Orijinalini görmek için tıklayınız : Ustadimiz Demokratmiydi ?(haşa)
Osmanlı Devletinin son yıllarında tek kişinin hâkimiyeti mânâsındaki saltanatın değiştirilerek meclise ehemmiyet veren meşrûtiyet sistemine geçilmesinden hâsıl olan çalkantılı devrede kaleme alınan “Münâzarât”, esasta tam bir “şer'î devlet” şeklini ifâdeye çalışmaktadır. “Devlet, halîfe, meclis” gibi mefhumların İslâm dinindeki ıstılâhî mânâlarını nazara veren Bediüzzaman, tamâmen fıkıh esaslarına dayanarak bu mefhumlara açıklık getirmiş ve yanlış anlamalara meydan vermemeye gayret etmiştir. Lâkin âhirzaman hâdiselerinin şiddetle zuhûru sebebiyle sözleri o gün muhâtapları tarafından anlaşılmamış, sonraları o sözlere sâhip çıkanların bir kısmı tarafından da yanlış anlaşılmıştır. Hâlâ bu kargaşa devâm etmektedir.
Osmanlının 1908’de ferdî istibdat idâresinden meşrûtî sisteme geçmesi, o sistemin de kısa zamanda İttihâd ve Terakkî eliyle cemiyet istibdâdına dönmesi; arkasından Osmanlı Devletinin yıkılarak cumhurî sistemin kurulması, kısa bir müddet sonra onun da dejenere edilerek yine cemiyet istibdâdının hortlatılması; daha sonra da çok partili demokratik sisteme geçildiğinin söylenmesi; bu arada sıkça yaşanan açık-kapalı ihtilâller ve anayasa değişiklikleri gibi üç çeyrek asra sıkışan dehşetli inkılâplar sebebiyle Müslüman milletin zihinlerinin allak-bullak edilmesi yüzünden hakîkatin anlaşılması iyice zorlaşmıştır.
Münâzarât’taki ifâdelerin doğru anlaşılmasına mâni olan mefhumlardan “demokrasi” hakkında kısa bir bilgi verilmesi îcâb etmektedir.
Lûgat mânâsı “hürriyetçilik” olan “demokrasi” kelimesinin ıstılâhî yönüyle iki târifi yapılmıştır. Bu beşerî sistemi takrîben 2000 sene evvel ihdâs eden Yunan feylesoflarından Aristo, Sokrat ve Eflâtun’a göre târifi şöyledir:
“İnsanın hiçbir kànûn altına girmeden, kendi aklınca dilediği gibi hareket etmesi gerektiğini ileri süren bir rejimdir. Yâni insanın ne beşerî kànûnları, ne de İlâhî kànûnları dinlemeden kendi hevâ ve hevesine göre, herhangi bir baskı altında kalmadan ve başkasını da baskı altına almadan yaşaması gerektiğini ileri süren bir rejimdir.”
Bugünün feylesoflarının kabûl ettikleri “demokrasi” târifi ise şöyledir:
“Demokrasi halkın kendi kendisini idâre etmesidir. Yâni kendi idârecilerini kendisinin seçmesi ve kendilerini idâre edecek kànûnları da kendilerinin çıkarmalarıdır.”
Demokrasi sisteminin dayandığı ana esâs ise, dinin devlete kesinlikle karışamamasıdır. Ne İslâma ve ne de herhangi bir bâtıl dine dayalı bir devlet kurulabilir. Din “İlâhî”, demokrasi ise “beşerî” olduğundan, gerçek dinî inanç sâhipleri demokrasiyi kendi inançlarına göre “yanlış” kabûl etmektedirler.
Dinleri kendi sistemine karıştırmayan, o mânâda onlara aslâ hürriyet vermeyen demokrasi; dinlere muhâlefet ederek, kadınlara sınırsız hürriyet tanımayı da ana esâsları arasında saymaktadır. Çıplaklık meşrû sayıldığı gibi, zinâ da suç kabûl edilmemektedir.
Şerîatın mîras hukùku da geçerli sayılmamaktadır.
Şerîat nâmına yazı yazmayı yasaklayan demokrasi sistemi, onun dışında basın-yayına sınırsız hürriyet vermektedir.
Dinin ana prensiplerini çiğneyenlere verilen şer'î cezâları da kabûl etmeyen demokrasi, “insan hakları” mefhûmunu sû-i istimâl ederek insanların dine aykırı yaşamasına hâmîlik etmektedir.
Bu sarâhate rağmen, nedense günümüz Müslümanları “şerîata göre devlet sistemi” için yazılmış Münâzarât isimli eserdeki ifâdeleri “demokrasi” sistemine de tatbîk etme yanlışını işlemektedirler.
Gelin görün ki bazı kardeşlerimiz Bediuzzamanı demokratmış gibi göstermeye çalışmaktadırlar, hiç mümkünmüdür? Ustadımız bu rezil sistemi kabul etmedi, etmedi, etmedi. Din-i mübin-i islama bu denli hizmet etmiş, hayatını bu uğurda feda etmiş bir alim-i mücahid olan Ustadımıza yapılan bu iftirayı reddediyoruz. Ve kendine nurcu diyen aklı selimle hareket eden hiç bir kardeşimizin de bu oyuna alet olmayacağını ümid ediyoruz.
Hakka tabi olana selam olsun...
EbuMahir
25.03.2007, 05:58
Allah razi olsun kardesim usame. Bu konuda bir seyler yazacagini zaten tahmin ediyor ve bekliyordum...
Selam ve dua ile...
terennum
25.03.2007, 10:49
Risale-i Nur'da geçen meşrutiyet kelimelerini bi sayın isterseniz.
Daha sonra "cumhuriyet, demokrasi namı verilen meşrutiyet" ifadesinin geçtiği ilgili bölümü de bir araştırın. Sonra tartışalım burada.
Üstad demokrattı deyip de Onu siyasi bir olgunun önderi gibi göstermek elbette yanlış ama içtimai hayatın düzenlemesinde demokratlara nokta-i istinad olunması gerektiğini hepimizin Üstadı belirtiyor Risale-i Nur'da.
"Tabi senin risalen yanlış bizimki doğru" gibi bir yaklaşım varsa bu yazdıklarımı göz ardı edebilirsiniz
EbuMahir
25.03.2007, 14:32
De gidin be. Demokratcilikmi oynarsiniz laikmi olursunuz, ne olursaniz olun. Ama Said Nursi Hazretlerini kendinize maske yapmayin. Sizin dediklerinizden Said Nursi Hazretleri uzaktir. Bu dedikleriniz sizin kendi necasetinizdir. Said Nursi Hazretlerine yaptiginiz bu iftiralari red ediyoruz. Said Nursi hazretleri Kur'andan ve sunnetten ayrilmamis bir Allah dostudur. Sizin dediginiz gibi demokrat memokrat degildir...
Risale-i Nur'da geçen meşrutiyet kelimelerini bi sayın isterseniz.
Daha sonra "cumhuriyet, demokrasi namı verilen meşrutiyet" ifadesinin geçtiği ilgili bölümü de bir araştırın. Sonra tartışalım burada.
Üstad demokrattı deyip de Onu siyasi bir olgunun önderi gibi göstermek elbette yanlış ama içtimai hayatın düzenlemesinde demokratlara nokta-i istinad olunması gerektiğini hepimizin Üstadı belirtiyor Risale-i Nur'da.
"Tabi senin risalen yanlış bizimki doğru" gibi bir yaklaşım varsa bu yazdıklarımı göz ardı edebilirsiniz
Yok kardeşim, klasik olarak sizinki doğru bizimki yanlış. Demokrasi yolunda kolaylıklar dilerim, hesabı da kolay olurmu bilmem... İmzamdaki ayetle hevaya tabi olmak haram kılınmışken...
terennum
26.03.2007, 21:38
Bürhansız konuşmaya devam! :)
Doğru kardeşim, sanki din-i mübin-i islam içtimaiyatı duzenlemekten aciz, siz akl-ı evveller demokrasi gibi bulunmaz bir sistemi getirip islama entegre etmeye kalktınız. Bide Ustadımızı kullanarak. Bu dupeduz Ustada iftira ve Allah'ın dinini noksan gormektir. Ne zaman akledeceksiniz?
arşivist
27.03.2007, 12:28
seçme ve seçilme hakkı İslam'da yok mu?
Mehdilik, Seyyidlik derken peşinden Tarikat muhalifliği derken Dinlerarası diyalog garabeti derken Siyaset bataklığı derken; şimdi de Said Nursi adına Demokratlık rüzgarı..
Aferin size, sizi yönlendiren birileri varsa onlara da aferin.. Müthiş başarılı olmuşlar.. Ancak bu kadar yönlendirilebilirdi..
Allah'a şükürler olsun ki usame49 ve SuskunSuvari gibi Nur kesiminden abilerim varlar.. Bunları, onlarsız biz dile getirseydik, peşinen Said Nursi düşmanı ilan edilirdik.. Nitekim çok edildik de..
EbuMahir
27.03.2007, 14:00
seçme ve seçilme hakkı İslam'da yok mu?
La havle we la kuvvete illa billahi...
Bedrin_Aslanı
27.03.2007, 17:18
Mehdilik, Seyyidlik derken peşinden Tarikat muhalifliği derken Dinlerarası diyalog garabeti derken Siyaset bataklığı derken; şimdi de Said Nursi adına Demokratlık rüzgarı..
Aferin size, sizi yönlendiren birileri varsa onlara da aferin.. Müthiş başarılı olmuşlar.. Ancak bu kadar yönlendirilebilirdi..
Allah'a şükürler olsun ki usame49 ve SuskunSuvari gibi Nur kesiminden abilerim varlar.. Bunları, onlarsız biz dile getirseydik, peşinen Said Nursi düşmanı ilan edilirdik.. Nitekim çok edildik de..
Üstat'A demokrat diyen nurtalebesi mi var mış? Valla başlığa baktım dışarıdan biri geldi Üstada demokrat diye iftirayı attı gitti:) diye düşündüm.yazık yaa...
Üstada demokrat diyen kişi nur talebesiyim diye geçinen fitneci cahillerdir. İşine gelmeyen yerleri nefslerine uyarlıyan zavallılardır. Bu kimseler başını açar üstat söyledi. Diyalog yapar üstat söyledi, siyasete girer üstat emretti. demokrasi lağzım üstat diyor. Bunların hiç birini üstat demiyor kardeşim. Kendinize gelin.
seçme ve seçilme hakkı İslam'da yok mu?
İslam da cumhuriyet vardır ama parlementer demokrasi gibi seçme ve seçilmne hakkı yoktur. Şura-yı şer'i vardır. Bakınız Tahşiye yayınlarından Münazarat ve şerhi adlı kitabın mukaddemesinden alıntıladığım bilgilere göre (ve munazaratı doğru anlamak steyen herkese bu şerhi şiddetle tavsiye ediyorum) devlet ve halifelik dinimizde nasıldır;(kaynaklar en altta belirtilmiştir)
Müslümanların din ve dünyâya âit işlerini İslâm dininin emir ve yasaklarına uygun bir şekilde yapabilmelerini te'mîn ve kontrol eden siyâsî teşekküle “devlet” denir. O teşkilâtın başındaki idâreci şahsa da “halîfe” ünvânı verilmiştir. İslâm fukahâsı, devlet ve hilâfetle ilgili bütün hükümleri Kitap ve Sünnetten tesbît etmişlerdir. Bu müctehid ulemâ, “Ümmet için aynı anda iki halîfe olamaz”(2 (http://www.ihvan-forum.com/#_ftn1)) demek sûretiyle, İslâm âleminde iki ayrı idâreci ve dolayısıyla da iki ayrı devlet olamayacağında ittifak etmişlerdir. Bu fikre muhâlefet eden din âlimi de çıkmamıştır.
Bu hükümlerden anlaşılıyor ki: İslâm âleminde şerîat-ı garrânın hâkim olduğu yerde “tek devlet” vardır, ve onun başında da şer'î şartları taşıyan ve bütün ümmetin kendisine itaat etmesi farz olan “tek halîfe” bulunur. Târifi yapılan bu İslâm devletinin hâkimiyet sahasında coğrafî hudut olamayacağından, her Müslüman o devletin her yerine serbestçe gidebilir. Devlet içinde eyâlet vâlilerinin idâresine verilen “eyâlet hudutları” bulunmakla beraber, bunlar ümmetin işlerinin daha rahat görülebilmesi için konulmuş idârî taksîmattan ibârettir.
Halîfe olma şartları
Adına “halîfe” veyâ “imâm-ı âzam” da denilen devlet reisinin o makàma gelebilmesi için aşağıdaki şartları hâiz olması gerekir. Bu şartları fukahâ şöyle tesbît etmiştir:
“1- Tam bir velâyete sâhip olmak (Müslüman, hür, erkek, âkil ve bâliğ olmak).
2- Adâlet (kebâiri işlememek, sağâire de devâm etmemek).
3- İlim (vazîfesine giren bütün işleri şer'î kaynaklardan çıkarabilecek bir müctehid olmak).
4- Âzâ ve havasta selâmet (Devlet işlerini görmeye mâni maddî sakatlığı olmamak).
5- Re’y sâhibi (Devlet idâresini yürütecek fikir ve tecrübe sâhibi olmak).
6- Şecaat (Düşmanla harb ve ümmeti muhâfaza hususunda cesârete mâlik olmak).
7- Kureyşî olmak (Neseb bakımından Kureyş soyundan olmak).” “El-Eimmetü min Kureyş…” hadîs-i şerîfi ile bu sâbittir.(1) (http://www.ihvan-forum.com/#_ftn2) (age, s. 31-32).
Halîfenin vazifeleri
Bu şartları taşıyan bir halîfenin vazîfeleri de fıkıh kitaplarında şöyle tesbît edilmiştir:
“1- İcmâ-i ümmete uygun olarak dîni muhâfaza etmek. Dinde şüphesi olanlara ve bid’at ehline dinin hakîkatını delillerle açıklamak; yanlışta devâm edenlere gerekli şer'î cezâları tatbîk etmek.
2- İhtilâflarda ve nizâlarda zulmü önlemek için dinin ahkâmını tatbîk etmek.
3- İslâm devletinin sınırları içindeki raiyyetin mal, can, nâmus ve her türlü yol emniyetini te'mîn etmek.
4- Şerîatın katl, zinâ, içki, yol kesme v.b. suçlara verdiği had cezalarının uygulanmasında titizlik göstermek.
5- Müslümanların ve himâyelerindeki zimmîlerin mallarına ve canlarına kasdederek dini ortadan kaldırmaya teşebbüste bulunan düşmanlara karşı harb hazırlığı yapmak, kaleler ve engeller inşâ ettirmek.
6- İslâmiyetin hakkàniyetini yeryüzünde hâkim kılmak için dâvette bulunarak, o kimseler Müslüman olana veyâ haraç vermeyi kabûl edene kadar cihâd etmek.
7- Zulüm ve tahakküm yapmadan Müslüman zenginlerden zekâtı, zimmîlerden cizyeyi, harbî kâfirlerden de ganîmeti toplamak.
8- İhtiyâcı olanlara devlet hazinesinden âdilâne vermek.
9- Devlet işlerine emîn ve ehliyetli kişileri tâyin etmek.
10- Üzerine düşen devlet işlerini bizzat görmek”. (age, s.52-54)
Halîfenin seçimi
İslâm fukahâsı, halîfenin seçilmesi işini farz-ı kifâye bir emir olarak tesbît etmişlerdir. Bu farz-ı kifâyeyi icrâ edecek, yâni halîfeyi seçecek hey'ete ise “ehl-i hall u akd” denir. Bu hey'et hem halîfeyi seçer, hem şûrâ meclisinde vazîfe yapacak meb'ûsları seçebilir.
“Müslim, hür, mükellef, mürüvvet sâhibi, inançları sağlam” kimseler arasından tercih edilen ehl-i hall u akd mensuplarının şu üç şartı taşımaları gerekir:
“1- Adâlet (büyük günahları işlememek, küçük günahlara devâm etmemek).
2- İlim (halîfede aranan şer'î şartları bilmeye yetecek kadar dinî ilim sâhibi olmak).
3- Re'y ü hikmet (halîfe adaylarından hangisinin devlet işlerini idâreye muktedir olduğunu anlayabilecek kadar ferâsetli ve tecrübeli olmak)” (age, s. 30-31).
Şu şartları taşıyan bir Müslüman kadın da “seçmen” olabilir; ama gerek hilâfete ve gerekse meclise seçilemez.
Seçim şekli
İslâm devletinde halîfenin seçimi de iki tarzda olur:
“1- Seçme şartlarını taşıyan ulemâ ve i'tibarlı Müslümanlardan müteşekkil ehl-i hall u akd kendi tesbît edecekleri halîfe adayını bizzat kendileri seçer. Herhangi bir şahıs kendi kendisini hılâfete aday gösteremez, gösterse reddedilir.
2- Eski halîfenin aday göstermesiyle olur. Ancak, bu adayın yine ehl-i hall u akd tarafından tasdîk edilmesi gerekir” (age, s. 32-40).
Halîfenin azli
Bir halîfe şu iki sebeple vazîfesinden azledilebilir:
“1- İnancında bozukluk meydana gelmesi veyâ şâhitli isbatlı bir kebâiri işlemesi veyâ sagâirde ısrâr etmesi.
2- Devlet işlerini göremeyecek kadar aklî ve bedenî sakatlığa mâruz kalması” (age, s. 55-62).
Bunlar olmadığı müddetçe bütün Müslümanların halîfeye itaati ve yardım etmesi farzdır.
İslâm’da devlet sistemi esasta şûrâya dayandığı için, halîfenin, din ve dünyâ işlerinde doğru icraat yapmasına yardımcı olmak üzere bir meclis bulunur. Halîfeyi seçme işinde re'ylerine müracaat edilen “ehl-i hall u akd”, yâni ulemâ ve Müslümanların eşrâfından teşekkül etmiş bir istişâre meclisi vardır. Kitap ve sünnete dayanan, kebâiri terk eden, sağâire devâm etmeyenlerden müteşekkil olan bu meşveret meclisinde ağırlık din ulemâsında olur. Devletin din ve dünyâ ile ilgili bütün mes’eleleri bu şûrâ-yı şer'îyeye danışılır, icraâtların kesinlikle Kitap ve Sünnete ve dünyevî tedbîrlere uygun olmasına bakılır. İcrâ salahiyeti ise halîfeye ve devlet işlerindeki yardımcılarına âittir.(1) (http://www.ihvan-forum.com/#_ftn3)
Devlet işlerinde halîfenin en büyük yardımcıları “vezirler” ve “emîrler” olarak iki ana sınıftır. Vezirler de kendi sahalarında şöyle ikiye ayrılırlar:
“1- Vüzerât-ı Tefvîz,
2- Vüzerât-ı Tenfîz”(2) (http://www.ihvan-forum.com/#_ftn4)
Vüzerât-ı Tefvîz
Halîfelik makàmından sonra devletin en mühim icrâ yeri olan “Vüzerât-ı Tefvîz”, üç istisnâsı dışında halîfenin bütün yetkilerine, yâni “velâyet-i âmme” ye sahiptir. Halîfenin bütün yetkilerine sâhip olan “Vüzerât-ı Tefvîz”, sâdece şu üç icraatı yapamaz:
“1- Kendi yerine veliahd tâyin edemez.
2- Kendisinin azlini isteyemez.
3- Halîfenin tâyin ettiği me'muru azledemez (age, s. 69).
“Kureyşî” olma maddesi dışında, halîfe olmada gerekli olan şu altı şart “Vüzerât-ı Tefvîz” için de gereklidir:
“1- Velâyet-i tâmme.
2- Adâlet.
3- İlim.
4- Âzâ ve havasta selâmet.
5- Re'y sâhibi.
6- Şecaat” (age, s. 31-32).
Tefvîz vezirinin ayrıca, “kendisine tevdî edilen harb ve haraç işlerinde teferruâtlı bilgi sâhibi olması” da gereklidir.
Vüzerât-ı Tenfîz
Mertebe îtibârıyla Vüzerât-ı Tefvîz’den daha aşağıda olan “Vüzerât-ı Tenfîz” için şu yedi şart aranır:
“1- Emânet: Kendisine verilen işlerde emîn olması.
2- Doğru sözlülük: Sözlerine ve verdiği haberlere îtimad edilir olması.
3- Tama’kâr olmamak: Dünyâ hırsı sebebiyle rüşvet hastalığına yakalanmaması.
4- Şahsî düşmanlarıyla bile güzel geçinmesi, hukuklarına tecâvüz etmemesi.
5- Erkek olması.
6- Zekâ ve anlayış sâhibi olması.
7- Hevâ ehli olmamak: Nefsine ve arzularına uyarak yanlış yapmaması”.
Ayrıca halîfenin kendisine vereceği vazîfe sahasında tecrübe ve ihtisas sâhibi de olmalıdır (age, s.70-73).
Tenfîz vezirinde “hür, Müslim, müctehid, harb ve haraç işlerinde bilgili olma” şartları aranmaz. Gayr-ı Müslim zimmîler ve köleler de bu vazifeye tâyin edilebildiği için, Bediüzzaman Hazretleri “Münâzarât” içinde bu hükme atıf yapan beyanlarda bulunmuştur.
Vüzerât-ı Tenfîz şu işleri yapamaz:
“1- Mahkemelere karışamaz.
2- Vâlileri tâyin edemez.
3- Harb ve ordu işlerine bakamaz.
4- Devlet hazinesine mal toplama veyâ oradan harcama işleriyle ilgilenemez.
Sâdece kendilerine halîfenin verdiği emirleri yerine getirirler, bir de kendilerine halktan intikal eden mes’eleleri halîfeye iletirler (age, s. 73).
Emâret-i âmme
Vezirlerin hâricinde halîfenin en büyük yardımcıları “emirler” sınıfıdır. “Emâret” veyâ “velâyet” ismi verilen bu “vâlilik” sınıfı da ikiye ayrılır:
“1- Emâret-i âmme.
2- Emâret-i hâssa.”
Eyâletlerin idâresini üstlenen vâlilere “Emâret-i âmme” denir. Eyâlet vâlileri de aynen vüzerât-ı tefvîz gibi şu şartları taşırlar:
“1- Hür olmak.
2- Müslim olmak.
3- Müctehid olmak.
4- Harb ve haraç işlerinde bilgili olmak.”
Eyâlet vâlileri kendi hudutları içinde halîfe nâmına şu yedi vazifeyi yaparlar:
“1- Askerî işleri düzenlemek.
2- Ahkâm-ı şer'îyyeye bakmak, kadı ve idârecileri tâyin etmek.
3- Müslümanlardan zekâtı, zimmîlerden cizyeyi toplamak ve hak sâhiplerine dağıtmak.
4- Dini muhâfaza etmek ve bid'atlara müsaade etmemek.
5- Şer’î hadleri icrâ etmek.
6- Cum’a ve cemaat namazlarını bizzat kıldırmak veyâ kıldıracak vazifeli tâyin etmek.
7- Eyâletteki Müslümanların haccı edâlarını kolaylaştırmak.”
Eğer eyâleti düşman sınırında ise, halîfenin emir ve müsâadesini alarak cihâd eder, ganîmetleri paylaştırır.(1) (http://www.ihvan-forum.com/#_ftn5)
Emâret-i hâssa
Devlet içindeki küçük vilâyetleri idâre edecek özel vâlilere “emâret-i hassa” denir. Özel vâlilerin durumu bir bakıma vüzerât-ı tenfîze benzer; onlar için aranan şartlar emâret-i hâssa için de geçerlidir:
“1- Emânet.
2- Doğru sözlülük.
3- Tama’kâr olmamak.
4- Düşmanlarıyla bile güzel geçinmek.
5- Erkek olmak.
6- Zekâ ve anlayış sâhibi olmak.
7- Hevâ ehli olmamak.”
Özel vâlilerde ayrıca iki şart daha gerekli görülmüştür:
“1- Hür olmak.
2- Müslüman olmak.”
Özel vâlilerin vazîfesi ise sâdece şunlardır:
“1- Ordu işlerini takip etmek.
2- Halkın idâresini görmek.
3- Toprakların muhâfazasını gözetmek.”
Özel vâlilerin “ahkâm-ı şer'îyyeye karışma, haraç ve zekâtları toplayıp dağıtma” yetkileri yoktur (age, s. 459).
( (http://www.ihvan-forum.com/#_ftnref1)2) Ahkâm-ı Sultâniye, Mâverdî, s. 37
(1) (http://www.ihvan-forum.com/#_ftnref2) El-Ehâdîsü’l-Muhtâra, c. 6, s. 143
(1) (http://www.ihvan-forum.com/#_ftnref3) İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, s. 436-441.
(2) (http://www.ihvan-forum.com/#_ftnref4) Ahkâm-ı Sultâniye, Mâverdî, s. 63-64.
(1) (http://www.ihvan-forum.com/#_ftnref5) İslâm Fıkhı Ansiklopedisi, s. 456
Esasen, "Üstad Demokrattı" sözünden önce "demokrasi"nin kendi içinde tanımlama ve pratikte ortaya çıkma sorunları vardır.. Görünen o ki Demokrasi denilen şey asla ve kat'a gerçekleşmesi mümkün olmayan bir düşüncedir.. Temsili demokrasi dahil.. Eski Yunanda Kent devletleri demek olan Siteler Demokrasinin beşiği olarak gösterilir.. Külliyen yalandır.. Çocukları, kadınları, yaşlıları, köleleri, yabancıları çıkarırsanız bir Site devletinde yaşayanların çok az bir yüzdesi yönetimde söz sahibi olmuşlardır.. Bunlar da elit, zengin (kalburüstü) kimselerdir.. Tıpkı günümüzde olduğu gibi... Demokrasinin alternatif tanımlarında bu manalar vardır: "Demokrasi, halk adına halka rağmen, halkı yönetmektir".. "Demokrasi, insanların kendi kendilerini yönetiyor rüyasını görmeleridir.. En başarılı demokratlar da bu rüyanın sürmesine katkıda bulunan kimselerdir.."
Çok öteye gitmeye gerek yok; Türkiye'deki siyeset ve iktidar geleneğine bir bakmanız yeter.. Batı hayranlığı pohpohlamasından etkilenmiş olanlar için de ABD ve Avrupa geleneğini takip etmelerini tavsiye ederim..
Bunları anlayan, idrak eden bir kimse için "Üstad demokrasiyi savunurdu" demek en baştan anlamsız gelir.. Kahkahayla gülünse yeridir.. Üstad, demokrasi denilen şeyi anlayamayacak kadar gözü kapalı mıydı?
vBulletin v3.7.3, Copyright ©2000-2009, Jelsoft Enterprises Ltd.