Orijinalini görmek için tıklayınız : Dini Şiirler
iLkSEnCaN
09.04.2007, 10:47
Bismillah
Rahman-i Rahim’in nurundan umman,
İmanlı dillerde güldür Bismillah.
Çaresiz dertlere şifalı derman,
Cennetten sırata eldir Bismillah.
Bismillah diyenin duruşu haktır,
İhlâstır mihengi sevdası tektir,
Vukuf-i kalb ile eylesin takdir,
Hakk’ın divanına yoldur Bismillah.
Vukuf-i zamandır söyle Bismillah,
Vuslat perdesini aralar Allah,
Nefsi Merdiyyeye gider inşallah,
Nefsi kâmile de haldir Bismillah.
Nazar ber kadem et kendin beğenme,
Rabbime riayet Ömer eğlenme,
Halvet der encümen nefse bağlanma,
Sefer der vatan Hay! Güldür Bismillah.
Ömer Ekinci Micingirt
iLkSEnCaN
09.04.2007, 10:49
Dua
Dua pür edeple yakarış yâre
Çaresiz dertlere duadır çare
Duamız yok ise amel beş para
Hakkın kapısına varıştır dua
Dua ibadetin nuru özüdür
Müminin tövbesi rabbe sözüdür
Gözü yaşlıların gönül gözüdür
Hayat ırmağına dalıştır dua
Çarpan yüreğime dua bahardı
Gözlerim arardı, gönlüm sorardı.
Hakkın kapısına dua varırdı
Son nefeste mümin ölüştür dua
Yok, duasız kıymet buyurdu Hüda
İhlâsla yap dua Rabbine eda
Al abdestin Ömer belki şüheda
Kulluk için büyük yarıştır dua....
Ömer Ekinci Micingirt
iLkSEnCaN
09.04.2007, 10:50
Ansızın gelen bir haberdir ölüm
Beyaz bir güvercin gibi
Bir mektuptur senden bana
Dökülür bütün yapraklar dallarından
Hüzün sarısı yakalar yürekleri
Sabırla bekliyordur nasılsa toprak
Ölümü ferman bilip düştüğümüz yollarda
Nasırlı elleriyle taçlandırır her zaman
Tarhana çorbası, kekikli ayran bir de tandır ekmeği
Buhur kokusu gibi yayılır gün yüzüne
Ey ölüm! beyaz haberler gibisin
Belli belirsiz yüreğimi yalar gibisin
Bir rüzgar gibi sarar dört bir yanımı
Bir bir azalır aramızdaki dostlar
Canım annem, biricik babamdır giden aramızdan
Geceyle gündüz gibi girer aramıza
Sinsi bir tuzaktır hayatla ölüm
Sessiz bir gemiye binmişçesine
Ağıtlar yakılır ırmaklar gibi
İniler iniler sükuta varır insan yüreği
Alınlar taşır bu gök kubbeyi
Omuzlara binmiş bir ölüm gibi
Adımlar dolaşır, dil susar yağmura karşı
Hiçbir şey getiremez giden yolcuyu
Bir gemidir denize inen
Bir yolcudur yükünü alan bir daha dönmeyen
Ey güzel hayat! ey görkemli dünya!
Neyin kaldı şimdi söyle!
Konuşan dudaklar sükuta geçmiş
Harmanı, hasadı, buğdayı bitik
Üç günmüş sahi dünya
Ne bana kalmış
İşte gidiyor geldiği yere
Ömürler verilen sürede durmuş
İstersen dünyayı sırtında taşı
Makamın, mevkiin ne önemi var
Kimseciklere baki kalır mı dünya
Hayat ne kadar kısa, ne kadar kısa
İşte dünya, bittiği yerde kabristan
Asıl hayatsa şimdi başlıyor
Kabul etsen de mahşeri var bu işin
Etmesen de musallada görünür
Ne malından ne de evladü iyalinden fayda yok
Ne işler işlediysen sonuçta sana kalan
Ey ölümün arka bahçesi! ey mahşerin ince çizgisi!
Sana sevdalanmaktan başka var mı çaresi?
iLkSEnCaN
09.04.2007, 10:52
Canım yanıyor,içimde bir sızı nedenini bilmiyorum
Adı sensizlik belki
Yada ulaşamamak, ağlayamamak derinden,
Kıyamdayken başka yerde, secdedeyken başka yerde olmak
Yönelememek sana içten bir aşkla
Canım yanıyor ya Rabbel alemin
Bir sızı var anlayamadığım,
Canım yanıyor Ya Erhamerrahimin
Adını koyamadığım,
Bugün gitmek istedim buralardan
Sana yakın olmak için,uzakları yakın yapabilmek için,
Çıktım viran şehrimden;daha fazla gidemedim nedense,
Bir yağmur başladı sessizce,ER-RAHİM diye fısıldadı paramparça olan yüreğime,
İrkildim Ya Rabbelalemin,rahmetine kavuştur beni,
Sonra yürüdüm içimde bir ses anlayamadığım,
Bir güvercin gördüm sırılsıklam; EL-CELİL dedi içimdeki sese,
Ne büyük.ne yücesin;yüceliğinle derman ol derdime,
Islandım,yorgunum birde acı var içimde nereye baksam seni gördüm ALLAHIM
Bir çocuk tebessümünde,bir yaprağın vedasında mevsime,
MALİKÜ’L-MÜLK tecellisini gördüm kara bulutların içinden doğan güneşte
Sen her şeyin tek sahibi ALLAHIM,
İçimde bir uçurumken hayat,üstelik çıkmazdayken dar sokaklarım
EL-MÜHEYMİN sesi kulağımda,
Sen aciz kullarını unutmayan hep gözeten ALLAHIM,yardım et bu kuluna,
Savruluyorum nereye gitsem bilmiyorum,bir dağa bakıyorum bir mahlukata
Hepsi rükuda hepsi kıyamda
Çiçekler,otlar,toprak secdede
En küçük mahlukat zikirde,insanlık ise gaflette
YA HALIK diyor tabiat;adem ise hüsranda,azapta
Ey incelik,lütuf sahibi EL-LATİF
Ey kusurlardan münezzeh KUDDÜS
EY adalet sahibi EL-ADL
EY büyüklük sahibi EL-AZİM
EY merhamet sahibi ER-RAHMAN
Nereye baksam,nereye dönsem sen tecelli ettin,
Bir tek insanlıkta görmedim huşu ile yakarış,
her şey sende yaşarken;İnsanlık nefsinde ölmüş
Her yer sende iken,insanlık her yerde viran olmuş,
Bu viran şehirde,divane dünyada yalnız bırakma bizi
UTANIYORUZ RAHMETİ GENİŞ ALLAHIM
Bizi bize bırakma ALLAHIM
BİZİ BİZE BIRAKMA
iLkSEnCaN
09.04.2007, 10:53
Hani söz vermiştik Alemi ervahta "Bela!"demiştik,
"Elestü bi rabbiküm ?" sualine
Yaratıcı, Rızık verici ve yegane kanun koyucu olarak,
Allah'tan başka ilah, Önder olarakta;
O'nun resülünden başkasını tanımıyacaktık?
Hani söz vermiştik?
Hani söz vermistik Erkam'in evinde
Hangi sart ve ortamda olursa olsun,
ilahi Kelimetullah misyonunu yürütecek,
Musibetlerden, hiç bir tehditten korkmayacak
Gerekirse ölümlerin en güzeline talip olacaktik?
Hani söz vermistik Akabe Tepesinde
Kendimizi ve ailemizi korudugumuz gibi;
Kanimizla, malimizla ve canimizla
Koruyacaktik Resulullah'i
Hani söz vermistik Akabe tepesinde?
dogru olan herseyde Resul'e itaat edecektik?
Rabbani davayi elden ele,
Gönülden gönüle, balçikla sivanmayan hakikat günesini,
Cihatsiz ve sehadetsiz birakarak,lekelemiyecektik?....
Hani söz vermistik Medine'de?
Hani söz vermistik? Dünya kardesliginin en güzel tesekkül etmeye basladigi
Medine'de... Kiyamete kadar tüm müslümanlar kardes olacakti?
ve bizler, ve bizler"muhakkak ki mü'minler kardestir"
fermani ilahisine Gönülden baglanacaktik?
Vücudun azalari gibi Birbirimizin dertleriyle dertlenip,
Sevinçlerimize ortak olacak, "Komsusu açken tok yatan bizden degildir..."
düsturuna, evrensel komsuluk bildirisine,
Kardesligin en atesi olarak bakacaktik?
Hani söz söz vermistik Ridvan'da?
Basimizi tutamayan ellerimizi
Kökünden kurutacaktik?
Nemlenmemis bir göz
Yara almamis, çile çekmemis bir bedeni,
Mevlaya sunmayacaktik?
Mücadelesiz ve vuslata özlemsiz geçen bir günü,
Yasanmamis kabul edip,
Dogarken nisanlandirdigimiz ölümle,
Cihad masasinda, sehadet gömlegini giyerek
nikahlanacagimiz günün
Hasretiyle yanip tutusacaktik?
Hani söz vermistik?
Ayaklarimizi vura vura Mekke'ye girerken,
Dinimize, namusumuz göz diken zalimler
tekrar is basina gelirse,
Mukaddes beldelere ebreheler tekrar saldirirsa;
Bizde kanatlanip uçacak
Mevlamizin Ebabil kuslari olacaktik?
Hani söz vermistik?
Veda Haccinda Resulullah'a
Cahiliye adetlerini bir daha diriltmemek üzere
Kökünden kurutacaktik?
Miras birakilan emanetlere simsiki sarilacak,
Ahkam-i Kur'an'iyyeyi
Tüm dünyaya hakim kilacaktik?
Ahde vefa gösteremedik Allah'im!
Zihinlerdeki hatirasini çoktan silmiitik SHADET mi?
Çok uzakti bizden....
Tanimiyorduk onu,
Sözlüklerimizden bile çikarmistik....
Çile çekmeye yanasmadik
Öyle egildik öyle egildik ki;
Dogrulacak ne bir belimiz,
Kaldiracak ne bir basimiz kaldi...
UTANIYORUZ ALLAH'IM!
nemlenmemis bir gözle,
Yara almamiş bir bedenle
huzuruna varmaya utaniyoruz...
Ahde vefa gösteremedik Allah'ım bunu biliyoruz....
Ama sunu da biliyoruz ki;
Rahmet deryanda küçücük bir damlayiz...
Yüzümüz yer de ama...
AFFET ALLAH'IM AFFET...
iLkSEnCaN
09.04.2007, 10:54
Agla kendine...
Ben müslümanım diyipte
islamiyeti yaşamadıgında
Agla kendine...
Kardeşlerin aglarken senin kahkaların yükselince
Onlar yokluk çekerken sen nimetleri küçümserken
Agla kendine...
Nefsinin arzuları önünde zayıf görünce
Günahların önünde mükemmel olunca
Agla kendine...
münkeri görüpte inkar etmediginde
Hayırı görüpte hakir gördügünde
Agla kendine...
Filim tesirinde kalıpta akıttıgın göz yaşlarına
Kuran kerimi duyupta tesirinde kalmadıgında
Agla kendine...
Yalan dünyanın peşinde koşarken
Allaha itaatte kimseyle yarişmazken
Agla kendine...
Namazın ibadetten adete
Rahatlık saatinden sıkıntıya dönüşünce
Agla kendine...
Eşarbını toplum geregi örtündügünde
Seni mecburen setrettiginde
Agla kendine...
Vaktini boş yere hedr ettiginde
Hesabı bilipte gaflette oldugunda
Agla kendine...
ibadetlerde lezzet ve huzuru bulamadıgında
Agla kendine...
sıkıntılarını hüzne bogdugunda
Gecenin yarısına sahip oldugunu bildigin halde
Agla kendine...
Yanlış yolda oldugunu idrak ettiginde
Ömrünün çogu boşa geçtiginde
Agla kendine...
Allah için akmayan göz yaşlarına
Allah için atmayan adımlarına
Agla kendine...
Rabbine güzel bir dönüşle
Tövbe ederek yeni bir sayfa açarak
Sende bilirsinki tövbe kapısı açıktır
Can bogaza gelmedikçe
Aglaki gözyaşların katılaşmış kalbe bir sel gibi aksın güller açsın yüreklerde
Aglaki bu dünyada ukbada akmasın gözlerden yaşlar...
iLkSEnCaN
09.04.2007, 10:55
Allah'ım !
Kanadı kırık bir kuş gibiyim.
Uçsam uçamıyor, göçsem göçemiyorum.
Yarım bırakılmış bir düş gibiyim.
Yardan da, serden de geçemiyorum.
Menzile erememe korkusu sardı benliğimi
Kolum kanadım kırık , gönlüm bin pare!
Ey kalpleri evirip çeviren, ey gönüller sahibi !
Yaraları saran , dağılanı toplayan Sensin !
Varlığım Senin varlığının şahidi
Varlığım Senin Rahmetinin şahidi!
Allah'ım !
Yalnız Senden yardım diler yalnız Sana kulluk ederiz.
Seni sığınak, barınak, tutamak bilir Ya Allah deriz.
Şeytandan SANA sığınır e'uzu billah deriz.
Her işe Seninle başlar bismillah deriz.
Nimet verdiğinde gönülden şükrederiz.
Versende aslanda elhamdülillah deriz.
Hayran kaldığımızda maşallah,
Pişman olduğumuz da estağfirullah deriz.
Sevindiğimizde Allahuekber,
Üzüldüğümüzde inna lillah deriz.
Canımız sıkıldığında fe-subhanallah ,
Zafer kazandığımızda nasrun minallah,
Rızık kazandığımızda er-rizku 'alallah deriz.
Bir işi arzu ettiğimizde inşallah,
Bir işi başardığımızda biiznillah deriz.
Güçlük karşısında la-havle ve-la kuvvete illa billah,
Söz verdiğimizde v'Allah ve billah deriz.
Allah'ım !
Benliğimin yaktığı ateşte yakma beni!
Beni nefsime kul etme, kul et nefsimi Sana !
Bir lahza dahi bana bırakma beni!
Sen bana yetersin, yetmem ben bana .
Bilmediğimi bildir, görmediğimi göster!
Sen bildirmezsen bilemem, göremem göstermezsen
Gönlüme huzur,gözlerime nur, dizime derman ver!
Sen "OL" deyince olur, olmaz "OL" demezsen.
Canana can, cana canan , kalbe ferman ver!
Al işte ellerim , uzattım sana!
Ne olur, ne olur bırakma beni bana !
Sen bana yetersin , yetmem ben bana !
Allah'ım, ellerimi bırakma!
Allah'ım !
Bırakma bizi
Tut elimizi!
iLkSEnCaN
09.04.2007, 10:55
Ya Resulallah
Acep ne olacak halimiz mahşerde
Herkes can baş derdinde
Gel götür bizi cennete
Neredesin Ya Resulallah
Kapına dayandım ya sultan
Bul derdime bir derman
Temizle şu kalbimi karanlıktan
Neredesin Ya Resulallah
Kalplerin canı gönlÜmÜn huzuru
Kaşın hilal gözlerin bir ahu
YÜzÜn derya ellerin gÜl kokusu
Neredesin Ya Rasulallah
Ilık ılık esersin kalplerde
Yüzün nurdur tenin güllerde
Sevgin bÜyÜdÜ dağ oldu kalplerde
Neredesin Ya Rasulallah
Sevda içinde yanıyor sana yüreğim
Canımın canı yüreğimin nuru efendim
Gel ne olur sensiz bu cehennemdeyim
Neredesin Ya Rasulallah
iLkSEnCaN
09.04.2007, 10:56
VAR’A ‘yok’ demekle, nesi değişir ki ‘var’ın?
Varsın Allah’ım varsın! Diller yok diyorsa yalan, kalplerde senin adın yazılı...
Canlar Seninle yaşıyor...
Eller, sen istersen tutabilir, dizler de öyle...
Alâim-i Semâ senin.
Gökkuşağında renkler Seni gösteriyor, ‘ressam’ yok dese dert midir?
Şarkılarda ismin geçmese ne gam? Sesler seni söylüyor.
Senin besteni şakıyor bülbüller!
Gül gülümsüyorsa senin güzelliğinden...
Rahmetinin katresidir yağmur, bahçeler hep senin.
En şefkatli sensin Allah’ım.
Çünkü sensin anneleri yaratan...
En kudretli sensin Allah’ım Çünkü sensin dağları dik tutan...
Çocukların pamukçacık ellerinde, çimenlerin yeşermelerinde, sevdâlıların sıcacık yüreklerinde ‘apaçık’ sen ‘saklısın’...
Sana ‘yok’ diyeni ‘yok’tan ‘var’ eden de sensin.
Bolluklar mükâfatın, kıtlıklar ikazın... Ferahlıklar, sıkıntılarımıza teselli, üzüntüler seni hatırlamamız için...
O kadar varsın ki...
Varlığının heybeti karşısında başımız dönüyor, tıpkı dünya gibi...
Sensiz yaşanmıyor...
Milyonlarca yıldır, milyarlarca hayat ve her hayat sahibine her an taptaze nefesler veren nasıl ‘yok’ olur, nasıl ‘yaşamaz’?
Hayatı veren sensin.
Hayat da, hayatım da senin. Kendini bilmeyen seni tanımamış; kim neylesin?
Anlamayı, bir adıma karşılık bin adımla koşuşturan sensin.
‘İnanılan’ da sensin ‘inandıran’ da...
‘Var’ daha ‘yok’ iken ‘var’ olan da sensin.
Her zaman her yerde ‘var’ olan da!
Sevgin zerre eksilse üzerimizden ve bir an çevrilse bakışların, tutuşur yanarız...
Asırlar bir ince perde, mekân bildiğimiz, ayak bastığımız, paylaşamadığımız dünya bir durak...
Bir hak verdin... Akıl, duygu, dudak verdin, söyleyeceğiz...
Kaderimizi kendimize ‘yazdıran’ da sensin.
Yarattın, yaşatıyorsun, dirilişimiz vaadin...
Sen vaadinden dönmeyensin, senindir sonsuzluk!
‘Küçükler’ Senden uzaklaştıkça küçüldüler, ‘büyükler’ sana yaklaştıkça büyüdüler.
Yûnus balığın karnında, Yûsuf zindanda senin kölendi. Hürriyet sendeydi, sen Rabbimizsin...
Serinlik Sendendi, İbrahim’i ateşin yakışından kurtaran... Mûsa’yı Firavun’un sarayında büyüten sendin.
Sendin hem yetim, hem öksüz Muhammed’i (asm) Mirâc’a çıkaran...
Yûsuf Züleyha’yı senin için reddetti...
O, her şeyi!
Allahım:
Rüzgârdan, ışıktan, lisandan, insandan deliller gönderdin.. Her oluş, her tükeniş işâretindi!
Peygamberlerin, nizâmını anlatan yazının satırbaşlarıydı, kelimelerindi velilerin: dostların, senin imla işaretlerin...
Geylânî seni söyledi, Rabbanî seni, Mevlânâ sana çağırdı, Gazâlî sana. Bediüzzaman’ın “çağına ve sonrasına” seni anlatan sözü binlerce sayfa sürdü...
“Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur” dedi Necip Fazıl, Sen çileyi mutluluk yapansın.
Varsın Allah’ım varsın...
Hilekârsa bilim, edepsizse edebiyat, sahteyse san’at,gerçeğini; amacını kaybetmişse ‘yok’ diyorsa desin!
Küçük kitaplar ‘yok’ yazsa?
Kâinat ‘var’ yazan koca kitap!
Yazan sensin, okutan sensin.
Selâm sana sevgili.
“Bir nakışta bin nakşı nakşeden nakkaş...”
Atomundan galaksisine, zerresinden küresine, yarattığın ne varsa, hepsi içimde dönüyor... Dalgalanıyor denizlerin damarlarımda, buğulanıyor gökyüzü gözlerimde, rüyalar içindeyim, çiçekler içinde, güneşler açıyorum... Bir küçük kâinatım!
İnsanım ve inanıyorum sana.
Kundaktan kefene, beşikten musallaya ve oradan ‘asıl hayata’ uzanan rahmetine... Şelâlelerde çağıldayan, mercanlarda parıldayan güzelliğine... Toprak kokan mahsuller, kovanlar, peteklerce ikram ikram üstüne bereketine... Kan kırmızı karanfillerden, gözbebeklerine kadar, binbir çeşit ve rengârenk sanatına inanıyorum...
‘Yok’a inanmak ‘yok!’
Şüphesiz inanılacak yalnız sensin.
Sebepler! Size söylüyorum, sizi sebep gösterenlerde suç, Sevgilim ‘ol’der ve ‘olur’...
Allahım...
Bir sevdâdır sana inanmak...
Gurbette âniden kavuşmaktır!
Her şeyimi sen verdin, her şeyim senin.
Seni sana lâyık anlatamadım affet! Kelimem yetmedi! İşte Allah’ım bu kulunun bütün söyleyebildiği bu kadar.
Ben bu kadarım...
Şükür ki sen bu kadar değilsin!
şule dönmez..
iLkSEnCaN
09.04.2007, 10:57
GÖRESİM GELİR YA MUHAMMED !
Kaç yıl oldu görmeyeli, unutamadım,
mübarek Makamını göresim gelir!
Gezdiğin yerlerde tekrar tekrar gezesim gelir,
Ravza-i Mutahhara'da namazlar kılasım gelir,
Şefaat senden Ya Rasullallah !
Her sene Hac ve Umre mevsiminde,
kanatsiz göçmen kuşlar gibi ben de;
Medine-i Münevvere'ye, Mekke-i Mükerreme'ye,
kanat gerip uçasım gelir,
Sefaat senden Ya Habiballah !
Senin yattığın yeri, Cennet Bahçesi'ni
doya doya seyredip namaz kılasım gelir!
Seyrederek Hz. İbrahim'in ayak izlerini,
Mekke-i Mükerreme'de tavaf edip Kâbe'yi,
Hacer'ül Esved'e yaşlı gözlerimi,
süresim gelir, günahkâr ellerimi,
Sefaat senden Ya Nebiyallah !
Mübarek yerleri, camileri göresim gelir!
Her birinde ibadetler edesim gelir.
Oraların havasını cigerlerime sindiresim gelir!
Ayak izlerinin olduğu yerlerde gezesim gelir,
Sefaat senden Ya Rasulallah!
Merve ve Safa tepeleri arasında
Hz. Hacer'in su ararken koştuğu,
ayak izlerinin olduğu yerlerde koşasım gelir!
Arafat'ta (Cem'i Takdim) öğle ve ikindiyi,
Müzdelife'de (Cem-'i Tehir) akşam ve yatsıyı
Hep birlikte kılasım gelir !
Sonra Mina'da Hz. İbrahim ve Hz. İsmail gibi
şeytanları taşlıyasım gelir !
Ve de hatta Hatun ve çoluk-çocuk ile birlikte
Allah bizlere o mübarek yerleri nasip etsin de
tekrar tekrar göresim, gezesim gelir,
Sefaat senden Ya Habiballah !
iLkSEnCaN
09.04.2007, 11:01
Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!
'Yandık! ' diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!
Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında,
Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında,
Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm;
Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!
Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i,
En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i! ...
Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ın
Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın
Emvâci hurûş-âver olurken melekûta?
Çan sesleri boğsun da gömülsün mü sukuta?
Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet,
Teslis ile çöksün mü bütün âleme zulmet?
Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman
Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban?
Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin,
Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in?
İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?
Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?
Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?
Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ!
Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm!
Suç başkasınındır da niçin başkası muhkûm?
Lâ yüs'ele binlerce sual olsa da kurbân;
İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân!
Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;
Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık!
Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...
Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın!
Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi:
Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi!
Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted:
Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed!
Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar,
Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar!
En kanlı şenâatle kovulmuş vatanından,
Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan!
İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...
Nâ-hak yere feryâd ediyor: âcize hak yok!
Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?
Ağzım kurusun... Yok musun ey Adl-i İlâhî!
iLkSEnCaN
09.04.2007, 11:02
Bir gün Hasan-ı Basrî'ye Ömer bin Abdülazîz,
Yazdı ki: "Nedir bana, mühim nasîhatiniz?
Zîrâ hükümdar oldum, bilcümle müslümana,
Muvaffak olmam için, tavsiyeniz ne bana?"
O da ona yazdı ki: "Yâ Emîrel müminîn,
Çoktur mesûliyeti, idâre edenlerin.
Şunu bil ki bir sultan, bedende kalp gibidir,
O iyi olur ise, milleti de iyidir.
Bozulur milleti de, bozulursa o sultan,
O halde sen kendine, dikkat eyle her zaman.
Gerçi bugün sultansın, tebana hükmedersin,
Lâkin bir gün sen dahi, ölüp kabre girersin!
Şimdi hep sevdiklerin, yanındadır bu günde,
Lâkin yalnız kalırsın, kabire girdiğinde.
Bil ki imtihandasın, yâ Ömer sen şu anda,
Öyle amel eyle ki, kaybetme imtihanda.
Sana yazdıklarımın, ilâçtır her birisi.
Ve lâkin kullanmazsan, hiç olmaz fâidesi."
Hasan-ı Basrî ona, başka bir mektubunda,
Buyurdu ki: "Bu dünyâ, biter elbet sonunda,
Zîrâ bu, bir konaktır, ölünce sona erer,
Ebedî kalacak yer âhirettir yâ Ömer.
Dünyâyı üstün tutan, zelîl olur âkıbet,
Zîrâ Allah dünyâya, bir zerre vermez kıymet.
Süslenmiş gelin gibi, cezbeder dünyâ seni,
Ahmak olan kaptırır, dünyâya kendisini.
Evet, gerçi dünyâlık, lâzımdır her mümine,
Lâkin onun sevgisi, girmemeli kalbine.
Zîrâ kalp, nazargâh-ı ilâhîdir âşikâr,
Dünyâ muhabbetinin, orada ne işi var?
Dünyâyı seven kişi, düşer onun ardına,
Ve lâkin hiç bir zaman, eremez murâdına.
Her gün ayrı düşünce, her gün ayrı bir keder,
Ona kim aldanırsa, ömrünü heder eder.
Halbuki dünyâ benzer, insanın gölgesine,
Yakalamak istesen, o kaçar senden yine.
Sen dünyâdan kaçarsan, o gelir hep ardından,
Tecrübe edilmiştir, bu böyledir her zaman.
Yâ Ömer, bu insanlar, uyumaktadır, ancak,
Melekül mevt gelince, âniden uyanacak.
Hak teâlâ dünyâya, verseydi biraz kıymet,
Vermezdi kâfirlere, dünyâdan zerre nîmet.
Yâ Ömer peygamberler, âlimler ve velîler,
Ona aldanmamayı, nasîhat eylediler.
Zîrâ âhiret için yaratıldı bu insan,
Ve hesap verecektir, dünyâda yaptığından.
Hem dahi sonu yoktur, ebedîdir âhiret
Orada iki yer var, ya Cehennem, ya Cennet.
İnsan sonsuzluk için, yaratıldı yâ Ömer,
Öyleyse buna göre, âhirete değer ver."
iLkSEnCaN
09.04.2007, 11:03
Ya rab belayı aşk ile kıl aşina beni
Bir dem belâ-yı aşktan etme cüda beni
Az eyleme inayetini ehli derdden
Yani ki çok belâlara kıl mübtelâ beni
Oldukça ben götürme belâdan iradetim
Ben isterim belâyı çü ister belâ beni
Gittikçe hüsnün eyle ziyade nigarımın
Geldikçe derdine beter et müptelâ beni
Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola getürmek saba beni
Nahvet kılıp nasib fuzulî gibi bana
Ya rab mukayyed eyleme mutlak bana beni
iLkSEnCaN
09.04.2007, 11:04
Vaktiyle zengin biri, donatıp bir ziyâfet,
Çok fakîr bir âlimi, evine eder dâvet.
Âlim gelip oturur, zenginin sofrasına.
Lâkin bir lokma bile alıp koymaz ağzına.
Ev sâhibi üzülüp, arz eder ki: (Efendim!
Görürüm yemezsiniz, bunu ben merak ettim.)
O âlim şöyle der ki: (Evimde, şu aralar,
Birkaç zaîf ve garîb ciğerpârelerim var.
Aç ve susuz olarak dururken onlar evde,
Nasıl yiyebilirim bunları ben bu yerde?)
Ev sâhibi, bunları âlimden öğrenerek,
Çocuklarına dahî gönderir hemen yemek.
Âlim, ancak o zaman gönül râhatlığıyle,
Zenginin sofrasında başlar yemek yemeye.
Kıyâmet gününde de, Rabbimiz, bunun gibi,
Cennete dâvet eder o "Sevgili Habîb"i.
Lâkin girmez Cennete o Server-i kâinât.
Zîrâ kalbi, değildir hiç müsterîh ve râhat.
Ümmetinden günâhı fazla olan kimseler,
Çünkü mahşer yerinde gâyet zahmettedirler.
Onları düşünerek o Hüdânın Habîbi,
Allaha yalvararak, arz eder ki: (Yâ rabbî!
Ya beni, onlar ile gönder Cehennemine.
Ya da sok onları da, benimle Cennetine.)
Rabbimizden bir hitâb gelir ki: (Ey Habîbim!
Ben, yalnız senin için Cenneti halk eyledim.
Sen o günâhkârların tamâmını alarak,
Girin hep Cennetime, birlikte şâd olarak.)
Yine "Benî İsrâil" zamanında bir adam,
Vardı ki, günâh ile geçmişti ömrü tamâm.
Uzun yıllar yaşayıp, sonra da öldü birden.
İlgilenen olmadı kötü bilindiğinden.
Sonradan birkaç kişi gelerek bir araya,
Cesedini götürüp, attılar bir sahrâya.
Lâkin Mûsâ Nebî'ye hemence cenâb-ı Hak,
Vahyetti ki onunla alâkalı olarak:
(Yâ Mûsâ, onu gidip güzel kefenleyiniz.
Namâzını da kılıp, öylece defnediniz.)
Mûsâ aleyhisselâm, Rabbinin bu emrini,
Yaptı ve daha sonra sorunca hikmetini,
Buyurdu ki: (Yâ Mûsâ, o, halkın bildiğinden,
Daha günâhkârdı da, af eyledim yine ben.
Çünkü o, bir zamanlar baktığında Tevrât'a,
Habîbimin methini görmüştü o kitapta.
Kalbinde, "Habîbim"e muhabbet hâsıl oldu.
O sahîfeyi öpüp, sonra başına koydu.
Sevgili Habîbime gösterdiği muhabbet,
Sebebiyle ben onu, ettim af ve mağfiret.)
ALINTI
iLkSEnCaN
09.04.2007, 11:05
Ne olur Allah’ım !
Günah işlerken alma canımı..,
Tevbe ederken al..,
Veya bir hayır işlerken,senin rızan için..
Allah’ım !
İnan zor,çok zor bu savaş..,
Şeytan zeki,nefsim ahmak,ben yavaş..
Öyle bir an geliyor ki ,
Deniz bitti,umut karaya vurdu diyorum..,
Rahmetin yetişiyor imdada..,oluyor bana yoldaş.
Ah bir kuvvetlendirebilsem imanımı..,
Nefs’imi istediğim kalıba bir sokabilsem..
Yazıkki imanla küfür atbaşı gidiyor..
Ne olur Allah’ım !
Kafir olarak alma beni huzuruna..,
Yak gerekirse şu günahkar bedenimi..
Yıllarca cehenneminde..,
Ama son nefeste imanla al canımı,ne olur Allah’ım !..
Merhamet et şu günahkar kuluna,
Canım feda kitabının ,Habibinin yoluna..
Biliyorum günahkarım,isyankarım ben ama,
Rahmetinin büyüklüğü umudum,
Beni nefs’imin ve şeytanın eline bırakma Allah’ım !..
Jerrahi_UK
09.04.2007, 11:23
Allah razi olsun
iLkSEnCaN
09.04.2007, 15:45
eyvallah
iLkSEnCaN
09.04.2007, 20:53
Kalk Gidelim Muhammede
Var mı onun gibi insan
Kalk gidelim Muhammede
Salât,selam ede ede
Kalk gidelim Muhammede
Ağlıyordu sanki niçin
O resul ümmeti için
Hakikate varmak için
Kalk gidelim Muhammede
Rabbine söz verdi isen
Aşk sırrına erdi isen
Güllerini derdi isen
Kalk gidelim Muhammede
Biz geldik ey nebî deriz
Ondan şefaat dileriz
Kalbimizden pas sileriz
Kalk gidelim Muhammede
Hüseyin var durma daha
Adımız çıksın seyyaha
Sırtını daya Allaha
Kalk gidilim Muhammede
Hüseyin Tuğlacı
iLkSEnCaN
09.04.2007, 22:49
Aşk-ı ilahi
Bir aşk var benim içimde,
Ben öldüm o ölmüyor,
Benden taşmış bir biçimde,
Dindirilemez ki dinmiyor.
Yok aklımda kaşı gözü,
Bitirmişim ben kışı yazı,
Ne ateşi yakar ne ayazı,
Söndürülemez ki sönmüyor.
Aşk-ı sevdayı ondan aldım,
İyiliğin inayetin tadına vardım,
Çıktım mekruhtan, güruha daldım,
Döndürülemez ki dönmüyor.
İçimdeki tarlaya ekti ışık,
Görenler duyanlar sanır aşık,
Sevdasından yedim kaşık kaşık
Sindirilemez ki sinmiyor.
Daldım hüsrevinle meşk-i hülyaya,
Adadım kendimi aşk-ı mevlaya,
Sevdası çıktı arş-ı semaya,
İndirilemez ki inmiyor.
Hakkı Hakan Kaya
ABDULKADİR GEYLANİ
Muhammed neslinden, Şah-ı Veliden,
Gonca HÜseyinÂ’den, gÜl FadimeÂ’den,
Zarif ve inceden, nurdan bir beden,
Sultanlar sultanı pir Abdulkadir.
Abidler içinde bir Abdulkadir.
Hasan-el BasriÂ’nin irfan yolundan,
Bağdatlı CÜneydÂ’in aşkın kolundan,
İrem bağlarının eşsiz balından,
Sultanlar sultanı pir Abdulkadir.
Aşıklar içinde şir Abdulkadir.
Kırklar, Yedilerin sultanı sensin,
Gavslar meclisinin imamı sensin,
İlim deryasının ummânı sensin,
Sultanlar sultanı pir Abdulkadir.
Arifler içinde mir Abdulkadir.
Erenler bezminde dergâh kurulur,
TÜm veliler divanında bulunur,
Hama erlerinden yolun sorulur,
Sultanlar sultanı pir Abdulkadir.
LÜtfunla rÜyama gir Abdulkadir.
Halit özdÜzen
AZRAİL BAŞINA GELDİĞİ ZAMAN
Azrail, başına geldiği zaman
kırılır ayakla kol, yavaş yavaş.
Mevlam nasip etsin din ile iman
akar gözlerinden sel, yavaş yavaş.
Yüksek uçan gönül, yorulur bir gün
ölçü terazisi, kurulur bir gün.
Herkesin yaptığı, sorulur bir gün,
döner mi, yâ Rabbi, dil yavaş yavaş.
Hep nefsine uydun, tevbe etmedin
her bulduğun yedin, şükür etmedin.
Nihayet, bu kara toprağa geldin
çekilir dünyadan el, yavaş yavaş.
Kabrin üzerine dikerler taşı
bir avuç toprağa koyarsın başı.
Baba, oğlun görmez, kardaş kardaşı
gider, geri dönmez yol, yavaş yavaş.
Kâfurlu, ılık suyu koyarlar
o nazlı bedeni, tekmil soyarlar.
Öldüğünü konu komşu duyarlar
gelir geri ahbaplar, yavaş yavaş.
vBulletin v3.7.3, Copyright ©2000-2009, Jelsoft Enterprises Ltd.