokrasiyi desteklemiş demektir ve bu tam da bizim istediğimiz bir şeydir” dedi.
Salim Abdullah Bediüzzaman ile hayatta iken tanışmadığını, ama kendisini talebelerine göre değerlendirdiğini ve Risâle-i Nur talebelerinin Almanya’da harika işler yaptığını söyledi.
Salim Abdullah’ın ardından söz alan Kâzım Güleçyüz, Risâle-i Nur’un tahrip edici olarak değil ama bir iman kurtarıcı olarak atom bombasından daha güçlü olduğunu ve Einstein’a atıfla zamanı gelmiş bir fikrin atom bombasından daha güçlü olduğunu belirterek “Risâle-i Nur artık zamanı gelmiş bir fikirler demetinin ifadesidir” dedi.
Kaynak:
Yeni Asya (23.06.2006)
Not: Salim Abdullah'ın "Said Nursi ile Manevi Karşılaşmam" isimle yazısını http://www.nursistudies.com/turkish/sempozyum/msalimabdullah91.htm adresinden okuyabilirsiniz.
Kendisinin uzun zamandır Almanya İslâm Konseyi temsilcisi sıfatıyla bir çok seyahatler yaptığını ve bu sıfatla BM’de bulunduğunu belirten Salim Abdullah “Uzun süren çalışmalarım ve izlenimlerim neticesi Risâle-i Nur’un diğer İslâmî gruplardan çok daha ileride olduğunu gördüm. Risâle-i Nur şimdi olduğundan çok daha fazla desteklenmelidir. Kim Risâle-i Nur’u desteklerse uyum ve demokrasiyi desteklemiş demektir ve bu tam da bizim istediğimiz bir şeydir” dedi.
Haşa summe haşa, kim demokrasiyi desteklerse kafir rejimini desteklemiş olur, zira demokrasi vahy-i semaviye dayanmayan, kişinin hayvan gibi her istediğini yapmakta serbest olduğu, tamamen hevasının arzularına göre hareket edebildiği, hiçbir ilahi kanun ve nizama tabi olmadan rahatça yaşama hakkının olduğu bir sistemdir ki kesinlikle İslama taban tabana zıttır. Bu bakımdan dunya islam konseyi ( ne işe yarıyorsa!) uyesi olan bu şahsın Ustadımıza ve risalei nura yaptığı bu iftirayı reddediyoruz. Zira ayetle sabittir ki hüküm Allah'ındır. Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler kafirdirler.
Bakınız Cenab-ı Rabbul Alemin Maide suresinde ne buyuruyor;
48 - Sana da (ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdik eden ve onları kollayıp koruyan Kitab (Kur'ân)ı hak ile indirdik. Onların aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, herbiriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir.
49 - Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet. Onların keyiflerine uyma. Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer Allah'ın hükmünden yüzçevirirlerse, bil ki Allah, bir kısım günahları sebebiyle onları musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların çoğu yoldan çıkanlardır.
50 - Yoksa cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? kesinlikle bilen bir toplum için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?
Bu ayetler demokrasi gibi keyfine göre hareket serbestiyeti veren bir rejime taraftar olanları susturmaya yeter.
Selametle...
PUTYIKAN
22.03.2007, 18:41
Tâğut’u Reddetmek İslâm’ın Emri, İmanın Şiârıdır:
Tâğut’u yani ilâhî hükümlerle çatışan nefsi, fertleri, düzenleri reddetmedikçe, hakimiyetin yalnız Allah-u Teâlâ’ya âit olduğunu tasdik etmedikçe, Tevhid kulpuna yapışılamaz.
İslâm’ın hak din olduğu, imanın insanı aydınlığa çıkardığı; küfrün ise sapıklık olduğu, insanları karanlıklarda bıraktığı apaçık ortadadır.
Allah-u Teâlâ Âyet-i kerime’sinde:
“İman ile küfür kesin olarak birbirinden ayrılmıştır.” buyuruyor. (Bakara: 256)
Güneşin varlığına delil, yine güneşin kendisidir.
İman ile küfür, hak ile bâtıl, hidayet ile dalâlet, nur ile zulmet, saâdet ile felâket apaçık delillerle birbirinden ayırt edilir haldedir.
İlmin nuru ile münevver olan “Hakikat ehli”, iman yolunu seçtiği için dünya saâdetine ahiret selâmetine kavuşacak; küfür karanlığında kalan “Dalâlet ehli” ise dünyada ve ahirette ceza ve mücâzat görecektir.
“Kim Tağut’u inkâr edip de Allah’a inanırsa muhakkak ki o, kopması mümkün olmayan en sağlam bir kulpa sımsıkı sarılmış olur.” (Bakara: 256)
İman, aslâ kopmak bilmeyen sağlam bir kulp gibidir. O kulpa sarılan kişi kurtuluş yolunu aslâ kaybetmez, şaşkınlıklar içinde bocalamaz.
İman ile küfrün bu derece açığa çıkmasından sonra, kendilerine tutunanları küfre kaydıracak olan Tâğutlar’ın, imansız imamların çürük kulplarına yapışanlar ise Hakk’tan, hakikatten ve doğruluktan uzaklaşırlar, hidayeti dalâlete değişirler, sapıklık içinde bocalar dururlar.
“Allah işitendir, bilendir.” (Bakara: 256)
Hem sözleri işitir, hem de niyetleri bilir. Dili ile: “Ben de müslümanım.” deyip, içinde inkârı saklayan kâfirlerin, münâfıkların sapıklıklarından Allah-u Teâlâ habersiz değildir.
“Allah iman edenlerin dostudur. Onları karanlıklardan kurtarıp nura çıkarır.
İnkâr edip kâfir olanların dostları ise Tâğut’tur. Onları nurdan alıp karanlıklara götürür. İşte onlar cehennemliklerdir, orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara: 257)
İmanın nur ile ifade edilmesinden daha derin ve şümûllü bir tâbir bulunamaz. Küfrün ise zulümat ile ifade edilişi de aynıdır. Hakk’ın nurundan başka bütün yollar hiç şüphe yok ki zulümatın tâ kendisidir.
Allah-u Teâlâ hiçbir müminin kendi yolundan başka yollara gitmesine asla izin vermez.
Âyet-i kerime’sinde şöyle buyurur:
“Allah ve Peygamber’i bir işe hüküm verdiği zaman, mümin bir erkekle mümin bir kadın için artık o işte kendi arzularına göre seçme hakkı yoktur. Allah’a ve Peygamber’ine baş kaldırıp isyân eden kimse hiç şüphesiz ki apaçık bir şekilde sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzâb: 36)
Resulullah Aleyhisselâm’ın verdiği hüküm, Allah-u Teâlâ’nın verdiği hükümdür. Çünkü o, hevâ ve hevesine uyarak konuşmaz.
Bu Âyet-i kerime hususi bir hadise hakkında nâzil olmakla beraber hükmü umumidir. Buradaki emir ve talimat kıyamete kadar geçerlidir.
Hiçbir müslüman fert ve milletin, Allah-u Teâlâ’nın ve Peygamber’inin hüküm verdiği bir hususta kendi isteğine göre seçme hakkı yoktur. Müslüman kalmak, müslümanca yaşamak ve müslüman olarak ölmek isteyen bir kimse mutlaka Allah-u Teâlâ ve Resulü’nün emir ve arzusuna boyun eğmek: “İşittim ve itaat ettim!” demek zorundadır. Boyun eğmeyi kabul etmezse, ne kadar müslüman olduğunu iddiâ etse de boştur. Bu gibi kimseler İslâm dairesinden çıkmış, kalbinde imandan bir eser kalmamıştır.
EbuMahir
22.03.2007, 19:46
Said Nursi Hazretleri demokratmiydi, demokrasi yanlisimiydi, seriatci degilmiydi?
Geçen birisi Said Nursi'ye Mektup yazmış; "Demokrasi Güneşini bekliyoruz, özlüyoruz" yollu bi şeyler söylemişti.. Çok şaşırmıştım..
Demokrasiye inanç, Nur mensublarında baya bi pirim yapmışa benziy.. Baksanıza, Nur cemaatini desteklemek uyum ve demokrasiyi desteklemek imiş.. Taaaa dışarılardan bile anlaşılır olmuş.. (Dünya Tarihinin en büyük, en yaldızlı yalanlarından biridir bu demokrasi söylemi.. Hiç bir devirde, hiç bir zaman Halk kendi kendini yönetmemiştir.. Yönetmesi de kağıt üzerinde mümkün olsa da gerçekte imkansızdır.. En demokratik denilen ülkelerde yapılan araştırmalar, yönetimde bulunanların belli aileler ile sülaler olduğunu ortaya çıkarmıştır.. Hatta Türkiye'de meşhur bir laf vardır: "Biz, İstibtad yaptı diye Abdulhamid'i eleştiriyorduk.. Saltanatı devirdik ama şimdi başımızda 40 tane Abdulhamid var!" Bu sözü solcu kesimler söylemişlerdir..)
Bi de yabancıların sözlerini sık alıntılamaya başladınız.. Kalmadı mı Anadoludaki Müslümanlardan, zamanımızın yerli alimlerinden, fazıl şahsiyetlerinden, Evliyaullahtan yazabileceğiniz, nakledebileceğiniz bir şeyler?
Ne olacak bu haliniz bilmem sizin?
Bediuzzaman'a demokrat demek kadar buyuk bir iftira olmaz, olamaz. Bİn başım olsa şeriate feda ederim diyen Ustadımızdır. Bunlar dini, risalei nuru, tarikatı tahrif edip, ummetin salabetini kırıp, bizi kafirin elinde oyuncak etmeye çalışanlardır.
Islah oluyorlarsa Allah ıslah etsin, olmuyorlarsa Kahhar ismi ile kahru perişan edecektir.
EbuMahir
23.03.2007, 15:49
Bediuzzaman'a demokrat demek kadar buyuk bir iftira olmaz, olamaz. Bİn başım olsa şeriate feda ederim diyen Ustadımızdır. Bunlar dini, risalei nuru, tarikatı tahrif edip, ummetin salabetini kırıp, bizi kafirin elinde oyuncak etmeye çalışanlardır.
Islah oluyorlarsa Allah ıslah etsin, olmuyorlarsa Kahhar ismi ile kahru perişan edecektir.
Biliyoruz Usame kardesim biliyoruz. Hadi bizler Said Nursi Hazretlerini biliyoruz da boyle soylemlere ' hadi ya ' deyip geciyoruz ama ya tanimayanlar. Said Nursi Hazretlerini tanimayanlar bilmeyenler iste bunlarin sayesinde Said Nursi Hazretlerini boyle ogreniyorlar sonrada basimiza seriata uymayan, tasavvufa karsi olan, siilerden, vahabilerden etkilenmis daha dogrusu ne oldugu belli olmayan Nurcu(!) insanlar cikiyor...
demokrasi derken dini özgürlüklerin sağlanması kasettiğini anlamıyacak kadar basiretmisiniz sizler yada işinizemi gelmiyor. said nurs-i bir yandan demokrasiyi savunacak diğer yandan şeriati istiyecek görüntüsü nu alıyorsanız haşa bu adam iki yüzlümü.. yada sizlermi öyle göstermeye çalışıyorsunuz.
Dini özgürlükleri kastediyorsan onun adı demokrasi değil zımmilik hukukudur. Önce ne dediğinize bi karar verin sonra konuşalım madem. Adam resmen küfür rejimi olan demokrasiyi savunmuş, guya risalei nurlar destekleyen küfür rejimini destekler demiş, sen buna itiraz edeceğine kalkmışsın bize kızıyorsun. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?
Dini özgürlükleri kastediyorsan onun adı demokrasi değil zımmilik hukukudur. Önce ne dediğinize bi karar verin sonra konuşalım madem. Adam resmen küfür rejimi olan demokrasiyi savunmuş, guya risalei nurlar destekleyen küfür rejimini destekler demiş, sen buna itiraz edeceğine kalkmışsın bize kızıyorsun. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?
hmm pekala rejim küfür olsun. bunu değiştirmen gerekmiyormu seninde..yani niye yaşıyorsun küfür rejiminde. islami rejim olan dünyamı yada ülkemi var.
EbuMahir
23.03.2007, 20:00
hmm pekala rejim küfür olsun. bunu değiştirmen gerekmiyormu seninde..yani niye yaşıyorsun küfür rejiminde. islami rejim olan dünyamı var.
Allah anlayis nasip etsin insallah...
Ya sabır Ya Allah. Ya sabır ya Allah. Ya sabır Ya Allah
Ya sabır Ya Allah. Ya sabır ya Allah. Ya sabır Ya Allah
kahvehane değil burası.. adı üstünde forum relax yapma!! gerceklere neden bu kadar saygısız ve tahammülsüzsün..
Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz..
Her konuda genel bir kaidedir..
Bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunmaz..
Her konuda genel bir kaidedir..
herkes yahşi ben yaman, herkes buğday ben saman
kahvehane değil burası.. adı üstünde forum relax yapma!! gerceklere neden bu kadar saygısız ve tahammülsüzsün..
el cevap: sükut
Zira ayetle sabittir ki hüküm Allah'ındır. Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler kafirdirler.
Abi el-Maide suresinin 44. ayetinin tevsirini sahabelerin ve alimlerin yorumladigi gibi anlamak gerekir. Insaallah iki makale ekleyecegim dikkatlice okumaniz umudu ile...
herkes yahşi ben yaman, herkes buğday ben saman
:O Kelam-ı Kibarı ezberlemekle olmuyor.. Tatbik etmek gerek.. :flowers:
Bu ayet hakkinda Efendimiz Abdullah ibnu Abbas'in ile Bera'nin (ALLAH ikisinden de razi olsun) tevsirine tabi olmak bizler icin en hayirli olanidir.
Alintiladigim makaleyi dikkatlica okumanizi rica ediyorum:
Hizbu’l-İhvân, Seyyid Kutub’a, “Kim, tek bir hüküm dahi olsa, Kur’an’ın dışındaki başka bir hükümle hükmederse, şüphesiz ki Allâh’ın uluhiyetini reddetmiş ve kendisi için uluhiyeti iddia etmiştir.“ sözünde uymuştur. Seyyid Kutub bu sözü, Allâh’u Teâlâ’nın şu Kelâmı’na dayanarak söylediğini iddia ediyor:
(ومن لم يحكم بما أنزل الله فَُأوَلئِكَ هُمُ الْكافرون)
El Mâideh suresi, 44. ayet
Ayetin zahiren manası şöyledir: “Allâh’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler kâfirdirler.“ Fakat buradaki kâfirden maksat, küfre benzeyen büyük günahı işleyen kişidir.
Böylece Seyyid Kutub, kanunla hükmeden devlet yöneticilerinin ve halkın kanını helâl kılmıştır. Onun bu ayet için yaptığı tefsir, Resulullâh sallallâhu aleyhi vesellem’in amcasının oğlu olan Abdullâh İbnu Abbâs radiyallâhu anhuma’nın yaptığı tefsire muhaliftir. Oysa o, Kur’an’ın tercümanı diye tanınmıştır. Ayrıca Resulullâh sallallâhu aleyhi vesellem, onun Kur’an’ı anlaması için dua etmiştir. “Sahih-i Buharî’nin“ 1. cildinin 25. sayfasının Peygamber’in sallallâhu aleyhi vesellem “Yâ Allâh, ona kitabı öğret.“ sözünün bölümünde, Resulullâh’ın sallallâhu aleyhi vesellem onu kucaklayıp: “Yâ Allâh, ona kitabı öğret.“ dediği geçiyor. Ayrıca şöyle de demiştir: “Yâ Allâh, onu Din’de fakih kıl ve ona tevili öğret.“ yani Kur’an’ın tefsirini. Bu da, İbn-i Hibbân’ın rivayet ettiği sahih bir hadistir. Onun yaptığı bu tefsir, sadece İbn-i Abbâs’ın tefsirine değil, ondan başka sahabelerin ve onlardan sonra günümüze kadar onlara tâbi olan İslâm âlimlerinin tefsirine de muhaliftir.
El-Hâkim’in “El Mustedrak“ adlı kitabının 2. cüzünün 313. sayfasında, Abdullâh İbnu Abbâs hakkındaki zikrettiği şu sözü sabittir: “Bize, Ahmed İbn-i Süleyman El-Mûsilî, Ali İbn-i Harb’den o da Sufyan İbn-i Uyeyne’den o da Hişâm İbn-i Hacer’den o da Tavus’tan İbn-i Abbas radıyallâhu anhu’nun (konuyla ilgili olan ayetin tefsirinde) şöyle dediğini anlatmıştır: “O, onların gittikleri küfür değildir. O, İslâm’dan çıkaran küfür değildir.“
(ومن لم يحكم بما أنزل الله فَُأوَلئِكَ هُمُ الْكافرون)
El Mâideh suresi, 44. ayet
O, (asıl) küfrün gerisinde olan bir küfürdür. (Din’den çıkarmayan büyük bir günahtır).“ Bu, isnadı sahih olan bir hadistir.
İbn-i Abbas’ın: “ . . .(asıl) küfrün gerisinde olan bir küfürdür.“ sözü, riyaya benzer. Resulullâh sallallâhu aleyhi vesellem, ona “küçük şirk“ adını vermiştir. Yani bu, Allâh’tan başkasını son derece yücelterek İslâm Dini’nden çıkaran büyük şirk değildir; çünkü insanı İslâm Dini’nden çıkaran şirk, bu şirktir. El-Hakim, “El Mustedrak“ adlı kitabında Resulullâh sallallâhu aleyhi vesellem’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Riyadan sakının! Muhakkak ki o, küçük şirktir.“
İşte, Resulullâh’ın küçük şirkin bulunduğunu bildirmiş olduğu gibi, İbn-i Abbas da Allâhu Teâlâ’nın buyurduğu ayeti “ . . .(asıl) küfrün gerisinde olan bir küfürdür (İslâm’dan çıkaran bir küfür değildir).“ diye tefsir etmiştir. Allâhu Teâlâ, ümmetin büyük âlimi ve Kur’an’ın tercümanı olan İbn-i Abbas’tan razı olsun ve onu hayırla mükâfatlandırsın.
Bunun beyanı ise şöyledir: Müslümanı öldürmek ve namazı terk etmek gibi büyük günahların, isnadı sahih olan hadislerde, küfür oldukları geçmektedir. Fakat Resulullâh bunun, İslâm’dan çıkaran yani onu yapanı Din’den çıkaran bir küfür olduğunu demek istememiştir. Bu, o günahı küfre benzetmek manasına gelir.
Tıpkı Resulullâh sallallâhu âleyhi vesellem’in kâhinlerin yanına gidip onların dediklerini gaybı bildiğine inanmadan tasdikleyen kişinin hakkında mealen şöyle buyurduğu gibi : “Kim arrafın veya kâhinin yanına gidip onun dediğini tasdik ederse, o, Muhammed’e inmiş olanlara karşı küfür içinde olur.“ Bu, sahih bir hadistir. Fakat Resulullâh burada, Müslümanın sadece kâhinlerin yanına gidip onları tasdik etmekle İslâm’dan çıkmış olacağını kastetmemiştir.(1) Resulullâh’ın burada demek istediği ise, bunun, küfre benzeyen büyük bir günah olmasıdır.
Ayrıca mealen şöyle de buyurmuştur: “Müslümana sövmek fasıklıktır, ona karşı savaşmak ise küfürdür.“ İşte, Peygamber Efendimiz: “ . . . ona karşı savaşmak küfürdür.“ mealindeki sözüyle Müslümanın, Müslümana karşı savaşmasının Din’den çıkaran bir küfür olduğunu söylemek istememiştir. Peygamber Efendimiz’in burada kastettiği şey, onun küfre benzeyen büyük bir günah olmasıdır. Çünkü Kur’anıkerim, Müslümanlardan birbirlerine karşı savaşan iki grubu mümin olarak adlandırmıştır. Allâhu Teâlâ şöyle buyuruyor:
(1)(إن طائفتان من المؤمنين اقتتلوا)
El Hucurât suresi, 9. ayet
Ayrıca Sahih-i Muslim’de meşhur sahabe Berâ İbn-i Âzib’in şöyle dediği geçmektedir: “Şu ayet:
(ومن لم يحكم بما أنزل الله فَُأوَلئِكَ هُمُ الْكافرون﴾(2) ve ondan sonra gelen iki ayetten birisinde
﴾ فَُأوَلئِكَ هُمُ الظالمون) (3) ve diğerinde de (فَُأوَلئِكَ هُمُ الفاسقون﴾ (4), geçenlerin hepsi, Allâh’ın indirdiği hükümlerden başka hükümlerle hükmeden Müslümanlara değil, Allâh’ın indirdiği hükümlerden başka hükümlerle hükmeden gayri Müslimlere inmiştir. Bu ayetler, gayri Müslimler hakkındadır.“
Bu ayetin tefsiri hakkında, Abdullâh İbnu Abbâs’ın tefsiri ile Berâ’nın tefsiri dışında, sahabelerden sahih bir isnat gelmemiştir. İşte İslâm âlimleri, Hicrî 14. asrın yarısına yakın olan zamana kadar, buna göre hareket etmişlerdir.
____________
1) Bir Müslüman, kâhinin yanına gidip onu dinledikten sonra : “Onun dediği belki olur, belki de olmaz.“ demekle kâfir olmaz, ama büyük günah işlemiştir. Fakat onun gaybı bildiğine inanirsa kâfir olur.
(2) Ayetin zahiren manası şöyledir: “Allâh’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler kâfirdirler.“ Fakat buradaki kâfirden maksat, küfre benzeyen büyük günahı işleyen kişidir.
(3) El Mâideh suresi, 45. ayetin manası: “Allâh’in indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler zalimdirler.“
(4) El Mâideh suresi, 47. ayetin manası: “Allâh’in indirdiği hükümlerle hükmetmeyenler fasıktırlar.“
Mehmet Paksu'nun bu ayetin tevsiri hakkinda yazdigi makalesi:
Mâide Sûresi, 44. ayette geçen; "ALLAHın indirdiğiyle hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileridir" ayetini nasıl anlamalıyız?
(51)http://www.sorularlaislamiyet.com/images/tezhip-line-1.gif İslamın sosyal hayata bakan yönlerini yanlış değerlendiren bazı kişiler, o yüce dinin bir kısım hüküm ve meselelerine sathi olarak baktıklarından hataya düşmekten kendilerini alamıyorlar. Açmış oldukları bu yanlış çığıra başkalarını da sürüklediklerinden hata genişliyor, neticede zihinlerin karışmasına sebep oluyorlar. İşte bu meselelerden birisi de "Kim ALLAH'ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse, işte onlar kafirlerin ta kendileridir"(l) Mealindeki ayet-i kerimeden çıkarılan hükümdür. Bu ayetin mealinden hareket edenler, İlahi hükümleri tatbik etmeyen kişilerin "kafir" olduklarını, dolayısıyla bunların Müslüman sayılmayacağını söylemektedirler. Gariptir ki, bu ayet-i kerime İslamın ilk yıllarında da tartışmaya konu teşkil etmiş, Hariciye ve İbadiye gibi sapık mezhepler, günah işleyen Müslümanları küfürle itham etmişlerdir. Hatta Hariciler bu ayete dayanarak "Hakem Hadisesinden" dolayı Hz. Ali'yi tekfir etme cüretini bile göstermişlerdir. Halbuki ümmetin cumhuru, imam ve müçtehidleri, onların bu iddialarını çürütmüş ve bir Müslümanın günah işlemesiyle kafir olmayacağını açıklamışlardır.(2)
Bu ayetin tefsirinde Camiu'l Beyan isimli 30 ciltlik tefsirin müellifi İmam Cerir et-Taberi, ayette geçen "küfr"ün islamdan çıkma manasında değil, ALLAH'ın nimetini inkar, yani nankörlük manasında" olduğunu ve bid'at ehli olan İbadiye grubunun bu ayeti,yönetimi elinde bulunduranların küfrüne delil gösterdiklerini izah eder ve ibni Abbas'tan (r.a.) şöyle bir rivayette bulunur: "Kasden inkar ederek ALLAH'ın hükümleriyle hükmetmeyen kimseler kafirlerdir. Kabul ettiği halde onunla hükmetmezse zalim veya fasık olur."
Nitekim, hemen bundan sonraki ayetlerde ALLAH'ın hükmüyle hükmetmeyenlerin zalim ve fasıklar olduğuna dikkat çekilmektedir.Aynı rivayeti İbnu Abbas'tan (r.a.) İmam Nesefi de nakletmektedir. İmam Fahrüddin Razi de 32 ciltlik Tefsir-i Kebir isimli eserinde bu ayetin tefsirini yapmakta, Haricilerin bu husustaki görüşlerinin yanlış olduğuna işaret ederek şöyle demektedir: "Bir kimse ALLAH'ın hükümleriyle hükmetmezse dahi, kalbiyle o hükümlerin doğruluğuna inanırsa kafir olmaz. Zira küfür, hak olan hükümleri kalbiyle inkar ve lisanıyla reddetmektir . Fasık, kalbiyle tasdik ettiği için mü'mindir. İmanla beraber ALLAH'ın hükümlerinin aksi ile hüküm vermek diğer günahlar kabilindendir. En doğru olan görüş budur." (3)
Kadı Beyzavi ise ALLAH'ın hükümlerini inkar edip onlara hakaret edenlerin kafir olacaklarım açıklamaktadır. (4) İbni Kesir, bu ayetin Yahudiler hakkında nazil olduğunu ifade ederken,(5) Osmanlı devletinin şeyhül islamlarından olan Ebu's-Suud Efendi, ayette geçen hükmetmemeyi inkar manasında almakta ve "ALLAH'ın hükümlerini hakir ve basit görerek inkar eden kimse, kim olursa olsun dinden çıkar" demektedir.(6) Diğer çağdaş müfessirler de, ayette geçen "hükmetmeyenler" ifadesinin, "inkar edenler," yani "tasdik etmeyenler" manasına geldiğini söylemektedirler. Konyalı Vehbi Efendi, "Eğer ayetten maksat bu olmasa Kur'an'ın hilafında birşey irtikap edenlerin (işleyenlerin) kafir olmaları lazım gelirdi. Halbuki, hak olduğuna imanla beraber hilafını irtikap küfür değildir ve olamaz" der. "Çünkü, bilumum günahlar Kur'an'ın hilafıdır. Günahtan hali (hiç günahı olmayan) bir fert tasavvur olunamaz. Eğer her günahı irtikap eden kafir olsa, alemde mü'min bulunmamak gerektir."(7) Vehbi Efendi, Ebu's-Suud Efendiye ve Fethul Beyan'a atıfta bulunarak, "ALLAH'ın inzal ettiği ahkamla [ALLAH'ın indirdiği hükümlerle> hükmetmemek" hususunda, "istihfaf veya istihlal veya inkar tarıklariyle [bu hükümleri küçük görmek yahut helal saymak veya inkar etmek suretiyle)hilafında hükmün (İlahi hükümlerin aksine hüküm vermenin) küfür olduğunu, ancak bu ahkamın (ALLAH'ın indirdiği hükümlerin) hak olduğunu tasdik ve ikrarla beraber hilafında hükmün küfür olmadığını belirtir.(8)
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, ayetteki "hükmetmeme"nin, "Onun hakimiyetini tanımamak" durumunda küfre gireceğine işaret eder.(9) Ömer Nasuhi Bilmen de şu izahı getirir: "Bir kimse hükm-ü İlahiyi kalben kabul etmez, onu bile bile lisanen inkar ederse o takdirde kafir olur. Fakat onu kalben tasdik ettiği halde terk eylerse kafir olmaz, günahkar olur." (10) Bilmen, büyük İslam alimi İkrime'den de şu iktibası yapar: "Her kim ALLAH Teala'nın hükmettiği ile, onu bilerek inkar ettiği halde hükmetmezse kafir olur. Fakat her kim onu ikrar ettiği halde onunla hükmetmezse, o fasıktir, zalimdir, yoksa kafir değildir." (11)
Görüldüğü gibi, bütün müfessirler ayetin tefsirinde görüş birliği içindedir. Hepsi, bir kimse ALLAH'ın hükümlerini inkar etmediği, onlara hakarette bulunmadığı müddetçe kafir olmayacağı görüşündedir. Nitekim, Bediüzzaman da Münazarat isimli eserinde, bazı kimselerin Kanun-u Esasiyi ve hürriyetin ilanından dolayı idarecileri tekfir ettiklerini belirtmekte ve onların "ALLAH'ın hükmüyle hükmetmeyenler" ifadesinin "ALLAH'ın hükmünü tasdik etmeyenler" manasında olduğunu bilmediklerini beyan etmektedir.(12)
O halde, mü'min olarak Ehl-i Sünnet ve Cemaat görüşüne sımsıkı sarılmamız, bid'at ehline iltifat etmememiz gerekir. Büyük imam ve müçtehidlerin tefsir ve izahlarına dikkat edip onlardan istifade etmemiz şarttır. Her hususta olduğu gibi, tekfir meselesinde de bu imamların görüşlerini esas almalıyız. İmam Suyuti'nin "Tekfire yeltenmek, kendini beğenen cahil kişilerin işidir" ikazını da unutmamalıyız.(13)
Kaynaklar
1. Maide Sûresi, 44.
2. et-Tefsirû'l-Kebir
3. et-Tefsirü'l-Kebir, 12:6
4. Tefsir-i Beydavi, 2:295
5. İbni Kesir, 2:61.
6. Tefsir-i Ebu's-Suûd, 3:42.
7. Hülasatü'l-Beyan,3:1231.
8. A g. e.
9. Hak Dini Kur'an Dili, 3:1690.
10. Kur'an-ı Kerimin Türkçe MeaH Alisi ve Tefsiri, 2:772.
11. A. g. e.
12. Münazarat, s. 69.
13. İ'cazü'l-Kur'an, 3:5/7.
:O Kelam-ı Kibarı ezberlemekle olmuyor.. Tatbik etmek gerek.. :flowers:
sen benim dostum değilsinki sana saygı duyayım. bu saatten sonra fikri olarak bu saatten sonra düşmanımsın hatta . sen ve sanal alemdeki bütün tasavvufcularda öyle.. tatbik ettirsene. farzu muhal ben riyakarlık yapıyorum ne olur bana öğretsene içi dışı bir olmayı.. ali şeriatı boşa dememiş ' dine karşı din' adı islam olsada ne çok din var islamın içinde. ama o hak ve batıl mucadelesini iki din olarak görür.. benim dinim bana, senin dinin sana kalsınn.. sen veya benzerlerin ne kadarda haklısınız. !
sen benim dostum değilsinki sana saygı duyayım. bu saatten sonra fikri olarak bu saatten sonra düşmanımsın hatta . sen ve sanal alemdeki bütün tasavvufcularda öyle.. !
Hudalfa sözlerine dikkat et.
Tasavvufcu degilim, ama tasavvufa düsman olanlar benim de düsmanimdir. Din adina yapilan yanlisliklar oldugu gibi tasavvuf adina yapilan yanlisliklar da vardir. Bunlari ayirt etmek gerekir. Sözlerine dikkat et olur mu?
Hudalfa sözlerine dikkat et.
Tasavvufcu degilim, ama tasavvufa düsman olanlar benim de düsmanimdir. Din adina yapilan yanlisliklar oldugu gibi tasavvuf adina yapilan yanlisliklar da vardir. Bunlari ayirt etmek gerekir. Sözlerine dikkat et olur mu?
kardeş tasavvufa saygım sonsuz. ama bakarmısın tasavvuf adı altında neler yapılıyor. ne hinlikler düşünülüyor. ne kalpler kırılıyor..
kardeş tasavvufa saygım sonsuz. ama bakarmısın tasavvuf adı altında neler yapılıyor. ne hinlikler düşünülüyor. ne kalpler kırılıyor..
Kardesim bir yanlis görürsen bunu düzeltmeye calisirsin, bu konu altinda iki dogru bulmadigim görüsü elestirdim. Benim yanlisimi beyan edecek olan da bunu ilmi bir sekilde beyan etsin. Sen de dogru bulmadigin görüslerini ilmi kaynaklara dayanarak elestirme yolunu tercih et.
Tüm tasavvufculardan nefret ediyorum dersen, kendine düsman olmayanlari de kendine düsman edersin.
PUTYIKAN
24.03.2007, 14:16
Maide suresi 44,45 ve 47 Ayeti kerimelerini açıklıyoruz,tutunun kurtulun.
İslâm bir bütündür, hükümlerinden hiçbiri birbirinden ayrılmaz.
Mülk O’nundur, O’ndan başka hiç kimsenin hiçbir şeye müdahale etmeye hakkı ve salâhiyeti yoktur. Hükmünü hiç kimse değiştiremez. Verdiği kararı hiç kimse bozamaz. Emir, yasak, tedbir ve idare, tam tasarruf yalnız O’na âittir.
Çünkü O, mülkünde yücedir, dilediğini yapar, dilediği hükmü verir. O’nun verdiği hükümler belirli bir zaman ve asır ile sınırlı değildir. Kıyamete kadar geçerlidir.
Binaenaleyh bütün insanlar ve cinler birleşerek bir araya gelseler, bir Âyet-i kerime’yi inkâr etseler hepsi kâfir olurlar. Çünkü mahlûkun hükmü yoktur, O’nun hükmü esastır.
Söz O’nun sözü, hüküm O’nun hükmü, kitap O’nun kitabı, mülk O’nun mülküdür. O’nun sözlerini değiştirecek, temyiz edecek, tashih yapacak hiçbir kimse olamaz.
Allah-u Teâlâ’nın dininden söz edebilmek için ancak O’nun indirdikleriyle hükmetmek gerekir. Çünkü O’nun hükümranlığının tecellisi budur.
Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:
“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar kâfirlerdir.” (Mâide: 44)
“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar zâlimlerdir.” (Mâide: 45)
“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.” (Mâide: 47)
Allah-u Teâlâ bu ilâhî beyanlarında kendi indirdiği ile hükmetmeyenlerin “Kâfir”, “Zâlim”, “Fâsık” olduklarını belirtmektedir. Bu ilâhi hükümleri bırakıp, kendisinin veya başkalarının ortaya koyduğu ile hükmeden bir kimse bu üç suçu da işlemiş olur.
Önce O’nun indirdiğini reddetmekle küfür suçu işlemiştir. İkinci olarak O’nun hükümlerini çiğnemekle zulüm suçu işlemiştir. Üçüncü olarak ise sapmakla fâsık olmuştur.
antioxidan
24.03.2007, 14:20
http://www.bediuzzaman.net/haberler/haberresim/02a.jpg
Bediüzzaman Said Nursî’nin vefatının 46. yıldönümünde Almanya Köln’de düzenlenen programda konuşan Dünya İslâm Konseyi üyesi Salim Abdullah, Risâle-i Nur’un kendisini çok etkilediğini ve Risâle-i Nur talebelerinin Almanya’da harika işler yaptığını söyledi.
Bediüzzaman Said Nursî vefatının 46. yıldönümünde Almanya Köln’de düzenlenen programda konuşan Dünya İslâm Konseyi üyesi Salim Abdullah, “Risâle-i Nur’un diğer İslâmî gruplardan çok daha ileride olduğunu gördüm” dedi.
Programın onur konuğu Salim Abdullah, 1970’li yıllarda Risâle-i Nur’un ve Nur hareketinin Avrupa ve Almanya için pek tanınmayan bir olgu olduğunu, mevcut olan düşüncelerin de negatif olduğunu hatırlattı. Salim Abdullah bu şartlar altında Risâle-i Nur üzerine bir makale yazmak ve Nur hareketini araştırmak için Köln-Rolandstrasse’ye (Almanya’daki ilk Risâle-i Nur medresesinin bulunduğu cadde) gittiğini, buradaki insanların ve Risâle-i Nur’un kendisini çok etkilediğini ve bunun kendisi için harika bir olay olduğunu söyledi.
Kendisinin uzun zamandır Almanya İslâm Konseyi temsilcisi sıfatıyla bir çok seyahatler yaptığını ve bu sıfatla BM’de bulunduğunu belirten Salim Abdullah “Uzun süren çalışmalarım ve izlenimlerim neticesi Risâle-i Nur’un diğer İslâmî gruplardan çok daha ileride olduğunu gördüm. Risâle-i Nur şimdi olduğundan çok daha fazla desteklenmelidir. Kim Risâle-i Nur’u desteklerse uyum ve demokrasiyi desteklemiş demektir ve bu tam da bizim istediğimiz bir şeydir” dedi.
Salim Abdullah Bediüzzaman ile hayatta iken tanışmadığını, ama kendisini talebelerine göre değerlendirdiğini ve Risâle-i Nur talebelerinin Almanya’da harika işler yaptığını söyledi.
Salim Abdullah’ın ardından söz alan Kâzım Güleçyüz, Risâle-i Nur’un tahrip edici olarak değil ama bir iman kurtarıcı olarak atom bombasından daha güçlü olduğunu ve Einstein’a atıfla zamanı gelmiş bir fikrin atom bombasından daha güçlü olduğunu belirterek “Risâle-i Nur artık zamanı gelmiş bir fikirler demetinin ifadesidir” dedi.
Kaynak:
Yeni Asya (23.06.2006)
Not: Salim Abdullah'ın "Said Nursi ile Manevi Karşılaşmam" isimle yazısını http://www.nursistudies.com/turkish/sempozyum/msalimabdullah91.htm adresinden okuyabilirsiniz.
konular sapıp gidiyor....
konu bu ve teşekkürler kardeşim salim abdullah'tan bizi haberdar ettiğin için...
Maide suresi 44,45 ve 47 Ayeti kerimelerini açıklıyoruz
Siz kimisiniz?
PUTYIKAN
24.03.2007, 15:34
Siz kimisiniz?
Kim olduğumuzun ne önemi var,önemli olan Allahu Tealanın hükümleri,sonra elbetteki ehli sünnet vel cemaatiz. Elhamdulillah.
Maide suresi 44,45 ve 47 Ayeti kerimelerini açıklıyoruz,tutunun kurtulun.
İslâm bir bütündür, hükümlerinden hiçbiri birbirinden ayrılmaz.
Mülk O’nundur, O’ndan başka hiç kimsenin hiçbir şeye müdahale etmeye hakkı ve salâhiyeti yoktur. Hükmünü hiç kimse değiştiremez. Verdiği kararı hiç kimse bozamaz. Emir, yasak, tedbir ve idare, tam tasarruf yalnız O’na âittir.
Çünkü O, mülkünde yücedir, dilediğini yapar, dilediği hükmü verir. O’nun verdiği hükümler belirli bir zaman ve asır ile sınırlı değildir. Kıyamete kadar geçerlidir.
Binaenaleyh bütün insanlar ve cinler birleşerek bir araya gelseler, bir Âyet-i kerime’yi inkâr etseler hepsi kâfir olurlar. Çünkü mahlûkun hükmü yoktur, O’nun hükmü esastır.
Söz O’nun sözü, hüküm O’nun hükmü, kitap O’nun kitabı, mülk O’nun mülküdür. O’nun sözlerini değiştirecek, temyiz edecek, tashih yapacak hiçbir kimse olamaz.
Allah-u Teâlâ’nın dininden söz edebilmek için ancak O’nun indirdikleriyle hükmetmek gerekir. Çünkü O’nun hükümranlığının tecellisi budur.
Âyet-i kerime’lerinde şöyle buyurmaktadır:
“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar kâfirlerdir.” (Mâide: 44)
“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar zâlimlerdir.” (Mâide: 45)
“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.” (Mâide: 47)
Allah-u Teâlâ bu ilâhî beyanlarında kendi indirdiği ile hükmetmeyenlerin “Kâfir”, “Zâlim”, “Fâsık” olduklarını belirtmektedir. Bu ilâhi hükümleri bırakıp, kendisinin veya başkalarının ortaya koyduğu ile hükmeden bir kimse bu üç suçu da işlemiş olur.
Önce O’nun indirdiğini reddetmekle küfür suçu işlemiştir. İkinci olarak O’nun hükümlerini çiğnemekle zulüm suçu işlemiştir. Üçüncü olarak ise sapmakla fâsık olmuştur.
Kim olduğumuzun ne önemi var,önemli olan Allahu Tealanın hükümleri,sonra elbetteki ehli sünnet vel cemaatiz.
Ehli sünnete tabii oldugunu iddia eden ehli sünnete tabi olur.
Bu ayetler hakkinda ehli sünnetin görüsünü kabul etmek zorundasiniz, eger ki ehli sünnetten oldugunuzu iddia ediyorsaniz.
Selametle...
PUTYIKAN
24.03.2007, 16:16
Ehli sünnete tabii oldugunu iddia eden ehli sünnete tabi olur.
Bu ayetler hakkinda ehli sünnetin görüsünü kabul etmek zorundasiniz, eger ki ehli sünnetten oldugunuzu iddia ediyorsaniz.
Selametle...
Bizim görüşümüz ehli sünnete uygundur,aksini iddia eden çelişki içindedir,Bu ayetler hakkındaki görüşümüzü tekrarlayalım;
“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar kâfirlerdir.” (Mâide: 44)
“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar zâlimlerdir.” (Mâide: 45)
“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.” (Mâide: 47)
Önce O’nun indirdiğini reddetmekle küfür suçu işlemiştir. İkinci olarak O’nun hükümlerini çiğnemekle zulüm suçu işlemiştir. Üçüncü olarak ise sapmakla fâsık olmuştur.
antioxidan
24.03.2007, 16:20
Bizim görüşümüz ehli sünnete uygundur,aksini iddia eden çelişki içindedir,Bu ayetler hakkındaki görüşümüzü tekrarlayalım;
“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar kâfirlerdir.” (Mâide: 44)
“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar zâlimlerdir.” (Mâide: 45)
“Kim Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmetmezse işte onlar fâsıklardır.” (Mâide: 47)
Önce O’nun indirdiğini reddetmekle küfür suçu işlemiştir. İkinci olarak O’nun hükümlerini çiğnemekle zulüm suçu işlemiştir. Üçüncü olarak ise sapmakla fâsık olmuştur.
hırsızlığın cezası elin kesilmesi ... kabul etmiyor tatbik etmiyor; bu kafir ebedi azab
kabul ediyor, tatbik etmiyor; bu fasık; tevbe ederse afuv eder, etmezse dilerse azablandırır, dilerse azablandırmaz, ama müslümandır...
kabul ediyor, tatbik etmiyor ve emri altındakilere uygulatmıyor; bu fasık, zalim
kabul etmiyor, emri altındakilere tatbik ettirmiyor; bu kafir ve zalim...
NurTalebesi
24.03.2007, 16:29
Üstadın münazarat adlı eserini okuyanlar üstadın demoakrasiyi alkışladığını göreceklerdir...
Üstadın eserini okumadan yorum yapanlara şaşarım...
Üstat demokrasiyi(meşrutiyet)Şeriat namına alkışlamıştır...
İsbibdat kayıtlarını açıyor diye alkışlamıştır..
Her insan oy hakkı verdii için savunmuştur..
Keyfi muamale yerine kanuna göre muamale olduğu için savunmuştur..
Velhasılı kelam demokrasiyi şeriaat uygun bulduğu için(Yüzde yüz olmasada ehvenüşşer diye) alkışlamıştır...
Selametle..
Doğruya doğru eğriye eğri hakikat bu...
PUTYIKAN
24.03.2007, 17:39
İslâm’ın hak din olduğu, imanın insanı aydınlığa çıkardığı; küfrün ise sapmışlık olduğu, insanları karanlıklarda bıraktığı apaçık ortadadır.
Güneşin varlığına delil, yine güneşin kendisidir.
İman ile küfür, hak ile bâtıl, hidayet ile dalâlet, nûr ile zulmet, saâdet ile felâket apaçık delillerle birbirinden ayırt edilir haldedir.
İman nûru ile münevver olan “Hakikat ehli”, iman yolunu seçtiği için dünya saâdetine ahiret selâmetine kavuşacak; küfür karanlığında kalan “Dalâlet ehli” ise dünyada ve ahirette cezasını çekecektir
İman, aslâ kopmak bilmeyen sağlam bir kulp gibidir. O kulpa sarılan kişi kurtuluş yolunu aslâ kaybetmez, şaşkınlıklar içinde bocalamaz.
İman ile küfrün bu derece açığa çıkmasından sonra, kendilerine tutunanları küfre kaydıracak olan tağutların, yoldan sapmış imamların çürük kulplarına yapışanlar ise Hakk’tan ve hakikattan uzaklaşırlar, hidayeti dalâlete değişirler, sapmışlık içinde bocalar dururlar.
Tağut; tuğyan kelimesinden gelmektedir. Haddi aşan her şey tağuttur. Şeytan ise bütün haddi aşanların arkasındadır.
Hem sözleri işitir, hem de niyetleri bilir. Dili ile “Ben de müslümanım.” deyip, içinde inkârı saklayan küfür ehlinin sapmışlıklarından Allah-u Teâlâ habersiz değildir.
Hazret-i Allah’ın dostluğu, yardımı, inayeti iman edip, Hakk yolda yürüyenler ve Hakk’ı savunanların üzerinedir.
Küfrün ve müdafilerinin dostları ise tağuttur. Onlar nûra değil, nâra götürürler.
İmanın nûr ile ifade edilmesinden daha derin ve şümullü bir tabir bulunamaz. Küfrün ise zulümat ile ifade edilişi de aynıdır. Hakk’ın nûrundan başka bütün yollar hiç şüphe yok ki zulümatın tâ kendisidir.
Allah-u Teâlâ hiçbir müminin kendi yolundan başka yollara gitmesine asla izin vermez.
Resulullah Aleyhisselâm’ın verdiği hüküm, Allah-u Teâlâ’nın verdiği hükümdür. Çünkü o, hevâ ve hevesine uyarak konuşmaz.
Hiçbir müslüman fert ve milletin, Allah-u Teâlâ’nın ve Peygamberi’nin hüküm verdiği bir hususta kendi isteğine göre seçme hakkı yoktur. Müslüman kalmak, müslümanca yaşamak ve müslüman olarak ölmek isteyen bir kimse mutlaka Allah-u Teâlâ ve Resulü’nün emir ve arzusuna boyun eğmek, “İşittim ve itaat ettim!” demek zorundadır. Boyun eğmeyi kabul etmezse, ne kadar müslüman olduğunu iddiâ etse de boştur. Bu gibi kimseler İslâm dairesinden çıkmış, kalbinde imandan bir eser kalmamıştır.
EbuMahir
24.03.2007, 17:53
Üstadın münazarat adlı eserini okuyanlar üstadın demoakrasiyi alkışladığını göreceklerdir...
Üstadın eserini okumadan yorum yapanlara şaşarım...
Üstat demokrasiyi(meşrutiyet)Şeriat namına alkışlamıştır...
İsbibdat kayıtlarını açıyor diye alkışlamıştır..
Her insan oy hakkı verdii için savunmuştur..
Keyfi muamale yerine kanuna göre muamale olduğu için savunmuştur..
Velhasılı kelam demokrasiyi şeriaat uygun bulduğu için(Yüzde yüz olmasada ehvenüşşer diye) alkışlamıştır...
Selametle..
Doğruya doğru eğriye eğri hakikat bu...
Said Nursi Hazretleri bu dediklerinizi yaptiysa 1. Said'mi yoksa 2. Said donemindemi yapmistir?
NurTalebesi
24.03.2007, 18:09
Said Nursi Hazretleri bu dediklerinizi yaptiysa 1. Said'mi yoksa 2. Said donemindemi yapmistir?
1, said döneminde yazmıştır...
2, ve 3, döneminde ise desteklemiştir..
Saiyasi görüşlerinden vazgeçmemiştir...Ama siyasetle ilgilenmemiştir artık...Çünkü ahirzamnda gelcek olan dehşetli şahsı görmüş ve hadisten aldığı emirle onlarla siyasetle değilde kalmele cihad etmiş...
Eğer düşüncelerini değiştirseydi münazaratın tekrar basılmasına müsaade etmezdi uyarırdı...
Selametle..
EbuMahir
24.03.2007, 18:13
1, said döneminde yazmıştır...
2, ve 3, döneminde ise desteklemiştir..
Saiyasi görüşlerinden vazgeçmemiştir...Ama siyasetle ilgilenmemiştir artık...Çünkü ahirzamnda gelcek olan dehşetli şahsı görmüş ve hadisten aldığı emirle onlarla siyasetle değilde kalmele cihad etmiş...
Eğer düşüncelerini değiştirseydi münazaratın tekrar basılmasına müsaade etmezdi uyarırdı...
Selametle..
Yani Said Nursi Hazretleri demokrasi yanlisiydi ve demokrasiyi islama uygun bulurdu oylemi?
Peki Said Nursi hazretleri hilafetede karsimiydi?
NurTalebesi
24.03.2007, 18:20
Yani Said Nursi Hazretleri demokrasi yanlisiydi ve demokrasiyi islama uygun bulurdu oylemi?
Peki Said Nursi hazretleri hilafetede karsimiydi?
Gerçekten üstadı merak ediyorsan oku ebu mahir...
Ve hilafet artık istibdatın merkezi yabancı ajanların korumuası altında yıkılmaya yüz tutmuş bir haldeydi...
Tekrar diyorum münazaratı oku...
Selametle...
EbuMahir
24.03.2007, 18:45
Eğer düşüncelerini değiştirseydi münazaratın tekrar basılmasına müsaade etmezdi uyarırdı...
Diyorsunuz ama ben Said Nursi Hazretlerinin su aciklamasinida okudum:
Telifinden otuz dört sene sonra, Münâzarât nâmındaki esere baktım, gördüm ki, Eski Said'in o zamandaki inkılâptan ve o muhitten ve tesirât-ı hâriciyeden neş'et eden bir hâlet-i rûhiye ile yazdığı bu gibi eserlerinde hatîat var. O kusurât ve hatîattan nedâmet ediyorum. Cenâb-ı Hakkın rahmetinden niyâzım odur ki, ehl-i îmânın me'yusiyetlerini izâle niyetiyle ettiği hatîât hüsn-ü niyetine bağışlansın, affedilsin..."
Kastamonu Lâhikası
HATÎÂT [hatiat] : Hatâlar; günahlar; kötülükler; yanlışlar.
Said Nursi hazretleri o dediginiz risalenin hatalarla yanlislarla oldugunu ve bundan tevbe ettigini soyluyor.
Siz bu konuda ne diyorsunuz?
Soru sorulan kisi muhterem Emin SARAÇ Hocaefendi:
-Hocam, bulunduğunuz ulema meclislerinde Bediüzzaman’dan bahsedilir miydi?
-Efendim, Bediüzzaman’ın Mustafa Sabri Efendiye mektup yazdığını hatırlıyorum. Mustafa Sabri Efendi’ye “benim kitabımı Arapçaya tercüme et” diye teklifte bulunmuştu. Mustafa Sabri Efendi tebessümle karşıladı “Onu biz Dar-ül Hikmet’e almıştık” dedi. O kitabı eline aldı, okuyordu, bayağı devam etti. Hatta Ali Yekta Efendi “Şimdi sabaha kadar okuyup, sonuna getireceksin” diye latife etmişti.
Gördüğüm âlimler hiç onun aleyhinde konuşmadılar. Aleyhinde değil, takdir ifade eden sözler söylemişlerdi.
Bediüzzaman’ın çeşitli tavırları vardır. Mesela Meşrutiyeti savunmuştur. Hatta burada, Fatih mahfelinde, Sultan Abdülhamid’in aleyhinde, ittihatçıların lehinde hitabede bulunduğunu ben Ömer Nasuhi Bilmen’in ağzından işittim.
Sonra nedamet etmiştir. Ama “innemel itibari bil havatim” var ya, “bir insanın sonunadır itibar." Bediüzzaman hapishaneye girince başka bir Bediüzzaman oldu. O geçmiş olan Bediüzzaman’dan nedamet etti. “Euzubillahi mineşşeytani vessiyaseti” dedi ve Sultan Abdülhamid Han’ın torunu Rukiye Sultan ki, Sultan Abdülhamid’in büyük oğlu Selim Efendi’nin kerimesi, Osman Turan’ın kayınvalidesidir.
Bediüzzaman son İstanbul ziyaretinde bu hanımın kapısına gidip, Osman Turan’a diyor ki; “Ne olur kayınvalidenize söyleyin. Ben onunla konuşmak istiyorum.” Osman Turan diyor ki; “Kendileri erkeklerle görüşmek istemez.” Onun üzerine kapı aralanıyor. Bediüzzaman diyor ki; “Biz gençliğimizde o günkü havaya kapılarak cedd-i âlâ hakkında hürmetsizlik yaptık. Şimdi ben de onun yanına gidiyorum. Nolur, o mübarek dedeniz namına beni affedin ki ben ona kavuştuğumda utanmayayım. Ne olur, rica ediyorum" diyor ve gidiyor. Böylece helalleşiyorlar. Bunu Kadir Mısıroğlu’ndan dinlemiştim.
(alıntıdır)
NurTalebesi
24.03.2007, 22:39
[/B]
Diyorsunuz ama ben Said Nursi Hazretlerinin su aciklamasinida okudum:
Said Nursi hazretleri o dediginiz risalenin hatalarla yanlislarla oldugunu ve bundan tevbe ettigini soyluyor.
Siz bu konuda ne diyorsunuz?
Güzel kardeşim kendinde hata bulabilir..Haydi diyelim bazı görüşlerinde de hata bulmuş olsun...E eğer demokrasi hakkında hatiat bulsa demokraisiyle ilgili görüşlerini 1959 'da çıkan tarihçeihayatta neşrettirmez...
O hayatı boyunca meşrutiyet(demokrasi )taraftarıydı....
Üstadın münazarat adlı eserini okuyanlar üstadın demoakrasiyi alkışladığını göreceklerdir...
Üstadın eserini okumadan yorum yapanlara şaşarım...
Üstat demokrasiyi(meşrutiyet)Şeriat namına alkışlamıştır...
İsbibdat kayıtlarını açıyor diye alkışlamıştır..
Her insan oy hakkı verdii için savunmuştur..
Keyfi muamale yerine kanuna göre muamale olduğu için savunmuştur..
Velhasılı kelam demokrasiyi şeriaat uygun bulduğu için(Yüzde yüz olmasada ehvenüşşer diye) alkışlamıştır...
Selametle..
Doğruya doğru eğriye eğri hakikat bu...
Haşa sümme haşa, munazaratı abilerininkiyle değilde aklı selim ile okuyan herkes anlayacaktır ki, Ustad; meşrutiyet-i meşrua ifadesiyle demokrasiyi değil, şura-yı şer'i ile yönetilen islamiyet cumhuriyetini kastetmiştir. İstibdatı ise, devlet ümmetin değil tek bir hanedanın olduğu ve şeriati tam tatbik etmek mumkun olmadığı için reddetmiştir. Demokrasiyi asla alkışlamamış, bilakis menfi felsefeden türemiş her türlü -izm i, her türlü fikri reddetmiş, Hz Peygamberin Şeriat-ı garrasını alkışlamıştır.
Ustada yapılan bu iftirayı reddediyoruz.
vBulletin v3.7.3, Copyright ©2000-2009, Jelsoft Enterprises Ltd.