Orijinalini görmek için tıklayınız : Kusura Bakmayın ama Bu Vefasızlık Kabul Edilemez!'''
EbuMahir
23.03.2007, 15:45
Ben zaten kisi olarak F. Gulen cemaatini Nur cemaati olarak gormuyorum...
alıntı-EbuMahir
Ben zaten kisi olarak F. Gulen cemaatini Nur cemaati olarak gormuyorum...
Bendeniz ise, her iki fraksiyonu da "Nûr Cemaati" ile alâkalı görmüyorum.
Neden mi ?
Çünkü, Birinci zikredilen fraksiyonun Üstad'la alâkasını kestiği tarihin 1996 yılları olduğunu bildiğimiz ve artık ne Üstad'ın ve ne de Risalelerin yardımına ihtiyaçları kalmadığı için, böyle bir kutlamayı düşünmediklerini çok iyi biliyoruz. Gerçi, vefat yıldönümlerinde bir kutlama zaten İslâm'da yoktur. Ancak, bunlar bu kutlamayışlarını buna inandıklarından değil, Üstad'la ilgilerini kestiklerinden yapmıyorlar.
İkinci fraksiyon ise, İslâm'da böyle bir kutlama çeşidi olmamasına rağmen, en büyük gelirleri olan Risale-i Nur satışlarının devamını sürdürebilmek ve siyasi yönlendirmelerine devam edebilmek için böyle bir uyduruk kutlamayı da kaçırmıyorlar.
terennum
23.03.2007, 15:54
O resim oraya "süs" olarak koyuluyor zaten her sene(!)
Gören görür görmeyen görmez.
Allah mübarek(!) etsin ;)
Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz demiş Ziya Paşa, güzel de söylemiş.
UNESCO denen birleşmiş kafirlerin örgütü acaba neden İslam toprakları kanla sulanırken bu yılı Mevlana yılı ilan etti? Bilen varsa söylesin.
Bir de önümüzdeki hafta cumayı c.tesine bağlayan gece MEVLİD KANDİLİ. Yani Hz Rasulullah'ın doğum günü. Kutlayacağız, hamdedeceğiz. Ne ilginç değilmi?
delimurat
23.03.2007, 18:05
hımmm gercekten ilgincsin kardes zaman gazetesini bosver
Kutlamamaları konusundaüç ihtimal var:
1.Bu haftayı Yeni Asya Gazetesinin ihdas etmiş olması
2.Belirli Gün ve hafta kutlamalarına karşı olmaları
3.Belirli kesimlerin tepkisini çekme endişesi.
İkinci şıkkın olamayacağı açık.Çünkü çok sayıda günü kutluyorlar.Gerekçeleri bu olsaydı,saygı duyardım.Hatta tebrik ederdim.
Gel gör ki,birinci ve üçüncü şıkların al birini vur ötekine..
Öncelikle fikirlerinize saygı duyuyorum.. ama menfi bir eleştiriyi ister istemez kabullenemiyorum...
Ben yeniasya cemaatindenim.. bana bazı düşünceler çok yanlış geldi.. Bediüzzamanın ölüm yıldönümünün kutlanması mesela.. Denmişki islamda kutlama yok yani ölüm yıldönümleri...
Peki kutlu doğum haftası kadir geceleri veya ne biliyim böyle faaliyetlerimizde var dinimizde...
Biz kimseyi unutmuyoruz unutamayızda zaten...
Kutlamamız taksimdeki kongre merkezinde olmuştu. 18 MART ta yani çanakkale şehitlerimizin ruhunu da yâd ettik...
Bilmiyorum neden bu şekilde üzerimize geliyolar ANLAYAMIYORUM...!!
Biz muhabbet fedaileri değilmiyiz...
İslamiyetin kelime manası barış değil mi?
Ben mi yanlış biliyorum...
Bizim husumete vaktimiz yok...
Ne diyimki çok üzüldüm gerçekten...
bizim ne belirli bir kesmi çekme endişemiz var nede para kaygısı var...
bizim gazetemiz öncedende kapatılmıştı neden şeriat yapıyoduk çünkü...
mehmet kutlular hapse girdi bu uğurda çok basit bişey mi size göre yaa??
yukarıda yeniasya ile zaman gazetesini karşılaştırmışınız bu karşılaştırmada doğru değil ama söz konusu benim gazetem benim davam... Allah razı olsun ne diyim...
herkes neyin ne olduğunu biliyor zaten...
Çünkü biz muhabbet fedaileriyiz husumete vaktimiz yok....
bediüzzamanın bilgisinden alim kişiliğinden yararlanıyoruz ve dinimizi tanıyoruz çokmu?
kuranın ışıgında onun ayetlerinin açıklamasını farklı üslubla dinliyoruz... Anlıyoruz...Ve görüyoruz Allah ı her yerde çiçekte kuşta kendimizde...KAİNATTA...
lÜTFEN ELEŞTİRİ YAPARKEN DOZUNU KAÇIRMAYIN RİCA EDİYORUM SİZDEN SADECE RİCA... İHVAN FORUM KAZANSIN... MUHABBET KAZANSIN.... KARDEŞLİK KAZANSIN......
selametle Emine...
İslamda doğum günleri kutlanır.Ölüm günleri asla kutlanmaz.
Ama kutlayanlar olabilir. Herkesin pazarı mubarek olsun.
Kadir Gecesi,Miraç Kandili gibi geceler tam bir bayramdır.
Mevlüt kandili zaten doğumdur.
Çanakkale Zaferini kutlarız. Bu arada da Şehitlerimizi hayırlarla
yad ederiz.
Öncelikle fikirlerinize saygı duyuyorum.. ama menfi bir eleştiriyi ister istemez kabullenemiyorum...
Ben yeniasya cemaatindenim.. bana bazı düşünceler çok yanlış geldi.. Bediüzzamanın ölüm yıldönümünün kutlanması mesela.. Denmişki islamda kutlama yok yani ölüm yıldönümleri...
Peki kutlu doğum haftası kadir geceleri veya ne biliyim böyle faaliyetlerimizde var dinimizde...
Biz kimseyi unutmuyoruz unutamayızda zaten...
Kutlamamız taksimdeki kongre merkezinde olmuştu. 18 MART ta yani çanakkale şehitlerimizin ruhunu da yâd ettik...
Bilmiyorum neden bu şekilde üzerimize geliyolar ANLAYAMIYORUM...!!
Biz muhabbet fedaileri değilmiyiz...
İslamiyetin kelime manası barış değil mi?
Ben mi yanlış biliyorum...
Bizim husumete vaktimiz yok...
Ne diyimki çok üzüldüm gerçekten...
bizim ne belirli bir kesmi çekme endişemiz var nede para kaygısı var...
bizim gazetemiz öncedende kapatılmıştı neden şeriat yapıyoduk çünkü...
mehmet kutlular hapse girdi bu uğurda çok basit bişey mi size göre yaa??
yukarıda yeniasya ile zaman gazetesini karşılaştırmışınız bu karşılaştırmada doğru değil ama söz konusu benim gazetem benim davam... Allah razı olsun ne diyim...
herkes neyin ne olduğunu biliyor zaten...
Çünkü biz muhabbet fedaileriyiz husumete vaktimiz yok....
bediüzzamanın bilgisinden alim kişiliğinden yararlanıyoruz ve dinimizi tanıyoruz çokmu?
kuranın ışıgında onun ayetlerinin açıklamasını farklı üslubla dinliyoruz... Anlıyoruz...Ve görüyoruz Allah ı her yerde çiçekte kuşta kendimizde...KAİNATTA...
lÜTFEN ELEŞTİRİ YAPARKEN DOZUNU KAÇIRMAYIN RİCA EDİYORUM SİZDEN SADECE RİCA... İHVAN FORUM KAZANSIN... MUHABBET KAZANSIN.... KARDEŞLİK KAZANSIN......
selametle Emine...
Ya sabır ya Allah. Yahu kardeşim siz mi ne yazdığınıza bakmıyorsunuz yoksa bizmi salağız anlamadım. Sen ölüm yıldönümünü kutluyorsun, yani aman ne iyi ki ölmüş mü diyorsun? Sonra hangi kandil gecesinde kimin ölüm günü yadedilmiş hele bana bi söyle. Biz Ustadın anılmasına karşı çıkmıyoruz ki, ölüm yıldönümlerinde toplanmak hristiyan adetidir, bunu anlatmaya çalışıyoruz.
Bak ne güzel yazmışsın, kutlu doğum haftası diye, Ustadı anacaksan git soğum gununde an. Allahım yarabbim ya rasululllah ya!
İslamiyetin manası barış değil, bilakis Allah ve Rasulunun emrettiklerini aynen kabul etmek, nehyettiklerinden de sakınmaktır. bunun içinde din Allah'ın oluncaya kadar kıtal de vardır.
Tamam bidat yapıyoruz biz...
ölüm yıl dönümleri kutlanmıyor tamam kabul ediyorum..
Ama yaptığımız hasene-i biattır.. yani güzel bir biat...
Ya ölüm yıldönümünü kutlamıyoruz ki sadece üstadı anlatıyoruz bu seneki konumuz toplumsal barış için sevgiydi bir çok yazar ve dr. geldi konuşmacı olarak..
Vehbi vakkasoğlu geldi.. biz davul çalıp oynamıyoruz ki biraz mantıklı konuşun...
Kırıcı olmak istemiyorum ama zaten biz müslüman kardeşleri birbirimize düşürmek isteyen iğrenç merhamet duygusundan yoksun gavurlar var onlarla uğraşmamız gerekirken biz birbirimizi yiyoruz yazık....
Hiçbir zaman bir iki söze takılmayın her insan hata yapar yazının geneline bakın ne demek istediğim anlaşılacaktır...
Üstadı yâd etik şehitleri yâd ettik...
Sungur abi gelmişti kongrenin ortalarına doğru...
Ve dediki biz üstadla bu risaleleri yazarken bu kadar kişinin rahat bir şekilde okuyacağını düşünemiyorduk bile... Şimdi dünyaya yayılmış durumda...
Hristiyanlar kabul etmeselerde yapılan araştırmalarda İslamiyet dünyada hızla yayılıyor.. müslüman olan hristiyanlar, yahudiler mecusiler dinsizler bile vs... çoğalıyor...
Lütfen kırıcı olmayın.... bardağa sadece boş tarafından bakmayın...
Ve tarafsız gözlem yapın...
Tamam belki mükemmel bir müslüman değiliz ama bazı şeyleri biliyoruz ve gayret ediyoruz...
Risale-i nurlar sayesindede....
içimizde elbetteki çürük tohumlar da var olmalıda zaten.. çünkü insanız hataları örtmek gerekmez mi? bu da dinimizin veciz bir özelliği değil mi?...
hadisler de ayetlerde müslüman kardeşinizin hatasını örtün demiyor mu?
Tarafsız olarak düşünün bunları ve eger ki risale-i nurları okumadıysanız bu yorumları yapmaya bizim cemaate laf atmayada hakkınız kalmıyor.. eger okuyorsanız ki çok güzel o zaman şuuruna varın lütfen...
Kardeşlik kazansın... selametle....
alıntı-EbuMahir
Ben zaten kisi olarak F. Gulen cemaatini Nur cemaati olarak gormuyorum...
Bendeniz ise, her iki fraksiyonu da "Nûr Cemaati" ile alâkalı görmüyorum.
Neden mi ?
Çünkü, Birinci zikredilen fraksiyonun Üstad'la alâkasını kestiği tarihin 1996 yılları olduğunu bildiğimiz ve artık ne Üstad'ın ve ne de Risalelerin yardımına ihtiyaçları kalmadığı için, böyle bir kutlamayı düşünmediklerini çok iyi biliyoruz. Gerçi, vefat yıldönümlerinde bir kutlama zaten İslâm'da yoktur. Ancak, bunlar bu kutlamayışlarını buna inandıklarından değil, Üstad'la ilgilerini kestiklerinden yapmıyorlar.
İkinci fraksiyon ise, İslâm'da böyle bir kutlama çeşidi olmamasına rağmen, en büyük gelirleri olan Risale-i Nur satışlarının devamını sürdürebilmek ve siyasi yönlendirmelerine devam edebilmek için böyle bir uyduruk kutlamayı da kaçırmıyorlar. nerden biliyosun kaynağın ne 1996 da yeniasyada neler oldu anlatırmısın cahil bir kardeşin sadece ???
İslamiyetin manası barış değil, bilakis Allah ve Rasulunun emrettiklerini aynen kabul etmek, nehyettiklerinden de sakınmaktır. bunun içinde din Allah'ın oluncaya kadar kıtal de vardır.
senin bu söylediğin tefsir manası kardeşim kelime manası barıştır tüm fıkıhçılar böyle yorumlar...
HalidSaid
24.03.2007, 09:35
S.a. Arkadaşlar,
Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine foruma üye oldum. Rabbim çalışmalarınızda baki kılsın ... Birkaç cevap verme gereksinimi duydum (: ...
alıntı-EbuMahir
Ben zaten kisi olarak F. Gulen cemaatini Nur cemaati olarak gormuyorum...
Bendeniz ise, her iki fraksiyonu da "Nûr Cemaati" ile alâkalı görmüyorum.
Neden mi ?
Çünkü, Birinci zikredilen fraksiyonun Üstad'la alâkasını kestiği tarihin 1996 yılları olduğunu bildiğimiz ve artık ne Üstad'ın ve ne de Risalelerin yardımına ihtiyaçları kalmadığı için, böyle bir kutlamayı düşünmediklerini çok iyi biliyoruz. Gerçi, vefat yıldönümlerinde bir kutlama zaten İslâm'da yoktur. Ancak, bunlar bu kutlamayışlarını buna inandıklarından değil, Üstad'la ilgilerini kestiklerinden yapmıyorlar.
İkinci fraksiyon ise, İslâm'da böyle bir kutlama çeşidi olmamasına rağmen, en büyük gelirleri olan Risale-i Nur satışlarının devamını sürdürebilmek ve siyasi yönlendirmelerine devam edebilmek için böyle bir uyduruk kutlamayı da kaçırmıyorlar.
Kardeşim herşeyi biraz araştırıp cevap yazsan iyi olacak sanırım... M.F.G cemaatinin B.Said Nursi ye ihtiyaçları yok da ne demek? Ben o cemaatten değilim. Ama onlar B.Said Nursi'nin karşı çıktığı mâlüm şahısı kabul etmek zorunda kaldıkları için hiç ilan etmiyorlar, edemiyorlar !!.. Lütfen sözlerinize dikkat ediniz. Bu söyledikleriniz vebaldir. Risale-i Nur; Kur'an-ı Kerim'in manevi tercümesidir. Biz veya herhangi bir cemaat hiç bir zaman Risale-i Nur ları satmak için böyle bir organizasyon yapmaz, yapamaz !! Engellenir !!
O resim oraya "süs" olarak koyuluyor zaten her sene(!)
Gören görür görmeyen görmez.
Allah mübarek(!) etsin ;)
Keşke sizler kadar rahat olabilsek (: ... Birilerine bazı gerçekleri hatırlatmak için bir resim veya fotoğraf ne farkeder? Neden zorunuza gidiyor? İnsana inanmak istemedikleri zor gelirmiş. Selametle efendim ...
Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz demiş Ziya Paşa, güzel de söylemiş.
UNESCO denen birleşmiş kafirlerin örgütü acaba neden İslam toprakları kanla sulanırken bu yılı Mevlana yılı ilan etti? Bilen varsa söylesin.
Bir de önümüzdeki hafta cumayı c.tesine bağlayan gece MEVLİD KANDİLİ. Yani Hz Rasulullah'ın doğum günü. Kutlayacağız, hamdedeceğiz. Ne ilginç değilmi?
Efendim ilginç olan kafanızı kaldırıpta gelişen ve değişen dünyada herşeye rağmen hâlâ çok iyi müslümanlar sayesinde çok iyi yerlere gelindiğini görmek...
Tarih sayfalarını karıştıracak olursanız UNESCO'nun zamanında müslümanlar tarafından idare edildiğini de görebilirsiniz... UNESCO' nun böyle bir hareketi neden yaptığını sorguluyoruz... Azıcık iyimser olalım lütfen... Herşeye olmaz gözüyle bakmayalım...
Avrupa ' da Risale-i Nurlar sayesinde bir sürü müslüman olan var (: ... Bunları da gözönünde bulundurun (: ...
İslamda doğum günleri kutlanır.Ölüm günleri asla kutlanmaz.
Ama kutlayanlar olabilir. Herkesin pazarı mubarek olsun.
Kadir Gecesi,Miraç Kandili gibi geceler tam bir bayramdır.
Mevlüt kandili zaten doğumdur.
Çanakkale Zaferini kutlarız. Bu arada da Şehitlerimizi hayırlarla
yad ederiz.
Anlamak istemiyoruz sanırım... Herneyse Anlayana... Bizimkisi zaten kutlama değilki be kardeşim!? Ben geçen sene Yeni Asya gazetesinin Ankarada'ki 7 ayrı yerdeki organizasyonuna katıldım ve görev aldım. Kur'an-ı Kerim okundu, Risale-i Nurdan alıntılar yapıldı, İlahi ve Ezgi [ Tasavvuf Müziği ] töreni yapıldı, Peygamber Efendimizden B.Said Nursiye ... şeklinde İslam tarihi hakkında bilgi verildi. Şimdi söyle güzel kardeşim? Bunları neresi kutlamadır? Biz ve Ben kavramını kullanmak istemiyorum. O yüzden diyorum ki Yeni Asya Nur Cemaatki başkaları gibi cenazenin arkadasından alkış etmiyor. Tavizsiz bir şekilde devam ediyor yayınına...
Günlük 19.000 dağıtıyor Türkiyede... Bu Yeni Asya için hiç de iyi bir kâr aracı değil [ kar olarak görenlere ] ... Hatta bi aralar çok sıkışık olduğu için (yeni asya neşriyat) gazete basımı için borca girilmişti... Şimdi sorarım bunun neresi kâr? ...Rabbim ıslah etsin ...
Selametle Kardeşlerim ....
Biz Muhabbet Fedaileriyiz !!.. Husumete Vaktimiz Yoktur !!..
Rabbime Emanetsiniz...
Sn Winfull ve Halid Said, "taat helalde olur" hadisini ve haram yoldan edinilen maldan yapılan hayrın durumunu soran sahabelere "bu büyük abdestinizi, küçük abdestinizle temizlemek gibidir" hadislerini hatırlatırım size.
Siz bid'atle iş yaparak Allah'ın rizasını kazanacağınızı mı sanıyorsunuz? Hemde hristiyanların adeti olan bir hadiseyi islam içinde yaygınlaştırarak. Siz mevlid okumayı ki bu hristyanlarda veya yahudilerde yoktur, bu bid'atle bir mi tutuyorsunuz?
Aklınızı cebinize mi koydunuz arkadaşlar? Ustadın doğum yıldonumunde yapmak bu kadar zormu da yaptığınız işe habire tevil yapma yoluna gidiyorsunuz?
Haramdır sizin bu toplanmanız, millet Kur'an okur sevap alır, siz haramda Kur'an okumakla gunah kazanıyorsunuz, Bide bunu şiddetle savunuyorsunuz, ayıptır yapmayın yeter artık.
Aklınızı başınıza devşirin, yaptığınızın dinde yeri yoktur, haramdır, bırakın. Ustadı anacaksanız dogum yıldonumlerınde anın, bizde destek olalım.
bunlar emevi ve abbasi döneminde yaşamalılarmış aslında. ba ba bak bunlar nurcu değilmiş, çokmu önemli senin için, tek merci senmisin bunları ayıracak. sulta' nın hükmünde olan abbasi şıhları gibi ler maşallah. yada şıhlarının peşinde giden fitneci takımı olacak. sonra ver elini saltanat yüzünden milyonlarca müslüman ölsün.. bu günkü bunların yapmağa çalıştığı fitnenin tarihsel kökeknlerini o günlerde bulmak biraz tefekkür ve araştırmayla mümkün..
HalidSaid
24.03.2007, 10:16
Sn Winfull ve Halid Said, "taat helalde olur" hadisini ve haram yoldan edinilen maldan yapılan hayrın durumunu soran sahabelere "bu büyük abdestinizi, küçük abdestinizle temizlemek gibidir" hadislerini hatırlatırım size.
Siz bid'atle iş yaparak Allah'ın rizasını kazanacağınızı mı sanıyorsunuz? Hemde hristiyanların adeti olan bir hadiseyi islam içinde yaygınlaştırarak. Siz mevlid okumayı ki bu hristyanlarda veya yahudilerde yoktur, bu bid'atle bir mi tutuyorsunuz?
Aklınızı cebinize mi koydunuz arkadaşlar? Ustadın doğum yıldonumunde yapmak bu kadar zormu da yaptığınız işe habire tevil yapma yoluna gidiyorsunuz?
Haramdır sizin bu toplanmanız, millet Kur'an okur sevap alır, siz haramda Kur'an okumakla gunah kazanıyorsunuz, Bide bunu şiddetle savunuyorsunuz, ayıptır yapmayın yeter artık.
Aklınızı başınıza devşirin, yaptığınızın dinde yeri yoktur, haramdır, bırakın. Ustadı anacaksanız dogum yıldonumlerınde anın, bizde destek olalım.
Yahu kardeşim; anlamak istemediğiniz her halinizden belli... Biraraya gelip herşeyi geçtik Kur'an-ı Kerim okumak ve dinlettirmekte mi bu kadar haram hala geldi? Rabbim sizlere de bizlere de akıl fikil versin... (eğer biz yanlışsak)
Küçük bir hatırlatma;
Geçen sene Mart - Mayıs ayları arasında Yeni Asya Nur Cemaati Kutlu Doğum - Üstadın Vefatının Kutlamlarını bir nevi birleştirdi. Aslen amaç birleşmesi değildi... İnsanları biraz daha bu yöne çekmekti. Ama medyamız(?) "Şeriatçılar Ülkemizi Ele Geçirdi!" şeklinde manşet attılar (: ...
Doğum günü veya ölüm günü ne farkeder kardeşim? ... Sonuçta ne kaybediyoruz? Ne kaybettiriyoruz? ...
HalidSaid
24.03.2007, 10:18
bunlar emevi ve abbasi döneminde yaşamalılarmış aslında. ba ba bak bunlar nurcu değilmiş, çokmu önemli senin için, tek merci senmisin bunları ayıracak. sulta' nın hükmünde olan abbasi şıhları gibi ler maşallah. yada şıhlarının peşinde giden fitneci takımı olacak. sonra ver elini saltanat yüzünden milyonlarca müslüman ölsün.. bu günkü bunların yapmağa çalıştığı fitnenin tarihsel kökeknlerini o günlerde bulmak biraz tefekkür ve araştırmayla mümkün..
Teşekkürler Kardeşim.. Ne kadar açıksözlüsün sen? ...
Haklısındır ne diyeyim...
Teşekkürler Kardeşim.. Ne kadar açıksözlüsün sen? ...
Haklısındır ne diyeyim...
bu takımın davranışlarına henüz tanık olduğunu sanmıyorum. imanını gevretirler de senin farkında olamazsın. hele birde tasavvuf denen ucucu iklimlere sokarlarki emellerini, ipten ipe koşarda dururlar.. bir kere fetvalarını vermişlerdir. sen garibimde yüzlerce delil getireyim diye beynini çatlatırken onlar derinliklerdeki antlaşmalarını tamamlamışlardır bile. sende yeldeğirmenleriyle uğraşıp durursun.
saçmaladığınızın farkında mısınız şimdide günah işlemekle itham ediyorsunuz yazık sizin gibi sığ düşünenelere.. MANTIKLI KONUŞUN YA...
Sn Winfull ve Halid Said, "taat helalde olur" hadisini ve haram yoldan edinilen maldan yapılan hayrın durumunu soran sahabelere "bu büyük abdestinizi, küçük abdestinizle temizlemek gibidir" hadislerini hatırlatırım size.
Siz bid'atle iş yaparak Allah'ın rizasını kazanacağınızı mı sanıyorsunuz? Hemde hristiyanların adeti olan bir hadiseyi islam içinde yaygınlaştırarak. Siz mevlid okumayı ki bu hristyanlarda veya yahudilerde yoktur, bu bid'atle bir mi tutuyorsunuz?
Aklınızı cebinize mi koydunuz arkadaşlar? Ustadın doğum yıldonumunde yapmak bu kadar zormu da yaptığınız işe habire tevil yapma yoluna gidiyorsunuz?
Haramdır sizin bu toplanmanız, millet Kur'an okur sevap alır, siz haramda Kur'an okumakla gunah kazanıyorsunuz, Bide bunu şiddetle savunuyorsunuz, ayıptır yapmayın yeter artık.
Aklınızı başınıza devşirin, yaptığınızın dinde yeri yoktur, haramdır, bırakın. Ustadı anacaksanız dogum yıldonumlerınde anın, bizde destek olalım.
bana bidatı araştır ve açıkla rica ediyorum peygamberimiz hangi koşullarda bidata ne demiş hadi cevap bekliyorum... ve bizim yaptığımızla karşılaştır...
kardeş birkaç mesaj önce bir kardeşimiz yazmıştı özet larak bid'atın ne olduğunu, ordan takip ediniz, ben size mesela Hz Aişe ile Hz Ali arasındaki savaşın asıl sebebini öğrenmenizi tavsiye ediyorum. Belki kıyas edersiniz ve Ustadın bid'atlerden neden bukadar uzak durun dediğini anlarsınız..
alıntı- hudalfa
"....hele birde tasavvuf denen ucucu iklimlere sokarlarki emellerini, ipten ipe koşarda dururlar.. "
İşte bu sözlerin sahibi de bir "nurcu" !!! Yemede yanında yat ! Yeni teşrif eden "HalidSaid " Efendi ,
Nasıl buldun seni sıcak karşılayan ve bir anda kanınızın kaynadığı şakird kardeşini ?
Bizim kimlerle uğraştığımızı sanırım bir nebze anlamışsındır.
Ve bundan sonra yakın duruduğun admalara da dikkat et derim.
bu takımın davranışlarına henüz tanık olduğunu sanmıyorum. imanını gevretirler de senin farkında olamazsın. hele birde tasavvuf denen ucucu iklimlere sokarlarki emellerini, ipten ipe koşarda dururlar.. bir kere fetvalarını vermişlerdir. sen garibimde yüzlerce delil getireyim diye beynini çatlatırken onlar derinliklerdeki antlaşmalarını tamamlamışlardır bile. sende yeldeğirmenleriyle uğraşıp durursun.
Boş konuşmayı bırakın da o bahsettiğiniz delilleri bi getirin, edille-i şeriyye den deliliniz yoksa yaptığınız havanda su dövmektir.
size hadis söylüyorum, kişisel tevillerinizi bırakın da bari hadise tabi olun, "taat helalde olur." Sizinölüm gununde toplanmanız hristiyan adeti oldugundan haramdır. Okudugunuz Kur'an'dan sevap alamazsınız, hele hele bu konferanslarda konuşan sözüm ona alimlerin, ulemai su'nun şeriate muhalif sözlerini kabul ederseniz vay halinize.. neuzubillah..
Yuzlerce delil getirdiniz demek, biz ısrarla bir tane istedik, delil kalabalığından göremedik herhalde..:D:D
alıntı- hudalfa
"....hele birde tasavvuf denen ucucu iklimlere sokarlarki emellerini, ipten ipe koşarda dururlar.. "
İşte bu sözlerin sahibi de bir "nurcu" !!! Yemede yanında yat ! Yeni teşrif eden "HalidSaid " Efendi ,
Nasıl buldun seni sıcak karşılayan ve bir anda kanınızın kaynadığı şakird kardeşini ?
Bizim kimlerle uğraştığımızı sanırım bir nebze anlamışsındır.
Ve bundan sonra yakın duruduğun admalara da dikkat et derim.
ne diyorsun sen. ben adamı tanımıyorum bile.. bana yakın durmuşluğumu var. ben nurcuda değilim. sıradan bir müslümanım.
gel uğraş benimle. artık niçin uğraşıyosan. ama ben seninle öyle bir uğraşırımki...
ya anlamak mı istemiyosunuz ben anlayamıyorum... önce dediniz ki yok kutlama yapıyosunuz haram... şimdide açıklamalardan sonra toplanıyosunuz haram dediniz... Siz hüküm vermeye yetkili misiniz? hükmü ancak Allah verir tamammı... öyle saçma sapan nedenlerle haram helâl demeye hakkınız yok.. Sunmuşunuz islamda yok falan... biz ölüm gününde toplanmıyoruz o hafta toplanıyoruz.. günü hiçbir zaman belli değildi... üstadı anma programı...
biz peygamberimize kuran okumuyomuyuz ya nasıl dinimizde olmaz dersiniz.. ona bakarsanız araştırınca göreceksinizki peygamber zamanında mevlüd de yoktu ama şimdi yapıyoruz bidat-ı hasene denir buna.. bizim yaptığımız ruhuna bir fatiha okumaktır.. sonra konuşmacılar(sözüm ona âlimler dediğiniz kişiler) konuşmalarını yaparlar bilgileniriz ve gideriz... ne kimseye sataşırız dedikodu yaparız nede başka fikirlere düşman kesiliriz... öyle olsaydı hürriyet yazarı cüneyt ülseveri çağırmazdık konuşmacı olarak... Ya anlamıyorum sözüm ona demişsiniz konuşmacılara sadece vehbi vakkasoğlunun adını verdim bu tepkiyle karşılaştım... Siz hiç yazılarını okudunuz mu fikir sahibi oldunuz mu sizin bu yaptığınız büyük bir vebaldir....
cenk11 konuşma üslübun çok ters... Hem dinimizde hoşgörülü olmak var buna ne diceksin hoşgörüsüz geçen hayat çok mu güzel senin için......
Bırakın artık o cemaat bu cemaat uğraşmayı da azıcık kendinize çeki düzen verin...
egoist yönünüzün agır bastığını fark ediyorum ama eforunuzu bu yönde harcamayın derim ben çok yanlış... selametle.....
Bu forumun adı ihvan forum ama ihvan adına hiçbirşey yok YAZIK......
ben bu siteye bir daha girmeyecegim merak etmeyin benimle uğraşmak zorunda kalmayacaksınız...
hatta gülegüle diceksiniz eminim kimseyi kırmak istemedim ama ben çok kırıldım ve üzüldüm....
Arkadaşım biz kutlama yapıyorsunuz bu haram demedik, dikkat edin, ölüm yıldonumlerinde toplanmak hristiyan adetidir dedik. Sen ölüm yıldonumu kutlamaları gibi garip bir ifade kullandın, ona dikkat çektik sadece. Ölüm yıldonumu kutlanmaz, anma faaliyeti duzenlenir. Bu ayrı bişey ve konumuzla alakası yok.
Kafanız o kadar karışmış ki, önünüzde peygamberin hayatı var, örnek almaktan acizsiniz. Yok şöyle yapmıştık ta, yok niyetimiz halisti de..
Ne haliniz varsa görün, sıkıldım artık yahu...
HalidSaid
25.03.2007, 12:04
Arkadaşım biz kutlama yapıyorsunuz bu haram demedik, dikkat edin, ölüm yıldonumlerinde toplanmak hristiyan adetidir dedik. Sen ölüm yıldonumu kutlamaları gibi garip bir ifade kullandın, ona dikkat çektik sadece. Ölüm yıldonumu kutlanmaz, anma faaliyeti duzenlenir. Bu ayrı bişey ve konumuzla alakası yok.
Kafanız o kadar karışmış ki, önünüzde peygamberin hayatı var, örnek almaktan acizsiniz. Yok şöyle yapmıştık ta, yok niyetimiz halisti de..
Ne haliniz varsa görün, sıkıldım artık yahu...
Teşekkürler(?) kardeşim senin ve diğer arkadaşların sözleri için...
Hesap günü yakındır !!.. Hakkımı helal etmiyorum ve siz ve sizin gibilere ...
Sizin iyice kafanız karışmış ve tam anlamıyla yobaz hale gelmişsiniz...
Yahu herşeyden önce "Kur'an-ı Kerim" okunuyor ... Aklınızı başınıza alın !!.. Başkaları gibi gidip mezarı başında mum dikmiyoruz? Üstad bu yüzden mezarı bilinmesin istemiş !!..
Biz anlatamadık inş. yakın zamanda anlatabilir birileri...
"BİZ MUHABBET FEDAİLERİYİZ !.. HUSUMETE VAKTİMİZ YOKTUR !.."
Teşekkürler(?) kardeşim senin ve diğer arkadaşların sözleri için...
Hesap günü yakındır !!.. Hakkımı helal etmiyorum ve siz ve sizin gibilere ...
Sizin iyice kafanız karışmış ve tam anlamıyla yobaz hale gelmişsiniz...
Yahu herşeyden önce "Kur'an-ı Kerim" okunuyor ... Aklınızı başınıza alın !!.. Başkaları gibi gidip mezarı başında mum dikmiyoruz? Üstad bu yüzden mezarı bilinmesin istemiş !!..
Biz anlatamadık inş. yakın zamanda anlatabilir birileri...
"BİZ MUHABBET FEDAİLERİYİZ !.. HUSUMETE VAKTİMİZ YOKTUR !.."
Bak kardeşim ben sana din adına uyarıda bulundum, sen şahsın adına hakkını helal etmiyorsun ki yaptığın, destek verdiğin işe dinden bir delilin olmadığı halde ve sana karşı herhangi bir hakaretamiz kelime kullanmadığım halde. Sen bilirsin, Allah gönlüne göre versin.
Bak sana mesela bir fıkhi kaide söyleyim, günaha besmele ile başlayan ( günah olduğunu bile bile) kafir olur. Bu öyle basit bir şey değildir. Allah iz'an nasip etsin cümlemize..
Delili olanlar hesapta inşallah işleri kolay olacak olanlardır.. Asıl hesap gününü delilsiz, mesnedsiz olanlar düşünsün; onlar korksunlar nasıl cevap vereceğiz diye.. "Uyduk kalabaluğa" diye bir cevap kabul görür mü görmez mi bilmem.. Dilemediğimden değil; İnşallah herkesin hesabı kolay olur..
terennum
26.03.2007, 22:24
Bu forumdaki fitne-fesat odakları yaptıklarının (kime çalıştıklarının) hesabını veremeyecekler ne yazık ki!
Said-i Nursi'yi unuttular.. BU NASIL NURCULUK
bu olay yeni değilki kardeşim...yani unutmaları...
nur cemaatinin diğer kollarını bilemem...lakin fethullah gülen cemaati unutalı yıllar oldu...
onların üstadı artık fethullah gülen....:)
bu söylediklerim atmasyon değil...bizzat gördüğüm örnekler var...artık fethullah cemaatinin yurtlarında ışık evlerinde said nursi risalelerinden ziyade fethullah gülenin sonsuz nur vs kitapları var..
bunlar gözlemlerim...
alıntı-AşK_€r
onların üstadı artık fethullah gülen....
Bence de öyle ... Nasıl ve nerden mi anladım ? İşte isbatı :
M.Fethullah Gülen, Küresel Barışa Doğru adlı eseri Sh.131'de, şu cümleleri sarfetmektedir: “Herkes kelime-i tevhidi esas alarak çevresine bakışını yeniden gözden geçirmeli ve ıslah etmelidir. Hatta Kelime-i Tevhidin ikinci bölümüne, yani 'Muhammed Allah'ın Resulüdür' kısmını söylemeksizin ikrar eden kimselere de merhamet nazarıyla bakılmalıdır...'”
Peki ya Bediüzzaman Hz.leri aynı mesele hakkında ne söylemiş bakıyoruz :
Beşinci Mes'ele</SPAN>
Sâniyen: Mektubunuzda "Mücerredلاَاِلهَاِلاَّاللّ-LAİLAHE İLLALLAH-هُ kâfi midir? مُحَمّدُُرَسوُلُاللّهِ -"MUHAMMERDURRASULULLAH- Yani demezse ehl-i necat olabilir mi?" diye diğer bir maksadı soruyorsunuz. Bunun cevabı uzundur. Yalnız şimdi bu kadar deriz ki:
Kelime-i şehadetin iki kelâmı birbirinden ayrılmaz, birbirini isbat eder, birbirini tazammun eder, biribirisiz olmaz. Mâdem Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm Hâtem-ül Enbiya'dır, bütün enbiyanın vârisidir; elbette bütün vusul yollarının başındadır. Onun cadde-i kübrasından hariç, hakikat ve necat yolu olamaz. Umum ehl-i marifetin ve tahkikin imamları, Sa'dî-i Şirazî gibi derler:
مُحَالَسْتِ سَعْدِى بَرَاهِ نَجَاتْ {ظَفَرْ بُرْدَنْ جُزْدَرْ َىِ مُصْطَفَى</SPAN>
sh: » (M: 357)
Hem كُلُّ الطُّرُقِ مَسْدُودٌ اِلاَّ الْمِنْهَاجَ الْمُحَمَّدِىَّ demişler.
Fakat bazan oluyor ki: Cadde-i Ahmediyede (A.S.M.) gittikleri halde, bilmiyorlar ki cadde-i Ahmediyedir ve cadde-i Ahmediye dâhilindedir.
Hem bazan oluyor ki: Peygamber'i bilmiyorlar, fakat gittikleri yol, cadde-i Ahmediyenin eczasındandır.
Hem bazan oluyor ki: Bir keyfiyet-i meczubane veya bir halet-i istiğrakkârane veya bir vaziyet-i münzeviyane ve bedeviyane suretinde cadde-i Muhammediyeyi düşünmeyerek, yalnız لاَاِلهَاِلاَّاللّهُ onlara kâfi geliyor. Fakat bununla beraber, en mühim bir cihet budur ki: "Adem-i kabul" başkadır, "kabul-ü adem" başkadır. Bu çeşit ehl-i cezbe ve ehl-i uzlet veya işitmeyen veya bilmeyen adamlar; Peygamber'i bilmiyorlar veya düşünmüyorlar ki kabul etsinler. O noktada cahil kalıyorlar. Marifet-i İlâhiyeye karşı, yalnız لاَاِلهَ اِلاَّاللّهُ biliyorlar. Bunlar ehl-i necat olabilirler. Fakat Peygamber'i işiten ve davasını bilen adamlar onu tasdik etmezse, Cenâb-ı Hakk'ı tanımaz. Onun hakkında, yalnız لاَاِلهَاِلاَّاللّهُ kelâmı, sebeb-i necat olan tevhidi ifade edemez. Çünki o hal, bir derece medar-ı özür olan cahilane adem-i kabul değil, belki o kabul-ü ademdir ve o inkârdır. Mu'cizatıyla, âsârıyla kâinatın medar-ı fahri ve nev'-i beşerin medar-ı şerefi olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm'ı inkâr eden adam, elbette hiçbir cihette hiçbir nura mazhar olamaz ve Allah'ı tanımaz. Her ne ise, şimdilik bu kadar yeter.
Görüldüğü gibi, özellikle Fethullah Gülen ve onu takip eden zümrenin uygulamaları İslam’ın temel kavramlarında bir tahrif projesidir.
Bak kardeşim ben sana din adına uyarıda bulundum, sen şahsın adına hakkını helal etmiyorsun ki yaptığın, destek verdiğin işe dinden bir delilin olmadığı halde ve sana karşı herhangi bir hakaretamiz kelime kullanmadığım halde. Sen bilirsin, Allah gönlüne göre versin.
Bak sana mesela bir fıkhi kaide söyleyim, günaha besmele ile başlayan ( günah olduğunu bile bile) kafir olur. Bu öyle basit bir şey değildir. Allah iz'an nasip etsin cümlemize..
hala kafir mafir diyosun yaa... .. kardeşim, benim adıma ve diğerleri adına hakkını helal etmiyo ANLADIN???.. hem sizİnle polemiğe girecek te değilim.. sizin sesiniz anca böyle forumlarda çıkar.... kardeşim mardeşim diyosunuz ama icraattt yokkk.... kuru lafla karın doyurmaya çalışmayın....
SİZ KAÇKERE RİSALE-İ NUR OKUDUNUZ KAÇKERE BİZİM CEMAATTE BULUNDUNUZDA BÖYLE SAÇMA SAPAN LAF EBELİĞİ YAPIYOSUNUZ.... Unutmayınki etme bulma dünyasındayız elbette çıkar bunun acısı..... Ahirette tabii...
böyle konulara takılmayınn kafanızı yormayın ameler niyelere göredir diyelim ve susalım... benim soruma neden cevap vermediniz mevlüd peygamerimiz zamanında yasaktı ama şimdi kutluyoruz yani DİNDE YOKTU... hadi size iyi düşünmeler
hala kafir mafir diyosun yaa... .. kardeşim, benim adıma ve diğerleri adına hakkını helal etmiyo ANLADIN???.. hem sizİnle polemiğe girecek te değilim.. sizin sesiniz anca böyle forumlarda çıkar.... kardeşim mardeşim diyosunuz ama icraattt yokkk.... kuru lafla karın doyurmaya çalışmayın....
SİZ KAÇKERE RİSALE-İ NUR OKUDUNUZ KAÇKERE BİZİM CEMAATTE BULUNDUNUZDA BÖYLE SAÇMA SAPAN LAF EBELİĞİ YAPIYOSUNUZ.... Unutmayınki etme bulma dünyasındayız elbette çıkar bunun acısı..... Ahirette tabii...
böyle konulara takılmayınn kafanızı yormayın ameler niyelere göredir diyelim ve susalım... benim soruma neden cevap vermediniz mevlüd peygamerimiz zamanında yasaktı ama şimdi kutluyoruz yani DİNDE YOKTU... hadi size iyi düşünmeler
Bak ben kimseye kafir mafir demiyorum kardeşim, ustune alınma. Sana sadece bir fıkhi kaide soyledim, kabul edersin veya etmezsin.
Merak etme, risaeli nuru yeterince okudum, hamasi nutuklara karnım tok. Saçma sapan laf ebeliğini nerde yapmışım? Söylediklerimin saçma olduğunu neyinle isbat edeceksin? Abilerinin sözleriylemi?
Tabi bid'alara takılmayalım, hoşgörelim dimi. Asıl siz ne biçim risale okuyorsunuz? Bizim gördüğümüz Ustadımız asla bid'alara taraftar olmadı, sizin Ustadınız farklı herhalde.
Şimdi gelelim en trajikomik lafına, demek mevlid Peygamberimiz zamanında yasaktı ha! Kim yasaklamıştı abi? Ben orayı kaçırmışım da..
Biz bazı hadislerde HZ PEygamberin kendi doğum gunu zamanında ashabıyla yemek yediğini, sohbet ettiğini okuduk. Doğrusunu Allah bilir. Hem bu dunyada doğumundan dolayı sevinilecek tek bir insan varsa O'da Rasulullah tır. Ummetin O'nun(asm) doğum gununde mutlu olması, O'na dua etmesi kadar guzel bir şey olabilirmi?
Sen ne yapıyorsun? Ustadın ölüm gunun de kendi tabirinle kutlama yapıyorsun. Ne diyim, walla sabah sabah sen beni guldurdun ya, Allah da seni guldursun...
terennum
28.03.2007, 13:43
Üstadın ölümü kutlanmıyor, bu ayrımı yapın artık yahu.
Üstad ve Risale-i Nur üzerine düzenlenen anma programları ve seminerlerin en yoğun olduğu dönem Üstadın da vefat yıldönümü olan 26 Mart'ın da denk düşürüldüğü 17-27 Mart arasında yapılıyor.
Dolayısıyla şer'i olarak hiçbir problem yok.
Ölüm zaten kutlanmaz, siz bu sozu ayrımı yapamayanlara soyleyin.
Problem yok diye fetvayı vermişseniz kardeşim, bize bişey düşmez...
KULLU BID'ATIN DALALETUN VE KULLU DALALETIN FINNAR
albay_hasan
28.03.2007, 14:59
Allah'ın Selamı ve Bereketi O'nun Resulü'ne (a.s) Uyanlara Olsun.
Meseleye bir katkı olur düşüncesiyle bid'at ve bid'atı hasene anlamlarına İmam-ı Rabbani'nin Mektubat adlı eserinden bazı şeyler aktarmak istedik.
367. MEKTUP
Bu vaktin alimlerinden pek çoğu, bid'atı revaçta tutmaya ve sünneti imha etmeye bakmaktadırlar. Biçok bid'atın cevazına fetva vermektedirler. Hatta halkın taamülü sebebi ile onun hasene olduğuna kail olmaktadırlar. Hatta, insanları dahi onu yapmaya delâlet etmektedirler.
Keşke bileydim, yarım bid'at şüyu bulduğu, batıl dahi örf haline geldiği zaman ne diyecekler? Bu da onlara göre taamül olacak mıdır? Acaba bilmezler mi ki, her taamül istihsan delili olamaz.
Devamla;
.........Birinci asırdaki taamül, hakikatte Resulullah (sav) Efendimizin takriri olup onun sünnetine racidir.
Bid'at nere? O bid'atın hasene oluşu nere?
Resulullah (sav) Efendimizin sohbeti, ashabda cümle kamalâtın husulü için yeterlidir.
Bir başka Mektup'tan;
336.Mektup
Şu sıralarda nasıl İslâm'a gurbet gelmiş ve Müslümanlar dahi nasıl garib olmuş ise... aynı şekilde bu gariplikleri zamanla daha da artacaktır. O kadar ki, yeryüzünde:
-Allah...
Diyen kimse kalmayacaktır. Kıyamet dahi, insanların şerlileri üzerine kopacaktır.
Geçmiş zamanlarda, İslâm'ın kuvveti olduğundan; zaruri olarak bid'at zulmetlerine dayandı, ihtimal ki: O zulmetlerden bazısı nurani olarak hayal edildi. Bu da, islâmın nurunun şa'şaası içinde olabilir. Bu tahayyül dahi, bid'atın:
-Hasene...
Hükmü almasına sebep oldu. isterse hakikatta onun nuru ve hasene oluşu asla olmasın.
Ne var ki, şimdiki vakit böyle değildir. Bu vakitte, islâm'ın zaafı vardır. Onda, bid'at zulmetlerine tahammül tasavvur edilemez. Hatta bu manada, eskilerin ve yenilerin fetvası ile yürümek dahi yerinde olmaz. Zira, her vaktin kendine göre hükümleri vardır.
Görünürde, bid'atın çokluğundan ötürü alem bir zulmet içinde gibidir. Sünnet dahi gurbeti ve nedreti dolayısı ile bu zulmet denizinde yanan meş'aleler gibidir. Bid'atla amel etmek, bu zulmeti artırmaktır; sünnetin nurunu dahi artırmaktadır. Sünnetle amel etmek dahi, zulmetin azalmasına ve nurun artmasına sebep olur.
Mana üstte anlatıldığı gibi olunca, dileyen bid'at zulmet nurunu çoğaltsın; isteyen sünnet nurunu artırsın. İsteyen şeytan topluluğunu artırsın; bu manada gelen ayet-i kerime şöyledir:
"Dikkat ediniz; şeytan topluluğu hüsrana uğrayanların taa, kendileridir. "(58/19)
Dileyen de Allah topluluğunu çoğaltsın; bu manada gelen ayet-i kerime meali şudur:
"Mutlak galip gelecek olanlar, Allah yolunda toplananlardır."(5/56)
Bu vaktin sofiyesi, insafa gelip İslâm'ın zaafını ve yalanın faş olduğunu mülahaza etmiş olsalardı; onlara lâzım gelirdi ki: Sünnetin dışında şeyhlerine uymayalar. Şeyhlerinin amel etmesi bahanesi ile yeni icad olan işleri yol tutup âdet edinmeyeler. Zira sünnete tabi olmak, elbette kurtarır; hayır ve bereket semereleri verir. Sünnetin gayrına uymak ise... tehlike üstü
tehlikedir.
Bir ayet-i kerime meali:
"Resul üzerine, ancak tebliğ (vazifesi) vardır."(5/99)
Saadeti bulunan o kimsedir ki, terk edilen sünnetlerden bir sünneti yerine getirip ihya eyleye ve amel edilmeye çalışılan bid'atlardan bir bid'atı dahi yok ede.
Bu, öyle bir zamandır ki: Hayrü'l-beşer Resulullah (sav) Efendimizin bi'seti üzerinden bin sene geçmiştir. Ona ve âline salât ve selâm olsun. Kıyamet alâmetleri dahi belirmiştir. Kıymet şartlarının dahi emareleri vardır.
Nübüvvet asrının uzaklaşması sebebi ile sünnet örtülmeye başlandı. Yalanın açığa çıkması illeti ile de bid'at aşikâr oldu. Artık, sünnete yardım edilmeye ve bid'atın dahi hezimete uğratılmasına ihtiyaç duyulur oldu.
Bid'atın revaçta tutulması, dinin tahribini muciptir. Bid'atçılara tazim etmek ise, İslâm'ın yıkılmasına sebep olur. Her halde şu hadis-i şerifi duymuş olacaksın:
"Bir kimse, bid'at sahibine tazim eder ise... İslâm'ın yıkılmasına yardım etmiş olur."
Bütün gayret ve tam bir hırsla sünnetlerden bir sünneti olsun yerine getirmeye; bid'atlardan dahi bir bid'atı kaldırmaya teveccüh edile. Böyle bir şeyi yapmak pek yerinde olur.
İslâm âdetlerini bütün vakitlerde yerine getirmek; bilhassa bu zamanda ki, İslâm, zaafa uğramıştır, sünnet-i seniyyenin tervicine, bid'atın dahi tahribine kalmıştır.
Eskiler, bid'atta hasene görüp onların bazılarını iyi bulmuşlardır; lakin Fakir, bu meselede onlara uymaz. Bid'at fertlerinden hiçbirini de iyi görmem. Onlardan hiçbir şeyi zulmet ve kudretten başka olarak hissetmem. Zira, bu manada. Resulullah (sav) Efendimiz şöyle buyurmuştur:
"Her bid'at dalâlettir."
İslâmın zaafında ve bu gurbette selâmeti, sünneti yerine getirmeye bağlı buluyorum. Helaki dahi, bid'atı yapmakta buluyorum. Amma hangi bid'at olursa olsun.
Bid'atı, islâm binalarını yıkan bir âlet gibi görmekteyim, sünneti dahi, dalâlet karanlığında kendisi ile yol bulunan aydınlık bir yıldız gibi bulmaktayım.
Allahu Teala, bu vaktin ulemasını muvaffak eylesin ki, asla bid'atın hasene olma cihetine gidip onun yapılması için dahi fetva vermeyeler. Her ne kadar bid'atın durumu, onların nazarında açık ise de, sünnetin arkasında şeytanın tesvilatının dahi büyük saltanatı(!) vardır.
Allahu Teala, bizden yana şeyhlerimizi, mükâfatların hayırlısı ile mükâfatlandırsın. Şunun için ki: Biz acizlere bid'at işleri yapmak için dalâlet etmediler; kendilerini taklid ederek tehlikeli zulmetlerin telkininde bulunmadılar; sünnete mütabaattan başka yol göstermediler; şeriat sahibi Resulullah'a ittiba dışında bir hidayet yolu dahi anlatmadılar. Ona ve âline salât, selâm ve tahiyyet. Bir de azimetle ameli emrettiler.
Hiç şüphe edilmeye ki: Onların tarikat esasları muhkemdir; vusul saraylarının binası dahi yüksek, kandilleri de aydınlıktır.
Bu zatlar, raksı ve semağı ayakları altına almışlardır. Vecdi ve tevacüdü dahi işaret parmakları ile ikiye ayırmışlardır.
Başkalarının keşifleri ve müşahedeleri bunlara göre yabancı ve ağyar sayılır. Bilgileri ve tahayyülleri dahi nefye müstahaktır; şöhrete değil.
Bu zatların muameleleri, müşahedenin ve idrakin ötesinde, bilinenlerin ve hayal edilenlerin taa ilerisindedir. Hatta muayenelerin ve mükâşefelerin de çok çok ötesindedir.
Başkalarının önemle üzerinde durdukları isbattır; bu büyük zatlar ise. sıvanın nefyine çalışırlar.
Bunlardan başkaları nefy ve isbat cümlesini tekrar ederler ki: isbat dairesi genişlesin; alem kendilerine inkişaf eylesin. Bu alem hakkıyet ve ayniyet unvanını, gayriyet unvanı ile ortaya atmaktadır. Anlatılanı yaparlar ki, her şeyi yüce mukaddes Hak olarak bulsunlar.
Ve sonuç olarak;
332.Mektup
Nasihat işte dindir ve Seyyidü'l-mürselin Resulullah (sav) Efendimize it-tiba edip sünnet-i seniyyeyi yerine getirerek rıza bulunmayan bid'atlardan dahi kaçınmaktır.
Bid'at, her ne kadar şafak aydınlığı gibi görünmekte ise de; hakikatta onun ne nuru vardır, ne de ziyası. İlletliye ondan şifa da gelmez. Dertlere deva da olmaz.
Nasıl anlatıldığı gibi olmasın ki? Bid'at ya sünneti kaldırır; ya da üzerinde durulmayıp sessiz geçilen bir şeydir. Sessiz geçilen bir şey ise... mutlaka, sünnet üzerine fazladan gelir. O zaman, hakiki manası ile sünneti kaldıran bir iş olur. Zira, nass üzerine zaid gelen bir şey, onu neshedip kaldırır.
Bid'at sünneti kaldırdığı, onu nakzettiği için ne hayır vardır; ne de güzellik. (Yani: Hasene olması yoktur). Keşke bileydim, bid'at-ı muhdese için:
-Hasene...
Hükmüne nereden varmışlardır?..
Saygılarımla
gumus_Tesbih
28.03.2007, 15:53
nur talebesi olmak için risale okumak gerek
yani günde 3-5 dk risale-i nur la alkadar olanlara nur talebesi ünvanı verilir der Bediüzzaman hz.
yani halleri vaziyetleri anlatır.
söze hacet yok...
kardeşlerimiz gazete okuyor....
gazete satıyorlar......
ne diyelimm........
usame bana hasene-i bidatı açıklasana nolur?
İlginç:thinking:
Bu forumda herkes potansiyel tartışmacı sanki:thinking:
Her konu genelde tartışmaya gidiyor:pokey:
Ne oluyor ki bize?
Hani kardeşti müslümanlar, hani birdik hepimiz? hani? hani?...............
Ne zaman anlaşacağız ki? Düşman kapıdayken, biz birbirimizin boynunu vurmakla meşgulüz:lac:
Yazık ya:kahretsin:
A.R emin ol ben tartışmak taraftarı değilim.. beni tanıyanlar bilirler kalp kırınca ne kadar kötü olduğumu.. kalp kırmamamaya çalıştığımı... ama yapılan iftiralar(her nekadar yapılmadı densede) beni bu duruma sevketti üzgünüm böyle düşünmeye sizi sevkettiğim için :s
usame bana hasene-i bidatı açıklasana nolur?
abi ben hasene-i bidat bilmiyorum, "bid'at-i hasene" biliyorum... Benim ayrıca izah etmeme gerek yok, defalarca yazıldı, bak bir onceki sayfada Imam-ı Rabbani'nin mektubu var, onu oku, belki akledersin..
gıybet, adı üstünde gıyaben yapılır.. Yani mevzu bahis kişinin hazır olmadığı durumlarda..
Abilerim lütfen, biraz okuyalım, dinimizi, kavramlarımızı öğrenmeye çalışalım.. Lütfen, zaman müthiş kolaylıklar zamanı.. 10 binlerce kaynağa Net'ten bir tıkla ulaşmak kolaylaştı.. Bunları elimizde biriktirip okuyalım, değerlendirelim..
gunduzalp
28.03.2007, 18:07
Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi (kötü) lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir.
Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir. (Hucurat 11-12)
İki çeşit zan vardır.Birincisi insanın müslüman dahi olsa hal ve hareketlerin de zahiren günah veya daha değişik vartaları bulunursa bu insan hakkın da ölçülü bir şekil de eleştiri yapılır ve burada geçerli olan kaide zann-ı galip olmasıdır çünkü su-i zan etmek günah olduğu gibi "es sebebikel fail" hükmünce su-i zana sebep olmakta günahtır. .Elbette ki bu(zann,tenkit) herkesin kafasına göre yapacağı iş değil,mutlak suret de ölçülü ve dengeli olunması gerekmektedir.Bir diğeri ise müslüman olan bir şahsın aleyhine elde hiç bir delil ve beyyine yokken itham da bulunmaktır ki bu zaten hem zann,hem gıybet,hem bühtan, her çeşit vebali içinde barındırır.Fakat bir topluluk bir diğerini kesin ve kat'i bir şekil de eleştirir de o topluluğun içinde bulunan şahısların umumum da bu hatalar bulunmazsa,bu topluluğun içinde ki şahısların salihlerinin gıybeti yapılmış ve harama girilmiş olunulur.
Kendi muhakemem açısından söyleyecek olursam ben şahs-ı münferid olarak eleştiride bulunur ve umum hiç bir zaman isnad etmemeye çalışırım(eğer bugüne kadar aksini yaptıysam Cenab-ı Hakk affetsin).Çünkü o topluluğun içinde ki insanların haksız yere itham edilme riski var.Kusura bakmayın ama ben bu sitede tenkit de bulunulurken dengenin tutturulduğu kanaatin de değilim,insanlar hak hakikat beyan ediyorum bahanesine sığınarak kendi öfkelerini başkalarına kusmaktalar.Ve kurunun yanında da yaşta yanmaktadır.Veya hak-batıl arayışından ziyade genelde tartışmalar şahsi polemik kısır döngüsünden ileri gidememektedir.
EbuMahir
28.03.2007, 18:40
http://www.radyo100.com/tefsirdersi/cuma/100k/24-03-06.wmv
Sorun bu linkte anlatilanlar aslinda baska bir sey degil. Siddetle izlenmesini tavsiye ederim...
terennum
29.03.2007, 09:04
http://www.radyo100.com/tefsirdersi/cuma/100k/24-03-06.wmv
Sorun bu linkte anlatilanlar aslinda baska bir sey degil. Siddetle izlenmesini tavsiye ederim...
Bahsettiğiniz vidyoyu daha önceden izlemiştim.
Üstada yapılan en büyük saygısızlıklardan birini sergiliyor vaazı veren kişi.
İzlemek isteyen izlesin ama tamamen yanlış bilgi, yorum ve yönlendirmelerle dolu bir konuşma.
. Siddetle izlenmesini tavsiye ederim... Yazık.....
Üstad hatasız değil ama günahkarda değil.Va esefa!!!
Dün gece, Ebu Mahir'in verdiği görüntüyü izledim ve dinledim. Orada özet olarak söylenen şudur:
"Bir insanın değerini yükseltmeye çalışmak da (bunu hatasızlık algılaması olarak alabiliriz), yerin dibine geçirmeye çalışmak da ikisi de doğru değildir. Birinci tavır ifrad, ikinci tavır tefriddir. Bir insan ne ise olduğu gibi kabul etmek, asıl değer vermek işte budur.
Üstadın bir kısım hataları olmuştur. Mesela cifir ile Ayetten, Celcelutiyeden kendisini çıkarmıştır. İçinde yaşadığı çetin şartlara bakarsak bunu doğal karşılamamız da mümkün. Velev hata olsun, bu Üstad'ı tamamen yerin dibine geçirmeyi gerektirir mi? Sepetlerce elmasından, çürük bir kaç tanesini bırakır, diğer sağlam olan, hazine gibi olan diğer elmalarını yerim.
Üstad, çilekeş ve muhterem bir kimseydi. Allah'ın yeryüzüne hediyesiydi. Bugün onun kitaplarına talip olanlardan, telif hakkından istifade edenler, Üstad'ın hayatına talip değillerdir. Onun gibi yaşayanlar da vardır. Bunlar Üstad balına konmuş arılardır. Ondan geçinmeye çalışanlar, onu kullanarak itibar ve güç elde etmeye talip olanlar Üstad balına konmuş sineklerdir. Bu sinekler, Üstad'ın kitaplarını, Üstad'ın muazzam hayatının önüne geçirmişlerdir."
Üstad'ı sorgulamak bize mi kaldı:kahretsin:
O'nun kadar ilmi olan, O'nun kadar hizmet etmiş, O'nun kadar davaya kendini adamış.............Listeyi uzatabilirsiniz.....
Varsa, buyursun sorgulasın!
Haddini bilmek te bir edebtir.
Bu yazıyı başka bir yerde yayımlamıstım, buraya kopye etmek de yarar görüyorum.
NurTalebesi su sözüne binaen: "Lüzumsuz bir çok tartışmaya(özellkle cemaat tartışmalarına )izin vermeseydi ihvan forum ismine daha layık olacaktı.." su iletiyi alintilamayi uygun gördüm:"Bu ümmette hiç bir fert Dini hususlarda hata etmekten masum değildir. Hatta allamesi, halifesi, Evliyası dahil her bir ferdin Dinle ilgili olan sözlerinin bir kısmı yanlış çıkacakır. Ancak Evliya olan bir zat hata ettiğinde hatası Dinin usulleri (temelleri) hakkında olmaz, fer'î hususlar hakkında olur, çünkü dini hususta küfre düşürecek şekilde ağır bir hata işlemekten korunmuştur Allâh'ın veli kulu. Hepimizi ilgilendiren bu durum ise imam Tabarânî’nin, “El-evsat“inde rivayet ettiği sahih olan: “Allâh’ın Resulü hariç sizlerden hiçbiri yoktur ki sözlerinden bir kısmı alınıp da bir kısmı bırakılmış olmasın“ mealindeki hadis-i şeriften anlaşılmaktadır. İşte bu hadisten hareketle her alimin dini hususların bir kısmında hata edeceği kesindir. Bu kaçınılmaz bir durumdur. Çünkü sadece Allâh’ın Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) dini hususlarda hata etmez, yanılmaz. "
Alimler de kendi aralarinda dinin aslinin korunmasi amaci ile birbirlerinin hatalarini belirtmislerdir.
Bu yüzden ehli sünnet alimlerin görüsleri baz alinarak bazılarının hataları tespit edilip hangi açıdan hatalı olduğu beyan edildiğinde bu, anlayışla karşılanmalıdır.
Haddini bilmek te bir edebtir.
Genel olarak söylenen sözler ümmete mal oluyor. Yani burada sahis degil ama görüsler elestirilebilinir. Hele ki ser'i kaynaklar ile bu yapiliyor ise bu haddini bilmemezlik ya da edepsizlik olarak algilanmamalidir?
"Alimler de kendi aralarinda dinin aslinin korunmasi amaci ile birbirlerinin hatalarini belirtmislerdir."
"Alimler de kendi aralarinda dinin aslinin korunmasi amaci ile birbirlerinin hatalarini belirtmislerdir."
Evet ben de konularin alimlerin görüsleri dogrultusunda yapilmasi düsüncesindeyim.
Yani biris elestiri yapiyorsa bence bana göre degil, su alimin su meseledeki görüsü söyledir diye nakiller ile yanlisliklara isaret edilsin demek istedim.
Ben iletimi genel olarak yazmistim, yani birilerine bir seyler ima etmek icin falan degil.
Örnegin Ibni teymiye'nin görüsleri hakkinda bir tartismaya girdik en son olarak.
Orada kendi görüslerimizden ziyade alimlerin ibni teymiyeyi elestirdigi görüsleri zikrettik.
Bu sekilde bir tartisma stili kastettmistim.
terennum
29.03.2007, 13:39
Üstadı ismet vasfıyla vasıflandırmak elbette yanlıştır.
Fakat burada bahsedilen hatalar hata değildir. Yorumdur.
Örneğin cifir ilmi hata değildir. Bunun hata olmadığını anlamak için binlerce kaynağı araştırmaya da gerek yok. İnsaf ve vicdan sahibi kimseler, Risale-i Nur okuyarak bunu anlayabilir. Tabi isteyen...
gunduzalp
29.03.2007, 13:46
Bu yayın hakları ile alakalı Mehmed Fırıncı bir röportajın da demişti ki:
Risaleler basılıyor ve birileri para kazanıyor. Yasal mirasçısı kimdir bu kitapların?
Sözler Yayınevi olarak bendeniz ve Mehmet Emin Birinci, Mustafa Sungur, Mehmet Kutlular'la hep beraberiz. Bediüzzaman Hazretleri de 'Risale-i Nur'un parası ne benimdir, ne başkasınındır.' dedi. Nesil Grubu olarak yayınevini vakıf haline getirdik ki bizim uhdemizde olmasın diye. Şimdi Sözler Yayınevi de vakıf haline geliyor.
Peki ama risalelerin gelirini niye siz topluyorsunuz? Sonuç olarak siz bu parayı yemiyor musunuz?
Yok, bakın sadece Bediüzzaman Hazretleri'nin tayinat olarak verdiği bir miktar vardı. Günde o zaman otuz kuruştu. Şimdi bir ekmek parası olarak senede yüz milyon. Böyle hayatını hizmete vakfedenlere verilen bir tayinat var. Ondan başka bir para alıyorsam, Allah beni cennete koymasın.
Kazanılan o paralar nasıl harcandı?
Mısır'da yayınevi kurduk. Değil para almak, 300 bin dolar oraya para yatırdık. Almanya'da imkanlarımız vardı. Orada kitap neşrettik. Yayınevinin parası zaten yapılan bu hizmetlere gidiyor. Bir sempozyum yapıyoruz, yüz bin dolar para gidiyor. Yayınevinin parası filan buna kâfi gelir mi?
Neden belirli yayınevleri basabiliyor risaleleri?
İstanbul'da muhtelif kısımlar olarak on dört tane yayınevi basıyor. Esas tamamını beş veya altı yayınevi basıyor.
İsmet sıfatı Rasulullah'tan (SAV) sonra sadece bir kişiye ait olacak olsa gerek ki o da olsa olsa Hz. Mehdi'dir (A.S.).
Zikri ya tam ya hiç yapmak uygun olsa gerek.
Zira "adam atla geldi" deyip "ama ata binmeden" demek gibi muhal bir hal alıyor olay.
Ha derseniz "daha o kadar okumadım risale-i nurları, tam bilmiyorum".
O zaman susmak en güzeli.
Bakınız kardeşim, ilm-i ebced ve cifrin babası yani harf ilminin babası Hz Danyal (as) dır. O bir peygamberdir. İslam peygamberidir. Hz Rasulullah dahi yahudilere ilm-i cifr ile cevap vermiştir. Mesele bu ilmi yerinde kullanabilmek meselesidir. Ustad gibi bir zat bu ilmi yanlış yerde kullanmaz, Muhyiddi-i Arabi gibi bir zat yanlış kullanmaz, mesele bunu yanlış tevillerle fasid etmemektir.
Evet HZ Danyal as israiloğullarına gelmiş, onlar tevratı tahrif edip bu ilmi kendi hevalarına göre kullanmışlar ama hepsi öyle demek değildir. Hz Peygamber mesela recm uygulamasınıda tevrata göre yapmıştır, hem yahudilere hem muslumanlara.
Ustadı bu noktada eleştirenler bu ilmin aslından bihaberdirler. Ebu Mahirin verdiği linki izlemedim, izlemeyeceğimde. Ama genel olarak ebced ve cifr ile Ustadı karalamak ahmaklıktır vesselam.
Allah aşkına hanginiz o gece üstad için bir kaç kişi bir araya gelip de onun ruhuna bir yasin okudunuz? Okuyanlara lafım yok. Lafla peynir gemisi yürümez. Kim Üstadın Gıybet ile ilgili risalesini okudu? Okumayanlara tavsiye ediyorum Uhuvvet risalesinin sonunda var küçük risalelerde. Bir cemaatin gıybetini yapmak ne kadar büyük bir vebaldir hiç düşündünüz mü? Düşünmediyseniz bir kere daha düşünün bence. İnsanlara karşı bir husumet besleyebilirsiniz. Beslememek daha iyi ama bu sizin vicdanınıza kalmış. Hiç bir gazeteyi cemaati veya kişiyi yaptıklarından ve yapmadıklarından dolayı suçlayamazsınız. Buna hakkınız yok. Hele ki bir cemaati suçluyor, onlar hakkında olur olmadık şeyler söylüyor, ve gıybet ediyorsanız vebali çok büyüktür. O cemaatin mensuplarının hepsinden tek tek helallik almadıkça mümkündür ki cennetin kapıları açılmayacak Rabbim de kul hakkını kuluna bıraktığı için affetmeyecektir o gıybet yapan kişileri. Hem gıybet gıyaben yapılır. Evet. Bu yazıları okumayan ve bu cemaatlere mensup olan binlerce insan var. Yani siz onlarında gıyabında konuşmuş oluyorsunuz bu durumda. Aksini iddia edin ve dediklerinizi tek tek bütün o kişilere ulaştırın bakalım. Başa çıkabilecek misiniz? Bu nasıl mantıktır anlamıyorum. Önemli olan Üstadı bir vesileyle anmak değil midir?
Ayrıca Fethullahçılar yeni Asyacılar da ne demek oluyor? O Cemaatlere mensup olan insanlar afedersiniz ama Fethullah veya yeni Asya diye bir şeyler satıyorlar da bizim mi haberimiz yok? Bu nasıl mantıktır? Esefle kınıyorum. Ayrıca Fethullah Gülen hocaefendiye eleştiri oklarını fırlatanların onun kitaplarını hiç okumadığı veya sohbetlerini hiç dinlemediği muhakkak. Nasıl olur da Fethullah Gülen hocaefendi için üstadın çizgisinde çıkmış veya onun gösterdiği yoldan gidenler onu üstad kabul etmiş dersiniz? Bu haksız kelimeleri hangi hakla neye dayanarak kullanırsınız? Rica ederim yargısız infaz yapmayın. İnsaf edin insanları yargılarken lütfen. Bir mümine karşı hüsnüzan etmek yerine su-i zan etmek çok büyük bir vebaldir. Kimse hakkında hele ki su-izan kafirlerin hakkı iken bir mümine su-izan etmek haksızlıktır.
Ayrıca kim üstadla alakasını kesmiş? İspatınız var mı acaba bununla alakalı? Ben risale okuyorum. Hocaefendinin kitaplarını da okuyorum. Bu cemaate de mensubum. Bu cemaatte kimseye risale okumayacaksınız sadece hocaefendinin kitaplarını okuyacaksınız denmiyor. Sanki böyle bir izlenim veriyorsunuz insanlara. Bunlar çok yanlış şeyler. Hatta risaleye o kadar önem veriliyor ki hocaefendinin cemaatinde. El insaf diyorum bu sözleri sarfedenlere.
Ayrıca her iki tarafında düşüncelerini öğrenmeden kulaktan dolama bilgilerle bir şeyler öne süren zavallılara da sadece acıyorum. Peygamber efendimizden (sallallahü aleyhi ve sellem) örnek alın bir şeyler derken lütfen. Bir gün içki yasak olmasına rağmen bir sahabe efendimiz aşırı sarhoş olarak peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) huzuruna gelir. Diğer sahabe efendilerimiz onun bu kötü illeti bırakması için onu döverler. Birisi de “Allah seni kahretsin! Nasıl böyle huzura gelebiliyorsun” der. Peygamber efendimiz (sallallahü aleyhi ve sellem) hemen devreye girer ve “Arkadaşınız hakkında şeytana yardımcılık yapmayın. Onu iyiliğe davet edin ama hakkında olumsuz düşünmeyin ve kötü sözler söylemeyin. Zira o Allah’ı ve Resulünü çok sever” buyurmuştur. O yüceler yücesi nebi (sallallahü aleyhi ve sellem) böyle söylüyordu o dönemde. Biz nasıl su-i zana gireriz. Eğer kötü düşünür ve bunları da çekinmeden söylersek kardeşimiz hakkında şeytana yardım etmiş olmaz mıyız? Bu da peygamber efendimizin sünnetinin dışına çıkmak değil midir?
Ayrıca neden üstadı ölüm yıldönümünde anmak bu kadar büyütülmüş onu da anlamış değilim. Ölümünün arkasından bu kadar yıl geçmesine rağmen unutulmamıştır üstad ve unutulmayacaktır. Lütfen yanlı konuşmayın. Rica ediyorum sadece düşünün biraz. Önemli olan Kuran-ı Kerimin bekçisi olmak değil midir? Bu ahir zamanda da bu en iyi risale-i nur ile yapılmaz mı? O halde ne fark eder onu o gün yad etmenin. Onun ruhuna bir fatiha, bir yasin hediye etmek için bir bahanemizin olmasının. Kutlamıyoruz. Anıyoruz. İkisi çok farklı şeyler. Siz annenizin babanızın ya da bir yakınınızın ölüm yıldönümlerinde onları hatırlayıp bir yasin okumaz mısınız? O şöyle iyiydi böyle yapardı diye o kişiyi yad etmez misiniz? O halde siz de o sevdiğinizin ölüm yıldönümünü kutluyorsunuz desek ağırınıza gitmez mi?
Bilmiyorum bir şeyleri düşünmek bu kadar mı zor? Rabbim hepimize acısın ve rahmet etsin.
Allah’ım adaletinden rahmetine sığınırım. Sensin tek dayanağımız sensin tek kurtuluş yolumuz. Elimizi tutacak olan tek sensin. Ne olur bizi birbirimize düşmekten koru. Aramızdaki ayrılık tohumlarının büyümesine imkan verme ki sevinmesin birileri. Hiçbir şeyi söylemekten sakınmayan dilimizi gıybet yapmaktan sakındır Allah’ım. Sen affedicilerin en affedicisi, merhametlilerin en merhametlisin. Bizi de affet ve bize de merhametinle muamele et. (AMİN)
Usame abi, İslamoğlu o vaazında diyor ki "ebcedden haberi olan herkes, bir yerlerden kendini çıkarır. Zor değildir. Ben kendimi, sizi bile kolayca bir yerlerden çıkarırım."
Benim kanaatim de öyle. Biz cifr denilen ilmi bilmiyoruz. Şimdi ben çıksam, bir Ayetten, Hadis'ten, ya da Kelam-ı Kibardan kendimi çıkarsam bilenler itiraz etse dahi bilmeyenlerden bana uyanlar olur. Al sana bir çığır!
Yanlış anlaşılmasın, Üstad bu ilimleri bilmiyordu anlamında söylemiyorum. Bu ebced işi çığır olursa önüne gelen ebced ile kendini ilan eder. 70'e yakın yalancı Peygamber ve Mehdi'nin ortalıkta cirit atacağını da düşünürsen, bu çığrın maliyetini de anlamış olursun.
70 rakamı mütevazı gelebilir. Onlara uyanlar olduğunda 70, 7000 olur, 70 bin olur, hatta 7 milyon ve daha büyük rakamlar da olabilir.
Siz tabi vaazı dinlemediğiniz için farklı algılamış olabilirsiniz. Orada ebced işini küçük bir örnek olarak veriyor. Üstad'ın başka hataları da olabilir anlamında veriyor o örneği. (Hatta Üstad'ın Kıyamet tarihini vermesini de ekliyor)
İslamoğlu'nu ilk defa dinledim. Hakkında olumsuz fikir sahibi olanlar olduğunu bildiğimden temkinli yaklaşıyorum. Sanılmasın ki burda İslamoğlu'nun sözcülüğünü yapıyorum. Onun hakkında yanlış yorumlamalara neden olmayayım diye bu açıklamaları yapma gereği hissettim. Hakkaniyet duygum beni buna sevk etti.
Bir de bu Cifr denilen ilmin ve ebced hesaplamalarının Şia kaynaklı olduğunu söyleyenler var. Hakikaten merak ettim şimdi, Üstad'dan başka Ehli Sünnet alimlerinden yakın zamanlarda bu hesaplamalar ile uğraşan olmuş mudur? Bilen var mı?
Abi ben İslamoğlunu iyi tanırım, o refah doneminde hapse girdikten sonra fikirlerini törpüleyerek yuvarlatmış biridir. Daha fazla konuşturma beni. İyiki izlememişim, zıvanadan çıkardım herhalde... İslamoğlunun Ustada söz söylemesi haddi değildir vesselam.
YİRMİ İKİNCİ MEKTUP
(UHUVVET RİSALESİ)Şu Mektup iki mebhastır. Birinci Mebhas, ehl-i imanı uhuvvete ve muhabbete davet eder.
Birinci Mebhas1- Onun adıyla. Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin.
2- "Mü'minler ancak kardeştirler; siz de kardeşlerinizin arasını düzeltin." (Hucurat Sûresi: 49:10.)
3- "Kötülüğe iyiliğin en güzeliyle karşılık ver. Bir de bakarsın, aranızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost oluvermiştir." (Fussilet Sûresi: 41:34.)
4- "Öfkelerini yutanlar ve insanların kusurlarını affedenler-Allah ise iyilik yapanları sever." (Âl-i İmrân Sûresi: 3:134.)
Mü'minlerde nifak ve şikak, kin ve adâvete sebebiyet veren tarafgirlik ve inat ve haset, hakikatçe ve hikmetçe ve insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyetçe ve hayat-ı şahsiyece ve hayat-ı içtimaiyece ve hayat-ı mâneviyece çirkin ve merduttur, muzır ve zulümdür ve hayat-ı beşeriye için zehirdir.
Şu hakikatin gayet çok vücuhundan altı veçhini beyan ederiz.
Birinci Vecih
Hakikat nazarında zulümdür.
Ey mü'mine kin ve adâvet besleyen insafsız adam! Nasıl ki, sen bir gemide veya bir hanede bulunsan, seninle beraber dokuz mâsum ile bir câni var. O gemiyi gark ve o haneyi ihrak etmeye çalışan bir adamın ne derece zulmettiğini bilirsin. Ve zalimliğini, semâvâta işittirecek derecede bağıracaksın. Hattâ birtek mâsum, dokuz câni olsa, yine o gemi hiçbir kanun-u adaletle batırılmaz.
Aynen öyle de, sen, bir hane-i Rabbâniye ve bir sefine-i İlâhiye olan bir mü'minin vücudunda, İmân ve İslâmiyet ve komşuluk gibi, dokuz değil, belki yirmi sıfat-ı mâsume varken, sana muzır olan ve hoşuna gitmeyen bir câni sıfatı yüzünden ona kin ve adâvet bağlamakla o hane-i mâneviye-i vücudun mânen gark ve ihrakına, tahrip ve batmasına teşebbüs veya arzu etmen, onun gibi şenî ve gaddar bir zulümdür.
İkinci Vecih
Hem hikmet nazarında dahi zulümdür. Zira malûmdur ki, adâvet ve muhabbet, nur ve zulmet gibi zıttırlar. İkisi, mânâ-yı hakikîsinde olarak beraber cem olamazlar.
Eğer muhabbet, kendi esbabının rüçhaniyetine göre bir kalbde hakikî bulunsa, o vakit adâvet mecazî olur, acımak suretine inkılâp eder. Evet, mü'min, kardeşini sever ve sevmeli. Fakat fenalığı için yalnız acır. Tahakkümle değil, belki lütufla ıslahına çalışır. Onun için, nass-ı hadisle, "Üç günden fazla mü'min mü'mine küsüp kat-ı mükâleme etmeyecek." * Eğer esbab-ı adâvet galebe çalıp, adâvet, hakikatiyle bir kalbde bulunsa, o vakit muhabbet mecazî olur, tasannu ve temellük suretine girer.
Ey insafsız adam! Şimdi bak ki, mü'min kardeşine kin ve adâvet ne kadar zulümdür. Çünkü, nasıl ki sen âdi, küçük taşları Kâbe'den daha ehemmiyetli ve Cebel-i Uhud'dan daha büyük desen, çirkin bir akılsızlık edersin. Aynen öyle de, Kâbe hürmetinde olan İmân ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslâmiyet gibi çok evsâf-ı İslâmiye muhabbeti ve ittifakı istediği hâlde, mü'mine karşı adâvete sebebiyet veren ve âdi taşlar hükmünde olan bazı kusurâtı İmân ve İslâmiyete tercih etmek, o derece insafsızlık ve akılsızlık ve pek büyük bir zulüm olduğunu, aklın varsa anlarsın.
Evet, tevhid-i imanî, elbette tevhid-i kulûbu ister. Ve vahdet-i itikad dahi, vahdet-i içtimaiyeyi iktiza eder.
Evet, inkâr edemezsin ki, sen bir adamla beraber bir taburda bulunmakla, o adama karşı dostâne bir rabıta anlarsın; ve bir kumandanın emri altında beraber bulunduğunuzdan, arkadaşâne bir alâka telâkki edersin. Ve bir memlekette beraber bulunmakla, uhuvvetkârâne bir münasebet hissedersin. Halbuki, imanın verdiği nur ve şuurla ve sana gösterdiği ve bildirdiği esmâ-i İlâhiye adedince vahdet alâkaları ve ittifak rabıtaları ve uhuvvet münasebetleri var.
* Buharî, Edeb: 57, 62; İsti'zân: 9; Müslim, Birr: 23, 25, 26; Ebû Dâvud, Edeb: 47; Tirmizî, Birr: 21, 24; İbni Mâce, Mukaddime: 7; Müsned, 1:176, 183; 3:110, 165, 199, 209, 225; 4:20, 327, 328; 5:416, 421, 422.
Meselâ, her ikinizin Hâlıkınız bir, Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir-bir, bir, bine kadar bir, bir.
Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir-bir, bir, yüze kadar bir, bir.
Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir-ona kadar bir, bir.
Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği ve kâinatı ve küreleri birbirine bağlayacak mânevî zincirler bulundukları hâlde, şikak ve nifâka, kin ve adâvete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercih edip mü'mine karşı hakikî adâvet etmek ve kin bağlamak, ne kadar o rabıta-i vahdete bir hürmetsizlik ve o esbab-ı muhabbete karşı bir istihfaf ve o münasebât-ı uhuvvete karşı ne derece bir zulüm ve i'tisaf olduğunu, kalbin ölmemişse, aklın sönmemişse anlarsın.
Üçüncü Vecih
Adalet-i mahzâyı ifade eden1- "Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez." En'âm Sûresi: 6:164.
1- sırrına göre, bir mü'minde bulunan câni bir sıfat yüzünden, sair mâsum sıfatlarını mahkûm etmek hükmünde olan adâvet ve kin bağlamak, ne derece hadsiz bir zulüm olduğunu; ve bahusus bir mü'minin fena bir sıfatından darılıp, küsüp, o mü'minin akrabasına adâvetini teşmil etmek,
- "Muhakkak ki insan çok zalimdir." İbrahim Sûresi: 14:34.-2- sîga-i mübalâğa ile gayet azîm bir zulüm ettiğini, hakikat ve şeriat ve hikmet-i İslâmiye sana ihtar ettiği hâlde, nasıl kendini haklı bulursun, "Benim hakkım var" dersin?
Hakikat nazarında sebeb-i adâvet ve şer olan fenalıklar, şer ve toprak gibi kesiftir; başkasına sirayet ve in'ikâs etmemek gerektir. Başkası ondan ders alıp şer işlese, o başka meseledir. Muhabbetin esbabı olan iyilikler, muhabbet gibi nurdur; sirayet ve in'ikâs etmek, şe'nidir. Ve ondandır ki, "Dostun dostu dosttur" sözü durub-u emsal sırasına geçmiştir. Hem onun içindir ki, "Bir göz hatırı için çok gözler sevilir" sözü umumun lisanında gezer.
İşte ey insafsız adam! Hakikat böyle gördüğü hâlde, sevmediğin bir adamın sevimli, mâsum bir kardeşine ve taallûkatına adâvet etmek ne kadar hilâf-ı hakikat olduğunu, hakikatbîn isen anlarsın.
Dördüncü Vecih
Hayat-ı şahsiye nazarında dahi zulümdür. Şu Dördüncü Veçhin esası olarak birkaç düsturu dinle:
Birincisi: Sen mesleğini ve efkârını hak bildiğin vakit, "Mesleğim haktır veya daha güzeldir" demeye hakkın var. Fakat "Yalnız hak benim mesleğimdir" demeye hakkın yoktur.
1- "Rıza gözü, ayıplara karşı kördür. Kem göz ise kusurları araştırır." Ali Mâverdî, Edebü'd-Dünyâ ve'd-Dîn, s.10; Dîvânü'ş-Şâfiî, s.91. 1- sırrınca, insafsız nazarın ve düşkün fikrin hakem olamaz, başkasının mesleğini butlan ile mahkûm edemez.
İkinci düstur: Senin üzerine haktır ki, her söylediğin hak olsun. Fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur. Her dediğin doğru olmalı; fakat her doğruyu demek doğru değildir. Zira senin gibi niyeti hâlis olmayan bir adam, nasihati Bazen damara dokundurur, aksülâmel yapar.
Üçüncü Düstur: Adâvet etmek istersen, kalbindeki adâvete adâvet et, onun ref'ine çalış. Hem en ziyade sana zarar veren nefs-i emmârene ve hevâ-i nefsine adâvet et, ıslahına çalış. O muzır nefsin hatırı için mü'minlere adâvet etme. Eğer düşmanlık etmek istersen, kâfirler, zındıklar çoktur; onlara adâvet et. Evet, nasıl ki muhabbet sıfatı muhabbete lâyıktır. Öyle de, adâvet hasleti, her şeyden evvel kendisi adâvete lâyıktır.
Eğer hasmını mağlûp etmek istersen, fenalığına karşı iyilikle mukabele et. Çünkü, eğer fenalıkla mukabele edersen, husumet tezayüd eder. Zâhiren mağlûp bile olsa, kalben kin bağlar, adâveti idame eder. Eğer iyilikle mukabele etsen, nedâmet eder, sana dost olur.
2- İyi ve izzetli birine iyilik edersen, onu elde edersin. Kötü birine iyilik edersen, o daha da azar.(Bu beyit Mütenebbi'ye aittir. Bkz. el-Örfü't-Tayyib fî Şerhi Dîvâni't-Tayyib, s.387.) -2- hükmünce, mü'minin şe'ni, kerîm olmaktır. Senin ikramınla sana musahhar olur. Zâhiren leîm bile olsa, İmân cihetinde kerîmdir. Evet, fena bir adama "İyisin, iyisin" desen iyileşmesi ve iyi adama "Fenasın, fenasın" desen fenalaşması çok vuku bulur. Öyleyse,
3- "Boş sözlerle, çirkin davranışlarla karşılaştıkları zaman, izzet ve şereflerini muhafaza ederek oradan geçip giderler." Furkan Sûresi: 25:72. "Eğer onları affeder, kusurlarına bakmaz ve bağışlarsanız, şüphesiz ki Allah da çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir." (Teğabün Sûresi: 64:14.)3- gibi desâtir-i kudsiye-i Kur'âniyeye kulak ver. Saadet ve selâmet ondadır.
Dördüncü Düstur: Ehl-i kin ve adâvet, hem nefsine, hem mü'min kardeşine, hem rahmet-i İlâhiyeye zulmeder, tecavüz eder. Çünkü, kin ve adâvetle nefsini bir azâb-ı elîmde bırakır. Hasmına gelen nimetlerden azâbı ve korkusundan gelen elemi nefsine çektirir, nefsine zulmeder.
Eğer adâvet hasetten gelse, o bütün bütün azaptır. Çünkü, haset evvelâ hâsidi ezer, mahveder, yandırır. Mahsud hakkında zararı ya azdır veya yoktur.
Hasedin çaresi: Hâsid adam, haset ettiği şeylerin âkıbetini düşünsün. Tâ anlasın ki, rakibinde olan dünyevî hüsün ve kuvvet ve mertebe ve servet, fânidir, muvakkattir. Faydası az, zahmeti çoktur. Eğer uhrevî meziyetler ise, zaten onlarda haset olamaz. Eğer onlarda dahi haset yapsa, ya kendisi riyakârdır; âhiret malını dünyada mahvetmek ister. Veyahut mahsûdu riyakâr zanneder, haksızlık eder, zulmeder.
Hem ona gelen musibetlerden memnun ve nimetlerden mahzun olup, kader ve rahmet-i İlâhiyeye, onun hakkında ettiği iyiliklerden küsüyor. Âdetâ kaderi tenkit ve rahmete itiraz ediyor. Kaderi tenkit eden, başını örse vurur, kırar. Rahmete itiraz eden, rahmetten mahrum kalır.
Acaba birgün adâvete değmeyen bir şeye bir sene kin ve adâvetle mukabele etmeyi hangi insaf kabul eder, bozulmamış hangi vicdana sığar?
Halbuki, mü'min kardeşinden sana gelen bir fenalığı bütün bütün ona verip onu mahkûm edemezsin. Çünkü, evvelâ kaderin onda bir hissesi var. Onu çıkarıp, o kader ve kazâ hissesine karşı rıza ile mukabele etmek gerektir.
Saniyen, nefis ve şeytanın hissesini de ayırıp, o adama adâvet değil, belki nefsine mağlûp olduğundan, acımak ve nedamet edeceğini beklemek.
Salisen, sen kendi nefsinde görmediğin veya görmek istemediğin kusurunu gör, bir hisse de ona ver.
Sonra bâki kalan küçük bir hisseye karşı, en selâmetli ve en çabuk hasmını mağlûp edecek af ve safh ile ve ulüvvü cenaplıkla mukabele etsen, zulümden ve zarardan kurtulursun. Yoksa, sarhoş ve divane olan ve şişeleri ve buz parçalarını elmas fiyatıyla alan cevherci bir Yahudi gibi, beş paraya değmeyen fâni, zâil, muvakkat, ehemmiyetsiz umur-u dünyeviyeye, güya ebedî dünyada durup ebedî beraber kalacak gibi şedit bir hırsla ve daimî bir kinle, mütemadiyen bir adâvetle mukabele etmek, sîga-i mübalağa ile, bir zalûmiyettir veya bir sarhoşluktur, bir nevi divaneliktir.
İşte, hayat-ı şahsiyece bu derece muzır olan adâvete ve fikr-i intikama, eğer şahsını seversen yol verme ki kalbine girsin. Eğer kalbine girmişse, onun sözünü dinleme. Bak, hakikatbîn olan Hafız-ı Şirazî'yi dinle:
Yani, "Dünya öyle bir metâ değil ki nizâa değsin." Çünkü, fâni ve geçici olduğundan kıymetsizdir. Koca dünya böyle ise, dünyanın cüz'î işleri ne kadar ehemmiyetsiz olduğunu anlarsın.
Hem demiş:
Yani, "İki cihanın rahat ve selâmetini iki harf tefsir eder, kazandırır: dostlarına karşı mürüvvetkârâne muaşeret ve düşmanlarına sulhkârâne muamele etmektir."
Eğer dersen: "İhtiyar benim elimde değil; fıtratımda adâvet var. Hem damarıma dokundurmuşlar, vazgeçemiyorum."
Elcevap: Sû-i hulk ve fena haslet eseri gösterilmezse ve gıybet gibi şeylerle ve muktezasıyla amel edilmezse, kusurunu da anlasa, zarar vermez. Madem ihtiyar senin elinde değil, vazgeçemiyorsun. Senin, mânevî bir nedamet, gizli bir tevbe ve zımnî bir istiğfar hükmünde olan kusurunu bilmen ve o haslette haksız olduğunu anlaman, onun şerrinden seni kurtarır. Zaten bu Mektubun bu Mebhasını yazdık, tâ bu mânevî istiğfarı temin etsin; haksızlığı hak bilmesin, haklı hasmını haksızlıkla teşhir etmesin.
Cây-ı dikkat bir hadise:
Bir zaman, bu garazkârâne tarafgirlik neticesi olarak gördüm ki, mütedeyyin bir ehl-i ilim, fikr-i siyasîsine muhâlif bir âlim-i salihi, tekfir derecesinde tezyif etti. Ve kendi fikrinde olan bir münafığı, hürmetkârâne medhetti. İşte, siyasetin bu fena neticelerinden ürktüm, Şeytandan ve siyasetten Allah'a sığınırım. dedim, o zamandan beri hayat-ı siyasiyeden çekildim.
Beşinci Vecih
Hayat-ı içtimaiyece, inat ve tarafgirlik gayet muzır olduğunu beyan eder. Eğer denilse:
2- "Ümmetimin ihtilâfı rahmettir." el-Aclûnî, Keşfü'l-Hafâ, 1:64; el-Münâvî, Feyzü'l-Kadîr, 1:210-212.2- denilmiş. İhtilâf ise tarafgirliği iktiza ediyor.
"Hem tarafgirlik marazı, mazlum avâmı, zalim havassın şerrinden kurtarıyor. Çünkü bir kasabanın ve bir köyün havassı ittifak etseler, mazlum avâmı ezerler. Tarafgirlik olsa, mazlum bir tarafa iltica eder, kendisini kurtarır.
"Hem tesadüm-ü efkârdan ve tehâlüf-ü ukulden hakikat tamamıyla tezahür eder."
Elcevap: Birinci suale deriz ki: Hadisteki ihtilâf ise, müsbet ihtilâftır. Yani, herbiri kendi mesleğinin tamir ve revâcına sa'y eder. Başkasının tahrip ve iptaline değil, belki tekmil ve ıslahına çalışır. Amma menfi ihtilâf ise-ki garazkârâne, adâvetkârâne birbirinin tahribine çalışmaktır-hadisin nazarında merduttur. Çünkü birbiriyle boğuşanlar müsbet hareket edemezler.
İkinci suale deriz ki: Tarafgirlik eğer hak namına olsa, haklılara melce olabilir. Fakat şimdiki gibi garazkârâne, nefis hesabına olan tarafgirlik, haksızlara melcedir ki, onlara nokta-i istinad teşkil eder. Çünkü, garazkârâne tarafgirlik eden bir adama şeytan gelse, onun fikrine yardım edip taraftarlık gösterse, o adam o şeytana rahmet okuyacak. Eğer mukabil tarafa melek gibi bir adam gelse, ona (hâşâ) lânet okuyacak derecede bir haksızlık gösterecek.
Üçüncü suale deriz ki: Hak namına, hakikat hesabına olan tesadüm-ü efkâr ise, maksatta ve esasta ittifakla beraber, vesâilde ihtilâf eder. Hakikatin her köşesini izhar edip hakka ve hakikate hizmet eder. Fakat tarafgirâne ve garazkârâne, firavunlaşmış nefs-i emmâre hesabına hodfuruşluk, şöhretperverâne bir tarzdaki tesadüm-ü efkârdan bârika-i hakikat değil, belki fitne ateşleri çıkıyor. Çünkü, maksatta ittifak lâzım gelirken, öylelerin efkârının küre-i arzda dahi nokta-i telâkîsi bulunmaz. Hak namına olmadığı için, nihayetsiz müfritâne gider, kabil-i iltiyam olmayan inşikaklara sebebiyet verir. Hal-i âlem buna şahittir.
Elhasıl: 1- Muhabbet Allah için, buğz Allah için, hüküm de Allah'a aittir.olan desâtir-i âliye düstur-u harekât olmazsa, nifak ve şikak meydan alır. olan desâtir-i âliye düstur-u harekât olmazsa, nifak ve şikak meydan alır. demezse, o düsturları nazara almazsa, adalet etmek isterken zulmeder.
Cây-ı ibret bir hadise:
Bir vakit, İmam-ı Ali Radıyallahü Anh bir kâfiri yere atmış. Kılıcını çekip keseceği zaman o kâfir ona tükürmüş. O, kâfiri bırakmış, kesmemiş. O kâfir ona demiş ki: "Neden beni kesmedin?"
Dedi: "Seni Allah için kesecektim. Fakat bana tükürdün; hiddete geldim. Nefsimin hissesi karıştığı için ihlâsım zedelendi. Onun için seni kesmedim."
Evet, O kâfir ona dedi: "Beni çabuk kesmen için seni hiddete getirmekti. Madem dininiz bu derece sâfi ve hâlistir; o din haktır" dedi.
Hem medar-ı dikkat bir vakıa:
Bir zaman bir hâkim bir hırsızın elini kestiği vakit eser-i hiddet gösterdiği için, ona dikkat eden âdil âmiri onu o vazifeden azletmiş. Çünkü şeriat namına, kanun-u İlâhî hesabına kesseydi, nefsi ona acıyacaktı. Ve kalbi hiddet etmeyip, fakat merhamet de etmeyecek bir tarzda kesecekti. Demek, nefsine o hükümden bir hisse çıkardığı için, adaletle iş görmemiştir.
Cây-ı teessüf bir hâlet-i içtimaiye ve kalb-i İslâmı ağlatacak müthiş bir maraz-ı hayat-ı içtimaî:
"Haricî düşmanların zuhur ve tehacümünde dahilî adâvetleri unutmak ve bırakmak" olan bir maslahat-ı içtimaiyeyi en bedevî kavimler dahi takdir edip yaptıkları hâlde, şu cemaat-i İslâmiyeye hizmet dâvâ edenlere ne olmuş ki, birbiri arkasında tehacüm vaziyetini alan hadsiz düşmanlar varken, cüz'î adâvetleri unutmayıp düşmanların hücumuna zemin hazır ediyorlar? Şu hâl bir sukuttur, bir vahşettir, hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeye bir hıyanettir.
Medar-i ibret bir hikâye:
Bedevî aşiretlerinden Hasenan aşiretinin birbirine düşman iki kabilesi varmış. Birbirinden, belki elli adamdan fazla öldürdükleri hâlde, Sipkan veya Hayderan aşireti gibi bir kabile karşılarına çıktığı vakit, o iki düşman taife, eski adâveti unutup, omuz omuza verip, o haricî aşireti def edinceye kadar dahilî adâveti hatırlarına getirmezlerdi.
İşte, ey mü'minler! Ehl-i İmân aşiretine karşı tecavüz vaziyetini almış ne kadar aşiret hükmünde düşmanlar olduğunu bilir misiniz? Birbiri içindeki daireler gibi yüz daireden fazla vardır. Herbirisine karşı tesanüd ederek, el ele verip müdafaa vaziyeti almaya mecburken, onların hücumunu teshil etmek, onların harîm-i İslâma girmeleri için kapıları açmak hükmünde olan garazkârâne tarafgirlik ve adâvetkârâne inat, hiçbir cihetle ehl-i imana yakışır mı? O düşman daireler, ehl-i dalâlet ve ilhaddan tut, tâ ehl-i küfrün âlemine, tâ dünyanın ehvâl ve mesâibine kadar, birbiri içinde size karşı zararlı bir vaziyet alan, birbiri arkasında size hiddet ve hırsla bakan, belki yetmiş nevi düşmanlar var. Bütün bunlara karşı kuvvetli silâhın ve siperin ve kalen, uhuvvet-i İslâmiyedir. Bu kale-i İslâmiyeyi küçük adâvetlerle ve bahanelerle sarsmak, ne kadar hilâf-ı vicdan ve ne kadar hilâf-ı maslahat-ı İslâmiye olduğunu bil, ayıl.
Ehâdis-i şerifede gelmiş ki: "Âhirzamanın Süfyan ve Deccal gibi nifak ve zındıka başına geçecek eşhâs-ı müdhişe-i muzırraları, İslâmın ve beşerin hırs ve şikakından istifade ederek, az bir kuvvetle nev-i beşeri hercümerc eder ve koca âlem-i İslâmı esaret altına alır." Ey ehl-i iman! Zillet içinde esaret altına girmemek isterseniz, aklınızı başınıza alınız. İhtilâfınızdan istifade eden zalimlere karşı
1- "Mü'minler ancak kardeştirler." (Hucurat Sûresi: 49:10.)1- kale-i kudsiyesi içine giriniz, tahassun ediniz. Yoksa, ne hayatınızı muhafaza ve ne de hukukunuzu müdafaa edebilirsiniz.
Malûmdur ki, iki kahraman birbiriyle boğuşurken, bir çocuk ikisini de dövebilir. Bir mizanda iki dağ birbirine karşı muvazenede bulunsa, bir küçük taş, muvazenelerini bozup onlarla oynayabilir; birini yukarı, birini aşağı indirir. İşte, ey ehl-i iman! İhtiraslarınızdan ve husumetkârâne tarafgirliklerinizden, kuvvetiniz hiçe iner; az bir kuvvetle ezilebilirsiniz. Hayat-ı içtimaiyenizle alâkanız varsa,
2- "Mü'minin mü'mine bağlılığı, parçaları birbirini tutan binâ gibidir." Buharî, Salât: 88; Edeb: 36; Mezâlim: 5; Müslim, Birr: 65; Tirmizî, Birr: 18; Nesâî, Zekât: 67; Müsned, 4:405, 409.2- düstur-u âliyeyi düstur-u hayat yapınız, sefalet-i dünyevîden ve şekavet-i uhreviyeden kurtulunuz.
Altıncı Vecih
Hayat-ı mâneviye ve sıhhat-i ubudiyet, adâvet ve inatla sarsılır. Çünkü, vasıta-i hâlâs ve vesile-i necat olan ihlâs zayi olur. Zira, tarafgir bir muannid, kendi a'mâl-i hayriyesinde hasmına tefevvuk ister. Hâlisen liveçhillâh amele pek de muvaffak olamaz. Hem hüküm ve muamelâtında tarafgirini tercih eder, adalet edemez. İşte, ef'âl ve a'mâl-i hayriyenin esasları olan ihlâs ve adalet, husumet ve adâvetle kaybolur. Şu Altıncı Vecih uzundur. Fakat kabiliyet-i makam kısa olduğundan, kısa kesiyoruz.
İkinci Mebhas
1- "Şüphesiz ki rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır." Zâriyat Sûresi: 51:58.
2- "Yeryüzünde yürüyen ve kendi rızkını yüklenemeyen nice canlının ve sizin rızkınızı Allah verir. O herşeyi hakkıyla işitir, herşeyi hakkıyla bilir." Ankebut Sûresi: 29:60.
Ey Ehl-i İman! Sabıkan, adâvet ne kadar zararlı olduğunu anladın. Hem anla ki, adâvet kadar hayat-ı İslâmiyeye en müthiş bir maraz-ı muzır dahi, hırstır.
Hırs, sebeb-i haybettir ve illet ve zillettir; ve mahrumiyet ve sefaleti getirir. Evet, her milletten ziyade hırsla dünyaya saldıran Yahudi milletinin zillet ve sefaleti, bu hükme bir şahid-i kâtı'dır.
Evet, hırs, zîhayat âleminde en geniş bir daireden tut, tâ en cüz'î bir ferde kadar sû-i tesirini gösterir. Tevekkülvâri taleb-i rızık ise, bilâkis medar-ı rahattır ve her yerde hüsn-ü tesirini gösterir. İşte, bir nevi zîhayat ve rızka muhtaç olan meyvedar ağaçlar ve nebatlar, tevekkülvâri, kanaatkârâne yerlerinde durup hırs göstermediklerinden, rızıkları onlara koşup geliyor. Hayvanlardan pek fazla evlât besliyorlar. Hayvânat ise, hırsla rızıkları peşinde koştukları için, pek çok zahmet ve noksaniyetle rızıklarını elde edebiliyorlar.
Hem hayvânat dairesi içinde zaaf ve acz lisan-ı hâliyle tevekkül eden yavruların meşru ve mükemmel ve lâtif rızıkları hazine-i rahmetten verilmesi; ve hırsla rızıklarına saldıran canavarların gayr-ı meşru ve pek çok zahmetle kazandıkları nâhoş rızıkları gösteriyor ki, hırs sebeb-i mahrumiyettir; tevekkül ve kanaat ise vesile-i rahmettir.
Hem daire-i insaniye içinde her milletten ziyade hırsla dünyaya yapışan ve aşk ile hayat-ı dünyeviyeye bağlanan Yahudi milleti, pek çok zahmetle kazandığı, kendine faydası az, yalnız hazinedarlık ettiği gayr-ı meşru bir servet-i ribâ ile bütün milletlerden yedikleri sille-i zillet ve sefalet, katl ve ihanet gösteriyor ki, hırs maden-i zillet ve hasârettir.
Hem harîs bir insan her vakit hasârete düştüğüne dair o kadar vakıalar var ki
Hırs, hasâret ve muvaffakiyetsizliğin sebebidir. darb-ı mesel hükmüne geçmiş, umumun nazarında bir hakikat-i âmme olarak kabul edilmiştir.
Madem öyledir. Eğer malı çok seversen, hırsla değil, belki kanaatle malı talep et, tâ çok gelsin.
Ehl-i kanaat ile ehl-i hırs, iki şahsa benzer ki, büyük bir zâtın divanhanesine giriyorlar. Birisi kalbinden der: "Beni yalnız kabul etsin; dışarıdaki soğuktan kurtulsam bana kâfidir. En aşağıdaki iskemleyi de bana verseler, lütuftur."
İkinci adam, güya bir hakkı varmış gibi ve herkes ona hürmet etmeye mecburmuş gibi, mağrurâne der ki: "Bana en yukarı iskemleyi vermeli." O hırsla girer, gözünü yukarı mevkilere diker, onlara gitmek ister. Fakat divanhane sahibi onu geri döndürüp aşağı oturtur. Ona teşekkür lâzımken, teşekküre bedel kalbinden kızıyor. Teşekkür değil, bilâkis hane sahibini tenkit ediyor. Hane sahibi de ondan istiskal ediyor.
Birinci adam mütevaziâne giriyor, en aşağıdaki iskemleye oturmak istiyor. Onun o kanaati, divanhane sahibinin hoşuna gidiyor. "Daha yukarı iskemleye buyurun" der. O da gittikçe teşekkürâtını ziyadeleştirir; memnuniyeti tezayüd eder.
İşte, dünya bir divanhane-i Rahmân'dır. Zemin yüzü bir sofra-i rahmettir. Derecât-ı erzak ve merâtib-i nimet dahi iskemleler hükmündedir.
Hem, en cüz'î işlerde de herkes hırsın sû-i tesirini hissedebilir.
Meselâ, iki dilenci birşey istedikleri vakit, hırsla ilhah eden dilenciden istiskal edip vermemek, diğer sakin dilenciye merhamet edip vermek, herkes kalbinde hisseder.
Hem meselâ, gecede uykun kaçmış; sen yatmak istesen, lâkayt kalsan, uykun gelebilir. Eğer hırsla uyku istesen, "Aman yatayım, aman yatayım" dersen, bütün bütün uykunu kaçırırsın.
Hem meselâ, mühim bir netice için birisini hırsla beklersin. "Aman gelmedi, aman gelmedi" deyip, en nihayet hırs senin sabrını tüketip, kalkar gidersin. Bir dakika sonra o adam gelir; fakat beklediğin o mühim netice bozulur.
Şu hâdisâtın sırrı şudur ki: Nasıl ki bir ekmeğin vücudu, tarla, harman, değirmen, fırına terettüp eder. Öyle de, tertib-i eşyada bir teennî-i hikmet vardır. Hırs sebebiyle, teennî ile hareket edilmediği için, o tertipli eşyadaki mânevî basamakları müraat etmez; ya atlar, düşer veyahut bir basamağı noksan bırakır, maksada çıkamaz.
İşte, ey derd-i maişetle sersem olmuş ve hırs-ı dünya ile sarhoş olmuş kardeşler! Hırs bu kadar muzır ve belâlı birşey olduğu hâlde, nasıl hırs yolunda her zilleti irtikâp ve haram helâl demeyip her malı kabul ve hayat-ı uhreviyeye lâzım çok şeyleri feda ediyorsunuz; hattâ erkân-ı İslâmiyenin mühim bir rüknü olan zekâtı, hırs yolunda terk ediyorsunuz? Halbuki, zekât, her şahıs için sebeb-i bereket ve dâfi-i beliyyattır. Zekâtı vermeyenin, herhâlde elinden zekât kadar bir mal çıkacak; ya lüzumsuz yerlere verecektir, ya bir musibet gelip alacaktır.
Hakikatli bir rüya-i hayaliyede, Harb-i Umumînin beşinci senesinde, bir acip rüyada benden soruldu:
"Müslümanlara gelen bu açlık, bu zayiat-ı maliye ve meşakkat-i bedeniye nedendir?"
Rüyada demiştim:
"Cenâb-ı Hak bir kısım maldan onda bir Haşiye1 veya bir kısım maldan kırkta bir, Haşiye2 kendi verdiği malından birisini bizden istedi; tâ bize fukaraların dualarını kazandırsın ve kin ve ha-setlerini men etsin. Biz, hırsımız için tamahkâr-lık edip vermedik. Cenâb-ı Hak, müterakim zekâ-tını, kırkta otuz, onda sekizini aldı.
"Hem senede yalnız bir ayda, yetmiş hikmetli bir açlık bizden istedi. Biz nefsimize acıdık; muvakkat ve lezzetli bir açlığı çekmedik. Cenâb-ı Hak, ceza olarak, yetmiş cihetle belâlı bir nevi orucu beş sene cebren bize tutturdu.
"Hem yirmi dört saatte birtek saati, hoş ve ulvî, nuranî ve faydalı bir nevi talimat-ı Rabbâniyeyi bizden istedi. Biz tembellik edip o namazı ve niyazı yerine getirmedik. O tek saati diğer saatlere katarak zayi ettik. Cenâb-ı Hak, onun kefareti olarak, beş sene talim ve talimat ve koşturmakla bize bir nevi namaz kıldırdı" demiştim.
Sonra ayıldım, düşündüm, anladım ki, o rüya-i hayaliyede pek mühim bir hakikat vardır. Yirmi Beşinci Sözde, medeniyetle hükm-ü Kur'ân'ı muvazene bahsinde ispat ve beyan edildiği üzere, beşerin hayat-ı içtimaîsinde bütün ahlâksızlığın ve bütün ihtilâlâtın menşei iki kelimedir:
Birisi: "Ben tok olduktan sonra başkası açlıktan ölse bana ne?"
İkincisi: "Sen çalış, ben yiyeyim."
Bu iki kelimeyi de idame eden, cereyan-ı ribâ ve terk-i zekâttır. Bu iki müthiş maraz-ı içtimaîyi tedavi edecek tek çare, zekâtın bir düstur-u umumî suretinde icrasıyla, vücub-u zekât ve hurmet-i ribâdır.
Haşiye 1: Yani, her sene taze verdiği buğday gibi mallardan onda bir.
Haşiye 2: Yani, eskiden verdiği kırktan ki, her senede galiben ve lâakal ribh-i ticarî ve nesl-i hayvanî cihetiyle, o kırktan taze olarak on adet verir.
Hem değil yalnız eşhasta ve hususî cemaatlerde, belki umum nev-i beşerin saadet-i hayatı için en mühim bir rükün, belki devam-ı hayat-ı insaniye için en mühim bir direk, zekâttır. Çünkü, beşerde, havas ve avam, iki tabaka var. Havastan avâma merhamet ve ihsan; ve avamdan havâssa karşı hürmet ve itaati temin edecek, zekâttır. Yoksa, yukarıdan avâmın başına zulüm ve tahakküm iner; avamdan zenginlere karşı kin ve isyan çıkar. İki tabaka-i beşer, daimî bir mücadele-i mâneviyede, bir keşmekeş-i ihtilâfta bulunur. Gele gele, tâ Rusya'da olduğu gibi, sa'y ve sermaye mücadelesi suretinde boğuşmaya başlar.
Ey ehl-i kerem ve vicdan! Ve ey ehl-i sehâvet ve ihsan! İhsanlar zekât namına olmazsa, üç zararı var. Bazen da faydasız gider. Çünkü, Allah namına vermediğin için, mânen minnet ediyorsun, biçare fakiri minnet esareti altında bırakıyorsun. Hem makbul olan duasından mahrum kalıyorsun. Hem hakikaten Cenâb-ı Hakkın malını ibâdına vermek için bir tevziat memuru olduğun hâlde, kendini sahib-i mal zannedip bir küfrân-ı nimet ediyorsun.
Eğer zekât namına versen, Cenâb-ı Hak namına verdiğin için bir sevap kazanıyorsun, bir şükrân-ı nimet gösteriyorsun. O muhtaç adam dahi sana tabasbus etmeye mecbur olmadığı için, izzet-i nefsi kırılmaz ve duası senin hakkında makbul olur.
Evet, zekât kadar, belki daha ziyade nafile ve ihsan, yahut sair suretlerde verip riyâ ve şöhret gibi, minnet ve tezlil gibi zararları kazanmak nerede? Zekât namına o iyilikleri yapıp, hem farzı edâ etmek, hem sevabı, hem ihlâsı, hem makbul bir duayı kazanmak nerede? - "Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin." Bakara Sûresi: 2:32.
2- Allahım! "Mü'minler sağlam bir binanın taşları gibidir; birbirlerine kuvvet verirler." Ve "Kanaat tükenmez bir hazinedir" (Süyûti, el-Fethü'l-Kebîr, 2:309) buyuran Efendimiz Muhammed'e ve bütün âl ve ashabına salât ve selâm et. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.
Hâtime
Gıybet hakkındadır- Onun adıyla. Hiçbir şey yoktur ki Onu hamd ile tesbih etmesin.
Yirmi Beşinci Sözün Birinci Şulesinin Birinci Şuaının Beşinci Noktasının, makam-ı zem ve zecrin misallerinden olan birtek âyetin, mucizâne altı tarzda gıybetten tenfir etmesi, Kur'ân'ın nazarında gıybet ne kadar şenî birşey olduğunu tamamıyla gösterdiğinden, başka beyana ihtiyaç bırakmamış. Evet, Kur'ân'ın beyanından sonra beyan olamaz; ihtiyaç da yoktur. İşte- Sizden biri, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? (Hucurât Sûresi: 49:12.)
âyetinde altı derece zemmi zemmeder, gıybetten altı mertebe şiddetle zecreder. Şu âyet bilfiil gıybet edenlere müteveccih olduğu vakit, mânâsı gelecek tarzda oluyor. Şöyle ki:
Malûmdur, âyetin başındaki hemze, sormak, "âyâ" mânâsındadır. O sormak mânâsı, su gibi, âyetin bütün kelimelerine girer. Her kelimede bir hükm-ü zımnî var.
İşte, birincisi, hemze ile der: Âyâ, sual ve cevap mahâlli olan aklınız yok mu ki, bu derece çirkin birşeyi anlamıyor?
İkincisi: 3- Hoşlanır mı?
3- lâfzıyla der: Âyâ, sevmek ve nefret etmek mahâlli olan kalbiniz bozulmuş mu ki, en menfur bir işi sever?
Üçüncüsü: 4- Sizden biri. 4- kelimesiyle der: Cemaatten hayatını alan hayat-ı içtimaiye ve medeniyetiniz ne olmuş ki, böyle hayatınızı zehirleyen bir ameli kabul eder? Dördüncüsü:1- Etini yemeyin.
1- kelâmıyla der: İnsaniyetiniz ne olmuş ki, böyle canavarcasına arkadaşınızı dişle parçalamayı yapıyorsunuz?
Beşincisi: 2- Kardeşinin.
-2- kelimesiyle der: Hiç rikkat-i cinsiyeniz, hiç sıla-i rahminiz yok mu ki, böyle çok cihetlerle kardeşiniz olan bir mazlumun şahs-ı mânevîsini insafsızca dişliyorsunuz? Ve hiç aklınız yok mu ki, kendi âzânızı kendi dişinizle divane gibi ısırıyorsunuz?
Altıncısı:3- Ölüyken.kelâmıyla der: Vicdanınız nerede? Fıtratınız bozulmuş mu ki, en muhterem bir hâlde bir kardeşinize karşı, etini yemek gibi en müstekreh bir işi yapıyorsunuz?
Demek, şu âyetin ifadesiyle ve kelimelerin ayrı ayrı delâletiyle, zem ve gıybet, aklen ve kalben ve insaniyeten ve vicdanen ve fıtraten ve milliyeten mezmumdur. İşte, bak, nasıl şu âyet îcazkârâne altı mertebe zemmi zemmetmekle, i'câzkârâne altı derece o cürümden zecreder.
Gıybet, ehl-i adâvet ve haset ve inadın en çok istimal ettikleri alçak bir silâhtır. İzzet-i nefis sahibi, bu pis silâha tenezzül edip istimal etmez. Nasıl meşhur bir zat demiş:
Yani, "Düşmanıma gıybetle ceza vermekten nefsimi yüksek tutuyorum ve tenezzül etmiyorum. Çünkü gıybet, zayıf ve zelil ve aşağıların silâhıdır."
Gıybet odur ki, gıybet edilen adam hazır olsaydı ve işitseydi, kerahet edip darılacaktı. Eğer doğru dese, zaten gıybettir. Eğer yalan dese, hem gıybet, hem iftiradır; iki katlı çirkin bir günahtır.
Gıybet, mahsus birkaç maddede caiz olabilir:
Birisi: Şekvâ suretinde bir vazifedar adama der, tâ yardım edip o münkeri, o kabahati ondan izale etsin ve hakkını ondan alsın.
Birisi de: Bir adam onunla teşrik-i mesai etmek ister, seninle meşveret eder. Sen de, sırf maslahat için, garazsız olarak, meşveretin hakkını edâ etmek için desen: "Onunla teşrik-i mesai etme. Çünkü zarar göreceksin."
Birisi de: Maksadı tahkir ve teşhir değil, belki maksadı tarif ve tanıttırmak için dese: "O topal ve serseri adam filân yere gitti."
Birisi de: O gıybet edilen adam fâsık-ı mütecahirdir. Yani fenalıktan sıkılmıyor, belki işlediği seyyiatla iftihar ediyor, zulmüyle telezzüz ediyor, sıkılmayarak âşikâre bir surette işliyor.
İşte bu mahsus maddelerde, garazsız ve sırf hak ve maslahat için gıybet caiz olabilir. Yoksa, gıybet, nasıl ateş odunu yer, bitirir; gıybet dahi a'mâl-i salihayı yer, bitirir.
Eğer gıybet etti veyahut isteyerek dinledi; o vakit - Allahım, bizi ve gıybetini ettiğimiz zâtı mağfiret et.
-1- demeli, sonra gıybet edilen adama ne vakit rast gelse, "Beni helâl et" demeli. 2- Baki olan yalnız Allah'tır.
Said Nursî
başka sözüm yok üstadın sözü üzerine
Abi ben İslamoğlunu iyi tanırım, o refah doneminde hapse girdikten sonra fikirlerini törpüleyerek yuvarlatmış biridir. Daha fazla konuşturma beni. İyiki izlememişim, zıvanadan çıkardım herhalde... İslamoğlunun Ustada söz söylemesi haddi değildir vesselam.
:)
Abi keşke izlesen de, nerelerde yanılıyor, nerelerde yanıltıyor, önümüze sersen. Sen baştan reddediyorsun diye söyledikleri kayboluyor değil ki... (uzun değil 39 dakika yanlış hatırlamıyorsam. Başında ve sonunda da uzun dualar var. Torlasan toplasan 20-25 dakika...)
Evet, gerçekten bu forumda, bu bahislerde özellikle itimad edebileceğim bir kaç şahıstan biri olarak senden bunu bekliyorum. Halim yüreğim yok diyorsan senin bileceğin iştir.
Sıra sende Usame... Yeterince kullandık seni şimdi sen gel bakalım:flowers:
başka sözüm yok üstadın sözü üzerine
Forumlara yazılar, okunsun diye yazılır laedri abim..
Alıntıladığın kısımdaki bugün cari olmayan kelime anlamlarını, her kelimenin peşine parantez içine yazıp versen.. Çünkü kelimenin anlamını bilmeden cümlenin anlaşılması imkansızdır.
Ya da oradan anladıklarınızı kendi cümlelerinizle yazsanız..
Sadece bir rica... :flowers:
EbuMahir
29.03.2007, 15:00
Usame kardesim Said Nursi Hazretlerinin bali ustune konmus sineklerin gazina geliyorsun dikkat et. O linkte Said Nursi Hazretleri elestirilmiyor. Evet belki bir kac sozu yanlis olabilir ama orda asil elestirilen ve karsi cikilan sahte nurculardir. Sahte nurcularda tabi ki her zaman ki gibi kendilerine yapilan elestiriyi Said Nursi Hazretlerine yapiliyormus gibi gostermeye calisiyorlar. Sen sen ol oyuna gelme. aslinda sen bu sinekleri bizden daha iyi tanirsin...
Selamlarimla...
Yazılarınızı okurken gülüyorum.Oynadığınız oyunların şükür farkındayım.Usameyi yağlayıp balladınız şimdi çöpe atmaya çalışıyorsunuz.Zira o diyecekki "üstad cevşen var diyorsa vardır.Celcelütiye var diyorsa vardır" Sonra hüzumlarınızla ve küstahça üstadı eleştirmenizle üstün gelmeye çalışacaksınız.Yazıklar olsun size ve sizin oyunlarınıza kananlara....
Yazılarınızı okurken gülüyorum.Oynadığınız oyunların şükür farkındayım.Usameyi yağlayıp balladınız şimdi çöpe atmaya çalışıyorsunuz.Zira o diyecekki "üstad cevşen var diyorsa vardır.Celcelütiye var diyorsa vardır" Sonra hüzumlarınızla ve küstahça üstadı eleştirmenizle üstün gelmeye çalışacaksınız.Yazıklar olsun size ve sizin oyunlarınıza kananlara....
:D
......[/COLOR][/SIZE]
EbuMahir
29.03.2007, 15:14
^^ oflaz sen daha cok ugrasirsin bizi Said Nursi Hazretlerine uzak gostermeye ama bosuna ugrasiyorsun cunku Said Nursi hazretleri bizden degil sizden cok uzak. Eger Said Nursi Hazretleri cevsen var diyorsa vardir. Biz bunu kabul ediyoruz. Sen uyumaya devam et. Provakasyonlarin bir ise yaramaz. Burda bir cok uye sahittir ki nurcularin sitesi diye bilinen (aslinda alakasi yok) bir siteden biz sirf cevseni savundugumuz icin atildik ve sozde nurcular hala o sitenin vazgecilmez uyeleri olarak durduklari yerde duruyorlar. Hatta sitenin admini bile sozde nurcu. Yani biz Said Nursi hazretleri sizlerden daha cok seviyoruz ve yolunda gidiyoruz..,.
*“İstanbul'da malûm itiraz hadisesi ima ediyor ki, ileride, meşrebini çok beğenen bazı zatlar ve hodgâm bazı sofi-meşrepler ve nefs-i emmaresini tam öldürmeyen ve hubb-u cah vartasından kurtulmayan bazı ehl-i irşad ve ehl-i hak, Risale-i Nur'a ve şakirtlerine karşı kendi meşreplerini ve mesleklerinin revacını ve etbâlarının hüsn-ü teveccühlerini muhafaza niyetiyle itiraz edecekler; belki dehşetli mukabele etmek ihtimali var. Böyle hadiselerin vukuunda, bizlere, itidâl-i dem ve sarsılmamak ve adavete girmemek ve o muarız taifenin de rüesalarını çürütmemek gerektir.”Tarikatçı kardeşler dediğim gibi ben sizleri iyi biliyorum.Ve hirahosun çözeceği şifreyi hiçte merak etmiyorum.Yazıklar olsun sizin gibilere......
:clap2: :clap2: :clap2: :clap2:
Sofuoglu
29.03.2007, 15:30
:D
Oflaz, daha önce böyle davrandığımızı gösteren bir tek örnek getir, iddianı ispatla; "Forumlarda bilgi alış verişi değil oyun oynadığımı", "küstah bir kimse olduğumu" herkesin huzurunda kabul edeceğim; "Yazıklar olsun" duana can u gönülden amin diyeceğim.
Buyur kardeşim:
(Söylemek kolay. İddianı ispatlamaz isen, seni de müfteri kabul edeceğim.)
hirahos abi takma kafana,kimin ne oldugunu herkes biliyor,
biz o kardes icin dua bile ettik ama karsiligini(elbetdeki bir karsilik beklemiyorduk yanlis anlasilmasin)bu sekilde nankorluk ederek verdi,
dogru yaziklar olsun bizeki......neyse
selametle
hirahos abi takma kafana,kimin ne oldugunu herkes biliyor,
biz o kardes icin dua bile ettik ama karsiligini(elbetdeki bir karsilik beklemiyorduk yanlis anlasilmasin)bu sekilde nankorluk ederek verdi,
dogru yaziklar olsun bizeki......neyse
selametle Bak kardeşim kimsin bilmiyorum.Molla yada başka birisi.İnan şu foruma girmek kadar canımı sıkan daha başka bişey yok."kimin ne olduğunu herkes biliyor" lafın çok zoruma gitti.Bu bizim ortamlarda insanın en çok zoruna giden sözdür.Bak ben kim olduğumu anlatayımda öğrensinler.Risale-i Nur okurum.Kesinlikle cemaatimin mümessili olabilmiş birisi değilim.Zaten olsaydım bu forumlara giripte sizlere laf yetiştirmeye çalışmazdım.Hatta söz verdim bir iki hafta girmedim ama Hirahosun gerek bu forumda gerekse diğer forumlarda yazdıklarını takip etmekten kendimi alıkoyamadığım için dayanamadım.Apaçık bir oyun sergiliyorsunuz."Risale-i Nurlar tahrif edilmiştir" dediniz."Risalelerdeki İsevilik ile alakalı hadisler uydurulmuştur" dediniz.Ben bunları sordum tam beş defa Halidiyeden atıldım.Niye atıldım.Ukalalık yaptığım için mi?Küfrettiğim için mi?Sadece soru sordum.Celcelütiye ve cevşen i araştırdınız.Ama araştırırken önyargılı araştırdınız.Üstadı şialıkla itham eder gibi araştırdınız.
Ben size halidiyede Risalelerde geçen tarikat konulu yerlerin küçük bir kısmını gösterdim.Bunlar uydurma dediniz.Ama bu dediğiniz yerler 1 kitap eder kim yapmıştır bunu söyleyin dedim beni forumdan attınız.
Ali ulvi Kurucu,Esad Coşan yalancımıydı?Zulme rız gösterirlermiydi deim beni forumdan attınız.Hirahosa mektubat-ı rabbanideki sayfa numaralarını verdim .Aslını buraya aktarın müzakere edelim dedim.Forumdan attınız.Hüsrev abi,sunugur abi,ali ulvi kurucu,abdullah yeğin abi vs.vs.vs. hepsini yalancı yerine koyuyorsun,bu yalanlar insanı cehenneme götürür dedim cevap veremediniz.Şimdide Usameyi alkışlıyor kendinize destek buluyorsunuz.Vallahi girmeyecektim foruma ama yapamıyorum ben hayatımda sizin gibilerine rastlamadım.Yazıklar olsun.....Sen o şifreyi çözmeden Allah senin oyununu bozar inşaallah.Nasılki İstanbul Hadisesinde Şeyhinizin oyununu bozdu bunuda bozar inşaallah.
Oflaz, afiyet ve sıhhat içinde olasın inşallah abim. :flowers:
EbuMahir
29.03.2007, 15:54
oflaz kendi sahsini tartistirtmayi ne kadar cok seviyorsun sen oyle. Arkadaslar irakin allah askinda ya bunun isi gucu kendini tartistirtmak...
Oflaz, afiyet ve sıhhat içinde olasın inşallah abim. :flowers:
Ben devam ederdim akşama kadarda sabaha kadarda yazar cevabını verirdim ama yapmayacağım bu kez kendimi tutacağım....
Sofuoglu
29.03.2007, 16:01
Bak kardeşim kimsin bilmiyorum.Molla yada başka birisi.İnan şu foruma girmek kadar canımı sıkan daha başka bişey yok."kimin ne olduğunu herkes biliyor" lafın çok zoruma gitti.Bu bizim ortamlarda insanın en çok zoruna giden sözdür.Bak ben kim olduğumu anlatayımda öğrensinler.Risale-i Nur okurum.Kesinlikle cemaatimin mümessili olabilmiş birisi değilim.Zaten olsaydım bu forumlara giripte sizlere laf yetiştirmeye çalışmazdım.Hatta söz verdim bir iki hafta girmedim ama Hirahosun gerek bu forumda gerekse diğer forumlarda yazdıklarını takip etmekten kendimi alıkoyamadığım için dayanamadım.Apaçık bir oyun sergiliyorsunuz."Risale-i Nurlar tahrif edilmiştir" dediniz."Risalelerdeki İsevilik ile alakalı hadisler uydurulmuştur" dediniz.Ben bunları sordum tam beş defa Halidiyeden atıldım.Niye atıldım.Ukalalık yaptığım için mi?Küfrettiğim için mi?Sadece soru sordum.Celcelütiye ve cevşen i araştırdınız.Ama araştırırken önyargılı araştırdınız.Üstadı şialıkla itham eder gibi araştırdınız.
merak etme halidiyeden benide attilar:)
seni atanlar ben degilim yani,ordanda tanimam seni,burdan takip ettigim kadari ile yaptigim tesbitler sonucunda fikrimi yazdim,
tasavvuf ve tarikatlara kullandigin sozler ve en son hirahos abiye kullandigin cumleler hos degildi,ha kizginligina gelir nefsini ve ofkeni yenemezsin kullanirsin bunu cok gormeyiz,zaman zaman bizde dusuyoruz bu hatalara,ama cikipda hala bunlarin oyunudur ,bunlar soyledir boyledir diyerek birkac kisi veya site uzerinden tum tasavvuf erbabini ayni kefeye koyarsaniz o vakit orda durun deriz,nasilki nurculugu kullannalar varsa tasavvufu ve tarikatlari kullananlarda olacakdir,dunyanin duzeni boyle kiyamete kadarda seytan ve taraftarlari oldugu surece bu boyle devam edecek,
dogrusunu suphesiz Allah(c.c) biliyor,bizleride kendi taatina cevirsin insaAllah
surci lisan oldu ise affola
selam ve dua ile
merak etme halidiyeden benide attilar:)
seni atanlar ben degilim yani,ordanda tanimam seni,burdan takip ettigim kadari ile yaptigim tesbitler sonucunda fikrimi yazdim,
tasavvuf ve tarikatlara kullandigin sozler ve en son hirahos abiye kullandigin cumleler hos degildi,ha kizginligina gelir nefsini ve ofkeni yenemezsin kullanirsin bunu cok gormeyiz,zaman zaman bizde dusuyoruz bu hatalara,ama cikipda hala bunlarin oyunudur ,bunlar soyledir boyledir diyerek birkac kisi veya site uzerinden tum tasavvuf erbabini ayni kefeye koyarsaniz o vakit orda durun deriz,nasilki nurculugu kullannalar varsa tasavvufu ve tarikatlari kullananlarda olacakdir,dunyanin duzeni boyle kiyamete kadarda seytan ve taraftarlari oldugu surece bu boyle devam edecek,
dogrusunu suphesiz Allah(c.c) biliyor,bizleride kendi taatina cevirsin insaAllah
surci lisan oldu ise affola
selam ve dua ile Hadis uydurmanın sonu nedir?Cehennemmidir?Cevap ver......Evet bir insanı cehenneme yollamak bu kadar kolay olmamalıydı.Allah herşeyi biliyor ya.....
Sofuoglu
29.03.2007, 16:15
Hadis uydurmanın sonu nedir?Cehennemmidir?Cevap ver......Evet bir insanı cehenneme yollamak bu kadar kolay olmamalıydı.Allah herşeyi biliyor ya.....
ne alaka simdi,yada ben fransiz kaldim galiba:)
Abi kimse beni alkışlamasın, istemiyorum, şu sitede de yazdığım her forumda da, Allah şahittir, sırf rislale-i nur mesleğine bid'atler girmesin, herkes kafasından konuşmasın, mevzu mesela fıkıh ise kitabi olarak, Ustadın meşrebi ise risalei nurdan delille konuşsunlar diye çaba sarfediyorum ki, mesleğin özü ortaya çıksın, hepimiz birşeyler öğrenebilelim.
Mü'minler kardeştirler, madem kardeşiz, birbirimizi elbette uyaracağız, inanıyorum ki bu sitede yazan herkes işi pirlerinin Ustadlarının kavgasına dokmeseler işimiz daha rahat olacak.
Şahsım olarak şu ana kadar herhangibir evliyaullah hakkında ters bir soz soylemedim, bana düşmez. Bir çoğu postnişindir. bilsemki bir söz soylemiş, edille-i şeriyyeye muhalif, illaki karşı dururum. Ve keza nurcu kardeşlerim; abilerinden öğrendiklerinden farklı bişey soylesek hemen bizi tardediyorlar, halbuki Ustad onlara diyor, mihenge vurun diye.
Abi olmak, şeyh olmak ayrıdır, alim olmak ayrıdır. Deccaliyetin bu zamandaki en buyuk tezahurlerinden biride, sahte alimlerin, şeyhlerin ortaya çıkmasıdır. Bir çoğuda keramet bile gosterirler ama tebasının itikadını bozarlar, Allah boylelerini rezil eder alemde er yada geç. İşte boylelerinin şerrinden Allah bizleri muhafaza etsin.
Bırakın kavga etmeyi, birlik olma zamanıdır. Birlik ise azami müştereğimiz olan Kur'an ve sunnet etrafında olur, bid'atlerin, şahısların, abilerin, şeyhlerin vs. nin değil.
Kimse bizden bid'atlere taraftar olmamızı, şahsiyetçilik yapmamızı beklemsin. Allah kimsenin oyununa getirmesin. Ferasetimizi arttırsın inşallah.
Selametle...
Ben size halidiyede Risalelerde geçen tarikat konulu yerlerin küçük bir kısmını gösterdim.Bunlar uydurma dediniz.Ama bu dediğiniz yerler 1 kitap eder kim yapmıştır bunu söyleyin dedim beni forumdan attınız.
Oflaz kardeş,
Öncelikle sakin ve sabırlı ol.
Zira ben "Hirahos" un bir ay kadar önce Bediüzzaman'a aittir dediği iki hata ile ilgili olarak aslında hatasız olduğunu dile getirmeye niyet etmiş fakat niyetimi satıra dökmeye başlayamadan konu kilit ustalarının adaletine (!) toslamış ve "incelenmek üzere zat-ı alleri tarafından kilitlenüp" bir daha incelenmeye fırsat bulunamayıp gümbürtüye gitmişti. Ki kitleyenler de güya savunan kesimden idü.
Bediüzzaman'a yapılan eleştirilere ancak VAKIF olanların cevap vermeleri uygun olsa gerek.
Anlaşılan sen VAKIF değilsin. Zira olsan böyle habire zırlamazsın.
Yani seni şöyle bir köşeye çekip eşek sudan gelene kadar döveyim diyecem ama neyse.
Şaka bir yana, Bediüzzaman'ı şahsen eleştirmeyi fazla düşünmeyin derim.
Zira fasit bir döngüye girersiniz. Ama bu aleyhinize fasit bir döngü olur.
Ama derseniz tartışalım.
Kilit ustaları olduğu sürece la mümkün derim.
Şunlar zikredildi ama yarım kaldı:
1. İmam-ı Rabbani Hazretlerine ait olduğu belirtilen fakat şu an Mektubat-ı Rabbani'de olmayan sözler.
2. Ehl-i Şia'ya yakınlık.
3. Ebced.
4. Sahihliği kesin olmayan Hadis-i Şerifler...
Aslında daha da var ama bunlar zikredilince diğerleri de zaten gündeme geliyor.
Gerçekten bunların ve benzeri soruların cevaplarını bulmak isterseniz VAKIF kişilerle muhatap olun derim.
Cevabı alırsınız mutlaka.
Ama tatmin olmak istidadınıza bakar biraz.
VAKIF kişileri de NET'te bulmak zor olsa gerek.
VAKIF derken kendini herşeyi ile risale-i nurlara vakfetmiş ve kendini kabul ettirmiş kişileri kasdediyorum. Zaten bu kelime de o anlamda kullanılır o meclislerde.
Allah razı olsun..........
Bir hadis-i Şerif ve meâli-âlisi :
مَنْ كَذَبَ عَلَيَّ مُتَعَمِّدًا فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ
“Kim söylemediğim bir sözü bana atfederse, cehennemdeki yerine hazırlansın” (Ebu Hureyre)
Suyûtî (Ö. 911/1505) “el-Ezhâr”da ilk olarak bu hadisi şu yollardan getirmiştir:
Baduh kardeş, guzel soylemiş. Bence vakıf yerine konuya vaakıf olanlarla muzakere daha guzel olur. Dediğin gibi Onlarda nette yok...
Baduh kardeş, guzel soylemiş. Bence vakıf yerine konuya vaakıf olanlarla muzakere daha guzel olur. Dediğin gibi Onlarda nette yok...Ben bunu teklif ettim hİrahosa .Buralarda bu kişiler bulunmaz dedim.Ama kabul etmedi hala buralarda cevap arıyor.....
Sofuoglu
29.03.2007, 16:41
Baduh kardeş, guzel soylemiş. Bence vakıf yerine konuya vaakıf olanlarla muzakere daha guzel olur. Dediğin gibi Onlarda nette yok...
o kadarda hafife almayin yaw,netde niye olmasin,ne deryalar tanidik bu netde,
bu konu 9 sayfaya gelmis ,anlasiliyorki o vakit sizler bizler bos yazmisiz,:)
ama sonucunu tatliya baglayalim,oflaz kardesede soyle bir cay verelim o ice dursun:)
baduh hocam sende kendine haksizlik etme da:) ;)
EbuMahir
29.03.2007, 16:44
Aslinda nettede varda digerleri birakmiyorlar ki vaakif olanlar yazsinlar...
Benim dusuncelerim sadece beni baglar. Kendi dusuncelerimdir. Ben nette gercekten cok azda olsa cok guzel ilim sahibi nur talebeleri gordum. Yazdiklari ile Said Nursi Hazretlerini gercek anlamda tanitan ve yanlis anlamalara musade etmeyen kisilerdi bunlar. Boyle nur talebelerini daha fazla gormeyi gercekten cok isterdim...
İmam-ı Rabbani Hazretlerine ait olduğu belirtilen fakat şu an Mektubat-ı Rabbani'de olmayan sözler. Levent Bağ söz verdi bunların cevabı gelecek ama sabredemediler.Meydanı boş buldular..
Bakın bu söz O'na ait.
Selamet i kalb isteyen forumu bırakmalı.. Yalnız İmam ı Rabbani Mektubatıyla ilgili bir sözümüz vardı. Zamanı gelince -takriben sene sonlarında- onu neşredeceğiz inşaallah.. Onun dışında ilgilenmiyorum. Bazı emarelerle kat'i kanaatim geldi ki, forum ortamları esaslı bir hizmete medar olamıyor.. Onun için ben de vazifeye hizmete daha münasip tarzlarda mesaimi sarf etmeye karar verdim
Aslında teşekkür etme, Allah razı olsun deme imkanımız elimizden alınmasaydı, güzel olurdu.. Amma ne yapalım, bu da kaderin bir cilvesi, böyle olmalıymış demek.. Usame abi, bundan sonra sana içimden teşekkür edeceğim, Allah razı olsun diyeceğim.. Bir kaç gardaşım daha var, onlara da öyle...
Baduh abimin de söyleyeceklerini bekliyorum.. Madem kilitli konu açılmıyor, siz söyleyeceklerinizi yeni bir başlıkta yazınız.. Biz de iştirak edelim Baduh abim..
Nette ehil Nurcu yoktur sözünü de asla kabul etmiyorum.. Ehil olanlarını, az da olsa biz de tanıdık elhamdulillah..
Oflaz gardaşıma benden de bir kahve..
Sofuoglu
29.03.2007, 17:00
Levent Bağ söz verdi bunların cevabı gelecek ama sabredemediler.Meydanı boş buldular..
Bakın bu söz O'na ait.
Selamet i kalb isteyen forumu bırakmalı.. Yalnız İmam ı Rabbani Mektubatıyla ilgili bir sözümüz vardı. Zamanı gelince -takriben sene sonlarında- onu neşredeceğiz inşaallah.. Onun dışında ilgilenmiyorum. Bazı emarelerle kat'i kanaatim geldi ki, forum ortamları esaslı bir hizmete medar olamıyor.. Onun için ben de vazifeye hizmete daha münasip tarzlarda mesaimi sarf etmeye karar verdim
kardes sen ya bir buyugune(hocandi,ustadindi,seyhindi vs) yada bir hekime gozuk,gercekden cayda yaramadi sana,senin durumun ciddi,(yanlis anlama aman ha sadece kardesane bir tavsiye)
selametle
EbuMahir
29.03.2007, 17:02
Levent Bağ söz verdi bunların cevabı gelecek ama sabredemediler.Meydanı boş buldular..
Bakın bu söz O'na ait.
Selamet i kalb isteyen forumu bırakmalı.. Yalnız İmam ı Rabbani Mektubatıyla ilgili bir sözümüz vardı. Zamanı gelince -takriben sene sonlarında- onu neşredeceğiz inşaallah.. Onun dışında ilgilenmiyorum. Bazı emarelerle kat'i kanaatim geldi ki, forum orta