PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ninenin Kemikleri Değil Kalbi Kirilmişti…


aHuZaR
03.04.2007, 11:46
http://img292.imageshack.us/img292/9940/yaslinineqa8dw7.jpg (http://imageshack.us)

NİNENİN KEMİKLERİ DEĞİL KALBİ KIRILMIŞTI… İnsanın çocukluktan sonra en hassas dönemi şüphesiz yaşlılık evresidir. Özellikle bu hassas dönemlerinde, yaşlılarımızı bir rahmet ve bereket vesilesi sayarak onları baş tacı etmelidir. Din, örf ve ananelerimiz bize böyle bir yaklaşımı öngörüyor zira.

Batılı yaşam tarzına ayak uydurmaya çalışan toplumumuzu bekleyen tehlikelerden birisi de insana, özellikle de yaşlılara önem verilmemesi, hor bakılmasıdır. Ne tuhaf, ne büyük çelişki değil mi? Çünkü her insan bir gün ihtiyarlayacaktır. Ve kendi ana-babasına kötü muameleyi reva görenler, aslında kendi iplerini de çekmiş olmuyorlar mı?!..

Aşağıda, yaşlı bir ninenin başından geçen; benzerlerini maalesef artık toplumumuzda da üzülerek gördüğümüz ve “sıradışı” kalmalarını arzuladığımız, ibretli olaylardan birini bulacaksınız.

Bir doktor anlatıyor; tıp tahsiline başladığım günden bu yana, insan bedenindeki maddî değişiklikleri incelemiştim. Uzuvlarda eskiyen, yahut ölen dokular yerine nasıl yeni dokular inşa edildiğini açıklayan temel prensipleri öğrenmiştim.

Bu esnada dokuların bir çoğunu mikroskop altında inceledim. Netice olarak gördüm ki, herhangi bir yaralanma ve ameliyat halinde vücudun çabucak iyileşmesi ve yarayı sarması için yarayı kendi haline bırakma yeterliydi.

Tıbbın, maddî temizlik şartlarını sağlamaktan başka yapabileceği fazla bir şey yoktu. Fakat bu hârikulâde süratle meydana gelen gelişme ve iyileşme, ancak
hastadaki mânevî güce, yani irâde ve ümide bağlıydı. Bu hususta başımdan geçen çok ilginç bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Cerrah olarak çalışırken, günün birinde, yetmişini aşkın bir nine geldi. Nine: "Bel kemiklerim çok ağrıyor, kırılmış olabilir mi, yavrum?" dedi.
Bir süre nineyi kontrol altına aldım. Filmlerini çektim.

Var olan rahatsızlığı alabildiğine süratli bir şekilde iyileşiyordu. Koşa koşa yanına vardım ve ona müjdeyi verdim: "Tıp tarihinde eşi görülmemiş bir süratle iyileşiyorsun, nineciğim!"


Bunun üzerine yaşlı kadın çok heyecanlandı. Yatalak haldeki bu kadın, zamanla tekerlekli sandalyeye binerek hareket etmeye başladı. Daha sonraları
da koltuk değneğiyle yürüyerek bizleri daha çok şaşırttı.

Mesâi arkadaşlarımla birlikte bu hârika iyileşme karşısında, hastanın taburcu edilebileceğine karar verdik.

Maddî tedâvî ve tedbirlerden çok, hastanedeki rahatlık ve emniyet onu hayata bağlıyor ve yaşama sevinci veriyordu. Ümitle dopdolu oluşu, hastalığın iyileşmesine ve çok kısa zamanda şifa bulmasına sebep olmuştu.

Süratle hastalık ortadan kalkmış ve kırılan kemikler birbirine kaynamıştı. Uzun zamandır hastanede bulunmasına rağmen hiçbir akrabası gelmemişti.
Biz, telefon ederek kızını hastaneye davet ettik. Hem kendisine annesinin iyileştiğini müjdeleyecek ve hem de artık taburcu olabileceğini haber
verecektik.

Ertesi gün, Pazardı. Kızı, annesini ziyarete gelmişti. Ona, sevinç ve gururla:
- Artık annenizi taburcu edebiliriz. Koltuk değneğiyle rahat bir şekilde yürüyor!.. dedim.

Kız durgunlaştı ve annesine yaklaşarak ve şöyle dedi:
- Kocamla aldığımız karar neticesinde, seni huzur evine yatıracağız, çünkü evde sana bakabilecek imkanımız yok!..

Yaşlı kadın neye uğradığını şaşırdı. Acı acı gülümsedi ve hiçbir şey söylemedi. Ziyaret saati bitince kızı da evine döndü.

Ziyaretçilerin dağılmasından henüz birkaç saat geçmişti ki, hemşireler, acele gelmemi söylediler. Telaşla ihtiyar kadıncağızın odasına girdiğimde,
onu çok büyük bir kriz geçirirken gördüm. Yanı başına vardığımda hayretler içinde kaldım. Dehşete düşmüştüm!

O güleç ve taburcu olmak üzere olan kadın, son anlarını yaşıyordu. Anladım ki, hasta belindeki kemiklerin kırılmasından değil de, kırılan
kalbinin tesirinden yıkılmıştı!...

Bütün tıbbî müdahalelerde bulunmamıza rağmen, elimizden bir şey gelmedi. Aldığı vitaminler, takviye edici ilaçlar, onun kırılan kalbini bir türlü tedavi edememişti…

Ne yazık ki, şimdi kırılmış olan kalbi, onun kaynamış olan kemiklerine rağmen yaşamasına müsaade etmiyordu. Ve kadıncağız birkaç saat sonra ruhunu
teslim etti…

Bu hazîn son, Batılı annenin kaderiydi! Belki de evlatlarını Batı terbiyesiyle eğiten tüm annelerin.
Kim bilir!..