Orijinalini görmek için tıklayınız : Her Güne Bir Hadis (inşAllah)
عن عَليِّ بنِ أبي طالبٍ قال:
" وقفَ رسولُ اللَّهِ صلَّى اللَّهُ عليهِ وسلَّم بعرفَة... فوقفَ وأردفَ الفضلَ واستَفتتهُ جاريةٌ شابَّةٌ من خثعمٍ فقالتْ: إنَّ أبي شيخٌ كبيرٌ قد أدركتهُ فريضةُ اللهِ في الحجِّ أفيجزئُ أن أحجَّ عنهُ. قالَ حُجِّي عن أبيكِ، قال: ولوى عنقَ الفضلِ، فقالَ العبَّاسُ يا رسولَ اللهِ لم لوَّيت عنقَ ابنِ عمِّك؟ قال رأيتُ شابّاً وشابّةً فلم آمن الشَّيطانَ عليهما." الترمذي
Aliİbnu Ebi Talib radıyallahu anh diyor ki:
“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hac yaptığı zaman Arefe vakfesini yaptıktan sonra (amcası Abbas’ın oğlu) Fadl’ı bineğinin arkasına alıp Mina’ya gelmişti. (Fadl onun arkasında binekte iken) Has’am kabilesinden genç bir kadın gelip şöyle bir soru sordu ona: ‘Babam yaşlı bir ihtiyardır. Hac da kendisine farz oldu. Ben onun yerine hac yapabilir miyim?’ ‘Evet onun yerine hac yap.’ dedi. Sonra da Fadl’ın kafasını çevirdi. (Amcası) Abbas: ‘Ya Resulellah! Amca oğlunun kafasını neden çevirdin?’ diye sordu. Şöyle buyurdu:
BAKTIM Kİ BİR GENÇ KIZ VE BİR GENÇ ERKEK. ŞEYTANIN FİTNESİNDEN ÇEKİNDİM.” Tirmizi
َنْ عَبْدِ اللهِ بْنِ عُمَرَ؛ قَالَ: أَقْبَلَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللهِ صلى الله عليه وسلم. فَقَالَ:
يَامَعْشَرَ الْمُهَاجِرِينَ. خَمْسٌ إِذَا ابْتُلِيتُمْ بِهِنَّ، وَأَعُوذُ بِاللهِ أَنْ تُدْرِكُوهُنَّ: لَمْ تَظْهَرِ الْفَاحِشَةُ فِي قَوْمٍ قَطُّ. حَتَّى يُعْلِنُوا بِهَا، إِلاَّ فَشَا فِيهِمُ الطَّاعُونُ وَالأَوْجَاعُ الَّتِي لَمْ تَكُنْ مَضَتْ فِي أَسْلاَفِهِمُ الَّذِينَ مَضَوْا.
وَلَمْ يَنْقَصُوا الْمِكْيَالَ وَالْمِيزَانَ، إِلاَّ أُخِذُوا بِالسِّنِينَ وَشِدَّةِ الْمَئُونَةِ وَجَوْرِ السُّلْطَانِ عَلَيْهِمْ.
وَلَمْ يَمْنَعُوا زَكَاةَ أَمْوَالِهِمْ، إِلاَّ مُنِعُوا الْقَطْرَ مِنَ السَّمَاءِ، وَلَوْلاَ الْبَهَائِمُ لَمْ يُمْطَرُوا.
وَلَمْ يَنْقُضُوا عَهْدَ اللهِ وَعَهْدَ رَسُولِهِ، إِلاَّ سَلَّطَ اللهُ عَلَيْهِمْ عَدُوّاً مِنْ غَيْرِهِمْ، فَأَخَذُوا بَعْضَ مَافِي بِأَيْدِيِهمْ.
وَمَا لَمْ تَحْكُمْ أَئِمَّتُهُمْ بِكِتَابِ اللهِ، وَيَتَخَيَّرُوا مِمَّا أَنْزَلَ اللهُ، إِلاَّ جَعَلَ اللهُ بَأْسَهُمْ بَيْنَهُمْ.
Abdullah İbnu Ömer radıyallahu anhuma diyor ki:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize hitap ederek şöyle buyurdu:
“Ey Muhacirler!
Beş şey vardır ki onlara bulaştığınız zaman (vay halinize!) Ki onlara erişmenizden Allah’a sığınırım.
Bir milletin içinde fuhuş, aleni işlenecek kadar ortaya çıkarsa, o milletin içinde taûn hastalığı ve önce gelip geçmiş milletlerde vuku bulmamış hastalıklar yayılır.
Ölçü ve tartıyı eksik yapan her millet mutlaka kıtlık, geçim sıkıntısı ve yöneticilerinin zulmü ile cezalandırılır.
Mallarının zekatını vermeyen millet te, yağmurdan menedilir; hayvanlar olmasa onlara yağmur yağdırılmaz.
Allah adına ve Peygamber adına verilen sözleri bozan milletin başına Allah kendilerinden olmayan düşmanı musallat eder, o düşman ellerindekilerin bir kısmına el koyar.
Liderleri, Allah’ın kitabını ihmal edip işlerine geleni seçtikçe, Allah o milletin azabını kendi içlerinden -fitne, fesat anarşi gibi azaplarla- verir.” İbni Mace,4019
Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Allah'a ve ahiret gününe inanan kimse ya hayır koşuşsun ya da sussun."
"Ey kalbleri halden hale çeviren MukallibelKulûb,
kalbimi dinin üzere sabit kıl!"
Efendimiz'in(sav) dilinden..
Müslüman Müslüman'ın kardeşidir. Ona hıyânet etmez, yalan söylemez ve yardımı terk etmez. Her Müslüman'ın, diğer Müslüman'a ırzı, malı ve kanı haramdır. Takvâ buradadır. Bir kimseye şer olarak Müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi yeter ."
[21] Tirmizî, Birr 18.
عن عبد الله قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم:
مَا أَصَابَ أَحَدٌ قَطُّ هَمٌّ وَلَا حَزَنٌ فَقَالَ:
*** اَلَّلهُمَّ إِنِّي عَبْدُكَ اِبْنُ عَبْدِكَ اِبْنُ أَمَتِكَ نَاصِيَـتِي بِيَدِكَ مَاضٍ فِيَّ حُكْمُكَ عَدْلٌ فِيَّ قَضَاؤُكَ ،أَسْأَلُكَ بِكُلِّ اسْمٍ هُوَ لَكَ سَـمَّـيْتَ بِهِ نَفْسَكَ أَوْ عَلَّمْتَهُ أَحَدًا مِنْ خَلْقِكَ أَوْ أَنْزَلْـتَهُ فِي كِتَابِكَ أَوْ اِسْتَأْثَرْتَ بِهِ فِي عِلْمِ الْغَيْبِ عِنْدَكَ : أَنْ تَجْعَلَ الْقُرْآنَ رَبـِيعَ قَلْبـِي وَنُورَ صَدْرِي وَجَلَاءَ حُزْنِي وَذَهَابَ هَـمّـِي. ***
إِلَّا أَذْهَبَ الَّلهُ هَمَّهُ وَحُزْنَهُ وَأَبْدَلَهُ مَكَانَهُ فَرَجًا قَالَ: فَقِيلَ: يَا رَسُولَ الَّلهِ أَلاَ نَتَعَلَّمُهَا فَقَالَ: بَلَى يَنْبَغِي لِمَنْ سَمِعَهَا أَنْ يَتَعَلَّمَهَا.
Müsned’de ve Ebu Hatim’in Sahihinde Abdullah İbnu Mesud’dan şöyle rivayet edilmiştir. Resulullah sallallahu aleyhi ve selem buyurdular ki:
“Bir kula bir keder veya üzüntü geldiğinde şu duayı okursa Allah sıkıntısını ve üzüntüsünü giderir ve yerine sevinç verir. Dediler ki: Onu öğrenelim mi? Buyurdu ki: Elbette, duyanın öğrenmesi gerekir:
Allahım! Ben senin kulunum. Kulunun oğlu, kulunun yavrusuyum. Perçemim elindedir. Hükmün bende geçerli, benim için verdiğin kararın adildir. Kendine isim olarak andığın veya, Kitabında indirdiğin ya da, yarattıklarından birisine öğrettiğin veya, gayb ilminde kendine gizlediğin senin olan her isminle senden diliyorum: Kur’an’ı kalbimin yağmuru, göğsümün nuru, üzüntümün telafisi, keder ve tasamın giderilmesinin vesilesi kıl.” (Müsned,1/391)
Sen müminleri, birbirlerini sevmede, birbirlerine merhamet etmede, birbirlerine şefkat göstermede tıpkı yek bir vücut gibi görürsün; (yani) onun bir uzvu rahatsızlansa, diğer uzuvlar uykusuzluk ve hararetle onun rahatsızlığına ortak olurlar."
Sabr-el-Hayat
26.06.2007, 18:54
Ebu Sa'id İbnu Malik r.a. rivayet buyuruyor:
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır." Ebu Said der ki: "Kim (bu ihbarın ifade ettiği hakikatten) şüpheye düşerse şu ayeti okusun:
Bismillahirrahmanirrahim
"Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz..." (Nisa, 40).
Amin.
Kahrolur mu hiç “Rabbim Allah’tır” diyen?
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ قَالَ:
دَخَلَ رَسُولُ الَّلهِ -صلى الله عليه وسلم- ذَاتَ يَوْمٍ اَلْمَسْجِدَ فَإِذَا هُوَ بِرَجُلٍ مِنَ الْأَنْصَارِ يُقَالُ لَهُ أَبُو أُمَامَةَ فَقَالَ: "يَا أَبَا أُمَامَةَ، مَا لِي أَرَاكَ جَالِساً فِي الْمَسْجِدِ فِي غَيْرِ وَقْتِ الصَّلَاةِ"؟. قَالَ: هُمُومٌ لَزِمَتْنِي وَدُيُونٌ يَا رَسُولَ اللّهِ.قَالَ: "أَفَلَا أُعَلِّمُكَ كَلَاماً إِذَا أَنْتَ قُلْتَهُ أَذْهَبَ الَّلهُ عَزَّ وَجَلَّ هَمَّكَ وَقَضَى عَنْكَ دَيْنَكَ"؟. قَالَ: بَلَى يَا رَسُولَ الَّلِه. قَالَ: "قُلْ إِذَا أَصْبَحْتَ وَإِذَا أَمْسَيْتَ:
اَلَّلهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْهَمِّ وَالْحَزَنِ
وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ الْعَجْزِ وَالْكَسَلِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ الْجُبْنِ وَالْبُخْلِ،
وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ غَلَبَةِ الدَّيْنِ وَقَهْرِ الرِّجَالِ.
قَالَ: فَفَعَلْتُ ذَلِكَ، فَأَذْهَبَ الَّلهُ عَزَّ وَجَلَّ هَمِّي، وَقَضَى عَنِّي دَيْنِي.أبو داود 1555
Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh diyor ki:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün mescide girdi ve orada Ensar’dan Ebu Ümame denen adamı görüverdi. Ona:
Ebu Ümame! Namaz vakti dışında mescidde niçin oturuyorsun? dedi.
“Başımdaki dertler ve borçlar yüzünden Ya Resulellah! cevabını verdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Sana bir dua öğreteyim mi? Onu söylediğin zaman Allah kederlerini giderir ve borcunu ödetir” buyurdu. Ebu Ümame: Evet Ya Resulellah, dedi. Buyurdular ki: Sabah akşam şöyle de:
“Allahım!
Gam ve kederden sana sığınırım. Âcizlik ve tembellikten, korkaklık ve cimrilikten, borcun baskısından ve insanların kahrından sana sığınırım.”
Ebu Ümame diyor ki: böyle yaptım; Allah kederimi de giderdi, borcumu da ödetti. Ebu Davud, 1555
Edibe Ziyâi
02.07.2007, 04:02
Ne mutlu bir noksana düşmeksezin gönül alçaklığında bulunana, yokluğa, yoksulluğa uğramaksızın kendini alçaltan, suç işlemesizin topladığı maldan yoksullara harcayana, fıkıh ve hikmet ehliyle düşüp kalkana, alçalmış, yok-yoksul bir hale düşmüş kişilere acıyana. Ne mutlu kendini alçaltana, kazancını temiz bir hale getirene, gizli işlerini güzelleştirene, açık olanlarını yüce bir hale getirene, şerrini insanlardan giderene. Ne mutlu bilgisiyle amel edene, malının fazlasını yoksullara harcayana, sözünün fazlasınıysa söylemeyene" ( Hadis; Cami; II s.46)
Nerede ve nasıl olursan ol, Allah’dan kork.
Kötülük işlersen, hemen arkasından iyilik yap ki, o kötülüğü silip süpürsün.
İnsanlarla güzel geçin!
Tirmizî, Birr 55
Sabr-el-Hayat
19.07.2007, 03:59
Bir de sabır ve namazla Allah'tan yardım isteyin. Gerçi bu ağır gelir. Fakat saygılı kimselere değil....)
(Nesaî, Bakara/45)
Hz. Peygamber (s.a) şöyle buyurmuştur:
Rıza halinde Allah'a ibâdet et! Eğer buna gücün yetmiyorsa istemediğin birşeye sabretmekte çok hayır vardır.
(Taberani)
Receb Allah’ın ayı. Şaban benim ayım. Ramazan ise ümmetimin ayıdır.
Hadis-i Şerif
abdullah sinan
30.07.2007, 04:08
Ravi: Enes
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri diyor ki: "Ey Ademoğlu! Sen bana dua edip, (affımı) ümid ettikçe ben senden her ne sadır olsa, aldırmam, ben seni affederim. Ey Ademoğlu! Senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen, çok oluşuna bakmam, seni affederim. Ey Ademoğlu! Bana arz doluşu hata ile gelsen, sonunda hiç bir şirk koşmaksızın bana kavuşursan, seni arz doluşu mağfiretimle karşılarım."
Kaynak: Tirmizi, Da'avat 106, (3534) (Hamdolsun yaratana)
"(Müslüman erkeklerden) kim, Allah yolunda, ilâ-yı kelimetullah için, devenin iki sağımı arasında geçen müddet kadar savaşacak olsa cennet kendisine vacib olur."
Üsve-i Hasene
05.08.2007, 17:07
* Ebû Hureyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Geceleyin kalkıp namaz kılan, karısını da kaldıran, kalkmazsa yüzüne su serperek uyandıran kimseye Allah merhamet etsin. Aynı şekilde geceleyin kalkıp namaz kılan, kocasını da uyandıran, uyanmazsa yüzüne su serperek uykusunu kaçıran kadına da Allah merhamet etsin." (Ebû Dâvûd, Tatavvu 18)
“Şanı yüce olan Allah suretlerinize ve mallarınıza bakmaz,ancak kalplerinize ve amellerinize bakar.”
(C.Sağir-1832
“Dört şey şakiliktendir. Göz katılığı (ağlayamamak), Kalp katılığı,hırs,uzun emel.”
(C.Sağir-921)
islamportali
15.08.2007, 09:55
Ebu Hureyre(ra)dan.
Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur ;
'' Münafığın belirtisi üçtür : Konuştuğunda yalan söyler, söz verdiğinde sözünden döner, kendisine güvenildiğinde hiyanetlik yapar. ''
Cuma günü veya Cuma gecesi ölen mümin, şehit sevabına kavuşur ve kabir azabından korunur.
Hadis-i Şerif
HAYRA VESİLE OLAN, HAYRI YAPAN GİBİDİR. Tirmizi, /Im.14
zümrüd-ü anka
12.09.2007, 13:37
HAYRA VESİLE OLAN, HAYRI YAPAN GİBİDİR. Tirmizi, /Im.14
nekadar anlamlı
görüyorumki malesef hayır yapanda vesile olanda okadar azki
RABBİM hem hayır yapan hemde hayırlara vesile olanlarda eylesin.
Tirmizî, İbn Abbas'tan rivayet ediyor:
يَا غُلاَمُ! إِنِّي أُعَلِّمُكَ كَلِمَاتٍ: اِحْفَظِ اللّٰهَ يَحْفَظْكَ. اِحْفَظِ اللّٰهَ تَجِدْهُ ُتجَاهَكَ. إِذَا سَأَلْتَ فَاسْأَلِ اللّٰهَ، وَإِذَا اسْتَعَنْتَ فَاسْتَعِنْ بِاللّٰهِ. وَاعْلَمْ أَنَّ اْلأُمَّةَ لَوِ اجْتَمَعَتْ عَلَى أَنْ يَنْفَعُوكَ بِشَيْءٍ لَمْ يَنْفَعُوكَ إِلاَّ بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللّٰهُ لَكَ. وَلَوِ اجْتَمَعُوا عَلَى أَنْ يَضُرُّوكَ بِشَيْءٍ لَمْ يَضُرُّوكَ إِلاَّ بِشَيْءٍ قَدْ كَتَبَهُ اللّٰهُ عَلَيْكَ. رُفِعَتِ اْلأَقْلاَمُ وَجَفَّتِ الصُّحُفُ
"Ey delikanlı! Sana birkaç kelime öğreteyim: Sen Allah'a ait hakları koru ki, Allah da seni muhafaza etsin. Evet Allah'ı gözet ki, O'nu yanında bulasın. İstediğin zaman Allah'tan iste. Yardım isteyecek olursan yine Allah'tan iste ve bil ki; bütün ümmet toplanıp sana bir menfaat dokundurmaya çalışsalar, ancak senin için Allah'ın yazdığı bir şeyin menfaatini dokundurabilirler. Yine bütün insanlar toplansa, sana zarar vermeye gayret etseler, zerre kadar zarar veremezler; ancak Allah'ın takdir edip yazmış olduğu şey müstesna. Artık kalemler kaldırıldı, yazılar kurudu."[1]
İşte bu kadar kısa, öz cümleler içine; kadere, teslimiyete ait en girift, en zor meseleler sığdırılmış ve en sade bir üslûpla bu derin mevzu vuzuha kavuşturulmuştur. Aynı zamanda aksiyon ve hamle adına; ibadet mânâsını da dahil ederek söylenebilecek pek çok şey bu birkaç cümlede hulâsa edilmiştir.
“Kim Allah’ın davetine icabet etmezse, Allah’ın Resûl’üne asi olur.”
"Cennetlikler üc kisimdir :
iktidar ve kudret sahibi olup adalet edici,
sadaka veren ve muvaffak kilinmis kimse,
yakinlarina ve bütün müslümanlara merhametli olan kimse ve
colugu cocugu cok olmasina ragmen iffet ve serefli olup dilenmeyen kimse."
Müslim
عَنْ ثَوْبَانَ، عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم؛ أَنَّهُ قَالَ:
لأَعْلَمَنَّ أَقْوَاماً مَنْ أُمَّتِي يَأْتُونَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِحَسَنَاتٍ أَمْثَالِ جِبَالِ تِهَامَةَ، بِيضاً. فَيَجْعَلُهَا اللهُ عَزَّ وَجَلَّ هَبَاءً مَنْثُورا. قَالَ ثُوْبان: يَا رَسُولَ اللهِ! صِفْهُمْ لَنَا، جَلِّهِمْ لَنَا، أَنْ لاَ نَكُونَ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لاَنَعْلَمُ. قَالَ : أَمَا إِنَّهُمْ إِخْوَانُكُمْ وَمِنْ جِلْدَتَكُمْ. وَيَأْخُذُونَ مِنَ اللَّيْلِ كَمَا تَأْخُذُونَ
وَلَكِنَّهُمْ أَقْوَامٌ، إِذَا خَلَوْا بِمَحَارِمِ اللهِ، انْتَهَكُوهَا.ابن ماجه
Sevban radıyallahu anh’ın rivayetine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz şöyle buyurdular:
“Ümmetimden öyle kimseler biliyorum ki onlar, kıyamet gününde Tihame dağları gibi bembeyaz sevaplarla gelirler. Ama Allah, onların sevaplarını saçıp savrulmuş hale getirir.
Sevban şöyle dedi: Ya Resulellah. Bilmeden onlar gibi olmamamız için onları bize tarif et. Buyurdu ki:
Onlar sizin kardeşlerinizdirler.
Sizin cinsinizdendirler.
Sizin gibi gece namazı da kılarlar.
Ama onlar, öyle kimselerdir ki: Allah’ın haram ettiği şeylerle baş başa kaldıklarında dayanamayıp onları işlerler.” (İbni Mace, 4245. Hadis)
Bu başlık altında bulduğunuz güzel Hadis-i Şerifleri paylaşınız..
Allahın yasakladığı ( belli ) büyük günahlardan sonra kulun sakınması gereken en büyük günah: ardında borcunu ödemek için hiçbir mal bırakmadan borçlu olarak ölmesidir.
hadis-i şerif ( Ebu Davut )
Mü’min mü’minin aynasıdır. Mü’min mü’minin kardeşidir. Mü’min mü’minin kaybettiği bir şeyini bulursa, onun için korumaya alır. Mü’min mü’mini arkasından savunur.
Hadis (Ebu Davud).
Yalnızlık, kötü arkadaşla bulunmaktan iyidir. İyi arkadaşla beraber olmak da yalnızlıktan iyidir.
Hiçbiriniz kendisi için istedigini (mü'min) kardesi için istemedikçe (gerçek) iman etmis olamaz.
Yalnızlık, kötü arkadaşla bulunmaktan iyidir. İyi arkadaşla beraber olmak da yalnızlıktan iyidir.
Hiçbiriniz kendisi için istedigini (mü'min) kardesi için istemedikçe (gerçek) iman etmis olamaz.
"Her ne olursa olsun çoğu sarhoşluk veren şeylerin azından da sakınınız." (İbn-i Mâce)
"Cenâb-ı Hakk'ın velileri onlardır ki, görüldüklerinde Allah hatıra gelir. (Meğer ki gören kimsenin dünyadan başka bir arzusu olmasın.)" (C.Sâğir)
GENERAI_
04.10.2007, 02:02
Abdullah bin Abbas (radiyallahü anh) hazretleri Peygamber Efendimiz’in (aleyhissalatü vesselam) şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:
“Beş şey gelmeden evvel şu beş şeyi ganimet say:
İhtiyarlık gelip çatmadan evvel gençliğin,
hastalıktan evvel sıhhatin,
fakir düşmeden evvel varlıklı olmanın,
meşguliyetten evvel boş zamanın
ve ölüm gelmeden evvel hayatın kıymetini bil, bunları güzel değerlendir!”
(Hakim, Müstedrek, 4/341)
Ebu Said-i Hudri(ra)’dan rivayete göre Resulullah Efendimiz(sav) şöyle buyurmuşlardır.
“Sizden önce yaşayanlar arasında bir adam vardı ki, doksandokuz kişiyi öldürmüştü. Bu sebeple dünya insanlarının en aliminin kim olduğunu sordu. Ona bir rahip tarif edildi. O rahibe kadar gidip, doksandokuz kişiyi öldürdüğünü, kendisi için bir tövbe imkanının olup olmadığını sordu. Rahip ‘Hayır yoktur!’ deyince onu da öldürüp cinayetini yüze tamamladı.
Sonra yeryüzünün en alimini sormaya devam etti. Kendisine alim bir kişi tarif edildi. Ona da gidip, yüz kişi öldürdüğünü, kendisi için bir tövbe imkanı olup olmadığını sordu. O alim ‘Evet vardır, seninle tövben arasına kim girebilir!’ dedi ve ilave etti ‘Ancak, filan memlekete gitmelisin.Zira orada Allah’a ibadet eden insanlar vardır. Sen de onlarla beraber Allah’a ibadet et, bir daha memleketine dönme, orası kötü bir yerdir.’
Adam yola çıktı. Yolun yarısına varınca ölüm meleği gelip ruhunu kabzetti. Rahmet ve azap melekleri onun hakkında münakaşa ettiler. ‘Bu adam tevbekâr olarak geldi, kalbiyle Allah’a yönelmişti.’ dediler.
Onlar böyle çekişirken insan suretinde bir başka melek geldi, onu aralarında hakem yaptılar. Onlara ‘Bu adamın çıktığı yer ile gitmekte olduğu yerin arasını ölçün, hangi tarafa daha yakınsa ona teslim edin.’ dedi. O yeri ölçtüler ve gitmeyi arzu ettiği iyilerin bulunduğu yere bir karış daha yakın buldular. Bunun üzerine rahmet melekleri onu aldılar.” (Buhari- Müslim)
"Kim ki ben alimim derse bilin ki o cahildir."
(Münâvî)
GENERAI_
05.10.2007, 01:53
Abdullah ibn-i Ömer (radiyallahü anh)’ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sallalahü aleyhi vesellem) şöyle buyurmuştur:
Cemaatle beraber olun ve tefrikadan mutlaka kaçının. Unutmayın ki şeytan, tek başına hareket edenleri boş bırakmaz
"Kişi sevdiğiyle beraberdir. Hem dünyada hem ahirette.."
"Bizi aldatan bizden değildir."
Müslim, Îmân
GENERAI_
10.10.2007, 01:03
Kıyametin hemen yakınında, kan dökülme (yani terör) günleri vardır
Hadis-i Şerif (Müsned).
Abdullah İbn-i Ömer R.Anhüma'dan ;
"Bir adam duasının kabul olmasını ve sıkıntıdan kurtulmayı isterse,darlığa uğrayana yardım etsin." (R.E:401/8)
Ebu Sa`id İbnu Malik (http://hadis.ihya.org/?t2=hadis&g=2) :
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular: "Kalbinde zerre miktarı iman bulunan kimse ateşten çıkacaktır." Ebu Said der ki: "Kim (bu ihbarın ifade ettiği hakikatten) şüpheye düşerse şu ayeti okusun: "Allah şüphesiz zerre kadar haksızlık yapmaz..." (Nisa, 40).
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir defasında Ebu Hüreyre -radiyallahu anh- Hazretleri’ne öğüt ve nasihatte bulunurken, kurtuluşa erişebilmesi için ona âhir zamanda gelecek olan bu topluluğa uymasını tavsiye etmiş ve onların kimler olduklarını açıkça ifşâ ederek şöyle buyurmuştu:
“Ey Ebu Hüreyre! Sen, insanlar çekindikleri zaman çekinmeyen, insanlar ateşten emin olmak istediklerinde korku duymayan topluluğun yolu üzerinde bulun!”
Ebu Hüreyre -radiyallâhu anh- dedi ki:
“Yâ Resulellah! Onların vasfını bana anlat ki onları tanıyayım!”
Buyurdu ki:
“Onlar benim ümmetimden, âhir zamanda gelecek bir topluluktur ki; kıyamet gününde, tıpkı peygamberlerin haşrolunduğu gibi haşrolunacaklardır. İnsanlar, durumları gösterilip de onları gördükleri zaman, onların peygamberler olduklarını sanacaklar. Tâ ki ben; ‘Ümmetimdir, ümmetimdir!..’ deyip de kendilerini tanıtıncaya kadar... Nihayet halk onların peygamber olmadıklarını anlayacak. Şimşek ve rüzgâr misâli geçip gidecekler, nurlarından mahşer ehlinin gözleri kamaşacak!”
Dedim ki; “Yâ Resulellah! O hâlde bana onların yaptıklarına dâir bir misal ver de, ben de onlara katılayım!”
Buyurdu ki:
“Ey Ebu Hüreyre! Bu topluluk, zor ve güç bir yola girerek peygamberlerin derecesine kavuşurlar. Allah kendilerini doyurduktan sonra açlığı, giydirdikten sonra çıplaklığı, içirdikten sonra susuzluğu tercih ederler; Allah’ın katındakine ümitlerini bağlayıp bunları terkederler. Hesabından korku duyarak helâli dahi bırakırlar. Dünyaya sadece bedenleri ile ilgi gösterirler, onun herhangi bir şeyiyle iştigâl de etmezler.
Onların Rabb’lerine olan itaatleri karşısında, melekler ve peygamberler dahi hayrete düşer. Ne mutlu onlara, ne mutlu onlara! Allah’ın, onlarla benim aramı birleştirmesini ne kadar çok isterdim!”
Sonra Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- onlara duyduğu iştiyaktan dolayı ağladı ve daha sonra şöyle buyurdu:
“Allah yer ehline azap etmeyi murad ettiğinde onlara nazar eder de, azâbı derhâl onlardan geri çevirir. Onun için ey Ebu Hüreyre, sen onların yolu üzerinde bulun! Onların yoluna karşı gelen, vereceği hesâbın şiddetinden tir tir titreyecektir!” (“el-Vesâyâ li-İbnü’l-Arâbî”; Hâlet Ef. no.: 198/2 486a yaprağı)
"Cuma gününde bir saat vardır ki, bir müslüman kul, namaz kılarken Allah'tan bir şey isterse muhakkak Allah o kimseye istediğini verir." (Buharî. Tecrid-i sarih:507)
aBı ReyyaN
13.10.2007, 01:23
Ayakkabı bağınızı dahi Allahc.c. tan isteyiniz....
"Muhakkak namaz, insan ile küfür ve şirk arasında bir perdedir. Namazı terketmek bu perdeyi kaldırmaktır." ( Müslim, İman, H. 134 (82) )
عَنْ أَبِي سَعِيدٍ الْخُدْرِيِّ قَالَ
دَخَلَ رَسُولُ الَّلهِ -صلى الله عليه وسلم- ذَاتَ يَوْمٍ اَلْمَسْجِدَ فَإِذَا هُوَ بِرَجُلٍ مِنَ الْأَنْصَارِ يُقَالُ لَهُ أَبُو أُمَامَةَ فَقَالَ: "يَا أَبَا أُمَامَةَ، مَا لِي أَرَاكَ جَالِساً فِي الْمَسْجِدِ فِي غَيْرِ وَقْتِ الصَّلَاةِ"؟. قَالَ: هُمُومٌ لَزِمَتْنِي وَدُيُونٌ يَا رَسُولَ اللّهِ.قَالَ: "أَفَلَا أُعَلِّمُكَ كَلَاماً إِذَا أَنْتَ قُلْتَهُ أَذْهَبَ الَّلهُ عَزَّ وَجَلَّ هَمَّكَ وَقَضَى عَنْكَ دَيْنَكَ"؟. قَالَ: بَلَى يَا رَسُولَ الَّلِه. قَالَ: "قُلْ إِذَا أَصْبَحْتَ وَإِذَا أَمْسَيْتَ:
اَلَّلهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْهَمِّ وَالْحَزَنِ
وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ الْعَجْزِ وَالْكَسَلِ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ الْجُبْنِ وَالْبُخْلِ،
وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ غَلَبَةِ الدَّيْنِ وَقَهْرِ الرِّجَالِ.
قَالَ: فَفَعَلْتُ ذَلِكَ، فَأَذْهَبَ الَّلهُ عَزَّ وَجَلَّ هَمِّي، وَقَضَى عَنِّي دَيْنِي.أبو داود 1555
Ebu Said el-Hudri radıyallahu anh diyor ki:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bir gün mescide girdi ve orada Ensar’dan Ebu Ümame denen adamı görüverdi. Ona:
Ebu Ümame! Namaz vakti dışında mescidde niçin oturuyorsun? dedi.
“Başımdaki dertler ve borçlar yüzünden Ya Resulellah! cevabını verdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Sana bir dua öğreteyim mi? Onu söylediğin zaman Allah kederlerini giderir ve borcunu ödetir” buyurdu. Ebu Ümame: Evet Ya Resulellah, dedi. Buyurdular ki: Sabah akşam şöyle de:
“Allahım!
Gam ve kederden sana sığınırım. Âcizlik ve tembellikten, korkaklık ve cimrilikten, borcun baskısından ve insanların kahrından sana sığınırım.”
Ebu Ümame diyor ki: böyle yaptım; Allah kederimi de giderdi, borcumu da ödetti. Ebu Davud, 1555
Cabir bin Abdullah radiyallahu anhden rivayet edildiğine göre, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bir bayram günü kadınlara öğütlerde bulundu. Sonra onlara:
'Tasadduk ediniz, zira çoğunuz cehennem odunu olacaksınız.' buyurdu.
Bunun üzerine karayağız bir kadın kalkarak 'Niçin ya Resulullah?' diye sordu.
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz:
'Çünkü sizler halinizden çok şikayet eder, kocalarınızın nimetine karşı çok küfranda bulunursunuz.' buyurdu.
Derken kadınlar kendi ziynetlerinden tasadduk etmeye başladılar. (Müslim:885)
Abdullah b. Mesud RA, Resulullah SAV efendimizin şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“İsrailoğullarına ilk eksiklik şöyle girdi: Adam birisi ile karşılaşır ve ona: “Be adam! Allah’tan kork ve şu yaptığını yapma, sana helal olmaz.” Derdi. Ertesi gün aynı adamla biraraya geldiğinde ise, onunla oturmasına, yiyip içmesine bir engel görmezdi. Onlar böyle yapınca da Allah kalplerini birbirine karıştırdı.”
Sonra Resulullah SAV Maide suresinin 78-81. Ayetlerini okudu. Ardından da buyurdu ki:
“ Kesinlikle! Emr-i bi’l ma’ruf ve nehy-i ani’l-münkeri muhakkak yapacaksınız. Zalimin elinden muhakkak tutacaksınız ve onu hakka yönlendireceksiniz. Aksi takdirde mazur sayılmazsınız.”
İmam Gazali Emr-i bi’l ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker hakkında diyor ki:
DİNİN KUTB-U A’ZAMIDIR
Emr-i bi’l ma’ruf ve nehy-i ani’l-münker dinde Kutb-u A’zamdır. Allah’ın bütün peygamberleri gönderdiği görev odur. Onun defteri dürülür bilgisi ve uygulaması ihmal edilirse, nübüvvet muattal hale gelir, diyanet söner, hareket biter, sapıklık yayılır, cehalet kolgezer, fesad hakim olur, delik büyür, âlem harab olur, kullar helâk olur; helak olduklarını da, bir daha pişmanlığın fayda vermediği günde anlarlar. İnnalillahi ve inna ileyhi raciûn. Bu korktuğumuz da oldu. Bu kutbun ilmi de ameli de eridi gitti. Gerçeği ve görüntüsü kökten kayboldu. Kalblere, halka yağcılık hükümran oldu da Halik’ın murakebesi silindi. İnsanlar arzu ve şehvetler vadisinde dört ayaklılar gibi yayıldılar. Yeryüzü toprağında Allah yolunda hiç bir kınayıcıdan çekinmeyen mümin sayısı azaldı ...
GENERAI_
15.10.2007, 01:41
Mümin kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır ! Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum sadece mümine hastır, başkasına değil : Ona memnun olacağı birsey gelse şükreder, bu ise hayırdır: bir zarar gelse sabreder bu da hayırdır.
(Suheyb Ibnu Sinan r.a. kutub-ı sıtte, 2. Cilt , Sf. 208)
Yusuf Bahar
15.10.2007, 12:49
RiyazüsSalihin 74.
Ebû Ümâme Sudayy İbni Aclân el–Bâhilî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i Vedâ hutbesi’nde şöyle buyururken dinledim demiştir:
“Allah’tan korkunuz. Beş vakit namazınızı kılınız. Ramazan orucunuzu tutunuz. Mallarınızın zekâtını veriniz. Yöneticilerinize itaat ediniz! (Bu takdirde doğruca) Rabbinizin cennetine girersiniz.”
عن عَليِّ بنِ أبي طالبٍ قال:
" وقفَ رسولُ اللَّهِ صلَّى اللَّهُ عليهِ وسلَّم بعرفَة... فوقفَ وأردفَ الفضلَ واستَفتتهُ جاريةٌ شابَّةٌ من خثعمٍ فقالتْ: إنَّ أبي شيخٌ كبيرٌ قد أدركتهُ فريضةُ اللهِ في الحجِّ أفيجزئُ أن أحجَّ عنهُ. قالَ حُجِّي عن أبيكِ، قال: ولوى عنقَ الفضلِ، فقالَ العبَّاسُ يا رسولَ اللهِ لم لوَّيت عنقَ ابنِ عمِّك؟ قال رأيتُ شابّاً وشابّةً فلم آمن الشَّيطانَ عليهما." الترمذي
Aliİbnu Ebi Talib radıyallahu anh diyor ki:
“Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem hac yaptığı zaman Arefe vakfesini yaptıktan sonra (amcası Abbas’ın oğlu) Fadl’ı bineğinin arkasına alıp Mina’ya gelmişti. (Fadl onun arkasında binekte iken) Has’am kabilesinden genç bir kadın gelip şöyle bir soru sordu ona: ‘Babam yaşlı bir ihtiyardır. Hac da kendisine farz oldu. Ben onun yerine hac yapabilir miyim?’ ‘Evet onun yerine hac yap.’ dedi. Sonra da Fadl’ın kafasını çevirdi. (Amcası) Abbas: ‘Ya Resulellah! Amca oğlunun kafasını neden çevirdin?’ diye sordu. Şöyle buyurdu:
BAKTIM Kİ BİR GENÇ KIZ VE BİR GENÇ ERKEK. ŞEYTANIN FİTNESİNDEN ÇEKİNDİM.” Tirmizi
Kim kötü ve çirkin bir iş görürse onu eliyle
düzeltsin; buna gücü yetmiyorsa diliyle düzeltsin;
buna da gücü yetmezse, kalben karşı koysun, bu da
imanın en zayıf derecesidir
Müslim iman 78; ebu davud salat 248
Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
'Üç yemekten sorgu yoktur:
1. Sahurda yenen yemekten.
2. Oruç açılan yemekten.
3. Dostlarla birlikte yenen yemekten.'
Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki:
“Bir dirhem yüz bin dirhemi geçmiştir.”
‘Bir adam bu nasıl olabilir Ya Resulellah?’ dedi. Buyurdu ki:
“Bir adamın çok malı vardır. Tutup yüz binini sadaka olarak vermiştir. Bir başkasının da sadece iki dirhemi vardır. Alıp birini sadaka olarak vermiştir.”nesai
insanlara şükretmeyi bilmeyen Allah'a şükretmeyi de bilemez
- Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İnsanlara teşekkür etmesini bilemeyen Allah’a da şükredemez.” (Ebû Dâvûd, Edeb: 11)
- Ebû Saîd (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “İnsanlara teşekkür etmeyen Allah’a da şükredemez.” (Ebû Dâvûd, Edeb: 11)
� Bu konuda Ebû Hüreyre, Eş’as b. Kays ve Numân b. Beşîr’den de hadis rivâyet edilmiştir.
Tirmizî: Bu hadis hasen sahihtir.
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde buyururlar ki:
"Âdem ile Musâ münakaşa ettiler. Musâ Aleyhisselam 'Hata etmen seni cennetten çıkardı.' deyince Âdem Aleyhisselam 'Sen peygamber olarak seçilmiş, Allah kelamına muhatap olmuş Musâ'sın. Sonra da ben yaratılmadan önce Allah'ın takdir etmiş olduğu şeyde beni mi yeriyorsun?' diye cevap verdi. Âdem iki kat kuvvetli delil getirdi." (Buharî- Müslim)
"Seni seven kimseye sen de ona olan sevgini bildir. Çünkü bu sevgiyi daha da sağlamlaştırır."
"Ey Allah'ım! Bana kendi sevgini,seni sevenlerin sevgisini ve beni sana yaklaştıracak olanların sevgisini nasib eyle"
Ebu Hüreyre (r.a.) den rivayet edildiğine göre, Cenâb-ı Fahr-i Kainat (s.a.v.) Efendimiz Ashâbına : “Müflis kimdir bilirmisiniz?” diye sordu. “Bize göre müflis, parası olmayan ve malı bulunmayan kimsedir.” Dediler.
Bunun üzerine şöyle buyurdu:
“Benim ümmetimden müflis o kimsedir ki, kıyamet gününde namaz, oruç ve zekâtla Allah’ın huzuruna gelir. Fakat kimine sövmüş, kimine iftira etmiş, kiminin malını almış, kiminin kanını dökmüş, kimini de dövmüş…
İyilik ve sevaplarından bu hak sahiplerine dağıtılır. Üzerinde olan haklar ödenmeden önce sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları o kimseye yükletilir. Sonra cehenneme atılır.” (Müslim :2581)
GENERAI_
20.10.2007, 22:26
Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Bir adam Aleyhissalâtu vesselâm'a gelerek: "Ey Allah'ın Resûlü! Beni bir deveye bindir!" dedi. Aleyhissalâtu vesselâm da: "Ben seni devenin yavrusuna bindireceğim!" dedi. Adam: "Ey Allah'ın Resülü, ben deve yavrusunu ne yapayım (ona binilmez ki!)" deyince Aleyhissalâtu vesselâm:
"Acaba deveyi deveden başka bir mahluk mu doğurur?" buyurdular."
İmam Ahmed, Adiy b. Ümeyre'den peygamberin şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:
"Cenabı Allah halkın tümünü belirli bir grubun yaptıkları yüzünden cezalandırmaz. Ne zaman ki halk arasında kötülük işlenir, onlar da güçleri yettiği halde onu kınamazsa Allah onların hepsini tümden cezalandırır...”
Çünkü cemaatın yapısındaki bu dayanışma öyle sağlamdır ki; müslüman cemaate bağlı birisi başkasının yaptığı kötülüğü gördüğü halde bana ne diyemez. Bu toplum bozgunculuğun karşısında öyle bir hak tutkunluğu getiriyor ki; bozgunculuğun geliştiğini gördüğü halde ben ne yapabilirim, bozgunculuğa karşı koymak, başımı belaya sokar diyemez. Allah'ın kutsal kıldığı değerlere karşı beslenen tutku, onları korumak ve savunmak için Allah'ın kendisine yüklediği doğrudan yükümlülüklerin bilincinde olmak... Evet bunların hepsi müslüman cemaatın dayanaklarıdır. Bunlar olmadan İslâm cemaati de olmaz. s.k.
Sabr-el-Hayat
20.10.2007, 23:25
(Ana-babanın kabrini, Cuma günleri ziyaret eden kimsenin günahları affolur, haklarını ödemiş olur.) [Tirmizi]
Kim benim sunnetimi diriltirse(ihya eder ve yasaminda tatbik ederse) beni sevmis olur. Beni seven de benimle beraber Cennettedir.
Sehl İbn Sa’d (RA) şöyle haber verdi:
Rasulüllah (SAV) Hayber gününde:
- “Müslümanların şu bayrağını yarın bir kişiye vereceğim ki, Allah Hayber’in fethini onun iki elinde muyesser kılacaktır.
O Allah’ı ve Allah’ın Rasulü’nü sever, Allah ve Rasulü de onu sever!”buyurdu.
Ravi devamla dedi ki: Bunun üzerine orada bulunan sahabiler gecelerini bayrak onlardan hangisine verilecek diye bir karışıklık ve ihtilaf içinde geçirdiler. Sabaha girdiklerinde insanların hepsi bayrağın kendilerine verilmesini umarak Rasülullah’ın huzuruna gittiler. Fakat Rasülullah SAV:
- “Ali ibn Ebi Talib nerededir?” diye sordu.
- Ya Rasülallah, o, iki gözünden şikayet ediyor, denildi.
Rasulüllah SAV:
- “Ona haber gönderin (gelsin)” buyurdu.
Akabinde Ali huzura getirildi. Rasülullah Ali’nin gözlerine tükürdü ve dua etti. Ali hemen iyileşti, hatta kendisinde hiç ağrı yokmuş gibi oldu. Rasülullah sancağı Ali’ye verdi. Ali RA:
- Ya Rasülallah! Hayber Yahudileri’yle onlar da bizim gibi (Müslüman) oluncaya kadar cenkleşecek miyim? diye sordu.
Rasülullah SAV:
- Ya Ali, yavaş yavaş ilerleyip onların açık ve geniş meydanlarına ininceye kadar içlerine girip sokul.
Sonra onları İslam’a da’vet et. Ve İslam içinde üzerlerine vacib olan Allah haklarını onlara haber ver.
Allah’a yemin ederim ki, Allah’ın senin irşadınla bir tek kişiyi hidayete erdirmesi, senin için kırmızı develere sahip olmandan daha hayırlıdır” buyurdu. B U H A R İ
Ebu Hureyre´den:
AllahResûlü:
- Haberiniz olsun ki her cömerdin cennete gireceği Allah katında kesindir. Ve ben buna garanti veriyorum.
Dikkat ediniz, her cimrinin cehenneme gireceği de yine Allah katında kesindir ve ben buna da garanti veriyorum, buyurdu.
Ashap:
- Ya Resûlallah! Cömert kimdir, cimri kimdir? diye sordular.
Allah Resûlü:
- Cömert, elinde olan malından Allah´ın hakkını ödeyen kimsedir.
Cimri ise, Allah´ın hakkını vermeye yanaşmayan ve Rabbine karşı (âdeta) cimrilik eden kimsedir.
Haramdan kazanıp savurganca harcayan kimse de cömert değildir.
(Esbehani/Tergîb)
Bir gün, Peygamber Aleyhisselam Efendimiz, ashabına şöyle dedi:
“Bana Cebrail gelerek ‘Ümmetinden kim Allah’a herhangi bir şeyi ortak kılmadan (şirk koşmadan) ölürse Cennete girer’ müjdesini verdi.”
Bu sözleri duyan Ebu Zerr, hayretle sordu:
“Zina etse de mi? Hırsızlık yapsa da mı?
Peygamber Aleyhisselam:
“Zina da yapsa, hırsızlık da etse..” buyurdu.
Ebu Zerr tekrar sordu:
“Yani hırsızlık etse ve zina yapsa da öyle mi?”
Peygamber Aleyhisselam yine:
“Evet” buyurdu. Ancak Ebu Zerr aynı soruyu iki kez daha heyretler içinde sorunca, Resulullah ona son olarak şöyle dedi:
“Hırsızlık etse de, zina yapsa da, Ebu Zerr patlasa da cennete girecektir!”
—Buhari, Tevhid 33
1386. [2:537, Hadîs No: 2486]
Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor:
Kulun sözlerinde "inşaallah" demesi, îmanının mükemmelliğindendir.
1385. [2:536, Hadîs No: 2485]
Ümmetimden öyle bir topluluk vardır ki, onlara ilk Müslümanların sevabı kadar sevap verilir. Bunlar, dînin hoş karşılamadığı şeyleri çirkin görüp yadırgayan kimselerdir.
Kendisini ilgilendirmeyen şeyi terk etmesi kişinin iyi
Müslüman oluşundandır.
Tirmizi zühd 11, ibn mace fiten 12
MuhammedBesir
22.10.2007, 04:57
"İlim üçtür: Konuşan kitap, yerleşen sünnet ve bilmiyorum demek."
Resulullah (sav)'a inen en son ayet Riba ayetidir.
[ Buhari, Bakara 53 ] (http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=hadis)
Hadis No : 1753
Ravi: İbnu Abbas
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Duvarları örtmeyin. Kim kardeşinin mektubuna, onun izni olmadan bakarsa tıpkı ateşe bakmış gibi olur. Allah'tan avuçlarınızın içiyle isteyin, sırtlarıyla istemeyin; duayı tamamlayınca avucunuzu yüzlerinize sürün"
Kaynak: Ebu Davud, Salat 358, (1489, 1490,1491)
Hadis No : 1761
Ravi: Ömer
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Dua sema ile arz arasında durur. Bana salat okunmadıkça, Allah'a yükselmez. [Beni hayvana binen yolcunun maşrabası yerine tutmayın. Bana, duanızın başında, ortasında ve sonunda salat okuyun.]" (Tirmizi, bunu Hz. Ömer (ra)'e mevkuf olarak rivayet etmiştir. Rezin ise merfu olarak rivayet etmiştir.)
Kaynak: Tirmizi, Salat 352, (486)
Hadis No : 1763
Ravi: Übeyy İbnu Ka'b
Tanım: Resulullah (sav) birisine dua edeceği vakit önce kendisine dua ederek başlardı.
Kaynak: Tirmizi, Da'avat, 10, (3382)
GENERAI_
23.10.2007, 01:40
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular:
"Mü`min kişinin durumu ne kadar şaşırtıcıdır! Zira her işi onun için bir hayırdır. Bu durum, sadece mü`mine hastır, başkasına değil: Ona memnun olacağı birşey gelse şükreder, bu ise hayırdır; bir zarar gelse sabreder, bu da hayırdır".
“Ebu Hureyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir gün Mescid-i nebevî’de kucağına torunu Hazret-i Hasan -radiyallahu anh-i almış, zekât olarak toplanan hurmaların dağıtılmasını kontrol ediyordu. Hazret-i Hasan -radiyallahu anh- oradan bir hurma alıp ağzına atıverdi.
Bunu gören Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
“Kaka kaka! At onu! Bizim sadaka edilen şeyleri yemediğimizi bilmiyor musun?” buyurdu ve onun ağzından hurmayı alıp attı. (Buhârî-Müslim)
Bu Hadis-i şerif Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimizin, torununu nasıl terbiye ettiğini, bilmediği bir hususu ona nasıl öğrettiğini gösteriyor.
Hiç şüphesiz ki terbiye ve din eğitimi küçük yaşlarda başlar. Zira ağaç yaşken eğilir ve istenilen şekli alır. Aradan yıllar geçince onu eğmek imkânsızlaşır. Çocuğun körpe zihnine yapılan bir telkin, taşa yazılan yazı gibi kalıcı olur, kolay kolay silinmez.
Her şeyden önce çocuğa anlayacağı bir dille hitap etmelidir. “Kaka kaka! diye onu uyarması, bu gerçeği göstermektedir.
“Onu yeme!” demekle kalmayıp, sadaka hurmasının neden yenmeyeceğini açıklaması, terbiyenin bir başka mühim yönüdür. Zira çocuk bir şeyin kendisine neden yasaklandığını merak eder. Yasağın sebebi anlatılınca gönlü yatışır.
Hatanın görüldüğü yerde, uygun bir şekilde düzeltilmesi de çocuk terbiyesindeki esaslardan birisidir. Böylece büluğa ermeden önce o meseleyi öğrenmiş olur.” (Çocuğun İlâhi Ahkâm Mucibince Terbiyesi ve Yetiştirilmesi, sh: 181)
“Dünya bir cîfedir, onun taliplisi köpeklerdir.”
Hazret-i Aişe -radiyallahu anhâ- validemiz Medine-i münevvere’nin en büyük Tabiî âlimlerinden yeğeni Urve -radiyallahu anh-e “Bir şey anlatacağım, bilmem sana hayret verir mi?” buyurmuş, sonra sözlerine şöyle devam etmiştir:
“Buraya Ebu Hüreyre geldi. Odanın şu tarafına oturdu. Sözüne hiç ara vermeksizin mütemadiyen, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-den bahsedip haber veriyor ve bunları bana duyurmak istiyordu. Halbuki ben nafile namaz kılıyordum. Ben ibadetimi bitirmeden kalkıp gitti. Eğer ibadetimi tamamlayıp da kendisine yetişebilseydim, onu böyle fasılasız söz söylemekten men edecektim. İyi bil ki Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- sizin sözünüzü zincirlediğiniz gibi birbirine ekleme söz söylemiş değildir.” (Tecrid-i sarih: C. 9 sh. 278)
“İnsanların en şerlisi hangisidir?” diye sorulmuştu.
“Kendisini halkın kötü görmesine aldırış etmeyen kimsedir.” buyurdu. (Ahmed bin Hanbel)
Enes -radiyallahu anh- buyururlar ki:
"Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şu duayı çok yapardı:
"Ey kalpleri çeviren Allah'ım! Kalbimi dinin üzerine sabit kıl."
Ben birgün kendisine:
"Ya Resulullah! Biz sana ve senin getirdiklerine inandık. Sen bizim hakkımızda korkuyor musun?"dedim.
Bana şöyle cevap verdi:
"Evet! Kalpler, Rahman'ın iki parmağı arasındadır. Onalrı istediği tarafa çevirir." (Tirmizi: 2141)
"Fertlerin ve milletlerin mahvına sebep olan yedi günahtan sakınınız:
1. Allah`a şirk koşmak
2. Büyü yapmak
3. Allah`in katlini haram kıldığı kimseyi öldürmek
4. Tefecilik yapmak
5. Yetim malı yemek
6. Düşmanla muharebe yapılırken kaçmak
7. Evli ve hiçbir şeyden haberi olmayan namuslu bir kadına zina isnad ve iftira etmek....
(Riyazü`s- Salihin,No: 1645)
“İnsanların en şerlisi hangisidir?” diye sorulmuştu.
“Kendisini halkın kötü görmesine aldırış etmeyen kimsedir.” buyurdu. (Ahmed bin Hanbel)
Halkın kötü görmesinden çekinmek her zaman doğru değildir.İfadenin mutlak olmadığını hatırlatmak babından bir katkı...
MAİDE 54
Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, sevdiği ve kendisini seven müminlere karşı alçak gönüllü (şefkatli), kâfirlere karşı onurlu ve zorlu bir toplum getirecektir. (Bunlar) Allah yolunda cihad ederler ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar (hiçbir kimsenin kınamasına aldırmazlar). Bu, Allah'ın, dilediğine verdiği lütfudur. Allah'ın lütfu ve ilmi geniştir.
abdullah-10
25.10.2007, 08:27
"Sünnet-i seniyyeme tâbi olmayan benden değildir." (Münâvi)
abdullah-10
25.10.2007, 08:28
"Her asırda benim ümmetimden 'Sâbikûn=önde gelenler' vardır ki bunlara büdelâ ve sıddikûn ıtlak olunur (söylenir). Haklarındaki ilâhî inâyet ve merhamet o kadar boldur ki sizler de o sayede yer ve içersiniz. Yeryüzü halkı için geleceği tasavvur olunan belâ ve musibetler onlarla kaldırılır." (Nevâdirül-usûl)
abdullah-10
25.10.2007, 08:30
"Ümmetim benden sonra yetmiş üç fırkaya ayrılacak, bir fırka müstesna diğerleri hep ateştedir."
– Onlar kimlerdir ya Resulellah!
"Benim ve ashabımın yolunda olanlardır." (Ebu Dâvud)
abdullah-10
25.10.2007, 08:32
Her asrın insanı yaşadığı devirde kime tâbi olduysa, kimin peşinden gitmişse onunla mahşere çağırılacaktır.
Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor:
“İnsan sınıflarından her birini biz o gün imamlarıyla beraber çağıracağız.” (İsrâ: 71)
İşte mihenk budur.
Hazret-i Ali -radiyallahu anh- Efendimiz bu Âyet-i kerime hakkında “İmamdan murad, herkesin yaşadığı asrın önderidir.” buyurmuşlardır.
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz de bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Kıyamet gününde insanlar bir araya toplanır, Rabb’imiz ‘Her kim neye tapmışsa onun ardına düşsün.’ buyurur. Artık kimi güneşin, kimi ayın, kimi tağutların (kodamanların) peşine düşüp gider.” (Buhârî. Rikak: 52)
Resulullah (sav) abdest bozmak isteyince hiç kimsenin göremeyeceği kadar uzaklara giderdi.
[ Ebu Davud, Taharet 1, (2) ]
Resulullah (sav) buyurdular ki:
"Kim bir hadd cürmü işler de, cezası dünyada verilirse, Allah'ın adaleti kuluna ahirette ikinci sefer ceza vermeye müsaade etmez. Kim de bir hadd cürmü işlemiş, Allah da onun günahını örtmüş ve affetmiş ise, Allah'ın keremi affettiği şeyden dolayı ona dönüp ceza vermeye müsaade etmez"
[ Tirmizi, İman 11, (2628) ]
Resulullah (sav)'ı gördüm, abdest alınca elbisesinin bir kenarıyla yüzünü siliyordu.
[ Tirmizi, Taharet 40, (54) ]
Dedim ki:
"Ey Allah'ın Resulü, İbnu Cüd'an cahiliye devrinde sıla-i rahimde bulunur, fakirlere yedirirdi, o bundan fayda görecek mi?"
Resulullah (sav) şu cevabı verdi: "(Hayır) iyiliklerin ona bir faydası olmayacaktır. Çünkü o bir gün bile "Ya Rabbi kıyamet günü günahlarımı bağışla" dememiştir."
[ Müslim, İman 365, (214) ]
Resulullah (sav) buyurdular ki:
"Ey Abdurrahman! Emirlik isteme. Eğer senin talebin üzerine sana emirlik verilirse, istediğin şeyin sorumluluğu sana yüklenir. Eğer sen talibi olmadan sana emirlik verilirse, o işte yardım görürsün. Bir iş için yemin eder, sonra da aksini yapmakta hayır görürsen, daha hayırlı gördüğün ne ise onu yap, ettiğin yemin için de kefarette bulun."
[ Buhari, Ahkam 5, 6, Eyman 1; Müslim, İmaret 19, (1652); Ebu Davud, Haraç 2, (2929); Tirmizi, Nüzur 5 ]
Hz. Aişe validemizin anlattığına göre,Peygamber Efendimiz,Mescid-i Nebevi'nin bir köşesine hasır gererek ,kendilerine özel bir ''ibadet köşesi''ayırırlar.
Burada,geceleri namazlarını kılarlar;gündüzleri de,perde yaptıkları hasırı yere sererek üzerine otururlar.
Birde ne görsün:Ashab ,içerisi görünmeyen o paravanın çevresine doluşarak,Resulullah'ın kıldığı gibi namaz kılmaya,hatta daha da ileri gitmeye başlıyorlar.
Bu manzarayı gören Peygamber Efendimiz,onlara hitaben:
''Arkadaşlar! Takat getirebileceğiniz ve altından kalkabileceğiniz işlere(amellere)girişiniz.Zira siz bıkıp usanmadığınız müddetçe Allah hiç usanmaz.
Biliniz ki Allah katında amelerin en makbulü,az da olsa,devamlı olanıdır''buyururlar..
(buhari)
GENERAI_
27.10.2007, 18:35
Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem sordu:
"Siz kime pehlivan dersiniz?"
"Yenilmeyen kişiye."
"Hayır, asıl pehlivan, kızgınlık anında öfkesine hakim olan kimsedir,"buyurdu.
(Müslim)
Abdullah bin Abbas -radiyallahu anhümâ- buyurur ki:
"Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-in duâlarından birisi de şu idi:
"Allah'ım! Kalbimde bir nur kıl, gözümde bir nur kıl, kulağımda bir nur kıl, sağımda bir nur, solumda bir nur, üstümde bir nur, altımda bir nur, önümde bir nur, arkamda bir nur kıl. Beni nur eyle!"(Buhârî, Tecrîd-i sarîh: 2146)
Übâde bin Sâmit -radiyallahu anh- den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyururlar:
"Her kim Allah'a kavuşmayı severse, Allah da ona kavuşmayı sever. Her kim de Allah'a kavuşmaktan hoşlanmazsa, Allah da onunla mülâkî olmaktan hoşlanmaz." (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 2043)
Bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
"Mümine o gün (mahşer) hafifletilir. Hatta ona, dünyada iken kıldığı bir farz namazdan daha hafif olur." (Ahmed bin Hanbel)
Ebu Saîd-i Hudrî -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'te şöyle buyuruluyor:
"Müminler, kimi göz kırpacak kadar zaman içinde, kimisi şimşek gibi, kimisi rüzgâr gibi, kimisi de ala-yörük cins at ve deve gibi süratle geçerler." (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: Cilt; 2, Sh; 832)
2204. [3:552, Hadîs No: 4289]
Aişe'den (r.a.) rivayetle:
Amellerin yazıldığı defterler üçtür.
Bir defter vardır ki Allah ondaki hiçbirşeyi affetmez. Bir defter de vardır ki ondakileri affetmesi Allah'a hiç zor gelmez.
Bir defter de vardır ki Allah ondaki hiçbirşeyin karşılığını vermeden bırakmaz.
Allah'ın içindeki hiçbirşeyi affetmediği defter, Allah'a ortak koşmanın kaydedildiği defterdir.
İçindekileri affetmek Allah'a hiç zor gelmeyen defter ise kulun Rabbiyle kendi arasında olan ve nefsine yaptığı zulümlerdir. Terk ettiği bir günlük oruç, kılmadığı bir vakit namaz gibi. Allah dilerse bunu affeder ve cezalandırmaktan vazgeçer.
Allah'ın ondaki hiçbirşeyin karşılığını vermeden bırakmadığı deftere gelince, kulların kendi aralarında yaptığı zulümlerdir. Bunlarda kulların hakları mutlaka biribirlerinden alınır. [66] (http://www.delikanforum.net/redirector.php?url=ada99%3ABookAbout%255CBookAbout %255C015.htm%23_ftn66)
660. [1:559, Hadîs No: 1153]
Muaviye rivayet ediyor:
İnsanların kusurlarını araştırmayın. İnsanların şüpheli şeylerini araştırdığında onları bozduğunu veya fesada sevkettiğini görmüyor musunuz?
Kusursuz insan olmaz. Önemli olan kusurlara karşı tavrımızdır. Kusurlar araştırılmamalı, açığa çıkarılmamalı, yüze vurulmamalıdır.
Kusur araştırmanın birçok zararları vardır. Herşeyden önce bu araştıranı psikolojik rahatsızlığa sokar. Araştırılanda da rahatsızlıklara sebep olur. Bazan bu, perdeyi yırtmasına kadar gider.
Kusur araştırmanın, perde yırtmanın zararlarını nazara veren Bedîüzzaman, bu konuda şunları söyler: "Faraza, bazılarının altında büyük fenalıkları varsa da, hücum edilmemek gerektir. Zira, çok fenalık vardır ki, iyilik perdesi altında kaldıkça ve perde yırtılmadıkça ve ondan tegafül edildikçe [görmezlikten gelindikçe] mahsur ve mahdut [kontrol altında ve sınırlı] kaldığı gibi, sahibi de perde-i hicab ve haya [utanma perdesi] altında kendisinin ıslahına çalışır. Lakin, vakta ki perde yırtılsa, haya atılır; hücum gösterilse, fenalık, fena tevessü eder [yayılır]."
Hz. Ömer devrinde geçen şu hadise de bu konuda güzel bir örnektir.
Bir gece vakti Hz. Ömer Ibni Mes'ûd'la birlikte şehirde dolaşıyordu. Bir problem varsa çözüm bulacaktı. Vakit iyice gecikmişti. Lambası yanan bir ev gördüler. İçerden bir kadın şarkı söylemekteydi. Hz. Ömer, hemen içeri daldı. Baktı ki yaşlı bir adam içki içmekte. Kendini tutamayıp şöyle dedi: "Ecelini bekleyen senin gibi bir yaşlının halini gördüğüm bu gece kadar kötü bir manzarayla karşılaşmadım"
Yaşlı adam başını kaldırdığında karşısında Hz. Ömer'i gördü ve bu sözüne şu karşılığı verdi: "Ey mü'minlerin emiri, senin bu yaptığın ondan daha kötüdür. Çünkü yasak edilmesine rağmen Müslümanların gizliliklerini araştırdın ve izinsiz olarak evime girdin."
728. [2:32, Hadîs No: 1251]
Enes (r.a.) rivayet ediyor:
En üstün duâ, Rabbinden dünya ve âhirette af ve afiyet dilemendir. Çünkü bunlar dünyada ve âhirette sana verilirse kurtuldun demektir.
2909.[Hadis No: 608S]
Cabir (r.a.) rivayet ediyor:
"Davud oğlu Süleyman'ın annesi şöyle demiştir: "Evladım, geceleyin çok uyuma. Çünkü geceleyin çok uyumak insanı Kıyamet Günü fakir bırakır."
2921. [4:515. Hadîs No: 6117]
Enes (r.a.) rivayet ediyor:
Birşeyi ödünç vermek, onu sadaka olarak vermekten daha hayırlıdır.
GENERAI_
31.10.2007, 15:39
ilim üçtür;Konuşan kitap, yerleşen sünnet, üçüncüsü de bilmem demektir
(ibn mace, Abdullah b Ömer'den)
GENERAI_
31.10.2007, 15:42
ilim üçtür;Konuşan kitap, yerleşen sünnet, üçüncüsü de bilmem demektir
(ibn mace, Abdullah b Ömer'den)
Şabi diyor k i:
Bilmem demek,ilmin yarısıdır.Bilmediğinde Allah için sükut edenin alacağı mükafat,konuşandan az değildir.Zira nefsine en ağır gelen cehaleti kabul etmektir.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:
“İnsanlardan iki sınıf vardır ki, sağlam ve sâlih oluşları, umumun sağlam oluşunu, fesatları ise umumun bozulmasını mucip olur.
Onların biri ulemâ, diğeri ümerâdır.” (Camiu’s-sağir)
Seyyid’ül-Enbiyâ Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurdu:
“Allah-u Teâlâ bu dini fâcir kimselerle de kuvvetlendirir.” (Buhârî)
Hadis-i şerif’te buyuruluyor ki:
“Kıyâmet gününde en şiddetli azab görecek kimse, ilminden istifâde edilmeyen âlimdir.” (Câmiü’s-sağir)
Abdullah bin Amr -radiyallahu anhümâ-dan rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyorlar:
“Allah-u Teâlâ ilmi size ihsan buyurduktan sonra (hafızanızdan) zorla çekip almaz. Lâkin âlimleri, ilimleri ile beraber cemiyet içinden alır, ruhlarını kabzeder. Artık kara cahil bir zümre kalır. Halk bunlardan dini ihtiyaçlarını sorarlar, onlar da (Âyet, Hadis gözetmeden) kendi düşünce ve arzularına göre fetvâ verip, hem kendileri saparlar hem de başkalarını saptırırlar.” (Buhârî, Tecrîd-i sarîh: 2174)
Bugün olduğu gibi.
Çünkü onlar kendileri câhildir, câhillere de babalık yapıyorlar, yani Ebu Cehil oluyorlar, ümmet-i Muhammed’i ifsat ediyorlar. Din-i mübin’i kökünden yıkmaya çalışıyorlar.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:
“Dinin felâketine yol açan üç sebep vardır: Günahkâr fakih, zâlim devlet başkanı ve cahil müctehid.” (Feyz-ül Kadir)
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde buyururlar ki:
“Şartlar içinde en çok yerine getirilmesi gereken şart, kadınların ırzlarını helâllığa aldığınız mehirdir.” (Buhari. Tecrid-i sarih: 1161)
“Çocuklarınıza eşit davranın.” (Buhâri)
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif’lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
“Altınla gümüşün haklarını vermeyen hiçbir altın ve gümüş sahibi yoktur ki, kıyamet gününde bunlar ateşten levhalar haline getirilip de cehennem ateşinde kızdırılarak onlarla sahibinin yanları, alnı ve sırtı dağlanmasın.
Bu levhalar soğudukça miktarı ellibin sene olan bir günde kullar arasında verilecek hüküm bitinceye kadar sahibine azap için tekrar kızdırılarak geri çevrileceklerdir. Nihayet kendisine ya cennet ya da cehenneme doğru (giden yol) gösterilecektir.”
-Yâ Resulellah! Ya (zekâtı verilmeyen) develer ne olacak?
“Hiçbir deve sahibi de yoktur ki, bu hayvanların hakkı su başlarına geldikleri gün sağılıp muhtaçlara vermek iken, onların hakkını vermesin de, kıyamet gününde o develerin altına alabildiğine düz ve geniş bir sahaya yatırılarak develerden bir tek yavru bile hariç kalmamak şartı ile onu ayakları ile ezmesin ve dişleri ile ısırmasınlar.
Deve sürüsünün baş tarafı üzerinden (çiğnenip) geçtikçe son tarafı onun üzerine iade edilir. Bu iş, miktarı ellibin sene olan bir günde kullar arasında verilecek hüküm bitinceye kadar devam eder. Nihayet ya cennete yahut cehenneme giden yolu kendisine gösterilir.”
-Yâ Resulellah! Sığırlarla koyunlar ne olacak?
“Hiçbir sığır ve koyun sahibi yoktur ki, onların hakkını vermesin de, kıyamet günü geldiğinde düz ve geniş bir yerde onların altına serilerek, o hayvanlardan hiçbirisi hariç kalmamak ve içlerinde çarpık boynuzlu, boynuzsuz, kırık boynuzlu bulunmamak şartı ile onu boynuzları ile sürmesin, tırnakları ile ezmesinler.
Bu hayvanların önde bulunanları, üzerinden çiğneyip geçtikçe, sondakiler onun üzerine tekrar iade edilirler. Bu, miktarı ellibin sene olan bir günde ta kullar arasında hüküm bitinceye kadar devam eder. Nihayet ya cennete veya cehenneme giden yolu kendisine gösterilir.”
-Yâ Resulellah? Ya atlar ne olacak?
“Atlar üç kısımdır: Bir kısmı sahibi için bir yük, bir kısmı sahibi için örtü, bir kısmı da sahibi için ecirdir.
Bir kimsenin övünmek, gösteriş ve müslümanlara düşmanlık için bağlayıp beslediği at, sahibine bir yüktür.
Bir kimsenin Allah yolunda bağlayıp beslediği ve onun sırtında ve boynunda Allah’ın hakkı olduğunu unutmadığı at, onun için bir örtüdür.
Bir kimsenin Allah yolunda müslümanlar için çayır ve bahçede bağlayıp beslediği at, sahibi için ecirdir.
At bu çayırdan veya bahçeden ne yerse, yediği şeyler sayısınca sahibine sevap yazılır. Ona atın pislikleri ve idrarı sayısınca dahi sevap yazılır.
At, ipini koparır da bir veya bir iki tur atarsa, sahibine onun izleri ve pislikleri miktarınca sevap yazılır. Yahut sahibi onu bir nehir kenarından geçirirken, sulamaya niyeti olmadığı halde o nehirden su içerse, Allah sahibine onun içtiği su yudumları miktarınca sevap yazar.”
-Yâ Resulellah! Ya merkepler ne olacak?
“Merkepler hakkında bana şu bir tek şümullü âyetten başka bir şey indirilmedi. Her kim zerre miktarı hayır işlerse onun mükâfatını görür, zerre miktarı kötülük işleyen de onun cezasını görür.” (Müslim: 987)
abdullah-10
01.11.2007, 21:50
Resul-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyuruyorlar:
"İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecektir ki, İslâm'ın yalnız ismi, Kur'an'ın ise resmi kalacak. Mescidler dış görünüşleri ile mamur, fakat içleri hidayetten mahrum olacak.
Onların âlimleri gökkubbe altındakilerin en şerlileridir. Fitne onlardan çıktı, yine onlara dönecektir."
(Beyhâkî)
Hadis No : 5189Ravi: Safvan İbnu Süleym
Tanım: "Ey Allah'ın Resulü!" dedik, "Mü'min korkak olur mu?"
"Evet!" buyurdular.
"Pekiyi cimri olur mu?" dedik.
Yine: "Evet!" buyurdular.
Biz yine: "Pekiyi yalancı olur mu?" diye sorduk.
Bu sefer: "Hayır!" buyurdular.
Kaynak: Muvatta, Kelam 19, (2, 990)
Hadis No : 5193Ravi: Abdullah İbnu Amir
Tanım: Bir gün, Resulullah (sav), evimizde otururken, annem beni çağırdı ve: "Hele bir gel sana ne vereceğim!" dedi.
Aleyhissalatu vesselam anneme: "Çocuğa ne vermek istemişim?" diye sordu.
"Ona bir hurma vermek istemiştim" deyince, Aleyhissalatu vesselam: "Dikkat et! Eğer ona bir şey vermeyecek olursan üzerine bir yalan yazılacak!" buyurdular.
Kaynak: Ebu Davud, Edeb 88, (4991)
Hadis No : 4317Ravi: İbnu Mes'ud
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bana kimse ashabımın birinden (canımı sıkacak bir ) şey getirmesin. Zira ben, sizin karşınıza, içimde hiç bir şey olmadığı halde çıkmak istiyorum."
Kaynak: Tirmizi, Menakıb (3893); Ebu Davud, Edeb 33, (5860)
Hadis No : 3234Ravi: Yahya İbnu Vessab
Tanım: Yahya İbnu Vessab, Resulullah (sav)'ın Ashabından bir yaşlıdan naklediyor:
"Resulullah (sav) buyurdular ki: "İnsanlara karışıp onların ezalarına katlanan müslüman, onlara karışmayıp, ezalarına katlanmayandan hayırlıdır."
Kaynak: Tirmizi, Kıyamet 56, (2509); İbnu Mace, Fiten 23, (4032)
abdullah-10
02.11.2007, 08:29
Ukbe bin Âmir -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hadis-i şerif'lerinde şöyle buyurmuşlardır:
"Vallahi ben, vefatımdan sonra Allah'a şirk koşmanızdan korkmuyorum, fakat nefislerinize uymanızdan korkuyorum." (Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 661)
1158. [2:345, Hadîs No: 2009]
Mikdam bin Madikerb'den rivayetle:
Bahtiyar kişi fitnelerden uzaklaştırılan ve musîbet verildiğinde sabredendir.
24. [1:73, Hadîs No:41]
Enes (r.a.) rivayet ediyor ki, Resûl-ü Ekrem (a.s.m.) şöyle buyuruyor:
Allah belâ ve musibetlerin mü'min kulunun bedeni üzerinde hâkimiyet kurmasına izin vermez.
261- [1:285, Hadîs No: 450]
Ebû Seleme (r.a.) rivayet ediyor:
Birinizin başına bir musibet geldiğinde şöyle desin:
"Şüphesiz biz Allah'ın kullarıyız, sonunda yine O'na döneceğiz. Allah'ım, musibetimin mükâfatını ancak Senden istiyorum. Bundan dolayı beni mükâfatlandır ve onun ardından da bana daha hayırlısını ihsan et.
814. [2:84, Hadîs No: 1395]
Şüreyh rivayet ediyor:
Ölümü çok hatırlayın. Çünkü böyle yapman ölümün dışında her musibete karşı sana teselli verir.
1174. [2:359, Hadîs No: 2039]
Âişe (r.a.) Peygamber Efendimizin (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
Şüphesiz sâlih kimseler sıkıntıya maruz bırakılır. Mü'mine bir diken veya daha küçüğü de olsa her hangi bir musibet dokunursa, mutlaka bununla bir günahı dökülür ve mertebesi de bir mertebe yükseltilir.
2224. [3:566, Hadîs No: 4338]
İbni Mes'ud (r.a.) rivayet ediyor:
Gözün görmez hale gelmesi günahlara keffârettir. Kulağın işitemez hale gelmesi günahlara kefarettir. Bedenden eksilen diğer şeyler de bunun gibidir; ölçülerine göre günahlara keffâret olurlar.
3176. [5:201, Hadîs No: 6971]
Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayetle Resûlullah (a.s.m.) şöyle buyurmuşlardır:
Hz. Peygamber belâ ve musibetin şiddetinden, kötülüğün ulaşmasından, kötü kazadan ve düşmanların gülmesinden Allah'a sığınırdı.
3796. [6: 273, Hadîs No: 9218]
îbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor:
Musibetler, yüzlerin karardığı Kıyamet Gününde sahibinin yüzünü ak eder.
abdullah-10
03.11.2007, 22:08
"Cehennem nefsin istekleri ile, cennet de nefsin hoşlanmadıkları ile örtülüdür."
(Buhârî. Tecrid-i sarîh: 2035)
Hadis-i şerif'te şöyle buyuruluyor:
"Cehennem nefsin istekleri ile, cennet de nefsin hoşlanmadıkları ile örtülüdür."
(Buhârî. Tecrid-i sarîh: 2035)
Ebu Zerr-i Gıfâri -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
"En iyi cihad, insanın kendi nefsânî arzularıyla Allah rızâsı için yaptığı cihaddır."
(C. Sağîr: 1247)
Abdullah -radiyallahu anh-den rivayet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyorlar:
"Cennet sizin her birinize ayakkabısının bağından daha yakındır. Cehennem de böyledir."
(Buhârî. Tecrîd-i sarîh: 2036)
Zeyd bin Erkam -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz duâlarının bir noktasında şöyle niyaz ederlerdi:
"Ey Allah'ım! Nefsime takvâsını ver ve onu pâk eyle! Onu pâk edecek yegâne sen varsın. Onun velisi ve mevlâsı sensin."
(Müslim: 2722)
Üsâme -radiyallahu anh-den rivâyet edilen bir Hadis-i şerif'lerinde Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyururlar:
"Kıyamet günü bir kişi getirilip cehenneme atılır. Bağırsakları karnından dışarı fırlar ve o haliyle değirmen döndüren merkep gibi döner. Cehennem halkı onun yanına toplanır da: ‘Ey filân! Bu ne hâl? Sen bize iyiliği emredip, kötülükten alıkoymaya çalışmaz mıydın?' derler. O da: ‘İyiliği emrederdim de kendim yapmazdım, kötülükten vazgeçirmeye çalışırdım da onu kendim yapardım.' cevabını verir."
(Buhârî, Tecrîd-i sarîh: 1351)
Hazret-i Âişe -radiyallahu anhâ- Vâlidemiz buyururlar ki:
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ensar'dan erginlik çağına ermeyen bir çocuğun cenazesine çağırılmıştı. Ben de: "Yâ Resulellah! Ne mutlu bu çocuğa, cennet serçelerinden bir serçe! Hiçbir kötülük işlemedi." dedim.
Bunun üzerine buyurdu ki:
"Senin bundan başka bir sözün yok mu yâ Âişe! Çünkü Allah cennet için bir kısım insanlar yaratmış, onları babalarının sulplerinde iken cennet için yaratmıştır. Cehennem için de bazı insanlar yaratmış, onları babalarının sulplerinde iken cehennem için yaratmıştır."
(Müslim: 2662 - İbn-i Mâce: 82)
"kişiye mümin kardeşini hor ve hakir görmesi şer olarak yeter"
GENERAI_
09.11.2007, 15:21
Cenâb-ı Allah, ilim tahsil etmek maksadıyla yola çıkan kimseyi sonu varıp Cennet’e ulaşan yollardan birine dahil eder. Melekler, ilim tâlibinden öyle memnun olurlar ki, onun önünde kanatlarını yerlere sererler. Yerde ve göklerdeki bütün varlıklar ve hatta denizlerdeki balıklar âlim için istiğfar eder, Allah’tan rahmet dilerler. Âlimin âbide üstünlüğü dolunaylı gecede kamerin diğer yıldızlara üstünlüğü gibidir. Şüphesiz, âlimler peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler, ne dinar ne dirhem miras bırakmışlardır, onların mirası ilimdir. O ilimden nasibini alan insan, büyük bir bereket ve hayır kaynağına ulaşmış olur.
{Ebu Davud, İlm 1, (3641); Tirmizi, İlm 19, (2683); İbnu Mace, Mukaddime 17, (223)}
Ahmed b.Hanbel(r.aleyh)’den:Halid b. Velid(r.a)’den rivayet edildiğine göre,bir a’râbî Resûlullâh(s.a.v)’e geldi:
-Yâ Resulullah,beni dünya ve ahiret’de müstağni kılacak (amelden) sormak için,size geldim.’’ dedi.
Resulullah(s.a.v)’de ‘’Soracaklarını sor.’’ buyurdular:
-İnsanların en bilgini olmak istiyorum; dedi.
-(Resulullah s.a.v): Allah’dan kork ki, insanların en bilgini olasın; buyurdu.
- İnsanların en zengini olmak istiyorum; dedi.
-(Resulullah s.a.v) : Kanaatkar ol ki, insanların en zengini olasın; buyurdu.
-İnsanların en âdili olmayı arzu ediyorum; dedi.
-(Resulullah s.a.v) : Kendin için arzu ettiğini,insanlar içinde iste ki, insanların en âdili olasın; buyurdu.
-İnsanların hayırlısı olmayı arzu ediyorum; dedi.
-(Resulullah s.a.v) : İnsanlara faydalı ol ki, insanların hayırlısı olasın; buyurdu.
-Allah katında,insanların en seçkini olmayı arzu ediyorum; dedi.
-(Resulullah s.a.v) : Allah’ı zikretmeyi çoğalt ki,Allah katında,insanların en seçkini olasın; buyurdu.
-İmânımı tamamlamak istiyorum; dedi.
-(Resulullah s.a.v) : Ahlakını güzelleştir ki, imanın tamam olsun; buyurdu.
-İhsan ehlinden olmak istiyorum; dedi.
-(Resulullah s.a.v) : Allah’ı görüyormuş gibi ibadet et ki, Sen O’nu göremesen bile,O seni görür.İhsan ehlinden olasın; buyurdu.
-İtaatkarlardan olmak istiyorum; dedi.
-(Resulullah s.a.v) : Allah’ın farzlarını eda et ki, itaatkârlardan olasın; buyurdu.
-Allah’ın huzuruna günahlardan arınmış olarak varmak istiyorum; dedi.
-(Resulullah s.a.v) : Cenabetten temizlenmek için guslet ki,Günahlardan temizlenmiş olarak, Allah’a kavuşasın." buyurdu.
-Kıyâmet gününde nûr içerisinde haşrolunmayı arzu ediyorum; dedi.
-(Resulullah s.a.v) : Hiçbir kimseye zulmetme(haksızlık yapma) ki,Kıyâmet gününde nûr içerisinde haşrolunasın.
-Kıyamet gününde Rabbimin merhamet etmesini arzu ediyorum; dedi.
-(Resulullah s.a.v) : Nefsine ve Allah’ın kullarına karşı merhamet et! Rabbinde sana Kıyamet günü merhamet eder.
-Günahlarımın az olmasını istiyorum; dedi.
-(Resulullah s.a.v) : İstiğfarı çoğalt ki,günahların azalsın; buyurdu.
-İnsanların en şereflisi olmayı istiyorum; dedi.
- (Resulullah s.a.v) : İnsanlara işin hakkında şikayetçi olma ki, insanların en şereflisi olasın; buyurdu.
- İnsanların en kuvvetlisi olmayı arzu ediyorum; dedi.
- (Resulullah s.a.v) : Allah’a tevekkül et ki, insanların en kuvvetlisi olasın; buyurdu.
- Allah’ın rızkımı genişletmesini istiyorum; dedi.
- Temizliğe devam et! Allah senin rızkını genişletir.
- Allah ve Resulünün sevdiklerinden olmak istiyorum; dedi.
- (Resulullah s.a.v) : Allah ve Resulünün sevdiğini sev ki,Onların sevgililerinden olasın; buyurdu.
- Kıyamet gününde Allah’ın gazabından emin olmak istiyorum; dedi.
- (Resulullah s.a.v) : Allah’ın yarattıklarından hiçbirine öfkelenme ki, Kıyamet gününde Allah’ın gazabından emin olasın.
- Duamın müstecap olmasını arzu ediyorum; dedi.
- (Resulullah s.a.v) : Haram yemekten sakın ki,duan müstecap olsun; buyurdu.
- Kıyamet gününde Rabbimin ayıplarımı örtmesini arzu ediyorum; dedi.
- (Resulullah s.a.v) : Din kardeşlerinin ayıplarını ört ki, Allah’da Kıyamet gününde senin ayıplarını örtsün.
- Günahlardan veya hatalardan kişiyi ne kurtarır; dedi.
- (Resulullah s.a.v) : Göz yaşı dökmek, hudu’ (Allah’a boyun eğmek) ve hastalıklardır; buyurdu.
- "Hangi hasene Allahû Tealâ katında (sevap olarak)daha büyüktür?" dedi.
- (Resulullah s.a.v) : Güzel ahlak,tevazu ve belalara sabretmektir; buyurdu.
- "Hangi seyyie (kötülük), Allahû Tealâ katında (günah olarak) daha büyüktür?" dedi.
- (Resulullah s.a.v) : Kötü ahlak,açgözlülük ve cimriliktir, buyurdu.
- "Dünya ve Ahirette Allah’ın gazabını gideren şey nedir?" dedi.
-(Resulullah s.a.v) : Gizli sadaka vermek ve Sılay-ı rahim yapmak (akraba ziyareti), buyurdu.
- "Kıyamet gününde Cehennem ateşini ne söndürür?" dedi.
- (Resulullah s.a.v) : Dünyadaki bela ve musibetlere sabretmektir; buyurdu.
İmam-ı Müsteğfiri:Bundan daha büyük,dinimizin güzelliklerini daha iyi özetleyen,daha faydalı bir hadis-i şerif görmedim demiştir...
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir defasında bazı kimselere ihsanda bulunmuş, fakir müslümanlardan bazılarına ise hiçbir şey vermemişti.
Sa’d bin Ebî Vakkas -radiyallahu anh- hadiseyi şöyle anlatmıştır:
“Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-, içlerinde çok beğendiğim birisine bir şey vermedi. Bunun üzerine:
‘Yâ Resulellah! Filânı niye bıraktın? Vallahi ben onu pek mümin görüyorum!’ dedim.
Resulullah Aleyhisselâm:
‘Yahut müslim!’ buyurdu. Biraz sustum. Sonra yine o zât hakkındaki bilgim galebe çaldı.
‘Yâ Resulellah! Filânı niye bıraktın? Vallahi ben onu pek mümin görüyorum!’ dedim.
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- tekrar:
‘Yahut müslim!... Başkası benim için daha makbul olduğu halde, ben bazen bir adam yüzüstü cehenneme atılır endişesi ile ona bir şeyler veriyorum.’ buyurdu." (Müslim: 150)
عَنْ إِبْنِ مَسْعُودٍ رضي الله عنه عَنِ النَّبِيِّ صلي الله عليه وسلم قَالَ:
إِنَّ الصِّدْقَ يَهْدِي إِلَى الْبِرِّ وَإِنَّ الْبِرَّ يَهْدِي إِلَى الْجَنَّةِ وَإِنَّ الرَّجُلَ لَيَصْدُقُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللهِ صِدِّيقًا.
وَإِنَّ الْكَذِبَ يَهْدِي إِلَى الْفُجُورِ وَإِنَّ الْفُجُورَ يَهْدِي إِلَى النَّارِ وَإِنَّ الرَّجُلَ لَيَكْذِبُ حَتَّى يُكْتَبَ عِنْدَ اللَّهِ كَذَّابًا .
Abdullah İbni Mesud radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Nebi sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Şüphesiz ki doğruluk hayra ve üstün iyiliğe yöneltir. İyilik de cennete iletir. Kişi doğru söyleye söyleye Allah katında sıddık diye kaydedilir.
Yalancılık, yoldan çıkmaya (fücûra) sürükler. Fücûr da cehenneme götürür. Kişi yalan söyleye söyleye Allah katında yalancı (kezzab) diye yazılır.” (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace.)
Bir kimseye dünyada zühd ve az konuşma verildiğini gördüğünüzde ona yakın olunuz. Zira o kimse hikmete ulaşmıştır.
Ravi: Hz. Ebû Hallad (r.a.)
Ashabıma kötü söyleyenleri gördüğünüz zaman: "Allah’ın laneti en şerliniz üzerine olsun" deyiniz.
Ravi: Hz. İbni Ömer (r.anhüma)
Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir Hadis-i şerif’lerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Siz ne halde iseniz, başınıza o halde idareciler gelir.” (Deylemî)
Ebu Hüreyre -radiyallahu anh-den rivayet edildiğine göre, Resulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz ashâbına: “Yeryüzünün haberlerinin ne olduğunu bilir misiniz?” diye sordu.
“Allah ve Resulü daha iyi bilir.” dediler.
Bunun üzerine buyurdu ki:
“Yeryüzünün haber vermesi, her erkek ve kadının neler işlediğini haber verip şahitlik etmesidir. ‘Şu şu günlerde şunu şunu işlediniz!’ demesidir.” (Tirmizi, Kıyamet: 7)
abdullah-10
14.11.2007, 21:42
Hadis-i şerif'te şöyle buyuruluyor:
"Cehennem nefsin istekleri ile, cennet de nefsin hoşlanmadıkları ile örtülüdür."
(Buhârî. Tecrid-i sarîh: 2035)
776. [2:63, Hadîs No: 1337]
Ebû Ümâme el-Bâhilî (r.a.) Peygamber Efendimizin (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet ediyor:
Kur'ân'ı okuyunuz. Çünkü Kur'ân Kıyamet Günü okuyanlarına şefaat etmek için gelir. İki parlak sûreyi; Bakara ve Âl-i îmran sûrelerini okuyun. Çünkü onlar Kıyamet günü iki parça bulut veya iki gölgelik gibi ya da saf bağlamış iki grup kuş gibi okuyanlarını ve hükümleriyle amel edenleri müdafaa etmek için gelirler. Bakara Sûresini okuyunuz. Çünkü onu okumaya devam etmek bereket, bunu terketmek ise hasrettir. Tembeller bunu devamlı okumaya güç yetiremezler.
1851. [3:294, Hadîs No: 3439]
Enes'den rivayetle:
Şu üç şey iyilik hazinelerindendir:
(1) Sadakayı gizli vermek,
(2) uğradığı musibeti insanlardan gizli tutmak,
(3) şikâyetini sadece Allah'a arzetmek. Böyle bir kulu için Allah şöyle buyurur:
'Kuluma bir belâ verdiğimde sabretti, Beni kendisini ziyarete gelenlere şikâyet etmedi. Ben de hastalık sebebiyle eriyen etinin yerine daha hayırlı bir et; kanı yerine de hayırlı bir kan vereceğim. Eğer iyileştirirsem onu hiçbir günahı kalmamış bir halde sıhhatine kavuşturacağım. Ruhunu alırsam rahmetime eriştireceğim.'
311- [1:324, Hadîs No: 545]
Ebû Zer'den (r.a.) rivayetle:
Kişi ilim öğrenirken ölürse şehid olarak ölmüş olur.
abdullah-10
14.11.2007, 22:49
“Güçlü olmak, başkalarını kaldırıp yere sermekle olmaz. Gerçek anlamda güçlü kimse kızdığı anda kendini zapteden kimsedir.” (Buhârî - Müslim)
abdullah-10
14.11.2007, 22:50
İbn-i Mesud -radiyallahu anh-anlat