Orijinalini görmek için tıklayınız : Mevlana Der ki:
Bir adamın birçok hüner, fen, bilgi sahibi olduğuna bakma!
Verdiği sözde duruyor mu?
Vefâsı var mı? Asıl ona bak!
Hakla ettiği sözleşmeyi yerine getiriyorsa, insanlara verdiği sözde duruyorsa, vefâlıysa onu istediğin kadar öv!
Onun iyi vasıflarını bir bir say!
O, senin övgünden, saydığın meziyetlerden daha üstün bir kişidir.
Şöhret âfettir; şöhret peşinde koşmak, iyi tanınmak için uğraşmak, insanlığa yakışmaz.
Eğer sen hakikati, aşk incisini arıyorsan, görünüşten kurtulman, denize dalman, derinliklere inmen gerek!
Yoksa şöhret, gösteriş, deniz kıyısına düşen köpüktür.
Kötü huy kılavuzun oldukça mutlu olacağım sanma!
Sen sabaha kadar gaflet uykusundasın, ömürse kısadır.
Korkarım ki, sen bu uykudan uyanınca gündüz olur.
Haydi şu benlikten kurtul, herkesle anlaş, herkesle hoş geçin.
Sen kendine kaldıkça, bir habbesin, bir zerresin fakat herkesle birleştin, kaynaştın mı, bir ummansın, bir madensin!
Bütün insanlarda aynı ruh vardır, ama hepsinde de aynı yağ bulunmaktadır.
Dünya da çeşitli diller, çeşitli lügatler var, fakat hepsinin da anlamı birdir, çeşitli kaplara konan sular, kaplar birleşirler, bir su hâlinde akarlar.
Tevhidin ne demek olduğunu anlar da, birliğe erersen, gönülden sözü, mânâsız düşünceleri söküp atarsan, can, mânâ gözü açık olanlara haberler gönderir, onlara gerçekleri söyler.
Sende bulunan beş duygu ışığını, gönül nuruyla aydınlat. Duyguları beş vakit namaz gibi bil. Gönlünse yedi âyetten ibâret olan Fatiha Sûresi'ne benzer.
Her sabah göklerden bir ses gelir, gönlünden dünya sevgisini atabilirsen o sesi duyar, hakikat yolunun izini bulur, yol alır gidersin.
Gel, gel, daha yakın gel, bu yol vuruculuk ne zamana kadar sürüp gidecek? Madem ki sen, bensin, ben de senim. Artık bu senlik ve benlik nedir? Biz Hakk'ın nuruyuz, Hakk'ın aynasıyız.
Şu halde kendi kendimizle, birbirimizle ne diye çekişip duruyoruz?
Bir aydınlık bir aydınlıktan neden böyle kaçıyor? Biz hepimiz, bütün insanlar, tek bir vücud halinde olgun bir insanın varlığında toplanmış gibiyiz. Fakat neden böyle şaşıyız?
Aynı vücudun birer uzvu olduğumuz halde neden zenginler, yoksulları böyle hor görürler?
Aynı vücutta bulunan sağ el, ne diye sol elini hor görür? Her ikisi de madem senin elindir, aynı tende uğurlu ne demek, uğursuz.
Mânâların aşk burakı, aklımı da, gönlümü de aldı, götürdü. "Nereye götürdü?" diye den bana sor. Aklımı da, gönlümü de senin bilmediğin o tarafa, ötelere götürdü. Ben öyle bir revâka, öyle bir kemer altına ulaştım ki, orada ne ay gördüm, ne de gök. Öyle bir dünyaya eriştim ki, orada dünya da, dünyalıktan çıkar, dünyalığını kaybeder.
Mutlu olmanın sırrını Peygamber Efendimiz'den öğren de, Allah sana ne verirse ona razı ol. Başına gelen derde, belaya razı olur da, ses çıkarmazsan, o anda hemen sana cennet kapısı açılır.
Eğer gam elçisi sana gelirse, tanıdık bir dost gibi karşıla, onu kucakla. Zaten o sana yabancı değildir, onunla aşinalığın vardır.
Sevgiliden gelen cefaya karşı sakın suratını asma, onu neşe ile karşıla, merhaba, hoş geldin de. Onu güler yüzle, tatlı sözle karşıla ki gönül alıcı o eşsiz varlık hoşa gitmeyen çarşafını üstünden atsın da güzelliği ortaya çıksın.
Ey benim canım, şu toprak perdesinin ötesinde, gizli bir zevk, gizli bir mutlu yalayış vardır. Her şeyi gizleyen bu örtünün altında, yüzlerce güzel Yusuflar vardır. Bu ten, bu görünen beden ortadan gidince, asıl varlığın olan ruhun kalkar. Ey sonsuz olan ruh, ey fani olan ten! Bu halin nasıl olduğunu anlamak istersen, her gece kendine bak. Uykuya dalınca tenin ölmüş gibidir. Ruhunsa cennet bahçelerine kanat çırpmaktadır.
Pişman olmayı kendine âdet edinirsen boyuna pişman olur durursun! Nihayet bu pişmanlığa da daha ziyade pişman olusursun! Ömrünün yarısı perişanlıkla geçer, öbür yarısı da pişmanlıkla heder olur gider! Bu fikri, bu pişmanlığı terket de, daha iyi bir hâl, daha iyi bir dost ve daha iyi bir iş ara!
Ezel sofrası üzerinde her ne kadar halk kavgadaysa da, yediler ve yerlerse de, sofra yine o sofradır, ondan hiçbir şey eksilmez. O olduğu gibi durur. Bir kuşu bir dağın üstüne konsa, sonra uçup gitse, dağda bir fazlalık veya bir eksiklik görünür mü?
Şu tenimiz ruhumuzun bir köşküdür. Orası bir tepe, bit yıkık yer değildir. Ruhumuz bizim biricik dostumuz, yârimizdir. O, bize hiçbir zaman yabancı olmaz.
Gönül yolu, korkunç bir çölden geçer. Yürekli bir er, Rüstem gibi bir yiğit olmayan oraya nasıl varabilir? Oraya varacak kişi, bir pehlivan gibi hasmını yere vuran, çeşitli gıdalarla bedenini besleyen, kuvvetli, güçlü kişi değildir. Oraya varacak kişi, nefsini yenen, kendi benliğini yıkıp alt eden, dünya âşığı değil, Allah âşığı olan kişidir.
Böyle bir kişinin bedeni mezara girince; mezarın toprağı ile örtülünce, o bedenden tohum nasıl baş verir yücelirse, tıpkı onun fini Hak tarafından kabul edilmiş ağacı yükselir, boy atar. Nurlu bir gönül erinden başka, o nura âşık olan kimdir? Aşk mumu, pervanenin gönlünden başka neyi yakar?
Sermâyesi kanaat olan kişinin; her yaptığı iş, tâ'at olur, ibâdet sayılır. Onun yemesi, içmesi, uyuması, Hakk'ın emrini tutması, yerine getirmesi içindir.
Sakın Hak'tan başkasını dost edinme! Çünkü halkın dostu olmak, halkın gözüne girmek ömürsüzdür, ancak yarım saat sürer.
Mevlana'dan
NUHUN_GEMISI
05.04.2007, 02:46
Orjinali konyadaki mevlana müzesinde ; mevlananın kendi el yazması iledir :
Mevlâna ve Şems arasında geçtiği söylenen hadisede de görüldüğü gibi, Vahdet-i vücud, kadın kılığına giren Tanrı ile seviştiğini iddia etmektir. Ne gariptir ki; Allah'a söverek nara atan sarhoş bir sokak serserisini, öldürmeye-dövmeye kalkan sofî, Şems ile Mevlana arasında geçtiği söylenen şu hadiseyi kutsar veya sessiz kalır:
"Mevlana Şemsin yanına girdi. Şems şahane bir çadırda oturmuş Kimya Hatun ile oynaşıyordu. Mevlana dışarı çıktı. Bu karı koca oynaşmalarına mani olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı.
Sonra Şems (Mevlâna'ya) içeri gel diye seslendi. Mevlana içeri girdiğinde Şems'ten başkasını görmedi. Kimya nereye gitti? dedi.
Şems 'Yüce Tanrı beni o kadar severki, istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya Hatun şeklinde geldi' buyurdu.
(Ahmet Eflaki. Menakibul Arifin - 11/56/57.) http://www.kitapyurdu.com/getimageV2.asp?resimkod=112752&boyut=185
Maksad belli; kesinlikle üzüm yemek değil :)
Eee herkes sadırdan okuyamaz tabii. Nasip meselesi..
Zorla güzellik olmuyor, olamıyor işte.
Benim yetkim olsaydı, mesajımın üstüne düşen şu çirkin gölgeyi temizlerdim:)
zümrüd-ü anka
06.04.2007, 18:50
sağol çok güzel bir paylaşım allah razı olsun
Orjinali konyadaki mevlana müzesinde ; mevlananın kendi el yazması iledir :
Mevlâna ve Şems arasında geçtiği söylenen hadisede de görüldüğü gibi, Vahdet-i vücud, kadın kılığına giren Tanrı ile seviştiğini iddia etmektir. Ne gariptir ki; Allah'a söverek nara atan sarhoş bir sokak serserisini, öldürmeye-dövmeye kalkan sofî, Şems ile Mevlana arasında geçtiği söylenen şu hadiseyi kutsar veya sessiz kalır:
"Mevlana Şemsin yanına girdi. Şems şahane bir çadırda oturmuş Kimya Hatun ile oynaşıyordu. Mevlana dışarı çıktı. Bu karı koca oynaşmalarına mani olmamak için medresede aşağı yukarı dolaştı.
Sonra Şems (Mevlâna'ya) içeri gel diye seslendi. Mevlana içeri girdiğinde Şems'ten başkasını görmedi. Kimya nereye gitti? dedi.
Şems 'Yüce Tanrı beni o kadar severki, istediğim şekilde yanıma gelir. Şu anda da Kimya Hatun şeklinde geldi' buyurdu.
Şimdi bu kıssayı uslubuyla bana anlatabilecek biri varmı ?
Şimdi bu kıssayı uslubuyla bana anlatabilecek biri varmı ?
.. kişinin içinde ne varsa öyle görürmüş ne arıyorsa aradığını da bulurmuş.. misali Mevlana hazretlerinin açığını arayanlar bilsin ki Ona belden aşşağı vurmakla ancak kendi Kalplerini mühürlerler...
Tasavvufun en önemli özelliği Eşyaların Manasına vakıf olmakdır..
eşya bu yazıda belirtilen Çadırdır.. Mevlana çadırdan içeri girmiş.. yani Suretten geç Sıfata derler ya.. Manayı anlamaya başlamış.. Kadın Tasavvufda Allahı temsil eder.. Velayeti.. Şemsi Allah ile beraber görmüş.. çadırdan bi daha içeri girmiş bu sefer Şemsi görmüş.. bu sefer Şems Risaletteymiş...
hatta bazen Şemsi Kadının üstünde görürmüş bazen kadını şemsin üstünde görürmüş... yani bazen Velayet tecelli edermiş bazen Risalet...
bilirsiniz kadın olsun erkek olsun herkesin cenaze namazı ER kişi niyetine kılınır..
Er olup da anlayana..
A.R. kardeşim çok teşekkür ederiz yazı çok güzel herkese okumalarını tavsiye ederiz
.. kişinin içinde ne varsa öyle görürmüş ne arıyorsa aradığını da bulurmuş.. misali Mevlana hazretlerinin açığını arayanlar bilsin ki Ona belden aşşağı vurmakla ancak kendi Kalplerini mühürlerler...
Belden aşağı vurmak mı ?
Kendi kitaplarından ve kendisini en iyi anlatan kaynaklardan alıntı yapılmış bir kıssayı aktarmak belden aşağı vurmakmı oluyor ?
Siz bu kıssayı alakasız zorlama deliller sunarak doğru olduğunumu düşünüyorsunuz. Sizi bilmem ama benim bu kıssadan midem bulandı.
ALLAH butür benzetmelerden münezzehtir.
NUHUN_GEMISI
06.04.2007, 23:38
.. kişinin içinde ne varsa öyle görürmüş ne arıyorsa aradığını da bulurmuş.. misali Mevlana hazretlerinin açığını arayanlar bilsin ki Ona belden aşşağı vurmakla ancak kendi Kalplerini mühürlerler...
Tasavvufun en önemli özelliği Eşyaların Manasına vakıf olmakdır..
eşya bu yazıda belirtilen Çadırdır.. Mevlana çadırdan içeri girmiş.. yani Suretten geç Sıfata derler ya.. Manayı anlamaya başlamış.. Kadın Tasavvufda Allahı temsil eder.. Velayeti.. Şemsi Allah ile beraber görmüş.. çadırdan bi daha içeri girmiş bu sefer Şemsi görmüş.. bu sefer Şems Risaletteymiş...
hatta bazen Şemsi Kadının üstünde görürmüş bazen kadını şemsin üstünde görürmüş... yani bazen Velayet tecelli edermiş bazen Risalet...
bilirsiniz kadın olsun erkek olsun herkesin cenaze namazı ER kişi niyetine kılınır..
Er olup da anlayana..
A.R. kardeşim çok teşekkür ederiz yazı çok güzel herkese okumalarını tavsiye ederiz
yegen bu dini (fasit tevili) nerden aldın ? Sen zinaya bile kılıf bulmuşsun !
Birisi Rabblik taslar açıkça Ben HAKKım der , kiminiz yok öyle demek istemedi diye islam dışı yorum ve tevillere kaçar , kimi de o söz farklı anlamdadır diyerek aklamaya çalışır ? Bu tür sapkın itikat ve söylemler neden hep sizden çıkıyor diye düşünmüyormusunuz ?
O zaman hangi zina recm ile sonuçlanır ?
Şu aktarılan hikaye bulvar gazetelerinde bile bulunmaz !!! Utanmadan birde doğruluğunu kabul edip savunuyorsunuz !!!
cendel bu dini (fasit tevili) nerden aldın ? Sen zinaya bile kılıf bulmuşsun !
Sanırım bi yanlışlık var...
Sanırım bi yanlışlık var...
Bir yanlışlık var ama nerde. Mevlana efendinin babasıda çok
bilge kamil bir insandı.Şems ve Şemsten sonra daha 2 efendi
bularak yoluna devam edenMevlana.İslamiyeti çok iyi idrak etmiş
bir kişi,Bu gün hala büyük bir sevgi ile anılan bir zat.
Bırak Türkiye'yi yabancı ülkelerden gelip Mevlana'yı
mettüssena ediyorlar.Mevlana sebep oluyor 100 lerce
kişi Müslüman oluyor. Keşke bende bir gayrı müslimi
Müslüman edebilsemde , sonra Mevlana hakkında konuşabilsem.
Bir yanlışlık var ama nerde. Mevlana efendinin babasıda çok
bilge kamil bir insandı.Şems ve Şemsten sonra daha 2 efendi
bularak yoluna devam edenMevlana.İslamiyeti çok iyi idrak etmiş
bir kişi,Bu gün hala büyük bir sevgi ile anılan bir zat.
Bırak Türkiye'yi yabancı ülkelerden gelip Mevlana'yı
mettüssena ediyorlar.Mevlana sebep oluyor 100 lerce
kişi Müslüman oluyor. Keşke bende bir gayrı müslimi
Müslüman edebilsemde , sonra Mevlana hakkında konuşabilsem.
Kardeş böyles avunma olmaz. Siz şimdi bahsi geçen iğrenç hikayeyi savunuyormusunuz?
Bu kıssayı mevlana yazmadı onun üzerine ithaf edilmiş bir iftira derseniz eyvallah.
Ancak alakasız şeylerle savunmanız bizi ikna edemez. Rabbim bu tür benzetmelerden münezzehtir.
NUHUN_GEMISI
07.04.2007, 00:43
Bir yanlışlık var ama nerde. Mevlana efendinin babasıda çok
bilge kamil bir insandı.Şems ve Şemsten sonra daha 2 efendi
bularak yoluna devam edenMevlana.İslamiyeti çok iyi idrak etmiş
bir kişi,Bu gün hala büyük bir sevgi ile anılan bir zat.
Bırak Türkiye'yi yabancı ülkelerden gelip Mevlana'yı
mettüssena ediyorlar.Mevlana sebep oluyor 100 lerce
kişi Müslüman oluyor. Keşke bende bir gayrı müslimi
Müslüman edebilsemde , sonra Mevlana hakkında konuşabilsem.
acaba laikler müşrikler kafirler neden mevlanayı , yunusu , hacı bektaşi anarlarda Peygambere , selahaddin eyyubiye , sahabelere küfrederler onları anmazlar düşündün mü hiç ?
Cengiz han da milyondan fazla müslümanı katlederken mevlanayı sevmesi de başka bir düşünce konusu ?
Mevlana için müslüman olanların Kuran ve sünnete bakmamaları kendi hataları . keşke kurana bakarak , Rasulullahın hayatına bakarak müslüman olsalar . Yoksa begendikleri kişilere göre din aramaktadırlar
acaba laikler müşrikler kafirler neden mevlanayı , yunusu , hacı bektaşi anarlarda Peygambere , selahaddin eyyubiye , sahabelere küfrederler onları anmazlar düşündün mü hiç ?
Cengiz han da milyondan fazla müslümanı katlederken mevlanayı sevmesi de başka bir düşünce konusu ?
Mevlana için müslüman olanların Kuran ve sünnete bakmamaları kendi hataları . keşke kurana bakarak , Rasulullahın hayatına bakarak müslüman olsalar . Yoksa begendikleri kişilere göre din aramaktadırlar
secde Mushafa olmaz... İnsana olur :) bizden Bu kadar Rıbat kardeş
sıkma canını biz severiz hepsini.. :)
Mevlana Efendi dönemlerinde, onu anlamayanların çamur atanların olmasını bir parça anlayabiliyorum. insanlık daha hiçbirşey bilmiyor o dönemlerde bilim, felsefe bu kadar iyi değil, insanların aslı bu kadar araştırılmıyor...ama şimdi Mevlana Efendi hakkında bu yazılanları okumak çok acı... hala mı demek gelmiyor içimden , şaka gibi.. tasavvufun aslında aşkın özüyle bu günlere geldiğini herkez bilir, Mevlana Efendinin'de aşkın özüyle yaşadığını herkez bilir, açıktır nettir. görülemeyen anlaşılmayan nedir o halde. Tasavvuf bölümü değil mi burası, yalnış mı geldim diye bakındım bir ara sağa sola:) yada başkaları yalnış geldi... ne dersiniz...
AŞK DİYEN HERKEZE MERHABA...
Mevlana Efendi dönemlerinde, onu anlamayanların çamur atanların olmasını bir parça anlayabiliyorum.
Çamurmu?
Kendi kitaplarından alıntılar yapmak çamur atmakmı oluyor. Siz butür yakıştırmaları nasıl uygun görüyorsunuz. Bu kıssalar mevlana üzerine atılmış iftira derseniz anlarım ama ALLAH a butür yakıştırmalar yapılmasını ve anlamsız deliller sunulmasını anlamam.
Tekrar söylüyorum; Rabbim butür benzetmelerden münezzehtir.
Peygambere , selahaddin eyyubiye , sahabelere küfrederler
kim peygambere küfretmiş...:thinking:
Herkesin değerlendirmesi kendi veritabanı kadardır.
Kendinde olmayanı inkar edenin kim olduğu ise malumdur.
Diken arayan diken bulur, gül arayan gül.
NUHUN_GEMISI
08.04.2007, 20:50
Herkesin değerlendirmesi kendi veritabanı kadardır.
Kendinde olmayanı inkar edenin kim olduğu ise malumdur.
Diken arayan diken bulur, gül arayan gül.
PORNO ARAYANDA PORNO MU BULACAK KİTABLARINIZDA ?
iLkSEnCaN
08.04.2007, 20:57
Gönül yolu, korkunç bir çölden geçer. Yürekli bir er, Rüstem gibi bir yiğit olmayan oraya nasıl varabilir? Oraya varacak kişi, bir pehlivan gibi hasmını yere vuran, çeşitli gıdalarla bedenini besleyen, kuvvetli, güçlü kişi değildir. Oraya varacak kişi, nefsini yenen, kendi benliğini yıkıp alt eden, dünya âşığı değil, Allah âşığı olan kişidirçok doğru nefsini yenen bi insan ve sabırlı olan bir insan Allah ışığı olan kişidir...
PORNO ARAYANDA PORNO MU BULACAK KİTABLARINIZDA ?
yada iftira atan iftira bulurmu nuhun gemisi ne dersin:)
yada şöylemi desek...nasıl görmek anlamak istiyorsan öyle görürsün...
nuhun gemisi kardeşim...şimdi mevlana hakkında yazıp çiziyorsun...ne geçiyor eline...mevlanayı sevenlerin sevgisini azaltamazsın...sevmeyenler zaten sevmiyordur...
mevlana bir gün o dönemin kötü kadınları (aslında buda uymadı ama anladın sen onu:) ) oturmuş dertlerini dinliyor... o sırada oradan geçen güya kendilerini birinci sınıf müslüman gören kişiler görürler...mevlananın yanına gelirler...
bir sürü hakaret,laf ederler...yapmadığın bir bu kalmıştı...hristiyanlarla oturdun konuştun,yahudilerle oturdun konuştun...konuşmadığın bir bunlar kalmıştı derler...
mevlana o meşhur sözünü burada söyler....onları herkes biliyor..oldukları gibiler...ama sizlerin içinde onlardan daha kötüler var...
akabinde o unutulmayan sözünü söyler....
ya olduğun gibi görün,yada göründüğün gibi ol...
not:anlattığım hikayede yanlışlık varsa büyüklerimiz düzeltebilirler..
Peygambere küfrederler
nuhun gemisi kardeş...
daha öncede sormuştum...cevap gelmedi hala...
kimmiş peygambere küfredenler...:thinking:
cevap bekliyoruz hala...
NUHUN_GEMISI
08.04.2007, 21:20
sana kitabını yazaraını veriyorum hala iftira diyorsun . Aç kitabı sen oku anlat !!!
NUHUN_GEMISI
08.04.2007, 21:22
nuhun gemisi kardeş...
daha öncede sormuştum...cevap gelmedi hala...
kimmiş peygambere küfredenler...:thinking:
cevap bekliyoruz hala...
Tc nin daha düne kadar komutanları Hzç Muhammed (s.a.v) için Bedirde 250 bedeviden biridir dedi. !!
Kimya Hatun, Şems Tebrizi Hazretlerinin karısı, kendi helali imiş.. Kendi karısıyla başbaşa kalmasına dahi "zina" "porno" yakıştırması yapmışsınız.. Ancak bu kadar olur idi! Bir insanın kendi hanımıyla başbaşa kalmasının ne zararı var Allah aşkına!
Karısıyla beraber iken Allah'tan ayık olduğunu, hanımının sevgisinden İlahi Muhabbete bir yol bulduğunu anlatmış, bunu da abes karşılamışsınız.. (Tasavvufta eşyanın Allah'ın nuru ile kaplanıp örtüldüğü makamlar vardır.. Esma tecellisi diyorlar.. Biz şimdi bu tecelliye mazhar olamadığımız için garipsiyoruz.. İşte o makamlarda, kişinin gözünden de gönlünden de masiva; yani Allah'tan gayrı ne varsa silinir imiş.. Hakkın zikrini ve tesbihini her yerden duyar; Hakkın nurunu her yerden görür imişler.. Buna delil isteyen için "Sizin cansız gördüğünüz nesneler dahi Allah'ı tesbih ederler" Ayet-i Kerimesini tefekkür etmelidirler.. Şems, Kimya Hatundan Hakkın tesbihini işitmiş, ondan Hakkın nurunu müşahade etmiş işte.. Malum nuru, tesbihi Allah'ın kendisi değildir.. Haşa.. Bu manayı anlamak, anlaşılması gereken manayı katletmek demektir..)
Aslında hepimiz hanımlarımıza beylerimize "Allah'ın kuludur, sanatıdır; seversek O'nun sevgisiyle ve O'ndan yana.." diyerek yaklaşmalı ve her birimiz bir Şems olmalıyız ama, Tasavvuf inkarcılarının bu manaları anlaması ve kabullenmesi zordur.. Bir eş eşini Allah için severse, eşine Allah için yaklaşırsa alayu aladır, nur üstüne nurdur..
Adem AS. Cennette iken, bir vakit kendisinden Havva validemiz, yani eşi yaratılmış ve onunla mülaki olduktan sonra:
"Ya Rabbi, senin emin mülkün olan Cennette idim, ancak ruhum sukunet bulmamış idi.. Benden eşimi halk ettin, şimdi Havva ile sukunete kavuştum elhamdulillah" buyurmuştur..
Adem AS. atamızın Havva validemizle neşvesi ile Şems Hazretlerinin anlatılan kıssasındaki hakikat aynıdır..
E, Şems'in karısı uzaktayken nasıl geldi? O da "Tayyi Mekan Gaybul Rical" makamının işleri ama inanmayan buna da inanmaz..
Aziz Mahmud Efendiyi Kadılıktan Sultanlığa sevk eden hadiseyi hatırlayınız.. Eskici Mehmet Efendi ile o ihtiyar bir anda nasıl Kabe'de olmuşlardı.. Göz açıp kapayıncaya kadar.. Eskici Mehmet Efendinin Kadı Mahmud'un merakına cevabı muhteşem:
"Kadı Efendi, İblis Allah'ın düşmanı iken bir anda bütün yeryüzünü gezebiliyor da bir Allah'ın dostu neden bir anda Kabe'ye gidemesin!"
Bunları hikaye görürler.. Halbuki Ayet-i Kerimeyle bu hakikati bize bildirmiş Allah Teala.. Süleyman AS'a Belkıs'ın Tahtını göz açıp kapayıncaya kadar getiren şahıs Ben-i İsrail'in velilerinden bir Allah dostu idi..
Lütfen tertemiz Allah dostlarını nefsine esir sapıklar gibi görmeyiniz, göstermeye kalkmayınız... Onlara kötü sıfatlar yakıştırmamız, Onların makamlarından eksiltmez.. Biz kaybederiz.. Kendi sıfatlarımızı çirkinleştirmiş oluruz...
"Ya Rabbi, ben nefsime zulmedenlerden oldum! Sen beni, İsm-i Settar'ına bağışla.."
Sağolasın Hirahoş, sadırdan okumak lazım evet;)
Bir insanın kendi hanımıyla başbaşa kalmasının ne zararı var Allah aşkına!
Hiçbir zararı yok. Takip ettiğim kadarıyla zarrı var diyende olmadı.
Karısıyla beraber iken Allah'tan ayık olduğunu, hanımının sevgisinden İlahi Muhabbete bir yol bulduğunu anlatmış, bunu da abes karşılamışsınız.. (Tasavvufta eşyanın Allah'ın nuru ile kaplanıp örtüldüğü makamlar vardır.. Esma tecellisi diyorlar.. Biz şimdi bu tecelliye mazhar olamadığımız için garipsiyoruz.. İşte o makamlarda, kişinin gözünden de gönlünden de masiva; yani Allah'tan gayrı ne varsa silinir imiş.. Hakkın zikrini ve tesbihini her yerden duyar; Hakkın nurunu her yerden görür imişler.. Buna delil isteyen için "Sizin cansız gördüğünüz nesneler dahi Allah'ı tesbih ederler" Ayet-i Kerimesini tefekkür etmelidirler.. Şems, Kimya Hatundan Hakkın tesbihini işitmiş, ondan Hakkın nurunu müşahade etmiş işte.. Malum nuru, tesbihi Allah'ın kendisi değildir.. Haşa.. Bu manayı anlamak, anlaşılması gereken manayı katletmek demektir..)
Şimdi bu kıssayı tasavvufun bakış açısıyla kabul ettiniz savundunuz. Peki diğerleri ne yapacak. Ehli sünnete göre bu bakış açısı doğrumu ? Rabbim butür yakıştırmalardan münezzehtir.
Tasavvuf inkarcılarının bu manaları anlaması ve kabullenmesi zordur..
Siz olayı çoktan kafanızda neticelendirmişsiniz. Doğru bana kimse bu kıssayı izah edemez. Ama tasavvufa bakış açımdan değil. Rabbimi bu tür benzetmelere yakıştırmaya haya ettiğimdendir. Sadece ben değil sokakta herhangi birine bu kıssayı anlatsanız alacağınız tepki malumdur.
Diğer yazdıklarınızında konuyla alakasını kuramadım. Zorlama delillerle savunmaya çalışıyorsunuz. Siz her ne kadar bunlara itiraz etsenizde bakış açımız budur.
Tekrar söylüyorum ki: Rabbimi butür benzetmelerde ve yakıştırmalarda bulunmaya haya ederim.
Şurada Mevlanayı anlamaya çalışan kardeşlerim için bir yazı asacağız..pek rağbet etmediğimiz kopyala yapıştır olacak..parça parça olsun dedik..anlaşılsın diye..lütfen yanlış anlamayasınız kardeşlerim..
Ey Gavs,
Biz mekânın mekânıyız. Bize mekân yoktur. Ve biz insanın sırrıyız, insan da
bizim sırrımızdır. İnsan yoktur, biz varız ve biz, insanın gayrı değiliz.
İnsanda belirdiğimiz gibi, hiç bir şeyde belirmedik. İnsan bizim bineğimizdir.
Diğer yaratıklar ve tüm evren de insanın bineğidir.
Biz ne güzel isteyeniz, insan ne güzel istenendir. İnsan ne güzel binicidir,
bütün kâinat ona ne güzel binektir.
İnsan bizim sırrımızdır, biz de insanın sırrıyız. Eğer insan öldükten sonra
durumunun ne olacağını bilseydi, dünyada asla dünya yaşamını istemez, her an,
"Ya Rabbi, beni öldür, beni öldür" diye yakarırdı.
Mülk, bir ve belirişleri sona erdirici olanın, yani Rabbinindir. Eğer insan
bizim indimizde olan mertebesini bilseydi, her nefeste "bugün mülk yalnız
benimdir" sözünü söylerdi.
"Yaratıkların hepsi, yaradılış özelliklerine göre amel ve davranışlarda
bulunurlar." Yaradılış özellikleri (fıtrat), ortaya çıkacak belirişlerin
(tecellilerin) tohumudur. Bu tohum yaradılışından itibaren, kendine en uygun
belirişlerle beslenir, büyür, yeşerir, ta ki yaradılışındaki amaca uygun hizmeti
gerçekleştirene dek. "Kuşku yok ki biz, her şeyi kaderle yarattık."
İnsanın cismi, nefsi, kalbi, ruhu, kulağı, gözü, dili, ayağı, eli ve buna benzer
nesi varsa hepsini kendi nefsimiz için kendi nefsimize, yani kendi zatımız
(özümüz) ile kendi zatımıza biz belirgin kıldık (izhar ettik). İnsanın yemesi,
içmesi, bir iş işlemesi, bir şeye yönelmesi ve bir şeyden uzaklaşması gibi bütün
durumlarında biz gizliyiz, onu eyleme iten ve yatıştıran biziz. İnsanda ne
belirirse bizim nefsimizdir, bizden ayrı ve gayrı değildir.
Ve biz de onun gayrı değiliz.
HU..
Devam ediyoruz..dinlene DİN,lene okuyalım inşallah:flowers:
nsanı kendi belirişimizin nurundan yarattık.
Melekleri de insanın nurundan yarattık.
Uzaklık sahibi nasıl uzaklıktan yakınırsa, yakınlık sahibi de bize yakınlıktan
şikayet eder. Sıradan insanları yarattık, cemalimizin (güzelliğimizin) ışığına
dayanamadılar. Bizimle aralarına karanlık perdesini koyduk. Seçkin insanları da
yarattık, yakınlığımıza dayanamadılar.
Onlarla da aramıza nurdan bir perde koyduk.
Değerli veya değersiz ayırımı, deyişleri, yaratılanlar arasında ve onlara
göredir. Yaradanın indindeyse (katında) sadece yarattıkları vardır. İnsanlar
nefislerine hoş gelen şeyler için iyi, güzel; gelmeyen şeyler için de kötü veya
çirkin deyimlerini kullanırlar. Gerçeği bilen kişi için ise yaradılmışlar
arasında kesinlikle ayırım yoktur; her yaratılan değerlidir.
HU..
Devam ediyoruz..faydalanılır inşallah..:flowers:
Sıcak bir günde susuz bir kimse gelip senden su istese ve sende de soğuk su
olup, kendini feda etmek pahasına o suyu ona vermezsen, cimrilerin en
cimrisinden olursun. Böyle olunca biz, rahmetimizi kullarımızdan nasıl
esirgeriz? Oysa biz, kendi nefsimize tanıklık ettik: "Erhamerrahimîn"
(acıyanların en acıyarıı, bağışlayanların en bağışlayıcısı) niteliği ile
nitelenmiş olduğumuzu, kendi nefsimize tescil ve kaydettik.
Bize "Rabb el Kerîm" ya da "Ya Rabb er Rahîm" diye hitab et. Çünkü biz, her
kerimden (soylu, cömert) daha kerimiz ve her rahimden (merhametli, acıyan) daha
rahîmiz. Bizden kerim ve bizden rahim hiç kimse yoktur; kerem ve rahmet yalnız
bizimdir.
Taat (ibadet ve hayırlı iş) sahipleri nimetimizi anarlar, günah sahipleri de
rahmetimizi anarlar. Taat sahipleri bereketimize alçalıp zikirde bulunurlar,
günah sahipleri de acımamıza alçalıp zikirde bulunurlar. Cennetlik kişiler
cennetle, cehennemlik kişiler de cehennemle ve bizimle meşguldürler. Ancak biz
cennette belirdikten sonra cennetliklere dostluk ve nimet yoktur, biz cehennemde
belirdikten sonra da cehennem halkına yanma, korku ve yalnızlık yoktur. Bizim
belirdiğimiz yerde ne cennet kalır, ne cehennem; ne esma yani isimlerimiz, ne
sıfatlar, yani niteliklerimiz kalır.
Bizi aracısız olarak, doğrudan doğruya görmek istersen, ne cennete ve cennette
olan şeylere bak, ne de cehenneme ve oradaki şeylere. Yalnız bizimle meşgul ol.
Çünkü bir kimse bizden başkasıyla meşgul olursa, kıyamet gününde arkadaşı ateş
olur.
HU..
Mübareklerin..önce varanların ne harikulade ZEVKLERİ varmış..:flowers:
Bizim cennetlik bazı kullarımız vardır ki, cehennem halkının cehennemden bize
sığındıkları gibi, cennet nimetlerinden geçip bize sığınırlar.
Günahkârlar günahlar ile, taat sahipleri de taatleri ile perdelidir. Fakat
bunların ötesinde bizim diğer bir topluluğumuz vardır ki, onlar ne günaha
kastederter, ne de taate güvenirler. Çünkü biz isyancı kulumuza o günahlardan
geçtikten sonra yakınız, bize bağlı kulumuza da, o taatlerden geçtikten sonra
yakınız. Ve çünkü hiçbir kimse günahlarla bizden uzak olmadığı gibi, hiçbir
kimse de vaadlerle (alâkalarla) bize yakın değildir.
HU..
:Ddevam ediyor..dayı kafadan yazıyor diye itiraz olmasın..belirtelim hemen..GAVSİYE,den alıntılar bunlar..:flowers:
Bizim nebi (peygamber) ve resullerden (habercilerden) başka bir takım kullarımız
vardır ki, onların durumundan ne dünya halkı, ne ahiret halkı, ne cennet ehli,
ne cehennem ehlinden bir kimse ve ne de bir melek haberli değildir. Onları
cennet, cehennem, sevap, günah, huriler, köşkler, gılman ve köleler için de
yaratmadık. Her ne kadar tanıyıp bilmese de, onların dünyada varlığına
inananlara ne mutlu.
Bizim nazar ve iltifat ettiğimiz gönüle asla yalnızlık gelmez ve ateşte yanıp
acı çekmez.
Bize aşık ol, bizim için âşık ol; o aşk biziz.
Kalbini ve bütün durumlarını da bizden başkasından uzak kıl.
HU..
Devam ediyoruz..belki bu arada Mevlanada anlaşılmaya başlanır..:flowers:
Aşkın dışını bulup bildiğin zaman, aşktan fânî (yok) olmalısın; çünkü aşk, âşık
(seven) ve mâşuk (sevgili) arasında bir perdedir. Âşık, aşktan fena bulduğu (yok
olduğu) zaman sevgiliye kavuşur. Gayrından da fânî olmalısın,çünkü aşkın gayrı
da seven ve sevilen arasında bir perdedir.
Birlik (vahdet), dille ve sözcüklerle anlatılamayan bir durumdur. Bizi gören
kişinin soruya gereksinmesi kalmaz. Bizi görmeyen kişi için de soruların yararı
yoktur. Çünkü o, sözde kalmış, sözle perdelenmiştir. Bizi bilmek, görmektir.
Bir kimse bizi bildikten sonra görmeyi isterse, gerçekte görmemiş demektir;
perdelidir. Görmeyi, bilmekten farklı sanan kimse, Rabbini görmekten gururdadır.
Buna karşılık, bize kavuşmak isteyen kimse bizim yolumuzda cehdetmeli, yani çaba
göstermeli, savaşmalıdır.
"Bizim uğrumuzda mücahede edeni, yollarımızda ilerletip gerçeğe erdiririz."
"Kendini arıtan kişi mutlaka umduğuna ermiş, kurtuluşa ve mutluluğa
kavuşmuştur."
HU..
Evet..şimdilik burada keselim..okunma sayısına bakalım:D..boşuna yer işgal etmeyelim..:flowers:
Savaş ve çaba (mücahede), gözlem ve algı (müşahede) denizlerinden bir denizdir.
Balıkları da vâkıflar, yani esrar sahipleridir. Algı denizine girmek isteyen
kimseye çaba gereklidir. Çünkü savaş ve çaba, müşahedenin tohumudur. Yani ekip
de çaba sahibi olan, algı ve gözlemimize ulaşır.
Bir kimse bizim için çaba sarfederse, ona gözlemimiz vardır; istese de, istemese
de. Mücahededen yoksun olan için, müşahedeye yol yoktur. Bizi isteyenlere çaba
(cehd) gereklidir.
Kalbi cehde eğilimli olan kula ne mutlu, kalbi şehvetlere eğilimli olan kulun
da, vay haline.
Cehdin, yani çabanın amacı, fakirlik ve yoksulluktur. Fakirlik ve yoksulluğu
insanın bineği kıldık. O fakirlik ve yoksulluğa binen kimse, eğri yol, ıssız
dere ve çöller yürüyüp yorulmadan amacına ulaşır.
Bizim yanımızda fakir, hiçbir şeyi olmayan değil, her şeyde buyruğu olandır. Bir
şeyi dileyip olmasını istediği zaman, hemen olur. Fakir, elinde parası, malı ve
mülkü olmayan değil, dediği olandır.
Hazreti Muhammed Sallallahu Aleyhi Vesellem buyurdu ki: "Fakirlik
övüncümdür, iftiharımdır. Ben onunla diğer nebi ve resullere karşı övünürüm."
Bize kavuşmak isteyenler fakrı, yani boşluğu, yokluğu ve hiçliği arzulasınlar;
tüm isteklerinden geçsinler. Hatta bu yolda, istememeyi istemek bile bir
istektir. Ve bu bile istenemez. Böylece fakrın fakrına, ondan sonra da fakrın
fakrından fakra ersinler. Bu şekilde fakr tamam olunca artık onlar yok, ancak
biz varız. O zaman, "sen bundan gaflette (habersiz) idin. İşte senden perdeni
kaldırdık" denir. Çünkü, fakirlik (hiçlik, belirmemişlik) tamam olunca, o,
Allah''tır. Bizim yememiz fakirlerin yemesidir, içtigimiz de fakirlerin içmesidir.
Gavsı Azam Abdulkadir Geylani..
HU..
Cendel abim..
Her mesleğin, her grubun kendine mahsus bir lisanı vardır.. Yeniler buna "jargon" diyorlar.. Eskiler ise "Istılah" derlerdi.. Buna göre her grubun bir manalar zinciri ve bunu ifade eden teşbihleri, yenilerin sözüyle simgesel anlatımları, mazmumları, işaretleri vardır..
O bölükten olmayanlar işaretin kastettiği manayı bilmezler ise söylediklerini abes karşılayabilirler.. Simge simgedir.. Mana da manadır.. Maksat ise simgenin kendisi değildir.. Bakın size bir şarkı sözü:
"Bu akşam bütün meyhanelerini dolaştım İstanbul'un
Seni aradım kadehlerdeki dudak izlerinde..
Canım doya doya sarhoş olmak istiyordum..
Seni Aradım kadehlerdeki dudak izlerinde.."
Bu sözler düz mana, olduğu gibi bakılırsa İslam'a aykırı değil mi? Ne işi var Müslüman'ın meyhanede değil mi?
Ama bakın bu şarkı Tekke geleneğimizi anlatıyor.. Nasıl mı? Şöyle:
Bu sözü yazanın aradığı Allah'tır.. Allah'ın sevgisi ve feyzidir.. Meyhane dediği Tekke.. Yani Allah aşkının tadıldığı, Allah için toplanılan yer, Allah için sohbet edilen yer.. Yani diyor ki:
"Tekke tekke dolaştım, Allah'ım senin sevgini, senin aşkını, seni aradım.. Her gittiğim yerde Allah için toplanmışların, aşıkların, kendinden geçmişlerin, mestlerin sohbetlerine, söylediklerine kulak verdim.. Onların kalblerinden yani gönül kadehlerinden doğan manaya nazır ve yönelir oldum.. Kadehlerdeki dudak izi dediği Allah sohbetidir.. Dudaklardan gelen kelam sıfatıdır sohbet.. Allah'ım sohbetlerde senden tecelli eden manayı kolladım diyor yani.. O sohbetleri vesile ederek sana, hakikatime bir yol aradım.. O sohbetin manasıyla kalbimde senin aşkın tecelli etsin de beni mest edip kendimden geçirsin istedim.. Canım doya doya.."
İşte bu "jargon'a" vakıf olmaz iseniz zannedersiniz ki herifin sevdiği ayyaş bir kimse; herif o meyhane senin bu meyhane benim sevdiğini arayıp duruyor.. Demek ki İstanbul'un bütün içki verilen yerlerinde gezen bir kimseyi sevmiş bu şahıs, dersiniz.. Her meyhaneyi gezip dolaşacak.. Hangi kimse buna güç yetirebilir, buna madde dayandırabilir ki? Güya da sevdiğini kadehlere bakarak, ordaki dudak izlerinden çıkaracak!
Yukardaki Şems ve Kimya Hatun kıssasının işaret ettiği gerçek manaları da anlarsanız, bir sorun kalmaz.. O zaman size abes görünmekten çıkar.. Hani Allah "ben size Şah Damarınızdan yakınım" buyuruyor ya, bunu müşahade eden bir Müslüman Allah'ın nurunu her yerden, her nesneden, her insandan görmeye başlarmış.. Hayret vadilerine düşer, şaşkınlaşır ve bu hal ona sekr yani sarhoşluk verir imiş.. Allah bu hali tattıra da anlıyalım.. Kimya hatun, Allah'ın esma tecellisinin işaretidir.. Gösterisidir.. Her eşyadan bu isimlerin nuru müşahade edilebilir.. Adem AS.'a saydırılan Esma, Allah'ın isimleridir, mükevvenatda her bir ismin tecelli mahallini bilmesiydi, bu mahalli ilim olarak meleklere anlatmasıydı.. Melekleri aciz bırakan bu oldu.. Çünkü her melek, bütün isimleri değil, sadece bir kaç ismin hususiyetini ve tecelli mahallini bilebiliyordu.. Zikrini, tesbihini, itaatini ona göre yapıyordu.. Bütün isimleri bilen ve kendinde toplayan ise Adem AS. oldu.. Hepsini bir bir sayınca dediler ki: "Evet, Allah'ım biz senin bildiklerini bilmezmişiz.. Sen Adem'e bütün esmanı öğretmişsin.."
Sözün kısası, mecazi aşktan, Allah aşkına bir yol vardır.. Tohum-Ağaç ilişkisi gibidir.. Mecnun'un "Leyla Leyla" diyerek gezip dolanıp Allah'ı bulması gibidir.. Sonra Leyla aradan çıkmış, kalmış Mevla.. Kimya Hatun da aradan çıkar, kalır Mevla.. O bir ayna.. Aynada varlık olmaz... Aynanın cismiyeti yokluğa mahkumdur.. Haşa Kimya, Allah değildir.. Allah'ın sevilen isminin tecelli mahallidir.. Aynadır..
Yeter ki hüsni niyet ile bu manaları görmeye çalışınız..
Bir adamın birçok hüner, fen, bilgi sahibi olduğuna bakma!
Verdiği sözde duruyor mu?
Vefâsı var mı? Asıl ona bak!
Hakla ettiği sözleşmeyi yerine getiriyorsa, insanlara verdiği sözde duruyorsa, vefâlıysa onu istediğin kadar öv!
Onun iyi vasıflarını bir bir say!
O, senin övgünden, saydığın meziyetlerden daha üstün bir kişidir.
Şöhret âfettir; şöhret peşinde koşmak, iyi tanınmak için uğraşmak, insanlığa yakışmaz.
Eğer sen hakikati, aşk incisini arıyorsan, görünüşten kurtulman, denize dalman, derinliklere inmen gerek! (Yani kendi derununa, kendi kalbine giden yola girmelisin)
Yoksa şöhret, gösteriş, deniz kıyısına düşen köpüktür.
Kötü huy kılavuzun oldukça mutlu olacağım sanma!
Sen sabaha kadar gaflet uykusundasın, ömürse kısadır.
Korkarım ki, sen bu uykudan uyanınca gündüz olur.
Haydi şu benlikten kurtul, herkesle anlaş, herkesle hoş geçin.
Sen kendine kaldıkça, bir habbesin, bir zerresin fakat herkesle birleştin, kaynaştın mı, bir ummansın, bir madensin!
Bütün insanlarda aynı ruh vardır, ama hepsinde de aynı yağ bulunmaktadır.
Dünya da çeşitli diller, çeşitli lügatler var, fakat hepsinin da anlamı birdir, çeşitli kaplara konan sular, kaplar birleşirler, bir su hâlinde akarlar.
Tevhidin ne demek olduğunu anlar da, birliğe erersen, gönülden sözü, mânâsız düşünceleri söküp atarsan, can, mânâ gözü açık olanlara haberler gönderir, onlara gerçekleri söyler.
Sende bulunan beş duygu ışığını, gönül nuruyla aydınlat. Duyguları beş vakit namaz gibi bil. Gönlünse yedi âyetten ibâret olan Fatiha Sûresi'ne benzer.
Her sabah göklerden bir ses gelir, gönlünden dünya sevgisini atabilirsen o sesi duyar, hakikat yolunun izini bulur, yol alır gidersin.
Gel, gel, daha yakın gel, bu yol vuruculuk ne zamana kadar sürüp gidecek? Madem ki sen, bensin, ben de senim. Artık bu senlik ve benlik nedir? Biz Hakk'ın nuruyuz, Hakk'ın aynasıyız.
Şu halde kendi kendimizle, birbirimizle ne diye çekişip duruyoruz?
Bir aydınlık bir aydınlıktan neden böyle kaçıyor? Biz hepimiz, bütün insanlar, tek bir vücud halinde olgun bir insanın varlığında toplanmış gibiyiz. Fakat neden böyle şaşıyız?
Aynı vücudun birer uzvu olduğumuz halde neden zenginler, yoksulları böyle hor görürler?
Aynı vücutta bulunan sağ el, ne diye sol elini hor görür? Her ikisi de madem senin elindir, aynı tende uğurlu ne demek, uğursuz.
Mânâların aşk burakı, aklımı da, gönlümü de aldı, götürdü. "Nereye götürdü?" diye den bana sor. Aklımı da, gönlümü de senin bilmediğin o tarafa, ötelere götürdü. Ben öyle bir revâka, öyle bir kemer altına ulaştım ki, orada ne ay gördüm, ne de gök. Öyle bir dünyaya eriştim ki, orada dünya da, dünyalıktan çıkar, dünyalığını kaybeder.
Mutlu olmanın sırrını Peygamber Efendimiz'den öğren de, Allah sana ne verirse ona razı ol. Başına gelen derde, belaya razı olur da, ses çıkarmazsan, o anda hemen sana cennet kapısı açılır.
Eğer gam elçisi sana gelirse, tanıdık bir dost gibi karşıla, onu kucakla. Zaten o sana yabancı değildir, onunla aşinalığın vardır.
Sevgiliden gelen cefaya karşı sakın suratını asma, onu neşe ile karşıla, merhaba, hoş geldin de. Onu güler yüzle, tatlı sözle karşıla ki gönül alıcı o eşsiz varlık hoşa gitmeyen çarşafını üstünden atsın da güzelliği ortaya çıksın.
Ey benim canım, şu toprak perdesinin ötesinde, gizli bir zevk, gizli bir mutlu yalayış vardır. Her şeyi gizleyen bu örtünün altında, yüzlerce güzel Yusuflar vardır. Bu ten, bu görünen beden ortadan gidince, asıl varlığın olan ruhun kalkar. Ey sonsuz olan ruh, ey fani olan ten! Bu halin nasıl olduğunu anlamak istersen, her gece kendine bak. Uykuya dalınca tenin ölmüş gibidir. Ruhunsa cennet bahçelerine kanat çırpmaktadır.
Pişman olmayı kendine âdet edinirsen boyuna pişman olur durursun! Nihayet bu pişmanlığa da daha ziyade pişman olusursun! Ömrünün yarısı perişanlıkla geçer, öbür yarısı da pişmanlıkla heder olur gider! Bu fikri, bu pişmanlığı terket de, daha iyi bir hâl, daha iyi bir dost ve daha iyi bir iş ara!
Ezel sofrası üzerinde her ne kadar halk kavgadaysa da, yediler ve yerlerse de, sofra yine o sofradır, ondan hiçbir şey eksilmez. O olduğu gibi durur. Bir kuşu bir dağın üstüne konsa, sonra uçup gitse, dağda bir fazlalık veya bir eksiklik görünür mü?
Şu tenimiz ruhumuzun bir köşküdür. Orası bir tepe, bit yıkık yer değildir. Ruhumuz bizim biricik dostumuz, yârimizdir. O, bize hiçbir zaman yabancı olmaz.
Gönül yolu, korkunç bir çölden geçer. Yürekli bir er, Rüstem gibi bir yiğit olmayan oraya nasıl varabilir? Oraya varacak kişi, bir pehlivan gibi hasmını yere vuran, çeşitli gıdalarla bedenini besleyen, kuvvetli, güçlü kişi değildir. Oraya varacak kişi, nefsini yenen, kendi benliğini yıkıp alt eden, dünya âşığı değil, Allah âşığı olan kişidir.
Böyle bir kişinin bedeni mezara girince; mezarın toprağı ile örtülünce, o bedenden tohum nasıl baş verir yücelirse, tıpkı onun fini Hak tarafından kabul edilmiş ağacı yükselir, boy atar. Nurlu bir gönül erinden başka, o nura âşık olan kimdir? Aşk mumu, pervanenin gönlünden başka neyi yakar?
Sermâyesi kanaat olan kişinin; her yaptığı iş, tâ'at olur, ibâdet sayılır. Onun yemesi, içmesi, uyuması, Hakk'ın emrini tutması, yerine getirmesi içindir.
Sakın Hak'tan başkasını dost edinme! Çünkü halkın dostu olmak, halkın gözüne girmek ömürsüzdür, ancak yarım saat sürer.
Mevlana'dan
Bir başka kıssa bahsini açarak bu güzelim manaları da örtmüş oldunuz.. Bir daha okuyun bakalım, sizin sapık olarak göstermeye çalıştığınız bu Allah eri ne diyor? :cray:
Olmaz ise altını çizelim.. Hadi kendinizi vererek okuyamıyorsunuz; en azından, altını çizdiğim yerleri bir kez daha okuyunuz..
Bu muhteşem manalar ancak bir Hak aşığından, Allah için bütün arzularından geçmiş bir kimseden çıkabilir.. Cinsi sapıkları bulmak artık günümüzde hiç zor değil; buyrun biriyle tanışın da o size bunun gibi muhteşem manalar söylesin! Hiç mümkün mü?
Bir kıssa nakledin, kafanıza göre yorumlayıp değerlendirin; fakat konuya esas asıl yazıdaki muazzam güzellikteki kelamları örtmüş olun.. Hiç yapılacak iş miydi? :crying: Bu asıl yazının üzerine okuyup düşündünüz mü hiç? Kendinizi hesaba çekebildiniz mi? Kendi halinizi, kendi yerinizi görmeye çalıştınız mı? Cevap hayır ise siz sırf Mevlana düşmanlığı yapmak için yazıyorsunuz demektir.. Allah bilir, bir başka yerde de "hakikat manası kimden gelir ise gelsin değerlidir" demiştiniz ya da diyene iştirak etmiştiniz!
Mevlana garazkarlığının sizi kör etmiş olması da gayet doğal.. Garazkarlık insanı kör ve sağır eder, haberiniz ola.. Konu başlığındaki 1. mesajdan, asıl yazıdan bir alıntı:
"Gel, gel, daha yakın gel, bu yol vuruculuk ne zamana kadar sürüp gidecek? "
Baştan da uyarmış mübarek.. "Keramet" arayanlara alın size bir keramet..
Bu sitede kaç tane Hirahoş var yada Hirahoş ile yazan kaç kişi var ?
Son yazısıyla ondan önceki yazısı arasında epeyce fark görüyorum. Ben şimdi hangi usluplu hirahoşa yazıp cevap vereceğimi bilemedim. Sitede yeniyiz yavaş yavaş tanıyacağız. Sonra herkese uslubuna göre cevap vereceğiz inşallah. Şimdi ilk yazısıyla mutedil bir çizgi sergileyen hirahoşa yazıyorum.
Hirahoş kardeş,
Ben ilk yazınızdaki şiiride tasvip etmiyorum. Bu tür yaklaşım tekke geleneğiniz olabilir ancak benim geleneğim değil.
Siz bu kıssayı kendinizce doğru buluyor ve zorlama tevillerle delillendiriyorsunuz. Ben size şimdi bunu Kurana ve Sünnete vuralım desem birileri ortaya çıkıp vay mezhepsiz diyecek. Peki 4 mezhep imamından bu tür yaklaşım varmı desem yine farklı yorumlar yazılacak. Ama bu kıssaları kabul etmediğimiz sürece ya tasavvuf düşmanı yada mevlana düşmanı olacağız ( yavaştan denilmeye başlanmışta).
Halbuki biz sadece ALLAH'ı butür yakıştırmalarda bulunulmasını doğru bulmadığımızı söyledik. Neymiş sevgisi o kadar büyükmüş ki bu noktaya gelmiş. İyide Sahabe bu kadar sevememişmiki böyle benzetmelerde bulunmamış. 4 mezhep imamı sevememişmi 1 tane aynı tarz yazıları yok.
Bunları, çocuklugumuzdan beri anlatılan artık yer etmiş mevlana dediği için red edemiyorsunuz. Halbuki ehli sünnet dışı olarak adlandırdıgınız herhangi biri deseydi artık neler derdiniz siz düşünün.
Güzel konuşma, yazma ve insanları ikna etme hüneri hiçbir zaman delil olamaz. Tarihte yığınları etkileyen ve tesiri altında bırakan bir sürü insan olmuştur. Bunlar içerisinde peygamberlik iddia eden museylemetül kezzabdır. Rasullullahı a.s gördüğü halde museylemenin dediklerine kanıp peygamberliğine inanan insanları düşünün.
Velhasıl bu sadece bu kıssayla sınırlı değil. Fi hi mafih adlı eserden tutun, mesneviye kadar bir sürü işin içinden cıkılmaz yazılarla dolu.
Bunun içerisinden ancak şöyle çıkılır; Mevlana bu sözleri söylemedi zatn bu kitap kendisinden sonra eserleşti kendisine ithaf edilmiş iftira. İşte bu şekilde mevlana bizim cocuklugumuzdaki mevlana olabilir. Yoksa biz bu tür yaklaşımları kabul etmiyor. ALLAH'ı butür yakıştırmalardan münezzeh tutuyoruz.
Cendel abim Mevlana Hazretleri olsun, İbni Arabi Hazretleri olsun; bize ters gelen kelamları olsa da, anlıyamadığımız seviyelerden hitapları manaları olsa da Ehli Sünnet alimleri bu alimlerimizin kıymetini teslim etmişler, sözlerinin anlaşılma ve tevil edilme yöntemlerini göstermişlerdir.. Bunlar sapık kimseler değildir.. Büyük İslam alimlerinden, kıymetli Allah dostlarındandır.. Sizin naklettiğiniz kıssanın tevili de bizim yaptığımız gibiydi.. Bu hali yaşayanlar bizim de hakkımızı teslim etmişlerdir.. Söylediğimizi tekrarlayalım: Bu halleri bu makamları yaşamadan idrak etmeniz zordur.. Ama bilin ki bu haller vardır ve haktır..
Kitaplarında tahrifat olabilir.. Mümkündür.. Ama bütünüyle yakıştırmadır diyemezsiniz.. Mesnevi kıymetli bir eserdir.. Füsus da öyle..
Siz kabul etmeyebilirsiniz, bu da sizi bağlar..
Son olarak, bir tane hirahos var da kimi vakit "eşref saatindedir", kimi vakit "eşşek saatinde".. Ondan faklı gelmiştir.. :O
Son olarak, bir tane hirahos var da kimi vakit "eşref saatindedir", kimi vakit "eşşek saatinde".. Ondan faklı gelmiştir.. :O
Tamam kardeş mevlananın bu tür kıssaları hakkında mutabık kalmamıza imkan yok. En iyisi şimdilik uzatmamak.
Ben eşref saatindeki hirahoşu tercih ederim. Diğerini hiçbir müslümana yakıştıramam (uslup olarak). Bizde yeni geldik foruma her yazımız eşref saatlik olsun istiyoruz. En azından bu forumda böyle olsun.
iLkSEnCaN
10.04.2007, 00:55
....
Nice insanlar gördüm üstlerinde elbise yok…
Nice elbiseler gördüm içlerinde
insan yok…
NUHUN_GEMISI
13.04.2007, 11:54
Kimya Hatun, Şems Tebrizi Hazretlerinin karısı, kendi helali imiş.. Kendi karısıyla başbaşa kalmasına dahi "zina" "porno" yakıştırması yapmışsınız.. Ancak bu kadar olur idi! Bir insanın kendi hanımıyla başbaşa kalmasının ne zararı var Allah aşkına!
Karısıyla beraber iken Allah'tan ayık olduğunu, hanımının sevgisinden İlahi Muhabbete bir yol bulduğunu anlatmış, bunu da abes karşılamışsınız.. (Tasavvufta eşyanın Allah'ın nuru ile kaplanıp örtüldüğü makamlar vardır.. Esma tecellisi diyorlar.. Biz şimdi bu tecelliye mazhar olamadığımız için garipsiyoruz.. İşte o makamlarda, kişinin gözünden de gönlünden de masiva; yani Allah'tan gayrı ne varsa silinir imiş.. Hakkın zikrini ve tesbihini her yerden duyar; Hakkın nurunu her yerden görür imişler.. Buna delil isteyen için "Sizin cansız gördüğünüz nesneler dahi Allah'ı tesbih ederler" Ayet-i Kerimesini tefekkür etmelidirler.. Şems, Kimya Hatundan Hakkın tesbihini işitmiş, ondan Hakkın nurunu müşahade etmiş işte.. Malum nuru, tesbihi Allah'ın kendisi değildir.. Haşa.. Bu manayı anlamak, anlaşılması gereken manayı katletmek demektir..)
Aslında hepimiz hanımlarımıza beylerimize "Allah'ın kuludur, sanatıdır; seversek O'nun sevgisiyle ve O'ndan yana.." diyerek yaklaşmalı ve her birimiz bir Şems olmalıyız ama, Tasavvuf inkarcılarının bu manaları anlaması ve kabullenmesi zordur.. Bir eş eşini Allah için severse, eşine Allah için yaklaşırsa alayu aladır, nur üstüne nurdur..
Evvela Şemsin oynaştığı !!!! Kimya hatun mu Allah mı ? Hem Allah diyorsun sonrada insanın kendi karısı ile oynaşması helal diyorsunuz ?
İnsan Allahla kendi karısı ile oynaştığı !!! gibi oynaşırmı !!
Sizin içinizdekj ibadetinize yansıyor haliniz ortada !! Oynaşmayı Allahla düşünebilecek , Allaha şekil verip yanınızda tecelli ettirecek kadar sapıksınız !!!.
Hz. Muhammed (s.a.v) bile Allah ile görüşebilmek için çeşitli vesilelerle Miraca çıksın ! Sizin fantazi pirleriniz ise Allahı kendi fantazilerine mirac yaptırsın !!!
Bu tür sapkınlığı İslam , Kuran , sünnete mal etmeyin .
Putperest uzakdoğu dinlerinde bu tür küfürleri görmek mümkündür !
Daha Mevlananın mesnevisinde geçen Kabak eşek , zahidin karısı vs pornografik hikayelere değinmedik bile .....
Nuhun Gemisi abim,
Kısa yazacağım.. Zira Arif olan bir işaretten de anlar:
Allah Teala, gelmekten, gitmekten, yemekten, içmekten, yatmaktan, kalkmaktan, senin anladığın anlamda afedersiniz işte ondan münezzehtir.. Bütün noksan sıfatlardan beridir..
Ama Allah sever ve sevilir..
Allah'ın nuru ve sıfatları da her cisimden tecelli edebilir.. Bu şu demek, cisim sıfatının kendisi değildir haşa.. eşyada ayna kabiliyeti vardır.. Allah'ın nurunu, isimlerini ve sıfatlarını yansıtabilir..
İşte bu yüzden Musa AS.'a Ağaçtaki ateşten seslendi, kelam sıfatı yani:
"Buraya hürmet ile yaklaş ben senin Rabbın olan Allah'ım" dedi o ses..
Hz. İsa'ya teselli veren taş o yüzden tekellüm eyledi.. Hz. Muhammed Efendimizin elindeki taş o yüzden "La İlahe İllahlah" diyebildi..
Allah'ın nuru her yerden görülebilir.. Zira Allah'ın nuru Zat'ı şerifi değildir.. "Allahun nurissemati vel ard" "Allah yerlerin ve göklerin nurudur" Ayet-i Kerimesinde bu hakikati bildirmiş bize..
Sadece ağaçtan, sadece taştan değil; Allah'ın nuru insandan da görünebilir.. Musa AS. dedi ki "ben Rabbımla konuştum.." Halbuki sesini duyduğu o ağaç idi.. Şimdi öyle olmasıyla ağaç Allah mı oldu, Rabbısı mı oldu? haşa.. Eğer, Kimya Hatun'dan o nur tecelli etmişse, Şems de "Ben Rabbımla mülaki idim" diyecektir tabi ki.. Bu demek değil ki Hatun, Allah'tır haşa.. O nuru lezzeti, o sevgiyi ve sevilmeyi Hatun sebebiyle yaşadığını ifade etmiş..
Bu şuna da benzer; nurunu görmek şart değil deriz ki beni annem babam, hocam, ustam yetiştirdi terbiye etti.. Hakikat ehli bu ahvalden görür ki orda yetiştiren yani Rab ismini tecelli ettiren Allah'tır.. Onu kim terbiye etti Allah.. Anayı babayı sebeb kılmış.. Anne baba, üstad bu ismin bu sıfatın göründüğü mahal.. Burda da sevgisine Kimya Hatun'u sebeb kılmış.. Farkı, fazlalığı ismi anlaması yanında nurunu cisimden müşahade etmesi..
Bunda böyle anlamaya elvermeyen ne var ki o kıssada?
İlla aklımız belden aşağıya mı ersin!..
Hirahos abi
Nuhun Gemisi abi de.. Allahın kudet Sıfatı tecelli etmiyor .. sırf tenzih.. bi hikaye var Hoca camide vaaz ediyormuş.. Allah gökde değil yerde değil mekandan münezzeh hiçbirşeye denk değil herşeyden münezzeh... cemaatten birisi de utanmasa yok diyecek de diyemiyor demiş...
islam kuru kulluk değildir.. islam kendi benliğini teslim eyleyerek her mahlukda Hakkı zevkeylemekdir.. teşbih(benzetme) bu zevkdir.. Lakin tasavvufa Teşbih ve tenzih bir aradadır.. Allah ağaçdan konuşdu ama Allah Ağaç değil..
ya hu Rıbat abi.. Allah ağaçdan konuşuyorda Kulundan konuşamaz mı.. bu kadar mı aşşağıların aşşağısında.. birde Allah bizden Razı olsun diyoruz... yahu bir ağaçdan da adi isek bize zillet Hak olmaz mı :)
NUHUN_GEMISI
14.04.2007, 11:44
Allahı (c.c.) şehvetli fantazilerine alet edenlerden beriyim . Allah c.c. zatı da beridir .
Sizler Allah cc Musa a.s. ile konuştu diye haşa domuzla bile konuşturabilecek akidesizliğe sahipsiniz. Çünkü Allahın isim ve sıfatlarından BERİsiniz !.
Allahın vahyettiği peygamberle kendilerini eşit görerek vahy almanında ötesinde Allah kadın kılığınla oynaştığını söyleyip savunacak kadar kıt beyinli , itikatlı ve zalim kim olabilir ?
sende Allahın sıfatlarıyla Kelam ediyorsun ama senin etin yenmez...
zira çift tırnaklı değilsin.. hep tenzih... birde teşbih tırnağın olması lazım...
senden Kurban da olmaz :)
o kadar yazışıyoruz bir adım yol alamıyoruz.. yine de selametle
İblis bile Allahın emrine karşı geldi,ama böyle bir saygısızlık yapmadı.
vBulletin v3.7.3, Copyright ©2000-2009, Jelsoft Enterprises Ltd.