PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : sevgi ve muhabbet haftası


NurTalebesi
23.03.2007, 14:41
İslâmın engin ve derin muhabbet sevdası, imanın ve Kur’ân’ın sevgi mesajı, “Bediüzzaman’ın sevgi pratiği” anlatılacak insanımıza, onun Hakka yürüdüğü ayda.

Evet, bu hafta boyunca, Türkiye’de caddelerde, sokaklarda, salonlarda, yollarda “Muhabbet güvercinleri” dolaşacak.

Dillerde, gönüllerde, yüreklerde “Sevgi bülbülleri” şakıyacak.

Güller ve gülümsemeler yankılanacak güzel yurdumun beldelerinde, ilçelerinde, illerinde, salonlarında.

Sadece bir haftalık değil, aylık değil, yıllık değil, hatta ömürlük değil! Asırlık, ebedîlik bir serüven bu. “Sevgi ve muhabbet” seli çağlayacak, Türkiye’mde, Anadolu’mda.

Sevgi ve muhabbet çınlayacak salonlardan, mikrofonlardan gökkubbeye, asumana doğru.

Gönüller sevgiyle dolacak, yürekler sevgiyle atacak.

Dudaklar “muhabbet” gülücükleriyle şenlenecek.

Yüzler gülecek.

Ümitler yeşerecek.

Kuraklığa rağmen!

Karanlığa rağmen!

Öfkeye ve kine rağmen!

Kötülüklere rağmen!

Çünkü, “Muhabbet fedaileri” gündemlerine bu konuyu aldılar bu yıl. Yıl boyunca devam edecek bu “muhabbet ve sevgi” şöleni.

Yüz yıldır beklenen bir hasret bu!

“Ümitvâr” olmanın tabiî neticesidir bu!

Gerçek “muhabbet ve sevginin” gereği ve sonucudur bu!

Asrın büyük manevî tabibi, kabrinde “bahar nesîminin” kokusunu alıyor artık. İşte bu vaad edilen ve işaret edilen müjde! Muhabbet fedaisi olmak!

Evet, “muhabbetin sebeplerinin, iman, İslâmiyet, cinsiyet ve insâniyet gibi nuranî, kuvvetli zincirler ve mânevî kaleler” olduğu anlatılacak toplumumuza.

“Tecavüz edenlere bile bedduâyla mukabele etmememiz” gerektiğinin önemi ve gereği vurgulanacak.

“Kim olursa olsun, imanı varsa, o noktada kardeşimizdir” mesajı ulaştırılacak herkese.

“Bize düşmanlık da etse, mesleğimizce mukabele edemeyiz” manevî reçetesi sunulacak topluma.

“Benim mezhebim, muhabbete muhabbet etmektir, husumete husumet etmektir. Yani dünyada en sevdiğim şey muhabbet ve en darıldığım şey de husumet ve adâvettir” düsturu izah edilecek, kitlelere.

“İnsanın en lezzetli ve tatlı ve kıymetli hissi olan muhabbet, sevgi, eğer Allah namına olursa, bu küçücük insanı, kâinat kadar büyüttürür ve genişlik verir ve yaratılanlara nazlı bir sultan yapar” müjdesi sunulacak topluma.

“Yerinde sarf olunmayan bir muhabbet-i gayr-i meşrûanın (meşrû olmayan sevginin) cezası, merhametsiz bir musîbettir” gerçeğinin yorumu yapılacak muhataplara.

“Bütün mevcudâtın harekâtı, muhabbetledir” parolasıyla, karamsarlık, kin, nefret ve düşmanlığın insanlarımızdan ve toplumumuzdan uzaklaştırılmasına çalışılacak.

“Muhabbetin, hem lezzet, hem ibâdet, hem de tefekkür olduğu” müjdesi paylaşılacak milletimizle, halkımızla.

“Muhabbetin, gerçek mahbublarda bahane ve kusur aramadığı” izah edilecek.

“Muhabbet ve sevginin büyük bir hazine ve büyük bir nimet olduğu” idraki ve şuuru ekilecek gönül ve kalplere inşallah.

Muhabbet ve sevgimizin ebediyete kadar devam etmesi dilek ve temennisiyle, hepinizin Bediüzzaman Haftasını tebrik ediyorum. Hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum.

ArZu
26.03.2007, 10:55
Risale-i Nur, kalpleri aydınlatır




1954 senesinde Babaeski'de memurdum. Hikmet Polat, beni ziyarete geldi. Bana bir kitaptan bölüm okudu. Hiçbir şey anlamadım. Dedim ki; "Bu kitap nedir?" Dedi ki: "Bu kitap Musa Aleyhisselam'ın kitabıdır." Kapağını gösterdi; Asa-yı Musa...

O konu orada kapandı. Sonra Eşref Edip'in yazdığı Risale-i Nur'larla alakalı kitabı elime geçti. Okudum; fakat yine fazla bir şey anlamadım. Sırf kültürümü geliştirmek için Osmanlıca öğrendim. Kur'an-ı Kerim öğrenmeye çalıştım. Risale-i Nur'larla böyle tanıştım.

Bediüzzaman'ı ilk Emirdağ'da gördüm. Ziyaret yasaktı, kitap götürmüştüm. Bir evde oturuyordu. Çok fakir bir evdi... Üstad, tahta bir sandalyede oturuyordu. Şöyle buyurdu: "Günah-ı kebairi terk, sünnet-i seniyyeye ittiba, namazı erkanıyla kılmak, sonundaki tesbihatı çekmek." Hayatıma, bu tembihe göre yön vermeye çalıştım.

Risale-i Nur'ları okumak yazmak yasaktı. Bu yasağa isyan ettim. "Ben Risale-i Nur'ları dağıtacağım!" dedim. Kim Risale-i Nur isterse evine kadar götürüp teslim ederdim. Ben hapis yatmayı tehlike kabul etmiyordum. "Batıl bir dava için hapse girenler varken, hak dava için ben neden hapse girmeyeyim?" diyordum. İçinde yaşadığım toplumu beğenmiyordum. 'Daha iyi bir seviyede yaşamalıyım' diyordum. Daha iyi bir seviye derken, çalışmalarımızda maddi bir kazanç yoktu. Mânen hoşuma gidiyordu. Nezaretler, tevkifler, sürgünler birbirini takip ediyordu. Artık ben, bir mücadele adamı olmuştum. Yaşamanın tadı çıkıyordu. O hayat anlatılamaz. Şimdi o hayatı özlüyorum...

İslamiyet kıyamete kadar devam edecektir. İslamiyet, insanla devam edecektir. Bu sebepten Allah, bazı kullarına İslam'a hizmet imkânı vermiştir. Bediüzzaman'a da Allah, İslam'a hizmet fırsatı vermiştir. Dolayısıyla ondaki harika haller kendisinden değil, Allah'ın lûtfu iledir.

O, her şeyiyle bizden farklıydı. Çok az yerdi. Paraya, mala, eve ihtiyacı yoktu. Dağın başında bir ay kalırdı. Ben aynı yere gündüz vakti çıkıp oturdum. Öyle bir yalnızlık vardı ki, ürperdim aşağı indim... Gündüz vakti çıkamadığım bir yerde o, gece rahatlıkla kalabiliyor. Bu harika haller, Allah'ın bir lûtfudur.

Risale-i Nur'ları anlamak zordur. Fakat nasıl oluyor da dünyanın her tarafında risaleler okunabiliyor? Okunan risaleleri yediden yetmişe herkes dinler. "Beşikten mezara kadar ilim tahsil ediniz." emrini dinlerler.

Bana soruyorlar: "Risale-i Nur'a nasıl hizmet edebiliriz?" Risale-i Nur'a hizmet, onları okumakla mümkündür. İngilizce öğrenenler, dünya ve ahiret saadeti için Osmanlıca da öğrenmeliler.

Zübeyir Gündüzalp diyor ki:

"Dünyada huzur ve rahat mı arıyorsunuz? Ukbada saadet mi istiyorsunuz? Risale-i Nur okuyunuz. İslam'ın ve hakikatin zevkini tatmak, sürurla yaşamak ihtiyacını mı hissediyorsunuz? Müjdeler olsun sana ey kardeş! İşte sana Risale-i Nur! O son derece canlı, son derece mücahit ve son derece heyecanlı bir ruha maliktir."

Üstad'ımın mekânı cennet olsun...

ArZu
28.03.2007, 10:21
Yaşamıyla hizmet eden, vefatınında hizmet vesilesi olacağını ümit eden bir
muhabbet fedaisiydi "O". "Nasıl ki tane tohum toprak altına girip ölmesiyle
bir sümbül hayatını netice verir,bir taneye bedel yüz tane vazife başına
geçer,Öyle de ölümüm hayatımdan fazla o hizmete vasıta olur ümidini
besliyorum" diyen benliğinden sıyrılmış asrın eşssiz güzeliydi "O". Ömrünü
işkencelerle,sıkıntılarla,ızdıraplarla geçirdiği halde herkese hakkını helal
edecek kadar sevgi dolu muhabbet dolu Bediüzzamandı "O"..

Bir dağın başında ayağı kayan ve uçuruma yuvarlanıverecekken "davam, davam!"

diye inleyen dava duygusunun zerrelerine kadar işlediği zirve noktasıydı
"O".

"O" ki "Ben cemiyetin iman ve selâmeti yolunda âhiretimi de fedâ ettim.
Gözümde ne cennet sevdası var, ne de cehennem korkusu. Cemiyetimizin imanı
namına bir Said değil, bin Said fedâ olsun! Kur'anımız yeryüzünde cemaatsiz
kalırsa cenneti de istemem; o zaman orası da bana zindan olur. Milletimin
imanını selamette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmaya da razıyım.
Çünkü, vücudum yanarken gönlüm gül gülistan olur." diyen ve bütün
büyüklükleri şahsında cem etmiş sahibüzzamandı "O".

Dünyaya, şöhrete, mevkiye, mala, mülke ve nefsine esir olmamış
darağaçlarına, işkencelere, zindanlara, tehditlere ve tehlikelerin her
türlüsüne meydan okuyan, Necip Fazılın deyimiyle Can taşıma liyakatini,
canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o
nispette usule, stratejiye uygun bir Üstattı "O".


23 MART 1960 günü 11 ayın sultanın 25.gununde hakka yürüdüğünde dünyevi
serveti;seccadesi,saati yatağı çay takımı ve taşıdığı sepeti olan
Bediüzzaman Said Nursi yi rahmet ve dualarla anıyoruz..
http://img246.imageshack.us/img246/5953/adszcr1.png