PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Alimlerin AKAID hakkindaki sözleri


Ruveyda
04.04.2007, 15:38
Bazı Alimlerin akaitle (inancın temelleri) ilgili sözleri ....

1- Muhaddis Şeyh Abdullâh el-Hararî (radiyallâhu anhu) şöyle demiştir: ”Kime dünya zenginliği verilip de iman verilmemişse sanki ona hiçbir şey verilmemiş gibidir. Fakat kime iman verilip de dünya zenginliği verilmemişse o da sanki hiçbir şeyden yoksun bırakılmamış gibidir.

2- Şeyh Abdulğaniy Nablusî şöyle demiştir: “Kim Allâh’ın gökleri ve yeri doldurduğuna veya arşın üstünde oturan bir cisim olduğuna inanırsa, Müslüman olduğunu iddia etse dahi kâfirdir.”

3- Hanbeli mezhepli Fakih Bedruddîn bin Belbân “Muhtasaru’l ifâdât” isimli kitabında şöyle demiştir: “Kim Allâh’ın her yerde bulunduğuna veya bir yerde bulunduğuna inanırsa kâfirdir.” Bedruddîn ibnu Belbân olarak bilinen bu zat Şam ehlinden olup Hicri 11. asrın başlarında yaşamıştır.

4- İmam Ahmed bin Hanbel ve İmam Malik’in öğrencisi olan İmam Zunnûn el-Mısrî (radiyallâhu anhuma) şöyle demiştir: “Her ne kadar aklında hayal etsen de Allâh öyle değildir.” Allâh akılda hayal edilebilecek bir şey değildir. Akılda hayal edilebilen şey yaratılmış bir şeydir. Dolayısıyla Allâh cisimden (vücuttan), mekandan, yönden, şekilden, suretten, oturmaktan, değişmekten, yerleşmekten ve uzuvlardan münezzehtir.

5- İmam Alî (radiyallâhu anhu) şöyle demiştir: “Bu ümmetten bir topluluk kıyametin yakınlaştığı bir devirde kâfir olarak (imandan) dönecektir." Adamın birisi kendisine "Ey müminlerin emiri! onların küfre girmeleri hangi sebeple olacaktır ? Kötü bir bidat ortaya getirmekle mi yoksa inkar etmekle mi?" diye sorunca cevaben "İnkâr etmekle olacaktır, onlar yaratıcılarını inkâr ederek O’nu cisim ve uzuvlarla vasıflandıracaklardır (nitelendireceklerdir)." demiştir. Bu söz, İbni Muallim el-Kuraşîye ait el yazması olan “Necmu’l muhtedî” isimli kitabın 588. sayfasında geçmektedir. (Bu el yazması kitap paristeki milli kütüphanede bulunmaktadır)

6- İmam Zeynelabidin Ali bin Hüseyin (radiyallâhu anhuma) seccâdiyye sayfasında şöyle demiştir: “Seni noksanlıklardan tenzih ederim. Sen Allâh’sın. Senden başka bir İlâh yoktur. Seni mekân kuşatmaz. Sen hissedilmez ve dokunulmazsın” Bunu, hadis hafızı Hanefi mezhepli Muhammed Murteda ez-Zebidî “İthâfus-sâdeti’l muttekîn” isimli kitabında kendisinden Zeynelabidin’e kadar dayanan kopuk olmayan bir isnatla rivayet etmiştir. Bu sözün manası şöyledir: Allâh mekânsız ve yönsüz olarak vardır. Bu ise bütün müslümanların inancıdır.

7- “Kim Allâh’ın arşın üsünde oturduğuna inanırsa o kâfirdir.” Bu sözün İmam Şafiî’ye (radıyallâhu anhu) ait olduğunu İbnu Muallim el-Kuraşîn’in “Necmu’l muhtedî” isimli el yazması kitabının 551. sayfasında bildirildiği gibi Kadı Hüseyin söylemiştir.

8- İmam Ebu Hanîfe (radıyallahu anhu) Kelâm ilmi hakkındaki bir risalesinde şöyle demiştir: “Yaratan yaratıklarına nasıl benzeyebilir!?.” Bu demektir ki aklen de naklen de yaratanın yaratıklarına benzemesi mümkün değildir.

9- İmam Malik (radıyallâhu anhu) hakkında kuvvetli ve ceyyid olan bir isnat ile tesbit edildiğine göre şöyle demiştir: “(Allâh) kendisini vasıflandırdığı gibi istiva etmiştir ve nasıl denilemez; nasıllık O’nun hakkında söz konusu olamaz.”

10- İmam Alî (radıyallâhu anhu ve kerrame vechehu) şöyle demiştir: “Muhakkak ki Allâh arşı kudretinin büyüklüğünü göstermek için yaratmıştır ve onu kendisine mekân edinmemiştir.” Bunu muhaddis (hadis alimi), fakih, lügatçi Ebu Mansur et-Temimî “Tebsira” isimli kitabında rivayet etmiştir.

11- Zühüt sahibi imam şeyh Ahmed Rifâî (radiyallâhu anhu) şöyle demiştir: “Allâh’ı bilmek yönünden kulun ulaşabileceği en uç nokta, O’nun keyfiyetsiz (nasıllık, biçim olmaksızın) ve mekânsız olarak var olduğunu kesin olarak bilmektir.”

Minhac_
04.04.2007, 16:25
8- İmam Ebu Hanîfe (radıyallahu anhu) Kelâm ilmi hakkındaki bir risalesinde şöyle demiştir: “Yaratan yaratıklarına nasıl benzeyebilir!?.” Bu demektir ki aklen de naklen de yaratanın yaratıklarına benzemesi mümkün değildir.


ليس كمثله شىء

EsSura suresi 11. ayet

Manasi: Allah hicbir seye benzemez

!!!_YµSµF_!!!
04.04.2007, 16:28
11- Zühüt sahibi imam şeyh Ahmed Rifâî (radiyallâhu anhu) şöyle demiştir: “Allâh’ı bilmek yönünden kulun ulaşabileceği en uç nokta, O’nun keyfiyetsiz (nasıllık, biçim olmaksızın) ve mekânsız olarak var olduğunu kesin olarak bilmektir.” http://www.missionislam.com/islamicart/wallpaper/images/Allah%20sunset_jpg_jpg.jpg

Minhac_
04.04.2007, 17:51
10- İmam Alî (radıyallâhu anhu ve kerrame vechehu) şöyle demiştir: “Muhakkak ki Allâh arşı kudretinin büyüklüğünü göstermek için yaratmıştır ve onu kendisine mekân edinmemiştir.” Bunu muhaddis (hadis alimi), fakih, lügatçi Ebu Mansur et-Temimî “Tebsira” isimli kitabında rivayet etmiştir.




Rasûlullâh’ın amcasının oğlu Alî radıyallâhu anhu Allâh hakkında şöyle der:

كَانَ اللَّه وَلاَ مَكَان وَهُوَ الآنَ عَلَى مَا عَلَيْهِ كَانَ
( رَوَاهُ أَبُو مَنْصُورٍ الْبَغْدَادِي)

“Allâh mekân yokken vardı, O şimdi de olduğu gibidir.“ Bunu Ebû Mansûr El-Bağdâdî rivayet etmiştir.

Minhac_
04.04.2007, 19:47
5- İmam Alî (radiyallâhu anhu) şöyle demiştir: “Bu ümmetten bir topluluk kıyametin yakınlaştığı bir devirde kâfir olarak (imandan) dönecektir." Adamın birisi kendisine "Ey müminlerin emiri! onların küfre girmeleri hangi sebeple olacaktır ? Kötü bir bidat ortaya getirmekle mi yoksa inkar etmekle mi?" diye sorunca cevaben "İnkâr etmekle olacaktır, onlar yaratıcılarını inkâr ederek O’nu cisim ve uzuvlarla vasıflandıracaklardır (nitelendireceklerdir)." demiştir. Bu söz, İbni Muallim el-Kuraşîye ait el yazması olan “Necmu’l muhtedî” isimli kitabın 588. sayfasında geçmektedir. (Bu el yazması kitap paristeki milli kütüphanede bulunmaktadır)



Hz. Ali'nin bu sözü baska bir yerde de anilmis ve bu mesele üzerinde durulmustu

Aşağadaki adresini verdiğim linkte İbni Muallim el-Kuraşî’nin “Necmu’l-muhtedî ve recmu'l-mu'tedî” kitabının ilgili sayfalarını görebilirsiniz.

Link: http://www.ahlussunah.org/docs/Library/mafaheem...%5Ellem_index.htm

İbni Muallim el-Kuraşî'nin hal tercemesi hakkında

Hadis hafızı ibni Hacer el-Askalânî “Edduraru’l-kâmine fî e’yân el-mi’etus-samine” isimli kitabının 4. cildinin 197. sayfasında İbni Muallim el-Kuraşî’nin hal tercümesini yaparak şöyle demiştir: “Muhammed b. Muhammed b. Osman b. Ömer b. Abdu’l-Hâlik b. Hasan el-Kuraşî el-Mısrî Fahruddîn b. Muhyiddîn ibni Muallim el-Kuraşî olarak tanınmaktadır. O, h. 660 senesinde doğmuş, ibni Allâk, ibnu Ennahhâs ve daha başkalarından ilim almış ve anlatmıştır. Halilullâh’ın (İbrahîm aleyhisselâm’ın) beldesinde ve Ezriatta kadılığı üstlenmesi sağlanmıştır. Ayrıca kitapları ve manzumesi olan cömert birisiydi ve 725 senesinde cumade’l ahira ayında Dimeşkte ölmüştür.

Ruveyda
05.04.2007, 09:16
BARAKALLAHU FEEKUM

Minhac ve Yusuf , kardeslerim Rabbim sizleri ve bizleri bu yol üzerinden ayirmasin.

Niyetimiz yanlizca Allah icin....

Minhac_
22.04.2007, 16:17
Rasûlullâh sallallâhu âleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Ya Allâh sen zahirsin senin üstünde bir şey yok ve sen bâtınsın senin altında bir şey yoktur“
Beyhakî demiştir ki, dostlarımız bu Hadisi delîl göstererek: “Üstünde ve altında bir şey bulunmayan mekansız olarak vardır“ demişlerdir.
Büyük imâm Âbdul-Kâhir bin Tahir Et-Temîmî El-bağdâdî “El-farku beynel-fırak“(Fırkalar arasındakı farklar) adlı kıtabında şöyle demiştir: “Onlar (âlimler) O’nu (Allâh’ı) mekân kuşatmadığına ve O’na zaman cereyân etmediğine dâir icmâ etmişlerdir.“

KuTeYBe
22.04.2007, 16:29
İmam Malik (radıyallâhu anhu) hakkında kuvvetli ve ceyyid olan bir isnat ile tesbit edildiğine göre şöyle demiştir: “(Allâh) kendisini vasıflandırdığı gibi istiva etmiştir ve nasıl denilemez; nasıllık O’nun hakkında söz konusu olamaz.”


En güzel söz. Allah İmam Malik'ten razı olsun. Allah hakkındaki müteşabihat hakkında yorum yapılmadan olduğu gibi inanılır. Keyfiyeti hakkında ise soru asla sorulmaz. En güzel inanç bu olduğu gibi selefin akidesi de bu yöndedir.

Minhac_
24.04.2007, 20:30
En güzel söz. Allah İmam Malik'ten razı olsun. Allah hakkındaki müteşabihat hakkında yorum yapılmadan olduğu gibi inanılır. Keyfiyeti hakkında ise soru asla sorulmaz. En güzel inanç bu olduğu gibi selefin akidesi de bu yöndedir.

Imam malikin sözünü dikkatli okuyalim.

İmam Malik (radıyallâhu anhu) hakkında kuvvetli ve ceyyid olan bir isnat ile tesbit edildiğine göre şöyle demiştir: “(Allâh) kendisini vasıflandırdığı gibi istiva etmiştir ve nasıl denilemez; nasıllık O’nun hakkında söz konusu olamaz.”

Benim anladigim kadari ile burada keyfiyeti hakkinda soru sorulmaz degil, keyfiyet onun hakkinda söz konusu olmaz meselesi dile getirilimis.

Selametle...

Minhac_
28.04.2007, 01:00
El-kuşayrî, risâlesinde hazret-i Cafer Es-Sâdığın şöyle dediğini rivâyet eder:

"مَنْ زَعَمَ أَنَّ اللَّهَ فِي شَيْءٍ أَوْ عَلَى شَيْءٍ أَوْ مِنْ شَيْءٍ فَقَدْ أَشْرَكَ إِذْ لَوْ كَانَ فِي شَيْءٍ لَكَانَ مَحَصُورًا وَلَوْ كَانَ عَلَى شَيْءٍ لَكَانَ مَحْمُولاً وَلَوْ كَانَ مِنْ شَيْءٍ لَكَانَ مًحْدَثًا أَيْ مَخْلُوقًا(رَوَاهَ الْقُشَيْرِي )
“Kim Allâh’ın bir şeyde veya bir şeyin üzerinde bulunduğunu veya bir şeyden olduğunu iddia ederse müşrik olmuş olur. Çünkü bir şeyde bulunsaydı kuşatılmış olurdu. Şayet bir şeyin üzerinde bulunsaydı taşınmış olurdu ve şayet bir şeyden olsaydı sonradan olmuş olurdu.“ yani yaratılmış olurdu.

Minhac_
14.05.2007, 02:32
6- وقال الشيخ لسان المتكلمين أبو المعين ميمون بن محمد النسفي الحنفي (4) "والله تعالى نفى المماثلة بين ذاته وبين غيره من الأشياء، فيكون القول باثبات المكان له ردا لهذا النص المحكم- أي قوله تعالى ﴿ليس كمثله شيء﴾ - الذي لا احتمال فيه لوجهٍ ما سوى ظاهره، ورادُّ النص كافر، عصمنا الله عن ذلك" اهـ.

Kelamcıların dili olan Ebu'l Muîn Meymun ibnu Muhammed en-Nesefî el-Hanefî şöyle demiştir: "Allâhu Teâlâ Zatı ile başka varlıklar arasında bir benzerliğin olmadığını bildirmiştir. Dolayısıyla Allâh'ın mekanı olduğuna kail olmak bu muhkem ayeti reddetmek olur-yani ﴿ليس كمثله شيء﴾ ayeti- ki bunun zahirinden başka bir anlama geldiği ihtimali yoktur. Nassı reddeden ise kafirdir. Allâh bizleri bundan korusun."

zeygue
14.05.2007, 03:34
8- İmam Ebu Hanîfe (radıyallahu anhu) Kelâm ilmi hakkındaki bir risalesinde şöyle demiştir: “Yaratan yaratıklarına nasıl benzeyebilir!?.” Bu demektir ki aklen de naklen de yaratanın yaratıklarına benzemesi mümkün değildir.


ليس كمثله شىء

EsSura suresi 11. ayet


Manasi: Allah hicbir seye benzemez


Yaratan ve yaratılmışı özdeş sayan panteizmin islamla bağdaşması mümkün değildir.Ve tasavvufçuların şu sözlerinin yukarıdaki ayetle ne derece bağdaşır?

İbn-i Arabi:
"Gören de O'dur, görülen de. Alem O'nun suretidir... Allah onların kendisidir."
"O bütün kâinattır. O, vücudum, vücudu ile kaim olan tektir."
Hallac-ı Mansur:
'Enel Hakk' (Ben Allah'ım),
'Mâfi'l cübbeti illaallah' (Cübbemin içinde Allah'tan başka bir şey yoktur)
Cüneyd-i Bağdadi:
(Benim şu iğreti kalıbımın içinde Allah'tan başka kimse yoktur)

Murat Yazıcı
14.05.2007, 06:19
Yaratan ve yaratılmışı özdeş sayan panteizmin islamla bağdaşması mümkün değildir.Ve tasavvufçuların şu sözlerinin yukarıdaki ayetle ne derece bağdaşır?



Bu konu şurada tartışılıyor:

http://www.ihvan-forum.com/showthread.php?t=25455&page=26

eşarî_maturidî
18.05.2007, 18:18
İbni Arabiye ait olmadığı halde kitaplarına sokuşturulmuş olan şu aşağıdaki sözden sakınılmalıdır.



İbn-i Arabi:
"Gören de O'dur, görülen de. Alem O'nun suretidir... Allah onların kendisidir."
"O bütün kâinattır. O, vücudum, vücudu ile kaim olan tektir."
Hallac-ı Mansur:
'Enel Hakk' (Ben Allah'ım),
'Mâfi'l cübbeti illaallah' (Cübbemin içinde Allah'tan başka bir şey yoktur)
Cüneyd-i Bağdadi:
(Benim şu iğreti kalıbımın içinde Allah'tan başka kimse yoktur)



Şeyhulİslâm Ebu Suud efendi "Ma'rudatu'l-mezbura" isimli kitabında şöyle demiştir: "Emin olduk ki yahudiler şeyh Muhyiddîne (kitaplarına) sokuşturma yapmışlardır"

Dolayısıyla hulul ve ittihad inancı sadık olan gerçek sofilerin inancı değillerdir.

Sofiler topluluğunun efendisi olan İmam Cüneyd el-Bağdadî şöyle demiştir: "Hakim olsaydım "Allâh'tan başka var olan yoktur" dediğini duyduğum kimselerin boynunu vururdum" Bunu imam Şaranî "Yevakîtu ve'l-cevahir" isimli kitabında nakletmiştir.

Ayrıca o Hallac-ı mansura bizzat şöyle demiştir: "Sen İslâmda öyle bir gedik açtın ki onu kafandan başkası kapatmaz."

Halife olan el-Muktedir billâh'in günlerinde bağdatta kadı Ebu Ömer el-Malikî Hallac-ı mansurun aleyhinde bir hüküm çıkarmıştır. Dolayısıyla hallacın elleri, ayakları kesildi sonra boynu vuruldu sonra cüssesi yakılıp külleri dicle nehrine atılmıştır. Bu sıkı uygulama hallaciyye olarak tanınmış olan takipçilerini, yanlış yoldan vazgeçirmek içindi.

Evliya kulların tabakalarını ele alan Sulemi kitabında Hallac-ı mansur hakkında sofilerin çoğununu onu kabul etmediklerini bildirmektedir.

Şeyh Ahmed er-Rifâi (radıyallâhu anh) ise onun hakkında şöyle demiştir: "O hak üzerinde olsaydı ben hakkım demezdi"

Minhac_
26.05.2007, 17:13
İmam Ebu Hanife ve İmam Buĥari bu konuyla ilgili şöyle buyurmuşlar:


فِعْلُهُ تَعَالَى صِفَةٌ لَهُ فِي الأَزَلِ وَالْمَفْعُولُ حَادِثٌ

Anlamı:“Allâh-u Teâlâ'nın fiili kendisine has, ezeli bir sıfattır. Meful (yaratılmış olan) ise sonradan olmadır”.

cenk11
26.05.2007, 18:33
Yukarıda Hallac-ı Mansur (K.S.) hakkındaki olumsuz sarfedilmiş cümlelerin uydurma olduğuna inanıyorum. Çünkü, hiçbir tasavvuf ve marifet ehli Hallac-ı Mansur'un durumuna eleştirel bir yaklaşım göstermemiş bilâkis, O'nun bir Hakk Aşığı olduğu yönünde ifadelerde bulunmuşlardır. Hallac-ı Mansuru kötüleyenler ve söylemiş olduğu "Enel-Hakk" sözünün muhtevasına ve manâsına aşina olamayan zahir uleması ile tarikat ve tasavvufa şaşı bakanlardır. Hâl böyle olunca müslümanlar tasavvuf ve tarikat düşmanlarının eline koz vereci hareket ve davranışlardan uzak durmalı ve aklımızın ermediği hâl ve mertebelerde bulunanlar hakkında ileri-geri konuşmamalıyız diye düşünüyorum.
Çünkü, sapık denilen adam (Hallac-ı Mansur) hapiste iken, idam edilirken ve idamından sonra dahi kerametleri zahir olmuş bir tasavvuf büyüğüdür.
Allah cümlemize akıl-fikir versin.

Minhac_
26.05.2007, 18:49
İmam Ebu Hanife şöyle buyuruyor:


إِعْلَمْ أَنَّ الْفِقْهَ فِي الدِّينِ أَفْضَلُ مِنَ الْفِقْهِ فِي الأَحْكَام

Anlamı:“Bil ki, Tevhid ilminde bilgili olmak, fıkıh ilminde bilgili olmaktan üstündür .”

Minhac_
26.05.2007, 18:50
İmam Ahmed Er-Rifai şöyle buyuruyor:

غاية المعرفة بالله الإيقان بوجوده تعالى بلا كيف ولا مكان

Anlamı:“Allâh’ı hakkıyla tanımak; Allâh’ın, cisim olmadığına, şekli olmadığına ve mekânsız olarak mevcut olduğuna inanmaktır”.

cenk11
26.05.2007, 19:25
İlim ikidir: Sadır ilmi, satır ilmi.

Satır ilmi duymakla, okumakla öğrenilir, medreselerde tahsil edilir. Bu ilim sahipleri şeriatın zâhirine vâristirler. Şeriat ahkâmını tâlim ederler. Hakk’a vâsıl olmak bu ahkâmın tatbik edilmesine bağlıdır. Ahkâma uymayan her türlü çalışma ve ibadet nâkıstır. Bunun için çok mühimdir.
Sadır ilmi Allah-u Teâlâ’nın kalbe koyduğu ilimdir. Buna “Marifetullah ilmi” de denir. Marifetullah ehli bu gayeye ulaşmış ve bu faydalı olan marifetullah ilmine vâkıf olmuşlardır. Hem zâhirî hem bâtınî misal âlemine uçabilmek için çift kanatlı kuş mesabesinde olmuşlardır.

Satır ilmini herkes tahsil edebilir.Ve bu ilim unutulduğunda
ve hatıra gelmediğinde insanın cahillerden hiç bir farkı kalmaz.Bu
konuda Beyazıd-ı Bestami (K.S.) Hazretleri şöyle
buyurmuştur. ”Unuttuğunda cahil olacağı için,kitaplardan bazı
şeyler ezberleyen kimselere alim denmez.Hakiki
alim,öğrenmeden ve ezberlemeden,dilediği anda Hakk’tan ilim
alabilen kimsedir.” buyurmuşlardır.

İşte Haallac-ı Mansur böyle bir marifet ilmine talib olmuş büyük bir zattı.

Minhac_
26.05.2007, 19:31
İmam Ebu Hanife “El-Fıkhıl Ekber” adlı kitabında şöyle buyuruyor





وَاللَّهُ تَعَالَى يُرَى فِي الآخِرَةِ، يَرَاهُ الْمُؤْمِنُونَ وَهُمْ فِي الْجَنَّةِ بِأَعْيُنِ رُءُوسِهُمْ بِلا تَشْبِيهٍ وَلا كَيْفِيَّةٍ وَلا كَمِّيَّةٍوَلا يَكُونُ بَيْنَه ُ وَبَيْنَ خَلْقِهِ مَسَافَةٌ


Anlamı:“ Allâh-u Teâlâ Ahirette görülür. Mü’minler O’nu, kendileri Cennette iken, başlarındaki gözleri ile hiç bir şeye benzetmeden, şekilsiz ve hacimsiz görürler. Allâh ile mahlûkatları arasında mesafe olmayacaktır.”

Minhac_
26.05.2007, 19:34
İmam Ebu Cafer Et-Tahavi “Akidesi”nde şöyle buyuruyor:



وَمَنْ وَصَفَ اللَّهَ بِمَعْنىً مِنْ مَعَانِي الْبَشَرِ فَقَدْ كَفَرَ

Anlamı:“ Kim Allâh’ı insanların sıfatlarından olanbir sıfat ile vasfederse küfre düşmüş olur”.

ABDULĞAFUR
26.05.2007, 22:11
Bulunmaz Rabb'imin zıddı ve niddi misli alemde
Ve sûretten münezzehtir mukaddestir Teâlallah

Âlemde Rabb'imin zıddı, benzeri, ortağı yoktur.
Rabb'im Teâlallah, sûretten münezzehtir, paktır, yücedir.


Şeriki yok berîdir doğmadan dahi doğurmadan
Ehaddir küfvi yok İhlas içinde zikreder Allah

(Rabb'imiz altı i'tibâriye ve sekiz subûtiye sıfatla vasıflandığı için) Şerîki, ortağı yoktur. Doğmaktan, doğurmaktan münezzehtir.
Bir tek'tir; dengi yoktur. İhlas sûresi içinde Allah Teâlâ sıfatlarını böylece bildirdi.


Ne cismi ne arazdır ve mütehayyiz ne cevherdir
Yemez içmez zaman geçmez berîdir cümleden Allah

Rabbimiz Teâlâ, cisim değil, araz değil; bir mekana ihtiyacı yoktur. Cevher de değildir.
Yemez, içmez, üzerinden zaman geçmez. Hâsılı, madde ve sıfatlarının hepsinden Allah Teâlâ münezzehtir.
Not..
Araz : Süratle varlığını kaybeden ve cevhersiz olmayan, şekil, renk gibi nesneye ;
Cevher : Kendisiyle olup başkasına muhtac olmayan ve taksim kabul etmeyen küçük parçaya denilir.


Tebeddülden teğayyürden dahi elvân u eşkalden
Muhakkak ol müberrâdır budur selb-i Sıfâtullah

(Maddeden enerjiye, enerjiden maddeye) Dönüşmekten, renklerden, sûretlerden,
Gerçekten O berîdir. Allah Teâlâ'nın hakkında düşünülmez selbî sıfatlar bunlardır.


Ne göklerde ne yerlerde ne sağ u sol ne ön ardda
Cihetlerden münezzehtir ki olmaz hiç mekânullah

Gökler, yer; sağ, sol; ön ve arka gibi
Cihetlerden , Rabb'imiz Teâlâ münezzehtir. Zira Allah Teâlâ'nın mekanı asla olmaz


Hudâ vardır varlığına yok evvel u âhir
Yine Ol varlığıdır Kendi'den ğayrı değil Vallah

Allah Teâlâ vardır, lakin varlığına başlangıç ve sonuç yoktur.
O'nun varlığı, Kendi'nden başkası değildir.


Bu âlem yoğiken ol var idi ferd u tek u tenha
Değildir kimseye muhtac ve hep muhtac ğayrullah

Bu âlem yok iken dahi, O hakîkî mevcud var idi. Tek ve yalnız idi.
Artık, Allah Teâlâ gayrına muhtac değildir. Dâimâ ğayrı O'na muhtacdır.


A'na hâdis hulûl etmez ve bir şey vâcib olmaz kim
Her şeyde hikmeti vardır abes fi'l işlemez Allah

O'na hâdis hulûl etmez. Ve hiçbir şey O'na vacib olmaz. Çünkü
Her işte O'nun hikmeti vardır. Elbette Allah Teâlâ başıboş iş işlemez. (Binaenaleyh)


Hulûl etmez O Zat abde ve hiçbir ferde zulmetmez
İbâdın aslahı lazım değil kim halk ede Allah

O Zat bir kula hulûl etmez. Ve hiçbir ferde zulmetmez.
Kendisi'ne kulunun yararına sebebleri yaratmak gerekmez ki, onu yaratsın.


A'na bir kimse cebrile bir iş işledemez asla
Ne kim Kendi murad eyler vücûda gelir Billah

Hiçbir kimse O'na cebren iş yaptıramaz
Kendisi neyi dilerse, o nesne Allah Teâlâ'nın kudretiyle meydana gelir..


A'nın her bir kemâli bîteğayyür hâsıl olmuştur
Ki yoktur muntazır olunacak hiçbir Kemâlullah

Allah Teâlâ'nın Zât-ı Şerîf'inin kemâlatı, Zât'ıyla birlikte ezelîdir; değişmeyi kabul etmez.
Çünkü Allah Teâlâ'nın hakkında sonradan meydana gelecek bir kemal söz konusu değildir.


Sıfât-ı bâkemal ile O daim muttasıfdır kim
Kamu noksan sıfatlardan berîdir Zülcelâlullah

Celal ve Azamet sahibi olan allah Teâlâ, kemal sıfatlarıyla daima vasıflanır.
(Mahluka isnadı mümkün olan) Bütün noksan sıfatlardan beridir.

Sekizdir çün sıfât-ı zâtî İlm ile İrâdetdir
Hayât u Kudret u Halk-ı Basar Sem'u Kelâmullah

Allah Teâlâ'nın Zâtî olan subûtî sıfatları; İlim, irade
Hayat, Kudret, Halk, Basar, Semi' ve Kelam olmak üzere sekizdir.

Alîm Ol'dur ki erişmez ilmine kimsenin aklı
İhâta eylemişdir cümle bu eşyayı İlmullah

Alîm O'dur ki ilmine kimsenin aklı erişmez.
Allah Teâlâ'nın İlmi her şeyi kuşatmıştır. ( Alîm, " bilici " demektir ki sıfatı, İlimdir. Böylece )


Mürid Ol'dur Dileyicidir ve her şey üzre kâdirdir.
Ne kim diler olur peydâ alâ vefki Murâdıllah

Müriddir= Dileyicidir. Ve herşey üzere kâdirdir.
Artık kendisi neyi dilerse, O'nun muradına muvafık olarak peyda olur.


Cemîi hayr u şerri Ol diler takdîr u halk eyler
Velî hayrı sever ancak ki sevmez şerleri Allah

Bütün hayrları, şerleri Kendisi diler; tesbit eder; yaratır.
Allah Teâlâ, kulunun ancak hayrlı işlerini sever; şer işlerini sevmez.

Basîr Ol'dur hakîkatde ki hep eşyâya nâzırdır
Velî gözden münezzehtir Basardır min Sıfâtillah

Basîr= Görücü O'dur ki gerçekte her şeyi kontrol altına alıp bakar.
Lâkin göz(gibi alet, edevat)den münezzehtir. Basar yani görmek, Allah'ın sıfatlarındandır.



Semîi' Ol'dur işidir her avazı sır ile cehri
Münezzehdir kulaktan Ol sıfattır A'nda Sem'ullah

Semîi'=işitici O'dur, ki gizli ve âşikar her avazı işitir.
Kulaktan münezzehtir ancak Semi'=işitmek Allah Teâlâ'nın sıfatıdır.


Mütekellimdir Ol ammâ berîdir dilden ağızdan
Hurûf u lafzı savt ile değil vasf-ı Kelâmullah

Allah Teâlâ, Mütekellim=Konuşucudur. Amma dil ve ağızdan beridir.
Kelâmullah=Allah'ın konuşma sıfatı, ses, harf ve lafızla değildir.


Subutiyye sıfâtı kim ne aynıdır ne ğayrıdır
Kadîm dâim ve Zât'ıyla kâimdir Sıfâtullah

Allah Teâlâ'nın subûtiye sıfatları, ne Kendisi ne de başkasıdır;
Ezelîdir, dâimîdir, Zât'ıyla kâimdir.

WWW.azizlerle (http://www.azizlerle) sitesinden alınmıştır. Marifetnamedeki itikadın düzeltilmesi için yazılan 110 beytin Allahu Teala hakkındaki inanılması gereken beytleri aktardım. Bu konularla alakalı yazan diğer arkadaşlarımada teşekkürler. Saygı ve sevgilerimle.

zeygue
27.05.2007, 03:29
"Marifetullah ilmi" ne demek oluyor?
Marifet :Ustalık, hüner, uzmanlık,pratik bilgi, beceri demektir.

Örneğin "marifet iltifata tabidir" deriz.
yani "başarılı bir kimse, desteklenir, takdir edilir, övülürse daha iyi işler yapar"
Tanımlardan da anlaşılacağı üzere marifet soyut değil SOMUT BİLGİ demektir.
Somut Allah bilgisi olması için Allahın (haşa) somut yani elle tutulur gözle görülür olması lazımdır.Bu ise İslamın tanrı anlayışına aykırıdır.Ancak yaratılan ve yaratanı özdeş sayan bir dinde bu söz mümkün olur.Yine böyle bir dinde
İbn-i Arabi:
"Gören de O'dur, görülen de. Alem O'nun suretidir... Allah onların kendisidir."
"O bütün kâinattır. O, vücudum, vücudu ile kaim olan tektir."
Hallac-ı Mansur:
'Enel Hakk' (Ben Allah'ım),
'Mâfi'l cübbeti illaallah' (Cübbemin içinde Allah'tan başka bir şey yoktur)
Cüneyd-i Bağdadi:
(Benim şu iğreti kalıbımın içinde Allah'tan başka kimse yoktur)
bu gibi sözler tutarlı olabilir.


K.S (kuddise sırruh) ne demek?
Ne sırrı ne kutsanması?

Adlarının yanında (K.S) şahıslar sırlarını açıklarlarsa ne olur?
İbn-i Arabi ve Hallac-ı Mansur sırlarını saklayabildiler mi?

selametle