usame49
31.03.2007, 17:21
Bir İslam âlimin mücmel görünen sözü başka yerlerdeki mufassalıyla mana edilmelidir. Bu mana edilecek yer dahi edille-i şeriyyeye muvafık olmalıdır. Eğer böyle bir yer yoksa o akval, etvar veya ahval edille-i şeriyyeye göre tevil edilir.
Mesela Mevlana Celaleddin ne demiş; "ne olursan ol yine gel" bu söz doğrudur ama Mevlana’nın muradı üzere olsa. Yoksa ehl-i hevanın anladığı gibi değil. Bu söz ancak edille-i şeriyye ile mütalaa edilebilir ki o da 3 şekilde olabilir;
1. Yahudiler neseben Yahudi olmayanları kendi dinlerine kabul etmezler. Onlara göre din ırka göredir ve milli bir dindir. Dini hak olan İslam’da ise böyle bir hadise yoktur, din belli bir kavmin dini değildir, buna göre ne olursan ol yani hangi ırk ve dine mensub olursan ol, din-i mübin-i İslama gel demektir. Bu ise SEBE SURESI 28. ayet ile sabittir;
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
28 - Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Tefsir-i Hazine göre bu ayette leçen "linnas" kelimesinden murad; arab, acem, siyah beyaz herkestir. Acem arabın gayrisi için kullanılır.
2. Diğer peygamberlerin her biri belli bir kavme gelmiştir. Ama Hz Peygamber umum insanlara gelmiştir. Mevlana’nın bu sözü "ne olursan ol, yani hangi ümmetten olursan ol yine gel La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah de ve Kur’an’ı kabul et" demektir. Bu hakikati ise aşağıdaki ayetlerden anlarız;
قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لا إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ يُحْيِـي وَيُمِيتُ فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
ARAF suresi 158 - De ki; ey insanlar! Ben sizin hepinize Allah'ın resulüyüm. O Allah ki, göklerin ve yerin bütün mülkü O'nundur. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öldüren de, dirilten de O'dur. Bundan dolayı gelin, Allah'a ve resulüne iman edin. Allah'a ve Allah'ın bütün kelâmlarına iman etmiş bulunan o ümmî peygambere, evet ona uyun ki, hidayete erebilesiniz.
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
ENBIYA 107 - (Ey Muhammed!) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
3. Eski şeriatlarda tövbenin kabulü ancak kebairi işleyen kimsenin kendini öldürmesine bağlı idi. Mücerred tevbe kâfi değildi. Bu hakikate bakara suresi 54. ayet olan;
وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَا قَوْمِ إِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ أَنفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ فَتُوبُواْ إِلَى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُواْ أَنفُسَكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ عِندَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
54 - Hani bir zamanlar Musa kavmine dedi ki; Ey kavmim cidden siz o buzağıyı put edinmekle kendi kendinize zulmettiniz, bari gelin Rabbinize tevbe ile dönün de nefislerinizi öldürün. Böyle yapmanız Bârîi Teâlânız katında sizin için hayırlıdır, böylece tevbenizi kabul buyurdu. Gerçekten de o Tevvab ve Rahîm'dir.
Ayeti bize bildiriyor. İşte Mevlana’nın bu sözü “Ne olursan ol yani ne kadar günahkâr olursan ol gel, ümitsizliğe düşme, gel tevbe et, Allah seni affeder” demektir.
Yoksa gel, bulunduğun hal üzere devam et, biz seni kabul ederiz demek değildir. İşte diğer alimlerin olduğu gibi Üstadımızın da mücmel ifadelerini bu kıstaslarla yani edille-i şer’iyye ile değerlendirmek lazım ve bu zamanda elzemdir. Yani Üstadımıza ait bir mücmel ifadeyi önce edille-i şeriyyeye muvafık başka bir yerdeki mufassal ifadeyle izah etmek lazımdır. Bununla beraber Resaillin nur külliyatında Üstadımızın ağzından şer’i şerife muhalif bir yer yoktur. Ulemayı İslam bulamamıştır.
Farz-ı muhal olarak edille-i şer’iyyeye zahiren muhalif bir yer bulunsa ve başka yerlerde de mufassal bir izahı bulunmasa o zaman o cümleler edille-i şeriyyeye göre tevil edilir. Bektaşiler gibi içinden bir iki cümle cımbızlanmaz.
Hz Üstad Bediüzzaman bilerek şer'i şerife muhalif konuşmayacağı için, onun bütün sözlerini edille-i şer’iyye mihengine vurmak ve kastettiği manayı anlamak lazımdır. Yoksa Kur'an, sünnet, icma ve kıyasa bakmadan kendi aklına göre mana edip bu mana sanki Üstadımızın muradıymış gibi gösterip neşretmek dalalettir ve Üstadımıza büyük bir iftiradır. Edille-i şeriyyeye muhalif manalar haşa ve kella Üstadımıza ait olamaz, olsa olsa o manayı kendi hevasına göre veren şahsa aittir. İşte bu durumla karşılaşan her insaflı mü'min şu ayeti okuyarak Üstadımızı tebrie etmelidir;
Nur suresi 16 - "Bizim için, söylenen şu sözü ve bunun emsalini söylemek sahih olmaz. Ne acaib ve garaibe tesadüf ediyoruz Ya Rabbi! Seni nekaisten tenzih ederiz ki, şu söylenen söz, vakıın hilafi büyük bir bühtan ve iftiradır. (Tefsiri Mevakıb)
Reddul Evham dan alınmıştır.
Mesela Mevlana Celaleddin ne demiş; "ne olursan ol yine gel" bu söz doğrudur ama Mevlana’nın muradı üzere olsa. Yoksa ehl-i hevanın anladığı gibi değil. Bu söz ancak edille-i şeriyye ile mütalaa edilebilir ki o da 3 şekilde olabilir;
1. Yahudiler neseben Yahudi olmayanları kendi dinlerine kabul etmezler. Onlara göre din ırka göredir ve milli bir dindir. Dini hak olan İslam’da ise böyle bir hadise yoktur, din belli bir kavmin dini değildir, buna göre ne olursan ol yani hangi ırk ve dine mensub olursan ol, din-i mübin-i İslama gel demektir. Bu ise SEBE SURESI 28. ayet ile sabittir;
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
28 - Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Tefsir-i Hazine göre bu ayette leçen "linnas" kelimesinden murad; arab, acem, siyah beyaz herkestir. Acem arabın gayrisi için kullanılır.
2. Diğer peygamberlerin her biri belli bir kavme gelmiştir. Ama Hz Peygamber umum insanlara gelmiştir. Mevlana’nın bu sözü "ne olursan ol, yani hangi ümmetten olursan ol yine gel La ilahe illallah Muhammedun Rasulullah de ve Kur’an’ı kabul et" demektir. Bu hakikati ise aşağıdaki ayetlerden anlarız;
قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللّهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ لا إِلَـهَ إِلاَّ هُوَ يُحْيِـي وَيُمِيتُ فَآمِنُواْ بِاللّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِيِّ الأُمِّيِّ الَّذِي يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَكَلِمَاتِهِ وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
ARAF suresi 158 - De ki; ey insanlar! Ben sizin hepinize Allah'ın resulüyüm. O Allah ki, göklerin ve yerin bütün mülkü O'nundur. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öldüren de, dirilten de O'dur. Bundan dolayı gelin, Allah'a ve resulüne iman edin. Allah'a ve Allah'ın bütün kelâmlarına iman etmiş bulunan o ümmî peygambere, evet ona uyun ki, hidayete erebilesiniz.
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
ENBIYA 107 - (Ey Muhammed!) biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
3. Eski şeriatlarda tövbenin kabulü ancak kebairi işleyen kimsenin kendini öldürmesine bağlı idi. Mücerred tevbe kâfi değildi. Bu hakikate bakara suresi 54. ayet olan;
وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَا قَوْمِ إِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ أَنفُسَكُمْ بِاتِّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ فَتُوبُواْ إِلَى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُواْ أَنفُسَكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ عِندَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
54 - Hani bir zamanlar Musa kavmine dedi ki; Ey kavmim cidden siz o buzağıyı put edinmekle kendi kendinize zulmettiniz, bari gelin Rabbinize tevbe ile dönün de nefislerinizi öldürün. Böyle yapmanız Bârîi Teâlânız katında sizin için hayırlıdır, böylece tevbenizi kabul buyurdu. Gerçekten de o Tevvab ve Rahîm'dir.
Ayeti bize bildiriyor. İşte Mevlana’nın bu sözü “Ne olursan ol yani ne kadar günahkâr olursan ol gel, ümitsizliğe düşme, gel tevbe et, Allah seni affeder” demektir.
Yoksa gel, bulunduğun hal üzere devam et, biz seni kabul ederiz demek değildir. İşte diğer alimlerin olduğu gibi Üstadımızın da mücmel ifadelerini bu kıstaslarla yani edille-i şer’iyye ile değerlendirmek lazım ve bu zamanda elzemdir. Yani Üstadımıza ait bir mücmel ifadeyi önce edille-i şeriyyeye muvafık başka bir yerdeki mufassal ifadeyle izah etmek lazımdır. Bununla beraber Resaillin nur külliyatında Üstadımızın ağzından şer’i şerife muhalif bir yer yoktur. Ulemayı İslam bulamamıştır.
Farz-ı muhal olarak edille-i şer’iyyeye zahiren muhalif bir yer bulunsa ve başka yerlerde de mufassal bir izahı bulunmasa o zaman o cümleler edille-i şeriyyeye göre tevil edilir. Bektaşiler gibi içinden bir iki cümle cımbızlanmaz.
Hz Üstad Bediüzzaman bilerek şer'i şerife muhalif konuşmayacağı için, onun bütün sözlerini edille-i şer’iyye mihengine vurmak ve kastettiği manayı anlamak lazımdır. Yoksa Kur'an, sünnet, icma ve kıyasa bakmadan kendi aklına göre mana edip bu mana sanki Üstadımızın muradıymış gibi gösterip neşretmek dalalettir ve Üstadımıza büyük bir iftiradır. Edille-i şeriyyeye muhalif manalar haşa ve kella Üstadımıza ait olamaz, olsa olsa o manayı kendi hevasına göre veren şahsa aittir. İşte bu durumla karşılaşan her insaflı mü'min şu ayeti okuyarak Üstadımızı tebrie etmelidir;
Nur suresi 16 - "Bizim için, söylenen şu sözü ve bunun emsalini söylemek sahih olmaz. Ne acaib ve garaibe tesadüf ediyoruz Ya Rabbi! Seni nekaisten tenzih ederiz ki, şu söylenen söz, vakıın hilafi büyük bir bühtan ve iftiradır. (Tefsiri Mevakıb)
Reddul Evham dan alınmıştır.