PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Hakiki Tesettur -i şer'i Nedir? Ustad Ne Demistir?


usame49
04.04.2007, 13:17
Ustad Hz leri hakiki tesettür-i şer'inin çarşaf olduğunu belirtmiş, bu yuzden kılık kıyafet inkilabına karşı çıkmaktan dolayı ceza almıştır.Zaten onca yıl yattığı hapislerde sadece iki suçtan(!) ceza verebilmişler, biri bu tesettür risalesi, diğeri ise 6 oktan milliyetçiliği kabul etmemesi.
Dikkat buyrulsun, Ustad bu risaleyi kılık kıyafet inkilabı ile bu topraklara sokulan başörtüsü ve manto bid'atine karşı yazmıştır. Zira o inkilab ile birlikte aşık saçıklık direkt olarka gelmemiş, önce çarşaf kaldırılmış, açık saçıklık tedricen halkın içine sokulmuştur.
Şimdi bu yazıda, Tahşiye yayınlarının neşrettiği "Tesettür Risalesi ve Şerhi" adlı kitabın mukaddimesini yayınlıyorum, bu işin detayını öğrenmek isteyen bu kitaba muracaat ederse iyi olur zira edillei şeriyyeye sadık kalınarak bir izah yapılmış, tesettür konusunda detaylı bir derleme var.

usame49
04.04.2007, 13:18
TESETTÜR RİSALESİ ve ŞERHİ
MUKADDİME

Yirmi üç senelik bir uygulama müddeti içinde tedricen indi*rilen Kur'an-ı Azimüşşan; muhatab olarak kabul ettiği toplu*mun öteden beri alışageldiği ve sürdürdüğü adet, gelenek ve değerlerinin olduğunu, bütün bunların da bir anda terk edil*mesinin mümkün olamayacağı gerçeğini göz önüne alarak, teş*ri'de (hüküm koyma hususunda) buna muvafık bir usul tercih etmiştir. İlahi hükümlerde ehemmiyet sırasını gözönünde bu*lundurarak insanların ihtiyaçlarını gözetmiş ve kolaydan zora doğru bir yol ta'kib etmiştir. İşte bu hikmetlere binaen, tedricen farz kılınan emirlerden biri de “Tesettür-i şer’i ”emridir.
Müfessirlerin beyanına göre, hususan Muhammed Ali Sabuni'nin tesbitine göre; “tesettür” emri, Müslümanlar tarafından daha kolay kabul edilmesi ve toplumda daha rahat uygulanma*sı için bir kaç merhalede nazil olmuştur. En son ve en mükem*mel şeklini ise" cilbab" da, yani "çarşaf” ta bulmuştur. Şimdi bu merhaleleri kısaca öğrenmeye çalışalım:

Birinci Merhale: Cenab-ı Hak (cc), kadınların tesettürü hak*kında ilk merhalede Ahzab Suresinin gelecek 33. ayet-i kerime*sini inzal buyurmuştur;

Ey Nebi (sav)'in hanımları ve Müslüman hanımları! Hanelerinizde karar kılın (oturun) ve kendinizi süsleyerek sokak*ta erkekler içine karışıp cahiliyye-i ûlâda olduğu gibi açılıp sa*çılmayın." (Ahzab, 33)
Ayet-i kerimede geçen "cahiliyye-i ûlâ" ta'biri, bir görüşe göre; İbrahim (as)'ın veladetleri devri olmakla; o zaman kadın*lar elbiselerini çeşitli zînetlerle donatarak başları, yüzleri, bo*yun ve bacakları açık olarak erkekler arasında gezerlerdi. Ahzab Süresi 33. ayet-i kelime ile kadınların böylece dışarı çıkmaları yasaklanmış ve yuvalarında oturmaları emredilmiştir.
"Cahiliyye-i uhra" ise; Hz. Isa (as) ile Hz. Muhammed (asm) arasındaki devredir. Bu devirde ise, kadınların baş, bacak ve kol*ları örtülü olup üzerlerinde başörtüleri ve elbiseleri vardı. Sade*ce yüzleri, boyunları ve göğüsleri açıktı ve zînetleri görünüyordu.
İkinci Merhale: Kur'an-ı Mu'cizü'I-Beyan, ikinci merhalede Nur Süresinin 31. ayetiyle kadınların yüz, boyun ve göğüsleri*nin de zînet olduğunu ve bunların setredilmesi gerektiğini em*retti. Şöyle ki:

"Ve (kadınlar) zinetlerini izhar etmesinler. Onlardan zahir olanı müstesna. Ve başörtülerini yakalan üzerine sarkıtsınlar ve zinetlerini açmasınlar." (Nûr, 31)
Demek bu ayet-i kerime, 'kadınların ihtiyaç durumunda dı*şarı çıktıklarında, "yüz, boyun ve göğüslerini' de örtmeleri gerektiğini emretmektedir. Bu konu ile ilgili tafsilatlı bilgi ileride gelecektir.
Üçüncü Merhale: Bu merhalede Ahzab Süre-i Celilesinin gelecek 59. ayet-i kelimesi nazil olmuştur:

"Ya Muhammed! Zevcelerine ve kızlarına ve mü'minlerin zevcelerine söyle ki; sokağa çıktıklarında çarşaflarını üzerleri*ne örtsünler!” (Ahzab, 59)
Nazil olan bu cilbab ayeti ile de kadınların namahrem er*keklere karşı çarşafla baştan ayağa kadar kapanmaları farz kı*lınmış ve zinetten sayılan başörtülerini ve elbiselerini de ört*meleri emredilmiştir. Böylece bu ayet-i kelime ile, kadınların baş örtülerini ve elbiselerini yabancı erkeklere göstermeleri ya*saklanmıştır.

Dördüncü Merhalede: Ahzab Süresinin 53. ayet-i kelimesi nazil olmuştur. Şöyle ki:

"Peygamber (sav) 'in zevcelerinden bir şey istediğinizde, onu perde arkasından isteyin, Bu, sizin kalpleriniz için de, onların kalpleri için de daha temizdir."
Şafii Mezhebine göre, yukarıda zikredilen ve "hicab ayeti'" denilen Ahzab Süresinin bu 53. ayet-i kelimesi Peygamberimizin zevcelerine hastır. Bu sebeple ezvac-ı tahirat dışındaki mü'mi*ne kadınların, evin içinde çarşaflı bir surette erkeklerin huzuru*na çıkması caizdir.
Bir kısım Fukaha-yi İslam ise şöyle buyurmuştur: Bu Ayet-i kerime, ezvac-ı tahirata (Peygamberimizin zevcelerine) has de*ğildir. Belki ezvac-ı tahirat dâhil, umum mü'mine kadınların ev içindeki hicablarını beyan etmektedir. Bu görüşe göre, kadınlar, evin içinde namahrem erkeklerle ancak bir perde veya duvar veyahut kapı arkasından konuşabilirler. Böyle bir hicab olma*dan evin içinde erkeklerle karşılıklı konuşamazlar. Âlem-i İslam’ın tatbikatı bu halde devam edegelmiş, haremlik ve selamlık muhafaza edilmiştir. Mü'mine kadınlar dışarı çıkınca da her iki mezhebe göre, Ahzab suresinin 59. Ayet-i kerimesinin delale*tince çarşaf giyeceklerdir.
İHTAR: Hazret-i Peygamber (asm) başta olmak üzere Saha*be-i Kirâmın erkeklerinin tesettürsüz kadınlarla konuşmaları ve başta ezvac-ı tahirat olmak üzere Saha*be-i Kirâmın hanım*larının tesettürsüz erkeklerle konuşmaları ile alakalı hadis-i şerifler ve tarihi vak'alar, daha tesettür emri nazil olmadan önceki devreye aittir ve bu hüküm, tesettür ve hicab ayetleriy*le mensuhtur.
Abdullah İbn-i Mes'ud (ra)'ın rivayet ettiğine göre Nebiyy-i Muhterem (sav) şöyle buyurmuştur:
................
"Kadın avrettir. Dışarı çıktığında şeytan onu gözetler (Fit*neye sevk eder.) Kadının, Rabbinin rahmetine en yakın olduğu hâl, evinin içinde bulunduğu vakittir." (Tirmizî, İbn-i Hibbân)


Yukarıda bahsi geçen Ayet-i kerimeler ve Tirmizi ve İbn-i Hibbân rivayet ettiği hadis-i şerif gibi bu konudaki sair Ehadis-i nebeviyye; kadınların yuvalarında kalmalarını, zaruret ve ihtiyaç olmadıkça erkeklerin içine karışmamaları gerektiğini ve dışarı çıktıklarında namahrem erkeklere karşı çarşafa bürün*melerini emretmektedir.
İşte Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, bu Ayet-i ke*rimelerin ve Ehadis-i nebeviyyenin hükmüne dayanarak, "Le*mâat” adlı eserinde ve daha başka risalelerinde, "Kadınlar yu*valarından çıkıp beşeri yoldan çıkarmış, yuvalarına dönme*li” deyip ve "Tesettür Risalesi"nde kadının "siperi ve kal'ası çarşafı" olduğunu beyan buyurup, kadının namahrem erkekle*re karşı çarşafa bürünerek örtünmesinin hem emr-i İlahi, hem de kadının fıtratının muktezası olduğunu izah etmiştir. Hem kadınların hürmetleri, sıyânetleri, dünya ve ahiret saadetleri ancak evlerinde karar kılmaları ile mümkün olduğunu; tebez*zül ve teberrüc suretiyle erkeklerin içine karıştıkları takdirde if*fet ve namuslarının pâ-yi mâl olacağını, bu suretle sû-i ahlâka ve fuhşiyyâta sebeb olacaklarını ilmen ve hikmeten izah ve isbat etmiştir. Bugünkü hM-i Alem ve bilhassa memleketimizde*ki açık saçıklık ve bunun neticesi olarak meydana gelen sukut-ı ahlak örnekleri bunun şahididir.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Ehl-i Sünnet ve ehl-i sünnet olmayan (Mu'tezile, Şia, Vehhabîlik gibi) mezheb*Ierin ittifaken "şer'î tesettür'olarak kabul ettikleri "çarşafın”farziyyetini, hikmetleriyle beraber eserlerinde izah ve isbat et*miştir. Manto ve başörtüsünü tesettür-i şer'i olarak kabul etme*yen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, kadınların manto giyip ba*şörtüsü takmak suretiyle daha cazibedar bir hale gelip erkekle*rin bulunduğu meclislere, sempozyum ve konferanslara katıl*malarına da asla fetva vermemiş; haremlik ve selamlığı ortadan kaldırmamış; bilakis kadınların yuvalarında kalmalarını, dışarıya çıktıkları zaman ise" “hicab-ı şer'î” olan “çarşaf” a bürünmelerini müdâfaa etmiş ve Kur'an'ın bu farz hükmünü isbat etmiştir.
Ma'lûm olsun ki; kadınlara çarşafı farz kılan cilbab ayeti nazil olunca, başta Peygamber Efendimiz (asm)'ın ezvac-ı ta*hiratı olmak üzere, bütün sahabe-i kiramın hanımları ve on*lardan sonra gelen bütün Müslümanların hanımları, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle, bin üç yüz elli sene bo*yunca bilfiil çarşafa bürünmüşlerdir. Ancak, kılık-kıyafet inkılâbı ile beraber, Kur'ân-ı Azîmüşşân'ın kadınlara farz kıldı*ğı bu tesettür-i şer'i olan çarşaf kaldırıldı. Onun yerine, şer'an zinet sayılan ve üzerleri çarşafla örtünmeleri gereken manto ve başörtüsü ikame edildi. Üstad Bediüzzaman Hazretleri hayatta iken ve Tesettür Risalesi"ni yazdığı devirde resmen baş açıklık yoktu. Çarşaf yerine manto ve başörtüsü getirilmişti. Üstad Be*diüzzaman Hazretleri, açık saçıklık ile değil; manto ve başörtü*sü ile yüzü açık bırakma bid'ası ile mücadele etti. Çünkü kılık* kıyafet inkılâbı, çarşafa karşı yapılmıştı. Bu kıyafet, yani manto ve başörtüsü, 1960 Cemal Gürsel inkılâbına kadar devam etti. Daha sonra açık saçıklık yayıldı. Hattâ okullarda okutulan ders kitablarında, Kur'an'ın farz emri olan çarşafın kadınlar için bir esaret alameti olduğu, onun yerine ikame edilen manto ve ba*şörtüsünün ise güya kadınlar için hürriyet ve serbestiyyet ala*meti ve medeniyyet-i sefihenin mehasini olduğu fotoğraflarla gösterilmiş; böylece bin üç yüz elli seneden beri devam edege*len Kur'an'ın bu hükmüne karşı muaraza edilmiştir. Dolayısıy*la, sadece ders kitablarındaki fotoğraflara bakılsa bile, tesettür-i şer'inin çarşaf olduğu, manto ve başörtüsünün ise onun yerine ikame edildiği bedaheten görülecektir.
İşte şerh ve izahını yaptığımız “Tesettür Risalesi"nde Bedi*üzzaman Said Nursi Hazretleri, Kur'ân-ı Azimüşşân'ın emrettiği tesettür-i şer'i olan çarşafa bürünmelerinin kadınlara hem farz olduğunu, hem fıtratlarının muktezası olduğunu, hem de onla*rı tecavüzattan koruyan bir kal'a ve siper olduğunu ilmen ve hikmeten isbat ederek müdâfaa etmiştir. Yoksa hâşâ, o zat, manto ve başörtüsünü tesettür-i şer’i yerinde kabul edip müdâfaa etmemiştir. Belki eserlerinde açık ifade ile kadının siperi ve kal'ası çarşafı olduğunu ifade etmekle beraber, el ve yüzün de kapanması gerektiğini yine aynı eserin şu cümlesinde, “Çünkü, mahremin siması, mahremiyyetten haber verir ve namahreme benzemez” buyurmak suretiyle, yüz ve el mahremlere karşı ka*panmaz, ancak namahremlere karşı onların da kapanması ge*rektiğini açıkça ifade etmişlerdir. Evet, bu cümle ifade eder ki; “yüz” mahremiyyetten haber veriyor ve namahreme benzemi*yor. Bu sebeble kadın, yüzünü mahreme karşı açabilir, na*mahreme karşı açamaz.
Bediüzzaman Hazretleri, "Tesettür Risalesi”nde, bin üç yüz elli sene zarfında her asırda üç yüz elli mil*yon insanın içtimâî hayatında kudsi bir düstur olarak yer alan ve üçyüzelli bin tefsirin tasdik ve ittifaklarına ve geçmiş ecda*dımızın i'tikad ve uygulamalarına istinad eden tesettür-i şer’înin çarşaf olduğunuizah; ve kadınların baştan ayağa kadar, yüz ve eller dahil olmak üzere cilbâb (çarşaf)'la örtünme*lerininKur'an'ın kesin bir emri olduğunu isbat etmiştir.
Hem dellâl-ı Kur'an olan Bedîüzzamân Hazretlerinin, Kur'ân'ın kadınlara yönelik bir emri olan çarşafı müdâfaa etmesi; mahkemelerde ve yirmi sekiz senelik hapis müddetinde en mühim bir suç ve ceza unsuru olarak kabul edilmiş ve mahkûmiyetinin en mühim sebeblerinden biri olarak gösterilmiş olduğu unutulmamalıdır.
Demek, manto ve başörtüsünü kadının şer'i tesettürü yerin*de kabul edip müdâfaa eden bir kimse; hem Kur'an'ın "cilbab" (çarşaf) emrine karşı muaraza etmiş, hem üç yüz elli bin müfes*sirin ve fukaha-yı İslam’ın ittifakıyla sabit olan" Müslüman ka*dının şer'i tesettürü çarşaftır' hükmünü tekzib etmiş, ve bin üçyüz elli senelik Âlem-i İslamın uygulamasını reddetmiş, aynı zamanda bu hükm-i Kur'ani'yi kaldıran ecnebi ve bid'atçi ko*mitenin fikirlerine ve uygulamalarına destek ve revaç vermiş ve onlara tabi' olmuş olur.
Hem Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimesindeki cilbab ayeti; te*settürün keyfiyetini, manto ve başörtüsünün şer'i bir tesettür olmadığım gayet açık bir şekilde beyan ettiği halde; bu asırda*ki ekser insanlar gaflet, iğfal, gelenek, görenek ve cehalet gibi sebeblerle böyle bedihi bir mes'elede bile aldanmakta; hatta geniş bir mantonun da tesettür yerine geçebileceğini iddia et*mektedirler. Onların temeldeki hataları, ayetin sadece" setr-i avret"i emrettiğini zannetmeleridir. Hâlbuki ayet, setr-i avretle beraber, asıl setr-i zîneti emretmektedir. Ayetin ma'nasını anla*mak için, nazil olduğu zamana fikren gitmek lazımdır. Şöyle ki;
Bu ayet-i kerime Medine'de nazil olmuştur. O zamanki Arap kadınları, setr-i avrete riayet etmekteydiler. Yani, başörtüleri ve elbiseleri vardı. Cilbab ayeti, Müslüman kadınların başörtülerini ve elbiselerini örtmeleri için nazil olmuştur. Demek, cilbab ayetinin nüzul sebebi, sadece setr-i avret için değil belki kadı*nın -yüz dahil- baştan ayağa kadar bütün bedenini ve başör*tüsü, elbise ve zinetlerini setretmek içindir.
Böylece cilbab ayeti; Müslüman kadınların, giydikleri elbi*seler cinsinden olmayan başka bir örtü ile örtünmelerini ve Kur' an nazarında zinet kabili edilen elbiselerini de o örtüyle örtmelerini emretmektedir. Üstteki örtünün alttaki elbise ile aynı cinsten olmasıyla, yani bir elbisenin üstüne bir başka elbi*se giymekle tesettür emrinin yerine gelmeyeceği açıktır. Eğer Kur'an'ın tesettür emri bu şekilde olsaydı; bu durumda Kur'an-ı Hakîm'in bu emri -haşa- abes olurdu. Manto ise; bluz, kazak, ce*ket ve etek gibi bir elbisedir. Çünkü "elbise"; giyilen ve süs sayı*lan ve onunla setr-i avret yapılan şeydir. "Örtü" ise; giyilmeyip, başın üstünden sarkıtılarak, bütün beden ve elbiselerin onunla saklandığı şeydir. Bu mevzuun daha iyi anlaşılması için şöyle bir izahat getirilebilir: Bir kadın manto giyse, setr-i avret tahakkuk etmiş olur ve onunla namaz kılabilir. Fakat namahrem erkeklere onunla tesettür etmiş sayılmaz. Ancak, baştan ayağa kadar bütün vücudu örten, şeffaf ve ince olmayan, vücud hatlarını bell*i etmeyecek derecede geniş olan, zinet özelliği taşımayan, er*keklerin nazar-ı dikkatini celbetmeyen ve erkeklerin elbiselerine de benzemeyen bir örtü ile örtünürse tesettür etmiş sayılır.
Bilindiği gibi Kur'an-ı Kerim'de erkek elbisesi konusunda de*taylı açıklama bulunmadığı halde, kadın kıymeti konusunda te*ferruatlı emir ve yasaklar vardır. Bunlardan birkaçını şöyle sıra*layabiliriz:
a) Kadınlara evlerinde oturmaları ve zinetlerini izhar ederek sokağa çıkmamaları,
b) Zinetlerini ve zinet yerlerini açmamaları,
c) Başörtülerini yakalarım kapatacak biçimde üzerlerine sarkıtmaları,
d) Zinetlerini izhar için ayaklarım yere vurmamaları,
e) "Cilbab"larını üzerlerine örtmeleri emredilmiştir ki; bü*tün bunlar kadının tesettürü hususunda Kur'anın ne kadar taf*silat verdiğinin açık delilleridir.
Bunlara bir de Rasulullah (asm) Efendimizin açıklamaları eklenirse, kadın kıymetinin üzerinde ne kadar ehemmiyetle durulduğu akl-ı selim sahipleri tarafından anlaşılmış olur.
Allah (cc), Nur Suresi 31. ayet-i kerimesinde,
"Kadınlar, başörtülerini, yakalarını örtecek biçimde başlarına örtsünler" emrini vermiştir.
Bu ayetten daha sonra gelen Ahzab Süresi 59. ayeti ile de Allah,
"Mü'minlerin kadınlarına da söyle, cilbabla*rını üzerlerine sarkıtsınlar, yaklaştırsınlar' (Ahzab, 59) emrini vermiştir.
İşte daha sonra gelen bu "cilbab" ayeti, önceki ayet ile aynı şeyi anlatmış olmayacağına göre, birincisinde anlatılan ba*şörtüsüne ilave olarak başka bir örtüyü emrediyor demektir. İşte ulema-i İslam, bu ince noktadan ve bu ayetin başta Asr-ı Saadet olmak üzere bin dört yüz sene zarfında uygulanma biçiminden hareket ederek, "cilbab" hakkında çeşitli izah ve ta'rifler getirmişlerdir. Biz de o izah ve ta'riflerden numune olarak bir kısmını nakledip tafsilatını inşallah gelecek bölümlerde ele alacağız.

Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimesinde geçen "Cilbab" nedir?
Tefsirlere ve Arapça sözcüklere baktığımızda, "cilbab" için şu değişik ta'riflerin yapılmış olduğunu görürüz:
Milhafe, yani çar*şaf, vücudu baştan ayağa kadar örten bir örtü;
mikna'a, yani pe*çe, başörtünün üzerinden örtülen rida; kadının elbisesinin ve ba*şörtüsünün üzerinden büründüğü çarşaf. (Bu açıklamalar, " cil*bab" kelimesinin pek çok tefsirden çıkarılan ta'rifinin özetidir.)
Görüleceği gibi bu ta'riflerde umumiyetle belirlenen ortak özellik, “cilbab"ın, "giyilen" den çok, ”bürünülen” ve normal el*bisenin üzerine örtülen bir “örtü" olduğudur.

Cilbabın giyiniş şekli:
Müfessirler, bize cilbabın nasıl giyildiğini ve uygulama biçi*mini de arılatırlar. Mesela:
İbnü'l Cevzi, "Başlarını ve yüzlerini örterler' demiştir.
Ebu Hayyan, "Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimede geçen “Cilbab*”lannı üzerlerine örtsünler' ifadesi, bütün bedenin örtülmesini anlatır. 'üzerlerine' ifadesiyle de yüzlerini örtmeleri kastedilmiştir. Çünkü, cahiliyye devrinde kadınların açık olan yerleri yüzleri idi" demiştir.
Ebu's-Suud, "Kadın cilbabı başına atar ve kenarını da göğsüne sarkıtır. Bu ayet, 'Kadınlar herhangi bir sebeble dışarı çıkarlarsa, yüzlerini ve bedenlerini örterler ma'nasına gelir' demiştir.
Süddi, "Bir gözleri hariç, bütün yüzlerini kapatırlar' demiştir. İbn-i Kuddame, "Cilbab giyilmeyerek en tari üzerinden kuşa*nılır' demiştir.
İbn-i Abbas, "Kadınlar, hür olduklarının bilinmesi için tek gözleri hariç, başlarını ve yüzlerini örterler' demiştir.
İbn-i Sîrîn diyor ki: “ Ubeyde es-Sem'ani'ye cilbabın nasıl örtüldüğünü sordum. Bir çarşaf alıp kuşandı. Başının tamamını kaşlarına kadar örttü. Sol gözünü açık bırakarak yüzünü de ört*tü; 'İşte cilbab böyle kuşanılır' demiş oldu." (bk. Zadü'l-Mesir, c. 5, s. 250; Ebu's-Suud, c. 6, s. 81; İbn-i Kuddame, el-Muğni, c. 1, s. 602; Ebu Hayyan, el-Bahru'l-Muhit, c. 5, s. 250; Sabuni, Ruhu'l-Beyan, c. 2, s. 283, 381)

Elmalılı Hamdi Yazır, Ahzab Süresi 59. ayet-i kerimede ge*çen, "Cilbablarını sarkıtsınlar, yaklaştırsınlar" ifadesini anlat*tıktan sonra şunları ekler:
"Bu açıklamada da iki şekil vardır:
"Birisi, kaşlarına kadar başlarını örttükten sonra, büküp yüzünü de örtmek ve sadece tek bir gözünü açık bırakmak. (Bizler yetiştiğimiz zaman validelerimizin tesettür tarzı bu idi.)
"İkincisi de, alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnu*nun üzerinden dolayıp, gözlerinin ikisi de açık kalsa bile, yüzü*nün ekserisini ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır. (131 o 'da İstanbul’a geldiğim zaman, İstanbul hanımlarının, bir peçe ekle*mek ve elde açık bir şemsiye bulunmak şartıyla tesettür tarzları da bu idi.)" (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, c. 6, s. 351)
CİLBABDA RENK MÜHİM MİDİR?
Ümmü Seleme Validemiz şöyle demiştir: "Cilbab ayeti nazil olduğu zaman, Ensar kadınları siyah çarşaflara büründüklerin*den ötürü, başlarında siyah kargalar varmış gibi çıktılar." (Cessas, Ahkamü'I-Kur'an, c. 1, s. 372; Sabunî, c. 2, s. 382)
Demek, başta ezvac-ı tahirat ve Peygamberimizin kızları ol*mak üzere sahabe-i kiramın hanımları siyah çarşaf giymişler ve uygulama ekseriyetle günümüze kadar" siyah çarşaf şeklinde gelmiştir. Cilbabın verdiğimiz ta'rifIerinden de anlaşılacağı gibi, cilbabın asıl vazifesi kadının zinetlerini örtmesi ve dışarıda kadının çekiciliğini azaltmasıdır bunu ise siyah renk daha iyi te'min eder. Müfessir Alusi şöyle der:
"Sonra bilesiniz ki, bana göre günümüzde ileri düzeyde (mü*reffeh) hayat süren birçok kadının, evlerinden çıkarken, üst elbi*se olarak giydikleri şeyler, cilbab olamayacakları gibi, gösterilme*si yasaklanan zinetler türündendir. Çünkü bunlar nakışlı, desen*li ve göz alıcı giysilerdir. Bana göre erkeklerin, kadınlarına dışarı*ya bu şekilde çıkma izni vermeleri, bundan hoşlanmaları ve ka*dınlarının yabancı erkekler arasında bu şekilde dolaşmaları gay*ret azlığındandır. Bu, yaygın bir musibet halini almıştır. Böyle yaygın musibet haline gelen şeylerden biri de, kadınların, kayınbiraderlerinden sakınmamaları, kocalarının da buna aldırma*maları, hatta çoğu zaman da bunu bizzat kendilerinin emretme*leridir. Bütün bunlar Allah ve Rasulü'nün müsaade etmediği şey*lerdir. La havle ve la kuvvete illa billah..." (Alusi, c. 17, s. 146)


CİLBABTA ARANAN ÖZELLİKLER:
Fukaha-yi İslam, kadının avreti ve tesettürü ile ilgili olan bü*tün ayet ve hadisleri gözönünde bulundurarak, kadının tesettü*rü için aşağıdaki özelliklerin şart olduğunu belirlemişlerdir:

1. "Cilbab' bütün bedeni örten bir örtüdür. Cilbabın farz kı*lınmasının asıl hikmeti, fitneyi ortadan kaldırmak için yüz ve eller dâhil bütün bedeni örtmektir, sadece avret mahallini ört*mek değildir. Çünkü avret mahalli elbise ile örtülmektedir.
2. Cilbab, ince ve şeffaf olmamalıdır. Çünkü tesettürden maksat, bedeni göstermemektir. Hâlbuki şeffaf bir örtü vücudu gösterir, hatta ba'zan daha cazib hale getirir. Dolayısı ile, bu tür bir örtü ile örtünen bayan, "Zinet yerlerini göstermesinler' emri*ne uymuş olmaz. Rasulullah (sav) Efendimiz, ince bir örtü ile ya*nına giren baldızı Esma'dan yüzünü çevirmiştir (Ebu Davud). Aişe validemiz, ince bir başörtüsü ile gördüğü Abdurrahman kı*zı Hafsa'nın başörtüsünü yırtmış ve ona kalın bir başörtü ört*müştür. (İbn-i Sa'd, Tabakat, c. 8, s. 71-72; Muvatta, Libas, s. 6)
3. Cilbab, dar olup vücud hatlarını belli etmemelidir. Hz. Ömer (ra) halife İken halka dağıttığı bir çeşit örtünün, vücud hatlarını belli edeceği için kadınlara giydirilmemesini emret*miştir. (Beyhaki, s. 234-35; Serahsi, Mebsut, c. 10, s. 155)
Kadının vücud hatlarını dışarı vuran bir elbiseye bakmak, fukaha-yi İslam’ca o uzuvlara bakmak sayılmıştır.
İbn-i Abidin, "Kim bir kadını arkadan hayale dalar ve ke*miklerinin şekli belirecek derecede elbisesini görürse, Cennet'in kokusunu duyamaz' hadisini dem tutarak, "Uzuvların şeklini belli eden elbise, kalın olsa ve cildi göstermese bile yasaktır' de*miştir (İbn-i Abidin).
4. Kokusunu yabancılar duymamalıdır. Allah Rasulü (sav) Efendimiz, kokuyu çok övmek ve tavsiye etmekle beraber, baş*kalarının duyacağı şekilde koku sürünüp dışarı çıkan kadının zina etmiş gibi günah alacağını bildirmiştir. Yani, koku sürünüp camiye giden kadının namazının kabul olunmayacağını haber vermiştir. (Ebu Davud, Teraccul 7; Tirmizi, Edeb 35; Nesai, Zi*net 35; Darimi, İsti'zan 18.)
5. Kadının tesettür-i şer' isi erkek elbisesine benzememeli*dir: Rasulullah (sav) Efendimiz, "Erkeğe benzeyen kadına ve ka*dına benzeyen erkeğe Allah lanet etsin" buyurmuş ve "Böyle olanları evlerinize sokmayın" diye emir vermiştir. (Buhari, li*bas 62; Ebu Davud, Edeb 53; Tirmizi, Edeb 34)
6. Kadının şer’i tesettürünün kendisi de süslü olmamalıdır. Çünkü kadınların yabancılara zinetlerini göstermeleri ayetle yasaklanmıştır. Allah Rasulü (sav) kendisine biat eden kadınlar*dan, cahiliyye kadınları gibi zinetlerini göstererek çıkmamaları üzere biat almıştır (Taberi, c. 1, s. 79; Heysemi, Mecmau'z-Zeva*id, c. 6, s. 42). Kadının namahremlere göstermediği elbisesi ise istediği kadar süslü olabilir.
7. Kadının bürünmekle emrolunduğu şer’i tesettür, gayrı müslimlerin özel elbiselerine benzememelidir. Çünkü Efendi*miz (asm), "Kim, bir kavme benzerse, o da onlardan olur' (Ebu Davud, Libas 4; Müsned 50; benzer bir hadis için bk. Tirmizi, Is*ti'zan 7) buyurmuş ve Müslümanları devamlı, başkalarından ayrı olmaya çağırmıştır.
8. Ayakkabılar, dikkat çekecek derecede ses çıkaran türden olmamalıdır. Allah (cc) bu konuda; "Kadınlar, gizlediklerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar' (Nur, 31) buyurmuştur.
İslam dini, sanıldığı gibi kadının süslenmesini ve güzel gi*yinmesini yasaklamamış, aksine buna izin vermiştir. Hatta altın ve ipek gibi değerli takı ve kumaşları erkeğe yasaklarken, ka*dınlara serbest etmiştir. Çünkü kadınlar fıtraten süslenmeye eğilimlidir. Ancak, kadın, süslü elbiselerini namahrem olma*yan yerde, evinde, özellikle kocasının yanında giyecektir.
Bu ta'rifler muvacehesinde anlaşıldı ki, "cilbab", yüz ve eller dâhil baştan aşağı bütün vücudu örten ve beden hatlarını belli etmeyen bir örtüdür.
Elhasıl: Tesettür ikidir:
Biri: "Avretin tesettürü" dür ki; bu, "elbise ve başörtüsü" ile olur. Diğeri: Fitne ve fesaddan mahfuz kalmak için" kadının na*mahrem erkeklere karşı olan tesettürü" dür ki; bu da çarşaftır.
Tesettür-i şer'i olan çarşafın farziyyetine ve kadının başörtü*sü, elbisesi, yüzü ve eli zinet ve sebeb-i fitne olduğundan onların da örtünmesi gerektiğine dair Kitab, sünnet, İcma-i ümmet (sahabe ve müctehidin-i izamın icmaı) ve kıyas-ı fukahanın taf*silatlı delilleri bu eserin sonuna bir lahika olarak eklenmiştir.
Mukaddime burada bitti. Tevfik-ı İlahinin refik olmasıyla O Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin "Yirmi Dördüncü Lem'a Te*settür Risalesi' adlı eserini şerhiyle beraber takdim ediyoruz.

Şah
05.04.2007, 12:36
Sorduğun suallere dair yanımda kitap bulunmadığı için, Hanefî ulemâsının kavillerini ve ehâdîsin rivayetlerini şimdilik bilmiyorum. Fakat bence, böyle efdaliyet meselesinde, kabul-i âmmeyi ihsâs eden âdet-i cemaat medar-ı tercihtir. Âdet-i İslâmiye nasıl gelmiş, o daha efdaldir.

terennum
05.04.2007, 12:56
usame49 yine yaptı yapacağını
yürü be usame kim tutar seni!!

usame49
05.04.2007, 13:24
dam başında saksağanlığa gerek yok, herkesi kendin gibi beygir zannetme, varsa itirazın, ayet, hadis, icma ve muctehidlerden getir, yoksa sus, adam sansınlar..

terennum
05.04.2007, 13:28
Onlarca delil senin girdiğin bütün forumlarda gözüne sokuldu ama mütemerrid inadınan vazgeçmez değil mi.

Bildiğin gibi devam et sen.

usame49
05.04.2007, 13:32
Boş konuşma arkadaşım, abilerinizin karılarının giydiği mantoyu delil getirdiniz ve sadece kendi kafanızdan yorum yaptınız. Eger çarşaf farz olaymış, abilerin karıları da giyermiş. İşte sizin deliliniz. Utanmadan bide konuşuyor yahu...

Sana diyorumki ayet, hadis, icma ve muctehidlerden ve Ustad'dan getir delilini. Yoksa sus, adam sansınlar..

Sesim gelmiyor herhalde??

usame49
05.04.2007, 13:45
Sorduğun suallere dair yanımda kitap bulunmadığı için, Hanefî ulemâsının kavillerini ve ehâdîsin rivayetlerini şimdilik bilmiyorum. Fakat bence, böyle efdaliyet meselesinde, kabul-i âmmeyi ihsâs eden âdet-i cemaat medar-ı tercihtir. Âdet-i İslâmiye nasıl gelmiş, o daha efdaldir.



Şah kardeşim, nassı kur'an ve hadisle sabit olan ve sahabenin uygulaması belli ve muctehidlerin ictihadlarıyla kesinleşmiş ve dahi Ustadımızın " kadının kal'ası olan çarşafı" sözüyle perçinlenmiş bir mes'elede konuşuyoruz, hangi zat hangisinden buyuktur değil. Konuları karıştırdın galiba..

terennum
05.04.2007, 14:58
Saçmalamayı kes usame49.
Benim söylemediğim ifadeleri söylemişim gibi gösterip kul hakkına girme.
Yok abiymiş yok bilmem ne.
Ordan burdan duyduğun sözlerle insanları itham etmekten vazgeç.
Sonra ilmi münazara talebinde bulun.
Yani önce Müslümanlığın şartlarını yerine getir.

usame49
05.04.2007, 15:13
Saçmalamayı kes usame49.
Benim söylemediğim ifadeleri söylemişim gibi gösterip kul hakkına girme.
Yok abiymiş yok bilmem ne.
Ordan burdan duyduğun sözlerle insanları itham etmekten vazgeç.
Sonra ilmi münazara talebinde bulun.
Yani önce Müslümanlığın şartlarını yerine getir.

Abi çok rica ediyorum, siz ve fikirleriniz uzak durun, zira değişik forumlarda gözüme soktuğunuz delilller hala beni güldürüyor, sağlığım açısından zararlısınız. Ordan burdan forumlardan gelen delilsiz ve hevadan konuşmalar çok bulantı veriyor, sizinle munazara etmkten haya ederim, dediğim gibi deliliniz varsa konuşunuz yoksa susunuz ki, adam sansınlar...

terennum
05.04.2007, 15:40
:) komiksin usame efendi. hemde çok komiksin.
seni cümle aleme rezil ederdim ama terbiyem buna elvermiyor.
senin yüzünden insanlar risale-i nurdan soğuyorlar.
fikirlerin kendine kalsın. mesnetsiz iddialarla insanların karşına çıkmaktan vazgeç artık.

usame49
05.04.2007, 16:35
yuh olsun bunca ayet, hadis, sahabe uygulaması ve muctehidlerin fikirleri yukardaki yazının içinde mevcutken mesnetsiz diyene. Hodri meydan, edille-i şeriyye ortada, beni rezil et, göreyim. Anca konuşuyorsun, yaz kardeşim, delille yaz, beniz rezil kepaze et, isbat et davanı, hadi bekliyorum...

Tarık
05.04.2007, 16:56
dam başında saksağanlığa gerek yok, herkesi kendin gibi beygir zannetme, varsa itirazın, ayet, hadis, icma ve muctehidlerden getir, yoksa sus, adam sansınlar..

Lütfen seviyeyi düşürmeyelim................

terennum
05.04.2007, 18:27
Seviyeni düzeltmedikçe muhatap bulamayacaksın.
Terbiyeni takın sonra gel.

Şah
10.04.2007, 12:20
"Ve bir siperi ve kalesi, çarşafı olduğunu gösteriyor." 24. Lemada geçen bu cümlenin izahı:

"Çarşaf; farsça bir kelime olup her tarafı örten örtü anlamına gelmektedir. Bu kelimenin aslı çharşaf tır. çhar; dört demektir. çharçaf ise; dört tarafı kapatan örtü anlamına gelmektdir. Risalede geçen çharşaf, dış örtü anlamında kullanılmıştır. özel anlamda değil, genel anlamda kullanılmığtır. en dış örtü denince sadece siyah çarşaf anlaşılmadığı gibi, sadece bir başka giyim şeklide anlaşılmamalıdır. burada esas olan vücut hatlarını göstermeyen bir dış kıyafetin olmasıdır.

Tarık
10.04.2007, 20:12
Ve bir siperi ve kalesi, çarşafı olduğunu gösteriyor." 24. Lemada geçen bu cümlenin izahı:

"Çarşaf; farsça bir kelime olup her tarafı örten örtü anlamına gelmektedir. Bu kelimenin aslı çharşaf tır. çhar; dört demektir. çharçaf ise; dört tarafı kapatan örtü anlamına gelmektdir. Risalede geçen çharşaf, dış örtü anlamında kullanılmıştır. özel anlamda değil, genel anlamda kullanılmığtır. en dış örtü denince sadece siyah çarşaf anlaşılmadığı gibi, sadece bir başka giyim şeklide anlaşılmamalıdır. burada esas olan vücut hatlarını göstermeyen bir dış kıyafetin olmasıdır.

Çarşaf kelimesi geçince dayanamamış yazıya dahil etmişler.
Alemi sersem kendini akıllı zanneden bektaşi kardeşler!....

usame49
11.04.2007, 11:50
Lütfen seviyeyi düşürmeyelim................

Tarık kardeşim, Seviyeyi düşürünce hazret, anladığı dilden cevap vermek icab etti, zira yürü be , kim tutar seni, yarış atlarına söylenir, hem siz konu hakkında eklyeceğiniz bir şey var ise ekleyiniz, bu mesele o hazret ile benim aramdadır.

Şah kardeşim, Çarşaf kelimesi farsçadır, dört köşeli örtü demektir bu doğru yanlız bu kelime arapça " cilbab " kelimesinin farşça karşılığıdır.
Hem Siz Ustadın çarşaf kelimesinden muradının ayete muhalif olarak genel anlamda kullandığını da nerden çıkardınız?
"Risalede geçen çharşaf, dış örtü anlamında kullanılmıştır. özel anlamda değil, genel anlamda kullanılmığtır. en dış örtü denince sadece siyah çarşaf anlaşılmadığı gibi, sadece bir başka giyim şeklide anlaşılmamalıdır. burada esas olan vücut hatlarını göstermeyen bir dış kıyafetin olmasıdır."

Demişsiniz, bunu nerden anladınız merak ettim doğrusu..

Şah
12.04.2007, 12:06
Risale-i Nur'un mesleği nezihane ve nazikane ve kavl-i leyyindir.

usame49
12.04.2007, 14:49
soruma cevap olmamış kardeş

Şah
12.04.2007, 15:15
:) komiksin usame efendi. hemde çok komiksin.
seni cümle aleme rezil ederdim ama terbiyem buna elvermiyor.
senin yüzünden insanlar risale-i nurdan soğuyorlar.
fikirlerin kendine kalsın. mesnetsiz iddialarla insanların karşına çıkmaktan vazgeç artık.

Size aynen katılıyorum terennum kardeş. Risale-i Nur'un tarzı bu şekilde değildir. Bu kadar radikal ifadeler Risale-i Nur'da yoktur.

Şah
12.04.2007, 15:30
Seviyeni düzeltmedikçe muhatap bulamayacaksın.
Terbiyeni takın sonra gel.
Şükran kesira

usame49
12.04.2007, 16:18
Size aynen katılıyorum terennum kardeş. Risale-i Nur'un tarzı bu şekilde değildir. Bu kadar radikal ifadeler Risale-i Nur'da yoktur.

Ne tarz ifadeler yoktur şah efendi? Çarşaf tarzı ifadelermi? Yoksa ayette hadiste icmada olan ifadeler sana radikallikmi geldi? O halde bu din radikaldir, sen daha ılımlı bişeyler bul kendine..

Muhatab olmak istemeyen bu topicte yazmasın, yazıyorsa da adam gibi yazsın.
Var ise reddiyeniz, alçalarak, hakaret ederek değil, adam gibi, ilmi bir tarz da yazın, bizde görelim bakalım, yazdıklarımızın neresi hangi delille çürütülecek?

Şah
12.04.2007, 16:22
terennum kardeşim gibi terennum etmeyi senin gibiler için tercih ederim. Çünkü terennum kardeş için kullandığın üslup bir nur talebesinin üslubu değildir.

usame49
12.04.2007, 16:25
abi o halde sende terennum gibi konuşuyorsan sana onun diliyle bu topicten gule gule diyorum,

yürrü be şah kim tutar seni!!

ve ekliyorum; Anca gidersin...