PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Necip Fazıl Kısakürek (1905 - 1983)


Mevlüde Yıldız
07.06.2006, 21:47
Necip Fazıl Kısakürek (1905 - 1983)



26 Mayıs 1905'da doğdu. Maraş'lı bir soydan gelen Necip Fazıl'ın çocukluğu, mahkeme reisliğinden emekli büyük babasının İstanbul Çemberlitaş'ta ki konağında geçti. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız kolejleri ile Bahriye Mektebi'nde (Askeri Deniz Lisesi) tamamladı. Lisedeki hocaları arasında dönemin ünlülerinden Yahya Kemal, Ahmet Hamdi (Akseki), İbrahim Aşkı gibi isimler vardı.


İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdikten (1924) sonra gönderildiği Fransa'da Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümünde okudu. Paris'te geçen bohem günlerinden sonra, Türkiye'ye dönüşünde Hollanda, Osmanlı ve İş Bankalarında müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalıştı. Bir Fransız okulu, Robert Kolej, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde hocalık yaptı(1939-43). Sonraki yıllarında fikir ve sanat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmadı.


Şairliğe ilk adımını on yedi yaşında iken, annesinin arzusuyla başladı ve ilk şiirleri Yeni Mecmua'da yayımlandı. Milli Mecmua ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirdikten sonra, Paris dönüşü yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitapları onu çok genç yaşta çağdaşı şairlerin en önüne çıkararak edebiyat çevrelerinde büyük bir hayranlık ve heyecan uyandırdı. Henüz otuz yaşına basmadan çıkardığı yeni şiir kitabı Ben ve Ötesi (1932) ile en az öncekiler kadar takdir toplamayı sürdürdü


Şöhretinin zirvesinde iken felsefi arayışlarını sürdürüp içinde yeni bir dönemin doğum sancısını hisseden Necip Fazıl için 1934 yılı gerçekten de hayatının yeni bir dönemine başlangıç olur. Bohem hayatını en koyu rengiyle yaşadığı günlerde Beyoğlu Ağa Camii'nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile tanışır ve bir daha ondan kopamaz. Necip Fazıl' ın hemen tümünde üstün bir ahlak felsefesinin savunulduğu tiyatro eserlerini birbiri ardına edebiyatımıza kazandırması bu döneme rastlar. Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak gibi piyesleri büyük ilgi görür. Bu eserlerden Bir Adam Yaratmak, Türk tiyatrosunun en güçlü oyunlarındandır.


Necip Fazıl'ın şairliği ve oyun yazarlığı kadar önemli yönü, çıkardığı dergiler ve bu dergilerde çıkan yazılarla sürdürdüğü mücadeledir. Haftalık Ağaç dergisi(1936, 17 sayı) dönemin ünlü edebiyatçılarının toplandığı bir okul olmuştur. Büyük Doğu dergisinde çıkan yazılarıyla İsmet Paşa ve tek parti (CHP) yönetimine şiddetli bir muhalefet sürdürmesi sonucu hakkında açılan çok sayıda davada yüzlerce yıl hapsi istendi, Cinnet Mustatili adlı eserinde hapishane anıları yer alır. Sık sık kapatılan ve toplatılan Büyük Doğu'nun çıkmadığı sürelerde günlük fıkra ve çeşitli yazılarını Yeni İstanbul, Son Posta, Babıalide Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman gazetelerinde yayımlandı. Büyük Doğu'da çıkan yazılarında kendi imzası dışında Adıdeğmez, Mürid, Ahmet Abdülbaki gibi müstear isimler kullandı. 1962 yılından itibaren de hemen hemen tüm Anadolu şehirlerinde verdiği konferanslarla büyük ilgi topladı.


1980'de Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü'nü, 'İman ve İslam Atlası' adlı eseriyle fikir dalında Milli Kültür Vakfı Armağanı'nı (1981), Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü'nü (1982) almıştır. Ayrıca Türk Edebiyatı Vakfı'nca 1980'de verilen beratla 'Sultan-üş Şuara' (Şairlerin Sultanı) ünvanını kazanmıştır.

Rojdi
07.06.2006, 22:17
Benden de necip fazıl dan bir şiir

KALDIRIMLAR

Sokaktayım kimsesiz bir sokak ortasında
Yürüyorum ardıma bakmadan yürüyorum
Yolumun karanlığa saplanan noktasında
Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık
Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar
İn cin uykuda yalnız iki yoldaş uyanık
Biri benim biri de serseri kaldırımlar

İçimde damla damla bir korku birikiyor
Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler
Üstüme camlarını hep simsiyah dikiyor
Gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler

Kaldırımlar çilekeş yalnızların annesi
Kaldırımlar içimde yaşamış bir insandır
Kaldırımlar duyulur ses kesilince sesi
Kaldırımlar içimde kıvrılan bir lisandır

Bana düşmez can vermek yumuşak bir kucakta
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum
Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum

Ben gideyim yol gitsin ben gideyim yol gitsin
İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler
Tak tak ayak sesimi aç köpekler işitsin
Yolumun zafer takı gölgeden taş kemerler

Ne sabahı göreyim ne sabah görüneyim
Gündüzler size kalsın verin karanlıkları
Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim
Örtün üstüme örtün serin karanlıkları

Uzanıverse gövdem taşlara boydan boya
Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi
Dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya
Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi...

Bedrin_Aslanı
02.01.2007, 13:51
NECIP FAZIL ŞERİATÇI OLDUĞU İDDİASIYLA TUTUKLANIR
ÇIKARILDIĞI MAHKEMEDE SUÇSUZ OLDUĞUNU SÖYLEYİP TAHLİYESİNİ İSTER.KENDİSİNE REVA GÖRÜLEN HAKSIZLIK VE ZÜLÜMLERİ ÖYLE CANLI BİR USLUPLA TASVİR EDERKİ,MAHKEME HEYETİNDEKİ KADIN HAKİM GÖZLERİNDEN YAŞLAR SÜZÜLMEYE BAŞLAR.BUNUN ÜZERİNE ÜSTADIN AĞZIN ŞU CÜMLE DÖKÜLÜR.

İŞTE ŞERİATIN BİR SIRRI DAHA TECELLİ ETTİ: KADINDAN CEZA HAKİMİ OLMAZ...

aHuZaR
02.01.2007, 14:27
NECIP FAZIL ŞERİATÇI OLDUĞU İDDİASIYLA TUTUKLANIR
ÇIKARILDIĞI MAHKEMEDE SUÇSUZ OLDUĞUNU SÖYLEYİP TAHLİYESİNİ İSTER.KENDİSİNE REVA GÖRÜLEN HAKSIZLIK VE ZÜLÜMLERİ ÖYLE CANLI BİR USLUPLA TASVİR EDERKİ,MAHKEME HEYETİNDEKİ KADIN HAKİM GÖZLERİNDEN YAŞLAR SÜZÜLMEYE BAŞLAR.BUNUN ÜZERİNE ÜSTADIN AĞZIN ŞU CÜMLE DÖKÜLÜR.

İŞTE ŞERİATIN BİR SIRRI DAHA TECELLİ ETTİ: KADINDAN CEZA HAKİMİ OLMAZ...

o sözün manasi cok farkilidir
lütfen konuyu saptirmayiniz
kadindan neden ceza hakimi olmuyor konuyu aratir öyle yaz inslalh
kadindan ceza hakimi olmayacagi nerde yaziyo ???
Hz.ayise annemiz hakimlik yapmis mahkemeler kurmustur o kadin degilmiydi?

Bedrin_Aslanı
02.01.2007, 18:36
Güzel kardeşim üstadın sözlerini ben aktardım. Ekleme yapmadım. Ama şuda var sonuna kadar katılıyorum. İlk defada senden duyuyorum böyle bir şeyi. Kadının sesi ve vücut hatları haram ama çıkıp mahkemede hakimlik yapması uygun. :thinking: biraz araştır inşa'Allah. Ayrıca bu yaratılış meselesi. Yaratılış itibari ile bayanların bu konuda
zaafları var. Ayette 2 erkek şahit eğer 2 erkek yoksa 1 erkek 2 bayan şahit bulun diyor. yanlış kıyastan Rabbime sığınırım.

Selametle...

iskender
04.01.2007, 13:36
ALLAH razı olsun

sepia
13.02.2008, 11:17
Yıldızlı bir gecede

Sema bize seslenir
Kalma, gel, işkencede!
Ruhumuz ebedidir
Bunu duy, tek hecede!

Ömür ki, bir kurak çöl
Onu tek bir güne böl
Şebnem gibi doğ ve öl
Yıldızlı bir gecede!...


N.F.K

sepia
13.02.2008, 11:18
AYNADAKİ HALİME

Akmayan yaşlarla sıcacık yüzün;
Yavrum, bugün seni pek ölgün gördüm.
Gözünde bir küçük noktadır hüzün,
Neş'eni ne bugün, ne de dün gördüm.
Eğri dallar gibi halsiz, yorgunsun,
Birikmiş sulardan daha durgunsun,
Görünmez bıçakla içten vurgunsun,
Seni öz yurdunda bir sürgün gördüm.
Geçti bir cenaze peşinde ömrüm;
Bilemem, vardığın neresi, bugün?
Hergün yürüdüğün kadar yürüdün,
Arkasından kendi ölünün; gördüm.


N.F.K

sepia
13.02.2008, 11:23
CANIM İSTANBUL


Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten birşey; hava, renk, edâ, iklim;
O benim, zaman, mekân aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misâle.


İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...


Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mâna: Öleceğiz ne çare?..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...


O mânayı bul da bul!
İlle İstanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul...


Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir "Kâtibim"i...


Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...


Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgâr, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hâlâ çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.
Ana gibi yâr olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...


Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...

grozny
13.02.2008, 11:25
Güzel kardeşim üstadın sözlerini ben aktardım. Ekleme yapmadım. Ama şuda var sonuna kadar katılıyorum. İlk defada senden duyuyorum böyle bir şeyi. Kadının sesi ve vücut hatları haram ama çıkıp mahkemede hakimlik yapması uygun. :thinking: biraz araştır inşa'Allah. Ayrıca bu yaratılış meselesi. Yaratılış itibari ile bayanların bu konuda
zaafları var. Ayette 2 erkek şahit eğer 2 erkek yoksa 1 erkek 2 bayan şahit bulun diyor. yanlış kıyastan Rabbime sığınırım.

Selametle...

Kadının sesinin haramlığı da nerden çıktı?Yok böyle bir şey.
Şahitlik meselesi de çarpıtılıyor.Bu şahitlik ettikleri konu ile ilgilidir.Kadınların ilgi alanı dışındaki konularda 2 kadın şahit 1 erkek şahite denk olduğu gibi kadınların daha ilgili oldukları konularda mesele ev eşyaları kap kacak gibi eşyaların alış verişinde 2 erkek şahit bir kadın şahide denk olur.

sepia
13.02.2008, 11:31
O VAR!..

Her defa haberi taze bir müjde;
O var!
Her defasında, geç, gafletten vecde;
O var!
Ne sen varsın, ne ben, ne yâr, ne kimse;
O var!
Bütün sevdiklerin elden gittiyse;
O var!
Kalacak kim var ki, dost tomarından?
O var!
Sana daha yakın şah damarından;
O var!
Arama, bir ilaç yok eczahanede!
O var!
Gayede, sebepte ve bahanede;
O var!
Sevdiğini ebed boyu tutan dinç;
O var!
Ölümsüzlük şevki, ilâhî sevinç;
O var!
Yıkılmaz dayanak, kırılmaz destek;
O var!
Tekten de tek, bir tek, tek başına tek;
O var!



N.F.K

yesrib
13.02.2008, 11:47
GENÇLİĞE HİTABE

Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
'Zaman bendedir ve mekân bana emanettir! ' şuurunda bir gençlik...
Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre... Birincisi iki buçuk
asır... Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet...İkincisi üç asır... Kaba softa ve ham
yobaz elinde sefalet ve hezimet.. Üçüncüsü bir asır... Allahın, Kur'an'ında 'belhümadal - hayvandan aşağı' dediği cücetaklitçilere ve batı dünyasına
esaret... Ya dördüncüsü? ....
Son yarım asır! .. İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle,madde
plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında ebedi helake mahkumiyet... İşte
tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören...Bunları,yükseltici aşk, sürün
dürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve
şimdi, evet şimdi...
Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilakı yeni bir şafak fışkırışını gözle
yen bir gençlik...
Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün 'dikey'leri 'ya
tay' hale getirecek bir çığlık kopararak 'mukaddes emaneti ne yaptınız? '
diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...
Dininin, dilinin beyninin, ilminin, ırzının,evinin, kininin, kalbinin dâvacısı
bir gençlik...
Halka değil, Hakka inanan, meclisinin duvarında 'Hakimiyet Hakkındır'
düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti
Hakka kölelikte bilen bir gençlik...
Emekçiye 'Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar sen kendine
acıyamaz, kendini koruyamazsın.! Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla,
kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan daha zalim istismar
cılara yakanı kaptırmakta başı boş bırakılamazsın! ' diyecek... Kapitaliste
ise 'Allah buyruğunu ve Resul emrini kalbinin ve kasanın kapısına kazıma
dıkça serbest nefes bile alamazsın! ' ihtarını edecek...
Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına,vecdine, diyalektiğine,
estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...
Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine
rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı
adamının bulamadığı, Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı
adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını,her sistem ve mez
hebe ortada ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar cennet hayâli varsa
hakikatinin,İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âle
mine ve bütüıı insanlığa model teşkil edecek bir gençlik...
'Kim var? ' diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan fert fert 'ben
varım! ' cevabını verici, her ferdi 'benim olmadığım yerde kimse yoktur! '
fikrini besleyici bir dâva ahlakına kaynak bir gençlik...
Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi cana minnet
sayacak kadar gözü kara ve o nispette usule, stratejiye uygun bir gençlik...
Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle zifiri karanlıkta, ak sütün için
deki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin; ve gerçek kahramanlık made
niyle sahtesini ayırdetmekte kuyumcu ustası bir gençlik...
Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı,dema
gog politikacısı,çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı,takma diş
fabrikası, fuhuş albümü gazetesi,mümin zindanı mâbedi,temeli yıkık ailesi,
hasılı kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli
tesiri üzerinden atabilecek, kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara
kadar nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı içinde ve bu sava
şı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik...
Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa, gelmiş ve geçmiş bütün
eski mümin nesillerden hiçbirini beğenmeyecek, onlara 'siz güneşi cepleri
nizde kaybetmiş marka müslümanlarısınız! Gerçek müslüman olsaydınız bu
hallerden hiçbiri başımıza gelmezdi! ' diyecek ve gerçek müslümanlığın 'na
sıl' ını ve 'ne idüğü' nü her haliyle gösterecek bir gençlik...
Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu,hürmetine yarattığı Sevgilisinin
fezâyı bütün yıldızlariyle manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak, ve
O'ndan başka hiçbir tutamak,dayanak, sığınak tanımayacak ve O'nun düş
manlarını ancak kubur farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir genç
lik...
İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum.
Şekillenmesi,billurlaşması için 30 küsur yıldır, devrimbazlık kodamanların
viski çektiği kamış borularla kalemime ciğerîmden kan çekerek yırtındığım,
paralandığım ve zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında, uykusuz,su
suz, ekmeksiz,başımı secdeye mıhlayıp bir ömür Allaha hamd etme makamın
dayım. Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur: Tabutumu öz el
lerinle musalla taşına koyarken, Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil!
Allahın selâmı üzerine oIsun...

Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es! ..

Necip Fazıl Kısakürek

minarifan
13.02.2008, 11:58
AYNADAKİ HALİME

Eğri dallar gibi halsiz, yorgunsun,
Birikmiş sulardan daha durgunsun,
Görünmez bıçakla içten vurgunsun,
Seni öz yurdunda bir sürgün gördüm.


N.F.K.

***
Şimdi asıl yurdunda RABBİNDEN RAZI gördüm ;
S.A.A. ile birlikte M.M.'nın yanıbaşında...