PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Hakimiyet


NUHUN_GEMISI
24.03.2007, 01:28
HAKİMİYET
"Arapça'da "el-Hukm" kelimesi sözlükte yargı ve yargıda bulunmak anlamındadır. Kelime bütün kökleriyle, taraflar arasında ister anlaşmazlık bulunsun isterse bulunmasın belirli bir konunun gerçek değerinin anlaşılması için, bu konuda yetkili kabul edilen bir makama başvurma manasını ihtiva etmektedir. Kuı'anı Kerim'de de -kelimenin bu anlamı göz önünde bulundurularak- kullanıldığı görülmektedir.Bu kelimenin Türkçe'de "egemenlik" anlamında kullanılan "hakimiyet" şeklindeki söylenişi ise, hüküm koyma, hüküm verme yetkisi, yüksek egemenlik (sovereignty) anlamıyla Arapça'da da yenidir.
Hakimiyeti hukukçular ve siyaset bilimcileri genel olarak şu şekillerde tanımlarlar:Bodin'e göre hakimiyet: "Yurttaşlar ve uyruklar üstünde yasayla kısıtlanmamış en yüksek iktidar"; Rousseau'ya göre genel iradenin uygulanması; (2) Ibn Haldun'a göre sahibinin gücü üstünde bir gücün bulunmaması (3) anlamındadır. Çağdaş hukukçular ise -ufak tefek farklılıklar bir yana bırakılacak olursa- hakimiyeti şöyle tarif ederler: "Belli bir ülke ve o ülkede oturan hakiki ve tüzel kişiler üzerinde kullanılan ve devlet kişiliğine bağlı olan, ondan ayrılmayan asli en yüksek hukuki iktidar veya kudrettir." Ya da kısaca; "asli ve en yüksek kumanda ehliyet ve selahiyeti" şeklinde tanımlanabilir.Mevdudi, hakimiyeti tanımlarken şunları söylemektedir:"Siyaset biliminde bu terim; en yüksek iktidar ve mutlak iktidar anlamında kullanılır. Herhangi bir kimse ya da topluluğun hakimiyeti elinde tutmasından maksat şudur: Onun her hükmü kanun mahiyetini taşır ve kanun olur. Böyle bir kimse ülkesinde yaşayan fertlerin üzerinde hükümlerini yürütür ve sınırsız tercih ve yetkilerin sahibi olur. Onun yetki ve tercihleri-ni kendi iradesi altında hiç bir şey sınırlandıramaz ve kısamaz. Fertlere verilmiş bulunan herhangi bir hak var ise, bu hak da ancak onun tarafından verilmiş olur... Diğer taraftan hakimiyeti elinde bulundurması sebebiyle herhangi bir kanun bağlamadığı için böyle birisi tam manasıyla kadir-i mutlaktır..."(1)
Mevdudi'ye göre "bundan daha az kudret ve imkana 'hakimiyet' denemez. Ancak böyle bir "hakimiyet" bu gün artık farazi bir kavram haline gelmiştir. Alanı o kadar küçülmüştür ki, gerçek bir hakimiyet yahut da siyaset ilminde kullanılan terim anlamıyla "siyasi hakimiyet (political sovereignty)" dahi kalmamıştır."Hakimiyetin nasıl yorumlandığına ve genel çerçevesine bu şekilde kısaca değindikten sonra, islam'ın ya da Kur'an-ı Kerim'in bu konuyu genel çizgileriyle nasıl çerçevelediğine, nasıl yorumladığına bir göz atalım:
1) Kur'an'a Göre Hakimiyet Türleri.
Her kavrama kendine has bir yorum getiren İslam dini, hakimiyet konusunda da İslami olan ve olmayan ayırımını gözetir. Kur'an-ı Kerim, İslami ve cahili olmak üzere iki tür hakimiyet olduğunu kaydeder: "Onlar hala cahiliyenin hükmünü mü arıyorlar? Şüphesiz bir kanaate sahip olacak bir topluluk için hükmü Allah 'tan daha güzel olacak kimdir?" (el- Maide, 5/50) Başka ayet-i kerimelerde, Allah'ın hükümleri dışında kalan hükümlerin "heva, tağut, dalalet vb. hükümleri" diye adlandırılmaları İslami olmayan hükümler arasındaki mahiyet farkından kaynaklanmamakta; aksine İslami olmayan hükümlerin cahili olmanın yanında diğer olumsuz nitelikleri de kaçınılmaz olarak taşıdıklarını ortaya koymaktadır. Ayette geçen "hüküm" kelimesi yalnızca siyasal anlam taşımakla kalmamakta her türlü "yargı"yı da kapsamaktadır. Böylece, İslam'a göre yapılanmış ve her türlü değer yargısı İslam'a göre şekillenmiş olan toplumun hükmü İslami; ve böyle olmayan toplumun hükmü ise cahili hükümdür.
İslami anlamıyla hakimiyetin dışında kalan her türlü hakimiyet ve İslam'ın değer yargıları dışında kalan her türlü değerlendirmeye ad olan "cahili hakimiyet"in mahiyeti hakkında İbn Kesir sözkonusu ayet ile ilgili olarak şöyle der: "Cenab-ı Allah, (bu ayette) her türlü hayri kapsayan ve her türlü şerden uzak tutan Allah'ın sapasağlam hükmünü bırakıp onun dışında kalan ve şahıslar tarafından Allah'ın şeriatine dayanmaksızın konulmuş görüş, heva ve ıstılahlara yönelen kimselerin bu davranışını reddetmektedir. Nitekim cahiliye dönemi insanları da böyle yapıyor, kendi görüş ve hevalarından hareketle ortaya attıkları dalalet ve cehaletlerle hüküm veriyorlardı. Moğolların da yaptıkları bu idi. Onlar kendilerine yasak (yasa) koyan kralları Cengiz Han'ın hükümlerine göre yönetiliyorlardı. Bu Yasak'ı Cengiz, yahudi ve hristiyan şeriatlerinden, İslam dininden ve başka dinlerden yararlanarak meydana getirmişti. Orada sırf kendi görüşü olan ve hevasından kaynaklanan hükümler de vardı. İşte onun bu Yasak (Yasas)ı soyundan gelenler arasında uyulan bir şeriat olmuştu. Onlar Allah'ın Kitabı ve Rasülünün sünneti ile hükmetmeyi bir kenara bırakıp "Yasak" ile hükmediyorlardı. Her kim böyle yaparsa o kafirdir; Allah'ın ve Rasülünün hükmüne geri dönüp, az ya da çok hiçbir konuda onların dışında hiçbir şeyle hükmetmemek çizgisine gelinceye kadar onunla savaşmak farzdır."
Görüldüğü gibi burada Ibn Kesir, İslami ve cahili hükmün mahiyetini açıklamış; kendi döneminde cahiliye hakimiyetine örnek olmak üzere de Cengiz Han Yasaları'nı göstermiş; Allah'ın hükümlerini bırakıp cahili hükümlere, hevalara yönelenlere karşı takınılacak tavrı da gayet açık bir şekilde belirlemiştir. Bundan şunu anlıyoruz: Hakimiyet konusu teorik olup pratik ve hukuki bir takım sonuçları olmayan yorumdan ibaret değildir. Bu konu doğrudan doğruya Allah'ın hükümlerine iman ve bu hükümlere aykırı hiçbir hükmü kabul etmemek şeklinde uygulama ile, böylesini kabul etmeyenlere karşı hukuki bir takım uygulamaları beraberinde getiren bir anlayıştır.
2) İslam'ın Hakimiyet Yorumu:
İslam'a göre Hakimiyet ve sınırlandırılamaz hakimiyet yalnızca Allah'ındır. Bu konuda bütün müslümanlar arasında tam bir fikir birliği vardır. Hüküm koymak Allah'a has bir yetkidir. Başkalarının bu konuda herhangi bir ortaklığı yoktur' Hiçbir kimsenin Allah ile birlikte hüküm koyması söz konusu değildir. O hükmüne hiçbir kimseyi asla ortak etmez. (el-Kehf, 18/26) İslam'da hakkın ölçüsü ve yegane hak, Allah'ın Kitabı ve Rasülü'nün sünneti olduğundan, herkesin bu hükümleri kabul etmesi gerekir. Kim kendiliğinden birtakım sözler ortaya koyar ve kendi anlayışına göre bazı kurallar ortaya atarsa ve bunu kendi anlayışı hatta (Kur'an ve Sünnet'i) yorumlayışı sonucunda ileri sürerse, bu söylenenler Rasülün getirdiklerine arz olununcaya kadar ümmetin ona uyması ve anlaşmazlıklarında onun hükmüne başvurması gerekmez. Eğer Rasulün getirdikleri ile çatışmaz ve uygun düşerse, doğrulukları belgelenirse ancak o zaman kabul edilir; fakat Rasul'ün getirdiklerine aykırı olursa o zaman bunların reddedilmesi gerekir. Çünkü yüce Rabbimiz mü'minlerin geçerli bir imana sahip olmaları için aralarındaki anlaşmazlıklarda Rasul'ün hükmüne başvurmayı şart koşmakla kalmamış; içlerinde herhangi bir sıkıntı duymaksızın ve tam bir teslimiyetle, verdiği hükme teslim olmayı da öngörmüş bulunuyor. (Bkz. en-Nisa, 4/65)
Kısacası Allah ve Rasulü herhangi bir konuda hüküm vermiş ise, hiçbir mü'minin o konuda istediklerini tercih etme yetkisi yoktur. (el-Ahzab, 33/36) "Allah'ın, Rasülü Muhammed'e indirdiğinden başkası ile hüküm vermek helal değildir; çünkü hak yalnız odur. Onun dışında kalan bütün hükümler ise zulüm ve haksızlıktır. Bu zulüm ve haksızlıkla hükmetmek helal değildir. Herhangi bir hakim (yönetici veya kadı), bu helal olmayan hükümle hükmedecek olursa verdiği bu hüküm ebediyyen geçersiz kılınır, onunla amel edilmez" diyen İbn Hazm, buna delil olarak da Kur'an-ı Kerim'deki: "Ve onlar arasında Allah'ın indirdiğiyle hükmet..." (el-Maide, 5/49) yetini göstermiştir. Yüce Rabbimizin hakimiyetin boyutlarını ya da Islam'ın hakimiyet yorumunu daha iyi anlayabilmek; diğer taraftan Allah'ın beşer üzerindeki hakimiyetini -bir anlamda da- gerekçelerini kavrayabilmek için "Allah'ın hakimiyeti"nin çeşitli yönlerine dikkat çekmemiz yerinde olacaktır.
a) Allah'ın Kevni Hükimiyeti:
Allah, bu kainatın biricik yaratıcısıdır. Gördüğümüz göremediğimiz, bildiğimiz, bilemediğimiz her şeyi yaratan, mutlak yaratıcı O'dur. O'ndan başka yaratan yoktur. 0 aynı zamanda yarattıklarının Müdebbir'i, Rabbi ve Maliki'dir. "Hamd, ülemlerin Rabbi olan Allah 'ındır." (el-Fatiha, 1 / 1) Sihirbazlar, Hz. Musa'nın mucizelerinin kendi sihirlerini etkisiz hale getirdiğini gördüklerinde bunun ancak "alemlerin Rabbi"nin işi olabileceğini anlamışlardı: "Biz alemlerin Rabbine, Musa ile Harun 'un Rabbine iman ettik, dediler." (el-Araf, 7/121. 122; ~ 20/70) Allah'ın alemlerin Rabbi olması tabiidir. Çünkü O'ndan başka yaratıcı yoktur: "Size gökten ve yerden rızık veren Allah'tan başka bir yaratıcı var mıdır?" (el-Fatır, 35/3) Bu gerçek o kadar açıktır ki, Allah'a başka şeyleri ortak koşanlara bile, "yaratıcı kim?" diye sorulacak olursa, cevapları "Allah" olur:"Onlara, 'Göklerle yeri kim yarattı?'diye soracak olursan, andolsıın ki 'Onları gücü her şeyden üstün olan (Aziz) yarattı' diyeceklerdir." (ez-Zuhruf, 9/43) Bütün yaratıkları gece-gündüz koruyup gözeten yalnız O'dur: "De ki: 'Gece-gündüz sizi Rahman olan Allah'a karşı koruyup gözeten kimdir?" (el-Enbiya, 21/42) Kainatın kanunlarına, varlık alemindeki bu düzenin işleyişine O'ndan başka hiçbir kimse müdahalede bulunamaz; O'nun iradesine aykırı hiçbir şey gerçekleştirilemez:"De ki: Düşündünüz mü hiç; eğer Allah üzerinize geceyi ta kıyamet gününe kadar aralıksız sürdürse Allah'tan başka size ışık getirecek bir başka ilah var mıdır? Hala işitmeyecek misiniz? De ki: Düşündünüz mü hiç, eğer Allah gündüzü üzerinizde kıyamet gününe kadar aralıksız devam ettirse, içinde dinleneceğiniz geceyi Allah'tan başka getirecek bir başka ilah var mıdır?" (el-Kasas, 28/71-72)
b) Uhrevi Hakimiyet:
Bütün olay, nimet ve cezalarıyla ahiret hayatı da Allah'ın mutlak hakimiyeti içerisindedir. Kur'an-ı Kerim, yüce Allah'ın ahirette tecelli edecek olan mutlak hakimiyetine dair sayılamayacak kadar çok buyruk ihtiva ettiğinden sadece iki yerdeki işaretlerini kaydetmekle yetineceğiz."Kafir olanlar, kendilerine Kıyamet gelip çatınca ya, yahut kısır bir günün azabı gelinceye kadar o Kur'ün 'dan şüphe içinedirler. 0 gün mülk Allah 'ındır; onlar arasında 0 hüküm verir..." (el-Hacc, 22/55-56)"0 günde onlar (kahirlerinden) çıkacaklardır. Onların hiçbir şeyi Allah 'a gizli kalmaz. 'Bu gün mülk (hakimiyet ve herşeyin mutlak sahipliği) kimindir?' (diye sorar). Kah-hür ve tek olan Allah 'ındır. Bugün herkese kazandığı ile karşılık verilecektir. Zulüm yoktur, bugün, Allah hesabı çarçabuk görendir." (el-Mü'min, 40/16-1 7)
c) Genel olarak Değer Yargılarında Hakimiyet:
Bilindiği gibi eşya ve olaylar hakkında belirli bir takım değerlendirmeler yapmak ve onlara karşı bu değerlendirmelere göre tavır takınmak, istemek ya da uzak durmak ve arzulamamak sözkonusudur. Bu her zaman, her toplum ve kişide görülegelmiştir. Kısacası insan, hayrı ister ve arzular, şerden ve kötülükten de uzak kalmaya çalışır. Bu tavır ise onun sahip olduğu ya da benimsediği değer yargılarının bir sonucudur. Kur'an-ı Kerim; bir bakıma baştan sona bazı değeryargıları, bu değer yargılarına karşı takınılan tavırlar ve bu tavırların sonuçlarına dair açıklamaları yer aldığı ilahi mesajdır.Değer yargılarını belirleme ve koy~'ma yetkisinin mutlak olarak yüce Rabbimize ait oldu~unu vurgulayan bazı buyruklara işaret edelim:Haram-helal kılmak yetkisi yalnız Allah'ındır: "De ki: Allah 'in kulları için yarattığı süsü ve güzel rızkı kim haram kıldı?" (el-A'raf, 7/32) "Ey iman edenler, Allah 'in size helal kıldığı hoş ve temiz şeyleri kendin ize haram kuma yin ve haddi aşmayın, çünkü Allah haddi aşanları sevmez." (el-Maide,1 5/87)
Cahili düzenlerde zamanla oluşan ~ıe Allah'ın emir ve hükümlerine aykırı cahili değer yar'gıları reddedilmiştir: "Allah Bahira, Saibe, Vasile ve Ham diye bir şey meşru kılmamıştır. Fakat kafirler yalan yere Allah 'a iftira etmektedirler." (el-Maide, 5/103) Burada sözü geçen "bahire, saibe, vasile ve ham" cahiliye döneminde çeşitli niteliklerde develere verilen adlar olup bunlar hakkında çeşitli hükümler sözkonusu idi. Allah bu tür hayvanlara dair hüküm ve değer yargılarının kendisine atfedilmesi~i reddetmekte ve bunu kendisine bir iftira olarak değerlendirmektedir.İslam'dan önce çeşitli helal ve haramlara dair birtakım değer yargılarından etraflı bir şekilde söz eden buyruklardan (el-En'am, 6/136-149) sonra yüce Allah, Peygamberi'ne bu uydurma değer yargılarını Allah'a atfeden kimselere şöyle seslenmesini emretmektedir:"De ki: Allah şunu haram kıldı diye şahitlik edecek şahitlerinizi getirin. Eğer şahitlik ederlerse sen onlarla şahitlik etme ..." (el-En'am, 6/150) Bundan sonraki ayette de yüce Allah bütün bu konulardaki hükümlerini oldukça özlü bir şekilde açıklamaktadır.
d) Kanuni (Hukuki) Hakimiyet:
Cenab-ı Allah şu ayet-i kerimede ve benzerlerinde bütün kapsamı ve boyutlarıyla hakimiyetin yalnızca kendisinin olduğunu dile getirmektedir. "Hüküm yalnız Allah 'ındır. 0 kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur." (Yusuf, 12/40) Burada "hüküm" kapsamına kanuni ya da hukuki, şer'i hakimiyetin girdiği şüphesizdir. Diğer taraftan Allah'ın hakimiyetini kabul etmek ve dosdoğru din üzere bulunmak arasındaki ilişki de kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Nitekim başka ayet-i kerimelerde Allah'ın izin vermediği yasamalarda bulunmanın şirk ve bu şekilde yasama yapanların bu yetkilerini kabul edip karşı çıkmamanın da onları Allah'a ortak kabul etmek olarak vurgulandığını görmekteyiz. (eş-şüra, 42/21) Aralarında hüküm vermek üzere Allah'a ve Rasulü'ne çağrıldıklarında, münafıklar bundan yüz çevirdikleri halde, mü'minlerin tavrı dinleyip itaat etmekten ibarettir. (en-Nur, 24/48-52) Kitab yani Kur'an-ı Kerim, Hz. Peygamber'e insanlar arasında hak ile hükmetsin diye indirilmiştir. (enNisa, 4/105) Allah'a ve Rasulü'ne iman etmek iddiası ile birlikte; "Allah'ın karşısına dikilen, ayaklanan, onun emirlerine zıt yeni hükümler icad eden her varlık, Allah'tan başka itaat edilmesi istenen her bir şey, kendisine ister bilerek ve isteyerek uyulsun, isterse zorla, tehditle boyun eğdirilsin, her iki halde de itaat edilen konumuna girmektedir. Bu nesnenin insan olmasının, şeytan olmasının, put olmasının yahut da bunlardan başka herhangi bir şey olmasının önemi yoktur." Allah'a iman ile Tağut'un hükmüne başvurmak bir arada bulunamaz. Bu gibi kimselerin bu tavırları münafıklıklarının tescilidir.
Onlar Allah'ın ve Rasülü'nün hükmüne yanaşmazlar. (en-Nisa, 4/60-61) Kısacası, anlaşmazlık konuları Allah'ın ve Rasülü'nün hükümlerine, bu hükümlerin çerçevesine havale edilmedikçe ve bu hükümlere razı olunup tam bir teslimiyetle uyulmadıkça, imanın varlığından söz edilemez. (en-Nisa, 4/65) Hz. Peygamber'in hüküm vermek yetkisi ile ulu'lemr ile müctehidlerin çıkardıkları Allah'ın hükümleri çerçevesi içerisindeki ilmi ictihadlarının esasen Allah tarafından tanınmış ve sınırları tayin edilmiş olduğundan, bağımsız bir teşri olarak kabul edilemeyeceğini ve Allah ile birlikte ve O'nun hükmüne eş değerde hüküm koymak yetkisine sahip olmadıklarını ayrıca belirtemeye gerek yoktur. Onların bu yetkileri, sınırları ile birlikte yine Allah tarafından tayin ve tesbit edildiğinden, O'nun kanuni hakimiyeti yine mutlaktır ve ortaksızdır.
e) Siyasal Hakimiyet:
Kanuni hakimiyete siyasal alanda yürürlük kazandırmak ve onun geçerliliğini sağlamak olarak tarif edebileceğimiz "siyasal hakimiyet"i elinde bulunduran makama İslam'da "hilafet" denilmektedir. Şanı yüce Allah ilk insan -ve dolayısıyla onun soyundan gelecek olanları da- yeryüzünde halife olarak yaratmıştır. (el-Bakara, 2/30; Fatır, 35/39) Halifelik, başkasının yerine onun adına görev yapmak veya tasarruflarda bulunmak demektir. Halife ise, başkası tarafından kendi adına iş görmek üzere görevlendirilen kişiye denir. İşte bu manada bütün insanlar Allah'ın tayin ettiği halifelerdir. Allah'ın hükümlerinin uygulanmasının ise belirli bir yapılanmayı gerektireceği açıktır. İşte bu yolla yüce Allah'ın hükümleri yürürlük kazanır ve siyasal hakimiyeti uygulama alanı bulur.
3) Hakimiyet Allah'ın Olmayınca:
İlk peygamberden itibaren insanların bir bakıma Allah'ın hakimiyetini kabul etmek üzere davet edile geldikleri, Kur'an'ın bize bildirdiği gerçeklerdendir. Ancak insanların zaman zaman birtakım tağutların cahili egemenlikleri altında yaşadıkları, onların hükümlerine isteyerek ya da istemeyerek itaat ettikleri de bir gerçektir. Aynı vakıa ile insanlık, günümüzde de karşı karşıya bulunmaktadır. Hakimiyet Allah'ın olmayınca, hükümlerde adalet ve değer yargılarında isabet olmayacağı yani "sırat-ı mustakim" üzere gitmeye imkan bulunmayacağı gibi; insanlığın şeref ve haysiyeti-ne yakışmayan, insanı alçaltan bir çok durum da söz konusu olacaktır. Bunların bazısına ayet-i kerimelerin ışığında işaret edelim:
a) Hakimiyet Allah'ın olmayınca, egemenler ilahlık ve rablık konumunda, egemenlik altında bulunanlar kulluk konumunda olurlar.
Kur'an-ı Kerim hristiyan ve yahudi din adamlarını Allah'm dinini değiştirip O'nun hükümlerine aykırı hüküm koymalarının kabul edilmesini onları "rab olarak't tanımak şeklinde değerlendirirken (et-Tevbe, 9/31); Hz; Peygamber (s.a.v) de bu durumun, din adamlarının Allah'ın hükümlerine aykırı olarak helal ve haram kılmalarının kabul edilmesi suretiyle ortaya çıktığını belirtmiştir. (Tirmizi, Tefsir (9. sure), 10)Nitekim Hz. Musa (a.s) da Firavun'un İsrailoğullarını egemenliği altında tutmasını, onları "kul edinmek" olarak nitelendirmiştir. (eş-Şura, 26/22)
b) Allah adına hükmetmeyenler, egemenlikleri çeşitli gruplara böler; onları zaafa düşürür; yeryüzünde fesat çıkartır, bozgunculuk yaparlar.
"Firavun gerçekten o arzda azmış, halkını parça parça etmişti. Onlardan bir zümreyi güçsüz düşürüyor, oğullarını boğazlatı yor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. O gerçekten fesatçılardandı." (el-Kasas, 28/4)
c) Cahili hükümlerle hükmeden tağutlar; egemenlikleri altında bulunan kimselerin olayları sağlıklı bir şekilde değerlendirmelerine imkan bırakmayacak şartlar oluştururlar; gerçekleştirdikleri kültür yapısı ve eğitim ortamı ile insanları sağlam ve gerçekçi yargılarda bulunmak imkanından mahrum bırakırlar:
"İşte (Firavun) bu şekilde kavmini küçümsedi, (hafife aldı); onlar da ona itaat ettiler; çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavim idiler." (ez-Zuhruf, 43/54)
d) Allah'ın hakimiyetini, dolayısıyla uluhiyet ve rububiyyetini reddedenler; egemenliklerini kaybetmek korkusuyla gerçeklerin anlaşılmaması, Ulühiyyetlerinin sahteliğinin ortaya çıkmaması için özellikle çaba harcarlar:
Firavun; 'Ey ileri gelenler, sizin için benden başka bir ilalı tanımı yorum. Ey Haman; benim için çamur üzerine bir ateş yak ve bana bir kule yap ki, Musa'nın tanrısına çıkayım; bununla birlikte onun mutlaka yalancı olduğunu da sanıyorum." (el-Kasas, 28/38)
4) Allah'ın Hakimiyetini Kabul Etmemek
İrade sahibi ve tercih yetkisine sahip olan insan, kainatın Allah'ın hükmüne boyun eğmekte olduğunu da görmektedir. Bu kainat içerisinde böyle bir yetki yalnızca insan için söz konusudur. İnsan, diğer yaratıklardan ayrı olarak Allah'ın değer yargıları ile hukuki ve siyasal alandaki hakimiyetini kabul etmekle de yükümlüdür. Allah'ın bu alanlarda hakimiyeti karşısında müminin tavrı, Kur'an-ı Kerim'de şu şekilde belirlenmiştir: "Allah ve Rasülü bir işe hüküm verdiği zaman iman etmiş her bir erkek ve kadına, o işte kendi istediklerini tercih etme yetkisi yoktur." (el-Ahzab, 33/36) Mü'minler kendi aralarındaki anlaşmazlıkları Allah'ın ve Rasülü'nün hükmüne başvurarak çözüme ulaştırmak yükümlülüğünde oldukları gibi; onların hükmüne de tam bir teslimiyetle boyun eğmek zorundadırlar. (en-Nisa 4/59 ve 65)
Allah'ın hükmünü kabul etmemek, O'nun hükmü ile hükmetmemek ise insanı iman dairesinin dışına çıkarır; kafir zalim ve fasık yapar. (el-Maide, 5/44,45 ve 47)
Kur' ani çerçevesi ile tanımlamaya çalıştığımız hakimiyeti bu çerçeve ve mahiyeti ile kabul etmek, aynı zamanda İslam Dini'nin tabiatının bir gereğidir. Müslümanın Kur'an ve Sünnetin açık hükümleri ile belirlenmiş olan ve imani bir yansıma olarak kabul edebileceğimiz müslümanca mantık ya da anlayış da, -belirtilen çerçevesi ile- Allah'ın hakimiyetini kayıtsız ve şartsız olarak kabul etmesi gerektiğini tartışılmaz bir şekilde ortaya koymaktadır. Bunun ilmi ve mantiki gerekçelerini şöylece özetleyebiliriz:

1. Allah, herşeyi yaratan, var eden, her bir varlığın var olmasını takdir eden, eşyayı ve eşyalararası ilişkileri düzenleyen, bu ilahi düzen içerisinde bu ilişkilerin devamını sağlayandır.

2. İnsan da Allah'ın yarattığı bir yaratıktır. Eşref-i mahluktur. Mükellefiyeti ve halifelik makamına getirilmiş olması, onun diğer varlıklardan farklı yanını, yerine göre üstünlüğünü ortaya koymaktadır. İnsanı halifelik makamında ve bir takım mükellefiyetlerle sınayan yüce Allah, insandan emir ve hükümlerine kısacası şeriatine uygun olarak yaşamasını istemiş, kendisinden başka varlıkları, gerek yaratıcılık, gerek emir, kanun ve hüküm koyma yönleriyle kendisine eş tutmamasını, yani şirk koşmamasını bilhassa istemiştir. Yani -kısacası- Allah'ın hükümleri dururken başka hükümleri kabul etmek yada başka hükümleri Allah'ın Dininin alternatifi olarak görmek, Allah'a şirk koşma şekillerindendir.
3. İslam'a göre Allah müminlerin velisidir. Onların yar ve yardımcısıdır. Dolayısıyla Allah, müminleri dünyada başıboş ve herhangi bir hususta kendi hallerine terk etmez, kendisinden başkalarına da muhtaç etmez. Yüce Allah'ın bizleri hayatımızın herhangi bir alanı için hüküm ve şeriat koymak zorunda bırakmamış olması da, Allah'ın müminleri veli edinmiş olmasının ayrı bir göstergesidir. Müminler de bu geniş çerçevesiyle Allah'tan ve Allah'ın veli edinilmelerini emrettiği kimseler başkalarını veli edinemezler. Müminlerin velisi, ancak Allah'tır, Rasülüdür ve müminlerdir."
(Beşir Eryarsoy'un, Demokrasi Risalesinden alınmıştır.)

NUHUN_GEMISI
24.03.2007, 10:56
Kur’an , Demokratik Hakimiyet Anlayışını Reddeder

Hakimiyet ya da egemenlik, insan hayatının her türlü meselesini ele alıp düzenleme ve hükme ya da kanuna bağlama hakkı olarak kabul edilir.
Çünkü belirli bir alandaki herhangi bir sistemin düzenlemesi, ister istemez, beşer hayatının bütün alanlarında gerekli diğer düzenlemeleri kaçınılmaz kılmaktadır. O halde siyasal hakimiyet aslında, diğer bütün alanlardaki hakimiyeti de zorunlu olarak gündeme getirecek ve bu hususa dair soruların cevaplandırılmasını gerektirecektir.
Buna göre, demokratik egemenlik anlayışı, Kur’an’ın egemenlik anlayışına uygun olarak yapılacak bir tasnifte; İlahi Egemenliği esas kabul eden İslami anlayış ile, beşeri egemenliği esas kabul eden anlayış bölümlerinden ikincisi arasında yer almaktadır.
Bilindiği gibi Maide,50.ayette hakimiyet (hüküm);cahiliyyenin hükmü ile,Allah’ın hükmü olarak ikiye ayrılmakta ve iman edenler için Allah’tan daha iyi, daha güzel hüküm koyacak kimsenin olmayacağı,soru cümlesi halinde ifade edilmektedir.Çünkü böyle bir soru, cevabı tek ve belli olduğundan dolayı sorulmuştur. Tıpkı “Allah ile birlikte başka bir ilah mı var?” (Neml,61,62...)sorusu gibidir.Bu sorunun da cevabı tektir ve bellidir:
Allah ile beraber başka bir ilah yoktur.Konumuz ile ilgili sorunun cevabı da tektir ve bellidir: İman edenler için yani bizler için Hükmü Allah’tan daha güzel kimse olamaz. Daha güzel olmak şöyle dursun,onunla mukayese edilmeye, boy ölçüşmeye layık bir hüküm olamaz. Tıpkı Allah’ın eşsiz ve benzersiz olması gibi, O’nun hükmünün de eşi ve benzeri yoktur.

Kur’an-ı Kerim, genel olarak bütün beşeri hakimiyetleri her türlüsüyle reddederken, bu hakimiyet anlayışlarının ortaya çıkardığı pratikleri kendisine konu edinerek reddeder. Çünkü hakimiyet anlayışının pratiğe yansıyan yönü, düzenleyici bir takım hükümler koymaktır,bir takım değer yargıları belirlemektir. O bakımdan Kur’an-ı Kerim, genel olarak Allah’ın izin vermediği her türlü yasamayı, Allah’ın hükmüne karşı hükümler koymak yetkisine sahip Allah’a ortaklar koşmak olarak kabul eder.(Şura,42/21)
Çünkü yasa koymak, egemenlik anlayışının ve bu anlayışın kullanılmasının müşahhas ifadesidir.Dillerin yalan yere haram ve helal olarak hükümler koyarak eşyaya ilişkin nitelendirmelerini, hem yalan, hem de Allah’a bir iftira olarak değerlendirmektedir.(En’am,138-140; Nahl,116)
Kur’an-ı Kerim görüldüğü şekilde Allah’ın hükmüne aykırı her türlü hüküm koymayı her ne suretle olursa olsun, temelden geçersiz saymaktadır.Çünkü bu şekilde hükümler esasen meşru bir hakka dayanılarak ortaya konulmadığından, tümüyle ve temelden geçersizdir. Dolayısıyla beşerin bir takım kesimlerinin Allah’ın asla razı olamayacağı bir şekilde hüküm koymaları, meşruiyetlerine gösterdikleri gerekçeler ne olursa olsun, haksızca bir uygulamadır, gayrı meşru bir faaliyettir, o bakımdan hiçbir geçerliliği yoktur bu kanunların.Kur’an nazarında bu böyledir.Allah’ın izin vermediği şekilde bu egemenlik hakkı kullanılırken,ister putlara hizmet etmekten dolayı sahip olunduğu iddia olunan yetkiye dayanılsın,ister şeflik ya da başkanlık yetkisine,ister ilahi olarak böyle bir hak ve yetkiye,ister din adamı olmak sıfatıyla,ister çoğunluk tarafından seçilmiş olmak,ister belli bir sınıfın ya da kesimin hak ve çıkarlarını korumak için bu yetkiyi kullanmak zorunluluğundan ya da gereğinden söz edilsin...Bütün bunların hiçbirisi Kur’an nazarında hakimiyet hakkına sahip olmanın ve hakları kullanmanın gerekçesi olamaz.
Esasında meşru olmayan böyle bir yetkiyi kullanmak suretiyle ortaya konulan düzen,yasa ve prensipleri ya da bir takım hükümleri hangi alanla ilgili olurlarsa olsunlar meşrulaştırmaya yeterli olamaz.
Demokrasi ya da halkın hakimiyeti anlayışı da bu genel hükmün çerçevesi dışında görülemez. Kaldı ki Kur’an-ı Kerim demokrasinin en temel dayanağı ve demokratik düzenlerin kitlelerden prestij etmelerini istedikleri en büyük “Put” olan “Halkın iradesi”ni de halkın kendi kendisini idaresini de yani bunun için öngörülen çoğunluğun iradesini de hiçbir şekilde güvenilir olarak görmemektedir: “Eğer sen yeryüzünde bulunanların çoğuna itaat edersen, seni Allah’ın yolundan saptırırlar.Çünkü onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar ancak asılsız tahminlerde bulunuyorlar.”(En’am,116)
Gerçekten de demokratik sistemin, çoğunluğun kabulünden başka pratik bir dayanağı yoktur ve bu çoğunluk, seçime ya da oylamaya katılan ve tercihi istenen aday ya da alternatiflerin ikiden yukarıya çıkmaları halinde hemen hemen hiçbir şekilde mutlak anlamda elde edilemez. Belki birinin ötekinden daha çok oy alması anlamında nisbi bir çoğunluk elde etmekten söz edilebilir. Bundan ötesine kolay kolay ulaşılamaz.Yani demokrasinin kabul ettiği pratikteki ilkesi olan çoğunluğun mutlak anlamda işleyişi,sadece tercihi istenen alternatiflerin iki olması haline münhasır gibidir. Demek ki demokratik sistem içerisinde yapılan tercihlerin doğruluğunun tek bir dayanağı vardır, o da çoğunluktur.
Peki,çoğunluğun gerçekten doğruyu seçtiğini kim ve nasıl belirleyebilecektir? Bu soru cevapsız kalmaktadır.Çünkü çoğunluk,eğer vahyi ret etmişse,-ki egemenlik hakkının halka ait kabul edilmesi bu demektir zandan ve delile dayalı olmayan tahminlerden başka hiçbir dayanağa sahip olamaz.
İşte ayet-i kerimenin belirttiği gerçek de budur. Buna göre Müslüman için demokratik düzenin meşru bir düzen olmasının,öyle görülmesinin bir takım engelleri vardır.
Bu engeller de kısaca:
1.Allah’tan başka hiçbir kimsenin hüküm koymak hakkı yoktur.(En’am,57; Yusuf,40,67; Kasas,70,88vs.) Anlaşmazlıklara dair hüküm vermek yetkisi yalnız Allah’ındır.(Şura 10)

2.Allah’ın hükmü dışında kalan bütün hükümler cahili hükümlerdir ve bu hükümleri kabul etmek,hüküm koyanları Allah’a şirk koşmak ile aynı anlama gelir.(Bunu belirten ayetlerin bazısına baş taraflarda atıfta bulunuldu.)

3.Bu iki temel noktaya göre beşeri sistemler arasında yer alan demokrasi, ayrıca dayandığı çoğunluk prensibinin güçlü bir prensip olmasından,dayanak olmaya elverişli bulunmasından dolayı güvenilebilecek, kabul edilebilecek bir sistem olamaz. Çünkü Kur’an-ı Kerim’e göre yeryüzündeki çoğunluğun ortak özelliği hak üzere olmak değil, batıl üzere olmaktır. Onların doğruya götürmek diye bir fonksiyonları yoktur, aksine saptırıcı bir rol oynarlar.

cenk11
24.03.2007, 15:50
alıntı-NUHUN GEMİSİ
Kur’an , Demokratik Hakimiyet Anlayışını Reddeder

Kuran kimin hakimiyet anlayışını onaylar bunu herkes biliyor. Lâkin, o Kuran'ın bir misli beyan olan "Siz nasılsanız, öyle idare edilirsiniz" hadis-i şerifini nereye koyacağız ?
Yani, şimdi Türkiyede müslümanların üzerinde ittifak ettikleri veya hepsinin birlikte biat edecekleri bir imam yok. Ne yapalım ? İran'dan bir "ayetullah" ithal edelim. Paris'e gönderilim. Oradan bize talimat vesin ve İran'daki gibi bir İslâm Devrimi mi yapalım ?
Bunu mu demek istiyorsunuz ?

NUHUN_GEMISI
24.03.2007, 18:30
alıntı-NUHUN GEMİSİ
Kur’an , Demokratik Hakimiyet Anlayışını Reddeder

Kuran kimin hakimiyet anlayışını onaylar bunu herkes biliyor. Lâkin, o Kuran'ın bir misli beyan olan "Siz nasılsanız, öyle idare edilirsiniz" hadis-i şerifini nereye koyacağız ?
Yani, şimdi Türkiyede müslümanların üzerinde ittifak ettikleri veya hepsinin birlikte biat edecekleri bir imam yok. Ne yapalım ? İran'dan bir "ayetullah" ithal edelim. Paris'e gönderilim. Oradan bize talimat vesin ve İran'daki gibi bir İslâm Devrimi mi yapalım ?
Bunu mu demek istiyorsunuz ?


cenk11 önce müslüman edebi takın . Lakap takınılmayacağını , insanların adlarıyla alay edip çarpıtılmayacağını öğren . Yoksa senin gibi edebsiz olup bende sana budala cenk diye yazmamı istiyorsun ama yazmayacağım .

İslamda nasıl devlet kurulur Rasulullahın hayatı bize örnek olarak yeter.
Tabi buradaki zorluklar çileler bazı!larıuna ağır geldiği için küfrün çağrısına kulaç atmaktalar. Kureyşli müşriklerin parlamentosuna girmeyen Rasulullahtan ibret almazlar ama sünnetini yapıyorum zannıyla şefaatini isterler.

NUHUN_GEMISI
01.04.2007, 10:04
İslami Yönetim, Vahdet ve Mevcut Tecrübeler

Prof.Dr. Vehbi ZUHAYLİ ile
Röportaj
röportaj: Muzaffer MARANGOZ
“Yasama ve hakimiyetin kayıtsız-şartsız halkın aklına ve milletvekillerinin görüşlerine dayandırılması, kesinlikle yanlıştır.”
Evrensel Mesaj: Bismillahirrahmanirrahim... Dr. Vehbe Zuhayli'yi kısaca tanıyabilir miyiz?
Dr. Vehbe Zuhayli: Şer'î ilimlerle çağdaş ilimleri bir arada okudum. Ezher Üniversitesi'nden mezun oldum. O zaman yine Ayn Şems Üniversitesi'nde Hukuk Fakültesi'ni okuyordum. Devletin kanunlarıyla karşılaştırmalı olarak hazırladığım "İslam Fıkhında Hacc'ın Önemi" adlı araştırma tezimle 1963 yılının başlarında doktoramı aldım. Sözkonusu tezimle birincilik ödülü aldım ve uluslararası düzeyde saygınlık kazandım. Öğrenimim bundan sonra da devam etti. Daha sonra Şam Üniv.'de öğretim görevlisi oldum. Aynı zamanda araştırmalar yapıyor, kitaplar yazıyor ve Arap ülkelerine ziyaretler düzenliyorum. Uluslararası düzeyde 93'e yakın sempozyuma katıldım, 47 civarında kitap yazdım ve 71 civarında ise ilmî araştırma hazırladım. Aynı anda Şam ve Birleşik Arap Emirlikleri Üniversitelerinde Şeriat ve Hukuk Fakültelerinde dekanlık görevini yürüttüm...
E.Mesaj: İslamî yönetimin esasları nelerdir?
V.Zuhayli: İslami yönetim Allah'ın (cc) dininin ve şeriatının uygulanması esasına dayanır. İslami yönetim, Kur'an-ı Kerim, Sünnet-i Seniyye, Raşid Halifelerin ve Peygamber (s)i yalnız bırakmayan, şeriatini tatbik eden, hayatlarını fetihlerde geçiren, Allah'ın (cc) öğretilerini yaşama uygulayan ahlak, ibadet, muamelat gibi meselelere en güzel biçimde vakıf olan sahabiler amelde ve itikadta bu temel öğretiye sarılmakla yüksek şan ve şeref kazanıp kıyamete dek İslam ümmeti için güzel bir örnek olan uygulamalara da dayanan bir yönetimdir. Bunları içermeyen ve bu esaslarla bağdaşmayan yönetimlere "İslami" demek doğru değildir.
E.Mesaj: İslam bir yönetim biçimi öngörmüş müdür?
V.Zuhayli: İslam; geniş ufkuyla, ileriye yönelik esaslarıyla ve derin hikmetleriyle bir üstünlüğe sahiptir. Geleceğe yönelik bakış açısının gereği olarak (krallık, başkanlık, demokratik cumhuriyet vb.) yönetim şekillerinden herhangi bir yönetim şekli belirlenmemiştir. Geniş ideal ve basiretiyle ümmet-i İslam'ın maslahatlarını gözeten eşitlik, hürriyet, adalet ve şura esasına dayanan bir yönetim seçmede serbest bırakmıştır. Yönetim şeklinin seçiminde bir kolaylık sözkonusudur. Bu kolaylığın sonucu şer'i hükümlere sıkı sıkıya bağlanmaktır. Sözkonusu yönetim şeklinde din ve dünya işleri İslami esaslara göre yürütülür.
Hz. Peygamber (s)'den sonra İslami yönetim biçimi olan hilafet, dünya işlerinin gözetilmesi ve din işlerinin saygı görmesi olarak tarif edimiştir.
E.Mesaj: Kur'an-ı Kerim’de Hz. Süleyman ve Hz. Davud (a)’un kral oldukları belirtiliyor. Hz. Yusuf ve Hz Muhammed'in (s) yönetimleriyle, Raşid Halifelerin yönetimleri daha çok cumhuriyetle izah ediliyor. Bunları meşruiyyet açısından değerlendirir misiniz?
V.Zuhayli: Peygamberimiz’in(s) şeriatı haricinde Hz. Davud, Hz. Süleyman(s) ve diğer peygamberlerin şeriatıyla amel etme zorunluluğumuz yoktur.
Krallık sistemi bu iki peygambere has bir durumdur. Burada önemli olan Allah'ın dinini ve vahyini uygulamaktır. Herşeyi adabına göre yapmak, ibadeti sadece O'na has kılıp, O'na ortak koşmamak ve nimetlerine şükretmektir. Hz. Davud ve Hz. Süleyman sahip oldukları büyük mülke ve servete rağmen şükretmeleriyle övülmelerine mazhar olmuşlardır. Hz. Süleyman (a)'ın dediği gibi "Rabbim bana nimetlerine şükretmemi öğret. Rabbim! katından bana benden sonra kimsenin sahip olamayacağı bir mülk ver. Şüphesiz bolca veren sensin." Biz müslümanlara düşen İslam şeriatını ikame etmemizdir. Bunun için Rasulullah biata dayalı olan en doğru yolu seçmiştir. Biat şuraya eşdeğerdir. Biatta ehl-i hall ve'l akd'in/alimler topluluğunun onayı ve müslümanların çoğunluğunun rızası göz önünde bulundurulur. Çünkü bir lider üzerinde ümmetin tamamı icma edemeyeceğinden ümmetin çoğunluğunun biat etmesi onun hilafetine/liderliğine meşruiyyet kazandıracaktır. Bunun yanısıra raşid halifelerden sonra, iki yönetim biçimi ortaya çıkmıştır: 1. Veliaht sistemi 2. Tegallüb sistemi (Yani bir kişinin mevcut halife ve imamı devirerek veya öldürerek yerine geçmesidir. -çev.-)
Ümmetin başıboş kalmaması, İslam ümmetinin vahdetinin korunması , ayrılıkların çıkmaması ve iç isyanların türememesi için fukahanın çoğunluğu bu iki sistemi onaylamışlardır. Bu sistemlerde seçim esastır. Ümmetin bu seçime (veliaht veya mütegallip olsun) biat etmesi şarttır. Bu biat ehl-i hall ve’l-akd topluluğunu oluşturan bilge, alim, fakih, düşünür ve hikmet sahibi kimselerin kararı ile belirlenir. Bu topluluk; imamet ve hilafet şartlarına haiz olan kişiyi seçmekle görevlidir.
Bedensel, manevi ve akli eksikliği olmayan, ileri görüşlü ve hikmet sahibi olmasının yanısıra; müçtehid seviyesine yükselecek derecede yüce ilim sahibi olması gibi şartlar imam/halifede aranmalıdır. Bütün bu sıfatlar müslümanlarca gözetilmesi gereken sıfatlardır.
Müslümanlar, vahdetin korunması, fitnenin engellenmesi ve iç çatışmaların olmaması için zaruret gereği olarak bu imamete cevaz vermişlerdir. Yalnız şeriatin esaslarıyla bağdaşan en iyi ve en doğru çözümün bu olmadığı kesinlikle bilinmelidir.
E.Mesaj: Bazı siyaset bilimciler demokrasiyi İslami yönetimin bir biçimi olarak görüyorlar. Sizce bu görüş doğru mudur?
V.Zuhayli: Demokrasiyi, halkın iradesi olarak tanımlamaktadırlar. Yani halkın yararı için halkın yönetimi demektir. Bu da İslami yönetimin temel esaslarından olan şura sistemiyle bağdaşmaktadır. "İşlerini kendi aralarında şurayla/istişareyle yürütürler." Allah'ü Teala (cc) Peygamber'ine şurayı emretmiştir: "Ey Muhammed; ashabınla istişare et/onların görüşlerini dinle." Hz. Ebu Hureyre (RA)'dan nakledildiğine göre; “Ashabıyla istişare konusunda Peygamberimiz’den üstün yoktu." buyurmaktadır.
İşte demokrasinin şura ile bu noktada olan benzerliği nedeniyle demokrasiyi İslami yönetimin biçimlerinden saymışlardır. Fakat aralarında temel bir fark mevcuttur. Bu fark demokraside olan millet meclisleri ve parlamentodaki milletvekillerinin, milletin maslahatı gördükleri şeyleri, anayasa çerçevesinde kendi akıllarıyla çözümlemeleridir. Bu yöntem bizce doğru değildir. Biz,halkı temsil eden bu parlamentoların yasama işini üstlenmelerine karşı değiliz. Ama önemli olan, bu kanunların şer’i hükümlerle çatışmamasıdır. Çünkü İslam hukukunda hakimiyet, yasama ve yönetim gibi hususlar, Allah’a aittir. Yani söz sahibi, Allah (cc)’dır. Yasama ve hakimiyetin kayıtsız-şartsız halkın aklına ve milletvekillerinin görüşlerine dayandırılması, kesinlikle yanlıştır.
Yürütme, yönetim gibi şer’i hükümlerle genişçe açıklanmayan konularda millet meclisleri, milletvekilleri uygun bir karar çıkarmalarında bir sakınca yoktur. Mesela trafik kanunu, emeklilik kanunu, bankacılık ve şirket ortaklığı kanunu vb. meseleleri belirleyebilirler. Bunda, İslam/şer’i hukukla çatışmaması şartıyla hükümetin elemanları, kanun çıkarma yetkisine sahiptirler.
E.Mesaj: Türkiye’de bazı ilahiyatçılar, laikliği, din ve vicdan hürriyeti olarak açıklıyorlar. Size göre laikliğin ve bu sözlerin yorumu nedir?
V.Zuhayli: Laiklik gerçekte din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Bu da Allah’ı inkara kadar götürebilir. Laiklik, Allah’ın dini ve şeriatının dışında kalan bir sistemdir. İslam ise, din ve devlettir. Bunların arasında bir ayırım yoktur. Şeriatımız, hayatın tümünü kapsayan din, dünya ve herşeyi içine alan bir sistemdir. Laisizm ise, Batı’dan ithal edilmiş bir sistem olup, temelde hıristiyanlığın mevcut siyasi yapıdan ayrılması esasına dayanmaktadır. Bu ise, hıristiyanlığın tabiatına uygundur. Çünkü İsa Mesih, “Kayser’in hakkını Kayser’e, Allah’ın hakkını Allah’a bırak” demektedir. Bu, onların şeriatıyla bağdaşır. Şeriatlarının da hayata yönelik bir düzeni yoktur. Sadece bir ahlâk sistemi olup, güzel öğüt ve ibretli hikayelerden ibarettir. Onların bir şeriatı bulunmamaktadır. Böyle durumlarda onlar, hükümlerin tatbikinde Tevrat’a başvururlar. Bizim şeriatımız ise, mükemmel bir şeriat olup, üç şeyi birbirine bağlar: İnsanın Rabbi ile ilişkisini, kendisinin kendisiyle/nefsiyle ilişkisini ve yaşadığı toplumla olan ilişkisini... Bunun için şeriatımız mükemmeldir. Ve her halükârda dini devletten ayırmak caiz değildir.
Hıristiyanlar ise, dinlerini devletlerinden ayırdılar. Çünkü kilise alimleri, her türlü ilmi gelişmenin önünde büyük bir engeldir. Fakat dinimiz temelde, ilme, akla ve dünya işlerinin müzakeresi esasına dayanır. Rasulüllah (s)’ın Sahabe’ye: “Dünya işlerinizi siz daha iyi bilirsiniz.” sözü delil olarak gösterilebilir. Batı’daki bu durum, mevcut yaşantıyla bir uygunluk gösterdiği için rağbet görmüştür. Bu mefhumu, İslam’ın hakim olduğu ülkelere sokmak isteyenlere gelince bu, Allah’ın şeriatına göre doğru değildir ve büyük bir kusurdur. Ve biz, dini siyasetten, hayattan, toplumdan, fertlerin, toplumların ve tüm müesseselerin üzerinde bulundukları tüm ortamlardan ayıran bir laiklik mefhumuna her halükârda karşıyız. Çünkü bu, düşüncelerimize, şeriatımızın tabiatına ve Allah ile aramızdaki misaka yabancıdır.
E.Mesaj: Din ve vicdan özgürlüğü... Dinde zorlamanın olmadığını söyleyen görüşe ne dersiniz?
V.Zuhayli: Bu prensip, sadece dinimizde zikredilmiştir. “Dinde zorlama yoktur. Gerçekten de doğru yolla azgınlık, apaçık meydana çıkmıştır. Kim tağutu inkar edip Allah’a inanırsa, şüphe yok ki ve öyle sağlam bir kulpa yapışmıştır ki, hiç kopmaz. Ve Allah,herşeyi duyan ve bilendir.” (Bakara/257) Bizler, din ve dini yaşama hürriyetini getiren ve dinde zorlamayı men’eden ve bunun bayraktarlığını yapan, ilk biz olduk. Bu konuda söylenenler, yanlıştır ve sapıklıktır. Laiklik, size izah ettiğim gibidir. Dinin özgürce yaşanması değildir. Din özgürlüğü varsa, Türkiye’de ve diğer ülkelerde İslam neden engellenmek isteniyor? Din özgürlüğü varsa ya da bu görüş doğruysa, Türkiye’de ve laikliğe dayalı diğer sistemlerde neden her türlü İslami motife karşı çıkılıyor? Din ve vicdan özgürlüğü gerçekten varsa, Türkiyeli müslümanların kendi çocuklarına dinlerini, Kur’an’ı öğretmelerinde serbest bırakılmaları ve gözaltında tutulmaktan uzak bir ortamda tam anlamıyla siyasi haklara sahip olmaları gerekmiyor mu? Ancak biz bunun aksini görmekteyiz. Laiklik, kelimenin tam anlamıyla İslam’ı yıkmak için ona doğrudan ve aleni bir şekilde yöneltilen, onun karşısında yeralan ve bu şeriata giden tüm yolları tıkayan ve şer’i düzenin hayatın mevcut yasaları ve sorunlarıyla bağdaşmadığını söylemeye/isbatlamaya çalışan bir sistemdir.
E.Mesaj: Osmanlı Devleti’nin yıkılmasından sonra İslam âlemi, milletler esasına göre parçalara ayrıldı... Sınırlar sizce İslami vahdete engel midir?
V.Zuhayli: Bizler, müslümanları devletçiklere bölen ve sömürgecilik çağını doğuran böyle sun’i ve hayal ürünü sınırlar tanımıyoruz.
Bu sınırlar, İslami vahdet düzeninin ikame edilmesinde yeryüzünün batısında ve doğusundaki müslümanlar arasında olabilecek bir birliğe engel teşkil etmektedir. Bölünmenin sebebi ve müslümanların biraraya gelememeleri, gerçekte iç ve dış problemlere dayanır. Dış poblemlere gelince; olaylar, olumsuz yönde gelişti. Batılı ve doğulu ülkeler, 1923 yılında Atatürk döneminde hilafeti sona erdirmek ve İslam’a savaş açılması kapsamında İslami hilafeti yıkmak için biraraya geldiler. O halde darbe, vahdete dayanan bir yönetim şeklinden uzaklaştırmak için İslam’a yönelikti. Bu da önemli rol oynayan ana faktördür. Batılı, doğulu ve hatta kömünizmle yönetilen ülkeler bile, ‘Arap Birliği’ ve ‘İslam Birliği’ gibi şeylere karşı çıkmaktadırlar. Bu da apaçık bir dış etkendir. Tüm hallerde bizi kendi halimize bırnakmayacaklardır. Sonra İslam’ın ismiyle yönetmeye başlayan ülkeler kuruldu. Heva ve heves, bu ülkelerin hakimlerine musallat oldu. Her birisi makamını ve koltuğunu korumak istiyordu. Tüm bunları bir başkasına bırakmak zorlarına gidiyordu. Sonra İslam ülkeleri, İslam’dan uzaklaştılar. Öncelikli olarak bu ülkelerin yapmasını umduğumuz, İslam’ın prensiplerini ve şeriatını hayatın tüm alanlarında tekrar ihya etmeleridir. İslam’ı siyasi hayata, savunmaya, eğitim ve öğretime, iletişim ve sosyal hayata müdahil kıldığımız anda, tüm bunların doğal sonucunda vahdet, kendiliğinden gelecektir. Ancak İslami düzenlerin dışındaki diğer düzenlere mahkum kılarsak bu, dünya üzerindeki müslümanların vahdetini imkansız kılacak en önemli faktörlerden olacaktır.
O halde burada, müslümanlarla şeriatlarının tatbik edilmesi arasında ciddi bir engel oluşturan birden fazla sebep bulunmaktadır. Temel ve tek bir noktadan çıkılmaması, tefrikaya ve anlaşmazlığa düşülmesi gibi sebepler, beraberinde bu bölünmeyi getirdi. Allah (cc) şöyle buyurur: “Yerüzünde bulunan herşeyi versen de yine de onların kalplerini birleştiremezdin. Onların kalplerini birleştiren, Allah’tır...” ‘Onların kalplerini birleştirdi.’ Yani ‘islam ile...’ Şeriatın birer uzantısı ve temel öğretilerinin kaynağı olan mevcut konular, bu kalplerin birleşmesinde büyük bir metottur. Yönetim düzenleri ne zaman siyasette, amelde, ahlâkta ve sair değerlerde bağdaşırsa, işte o zaman tüm bu engeller kalkar ve bunun doğal sonucu olarak vahdet gelir. Cesaret örneği göstererek, iki İslam ülkesi arasındaki gerçek vahdetin ve her türlü gelişmenin önünü kesmeye çalışan uluslararası istikbar devletlerinin müdahalelerine meydan okunabilir. Batı ve doğu unsurlarından uzak bir ortamda kendilerinden bölünen ülkeler de mevcuttur.O zaman bazılarının fetva verdiği gibi tek bir imamın veya halifenin bulunma zarureti yoktur. İslami hedeflerimizi federal veya birden fazla vilayeti içeren, iktisatta, siyasette, toplumda, eğitimde, kültür ve iletişimde şer’i usullere bağlı kalması ve tüm öğretim programlarının İslam’ın hedefleriyle bağdaşır olması kaydıyla, eyalet sistemiyle de gerçekleştirebiliriz.
En azından yönetimde bu tür hususlar bulunursa, bu yönetim Allah’ın doğudaki ve batıdaki müslümanlar için seçtiği dinde bir yakınlık arzeder.
E.Mesaj: İmam Humeyni’nin ortaya koyduğu velayet-i fakih sistemini değerlendirir misiniz? Mezhebi ihtilafları bir kenara bırakırsak, çağını ve zamanını çok iyi idrak eden, toplumla bütünleşen ve gereklerini bilen bir fakih, bir müctehid, liderlik yaparsa, daha uygun olmaz mı?
V.Zuhayli: Şüphesiz bizce hilafet işini üstlenecek kimsede bazı özellikler aranmalıdır. Mesela şer’i ilimlerde alim olması, müctehid mertebesine erişmesi, hikmet sahibi, cesur ve büyük irade sahibi,ileri görüşlü vb. sıfatlardır. Bütün bu sıfatlar, ümmetin karşılaşacağı sorunları çözebilmesi için imam’da aranmalıdır.
Velayet-i fakih sistemine olumlu bakıyorum; güzel ve hoşbir durumdur. Önemli olan, ümmeti, ehl-i hall ve’l-akd’in (alimler ve müctehidlerin, bilirkişilerin) yönetmesidir. Şer’i hususlarda olmasalar da farklı ihtisas alanlarındaki kişiler de bu işi yürütebilirler. Yönetim, fıkıhçılarla sınırlandırılmadığı gibi, fakihin/müctehidin, başkalarından bu işe daha ehil olduğu, şüphe olmayan bir gerçektir. Velayet-i fakih sistemi, Şi’a’da ortaya çıkmıştır. Onlar, Oniki İmam’ın ma’sum olduğuna iman etmişlerdir. Şi’a’nın onikinci İmamı Hz. Mehdi Muntazar, kaybolmuştur. O zaman hayatın tüm işlerini dondurarak İmam’ın gelmesini beklemeye koyuldular. Bu uzun bekleyiş işlemi, hükümlerin uygulanmasının uzun bir süre dondurulmasına neden olmuştur. Bunun üzerine bin yıl geçti, ama Beklenen İmam gelmemişti. İmam Humeyni’den önceki alimler, Gaib İmam’a niyabeten velayet-i fakih sistemini geliştirmişlerdir. İmam Humeyni bunu gerçeğe uygulamayı başarmıştır. O’nun inkılabı başarıya ulaştı ve bu, sevindirici bir olaydır. Bununla da İran İslam Cumhuriyeti güzel bir kimliğe kavuştu. Bizler bu görüşü destekleriz ama, yine bilinmelidir ki yönetim, fakih/müctehid ve alimlerle sınırlı değildir.
E.Mesaj: İran ve Sudan tecrübelerini ve başarılı olup olmadıklarını değerlendirir misiniz?
V.Zuhayli: Bu inkılaplara, son darbeden önceki Pakistan İslam Devrimi’ni eklemek isterim. Bu ülkelerin üçü, gerçek İslami yönetimi ikame etmekle İslam’ın uygulamasını gaye edinmişlerdir. Bu ülkeler, Batı’nın çıkarlarına ters düştüklerinden baskı altındadır. Batılılarca İslami yönetim, dinlerarası ayrımcılık, tutuculuk ve terör esasına kurulu bir sistemdir. Bütün bunlar, gerçekte batıldır, doğru değildir. Ben, Sudan İslam yönetimini yakından tanımış birisi olarak, şer’i hukuku eksiksiz uygulayan, kaynağı İslam şeriatı olan, ekonomik ve yasal düzeni sağlamlaştıran ülke olarak bakıyorum Sudan’a. Bu batıl ithamların doğru olmadığını gördüm. Sudan’da yaşayan hıristiyanlar, müslümanlarla aynı haklara sahiptirler. Aynı durum, Pakistan ve İran için de geçerlidir. Gerçekte bu üç devletin sistemi olan İslam’ın, mevcut diğer devletlerin siyasi arenasında yeralmaması için, bir takım engelleme ve karalama politikası yürütülmektedir. Çünkü İslam düşmanları, İslam’ın işlerliğinin kalmadığını savunurken, bu üç ülkede İslam’ın yönetimde, yaşamda ve her türlü alanda uygulanması, başlarına çakılan çividen daha ağır gelmiştir. Bunun için bu üç ülkedeki yönetim, sağlam olup İslam’ın uygulanmasına güzel bir örnek oluşturmuşlardır.
E.Mesaj: Osmanlılar zamanında ictihad kapısının kapanması, gözden kaçmayan bir gerçektir. İctihad kurumunun işler hale getirilmesi için, neler yapılmalıdır?
V.Zuhayli: İctihad kapısının kapandığı fetvası, siyasi sebeplerle hicri 4. asrın sonunda belirli bir süreye has bir fetvadır. Çünkü o asırda bir başıboşluk dönemi yaşandığından, İslam toplumunda değişik akımlar kol geziyordu. O zamanın alimleri, bu ictihadları bölünmekten, parçalanmaktan ve yokolmaktan korumak, müctehid iddiasında bulunan ve işin ehli olmayan kimselere engel olmak için ictihad kapısının kapanmasına fetva vermişlerdir. Ama şer’i hüküm, fetva kapısının açık olduğunu ve Suyuti’nin ‘er-Reddu alâ Men Ahlede ile’l-Arzi ve Cehile Enne’l-İctihâde fî Kulli Asrin Farzun: Yeryüzünde Sonsuzluk İsteyip de İctihadın Her Asırda Farz Olduğunu Bilmeyenlere Reddiye’ kitabında belirtildiği gibi ictihad, farzlardan bir farzdır.
İctihad kapısı kapanmıştır görüşü, dar ufuklu ve dar fikirli insanlara mahsustur. Allah’a hamdolsun ki, ictihad kapısı açıktır. Bu da, asrımızın icma yoluyla, fıkıh kitapları ve araştırma tezleriyle ilmi araştırma kurumlarında uygulanan ictihadlardan oluşmaktadır. Bütün bunlar, sorunlara cevap veren, İslami hukukla bağdaşan, ictihadlara uygun olan, modern ve gelişmiş ictihadın birer örneğini oluşturmaktadır. İctihad, bir zarurettir. Her asırda ortaya çıkan yeni meseleler hakkında, helal ve haramın hükmünü insanlara açıklayabilen bir müctehid varolagemiştir. İctihad kapısının kapandığını söylemek, İslam şeriatına iftira etmek ve gölge düşürmek anlamındadır. Çünkü İslam şeriatı her zaman ve mekana uyan ve ihtiyaçlarını karşılayabilen bir özelliğe sahiptir. Bütün mesele, ictihadı yapacak şahsın ehil olmasıdır. Şayet alimde ictihadın şartları oluşursa, o zaman çağının gereklerini çok iyi kavrayabilen ve meseleleri doğru biçimde anlayan şahıs, geçmişin ictihadlarıyla çağdaş ictihadı birleştirerek bir sonuca varabilir ve onun ictihad kapısı açıktır. Böylece yeni ve güzel bir yönetimle ictihad edilebilir. Bu da bu zamanlarda varolan bir durumdur. Ve Allah’a hamdolsun ki ictihad kapısı kapanmamıştır. Ve şer’i olarak kapanması düşünülemez.
E.Mesaj: İctihad kapısı açıksa, ictihadın dört mezheple sınılandırılmasının sebebi nedir?
V.Zuhayli: Çünkü bu ictihadlar, İslami hukuk kaynakları ve şer’i esaslarla uyuşması, uygulamanın sağlam ve bakış açısının doğru olması nedeniyle yüksek bir mertebeye ulaşmıştır. Değişik ictihadlara gelince bu mezhepler haricinde birçok mezhep mevcuttur. Bunlar daha sonra söndü. Bunun sebebi, kendisiyle şer’i esasları bağlayacak güçlü, sağlam ve asil bir bağdan yoksun olmalarıdır. Ama bu dört mezhep, yüce, sağlam ve kalıcı özelliği ile kendisini şer’i hükümlerle bağdaştırmasıyla günümüze kadar ulaşmıştır. Çağdaş müctehidlere gelince; şu ana kadar bu dört imam gibi birisi çıkmamıştır. Bizler, ictihada ehil olan, her kimse onu taklid ederiz. Ve bana geniş ufuklu, ilmi derin, ictihad etme şartlarını haiz birisini getir, ictihad etsin. Biz de onu İmam Ebu Hanife, İmam Şafii, İmam Malik ve İmam Ahmed b. Hanbel’in yerine oturtalım. Asıl sorun, bu şahısların yerini alabilecek düzeyde kimselerin yokluğudur, bu alandaki yoksulluğumuzdur. Bu nedenle insanlar, bu fıkıh hazinesine güvenip taklid etmişlerdir. İnsanların bu mezhepleri taklit etmesi, bu mezheplerin önemini artırmıştır. Müctehidde bulunması gereken şey, ictihadının Allah’ın dini esaslarına uygun olması için, o işe ehil olmasıdır. Bu da mevcut değildir. İnsanlara bu mezheplerden daha iyi ve uygun bir mezhep gelmiş değildir.
Bizler bu mezheplere saygı gösteriyorsak, yeni çıkacak ve fetva bekleyen meselelere gözümüzü kulağımızı kapayacağız demek değildir. Bu mezheplerle amel eder, yeni meselelerde ictihad ederiz.
E.Mesaj: Dr.Hasan TURABİ’nin İslam Fıkhının ihyası üzerine görüşlerini değerlendirir misiz? Bütün mezheplerden faydalanarak ortak bir mezhep oluşturmamız gerekli midir?
V.Zuhayli: Bu, mantığın kabul etmediği saçma birşeydir. Mezhepler arası ihtilaf, kaçınılmaz bir zarurettir. Demir çubukları birleştirip dar bir açıdan geçirmek olanaksız olduğu gibi, farklı ictihadları birleştirip bir tek mezhep oluşturulamaz. Onun için bu gibi söylentileri akıl kabul etmeyecektir. İctihadlar ve ihtilaflar insan aklının sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Mezheplere gelince onlar, insanların anlamaları için birer fıkhi, fikri ve akli okullardır. Eğer insanları bir görüş üzerine çağırmaya ve bununla sınırlandırmaya kalkarsan, o zaman bu görüşün hatalı olduğunu açıklayacak başka deliller karşına dikilecektir. Çünkü sahih delillere dayanan başka görüşler mevcuttur. Bu durum, dünyada varolan düşünsel bakışa da ters düşmektedir. Kanun alimleri, hukukçular ihtilaf etmişlerdir. Onlar, kanunun nassını öğrenmek için okullar açmışlardır. İnsanlara zorla ve dayatmayla bir mezhebi kabul ettirmek, bence gerçekle bağdaşmayan saçma ve çocuksu bir davranıştır.
Dr. Hasan Turabi’nin girişimine gelince; başarısız bir girişimdir. Fıkıh usulünü yenilemek istedi. Ne akli, ne de şer’i hiçbir şekilde kabul edilir birşey sunmadığı ortadadır. Aynı şey, lûgat (dil) açısından da geçerlidir. Kendisi de, ne bu alanda, ne de şer’i ilimlerde ihtisas ve söz sahibi değildir. Bunun için ‘Fıkıh Usulünün Yenilenmesi’ adlı kitabı, alimlerce hiçbir değere sahip değildir. Çünkü fıkıh usulü ve İslami hukuk kaynakları, ya itikadi meselelere, ya Arap diline ya da şer’i hükümlerin doğru ve eksiksiz bir şekilde anlaşılmasına dayandırılır. Öyleyse bu kitap, sağlam esaslara dayanmadığından, zayıf ve başarısız bir çalışma sayılır. Böylece kitap, ilmi açıdan itibarını yitirmiştir.
E.Mesaj: Siyonist işgalcilere karşı yürütülen İslami direniş, sizce yeterli midir? Daha güçlü ve daha iyi bir direniş için neler yapılmalıdır?
V.Zuhayli: Ne akli, ne de şer’i açıdan gerçek anlamda bir direnişin varlığından sözedilemez. Müslümanlar, bu ve benzeri konularda istenilen düzeyde ve uygun yöntemlerle siyonist işgalcilerden topraklarını geri almak için üzerlerine düşen görevi yerine getirmemektedirler. Bunun içindir ki bu direnişe gerçek anlamda direniştir diyemeyiz. Fakat bunlar, üzerimize düşen düzeyin çok altında, ferdi ve zayıf girişimlerdir. İsrail ile girdiğimiz bütün savaşlarda ve bu gibi girişimlerde başarısız olduk. Biz, İsrail’in ilk başladığı yöntemlere başvurarak bir sonuca varabiliriz. Öncelikle İsrail, milliyetçilik esasına dayanmaktadır. Biz ise hiçbir şekilde milliyetçiliğe davet çıkaracak değiliz. İkincisi İsrail, Tevrat’ın emirlerini uygulama esasına dayanmaktadır. Bizim ise, İslami cihad noktasında hareket etmemiz gerekmektedir. Allah’a, Rasulü’ne (sav) ve ümmetin gücüne iman edilmesi ve safların birleştirilip işgalci düşmanla amansız bir mücadeleye girişilmesi gerekmektedir. Eğer ümmet birleşir, bütün imkanlarını harekete geçirir ve topraklarını geri almak için sahip olduğu bütün gücünü kullanırsa, başaracağı kesin olan bir durumdur. Çünkü İslam ümmetinin başka bir ümmette bulunmayan güç ve imkanlara sahip olması, bunu doğrulamaktadır. Bunun için İslami cihad ruhunu ve akidesini ihya etmemiz gerekmektedir. İslam ümmetinin yararına karşı konuşlandırılan bu amansız düşmanı koruyan ve kollayan kimselerin çağrısına kulak vermemeliyiz. Bütün mesele, ellerinde yetki bulunan kimselere düşer. Direniş hareketleri oluşturup planlar geliştirmek, ilahi mesaja ve sorunlara eğilen güçlü, cesur ve doğru iman sahibi kimseler yetiştirip, büyük azim ve yüreklilikle ve ihlasla işgal edilen toprakları geri almak için bütün imkanları seferber etmek, yapılması gereken hususlardır. Böyle yapıldığı takdirde, gasbedilmiş topraklar, hak sahiplerine iade edilecektir.
E.Mesaj: Ortadoğu’daki barış sürecini ve Barak’ın, toprakların hak sahiplerine iade edilmesi gibi, Araplara ve müslümanlara verdiği vaadleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
V.Zuhayli: Barış meselesi, ye’se düşen, zayıf, güçsüz, yenilmiş ve cihad mesajına kulak tıkayan, üzerine düşeni yapmayan kimselerin işidir. Böyle olduklarından yenilmiş, teslim olmuş ve hiçbir değerleri olmayan bu kimseler, çözüm olarak barışı seçmişlerdir. Beklenilen barış, içi kof, dışlanan, Allah’ın kanunlarının kabul etmediği pis bir barıştır. Çünkü düşman İsrail, bu topraklarda işgalci olduğundan, şer’i yönden onunla hiçbir şekilde barış yapılması caiz değidir. Şer'î açıdan bu böyledir. Fakat realiteye bakarak değerlendirirsek nereye varacaklarını gözlemleyebiliriz. Ve ümmetin izzeti ve şerefi, bütünlüğü ve haklarını geri alması hususunda bir sonuca varacaklarını zannetmiyorum. Yani bizler hakları sahiplerine iade edecek güçlü, sağlam ve saygılı bir barışa karşı duracak değiliz. Bu ise uzak bir umuttur. Bu girişimler açlığı gidermeyen, değersiz şeyler kazandırmaktan öte gitmeyecektir. Arap ve müslümanlara hiçbir şey kazandıramayacağından bu barışçıl çözümlere umut bağlamamalıyız. Barış şemsiyesi altında İsrail'de her zaman alçakta yer alacaktır. Çünkü İsrail tüm bölgeye yayılmak istemektedir. Bunu savaşla yapamayacağını bildiği için barış yolunu seçmiştir. Yönetimi geniş alanlara yaymak, iktisadi açıdan gelişmek ve tüm istediklerini bu barış yoluyla gerçekleştirmek peşindedir. Bu ise İslamî maslahatla uyuşmayan bir durumdur.
E.Mesaj: Türkiye'yi ve Türkiye'deki müslümanların durumunu nasıl görüyorsunuz? Bildiğiniz gibi Türkiye'de bir başörtüsü dayatması var. İslam; okumak ve ilim taleb etmek için bayanların başlarını açmalarına cevaz vermiş midir? Bu aşamada neler yapılmalıdır?
V.Zuhayli: Bu iş Allah'ın kanunlarıyla, İslam'la, Peygamberiyle ve müslümanların yaşantısıyla hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır. Bütün sorun, bu bayanların bu konuda zorlama ve baskı altında olmalarıdır. Bu icraatlar hükümetin İslam'a olan kinini kusması ve müslümanlara evlerinde/ülkelerinde (Hakimiyetin millete ait olduğu bir ülkenin gerçek sahibi millettir/halktır. Ama şimdi millet hariç herkes hükmetme ve kanun koyma hakkına sahiptir. Çev.) savaş açması gerçek kimliğini ortaya koymaktadır. Fakat ben Türk halkının, imanıyla güçlü, dinine sahip çıkan bir millet olduğuna inanıyorum. Ve bütün bu dayatmalar, karşılık görecek, etki tepkiyi doğuracak ve gelecekte İslam güneşi tüm Türkiye'de doğacaktır. Türkiye'yi karanlığa götürmek isteyenler ise, Allah'ın yardımı ve gücü sayesinde yenileceklerdir.
Rejimin bu çabaları ne dine ne hürriyete hiçbir zaman zarar veremeyecektir. Uygulamalar fıtrata ve insan tabiatına ters olduğu için en yakın zamanda bu dayatmaların başarısız olacağı kanaatindeyim. Güçlü imanına şahit olduğum müslüman Türk halkının kalbinden iman nurunu sökmeye kimse güç yetiremeyecektir. Bu çabalar ise, yönetimin devamı için olup, belirli süreye has bir zulüm politikasından ibarettir. Bunun halk için hayır getireceğini umuyoruz. Çünkü bu halk eskiden beri ezilmeyi kabul etmemiştir. Laiklik ve ilhad meseleleri bu halka dayatıldı. Fakat halk dinine, Kur'an'a, ahlakına ve değerlerine bağlı kalmıştır. Bağlı kalmaya devem edecektir de.
E.Mesaj: Bazı alimlerin bayanlara, okumakla ile başörtüsü arasında bir seçimle karşılaşırlarsa okumayı tercih etmelerini öneriyorlar. Sice bu doğru mudur?
V.Zuhayli: Doğrusu ben Türkiye'deyken bu soruyu sorduklarında cevaz vermeyeceğimi söylemiştim. Ve hiç kimsenin başörtüsünün kaldırılması yönünde fetva vermesi caiz değildir. Fakat meseleyi kişinin bulunduğu şartlara bırakarak, her şahıs sorumluluğu kendisi üstlenir. Yine de cevaz vermediğimi belirtmek istiyorum. "Her kim kalbi imanla mutmain ise zorlama sonucunda yaptığı şeyler caizdir" Meseleyi karşılaştığı gerçekle başbaşa bırakır, kendisinin kararını beklerim. Fakat müslümanlara düşen mücadelelerini verip meydanı başkalarına terketmemeleridir.
E.Mesaj: Müslüman Türk halkına ve özellikle gençlere nasihatleriniz nelerdir?
V.Zuhayli: Öncelikle Allah'ın hükümleriyle amel etmelerini, dinlerine bağlanıp sahip çıkmalarını, Peygamberin Sünnetine sımsıkı sarılmalarını tavsiye ederim. Baskılara aldırış etmeden Kur'an'ı öğrenme ve Allah dinini yayma faliyetlerini sürdürünüz. Allah'ın hükümlerini uygulama, bunlara bağlı kalma ve hakim kılma önünde duran engellere aldırış etmeyiniz. Şüphesiz ki sabırdan sonra zafer vardır, zorlukların yanında kolaylıklar vardır, sıkıntıdan sonra ferahlık vardır. Allah-u Teâlâ şöyle buyuruyor: "Her kim Allah'a sımsıkı sarılırsa o muhakkak dosdoğru yola erişmiş olur." Onun için herkesin izzet ve yücelikle Rabbinin şeriatına/dinine, âdabına, ahlakına, ibadetlerine bağlanmalarını temenni ediyorum.
Yakın kurtuluş Rabbinin katındandır...Bu ise Allah için zor bir işi değildir...

NUHUN_GEMISI
01.04.2007, 15:54
Şeyh Eymen El Zevahiri (Türkçe) :

Islah Üç Temeli İçine Alır...
8oOlc1MY54I

NUHUN_GEMISI
02.04.2007, 00:21
TAĞUTİ DÜZENİN KÜFÜR PARLAMENTOSUNA SIRADAN BİR DELİL

YlAqB6a1ZnA

Allahın emri olan tesettür ayetini inkar , aşağılama ve hakaret ettikleri , sıra kapaklarına vurarak , alkış tutarak , kovup küfrederek Allaha , İslama ve İslam şiarlarına kafirliklerini göstermişlerdir. (BUNLAR TSE 9002 BANDROLLU KAFİRLERDİR ) .
Her ne kadar kimliklerinde islam yazsa da , sorulduğunda bende müslümanım deseler de , İslamdan bazı ibadetleri sergileselerde durum budur . Bunlar aslında dine hiç girmemişlerdir ki çıksınlar ! Bunlara taziye edenler , cenaze namazlarını kılan diyanet başkanları ve imamlar oldukça ahirette yakalarına yapışacak cemaatleri de olacaktır!


Şimdi sözümüz burada islami savunacağım diyenleredir !
Aşağıdaki delillere bugün başını toprağa gömerek ; iyi niyetimiz var vs tevilleriyle ört bas etmeye çalışanların , aşağıdaki ayetlere muhatap olunduklarında biz görmedik , uyarılmadık , bilmiyorduk demeleri yalan sayılacaktır !!




NİSA 140- Allah size Kitab (Kur'an)da: "Allah'ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe, o kâfirlerle aynı mecliste oturmayın. Aksi halde siz de onlar gibi olursunuz" diye hüküm indirdi. Muhakkak ki Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.


TEVBE 32- Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar, Allah da razı olmuyor. Fakat kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlamayı diliyor.

SAF 8- Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler hoş görmese de Allah nurunu tamamlayacaktır.

Yusuf 40 Hüküm ancak Allah'a aittir: O, size, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretti. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler. ( Kimin hükmüne uyuyluyorsa ona tapılır , ibadet edilir-miş sayılır)

EN'AM 3- O, göklerde de, yerde de (hüküm koyan) İlah'tır. Sizin gizlinizi, açığınızı ve ne kazandığınızı bilir.

Yusuf 106. Onların çoğu şirk koşmadan Allah'a iman etmezler (imanlarına az çok bir şirk karıştırırlar).

NUHUN_GEMISI
04.04.2007, 15:06
Lİnk yenilenmiştir

Timurtaş hocanın en mükemmel vaazı .

Şirki , tevhidi , laikliği , partileri , hakimiyeti mükemmel olarak anlatmış , günümüz TC ülkesini mükemmel analiz ederek İslama göre yorumlamıştır .

Mutlaka ama mutlaka sonuna kadar dikkatlice dinlenmeli , anlamaya çalışılmalıdır. Oldukça istifade edilecek enden güzellikteki vaazlardandır .


LAİKLİK MÜŞRİKLİKTİR : http://www.cihaderi.net/web/forum/Smileys/default/TFR456.gif

mp 3 indir
OY VERMEYİ VE İSTEMENİN HÜKMÜNÜ ÖĞREN

http://dosyam.net/?id=a2a43c (http://dosyam.net/?id=a2a43c)

yegen
04.04.2007, 15:13
Sayın Nuhun Gemisi

Müşrik nedir... bize kısaca açıklasanız biraz uzun oluyor yorumlarınız rica etsek kısa ve öz olsun

Satuk Buğra
04.04.2007, 15:17
alıntı-NUHUN GEMİSİ
Kur’an , Demokratik Hakimiyet Anlayışını Reddeder

Kuran kimin hakimiyet anlayışını onaylar bunu herkes biliyor. Lâkin, o Kuran'ın bir misli beyan olan "Siz nasılsanız, öyle idare edilirsiniz" hadis-i şerifini nereye koyacağız ?
Yani, şimdi Türkiyede müslümanların üzerinde ittifak ettikleri veya hepsinin birlikte biat edecekleri bir imam yok. Ne yapalım ? İran'dan bir "ayetullah" ithal edelim. Paris'e gönderilim. Oradan bize talimat vesin ve İran'daki gibi bir İslâm Devrimi mi yapalım ?
Bunu mu demek istiyorsunuz ?

Sayın Cenk 11,

Adresinizi nasılda belli ediyorsunuz. İslamın,Kuranın hakim olması söz konusu olunca hemen bektaşi abdestiniz bozuluyor. BİR TÜRLÜ HAZIM VE TAHAMMÜL EDEMİYORSUNUZ. Yani illada islam hakim olmasın öylemi, bunumu arzuluyorsunuz? Belli. Siz nasılsanız öyle idare edilirsiniz hadisi ile ayeti kerimeleremi karşı çıkıyorsunuz. Hazreti Rasulullah siz nasılsanız öyle idare edilirsiniz derken, küfre razı olunmu demek istemiş yani. Şu abd hakimiyetine karşı söylenen her söz sizi niye bu kadar rahatsız eder acaba. Laik islam düşmanlarının canını sıkan şey sizi de niye bu kadar rahatsız eder anlayamadık. Kardeşimiz size bir şey dokundurmadan kuran hakimiyeti ile ilgili yazmış, niye hemen rahatsız olmuşsunuz, hemen saldırganlığınızı gösterip şaşkınlığın gemisi demişsiniz. Siz gerçekten böyle davranmakla Allah Tealayı razı edeceğinizimi düşünüyorsunuz, agresif adam. Bizim sabrımızı zorlama derim sana.

albay_hasan
04.04.2007, 17:40
Sn.Katılımcılar



Gerek birbirinize hitabet tarzınızı ve gerekse eleştirilerde kullandığınız kelimeleri şiddetle tenkid ediyoruz.


Lütfen birbirinizi rencide edici ve hakaretvari kelimeleri kullanmayınız. kelimeleri edeb çerçevesi içerisinde seçiniz.


Bu hatırlatma sizin kavganızı seyretmenin, aynı şeye ortak olma olduğunu söyleyen inancımız gereğidir yanlış anlaşılmasın.


Sakinleşmenizi ve ne kadar karşıt fikirli olunursa olunsun bütün insanlığın ortak değeri olarak gördüğü (ki müslümanlardan alınmadır) edeb çerçevesi içerisinde fikir belirtme hakkınızı kullanmanızı tavsiye ediyoruz.


saygılarımla

cenk11
04.04.2007, 18:17
Arkadaşlar,

Şahsıma malûm hakaretleri yapan şahıs, -bilenler bilir- daha önce de bana ve başka arkadaşlara hakaret etmiş kimbilir kaçıncı kez forumdan yasaklanma cezası almıştır. Bugünkü son mesajları da incelendiğinde yine aynı hakaret üslubunu edebsizce sürdürmüş, başta şahsım olmak üzere diğer bazılarına da saldırmıştır. Sırf ceza almasına biz vesile olmayalım diye, bir müddet kendisine cevap vermeyi doğru bulmadım ve neticesinde yukarıdaki iki satırlık kimlerle muhatab olmak istediğime dair yazdığım iki satırlık yazıyı yazdım. Şüphesiz ki, bu saldırganlık bir zavallılığın ve acizliğin eseridir. Karşınızdaki insan Amerikalı da olsa, Çinli de olsa, ona hakaret etme özgürlüğü kimsede yoktur. Bu kadar basit bir insan hakkı ve hukukundan bî-nasib olan bir kişiye siz ne anlatabilirsiniz ? Adam bize "coni" demekle düpedüz gayr-ı müslim gözüyle bakıyor ve ondan sonra kalkıp, İslâm ve Mezheb Kardeşliğinden dem vuruyor !!!!
Takdiri bütün forum üyelerine bırakıyor ve bizi herkesin muhatab almasına gerek olmadığını ilân ediyorum. Yanlışımız olduğunda da adam gibi cevap verme mecburiyeti vardır Vesselâm.

Minhac_
04.04.2007, 18:23
[2.Allah’ın hükmü dışında kalan bütün hükümler cahili hükümlerdir ve bu hükümleri kabul etmek,hüküm koyanları Allah’a şirk koşmak ile aynı anlama gelir.(Bunu belirten ayetlerin bazısına baş taraflarda atıfta bulunuldu.)


Albay Hasan abi,


Sakinleşmenizi ve ne kadar karşıt fikirli olunursa olunsun bütün insanlığın ortak değeri olarak gördüğü (ki müslümanlardan alınmadır) edeb çerçevesi içerisinde fikir belirtme hakkınızı kullanmanızı tavsiye ediyoruz. diyorsunuz.

Evet bu konuyu NuhunGemisi ile defalarca konustuk. Bu konuyu neden heryerde acma geregini duyuyor. Kendisine ehli sünnet alimlerin görüslerini beyan ettik. Neden ehli sünnete ait olmayan bir fikri ehli sünnet inanci gibi gösterip kendi fikirlerinde olmayan müslümanlari hedef noktasi haline getiriyor. Kendisine cevap verilmesine ragmen ayni konular sürekli sürekli acmasini artik samimi olarak degerlendirmiyorum. Sürekli iletilerinde halki devlete karsi bir kiskirtma havasi var. Bunun farkinda olmayabilir. Bu belirli bir noktadan sonra bizlerin de sabrini tasiriyor.

Ve kendisi ibni teymiyenin görüslerini esas alip Müslümanlari müsrige benzeterek diger alimlerin görüsünü hic kaale almiyor. Böylesi kisilere de artik seviyeli davranmakta güclük cekiyoruz.

nesil
04.04.2007, 18:36
Arkadaşlar, öncelikle lütfen üslubunuza dikkat edin. Kişileri rencide edici kelimeler kullanmayın lütfen. Bu nedenle bazı mesajlar silinmiştir.

albay_hasan
04.04.2007, 19:29
Allah'ın (c.c) rahmeti ve berekti üzerinize olsun


Sn.Minhac_



Sizin ortaya koyduklarını anlıyor ve bütün kalbimle şahsım adına katılıyorum.


Bizim anlatmak istediğimiz şudur ;


Burası insanların bilgi, fikir, kültür v.s alışverişinde bulunduğu ve paylaşımları hakkında münazara ettikleri (genelde islami konular hakkında) insanlara açık bir forumdur. Yeryüzünde en çok düşman Efendimiz'e (a.s) ve onun sevdiklerine aittir. İçerik olarak bu form İslami ağırlık taşıdığından bu düşmanlarında buradaki forumun ciddiyetini, özelliğini veya kalitesini düşürme eylemi içerisine gitmeleri normal karşılanmalıdır. Ortaya konan Hak değerleri, kendi ideolojileri lehlerine çevirmek, forum sakinlerini yönlendirmek, psikolojik savaş teknikleri uygulayarak hizipleştirmek sonuçta da Allah'ın indirdiği İslamı değil, küfrün uşaklarının dikte etmeye çalıştığı islamı yaymaya çalışmaktadırlar. Her ne kadar içlerinde ''NİYET'' olarak bunu taşımayanlar olsa bile ''EYLEM'' olarak bakıldığında buna hizmet ettikleri görülmektedir. Bizler İslam camiası olarak büyük bir topluluğuz. Ve içimizde hertür ve niyetten insan barınmaktadır. Bunları yok sayamayız ve şikayet hakkımız yoktur. Çünkü herşey zıttıyla kaimdir kaziyesi gereği, içinizdeki düşmanı bertaraf ettiğinizde, aslında kendinizide bertaraf etmiş olursunuz farkında olmadan.


Yaşadığımız hayat ve inancımız gereği şahıs olarak biz bir çok yer gördük. kardeşlerimizi yanlız bırakmamak ve küfrle savaşmak adına cephelerde bulunduk. İslam tek millettir gereği kendi ülkelerini savunmakta zorluk çeken kardeşlerimizin yanına cepheye koştuğumuzda gördük ki... Cehalet ve kafaya göre din anlayışı insanları kendi vatanlarındaki savaş için gelen müslüman kardeşlerini düşmana satmak, dünyalık için veya korku adına cepheyi terk ederek vatanına ihanet etmek gibi vasıflara sürüklüyor. İnsanlığımızdan tiksindik, utandık! Ama çok iyi anladık ki.. Kendinde ilim var zannıyla hareket eden cahil kadar, müslümanlara zarar veren yokmuş.


Burada çok şeyler görüyoruz. Şaşırmıyoruz ama.. Eğer inandığınız dava bu kadar büyük ve hak olursa, o derecede büyük düşmanlarla karşılaşmanız normaldir. Eğer böyle değilse zaten siz inancınızın ve davanızın hak oluşunu sorgulamalısınız. Bu bize yılgınlık değil, tam tersi güç verir. Davanıza düşman olanlardan güç alabilmek.. İşte bunu başardığınızda tahriklerin ve düşmani gayelerin emellerini kendi lehinize çevirirsiniz.

Yapmamız gereken çok şey var. İlk başta biz karşımızdaki insanların ''KALBİNE'' buğuz etmemeyi öğrenmeliyiz. Bizim kinimiz, düşmanlığımız nefislere ve küfri fikirlere olmalıdır. Ne kadar tahrik edilirsek edilelim bize yakışan edebimizi bozmamaktır. Yoksa bizim hak olarak inandığımız davanın elbisesi üzerimizde eğreti durur. O zaman karşımızdaki insandan ne farkımız kalır üslup olarak? Akıllı müslümanın ''İLİM''den nasibi vardır. Ve ilim öyle birşeydir ki.. Size doğrulan silahı, doğrultanın kendi eliyle kendine doğrultmasını sağlar. Eğer Hak olanı kabul etmezse de.. Kendi tetiğini kendi çekmesini sağlar. Yani kendi fikirleri içerisindeki çelişkilerde intihar eder. Bu da akılla olur. Unutmayınız ki.. Ehl-i Sünnet Ulemasının görüşlerinden başka ortaya görüş koyan.. Mutlaka ama mutlaka çarpıklıklarıda koyuyor demektir. Mesele bunları görüp, karşımızdakine izah edebilme ferasetidir.


Yazışmalardaki tarzlara dikkat ediniz. İnsanlar ne zaman ki konunun aslından çıkıp başka yerlere kayıyor.. Tebliğ ediniz.. Olmazsa bırakınız. Hakarete varmadığı müdetçe ve karşılık bulamadığı müddetçe yazmasında beis yoktur. Unutmayınız ki ETKİ eğer TEPKİ varsa vardır. Yoksa boşlukta debelenmekten öteye geçmez. Bizler neye tepki vereceğimizi iyi seçenler olmalıyız. Bunun haricinde eğer burdaki idareciler Ehl-i Sünnet Ulemasına ve görüşlerine hakaret edilmesine göz yumuyorlarsa... O zaman bizlere burayı terketmek düşer. Anlaşılır ki... Tarfgirlik sözkonusudur. Allah'a havale ederiz.

Karşımızdaki katılımcıların üslubunu birazda bizler kendimiz belirleriz. Eğer siz edepli olursanız, karşınızdakinin değerlerine bu minval üzere görüş bildirirseniz.. Eğer çok büyük bir ard niyet taşımıyorsa size uyacaktır. Yok eğer öyle değilse.. Susmak en güzel şeydir. Karşınızdaki kendini düşünmüyorsa bile siz onu düşünmek zorundasınız. Mü'minlik sıfatı bunu gerektirir.


Bizler Allah'ın (c.c) bize verdiği nimetleri kullanmakla yükümlüyüz. Bu da ilk başta kendimizi tanımakla olur.



Saygılarımla

NUHUN_GEMISI
05.04.2007, 02:23
NUHUN_GEMISI
[2.Allah’ın hükmü dışında kalan bütün hükümler cahili hükümlerdir ve bu hükümleri kabul etmek,hüküm koyanları Allah’a şirk koşmak ile aynı anlama gelir..)


Yukarıdaki söze karşı çıkmak (minhac ve destekçilerine) islam akaidine fransız kalındığının göstergesidir. Yukarıdaki sözün kuran ve sünnet ile delillendirilmesi yapılmasına rağmen hala cahilane taasub ile ayet ve hadisleri inkar edip çarpık anlamak İslam dininin Hakimiyetinin düşmanlarının işidir.
Allahın hükmünü çöpe atarak kendi pis nefislerinde hüküm peydahlanmayı doğal karşılayanları sizin gibi doğal karşılamıyorum

Buraya tevbe 31 ayetini yazıp birde o ayetin hadisini (tefsiri) ekleyeceğim .
Allahın hükmü dışındaki hükümlere de Allahın hükmü gibi savunup , birde bunu alimlere payanda etmesi yokmu tam ibretlik ! Acaba Allahın indirdiğiyle hükmetmeyen mekke devletine Rasulullah darulislam mı diyordu ?

Şu ayetlerden anladığını buraya yazarsın :

25-FURKAN 2- O öyle bir ilahtır ki, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinindir.
43-ZUHRUF 84- Gökteki ilah da yerdeki ilah da O'dur. O hüküm ve hikmet sahibidir herşeyi bilir.
Yusuf 40 : Hüküm ancak Allah'a aittir: O, size, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretti. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler."( Uyulacak kanun Allahındır . Allahtan başkasına dine zıt kanun koyma hakkı vererek onu Rabblik makamına koymuş olduğunuzdan ibadet etmiş sayılırsınız . Kimin hükmüne tabiyseniz ona ibadet etmiş olursunuz . Uyulan kanunların kanunu koyana ibadet olduğunu insanların çoğu bilmez)


Yukarıdaki alıntı sözün ayet ve hadisle delili :

“Onlar, Allah'dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler, Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Allah'dan başka hiç bir ilâh yoktur. O, müşriklerin ortak koştuğu şeylerden de münezzehtir.” ( Tevbe 31 )

Bu ayetin tefsirine bakıldığında görülecektir ki Rab edinmenin şeklini açıklayan bi zatihi Rasulullah’ın kendisidir. !

******************
“Tay kabilesi reisi olan Adiyy bin hatem şöyle der:
Mekke fethedildiği gün ben Hırıstiyan olduğum için Mekke’den kaçtım .Bacım ise müslümanlara köle oldu . Zamanla rasulullah bacımı serbest bırakarak azad etti . Bacımda islamı tanıdığı için müslüman oldu . Bunun üzerine Mekke dışına çıkarak beni aradı ve akrabalarımın yanında beni buldu ve
“ müslüman olduğunu , İslam dininin çok güzel bir din olduğunu , islam’ı bize yanlış anlatmışlar, eğer Hz. Muhammed’den özür dileyip müslüman olursan senin için çok iyi olur . Hem mekke senin yurdun , kabile reisi olman itibariyle bir sürü malında vardır.Tekrar söz sahibi olabilirsin “
diyerek beni ikna etti . Bende geri geldim .Mescidde Rasulullah’ı etrafında sahabelere “Onlar, Allah'dan başka bilginlerini ve rahiplerini de kendilerine Rab edindiler,”Tevbe 31” ayetini okurken gördüm ve boynumda gümüşten bir Hac olduğu halde yanına geldim .
"Ey Allah’ın rasulu ; ben eskiden Hırıstiyandım ve Hırıstiyanlığı iyi bilirim . Biz hiç bir zaman alimleri , rahipleri rab edinmedik , onlara ibadet te etmedik dedim . Bu ayette Allah (c.c.) ne demek istemişdedim .

Bunun üzerine Hz. Muhammed s.a.v : “Ey Adiyy ! çıkar o boynundaki putu “. (Bende çıkardım ). “Ettiniz Adiyy , ettiniz “ dedi. “O rahipleriniz , alimleriniz , okumuş insanlarınız size Allah’ın kitabına muhalif olarak helal ve haram (yasak serbest) koymadılar mı ?”Bende evet ya rasulullah ; onlar okumuş kimselerdi, böyle yaparlardı . Bunun üzerine :
“ işte onların bu yaptıkları (Allahın kitabına muhalif ) Rabb’liktir . Sizinde onların dediklerini benimsemeniz , uymanız onlara ibadetinizdir“ dedi

Tirmizî, (Cem’ul-Fevâid, IV, 68).
************************

Minhac şu sorulara da bir cevap versen artık .

Tüm bu yazılanlara bakarak MÜSLÜMANIM deyip te parlamentoya çağıran ve helal görenlere şu sorularıma cevap vermeye çağırıyorum :

1-İSLAMA GÖRE ; Puta tazim duruşu yapmanın hükmü nedir ?

2-İSLAMA GÖRE Allah'tan başkasına bağlı kalacağına yemin edenin hükmü nedir ?

3-İSLAMA GÖRE Allah gibi helal haram koyanların hükmü nedir ?

4-İSLAMA GÖRE Allah'ın koyduğu hükümleri yasaklayanların , hükümleri nedir ?

5-İSLAMA GÖRE , Bunları yapanlara destek verenlerin hükmü nedir ?

Satuk Buğra
05.04.2007, 08:43
Arkadaşlar,

Şahsıma malûm hakaretleri yapan şahıs, -bilenler bilir- daha önce de bana ve başka arkadaşlara hakaret etmiş kimbilir kaçıncı kez forumdan yasaklanma cezası almıştır. Bugünkü son mesajları da incelendiğinde yine aynı hakaret üslubunu edebsizce sürdürmüş, başta şahsım olmak üzere diğer bazılarına da saldırmıştır. Sırf ceza almasına biz vesile olmayalım diye, bir müddet kendisine cevap vermeyi doğru bulmadım ve neticesinde yukarıdaki iki satırlık kimlerle muhatab olmak istediğime dair yazdığım iki satırlık yazıyı yazdım. Şüphesiz ki, bu saldırganlık bir zavallılığın ve acizliğin eseridir. Karşınızdaki insan Amerikalı da olsa, Çinli de olsa, ona hakaret etme özgürlüğü kimsede yoktur. Bu kadar basit bir insan hakkı ve hukukundan bî-nasib olan bir kişiye siz ne anlatabilirsiniz ? Adam bize "coni" demekle düpedüz gayr-ı müslim gözüyle bakıyor ve ondan sonra kalkıp, İslâm ve Mezheb Kardeşliğinden dem vuruyor !!!!
Takdiri bütün forum üyelerine bırakıyor ve bizi herkesin muhatab almasına gerek olmadığını ilân ediyorum. Yanlışımız olduğunda da adam gibi cevap verme mecburiyeti vardır Vesselâm.

Sen insanları kerizmi sanıyorsun adamım. Sırf dünkü mesajlarımızı okusun arkadaşlar, baksınlar edepsizlik kimden kaynaklanmıştır. Tıpkı kültüründen beslendiğiniz amerika gibi, hakaretin edepsizliğin olmamasını ancak sadece kendinize olmamasını arzular bir haliniz var. Kimseyi aldatmaya hakkınız yok. Bırakta dünkü mesajları okusunlar kim haklı kim haksız karar versinler. Şunu her zaman beyan ediyorum ki ben hiç bir zaman kavgayı başlatan taraf olmadım. YOKSA SİZİN SÖYLEME HAKKINIZ VARDA BİZİM KARŞILIK VERME HAKKIMIZ YOKMU. En büyük edebsizliği bu kavgayı başlattığın halde sanki sen yapmamışsın edalarına bürünerek yapıyorsun. Forum sahibi arkadaşları sıkıntıya sokmaya gerek yok. Başka zeminlerdede hesaplaşabileceğimizi hatırlatmak isterim. Tabi uygun görürseniz. Lütfen dikkatli olun size pahalıya mal olabilir, bunu bir sanal blöf zannedebilirsin, oda senin bileceğin şey, bizden söylemesi.

cenk11
05.04.2007, 09:49
Burada yazdığın lafları karşımda yapamayacağını ve sanal alemin bu imkanından yararanarak her türlü hakareti hemen herkese yaptığını cümle alem biliyor. Karşımda olsan sana ettiğin bütün o laflarını yediririm. Biz senin gibi sokak magandalarına papuç bırakmayız evel Allah ! Elinden geldiğini ardına koyma !
Arayan belâsını da Mevlâsını da bulur.

Satuk Buğra
05.04.2007, 09:54
Kendin için düşündüklerini benim için yakıştırman ne yazık ki yine sanal alemin nimetlerindendir ki bol bol istifade ediyorsun. Sen öyle zannet. Ne yapalım. Bir gün karşılaşırız inşallah.

Minhac_
05.04.2007, 11:46
Yukarıdaki söze karşı çıkmak (minhac ve destekçilerine) islam akaidine fransız kalındığının göstergesidir.

Allahın hükmünü çöpe atarak kendi pis nefislerinde hüküm peydahlanmayı doğal karşılayanları sizin gibi doğal karşılamıyorum

Allahın hükmü dışındaki hükümlere de Allahın hükmü gibi savunup , birde bunu alimlere payanda etmesi yokmu tam ibretlik ! Acaba Allahın indirdiğiyle hükmetmeyen mekke devletine Rasulullah darulislam mı diyordu ?


Bu ilk yaptigin sey degil senin.

Seni ibni Teymiye'nin, Seyyid Kutub'un vs. zehirini icmis dengesini kaybetmis sahsiyet, sana mi kaldi bizim akaidimizi sorgulamak.

Alimlerin sözlerini allem edip kallem edip carpittiginiz gibi bizim sözlerimizi de carpitarak zehirlerinizi akitacaginizi mi saniyorsunuz.

Sen yazini kimden aldigini niye yazmiyorsun, yazmayinca ehli sünnet fikrilerini yaydigini düsünecegimizi mi sandin düzenbaz.

Suan isim var birazdan sana yanit verecem.

Bizi tabi oldugumuz akide yüzünden tekfir eden edepsiz herif, sen ve senin tabi oldularina soruyuz.

Bu kedisine tabi olduğuıııuz akide sahabelerin ve tabilerin akidesidir. Eşari ve Maturidinin de akidesidir'. Akidesi Eşari olan ve akide de ona tabi olduğumuz Sultan Salahaddin hakkında ne diyorsuıı? Ve akidesi Maturidi olan Fatih Sullan mehmet hakkında ne diyorsun? Ve yine akideleri maturidi Eşari olan Şeyhler Müftüler hakkında ne diyorsun? Bin yıldan heri Eşari ve Maturidilerin dışında ehli sünnet nerededirler?

Minhac_
05.04.2007, 11:51
Biz kimiz aciklayalim, senin de kim oldugunu desifre edelim.
Biz Ehl-i Sünnet Vel Cemaat Akidesinde olanlarız.

Biz ne Seyyid Kutup gibi sosyalizmi İslâm’a mal ederiz,ne de Vehhâbilerin mezhebini kuran,velilerin ve Rasûlullah’ın mezarlarını ziyaret etmenin,hicap(muska)takmanın şirk olduğunu söyleyen Muhammed Abdulvahhâb gibiyiz.

Biz İbn-i Teymiyye gibi Allah-u Teâlâ arşın üzerinde oturuyor diyenlerden değiliz.

Biz bütün Müslümanların seçtikleri gibi İmam Eşarî ve İmam Maturidî Akaidsine bağlıyız. Çünkü ikisinin de Akaidi Rasûlullah’ın,sahabelerin ve tabiilerin ve de Selef-i Sâlihîn’in Akaidleridir.

Biz sadece kanunla hükmediyorlar diye hükümette çalışıyorlar diye,görev alıyorlar diye insanlara karşı suikast girişimine karşıyız. Biz böyle kişilerden uzağız,beriyiz.
Biz Müslümanların birlik ve beraberliklerini destekliyoruz. Biz tek vücut olarak düşmana karşı ilim ile savaşırız ve savaşıyoruz. Biz devletin imamları arkasında namaz kılınmaz diyenlerden de değiliz. Biz devlette çalışanlar kâfirdir deyip devlette çalışanlardan da değiliz. Biz Allah-u Teâlâ ışıktır,nurdur,mekanı ve zamanı ve cismi var diyenlerden de değiliz. Biz”İmam Ahmet,İmam Mâlik.İmam Şâfiî,İmam Ebû Hanife kim ki”diyenlerden değiliz. Biz Kur’an-ı Kerîmi açıp kendi kafasından yorum yapanlardan da değiliz. Biz kısacası Allah-u Teâlâ’nın göndermiş olduğu Kur’an-ı Kerîmle tam amel edip Rasûlullah’ın sünnetine bağlı bağlı olanlardanız.



HEDEFİMİZ gerçek,doğru,hurafesiz,hiç değiştirilmeden,kendi kafamızdan hiçbir şey eklemeden Rasûlullah’ın,sahabelerin,Selef-i Sâlihîn’in ve Ehl-i Sünnet Vel Cemaat’in yolunu,Akidesini dünyada bulunan bütün insanlara ulaştırmaktır.
Allah-u Teâlâ bizi muvaffak kılsın, işimizi kolaylaştırsın,zorlaştırmasın ve âlimlerin ilimlerinden faydalanmamızı nasip etsin...[/SIZE]

NUHUN_GEMISI
05.04.2007, 12:01
sen maturidiye eşariye kurban olasın edebsiz küfürbaz .

İtikad alimlerinin hangisi senin gibi demokrattı !!!

Minhac_
05.04.2007, 12:03
sen maturidiye eşariye kurban olasın edebsiz küfürbaz .

İtikad alimlerinin hangisi senin gibi demokrattı !!!

Suan cikmam gerekiyor, gelecem merak etme.

Minhac_
05.04.2007, 14:42
sen maturidiye eşariye kurban olasın edebsiz küfürbaz .


Esari'nin ve Maturidinin hadimi hizmetcisi olma serefini Allah bana nasip eylesin.

Edepsiz küfürbaz sözlerine gelince ben sana cok sabrettim. Senin sözlerini bir hatirlayalim ne dersin.

Ben alimlerin görüsünü zikrettigimde bana verdigin cevap su idi:

Onun Rasulullahın dediği gibi almışlarsa problem yok , ama yok böyle dedi ama aslında onun başka izahı var , her ne kadar Allah iner dediysede bu Allaha yakışmaz en iyisi melek insin diye yorumlar getirilebilseydi yüzlerce sahabe yüzlerce yorum yapabilirdi.

Neden Kadir suresinde meleklerin indiği açıkça söylenebilmişken burada takiyye yapmış olunsun ? Neden böyle inanmak istiyorsunuz ki ?

Minhac hala saçma sapan yorumlarla delil verdiğini sanıyorsun .
Allah her gece semaya iner ve dua eden varmı duasını kabul edeyim dediği sözünü hala aslından çıkarıp burada böyle demiş ama aslında o öyle değildir , şöyle şöyle benim yorumumdur diyerek alimlere yamıyorsun .
o alimleri say bakalım kökeni nereye dayanıyor görelim . Ama o hadisi yorumladıkları anlatımlarının geçtiği kitabı ve sayfa nolarını ver. Yorum yapıp durma

Allahın mekana ihtiyacı var diyen yok , konuyu saptırma , alakasız yazılar yapıştırma. Sen alimlere yamadığın sözü kitablarından ispatla


Bu arada kadir süresinde geçen kadir gecesi yeryüzüne inen melekler hakkında ne diyeceksin ?(alimlerin)

Sen Allah iner sözüne rağmen Allahı melek yaptın !!!
Bu arada sorum şu Kadir suresinde neden Allah kadir gecesi ben inerim demiyorda melekler iner diyor ? Bunu da açıkla ? Yoksa kadir gecesi de Allah mı iniyor bu sefer ?
Ya Allah arşa istiva ettiği ayeti de melekler mi arşa istiva etti diye yorumluyorsunuz ?

kardeşim sapık sapık batıni yorumlara ve tevillere dalmayın . Aç bir bak batıni taifesine ehli sünnet ne diyor !!

İki dakika dürüst ol , daha yazın burada silinmedi :

"Hadisin zahiri böyledir, bu hadisin zahirinden yola cikarak Allah'in gökyüzünde oldugu ve gecenin ücte biri yakin semaya indigi anlasilmasin. Alimler bu hadisi Allah meleklerini semaya indirir olarak aciklamislardir." dedin ispatla

sana sözüm :

Sen Allah iner sözüne rağmen Allahı melek yaptın !!!

Bu arada sorum şu Kadir suresinde neden Allah kadir gecesi ben inerim demiyorda melekler iner diyor ? Bunu da açıkla ? Yoksa kadir gecesi de Allah mı iniyor bu sefer ?
Ya Allah arşa istiva ettiği ayeti de melekler mi arşa istiva etti diye yorumluyorsunuz ?

kardeşim sapık sapık batıni yorumlara ve tevillere dalmayın . Aç bir bak batıni taifesine ehli sünnet ne diyor !!

Önce buraya cevap ver sonra soru sor . İftiranı delillendir . Allah yerine Melek iner diyen alimin kim ?
yazın daha burada duruyor . Ne dediğin çok çok net. Allah kadir suresinde melekler iner diyorda , ayette arşa istiva edene melek ise neden melek demeyipte Allah diyor ?
hadiste Allah geceleyin dünyanın semasına iner diyorda neden kadir gecesinde olduğu gibi melekleri iner demiyor ? neden hepsine Allah yerine melek iner diyerek Allahın sözünü ve dinini çarpıtıyorsun ?
Bu iniş yaratılmışların inişi gibi zannettiğinizden mi çarpıtmak ve değiştirerek yorumlamak gereği hissediyorsunuz ?

Önce buraya cevap ver sonra soru sor . İftiranı delillendir . Allah yerine Melek iner diyen alimin kim ?

İki dakika dürüst ol , daha yazın burada silinmedi :Alıntı:
Hadisin zahiri böyledir, bu hadisin zahirinden yola cikarak Allah'in gökyüzünde oldugu ve gecenin ücte biri yakin semaya indigi anlasilmasin. Alimler bu hadisi Allah meleklerini semaya indirir olarak aciklamislardir

." dedin ispatla

sana sözüm :

Sen Allah iner sözüne rağmen Allahı melek yaptın !!!

Bu arada sorum şu Kadir suresinde neden Allah kadir gecesi ben inerim demiyorda melekler iner diyor ? Bunu da açıkla ? Yoksa kadir gecesi de Allah mı iniyor bu sefer ?
Ya Allah arşa istiva ettiği ayeti de melekler mi arşa istiva etti diye yorumluyorsunuz ?

kardeşim sapık sapık batıni yorumlara ve tevillere dalmayın . Aç bir bak batıni taifesine ehli sünnet ne diyor !!
Arşa istiva konusunda İmam malik (r.a.) : istiva malum ,keyfiyeti meçhuldur demektedir.
neden illa yorumlama gereği hissediyor , yorumlayamayıncada çarpıtarak değiştirmek zorunda kalıyorsun ki ?
Müteşabih konuların keyfiyetini illa bilecek misin ?
meleklere indiriyorsun da Allah neden semaya inmesin . Bu inme şekil vermek zorunda değilsin . Allahın arşa istiva etmesi gibi kati , keyfiyeti meçhuldür (tecelli eder). melekleri indirmene gerek yok
Bu şekilde soru sorup af dileyen yokmu , rızık isteyen yokmu diye vs soran hangi melektir senin alimlerine göre ?

Sen neden bu kadar iftira , yalancı ve sahtekarsın ? Müslümanım diyen birinden bu haller sadır olur mu ? Kime çektin böyle anlamıyorum ki ?
sana izaha girme , imam malik bak böyle böyle diyor istiva hakkında diyen benim . Bak yazım yukarıda. Utanmadan benim sana dediğimi bana yorumluyorsun .
sen önce soruma cevap ver , konuyu saptırmaya çalışma :

Arşa istiva konusunda İmam malik (r.a.) : istiva malum ,keyfiyeti meçhuldur demektedir.
neden illa yorumlama gereği hissediyor , yorumlayamayıncada çarpıtarak değiştirmek zorunda kalıyorsun ki ?
Müteşabih konuların keyfiyetini illa bilecek misin ?
meleklere indiriyorsun da Allah neden semaya inmesin . Bu inme şekil vermek zorunda değilsin . Allahın arşa istiva etmesi gibi kati , keyfiyeti meçhuldür (tecelli eder). melekleri indirmene gerek yok



Sen Allah iner sözüne rağmen Allahı melek yaptın !!!

Bu arada sorum şu Kadir suresinde neden Allah kadir gecesi ben inerim demiyorda melekler iner diyor ? Bunu da açıkla ? Yoksa kadir gecesi de Allah mı iniyor bu sefer ?
Ya Allah arşa istiva ettiği ayeti de melekler mi arşa istiva etti diye yorumluyorsunuz ?

kardeşim sapık sapık batıni yorumlara ve tevillere dalmayın . Aç bir bak batıni taifesine ehli sünnet ne diyor !!




Bir daha bu yazıma cevap vermeyip konuyu saptırırsan yakanı bırakacağım . daha sana yazmayacağım . istediğin kadar saçmalayabilirsin . Ama şunu bilki nazarımda Yalancı ve iftiracı olarak kalacaksın
Tabi ki Allahın arşa istiva etmesi ve geceleyin dünyanın semasına inmesi de böyle bir şeydir . Bu olaylar sabittir , keyfiyeti mechuldur şekil verilmez tarif edilmez. Fakat Minhac gibi Allah değil Melek iner de denmez !!! Melek iner diyen alimler var diyor . Bende bu alimleri soruyorum kimdir , kitabını sayfasını ver diye . Ama nerdeeee demogojiye bogup konuyu istivaya getirerek saçmaladığını örtbas etmeye çalışıyor . İstersen sen cevap ver Allah arşa istiva eder ayatine melek arşa istiva eder diyorsan , yada Allah dünya semasına iner dediği halde hayır Melek iner diyorsan , Yada kadir suresinde geçtiği üzere kadir gecesi melekler iner geçerken Allah iner diye savunuyorsanız . Çünkü Minhac böyle inanıyor , inandığını söylediği alimler var dedi. Önce kendi aranızda görüş birliğie varın batıni yorumlarda , sonra buraya görüşünüzü net yazın .




Beni o konuda da nasil asaglamistin, sonra da delilleri verince ne demistin hatirla:
Gerçektende Kurtubi tefsirini okudum , başka bir ayeti izah ederken bizim bahsettiğimiz kudsi hadisi şerifi de izah etmiş ve senin dediğin gibi tevil edenlerin de olduğunu açıklamıştır.

Bu sana ders oldu sanmistim üzerinde gelmedim. Simdi aynisini yine yapiyorsun.

Orada da Hanefiyim dedin, sonra Imam Maliki kendine perde yapip vahhabilik fikrini savunmaya calistin.

İftiranı delillendir/ Sen neden bu kadar iftira , yalancı ve sahtekarsın /istediğin kadar saçmalayabilirsin / Ama şunu bilki nazarımda Yalancı ve iftiracı olarak kalacaksın diyip de beni alimlerin görüsünü aldigim icin iftirac, yalanci, sahtekar olarak nitelendirip iftira atan sen degil misin? Senin iftiraciligini burada kanitladim.

Ayrica düzenbaz oldugunu da kanitlayacagim

Sen Allah iner sözüne rağmen Allahı melek yaptın !!! , diyerek,

hirahos abiye hitaben de

"İstersen sen cevap ver Allah arşa istiva eder ayatine melek arşa istiva eder diyorsan , yada Allah dünya semasına iner dediği halde hayır Melek iner diyorsan , Yada kadir suresinde geçtiği üzere kadir gecesi melekler iner geçerken Allah iner diye savunuyorsanız . Çünkü Minhac böyle inanıyor , inandığını söylediği alimler var dedi" diyerek benim inancimi farkli göstermeye calisan sahtekar, düzenbaz sen degil misin?

Ben sen miyim ya da ibni teymiye, Muhammed bin abdulvehhab miyim?

Ben müsebbih miyim Serseri,Kadir suresinde geçtiği üzere kadir gecesi melekler iner geçerken Allah iner diye inandigimi iddia ediyorsun.

Böylesi pis bir inanci bana mal ediyorsun.

Sen agzindan geleni say sonra da bize küfürbaz de.

tencere dibin kara seninki benden kara.
minhac ve yaveri cenk 11
evvela şu sözün kaynağını verin dedim



Burada da minhac ve arkadaslari demisip millete satasmisin. Derdin benimle ise benim ile hallet olur mu? Bak ben burdayim kacmiyorum.

Minhac_
05.04.2007, 15:25
Simdi de alimlerin laflarini nasil carpitmaya calistiginizi ispat edecegim:

demisin ki:

Arşa istiva konusunda İmam malik (r.a.) : istiva malum ,keyfiyeti meçhuldur demektedir.
neden illa yorumlama gereği hissediyor , yorumlayamayıncada çarpıtarak değiştirmek zorunda kalıyorsun ki ?
Müteşabih konuların keyfiyetini illa bilecek misin ? "


İmam Malik (radıyallâhu anhu) hakkında kuvvetli ve ceyyid olan bir isnat ile tesbit edildiğine göre şöyle demiştir: “(Allâh) kendisini vasıflandırdığı gibi istiva etmiştir ve nasıl denilemez; nasıllık O’nun hakkında söz konusu olamaz.”


Bülentin arastirmasini aktariyorum nuzul meselesinde de:

Prof. Kamil Miras, İbni Teymiyyeci olduğu halde, şu bilgileri vermiş:

İmam-ı Malik'in nüzulü iki vechile te'vil ettiği rivayet ediliyor:

1. ALLAH'ın emri, yahut rahmeti, melekleri nazil olur, demektir.
2. Dua edene ALLAHü tealanın icabetle, lütuf ile, rahmetle ikbal ve teveccühüdür, demiş. Hammad İbni Zeyd de nüzulü, ikbal ile te'vil etmiştir.

İmam-ı Malik, Evzai, Sevri ahadis-i nüzul gibi zavahir-i nusustan müsteban olan müteşabihatın te'vilini iltizam etmişlerdir. Kibar-ı seleften olan bu zevatın te'villeri, müteahhir ulemaya ileride medar-ı istinad olmuştur.

Prof. Kamil Miras'ın tercümesi/sözleri burada bitti. Sayfa 113'deki bilgilerden, Kurtubi'nin de "ALLAH bir melek gönderir" şeklinde açıkladığı anlaşılıyor. Tabii, bunlar benim bilgilerim değil; K. Miras'ın tercümesinden naklediyorum.

Minhac_
05.04.2007, 15:30
Alıntı:
NUHUN_GEMISI


[2.Allah’ın hükmü dışında kalan bütün hükümler cahili hükümlerdir ve bu hükümleri kabul etmek,hüküm koyanları Allah’a şirk koşmak ile aynı anlama gelir..)


Yukarıdaki söze karşı çıkmak (minhac ve destekçilerine) islam akaidine fransız kalındığının göstergesidir. Yukarıdaki sözün kuran ve sünnet ile delillendirilmesi yapılmasına rağmen hala cahilane taasub ile ayet ve hadisleri inkar edip çarpık anlamak İslam dininin Hakimiyetinin düşmanlarının işidir.
Allahın hükmünü çöpe atarak kendi pis nefislerinde hüküm peydahlanmayı doğal karşılayanları sizin gibi doğal karşılamıyorum


Simdi senin o görüsünün kaynagi kimmis bir tespit edelim. Sizin fikir babaniz kimmis bir bilelim degil mi?

albay_hasan
05.04.2007, 15:31
Bu arkadaşımızı Nuh'un (a.s) Gemisi diye bi başka gemiye bindirmişler. Kardeş gemi batıyor haberin olsun.:)

antioxidan
05.04.2007, 15:31
minhac_ aşkolsun, biri eline düşmeye görsün senin :)

latife bir yana...

hakikaten genç yaşınıza rağmen bilgi birikimini takdir ediyorum. Allah Teala sizi esirgesin ve korusun. amin.

hakaretlere aldırış etme.

herkes unutma başka birine ait değerlendirmelerinde esasen kendi çapını ortaya koyar.

sen uyma...

cenk11
05.04.2007, 15:46
Arkadaşlar,

Hiç kusuruma bakmayınız ama, bu forumda kimin eli kimin cebinde hiç belli değil! En azından bunu bendeniz şimdiye kadar anlayamadım...Çünkü, herhangi bir konuda birbiriyle tartışan ve zıt kutuplar gibi hareket edenler bir bakıyorsunuz başka bir konuda yerde birbirlerine iltifat yağdırıyor ve teşekkür ediyor !!! Yine herhangi bir konuda bazılarının tavrı konulehinde mi, yoksa konu aleyhinde mi bu da pek belli olmuyor ! Yani, sanıyorum ikili oynamak bazılarının vazgeçilmezbir özelliği olarak sırıtıyor.
Walla, herkes kendi bilir ama bu durum kişilerin pek hayrına alâmet bir durum değil diye düşünüyorum.

Minhac_
05.04.2007, 15:50
Arkadaşlar,

Hiç kusuruma bakmayınız ama, bu forumda kimin eli kimin cebinde hiç belli değil! En azından bunu bendeniz şimdiye kadar anlayamadım...Çünkü, herhangi bir konuda birbiriyle tartışan ve zıt kutuplar gibi hareket edenler bir bakıyorsunuz başka bir konuda yerde birbirlerine iltifat yağdırıyor ve teşekkür ediyor !!! .


Cenk neyi ima ediyorsun anlamadim? Acik konussan seni daha iyi anlayacagiz.

Insanlari birbirine kiskirtmak mi amacin, acik konus da hakkinda sui zan etmeyelim.

antioxidan
05.04.2007, 15:51
demek ki bir fırın daha ekmek yemek icab ediyormuş cenk11 kardeşim. :)

cenk11
05.04.2007, 15:54
alıntı: ismailarslan
demek ki bir fırın daha ekmek yemek icab ediyormuş cenk11 kardeşim.

Cahilliğimin giderilmesi için şahsen bizim bir fırın değil, belki bin fırın ekmek yememiz bile yetmez.

Not : Minhac Kardeş , yazım gayet açık ve anlaşılmayacak bir yanı yok .

Minhac_
05.04.2007, 15:57
Not : Minhac Kardeş , yazım gayet açık ve anlaşılmayacak bir yanı yok .

O zaman hakdilaram abi ile arama fitne sokmaya calisma. Bu hareket sana yakismiyor.

antioxidan
05.04.2007, 15:58
alıntı: ismailarslan
demek ki bir fırın daha ekmek yemek icab ediyormuş cenk11 kardeşim.

Cahilliğimin giderilmesi için şahsen bizim bir fırın değil, belki bin fırın ekmek yememiz bile yetmez.

Not : Minhac Kardeş , yazım gayet açık ve anlaşılmayacak bir yanı yok .

minhac_ kafası karıştı cenk11'in... biz dahil zaman zaman birbirine teşekkür eden, olumlu ifadeler kullanan -albay'ın tabiri ile- katılımcıları görünce diyor ki: 'bu ne perhiz ne lahana turşusu'

halbuki her insan her görüşte birbirine muhalafet etmek zorunda değil, bu birinci temel nuans

ikincisi de, bizler hepimiz neticede aynı yöne doğru yol almaya çalışan garibanlarız.

hedefimiz Kabe ve temsil ettiği herşey...

makul olan o ki:

yıpratmadan, incitmeden karşı çıkmak lazım...

ola ki alçak nefs hatasını anlar ve dönüş yapar...

adamın hatasını lafları köşeletip, hakaret ile süsleyip suratına çarparsak ne olur?

dönme istidatı varsa dahi dönmez.

işte tam burada o dönmediği için, diğeri de dönmemesine vesile olduğu için suçlu olmuş olur.

sevgiler kardeşim :)

Minhac_
05.04.2007, 16:06
yıpratmadan, incitmeden karşı çıkmak lazım...

ola ki alçak nefs hatasını anlar ve dönüş yapar...

adamın hatasını lafları köşeletip, hakaret ile süsleyip suratına çarparsak ne olur?

dönme istidatı varsa dahi dönmez.

işte tam burada o dönmediği için, diğeri de dönmemesine vesile olduğu için suçlu olmuş olur.



Bunun muhasebesini dün aksamdan beri yapiyorum abi. Ama bir kere anlatiyorsun iki kere anlatiyorsun. Ama hala ayni seylere devam edilince bizler artik dayanamiyoruz.

Bugün beni mazur görün artik.

"...sözlerim biraz siddet kazanirsa dogal akisina yorumlanmali ve Islam dininin herseyden ve her hatirdan yüksek olan nam ve mevkiine baglanmali." diyor bir alimimiz.

Bu yüzden ben de alimlerin sözlerinin carpitilmasina, ayetlerin kafaya göre yorumlanmasina tahammül edemiyorum. Adam gibi gelip konusalim dese biz de adam gibi cevaplar veririz. Ama bizim aldigimiz görüslerin alimlerin görüsleri oldugunu bildirdigimiiz halde Allahın hükmünü çöpe atarak kendi pis nefislerinde hüküm peydahlanmayı olarak tanimlamalari bizi cileden cikariyor.

Sen sahit degil misin bu konuda ben önceki günler kendi fikrilemi mi naklettim alimlerin mi?

Bu gün benim kusuruma bakmayin

Ya cenkin ortaya cikip fitne cikarmak istemesine ne demeli.

Ben her zaman edebimi bilerek konusmaya hazirim, ama alimlerin sözlerini naklettigimizde "Allahın hükmünü çöpe atarak kendi pis nefislerinde hüküm peydahliyorlar derlerse biz de artik mütahak olduklari cevaplari vermek istiyoruz.

Cenk konu ile alakasiz yazilarin var ise baska baslikta ac.

Minhac ile Hakdilarinin diyaloglari diye bir baslik acabilirsin mesela. Ama burada konuyu bulandirma.

antioxidan
05.04.2007, 16:16
ben özellikle sana ve -mesela cenk'e de - şahidim... canhıraş yırtınırcasına ehli sünnet için çalışıyorsunuz.

ama biraz tebdili mekan biraz tebdil i hava iyi gelir...

islamı kurtarma derdimiz yok malum, islam ile kurtulma derdimiz var...

bir meselenin bir boyutu olmayabilir. bin boyutlu da olabilir.

ehli sünnet uleması neden sair fırkaları tekfir etmedi bilir misiniz?

onlar da önümüze kur'an ve hadis koyuyorlar, demek ki istimdat noktası Nasstır. yanılmaları ise kendilerindendir. Hükmü Allah verecektir derler.

selametle

Minhac_
05.04.2007, 16:17
NuhunGemisine gelince tekrar Peygamberlerin ve evliyanin ölümünden sonra onlar ile tevessül etmek sirktir dedi. Biz de bunun dogru olmadigin dair hadis getirdik abi hadis.

Hem de O hadisi ibni teymiye kendi kitabinda zikrediyor. Iste dengesizligin bir örnegi
bir kitabinda sirk dedgini diger kitabindaki delili ile nakzeder.

O hadisi sevkani rivaet ediyor, Imam buhari rivayet ediyor.

Ne yapti nuhun gemisi hiccccccccccc cevap vermeden bu delillerimize ibni teymiyenin kitabini kopye etti.

Ibni teymiye kim yahu?

Allahin arsin üzerinde oturdugunu iddia eden bir mücessim.

Simdi verdigimiz delillere ragmen inatla ibni teymiyenin görüslerini zikretmesinin ve bizim alimlerin görüslerini kaale almayisi artik bizleri sert davranmaya zorladi.

Ibni teymiyeye tabi olanlar Osmanliyi putperestlik ile suclayan nankörler degiller miydi?

Simdi de bu zamanda onun takipcileri bizler putperestlik ile itham etmiyorlar mi?

Delillerimizi sunduk, okunmadi bile bu bize saygisizlik degil midir?

Bu durumda bizler de artik istedikleri gibi cevap verecegiz.

Satuk Buğra
05.04.2007, 16:19
ben özellikle sana ve -mesela cenk'e de - şahidim... canhıraş yırtınırcasına ehli sünnet için çalışıyorsunuz.

ama biraz tebdili mekan biraz tebdil i hava iyi gelir...

islamı kurtarma derdimiz yok malum, islam ile kurtulma derdimiz var...

bir meselenin bir boyutu olmayabilir. bin boyutlu da olabilir.

ehli sünnet uleması neden sair fırkaları tekfir etmedi bilir misiniz?

onlar da önümüze kur'an ve hadis koyuyorlar, demek ki istimdat noktası Nasstır. yanılmaları ise kendilerindendir. Hükmü Allah verecektir derler.

selametle

Evet bu gün Ehlmi Sünete karşı olan bir şiayı, Şiaya karşı olan bir ehli sünneti amerika koruyup kolluyor,besliyor, müslümanların arasına salıyor. Çook ehli sünnet ve şii korumacıları var böyle.

cenk11
05.04.2007, 16:20
Şu hâlde bizim duruşumuzu mazur görün.
Hakkı tutup kaldırmakla -- müdahene, müdara ve müdaree'yi birbirinden çok iyi ayırmak lâzım diye düşünüyorum. Şahsen biz kendimizi bu derece ehil göremdiğimizden olacak yukarıdaki garipseme mesajını yazdım. Eğer bu konular birbirine karıştırılacak olursa ve bu kıldan ince ayırım gerektiren bu durum hakkıyla yapılmazsa işte o zaman yandı gülüm keten helva !..

Minhac_
05.04.2007, 16:20
ama biraz tebdili mekan biraz tebdil i hava iyi gelir...




Bu konuyu kapatalim da sonra hava almaya cikariz bir müddet insaallah.

Bu aralar kusurumuza bakilmasin.

Selametle...

Minhac_
05.04.2007, 16:24
Evet bu gün Ehlmi Sünete karşı olan bir şiayı, Şiaya karşı olan bir ehli sünneti amerika koruyup kolluyor,besliyor, müslümanların arasına salıyor. Çook ehli sünnet ve şii korumacıları var böyle.

Satikbugra kime mesaj veriyorsun anlamadim. Ehli sünnet alimlerin dedilerini aktaram amerike usakligi mi oluyor. Kendine gel.

ASil onun bunun usagi kafasina göre din hakkinda kafasina göre konusup oraya buraya saldiranlardir.

Onlara da firsatimiz oldugunca izin vermeyeceiz?

Ne zamandan beri ehli sünneti savunmak amerika usakligi oluyur?

Hem konunun sia sünnilik ile alakasi yok

Konu vahhabilik (ibni teymiyecilikm seyyid kutunculuk) ile sünnilik

Ve kim bize saldirdi.

Gecmise bak.

Osmanli putperest yerine koyan halki ülkeye kiskirtan vahhabiler miydi, sünniler miyidi?
Bugün yönetimdekileri müsrik yerine koyan seyyid kutubcular mi sünniler mi?

Biraklim bizi zindik yerine mi koysunlar.

Satuk Buğra
05.04.2007, 16:34
Güzel kardeşim. Gerçek Ehli Sünnet ve Gerçek Ehli Şia kardeştir ve kardeş olduklarının bilincindedirler.

Amerika uşağı ehli sünnet ile amerika uşağı ehli şia birbirine düşmandır. Bu kadar basit.
Birisi ehli sünnetim diyorda şii müslümanlarada düşmanım diyorsa o gerçek ehli sünnet değil amerikancı ehli sünnettir.

Yine bir şii ehli sünet müslümanlarına düşmanım diyorsa oda amerikan şiisidir gerçek şii değil oldumu?

Minhac_
05.04.2007, 16:38
Güzel kardeşim. Gerçek Ehli Sünnet ve Gerçek Ehli Şia kardeştir ve kardeş olduklarının bilincindedirler.

Amerika uşağı ehli sünnet ile amerika uşağı ehli şia birbirine düşmandır. Bu kadar basit.
Birisi ehli sünnetim diyorda şii müslümanlarada düşmanım diyorsa o gerçek ehli sünnet değil amerikancı ehli sünnettir.

Yine bir şii ehli sünet müslümanlarına düşmanım diyorsa oda amerikan şiisidir gerçek şii değil oldumu?

Tamam abi de gergin bir ortam var.

Burada sia sünni meselesi tartisilmiyor ki.

Yani ´konu basligi altinda yazilan iletilerde bize de bir gönderme yapiliyor gibi düsünüyoruz.

Af edersiniz, yanlis algilamisim. Bize Allahın hükmünü çöpe atarak kendi pis nefislerinde hüküm peydahlanma gibi bir iftira atildi. Biz de suan ona cevap veriyoruz.

Tamam kendime hakim olacagim, sakince yazmaya calisacagim insaallah basarabilirsem.

Selametle...

Minhac_
05.04.2007, 16:54
NUHUN_GEMISI´isimli üyeden Alıntı

[2.Allah’ın hükmü dışında kalan bütün hükümler cahili hükümlerdir ve bu hükümleri kabul etmek,hüküm koyanları Allah’a şirk koşmak ile aynı anlama gelir.(Bunu belirten ayetlerin bazısına baş taraflarda atıfta bulunuldu.)

Bu fikrin kaynagindan meseleye bir bakalim. Yani yukarida NuhunGemisinin alintiladigi yazidaki yazarin fikir babasi ne demis bir inceleyelim:

Zira, ALLAH'ın indirdiği ayetlere göre hüküm vermeyen, ALLAH'ın ilahlığını reddediyor demektir. Oysa ilahlık zorunlu olarak, egemenliği ve yasamayı da içermektedir. ALLAH'ın :ayetlerine göre hüküm vermeyen bir kimse ise bir yandan, ALLAH'ın ilahlığını ve ilahlığının niteliklerini reddetmekte, diğer yandan da ilahlık hakkını ve ilahlığın niteliklerini kendisine mal etmeye kalkışmaktadır. Gerçekten de küfür bu değil de nedir? Pratik -ki bu teoriden çok daha önemlidir- sırf küfür kokuyorsa, dil ile mümin ya da müslüman olduğunu savlamanın anlamı nedir?

Son derece kesin olan bu hüküm konusunda demagoji yapmak, gerçekten kaçmaya çalışmaktan başka bir şey değildir. Böylesi bir hükmü tevil etmeye Çabalamak, ayeti çarpıtmaktan başka bir şey olamaz. Bu bağlamda yapılan demogojiler ya da teviller, söz konusu ayetin muhatabı konumundaki kimseler hakkında ALLAH'ın koyduğu hükmü hiçbir biçimde değiştiremez.


ALLAH'ın indirdiği ayetlere göre hüküm vermeyen kişi, ALLAH'ın ilahlığını ve kullar üzerindeki yasama yetkisinin ona özgü olduğunu reddetmesinden ve de insanlar üzerinde yasama yetkisini kendisine mal ederek ilahlık iddiasına kalkışmasından ötürü kafirdir. Yine, insanları, -onlar için en uygun olan- ALLAH'ın şeriatından koparıp başka bir şeriata uymaya zorlamasından ötürü de zalimdir. Aslında bu tür bir kişi, tehlikeli bir yola atılmakla, küfrün cezasına çarpılmayı haketmekle ve -aralarında yaşadığı- insanların yaşamlarını kargaşaya, bozguna maruz bırakmakla, bizzat kendisine de zulmetmektedir


Bu seyyid Kutubun görüsü. Bu görüsü reddediyoruz. Katilmiyoruz Abdullah ibnu Abbas ile El-Bera'nin görüslerine tabi oluyoruz.
Bu ayetin tefsirinde Camiu'l Beyan isimli 30 ciltlik tefsirin müellifi İmam Cerir et-Taberi, ayette geçen "küfr"ün islamdan çıkma manasında değil, ALLAH'ın nimetini inkar, yani nankörlük manasında" olduğunu ve bid'at ehli olan İbadiye grubunun bu ayeti,yönetimi elinde bulunduranların küfrüne delil gösterdiklerini izah eder ve ibni Abbas'tan (r.a.) şöyle bir rivayette bulunur: Kasden inkar ederek ALLAH'ın hükümleriyle hükmetmeyen kimseler kafirlerdir. Kabul ettiği halde onunla hükmetmezse zalim veya fasık olur."

Minhac_
05.04.2007, 17:08
NuhunGemisi,

seni muhatap almiyorum. Sen de bu vatanin evladisin ben de.Senin ile bu sekilde mutahap olmak beni üzüyor.

Bu raddeden sonra senin fikirlerine tabi oldugun kisileri muhatap alacagim.

Efendimiz ile vefatinda sonra tevessülde bulunanlari müsrik yerine koymuyorsan (ya da bu konuda kafana takilan sorular var ise bunu bizle konusmak istiyorsan konusabiliriz.)

Ayni sekilde sadece oy verenleri, sadece allahin hükümünü herseyin üstünde tutup kanunlar ile hükmeden o kanunlara uyanlari müsrik yerine koymuyorsan.

Sana karsi takindigim sert tavirdan dolayi özür dilecegim ve bütün iletilerimi silecegim. Bu sekilde kimse ile muhatap olmak istemiyorum, emin ol kimseyi kirarak davamizi anlatmak degil amacimiz.

antioxidan
05.04.2007, 17:13
şimdi şöyle bir özet geçelim; faydası olacaktır:

1- tasavvuf ehli hatalı...

2- nur ehli hatalı...

3- oy verenler hatalı...

4- mahkemeye gidenler hatalı...

5- idareciler hatalı...

6- idarecileri seçenler hatalı...

7- pakistan, mısır güzergahlı bazı alimlerin sözlerini rehber edinmeyenler hatalı...

8-bağkur, emekli sandığı, sigortalı olanlar hatalı...

9- cami imamları hatalı...

10- cami cemaati hatalı...

yeter...

özeti bu işin

şimdi söyleyin bakalım

kim haklı?

not: biz hatalı demeyi tercih ettik, savunulan fikirlere göre gavur demek icab ediyor esasen...

manifesto
05.04.2007, 23:16
İslamda demokrasi yoktur demeye getiriyorlar sanırım :)
Zevahiri biliyor demokrasi olsa kimse ona itibar etmez
AMA elinde silah varken itibar onda..

İslamı dağda eşkiyalık yapan insanlardan öğrenmek hata olur

Minhac_
05.04.2007, 23:37
İslamı dağda eşkiyalık yapan insanlardan öğrenmek hata olur

Bu fikrinize tamamen katiliyorum.

onlarca yildir akitilan masum kanlarinin dinmesi umudu ile...

seyyidabdullah
06.04.2007, 02:56
Allahın Selamı ve rahmeti üzerinize olsun.

Konuyu şahsi çekişmelerden kurtarıp aslına çekmekte fayda görüyorum.

Konu aslında çok önemli ve AKAİDİ bir konu .

Adam diyor ki :
"HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ MİLLETİNDİR"

Tevile bile yer yok. Adam kayıt ve şart tanımıyor. Kürsüden bağıra bağıra ilan ediyor MÜFTERİ.

Biz Muhalefeten diyoruz ki :
"HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ ALLAHINDIR"

Hakimiyeti Allahtan alıp Millete veren ve aklen inanıp diliyle ikrar eden zihniyet ŞİRK içerisindedir. Bu zihniyete sahip herkes müşriktir. İlanen beyan ederim. Allaha milleti eş koşmakta hatta Milleti Allahın üzerine çıkarmaktadırlar.

DEMOKRASİ denen Küfre rıza mekanizması hakkında :

Soruyoruz : "Millet kimdir." .Yüce Türk ulusudur diyorlar.
Ulus kimdir diyoruz. TC devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olanlardır diyorlar.
Peki diyoruz Bunların içerisinde kafirler , hristiyanlar , mecusiler , ateistler ,ve bilmem kaç cins insan var mı ?
Evet var diyorlar.
Soruyoruz. Bunlarda müslüman teba ile aynı haklara sahip mi ?
evet diyorlar. Onlarında yönetimde ve hakimiyette söz hakkı vardır. Yönetici olabilirler ve hatta CUMHURBAŞKANI bile .Bu düzene DEMOKRASİ diyoruz.

Peki örneğin bu ülkede Said nursi tipinde bir adam aday olabilir mi ?
Olurmu diyorlar. bu ülkede ATEİSTLERİN söz hakkı vardır. Ama MÜRTECİLERİN olamaz. Hangi devirde yaşıyoruz. Bu cins adamları sokakta bile gezdirmeyiz.

İşte demokrasi : Herkese söz hakkı isterse küfreder. isterse dua. herkese seçme hakkı isterse kafiri seçer isterse mümini. herkese seçilme hakkı ister erkek ister kadın herkes seçilebilir. Ama gericiler olmaz. Olamaz. Olmamalı.

Sonuç ne: . Kim seçilir ise seçilsin .Ne söylerse söylesin. Sonuca Razı olmak zorundasın. Ve hatta bunu ikrar etmek zorundasın .Şimdi seç Ya küfre rıza edip dinden çıkacaksın. Ya takiyye yapacaksınki şartları oluşmamıştır gene çok imani tehlike içeriyor. yada hop saha dışına seni gerici seni ne arıyon sen burda.

işte müslümanları kafirler ile eşitleyen hatta daha aşağı ilan eden düzenin adı DEMOKRASİ. Bu düzenin en mükemmel çözüm olduğuna inanan ve ikrar eden kusura bakılmasın Müslüman değildir.


Birde Allahın kitabı ile hükmetmeme konusu var. Çok yazıldı ama somutlaştırayım. TC cumhurbaşkanına sorsak: Niye Allahın Kitabı ile hükmetmiyorsun diye. Ne cevap verir. Her kemalist gibi şöyle diyecek:"Allahın kitabı o çağa göre hazırlanmış. Bu çağın ihtiyaçlarını karşılamıyor. Biz onun yerine kendimiz yazdık Allah bize aklınızı kulanın diyor.Kadınlara yarım miras vermiş mesela biz onu tamamladık tam miras verdik"

Bu zihniyetin küfür olmadığını iddia edecek olan var mı? Bu zihniyete inanıp onu ikrar eden memuruna müslüman diyebilecek var mı ?

Ancak bir istisna Kalben bunlara inanmayan. Kalbi ile buğzeden ancak diliyle karşı çıkamayan hiç kimseye KAFİR diyemem. Bunlar imanın diğer şartlarına haiz iseler Müslümandırlar.


Düzene ve kurallarına Kalben inanmayıp diliyle inandığını ikrar eden zevatı eğer Takiyye şartları oluşmuş ise Müslüman addeder ona göre davranırım. Ancak oluşmamış ise bunun adı NİFAKdır. Vay onların haline.


Ehli kıbleyi tekfir etmeyeceğim diye Kafirle müslümanı eş tutmayalım. Ehli kıble tekfir edilmese idi HARİCİLER tekfir edilmezdi. Bizzat Hz. Ali efendim tarafından yok edilmişlerdir. Şahsi sebepten değildir.

Allahın Selamı ve rahmeti üzerinize olsun.

reca
06.04.2007, 05:21
şimdi şöyle bir özet geçelim; faydası olacaktır:

1- tasavvuf ehli hatalı...

2- nur ehli hatalı...

3- oy verenler hatalı...

4- mahkemeye gidenler hatalı...

5- idareciler hatalı...

6- idarecileri seçenler hatalı...

7- pakistan, mısır güzergahlı bazı alimlerin sözlerini rehber edinmeyenler hatalı...

8-bağkur, emekli sandığı, sigortalı olanlar hatalı...

9- cami imamları hatalı...

10- cami cemaati hatalı...

yeter...

özeti bu işin

şimdi söyleyin bakalım

kim haklı?

not: biz hatalı demeyi tercih ettik, savunulan fikirlere göre gavur demek icab ediyor esasen...

Bunların dedeleride La hükme illa lillah diyerek çıkmışlardı yola.

Hazreti Ali hepsini kılıçtan geçirdi, sonra dediki ;

Bunlar hak bir kelimeyi kullanıyorlar ama batılı kasdediyorlar.

Hazreti Alinin torunuda çıkıp bunları kılıçtan geçirse hiç şaşman doğrusu.:)

Allah selamet versin ne diyelim.

Satuk Buğra
06.04.2007, 08:47
Kardeşler, eğer insanlarda hata olmasa idi, yeryüzünün tamamında Allah Teala nasıl yaşamamız gerektiğini salık veriyorsa bütün insanlar öyle yaşardı. Allaha asla isyan olmaz yeryüzü tümüyle bir mescid halini alırdı.

Hata elbette var, ancak bu müslümanların (evliyaullah makamı hariç) müslümanların tamamında var. Müslümanlara hatalı diyenlerde de hata var. Birbirimizi hatasız kabul etmeninde, tüm müslümanları küfrün sınırında hatalıda kabul etmenin ne islama nede müslümanlara faydası yok.

İslam müslüman için, zina etmesi, bir başka müslümanı öldürmesi ve islam düşmanları ile işbirliği yapıp meşru islami hükümete isyan etmesi dışında hiç bir surette öldürülmesine cevaz vermez.

İslam ne dağdaki eşkiyalardan, nede şehirdeki muhbirlerden öğrenilmez. İslam ne bütün zalim mazlum dünyayı akrşısına alan ahmaklardan, nede müslümanları bırakıp islam düşmanları ile diyalog içerisinde olanlardanda öğrenilmez.

Herkes hatasını anlamalı ki, islam yeryüzünde neşvunema vevücut bulsun.

NUHUN_GEMISI
06.04.2007, 10:37
Biz kimiz aciklayalim, senin de kim oldugunu desifre edelim.
Biz Ehl-i Sünnet Vel Cemaat Akidesinde olanlarız.

Biz ne Seyyid Kutup gibi sosyalizmi İslâm’a mal ederiz,ne de Vehhâbilerin mezhebini kuran,velilerin ve Rasûlullah’ın mezarlarını ziyaret etmenin,hicap(muska) takmanın şirk olduğunu söyleyen Muhammed Abdulvahhâb gibiyiz.

Biz İbn-i Teymiyye gibi Allah-u Teâlâ arşın üzerinde oturuyor diyenlerden değiliz.

[/size]

Küfürbaz çocuk Minhac , küfürbaz olmakla beraber hayli iftiracısında .
Yukarıdaki sözlerini isimlerini verdiğin şahıslardan aynen kullandığın tabirle ispatla bakalım . Senin anladığın gibi mi demişler yoksa birisi gibi seninde mi idrak yollarında sorun var ?

NUHUN_GEMISI
06.04.2007, 10:43
İSLAM BİZATİHİ UYGARLIKTIR!
İslâm, şu iki toplum türünden başkasını tanımaz: İslâmî toplum, Cahili toplum.
"İslâmî toplum" akide ve ibadet, yasa ve düzen, ahlak ve sülûk olarak İslâm'ın uygulandığı toplumdur...
"Cahili toplum" ise İslâm'ın uygulanmadığı, akide ve düşüncesine, değer ve ölçüsüne, düzen ve yasasına, ahlak ve sülûkuna Allah'ın hükmetmediği toplumdur.
Namaz kılsa, oruç tutsa, Kâbe’yi haccetseler de bu toplumun kanunu İslâm şeriatı değilse, bu insanların kendilerini müslüman olarak adlandırması, onu İslâm toplumu yapmaz. Allah'ın gönderdiğinin, Resulü'nün (s.a.v.) de açıkladığının dışında kişilerin kendilerince bir İslâm ihdas edip, örneğin "Modern İslâm" adı verilen toplum da İslâmî toplum değildir.
"Cahili toplum", hepsinin de cahili olduğu çeşitli şekillerde tezahür edebilir:
1. Allah'ın (c.c.) varlığını inkâr edip tarihi, diyalektik materyalizm açısından