Orijinalini görmek için tıklayınız : YÜREĞi YARALILAR GELSiN BURAYA
antioxidan
30.03.2007, 17:09
Allah, gönlü kırıklarla beraberdir.
Hadîs-i şerîfte buyurulur:
Mûsâ -aleyhisselâm- Cenâb-ı Hakk'a bir ilticâsında:
- Yâ Rab! Seni nerede arayayım?" dedi.
Allâh Teâlâ buyurdu ki:
- Beni, kalbi kırıkların yanında ara.
Ebû Nuaym, Hilye, II, 364
Murat Sâki
30.03.2007, 17:13
Allah, gönlü kırıklarla beraberdir.
Hadîs-i şerîfte buyurulur:
Mûsâ -aleyhisselâm- Cenâb-ı Hakk'a bir ilticâsında:
- Yâ Rab! Seni nerede arayayım?" dedi.
Allâh Teâlâ buyurdu ki:
- Beni, kalbi kırıkların yanında ara.
Ebû Nuaym, Hilye, II, 364
Allah gariplerle beraber(miş)...
Bu kadar az ve öz bir yazı forum'a nadir gelir,teşekkürler abi,Râhman razı olsun...
bu kalp kırıklığı nasıl birşey olmalı ki bizde bı kalbi kırıkların yanlarında arayalım rabbimizi...??
antioxidan
30.03.2007, 17:17
Yine bir gariplik düştü serime
Ben de bilmem ya nic'olur halimiz
At sürüp bu ellerden gitmek isterim
Belki tuz ekmektir bağlar yolumuz...
Kul Halil
antioxidan
30.03.2007, 17:19
bu kalp kırıklığı nasıl birşey olmalı ki bizde bı kalbi kırıkların yanlarında arayalım rabbimizi...??
Eskilerden birisi bi hesap yapmis. 65 yasindaymis.
Bundan ilk 15 yili cikarmis (blug cagina kadar gecen sureyi) Sonra demis:
Bir yil 365 gun oldugundan 50 yil 18250 gun eder.
Eger her gun bir gunah islediysem tam 18250 gunah eder.
Ya her gun 2 gunah islediysem! 36500 gunah eder.
Ya hergun 3, 4, 5, 6 gunah islediysem................
Ne olur benim halim " demis ve hicabindan oracikta can vermis.
onlardan biri işte.....
bu din garîb olarak geldi, garîb olarak gidecek... hadis meali
ALLAH (C.C.) razı olsun agbi çok güzel izah ettiniz...
gönlümüz inşallah böyle söyleyerek hakkı bulur...
birde yazınızdan bir alıntı yaparak imzaya ekledim inş. bir sakıncası yoktur...selametle..
antioxidan
30.03.2007, 17:26
ALLAH (C.C.) razı olsun agbi çok güzel izah ettiniz...
gönlümüz inşallah böyle söyleyerek hakkı bulur...
birde yazınızdan bir alıntı yaparak imzaya ekledim inş. bir sakıncası yoktur...selametle..
azizim bu bizim gönlümüze merhem izah...
herkesin gönül kırıklığı ayrı ayrı olabilir; ama değişmeyen bir şey var ki; o da:
gönül, insana mahsustur.
bir kez kalp kırdı isen, bu kıldığın namaz değil diyeni hatırlarım ben kalp kırıklığı mevzu olunca
kafirin dahi kalbini kırma, zira Allah'ın en çok gücüne giden amel kalp kırmaktır deyişini hatırlarım ahmed yesevi'nin...
harabat ehlini hor görme zahid
hazineye malik nıce vıraneler var...
Yine bir gariplik düştü serime
Ben de bilmem ya nic'olur halimiz
At sürüp bu ellerden gitmek isterim
Belki tuz ekmektir bağlar yolumuz...
Kul Halil
gariplik bizi hiç bırakmadı ,
Nasıl kurtulalım,nasıl kaçalım..
Kimseler görmedi,kimse sormadı,
Nereye gidelim ,nere göçelim..
Kul cevher
antioxidan
30.03.2007, 17:35
harabat ehlini hor görme zahid
hazineye malik nıce vıraneler var...
doğrudur... maasselam... :flowers: :flowers: :flowers:
Sabr-el-Hayat
30.03.2007, 17:35
vuslata hasret icinde yanan Rabbine kavusamadigni sanan, halbuki coktaaan yakalamis ilah-i aski kalbi kirik, mi acaba (Allahu Alem)...
antioxidan
30.03.2007, 17:37
Hakk'tan özge nesne yoktur, gayriden ümidi kes
Aç gözün merdâne bak Allâh bes gayrı heves..
Hüdâyî
Hakk'tan özge nesne yoktur, gayriden ümidi kes
Aç gözün merdâne bak Allâh bes gayrı heves..
Hüdâyî
Hakkın sevdası var iken nidem gayrı sevdayı
O'ndan başka kim duyarki bunca feryat,nidayı
antioxidan
30.03.2007, 17:49
dünyanın en ağır yükü, kırılmış bir kalbi taşımaktır.
tamiri en zor kırık da odur.
kırmayın ve kırdırtmayın siz siz olun...
KALP KIRMAK HARÂMDIR
“Dâvûd-i Kayserî” ki, çok mübârek bir kişi.
İnsanları gafletten uyarmaktı sırf işi.
O bir gün buyurdu ki: (Yaşamayın gafletle.
Zîrâ âni geliyor ecel umûmiyetle.
Bilhassa "Kul hakkı"na edin ki çok riâyet,
Mahşerde, hak altından kurtuluş zordur gâyet.
Meselâ harâm olsa, elbisenin düğmesi,
O namâzın, insana olmaz bir fâidesi.
Üstümüzde kul hakkı, olsa da "Yarım akçe",
Cennete giremeyiz, onu ödemedikçe.
“Kul hakkı”nı, dünyâda, kolaydır edâ etmek.
Ve lâkin âhirette, çok çetindir ödemek.
Zîrâ o gün, geçmiyor dünyâdaki paralar.
"Sevap" ve "Günâh" ile ödenecek bu haklar.
Yâni sevâbı varsa, gider alacaklıya.
Yoksa, onun günâhı yükletilir borçluya.
Bunun için dünyâda, her kişi helâllaşsın.
Aslâ mahşer gününe, borç alacak kalmasın.
"Haklı" olsanız bile, siz yine dileyin af.
Belli olmaz, belki de haklıdır karşı taraf.
Zîrâ mahşer yerinde, nice alacaklılar,
Hesâpları "ters" dönüp, sonunda borçlu çıkar.)
Dediler ki: (Efendim, îzâh buyurduğunuz,
Kul hakları, nelerden ibârettir bâhusus?)
Cevâben buyurdu ki: (Kul hakkı denilince,
Hâtıra, "Maddî haklar" gelirse de ilk önce,
Bunlardan daha mühim haklar da var muhakkak.
Meselâ kul hakkıdır, "Kalp kırmak, gönül yıkmak”.
Hattâ insan, "Kâbe”yi yıksa da yetmiş defâ,
Kalp kırmanın yanında "Hafif" kalır bu daha.
İnsanın, kimler ile varsa çok alâkası,
Onlarla îcâb eder, sık sık helâllaşması.
Meselâ sıra ile, zevcemiz, çocuğumuz,
Hısım akrabâ ile, arkadaş ve komşumuz.
Hepsinin, ayrı ayrı üstümüzde hakkı var.
Bunların içinde de, en mühimi, "Hanımlar".
Eğer ki hanımını incitirse bir kişi,
Helâllık almadıkça, mahşerde zordur işi.
Her gün evden çıkarken, helâllaşmak gerekir.
Zîrâ ölebiliriz, eceller âni gelir.)
Dediler ki: (Efendim, Allah katında bir kul,
Hangi vasıflarıyla olur iyi ve makbûl?)
Buyurdu: (Mâhir olsa bir kişi mesleğinde,
Sırf bununla, bir kıymet kazanmaz Hak indinde.
Zekî ve kurnaz olmak, makâm, mevkî, müdürlük,
İndallah, o insana sağlamaz bir üstünlük.
Kim fazla korkuyorsa Allahü teâlâdan,
Odur Allah indinde kıymeti fazla olan.
Kim kazanmak isterse, Hak indinde îtibâr,
"Takvâ"ya sarılsın ki, Rabbimiz buna bakar.)
Kalbi kırıklıktan murad aşk acılığı ve mahzunluktur..
Boynu bükük olmaktır..
Kalbine damla damla yaş akıtmaktır..
Dıştan gülüyor olsa bile..
antioxidan
30.03.2007, 18:10
iman ile kalbi kırık, canı yanık insan bırakma gerinde... sana cennet helaldir...
"Yalnız hüznü vardır kalbi olanın.."
'Yalniz hüznü vardir kalbi olanin..'
Çünkü hep vurulan odur,
'O'nun hatiri için asla vurmayacagini bilen ve 'O'ndan
çekinmeyen, muhatablari tarafindan..
O yalnizca hüzünlenir ..
'O'nda olmanin, onlara verilecek cevabidir çünkü hüzün..
Bile bile vurulmaktir yani hüznün adi..
Yoksa yüregi olanin hüznü, ne nikotin tadinda aliskanlik yapan
arabesk bir hüzün,
Ne de, maddeten ve manen bir nev'i 'O'nu hiçe saymak demek olan
YEIS anlamindakidir. .
Daim O'nunla olana, bize 'O'ndan ve hak Resulu'nden ulasan
mesajlar dogrultusunda o cephede zaten hüzün yok..
Hüznü sevinçlere, korkusuzluklara, itmi'nana çeviren O'dur
çünkü..
Hüzünlerin karsiligi hep O'ndadir, hep O'ncadir..
Ne bosa giden gözyasi, ne de sevince çevrilmemis hüzün vardir
katinda..
Yani:
"'O'nun boyasi"na boyanmaktir hüzün.
Aski olmayanin hüznü de olmaz!..
Islam'sa, bastan sona bir hüzün medeniyetidir..
Distan, tek tek hüzün tuglalariyla örülmüs, muhtesem saadet
saraylarinin nazenin konugu olur insan..
O en Sevgili'nin adidir hüzün..
Ve hüznü daim soluklayan gök erlerince:
Ibrahimce..Eyyubca..Yunusca..Yusufca..Isaca..
Aisece..Sümeyyece..Mus'abca...
............. Hep hüzün yagar yüreklere, ötelerden...
O'nun boyasina boyanmanin adiysa hüzün,
Ve O'nun boyasi 'Ask'sa..Elbet hüzün, askin adidir..
'Ve aslolan asktir kainatta, gerisi vesaire..'
Kalbi olanlarin çok az oldugu bu yitik çagda hüzünlenmek bir
ayricaliktir.. Hüznü tasimak ta..
A.R
Ya kalbi olmayanlara nedir care???
Bedeninde bir kalbinin dahi oldugunu farketmeyenlere derman nedir?
yaralıyım....
yıllardır...
yaralıyım....
yıllardır...
burda çare bulamadıysan olmaz hocam....
okyun ricamdır..:ıslık: ;) ;) ;)
antioxidan
31.03.2007, 12:16
Beni, kalbi kırıkların yanında ara
ne büyük bir müjde....
kimim kimsem yok yanımda diyebilmek imkansız
kimsesizlerin kimsesi varken
B.ü.S.r.A
31.03.2007, 13:38
Beni, kalbi kırıkların yanında ara
ne büyük bir müjde....
kimim kimsem yok yanımda diyebilmek imkansız
kimsesizlerin kimsesi varken
Allah razi olsun gercekten cok güzel bir konu acmissin abi, e su sözde tam yerinde olmus. Cok kisi kendini yalnizmis gibi nitelendiriyor, yani diyelim herkez üzerine gelince veya cok sevdigi birisi kalbini kirinca. Ama iste bu müjde herseyi acikliyor, kisi kesinlikle yalniz degildir, hele kalbi kiriksa...Selametle
antioxidan
01.04.2007, 13:50
İnsanlar zenginleri, güçlüleri, dünyevi olarak itibar sahibi olanları severler.
Fakirler, garipleri, düşkünleri horlarlar adamdan saymazlar hatta ezerler.
Sebebiyse çok acı ;
Çünkü onlardan gizli-açık , kısa vadeli-uzun vadeli, maddi-manevi hiçbir menfaat elde edemeyeceklerini düşünürler.
Oysa o dünyevi yönden düşkün kimselerin Allahın yanında hususi bir kıymeti vardır.
Mahşerde de ayrı muameleri vardır.
Bazı fakirlere denilecek ki;
Size yediren, içiren sahip çıkan kim varsa tutun elinden cennete götürün.
Kalb kırmak çok tehlikeli
Zayıfların düşkünlerin kalbini kıranın başına gelecek var.
İçinde Allah olan bir kalbi kıransa iflah olmaz.
Bazı kimseler kalbim kırıldı der.
Halbuki kırılan kalpten bir söz çıksa bile boğazdan yukarı geçemez.
Tıkanır yutkunur susar.
Bazen bükülen boyun,
bazen mahzun bir bakış,
Bazen saklamaya çalışılan gözyaşıdır kırılan kalbin alameti.
iktibas: recai
hayal-et
01.04.2007, 17:38
düşsem yollara kendime bir garip arasam
dolaşsam dünyayı garipler nerde diye sorsam.
aradığım ben..bulduğum ben..
sorarım kendime "kalbimi taşımak neden zor gelir?" diye..
kırık tarafları dokunuyor ciğerlerime..
kanamak var..
sonunda aşka kanmak var.
karalıyım
yıllardır..
ben tabibe muhtaç ama..
tabibler de tabibe muhtaç..
dünya dert..kalpler sert...
geldiğim nokta son kert.
derman tabibde değil,verdiği derman da dert.
Hayatta aklının esiri olma
Yokla yüreğini yar bazı bazı
hayal-et
01.04.2007, 18:20
kırılırsa kalbin damlar gözlerinden duygular..mevcudat susar..
göz ağlar..gönül kanar..ciğer yanar..akıl çoktan can vermiştir.
Yiğit yüreği hiç yarasız olur mu?
Her ilaçla gönül derman bulur mu?
Yürekten ağlayanlar hepi ölürde,
Safa sürenlere yalan dünya kalır mı?
Zalım dünya sana n'ettim n'eyledim
Attın gurbet ile parelerimi
Akibetim beni sılamdan etti
Kestin mümkünümü çarelerimi
Aman Aman Dağlar duman
Geçti zaman Ben varamam :cray:
Ben kemlik görmedim hüsn-i aladan
Beklerem mektubun gelsin sıladan
Ölürüm kurtulmam ben bu yaradan
Dost olan bağlasın yarelerimi :cray:
Aman Aman Dağlar duman
Geçti zaman Ben varamam
Şu dağların arkasını bilirim
Bu senede gurbet elde kalırım
Vadem yeter ben burda ölürüm
Dost olam sağlasın çarelerimi :cray:
Aman Aman Dağlar duman
Geçti zaman Ben varamam
Gönülden “âh!” edenin her ‘âh'ına icabet edilmiştir.
O'na doğru içten yükselen hiçbir ses cevapsız kalmamıştır.
Elverir ki, biz sesimizi gönlümüzün sesi haline getirelim......F.G.
gunduzalp
03.04.2007, 02:03
Bizim Divan Edebiyatımız hakkın da, yüreği yanıkların edebiyatı dense, sanırım mübalağa olmaz.Mesela Şeyh Galib'in Mevlevihanesin'den hem sadık dostu(yar-ı vefadar) hem de talebesi olan Esrar Dede'den bir şiir aktaracak olursak:
Azm-i sefer ettin dil-i nâçârı unutma
Gittin güzel ammâ bu dil-efkârı unutma
Gâhîce uyandıkça şebistân-i safâda
Şol gice olan sohbet-i hemvârı unutma
Vardıkça şeker-hâba girip bister-i nâza
Ne zehr içer dîde-i bîdârı unutma
Ben sabr edeyim derd ü gam-i hecrine ammâ
Sen de güzelim ettiğin ikrârı unutma
Ağlatmayacaktın yola baktırmayacaktın
Ol va’de-i tekrâr-be-tekrârı unutma
Yok tâkati hicrânına lûtf eyle efendim
Dil-haste-i aşkın olan Esrârı unutma
Şeyh Galib de Esrar Dede'nin vefatı(1797) üzerine şu şiiri kaleme alıyor:
Kan ağlasın bu dide-i dür-bârım ağlasın
Ansın benim o yâr-ı vefâ-dârım ağlasın
Çeşm ü dehân u ârız u ruhsârım ağlasın
Baştan başa bu cism-i siyeh-kârım ağlasın
Ağyârım ağlasın bana hem yârim ağlasın
Gûş eyleyen hikâyet-i Esrâr'ım ağlasın
Nâ-dide bir güher telef etdim dirîg u âh
Hâk içre defnedüp gerü gitdim dirîg u âh
Bunu da bir dip not olarak belirtmek gerek ki Tasavvuf ve Divan Edebiyatın da terimler semboliktir.Örneğin Şarap, zikir ve virdtir,insanları kendilerinden geçirir,harabat veya meyhane ise dergahtır,saki yani içki dağıtan ise serzakir veya şeyhtir.Zaten Şeyhlere çoğu zaman Pir-i Mugan(içki dağıtanların Pir'i,başı) olarak iltifat da bulunulur.Çoğu zaman sevgili diye bahsedilen Resul u Ekrem(aleyhissalatu vesselam)'dır.Leyla Mecnun ve benzerleri hepsi birer semboldür...
Bunlardan habersiz bazı insanlar, o mübareklerin yazdıkları şiirlerin asıllarını bilmediklerinden yanlış anlıyorlar.
Bir tane de Fuzuli'den aktaralım:
Eyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünya nedür
Men kimem sâkî olan kimdür mey ü sahba nedür
Gerçi cânândan dîl-i şeyda içün kâm isterem
Sorsa cânân bilmezem kâm-ı dîl-i şeyda nedür
Vasldan çün âşıkı müstağnî eyler bir visal
Âşıka mâşukdan her dem bu istiğna nedür
Hikmet-i dünya vü mâfiha bilen ârif degül
Ârif oldur bilmeye dünya vü mâfiha nedür
Âh u feryâdun Fuzûlî incidübdür âlemi
Ger belâ-yı ışk ile hoşnûd isen gavga nedür
antioxidan
03.04.2007, 12:44
Kırma gönül şisesini
Yapan bulunmaz bulunmaz
Yıkma hakkın binasını
Ören bulunmaz bulunmaz
Ask perisandır şaşkına
Hak yardım etsin düşküne
Kerem gibi yar aşkına
Yanan bulunmaz bulunmaz
Ali Ekber ÇİÇEK
Aşk ile muhabet bir
karılmalı karılmalı
yürekte yara oldumu
sarılmalı sarılmalı
Yürekte yangın oldumu
Gonca güller soldumu
Aşık saçın yoldumu
sorulmalı sorulmalı
antioxidan
08.04.2007, 11:41
GÖK SOFRASINA KONUK OLMAK
“Katremiz deryaya saldık biz bugün,
Katre nîce anlasın, ummân olan anlar bizi..”
Sen Gök Sofrası nedir bilir misin?..
Ve...
Ona talip yürekleri?...
Bilir misin sahi?..
Gök sofralarında yüreğini bölüştüğün oldu mu hiç?..
Ya bir gök muştusunu?..
Ya, O En Güzelin (aleyhisselam) sevdasını, bölüştün mü biriyle?..
Sen, Kelime-i Şehâdet nasıl bölüşülür bilir misin?..
Dinle;
Ayrılık vaktinde, İkiden biri, “Lailaheillallah” der,
Diğeri, “MuhammedunResûlullah”..
Bölüşürler o şehâdeti ki, vuslat olsun ayrılıkları..
Ki, birleşsin gönülleri tevhidde, hiç ayrılmasın..
Çünkü bilirsin, o iki kelime hiç ayrılmazlar..
Lailaheillallah sende, MuhammedunResûlullah onda..
Bir yüzü sen ayrılığın, öte yüzü; vuslat içre vuslat..
İşte anla: Bu, tevhid diliyle meydan okumaktır ayrılığa...
Sen hiç dost yüreğiyle kuşanıp, acılara meydan okudun mu?..
Bir gülüşü, bir gözyaşını paylaştığın oldu mu?..
Bir şiiri, bir ezgiyi tam ortadan bölüştün mü hiç biriyle?..
Sesini katıp ta sesine, sen hiç türkü söyledin mi çağa karşı?..
Gözyaşlarını ruhunla sildin mi hiç?..
Dualarını düşürdün mü dost peşine?..
Yüreğini çıkarıpta yollara, kupkuru öylece bekledin mi sen hiç?..
Ne çok söylenir bu kelime: “dostluk”, “dost” ..
Var mı sahi gerçek bir dost?.. Kaldı mı?..
Var mı böyle bir dostu olan?..
Yokluğuna yaslayıp ta yüreğini, varolduğun..?
Ah! Hep yitirdik güzellikleri..
Hiç sızlamadan yüreklerimiz, bir bir tükettik dostlarımızı umarsızca..
Ne yazık..
Nedir ki dost?..
Herkes kendine mi bakar aynalarda acep dost denince?..
Belkide hep ulaşılmak istenen anlatılır..
Kimbilir..
Oysa Dost,
Aynalarını yüreğine tutandır senin.. Ve, Yüreğine aynalarını tuttuğun..
Seni farklı kılanın bilincinde, yüreğini yüreğine katandır dost..
Seni alır da onca kalabalık arasından, yüreğine asar.. İşte dost!..
Ve dostluk; hedeflenen şey değil, gönül gönüle hedefe yürüten şeydir..
Bir ucu sana, bir ucu ona bağlı bir zincirdir dostluk..
Hiç açılmasa da, tükenmeyen umutlarla, dost kapısında özlemekten yorulmaktır..
Hiç arayıp sormasa da peşine düşmektir, VEFAdır dostluk..
Ve dost,
Meyli sana değil, sendeki O’NA (celle celaluhu) olandır..
Evet dost, sendeki O’nun talipçisidir..
Gerçek dostun vurulmuşluğu sana değil;
Geceleri bıraktığın aydınlığa,
Yüzündeki secde izlerine, o gök aklığınadır..
O’na (CC) adanmış bahçelerine,
Yaşadığın bildiklerinedir senin..
Dostun meyli;
Vakti kuşanmana,
Tüm cazibesiyle sana gelen dünyanın, çarpıp döndüğü o manevî zırhınadır hep senin..
Mânâ Âleminden topladığın çiçekleredir tutkunluğu..
O’na adadığın varlığına, O’na sattığın emânetlerine,
Dünyada da sana verilmiş olan cennetlerinedir meyli..
Dostun talep ettiği,
ÇAĞA KARŞI DURUŞUNDUR SENİN.. Başka değil.
Var mı böyle bir dost bulan?.. Oldu mu hiç senin böyle bir dostun?.
Gün ortası, gece yarısı aniden yürek vuruşlarıyla seni çağıran bir dostun oldu mu hiç?..
Yüreğinde, aklında, her zaman ve mekânda taşıdığın bir dostun var mı senin?..
Diyeceksin belki, ne dostluğu bu olsa olsa bir sevdadır..
Ah! Mevlana gönüllüm!, Yunus meşreblim!..
Sevda nedir bilir misin sen?..
Ya Şems’i?.. Ya Mevlâna’yla Şems’in sevdasını, yani dostluklarını duydun mu hiç?..
Ki, dünya daha öyle sevda, öyle dostluk görmedi..
Ne yazık, görmeyecek te...
“Mevlâna geliyor!” haberine tüm mal varlığını veren Şems’in, “Yalanınadır bu verdiklerim, doğrusuna can vermek, baş vermek gerek”dediğini bilir misin?..
Adına sevda de, dostluk de! Ne önemi var ki..
BU, birlikte gönül sofralarına konuk olmaktır..
BU, gök sofralarından nasiplenmektir..
Öteler ötesinde ağırlanmaktır bu...
Mevlâna’yı dedik, Şems’i dedik, Ya Yûnus’u bilir misin?..
“işitin ey yârenler! Aşk bir güneşe benzer,
Aşkı olmayan kişi, misâli taşa benzer.”
Diyen Yunus’umu?..
Ya Hallac’ı?.. Bilir misin sahi?.
Hani “aşk nedir?” dediklerinde, “bugün ve yarın görürsün” diyen.. O gün asılan, ertesi günde cesedi yakılan Hallac’ı?.. Hani cesedinin külleri Dicle’ye atılanda, kabaran Dicle’yi, bir hırkasının yatıştırdığı mazlum ve mahzun, o ebedîleşmiş gök erini?..
Ah! bilir misin ne yürekler harcadık, ne dostluklar tükettik,
Çağın acımasız karanlığında, zamanın çarklarında..
Sadece bugün değil, HER GÜN, HER DÜN, HER DÜNLER....
Ne yürekler harcadık bir bilsen..
BİZİ HAKİKAT KAPILARINDAN ÇAĞIRAN nice dost yürekleri,
Şeriat kapılarında mahkûm ettik, idam ettik hep..
NE YAZIK..
Yanlış mı peki?..
Oradan bakılırsa yanlış diyemem sana..
LÂKİN,
Hak mıdır bu?.. Revâ mıdır dost yüreklere?..
Hallac’ın teninde Şibli’nin gülleri kor olur..
Ah! Dedirtir güller, taşlara gülen bedenine..
Çünkü o gül de olsa, atan dost elidir..
Revâ mıdır Hallac’a bunca aşksızlık?..
Bir Molla Kâsım gelir, sigâya çeker, âşığım Yûnus’umu o kapılarda..
Reva mıdır Hakk aşkına?..
Şems’i, ebedî dostu, sevdalısı Mevlâna’nın oğlu öldürür, çağın kokuşmuş kışkırtmasıyla..
Revâ mıdır Şems’e?..
O kâinâtı içine alan yüreğe, o gök sevdalarına revâ mıdır?..
Onlarınki nasıl gelişlerdir öyle kapılarımıza, gökler dolusu sevdalarla?..
Ya bizimki nasıl bir reddediştir böyle?..
Nasıl reddedişlerdir?..
Onlarınki nasıl duruşlardır öyle, çağlara karşı..
Dimdik, hiç eksilmeden..
Asırlar ötesinden bize ulaşan nasıl sevdalardır onlar öyle?..
Bugünün kuru gönüllerini, Mevlânaca arttırıp, Yunusca ıslatan ne bereketli yağmurlardır onlar..
“Âşık öldü diye salâ verirler// Ölen hayvan imiş âşıklar ölmez.”
Ya Rab! Lutfet! Ay çıksın.. Sular yükselsin..
Dualarımız dâim medler içindir, cezirlerde gönüller..
Hiç arama! Bulamazsın!..
Yok ki öyle bir dost!..
Çünkü biz, tüm dost yürekleri sorgusuz- sualsiz idâm ettik..
Varsa da tek-tük, aldanma!
Hüküm verilmiş, kalemler kırılmıştır mutlaka..
İnfaz vakti, ha geldi ha gelecek..
Beklemede yürekler..
Ah! Güzel insanlar güzel atlara binip, hep gittiler..
Gittiler ve terkettiler..
Bâkî kalan bu kubbede hoş bir sadâ imiş..
Bak dinle, ne söyler Yûnusum;
“Dost kılıcından Yunus ölürse gam değil,
Dost göğünden uyanan ma’şuk burcundan doğar..”
ALLAH DOST..
HUVE’L BÂKÎ..
Monaroza
10/4/2001
zümrüd-ü anka
08.04.2007, 12:00
insan böyle güzel şeyleri okuyunca güç buluyor çünkü en çok kalbimiz kırıldığında inancımıza ihtiyaç duyuyoruz ve o ondada bizleri yaratının bize daha yakın olduğunu bilmek ne kadarda büyük bir armağan allah razı olsun çok güzeldi
Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil
Gönül çalabın tahtı
çalap gönüle baktı.
İki cihan bedbahtı
Kim gönül yıkar ise
karşısındaki insanı hafife almak küçümsemek alay etmek...
bir hocam kalb kırmak Kabeyi yıkmaktan daha kötüdür derdi...ve bir kıssa anlatmıştı...
bir zat namaz kılmak için camiye giderken bir gencin yanlış abdest aldığını görür...onu kırmadan nasıl uyaracağını düşünür.
yanına yaklaşır evladım der ben abdest alacağım sende beni izle yanlışlarım var ise söyle...
ve genç izlerken kendi yanlışlarını görür ve düzeltir...aklımda kaldığı kadarı kadar anlattım eksiklerim olabilir hakkınızı helal edin..
Efendimiz S.A.V bir çok hadislerindede Sahabelerini nasıl uyardığını görüyoruz kırmadan rencide etmeden...
Rabbim bizlerede insanlara karşı davranışımızda o nezaketi kibarlığı ve hassasiyeti versin inşaAllah...
http://www.cileforum.net/forum/Themes/babylon/images/icons/modify_inline.gif
Satuk Buğra
16.04.2007, 11:37
Derdimi sorarsan, derdine karşı,
Şekva olur belki aybolur belki?
Yaralı kalbime Kürs ile Arşı,
Atsanız içine kaybolur belki?
başlıgın sahibini bekliyoruz artık bu saatten sonra..
:)
halden anlayan sahibi olur belki.. :)
gelirmi dersin hiç kardeş
davanın kişilerden ala olduğunu bilir zannediyorum aksi halde boş kalan vadiye tilki vali olacak
Başlığın sahibi daim kalbimizdedir.. Lakin gözümüz de arar oldu.. :D
gelirmi dersin hiç kardeş
davanın kişilerden ala olduğunu bilir zannediyorum aksi halde boş kalan vadiye tilki vali olacak
başımızın üzerine aldık artık gelsin de mi..:crying:
siz istiyorsunuzki herkes sizin gibi düşünsün.sizin düşüncenizde değilse ister alim olsun ister veli o sizin nazarınızda koskocaman bir hiçtir içinizden biri çıkıp hakkı batılın üzerine örtmeden gerçekleri söylediği zaman ona bir süre dinlenmeyi önermekten geri kalmassınız (hirahos) hatta battığını bile idaa edenizniz bile var(hiç) sırf ibni teymiyeyi alim olarak gördüğü için şu yaptıklarınıza bir bakın
allah ibni teymiyeden binlerce kez razı olsun onu gerçek anlamda anlamanızı niyaz ediyorum
firsaf kardeş,
Dediklerin yanlış.. Bir süre dinlenmesini yani susmasını rica etmemin sebebi İbni Teymiyye, şu mezhep, şu görüş, bu şahıs değildir..
Onu rica etmemin sebebi çok ayrıdır..
Sui Zanda bulunmuşsun..
Hatta buyursun, başlık sahibi bugün bize İbni Teymiyye ile ilgili bir başlık açsın.. Seve seve takip ederiz.. İstifade ederiz..
DarulErkam
16.04.2007, 15:30
siz istiyorsunuzki herkes sizin gibi düşünsün.sizin düşüncenizde değilse; ister alim olsun, ister veli olsun, sizin nazarınızda koskocaman bir hiçtir. İçinizden biri çıkıp hakkı batılın üzerine örtmeden gerçekleri söylediği zaman, ona bir süre dinlenmeyi önermekten geri kalmassınız hatta battığını bile idaa edenizniz var. Sırf "ibni teymiyeyi" (r.a) alim olarak gördüğü için şu yaptıklarınıza bir bakın.
ALLAH ibni teymiyeden binlerce kez razı olsun onu gerçek anlamda anlamanızı niyaz ediyorum
Eyvallah aziz kardeşim...Ferasetinizden dolayı teşekkür ederim..Tek paragrafta (bazı düzeltmeler yaptım paragrafınızda hakkınızı helal edin..Lakin yazınız duygularımıza tercüman olmuştur.. ) duygularını dile getirmek her kişinin işi değildir...Bazen her (çoğu zaman er kişinin işidir) kişinin işi olur, kelimeleri güzel kullanabilirse. Buda ancak yazdığı andaki samimiyeti orantısında, muhatabında güzel bir intiba bırakır..
Bundan (münazar diyemiyorum, tartışmadan) çıkan sonuç şudur; Daha bu konuları tartışacak kadar kardeş olamamışız demek ki...
En baş Uluhhiyet,ubudiyyet, uhuvvet ibareleri üzerinde ve Hucurat /Ahlak suresi üzerinde mesai yapmamız gerekmektedir. Aslında, Kur'an ve O'nun deyimiyle "Ayaklı Kur'an" veyahut "Üsvetü'n Hasenetü'n" üzerine iyi bir talim ve terbiye görmemiz gerekmektedir..
Bu sözlerimiz en baş kendimizedir.. Dua buyrun
Muvaffakiyet ALLAH'tandır.
Selam ve dua ile..
http://www.habersehri.com/makale_goster.asp?id=69&yazid=24
firsaf kardeş,
Dediklerin yanlış.. Bir süre dinlenmesini yani susmasını rica etmemin sebebi İbni Teymiyye, şu mezhep, şu görüş, bu şahıs değildir..
Onu rica etmemin sebebi çok ayrıdır..
Sui Zanda bulunmuşsun..
Hatta buyursun, başlık sahibi bugün bize İbni Teymiyye ile ilgili bir başlık açsın.. Seve seve takip ederiz.. İstifade ederiz..
hirahos kardeş kusura bakmayın ben sadece bir neden yazdım sizin konuda şia ile ilgili kısımdi yanılmıyorsam
selametle
antioxidan
16.04.2007, 16:14
rasulu muhterem aleyhisselamın bazı tavsiyeleri var.
müslüman müslümana kin beslemez, -beslediyse estağfirullah der döner-
müslüman müslümanı alçaltmaya çalışmaz -yaptıysa estağfirullah der döner-
müslüman müslümanı belasıyla başbaşa bırakmaz -bıraktıysa estağfirullah der döner-
elhasıl müslüman müslümana küsmez. şerefini korur, bir bedenin azaları gibi olurlar.
insan kelimesine eskiler beşer demişler.
beşer, şaşar demektir.
beşaret -şaşkınlık- bizim fıtratımız ekilidir.
lakin şaşkınlıkta kalmamamız bizden istenendir.
ya Rabbi! kalblerimizi dinine sabitle. amin
ben bu hapı yuttum. seven herkes de yutsun. :)
esselamu aleykum.
aleykum selam ve rahmetullah
Canım abicim benim, seninle iftihar ettim, benim abim böyle güzel ahlak sahibidir işte.. :flowers:
Sen sıranı savdın, imtihanını başarıyla verdin; sıra bana gelince buralarda ol ha.. :D
gunduzalp
16.04.2007, 16:48
Şah-ı dehr oldun sipihr üstün de eyvan oldu tut
Sen göçüp gittin bu menzilden o viran oldu tut
Akıbet her verdiğin alır bilirsin dehr-i dun
Bu harab-abab pür genc-i firavan oldu tut
Hak-i tire olısar ahir birazer meskenin
Mah-ı Enver bezmine şem-i şebistan oldu tut
Cay-gahın akıbet bir iki tahte paredir
Hay gafil menzilin taht-ı Süleyman oldu tut
Şerbetin ahir sunar her şahsa kanun u ecel
Derdine Lokman’dan ey dil hasta derman oldu tut
Çün perişanlıktır ey dil sonu her cemiyyetin
Bezmine ahbab cem olup perişan oldu tut
Dehr-i dunun devleti ahir hayal-i hab olur
Aşkiya var gönlünü düşünde sultan oldu tut
antioxidan
24.05.2007, 12:04
Bir gece sohbet ederlerken kapı vurulmuş, dışarıdan kalabalık bir güruh;
”Şeeeems dışarı çıııııkkk!” diye bağırmıştı.
Mevlana yaklaşan acı kaderi sezmişçesine:
”Çıkma” diye yalvardı.
Zat boyutundan, Hikmetten öte Kudretten bakan Şems gülümsedi:
”Telaşlanma, verdiğimiz sözü tutma vakti gelmiştir” diyerek kapıya yöneldi.
Mevlana: "Ne sözü, nereye, niyeee?" diye yapıştı ellerine…
Şems, yıllardır sakladığı sırrı söyledi:
"Şam’da Rabbime yalvarmış, aşkımı seyredeceğim bir ayna istemiştim. Rabbim seni verdi, sende seyrettim…"
İyi işte, seyre devam edelim, dedi Mevlana.
Şems; ”Rabbim de bana demişti ki, o aynayı verirsem ne bağışlarsın?
Tereddütsüz şöyle demiştim; Başımı veririm!...”
Şems dışarı çıktı. Sadece bir “Allaaaah” nidası duyuldu.
Ay ışığında yerde üç beş damla kan seçiliyor, ama ne baş, ne ceset, ne de katiller gözükmüyordu!…
Aşkları sır olmuştu.
Mevlana’yı sahiplenenler, Onu paylaşmak istemeyenler şehit etmişti Şems’i.
Aşkın doğasıydı en yakın çevrenin tahammülsüzlüğü!… Aşkın doğasıydı Firkat!..
Mehmed Doğramacı
iktibas: http://hak-dilaram.com/islami_yazilar/616-kisa-kisa-8.html
'' Islam Garib Olarak Doğmuştur Ve Garib Olarak Kalacaktir.
Gariblere Ne Mutlu!''
Allah, gönlü kırıklarla beraberdir.
Hadîs-i şerîfte buyurulur:
Mûsâ -aleyhisselâm- Cenâb-ı Hakk'a bir ilticâsında:
- Yâ Rab! Seni nerede arayayım?" dedi.
Allâh Teâlâ buyurdu ki:
- Beni, kalbi kırıkların yanında ara.
Ebû Nuaym, Hilye, II, 364
benim kalbim kirik buyrun benim yanima ;)
Aşk_(ın)
14.01.2008, 16:01
Bir gece sohbet ederlerken kapı vurulmuş, dışarıdan kalabalık bir güruh;
”Şeeeems dışarı çıııııkkk!” diye bağırmıştı.
Mevlana yaklaşan acı kaderi sezmişçesine:
”Çıkma” diye yalvardı.
Zat boyutundan, Hikmetten öte Kudretten bakan Şems gülümsedi:
”Telaşlanma, verdiğimiz sözü tutma vakti gelmiştir” diyerek kapıya yöneldi.
Mevlana: "Ne sözü, nereye, niyeee?" diye yapıştı ellerine…
Şems, yıllardır sakladığı sırrı söyledi:
"Şam’da Rabbime yalvarmış, aşkımı seyredeceğim bir ayna istemiştim. Rabbim seni verdi, sende seyrettim…"
İyi işte, seyre devam edelim, dedi Mevlana.
Şems; ”Rabbim de bana demişti ki, o aynayı verirsem ne bağışlarsın?
Tereddütsüz şöyle demiştim; Başımı veririm!...”
Şems dışarı çıktı. Sadece bir “Allaaaah” nidası duyuldu.
Ay ışığında yerde üç beş damla kan seçiliyor, ama ne baş, ne ceset, ne de katiller gözükmüyordu!…
Aşkları sır olmuştu.
Mevlana’yı sahiplenenler, Onu paylaşmak istemeyenler şehit etmişti Şems’i.
Aşkın doğasıydı en yakın çevrenin tahammülsüzlüğü!… Aşkın doğasıydı Firkat!..
Mehmed Doğramacı
iktibas: http://hak-dilaram.com/islami_yazilar/616-kisa-kisa-8.html
İşte bir kalbi kırık , Yüreği yaralı , avare daha ,,,
Aşıklar dergahında , sır dolu bir kalbe daha yer varmı ???
ALLAH yar ,,,
Aşk_(ın)
14.01.2008, 16:05
Aşkın doğasıydı en yakın çevrenin tahammülsüzlüğü!…
Aşkın doğasıydı Firkat!..
AŞK işte böyle bir şeydi !!!
gercek_musluman
14.01.2008, 17:14
ismailarslan - İsimli Üyeden Alıntı http://www.ihvan-forum.com/images/ihvan/buttons/viewpost.gif (http://www.ihvan-forum.com/showthread.php?p=228443#post228443)
Allah, gönlü kırıklarla beraberdir.
Hadîs-i şerîfte buyurulur:
Mûsâ -aleyhisselâm- Cenâb-ı Hakk'a bir ilticâsında:
- Yâ Rab! Seni nerede arayayım?" dedi.
Allâh Teâlâ buyurdu ki:
- Beni, kalbi kırıkların yanında ara.
Ebû Nuaym, Hilye, II, 364
vBulletin v3.7.3, Copyright ©2000-2009, Jelsoft Enterprises Ltd.