antioxidan
29.03.2007, 17:42
RİSALE-İ NUR’ DAN İNTERNETE BAKIŞ
Günümüzde teknik ilerlemenin sağladığı kolaylıklarla, tüm dünya âdetâ küçücük bir köy hükmüne girdi... Bir uçtan bir uca fısıldasan duyulacak ..
Ta bii ki bu durumda, İslam davetinin duyulmaması ve bu sebeple ondan berî olmak vs. de ortadan kalkmış oluyor..
Özürler kabul değil.. Madem müslümansın, dinini tam öğreneceksin.. Mazeret yok.. “Bilmiyordum, duymadım” yok..
Bugün net üzerinde ve çeşitli tv lerde her konuda rehberlik edecek programlar mevcut çok şükür..
Tüm bunlar ve ötesi,
Müptelası olduğumuz medeniyet telakkilerinin bir yüzü sadece.. Olumlu yüzü..
Bir de diğer yüzü var; Gaflet perdesini kalınlaştıran yüz..
Şimdi burada batılı tasvir edip, sâfî zihinleri bulandırmamak için,medeniyetin getirdiği, olumlu kabul edilen tüm güzellikleri çevirin tersine; eşittir gaflet!.
Benim sürekli okuduğum, hiç yanımdan ayırmadığım bir kitap var Risalelerden;
Mesnev-i Nuriye..
Burada küçük bir bölüm var ki, tüm olumsuz medeniyet telakkîlerine değiniyor ve çözüm yolunu apaçık gösteriyor.. Harika!..
O zamanlar tabii internet falan yoktu veya vardı da şimdiki kadar ayağa düşmemişti : )
Bakınız Üstad’ın şu tabirleri aynen neti, windowsları, gaflet perdesini anlatıyor..
Gerçekten çok ilginçtir..
“İ’lem Eyyühel-Aziz!
Küre-i arzı bir köy şekline sokan şu medeniyet-i sefihe ile
gaflet perdesi pek kalınlaşmıştır..
Tâdili, büyük bir himmete muhtaçtır.
Ve keza,
Beşeriyet ruhundan dünyaya nâzır pek çok menfezler açmıştır.
Bunların kapatılması ancak Allah’ın lütfuna mazhar olanlara müyesser olur.”
Evet ruhumuzdan dünyaya nâzır pek çok menfezler, bir anlamda pencereler açılmıştır..
Burada Üstad’ın kullandığı “menfez” kelimesi çok ilginçtir..
Menfez: Nüfuz edilecek delik, açıklık, pencere, ağız, girilecek yer anlamlarına geliyor..
Bugün tüm dünyanın kara sevdası bilgisayarları,ruhları âdetâ esir eden, alıp götüren, dünyaya nâzır windowsları düşününüz..
Evindesin ama, dünyanın öte ucundasın da..
Bedenin odanda lâkin, mânen seyeran ediyorsun ötelerde..
Bu, olumlu olursa tabii ki güzel..
Fakat olumsuz olduğunda tam bir felâket!..
Mühürlenmiş kalpler, gözler, kulaklar...
Gaflet üstüne gaflet..
Yakılan vakitler.. Evet ben yakılan vakitler diyorum..
Nasıl iyi değerlendirildiğinde; zamanlara, anlara adres bırakıyorsun..
O ânı kendi adına durduruyorsun..
-Ki, ilmî olarak bu isbatlanmış;
Vücuttan çıkan ısı dalgaları, biz durumumuzu değiştirsek bile fezada muhafaza olunuyor..
Yani şimdi bu durumda insan, tüm hayatı boyunca projektörler önünde demek..
Ağızdan çıkan her söz nasıl fezada mahfuzsa aynen, vücudumuzun her hareketi de öyle..
Evet; iyi amellerle kendi lehimize durdurduğumuz zaman, aksi durumda hebâ edilmiş oluyor.. İşte onun için “yakılan zamanlar” diyorum ben..
Evet: yakılan vakitler, yıkılan yuvalar, sanal aşklar, sanal hırsızlıklar, şantajlar, hatta net cinayetleri bile oluyormuş..
Evet ne diyor Üstad;
“...Tâdili, büyük bir himmete muhtaçtır. “
“Bunların kapatılması ancak Allah’ın lütfuna mazhar olanlara müyesser olur.”
Burada iki nokta var ıslah açısından;
Biri; tâdil, yani aslına uygun hale getirmek, onarmak.. Ve himmet..
İkincisi; Allah’ın lütfu..
Evet, madem şer güçlerin şu an en etkili silahı budur; sanal âlem..
Biz de onların silahıyla kuşanıp savunma yapmalıyız..
Gaflet perdesinin tâdili, bugün gayretli kardeşlerimiz tarafından,
-Allah emsallerini arttırsın- yapılıyor..
Çeşitli mail grupları, göze-gönle hitâbeden siteler, tek tek tebliğ yapanlar, özel islamî sohbet için açılmış chat odaları....
Bu tâdil şu anda cihad ruhuyla ve farz-ı kifaye anlayışıyla sürdürülüyor...( Zaten şer cephesi bunun farkında olduğundan, şimdilerde birtakım yasaklamalar getirilmek isteniyor..)
Bizler de eğer aktif olamıyorsak, bu sitelere girip faydalanacak, reklamını yapacak, mail gruplarına katılacak, üye bulacağız, yazacağız, okutacağız, bu kardeşlerimizi her yönden destekleyeceğiz...
Ama tüm bunları hâlis niyetlerle yapacağız..
İşte himmet te;
Bir anlamda bu kardeşlerin gayreti ve diğerlerinin de desteğidir.. Rağbetidir..
(Ve çok önemli bir nokta: Bunları yaparken, gayret ederken amaç, İslam’la kurtulmak olacak.. Önce biz!.. Nefsimiz kurtulacak.. Çünkü herkes kendi nefsinden başlatırsa diriliş hamlesini, ancak o şekilde topyekûn bir dirilişten sözetmek mümkün olur..
Yoksa İslam’ı kurtarmak adına, İslam’la kurtulamamış nefislerle bu meydanda koşturmakla bir yere varılamaz.)
Allah’ın lütfuna mazhar olma mes’elesi; işte bu bahsettiğimiz tâdil mes’elesine tüm himmetlerini sarfeden, canla-başla çalışan Hakk erleri, Allah’ın askerleri, bu lütfa mazhar olanlardır..
Allah’ın lütfunu celbetmek için rızasına uygun çalışmak gerek..
“Kahırdan lütuf doğar” derler..
Evet o karanlıkları, kahır perdelerini fedâkârâne çalışmalarıyla, “ Ya Latif!” nidalarıyla aralayan bu Hakk erleri ve onların bu alanda destekçileri bu lütfa mazhar olanlardır ki bu menfezlerin kapatılması ancak bunlar sayesindedir..
Lütuf mes’elesinde 2. önemli nokta da “istiâze”dir.. Yani sığınma..
Allah’ın lütfunun celbi için sürekli O’na sığınma..Sürekli O’nunla irtibat halinde olma..
“Fe firrû ilAllah!” “Allah’a kaçınız!” “O’na firar ediniz..” ( Zariyat - 50) buyuruluyor..
Bu asrın cazibedar fitnesinden Allah’a kaçma...
Nefis ve şeytandan O’na sığınma..
Sürekli tevbe kapılarında olma..
Her dâim vahy soluklarıyla kendini yenileme..
Tüm ibadetlerimizde alışkanlığın getirdiği gafletten silkinme..
Buna meydan vermeme..
Her gün bitimi o günün muhasebesini yapıp, eksiklikleri telafi etme..
Her dem tevbe sularında yıkanma..
....
Böylelikle ancak Allah’ın lütfunu celbedebilir,
Beşeriyet ruhundan dünyaya nâzır o menfezleri kapatabilir,
Bizi hedeflemiş tüm kahırları, lütuflara çevirebilir ve KURTULABİLİRİZ inşaAllah..
monaroza
Günümüzde teknik ilerlemenin sağladığı kolaylıklarla, tüm dünya âdetâ küçücük bir köy hükmüne girdi... Bir uçtan bir uca fısıldasan duyulacak ..
Ta bii ki bu durumda, İslam davetinin duyulmaması ve bu sebeple ondan berî olmak vs. de ortadan kalkmış oluyor..
Özürler kabul değil.. Madem müslümansın, dinini tam öğreneceksin.. Mazeret yok.. “Bilmiyordum, duymadım” yok..
Bugün net üzerinde ve çeşitli tv lerde her konuda rehberlik edecek programlar mevcut çok şükür..
Tüm bunlar ve ötesi,
Müptelası olduğumuz medeniyet telakkilerinin bir yüzü sadece.. Olumlu yüzü..
Bir de diğer yüzü var; Gaflet perdesini kalınlaştıran yüz..
Şimdi burada batılı tasvir edip, sâfî zihinleri bulandırmamak için,medeniyetin getirdiği, olumlu kabul edilen tüm güzellikleri çevirin tersine; eşittir gaflet!.
Benim sürekli okuduğum, hiç yanımdan ayırmadığım bir kitap var Risalelerden;
Mesnev-i Nuriye..
Burada küçük bir bölüm var ki, tüm olumsuz medeniyet telakkîlerine değiniyor ve çözüm yolunu apaçık gösteriyor.. Harika!..
O zamanlar tabii internet falan yoktu veya vardı da şimdiki kadar ayağa düşmemişti : )
Bakınız Üstad’ın şu tabirleri aynen neti, windowsları, gaflet perdesini anlatıyor..
Gerçekten çok ilginçtir..
“İ’lem Eyyühel-Aziz!
Küre-i arzı bir köy şekline sokan şu medeniyet-i sefihe ile
gaflet perdesi pek kalınlaşmıştır..
Tâdili, büyük bir himmete muhtaçtır.
Ve keza,
Beşeriyet ruhundan dünyaya nâzır pek çok menfezler açmıştır.
Bunların kapatılması ancak Allah’ın lütfuna mazhar olanlara müyesser olur.”
Evet ruhumuzdan dünyaya nâzır pek çok menfezler, bir anlamda pencereler açılmıştır..
Burada Üstad’ın kullandığı “menfez” kelimesi çok ilginçtir..
Menfez: Nüfuz edilecek delik, açıklık, pencere, ağız, girilecek yer anlamlarına geliyor..
Bugün tüm dünyanın kara sevdası bilgisayarları,ruhları âdetâ esir eden, alıp götüren, dünyaya nâzır windowsları düşününüz..
Evindesin ama, dünyanın öte ucundasın da..
Bedenin odanda lâkin, mânen seyeran ediyorsun ötelerde..
Bu, olumlu olursa tabii ki güzel..
Fakat olumsuz olduğunda tam bir felâket!..
Mühürlenmiş kalpler, gözler, kulaklar...
Gaflet üstüne gaflet..
Yakılan vakitler.. Evet ben yakılan vakitler diyorum..
Nasıl iyi değerlendirildiğinde; zamanlara, anlara adres bırakıyorsun..
O ânı kendi adına durduruyorsun..
-Ki, ilmî olarak bu isbatlanmış;
Vücuttan çıkan ısı dalgaları, biz durumumuzu değiştirsek bile fezada muhafaza olunuyor..
Yani şimdi bu durumda insan, tüm hayatı boyunca projektörler önünde demek..
Ağızdan çıkan her söz nasıl fezada mahfuzsa aynen, vücudumuzun her hareketi de öyle..
Evet; iyi amellerle kendi lehimize durdurduğumuz zaman, aksi durumda hebâ edilmiş oluyor.. İşte onun için “yakılan zamanlar” diyorum ben..
Evet: yakılan vakitler, yıkılan yuvalar, sanal aşklar, sanal hırsızlıklar, şantajlar, hatta net cinayetleri bile oluyormuş..
Evet ne diyor Üstad;
“...Tâdili, büyük bir himmete muhtaçtır. “
“Bunların kapatılması ancak Allah’ın lütfuna mazhar olanlara müyesser olur.”
Burada iki nokta var ıslah açısından;
Biri; tâdil, yani aslına uygun hale getirmek, onarmak.. Ve himmet..
İkincisi; Allah’ın lütfu..
Evet, madem şer güçlerin şu an en etkili silahı budur; sanal âlem..
Biz de onların silahıyla kuşanıp savunma yapmalıyız..
Gaflet perdesinin tâdili, bugün gayretli kardeşlerimiz tarafından,
-Allah emsallerini arttırsın- yapılıyor..
Çeşitli mail grupları, göze-gönle hitâbeden siteler, tek tek tebliğ yapanlar, özel islamî sohbet için açılmış chat odaları....
Bu tâdil şu anda cihad ruhuyla ve farz-ı kifaye anlayışıyla sürdürülüyor...( Zaten şer cephesi bunun farkında olduğundan, şimdilerde birtakım yasaklamalar getirilmek isteniyor..)
Bizler de eğer aktif olamıyorsak, bu sitelere girip faydalanacak, reklamını yapacak, mail gruplarına katılacak, üye bulacağız, yazacağız, okutacağız, bu kardeşlerimizi her yönden destekleyeceğiz...
Ama tüm bunları hâlis niyetlerle yapacağız..
İşte himmet te;
Bir anlamda bu kardeşlerin gayreti ve diğerlerinin de desteğidir.. Rağbetidir..
(Ve çok önemli bir nokta: Bunları yaparken, gayret ederken amaç, İslam’la kurtulmak olacak.. Önce biz!.. Nefsimiz kurtulacak.. Çünkü herkes kendi nefsinden başlatırsa diriliş hamlesini, ancak o şekilde topyekûn bir dirilişten sözetmek mümkün olur..
Yoksa İslam’ı kurtarmak adına, İslam’la kurtulamamış nefislerle bu meydanda koşturmakla bir yere varılamaz.)
Allah’ın lütfuna mazhar olma mes’elesi; işte bu bahsettiğimiz tâdil mes’elesine tüm himmetlerini sarfeden, canla-başla çalışan Hakk erleri, Allah’ın askerleri, bu lütfa mazhar olanlardır..
Allah’ın lütfunu celbetmek için rızasına uygun çalışmak gerek..
“Kahırdan lütuf doğar” derler..
Evet o karanlıkları, kahır perdelerini fedâkârâne çalışmalarıyla, “ Ya Latif!” nidalarıyla aralayan bu Hakk erleri ve onların bu alanda destekçileri bu lütfa mazhar olanlardır ki bu menfezlerin kapatılması ancak bunlar sayesindedir..
Lütuf mes’elesinde 2. önemli nokta da “istiâze”dir.. Yani sığınma..
Allah’ın lütfunun celbi için sürekli O’na sığınma..Sürekli O’nunla irtibat halinde olma..
“Fe firrû ilAllah!” “Allah’a kaçınız!” “O’na firar ediniz..” ( Zariyat - 50) buyuruluyor..
Bu asrın cazibedar fitnesinden Allah’a kaçma...
Nefis ve şeytandan O’na sığınma..
Sürekli tevbe kapılarında olma..
Her dâim vahy soluklarıyla kendini yenileme..
Tüm ibadetlerimizde alışkanlığın getirdiği gafletten silkinme..
Buna meydan vermeme..
Her gün bitimi o günün muhasebesini yapıp, eksiklikleri telafi etme..
Her dem tevbe sularında yıkanma..
....
Böylelikle ancak Allah’ın lütfunu celbedebilir,
Beşeriyet ruhundan dünyaya nâzır o menfezleri kapatabilir,
Bizi hedeflemiş tüm kahırları, lütuflara çevirebilir ve KURTULABİLİRİZ inşaAllah..
monaroza