PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Milli Mücadelede Bediüzzaman


Şah
10.04.2007, 14:13
Milli mücadelenin kazanılmasında ve bilhassa Doğu Anadolu’da Bediüzzaman’ın büyük etkinliği görülmüştür. Bir çok başarılara katkıda bulunmuştur. Nihayet 1916 senesinde Ruslara esir düşüp yaklaşık 2 sene Rusya’nın Kosturma şehrinde esir kalıp, bir fırsatını bulup oradan firar etmiştir. Bu mücadelesini kısaca anlatmak gerekirse:
Milli Mücadele davası için büyük hizmetleri görülen gönüllü irşatçılardan biri de kuşkusuz Bediüzzaman Said Nursi’dir. Bir asra yakın ömrünün önemli bir kısmını inandığı davanın mücadelesine adayan Bediüzzaman’ın kimliği ve taşıdığı misyon dikkate alındığında, Milli Mücadele’deki belirleyici rolü ve bu hareketin seyrine olan etkisi açık bir şekilde ortaya çıkacaktır.
Bediüzzaman da diğer ulema gibi, devrinin olaylarıyla yakından ilgilenmiştir. İttihad ve Terakki Cemiyeti ileri gelenleriyle görüşmüştür. Hürriyet taraftarlığı konusunda onlarla mutabık kalmıştır. II. Meşrutiyet ilan edildiği zaman Selanik Hürriyet Meydanı’nda “Hürriyete Hitap” adıyla bilinen konuşmasını yapmıştır. İstibdadı kötülemiş, buna mukabil Meşrutiyet’i savunmuştur. 1909’da kurulan İttihad-ı Muhammedi Fırkası’nın kurucuları arasında yer almıştır. Volkan gazetesinde ateşli yazılar yazmıştır. Bu yazılarından dolayı 31 Mart Hadisesi’nin tahrikçilerinden olduğu gerekçesiyle Divan-ı Harb-i Örfi’de mahkeme edilmiştir. Olayla ilgisi görülmeyerek beraat etmiştir. 1911 yılında Şam’a giderek Emeviye Camii’nde İslam dünyasının meselelerine değinen ünlü hutbesini okumuştur.
Bediüzzaman Said Nursi’nin vatan müdafaasında cepheye fiilen silahlı katılması I. Dünya Harbi’ne rastlamaktadır. I. Dünya Savaşı sırasında Van ve Muş’ta talebeleri ile birlikte gönüllü milis alayları teşkil ederek cephede savaşmıştır. Muş’un Ruslarca istilası üzerine orada kalan 8 topu kurtarıp Bitlis Muharebesi’ne iştirak etmiştir. Burada yaralanarak Ruslar’a esir düşmüştür. Tiflis’te esir bulunduğu bir sırada kendisine Dahiliye Nazırı Talat Paşa tarafından 60 lira (mukabili 1254 mark) gönderilmiştir. İki yıldan fazla bir zaman Kosturma’da, sürgünde kalmıştır. Sonra firar edip kurtularak İstanbul’a dönmüştür.
İstanbul’da bulunduğu bir sırada, Bitlis vilayetinin bazı bölgelerinin etnoğrafik haritalarının düzenlenmesi hususunda Dahiliye Nezareti’nin talebi üzerine kendisinden bilgi alınıp yardımlarından istifade edilmek istenmiştir.
Said Nursi, bu yıllarda Said-i Kürdi olarak bilinip tanınmakta idi. O, henüz birkaç yıl öncesine kadar bir milletler topluluğu görünümündeki Osmanlı Devleti’nin, devletine sadık kalan iki halkından biri olan Kürt ırkına mensup bir şahsiyetti. Ne var ki aynı yıllarda Türklerle “et-tırnak” şeklinde birbirine kaynaşmış olan Kürt toplumu üzerinde bir takım oyunlar oynanıyor ve bu birlikteliğin parçalanması için bütün imkanlar kullanılıyordu. Bu ayrılığı körükleyen milletlerin başında ise İngilizler geliyordu. İstanbul’daki İngiliz elçisinin İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği bir telgrafta bu gerçek şu şekilde dile getiriliyordu:
“Hükümetimizin niyeti, Türkleri ne olursa olsun zayıf düşürmek ise de, Kürtleri onlardan ayırmak hiç de fena değildir ve bu mümkündür. Ancak bu çok dikkatli bir şekilde icra edilmelidir.”
İngilizler bu düşüncelerini hayata geçirmek için boş durmuyor, bölgeye gönderdikleri özel ajan ve heyetlerle amaçlarına ulaşma gayreti içinde bulunuyorlardı. Rahib Frew ve Binbaşı Noel bu alanda en fazla ün yapmış şahsiyetlerdi. Diğer taraftan merkezi İstanbul’da olmak üzere kurulmuş bulunan Kürt Teali Cemiyeti de bu işin gönüllü üstlenicisi idi.
Kürt Teali Cemiyeti amacı doğrultusunda her türlü etkinlikte bulunuyor ve etki alanını daha da güçlendirmek için bir takım Kürt aydınları ile diyaloga geçiyordu. Cemiyetin bu amaçla temas kurduğu aydınlardan biri de Said Nursi idi. Kürt Teali Cemiyeti üyelerinden Gazeteci Mevlanzade Rıfat, Bediüzzaman’a bağımsız bir Kürt Devleti kurulması fikrini bir mektupla bildirmiş, ancak gayet sert bir tepki ile karşılaşmıştır. Said Nursi cevabi mektubunda, Devlet-i Aliyye’yi yeniden diriltmek için yapılacak her türlü hareketin içinde yer almaya hazır olduğunu, ancak Kürt Devleti tahayyülünün sadece İslam düşmanlarının işine yarayacağını ifade etmişti.
Bu dönemde Said Nursi’nin en fazla sıkıntısını çektiği konu, Şerif Paşa’nın Ermeni Nubar Paşa ile Paris’te imzaladığı itilafname olmuştur. Ona göre bu itilafname gerçekten tehlikeli ve etkisiz hale getirilmesi gerekli bir yayındı. Bediüzzaman bu konuda da anında tepki göstermiş ve Şerif Paşa gibi beş-on şahsın Kürt milletini temsil etme yetkisinin olmadığını bildirerek Kürt milletinin hakiki temsilcilerinin Meclis-i Mebusan’daki mebuslar olduğunu söylemiştir.
Said Nursi gazete ve mecmualarda yayınlanan bu tür yazılarının yanı sıra bazı Kürt aydınlarını da harekete geçirerek bir protesto hazırlanıp gazetelerde yayınlanmasına öncülük etmiştir. Söz konusu protesto metninde şöyle deniyordu:
“...Vahdet-i İslamiyye’nin fedakar ve cesur, hadim ve taraftarları olarak yaşamış olan Kürtler, henüz beş yüz bine yakın şühedasının kanı kurumadan şişlere geçirilen yetimlerin, gözleri oyulan ihtiyarların hatıralarını teessürle anarken, İslamiyet’in zararına olarak tarihi ve hayati düşmanlarıyla itilaf akdetmek suretiyle salabet-i diniyyeleri hilafına iftirak-cûyane amali takib edemezler. Binaenaleyh Kürt vicdan-ı milliyesinin bu tarz tahassüsüne mugayir hareket eden zevatı da tanımazlar.”
Şerif Paşa, gördüğü bu tepki üzerine bir süre sonra emelinden vazgeçmek ve hilafet yanlısı politika izlemek zorunda kalmıştır. Ayrıca Paris Konferansı’ndaki Kürt temsilciliğinden de istifa etmiştir. Şerif Paşa’nın bu düşüncesinden vazgeçmesinde Said Nursi’nin şiddetli tepkisinin büyük etkisi olmalıdır. Sadece İstanbul değil, Doğudaki ulema ve eşraf üzerinde de büyük bir etkinliği bulunan Bediüzzaman, bu gücünü sonuna kadar bu cereyanın aleyhinde kullanmıştır. Nitekim gazetelere gönderilen protesto yazılarından onun bir çok Kürt muteberanı tarafından desteklendiği anlaşılmaktadır.
Bediüzzaman’ın bu dönemde Kürtçülük cereyanının akim kalması gayretlerinin yanı sıra, diğer bir hizmeti de işgallere karşı bayrak açan Anadolu hareketine destek vermesi olmuştur. Bu doğrultuda yazdığı “küçük” bir risale olan Hutuvat-ı Sitte ile “büyük” ses getirmiştir. Risale, halka moral ve heyecan vermiştir.İngilizlerin bir takım entrikalarla Şeyhülislam ve diğer bazı ulemayı lehlerine çevirmek maksadı ile Anglikan Kilisesi’ne hazırlattıkları bir bölüm soruya karşılık olmak üzere kaleme alınan bu eser, İngilizler’i çaresiz bırakmıştır. Eser sebebiyle Said Nursi, idam kararına çarptırılmış, ancak onun idamının bütün Kürtler’in sonsuza kadar İngilizler’e düşmanlık göstermesine sebep olacağı ve aşiretlerin de bu sebeple isyan edeceği göz önünde bulundurularak bu karardan vazgeçilmiştir.
Hutuvat-ı Sitte’de çürütülen İngiliz propagandası şu maddelerden meydana geliyordu:
-Kadere boyun eğerek işgalcilerin her türlü muamelesine rıza gösterilmesi,
-Daha önce Almanlarla dost olunduğu gibi İtilaf Devletleri’yle de iyi geçinmekte dinen bir sakınca olmadığı,
-Geçmiş idarecilerden herkesin şikayetçi olması sebebiyle duruma rıza gösterilmesi gerektiği,
-Anadolu’daki sergerdelerin niyetlerinin din ve İslamiyet olmadığı,
-Hilafet’in söz konusu sergerdelerin aleyhinde olduğu.
Bediüzzaman yukarıda ifade edilen bu hususlara bir mantık silsilesi içinde cesaret ve şecaatle cevap vermiştir. Bu cevaplarda düşman işgali altındaki halka moral verici ifadeler kullanılmış ve her fırsatta halka mesaj ulaştırılmaya çalışarak İngilizlerin psikolojik savaş taktiklerine yine psikolojik mukavemetle karşılıkta bulunulmuştur.
Said Nursi’nin milli harekete bir diğer hizmeti de, İstanbul Hükümeti’nin fetvasının tutarsızlığını ve Milli Mücadele hareketinin meşruiyetini ilan etmek olmuştur. Fetva için, iki tarafı dinlemenin zaruretine işaret edilerek Anadolu tarafının da dinlenmesi gerekliliğini öne sürmüş ve sonuçta yapılanın zulme adalet, cihada isyan, esarete hürriyet demek olduğunu göstererek İstanbul’da Hükümet’in (hatta İngilizler’in) etkisinde verilen fetvayı çürütmüştür

Satuk Buğra
10.04.2007, 14:21
Eğer Üstad Bediüzzamanın olmasaydı, doğuda bir kürt devleti ta türkiye cumhuriyeti kurulduğu yıllarda kurulurdu. Hazır Osmanlı çökmüşken hiç işten bile değildi böyle bir olay.

Şah
10.04.2007, 14:50
Eğer Üstad Bediüzzamanın olmasaydı, doğuda bir kürt devleti ta türkiye cumhuriyeti kurulduğu yıllarda kurulurdu. Hazır Osmanlı çökmüşken hiç işten bile değildi böyle bir olay.

Çok doğru söylemişsiniz kardeş. Allah razı olsun

Hanefi
27.04.2007, 19:14
yok artık biraz daha olsa savaşı kazandırıverecekmiş
sizin bu dediklerinizi yapan Said Nursi'nin deccal dediği Mustafa Kemal ATATÜRK'tür.

eLiFNuR
28.04.2007, 21:54
yok artık biraz daha olsa savaşı kazandırıverecekmiş
sizin bu dediklerinizi yapan Said Nursi'nin deccal dediği Mustafa Kemal ATATÜRK'tür.

Arkadaşım çok özür dileyerek müdahala etmek istiyorum müsadenle...Hakkını helal et şimdiden..Nt Mağazalarına gidersen bugünlerde sana bir dergi almanı öneriyorum..Hazine yayınlarının Üstad Bediüzzaman isimli bir A4 çapında bir dergi..O dergide bir resim var..M. Kemal Atatürk halka konuşuyor Said Nursi de muhteremin sözlerini dinliyor..
Asıl konu ise Milli mücadelecilerin başını gerçekten de Said Nursi de çekiyormuş..Ben bunu bir kitapta okuduğumda inanamadım ve bütün tarihçilere sordum...hepsi de doğruluğunu onayladı..Olay şöyle Şeyh Said "Din elden gidiyor,hilafeti isteriz" tarzında isyan düzenlemeyi planladığı sıralarda Said Nursi'ye kendisine bu isyanında destek vermesi için mektup gönderiyor..Ancak Said Nursi'nin bu mektuba karşılığı çok sert olmuş... "Devlet bizimdir,ne yaparsak yine kendimize yaparız,devlete karşı ayaklanılmaz" tarzından kelamlar ediyor..Ve Doğuda kurulması planlanan Kürt Devletine şiddetle karşı çıkmış....Atatürk, Said Nursi'nin bu hareketlerinden etkilenerek,Said Nursi'yi Cumhuriyet Halk Fırkası adına kendileriyle beraber çalışması için teklif göndermiştir...Ancak Bediüzzaman siyasetle ilgilenmemeyi yeğlemiştir...Ve Atatürk'e ılımlı bir şekilde gönderdiği mektubunda bunu belirtmiştir...Sonrasında kurulan Demokrat Parti'nin genel başkanı Adnan Menderes de aynı şekilde Bediüzzaman'a teklif göndermiştir..Kendileriyle beraber olması için..ama Bediüzzaman tarafsızlığını korumuş ve siyasete yaklaşmamıştır..
Kitaplardan okuduğum bunlar..Ben de gerçekten inanamamıştım..ama her türlü görüşe sahip tarihçilere sorunca durumun doğruuluğnu onayladılar..
Selametle..

usame49
29.04.2007, 02:52
yok artık biraz daha olsa savaşı kazandırıverecekmiş
sizin bu dediklerinizi yapan Said Nursi'nin deccal dediği Mustafa Kemal ATATÜRK'tür.

diyen elemana soruyorum, M. Kemal bu rus harbi sırasında nerdeydi? Karabekir Erzurum da engel olmayadı M. KEmal nerede olacaktı? Bakıyorumda asker konuşunca garip tipler türemiş forumda... Hadi aslanım, sen bed fikriyatınla kendi çöplüğüne...

Muradgazi
29.04.2007, 15:10
Arkadaşım çok özür dileyerek müdahala etmek istiyorum müsadenle... Hakkını helal et şimdiden... Nt Mağazalarına gidersen bugünlerde sana bir dergi almanı öneriyorum... Hazine yayınlarının Üstad Bediüzzaman isimli bir A4 çapında bir dergi...

Arkadaşımızın bahsettiği derginin büyük bir kısmını okudum. Gerçekten de doyurucu bilgilere sahip... Hele en arkadaki çizgi dışı bir üstad makalesi ...

Biz Muhabbet Fedaisiyiz, Adavetle işimiz yok...

Lakin ağırbaşlıysak sanmayın uysal koyunuz....

ArZu
30.04.2007, 13:38
Müsbet hareket veya İnsan merkezlilik


RİSALE-İ NUR’DA YER ALAN ‘MÜSBET hareket’e dair atıfları, izzet-i İslâm’ı muhafazaya mâni ef’ale meşruiyet üretmeye yeltenecek tarzda okumak, doğru bir seçenek olarak gözükmüyor.

Bu zaviyeden, herkese şirin gözükme çabası müsbet hareket anlamına gelmediği gibi, hakkın güce feda edildiği bir vasatta sorun çıkarmak da (!), müsbet hareketin zıddı bir duruşa karşılık gelmiyor.

Müsbet hareket bir yönüyle, nümâyişe yeltenmemek, tahrike açık zeminlerde boy göstermemek, asayişi muhil eylemlere prim vermemek demektir. Bu tür provokasyona açık fiillerin, toplumsal huzuru ne oranda baltaladığı ve insan unsuruna ne ölçüde zarar verdiği düşünülecek olursa, müsbet hareketin aslında, olaylara insan merkezli yaklaşmak demek olduğu da tebârüz edecektir.

Bu elbette bir hüküm değil yorum cümlesidir ama bu satırların yazarı, müsbet hareket vurgusunu en çok ‘insan merkezli tarz-ı telakki’ olarak okuma eğilimindedir.

Yine bu satırların yazarı, müsbet hareket olgusundan yola çıkarak sivil itaatsizliği bile zemmeden, hakikati belli angajmanlardan dolayı dile getirmekten imtina eden yaklaşımlara iltifat edilmemesi gerektiğine inanmaktadır.

Onun düşünce dünyasında, müsbet hareketin, hâkim söyleme ne pahasına olursa olsun entegre olma gibi bir karşılığı bulunmamaktadır.

İşbu nedenle, bu satırların yazarı, projeci hareketlerin, doğası gereği müsbet hareket olgusunun sınırlarını zorlayacağı kanaatindedir.

Projesini bir şekilde hayata geçirmek isteyen bu türden eğilimlerin insan merkezli değil, dâvâ merkezli bir kurguyu benimsedikleri dikkate değer bir keyfiyet arzetmektedir.

Bakış açısının odağına bu tür bir dâvâ anlayışını yerleştiren yaklaşımların, ‘amaç uğruna feda edilebilecekler’ listesinin hayli kabarık olduğu göze çarpmakta; listenin baş tarafında insan faktörüne yer verilmesi ise vicdan ehlini teessüre sevk etmektedir.

Çünkü “zâlimâne siyasetin zâlimâne bir düsturu, ferdi cemaate feda etmektir” ölçüsü, hem de bu ölçünün mimarını referans aldığını söyleyen kimilerince berhava edilmektedir.

Oysa müsbet hareket anlayışını tahkim eden Bediüzzaman’ın bu tür bir projeci eğilime tevessül etmediği göz önünde bir hakikattir. Tutumundaki insan merkezlilik, muhterem müellifin en mümeyyiz vasıflarındandır.

Hayatını ve eserlerini gözlem altına alanlar, projesini muhatapları üzerinden, hem de belli kamuflajların yedeğinde hayata geçirmeye teşne bir yaklaşıma rastlayamayacaklardır.

Mesela yolu bir dönem onunla kesişmiş muhatapları bile hiçbir zaman ‘kullanıldıkları’ zehâbına kapılmamışlardır. Çünkü o, arı duru ve alabildiğine şeffaf bir hayat yaşamıştır.

Lâhikaları üzerinde dikkatli bir tetebbuat yapıldığında, rahatlıkla insan merkezli bir dâvâ düşüncesinin izleri sürülebilmektedir. Eserleri, adaleti merkeze alan bir düşüncenin ürünü olduğunu açık eden misallerle doludur. Ve en önemlisi onun adalet anlayışı, ‘ama’lı cümlelerle aşındırılarak başkalaştırılmış ve tanınmaz hâle getirilmiş bir telakkiden de fersah fersah uzaktır.

Misyonu adına risk ifade eden vak’alarda bile, bu mevzudaki geleneksel yaklaşımından taviz vermemiştir. Mesela bünye içine maksatlı ve art niyetli olarak dâhil olması muhtemel eşhas için dahi, ıslah merkezli bir duruşu salık verdiği şu satırlar oldukça mânidardır:

“Kardeşlerim! Sizin zekâvetiniz ve tedbiriniz, benim tesanüdünüz hakkındaki nasihatime ihtiyaç bırakmıyor. Fakat bu âhirde hissettim ki; Risale-i Nur şakirdlerinin tesanüdlerine zarar vermek için birbirinin hakkında sû-i zan verdiriyorlar; tâ birbirini ittiham etsin. Belki ‘filan talebe bize casusluk ediyor’ der, tâ bir inşikak düşsün. Dikkat ediniz, gözünüzle görseniz bile perdeyi yırtmayınız. Fenalığa karşı iyilikle mukabele ediniz. Fakat çok ihtiyat ediniz, sır vermeyiniz. Zaten sırrımız yok; fakat vehhamlar çoktur. Eğer tahakkuk etse, bir talebe onlara hafiyelik ediyor, ıslâhına çalışınız, perdeyi yırtmayınız.” (Emirdağ Lâhikası-I sf. 77)

Ben bu pasajda en çok, ‘perdeyi yırtmamak’ terkibine odaklandım.

Birincisi, bu tür can sıkıcı hâdiselerle karşılaşıldığında, müsbet hareketin, perdeyi yırtmamakla mümkün olabileceğini hissettim. Netâmeli durumlarda bile mü’mine yakışır teenniyi kuşanmayı ve her şeye rağmen insan kazanmaya mâtuf hareket etmeyi, perdeyi yırtmamanın karşılığı olarak okudum. Bunun adı müsbet hareketti ve odağında insan merkezli bir tasavvur konuşlandırılmıştı.

İkincisi, belki biraz da tekellüflü bir yorumla, ıslah yörüngeli tavrı, ‘imanla küfrü ayıran perde’yi yırtmamak olarak değerlendirdim. Öyle ya, projemize zarar verdiğini düşündüğümüz insanlara –tabiî gücümüz yetiyorsa- gösterdiğimiz ayarsız tepki, bırakınız insan kazanmayı, büsbütün kaybetmeyi sonuç vermiyor muydu?

Kaçımız mezkûr durum karşısında, Bediüzzaman gibi davranıyorduk ki? Dişimize göre bulduğumuz ve gözümüze kestirebildiğimiz ‘düşman’lar karşısında hangimiz atacağımız yanlış adımların, muhatabımızın imanı ile küfür arasındaki o ince perdeyi yırtabileceğini hesaba katıyorduk?

O, ne olursa olsun ıslâha dayalı bir tutumu telkin ediyor ve bu anlamda, muhatabın küfürle arasını ayıran perdeyi yırtmamaya özen gösteriyordu.

Müsbet hareket vurgusunda işte böyle bir denge mündemiçti. Tabiî ki hakikati yüksünmeden söyleyecektik; yanlışa yanlış diyecektik. Ama uyarı, itiraz ve müdahalelerimiz ıslah yörüngeli olacaktı. Yıkıcı olmayacaktık, asayişi ihlâl etmeyecektik.

O halde geliniz, müsbet hareketten ne anladığımızı bir kere daha gözden geçirelim.

Bediüzzaman’ı bir de bu yönüyle çağımıza taşıyalım.

Satuk Buğra
30.04.2007, 15:46
yok artık biraz daha olsa savaşı kazandırıverecekmiş
sizin bu dediklerinizi yapan Said Nursi'nin deccal dediği Mustafa Kemal ATATÜRK'tür.

üSTAD bediüzzaman her zaman doğruları söylemiştir.

firsaf2
01.05.2007, 13:57
Arkadaşım çok özür dileyerek müdahala etmek istiyorum müsadenle...Hakkını helal et şimdiden..Nt Mağazalarına gidersen bugünlerde sana bir dergi almanı öneriyorum..Hazine yayınlarının Üstad Bediüzzaman isimli bir A4 çapında bir dergi..O dergide bir resim var..M. Kemal Atatürk halka konuşuyor Said Nursi de muhteremin sözlerini dinliyor..
Asıl konu ise Milli mücadelecilerin başını gerçekten de Said Nursi de çekiyormuş..Ben bunu bir kitapta okuduğumda inanamadım ve bütün tarihçilere sordum...hepsi de doğruluğunu onayladı..Olay şöyle Şeyh Said "Din elden gidiyor,hilafeti isteriz" tarzında isyan düzenlemeyi planladığı sıralarda Said Nursi'ye kendisine bu isyanında destek vermesi için mektup gönderiyor..Ancak Said Nursi'nin bu mektuba karşılığı çok sert olmuş... "Devlet bizimdir,ne yaparsak yine kendimize yaparız,devlete karşı ayaklanılmaz" tarzından kelamlar ediyor..Ve Doğuda kurulması planlanan Kürt Devletine şiddetle karşı çıkmış....Atatürk, Said Nursi'nin bu hareketlerinden etkilenerek,Said Nursi'yi Cumhuriyet Halk Fırkası adına kendileriyle beraber çalışması için teklif göndermiştir...Ancak Bediüzzaman siyasetle ilgilenmemeyi yeğlemiştir...Ve Atatürk'e ılımlı bir şekilde gönderdiği mektubunda bunu belirtmiştir...Sonrasında kurulan Demokrat Parti'nin genel başkanı Adnan Menderes de aynı şekilde Bediüzzaman'a teklif göndermiştir..Kendileriyle beraber olması için..ama Bediüzzaman tarafsızlığını korumuş ve siyasete yaklaşmamıştır..
Kitaplardan okuduğum bunlar..Ben de gerçekten inanamamıştım..ama her türlü görüşe sahip tarihçilere sorunca durumun doğruuluğnu onayladılar..
Selametle..



Olay şöyle Şeyh Said "Din elden gidiyor,hilafeti isteriz" tarzında isyan düzenlemeyi planladığı sıralarda


ey gafil insan islam dinini istemek ve korumak hilafeti istemek ne zamandan beri isyan mahiyetine girdi.şimdi bu sarfettiğin sözler kaç gündür allahın kanunlarına meydanlarda söven zındıkların lafından ne farkı var

keşke her müslüman bir şeyh said olabilseydi zulme karşı allahın hükmünü sürdürmek için onun gibi duruş sergileyebilseydi bide utanmadan kürt devleti kuracaktı iftirasınıda atmışssın
şeyh said ne yapmışssa islam ümmeti için yapmıştır hz hüseynin kıyamıyla şanlı şehid şeyh saidin kıyamı arasında fark yoktur bu kıyamdan geri kalan said nursi ilerki zamanlarda pişmanlığını kıyama destek vermediği için hata yaptığını itiraf edecektir


23- "Mü'minler arasında öyleleri varki, Allah'a verdikleri sözde dururlar. Kimileri sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimileri de şehitlik beklemektedir. Onlar hiç sözlerini değiştirmediler."



Allah'a verdiği sözde duran şehit şeyh saide selam olsun

Satuk Buğra
01.05.2007, 15:01
Şehy Said kıyamı islami bir kıyam ancak şeyh Said kıyam hakkındaki ictihadı isabeti olmayan bir ictihad idi, bu kıyamı zamansız bulan alimlerin ictihadına göre.
Kendisi en makbul mertebeye Şehid olarak varmıştır. Ancak isabetsiz bir ictihad ile giriştiği bu kıyamdan dolayı Üstad BEDİÜZZAMANI suçlamak haksızlıktır. Çünkü Üstad Bediüzzaman cihadın en büyüğünü zaten yapıyordu. O zaman yapılacak en büyük cihad Üstad Bediüzzamananın hareketi idi.
Yoksa Üstad BEDİÜZZAMAN ölümden korkan biri değildi ki, bu kıyama katılmasın. O bin serim olsa Şeriatı Ğarra uğruna tereddüt etmeden verirdim diyordu. O sadece zamanlamanın ve zeminin müsaitsizliğini, maksadın hasıl olmayacağını, kıyamın İslamın çıkarına uygun düşmeyeceğini belirtiyordu.

firsaf2
01.05.2007, 15:29
Şehy Said kıyamı islami bir kıyam ancak şeyh Said kıyam hakkındaki ictihadı isabeti olmayan bir ictihad idi, bu kıyamı zamansız bulan alimlerin ictihadına göre.
Kendisi en makbul mertebeye Şehid olarak varmıştır. Ancak isabetsiz bir ictihad ile giriştiği bu kıyamdan dolayı Üstad BEDİÜZZAMANI suçlamak haksızlıktır. Çünkü Üstad Bediüzzaman cihadın en büyüğünü zaten yapıyordu. O zaman yapılacak en büyük cihad Üstad Bediüzzamananın hareketi idi.
Yoksa Üstad BEDİÜZZAMAN ölümden korkan biri değildi ki, bu kıyama katılmasın. O bin serim olsa Şeriatı Ğarra uğruna tereddüt etmeden verirdim diyordu. O sadece zamanlamanın ve zeminin müsaitsizliğini, maksadın hasıl olmayacağını, kıyamın İslamın çıkarına uygun düşmeyeceğini belirtiyordu.


her kıyam illaki zafere ulaşacak diye bir kaide yoktur. eğerki şeyh saidin kıyamını zamansız isabeti olmayan bi kıyam olarak yorumlanmışsa aynı şeklilde hz hüseyinin kıyamınıda bu kefeye koymamız gerekecektir şunu unutmayalım

Allah adına yapılan her kıyamın sonunda zafer vardır ve Allah adına yapılan her kıyam isabetlidir

bozkurthan
01.05.2007, 15:37
kürt said hakkında yazılan bu iyimser yazılar dahada dikkatli yazılmalı...

Satuk Buğra
01.05.2007, 15:58
her kıyam illaki zafere ulaşacak diye bir kaide yoktur. eğerki şeyh saidin kıyamını zamansız isabeti olmayan bi kıyam olarak yorumlanmışsa aynı şeklilde hz hüseyinin kıyamınıda bu kefeye koymamız gerekecektir şunu unutmayalım

Allah adına yapılan her kıyamın sonunda zafer vardır ve Allah adına yapılan her kıyam isabetlidir

Öyle değil, zafere ermedi diye suçlamıyoruz. Zamanın Huseyni Üstad Bediüzzaman idi. Canının verilmesinin İSLAMA FAYDASI OLACAĞINA ictihad etseydi bunu Üstad Bediüzzaman kesinlikle yapardı.

eLiFNuR
01.05.2007, 19:04
Olay şöyle Şeyh Said "Din elden gidiyor,hilafeti isteriz" tarzında isyan düzenlemeyi planladığı sıralarda


ey gafil insan islam dinini istemek ve korumak hilafeti istemek ne zamandan beri isyan mahiyetine girdi.şimdi bu sarfettiğin sözler kaç gündür allahın kanunlarına meydanlarda söven zındıkların lafından ne farkı var

keşke her müslüman bir şeyh said olabilseydi zulme karşı allahın hükmünü sürdürmek için onun gibi duruş sergileyebilseydi bide utanmadan kürt devleti kuracaktı iftirasınıda atmışssın
şeyh said ne yapmışssa islam ümmeti için yapmıştır hz hüseynin kıyamıyla şanlı şehid şeyh saidin kıyamı arasında fark yoktur bu kıyamdan geri kalan said nursi ilerki zamanlarda pişmanlığını kıyama destek vermediği için hata yaptığını itiraf edecektir


23- "Mü'minler arasında öyleleri varki, Allah'a verdikleri sözde dururlar. Kimileri sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir; kimileri de şehitlik beklemektedir. Onlar hiç sözlerini değiştirmediler."



Allah'a verdiği sözde duran şehit şeyh saide selam olsun





:) algılar farklı elbett ...münakaşaya girmeyeceğim...insanlara doğruyu,güzeli göstermek böyle saçmalamalarla oluyor değil mi...biz SAİD NURSİden bahsediyoruz..o şeyh saidden bahsediyor...beni ilgilendirmezz....

Satuk Buğra
01.05.2007, 22:33
Üstad BEDİÜZZAMAN ın Şeyh Said kıyamına katılmadığından dolayı hatasını itiraf etmiş diye bir şey yok. Risalelerin tamamı elimizde ancak öyle bir şey görmedik. Üstelik bu kıyam islami maksatlı olsa bile zamansız ve hesap edilmemiş bir kıyam olduğu mnasında ifadeleri vardır. Biz Şehid Şeyh Sadini kıyamını haşa küçümsmiyoruz. O kıyamını ictihadına göre yapmış zaferede ermiştir mana aleminde. Ancak hesbı iyi yapılmamış bir harekete katılayan Üstad Bediüzzamanı hatalı görmek hatadır firsaf kardeş.

usame49
04.05.2007, 14:54
Arkadaşlar defalarca söyledik, Ustad ile Şeyh Saidin bu mes'elede görüşmesi olmamıştır, bu konuda hiç bir kayıt yoktur.
Ustelik bu tip durumlarda yapılacak hareket hususunda elimizde iki örnek vardır, biri Hz Hasan, diğeri Hz Huseyin. Ibn Hacer her ikisinide yolunun doğru olduğunu söylemiştir. İki yol da iyice incelenmeli, sonuçları iyi hesab edilmeli ve ona göre hareket edilmelidir.

Ustad dahilde maddi cihad vahim sonuçlar doğurduğu için ve ayette munafıklara karşı huccetle hareket et dendiği için dahilde ilmen mucahede yolunu seçmiştir.

Not: Ustada Kürd Said diyerek aklı sıra aşağılayan deni mahluka bir hadisle cevap veriyorum;
"Irkıyla övunen alsın babasının zekerini ağzına koysun, öyle gezsin." (fima qal ev qema qal)

Zİra geldiğin yer orası, gideceğin yer topraktır. Kimse seni türksun diye alıp baş köşeye koymaz, bir an evvel gömerki murd olup kokmayasın.. Umarım anlatabildim..

Hanefi
06.05.2007, 01:05
diyen elemana soruyorum, M. Kemal bu rus harbi sırasında nerdeydi? Karabekir Erzurum da engel olmayadı M. KEmal nerede olacaktı? Bakıyorumda asker konuşunca garip tipler türemiş forumda... Hadi aslanım, sen bed fikriyatınla kendi çöplüğüne...

ya sen zaten aşmışsın diyecek bişey yok sana
sizi var ya hiç mi hiç anlamıyorum Atatürk 'i niye sevmezsiniz
o olmasaydı şu anda anamız başka biri babamız başka biriydi
ama yazık ki Mustafa Kemal 'e sizin gibilere yine yaranamıyor
onca yaptığı şeyi görmezsiniz de bilmem Rus harbi ne ona buna çıkışırsınız

gunduzalp
06.05.2007, 11:33
Bizzat resmi belgeler var bu konuda:

Birinci Dünya Savaşı esnasında Van ve çevresini işgal eden Ruslara karşı silahlı mücadelede bulunan Bediüzzaman Said Nursi de Milli Mücadele'nin ilk günlerinde İstanbul'da bulunuyordu."Ben tehlikeli yerde mücadele etmek istiyorum. Siper arkasında mücahede hoşuma gitmiyor. Anadolu'dan ziyade burayı daha tehlikeli görüyorum" (Bediüzzaman Said Nursi-Tarihçe-i Hayatı, Eserleri, Meslek ve Meşrebi Ankara, 1958, s.90) diyen Said Nursi, Fevzi ve Mustafa Kemal Paşaların ısrarlı davetleri üzerine Ankara'ya gitmiş, TBMM'nce kendisine resmen hoşâmedî (hoşgeldin) töreni ifa edilmiştir. (Bu konuda bilgi için bkz, TBMM Zabıt Ceridesi, C.24, s.457).

Türkiye Yeşilay Cemiyeti’nin kuruluşu memleketimizin acı günlerine rastlamaktadır. Tarih 1920 yılının ilk aylarıdır. İstanbul mütarekenin acı günlerini yaşamaktadır. İşte bu günlerde çok miktarda alkollü içkiler, yabancılar tarafından gemilerle İstanbul’a getirilir ve dağıtılır. Maksat bellidir. Cemiyeti, bilhassa gençleri alkollü içkilere alıştırıp dejenere bir nesil meydana getirmek. İşte bu hâdise karşısında, alkollü içkilerin cemiyete yapabileceği zararları düşünebilen bir grup din ve ilim adamları bir araya gelip, alkollü içki tüketimi ile mücadele eden bir dernek kurdular. 5 Mart 1920 tarihinde kurulan derneğe, yeşil hilâl manasına gelen Hilâl-i Ahdar adı verilmiştir.
Yeşilay Cemiyeti’nin Kurucularından Bazıları
Ord. Prof. Mazhar Osman Uzman,
Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay,
Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver,
Ord. Prof. Dr. İsmail Hakkı İzmirli,
Dr. Şükrü Hazım,
Eşref Edip,
Hamdullah Suphi Tanrıöver,
Dr. Tevfik Rüşktü Aras,
Dr. Hacı Emin Paşa,
Haydarî Zade İbrahim (zamanın Şeyhü’l-İslâmı),
Said Nursî (Darü’l-Hikmetü’l-İslâmiye A’zâsı),

(Gökay FK: Yeşilay Nasıl Doğdu, Nasıl Gelişti? Yeşilay, sayı: 485, s. 7, Nisan 1974.
Gökay FK: Yeşilay Nasıl Gelişti? Yeşilay, sayı: 556, s. 5, Mart 1980.)


İstanbul âlimlerinin Kuva-yı Milliye ve Kurtuluş Savaşı aleyhinde verdiği fetvayı, "İşgal altındaki bir yerde bulunan sorumluların verdiği fetva irade özgürlüğü bulunmadığı için mualleldir (sakat ve tutarsızdır)" gerekçesiyle karşı çıkmıştır

http://tr.wikipedia.org/wiki/Said_Nurs%C3%AE

Ardından da şu cümle: "Teali-i İslam Cemiyeti, Kuva-yı Milliye aleyhinde bildiriler yayınlamıştır." Nasıl yani? Bu kadar mı? Bitti mi? Bunu okuyan herhangi bir kişi şöyle düşünür: "Haa, demek ki Said Nursi, Kurtuluş Savaşı'na karşıydı." Peki o zaman nasıl oldu da 1922 sonbaharında Said Nursi, ısrarla Ankara'ya davet edildi? Nasıl oldu da Millet Meclisi'nde Said Nursi için resmi bir 'hoş geldiniz' töreni düzenlendi? Bu bir çelişki değil mi? Kurtuluş Savaşı'na karşı çıkan bir din adamı niye Ankara'ya davet edilsin? Niye Meclis'te törenle karşılansın?

http://www.sabah.com.tr/2004/12/12/gnd109.html

firsaf2
07.05.2007, 15:16
ya sen zaten aşmışsın diyecek bişey yok sana
sizi var ya hiç mi hiç anlamıyorum Atatürk 'i niye sevmezsiniz
o olmasaydı şu anda anamız başka biri babamız başka biriydi
ama yazık ki Mustafa Kemal 'e sizin gibilere yine yaranamıyor
onca yaptığı şeyi görmezsiniz de bilmem Rus harbi ne ona buna çıkışırsınız

:ıslık: :ıslık: :ıslık: :ıslık: :ıslık: :ıslık: :ıslık:

ABDULLAH ismail
07.05.2007, 15:48
ya sen zaten aşmışsın diyecek bişey yok sana
sizi var ya hiç mi hiç anlamıyorum Atatürk 'i niye sevmezsiniz
o olmasaydı şu anda anamız başka biri babamız başka biriydi
ama yazık ki Mustafa Kemal 'e sizin gibilere yine yaranamıyor
onca yaptığı şeyi görmezsiniz de bilmem Rus harbi ne ona buna çıkışırsınız


YA KARDEŞİM BU ZAFERİ ATATÜRK TEK BAŞINA MI KAZANDI OKADAR ASKERİMİZİN İMANI SAYESİNDE . AYRICA SAİD NURSİYE GÖRE ATATÜRK İSLAM DECCALI YANİ SÜFYAN

usame49
07.05.2007, 16:03
YA KARDEŞİM BU ZAFERİ ATATÜRK TEK BAŞINA MI KAZANDI OKADAR ASKERİMİZİN İMANI SAYESİNDE . AYRICA SAİD NURSİYE GÖRE ATATÜRK İSLAM DECCALI YANİ SÜFYAN

Sence değilmi?

ABDULLAH ismail
07.05.2007, 16:09
Bencesi Falan Yok Islam Alimleri Ne Dediyse Doğrudur

usame49
08.05.2007, 11:46
Abi dikkatimi çekiyor, son gunlerde forumda yazanların bir çoğu yasaklanmış, takib edemedim nedendir?

özgür şen
08.05.2007, 13:55
Abi dikkatimi çekiyor, son gunlerde forumda yazanların bir çoğu yasaklanmış, takib edemedim nedendir?


kardeşler bi fişleme olayı var falan diyo ama ben bişey bilmiyom daha bende yeniyim ama yasaklanan şahısların diğer yazılarına baktımda ben kötü pek bi şey bulamadım. gerçi bazıları hak etmiş ama

özgür şen
08.05.2007, 13:58
mesela ABDULLAH ismail EN SON ŞUNU YAZMIŞ

http://ihvan-forum.com/showthread.php?p=272882#post272882

Ahmedihsan
18.05.2007, 13:56
kürt said hakkında yazılan bu iyimser yazılar dahada dikkatli yazılmalı...
kürt mü eee derdin ne

Hanefi
27.05.2007, 22:22
Bencesi Falan Yok Islam Alimleri Ne Dediyse Doğrudur

sen kendini öle kandır