PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Tarikatlar Hakkında (Mustafa İslamoğlu)


Hudalfa
27.03.2007, 14:30
Maddi sağlığı korumak için alınan onca tedbire rağmen yine de münferit veya salgın hastalıklar olabildiği gibi dinî ve manevî alemde de sapmalar, sahte iddialar, istismarlar olabilmiştir.
http://www.yenisafak.com/images/tirnaksag.gif


Bütün büyük dinlerde mistik yorumlar ve bunlar etrafında toplanmış gruplar vardır. İslam'da da önce zühdü (dünya nimetlerine değil, ebedî hayata, Allah ile ilişkiye ve erdeme yönelmeyi, bunlara öncelik vermeyi) vurgulayan naslar ve Hz. Peygamber zamanında yaşanmış örnek zühd hayatı üzerinde yoğunlaşan fertler ve gruplar meydana çıkmış, sonra bu gruplar içinden madde ötesi âlemle ilgili nasları farklı yorumlayan, bu yorumlara uygun bir ilişkiler ağı kuran, din ve dünya görüşü oluşturan kimseler yetişmiştir. Farklı yaşantıdan farklı bilgi, zevk ve vecde doğru gelişerek değişen bu harekete tasavvuf, mensuplarına sûfî ve mutasavvıf, çeşitli kriterlere göre oluşmuş iç fırkalarına tarîkat denmiştir. Bir yanda vahdet-i vücud, vahdet-i şühud gibi bir epistemolojik ve ontolojik temel üzerinden yürünerek ortaya konmuş bulunan İslam anlayışı diğer yanda yaratan Allah'ın farklı (vâcib, ezelî, ebedî, tek ve benzersiz...) varlığını yaratılmışların varlığından ayıran, nasları, zorunlu olmadıkça zahir mânalarından saptırmayan kelamcı ve fıkıhçıların İslam anlayışı tarih boyunca yanyana var olmuşlardır. Aralarında zaman zaman çatışmalar meydana gelmiş, karşılıklı olumsuz değerlendirmeler yapılmış ise de genel olarak bu iki eğilim birbirini dışlamadan yekdiğerini bir meşruiyet çerçevesine yerleştirmenin yolunu bulmuşlar, sahtesini (dolayısıyla meşru ve muteber olmayanını) sahih olanından ayırmak için de sağlam ve ortak ölçütler koymuşlardır. Maddi sağlığı korumak için alınan onca tedbire rağmen yine de münferit veya salgın hastalıklar olabildiği gibi dinî ve manevî alemde de sapmalar, sahte iddialar, istismarlar olabilmiştir. Ama sosyal vakıaların yasaklamalar ile ortadan kaldırılamayacağını, bu tedbir ile ıslah da edilemeyeceğini bilen geçmişlerimiz (ulemâ ve yöneticiler) ârızaları ortadan kaldırmanın yolunun öğretmek ve eğitmek olduğu hususunda ısrar etmiş ve bunu gerçekleştirmeye çalışmışlardır.
Cumhuriyet, kendine mahsus birçok sebep ve gerekçeye dayalı olarak tarikatları yasakladı, tekkeleri kapattı, ama bu vâkıa yok olmadı, yerin altına indi, gizlendi, gözlerden ve denetimden uzak olarak varlığını sürdürdü, derken son zamanlarda örnekleri gözlerimizin önüne serilen sahtelikler, acaiplikler, rezillikler, cehaletler oluştu. Fakat şunu herkes biliyor ki, bu manzaranın/yapının tamamı değildir, özellikle seçilen, bazan da oluşturulan bir kısmıdır. Yapının gözlerden uzak tutulan kısımları vardır; burada klasik tasavvuf ve tarikat anlayışı, bilgisi, inancı ve ahlakı - önemli bir gelişme kaydetmeden kendini tekrar mahiyetinde de olsa- sahih olarak devam etmektedir. Bu kesimdeki tarikatların tamamı siyasetin içinde değildir, programlarında siyasete hiç yer vermeyenler, bunu mâsivâ (Allah'tan gayrı) ile iştiğal sayanlar vardır. Siyasete de yer verenler arasında şiddeti, silahlı ayaklanmayı araç olarak görenler ve teklif edenler varsa bunlar da devede kulaktır.
İkide birde kamuoyuna, ya cahil, sahtekâr, ahlaksız... veya tarikati siyasete âlet eden örnekler sunulunca bundan iki olumsuz sonuç ortaya çıkıyor: 1. Halkın bir kısmı tasavvuf ve tarikati yanlış tanıyor, yanlış algılıyor, çevresinde bulunan derviş kişiler hakkında kötü zanlar ediniyorlar; bu da toplum kültür bütünlüğünü olumsuz etkiliyor. 2. İşin içyüzünü bilen ve hatta yaşayanlar ise fotoğrafın sahte/montaj, taraflı, kısmî olduğunu görüyor, bunu yapanlara karşı güvensizlik, yabancılaşma, öfke gibi olumsuz duygular ediniyorlar. Bu bilgi ve iletişim çağında insanları/toplumu masal anlatarak aldatmak da, uyutmak da mümkün değildir. Yapılması gereken şey yasaklara, tek taraflı ve yanlı takdimlere (sunulara), telkinlere son vermek; özgürlük, şeffaflık, doğru ve tam bilgi ortamında olayları ve olguları tartışmak, dinin, aklın, ilmin rehberliğinde doğrulara ulaşmak ve hayatın kurallarını bu doğrular üzerine bina etmektir.

antioxidan
27.03.2007, 14:37
Maddi sağlığı korumak için alınan onca tedbire rağmen yine de münferit veya salgın hastalıklar olabildiği gibi dinî ve manevî alemde de sapmalar, sahte iddialar, istismarlar olabilmiştir.
http://www.yenisafak.com/images/tirnaksag.gif


Bütün büyük dinlerde mistik yorumlar ve bunlar etrafında toplanmış gruplar vardır.

İslam'da da önce zühdü (dünya nimetlerine değil, ebedî hayata, Allah ile ilişkiye ve erdeme yönelmeyi, bunlara öncelik vermeyi) vurgulayan naslar ve Hz. Peygamber zamanında yaşanmış örnek zühd hayatı üzerinde yoğunlaşan fertler ve gruplar meydana çıkmış, sonra bu gruplar içinden madde ötesi âlemle ilgili nasları farklı yorumlayan, bu yorumlara uygun bir ilişkiler ağı kuran, din ve dünya görüşü oluşturan kimseler yetişmiştir.

Farklı yaşantıdan farklı bilgi, zevk ve vecde doğru gelişerek değişen bu harekete tasavvuf, mensuplarına sûfî ve mutasavvıf, çeşitli kriterlere göre oluşmuş iç fırkalarına tarîkat denmiştir.

Bir yanda vahdet-i vücud, vahdet-i şühud gibi bir epistemolojik ve ontolojik temel üzerinden yürünerek ortaya konmuş bulunan İslam anlayışı

diğer yanda yaratan Allah'ın farklı (vâcib, ezelî, ebedî, tek ve benzersiz...) varlığını yaratılmışların varlığından ayıran, nasları, zorunlu olmadıkça zahir mânalarından saptırmayan kelamcı ve fıkıhçıların İslam anlayışı tarih boyunca yanyana var olmuşlardır.

Aralarında zaman zaman çatışmalar meydana gelmiş, karşılıklı olumsuz değerlendirmeler yapılmış ise de genel olarak bu iki eğilim birbirini dışlamadan yekdiğerini bir meşruiyet çerçevesine yerleştirmenin yolunu bulmuşlar,

sahtesini (dolayısıyla meşru ve muteber olmayanını) sahih olanından ayırmak için de sağlam ve ortak ölçütler koymuşlardır.

Maddi sağlığı korumak için alınan onca tedbire rağmen yine de münferit veya salgın hastalıklar olabildiği gibi dinî ve manevî alemde de sapmalar, sahte iddialar, istismarlar olabilmiştir.

Ama sosyal vakıaların yasaklamalar ile ortadan kaldırılamayacağını, bu tedbir ile ıslah da edilemeyeceğini bilen geçmişlerimiz (ulemâ ve yöneticiler) ârızaları ortadan kaldırmanın yolunun öğretmek ve eğitmek olduğu hususunda ısrar etmiş ve bunu gerçekleştirmeye çalışmışlardır.

Cumhuriyet, kendine mahsus birçok sebep ve gerekçeye dayalı olarak tarikatları yasakladı, tekkeleri kapattı, ama bu vâkıa yok olmadı, yerin altına indi, gizlendi, gözlerden ve denetimden uzak olarak varlığını sürdürdü, derken son zamanlarda örnekleri gözlerimizin önüne serilen sahtelikler, acaiplikler, rezillikler, cehaletler oluştu.

Fakat şunu herkes biliyor ki, bu manzaranın/yapının tamamı değildir,

özellikle seçilen, bazan da oluşturulan bir kısmıdır.

Yapının gözlerden uzak tutulan kısımları vardır;

burada klasik tasavvuf ve tarikat anlayışı, bilgisi, inancı ve ahlakı - önemli bir gelişme kaydetmeden kendini tekrar mahiyetinde de olsa- sahih olarak devam etmektedir.

Bu kesimdeki tarikatların tamamı siyasetin içinde değildir,

programlarında siyasete hiç yer vermeyenler, bunu mâsivâ (Allah'tan gayrı) ile iştiğal sayanlar vardır.

Siyasete de yer verenler arasında şiddeti, silahlı ayaklanmayı araç olarak görenler ve teklif edenler varsa bunlar da devede kulaktır.

İkide birde kamuoyuna, ya cahil, sahtekâr, ahlaksız... veya tarikati siyasete âlet eden örnekler sunulunca bundan iki olumsuz sonuç ortaya çıkıyor:

1. Halkın bir kısmı tasavvuf ve tarikati yanlış tanıyor, yanlış algılıyor, çevresinde bulunan derviş kişiler hakkında kötü zanlar ediniyorlar; bu da toplum kültür bütünlüğünü olumsuz etkiliyor.

2. İşin içyüzünü bilen ve hatta yaşayanlar ise fotoğrafın sahte/montaj, taraflı, kısmî olduğunu görüyor, bunu yapanlara karşı güvensizlik, yabancılaşma, öfke gibi olumsuz duygular ediniyorlar. Bu bilgi ve iletişim çağında insanları/toplumu masal anlatarak aldatmak da, uyutmak da mümkün değildir.

Yapılması gereken şey yasaklara, tek taraflı ve yanlı takdimlere (sunulara), telkinlere son vermek; özgürlük, şeffaflık, doğru ve tam bilgi ortamında olayları ve olguları tartışmak, dinin, aklın, ilmin rehberliğinde doğrulara ulaşmak ve hayatın kurallarını bu doğrular üzerine bina etmektir.

burada klasik tasavvuf ve tarikat anlayışı, bilgisi, inancı ve ahlakı - önemli bir gelişme kaydetmeden kendini tekrar mahiyetinde de olsa- sahih olarak devam etmektedir.


islamoglu gayet orjinal ve güzel bir bakış açısından haberdar etmiş okuyucusunu. maşaallah barekallah... şu anki mevcudu topyekun bir inkar veya topyekun bir kabul onun için söz konusu değil... sahih olan ile bir probleminin olmadığı yazısından anlaşılıyor.

yazısından istifade ettik. Allah razı olsun.

UBEYDUN
27.03.2007, 14:45
hudalfa
hakikatı anlatmayan ne kadar sorumluysa
yaptığının doğruluğunu öğrenmek istemeyende o kadar sorumludur
zorla bu iş olmaz
arşın gölgesindeki imtiyazlı sınıflardan birisi küfre düşmeyi kerih görüp şiddetle kaçınanlar değilmiydi yanlışmı hatırlıyorum
ne kadar eminlik o kadar riziko
evet insanlar mesleğini icra edecek ama müşteride talep edecek
garip ki garip yüzyıllardır tartışılıyor sonuç alınamıyor
mea selame

Hudalfa
27.03.2007, 14:53
burada klasik tasavvuf ve tarikat anlayışı, bilgisi, inancı ve ahlakı - önemli bir gelişme kaydetmeden kendini tekrar mahiyetinde de olsa- sahih olarak devam etmektedir.


islamoglu gayet orjinal ve güzel bir bakış açısından haberdar etmiş okuyucusunu. maşaallah barekallah... şu anki mevcudu topyekun bir inkar veya topyekun bir kabul onun için söz konusu değil... sahih olan ile bir probleminin olmadığı yazısından anlaşılıyor.

yazısından istifade ettik. Allah razı olsun.
bana göre ise beslendikleri debi aynı. sadece görüntülerden bir kaç özelliğin ayırdına varabiliyoruz. bilmem her dinde tarikat çeşitleri olduğu söyleniyor. sırf türkiyede 4000 tarikat şeyhi olduğu söyleniyor. bunların çoğu olumsuz intibası veriyorsa.. diğerlerininde pek farkı yoktur.
u gittiğiniz yol -yol- demekse kuran-i kerim yolu yetmemektemidir. neden şunun, bunun makamına uluaşılmaya çalışılmakta, eteğinden tutunmaktadırlar.. oysa allah demiyormu ben size şahdamarınızdan daha yakınım. düşünmek ve okumak için bu bize yeter..

antioxidan
27.03.2007, 14:56
tabi bunlar sizin fikriniz kardeşim.

ama umarım birgün reddettiğiniz tarikat erbabının mürşid sıfatlılarından sahih sünnet hayatlı olan biri veya birkaçı ile zaman geçirmekliği Allah teala size nasib eder ve yaşayarak (duyarak değil) değerlendirme imkanınız olur. amin

cenk11
27.03.2007, 14:57
Yaw Akadaşlar,
Biz şimdi bütün işimiz-gücümüz bitti de Ehl-i Sünnet ve tasavvuf yolunun ne olduğunu bir mezheb tercihi yapma lüzumu hissetmeyen M.İslamoğlu'ndan mı öğreneceğiz ?
Abesle iştigal etmeyelim !
Vesselâm.

Hudalfa
27.03.2007, 15:00
tabi bunlar sizin fikriniz kardeşim.

ama umarım birgün reddettiğiniz tarikat erbabının mürşid sıfatlılarından sahih sünnet hayatlı olan biri veya birkaçı ile zaman geçirmekliği Allah teala size nasib eder ve yaşayarak (duyarak değil) değerlendirme imkanınız olur. amin

tahammül eilmiyecek durumda bu. murid toplum psikolojisi (gerceğe saygı gerekiyor bu noktada) Allah a daha fazla yakın olduğunu hisseder. bu praksiyle mutlu olduğunu sanır, ve gercek müslümanın kendisi olduğunu düşünür böylece dogmatık uzantıları cerayan eder ve nihayetinden din korku aracı olarak algılanmaya başlar..

antioxidan
27.03.2007, 15:02
tabi bunlar da sizin tespitleriniz. biz bu şekilde görmedik; ama Allah Teala bizi o tespitlerdekilerden eylemesin, saptırtmasın, hatalarımız görmeyi nasib eylesin. amin.

Murat Sâki
27.03.2007, 15:16
Mustafa İslamoğlu'nun takdire şayan yazılarından bir tanesi daha.İstifade edilmeyecek gibi değil.

İkide birde kamuoyuna, ya cahil, sahtekâr, ahlaksız... veya tarikati siyasete âlet eden örnekler sunulunca bundan iki olumsuz sonuç ortaya çıkıyor: 1. Halkın bir kısmı tasavvuf ve tarikati yanlış tanıyor, yanlış algılıyor, çevresinde bulunan derviş kişiler hakkında kötü zanlar ediniyorlar; bu da toplum kültür bütünlüğünü olumsuz etkiliyor. 2. İşin içyüzünü bilen ve hatta yaşayanlar ise fotoğrafın sahte/montaj, taraflı, kısmî olduğunu görüyor, bunu yapanlara karşı güvensizlik, yabancılaşma, öfke gibi olumsuz duygular ediniyorlar. Bu bilgi ve iletişim çağında insanları/toplumu masal anlatarak aldatmak da, uyutmak da mümkün değildir. Yapılması gereken şey yasaklara, tek taraflı ve yanlı takdimlere (sunulara), telkinlere son vermek; özgürlük, şeffaflık, doğru ve tam bilgi ortamında olayları ve olguları tartışmak, dinin, aklın, ilmin rehberliğinde doğrulara ulaşmak ve hayatın kurallarını bu doğrular üzerine bina etmektir.

Zeynep Özmen
27.03.2007, 19:00
Allah razı olsun hudalfa güzel bir yazı.

cenk11
27.03.2007, 19:06
Arkadaşlar,
Şu noktayı size önemle belirtmeliyim ki ;

HİÇ BİR ZEHİR, TENEKE KUPA İÇİNDE İNSANLARA SUNULMAZ. BU İŞ İÇİN MUHAKKAK ALTIN YADA GÜMÜŞ KUPALAR KULLANILIR.

Bu vecizeyi anlayanlara selâm olsun, anlamayanlara da saz olsun !

Hudalfa
27.03.2007, 20:36
HİÇ BİR ZEHİR, TENEKE KUPA İÇİNDE İNSANLARA SUNULMAZ. BU İŞ İÇİN MUHAKKAK ALTIN YADA GÜMÜŞ KUPALAR KULLANILIR.

!
şimdi mustafa islamoğlu zehirmi sunuyor oldu... aahh delilik bu..

cenk11
27.03.2007, 20:41
Hudalfa ,

Delileri hor görme garibim. Nice veliler deli gibi bir hayat sürmüşlerdir.
Ve akıllı olduğumuzu zanneden bizler de onları ancak vefatlarından sonra anlayabilmişizdir.

Hudalfa
27.03.2007, 20:47
Allah ın biricik dinini anonim şirketine dönüştüren herkese akıl ihsan etsin.. esselam

Sofuoglu
27.03.2007, 22:39
Allah ın biricik dinini anonim şirketine dönüştüren herkese akıl ihsan etsin.. esselam


etrafina bir bak istersen

anonim sirketler sana pek uzak olmasa gerek;)

ubeyd_el_turki
28.03.2007, 00:50
Eğri'de zaman zaman doğru olabilir...

cenk11
28.03.2007, 09:34
alıntı-ubeyd_el_turki
Eğri'de zaman zaman doğru olabilir...

Bak gördünüz mü arkadaşlar ? Eğrilerde de ne büyük hikmetler varmış ? Adam ayağının tozuyla 3. mesajında bize hikmet öğretiyor ! Oysa ki biz, henüz doğrulardaki doğruları henüz tam manâsıyla ortaya çıkarıp hayatlarımıza tatbik edemedik...Nerde kaldı ki, eğrilerdeki doğruları araştıralım da onlara bakalım??? Hem sonra bize göre eğrilerdeki doğrular bataklıkta biten güllere benzer. Onu almak için de muhakkak ayağına çamur ve batak bulaşır.
Arkadaş ,
Bizden size tavsiye öyle ayağınızın tozuyla geldiğiniz her yere bodoslama dalmayın.

ubeyd_el_turki
28.03.2007, 10:17
Doğru eğriden de gelse doğrudur.
Husumetten ötürü "Senin doğrunda eğri" demek bir başka eğriliktir.

cenk11
28.03.2007, 10:43
alıntı-
Doğru eğriden de gelse doğrudur.


Vay be, ne tesbit ama ! Böylelikle biz de cahilliğimizden kurtulmuş olduk !
Yukarıdaki mesajımda "kırmızı" ile yazılı cümle bu tesbite cevap olarak verilmişti.




Not : hirahoş ve ismailarslan'a :
Teşekkür için çokgeç kaldığınızı sanıyorum. Çünkü, teşekkürü hak eden muhatabınız yazısını dün asmıştı !

antioxidan
28.03.2007, 10:53
cenk11 kardeşim, turki derin sözler söylüyor bakalım...

dur biraz tanışalım, okuyalım yazılarını...

cenk11
28.03.2007, 10:54
Arkadaşlar,

Herkes çok iyi biliyor ki, eğer eğerilerde doğru aramaya kalkarsak şeytanda da birçok doğruyu bulmamız mümkündür. Çünkü, onun dahi Allah'ın varlığını inkâr ettiği yok ...Bizim başka hiç işimiz-gücümüz yok mu ki, eğrilerde ve sapıtmışların doğrularını tesbit edelim ? O kadar çok mu zamanıız var ? Önümüzdeki onca doğru ve muteber eser birçoğu halâ tercümedahi edilememişken ne diye eğrilerdeki doğruları araştıralım ? Bunun bir mantığı olabilir mi ?

antioxidan
28.03.2007, 10:56
buradaki mevzuyu şahsileştiriyorsunuz ama efendim,

ben o yorumdan şunu anladım. yazar umumen hata yapıyor; ama bu yazısında doğru tespitler var. şahsım adına biz de bu fikre katılırız.

selametle kardeşim

cenk11
28.03.2007, 11:05
alıntı-
buradaki mevzuyu şahsileştiriyorsunuz ama efendim,


Ne alâkası var şahsileştirmekle ?.. Yazdıklarım yanlışsa veya kabule dilemez ise dersiniz ki, "Arkadaş, burada hata ediyorsun !"
Tutturmuşsunuz bir "şahsileştirmek" sözü insanları mahkûm etmeye çalışıyorsunuz.

antioxidan
28.03.2007, 11:09
peki efendim, özür dilerim.

selametle

talib
28.03.2007, 11:13
Doğruyu eğrilerde aramayalım ama denk gelince de almaktan sakınmayalım.. Doğrulardan biri işte.. Mustafa İslamoğlu'nun Sultanul Arifin Şeyh Mahmud Sami Ramazanoğlu Hz.lerine ithaf ettiği şiir:

Can Gazeli

Ramazanoğlu Mahmut Sami'ye
Canım öksüz bıraktı göğümden aktı canım
Ölümsüzlük tacını başına taktı canım

Şimdi sevdanın tahtı neylesin böyle bomboş
Aşkın zorlu yolunda son bir duraktı canım

Seni böyle apansız 'gayrı gel'e koşturan
Bir ömür kavrulduğun sonsuz firaktı canım

Biricik bakışınla yeşerdi kaç kerbela
Ki sen nazar etmeden içim kuraktı canım

Ölüm senin olmadan sevmemiştim bu kadar
Bir kez sığazlamışsın yüzü apaktı canım

Eti kemiği bir hoş yele mi savurdun oy
Dost gelmiş diye toprak kınalar yaktı canım

Bakışınla yıkanmak bir hayal oldu şimdi
Gönüle saplansa da gözden ıraktı canım

Ateşin bir hükmünün kalmadığı dünyada
Gidişin yeryüzünün külünü yaktı canım

Yaralı kuşlar artık uçmayı unutacak
Bunca yetim serçeyi kime bıraktı canım

cenk11
28.03.2007, 11:13
alıntı-ismailarslan
peki efendim, özür dilerim.

İşte şimdi, beni mahçub ettin .

antioxidan
28.03.2007, 11:16
alıntı-ismailarslan
peki efendim, özür dilerim.

İşte şimdi, beni mahçub ettin .


estağfirullah efendim, dua buyrun.

cenk11
28.03.2007, 11:20
alıntı-talib
Doğruyu eğrilerde aramayalım ama denk gelince de almaktan sakınmayalım..


sayın talip efendi.
Öncelikle şunu ifade edeyim ki, biz hiç kimseyi özel olarak hedef almayız. Bahse konu olan kişi yazmış olduğu eserler dolayısıyla birçok ulemadan ve ehli sünnet sayfasından REDDİYE almış bir kişidir. Öyle sanıyorum ki , sizler bu hususlardan haberiniz dahi yoktur. Mahmud Sami Efendi Hz.lerinin yetişmiş olduğu ve hayatını verdiği yolu "sapıklık-bidat" olarak gören bir şahsın, Mahmud Sami Efendiye şiir yazması bize göre hem perhiz hem turşu yemektir. Sizin de sadece şiire kapılmanız da yine bize göre bir aymazlıktır. Yaklaşımınız belki size hata veya aymazlık gelmeyebilir ama, bu tutumunuzu başkalarına da tavsiye eder ve öyle davranmalarını isterseniz bu hiç doğru olmaz. diye düşünüyorum.

talib
28.03.2007, 11:32
Mustafa İslamoğlu'nun tarikatlara uzak olduğundan haberdarız. Kendisine reddiyeler yazıldığından da.. Belki Sami Efendi'yi bizzat gördüğü için Hazretin cazibesine kapılmış olabilir. Demiyoruz ki İslamoğlu'nu takip edelim, yolunda bulunalım.. İslamoğlu ne kadar yanlış olsa da dinimiz bir, kitabımız bir.. Belki keyfiyet olarak büyük ama kemiyet olarak az sayıda anlaşmazlık noktamız olabilir. Doğrusu, yanlışından pek fazladır. Doğru demiş ise bir yerde doğrudur diyelim, 0 kadar. Fazlasını istemedik zaten. Yaklaşımlarınız gereğinden fazla sert ve lüzumsuz.

hirahos
28.03.2007, 11:33
Ubeyd, eğer İslamiforumdaki Ubeyd ise has gardaşlarımızdandır.. Bilgili, tecrübe sahibi, mütevazi bir kimsedir.. Sözü de İsmail abimin anladığı gibidir.. Hoş geldin ubeyd abim.. :hosgeldin:

antioxidan
28.03.2007, 11:36
Ubeyd, eğer İslamiforumdaki Ubeyd ise has gardaşlarımızdandır.. Bilgili, tecrübe sahibi, mütevazi bir kimsedir.. Sözü de İsmail abimin anladığı gibidir.. Hoş geldin ubeyd abim.. :hosgeldin:

azizim merak ettim mesajlarına baktım. bir insanın bir öncesi bir sonrası da hakkında söz söylenecekse mühimdir.

3-4 mesajı var ve hepsi dolu, kısa öz hak... maşaallah barekallah...

cenk11
28.03.2007, 11:40
alıntı-talip
Yaklaşımlarınız gereğinden fazla sert ve lüzumsuz.

Kimbilir ? Belki haklısınız !.. Demek ki ben bu konularda sizin kadar mülâyim olamıyorum.
Ancak, şu kadar varki, dini konularda bilmeden veya sehven yapılan hatalar ve suçlar makul görülebilirse de ; amden (bilerek) işlenen hata ve kusurlar sahibini vebâl altına sokar. Biz bu kaideyi çok iyi biliyoruz ve buna çok hassasiyet gösteriyoruz.

UBEYDUN
28.03.2007, 11:48
önce tarikatla tanışanla önce radikal diye adlandırabileceğimiz kesimle tanışanın farkı nedir biliyormusunuz (eğer fark varsa)
asabiyedir
din tektir
kitabımız tektir
hepsinin sahibi olan ALLAH'IMIZ TEKTİR
Allah kafire bile doğruyu söyletebilir

antioxidan
28.03.2007, 11:53
önce tarikatla tanışanla önce radikal diye adlandırabileceğimiz kesimle tanışanın farkı nedir biliyormusunuz (eğer fark varsa)
asabiyedir
din tektir
kitabımız tektir
hepsinin sahibi olan ALLAH'IMIZ TEKTİR
Allah kafire bile doğruyu söyletebilir

umum değerlendirmeniz hata olmaz mı kardeşim?

asabiye haksız iken dahi tarafgirlik adına hakli görmek veya hakli iken tarafgirlik adına haksız görmek ile de izah olunur.

mesela bu konuda tasavvuf lehine olduğunu tespit edebileceğiniz insanlar sizce umumen asabiye ile mi iştigal etmişler?

UBEYDUN
28.03.2007, 11:58
kişi isminin öne çıkması yeterli oluyor
asabiye değerlendirmeniz doğru
insanların yaptığı şudurki kulaktan dolma yada değil
kişinin ortalaması alınıp sonra onu damgalamak
bizim söylemek istediğimiz ise mukallidliği aşanların arasında fark olmıyacağıdır
ilmin sonucuda bu olsa gerektir
ibni teymiye seyyid kutub örnek olarak verilebilir
selametle

antioxidan
28.03.2007, 12:02
cevap oldukça politik :)

selametle

ubeyd_el_turki
28.03.2007, 12:30
Biz "radikalle" tanıştık uzun yıllar birlikte olduk cemaat olduk aynı zamanda Nur ile de karıştık, Merhum Coşan ile de alıştık...
Sonra hocamız Hazret-i Mevlana Ks bize kabrini arattı...Sonra Şeyh'ul Ekber ve mübarek Oğlu ile tanıştırdı...

1- Yani mübarek ilkönce radikal sonra tarikat olunca ASABİYYET olmadı.
2- Doğru kimden gelirse gelsin DOĞRUDUR, doğrunun DOĞRU diye kabul edilmesi, o kişinin daha önceki eğrilerini düzeltmeyeceği gibi, bizlerin o kişinin eğrilerini kabul ettiği anlamında gelmez.
3-Mustafa İslamoğlu'nun TEFSİR DERSLERİ' de uygun değildir, Merhum Gönenli Mehmed Efendi'nin talebesi Merhum Nihad Hafız bir kaç dersine katılmış, "İlmi yeterli değil, tefsir dersi veremez" diyerek eleştirmişti.

Bizde kitaplarında bedbaht hüküm ve sözler gördük, ancak doğru söz söyledi ise, daha önceki eğriliklerinden ötürü "Bu da yanlıştır" demekte insaf ehline yakışmaz.

Mustafa İslamoğlu'nun eserleride sözleride hatalarla dolu olsada
adamcağız her namazında tevbe ediyor ve "Allah CC tevvab'dır, tevbeleri kabul eder" doğrusuna sığınıyorsa bize daha söz söylemek düşer mi ?

Üstelik Bediüzzaman KS "Biraz kötekle yola gelir" dediklerindendir diye umulur...

cenk11
28.03.2007, 12:37
Biz hataların veya suçların telâfi edilme yolunu şöyle biliyoruz. Şayet bir hata ve yanlış kamuoyuna karşı ve neşriyatla işlenmişse o hata veya yanlış aynı yolla tekzib edilmeli ve kamuoyundan veya kime karşı işlenmişse (müslümanlardan) özür dilenmelidir. Bunun tek yolu ve yordamı budur. Yoksa, insanlara karşı yapılan hatalar dolayısıyla onlara bir şey söylemeden gece sabahlara karşı tevbe etseniz havadır. Bu kadar önemli bir konudan habersizce buraya gelip , böyle azim bir hataya düşen insanların telinden çalmak ve onları bir tür hoş görmek onların hatalarına iştirak gibidir Vesselâm.

ummuhan
28.03.2007, 14:05
Burada Farklı bir bilgi vermek istiyorum araya girerek :) Mustafa İslamoğlu nun babası Ahmet İslamoğlu (Kayseri Develi de, fırsatınız olur ise ziyaret etmenizi tavsiye ederim) Ehl-i Tarik ve çok güzel bir Müslüman, oğlu ile bu konuda aralarında ayrılık var ne yazık ki, ama eminim ki-ya da gözlediğim kadarı ile- Mustafa İslamoğlun da yaşlandıkça doğruya doğru yöneliş olacak inşaallah....

Hudalfa
28.03.2007, 14:16
inanın bu uslup ve usturupsuzluğunuzla recm günlerini aratmıyorsunuz.
yok m islamoğlu ehl-i sünnet değilmiş
yok babası söyleymiş
kendiside böyle olmalıymış-olmalı-olacakmış
allah bizleri siz gibilerin tasallutundan kurtarsın
türkiye şeyhler, dervişler ülkesi ol(amaz)

antioxidan
28.03.2007, 14:19
türkiye şeyhler, dervişler ülkesi ol(amaz)

:clap2: :clap2: :clap2: :D :D

MiHRiMaH
28.03.2007, 14:29
inanın bu uslup ve usturupsuzluğunuzla recm günlerini aratmıyorsunuz.
yok m islamoğlu ehl-i sünnet değilmiş
yok babası söyleymiş
kendiside böyle olmalıymış-olmalı-olacakmış
allah bizleri siz gibilerin tasallutundan kurtarsın
türkiye şeyhler, dervişler ülkesi ol(amaz)


OLDU BİLE OLDU!!! Çok komik?! Merak etme kardeşim, Allah kıymeti bilinmeyen nimeti elden alır!!! Şeyh, derviş bu lda eteğine yapış sen!!! Böyle kibirle, saygısızca konuşmayalım, ayıptır...

Allah ilmi insanların kafalarından ve kalplerinden çekip çıkarmak suretiyle değil, aralarından alimleri almak suretiyle kaldırır. Neticede, hiçbir alim kalmayınca da insanlar, cahilleri başa geçirerek, meselelerini onlara sorarlar. Onlar da bilmeden fetva verdikleri için, kendileri sapıttıkları gibi, başkalarını da sapıklığa düşürürler.
(Buhari)

kays
28.03.2007, 14:42
Burada Farklı bir bilgi vermek istiyorum araya girerek :) Mustafa İslamoğlu nun babası Ahmet İslamoğlu (Kayseri Develi de, fırsatınız olur ise ziyaret etmenizi tavsiye ederim) Ehl-i Tarik ve çok güzel bir Müslüman, oğlu ile bu konuda aralarında ayrılık var ne yazık ki, ama eminim ki-ya da gözlediğim kadarı ile- Mustafa İslamoğlun da yaşlandıkça doğruya doğru yöneliş olacak inşaallah....

çok doğru bizde tanıyoruz ahmet islamoğlunu allah selamet versin.

Sofuoglu
28.03.2007, 14:48
inanın bu uslup ve usturupsuzluğunuzla recm günlerini aratmıyorsunuz.
yok m islamoğlu ehl-i sünnet değilmiş
yok babası söyleymiş
kendiside böyle olmalıymış-olmalı-olacakmış
allah bizleri siz gibilerin tasallutundan kurtarsın
türkiye şeyhler, dervişler ülkesi ol(amaz)

:) dogruya hocalar(!),hahamlar, papazlar varken seyh ve dervislere ne gerek var ,

onlar guzelce gecinip giderken araya cikip comak sokmanin ne luzumu var degilmi?

biri calar digerleri oynar oyleya;) ......!!!!

hiç
28.03.2007, 16:17
Allah ve Resulü dışındaki herhangi bir kimseye meşru sınırlar içerisinde itaat ve baglılık elbette taassub olarak adlandırılmaz.Ancak bu baglılık "akıllı itaat" degil de,"körü körüne itaat" ise, o zaman taassub kapısı açılmış demektir.Öndekinin ayagı kayıp yere düşse,ona körü körüne itaat edenler,secdeye kapandı diyerek kendilerini kaldırıp yere atarlar.Halbuki onlara düşen "düşme"yi "secde etme"olarak yorumlamak degil,düşeni tutup kaldırmaktır...

Tek taassubunuz olsun:Hakikat.
M.İslamoglu
-tavsiyeler..
:)

hirahos
28.03.2007, 16:59
:O hudalfa kardeş, amma güldürdün beni de ha.. İşin rast gelsin..

antioxidan
28.03.2007, 17:03
Allah ve Resulü dışındaki herhangi bir kimseye meşru sınırlar içerisinde itaat ve baglılık elbette taassub olarak adlandırılmaz.Ancak bu baglılık "akıllı itaat" degil de,"körü körüne itaat" ise, o zaman taassub kapısı açılmış demektir.Öndekinin ayagı kayıp yere düşse,ona körü körüne itaat edenler,secdeye kapandı diyerek kendilerini kaldırıp yere atarlar.Halbuki onlara düşen "düşme"yi "secde etme"olarak yorumlamak degil,düşeni tutup kaldırmaktır...

Tek taassubunuz olsun:Hakikat.
M.İslamoglu
-tavsiyeler..
:)

Allah Teala hakikatten ve hakikat bağlılarından bizi ayırmasın. amin...

ummuhan
28.03.2007, 17:12
:O hudalfa kardeş, amma güldürdün beni de ha.. İşin rast gelsin..


Sağolsun, süpermen kardeş beni de hep güldürür..... :)

Bedrin_Aslanı
28.03.2007, 17:15
Yazık yaw. Hep diyorum. İnsanlar Nedense son zamanda çıkan prof. lara çok büyük bir güven duyuyor. Daha 5-10 yıllık bitmeler haklı. Çok büyük alim çok biyik hoca. HAŞA NAkşibend Hzleri İMam-Rabbini Hzler Mevlana Halid Bağdadi Hzleri yanlış insanlar.

Tasavvuf ehlinin isimlerinin arkasına prof. eklesen hepsi hurra balıklama dalar nasılda muhteşen fikiler var diye. Ne kadar güzel izah etmiş diye. Keramet PROF. da.

ummuhan
28.03.2007, 17:24
Yazık yaw. Hep diyorum. İnsanlar Nedense son zamanda çıkan prof. lara çok büyük bir güven duyuyor. Daha 5-10 yıllık bitmeler haklı. Çok büyük alim çok biyik hoca. HAŞA NAkşibend Hzleri İMam-Rabbini Hzler Mevlana Halid Bağdadi Hzleri yanlış insanlar.

Tasavvuf ehlinin isimlerinin arkasına prof. eklesen hepsi hurra balıklama dalar nasılda muhteşen fikiler var diye. Ne kadar güzel izah etmiş diye. Keramet PROF. da.


Keramet kürkte, ya da kavukta gibi olmuş kardeş :)

AşK_€r
28.03.2007, 17:26
Tasavvuf ehlinin isimlerinin arkasına prof. eklesen hepsi hurra balıklama dalar nasılda muhteşen fikiler var diye. Ne kadar güzel izah etmiş diye. Keramet PROF. da.


harika bir yazı teşekkürler...:)
isimle,nam'la işi olanlar devam etsinler prof.ların arkasından...

antioxidan
28.03.2007, 17:28
Yazık yaw. Hep diyorum. İnsanlar Nedense son zamanda çıkan prof. lara çok büyük bir güven duyuyor. Daha 5-10 yıllık bitmeler haklı. Çok büyük alim çok biyik hoca. HAŞA NAkşibend Hzleri İMam-Rabbini Hzler Mevlana Halid Bağdadi Hzleri yanlış insanlar.

Tasavvuf ehlinin isimlerinin arkasına prof. eklesen hepsi hurra balıklama dalar nasılda muhteşen fikiler var diye. Ne kadar güzel izah etmiş diye. Keramet PROF. da.

muhammed emin er hocaefendi anlatmıştı. bir mesele için ilahiyat camiasından bazı üst öğretim üyelerinin de bulunduğu bir cemaate davet etmişler hocaefendi'yi.

herkes mesele hakkında sözünü söyledikten sonra, hocaefendi de söylemiş. burun kıvırmış biri ve demiş ki:

hoca, senin diploman ne de konuşuyorsun?

muhammed emin er hocaefendi bunu söyleyince ağlamaya başladı.

bana diploma sordular! ah ilim ah!... dedi.

bu vesileyle kendisini tanıyalım:

http://www.evimizturkiye.com/mehmeteminer/emin2.jpg[/URL]

Mehmet Emin Er Hoca ömrünü ilme adamış bir insandır. 1914 yılında Diyarbakır'ın Çermik ilçesinin kuyu köyünde doğdu. O dönemde okuma imkanları kısıtlı olduğundan doğudaki çeşitli medreseler ve daha sonra Suriye 'de eğitimini tamamladı. Türkiye'de imamlık yaptı. Bu arada eserler yazdı ve talebeler yetiştirdi. Hocamızın yayınlamış tek Türkçe eseri Allah Katında Din'dir. Ayrıca, Arapça eserleri de yayınlandı. Kitabının adı Huccetul Damiğa'dır. Hocamız şu anda eser yazmakla meşgul olmakta olup, bu eserlerin yayınlanması için çalışılmaktadır.

[URL]http://www.evimizturkiye.com/mehmeteminer/ (http://www.evimizturkiye.com/mehmeteminer/emin2.jpg)

Murat Sâki
28.03.2007, 17:41
Sanırım gözden kaçırdığınız bir şey var.İslâmoğlu sahteciliklere yönelik bir yazı kaleme almış.Ayrıca ehli tasavvuf olup,olmaması kişisel tercihidir.Şimdi ehli târik olmadığı için kalkıpta İslâmoğlunu fildişi kulelere çekmemiz doğru olmaz.

Kimi zaman benimde katılmadığım görüşleri olmuştur.Hatta bazı yazılarını okduğumda "bunu nasıl demiş",dediğim zamanlar da hâyret ettiğim zamanlar da olmuştur.Ama bütün olarak ele aldığımda gayet iyi ve entellektüel duruyor karşımda.

İslâmoğlunu anlamaya yönelik biraz daha gayret etmeliyiz bence.

antioxidan
28.03.2007, 17:49
haklısınız. aynı duyarlılık karşıt fikir sahipleri için de geçerlidir.

mesela 5.000 sayfalık bir eserde 4990 sayfa hak ve hakikate dair karşıt görüş sahibinin de reddetmeyeceği malumat varken 10 sayfa ihtilaflı mevzuyu gündeme taşıyıp, bütün bir eseri komple reddetmek hiç akıl karı değil.

bunun gibi insanları fişlemek, damgalamak, katagorize etmek...

ne taraftan olursa olsun, haklı olsun batıl olsun; -biz gibi havadise meraklı ehadise mesafelilerin olduğu yerlerde- olumlu netice vermiyor.

biz hak sözü alalım gerisine karışmayalım maalesef en az revaçta olan...

abla
28.03.2007, 17:52
Keramet kürkte, ya da kavukta gibi olmuş kardeş :)

en büyük keramet istikamettir der büyüklerimiz.
efendinin birinin pek az müridi varmış. mürid hasan bunu pek dert edermiş içine . bi gün çıkmış efendiye; efendim demiş falanca pirlerin etrafı mürid kaynıyor.bende hizmet etmek isterim.bana hizmet fırsatı çıkmıyor. .....-etme hasan tutma hasan ...... ııh......hasan ikna olmuyor. ...peki diyor efendi. bir gün çarşıda giderlerken tam önlerine bir kuş tepe üstü çakılıp ölüyor. vah zavallı diye insanlar bakarken,"verin onu bana diyor şeyh efendi. bi üflüyor kuş canlanıp uçmaya başlıyor.halk ; vay diyolar efendi gözümüzün önündeymiş haberimiz yokmuş.ve bağlılar artıyor. günden güne dergah dolup taşıyor. hasan memnun . ha bire hizmette....gel zaman git zaman,yorulur hasan....... hasan çay,hasan ayakkabıları çevir,hasan koş,hasan gel ,hasan git........aman efendim der sen bilirsin........efendi birgün koltuğunun altına ufak bir tulum yerleştirir.cemaate imam olur. namaz kılınıyor. eğilir pırt,kalkar pırt,........ ve etrafındaki cemaat dağılır. çağırır hasanı ;"yaaa hasan der bir kuşla gelen bir fışla gider.
Rabbim hakiki evlat etsin büyüklerimize.... Amin

sadık78
28.03.2007, 17:55
Mustafa İslamoğlu'nu tarikat ve ehli sünnet adına eleştiren insanların İmam gazali'nin el munkız mineddalal isimli kitabını okuyup okumadıklarını merak ediyorum.Okuduysalarda anlamamışlar.Oysa ki o kitap tasavvuf literatürünün önemli kitaplarından biridir.
O eserinde İmam gazali söylenen söze değil de,söyleyene bakanları eleştirir.Gelin görün ki,imam gazali'nin çizgisinden gittiğini söyleyenler söylenene değil,söyleyene bakıyorlar.O söylediyse yanlıştır diyorlar.Neresi yanlış sözüne ise cevap veremiyorlar.
Bunun adı kimse kusura bakmasın ama yobazlıktır.

talib
28.03.2007, 18:16
türkiye şeyhler, dervişler ülkesi ol(amaz)

Olmuş da senin haberin yok Hudalfa. Bir sen kaldın nasipsiz.. O da normal herhalde..

EbuMahir
28.03.2007, 18:29
Mustafa Islamoglu hatalarida olsa ki cok var yinede iyi birisidir. Onun bazi aciklamalarini cok severim. Ornegin asagida linkini verdigim dersi cok sahanedir. Hepinizin ozelliklede Hudalfa gibi sahte nurcularin muhakkak izlemesini siddetle tavsiye ederim, cunku onlari anlatmis:

http://www.radyo100.com/tefsirdersi/cuma/100k/24-03-06.wmv

talib
28.03.2007, 18:34
Hudalfa gibi sahte nurcularin muhakkak izlemesini siddetle tavsiye ederim..[/URL]

Ne, Hudalfa Nurcu muydu? Hakkında ne sözüm varsa geri alıyorum. Daha laf anlayanına pek denk gelemedim :O Hudalfa hepten umutsuz göründü gözüme. Tabi istisnalar vardır :O

AdigeBatur
28.03.2007, 19:54
Yazıya değil de yazana odaklanmak yanlış, zira Mustafa İslamoğlu hakkında aklımda ciddi soru işaretleri var ama bu doğru tesbitler yapamayacak anlamına gelimiyor...

Yazıya gelince, teşhis doğrudur fakat tedavi husunda hep bir yanı eksik kalıyor. Tariklarda zamanla bozulma hatta bazılarında yozlaşma olmuştur doğrudur ama hangi alanda olmamıştır... Sadece bu olumsuz durum tasavvuf için mi geçerlidir...

İçindeki yanlış örnekler yüzünden tarikatları kökünden silmek ne kadar doğrudur.
Diyeceksiniz ki öyle bir şey söyleyen yok, Belki İslamoğlu olayı bu noktaya getirmemiş ama Hudalfa kardeşimin ulaştığı sonuç şu:
"Türkiye şeyhler ve dervişler ülkesi ol (amaz)"

Kardeş çizgiyi aşma... Sabrın da limiti var...
.

cenk11
28.03.2007, 21:02
Hemen herkesin katılmadığı görüşleri olduğunu ve fakatlı-amalı ilâve cümlelerle pek çok konuşma ve eserini beğendiği de söylediği Mustafa İslâmoğlu'nun;
Kuran'a abdestsiz dokunulup okunabileceğine, kadınlardan peygamberler gelmiş olabileceğine ve İslâmdaki nikâh akdini beğenmediğine, üzerinden bir türlü atamadığı bir Mutezile Mezhebi hayranlığı olduğuna inandığını da biliyor muydunuz ?

Hudalfa
28.03.2007, 21:37
insanın bir görünen yönü vardır. birde görünmeyen yönü. tarikatlarında öyle, aslında herşeyin. kelimenin ruhuhiyet yönüne inersek bilmem dünyanın neresindekilerine. hinte, konfuçyos akımlarında. batıdaki mistik akımların a bd de ki amishlerden tutun cenevredeki masonik örgütlenmelerine kadar hepsine tek bir isimle çağrılıyor tarikat deniliyor ( ha burada inanç denilmek isteniyor ancak) bu kadar çok hemde sahtesinin bir hayli fazla olduğu gözlemleniyorsa bu durumda elbette kimse türkiye nin şeyhler ülkesi olmasını istemez.
alevi tarikatlarınında, islami tarikatlerle uzlaştığı bir çok nokta var. bakın mihr alevilik menşelidir ve bu gün mihrin propagandasını yapanların çoğu alevi kökeknlidir. alevileri malesef yönlendirenlerde atesitlerdir. pir sultan abdal ile halidi bağdadi, mevlana ile şeyh bedrettinde bir tutulmamalı bence. ama araya mutabık tasavvuf anlayışları giriyorsa nakil dini olan islam unutuluyor..
çünkü ruhuhiyette uzakştıkları bir hayli nokta vardır. herkesin ulaşmak istediği bir takım hakikatler vardır. fakat neden gerceklerime saygı duyulmuyorda narkosisin suya bakışı gibi gerceklerime bakılıyor. aksi durum savaşımı gerektirir.

ubeyd_el_turki
28.03.2007, 23:15
Yoksa, insanlara karşı yapılan hatalar dolayısıyla onlara bir şey söylemeden gece sabahlara karşı tevbe etseniz havadır.

Buradaki sözünüzden ötürü mübarek kardeşim, sizinde tevbe etmeniz gerektir.
Çünkü Allah Teala ve Tekaddes Hz.lerinin fiiline kendiniz müdahil oldunuz.

Halbuki Hadis-i Şerif'te buyruldu ki ;

Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Beni İsrail'de birbirine zıd maksad güden iki kişi vardı: Biri günahkardı, diğeri de ibadette gayret gösteriyordu. Abid olan diğerine günah işlerken rastlardı da: "Vazgeç!" derdi. Bir gün, yine onu günah üzerinde yakaladı. Yine, "vazgeç" dedi. Öbürü:


"Beni Allah'la başbaşa bırak. Sen benim başıma müfettiş misin?" dedi. Öbürü:



"Vallahi Allah seni mağfiret etmez. Veya: "Allah seni cennetine koymaz!" dedi. Bunun üzerine Allah ikisinin de ruhlarını kabzetti. Bunlar Rabülâleminin huzurunda bir araya geldiler. Allah Teâla Hazretleri ibadette gayret edene: "Sen benim elimdekine kadir misin?" dedi. Günahkara da dönerek: "Git, rahmetimle cennete gir!" buyurdu. Diğeri için de: "Bunu ateşe götürün!" emretti."
Ebu Hüreyre radıyallahu anh der ki: "(Adamcağız Allah'ın gadabına dokunan münasebetsiz) bir kelime konuştu, bu kelime dünyasını da, ahiretini de heba etti."
Ebu Davud, Edeb 51, (4901).


Mübarek bir başkasının hatası için siz günahları açıcı olmayınız, üstelikte böyle hataya düşmeyiniz, hiç gereği yoktur.

Din bize ait değil ki bizden özür dilensin, biz O'nu tevbe edenlerden bildik, mü'minlerden bildik, öyle ise umulur ki bu hatalarından döner.

Zaten hata edip tevbe eden mü'minler Gaffar olan Allah CC Teala Hz.leri tarafından övülmüyor mu ?

Seyyid Kutub'ta hatasından döndü ancak neşriyatı yayılmış idi.Şimdi "Seyyid Kutub Tevbe etti" ama bunu umuma açıklamadı, sadece yakın dostları bildi diye, o'nun hakkında konuşma hakkı bizde olabilir mi ?

Allah CC Teala ve Tekaddes Hz.lerinin fiiline kendimizi ortak görmeyelim.

Kötülüğü değil ancak doğru sözü hoşgörmekte beis yoktur.Hoşgörülen doğru sözdür.Kelime-i Tevhid'i söyleseler dahi "hayır, sen şundan şundan hatalısın" onlardan dolayı özür dilemezsen bunu da kabul etmeyiz denilebilir mi ?

sadık78
28.03.2007, 23:24
Mustafa İslamoğlu'nu tarikat ve ehli sünnet adına eleştiren insanların İmam gazali'nin el munkız mineddalal isimli kitabını okuyup okumadıklarını merak ediyorum.Okuduysalarda anlamamışlar.Oysa ki o kitap tasavvuf literatürünün önemli kitaplarından biridir.
O eserinde İmam gazali söylenen söze değil de,söyleyene bakanları eleştirir.Gelin görün ki,imam gazali'nin çizgisinden gittiğini söyleyenler söylenene değil,söyleyene bakıyorlar.O söylediyse yanlıştır diyorlar.Neresi yanlış sözüne ise cevap veremiyorlar.
Bunun adı kimse kusura bakmasın ama yobazlıktır.
Bazı arkadaşlar İmam Gazali'yi dinlememekte kararlılar.Üstelik ehl-i tarik olduklarını iddia ediyorlar!
Niye söylenene değil de söyleyene bakıyorsunuz?Söylenene bakmama konusundaki ısrarınız sadece ve sadece İslamoğlu'nun söylediklerinde haklı olduğuna delil olur.
Çünkü gerçekten haklı olan bir insan sözün gücünden korkmaz.Söze karalama ile değil,söz ile karşılık verir.

cenk11
28.03.2007, 23:25
Arkadaşım,
Foruma yeni geldin, tereciye tere satmaya çalışma !
Kul hukuku konusunda Rabbimizin "kul hakkı" dediği olay gündeme gelir. Ancak, Rabbimizin kendi hukunda kuluna karşı dilediği şekilde davranır, kimsenin diyecek bir şeyi olamaz. Bir insan hata veya işlediği suçu insanlara karşı yapmışsa onlardan helâllık almadığı sürece Rabbimizden af dilemesi boşuna olmuş olur. Aynen öyle de, insanları yanlış bir bilgilendirme ile yanıltan kişi de, önce bundan rücu eder ve hangi neşriyatla yanlış beyanda bulunmuşsa, yine aynı o neşriyatla yanlış beyanda bulunduğunu ilân etmelidir. Bizim öğrendiğimiz din bize bu konunun böyle olduğunu bildiriyor.
>Siz hangi dinden ne öğrenmişseniz o bilgiler sizin olsun. Vesselâm.

AşK_€r
28.03.2007, 23:31
Bazı arkadaşlar İmam Gazali'yi dinlememekte kararlılar.Üstelik ehl-i tarik olduklarını iddia ediyorlar!
Niye söylenene değil de söyleyene bakıyorsunuz?Söylenene bakmama konusundaki ısrarınız sadece ve sadece İslamoğlu'nun söylediklerinde haklı olduğuna delil olur.
Çünkü gerçekten haklı olan bir insan sözün gücünden korkmaz.Söze karalama ile değil,söz ile karşılık verir.


doğrucu davut kardeşim...
gerçekten doğruları söyler isen eğer...yoktur sana sözüm:D
lakin haksızlık etme ihvana...kimse islamoğluna kızdığı için yazmıyor burada
hudalfanın o yazıyı halis niyetlemi koyduğunu sanarsın
hudalfa tasavvuf bölümüne yazmazdan 1 gün evvel...hirahos abime kendince kızıp...gıyabında tüm tasavvuf ehlini sevmediği nefret ettiği gibi(yada buna benzer tam hatırlamıyorum) sözler etmiş...nerede...?
galiba risale bölümünde olması lazım...okuyabilirsiniz...
hal böyle iken....
hüdalfanın burada bu bölümde bulunuş amacı belli iken..
sadece tasavvuf ehline yüklenmek niye......?

hiç
29.03.2007, 00:00
doğrucu davut kardeşim...
gerçekten doğruları söyler isen eğer...yoktur sana sözüm:D
lakin haksızlık etme ihvana...kimse islamoğluna kızdığı için yazmıyor burada
hudalfanın o yazıyı halis niyetle mi koyduğunu sanarsın..?
hudalfa tasavvuf bölümüne yazmazdan 1 gün evvel...hirahos abime kendince kızıp...gıyabında tüm tasavvuf ehlini sevmediği nefret ettiği gibi(yada buna benzer tam hatırlamıyorum) sözler etmiş...nerede...?
galiba risale bölümünde olması lazım...okuyabilirsiniz...
hal böyle iken....
hüdalfanın burada bu bölümde bulunuş amacı belli iken..
sadece tasavvuf ehline yüklenmek niye......?

ben de bu düşünceye ifrit oluyorum :mad:
yaff art-niyetlice astı yazıyı tmm hirahos abiyle husumeti vardı yoktu yada başka sebepler her ne ise..neden dogrucudavut'un dedigi söylenilenler üzerine degilde kişiler üzerine yorum yapılıyor geneline bakılırsa..bu ne kadar dogru düşünmek gerek :thinking:
ve birde madem her tasavvuf aleyhine yazı asanlar halis niyetle yazmıyorlar:D siz hatalarını dile getirebilme yürekliligi ve islah yollarını gösteriveriniz daha iyi olmaz mı..?:pokey:

ubeyd_el_turki
29.03.2007, 08:02
Bizim öğrendiğimiz din bize bu konunun böyle olduğunu bildiriyor.
>Siz hangi dinden ne öğrenmişseniz o bilgiler sizin olsun. Vesselâm.

Allah CC selamet versin...

cenk11
29.03.2007, 09:06
Müslümanlar şayet diğer kardeşlerini hangi hususta olursa olsun yanlış bilgilenmelerine ve itikadına sebep olmuşlarsa bu durumun zail ve izale olabilmesi için, yanlış bilgilendirmede bulunan şahsın hatasından döndüğünü KAMUOYUNA AÇIKLAMASI GEREKİR VE ESASEN BU ŞARTTIR. Çünkü, yanlışından döndüğünün anlaşılaması ve hakkında diğer insanların sû-i zan'da bulunmamaları ancak bu şekilde önlenmiş olur. Eğer, bu yapılmazsa, telkin edilen ve yanlış bilgilendirilen insanlar şayet onun dediklerini yapmaya devam edecek olurlarsa, onların işlemiş olduklaraı hata ve seyyieler dahi yanlış ve hata yapan şahsın defterine de yazılır.
Mesele bundan ibarettir.
Şimdi, bütün arkadaşlara soruyorum :
Yanlış yaptığı ve meseleleri yanlış gündeme getirerek yorumları hatalı olan birini savunmak uğruna forumdakileri bu derece meşgul etmek ve tartışmayI gereksiz yere uzatmak güzel bir haslet olabilir mi ?
Kimse hoşgörülü ve merhametli olduğunu ihsas etme adına, buraya yanlış yorum ve değerlendirmeler asmamalıdır diye düşünüyorum.
Benim içİn konu artık kapanmıştır.

Hudalfa
29.03.2007, 11:04
Allah bize yeter. ama hala atalarının dininden taviz vermeyecekler bir hayli fazla. Rabbimiz diyor ki babalarınızı andığınız gibi beni anın yani Allaha zikir bu şekilde yapılır. bir baba nasıl anılır ki rab da baba gibi anın diyor beni??
biz 24 saat hu çeker, bağırarak, bilmem ne yaparak değil, babalarımıza karşı taşıdığımız sorumlulukla onlara karşı duyduğumuz bilinçle aynen rabbimize sorumluluk ve bilinç duyarız. said nursi (r.a) dediği gibi her şey lisan ı hal ile Rab bini zikretmektedir. bizde öyle yapalım inş..

talib
29.03.2007, 11:49
Hudalfa mesajların öncesine bakmadan son mesajına göre yazıyorum. Ne alaka..

Sizin tarikatlara ve ehli tasavvufa karşı bakışınız bu ise, bu durum sizin gözlerinizin şaşılığındandır.. Yoksa tasavvuf yolu, İslam'ın özü mesabesindedir. Siz mürşidlere yol yordam öğreteceğinize, Saidi Nursi gibi, tarikatta nasibi olanları bir kamil mürşide yollayın. Yol kesmeyin.. Pek beğendiğin Üstad öle yapardı. Yetişemedin de Üstad'ı uyaramadın herhalde..

kays
29.03.2007, 11:53
Tasavvufu, kaba ölçülerle anlamak imkânsızdır. Zîrâ Tasavvuf, gönül ufkuna âit bir hâdise olup temel harcı aşk ve muhabbettir. Muhabbetten nasîbsiz kimselere o ne kadar anlatılsa fayda vermez. Bu, tıpkı doğuştan gözleri görmeyen bir insana renk târif etmek gibi faydasız bir çaba olur.
Tasavvufun hedefi ise, kemâl sıfatlarla muttasıf, noksan sıfatlardan münezzeh ve müteâl olan Allâh'ı kalben de tanıyabilmek, yâni mârifetullâhtır.

AdigeBatur
29.03.2007, 13:05
biz 24 saat hu çeker, bağırarak, bilmem ne yaparak değil...

Hu çekmenin nesi seni rahatsız ediyor, Bağırarak ibadet olmaz mı kişi ibadet ederken kendinden geçemez mi? Bırakın bu basit tarikat düşmanlığını...
Niye Zikir ederken bağırıyorsunuz (haşa) Allah sizi duymuyor mu cinsinden saçma ifadelerle mantığın aciz çemberinde tasavvufu yorumlamaya çalışmayın... Allah bizi heryer de ve herzaman duyar, Ehl-i tasavvufun cehri zikrinin nedeni Sesi Allah'a değil nefsine duyurmaktır, amaç nefisleri uyandırmaktır... Unutmayın ki Kabe'de insanlar kendilerinden geçmiş bir halde "lebbeyk" diye nida eder, (haşa) onları Allah duymuyor da mı bağırıyorlar. Böyle saçma şey mi olur.

Dostumuz "Allah bize yeter" demiş. Bunu inkar eden mi var, Allah'tan başkasına dayanan ve güvenen mi var. Haşa Tasavvuf ehli şeyhlerine mi tapıyor (Hafazan Allah)... İnsanlar Kabeyi ziyaret ediyor, tavaf ediyor haşa bu ibadet kabenin taş yapısı için mi Yoksa Allah için mi...

Şimdi cahil bir kısım taife tutupta Şeyhi kabeye benzetti demesin. Lütfen daha da saçmalamayalım...

Tasavvuf hal ilmidir kitaptan öğrenilmez... Üç kitap okuyup Ahkam kesmenim lüzümü yok...

.

kays
29.03.2007, 13:12
Amelsiz ilimden allaha sığınırız.

Sual: Âlimler günah işlese de çaresini bilir deniyor. Bilerek günah işlemek uygun mudur?

CEVAP
Âlimler iki türlüdür. Birincisinin maksadı yalnız Allah rızasıdır. İkincisi, ilmini dünya menfaatine alet eder. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Âlim, iki türlüdür: Bir kısmı, ilmi ile Allah’ın rızasını ister. Onu paraya değişmez, tamahkâr değildir. Bir kısmı da ilmi ile dünya menfaatini kasteder, onu paraya değişir, tamahkâr olur, ilmini Allah’ın kullarından esirger. İşte böyle kimseye kıyamette ateşten gömlek giydirilir.) [Deylemi]

(Cehennem zebanileri, günah işleyen hafızlara, puta tapanlardan daha önce azap yapar. Bilerek yapılan günah, bilmeyerek yapılandan daha kötüdür.) [Taberani]

(Kıyamette en şiddetli azap, ilmi kendisine faydası olmayan din adamına olur.) [Taberani]
(İlmini, insanlara öğretmeyene, kıyamette ateşten yular bağlanır.) [Tirmizi]

(Mirac gecesinde ateşten makasla kendi dudaklarını kesenleri görüp kim olduklarını sordum. "İlmi ile amel etmeyen din adamlarıdır" dendi.) [Buhari]

(Ahir zamanda ibadet edenlerin çoğu, din cahili olacak, din adamlarının çoğu da fasık olacaktır.) [Hakim]

(Âlimlerin kötüsü, insanların en kötüsüdür.) [Deylemi]
(Amelsiz âlim, mum gibidir, kendini yakar, insanları aydınlatır.) [Bezzar]

Hz. Ammar bin Yaser, maldan başka düşünceleri olmayan, oldukça cahil ve vahşi bir kavmin halini anlatınca, Peygamber efendimiz buyurdu ki:
(Ya Ammar, bundan daha acayibi, onların bilmedikleri nice bilgilere vakıf olup da, onlardan daha gafil yaşayanların bulunmasıdır.) [Bezzar]

antioxidan
29.03.2007, 13:15
Hudalfa kardeşi ben anlayabiliyorum.

durup dururken girmedi bu meseleye.

öncesi var işin...

tasavvuf erbabı sıfatını öne çıkaran kardeşlerimizin özellikle nur talebelerine yaklaşım tarzı ve sonrasında kendilerine eleştiri getirenlere bazen uslubu bozarak hitapları, görünen o ki onu delirtti :)

kim olsa delirir...

sonra o hal ile dedikleri hükümsüzdür nazarımda...

evet sevgili kardeşler

bir miktar özeleştiri yapmanın ve çuvaldız batırmadan millete, iğneyi kendimize batırmanın bir zararı olmasa gerek...

'incinme incitenden ve incitme'

AdigeBatur
29.03.2007, 13:38
İsmail Abi hakılısın...
Ama pireye kızıp yorgan yakmanında alemi yok. Misilleme yapıcam diye insanların zihnini bulandırmamak lazım. Ben bahsettiğin öncesi olan mevzuda da çoğu kez hudalfaya hakvermiştim. Ama bu işin tadı kaçmaya başladı...
.

antioxidan
29.03.2007, 13:42
ne demiş osman gazi

bundan sonra kızgınlık bize, sakinlik sana...

ummuhan
29.03.2007, 14:27
ne demiş osman gazi

bundan sonra kızgınlık bize, sakinlik sana...

YA SABR!

Amma bir de dervişlik var ismailarslan bey.... derviş olup

" sen derviş olamazsın, sen hakkı bulamazsın" diyebilmek de var...... :)

EbuMahir
29.03.2007, 15:20
Hudalfa kardeşi ben anlayabiliyorum.

durup dururken girmedi bu meseleye.

öncesi var işin...

tasavvuf erbabı sıfatını öne çıkaran kardeşlerimizin özellikle nur talebelerine yaklaşım tarzı ve sonrasında kendilerine eleştiri getirenlere bazen uslubu bozarak hitapları, görünen o ki onu delirtti :)

kim olsa delirir...

sonra o hal ile dedikleri hükümsüzdür nazarımda...

evet sevgili kardeşler

bir miktar özeleştiri yapmanın ve çuvaldız batırmadan millete, iğneyi kendimize batırmanın bir zararı olmasa gerek...

'incinme incitenden ve incitme'

Dediklerine yuzde yuz katilirdim eger hudalfa niyetinde samimi olsaydi ama ben onun samimi olmadigindan eminim onun icin kusura bakma bu gorusune katilamiyorum.

Hudalfanin diger mesajlarina bakarsan onun aslinda Said Nursi Hazretlerine cok cok uzak oldugunu gorursun.

Saygilarimla...

Murat Sâki
29.03.2007, 15:28
Konunun başlığı değiştirilmiştir.Belki de bu kadar tefrikaya neden olması "Konu başlığı"ndan dolayıdır.

"Tarikatlar Hakkında"
...

__verda__
29.03.2007, 15:30
[QUOTE=AdigeBatur;227095][COLOR="Sienna"][B]

Hu çekmenin nesi seni rahatsız ediyor, Bağırarak ibadet olmaz mı kişi ibadet ederken kendinden geçemez mi? Bırakın bu basit tarikat düşmanlığını...
Niye Zikir ederken bağırıyorsunuz (haşa) Allah sizi duymuyor mu cinsinden saçma ifadelerle mantığın aciz çemberinde tasavvufu yorumlamaya çalışmayın... Allah bizi heryer de ve herzaman duyar, Ehl-i tasavvufun cehri zikrinin nedeni Sesi Allah'a değil nefsine duyurmaktır, amaç nefisleri uyandırmaktır... Unutmayın ki Kabe'de insanlar kendilerinden geçmiş bir halde "lebbeyk" diye nida eder, (haşa) onları Allah duymuyor da mı bağırıyorlar. Böyle saçma şey mi olur.

Dostumuz "Allah bize yeter" demiş. Bunu inkar eden mi var, Allah'tan başkasına dayanan ve güvenen mi var. Haşa Tasavvuf ehli şeyhlerine mi tapıyor (Hafazan Allah)... İnsanlar Kabeyi ziyaret ediyor, tavaf ediyor haşa bu ibadet kabenin taş yapısı için mi Yoksa Allah için mi...

Şimdi cahil bir kısım taife tutupta Şeyhi kabeye benzetti demesin. Lütfen daha da saçmalamayalım...

Tasavvuf hal ilmidir kitaptan öğrenilmez... Üç kitap okuyup Ahkam kesmenim lüzümü yok...

hiç
29.03.2007, 15:31
konunun başlıgını yalnış degiştirmişsin kardeşlik konu başlıgı
"hudelfa" olmalıydı..
hayret ve dehşet içinde takip ediyorum yazılanları..

albay_hasan
29.03.2007, 15:34
Allah'ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.


Konuyu takip ediyoruz ve katılımcı arkadaşların aynı zamanda ufkumuzu ve bakış açımızı genişleten zenginliklerinden istifade ediyoruz.

Mesele bizim anlayışımızla biraz farklıdır. Bu arada cenk11 isimli katılımcının bir tesbitini dikkate şayan buluyoruz. Kişi eğer toplumda bir sıfat kazanmışsa artık tek başına değerlendirilemez, sosyolojik olarak ele alınmalıdır. Her ne kadar doğru tesbitleri de varsa da yanlış tesbitleri neticesinde enazı fikir bulanıklığına düşürdüğü ondan istifade eden insanların hakkını ödemek adına ve kırdığı cevizleri telafi adına bunları ifşa ve zahir etmeden tövbenin makbuliyeti ve samimiyeti şüphelidir. Biz tövbenin makbuliyetini Allah'a (c.c) havale ederiz ama samimiyeti değerlendirmek zorundayız. (kıldığı her namazda tövbe ediyor anlamında)

Geçmiş ehl-i sünnet ulemasının kelamlarıyla olaya bakmanın gerekli olduğu fikrindeki arkadaşlara şunu diyebiliriz. Bazı kelamları her zemin ve zamana göre mutlaklaştırıcı düşünmemek lazım. Evet insana düşen şahıslarla değil fikirlerle mücadeledir ama... Dikkat ediniz ki fikri sunan bir doğru ortaya koyuyor. Ama aynı doğruyu sunarkende daha önceki çarpık fikirlerini muhafaza ediyor.

Şimdi bu doğruyu ele aldığımızda o fikrin sahibiyle bir iletişim hasıl oluyor.
Bu iletişim bizlerin ruh dünyasında olan bir iletişim.. Bunu açarsak burdaki teşekkür butonlarını örnek verebiliriz.. Kalp ''KULP'' olduğundan meyillidir.

Bu iletişim belki muhabbete, belki de düşmanlığa dönüşebilir. Bu insanların iç dünyasının halidir bilemeyiz.. Ama ikisinden biri olabilme dahilindedir ve kuvvetle muhtemeldir.

Bizim anlatmak istediğimiz iletişimi muhabbete dönenlerdir. Bu muhabbetle birlikte şahsın eğer Hakkı veya batılı ayırma kabiliyeti gelişken ve bilinçli değilse ne olacak?

Bu muhabbet diğer yanlış fikirleri de kabul etme kapısını açmazmı? (Ki muhabbet yaradılış sebebi ve her işin aslı gibidir) Bu doğruların bu kapıyı açmak için ortaya konan bir taktik olmadığını nerden bileceğiz?

Bahse konu şahız madem bir alime, veliyullaha muhabbet babında bir şiir kaleme almıştır... Sormazlarmı ki seven sevdiğinin haliyle hallenir? Bu şiirin de aynı taktiğin bir parçası olmadığını nerden bileceğiz? (Su-i zandan Allah'a sığınırız olabilirlik ve geniş anlamda yazıyoruz)

Devletçilik de bir kaide vardır.. Şahısların niyetine bakılmaz. Verdiği kar ve zarar gözönüne alınır. Bizlerde müslümanlar olarak bu konulara bu gözle bakmalıyız. Çünkü bir mü'minin gözünde diğer bütün mü'minler tek millettir.. Küfrün tek millet olduğu gibi..

İslami oluşumlar hakkında entellektüel boyutta eleştiriler ve analizler yapar gibi görünürken kendi inandığı davaya davet etmek, olmadığı mevkiyi oluyormuş zannıyla hareket etmek, bu eleştirilere ilmi çözümler değil, kültürel çözümler üretmek... Bunlar düşünülmesi gereken konulardır. Hem Rasulullah'ın (a.s) son peygamber olduğuna iman edeceksiniz.. Hem onun Kıyamete kadar olan bütün tesbitlerini doğru kabul edeceksiniz.. Hem de bunu O'nun sevdiklerinin düşmanlığını yapan bir akımın içerisinde bulunarak ve O'nun öğretilerinde (bu çözümleri) değil, kendi kültürünüzde sunacaksınız...


Biz böyle bir yerden gelen doğruları kabul ederiz ama.. Şahsı övmek adına, yada bu niyetle bile olmasa sonuçta buna temayüllü kelimeler kullanmamaya gayret ederiz. Çünkü bu doğrular zaten bizim doğrularımız.. Bunları o şahsın sunması ona ait olduğunu göstermez.

Bu anlamda bir Hadis-i Şerif :*

"Hikmetli söz MÜ'MİNİN YİTİĞİDİR. Onu nerede bulursa, onu hemen almaya ehaktır."


Saygılarımla



*Biz yukardaki hadisi şerifi ''İlim mü'minin yitik malıdır nerde bulursa alır'' şeklinde yazmıştık. Aklımızda öyle kalmıştı. Sonra dikkat ettik ki kütüb-ü sitte'de hadis böyle geçiyor, düzelttik (hadis no:4115). Başta Resulullah (a.s) Efendimiz'den af diler, sonra da katılımcı kardeşlerimizden özür dilerim.

cenk11
29.03.2007, 15:42
alıntı-albay_hasan
Bu muhabbet diğer yanlış fikirleri de kabul etme kapısını açmazmı? (Ki muhabbet yaradılış sebebi ve her işin aslı gibidir) Bu doğruların bu kapıyı açmak için ortaya konan bir taktik olmadığını nerden bileceğiz?
Bahse konu şahız madem bir alime, veliyullaha muhabbet babında bir şiir kaleme almıştır... Sormazlarmı ki seven sevdiğinin haliyle hallenir? Bu şiirin de aynı taktiğin bir parçası olmadığını nerden bileceğiz? (Su-i zandan Allah'a sığınırız olabilirlik ve geniş anlamda yazıyoruz)


İşte şuur ve işte makul düşünce !
Kardeş, bir konu ancak bu kadar yalın ve vazıh bir şekilde aydınlatılabilirdi.
Gönlüne, dimağına ve ellerinize sağlık ...

antioxidan
29.03.2007, 18:07
YA SABR!

Amma bir de dervişlik var ismailarslan bey.... derviş olup

" sen derviş olamazsın, sen hakkı bulamazsın" diyebilmek de var...... :)

yunus ne güzel söylemiş...

o mısralar zatına nasihatıydı efendim.

der ki yani: ah yunus ah! sen kim dervişlik kim!

koca yunus böyle söylüyorsa artık, yoruma ne hacet...

haddizatında her nasihatı kendimize yapılmış olarak addetmekte ciddi faydalar var.

sadık78
29.03.2007, 18:07
Mustafa İslamoğlu'nu tarikat ve ehli sünnet adına eleştiren insanların İmam gazali'nin el munkız mineddalal isimli kitabını okuyup okumadıklarını merak ediyorum.Okuduysalarda anlamamışlar.Oysa ki o kitap tasavvuf literatürünün önemli kitaplarından biridir.
O eserinde İmam gazali söylenen söze değil de,söyleyene bakanları eleştirir.Gelin görün ki,imam gazali'nin çizgisinden gittiğini söyleyenler söylenene değil,söyleyene bakıyorlar.O söylediyse yanlıştır diyorlar.Neresi yanlış sözüne ise cevap veremiyorlar.
Bunun adı kimse kusura bakmasın ama yobazlıktır.

Aynı minval üzerine yazıp İmam Gazali'yi dinlememekte ısrar ediyorlar.Üstüne üstlük birbirlerine gaz veriyorlar.Ama unutmasınlar ki bu gazların hiç biri ahirette geçerli değil.Hala Mustafa İslamoğlu'na cevap niteliğinde bir kelam edebilmiş değiller.Varsa yoksa çamur at,izi kalsın taktikleri..
Yani acizlik*acizlik içindeler..Ehl-i tasavvufum diyen insanlardan daha fazla performans beklerdim doğrusu!Yok mu söze karşı sözünüz.Söyleyenle uğraşmaktan başka bir şey bilmez misiniz?

antioxidan
29.03.2007, 18:10
Aynı minval üzerine yazıp İmam Gazali'yi dinlememekte ısrar ediyorlar.Üstüne üstlük birbirlerine gaz veriyorlar.Ama unutmasınlar ki bu gazların hiç biri ahirette geçerli değil.Hala Mustafa İslamoğlu'na cevap niteliğinde bir kelam edebilmiş değiller.Varsa yoksa çamur at,izi kalsın taktikleri..
Yani acizlik*acizlik içindeler..Ehl-i tasavvufum diyen insanlardan daha fazla performans beklerdim doğrusu!Yok mu söze karşı sözünüz.Söyleyenle uğraşmaktan başka bir şey bilmez misiniz?

azizim, islamoğlu ilgili yazısında doğru sözler söylemiş. biz de beğenimizi ve tasdikimizi ilgili yazıya ifade ettik. şimdi ne yapmamız lazım? islamoğlu'nun (kalpleri Allah bilir) kalbi kirli arkadaş, biz ondan çıkan her sözü reddederiz çılgınlığını bizden beklemiyorsunuz herhalde...

AdigeBatur
29.03.2007, 18:45
Ya davut kardeş ne yapsak sana yaranamıyoruz...

Forumda küçük bir arama yaparsan islamoğluyla ilgili gerekli tartışmanın yapıldığını fikirlerin aktarıldığını görürsün... yok üşeniyorsan ben aktarayım buraya öyle oku...

Şimdi ben ne söylesem yine kabahat olur...
.

hirahos
29.03.2007, 19:24
:)

doğrucudavut üstad, kaçırmışız, malum, konular hızla akıyor.. Serde de biraz yaşlanma alametleri belirdi.. Sen İmam Gazali'nin sözlerini bir dahi versene, sana zahmet? Bir de sen o sözü nasıl anladığını ifade edersin inşallah..

sadık78
29.03.2007, 19:54
:)

doğrucudavut üstad, kaçırmışız, malum, konular hızla akıyor.. Serde de biraz yaşlanma alametleri belirdi.. Sen İmam Gazali'nin sözlerini bir dahi versene, sana zahmet? Bir de sen o sözü nasıl anladığını ifade edersin inşallah..
"Akıllı adam esasen hakkı tanır.Bir söz işittiği zaman ona bakar.Hak ise kabul eder.Söyliyen,ister bozuk fikirli bir kimse olsun,ister doğru düşünceli.Hatta çoğu kere sapık kimselerin sözlerinden hakikati çıkarmaya çalışır." Gazali el munkız.. sy.38

Tarikat ehli olan insanların bu söze göre amel etmeleri lazım.Söyleyene değil,söylediğine bakmalılar.Tasavvuf terbiyesi bunu gerektirir.Aksine davrananlar tasavvufun kışrında kalan Cahillerdir.Cahiller, söylenene değil,söyleyene bakarlar.Tasavvuf büyüklerinin sözlerini değil,kendi dar akıllarını dinlerler.

Şu tartıştığınız meselede de çoğu kişi Mustafa İslamoğlu söylüyorsa yanlıştır diyor.Başka bir şey demiyor.Yazık kere yazık.

hirahos
29.03.2007, 20:25
Söz muhteşem güzel bir söz.. Bu söze itiraz edilmez, edilemez ki..

Hatta İbni Arabi Hazretleri buyurur, "felsefe bataklığında bocalayan kimselerden dahi hak ve isabetli görüş çıkabilir.. Külliyen red edilmez"

Mustafa İslamoğlu'nun söylediği hakkı, isabetli sözü, sırf kimliğinden dolayı red eden varsa evet yanlış yapıyor üstadım.. Sana iştirak ediyorum..

Ellerine sağlık..

cenk11
29.03.2007, 20:38
HİÇBİR AVCI, AVININ SEVDİĞİ ŞEYLERİ GÖZ ARDI EDİP İLGİLENMEYECEK KADAR KERİZ DEĞİLDİR.

talib
29.03.2007, 21:01
cenk11 kardeş anlaşılan sen Mustafa İslamoğlu'nun görüşlerinde samimi olduğuna inanmıyorsun. Dolayısıyla doğruda söylese de, madem bilerek yanlışda, hiçbir sözüne itibar etmeyelim diyorsun. Eğer bu kişinin durumu gerçekten böyle ise hakkın var. Fakat diğer arkadaşlar, samimi ama yanılgı içerisinde gördükleri için, doğrusunu alalım, yanlışını bırakalım diyorlar. Ya da bana öyle geliyor :D

albay_hasan
29.03.2007, 21:07
Aynı minval üzerine yazıp İmam Gazali'yi dinlememekte ısrar ediyorlar.Üstüne üstlük birbirlerine gaz veriyorlar.Ama unutmasınlar ki bu gazların hiç biri ahirette geçerli değil.Hala Mustafa İslamoğlu'na cevap niteliğinde bir kelam edebilmiş değiller.Varsa yoksa çamur at,izi kalsın taktikleri..
Yani acizlik*acizlik içindeler..Ehl-i tasavvufum diyen insanlardan daha fazla performans beklerdim doğrusu!Yok mu söze karşı sözünüz.Söyleyenle uğraşmaktan başka bir şey bilmez misiniz?


Sn.Katılımcı


Biz kendimiz adına bahsi geçen şahsın doğrularına ''doğru değildir'' demiyoruz. Yani İmam-ı gazali Efendimize bu babta bir muhalefetimiz olamaz.

Yazımızın son paragrafında ne dediğimiz fikri olarak nettir. Ehl-i Tasavvufun acizlik içinde olması Allah'a (c.c) karşıdır, edebindendir. Şahsa bu babta diğer çarpık islami fikirleri hakkında söylenmiş reddiyeler vardır.

Biz olaya toplumsal tahrif babından bir bakış açısı getirmek istedik. Şahsın kim olduğu ferdi olarak bizi ilgilendirmez.Ama eğer dini ahkamlar kesiyorsa... O şahsın yeterliliği sorgulanmalıdır. Bu, ümmetin karanlıklarda kalmaması için bu elzemdir. Doğru olan bir fikrine sırf şahsı tasdik etmeme adına muhalefet etmeyiz. Fakat aynı şahısın, doğruluk derecesi Ehl-i Sünnet alimlerince icma ile sabit olan meselelerin rükünlerini, içinde bulunduğu akıma yönelik fikirlerle bulandırmasına karşıyız. Bu akımdan muhtemelen etkilenebilecek Ehl-i Sünnet inancını taşıyan ilmi yetersiz kardeşlerimizin kafalarının karıştırtılmasına karşıyız. Önceden bu görevi devlet kendi eliyle yaptırırdı. fakat malumunuz ortam bellidir. İş Alimlere kalmıştır.Şahsa cevap niteliğinde yazılmış bazı görüşler yazılar vardır. Ehl-i Sünnet ulemasının açıklamadığı veya cevap veremediği hiçbir mesele yoktur. Bu mevzuda karışıklık çıkarmak isteyenler,çabalayanlar yaptıklarıyla kalırlar.

Dikkat ederseniz şahıs yazısında dini bir meseleye açılım getirmiyor, dini müesseselerin yanlış tanıtılmasının sebep ve önlemlerini kendi bakış açısıyla değerlendirip sunuyor. Yazı ilmi bir yazı değil, kültürel, fikri bir yazıdır. Ehl-i Tasavvuf bunun neresine cevap verecektir?

Sonuç olarak doğrular doğrudur.. Ama doğruları söyleyenlerin bu söylem çabalarının hangi akla hizmet ettiği ve gayeleri de önemlidir diyoruz. Formu tararken Seyidabdullah nam bir katılımcının açmış olduğu ama kimsenin ya görmediği ya da rağbet etmediği bir başlık var ki; Biz de buna bakarak bu forumdakileri genelleyip şahsın sorduğu sorulara cevap veremeyenleri acizliklemi suçlamalıyız. Demek ki herşeyi herkes bilemiyor.

Saygılarımla

Hudalfa
30.03.2007, 10:31
Hu çekmenin nesi seni rahatsız ediyor, Bağırarak ibadet olmaz mı kişi ibadet ederken kendinden geçemez mi? Bırakın bu basit tarikat düşmanlığını...
Niye Zikir ederken bağırıyorsunuz (haşa) Allah sizi duymuyor mu cinsinden saçma ifadelerle mantığın aciz çemberinde tasavvufu yorumlamaya çalışmayın... Allah bizi heryer de ve herzaman duyar, Ehl-i tasavvufun cehri zikrinin nedeni Sesi Allah'a değil nefsine duyurmaktır, amaç nefisleri uyandırmaktır... Unutmayın ki Kabe'de insanlar kendilerinden geçmiş bir halde "lebbeyk" diye nida eder, (haşa) onları Allah duymuyor da mı bağırıyorlar. Böyle saçma şey mi olur.

Dostumuz "Allah bize yeter" demiş. Bunu inkar eden mi var, Allah'tan başkasına dayanan ve güvenen mi var. Haşa Tasavvuf ehli şeyhlerine mi tapıyor (Hafazan Allah)... İnsanlar Kabeyi ziyaret ediyor, tavaf ediyor haşa bu ibadet kabenin taş yapısı için mi Yoksa Allah için mi...

Şimdi cahil bir kısım taife tutupta Şeyhi kabeye benzetti demesin. Lütfen daha da saçmalamayalım...

Tasavvuf hal ilmidir kitaptan öğrenilmez... Üç kitap okuyup Ahkam kesmenim lüzümü yok...

.
yorumlar,algılayışlar kişilere göre değişebilir ki bu gün bu kadar farklı görüş mevcuttur insanoğlunda. mesala benim düşünceme göre basit ama anlamsız şeylerin topyekün bir yaşamı mahvedebildiğidir. büyük sonsuzluk içinde yaşantımız öyle sınırlıki bize şerbet diye sunulan güzelliğin aslında gelecekte mideyi bulandıracagıdır. bağırarak ibadet olmaz efendim. ibadet Rab be gösterilen saygı belirtisidri ki her saygı da olduğu gibi Rabbe e olan saygı ölçüsüde nizamlı olmalıdır. ki Rabbin davetine icabet ancak rabbin belirlediği ölçülerle olur.22/HAC -67: Ve Biz, bütün ümmetler için mensek (tek bir şeriat) tayin ettik. Onlar, onunla amel ederler. Öyleyse emrim konusunda seninle niza etmesinler (çekişmesinler). Sen, Rabbine davet et. Muhakkak ki sen, mutlaka mustakîm (Allah'a doğru istikametlenmiş) olan hidayet üzeresin .hafakan diyebilirdin sen şuna ama her hafakanda ibadet değildir. çizgileri sağlıklı gözlemlemek gerekiyor. düşünkü toplumun hepsi şiş le veya anormal ritm lerle ibadet ediyor.. götüreceği sonuc ne olur sence? ben söyklüm.. direkmen cahileyyee..
farkında olan insan için Allah yeter. başka ne aranır her şey heves Allah bes tir. yeter bize. şahdamarımızdan daha yakındır. daha başka alışkanlıklara ne hacet. en ufak bir aracı bile kişiyi muptelalalığa götürebilir ki muptelalıklar dini yaşamın önünde en büyük engeldir. alışkanlıkların önemsemekla bir hayli alakası olduğunu düşünüyorum ben.

ehli tasavvufunun cehri zikir yapamsını nefsini uyandırmaya bağlamışsın ki bu durum tümüyle vahdeti vucud inancını taşıdığınızı gösteriyor. hani vahdeti vucutta. Allah yaratandır, insanda yaratılandır dolayısı ile yaratılan yaratanın yansımasıdır. haşa sen kendi nefsini Rap lemi özdeşleştiriyorsun. metafizik boyutta inan bu mana çıkartılıyor. eğer nefis böyle uzalşatırılacaksa Rab ile . ya nefsi tanımıyoruz yada öz sel devinimlerden bi haberiz. nefsi tanımayanların gerceklerede saygısıda yoktur. -tıpkı benim kac yüz kitap okuduğumu bilmeyip 3-5 kitap okumuşsun diyen önyargı sahibi gibi-.. kendişinide tanımıyodur. oysa Allah en başta sorumluluk duygusunu tattırmak istiyor kullarına. abd lilerin bir sözü vardır. 'omahadan kozasından kaçıp, havada uçan uçağın motoruna çakılıpta, motoru bozup newyorkta çakılmasını önlemek kadar önemlidir sorumluluk duygusu. öyle olmasaydı peygamber neden islam devletleri kurma girişimlerinde bulunsunki. sağa sola elçiler, seriyyler göndersindirki?.. güneşi sağ, ay ı sol elime verseler bu davamdan vazgecmem desinki. pekala kabiliyet, zeka ve ruhi donanımlarıyla rahat rahat insanları başka şekillerde yönlendirebilirdi. YASİN -61: Ve Bana kul olun! demiştir allah. bunu peygambere dememiş. peygamberin sathında peygamberin sathında bütün insanlara demiştir. ya olacaksın yada olacaksın..

ummuhan
30.03.2007, 10:39
ehli tasavvufunun cehri zikir yapamsını nefsini uyandırmaya bağlamışsın ki bu durum tümüyle vahdeti vucud inancını taşıdığınızı gösteriyor. hani vahdeti vucutta. Allah yaratandır, insanda yaratılandır dolayısı ile yaratılan yaratanın yansımasıdır. haşa sen kendi nefsini Rap lemi özdeşleştiriyorsun. metafizik boyutta inan bu mana çıkartılıyor. eğer nefis böyle uzalşatırılacaksa Rab ile . ya nefsi tanımıyoruz yada öz sel devinimlerden bi haberiz. nefsi tanımayanların gerceklerede saygısıda yoktur. -tıpkı benim kac yüz kitap okuduğumu bilmeyip 3-5 kitap okumuşsun diyen önyargı sahibi gibi-.. kendişinide tanımıyodur. oysa Allah en başta sorumluluk duygusunu tattırmak istiyor kullarına. abd lilerin bir sözü vardır. 'omahadan kozasından kaçıp, havada uçan uçağın motoruna çakılıpta, motoru bozup newyorkta çakılmasını önlemek kadar önemlidir sorumluluk duygusu. öyle olmasaydı peygamber neden islam devletleri kurma girişimlerinde bulunsunki. sağa sola elçiler, seriyyler göndersindirki?.. güneşi sağ, ay ı sol elime verseler bu davamdan vazgecmem desinki. pekala kabiliyet, zeka ve ruhi donanımlarıyla rahat rahat insanları başka şekillerde yönlendirebilirdi. YASİN -61: Ve Bana kul olun! demiştir allah. bunu peygambere dememiş. peygamberin sathında peygamberin sathında bütün insanlara demiştir. ya olacaksın yada olacaksın..



Süpermen kardeş cehri ya da değil ZİKR in şekli ne olursa olsun .... ZİKR bu nesi yanlış? Ve Zikr eden KUL dur zaten.....

Hudalfa
30.03.2007, 10:48
zikrin bir anlamıda ' ikra' olsa gerek!.. birçok manalarıyla birlikte 'hatırlamak, anmak' manalarınıyla öne çıkıyor. birisi oku yarak, tefekür ederek allah ı zikreder. diğeri allah kelimesisini tekrar ederek zikir eder. oysaki beynimizin bir köşesinde Allah ın varlığı zaten sabit ve kaimdir. birisi yaratana olan şükrünü eda edebilmek için yaşamını disiplinize edip, ruh unu arındırma çabasına girişmişse okuyarak, tefekkür ederek kısaca değerleri yaşayarak bana göre en anlamlı zikri ediyodur. dervişin fikir ne ise, zikri de odur. fikri şeyh ise, şeyhini ruyada görme arzusu ise:) zikride odur. muritler arasında bu tür menkibe, hikaye ve efsane lere bir hayli fazla rastlıyoruz. zamanla bu efsanelerin ibadet olmayacagını kim kesitirebilir.?
adigebatur rumuzlu şahış cebri zikir (ibadetinde!) ne var diyorsa. mutlaka bu fikrini şeyhinden almış olmalıki. bu zikir tarzı fikre dönüşmüş..

AdigeBatur
30.03.2007, 16:27
[QUOTE=Hudalfa;228016] ehli tasavvufunun cehri zikir yapamsını nefsini uyandırmaya bağlamışsın ki bu durum tümüyle vahdeti vucud inancını taşıdığınızı gösteriyor. hani vahdeti vucutta. Allah yaratandır, insanda yaratılandır dolayısı ile yaratılan yaratanın yansımasıdır. haşa sen kendi nefsini Rap lemi özdeşleştiriyorsun. metafizik boyutta inan bu mana çıkartılıyor. eğer nefis böyle uzalşatırılacaksa Rab ile . ya nefsi tanımıyoruz yada öz sel devinimlerden bi haberiz. nefsi tanımayanların gerceklerede saygısıda yoktur. -tıpkı benim kac yüz kitap okuduğumu bilmeyip 3-5 kitap okumuşsun diyen önyargı sahibi gibi-.. kendişinide tanımıyodur. oysa Allah en başta sorumluluk duygusunu QUOTE]

kardeş hala aynı türküyü söylüyorsun... benim yazdıklarımı sanki hiç okumadan cevap yazmışsın...
Ama tartışmayacağım, Bugün Efendimizin :sav: Alemi şereflendirliği gün, ona hürmeten susuyorum... Ama Şu nefsin varya her konuşmanda kendini gösteriyor maalesef. Kırmızıyla yazılmış kısma dikkat et orda nefsini göreceksin zira bana kaç yüz kitap okuduğu bir kaç kez hatırlatmıştın hemde hiç hoş olmayan bir tarzda...


TÜM KARDEŞLERİMİN KANDİLİNİ KUTLARIM...

ubeyd_el_turki
30.03.2007, 16:38
Her ne kadar doğru tesbitleri de varsa da yanlış tesbitleri neticesinde enazı fikir bulanıklığına düşürdüğü ondan istifade eden insanların hakkını ödemek adına ve kırdığı cevizleri telafi adına bunları ifşa ve zahir etmeden tövbenin makbuliyeti ve samimiyeti şüphelidir.

Resulullah AS ve Hz.Ömer RA bu gibi meselelerde ZAHİR'E BAKMIŞLAR ve doğru söyleyeni, tevbe edeni, kelime-i tevhid'i dillendireni KABUL ETMİŞLER...

Mü'minler bırakın başkalarını , bir başka mü'min kardeşleri için böyle bir yaklaşımda olamazlar.Tevbe'yi kabul eden KURUM biz olmadığımız gibi, O'nda şüphe görecek KURUM'da, değerlendirecek KURUM'da biz olamayız.Bunu ima etmek dahi bir mü'min için büyük bir hatadır.


Biz tövbenin makbuliyetini Allah'a (c.c) havale ederiz ama samimiyeti değerlendirmek zorundayız. (kıldığı her namazda tövbe ediyor anlamında)


Mübarek daha önce yazdığımız hadis-i şerif'i okudunuz mu ? Bir kez daha okuyunuz.İki Yahudi'nin hikayesi üzerine nasıl bir sonucun meydana çıktığına dikkat ediniz.
Şeriat, hükümlerini ZAHİRE göre uygular, kalblere karışmaz.

"Samimiyyeti değerlendirmek zorundayız" değil, sadece "Müslüman uyanık olur, aynı yılan deliğinden iki kere ısırılmaz" hadis-i şerif'i gereğince UYANIK OLMAK, dikkatli olmak gerekir.


Dikkat ediniz ki fikri sunan bir doğru ortaya koyuyor. Ama aynı doğruyu sunarkende daha önceki çarpık fikirlerini muhafaza ediyor.

Bunları muhafaza ettiğine dair gayba ait bilgi bizde yoktur.Ancak muhafaza dahi etse "BEYAZA BEYAZ" dediğini kabul etmekte bir mahzur, yoktur.Kaldı ki Resulullah AS Şeytan için dahi "Doğru söyledi" buyurmuşken...Ve dahi Resulullah AS Şeytan'ın fikirlerinin önce ne ise o anda ve sonrada ne olacağını bilmesine rağmen...


Bizim anlatmak istediğimiz iletişimi muhabbete dönenlerdir. Bu muhabbetle birlikte şahsın eğer Hakkı veya batılı ayırma kabiliyeti gelişken ve bilinçli değilse ne olacak?

Bu muhabbet diğer yanlış fikirleri de kabul etme kapısını açmazmı? (Ki muhabbet yaradılış sebebi ve her işin aslı gibidir) Bu doğruların bu kapıyı açmak için ortaya konan bir taktik olmadığını nerden bileceğiz?


Mübarek "Kelime-i Tevhid"'i dahi söylese siz TAKTİK mi diyeceksiniz ?
Şeriat, sizin düşündüğünüz gibi düşünmez...Unutmayınız ;

KADI BİR KİŞİNİN İMANINI KURTARMAK İÇİN DELİL ARAR, İMAN DAİRESİ DIŞINA ÇIKARMAYA DELİL ARAMAZ, 100 ALİMDEN BİR TANESİ "BU KİŞİ MÜ'MİNDİR" CEVABINI BULSA O YÖNDE FETVA VERİR ( Reddül Muhtar,İbn Abidin )


Bahse konu şahız madem bir alime, veliyullaha muhabbet babında bir şiir kaleme almıştır... Sormazlarmı ki seven sevdiğinin haliyle hallenir? Bu şiirin de aynı taktiğin bir parçası olmadığını nerden bileceğiz? (Su-i zandan Allah'a sığınırız olabilirlik ve geniş anlamda yazıyoruz)


Ebu Zerr RA sorar "Ya Resulullah, bir kişiyi yaptığı amellerinden dolayı çok seviyor ama onun gibi yapamıyorum"
El Cevap "Sevdiğinle berabersin"
(Müslim)


Devletçilik de bir kaide vardır.. Şahısların niyetine bakılmaz. Verdiği kar ve zarar gözönüne alınır. Bizlerde müslümanlar olarak bu konulara bu gözle bakmalıyız. Çünkü bir mü'minin gözünde diğer bütün mü'minler tek millettir.. Küfrün tek millet olduğu gibi..

Devletçilik kaidesi ile ŞERİAT hükümleri birbiri ile uyuşmaz...


Biz böyle bir yerden gelen doğruları kabul ederiz ama..

Ama'sı yok kardeş, böyle söylemek ve DOĞRU demelisiniz.Bir başka konuda hata eder, o zaman söyleyeceğinizi söylersiniz.Bizim anlatmak istediğimiz "BEYAZ" dendiğinde "BEYAZ, BEYAZ ama GRİ" demenin insaflı kişilere ilim sahiplerine hele hele sufilere uymayacağıdır...

Çünkü Üstadımız büyüğümüz Şeyh'ul Ekber Muhyiddin Arabi KS "İlim ehli her itikadı kabullenir, kimsenin itikadını alaya almaz" derken Hocamız Mevlana Hazretleri KS "Tevbe ette GEL NE OLURSAN OL GEL" buyurmuştur.


Şahsı övmek adına, yada bu niyetle bile olmasa sonuçta buna temayüllü kelimeler kullanmamaya gayret ederiz. Çünkü bu doğrular zaten bizim doğrularımız.. Bunları o şahsın sunması ona ait olduğunu göstermez.

Resulullah AS Şeytan için "Doğru Söyledi" buyururken ŞEYTAN'ı övmemiştir.
Bizim M.İslamoğlu için "DOĞRU" deyişimizin manası bundan öte değildir.

Kimseye de böylesine bir neden ötürü "sizin dininiz-bizim dinimiz" gibi korkunç bir yakıştırmayı yapmayız.

Allah CC günahlarımızı afv-u mağfiret eylesin, cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin...

EbuMahir
30.03.2007, 18:34
Rabbini, içinden yalvararak ve korkarak, yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam zikret ve gafillerden olma. (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=7)Araf 205

Hudalfa
30.03.2007, 20:46
[quote=Hudalfa;228016] ehli tasavvufunun cehri zikir yapamsını nefsini uyandırmaya bağlamışsın ki bu durum tümüyle vahdeti vucud inancını taşıdığınızı gösteriyor. hani vahdeti vucutta. Allah yaratandır, insanda yaratılandır dolayısı ile yaratılan yaratanın yansımasıdır. haşa sen kendi nefsini Rap lemi özdeşleştiriyorsun. metafizik boyutta inan bu mana çıkartılıyor. eğer nefis böyle uzalşatırılacaksa Rab ile . ya nefsi tanımıyoruz yada öz sel devinimlerden bi haberiz. nefsi tanımayanların gerceklerede saygısıda yoktur. -tıpkı benim kac yüz kitap okuduğumu bilmeyip 3-5 kitap okumuşsun diyen önyargı sahibi gibi-.. kendişinide tanımıyodur. oysa Allah en başta sorumluluk duygusunu QUOTE]

kardeş hala aynı türküyü söylüyorsun... benim yazdıklarımı sanki hiç okumadan cevap yazmışsın...
Ama tartışmayacağım, Bugün Efendimizin :sav: Alemi şereflendirliği gün, ona hürmeten susuyorum... Ama Şu nefsin varya her konuşmanda kendini gösteriyor maalesef. Kırmızıyla yazılmış kısma dikkat et orda nefsini göreceksin zira bana kaç yüz kitap okuduğu bir kaç kez hatırlatmıştın hemde hiç hoş olmayan bir tarzda...


TÜM KARDEŞLERİMİN KANDİLİNİ KUTLARIM...

sen beni eleştireceğine önce eleştirilerime yanıt ver. 3/5 kitap okumuşum-okumamışım çokmu önemli. ölmüşe gazi, eskiye mazi derler. hem ben sana okuduğum kitaplardan bahsettiğimi hatırlamıyorum.
bu arada ehli tasavvuf dediklerinden hangi oranda dini yaşıyor, hangi oranda şeh lerinin saptırmalarını yaşıyor.

başkasını ehl-i tarik olmayanları, sapık, cahil, görgüsüz, dinsiz görenlermi dinimi yaşıyor? kusurabakma dini yaşamak bu ise veya dini yaşamanın içinde bunlar var ise, vazgeç bu dini yaşamayı bırakın.cevreye ve islam dinine zarar veriyorsunuz.

şöyle yada böyle. nefsim benim özvarlığım..

albay_hasan
30.03.2007, 20:51
Sn.Katılımcı

Bir paragrafımıza binanen ;
Resulullah AS ve Hz.Ömer RA bu gibi meselelerde ZAHİR'E BAKMIŞLAR ve doğru söyleyeni, tevbe edeni, kelime-i tevhid'i dillendireni KABUL ETMİŞLER...
Mü'minler bırakın başkalarını , bir başka mü'min kardeşleri için böyle bir yaklaşımda olamazlar.Tevbe'yi kabul eden KURUM biz olmadığımız gibi, O'nda şüphe görecek KURUM'da, değerlendirecek KURUM'da biz olamayız.Bunu ima etmek dahi bir mü'min için büyük bir hatadır.

Diyerek paragrafımızın bütünlüğünü ayırıp sonuna binaen de ;

Mübarek daha önce yazdığımız hadis-i şerif'i okudunuz mu ? Bir kez daha okuyunuz.İki Yahudi'nin hikayesi üzerine nasıl bir sonucun meydana çıktığına dikkat ediniz.
Şeriat, hükümlerini ZAHİRE göre uygular, kalblere karışmaz.
"Samimiyyeti değerlendirmek zorundayız" değil, sadece "Müslüman uyanık olur, aynı yılan deliğinden iki kere ısırılmaz" hadis-i şerif'i gereğince UYANIK OLMAK, dikkatli olmak gerekir.

Diye cevap mahiyetinde yazmışsınız. Yazınızı bütün olarak ele aldığımızda aynı şeyi, yani cümlelerimizin evvelini ve ahirini ayırma gibi (aynı paragraftakileri kastediyoruz) hatayı yaparak anlam değişikliklerine yol açmış, anlatımdaki gayemizi sabote etmişsiniz. Bu bir taktikse eğer.. İlerleyen zamanlarda çözümü vardır. Yok eğer bir müslümanın hatasını kendisine idrak ettirme ise... (Ki bir müslüman olarak öyle zan etmeye çalışıyoruz) O zaman açıklamamızı aşağıya alıyoruz.

Bir misalle başlamak istiyorum. Dört tane kör insanı alarak bir filin yanına getirmişler. Her birine file dokunarak ne olduğunu tarif etmesini sormuşlar. Bu insanlar filin yanına giderek elleriyle filin uzuvlarına dokunmaya başlamışlar.Bacağına dokunan demiş ki;

---- Fil.. Upuzun sütun gibi sert bişeydir.
Bir diğeri karnına dokunan ;
----Fil.. Yuvarlakımsı ve sert bir duvar gibi bişeydir demiş.
Bir diğeri hortumuna dokunan ;
--- Fil.. upuzun ama sert bişeydir demiş

Velhasıl dişine dokunan diğeride ;
---Fil.. sivri uçlu ve sert bişeydir demiş.

(Bu anlatımda kör kardeşlerimizi tenzih eder, meselenin analizini karşı tarafa bildirmek için seçilmiş uygun bir misal olması düşüncesiyle hareket ettiğimizi açıklamak gereği duyar, hoşgörülerine sığınırız.)

Yüce Rabb'imiz biz müslümanlara iman bahşetti. Bu imanı koruyup kollamayı da bizlere görev olarak verdi. Asıl vatan olan ruhlar aleminden bizi aşağıların aşağısı olan bu dünyaya gönderdi. Bütün ulema ittifakla derler ki; İnsanoğlu gurbettedir.
Bizler bu gurbet ortamında garibiz.. Tehlikelerdeyiz.. asıl vatanımızdan uzağız. Kim dost, kim düşman bunun ayırımını yapmak için elimizden gelen bütün olanakları kullanmak, herkese ''BİZ'' den diye itikad etmemekle yükümlüyüz. Dikkat ediniz ''İNANMAK'' kelamını kullanmıyoruz. ''İTİKAD'' diye bir kelam kullanıyoruz.
Eğer ehl-i sünnet itikadına tabii iseniz (ki cevaplarımız bu itikada tabi olarak gelecektir) o zaman size bir kez daha açıp okumanızı öneririz.''BİZ''den kastın bu itikada haiz insanlar olduğudur ki bu da güneş gibi ortadadır. ''GÜNAH'' tabirinden muradın ne olduğu, hangi günahların Allah (c.c) ile kul arasında olduğu, hangilerininde fail,insanlar ve Allah (c.c) arasında olduğunu iyi anlamak gerektiğine inanıyoruz. Biz olayın baştan beri neden ''sosyolojik'' olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunuyoruz? Şahsın işlediği günah nasıl bir günahdır söylermisiniz? Bu günah sadece kendisini ilgilendiren bir fiil değildir. Allah'ın (c.c) kullarını, hak mezheplerden çalmanın ve benliğinin dogmalarından müteşekkil bir anlayışa çağırmanın günahıdır. Biz buna rağmen ne diyoruz ; Biz tövbenin ''MAKBULİYETİNİ'' Allah'a (c.c) havale ederiz ama ''SAMİMİYETİNİ'' sorgulamak zorundayız. yani haşa ''ULUHİYET''in sahasına girmek gibi bir yanlış anlamın çıkmaması için özellikle Allah'a havale ettiğimizi vurguladık.Biz haddimizi bilenlerdeniz.

Günahların nev'ileri ve tövbenin şartlarından haberiniz varmıdır? Madem bu kadar duyarlısınız ve bir müslümanın kurtulması için çaba gösteriyor, bizleri de size göre hatalı olan tavrımızdan dolayı eleştiriyor ve uyandırmaya çalışıyorsunuz? O zaman günah nedir? çeşitleri nelerdir? Hangi günahların tevbe şekilleri ve bu tevbenin kabul sıhhati için gerekli şartlar nelerdir? O zaman Rabb'imizin ''Kul hakkını'' sadece deniz şehitlerinden kaldırdığını nasıl izah edeceğiz? İşte şeriat dediğimizin bunlarla ilgilendiğini de neden açıklamadınız da aydınlanamadık? Bir hadisi şerif vermişsiniz.. Hadis olarak başımızın tacıdır. Amma velakin hangi sıfatla bu hadisi şerifi kendi anlatımınızın doğru olduğuna teyid için yazabiliyorsunuz? Bu size göre böyledir. Peki Ayetleri ve Hadisleri kendi anlayışımızla konuların doğruluğuna uyarlamak nedir? O hadisin yeri, zamanı bu mevzuya uygunmudur? Daha açık soralım.. Siz muhaddismisiniz efendim? Hadis-i şerif vardır nettir umum mana içerir. Hadisi Şerif vardır tev'il götürür v.s.. Bende size benim anlayışıma ve bu konuya uyarlayabileceğim bir çok Hadis-i Şerif yazabilirim. Dikkat ederseniz elimizden geldiğince bunu yapmamaya gayret ediyoruz. fikri paylaşımlarımızı yaparken Ayet ve hadislerin kullanımını, fikirlerimizin doğruluğunu gösterse bile mümkün olduğunca kullanmama taraftarıyız.Ancak bir Alimin konuya uygun açılımı varsa veya olay netse müstesna...

Gelelim samimiyet meselesine...

Samimiyeti nasıl değerlendirmeyeceğiz? Ya da sizin anlatımınızla nasıl ''UYANIK'' olacağız buraya bir açıklama getirmemişsiniz? Bu uyanıklığı nasıl elde edeceğiz yazarsanız bilgilerinizden istifade ederiz.Merakımızı muciptir. O zaman kadar bu anlama cevap hakkımızı saklı tutuyoruz.

''Bunları muhafaza ettiğine dair gayba ait bilgi bizde yoktur.Ancak muhafaza dahi etse "BEYAZA BEYAZ" dediğini kabul etmekte bir mahzur, yoktur.Kaldı ki Resulullah AS Şeytan için dahi "Doğru söyledi" buyurmuşken...Ve dahi Resulullah AS Şeytan'ın fikirlerinin önce ne ise o anda ve sonrada ne olacağını bilmesine rağmen...''

Bu fikirleri muhafa ettiğine dair gaybi bilgimi? Azizim sizin gayeniz kelime kalabalığı yaparak bizi alıkoymakmıdır? Buyrun internet sitesine girin de fikirlerini muhafaza edip etmediğini görünüz.
Yazımızı bir daha okursanız beyaza beyaz dediği doğruları kabul ettiğimizi beyan etmiştik.Efendimiz (a.s) şeytanın doğru dediği şeye ''Doğru dedi'' demesiyle konunun alaksını anlayamadık bağışlayınız? Biz bu şahsı bu örnekle açıklandırmaktan Allaha sığınırız. Ama yazınızın sonundaki kelama binaen bütün olarak ele alarak diyoruz ki;
Efendimiz (a.s) şeytan aleyhilaneyi övmemiştir. Ama siz bu şahsı dillendirerek övmeye temayül gösteriyorsunuz. Şeytan kitap yazmışmıdır efendim? İnsanlara zahiren nasıl ulaşır? insanlardan olan askerlerini kullanarak değilmi? Kendi fikirlerini insanların beyinlerine zerk ederek onlardan sözcüler seçerek..Sizin Alim kıstasınız nedir? Bu şahıs alimmidir? Eğer değilse Ulemanın sahasına ait yerlerdeki kestiği ahkamlarla bunun nereye düştüğünü başka hadisi şeriflerle buyrun siz yazın. Efendimizin (a.s) şeytan aleyhilanenin doğru kelamını almış, ama onun diğer bütün zararlarını teker teker açıklamıştır. Biz bu şahsın (toplumsal zehirlenmeyi önlemek adına) zararlarını açıkladığımız zaman siz neden bu zararlaradan bahsetmiyorsunuz?

''Mübarek "Kelime-i Tevhid"'i dahi söylese siz TAKTİK mi diyeceksiniz ?
Şeriat, sizin düşündüğünüz gibi düşünmez...Unutmayınız ;
KADI BİR KİŞİNİN İMANINI KURTARMAK İÇİN DELİL ARAR, İMAN DAİRESİ DIŞINA ÇIKARMAYA DELİL ARAMAZ, 100 ALİMDEN BİR TANESİ "BU KİŞİ MÜ'MİNDİR" CEVABINI BULSA O YÖNDE FETVA VERİR ( Reddül Muhtar,İbn Abidin )''

Biz diyoruz ki; Ehl-i Sünnet görüşüne göre bir mü'minin 99 tarafı kötü olsa, bir tarafı iyi olsa ordan yaklaşmak zorundayız. Eğer bu şahıs kendi halinde ise.. Eğer toplumsal bir faaliyet içinde ise bakılır;

Kelime-i Tevhid getirmesinden dolayı şahsı tekfir edemeyiz. Ama ''Kelime-i Tevhid'in sıhhatini gerekli kılan şartlara'' mugayir fikirlerini içinde tutmayıp yaymaya devam ederse biz onun müslüman olduğuna inanır ama itikad etmeyiz. Bir şahsın kafir olması başka, bizim ona kafir dememiz başka bişeydir. Burda ki ince noktayı ayıralım bir zahmet.Biz şahsın keime-i tevhidi söylemesini taktik bulmuyoruz. Bu sizin ortaya koyuşunuz. Biz onun kendi davasında inançlı ama bize göre zehirlendiğini düşünüyoruz. Aksi münafıklık demek olur ki bundan Allah'a sığınırız. Ehl-i Sünnet akaidine bir kez daha bakınız..Hem tazelemiş olursunuz.. Merdud iman ile makbul imanı iyice ama iyice okumanızı tavsiye ediyoruz.

''Ebu Zerr RA sorar "Ya Resulullah, bir kişiyi yaptığı amellerinden dolayı çok seviyor ama onun gibi yapamıyorum"
El Cevap "Sevdiğinle berabersin"
(Müslim)''

Dikkat ediniz! Anlam çarpıtmalarına gerek yok. Biz açık ve net ifadeler kullanıyoruz. Başta da dediğimiz gibi hadis-i Şerifleri kullanım yerlerimize itina gösterelim. Burda geçen ''AMEL'' le, bahse konu şahsın ve sevdiğini iddia ettiğiniz Alimin arasında çok sevipte, amelini yapamamak gibi bir mesele yok. Sevdiği zatın amelini değil,itikadına inanmasını, bunuda yapmıyorsa enazından karşı olmamasını ortaya koyuyoruz. Yani hem birini seveceksiniz, hem sevdiğinizin düşmanlarıyla dostluk yapacaksınız, hem de sevdiğinizi iddia ettiğiniz şahsın itikadının içtihadını ortaya koyan büyükleri kabul etmeyecek, bu içtihadları kafanıza göre eleştirme cüretini göstereceksiniz.Bu kadar şeyi yaptıktan sonra da bizim bu sevgiyi samimi bulmamızı bekleyecek ve ''TAKTİK Mİ'' diye sormamızı, yani ''böyledir'' demediğimiz halde eleştireceksiniz? Biz bu yaklaşımı tuhaf karşılarız...

''Devletçilik kaidesi ile ŞERİAT hükümleri birbiri ile uyuşmaz...''

Devletçilik kaideleri hakkındaki bilgilerinizi alalım efendim?

BU devlet sonuna kadar bizimdir. Biz bu devlet sınırları içindeki her karış toprağı namusumuz biliriz. Devletimizin sistemi bizim değildir. Yani bir yakınımız var ve bünyesine mikrop girmiş hasta olmuş gibi.. Mikrobun tedavisini yaparız ama asla o yakınımızı terketmeyiz.

''Ama'sı yok kardeş, böyle söylemek ve DOĞRU demelisiniz.Bir başka konuda hata eder, o zaman söyleyeceğinizi söylersiniz.Bizim anlatmak istediğimiz "BEYAZ" dendiğinde "BEYAZ, BEYAZ ama GRİ" demenin insaflı kişilere ilim sahiplerine hele hele sufilere uymayacağıdır...
Çünkü Üstadımız büyüğümüz Şeyh'ul Ekber Muhyiddin Arabi KS "İlim ehli her itikadı kabullenir, kimsenin itikadını alaya almaz" derken Hocamız Mevlana Hazretleri KS "Tevbe ette GEL NE OLURSAN OL GEL" buyurmuştur.''

Olur kardeş! Sizin dediğiniz başımız üstüne! İnsanları böyle bir şekilde yönlendirmeye cüret etmenizi tenkid ediyoruz. Lütfen üslubumuzu değiştirelim.
Şeyh-i Ekberi ve Mevlana hazretlerini anlayamamışsınız belli ki.. Bu kelamları mutlaklaştırmak onlara hakaret etmek demektir. Böyle bişeyden Allah'a sığınırız. Mevlana hazretlerinin kelamını tıpkı bize yaptığınız gibi kelamın evveli ve ahirini keserek yapmadığınız müddetçe ve şeyh-i Ekber'in kelamınıda aynı şekilde yazmadığınız müddetçe açıklama hakkımızı saklı tutuyoruz.

''Resulullah AS Şeytan için "Doğru Söyledi" buyururken ŞEYTAN'ı övmemiştir.
Bizim M.İslamoğlu için "DOĞRU" deyişimizin manası bundan öte değildir.
Kimseye de böylesine bir neden ötürü "sizin dininiz-bizim dinimiz" gibi korkunç bir yakıştırmayı yapmayız.''

Bunlara yukarda cevap vermiştik. Sizin dininiz-bizim dinimiz değil, sizin itikadınız, bizim itikadımız diyoruz..

''Allah CC günahlarımızı afv-u mağfiret eylesin, cennetiyle cemaliyle müşerref eylesin...''

Bu duanıza kayıtlı olarak Amin diyoruz.

Bu vesileyle cümle Ümmet-i Muhammed'in Mevlid Kandilini tebrik eder, hayırlara vesile olmasını Cenab-ı hakk'tan niyaz ederim.

Saygılarımla

ubeyd_el_turki
31.03.2007, 11:49
Mübarek "Doğruya doğrudur" demek İbn Arabi, Mevlana,Konevi, Gazali büyüklerimizin şiarı olduğu gibi Resulullah AS'ın da adetidir.Bundan imtina etmek doğru değildir.

Ne kişilerin tevbesine ne de kıbleye dönmesine ve de kelime-i tevhid'i söylemesine ne Resulullah AS ne ashab-ı güzin ne de büyüklerimiz şüphe aramamışlardır.Aranması zaten Rabbimizin fiiline müdahale olacağı yukarıda mezkur iki yahudi'nin hali hadis-i şerifinde açıkca bellidir.

Bir kişinin bir başka konudaki sözlerine davranışlarına ya da haline olan husumetiniz,kızgınlığınız,gareziniz (haklı dahi olsanız), o kişinin bir başka konudaki doğru sözüne dahi tahammül edemeyecek hale sizi getiriyorsa, siz nefsinizi ve kendinizi kontrol etmelisiniz.

M.İslamoğlu'nu diğer sitelerde bir çok görüşünü eleştiren, hatalarını ortaya koyanlardan olduğumuzu çok iyi bilirler.Ehl-i bidat'a karşı mücadelemizi de çok iyi bilirler.

Şu sözümüzle konuyu bitirelim "Doğru'ya doğru dememek, eğriliktir"

Allah CC ümmet-i muhammed'i afv-u magfiret eylesin, rahmeti ile muamele edip cennetiyle müşerref eylesin, ayırıcı bölücü olmaktansa birleştirici ve kucaklayıcı olmayı ve bu birleştiricilikle kötülükleri ve fitneleri ve bidatleri defetmeyi nasib eylesin...

Selametle

antioxidan
31.03.2007, 11:56
asabiye'nin bir manası da şöyle izah edilir:

meşrebiniz, sevdiğiniz, cemaatiniz, ırkınız hata üzerindeyken, sırh aidiyetlik adına o hatada onlarla beraber olmak...

bu haslet reddedilmiş bir haslettir.

albay_hasan
31.03.2007, 12:23
Gazel - Küfr-i Zülfün

Küfr-i zülfün salalı rahneler îmânımıza
Kâfir ağlar bizim ahvâl-i perîşânımıza

Seni görmek müteazzir görünür böyle ki eşk
Sana baktıkça dolar dîde-i giryânımıza

Cevr-i çok eyleme kim olmaya nâgeh tükene
Az edip cevr ü cefâlar kılasın cânımıza

Eksik olmaz gamımız bunca ki bizden gam alıp
Her gelen gamlı gider şâd gelip yanımıza

Gam-ı eyyâm Fuzûlî bize bîdâd etti
Gelmişiz acz ile dâd etmeğe sultânımıza


Fuzûlî

Sofuoglu
31.03.2007, 14:41
Şu sözümüzle konuyu bitirelim "Doğru'ya doğru dememek, eğriliktir"



hocam bu dogruyu soyleyen kim olursa olsun yinede gecerlimidir?

yani su var dogruya dogru degildir demekden ote o dogruyu soyleyenin mesrebine ve amacina bakilmaksizin arkasindan ne gibi bir tehlikeler oldugu dusunulmeden hemen aa bu dogru soyluyor bak diyerek ona itibar edilmesi ne derece dogru...

biz birileri Allah(c.c) birdir diye onun birligine iman edeceksek vay bizim halimize,

selam ve dua ile

cenk11
31.03.2007, 15:42
Arkadaşlar,
Üzülürek müşahade ediyoruz ki, forumda yanlış ve iğreti fikirler revaç görüyor ve buraya üye olan kardeşlerimiz yanlış bilgilendirilip yanlış yönlendiriliyor. Bu sebeple, hangi hususlarda yanlışlık yaptığımızı ve "uydum kalabalığa" deyip hatalar ettiğimizi açıklamak üzere, bu yazımı hazırlamış bulunuyorum. Hemen ifade edeyim ki, bu yazımdan gocunanlar olursa hiç cevap yazma zahmetine katlanmadan adam gibi müslüman olmanın yön ve çarelerini arasınlar ve kendilerine çeki düzen versinler. Çünkü, bizler bu fikirlerimizden asla ve kat'a taviz verme durumunda değiliz. Kişilerin kendi yanlarından uydurdukları yorum ve teviller bizi hiç bir zaman ilgilendirmiyor. Vesselâm.
Yeryüzünde iki zümre vardır ki, bunlar İslâm'da reform, modernlik ve değişim istemektedirler. Bunlardan biri, dinsiz ve Rabsiz olup din ile alay etmek, onu Nasreddin Hoca merhumun kuşuna benzetmek isterler. Onlara göre Kuran-ı Kerimin birçok ayetini atarak yerlerine insan sözlerinden vecizeler konmalı ve camilere kadınlar da alınarak karma ibadet yapılmalı mescidler gazino ve dans salonları gibi olmalıdır ! Bizim yani müslümanların elbetteki bunlarla bir işi-gücü olamaz.
Diğer zümre ise , dinlidir ve bizden biriymişler gibi gözükürler ! Bunlar da müslümanlığı tecdid edip (yenileştirip) reformlar tatbik ederek Avrupa'lılaştırmak ve bu yolla müslümanları kalkındırmak (!) sevdasındadırlar. Fakat, her zaman olduğu gibi, bunlar da kaş yapayım derken göz çıkarmışlardır. İşte bu modernist-reformcı ve yenilikçilerin serapa çok yanlış ve hatalı bir yol tutturduklarını birçok İslâm alimimiz bizlere bildirmiş ve bu yönde ikazlarını yapmış ise de, bugün gelinen noktada bu uyarı ve ikaz eserlerine dikkat eden ve uyanların veya uymak isteyenlerin sayısı çok azalmıştır. Çünkü, bu forumda dahi, bunun müşahhas örnekleri görülmektedir. Her şeyden önce şunu ifade edelim ki, bizlerin kimsenin şahsı ile bir davası ve problemi yoktur. Derdimiz ehl-i sünnet akaidini ve muteber İslâm Dini inanışına sahip çıkmak ve bu yöndeki endişelerimizi açıklmaktan ibarettir. İşte İslâm ve müslümanlar için "iç tehlikeler" cümlesinden sayılan en büyük tehlikeler "mezhepsizlik bidati " ve "sapık mezhepler" tehlikeleridir. Diğer tehlikelerden olan ihlâssızlık, nifak, dünya sevgisi, post kavgaları, kavmiyetçilik v.b. gibi kavgaları bunlardan sonra sayabiliriz. Asırlardan beri İslâm Dünyasında bir sürü bozuk mezhepler ve cereyanlar türemiştir. Üçünücü halife Hz. Osman (R.A.) nun hilafeti sırasında atılan ve açılan fitne kapıları tam binüçyüzelli seneden beri kapanmamıştır. Fakat bütğn bu fitne ve fesad cereyanlarına rağmen hak yol apaçık ve gün gibi ortada durmaktadır. Bu yol "Ehl-i Sünnet ve cemaat" yoludur.
Rasulullah (S.A.V.) Efendimiz buyurmuşlardır ki ; """“Ümmetim 73 fırkaya ayrılacaktır, biri hariç hepsi Cehenneme gidecektir. Cehennemden kurtulan fırka ise benim ve eshabımın yolundan gidenlerdir.” İşte , İslâm Ulemeası bu mezhepten olmanın şartlarını da şu şekilde açıklamışlardır.
1- İtikadda ya Maturidi veya Eşari olmak,
2- Amelde dört hak mezhepten birine bağlı olmak,
3- Bağlı olunulan mezhebin görüşlerini bütünüyle tatbik etmek,
Asırlardır İslâm dinini içinden bozarak yıkmaya çaılşan bozuk mezhep taraftarları ve bir mezhebi tercih etmeyen modernist-reformistler, bu hak mezheplerin ve imamlarının üzerine hücum edip saldırmakta ve gün geçmiyor ki yayın organlarında ve günlük makale ve yazılarında mezhep imamlarının güyâ hata ve yanlış yaptığına dair haberlerine rastlanmasın ...Bu sinsi ve binbir türlü tuzak ihtiva eden yazılarında
elbetteki müslümanlara sûret-i haktan görünüyorlar ve avlarını yakalamak için ellerinden ne geliyorsa yapmaktadırlar. "Zehri teneke kupa içinde sunmazlar..." vecizesi gereği İslâm Dininin sâfiyetini bozmak isteyen bu bozuk zihniyetliler de gerektiğinde yazılarını nasslara dayandırmakta ve müslümanlığın olanca hoşgörülü tarafını konu ederek kendilerini gizlemekte ve menfi propogandalrını bu şekilde sürdürmektedirler. Mezhep ayrılığı ortadan kalkıp, bütün inananlar birleşecek ve müstekbir ve emperyalistlere karşı büyük zafer elede edilecek fikri bunların en büyük ham hayallerinden birisidir. Böyle bir görüş ham hayaldır çünkü, yukarıdaki zikretiğimiz 73 fırka hadisine ters ve çelişkili olan bir inanıştır. Bu bozuk mezhepler veya mezhepsiliklerin başlıcaları şunlardır.
Vehhabilik, Mutezililik, Selefiye cereyanı veya Selefilik, Muhammed Abduh ve Cemaleddin Afgani'nin görüşleri ve avaneleri, Suriyeli modernist Elbâni ve taraftarları, Faslı modernist-filozof bozuntusu Muhammed El-Cabiri ve onun bütün dünaydaki hayranları, Pakistanlı, ve Mısırlı diğer modernist inançlı kişilerin pğeşlerinde gidenler ve İran'ın şia inancına mensup ehl-i sünnet harivcindeki akımlar ve saire...
Yakın tarihimizde ve son devrin yetiştirmiş olduğu büyük İslâm alimleri Vehhabilik, mezhepsizlik ve yalancı müçtehidlik başta olmak üzere bütün bu modernist ve reformist hareket ve ajklımlara şiddetle cephe almışlar, bu bağlamda değerli makale ve kitaplar yazmışlar bu sapıkların görüşlerini çürürterek biz müslümanları çok uyanık olmamız bakımından sürekli uyarmışlardır. Bu konuda en göze çarpan isimler şunlardır.
Şeyhu'l-İslâm Mustafa Sabri Efendi, Düzceli Zahidu'l-Kevseri Efendi, Mekke ulamsının reisi Şeyh Zehni Dahlan Efendi, Beyrut Kadılarından İsmail Nebhâni Efendi, Eski Yüksek İslâm Enstitüsü Başkanı ve Sahih-i Müslimin Şarihi merhum Ahmed Davudoğlu Efendi, Suriye ulemasından Ramazan el Buti Efendi, Bediüzzaman, Mehmet Şevket Eygi Efendi, Ömer Nasuhi Bilmen Efendi, Gönenli Mehmet Efendi, v.b.
İşte, İslâm Ümmeti için yukarıda sakınılmasını arz ettiğimiz görüş ve insanlara karşı çok dikkatli olmamız gerektiği gerçeği ortada iken bu foruma mezhepsiz ve bozuk itkadı ile maruf birinin tarikatlara şaşı bakışını içeren bir yazı, aynı konuya şaşı bakışı ile bilinen bir üye tarafından bir yazı asılmıştır. Biz bu asılan yazının altına, yazı sahibinin görüş ve düşüncelerinin müslümanlar için tehlikeli olduğunu ve yazdıklarına asla itibar edilmemesi gerektiğini içeren bir yazı astık ... Vay sen misin böyle bir yazıyı asan, başta forumda bütün kategorilerde baş rol oynayan sürekli müdavim forum gülleri (!) olmak üzere, bazı hoşgörü ve geniş mezhep havarileri bizim yanlış beyanlarda bulunduğumuzu düşündüğümüzü açıklayan yazılar ilâve ettiler. Neymiş Efendim ;
""" Peygamberimiz Şeytan için dahi "Doğru söyledi" diye buyurmuşmuş !!!! Tevbe'yi kabul eden KURUM biz olmadığımız gibi, O'nda şüphe görecek KURUM'da, değerlendirecek KURUM'da biz olamayızmış !!! """
İşte bütün bu hezeyanlar, hoşgörü havariliği ve mezhepsizleri koruma uğruna hakikatları örtme gayretinden başka bir şey değildir. Paygamberimiz istisnaî bir durum Rabbimizin ona "Doğru söyleyeceksin!" telkini ile gönderdiği Şeytan için "Doğru söyledi" diye buyurdu diye, şimdi biz bütün rotamızı şeytanın dediklerine göre mi tayin edeceğiz ? Zalim ABD Başkanı Bush da "Allah" diyor; ve bazen de "Kuran Böyle emrediyor" diyor , kurandan ayetler okuyor!!! Şimdi biz Bush'u doğru söyledi diye bağrımıza mı basacağız ? Şimdi bizim ve müslümanların bütün işleri güçleri bitti de , şeytanların ve mezhepsizleri, bozuk itikadlı insanların hangi konuda doğru ne söylemişler bunları araştırmak mı kaldı ? Bulunmuş oldukları "MEZHEPSİZLİK" yolu için ehl-i sünnet alimlerince ; "DİNSİZLİĞE BİR KÖPRÜDÜR."
denilen ve kendileri için de "DİNİ TAMİR DAVASINDA DİN TAHRİPÇİLERİ" denilen modernis-reformist ve bozuk itikadlı lkişilerin yazı ve makalelerini sahip çıkmak müslümanların kafafalrını bulandırmaktan ve onlara bizatihi destek olmaktan başka bir şey değildir. Bir defa bu husus çok iyi bilinsin! O büyük alimler bizim kadar onların doğru şeyler de söylediklerini bilmiyorlar mıydı da bizleri bunlardan ve yazılarından """şeytanlardan kaçar gibi onlardan da sakınınız!""" diye ikaz etmişlerdir.
İkincisi, "Efendim, biz onların doğru sözlerine bir şey demiyoruz yoksa, bozuk fikirlerini elbetteki kabul etmiyoruz " demek kişiyi vebâlden kurtaramaz. Çünkü, buraya asılan yazıya biz muhalefet etmese idik, belki de hiç kimse bir şey yazmayacaktı. Hem sonra asılan yazı başında "Bu yazı her ne kadar bütün fikirleri ve düşünceleri doğru olmasa da ..." başlığı ile asılmayan bir yazıydı. Saf ve tecrübesiz müslümanlar, hiçbir ikaz ve uyarı olmadığı için bu şahsın yazısına kanıp, diğer yazılarını ve fikirleirni de benimsemiş olsa bu vebâli kim ödeyecek ? Üstelik herhangi konu olursa olsun bir konu hakkında yanlış bilgilendirilme yapılmışsa, o konu hakkındaki bu yanlışlık hangi yolla kamuoyuna neşredilmişse, aynı yolla müslümanlardan veya diğer insanlardan helâllıık alınması ve bu helâlleşmeden
sonra yanlışlık düzeltilmelidir. İçimizdekli bazı zekâilerin dediği gibi, bu hukukullahla ilgili bir olay olmayıp, insanların veya müslümanların hukuku ile ilgilidir. Rabbimiz bize "Kul hakkıyla karşıma gelmeyiniz" buyuruyor. Bu demek şudur ki, eğer müslümanların veya insanların hukuna veya haklarına girmişseniz onlardan "helâllık" almadan karşıma gelmeyiniz ve önce benden af dilemeyiniz. Önce hukukuna girdiğiniz insanlardan özür dileyiniz demektir. Şimdi, bu hakikat gün gibi ortada iken, "Tevbe'yi kabul eden KURUM biz olmadığımız gibi, O'nda şüphe görecek KURUM'da, değerlendirecek KURUM'da biz olamayız..." demek hakikatı çarpıtarak ve ters-yüz ederek karnından konuşmak demektir. Çünkü, burada belirtilen husus Allah'ımızın hukuna yani, "HUKUKULLAH" a dair olan husustur. Yani, bir kimse Rabbimize karşı bir suç işlemişse o suçun affını elbetteki rabbimizden başka kabul edecek bir kurum yoktur. Lâkin, insanların hukukuna girildiğinde, önce insanlardan özür dilenmeli ve helâllık alınmalıdır. ondan sonra da tevbe-istiğfar edilmelidri. Şayet, insanların hukuna giren ve ya girilen insan vefat etmişse artık onun işi Rabbimze kalmıştır. Zahir duruma göre, kul hakkı ile dar-ı beka eden insan şüphesiz bunun cezasını çekecektir ve hakkına girdiği insanlara hakkını öte âlemde ödeyecektir. Ehl-i sünnetim görüşü budur.
Artık bu konuda, umarız kimse karın gürültüsüne benzeyan sesler çıkarmaz ve hakikatı olduğu kabul eder. Vesselâm.

albay_hasan
31.03.2007, 15:44
Sn.Katılımcı

Zamanımız müsait olmadığı için fuzuli'den bir gazeli yazarak biraz olsun derdimizi anlatmak istedik.


Öncelikle burdaki katılımcı arkadaşlardan özür dilemek istiyorum. Meseleleri ikili diyaloglara dönüştürmek gibi bir niyetimiz yoktur. Her yazımızda cevap vermeler olsa da meselenin aslına sadık kalmaya gayret ediyoruz. Fakat cümleler arasına sokuşturulan ya da direkt olarak yazılan kelamlarla, bariz bir şekilde anlatmak istediğimize değilde, anlanılmak istenmeye çalışılan inadi tavırlar bizi yazmaya zorluyor. Biz kimseyi ikna makamı değiliz... Tebliğ eder geçeriz.Fakat gelin görün ki mevzu şahsımızı değil, Ümmet-i Muhammedi ilgilendiren bir mevzudur. Net olarak yazıyoruz :

----Bir şahsın doğrularına inad yüzünden veya bir husumet nedeni ile doğru değildir demeyiz.

İnşaAllah bu kelam anlaşılmıştır. Biz Muhammed (a.s) Ümmetinden bir fert olarak, bu ümmeti ilgilendiren bir konuda, tabi olduğumuz Ehl-i Sünnet ulemasının içtihadından yola çıkarak, bunun aksini bize anlatmaya çalışan bir şahsın görüşlerini ;

SOSYOLOJİK

boyutta tenkid ediyoruz. Ama karşımızdaki arkadaşlar ne hikmetse, ne tabi oldukları itikadı, ne de sorduğumuz cevapları bir türlü açıklamıyorlar. Yani eleştirilerimize ''Bize görede şu itikada göre doğrudur ya da şuna göre siz hatalısınız'' demiyerek, Hadis-i şerifleri, din büyüklerinin kelamlarını KENDİ ANLAYIŞLARI doğrultusunda anlatımlarına uydurarak cevap vermeye çalışıyorlar. Meselenin aslını, karşımızdakinin delillerini göstererek verdiği cevaplara odaklanarak değil, kaçış yollarıyla KAFAMIZDAKİ DİN ANLAYIŞIMIZA göre idrak ederek çarpıtmak, usul-ü münazaraya uygun değildir. O zaman bu tavır cedele yol açar ki bu da hoş birşey değildir.


Mübarek "Doğruya doğrudur" demek İbn Arabi, Mevlana,Konevi, Gazali büyüklerimizin şiarı olduğu gibi Resulullah AS'ın da adetidir.Bundan imtina etmek doğru değildir.

Meseleyi nasıl anladığınız yukardaki kelamınızdan bellidir. Bu da dahil yazmış olduğumuz dört yazıda da bunun aksi bişey demediğimiz halde bunu ısrarla yazmanız sizin ard niyetinizi ve neye hizmet ettiğinizi gösterir bir delildir mesele anlaşılmıştır. Aşağıda da bu delili kuvvetlendiriyoruz.


Ne kişilerin tevbesine ne de kıbleye dönmesine ve de kelime-i tevhid'i söylemesine ne Resulullah AS ne ashab-ı güzin ne de büyüklerimiz şüphe aramamışlardır.Aranması zaten Rabbimizin fiiline müdahale olacağı yukarıda mezkur iki yahudi'nin hali hadis-i şerifinde açıkca bellidir.


Peki MÜBAREK bize meseleyi bir hadis-i şerifle izah etme bahtiyarlığını yaşattınız sağolunuz. Bir çok sitede bahsi geçen şahsın hatalarını ortaya koyduğunuzu ehl-i bid'ata karşı nasıl bir mücadele içinde olduğunuzu söylemişsiniz. Tebrik ederim.. yanlız şunu merak ediyorum. Ehl-i Bidat diye tabir ettiğiniz şahısları neye göre bu vasıfla sıfatlandırıyorsunuz? Eğer derseniz ki ; Kur'an ve Sünnete göre... o zaman bizde size deriz ki bahsi geçen şahıs da Kur'an ve Sünnete göre diğerlerini ehl-i bid'at gösteriyor. eee! O zaman nasıl olacak bu iş? Yani sizin bir itikadi ve ameli mezhebiniz varda buna göremi bu değerlendirmeyi yapıyorsunuz? Eğer böyle değilse sizin o şahıstan farkınız ne ki ehl-i bid'ata karşı mücadele ediyosunuz? Zaten tavrınız sizinde aynı anlayışta olduğunu bariz gösteriyor. Ya siz bu şahsa görünüşte, hatalarını eleştirir gibi yapıp aslında aynı yöntem üzere olduğunuzdan taraf topluyorsunuz... Ya da sizin aranızda bir husumet var çok sivrildiğinden dolayı ve hatalarını ortaya koyarak (!) bu sivriliği azaltmaya çalışıyorsunuz. Eğer böyle değilse nasıl oluyorda bize bu kadar önemli bir mevzuda iki yahudinin halini anlatan bir hadis-i şerifi kendi kafanıza göre (bir mezhebe göre değil) bu konuya uyarlayıp delil getiriyorsunuz? Bizim dediğimize bir daha bakın;

Kişinin imanından şüphe değil, hatalı fikirlerinden dolayı kendi imanımıza bir zarar gelir şüphesinde olmalıyız diyoruz.Milleti zehirlemesin, reklamını yapmayınız diyoruz. Görüşleri Ehl-i Sünnet mezhebine uygun değildir diyoruz. Bu kadar bariz hatalarından (ki bir çoğu itikada dair meselelerdir) dolayı Onun iman ehli olduğuna inanır, itikad etmeyiz diyoruz. Biz şahsın kendi imanında samimi, ama bize göre zehirlenmiştir diyoruz. Bunları neye göre diyoruz? kafamıza göremi? Tabi olduğumuz mezhebe göre diyoruz. Sizin gibi ANLAYŞIMIZA GÖRE hadis yorumlayarak demiyoruz. Siz neden neye tabi olduğunuzu açıklamıyorsunuz?


Bir kişinin bir başka konudaki sözlerine davranışlarına ya da haline olan husumetiniz,kızgınlığınız,gareziniz (haklı dahi olsanız), o kişinin bir başka konudaki doğru sözüne dahi tahammül edemeyecek hale sizi getiriyorsa, siz nefsinizi ve kendinizi kontrol etmelisiniz.

Biz nefsimiz adına kızmıyoruz. Kızsakda bunla hareket etmemeye çalışıyoruz. Ama buna rağmen nefsimizi ve kendimizi kontrol etmeye gayret ederiz inşaAllah. Doğru söz nedir ki tahammülümüz yoktur? . Siz bizi nefsimiz adına eleştirseniz haklı bile olsak eyvallah. Ama bakınız ''haklı bile olsanız'' derken bizim şahsımızda ortaya koyduğumuz bir görüşe değil, ehl-i sünnet görüşüne konuşuyorsunuz. Biz buna karşıyız İşte buna kızıyoruz.

Bir önce ki yazımız da sorduklarımızdan bu yazınız da bir eser göremedik? Hikmeti nedir acep? Teyid anlamında yazdığınız ne Şeyhül Ekber'in ne de Mevlana'nın yazılarını paragraf olarak anlam bütünlüğünü bozmadan yazmamışsınız?


Devletçilikle şeriatı ayırmış ama devletçilik nedir sorumuza es geçmişsiniz?


Hangi iman makbul, hangisi değildir eser yok? (ki burası çok önemli)


Açıktan işlenen günahların tevbesi nasıl olur?


Nasıl uyanık olacağız? eee!? Bu da yok hocam?


Buraları bilmeden bahse konu şahsın kabul edilir olup olmadığını (Ümmet için
faydalı manasında) nasıl bileceğiz?


Şu sözümüzle konuyu bitirelim "Doğru'ya doğru dememek, eğriliktir"

Bakın yazınızın altına ısrarla yine yazmışsınız. Ki böyle bişey demediğimiz halde. İşte bu da yukarda sizin hakkınız da ortaya attığımız delili ispat anlamında ikinci kelamdır.

Allah CC ümmet-i muhammed'i afv-u magfiret eylesin, rahmeti ile muamele edip cennetiyle müşerref eylesin, ayırıcı bölücü olmaktansa birleştirici ve kucaklayıcı olmayı ve bu birleştiricilikle kötülükleri ve fitneleri ve bidatleri defetmeyi nasib eylesin...

Bakınız bazı şeyleri almaya başlamışsınız aman nazar değmesin. Adınıza sevindim.

Bu duanıza kayıt olmadan AMİN diyoruz çünkü.


saygılarımla

cenk11
31.03.2007, 16:08
Doğrular ve ulema nasıl seçilirdi ?

Arkadaşlar,
Bizim öyle alimlerimiz ve rehberlerimiz vardır ki kendimize onlardan başka rehber aramanın hiçbir alemi ve mantığı yoktur.
Şimdi, bunlardan birisi olan Beyazd-ı Bestamî (K.S.) Hz.lerinin bir menkıbesini arz ediyorum. Hazrete "Falan yerde bir alim varmış, şöyle bilgilidir, böyle bilgilidir." diye meth-u senâ edilerek onu ziyaret etmesi istenmiş... Beyazıd-ı Bestami de bu ısrarlara dayanamamış "Peki o hâlde bu allâmeyi ziyaret edelim"demek zorunda kalmış...Bir-kaç günlük yolculuktan o alimin bulunduğu beldeye varmışlar ve tevafuk bu ya; o alim de evinin kapıs