PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Mezheblere Göre Namazin Terkinin Hükmü


NUHUN_GEMISI
31.03.2007, 19:07
MEZHEBLERE GÖRE NAMAZIN TERKİNİN HÜKMÜ ve DELİLLERİ

Hanefîlere göre: (el-Kavânînü'l-Fıkkıyye, 42; Bidâyetü'l-Müctehid, I, 87; eş-Şerhü's-Sağîr, I, 238; Muğni'l-Muhtâr)
Tembellik sebebiyle namazını kılmayan kişi fasık olup, böyle bir kişi haps edilir ve namazı kılıp tevbe edinceye kadar vücudundan kan akacak şekilde dövülür. Ya tevbe edip namazını kılar yahut hapishanede ölür.
Ramadan orucunu terk eden kimse de bunun gibidir. Namaz ile orucun farz olduğunu inkâr etmedikçe yahut bunlardan birini hafife almadıkça, meselâ, Ramadan'da herhangi bir özür olmaksızın oruç tutmamak gibi bir suç işlemedikçe öldürülmez.
Bunun dayandığı delil Hz. Peygamber (a.s.)'in şu hadisidir:
"Müslüman bir kimsenin kanı ancak üç şey sebebiyle helâl olur: Zina eden dul, cana karşı can, dinini terk edip cemaatten ayrılan kişi (mürted)."
Hanefîler buna şu hususu da ilâve etmişlerdir:
Namaz kılan kimsenin Müslüman olduğuna ancak dört şart ile hüküm verilebilir: Namazı vakti içinde kılmak, cemaatle kılmak, yahut vakit içinde ezan okumak, yahut bir secde ayeti okununca bunu duyduğu zaman tilâvet secdesi etmek.
Zâhirü'r-rivaye'ye göre, oruç tutup hacca giden yahut zekât veren bir kâfirin Müslüman olduğuna hüküm verilmez.

Malikî ve Şafıîlere göre : Hanefîler dışındaki diğer imamlara göre:
Bir vakit de olsa, özürsüz olarak namazı terk eden kimse mürted de olduğu gibi, üç gün tevbeye çağrılır, (Şafiîlerle Cumhura göre, tevbeye çağırmak burada menduplur. Fakat, mürtedi tevbeye çağırmak vaciptir. Çünkü mürtedliğin cezası cehennem ateşinde ebedî olarak kalmaktır. Dolayısıyla mürtedi önce cehennem ateşinden kurtarmak vaciptir. Fakat tembellikten ölürü namazı kılmamak böyle değildir. Böyle bir kimse kâfir olmaz) tevbe etmezse öldürülür. Ceza olarak (hadden) öldürülür, kâfir olduğu için öldürülmez. Yani bu kişinin kâfir olduğu ile hüküm verilmez. Ancak zina, iftira, hırsızlık ve benzeri suçlardan dolayı cezalandırıldığı gibi ceza olarak öldürülür. Böyle bir kimse öldürüldükten sonra yıkanıp cenaze namazı kılınır. Müslümanların kabristanına defnedilir.
Malikîlerin namaz kılmayanın tekfir edilmemesinde dayandıkları delil, Allah tealânın:
"Allah kendisine eş koşulmasını bağışlamaz, kendisine eş koşma dışındaki suçlan diledikleri hakkında bağışlar." (Nisa, 116)

Bu konuda bir çok hadis de vardır. Bu hadislerden biri Ubade b. Sâmit hadisidir :
"Beş vakit namazı Allah tealâ kullar üzerine farz kılmıştır. Bunları yerine getirip hiç birini kaçırmayan, bu namazların hakkını hafife almayan kimseyi Allah tealâ cennete koymaya söz vermiştir. Fakat bu namazları yerine getirmeyenler hakkında böyle bir sözü yoktur. Dilerse azap eder, dilerse bağışlar."
(Bu hadisi ahmed, Ebu Dâvud, Neseî ve Ibn Mace rivayet etmişlerdir. Neylu'l-Eviâr, I, 294.)

Bu hadislerden biri de Ebu Hureyre hadisidir:
"Kıyamet gününde kulun ilk hesaba çekileceği husus farz namazdır. Eğer bu namazı tam olarak yerine getirmişse ne güzel. Eğer yerine getirmemişse şöyle denilir: Bakın bakalım, bunun nafile namazı var mıdır? Eğer nafile namazları varsa, farzların noksanı bu nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer farzlar için de aynı şeyler yapılır."
(Bu hadisi beş imam rivayet etmiştir. Bu iki hadis konusunda başka hadisler de vardır. Neylü'l-Evtâr, I, 295 vd.)

Bir kimse namaz kılmamakla kâfir olmaz. Çünkü kâfir olmak inanmamakla olur. Bu kişinin inancı ise sağlamdır. Eğer namazın farz olduğunu inkâr ederek kılmazsa kâfir olur. Bu alimler, Hanbenlerin delil olarak ileri sürdükleri hadisleri namazı terk etmeyi, helâl kabul eden yahut kâfirlerin müstahak oldukları cezaya (ki, bu da öldürülmektir) çarptırılmayı hak eden manasına tevil etmişlerdir.


İmam Ahmed b. Hanbel’e göre: (el-Muğnî, 442-447.)
Namaz kılmayan kâfir olduğu için öldürülür. Çünkü Allah tealâ şöyle buyuruyor:
"Haram aylar çıktığı zaman müşrikleri nerede bulursanız öldürün, onları yakalayıp esir edin, bütün gözetleme yerlerinde onların yollarını kesin. Eğer tevbe edip namazı kılar, zekâtı verirlerse onları serbest bırakın. Şüphesiz Allah Gafurdur, Rahimdir." (Tevbe, 5)
Bu ayete göre, namazı kılmayan serbest bırakılma şartını yerine getirmemiş olur. Dolayısıyla öldürülmesi mubah olarak kalır, namazını kılmayan kimse bu sebeple serbest bırakılmaz.
Hz. Peygamber (a.s.) de şöyle buyuruyor:
"Kişi ile küfür arasındaki fark namazı terk etmektir." (Bu hadisi Buharî, Neseî, Kütüb-i sitte sahipleri ve İmam Ahmed rivayet etmiştir. Neylİİ'l-Evtâr, I,291.) Bu hadis, namazı kılmamanın küfrü gerektiren hususlardan olduğuna delil teşkil etmektedir.

Yukarıdaki hadisin bir benzeri de Bureyde hadisidir:
"Bizim ile sizin aranızdaki ahit namazdır. Namazı kılmayan kâfir olur." ( Bu hadisi beş imam ile Ibni Hibban, Hakim rivayet etmiş olup Neseî ile Irakî sahih demişlerdir. Bu konuda başka hadisler de vardır. Neylü'l-Evtâr, I, 293 vd) Bu hadis de namaz kılmayanın kâfir olduğuna delâlet eder.

İmam Şevkânî bu görüşü tercih ederek şöyle demiştir:
Gerçek olan, namaz kılmayanın kâfir olduğudur. Namaz kılmayan kâfir olduğu için öldürülür. Fakat, bazı küfür çeşitleri bağışlanmaya ve şefaata hak kazanmaya mani değildir.

Ben (prof . dr. Vehbe Zuhayli) ise birinci görüşe meylediyorum. O da namaz kılmayanın kâfir olmadığına hükmetmektir. Çünkü, kelime-i şehadet getirdikten sonra bir Müslümanın cehennemde ebedî olarak kalmayacağına dair kesin deliller vardır.
Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyuruyor:
"Lâ ilahe illallah" deyip Allah'tan başka tapılanları inkar edenin malı ve kanı korunmuştur; dökülmesi, alınması haramdır. Bu kimsenin hesabı Allah'a aittir."( Bu hadisi Muslim , Eşcai yolu ile tahric etmiştir . Camiu’l-Usul, 1 ,161)

Başka bir hadis-i şerifte de şöyle Duyurulmuştur;
"Lâ ilahe illallah" deyip kalbinde bir arpa ağırlığı kadar hayır bulunan kimse cehennem ateşinden çıkacaktır. Yine kalbinde buğday tanesi kadar hayır bulunduğu hâlde "Lâ ilahe illallah" diyen kimse cehennem ateşinden çıkacaktır. "Lâ ilahe illallah" diyen ve kalbinde zerre kadar hayır bulunan kimse de cehennem ateşinden çıkacaktır." (Bu hadisi Buhari , Enes (r.a.)Ten rivayet etmiştir. )

Hanefîler dışındaki cumhura göre öldürülme şekli eğer tevbe etmezse kılıçla boynunu vurmaktır


İslam Fıkhı ansiklopedisi , 1. Cilt , sayfa 387-390 – prof . dr . Vehbe Zuhayli






İslâm Hukukunda had cezaları, bir takım suçlar karşılığında bizzat Allah ve Allah Resûlü (asm) tarafından tesbit edilmiş cezâlardır. Ta’zîr cezâları ise, vahiy tarafından netlikle belirtilmeyen; hâkimin takdirine ve âlimlerin içtihadına bırakılmış olan cezâlardır.

Namaz kılmayanlarla ilgili, Allah ve Allah Rasûlu’nün (asm) telaffuz buyurduğu her hangi bir had cezâsı söz konusu değildir. Şüphesiz, âyet ve hadislerde namaza çok büyük emir ve teşvik vardır. Dünya saadetinin de, âhiret saadetinin de zembereğinin namaz olduğu söylenmiştir. Namaz kılmamanın sonucunun da tehlikeli olacağı konusunda ciddî uyarılar mevcuttur.
Nitekim, Bureyde’nin (ra) rivâyet ettiği bir hadîs-i şerifte Allah Resûlü (asm) namaz kılmamakla ilgili şöyle buyurmuştur: “Kâfirlerle aramızı ayıran fark, kılmayı taahhüt ettiğimiz namazdır. Kim namazı terk ederse, kâfir olur.”( Nesâî, Salât, 8)

Bu hadîs-i şerîfte yer alan “kâfir olur” hükmü ile; doğrudan namaz kılmayanın mı kast edildiği, namazı önemsemeyenin mi kastedildiği, namazı inkâr ederek terk edenin mi anlatılmak istendiği konusu âlimler arasında tartışılmıştır.

Hâfız, “Namazı önemsememek küfür sebebi olur” derken; Nihâye’de, namazı “inkâr” ederek terk edenin kâfir olacağı hükmü yer almıştır.
Bu hadisin zâhirine bakan İmam Ahmed bin Hanbel, namaz kılmayanın küfre girdiği görüşündedir.
Mâlikîler, Şâfiîler ve Hanefîler ise, “inkâr” olmadıkça, namaz kılmayanın küfrüne hükmetmemişler, ancak namaz kılmayanın hemen tevbe etmesini teklif etmişlerdir. Tevbe etmediği takdirde, her üç mezhepte de tevbe edene kadar ta’zir cezâsı gündeme getirilmiştir. Ta’zîr cezâsı ise, yukarıda beyan ettiğimiz gibi, hâkimin ve ulu’l-emrin takdirine göre verilebilen bir cezâ türüdür.



KASTEN NAMAZI TERK ETMENİN CEZASI

Müslumanlar bir defa; farz olan namazı bilerek, kasten terketmenin günahların en büyüklerinden ve en yükseklerinden birisinin olduğunda anlaşmazlığa düşmemişlerdir.
Şüphesiz bunun günahı, yüce Allah (c.c.) katında insan öldürmenin, malları çalmanın, zinanın, hırsızlığın ve içki içmenin günahından daha büyük bir günahtır. Bu kötü fiil aynı zamanda Allahu Tealanın hem dünya ve hem de ahirette akibetine, öfkesine ve cezasına neden olmaktadır.
Sonra bazı alimler namazı terkedenin öldürülmesi, nasıl öldürüleceği ve küfür mü değil mi? konularında ihtilafa girmişlerdir.
Nitekim Süfyan b. Said es-Sevri, Ebu Ömer, Evzai, Abdullah b. Mübarek, Hammad b. Zeyd, Veki b. Cerrah, Malik b. Enes, Muhammed b. İdris eş-şafii, Ahmet b. Hanbel, İshak b. Râhaveyh ve ashabı bu kişinin (namazı ondan terkedenin) öldürüleceğine dair fetva vermişlerdir. Sonra da nasıl olarak öldürüleceği hususunda ihtilaf edilmiştir.
Bu alimlerin cumhuru ''Kılıçla boynu vurulur'' der iken bazı şafiiler ise "Namaz kılıncaya dek odunla vurulur ya da ölür demişlerdir."
İbni Süreyh şöyle demiştir:''Kılıçla ölünceye dek korkutulup dürtülür. Çünkü bu O'nun sakındırılmasına ve geri dönmesine en iyi bir çözümdür. Cumhur Nebi'nin (s.a.v.): "Muhakkak ki Allah (c.c.) ihsanı her şeyin üzerine yazmıştır. Dolayısıyla öldürdüğünüz vakit güzelce öldürün. hadisini delil getirmişlerdir. ( Müslim 1955 Av bölümü: Güzelce kesmek ile ilgili bab'da Ebu Davud: 2815, Kurban kesme bölümü, babu fin nehy en tasbira el-Behaim ve'r-Rıfk bi'z-Zebiha, Tirmizi: 1409 Bu hadis hasen, sahihtir demiştir. İbni Mace: 3170; Nesei: 7/229'da tahric etmişlerdir.)

Boynun kılıçla vurulması, öldürme tekniklerinin en iyisinden ve kişiye eziyet vermeyen en iyi vurma şekillerindendir.
Nitekim yüce Allah (c.c.) mürted olan kafirlerin öldürülüşünü onlara kılıçla eziyet vermeden bile direk boyunlarının vurulması olarak biçmiştir. Evli olupta zina yapan bir kişi hakkında da onların taşlarla öldürülmesinin (recmin) başlıca nedeni (o taşların atışından çıkacak) olan acının bütün bedenin her tarafında duymasını sağlamaktır....
Seyh Ibn Kayyim El Cevziyye

NUHUN_GEMISI
01.04.2007, 08:21
Namazı inkâr etmediği müddetçe !?

Siz bir grup arkadaşla başka bir şehre gittiniz , bir yerde konaklıyorsunuz . Kapı çalıyor , içeri bir kişi giriyor ve size :

“ Beyler , bu şehrin valisi vardır , beni o gönderdi , şu anda sizden ayağa kalkmanızı ve kendisini selamlamanızı istiyor ” diyor .

Şimdi siz bu durumda ne yapabilirsiniz ?

Ya adama inanırsınız , valinin gücünü kabullenerek söylediğini yerine getirirsiniz .

Veya aşağıdaki şekillerden biriyle selamlama emrini yapmazsınız !.

Birincisi : “Sen yalan söylüyorsun , bu şehirde böyle bir vali yoktur , çek git , biz senin bu söylediğini yapmıyoruz ” dersiniz . Yani hem valinin varlığını reddetmiş olursunuz , hem de size gelen bu elçinin yalancı olduğunu iddia etmiş olursunuz .


İkincisi : “Evet , bu şehrin bir valisi vardır , olması da gerekir , buna inanıyoruz . Fakat o vali seni görevlendirmemiştir , bizden böyle bir şey istememiştir , sen yalan söylüyorsun , onun için bizden istediğini yapmıyoruz ” dersiniz . Yani sadece size gelen bu elçinin yalancı olduğunu söyleyerek selamlama emrini yerini getirmemiş olursunuz .


Üçüncüsü : “Evet bu şehrin bir valisi vardır , elbette olmalıdır da . Sen de doğru söyleyen birisin , yalancıya benzemiyorsun . Fakat bizden istediğin selamlama işini yapmıyoruz , şu anda rahatımızı bozmak istemiyoruz . Bundan dolayı da valinin bize zarar vereceğini veya emrini yerini getirdiğimizde bize ihsanda bulunacağını uzak görüyoruz veya şu anki rahatımızı onu selamlama işine tercih ediyoruz … ”


Dördüncüsü : “Evet , bu şehrin bir valisi vardır , elbette olmalıdır da ve sen de onun gönderdiği elçisin . Kendisini selamlamamızı emrettiğini söylüyorsun , bu emri onun verdiğini de inanıyoruz .
Fakat şu rahatı bozup şimdi kim kalkıp da bu selamlama işini yapacak canım … ? ” diyorsunuz ve selamlamıyorsunuz .