aLi'ce
24.04.2007, 17:48
http://tecrit.files.wordpress.com/2006/12/arinc.jpg
Bülent Arınç...
O nun için çok şey yazılabilir... çok şey söylenebilir... O yıllardır Türkiye siyasetinin kirli ortamında kirlenmeyen ender şahsiyetlerden...
Hangi göreve geldiyse o makamı doldurabilen derin bir bilgi birikimi sahibi hukuku gerçek manası ile kavrayan bir hukukçu
Ben Bülent Arınç'ı sulu göz hali ile daha çok sevdim... o gözyaşlarının riyadan olmadığına bütün yüreğimle ve kalbimle inandım...
Bülent Arınç fedakar bir insan... şöyle gerilere doğru gidiyorum 2000 yılındaki fazilet kongresi aklıma geliyor... orada yenilikçi denilen harekat yeni başlamış ve arınç ilk fedakarlığı yaparak aday olduğunu açıklayan abdullah gül karşısında geri çekiliyor ve abdullah gülü destekliyor...
Arınç siyaseten güçlü bir insandır... dili en iyi kullanan hatiplerdendir... çok önemli ve gerçekçi fikirler taşımaktadır...
Bugüne geldiğimizde Arınç'ın başbakanlıktan sonra cumhurbaşkanlığından da feragat ettiğini ve bu hakkını yine en samimi dava arkadaşlarından biri olan abdullah güle çekinmeden bıraktığını gördüğümde arınç'ın ne denli büyük bir insan olduğunu anladım... Arınç istese bu makamda kendi oturabilirdi... öünkü AKP nin tabanını yakından taıyan herkes bilir ki Arınç Tayyip erdoğan kadar güçlü ve sevilen bir isimdir parti içinde...
Bravo Arınç... :clap2:
Ek olarak haber7.com dan mehmet acetin köşe yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum...
Ağlayan adam
* Mehmet Acet
mehmet.acet@kanal7.com
Hem ağlayıp, hem de ağlayışıyla ağlatan insanlar vardır.
Bülent Arınç bunlardan biridir.
Arınç’ın ağlayışlarından ikisini hiç unutamam.
Biri yanılmıyorsam Bingöl depremi sonrasıydı.
Depremde bir öğrenci yurdu yıkılmış, içinde küçücük canlar yitip gitmişti.
Arınç oraya gitti ve konuşmasını yaparken protokol falan demeden hüngür hüngür ağlamaya başladı.
Sonra Konya’da gördüm onu. Bu defa depremle değil, durduk yerde yıkılan Zümrüt Apartmanı’nın önünde ağlıyordu Bülent Arınç.
Daha önce de bu kadar duygusal mı idi bilmiyorum ama, genç yaşta yitirdiği evladının acısı muhtemelen O’nu “Ağlayan Adam” pozisyonuna getirdi.
Sabah, Gül’ün adaylığı açıklanırken Arınç’ın odasında olmayı çok isterdim.
Çünkü duyduğuma göre yine ağlamış Bülent bey. Gözyaşları bu kez kader arkadaşı Abdullah Gül'ün adaylığı onun çok mutlu ettiği için...
“Arınç Kimdir” diye soranlara “Vicdan” diye karşılık vermişimdir hep.
Ak Parti içinde de her zaman “vicdanın sesi” olmuştur Arınç. Doğru bildiğini, doğru zaman, doğru mekan hesabına girmeden dosdoğru söylemiştir hep.
Kendisini hedef alan eleştirilerin büyük bölümü de bu duruşu nedeniyledir.
Ama bakmayın siz siyasetin geleneklerine.
CHP lideri Baykal’ın bile “Bu adamı çok seviyorum. Bir kere çok dürüst bir insan” dediğini kendi kulaklarımla işittim. Bir tane de şahitim var.
İsteyene gösterebilirim.
Cumhurbaşkanlığı için yapılan anketlerde Arınç’ın adaylığı hep ilk sıralarda yer aldı aslında. Erdoğan, halkla nasıl “Tanımsız, ifade edilemeyen, karşılığını Türkçe de bulamayacağınız” bir ilişki tarzı geliştirmişse, benzer bir durum Arınç içinde geçerlidir.
Cumhurbaşkanı kim olsun diye sorduğunuzda “Erdoğan ya da Arınç” cevabını alırsınız, ama garip bir şekilde “Neden” diye sormanın anlamsız olduğunu düşünürsünüz.
Bu işi en iyi bildiğini düşündüğümüz kamuoyu araştırma şirketinin bir başkanı söyle demişti bir programda.
“Halk bu Erdoğan’da bir şeyler buldu.” O şey nedir diye sorsaydınız belirgin bir cevabı olmayacaktı bu sorunun.
Dışişleri Bakanı Gül, Çankaya’yı fazlasıyla hak eden ve bu görevi bihakkın yerine getirebilecek bir isim.
Ama O’nun adaylığı kadar, O’nun adaylığı için kendi nefislerinden vazgeçen, bunu yaparken de hiç yüksünmeyen bu iki ismin hakkını teslim etmek gerekiyor. Hani “Ayağına kadar gelen fırsatı teper mi hiç” deniyordu.
Hani, “Mutlaka bir maraza çıkartır” diyenler vardı. Bu görüşleri dile getirenleri “Oryantalist” olmakla eleştirmiştim geçen yazıda.
Şimdi, bundan sonra biraz daha içerden bakmanın yararı var bu insanlara. İç dinamikler, manevi unsurlar siyasetin kendi kuralları kadar belki daha fazlasıyla belirleyici olmuştur bu insanların reflekslerinde.
“Cumhurbaşkanı olsan ne yazar, başbakan olsan ne yazar. Sonuçta gideceğimiz yer 2,5 metre karelik bir alandan ibaret.” Demişti Erdoğan. Sizi bilmem ama ben bu lafı duyana kadar Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkacağını düşünüyordum.
Sonra şarteller attı, jeton düştü ve o anda “Erdoğan Başbakan Kalacak” dedim yakın çevreme.
Bülent Arınç’sa 23 Nisan resepsiyonunda “Çok hayırlı olacak, çok” demişti.
Hem hakkından vazgeçip hem de, başka birisinin adaylığına bu kadar sevinmekte, övülmeye değer bir haslet olarak kabul edilmeli.
Öyle değil mi?
Bülent Arınç...
O nun için çok şey yazılabilir... çok şey söylenebilir... O yıllardır Türkiye siyasetinin kirli ortamında kirlenmeyen ender şahsiyetlerden...
Hangi göreve geldiyse o makamı doldurabilen derin bir bilgi birikimi sahibi hukuku gerçek manası ile kavrayan bir hukukçu
Ben Bülent Arınç'ı sulu göz hali ile daha çok sevdim... o gözyaşlarının riyadan olmadığına bütün yüreğimle ve kalbimle inandım...
Bülent Arınç fedakar bir insan... şöyle gerilere doğru gidiyorum 2000 yılındaki fazilet kongresi aklıma geliyor... orada yenilikçi denilen harekat yeni başlamış ve arınç ilk fedakarlığı yaparak aday olduğunu açıklayan abdullah gül karşısında geri çekiliyor ve abdullah gülü destekliyor...
Arınç siyaseten güçlü bir insandır... dili en iyi kullanan hatiplerdendir... çok önemli ve gerçekçi fikirler taşımaktadır...
Bugüne geldiğimizde Arınç'ın başbakanlıktan sonra cumhurbaşkanlığından da feragat ettiğini ve bu hakkını yine en samimi dava arkadaşlarından biri olan abdullah güle çekinmeden bıraktığını gördüğümde arınç'ın ne denli büyük bir insan olduğunu anladım... Arınç istese bu makamda kendi oturabilirdi... öünkü AKP nin tabanını yakından taıyan herkes bilir ki Arınç Tayyip erdoğan kadar güçlü ve sevilen bir isimdir parti içinde...
Bravo Arınç... :clap2:
Ek olarak haber7.com dan mehmet acetin köşe yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum...
Ağlayan adam
* Mehmet Acet
mehmet.acet@kanal7.com
Hem ağlayıp, hem de ağlayışıyla ağlatan insanlar vardır.
Bülent Arınç bunlardan biridir.
Arınç’ın ağlayışlarından ikisini hiç unutamam.
Biri yanılmıyorsam Bingöl depremi sonrasıydı.
Depremde bir öğrenci yurdu yıkılmış, içinde küçücük canlar yitip gitmişti.
Arınç oraya gitti ve konuşmasını yaparken protokol falan demeden hüngür hüngür ağlamaya başladı.
Sonra Konya’da gördüm onu. Bu defa depremle değil, durduk yerde yıkılan Zümrüt Apartmanı’nın önünde ağlıyordu Bülent Arınç.
Daha önce de bu kadar duygusal mı idi bilmiyorum ama, genç yaşta yitirdiği evladının acısı muhtemelen O’nu “Ağlayan Adam” pozisyonuna getirdi.
Sabah, Gül’ün adaylığı açıklanırken Arınç’ın odasında olmayı çok isterdim.
Çünkü duyduğuma göre yine ağlamış Bülent bey. Gözyaşları bu kez kader arkadaşı Abdullah Gül'ün adaylığı onun çok mutlu ettiği için...
“Arınç Kimdir” diye soranlara “Vicdan” diye karşılık vermişimdir hep.
Ak Parti içinde de her zaman “vicdanın sesi” olmuştur Arınç. Doğru bildiğini, doğru zaman, doğru mekan hesabına girmeden dosdoğru söylemiştir hep.
Kendisini hedef alan eleştirilerin büyük bölümü de bu duruşu nedeniyledir.
Ama bakmayın siz siyasetin geleneklerine.
CHP lideri Baykal’ın bile “Bu adamı çok seviyorum. Bir kere çok dürüst bir insan” dediğini kendi kulaklarımla işittim. Bir tane de şahitim var.
İsteyene gösterebilirim.
Cumhurbaşkanlığı için yapılan anketlerde Arınç’ın adaylığı hep ilk sıralarda yer aldı aslında. Erdoğan, halkla nasıl “Tanımsız, ifade edilemeyen, karşılığını Türkçe de bulamayacağınız” bir ilişki tarzı geliştirmişse, benzer bir durum Arınç içinde geçerlidir.
Cumhurbaşkanı kim olsun diye sorduğunuzda “Erdoğan ya da Arınç” cevabını alırsınız, ama garip bir şekilde “Neden” diye sormanın anlamsız olduğunu düşünürsünüz.
Bu işi en iyi bildiğini düşündüğümüz kamuoyu araştırma şirketinin bir başkanı söyle demişti bir programda.
“Halk bu Erdoğan’da bir şeyler buldu.” O şey nedir diye sorsaydınız belirgin bir cevabı olmayacaktı bu sorunun.
Dışişleri Bakanı Gül, Çankaya’yı fazlasıyla hak eden ve bu görevi bihakkın yerine getirebilecek bir isim.
Ama O’nun adaylığı kadar, O’nun adaylığı için kendi nefislerinden vazgeçen, bunu yaparken de hiç yüksünmeyen bu iki ismin hakkını teslim etmek gerekiyor. Hani “Ayağına kadar gelen fırsatı teper mi hiç” deniyordu.
Hani, “Mutlaka bir maraza çıkartır” diyenler vardı. Bu görüşleri dile getirenleri “Oryantalist” olmakla eleştirmiştim geçen yazıda.
Şimdi, bundan sonra biraz daha içerden bakmanın yararı var bu insanlara. İç dinamikler, manevi unsurlar siyasetin kendi kuralları kadar belki daha fazlasıyla belirleyici olmuştur bu insanların reflekslerinde.
“Cumhurbaşkanı olsan ne yazar, başbakan olsan ne yazar. Sonuçta gideceğimiz yer 2,5 metre karelik bir alandan ibaret.” Demişti Erdoğan. Sizi bilmem ama ben bu lafı duyana kadar Erdoğan’ın Çankaya’ya çıkacağını düşünüyordum.
Sonra şarteller attı, jeton düştü ve o anda “Erdoğan Başbakan Kalacak” dedim yakın çevreme.
Bülent Arınç’sa 23 Nisan resepsiyonunda “Çok hayırlı olacak, çok” demişti.
Hem hakkından vazgeçip hem de, başka birisinin adaylığına bu kadar sevinmekte, övülmeye değer bir haslet olarak kabul edilmeli.
Öyle değil mi?