PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Bizleri de mi bir ic savas bekliyor


Minhac_
29.03.2007, 01:23
"...Kelime-i Şehadet getiren ve günde beş vakit ezânı dinleyen her mükellef bu mahiyeti asla unutmamalıdır. İnsanları Tağutî güçlere karşı cihada teşvik etmeyen ve bu uğurda gayret sarfetmeyen kimseler ne kadar ilim sahibi olursa olsunlar, kat'iyyen âdil ve müslüman değildirler. Olsa olsa onlar ancak Bel'âm'dırlar. Dolayısıyla onların fetvaları ile amel edilemez..." demis bir genc.

bu yaziyi yeni okudum genclerimiz nereye yöneliyor böyle?

Eski zamanlarda yasayan alimlerimizin görüslerini bilmeyince asiricilarin görüsleri genc kesimin kafalarini bulandiriyor.

Ve ülkemiz de yakinda Lübnan gibi ic savasin hüküm sürdügü bir ülke halin mi alacak, amaclanan sey bu mudur?

Gencler din adina yanlis yönlendirilip kendi ülkesinde anarsistlik mi cikaracak?



Hasan el-Benna'nin iyi bir amacla isgalci kuvvetlere karsi gencleri biraraya getirip kurdugu Müslüman Kardesler adindaki cemaatteki gencler Seyyid Kutub'un asirici fikirlerinden etkilenmislerdir. Seyyid Kutuba el maide suresinin 44. ayetinin yorumunda tabi olan gencler terörizme alet olmuslar ve hala da olmaktadirlar.

Bu fikirlerin ülkemizde yayilmasindan da oldukca üzüntü duydum.

Bu iletiyi okuyunca aklima ilk olarak ic savasin hüküm sürdügü Lübnan geldi:

İç savaş sırasında, Lübnan’da kardeş kanı akmaya devam ettiği sürece asla gülmeyeceğini dile getiren ve o günden bu yana gülen, tek bir kare fotoğrafı bulunmayan Lübnan’ın divası Feyruz, “Beyrut’un kokusu yasemindi, şimdi her yanı ateş ve duman kokuyor…” diyordu yıllar önce seslendirdiği “Li Beyrut” (Ey Beyrut)’ta… Lübnan’da zaman kavramının olmadığına vurgu yapan, 30 yıl öncesini, Lübnan İç Savaşı’nı anlatan bir şarkı halen geçerliliğini koruyor daha da kötüsü dünü ve bugünü olduğu gibi, yarını da anlatabiliyorsa işte o zaman Lübnan’da “zaman”dan bahsetmek anlamsız hale geliyor.
http://www.tusam.net/makaleler.asp?id=744&sayfa=6

Minhac_
30.03.2007, 03:24
Kurtubi'nin (Allah ondan razi olsun) tevsirinden gerekli buldugum yerleri alıntıladım. Kurtubi bu ayeti nasıl tevsir etmis okuyalim:


Allah´ın İndirdiği ile Hukmetmeyenler;


"Kim Allah´ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin tâ ken­dileridir." Diğer âyetlerde de "zalimlerin, fasıkların ta kendileridir" dîye

buyurulmaktadır. Bu âyetlerin hepsi kâfirler hakkında nazil olmuştur. Bu da Müslim´in Sahih´inde el-Berâ yoluyla gelen hadiste sabit olmuştur ki, bu ha­dis daha önceden geçmiş bulunmaktadır.[256] Büyük çoğunluk da bu görüş­tedir. Müslüman ise, büyük günah işleyecek olsa dahi kâfir olmaz.

Âyet-i kerimede hazf edilmiş ifadelerin bulunduğu da söylenmiştir. Yani, kim Kur´ânı reddetmek suretiyle Rasulün de sözünü inkâr yoluyla Allah´ın indirdiği ile hükmetmeyecek olursa, o kişi kâfirdir. Bunu, İbn Abbas ve Mü-cahid söylemiştir. Bu açıklamaya göre âyet umumidir.

îbn Mes´ud ve el-Hasen der ki: Bu âyet-i kerime ister müslüman, ister yahudi, ister katır olsun Allah´ın indirdiğiyle hükmetmeyen herkes hakkında umumidir. Yani, bunun doğruluğuna inanarak ve bu şekilde aykırı hüküm ver­menin helal olduğuna kanaat getirerek...

Ancak, kendisinin haram işlediğine inanarak böyle bir iş yapan ise, müs-lümanların fasıklar arasında yer alır. İşi de Allalı!a kalmıştır. Allah dilerse onu azaplandırır, dilerse de ona mağfiret eder.

İbn Abbas da kendisinden nakledilen bir rivayete göre söyle demektedir: Kim Allah´ın indirdikleriyle hükmetmeyecek olursa o, kâfirlerin işine benze­yen bir iş yapmıştır.

Şöyle de denilmiştir: Yani, kim Allah´ın bütün indirdi ki eriyle hükmet­mezse, o kimse kâfirdir Ancak, tevhid İle hükmetmekle birlikte, serî bazı hü­kümler gereğince hükmetmeyen kimse, bu âyetin kapsamına girmez.

Doğru olan birinci görüştür. Şu kadar var ki Şa´bî: Bu âyet-i kerime yahu-diler hakkında has (özel) dir. en-Nehhâs da bu görüşü tercih etmiş ve şöy­le demiştir Bunun böyle olduğuna da üç husus delâlet etmektedir. Bunlar­dan birisi, yahudiler bu buyruktan önce: "Onunla yahudilere hükmederler­di" buyruğu zikredilmişlerdir Dolayısıyla zamir onlara aittir. Diğer bir hu­sus, ifadelerin akışı (siyakı) da buna delalet etmektedir. Nitekim bundan son­ra: "Biz, onda onlara şunu yazdık..." denilmektedir. Buradaki zamir de ic-ma ile yahudilere aittir. Yine yahudiler, recmi ve kısası inkâr edenlerdir.

Birisi kalkıp: Kim" edatı şart edatı olarak zikredilecek olursa, onun tahsis edildiğine dair bir delilin vâki olması hali dışında umumidir, di­yecek olursa, ona şöyle cevap verilir: Burada bu edat, zikretmiş bulunduğu­muz diğer delillerle birlikte O kimse ki, anlamındadır. İfadenin tak­diri de şöyle olur: Allah´ın indirdikleri ile hükmetmeyen o yahudiler, işte on­lar kâfirlerin tâ kendileridir. Bu da bu hususta yapılan açıklamaların en gü­zelidir.

Rivayet olunduğuna göre, Huzeyfe´ye sorulmuş: Bu âyet-i kerimeler İsra­il oğullan hakkında mıdır? o da şöyle demiş: Evet, onlar hakkındadır. Fakat, andolsun ki, onların yollarını iki ayakkabı tekinin birbirine benzediği ve ay­nı hizada olduğu gibi izleyeceksiniz.

"Kâfirlerin tâ kendileridir" ifadesinin müslümanlar, "zalimlerin tâ ken­dileridir" ifadesinin yahudiler, "fasiklann tâ kendileridir" ifadesinin ise hı-ristiyanJar hakkında olduğu da söylenmiştir. Ebu Bekr b. el-Arabî´nin tercih ettiği görüş de budur. Devamla der ki: Çünkü âyetlerin zahirinden anlaşılan budur. Ayrıca İbn Abbas´ın, Cabir b. Zeyd´in, İbn Ebi Zâide´nin ve İbn Şubrurne ile Şa´bî´nin de tercih ettiği görüş budur.


Tavus ve başkaları da der ki: Bu, kişiyi dinden çıkartan bir küfür değildir. Fakat, küfrün altında kalan bir küfür çeşididir. Ancak, bunda farklı durum­lar sözkonusudur. Eğer yanındaki hükmü verirken, o hüküm Allah´ın yanından gelmiştir diye verecek olursa bu, küfrü gerektiren, Allah´ın hükmünü bir değiştirmedir. Şayet hevası gereği ve masiyet yoluyla başka hükümle hükmedecek olursa, elü-i sünnetin günahkârlar için mağfiret ile ilgili kabul ettikleri asıl delillerine binaen mağfiret sözkonusu olabilecek bir günahtır, el-Kuseyrî der ki: Haricilerin görüşüne göre, bir kimse rüşvet alıp Allah´ın hükmünden başka bir hükümle hüküm verecek olursa o kâfirdir. Bu görüş, ayrıca el-Hasen ve es-Süddİ´ye de izafe edilmiştir.