PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : M. İslamoğlu ve Abdest



Murat Yazıcı
27-04-2007, 19:40
Bilmez ki sorsun, sormaz ki bilsin!

Bugünkü yazımızı, cevabı herkesi ilgilendiren bir “soruya” ayırdık. Hayır hayır, bu bir “soru değil, bu bir “sorun!” Hem de çok ciddi ve adı: “Dini anlama sorunu.” Bu sorun, kimi zaman ortaya birden fazla “din” çıkarıyor ve insanlar “hangi dine” inanacağını şaşırıyor. (Siz ‘yanılmaz’ atalarını pazarlayanların dinine değil, kaynağı Kur’an olan Allah’ın dinine inanın.) Kimi zaman, Allah’ın kitabında yazmayan, Peygamber’in sünnetinde yer almayan “farzlar, haramlar” çıkarıyor.

Düşünebiliyor musunuz; bu nevzuhur farzlardan Hz. Peygamber’in haberi yok! Bizim akıldanelerimizin bildiği bir “farz” düşünün ki, sahabe bilmiyor? Bir “farz” düşünün ki, müctehid imamların bu -sözümona- “farzdan” haberi yok! Güldünüz değil mi? Hayır, kimse gülmesin; çünkü kendisi gülünç durumda olanların başkalarına gülme hakkı yoktur ve şu an kendini çok dindar sananların dinleriyle ilgisi hurafe düzeyinde, bilgisi ise efsane niteliğindedir. İnsanlar ibadetleri âdetleştirince âdetleri de ibadetleştirdiler.

Bu satırları sert bulmayın lütfen; imamların birçoğuna göre “mukallid”in tarifi şudur: “Amellerini delilleriyle birlikte bilip, o delilleri değerlendirmede mezhep imamının ictihadını benimseyen kimse.” Söyler misiniz? Bu durumda kendini Hanefi sananların kaçta kaçı Hanefi’dir? Kaçta kaçı Şafii’dir? Bırakın avamı, “hocam” denilenlerin kaçta kaçı “mezheplidir?” Utanmadan yıllar yılı “mezhepsizlik edebiyatı” yapan ‘mezhepçiler’, duygularını, paralarını sömürerek sırtından geçindikleri Müslümanlara kinden, nefretten, cehaletten başka ne verdiler? Tezgâhında mezhep satarak geçinen bu tiplerden oluşan bir cemaat, radyodan ‘düz’ kadın sesine ‘haram’ diyen sözümona ilmihaller tezgâhlarken, dansöz pazarlayan TV istasyonuna sahip olmanın fetvasını bulmakta hiç de zorlanmadı. Bu tiplerden kaçını tanıdımsa, hepsi de şarlatandı. Ayak üstü “sübhaneke”nin anlamını sorsanız “kem-küm”den başka cevap alamazdınız. Ama dillerinin keskin yanını koca koca alimlerin enselerinden bir türlü çekmezlerdi. Mevdudi gibi, Seyyid Kutup gibi, nerede imanının bedelini ödemiş bir alim var, onun etini yiyerek semirmeyi beslenme alışkanlığı haline getirmiştiler. Haddini bilmeyen neyi bilir ki?

Bu şarlatanlar, yüreklerinde çamur, sıvayacak alim yüzü aradılar. Ve koca bir toplumu kelimenin tam anlamıyla “mezhepsizleştirdiler.” Ey Hanefiler! Ebu Hanife’ye göre siz Hanefi falan değilsiniz, sizin mezhebiniz falan yok! “Mezhepçilik” yapan şarlatanlar sizi dolmuşa bindiriyor. Avamın mezhebi müftüsünün mezhebidir, demişler. Haydi “doğrudur” diyelim; fakat kaçta kaçınızın “fetva makamı” (müftüsü) var? İçtihat kapısının meccane bekçileri hâlâ neyin edebiyatını yapıyorlar? Cahili cühelasıyla milletin tümü müctehid oldu. Üç beş yetkin alime tahammül edemeyen tulumbacı takımının gözü aydın; Hayreddin Karaman Hoca gibi bir ikisinin tepesine iftira küfelerini boca etmek için hazır beklerlerken, sayelerinde milyonlarca müctehide kavuştuk. Herkes her gün kendi yaptıklarına kılıf bulmak için onlarca ictihat yapıyor, ahkâm kesiyor, fetva veriyor. Okumak mı, öğrenmek mi, bilmek mi, bilenden sormak mı? Hak getire. “Bilmez ki sorsun, sormaz ki bilsin” diyenin hesabı.
"Kur’an okurken abdest almak farzdır” öyle mi?!

Bir okuyucumuz, 18 Temmuz 2000 tarihli Zaman Gazetesi'ndeki bir köşe yazısından alıntı yaparak soruyor: “Kur’an okurken abdest almak, gerçekten de bu yazarın dediği gibi farz mıdır?” Önce mezkur yazıdan ilgili pasajı alalım:
“Hazret-i Kur’an’ı eline alan herkesin abdestli olması farzdır. Abdestsiz Kur’an ele alınamaz. Ancak dini kitaplar için böyle bir mecburiyet yoktur. Dini kitapların sadece içinde bulunan ayetlere elle dokunmak için abdestli olmak gerekir. Ayetten boş olan yerlere, yazılara abdestsiz dokunulabilir, okunabilir. Kur’an’la dini kitap arasında böyle bir ince fark vardır. Kur’an-ı Kerim’in ayetten boş olan kısımları da ayet hükmündedir. Bu yüzden dikişli kabına bile abdestsiz dokunulamaz. Abdestsiz kimseler bir mendil veya temiz bezle tutup bir yerlere koyarlar. Abdestsiz ele alamazlar.”
Allah Allah! “İnce fark”ı da öğrenmiş olduk. Hele “dikişli kabına bile dokunulamaz” cümlesi karşısında bitmemek mümkün mü?
Ben bu zamana kadar ne Kur’an’dan, ne Rasulullah’tan, ne sahabeden ve ne de müctehid imamlardan Kur’an okurken abdestin farz olduğuna dair ‘sahih’ bir şey okumadım, duymadım. Bir şeye “farzdır” demek, helâl ve haram koyma yetkisine girer. Helâl ve haram koyma yetkisinin ise kime verildiği bellidir. Burada “farz olduğu” söylenen bir hüküm olduğuna göre, o hükmü farz kılan delili muhkem ve mütevatir nasslarda bulmamız gerekir. Kur’an’da abdestin sadece namaz için emredildiğini görüyoruz. Bu konuda, çok yaygın bir yanlış anlamaya alet edilen bir ayet vardır: “Ona temiz olanlardan başkası dokunamaz.” (56.79) Birazcık Arapçadan, ilimden, Kur’an’dan, tefsirden nasibi olan kimsenin bu ayetteki “o” zamirinin bir önceki ayetteki “gizli kitab”a gittiğini bilir, bir. Bu ayet Mekke’de, Abdest’in geçtiği tek Kur’an ayeti (5.6) ise Medine’de inmiştir, iki. Ayetteki “dokunmasın” şeklinde yanlış algılanan “la yemessuhu” ibaresi “inşai” değil “ihbari”dir ve “dokunamaz” demektir; oysa ki Kur’an’a münkiri de müşriki de dokunur, üç...
Bilgime güvenmeyip, “Kur'an okumak için abdest farzdır” diyen sahih bir hadis, bir imam, bir alim var mıdır diye Mektebetu’l-Elfiyye’den 400.000 hadisi, bazıları Mebsut gibi 30 cildi bulan 1000’e yakın kitabı, tüm mezheplerin 40’ı aşkın kaynaklarını taradım, böyle bir şey bulamadım. En iyisi, bu konularda en katı davrandığını bildiğimiz Süyuti’nin “Kur’an okumanın âdabı” başlığında yazdıklarını aynen tercüme etmek:
“Kur’an okuma sırasında abdest almak müstehaptır; çünkü tilavet zikirden efdaldir ve Peygamber (sav) temizlenmeksizin zikretmeyi hoş karşılamazdı. İmamu’l-Harameyn dedi ki: “Abdestsiz Kur’an okumak mekruh değildir, çünkü Peygamber abdestsiz okuyordu. el-Mühezzeb Şerhi’nde ise: Eğer kişi Kur’an okurken yellenme ihtiyacı hissetse, yellenme sırasında harfleri doğru telâffuz edemeyeceği ihtimaline karşı okumayı durdurur.” (el-itkan, 1/295)
Buraya, başta Hanefiler olmak üzere, tüm mezhep ve meşreplerin temel referanslarından sayfalarca alıntı yapar, tercüme ederim. Fakat yerim yok, vaktim yok, keyfim yok; lüzum da yok. Tüketenler de, üretenler de hep olacak. Böyle başa böyle tarak. Biraz da insanımız ciddi ve uyanık olsun; bitli baklanın kör alıcısı olmasın.
Şafii’dir, Hanefi’dir meselesi değil bu! Allah’ın emretmediği bir şeyi emretmek, farz kılmaktır ki, bunun vahameti “Kur’an okurken abdest almanın hükmü nedir?” sorusundan çok daha derindir ve problem dinin temelleriyle ilgilidir. Şakası var mı bu işin? Biri kalkıp da “Şu farzdır?” diyorsa, dinini donundan birazcık fazla ciddiye alan bir Müslümanın, “Nerede, hangi delille?” diye sorması “farz olur.” Çünkü, o ünlü usul kuralı gereğince “farzı” bilmek farz olduğu gibi, farz olmayanı farz bilmek de “haram” olur. Eğer o kişi üçüncü, beşinci sınıf ilmihalleri getirip de önünüze koyuyorsa, bu kez sizin “İlmihal yazarlarının farz koyma yetkisi olduğunu bilmiyordum” demeniz “farz” olur. Kaldı ki bunlar arasında “Tevrat’ı abdestli okumak farzdır” diyenini bile gördüm ben.
Bir şeye “farz” demek, “haram” demek ciddi bir iştir; Allah’a atfen verilmiş bir hükümdür, kimse keyfi olarak “farz” ve “haram” ilan edemez. Ne demiştik bir yazımızda: Cahiller dinden ıskonto yaparlar, ham sofularsa dine zam yaparlar; bu ikisi de birdir.
Siz siz olun, etrafınızda ahkâm kesenlere Kur’an’ın öğrettiği gibi sorun:
“Kul hâtû burhanekum in kuntum sadıkîn: De ki: Hadi getirin delilinizi, eğer doğru söylüyorsanız?”

M.İslamoğlu, 25 Eylül 2000 Akit Gazetesi


CEVAP:
"Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Bey'in, Kur'an'ın bulunduğu odada uyumayıp, sabaha kadar hürmeten ayakta beklediğini, bunun mükâfatı olarak da onun nesline 6 asır devam eden bir cihan devleti verildiğini, ana-babamızdan kaç kere dinlemiş, kitaplardan okumuş, va'zlarda dinlemişizdir.
Kur'an'a hürmet bu milletin ruhunda var.
Kur'an'ı abdestsiz olarak eline almamak bir tarafa, abdestli de olsa onu göbekten aşağıda tutmaz. Bu kötü bir hal midir? Dine aykırı bir hareket midir? Kur'an-ı Kerim'e hürmet, İslâm'a zıt mıdır? Kur'an'a fazla hürmet yersiz bir şey midir? Asla! Bir evladın, anne ve babasına gösterdiği hürmet ve hizmet ne kadar fazla olursa o kadar değerli olduğu gibi, Kur'an'a gösterilen hürmet de ne kadar fazla olursa, o da Allah indinde o kadar değerlidir.
Gerçek bu iken, din âlimi gözüken bazılarının, Kur'an'a gösterilen bu hürmetten rahatsız olmaları anlaşılır gibi değil...
Mukaddes kitabımıza karşı vazifelerimizin ne olduğu, yüzyıllar önce zaten kitaplara yazılmış. Bilinmeyen bir husus değil... Ama bazıları hem bilip hem de bilmezden gelerek bu kitaplarla alâkası olmayan şeyler söylerse, kim olursa olsun biz ona karşı çıkarız. Doğru yazanları ise tasdik etmek vazifemizdir. Bir zat meselâ şunları yazmış: "Hazret-i Kur'an'ı eline alan herkesin abdestli olması farzdır. Abdestsiz, Kur'an ele alınamaz. Ancak, dini kitaplar için böyle bir mecburiyet yoktur. Dini kitapların sadece içinde bulunan âyetlere elle dokunmak için abdestli olmak gerekir. Ayetten boş olan yerlere, yazılara abdestsiz dokunulabilir, okunabilir. Kur'an'la dini kitap arasında böyle bir ince fark vardır. Kur'an-ı Kerim'in âyetten boş olan kısımları da âyet hükmündedir. Bu yüzden dikişli kabına bile abdestsiz dokunulamaz. Abdestsiz kimseler bir mendil veya bezle tutup bir yerlere koyarlar. Abdestsiz ele alamazlar."
Bu cümleler baştan sona doğru ve asırlardan beri yazılagelen kitaplara uygundur. İslâmî hükümlerdir. Müslümanların Kur'an'a Karşı tutumunu anlatmaktadır.
Ne var ki, bir zat bu cümlelere çok bozulmuş. Kur'an'ın abdestli olarak tutulmasını hazmedemiyor. "Kur'an'dan, Resûlullah'tan, sahabe ve müctehit imamlardan, abdestin farz olduğuna dair sahih bir şey okumadığını ve duymadığını" söylüyor.
Halbuki, kendisi Resûlullah, sahabe ve müctehitler zamanında yaşamadığı için, duymaması normal. O normal de "Duymadım" demesi ne oluyor? Manen görüştüğünü falan mı îmâ ediyor acaba? "Okumadım" demesine gelince... Kitaplar o meseleyi barım barım bağırıyor ama, siz onları yok sayarsanız kitapların ne suçu var? Gözünü sıkıca kapat, sonra da güneş yok de.!. Ne âlâ iş... Sayın hocamız, bu mesele için 400.000 hadis, bazıları 30 cild olan lOOO'e yakın kitap ve mezheplere ait 40'ı aşkın kaynak taramış; ama abdestin şart olduğu hakkında bir hüküm bulamamış!..
Hani padişah bir suçluya 100 sopa vurulmasını emretmiş de, o da gülmeye başlamış. Niye güldüğü sorulunca "Padişahım ya sen hiç dayak yemedin veya sayı saymasını bilmiyorsun" demiş ya; bu da onun gibi...
Ya hocamızın bir günü 24 değil 240 saat veya kendisine, 950 sene peygamberlik yapan Nuh Aleyhisselam gibi uzun ömür verilmiş ki sadece bir mesele için bu kadar kitap karıştırabilmiş.
Bununla da kalmamış; diyor ki:
"Tüm mezhep ve meşreplerin temel referanslarından sayfalarca alıntı yapar, tercüme ederim."
Edemezsin demek ne haddimize? Eder mi edersin...
Hocamız sonra yeri, vakti ve keyfi olmadığı için bu tercümeden vazgeçiyor ve tevazu gösterip "in iyisi, bu konularda en katı davrandığını bildiğim" dediği İmam Süyûtî'nin El-ltkan kitabından kısa bir tercüme yapıyor.
Ne var ki, tercüme ettiği yer, Kur'an'a abdestsiz dokunup dokunmamakla değil, abdestsiz okunabileceğine dair.
Ona itiraz eden yok ki. Çünkü âlimlerimiz zaten, ezbere Kur'an okunurken abdestli olmak şarttır demiyorlar. Yüzüne okurken, Kur'an'a dokunulmadığı takdirde abdestli olmak şarttır diyen de yok.
Amma bütün kitaplar, ister okunsun ister okunmasın, "Kur'an'a abdestsiz dokunulmaz" demektedir.
Hocamız bu noktaya cevap vermesi lâzımken, meseleyi başka tarafa çekiyor ve Peygamberimizden misal getirerek kendince kurnazlık yapıyor...
Ama misali geçersiz. Çünkü, Peygamberimiz Kur'an'ı zaten ezbere okuyordu.
400.000 hadisi ve binlerce kitabı taradığı halde, böyle bir hüküm bulamadığını söyleyen hocamız, -hadi yalan söylüyor demeyeyim- gerçekleri söylemiyor. Eğer dediği gibi gerçekten okumuş olsaydı, kaynak gösterdiği "İtkan" isimli meşhur eserin ilerki sahifelerinde, iddiasının tam tersini görecekti.
Madem "ltkan"ı kaynak eser kabul ediyorlar; biz de aynı eserden iktibas yapalım:
"Bizim ve âlimler topluluğunun görüşü, abdestsiz olanın Kur'an'a dokunmasının haram olduğudur. O abdestsiz olan, ister küçük abdest (namaz abdesti) almamış olsun, isterse büyük abdest (yani gusül abdesti). Çünkü Kur'an-ı Kerim'de, 'Kur'an'a ancak temiz olanlar dokunabilir' buyurulmaktadır. Sünen-i Tirmizi ve diğerlerinde geçen bir hadis şöyledir: Kur'an'a ancak abdestli olanlar dokunabilir." (İtkan 2/1188 Dâr-ı İbn-i Kesir/Beyrut)
Hocamız, herhalde bunları yazdığı için İmam Süyûtî'ye, tercüme ettiğimiz için de bize kızmamıştır.
Kitabın dipnotu şöyle: Aynı hadis Dârimî'nin Talak bahsinde "Nikâhtan önce boşama olmaz" babında 2183 numarayla, Dâre Kutnî'de ise Taharet bahsinde "Abdestsiz olanın Kur'an'a dokunmasının yasak olması" babında yer almaktadır.
Ne dersiniz, hocamızın, bu meseleyi 400.000 hadisi taradığı halde bulamadığına inanalım mı? Ve kaynak gösterdiği "İtkan" isimli kitapta açık açık yazıldığı halde, "Bulamadım" demesine mi?
Arapça bilmeyen okuyucularımızın merakını giderelim. İtkan, Madve Yayınları tarafından "Kur'an İlimleri Ansiklopedisi" adıyla tercüme edilmiştir. Arzu edenler, 2.cilt, 44.sahifede bu meseleyi okuyabilirler.
"Kur'an Abdestsiz Ele Alınabilir mi?" başlıklı yazımız eksik kalmış, sütunumuz bitmiş, yazacaklarımız bitmemişti. Bu yazıda, olabildiğince kısa tutmaya çalışarak ilave bilgi vermek niyetindeyim.
Önceki yazımda, "Kur'an'a ancak abdestlî olan dokunabilir" manasındaki hadis-i şerifin bulunduğu üç eser ismi vermiştim, iki isim daha veriyorum:
1) Bedâiüs Sanâyf, 1/33, Beyrut, 1 987,
2) Feyzül Kadir, 6/455.
Aşağıda isimlerini vereceğim Arapça ve Türkçe eserlerin hepsinde de "Abdestsiz olarak Kur'an'a dokunmanın caiz olmadığı" hükmü yer almaktadır.
ARAPÇALAR:
1-Kadı Beyzâvî,
2-Rûhul Meânî,
3-Ruhul Beyan,
4-Ahkâmül Kur'an,
5-Tefsir-i Kebir. (Bu eserlerde Vakıa Sûresi'nin 79. âyetinin tefsirine bakılabilir.)
6-Dürerül Hükkâm,
7-El-Muğnî,
8-Muhit,
9-Kâfî,
10-Hidâye,
11-Merâkıl Felah,.
12-Tahtâvî,
13-EI-Mezâhibül Erbaa,
14-Bedâiü.s Sanâyî,
15-İtkan.
TÜRKÇELER:
1-Elmalılı Tefsiri,
2-Çantay Tefsiri,
3-5 Prof. ve l doçent tarafından hazırlanan TDV meali,
4-Enver Baytan, eski İstanbul Müftüsü A. Fikri Yavuz ve Ahmed Davudoğlu tarafından hazırlanan meallerde, ilgili yere bakılabilir. (Yani Vakıa Sûresi, 79. âyet)
5-Ahmed Zühdü Paşa'nın (Osmanlıca) Mecmua-ı Zühdiye,
6-Numan Kurtulmuş'un Âmentü Şerhi,
7-Fatih devri âlimlerinden Molla Hüsrev'in,
8-Büyük İslâm Fıkhı ismiyle tercüme edilen Dürer Tercümesi, .
9-Mehmet Zihni Efendi'nin Nimet-i İslâm,
10-Eski Diyanet İşleri Başkanlarından Ahmet Hamdi Akseki'nin İslâm Dini,
11-Eski Diyanet işleri Başkanlarından Ömer Nasuhi Bilmen'in Büyük İslâm İlmihali Bu eserlerin "Abdest" bahislerine bakılabilir.
12-Prof. İbrahim Canan'ın Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi (4/289),
13-Ibn-i Abidin Tercümesi, (l /l 10, 1/217),
14-İmam Gazâlî Hazretleri'nin İhya u Ulûmiddin Tercümesi (1/797), .
15-Kur'an İlimleri Ansiklopedisi ismiyle tercüme edilen İtkan Tercümesi (2/444).
Okuyucularımıza kolaylık bakımından Türkçeler bana göre daha mühim...
"Abdestsiz olarak Kur'an'a dokunulamayacağı"nı yazan eserler bunlardan ibaret olmayıp, eski yeni birçok eserlerde bu hüküm tekrarlanmaktadır.
Esasen, "El ârîfü yekfihil işâre" kabilinden, tek bir eserde bile yazılı olsa -niyet kabul etmekse-, bu hükmü kabul etmeye o tek eser dahi kafidir-. Daha fazla eser ismi istenirse önümüze Süleymaniye Kütüphanesindeki kitapları da yığsak, -şazlar hariç- "Kur'an'a dokunmak için abdestli olmak şarttır" hükmünden başka bir şey bulamayız.
Prof. Hüseyin Algül, Prof. Yunus Aydın, Prof. İbrahim Kâfi Dönmez, Prof. Mehmet Erdal, Prof. Ömer Faruk Harman, Prof. Ahmet Saim Kılavuz, Prof. Süleyman Uludağ ve İrfan Yücel'den meydana gelen heyetin hazırladığı ve Prof. Hayrettin Karaman, Ali Bardakoğlu ve . H. Yunus Aydın'ın gözden geçirdikleri İLMİHAL İman ve İbâdet isimli yeni eserde bile, Sünnî mezheplere göre "Abdestsiz olanların Kur'an'a dokunamayacakları" vurgulanmaktadır. (1/196)
Sünnî âlimlerin asırlardan beri bize ulaşan kitaplarındaki, "Abdestsiz olarak Kur'an'a el dokunulamaz" hükmü ortadayken, "Bu mesele de nereden çıktı?" şeklinde bir itirazın, Müslümanları şüpheye düşürmekten başka bir şeye yaramadığı görülüyor.
Âlimlerde, ilmin verdiği bir vakar bir ağırlık aranır. Öyleyken, "Üçüncü, besinci sınıf ilmihaller" diye o kitaplarla dalga geçmek, üzücü ve incitici bir hal değil midir?
Rica ederim! "Kur'an'a dokunmak için abdest almak şarttır" dedikleri, daha doğrusu bunu yazan âlimlerin yazdıklarını eserlerine aldıkları için, bir Ahmed Hamdi Akseki'nin, bir Ömer Nasuhi Bilmen'in ilmihalleri üçüncü, beşinci sınıf ilmihaller midir?..
Müslümanlar hakkında reva görülen şu cümlelere de üzülmemek mümkün mü?
"Utanmadan yıllar yılı mezhepsizlik edebiyatı yapan mezhepçiler."
"Mezhepçilik yapan şarlatanlar sizi dolmuşa bindiriyor."
"Tulumbacı takımı."
"Dinini donundan biraz ciddiye alan bir Müslüman..."
"...bitli baklanın kör alıcısı."
Bu cümleler hiç de hoş ifadeler değil...
Geçmiş âlimleri kabul etmeyip, onların "Kur'an okumakla Kur'an'a dokunmayı birbirine karıştırdıklarını" ve bu hususta "tarihi" bir yanılgı içinde olduklarını" söylersek, bu mantığa göre, onların yazdıklarına nasıl güveneceğiz? Onların yazdıklarına, aktardıklarına güvenmezsek elimizde ne kalır?
Esas mesele, mütekaddimîn ve müteahhirîn ulemânın kitaplarına itimat edip etmemek, kabul edip etmemek meselesi...
Biz, hem itimat ediyor hem de o kitaplardaki meseleleri kabul ediyoruz.
Tarihi bir yanılgı içinde olduklarını da kabul etmiyoruz....

Ali EREN

Murat Yazıcı
27-04-2007, 19:53
Öğrendiğime göre, Mustafa İslamoğlu = Sami Hocaoğlu = Arif Çevikel aynı kişilermiş.

Murat Yazıcı
28-04-2007, 08:00
Konuyla alakalı bir makale. Yukarıdaki tartışmalara ışık tutuyor:

“Müslüman Aklının Yeniden İnşâsı”nda Abdestsizliğin Rolü!*

Her şey, Ahmed Şahin Bey’in Zaman gazetesindeki sütûnunda, bir okurunun suâline verdiği cevâb ile başladı.

İş bu cevâbında Ahmed Bey bir okuyucusunun “dînî kitaplara abdestli dokunulup dokunulamayacağı”na dâir bir suâlini ele almakta ve, hülâsaten, mezkûr kitapların âyet-i kerîme bulunan kısımlarına dokunulmamak kaydıyla bunun olabileceğini, bunların okunabileceğini ama Kur’ân-ı Kerîm’i ele almak için abdestli olmanın farz olduğunu; hiç de abdestsiz mezhepsizlere değinmeden, onlara sövmeden, gâyet halîm selîm bir sûrette beyân etmekteydi![1]

Fakat gelin görün ki buna rağmen mevzûbahis mes’ele, “Müslüman aklını yeniden inşâ etme”(!) heveskârı bir neo-müctehidin pek derin bir karın ağrısının yeniden depreşmesine neden olur! Öyle ki bu zât, Ahmed Bey’in mezkûr yazısının kendilerine jurnallenmesi üzerine hemen kaleme sarılır ve “tezgâhında mezhep satan”, “mezhepsizlik edebiyatı” yapan “utanmaz”, “şarlatan” “mezhepciler”den başlar da, “tulumbacı takımı”nın H.Karaman gibilerine tahammül edemeyip bunların tepesine iftira küfelerini boca etmek sûretiyle nasıl milyonlarca “müctehid” taslağının doğuşuna neden olduklarından[2] çıkar da nihâyet sadede gelir![3] Ve “ümmetin en büyük problemi olan anlama problemi”ni(!) çözmüş bu neo-müctehid “derin bir tefakkuh” ile sorar: “Kur’an okurken abdest almak farzdır” öyle mi?!”[4] Sorar sormasına da biz de; semantik parçalayan, müteşâir, edîb, muhakkik, müdekkik, müverrih vs. sıfatları hâiz bir “müctehid”den (!) nasıl olmuş da böyle bir suâl sâdır olmuş diye taaccüb ederiz?![5]

Bilâhire öğreniyoruz ki M.İslamoğlu’nun -belli ki bir “yara”dan kaynaklanan- bu münâsebetsiz, galîz mezhepsizlik edebiyâtı aslında “Tek kelimeyle “Müslüman aklının yeniden inşası”na katkıda bulunmak” içinmiş. Ve “Bu da ancak, “klâsik Müslüman aklını” tahlile tabi tutmakla mümkün” imiş![6] Hâsılı “Müslümanların dibi delik testisi”nden suâl eyler imiş![7]

“Müslüman aklının yeniden inşâsı” gibi mavalları anlayan ve bunlara itibâr eden çıkar mı bilmem, lâkin bu yaldızlı sözün sâhibinin, Ignaz Goldziher’in Die Richtungen der Islamischen Koran Auslegung nâm meşhur eserinin Arapçasından (Mezâhibu’t-Tefsîri’l-İslâmî) yaptığı tercümeyle (İslâm Tefsir Ekolleri) bu dile olan vukûfiyetsizliğini bihakkın ısbât etmiş iken[8] Tefsir yazma cesâretini gösterebilmiş olduğunu bilirim! Varın bu cesâretin ne cesâreti olduğuna siz kara verin...

Muhterem baba Ahmed İslamoğlu Hoca Efendi’nin teessürü boşuna değil zâhir:

“Muhterem Ali Eren Beyefendi!.. Selamlar, sevgiler, dualar, hürmetler... Allah, hidayet ve salah veresice oğlum Mustafa İslamoğlu’na köşenizde verdiğiniz, “Kur’an–ı Kerim’e el sürme” mevzuunda, alimane, arifane, vakıfane cevabınızdan dolayı sizi canı gönülden tebrik eder ve halisane şükranlarımı arz ederim. Hürmet ve dualarımla... Aciz Ahmed İslamoğlu. Mütekait (emekli) imam–hatip ve fahri vaiz. Develi / Kayseri.
“Not:
“Muhterem Hocam (Ali Eren)!... Mustafa’nın dâl ve mudılliği, baba olarak bizi çok huzursuz etmektedir. Salahına dua etmekteyiz. Sizlerden de ıslahına dua istirham etmekteyiz. İcap ederse, bu kısa tebrik ve teşekkürnamemi köşenizde dipnot alarak neşredersiniz... Milyonları ifsat ve idlal etmesin... Cevabınız, fakiri pek memnun ve mesrur etti. Hak razı olsun...”[9]

Lafı daha fazla uzatmaya lüzûm görmüyorum. Zâten buna vaktim ve yerim de yok. Biz sâdece muhterem kârîlerimiz “klasik Müslüman aklı”nı tahlîle yeltenenlerin, onu yeniden -sözüm ona- inşâya heveslenenlerin, bu dîn-i mübîni kumaş kendilerini makas zannedenlerin hâlini bir nebze olsun görsün istedik, o kadar... görsün de “bitli baklanın kör alıcısı olmasın”, vesselâm...

Zeyl

Kur’ân-ı Kerîm’e dokunmakla ilgili mezkûr münâkaşa etrâfında gelişen literatür, bizim tesbît edebildiğimiz kadarıyla, aşağıdaki gibidir (bunun evveliyâtı ise zâhirî Muhaddislerle Hanefî Fukahâ arasındaki münâkaşalara kadar uzanmaktadır. Bu münâkaşaların mâhiyeti, kıymeti ve cumhûr ulemâ ile birlikte Hanefî Fukahâ’nın bu mes’eledeki isâbetli tutumu için bkz.: Zekeriya Güler, Zâhirî Muhaddislerle Hanefî Fakihleri Arasındaki Münakaşalar ve İhtilâf Sebepleri, Türkiye Diyanet Vakfı nşr., Ankara, 1417 [1997], 59-70.s.):

1. Ahmed Şahin, “Dinî Kitaplar Abdestsiz Okunamaz mı?”, Zaman, 16 Rebîü’l-Âhir 1421 (18 Temmuz 2000).
2. Mustafa İslamoğlu, “Bilmez Ki Sorsun, Sormaz Ki Bilsin!”, Akit, 27 Cemâziye’l-Âhir 1421 (25 Eylül 2000).
3. Ali Eren, “Kur'an'a Abdestsiz Dokunulabilir mi?”, Yeni Mesaj, 2 Receb 1421 (30 Eylül 2000).
4. Ali Eren, “Kur’an, Abdestsiz Ele Alınabilir mi? (1)”, Akit, 4 Receb 1421 (2 Ekim 2000).
5. Mustafa İslamoğlu, “Bu Ümmetin En Büyük Problemi, “Anlama Problemi”dir”, Akit, 4 Receb 1421 (2 Ekim 2000).
6. Enver Baytan, “Kur’an’a El Sürmek”, Akit, 4 Receb 1421 (2 Ekim 2000).
7. Mustafa Kaplan, “Zemzem Kuyusu...”, Akit, 7 Receb 1421 (5 Ekim 2000).
8. Mustafa Kaplan, “Aya Çıkmaya Gerek Yok”, Akit, 8 Receb 1421 (6 Ekim 2000).
9. Ali Eren, “Kitaplar Ne Yazıyor?”, Akit, 11 Receb 1421 (9 Ekim 2000).
10. Mustafa İslamoğlu, “Bu Köşenin Saygıdeğer Okurlarına!”, Akit, 11 Receb 1421 (9 Ekim 2000).
11. Dücane Cündioğlu, “Kolunu Hızara Kaptıran Ustalarımız Olsaydı...”, Yeni Şafak, 12 Receb 1421 (10 Ekim 2000).
12. Mustafa Kaplan, “Hoca’nın İltifâtı”, Akit, 14 Receb 1421 (12 Ekim 2000).
13. Mustafa İslamoğlu, “Testilerinizin Ahvalinden Sual Eylerim”, Akit, 18 Receb 1421 (16 Ekim 2000) (mes’eleyle bilvesîle ilgili).
14. Ali Eren, “Vaiz Babanın Teşekkür ve Üzüntüsü”, Yeni Mesaj, 23 Receb 1421 (21 Ekim 2000).
15. Burhan Bozgeyik, “Kur'ân-ı Azimüşşan'a Hürmet, Şiârımızdır”, Millî Gazete, 10 Şa’bân 1421 (6 Kasım 2000).
16. Burhan Bozgeyik, “Kur’ân’a Abdestsiz El Sürülemez”, Millî Gazete, 12 Şa’bân 1421 (8 Kasım 2000).
17. Burhan Bozgeyik, “Lafzullah'a ve İsm-i Nebi'ye Hürmet...”, Millî Gazete, 14 Şa’bân 1421 (10 Kasım 2000).


Yûsuf Hanîf
7 Şevval 1421 (3 Ocak 2001)
Dersaâdet
(e.posta: yusufhanif@gmail.com (http://www.delikanforum.net/redirector.php?url=%6d%61%69%6c%74%6f%3a%79%75%73% 75%66%68%61%6e%69%66%40%67%6d%61%69%6c%2e%63%6f%6d ))

* İslâmî Edebiyat, 33. ‘aded, Zilhicce 1421 – Muharrem-Rebiu’l-evvel 1422 (Nisan-Haziran 2001), 93-94.s..

[1] Ahmed Şahin, “Dinî Kitaplar Abdestsiz Okunamaz mı?”, Zaman, 16 Rebîü’l-Âhir 1421 (18 Temmuz 2000).

[2] Bu serzeniş bize cidden pek enteresan geldi! Yâni acabâ hazret, “o tulumbacılar yok mu; bi bırakmadılar ki Karaman hoca ağız tadıyla ictihâd yapsın da millet müctehid görsün. E adama fırsat vermeyince de müctehid taslakları türeyiverdi!” mi demek ister?... O tulumbacılar kimlerdir bilmem ama, etkili ve de yetkili İslâmî çevrelerde sivil “müctehid” H.Karaman’dan gayrı kendisine ve “ictihâd”larına bu kadar perestij edilen (o kadar ki Akit gazetesini açıkça “toplumsal barışı zedelemek” ile ittihâm etmesine rağmen [bkz., “Başka Türkiye Yok”, Ruşen Çakır’ın H.Karaman ile yaptığı mülâkat, Milliyet, 21 Rebîü’l-Âhir 1421/23 Temmuz 2000] yine de bu gazetenin gözdesi olmuş ve makâleleri iktibâs edilmiştir) başka bir ismi hâlâ bilmiyorum!

[3] Mustafa İslamoğlu, “Bilmez Ki Sorsun, Sormaz Ki Bilsin!”, Akit, 27 Cemâziye’l-Âhir 1421 (25 Eylül 2000).

[4] A.g.m..

[5] Ve dahî Ali Eren Bey: “İyi de, “Kur’an okurken abdest almak” nasıl olacak? Yahu, insan Kur’an okurken abdest almak istese bile alamaz ki. (...) Bi kere, bazıları hafızdır; Kur’an’ı ezbere okur. Bazıları Kur’an–ı Kerim’i eline alıp yüzüne bakarak okur. Bazıları da başkasının önündeki Kur’ an’a bakarak eline almadan okur. Bazan da hiç okunmaz da sadece Kur’an–ı Kerim bir yerden alınıp bir yere konulur. Bunların hepsinin hükmü ayrı ayrıdır...” (“Kur'an'a Abdestsiz Dokunulabilir mi?”, Yeni Mesaj, 2 Receb 1421 [30 Eylül 2000]).

[6] M.İslamoğlu, “Bu Ümmetin En Büyük Problemi, “Anlama Problemi”dir”, Akit, 4 Receb 1421 (2 Ekim 2000).

[7] M.İslamoğlu, “Testilerinizin Ahvalinden Sual Eylerim”, Akit, 18 Receb 1421 (16 Ekim 2000).

[8] Ömer Özsoy’un mezkûr tercüme ile ilgili mufassal bir tenkîdi için bkz.: İslâmiyât, Ramazân-Zilhicce 1418 (Ocak-Mart 1998), 1.c., 1. aded, 111-122. s.. Heyhât ki “yeniden inşâcı” neo-müctehidimiz oturup hatâlarını tashih edeceğine, “çok biliyorsan sen çevir de görelim. Hem ben bu tercümenin kâhir ekseriyetini hapishâne köşelerinde yaptım, bilmiyor musun?” meâlinde cevâb vermek (!) sûretiyle (M.İslamoğlu, “Bir Tercümenin Serüveni”, Yeni Şafak, 20 Zilkâde 1418 [19 Mart 1998]) bir kez daha seviyesini izhâr etme yolunu seçmiştir! (D.Cündioğlu’nun da bu mes’eleyle ilgili bir makâlesi Yeni Şafak’ta neşrolunmuştur. Bkz., “Ignaz Goldziher’in “Richtungen”i Türkçe’ye Çevrildi mi?”, Yeni Şafak, 18 Zilkâde 1418 [17 Mart 1998]).

[9] Ahmed İslamoğlu’ndan Ali Eren’e mektub, Ali Eren, “Vaiz Babanın Teşekkür ve Üzüntüsü” içinde, Yeni Mesaj, 23 Receb 1421 (21 Ekim 2000).

Murat Yazıcı
29-04-2007, 16:35
Muhterem baba Ahmed İslamoğlu Hoca Efendi’nin teessürü boşuna değil zâhir:

“Muhterem Ali Eren Beyefendi!.. Selamlar, sevgiler, dualar, hürmetler... Allah, hidayet ve salah veresice oğlum Mustafa İslamoğlu’na köşenizde verdiğiniz, “Kur’an–ı Kerim’e el sürme” mevzuunda, alimane, arifane, vakıfane cevabınızdan dolayı sizi canı gönülden tebrik eder ve halisane şükranlarımı arz ederim. Hürmet ve dualarımla... Aciz Ahmed İslamoğlu. Mütekait (emekli) imam–hatip ve fahri vaiz. Develi / Kayseri.
“Not:
“Muhterem Hocam (Ali Eren)!... Mustafa’nın dâl ve mudılliği, baba olarak bizi çok huzursuz etmektedir. Salahına dua etmekteyiz. Sizlerden de ıslahına dua istirham etmekteyiz. İcap ederse, bu kısa tebrik ve teşekkürnamemi köşenizde dipnot alarak neşredersiniz... Milyonları ifsat ve idlal etmesin... Cevabınız, fakiri pek memnun ve mesrur etti. Hak razı olsun...”[9]

[9] Ahmed İslamoğlu’ndan Ali Eren’e mektub, Ali Eren, “Vaiz Babanın Teşekkür ve Üzüntüsü” içinde, Yeni Mesaj, 23 Receb 1421 (21 Ekim 2000).

Bu bilginin ilginç ve ibretli olduğunu düşünüyorum. Bir baba için gerçekten acı bir durum olmalı bu.

Minhac_
29-04-2007, 16:41
Bu şarlatanlar, yüreklerinde çamur, sıvayacak alim yüzü aradılar. Ve koca bir toplumu kelimenin tam anlamıyla “mezhepsizleştirdiler.” Ey Hanefiler! Ebu Hanife’ye göre siz Hanefi falan değilsiniz, sizin mezhebiniz falan yok! “Mezhepçilik” yapan şarlatanlar sizi dolmuşa bindiriyor. Avamın mezhebi müftüsünün mezhebidir, demişler. Haydi “doğrudur” diyelim; fakat kaçta kaçınızın “fetva makamı” (müftüsü) var? İçtihat kapısının meccane bekçileri hâlâ neyin edebiyatını yapıyorlar? Cahili cühelasıyla milletin tümü müctehid oldu. Üç beş yetkin alime tahammül edemeyen tulumbacı takımının gözü aydın; Hayreddin Karaman Hoca gibi bir ikisinin tepesine iftira küfelerini boca etmek için hazır beklerlerken, sayelerinde milyonlarca müctehide kavuştuk. Herkes her gün kendi yaptıklarına kılıf bulmak için onlarca ictihat yapıyor, ahkâm kesiyor, fetva veriyor. Okumak mı, öğrenmek mi, bilmek mi, bilenden sormak mı? Hak getire. “Bilmez ki sorsun, sormaz ki bilsin” diyenin hesabı.
"Kur’an okurken abdest almak farzdır” öyle mi?!




Saskinlik veren ifadeler...

Ehli sünnet ulemasina bu laflar edilecek ama hala bu adam savunulacak...

Ehli sünnet tabiri bizlere cogu hocalar tarafindan ögretilmedigi icin mi,

alimlerimiz bize tanitilmadigi icin mii acaba bu hakaretler normal görülüyor.

Buna göre örnegin Nevevi de saklaban ha öyle mi?

Ehli sünnet alimlerine yaptigi hakaretlere müstehak olan aslinda kendisi.

Bir de bize derler ki holiganli cemaatli.

Bizim degerlerimize saldirilsin, bize saklaban denilsin, müsrik denilsin biz de susalim .

Bu ne anlayistir anlayamadim.

Minhac_
29-04-2007, 16:46
Biraz da insanımız ciddi ve uyanık olsun; bitli baklanın kör alıcısı olmasın.


ehli sünnet alimlerinin fetvalari hakkinda bu denli edepsizce konusacak kadar ahlakini bozmus bir yazar.

Murat Yazıcı
29-04-2007, 16:50
Buna göre örnegin Nevevi de saklaban ha öyle mi?


İmam Nevevi, Minhac'da diyor ki:
Abdestsiz kişinin; namaz kılması, farz veya nafile tavaf yapması, Kur'an-ı Kerimi taşıması, yaprağına dokunması haramdır.

İmam Gazali diyor ki:
Mushafı abdestsiz tutmak günahtır. (İhya, c.4, s.65)

fakiri
29-04-2007, 17:15
Arkadaşlar,
Şunu çok iyi biliniz ki, bu şahsiyeti konuşmak ve "şunu dediydi-doğru dedi, bunu dediydi-yanlış dedi" kabilinden bu sayfayı uzatmak bir tür onun ismini şöhret yapmaya çalışmak demektir.
Lütfen, zamanınızı boşa harcamayınz.

BADUH
29-04-2007, 18:39
...

"Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Bey'in, Kur'an'ın bulunduğu odada uyumayıp, sabaha kadar hürmeten ayakta beklediğini, bunun mükâfatı olarak da onun nesline 6 asır devam eden bir cihan devleti verildiğini, ana-babamızdan kaç kere dinlemiş, kitaplardan okumuş, va'zlarda dinlemişizdir.
Kur'an'a hürmet bu milletin ruhunda var.
Kur'an'ı abdestsiz olarak eline almamak bir tarafa, abdestli de olsa onu göbekten aşağıda tutmaz. Bu kötü bir hal midir? Dine aykırı bir hareket midir? Kur'an-ı Kerim'e hürmet, İslâm'a zıt mıdır? Kur'an'a fazla hürmet yersiz bir şey midir? Asla!

...

Ali EREN

Hocam bu cevap maalesef hiç hoş bir cevap olmamış.

Kur'an'a bir gece boyu hürmetin mükafatı 6 asır saltanat diye başlamak baştan haksız olduğunu itiraf olsa gerek.

İlmi münazaralarda bu tür hikayeler-masallar delil diye zikredilemez. Zikredilirse sadece haksızlığa delalet eder.

Hani deseydi sadece ana-babamızdan dinledik belki es geçilirdi. Ama kitapları ve vaazları da dahil edince işin rengi değişiyor.

Bir de delil deyince zanlar kanaatler değil bizzat Nass’lar (Ayet-Mütevatir Hadis) anlaşılır.

Mustafa İslamoğlu birçok kitap zikredip bunların hiçbirinde bir delil bulamadım dediyse bunun böyle olmadığının ispatı bizzat bu kitaplardan veya muteber kitaplardan delil getirmekle olur. Ama bunlar şahsi kanaat-zan vs. olamaz. Dedik ya bizzat delil. Yani Nass. Yani Ayet ya da mütevatir Hadis-i Şerif.

Delil gösterdiği Ayet için de eğer maksat şu ise diye zikrediyor ki böyle bir usul ancak günümüz medyasına ve ehl-i siyasete aittir.

Rasul-u Ekrem Aleyhissalatu Vesselam zamanında Mushaf mevcut değildi. Ayetler kemiklere, keçi derilerine vs. yazılıyordu.

Yani Asr-ı Saadet’te Kur’an denilince Mushaf anlaşılması mümkün olamaz.

Rasulullah Sallallahu Aleyhi Vesellem’in “Kur’an’a abdestsiz dokunmayın.” emrini Mushaf olarak algılamak nasıl mümkün olsun ki? Yani kemik ve/veya keçi derisi diye zikretmesi gerekmez mi?

Başka bir konuda da zikretmiştim. Ashab-ı Kiramdan bir Sahabe (RAE) saçlarını sıfır tıraş ettirip, kafasına ayetleri yazdırıp, Çin’e gidiyor ve İslam’ı tebliğ etmeye çalışıyor. Şimdi biz O Sahabe’nin, Radiyallahu Anh, 24 saat, her daim, abdestli olduğuna mı kanaat getireceğiz? Veya kestirmeden zaruret mi diyeceğiz?

Sanki bu konu delilden ziyade hürmete bakıyor gibi.

Tabi bir de hafızlık eğitimi alanların veya ilim amaçlı okuyanların Kur’an-ı Kerim’e abdestsiz dokunmalarına cevaz veriyor İslam alimleri.

Günümüzde Kur’an-ı Kerim’i ilmi amaçlı değil de teganni edasıyla okuyun diyen var mı ki?

Yani bu bir çelişki değil mi?

Bizzat delil getirilmesi ve vuzuha kavuşması gerekiyor bu konunun.

Mustafa İslamoğlu bu konuda haklı gibi gözüküyor.

Zira benim ilk hareket noktam hürmetsizlik değil, bizzat hürmet diye Kur’an-ı Kerim’in önce duvara asılması, sonra sandığa konulması, sonra da ortadan kaybedilmesi.

Tabi bir de süfyanın “Kur’an’ın nurunu söndüreceğim, ortadan kaldıracağım.” gibi hedefleri vardı ki ulaşmış sanki hedefine.

Yoksa değil Farz olması, Müstehap dahi olması bizim her daim Kur’an-ı Kerim’e abdestli dokunmamız için yeterlidir.

Elbette hürmeten dahi abdestli dokunmak gerekir ki konu ve maksat o değil.

Murat Yazıcı
29-04-2007, 18:56
İlmi münazaralarda bu tür hikayeler-masallar delil diye zikredilemez. Zikredilirse sadece haksızlığa delalet eder.

Hani deseydi sadece ana-babamızdan dinledik belki es geçilirdi. Ama kitapları ve vaazları da dahil edince işin rengi değişiyor.

Bir de delil deyince zanlar kanaatler değil bizzat Nass’lar (Ayet-Mütevatir Hadis) anlaşılır.

Mustafa İslamoğlu birçok kitap zikredip bunların hiçbirinde bir delil bulamadım dediyse bunun böyle olmadığının ispatı bizzat bu kitaplardan veya muteber kitaplardan delil getirmekle olur. Ama bunlar şahsi kanaat-zan vs. olamaz. Dedik ya bizzat delil. Yani Nass. Yani Ayet ya da mütevatir Hadis-i Şerif.

Delil gösterdiği Ayet için de eğer maksat şu ise diye zikrediyor ki böyle bir usul ancak günümüz medyasına ve ehl-i siyasete aittir.


Sen herhalde Ali Eren'in yazısının tamamını okumadın. M. İslamoğlu demiş ki:

Bilgime güvenmeyip, “Kur'an okumak için abdest farzdır” diyen sahih bir hadis, bir imam, bir alim var mıdır diye Mektebetu’l-Elfiyye’den 400.000 hadisi, bazıları Mebsut gibi 30 cildi bulan 1000’e yakın kitabı, tüm mezheplerin 40’ı aşkın kaynaklarını taradım, böyle bir şey bulamadım. En iyisi, bu konularda en katı davrandığını bildiğimiz Süyuti’nin “Kur’an okumanın âdabı” başlığında yazdıklarını aynen tercüme etmek:
“Kur’an okuma sırasında abdest almak müstehaptır; çünkü tilavet zikirden efdaldir ve Peygamber (sav) temizlenmeksizin zikretmeyi hoş karşılamazdı. İmamu’l-Harameyn dedi ki: “Abdestsiz Kur’an okumak mekruh değildir, çünkü Peygamber abdestsiz okuyordu. el-Mühezzeb Şerhi’nde ise: Eğer kişi Kur’an okurken yellenme ihtiyacı hissetse, yellenme sırasında harfleri doğru telâffuz edemeyeceği ihtimaline karşı okumayı durdurur.” (el-itkan, 1/295)


Buna cevaben Ali Eren şöyle yazmış:

400.000 hadisi ve binlerce kitabı taradığı halde, böyle bir hüküm bulamadığını söyleyen hocamız, -hadi yalan söylüyor demeyeyim- gerçekleri söylemiyor. Eğer dediği gibi gerçekten okumuş olsaydı, kaynak gösterdiği "İtkan" isimli meşhur eserin ilerki sahifelerinde, iddiasının tam tersini görecekti.
Madem "ltkan"ı kaynak eser kabul ediyorlar; biz de aynı eserden iktibas yapalım:
"Bizim ve âlimler topluluğunun görüşü, abdestsiz olanın Kur'an'a dokunmasının haram olduğudur. O abdestsiz olan, ister küçük abdest (namaz abdesti) almamış olsun, isterse büyük abdest (yani gusül abdesti). Çünkü Kur'an-ı Kerim'de, 'Kur'an'a ancak temiz olanlar dokunabilir' buyurulmaktadır. Sünen-i Tirmizi ve diğerlerinde geçen bir hadis şöyledir: Kur'an'a ancak abdestli olanlar dokunabilir." (İtkan 2/1188 Dâr-ı İbn-i Kesir/Beyrut)
Hocamız, herhalde bunları yazdığı için İmam Süyûtî'ye, tercüme ettiğimiz için de bize kızmamıştır.
Kitabın dipnotu şöyle: Aynı hadis Dârimî'nin Talak bahsinde "Nikâhtan önce boşama olmaz" babında 2183 numarayla, Dâre Kutnî'de ise Taharet bahsinde "Abdestsiz olanın Kur'an'a dokunmasının yasak olması" babında yer almaktadır. (Ali Eren)

Şu kısmı da göz önüne almak lazım herhalde:

Önceki yazımda, "Kur'an'a ancak abdestlî olan dokunabilir" manasındaki hadis-i şerifin bulunduğu üç eser ismi vermiştim, iki isim daha veriyorum:
1) Bedâiüs Sanâyf, 1/33, Beyrut, 1 987,
2) Feyzül Kadir, 6/455.
Aşağıda isimlerini vereceğim Arapça ve Türkçe eserlerin hepsinde de "Abdestsiz olarak Kur'an'a dokunmanın caiz olmadığı" hükmü yer almaktadır.
ARAPÇALAR:
1-Kadı Beyzâvî,
2-Rûhul Meânî,
3-Ruhul Beyan,
4-Ahkâmül Kur'an,
5-Tefsir-i Kebir. (Bu eserlerde Vakıa Sûresi'nin 79. âyetinin tefsirine bakılabilir.)
6-Dürerül Hükkâm,
7-El-Muğnî,
8-Muhit,
9-Kâfî,
10-Hidâye,
11-Merâkıl Felah,.
12-Tahtâvî,
13-EI-Mezâhibül Erbaa,
14-Bedâiü.s Sanâyî,
15-İtkan.
TÜRKÇELER:
1-Elmalılı Tefsiri,
2-Çantay Tefsiri,
3-5 Prof. ve l doçent tarafından hazırlanan TDV meali,
4-Enver Baytan, eski İstanbul Müftüsü A. Fikri Yavuz ve Ahmed Davudoğlu tarafından hazırlanan meallerde, ilgili yere bakılabilir. (Yani Vakıa Sûresi, 79. âyet)
5-Ahmed Zühdü Paşa'nın (Osmanlıca) Mecmua-ı Zühdiye,
6-Numan Kurtulmuş'un Âmentü Şerhi,
7-Fatih devri âlimlerinden Molla Hüsrev'in,
8-Büyük İslâm Fıkhı ismiyle tercüme edilen Dürer Tercümesi, .
9-Mehmet Zihni Efendi'nin Nimet-i İslâm,
10-Eski Diyanet İşleri Başkanlarından Ahmet Hamdi Akseki'nin İslâm Dini,
11-Eski Diyanet işleri Başkanlarından Ömer Nasuhi Bilmen'in Büyük İslâm İlmihali Bu eserlerin "Abdest" bahislerine bakılabilir.
12-Prof. İbrahim Canan'ın Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi (4/289),
13-Ibn-i Abidin Tercümesi, (l /l 10, 1/217),
14-İmam Gazâlî Hazretleri'nin İhya u Ulûmiddin Tercümesi (1/797), .
15-Kur'an İlimleri Ansiklopedisi ismiyle tercüme edilen İtkan Tercümesi (2/444).
Okuyucularımıza kolaylık bakımından Türkçeler bana göre daha mühim...
"Abdestsiz olarak Kur'an'a dokunulamayacağı"nı yazan eserler bunlardan ibaret olmayıp, eski yeni birçok eserlerde bu hüküm tekrarlanmaktadır.
Esasen, "El ârîfü yekfihil işâre" kabilinden, tek bir eserde bile yazılı olsa -niyet kabul etmekse-, bu hükmü kabul etmeye o tek eser dahi kafidir-. Daha fazla eser ismi istenirse önümüze Süleymaniye Kütüphanesindeki kitapları da yığsak, -şazlar hariç- "Kur'an'a dokunmak için abdestli olmak şarttır" hükmünden başka bir şey bulamayız.
Prof. Hüseyin Algül, Prof. Yunus Aydın, Prof. İbrahim Kâfi Dönmez, Prof. Mehmet Erdal, Prof. Ömer Faruk Harman, Prof. Ahmet Saim Kılavuz, Prof. Süleyman Uludağ ve İrfan Yücel'den meydana gelen heyetin hazırladığı ve Prof. Hayrettin Karaman, Ali Bardakoğlu ve . H. Yunus Aydın'ın gözden geçirdikleri İLMİHAL İman ve İbâdet isimli yeni eserde bile, Sünnî mezheplere göre "Abdestsiz olanların Kur'an'a dokunamayacakları" vurgulanmaktadır. (1/196)
Sünnî âlimlerin asırlardan beri bize ulaşan kitaplarındaki, "Abdestsiz olarak Kur'an'a el dokunulamaz" hükmü ortadayken, "Bu mesele de nereden çıktı?" şeklinde bir itirazın, Müslümanları şüpheye düşürmekten başka bir şeye yaramadığı görülüyor.

Not: "Ezbere okumak" ile, dokunmayı karıştırmamak lazım.

BADUH
29-04-2007, 19:55
Hocam okuduk Ali Eren'in yazdıklarını.

O yüzden bir sürü şey yazdık.

Delil dedik.

Delil demek Nass'dır dedik.

Nass demek Ayet demek mütevatir Hadis-i Şerif demektir dedik.

Zikredilen ayete zanni mana vermek delil olmaz dedik.

Mushaf Rasulu Ekrem Aleyhissalatu Vesselam zamanında olmadığına göre zikredilen Hadis-i Şerif'e tevil gerekir dedik.

Delil demek ısrarla Nass'tır diye tekrarladık.

Diye diye okumamışsın demiş ve aynen delil yerine listeyi tekrar yapıştırmışsın.

Hocam eğer yoksa sizin bildiğiniz delil o zaman Mustafa İslamoğlu'nun sonda dediğini ısrarla sorun Ali Eren'e.

Yani delil nerede diye sorun Ali Eren'e.

Yoksa delil diye zanlarını, anne-babanın hikayelerini-masallarını anlatma bize deyin kendisine.

Özetle şu kitaplar şu alimler caizdir dedi demek delil değildir. Neyi delil gösterip de caizdir dedikleri bizim sorduğumuz.

Kastım anlaşılmıştır inşaAllah.

Murat Yazıcı
29-04-2007, 20:12
Delil demek Nass'dır dedik.

Nass demek Ayet demek mütevatir Hadis-i Şerif demektir dedik.

Zikredilen ayete zanni mana vermek delil olmaz dedik.

Mushaf Rasulu Ekrem Aleyhissalatu Vesselam zamanında olmadığına göre zikredilen Hadis-i Şerif'e tevil gerekir dedik.

Delil demek ısrarla Nass'tır diye tekrarladık.

Diye diye okumamışsın demiş ve aynen delil yerine listeyi tekrar yapıştırmışsın.

Hocam eğer yoksa sizin bildiğiniz delil o zaman Mustafa İslamoğlu'nun sonda dediğini ısrarla sorun Ali Eren'e.

Yani delil nerede diye sorun Ali Eren'e.

Yoksa delil diye zanlarını, anne-babanın hikayelerini-masallarını anlatma bize deyin kendisine.

Özetle şu kitaplar şu alimler caizdir dedi demek delil değildir. Neyi delil gösterip de caizdir dedikleri bizim sorduğumuz.

Kastım anlaşılmıştır inşaAllah.

Delil iki demek mezhepsizlik olur. Ehl-i sünnete göre delil dörtdür:

1. Kitap
2. Sünnet
3. İcma
4. Kıyas

Uzun yazacak vaktim gerçekten yok; şu yazının mütalaa edilmesini tavsiye ederim:

http://www.ihvan-forum.com/showthread.php?t=24847

Alimlerin (müctehidlerin) sözleri elbette delildir; onlara tabi' olmak lazımdır.

Kaldı ki, konuyla alakalı nasslar zikredilmiş. Şimdi biz bunlardan Mustafa İslamoğlu gibi türedi şahısların anladığına değil, Ehl-i sünnet alimlerinin çıkardıkları hükümlere tabi'yiz.

İslam alimlerine küstahça itiraz eden Mustafa İslamoğlu'nun, sanırım Ezher'de okuduğu halde, Arapçaya bile tam hakim olmadığını, çok bariz tercüme hataları yaptığını Ebubekir Sifil detaylı olarak ortaya koymuştu. İslamoğlu bu tenkidlere hiç cevap veremedi.

Mustafa İslamoğlu'nun yazısında alimleri aşağılayan çirkin ifadeler vardır. Babası, Mustafa İslamoğlu hakkında şu hükmü vermiş: "dâl [sapık] ve mudıl [saptırıcı]!"

hirahos
29-04-2007, 20:14
Baduh, Üstadım olmadı...

Çoğunluk alimlerimizin bir konudaki görüşleri, içtihadları, fetvalarının bizi bağlaması lazım.. Eğer, alimler bu görüşe hangi nasslardan, hangi delillerden ulaşmışlar ki? diye sorgulamaya başlarsak bunun sonu gelmez.. Biz de alimler karşısında, usül sorgulayan bir başka alim konumuna gelmiş oluruz... Eğer alimse sorgulasın tamam ama zamanede bu çapta bir kaç kişi ya bulunur ya bulunmaz..

Bize düşen, öncelikle geçmiş alimlerimize itimaddır.. Bir hükme vardıysa mutlaka bunların delillerini, kıyaslarını, konu hakkındaki diğer görüşleri biliyordur diye ihlas göstermemiz lazım.. İlmin hikmeti ve alim isminin tecellisi bunu muktezadır...

Sonra herkes, işte filan alimler, falan alimler, eskiler bu konuyu böyle yorumlamış ama öyle değil böyle olması gerekirdi'ye geliriz.. Hemen her konuda bunu yapabilmeniz mümkün hale gelir.. En temel salat, savm, hacc, zekat'ta dahi bunun yolunu açmış olursunuz.. Bunun en nihayeti de kargaşa ve burgaşadır.. Anlatabildim inşallah.. (Dikkat edin bir kaç alimden bahsetmiyorum.. Ulema diyorum.. İcma diyorum..)

Minhac_
29-04-2007, 20:21
sanırım Ezher'de okuduğu halde




Bu da tartisiliyor yani cogu yerde onun bir diplomasinin olmadigini okumustum.

Ayrica Ezheri bitirmis ve doktorasini yapmakta olan bir hoca anlatiyordu. Ezherde okuyanlarin bazilari o kadar kendilerini begeniyorlar ki sanki mezun olduklarinda kendilerini Imam Safii gibi görüyorlar demisti.

fakiri
29-04-2007, 20:23
alıntı-KuTeYBe
İslamoğlu yanlışları olmakla beraber faydalanılabilecek bir yazardır da. Güzel tespitleri var !!!!!!


İtikadi sapkılık içinde bulunanların müslümanlara şirin gösterilmesinin bir yolu da yukarıdaki cümlenin doğruluğuna inanmak ve böyle kelâm edenlere teşekkürlerini ve desteklerini hiç esirgememektir.

Minhac_
29-04-2007, 20:27
Müctehitte olmasi gereken sartlar:

Hakkında sadece tek mana bulunan açık hükümlü nasların dışındakilerden hüküm çıkarmaya ictihad denir.Buna ehil olanlara yani


ahkam Ayetleri ezberinde olan ve bilen


ve ahkam Hadislerini senedleriyle bilip bu hadislerin isnad edildiği hadis ricalinin hallerinden haberdar olan;



nasihin, mensuhun, umum, has, mutlak ve mukayyedin ne olduğunu hakkıyla bilen



ve bunun yanında Kur'an'ın indirildiği dil olan Arapçayı,



nasların lafızları neye işaret ve delalet ettiğini hakkıyla kavrayacak şekilde Arapça bilgisine vakıf olan



ve müctehidlerin nelere ittifak ve hangi şeylerde ihtilaf ettiklerinden haberi olan
kimseye de müctehid denir.

Eğer bir müctehid kendinden önceki müctehidlerin nerelerde söz birliği ettiklerini ve nerelerde ihtilaf ettiklerini bilmezse, kendinden önceki müctehidlerin icma'sını (yani dinin temel kaynaklarından biri olan icma) delmesinden korkulur.

Bütün bunların ötesinde müctehidde bulunması gereken ve ictihadın temel taşlarından olan çok önemli bir şart daha var ki, o da nefis bilgisi, (üstün kabiliyet) yani kuvvetli bir anlayış ve idrak kabiliyetine sahip olmaktır.

Müctehidde ayrıca adaletin bulunması da şarttır, yani müctehid büyük günahlardan uzak bulunmalı ve küçük günahları işlemeye devam ediyor olmamalıdır. Öyle ki, adamın küçük günahları miktar olarak iyiliklerinden fazla bulunmamalıdır.


Muhaddis Abdullah Harari'nin kitabindan alintidir.

Minhac_
29-04-2007, 20:31
Acaba Mustafa islamoglu adli yazar yukarda sayilanlardan özelliklerden kacta kacini kendinde barindiriyor da ehli sünnetin müctehid alimlerine satasiyor.

Kendisi müctehid midir ki müctehidleri elestiriyor?

Minhac_
29-04-2007, 20:33
[B].
Müslümanların bu iki mertebede olduğuna Resulullah Aleyhisselam'ın şu mealdeki Hadis-i Şerifi delildir:
" Benim sözümü duyup onu kavrayan ve duyduğu gibi onu aynen yerine getirenlerin Allah yüzlerini ak etsin. Nice tebliğciler var ki, kendileri meseleden habersizdirler. " Hadis-i Şerifi Tirmizi ve ibni Hıbban rivayet etmiştir.

Bizim yukarıda bahsettiğimiz hususa mezkur hadisin şu kısmı delil teşkil etmektedir: Nice söz tebliğeileri var ki, kendileri meseleden habersizdirler Bu da kendi tebliğ ettiği meseleyi bilmeyenıerin mevcudiyetini gösteriyor.

.

Minhac_
29-04-2007, 20:40
Kitap telif eden hadis uleması, hadis ıstılah kitaplarında sahabe içerisinde fetva veme durumunda olanların (yani müctehid olanların) on kişiden az olduğunu belirtiyorlar.(*)

İctihad yönünden sahabenin durumu bu merkezde olunca, Kur' an okuyan ve birkaç dini kitap gözden geçiren her müslüman "Onlar da insan, biz de insarız ; dolayısıyla bizim o müctehidleri taklid etmemiz söz konusu olamaz" demeleri doğru olabilir mi ? Selef-in çoğunun müctehid olmadığı, aksine kendi içlerindeki müctehidleri taklid ettikleri bir gerçektir. Mesela Sahih-i Buhari'de şöyle bir şey anlatılmaktadır:

Adamın biri, birinin yanında ücretli işçi olarak çalışmaktadır. Bu işçi, adamın karısıyla zına etti. İşçinin babası oğlunun durumu hakkında fetva sorunca kendisine oğlun yüz koyun ve bir de cariye vermesi gerekir, dediler. Sonra aynı meseleyi ilim erbabına sorduğunda, kendisinin oğluna yüz (celde) sopa vurulması ve bir sene müddetle de uzaklaştırma cezası verilmesi icap eder dediler. Adam nihayet mezkur şahsın karısıyla birlikte Resulullah Aleyhisselam'a geldi ve ya Resulullah dedi, benim bu oğlum şu adamın yanında ücretli işçi olarak çalışmaktaydı. Adamın karısıyla zina etti. Bana, oğluna yüz celde (değnek) vurulması ve bir sene de uzaklaştırma cezası verilmesi gerekir dediler. Resulullah Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz de, " Yüz koyun ve cariye kendisinden istenmez. Fakat oğluna yüz celde (değnek) vurulması ve bir sene müddetle de uzaklaştırılma sürgün cezası verilmeli" dedi.

Kendisi de bir sahabi olduğu halde bu adam meseleyi diğer bir kısım ashaba sormuş, onlar kendisine isabetli bir cevap veremediklerinden, hatalı cevap verdiklerinden bu defa konuyla ilgili olarak Resulullah'tan bilgi isteyince isabetli fetva veren ulemanın fetvaları Efendimizin verdiği fetvaya uygun olduğu görülmüştür. Resul Aleyhisselam kendisinden hadis dinleyen bir kısım insanların bu hadislerden hüküm çıkarma ehliyetinde olmadıklarını, bu gibilerin fasih Arapçayı´da bilmelerine rağmen sadece kendisinden duydukları hadisi nakletmekten öte bir şansları bulunmadığını söylediği halde, bu yaygaracı güruhu hangi cesaretle kalkıp dört mezhebin imamları gibi müctehidleri kasdederek, " Onlar da insan, biz de insanız" diyebiliyorlar.

Yine bu cümleden olarak Ebu Davud'un bir rivayetine göre, adamın birinin başında bir yarık vardı. Soğuk bir gecede cünup oldu. Başındaki bu yarık hususunda yanındakilere nasıl yıkanması gerektiğini sordu. Kendisine normal olarak yıkanmasını söylediler yıkandı ve adam öldü. Durumu Resulullah'a haber verince Efendimiz, " Adamı öldürdüler, Allah da onları öldürsün " dedi. Hadis-i Şerifı ebu Davud ve diğerleri rivayet etmiştir. Evet, eğer istisnasız bütün müslümanların ictihad etmeleri doğru olsaydı, kendileri fetvaya ehil olmadıkları halde fetva vermeye kalkışan bu adamları Resulullah Aleyhiselatü Vesselam kınar mıydı hiç ?!.Sonra, Kıyası sadece müctehidler yapar, bu onların vazifesidir. Yani hakkında nas bulunmayan bir meseleyi, hakkındanas bulunan diğer bir meseleyle aralarındaki benzerlikten dolayı karşılaştırırlar.Binaenaleyh, hem kendileri, hem de hempaları ictihad yapma ehliyetinden mahrum oldukları halde kendi bağlılarını ictihad yapmaya teşvik eden bu zavallılardan aman ha aman uzak durun!. Bu adamlar dini meseleler de tahribat yaptıkları gibi kendi yandaşlarını da bu kabil tahribat'a davet ediyorlar.

(*)Bu hususlarda imam Suyuti'nin Tedribu'r-Ravi ve benzer diğer hadis istılaları (ilimleri) kitaplarında geçmektedir.

Minhac_
29-04-2007, 20:46
Bir örnek vermek gerekirse, daha önce ulemanın dizinin dibinde oturup onlardan sıhhatli ve güvenilir bir bilgi, bir ders almadıkları halde bir araya gelen birtakım insanlar, orada bulunanlara Kur'an Hadis ve tefsir (meallerini) dağıtmayı (ve bunlardan akıllarınca hükümler çıkarmayı) alışkanlık haline getirmişlerdir. Bu gibiler usul ulemasının takip ettikleri yolun dışına çıkmış kimselerdir. Çünkü, usul alimleri, " Kıyas ancak müctehidlerin vazifesidir" demişlerdir. Bunlar üstelik hadis ulemasına da muhalefet etmektedirler.

BADUH
29-04-2007, 20:50
Delil iki demek mezhepsizlik olur. Ehl-i sünnete göre delil dörtdür:

1. Kitap
2. Sünnet
3. İcma
4. Kıyas

Uzun yazacak vaktim gerçekten yok; şu yazının mütalaa edilmesini tavsiye ederim:

http://www.ihvan-forum.com/showthread.php?t=24847

Alimlerin (müctehidlerin) sözleri elbette delildir; onlara tabi' olmak lazımdır.

Kaldı ki, konuyla alakalı nasslar zikredilmiş. Şimdi biz bunlardan Mustafa İslamoğlu gibi türedi şahısların anladığına değil, Ehl-i sünnet alimlerinin çıkardıkları hükümlere tabi'yiz.

İslam alimlerine küstahça itiraz eden Mustafa İslamoğlu'nun, sanırım Ezher'de okuduğu halde, Arapçaya bile tam hakim olmadığını, çok bariz tercüme hataları yaptığını Ebubekir Sifil detaylı olarak ortaya koymuştu. İslamoğlu bu tenkidlere hiç cevap veremedi.

Mustafa İslamoğlu'nun yazısında alimleri aşağılayan çirkin ifadeler vardır. Kendisi hakkında en doğru hükmü babası vermiş: "dâl [sapık] ve mudıl [saptırıcı]!"


Hocam yani bu durumda İcma ve Kıyas Nass'sa dayanmaz mı demiş oluyorsunuz?

Hem bu konuda İcma veya Kıyas nasıl olacak ki?

Abdest konusu hicri 8. yüzyılda mı çıkmış da İcma Kıyas zikrediliyor?

Mushaf Hulefa-i Raşidin dönemine rastlıyor ki Sünnet-i Seniyye'ye dahil.

Ali Eren sonuçta net cevap vermemiş.

Başta ısrarla dedik abdestli dokunmak en azından hürmet açısından gerekir diye.

Ama vurguladığımız cevabının ilmi olmadığı ki Mustafa İslamoğlu ısrarla bunları tenkit etmiş.

Bir de 400.000 Hadis-i Şerif'i, 150 bin kitabı taramak demek baştan sona okumak demek diye algılamak da zeten kusurlu. Hele bu devirde elektronik ortamda bu husus artık saniyelere bakıyor.

Ki eskiden beri de fihriste diye birşey var. Tutup da "Tesettür" bölümünde tarayacak değil herhalde "Abdest" veya "Mushaf" konusunu.

Yani Ali Eren çok dışına çıkmış ilmi münazaranın.

Aşağılayacağım diye yapmış birde.

Minhac_
29-04-2007, 20:51
Harari'nin ictihad ve taklid hakkindaki beyanlarindan sonra Kevseri'nin su sözünü burada zikretmek uygun düser:

"...Basiretli ve aklı selim sahibi bir Müslüman (... ) Evet, böyle bir Müslüman’ın, tabiin devrinden beri bu dinin usul ve fürunun Efendimiz aleyhissalatu vesselam’dan tevarüs ettikleri gibi koruyan müctehid imamların etrafından ayrılmaya çağıran bir nara işittiğinde yahu kulağına mezheplerinden birine yönelik bir böğürtü çalındığında mutlaka bu meşum sesin çıkış yerini araştırmalı ve bu fitne yuvası muhakkak keşfedilmelidir..."

Minhac_
29-04-2007, 20:53
Aşağılayacağım diye yapmış birde.

Kim kimi asagliyor baduh.

Sana bir sorum var Mustafa Islamoglu adli yazar müctehid midir?

BADUH
29-04-2007, 21:00
"Minhac_" sen de yine yaptın "keçeli" liğini.

Doldurdun bir sürü metni araya. Abdest-Mushaf konusu gitti arada.

Yahu Mustafa İslamoğlu kadar başınıza taş düşsün (Çalıntıdır. Mehmet Efe'den).

Tamam benim de başıma Ali Eren kadar düşsün.

De şu Nass'ı getirsin bir arkadaş da ben de başlıyayım Mustafa İslamoğlu'na saydırmaya ki anlaşılan baya bir düşman edinmiş.

Yoksa hala haklı gözüküyor.

DarulErkam
29-04-2007, 21:00
Bismihi Subhanehu

ALLAH'a yarattıkları adedince hamd, Rasulu Zişan efendimize ve Sair Enbiya'ya Salat-u Selam olsun.

Mushafa abdestsiz dokunma mevzusu ile alakalı olarak Mustafa Bey'e reddiye babında ele aldığımız yazımızın bir kısmını buraya iktibas etmek istiyoruz. En doğrusunu ALLAH bilir..

Konunun bir kısmı ile alakalı olarak, bazı kaynaklardan iktibas yaparaktan, Mustafa Bey'in haddini aşan ve mübalağalı olan (400.000 kitab vs.)yazısına reddiye mahiyetinde bir yazı ele almamız gerekirse.

Mushaf'a abdestsiz dokunma meselesi.


لَّا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ

Abdullah İbn Mesud ise ayetin başındaki "Lâ"nın nefi için olduğunu belirtmek için ayete " Mâ yemessühü illel mutahharûn" diye okumuştur. (Ebû Hayyan, el-Bahru'l-Muhît, VIII, 214; Razî, et-Tefsîru'l-Kebîr, XXIX, 193. )

Ayette geçen "mess" kelimesi maddi dokunma anlamına geldiği gibi manevi dokunma anlamınada gelmektedir. Mess kelimesi, Lems kelimesi gibi ele alma , tutma , yoklama , elle dokunma , ve kadınlara dokunma cima anlamlarınada gelmektedir. Nitekim, Kur'an'ı Kerim'de bu mahiyette kullanıldığını görmekteyiz. (Bkz. Hadid 13, Cin 8'de aynı kökten türeye "iltimas" da isteme, arama anlamında kullanılmıştır. En'am 7). Messe mastarı ise bela ve musibetin dokunması, azabın / ateşin dokunması ve kadınlara dokunma manalarında kullanılmıştır. (Bkz.2 Bakara 236, 237; 3 Alu Imran 47; 19 Meryem 20; 33 Ahzab 49; 58 Mücadele 3,4. )

Tuhr kökü ise, manen temiz olma, kalblerin arındırılması, maddi kirlerden arınma ve arındırma, suyla temizlenme, cünüplükten temizlenme, hayızdan temizlenme anlamlarında kullanılmıştır. Arapça bilen kardeşlerimizinde farkedeceği gibi kök hem maddi ve hem de manevi temizlik ve arınmalar için kullanılmıştır. Hatta bu ayetlerin hepsinin hem cismani temizlik hem de nefsani temizliğe atfetmek mümkündür.

Bu cümle ya Levh-i Mahfuz anlamındaki "Kitab'ın sıfatıdır, ya da Kur'an'ı Kerim'in diğer bir sıfatıdır. İlk önermeye göre arınmış olanlardan kasıt meleklerdir. İbn Abbas, İkrime, Mücahid, Said b. Cübeyr, Cabir b. Zeyd, Ebu Nüheyk, Ebu'l-Aliye, Enes b. Malik gibi pek çok kişi bu görüştedir.

İmam Malik bu ayetle alakalı olarak şöyle görüş belirtmiştir; Bu ayetle ilgili olarak duyduğum en güzel yorum şudur: Yücelerden inen bu kitaba arınmış olanlardan başkası dokunamaz. Bu ayet, Abese suresindeki şu ayetlere paralel manadadır: ""Hayır hiç de öyle değil! Doğrusu o birö öğüttür. Dileyen onu öğüt kabul eder. O, kutsal kılınmış , yüceltilmiş , arınmış sahifeler üzerindedir. İyi kimseler, saygı değer elçilerin elindedir." (Abese 11-16)

Konunun Sünnetten referanslarını göz ardı etmek ise el çabukluğuna örnektir. İnşaallah, bununla alakalı olarak sonradan değinmeye çalışacağız.

Görüşler arasında seyahat etmek, kişi bildiğince yorumlar ve bildiğince algılar. Eğer ki kardeşimiz tercih ehli olmuş ise bunda bir sakınca yoktur.Bu konuda birçok görüş mevcuttur, ve dileyen dilediğini almakta serbesttir.Yalnız, ortaya birçok müctehidin çıkmaması için böylesi görüşlerin halk önünde serdedilmesini uygun görmüyoruz. Zira, "madem ki o yapıyor bizde yapabiliriz" gibi görüşlerin ve ilmin avamileşmesinin önüne nasıl set çekeceğiz ?

Muvaffakiyet ALLAH'tandır.

BADUH
29-04-2007, 21:01
Kim kimi asagliyor baduh.

Sana bir sorum var Mustafa Islamoglu adli yazar müctehid midir?


Yahu mümkün müdür?

Minhac_
29-04-2007, 21:05
Yahu mümkün müdür?

Peki müchtehid degilse dini bir konu hakkinda ictihad etme yetkisini nereden aliyor ve müctehidlere saklaban diyecek kadar kücülüyor?

Yani müctehidin sahip olmasi gereken sifatlara sahip olmayan birisinin müctehidleri saklaban diye nitelendirmesi komik degil midir?

Minhac_
29-04-2007, 21:09
Görüşler arasında seyahat etmek, kişi bildiğince yorumlar ve bildiğince algılar. Eğer ki kardeşimiz tercih ehli olmuş ise bunda bir sakınca yoktur.Bu konuda birçok görüş mevcuttur, ve dileyen dilediğini almakta serbesttir.





Bu ibareleri rica etsem acar misiniz Darulerkam abi.

Kimler bildigince yorumlamakta ve algilamakta serbesttirler.

Ve kimlerin görüslerini tercih etmemizde bir sakinca yoktur.

Minhac_
29-04-2007, 21:13
"Minhac_" sen de yine yaptın "keçeli" liğini.

Doldurdun bir sürü metni araya. Abdest-Mushaf konusu gitti arada.




Ictihat ehli kimdir bunu beyan etme adina alintilari yaptim ve meselede cok acik bir sekilde izah edilmis.

Bu konuda alimlerin bir ayeti delil aldiklari zikredilmisti yanlmiyorsam.

Tabi ki biz yine bu konuda müctehidlere tabii oluruz, Mustafa Islamoglu adli yazar bir müctehid olmadigina göre ictihad etme yetkisine sahib degildir.


Selametle...

BADUH
29-04-2007, 21:14
Peki müchtehid degilse dini bir konu hakkinda ictihad etme yetkisini nereden aliyor ve müctehidlere saklaban diyecek kadar kücülüyor?

Yani müctehidin sahip olmasi gereken sifatlara sahip olmayan birisinin müctehidleri saklaban diye nitelendirmesi komik degil midir?


Daha evvel de cevap vermiştim.

Ehl-i Sünnet Uleması'na, Evliya'ya, Büyüklerden herhangi birisine dahi dese eşeklik etmiştir diye.

Ama ben sadece "Abdest-Mushaf" konusunda meramını anlatamayan birinin bu konuda da kastı farklıdır diye hüsn-ü zan etmeyi tercih ederim. Tabi eşeklik hakkı saklı kalmak kaydıyla.

Yani o kelamlar hüsn-ü zannı ziyadesiyle aşan kelamlardır.

Minhac_
29-04-2007, 21:23
Ama ben sadece "Abdest-Mushaf" konusunda meramını anlatamayan birinin bu konuda da kastı farklıdır diye hüsn-ü zan etmeyi tercih ederim. Tabi eşeklik hakkı saklı kalmak kaydıyla.



Baduh kardesim,

bir örnek vereyim.

El-maide suresinin 6. ayetinin mealine dikkat et.

Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman


yüzlerinizi,



dirseklerinize kadar ellerinizi,



başlarınızı meshedip,



kaplara kadar ayaklarınızı
yıkayın

Burada 4 husus zikrediliyor.

Ama Imam Safii'ye göre abdestin farzlarini alti tanedir.

Simdi birilerinin görüsüne göre Imam Safii iki tane daha seye farzdir diyerek saklabanlik mi yapmis?

Minhac_
29-04-2007, 21:29
ben cevap vereyim.

Imam safii bu konuda iki hadisi kendisine dayanak olarak göstermistir.

Niyet farzdir demistir. Efendimizin ameller niyetlerledir hadisine dayanarak.

Sonra bunlari sirasina göre yapmak da farzdir demistir. Bu konudaa da

Efendimize baska bir konuda safa dan mi baslayalim merveden mi diye sorulunca efendimiz kurandaki siraya uyulmasini yani kursan hangisi önce zikredilmis ise ona göre amel edilmesini bildirmistir.

Iste Imam safii de bunlari delil alarak demistir ki niyet ve siraya uymak farzdir.

DarulErkam
29-04-2007, 21:30
Bu ibareleri rica etsem acar misiniz Darulerkam abi.

Ve kimlerin görüslerini tercih etmemizde bir sakinca yoktur.


Kimler bildigince yorumlamakta ve algilamakta serbesttirler.

Eğer ki usul-i boyutta bir cevap verilecekse ; Fakihler ..

Usul-i boyutta değil de, haddi bilmemenin had safhada olduğu bir dönemde "herkes" diyebilirim. Peki, ahir zaman olarak nitelendirdiğimiz ve herkafadan bir sesin çıktığı , ağzı olanın konuştuğu bir dönemde yorumlamaların ve algılamaların önüne nasıl geçeceğiz ? bir formül veyahut bir ilaç mevcut mudur ? O yüzden bu dönemde herkes serbesttir..Din'i bir oyun değil de hayatın her alanına şumul eden ve rıza-i bari'ye muvafık görme mahreki addeden kişiler için ise durum farklıdır.

Kişi, arabasında motor aksamına dair bir sekamet husule gelse araba tamircisine gider. Vücuduna dair bir sekamat husule gelse doktora gider ve işin ehline danışır. Lakin din konusuna geldiğinde ise, bizzatihi müşahede ettiğimiz durum; herkes (herkesten kastımız "cem'i kesret") tercümeler üzerinden ve alimin yıllarını verip, dirsek çürüttüğü, kafa yorduğu , doğru yada hatalı olan görüşünü kendi görüşü gibi lanse edip, işi ehline (Kur'an'ın fehvasınca) danışmamasıdır.

Mustafa İSLAMOĞLU hakkında konuşmak gerekirse, isimler üzerinden konuşmak pek adetimiz olmasa da kendisine ALLAH'tan selamet diliyoruz. Ama çalışmaları noktasında ise ALLAH kendisinden razı olsun, çok iyi çalışmaktadır. Bazı hataları ve haddi aşmaları olsada İslam'a hizmeti büyüktür. Hatasız dost arayan dostsuz kalır..bu söz mucibince hatasız müslüman arayan da kardeşsiz kalır.

Fetva noktasında ise ictihad kapısının kapandığına dair yapılacak bir beyanat, doğacak yeni konular hakkında "İslam" ı bir köşeye sıkıştırmak olacaktır. Faraza "organ nakli mevzusu", "sigorta mevzusu", "kesilen uzvun geri dikilmesi mevzusu"
Akılda kalması babından; bugün hırsızı Kur'an'ın önerdiği manadaki el kesme haddi uygulansa ve hırsızın eli kesildikten sonra hırsız bu elini alıp gidip diktirse ne olacak ?

Muvaffakiyet ALLAH'tandır...

Selamlar...

Minhac_
29-04-2007, 21:35
Usul-i boyutta değil de, haddi bilmemenin had safhada olduğu bir dönemde "herkes" diyebilirim. Peki, ahir zaman olarak nitelendirdiğimiz ve herkafadan bir sesin çıktığı , ağzı olanın konuştuğu bir dönemde yorumlamaların ve algılamaların önüne nasıl geçeceğiz ? bir formül veyahut bir ilaç mevcut mudur ? O yüzden bu dönemde herkes serbesttir



Serbesttir derken herkesin kesbi vardir demek istiyorsunuz sanirim.

Ama özürlü degillerdir, yani yanlis bir yola girdiklerinde hesaba cekileceklerdir.

Selametle kalin...

BADUH
29-04-2007, 21:37
Baduh kardesim,

bir örnek vereyim.

El-maide suresinin 6. ayetinin mealine dikkat et.

Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman

yüzlerinizi,
dirseklerinize kadar ellerinizi,
başlarınızı meshedip,
kaplara kadar ayaklarınızıyıkayın

Burada 4 husus zikrediliyor.

Ama Imam Safii'ye göre abdestin farzlarini alti tanedir.

Simdi birilerinin görüsüne göre Imam Safii iki tane daha seye farzdir diyerek saklabanlik mi yapmis?

"Minhac_".

Keçeli.

Dedik ya adam eşeklik etmiş diye.

Uzatmak niye?

Ayrıca konuyla daha doğrusu Nass konusunda bir tek "DarulErkam" net sayılabilecek bir cevap vermiş.

Daha doğrusu zikredilen Ayet-i Kerim'e ile ilgili kısa bir tefsir getirmiş. Devamını getireceğim demiş. Ki zikrettiğinden anladığımız İslamoğlu isabet etmemiş değildir.

Konu hala netleşmedi.

Zikrettiğin ayetteki 4 husus farz-ı Kat'idir ki her mezhep kabul eder. İmam Şafii Hazretleri'nin ilave zikrettiği 2 Farz ise Farz-ı Kat'i değil Farz-ı Amelidir.

Farz-ı Kat'i'yi inkar eden dinden çıkar. Farz-ı Ameli'yi inkar eden çıkmaz.

Abdest alırken başın meshedilmesi Farz-ı Kat'i'dir. Ama miktarı da Farz-ı Amelidir.

Burda sorun yok ki.

Ben dahi bu meseleyi cevapladıktan sonra Mustafa İslamoğlu herhalde sadece bu da ne diye gülüp geçecektir.

Yani adamcağız müçtehit değildir dediysek ilim ehli de değildir demedik.

Minhac_
29-04-2007, 21:42
Ben dahi bu meseleyi cevapladıktan sonra Mustafa İslamoğlu herhalde sadece bu da ne diye gülüp geçecektir.


Anlatmak istedigim mesele su idi Baduh alimler bir sey hakkinda farz veya haram demisler ise illa da kitapta veya sünnette acikca geciyor olmasi sart degildir.

En-Nevevi gibi büyük alimler bu konu hakkinda farz demisler. Biz onlarin her konuda neye göre kiyasta bulunduklarini icma ettiklerini bilemeyiz. Bilecek olsak zaten alim olmus oluruz.

Mustafa islamoglu ise Kurana abdestsiz dokunulmaz diyen alimlerin sözünü reddetmek ile kendi ilmi derecesini isbat etmistir.

Herneyse ben dinimi müchtehidlerden, ehli olan kisilerden ögrenirim.

Bir yazardan degil.

Selametle kalin...

DarulErkam
29-04-2007, 21:54
Mushafa abdestsiz dokunulamaz hükmüne referans gösterilen delillere değinmek gerekirse ;

Bir yolculuk sırasında abdest bozduktan sonra arkadaşlarının yanına gelen Selman-ı Farisi'ye arkadaşları, " Bir su bulsak da abdest alıp bizlere Kur'an okusan!" dediklerinde o, " Ben mushafa dokunacak değilim. Çünkü "ona temiz olanlardan başkası dokunamaz." der ve ardından abdestsiz olarak onlara Kur'an okur. Bu rivayette dikkat çekici olan husus Hz.Selman'ın ayeti aynen aktarmasıdır.(Ahmed b. Muhammed et-Tahâvî, Ahkâmü'l-Kur'âni'l-Kerîm, I, 117; Dârakutnî, Sünen, II, 124; Zeyleî, Nasbü'r-Râye, I, 284; Suyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr, VIII, 27)

Başka bir rivayette ise Peygamberimizin bir takım hükümler bildirmek üzere, Necran'a heyet gönderirken Amr b. Hazm'a yazdığı uzun mektubunda şu hüküm yer almıştır : "Kur'an'a ancak temiz olanın dokunması..." Hz.Peygamber Hicretin onuncu yılında, yeni müslüman olan Necranlılara dinin hükümlerini öğretmek üzere gönderdiği Amr'a yazdığı bu emirnamede, islam'ın emirlerini açıklamasını istemiş, Halka Kur'an okuma ve Kur'an'ın içeriğini öğretmekle de görevlendirmiş ve bu meyanda temiz olmayanları Kur'an'a dokunmaktan insanları menetmesi de kendisinden istenmiştir. Kendisine yazılan mektupta, islam'ın öncelik verdiği konuların zikredilmesi, Mushafa abdestsiz dokunulmaması hükmünün önemini ortaya koymaktadır.


Muvaffakiyet ALLAH'tandır..

Selam ve dua ile..

Minhac_
29-04-2007, 21:55
Bir de bu meselede ihtilafli görüsler de mevcuttur alimler arasinda, bazi durumlari özür olarak kabul etmislerdir.

Bakin nette bir bilgiye ulastim.

Deniyor ki:

Peygamber Efendimiz de Yemenlilere yazdığı bir mektupta, Kur’ân-ı Kerim’e ancak abdestli olarak ve guslü gerektiren hallerden temizlendikten sonra el sürülebileceğini bildirmiştir.2


2Dârimî, Talâk: 3.

Böyle bir bilgi verilmis. Ben sadece naklediyorum bunu degerlendirmek de tabi ki alimlerin isi benim degil.

BADUH
29-04-2007, 22:10
Anlatmak istedigim mesele su idi Baduh alimler bir sey hakkinda farz veya haram demisler ise illa da kitapta veya sünnette acikca geciyor olmasi sart degildir.

En-Nevevi gibi büyük alimler bu konu hakkinda farz demisler. Biz onlarin her konuda neye göre kiyasta bulunduklarini icma ettiklerini bilemeyiz. Bilecek olsak zaten alim olmus oluruz.

Mustafa islamoglu ise Kurana abdestsiz dokunulmaz diyen alimlerin sözünü reddetmek ile kendi ilmi derecesini isbat etmistir.

Herneyse ben dinimi müchtehidlerden, ehli olan kisilerden ögrenirim.

Bir yazardan degil.

Selametle kalin...

Değiştirmeseydiniz teşekkür edip konunun dışına çıkmayı düşünmüştüm ama baktım ki değiştirmişsiniz.

Bu noktada şiddetli itirazım olacak ki Mustafa İslamoğlu'nun itirazı da aslında aynıdır.

İmam Şafii Hazretleri Abdestin Farzları 6 tanedir derken 2 ilave için delil olarak Hadis-i Şerif vs. zikrediyor ki Nass'tır sonuçta. Kimse de itiraz noktasında ağzını dahi açma cüreti gösteremiyor.

Ama siz derseniz ki: "Filanca İmam-Müçtehit bu konu Farz'dır demiştir ve bana demiş olması yeterlidir ve delil sunması gerekmez" o zaman haklı bir itiraz söz konusu olur.

Hiçbir İslam Alimi delil göstermeden bir konuda fetva veremez ki vermemiştir.

Ki veren de İslam Alimi olamaz.

Eğer verdi derseniz de bu ona bir iftiradır.

Zira bu konuda ki Ayet ve Hadis-i Şerifleri hatırlamakta fayda var.

Anlaşılan Mustafa İslamoğlu bu konuda hiçbir İslam Aliminin delili yoktur derken isabet etmiş.

Zira delilden ziyade zanlar ortada dönüp duruyor.

Yani hüsn-ü zan etmek bu noktada İslam Alimlerine iftiraya dönüşüyor.

Zira İslam Alimleri delilsiz bir kelam dahi edemezler fetva noktasında.

Minhac_
29-04-2007, 22:13
İmam Şafii Hazretleri Abdestin Farzları 6 tanedir derken 2 ilave için delil olarak Hadis-i Şerif vs. zikrediyor ki Nass'tır sonuçta. Kimse de itiraz noktasında ağzını dahi açma cüreti gösteremiyor.





Bazi alimlerin de bir ayeti delil alarak Kurana dokunmak icin Abdest almaya farz denildigi beyan edilmis.

Onlarin da bir dayanagi var denilmis degil mi?

Minhac_
29-04-2007, 22:17
Anlaşılan Mustafa İslamoğlu bu konuda hiçbir İslam Aliminin delili yoktur derken isabet etmiş.



Mustafa Islamoglu alimleri, müchtehidleri delilsizlikle suclamis oluyor ki kendisi müctehid seviyesinde degildir.

Pekala imam safiiye de Efendimiz sirayi gözetin derken sadece safa ve merve meselesini kastetmistir, sen anlamadin sözün batildir diyebilir miyiz? Onun görüsünü hice sayabilir miyiz?

Mustafa Islamoglu alimlerin dayanaklarini kabul etmiyor.

Minhac_
29-04-2007, 22:19
Mushafa abdestsiz dokunulamaz hükmüne referans gösterilen delillere değinmek gerekirse ;

Bir yolculuk sırasında abdest bozduktan sonra arkadaşlarının yanına gelen Selman-ı Farisi'ye arkadaşları, " Bir su bulsak da abdest alıp bizlere Kur'an okusan!" dediklerinde o, " Ben mushafa dokunacak değilim. Çünkü "ona temiz olanlardan başkası dokunamaz." der ve ardından abdestsiz olarak onlara Kur'an okur. Bu rivayette dikkat çekici olan husus Hz.Selman'ın ayeti aynen aktarmasıdır.(Ahmed b. Muhammed et-Tahâvî, Ahkâmü'l-Kur'âni'l-Kerîm, I, 117; Dârakutnî, Sünen, II, 124; Zeyleî, Nasbü'r-Râye, I, 284; Suyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr, VIII, 27)

Başka bir rivayette ise Peygamberimizin bir takım hükümler bildirmek üzere, Necran'a heyet gönderirken Amr b. Hazm'a yazdığı uzun mektubunda şu hüküm yer almıştır : "Kur'an'a ancak temiz olanın dokunması..." Hz.Peygamber Hicretin onuncu yılında, yeni müslüman olan Necranlılara dinin hükümlerini öğretmek üzere gönderdiği Amr'a yazdığı bu emirnamede, islam'ın emirlerini açıklamasını istemiş, Halka Kur'an okuma ve Kur'an'ın içeriğini öğretmekle de görevlendirmiş ve bu meyanda temiz olmayanları Kur'an'a dokunmaktan insanları menetmesi de kendisinden istenmiştir. Kendisine yazılan mektupta, islam'ın öncelik verdiği konuların zikredilmesi, Mushafa abdestsiz dokunulmaması hükmünün önemini ortaya koymaktadır.


Muvaffakiyet ALLAH'tandır..

Selam ve dua ile..

Bunlari da aktarmisti Darulerkam sanirim gözünüzdenn kacmis olmali

ben de su bilgiye rastladigimi söylemistim:
Bakin nette bir bilgiye ulastim.

Deniyor ki:

Peygamber Efendimiz de Yemenlilere yazdığı bir mektupta, Kur’ân-ı Kerim’e ancak abdestli olarak ve guslü gerektiren hallerden temizlendikten sonra el sürülebileceğini bildirmiştir.2


2Dârimî, Talâk: 3.

Böyle bir bilgi verilmis. Ben sadece naklediyorum bunu degerlendirmek de tabi ki alimlerin isi benim degil.

BADUH
29-04-2007, 22:29
Bazi alimlerin de bir ayeti delil alarak Kurana dokunmak icin Abdest almaya farz denildigi beyan edilmis.

Onlarin da bir dayanagi var denilmis degil mi?

O ayeti müfessirler farklı tefsir ediyorlar ve delil değildir diyorlar aynı zamanda.

Yani sorun, zikredilen İslam alimlerinin, net olarak bu konudaki görüşlerini kimse aktarmıyor.

Dedik ya ısrarla. Hafızlık yapana, ilimle iştigal edene caiz deniyor vs. Ama ortada net bir ilmi hüküm sunulmuyor.

Yani itirazlar çoğunlukla zan şeklinde.

Hani getirin Mustafa İslamoğlu'nun taradım dediği kitaplardan bir hükmü deliliyle, konu kapansın.

Var diyen de sadece laf kalabalığı yapmış gibi.

Yani bu konu o kadar mühim gözükürken yok mu Kütübü Sitte'de bir Hadis-i Şerif? Yok mu İmam-ı Azam'ın fetvası veya başka bir mezhep İmamının fetvası. Veya yazıldı da benim gözümden mi kaçtı?

Epey araştıracağız anlaşılan.

Araştıralım ve sonra devam edelim inşaAllah.

Minhac_
29-04-2007, 22:32
Yukardaki iletileri okudunuz mu?

Minhac_
29-04-2007, 22:33
Yok mu İmam-ı Azam'ın fetvası veya başka bir mezhep İmamının fetvası. Veya yazıldı da benim gözümden mi kaçtı?[/B]



Alimlerin fetvasi basta zikredilmisti ama gözünden kacmis olmali demek ki.

BADUH
29-04-2007, 22:42
Yukardaki iletileri okudunuz mu?

Ön izleme yaparken gördüm ve son cümleleri bilhassa son cümleyi sonradan ilave ettim.

Araştıracağım nasipse inşaAllah.

Bazı yerlere e-maille veya sitelerinden danışacam inşaAllah.

Bilahare devam ederiz inşaAllah.

Yine gördüm ön izlemede.

Alimlerin fetvalarından kastım dayandırdıkları deliller idi.

Şimdilik araştırmak üzere ben çekiliyorum.

İyi geceler diliyorum.

Nasipse devam ederiz inşaAllah.

Murat Yazıcı
29-04-2007, 22:43
Hani getirin Mustafa İslamoğlu'nun taradım dediği kitaplardan bir hükmü deliliyle, konu kapansın.


Yazışmaların hepsini okuyamadım. Burada tam olarak ne tartışılıyor, bilemiyorum. Ama, Mustafa İslamoğlu İmam-ı Süyuti'nin Itkan isimli eserini öne sürüyor. Ali Eren de şu cevabı vermiş:

Madem "ltkan"ı kaynak eser kabul ediyorlar; biz de aynı eserden iktibas yapalım:
"Bizim ve âlimler topluluğunun görüşü, abdestsiz olanın Kur'an'a dokunmasının haram olduğudur. O abdestsiz olan, ister küçük abdest (namaz abdesti) almamış olsun, isterse büyük abdest (yani gusül abdesti). Çünkü Kur'an-ı Kerim'de, 'Kur'an'a ancak temiz olanlar dokunabilir' buyurulmaktadır. Sünen-i Tirmizi ve diğerlerinde geçen bir hadis şöyledir: Kur'an'a ancak abdestli olanlar dokunabilir." (İtkan 2/1188 Dâr-ı İbn-i Kesir/Beyrut)

Kitabın dipnotu şöyle: Aynı hadis Dârimî'nin Talak bahsinde "Nikâhtan önce boşama olmaz" babında 2183 numarayla, Dâre Kutnî'de ise Taharet bahsinde "Abdestsiz olanın Kur'an'a dokunmasının yasak olması" babında yer almaktadır.

Minhac_
29-04-2007, 22:49
Yazışmaların hepsini okuyamadım. Burada tam olarak ne tartışılıyor, bilemiyorum. Ama, Mustafa İslamoğlu İmam-ı Süyuti'nin Itkan isimli eserini öne sürüyor. Ali Eren de şu cevabı vermiş:

Madem "ltkan"ı kaynak eser kabul ediyorlar; biz de aynı eserden iktibas yapalım:
"Bizim ve âlimler topluluğunun görüşü, abdestsiz olanın Kur'an'a dokunmasının haram olduğudur. O abdestsiz olan, ister küçük abdest (namaz abdesti) almamış olsun, isterse büyük abdest (yani gusül abdesti). Çünkü Kur'an-ı Kerim'de, 'Kur'an'a ancak temiz olanlar dokunabilir' buyurulmaktadır. Sünen-i Tirmizi ve diğerlerinde geçen bir hadis şöyledir: Kur'an'a ancak abdestli olanlar dokunabilir." (İtkan 2/1188 Dâr-ı İbn-i Kesir/Beyrut)

Burada hadis oldugu da söylenmis dikkatinize.

BADUH
29-04-2007, 23:46
Net'te bulduğum bir açıklama var. Şimdilik onu aktarayım.

Linki: http://golhisarmuftulugu.gov.tr/kaynak2000_kutuphanesi/TefhimulKuran/015/1165.htm (http://golhisarmuftulugu.gov.tr/kaynak2000_kutuphanesi/TefhimulKuran/015/1165.htm)

Açıklamayı aşağıya alıntılıyorum. Kendi lehime olan yerleri kırmızıyla işaretliyorum. Çok lehime olanları da ayrıyeten koyu yapıyorum :oleyo:.

Biraz hoş değil gibi kopyala/yapıştır ama konu epey önem arzetti. Önemine binaen hoş görün inşaAllah:

"
74- Şu halde büyük Rabbini ismiyle tesbih et.(35)
75- Hayır,(36) yıldızların yer (mevki) lerine yemin ederim.
76- Şüphesiz bu, eğer bilirseniz gerçekten büyük bir yemindir.
77- Hiç tartışmasız bu, Kur'an-ı Kerim'dir.(37)
78- Saklanmış-korunmuş bir kitapta (yazılı) dır.(38)
79- Ona, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunmaz.(39)
80- Alemlerin Rabbinden indirilmedir.

AÇIKLAMA

35. Yani Allah'ın mübarek ismini açıkça tesbih edin ve O'nun her tür eksiklik, ayıp ve kusurdan münezzeh olduğunu beyan edin. Çünkü kafirler ahireti ve tevhidi inkar ederlerken, şirki ve küfrü seçerken bunu Allah'a atfetmektedirler.
36. Yani, "sizlerin sandığı gibi değildir." Burada Kur'an'ın Allah tarafından nazil olduğuna yemin edilirken lam-elif kullanılmış olmasından anlaşıldığına göre, bazı kimseler Kur'an hakkında yanlış iddialar ortaya atmışlardır. İşte burada bu iddialara reddiye olmak üzere yemin edilmektedir.
37. Yıldızların mevkilerine yemin edilmesinin amacı, onların muhtelif mesafelerde bulunmuş olmalarındandır. Kur'an'ın yüce mertebeye haiz bir kitap oluşu dolayısıyla yine muhkem ve merbut olan yıldızlar sistemine yemin ediliyor.
Yani bu nizam, nasıl muhkem ve merbut ise Kur'an da muhkem ve merbut bir sözdür. Dolayısıyla kainattaki bu gezegenler sistemini yaratan Zat ile Kur'an'ı nazil eden Zat aynıdır. Yıldızlar gökte nazıl yayılmışlarsa ve görünüşte hiçbir bağlantıları yokmuş gibi görünüyorlarsa -ki aslında birbirlerine sıkıca bağlı bir sistem içindedirler- Kur'an'ın ayetleri de aynı şekilde birbirlerine bağlı, uyum ve ahenk içindedirler. Bir hayat nizamını tebliğ eden bu kitaptaki sistem, bir inanca dayalı ahlak, ibadet medeniyet, kültür, ekonomi, adalet, barış ve savaş kanunlarını, kısaca hayatın tüm yönlerini kapsamaktadır. Ve bu hayat nizamının el kitabında emredilen tüm talimatlar birbiriyle uyum içinde olmalarına rağmen ayrı mahal ve mevkilerde indirilmiştir. Ayrıca bu gezegenler sistemi nasıl bağımsız ise ve kendisinde hiç bir değişiklik yapılamazsa, Kur'an da aynı şekilde muhkem ve merbut bir yol göstericidir.
38. Yani, Levh-i Mahfuz'da. Bundan dolayı Kitab-ı Meknun (korunmuş kitap) denilmiştir. Öyle ki, hiç kimse ona yaklaşamaz. Yani Kur'an, Rasulullah'a (s.a) nazil olmadan önce Allah indinde mahfuz idi. Dolayısı ile hiç kimse onu değiştiremez ve ona yaklaşamaz.
39. Bu ayet, kafirlerin, "Kur'an'ı Muhammed'e Allah vahyetmiyor. O'na cinler ve şeytanlar ilka ediyorlar" şeklindeki iddialarına bir reddiyedir. Nitekim bu iddialanın cevabı Kur'an'ın muhtelif yerlerinde verilmiştir. Örneğin, Şuara Suresi'nde (210-212) şöyle buyurulmuştur:
"O Kur'an'ı şeytanlar indirmedi. Bu onlara yaraşmaz ve zaten yapamazlar da, çünkü onlar işitmekten uzaklaştırılmışlardır."
Aynı konu bu ayette de ele alınmıştır. "İlla'l-Mutahharun" (Temiz olanlar hariç) Yani Kur'an'ın vahyolunmasına, nüzulüne, değil şeytanların müdahale etmesi, tahir (temiz) olan meleklerden başkası onun yanına dahi yaklaşamaz. Melekler için "mutahharûn" ifadesinin kullanılmasının nedeni, Allah'ın onları her türlü kötülükten arınmış varlık kılmış olmasıdır.
Bu ayeti, Enes bin Malik, İbn Abbas, Said bin Cübeyr, İkrime, Mücahid, Katade, Ebu-l Aliye, Süddî, Dahhak ve İbn Zeyd yukarıda açıkladığımız şekilde yorumlamışlardır. Nitekim ayetin siyak ve sibakından da aynı anlam çıkmaktadır. Zira bu ayet, kafirlerin Tevhid ve Ahiret akidesi hakkında yanlış düşünceleri beyan edilirken onların bu yanlışlarının vurgulanması sadedinde zikredilmiştir.
Kur'an yüce bir kitap olduğu ve hiç kimsenin ona müdahale edemeyeceği gerçeğinden hareketle yıldızlar üzerine yemin edilmiştir. Çünkü O, Allah indinde mahfuzdur ve ayrıca Hz. Peygamber'e (s.a) nazil olurken pâk ve temiz (Mutahharûn) meleklerden başkası O'na yaklaşamaz. Bazı müfessirler ayette geçen (La) yı nehiy La'sı olarak kabul etmiş, ayeti "temiz olanlardan başkasının Ona dokunmaması gerekir" şeklinde yorumlamıştır. Bazıları ise nehiy "La"sı olarak kabul etmiş ve ayete "temiz olanlardan başkası Ona dokunamaz" şeklinde anlam vermiştir. Bu müfessirler, bu nehyin, Rasulullah'ın (Müslümanlar kardeştir. Biri diğerine zulm etmez." hadisindeki gibi kullanıldığı görüşündedirler. Yani, "Bir Müslüman diğerine zulmetmesin" denilmek istenmiştir. Dolayısı ile ayetin anlamı da "temiz olmayan bir kimse Kur'an'a dokunmasın" şeklinde anlaşılmalıdır.
Ancak bu yorum ayetin siyak ve sibakı ile uygunluk arzetmemektedir. Çünkü ayette kafirlere seslenilmektedir. Yani şöyle buyurulmuştur: "Bu, Allah tarafından nazil edilen bir sözdür ve "Rasulullah'a cinler ve şeytanlar ilka ediyorlar" şeklindeki düşünceniz batıldır. Zira O'na temiz olandan başkası yaklaşamaz bile."
Görüldüğü gibi bu ayetten, "Kur'an'a abdestsiz dokunmak yasaktır" şeklinde fıkhi bir hüküm çıkarmak doğru değildir ve açıkça ayetin nüzul sebebinin de bu olmadığını söyleyebiliriz. Ancak, Allah indinde bu kitaba temiz olanların dışında hiç bir mahluk nasıl yaklaşamaz ise, dünyada da bu kitaba, ilahî bir kitap olarak iman edenlerin, temiz olmadan ona dokunmaktan kaçınmaları gerektiği öne sürülebilir. Bu mesele hakkında muhtelif rivayetleri aşağıda zikretmekte yarar görüyoruz:
1) İmam Malik'in Muvatta adlı eserinde, Abdullah bin Ebubekir, Muhammed bin Ömer bin Hazm'dan naklettiği rivayete göre, Hz. Peygamber'in (s.a.) , Ömer bin Hazm ile Yemen beldesi liderlerine gönderdiği yazılı emirlerden biri "La yemessuhûl-Kur'ane illa tahîrûn" şeklindedir. Aynı konu ile ilgili mürsel bir rivayeti Ebu Davud, İmam Zühri'den nakletmiştir. O, Rasulullah'ın Ebu Bekir Muhammed bin Ömer bin Hazm ile gönderdiği yazılı vesikayı Ömer bin Hazm'ın elinde gördüğünü söylemektedir.
2) Hz. Ali'nin rivayet ettiğine göre, cünüplüğün dışında hiçbir şey Hz. Peygamber'i Kur'an okumaktan alıkoymazdı. (Ebu Davud, Tirmizi, Nesei)
3) İbn Ömer'den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber, cenabet ve hayız halinde olanların Kur'an okumamalarını emretmiştir. (Ebu Davud, Tirmizi)
4) Buhari'nin rivayet ettiğine göre, Bizans İmparatoru Herakliyus'a Hz. Peygamber'in (s.a.) gönderdiği mektupta "Ey Ehli Kitap, sizinle bizim aramızdaki ortak bir kelimeye gelin..." ayeti yazılı idi.
Bu mesele hakkında Sahabe ve Tabiun'dan çeşitli görüşler naklediyoruz.
Hz. Selman el-Farisî "Abdestsiz Kur'an okumanın bir sakıncası yoktur ama dokunmak caiz değildir." demiştir. Sa'd bin Ebi Vakkas ve İbn Ömer de aynı görüştedirler. Hasan Basri ve İbrahim Nehaî, "Abdestsiz Kur'an'a dokunmak mekruhtur" demişlerdir. (Ahkamûl-Kur'an, el-Cessas) Ayrıca Ata, Tavus, Şa'bî ve Kasım bin Muhammed'den de aynı görüş nakledilmektedir. (El-Muğni, İbn Kudeme) "Kur'an'ı, dokunmamak kaydıyla görerek ve ezbere okumak, abdestsiz de caizdir" şeklindeki görüşe hepsi katılmaktadır. Hz. Ömer, Hz. Ali, Hasan Basri, İbrahim Nehai ve İmam Zühri'ye göre Cünüp, hayız ve nifas halinde Kur'an okumak mekruhtur. İbn Abbas ise, Kur'an okumayı düzenli bir şekilde devamlı sürdüren kimseler için, "ezberden okuyarak devam etsinler" demiş ve kendisi de bu şekilde davranmıştır. Said bin Müseyyeb ve Said bin Cübeyr kendilerine bu meseleyle ilgili bir soru yöneltildiğinde "Zaten Kur'an hafızalarda saklı değil mi? O halde okunmasında ne zarar var?" diye cevap vermişlerdir. (El-Muğni ve İbn Hazm, El-Muhalla)
Fakihlerin görüşleri:
İmam Kâşânî, "Bedaiüs-Senayî" adlı eserinde Hanefilerin görüşlerini açıklarken şunları söylüyor: "Nasıl abdestsiz namaz kılmak caiz değil ise abdestsiz Kur'an'a dokunmak da caiz değildir. Fakat Kur'an bir kılıf içinde bulunuyorsa dokunulabilir." Bazıları Kur'an'ın cildini kılıf kabul ederler. Ayrıca tefsir kitaplarına veya ayetin yazıyla bulunduğu herhangi bir şeye de abdestsiz dokunulmamalıdır. Fıkıh kitaplarına dokunulabilir ama abdestli dokunmak müstehaptır. Çünkü bu eserlerde de ayet bulunmaktadır. Bazı Hanefî fakihleri, Kur'an ayetlerinin yazılı olduğu şeylere abdestsiz dokunulabileceğini söylemektedirler. Nitekim haşiyelere de dokunulabilir. Fakat haşiyelerin de Kur'an'ın bir parçası sayılması gerektiği bir hakikattir. "Kur'an'a dokunmadan ezbere okumak ise caizdir" Ancak Fetevay-ı Hindiye'ye göre çocuklar bu hükümden istisna kılınmışlardır. Abdestsiz olsalar bile öğrenmeleri için çocukların eline Kur'an verilebilir.
Şafiî mezhebi imamlarından, İmam Nûdi, "el-Minhac" adlı eserinde Şafiilerin görüşlerini şöyle açıklar:
"Namaz ve Tavaf'da olduğu gibi Kur'an'a abdestsiz dokunmak haramdır. Kur'an cilt içinde olursa da bu caiz değildir. Şayet Kur'an valiz içinde, para üzerinde veya tefsirde olursa, bunlara abdestsiz dokunulabilir. Ancak Kur'an bir tahtada yazılı ise veya sandık içinde ise tahtaya veya sandığa abdestsiz dokunmak caiz değildir. Ayrıca çocuklar abdestsiz Kur'an'a dokunabilirler. Abdestsiz Kur'an okuyan bir kimse sopa vb. araçlarla Kur'an'ın sayfalarını çevirebilir."
Malikî Mezhebi, abdestsiz Kur'an'a dokunulmayacağı konusunda Cumhur ile ittifak halindedir. Fakat öğretmen ve öğrenci Kur'an öğrendikleri, öğrettikleri için bu hükümden istisna edilmişlerdir. Hatta Kur'an öğrenmek için hayızlı kadınlar dahi Kur'an'a dokunabilirler. İbn Kudame, el-Muğni adlı eserinde İmam Malik'in görüşünü nakletmiştir. "Cünüp bir halde Kur'an okumak yasaktır. Ama hayız halinde kadının Kur'an okuması caizdir. Çünkü, onu uzun bir süre Kur'an okumaktan nehyederseniz, Kur'an'ı unutur."
İbn Kudame'nin naklettiğine göre "Hanbeli Mezhebinde cünüplük, hayız ve nifas halinde Kur'an veya Kur'an'dan tam bir ayet okumak caiz değildir. Ancak "bismillah", "elhamdülillah", "maşaallah" demek caizdir. Gerçi bunlar da Kur'an ayetlerinden bir cüzdür ama, Kur'an okuma gayesiyle söylenmediğinden, denilmesinde bir mahzur yoktur. Kur'an'a abdestsiz dokunmak ise kesinlikle caiz değildir. Ancak bir ayetin yazılı olduğu fıkıh kitabına veya mektuba dokunulabilir. Ayrıca Kur'an kılıf içinde ise yine abdestsiz ona dokunmak caizdir. Tefsir kitaplarına da dokunulabilir. Şayet Kur'an'a dokunmak acilen gerektiyse, teyemmüm alınır ve öyle dokunulur. "Dört Mezhebin Fıkıh Kitabı"nda Hanbeli Mezhebi'ne göre "çocukların abdestsiz olarak Kur'an'a dokunmaları doğru değildir. Çünkü onlara abdest aldırmak büyüklerin görevleridir" denilmektedir.
Zahiriye Mezhebine göre, Kur'an'ı okumak veya dokunmak her halükârda (cünüp, hayız, nifas, abdestsiz vs.) caizdir. (İbn Hazm, el-Muhalla, cilt: 1, sh. 77-84) Bu meseleyi ayrıntılı bir şekilde ele alan İbn Hazm, kendi görüşleri hakkında sağlam deliller öne sürmüş ve "Fakihlerin Kur'an'a dokunmak ve okumak hakkında ileri sürdükleri delillerin hiç biri ne Kur'an'da ne de Sünnet'te sabit değildir" demiştir.
"

BADUH
29-04-2007, 23:59
Şimdi de Diyanet'in bu konudaki görüşünü aktarayım.

Linki: http://www.diyanet.gov.tr/turkish/weboku.asp?id=836&yid=33&sayfa=40 (http://www.diyanet.gov.tr/turkish/weboku.asp?id=836&yid=33&sayfa=40)

Benim anladığım Diyanet bu konuda kararsız gibi. Yani zoraki yazmış gibi. Zira delil zikredip (ki net zikretmemiş) sonrasında "esasen..." diye devam etmek de ne ola ki?

"
B) ABDESTİN GEREKLİLİĞİ

Abdest başlı başına ve bizzat amaç olan bir ibadet değil belli ibadetleri yapmayı mubah kılan, kulun bu ibadetlere mânen ve ruhen hazırlanmasına ve bu ibadetlerden âzami verim elde etmesine yardımcı olan vasıta (vesile) ibadettir. Bazı ibadetler ve fiiller içinse abdestli olmak dinen gerekli görülmemiş olsa bile, taşıdığı birçok maddî ve mânevî faydalar sebebiyle tavsiye edilmiştir. Bundan dolayı abdestin dinî değer ve bağlayıcılık hükmü farz, vâcip ve mendup şeklinde üç çeşittir.

Namaz kılmak, Kâbe'yi tavaf etmek, tilâvet secdesi yapmak, Kur'an'a dokunmak için abdest dinen gereklidir. Sünnî mezheplerin çoğu bunların farz olduğunda görüş birliğinde olup yalnız Hanefîler Kâbe'yi tavafta abdesti vâcip görürler. Kur'an'a dokunmak için abdestin farz olduğu hükmü, Kur'an'a ve Sünnet'e de (el-Vâkıa 56/79; Beyhaký, Sünen, I, 87-88) dayandırılmakla birlikte esasen müslümanların Kur'an'a atfettikleri önemi ve ondan istifadeyi âzami ölçüye çıkarma gayretlerini yansıtan ve bünyesinde birçok sosyal ve psikolojik gerekçeyi barındıran kolektif şuur konumundadır.
"

Murat Yazıcı
30-04-2007, 06:54
İbni Hazm ve Zahiriler hakkında:

Kıyas'ı inkâr eden İbn Hazm, bu iddiası sebebiyle, bırakalım bir “İslâm alimi”ni, aklı başında sıradan bir kimsenin bile gülüp geçeceği şeyler söylemiştir. Mesela Kur'an ve Sünnet'de domuz etinin haram olduğu zikredilmiştir. Ama domuzun yağının haram olduğuna dair ne Kur'an'da , ne de Sünnet'te herhangi bir hüküm yoktur. Sırf bu gerekçeyle İbn Hazm, domuzun yağının haram olmadığını söylemiştir. İşte kıyasın reddedilmesi sonucunda varılacak komik nokta budur. (Ebubekir Sifil, Semerkand Dergisi)

Bu husus bir yana, Mushafın abdestsiz tutulabileceğini söyleyenlerin durumu bana şu yazıyı hatırlattı (sözüm meclisten dışarı): Hindistanlı Ehl-i Sünnet alimlerinden Allame Muhammed Abdurrahman Silheti diyor ki:

“Mişkat’ı şerheden Tayyibi (Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız) kelamını açıklarken diyor ki: Mezheblerin ruhsatları ile amel etmek –ki buna telfik denir- zındıklık yoludur. Celalüddin-i Suyuti rahmetullahi aleyh Tevarih-i hulefa’sında, Abbasi halifelerinden Mu’tedid-i Billah’ın hal tercümesini bildirirken diyor ki: (Kadı İsmail buyurur. Bir gün Mu’tedid-i Billah’ın yanına gittim. Bana bir kitap verdi. Açıp okuyunca ne göreyim. Halife için alimlerin yani her mezhebin ruhsatlarındaki zellelerden, hatalardan derlenmiş. Bunu derleyen zındıkdır, dinsizdir dedim. Uydurma mıdır? dedi. Hayır, lâkin bir kısım sarhoş eden şeylere mübah diyen, mü’ta nikahına mübah demedi; mü’taya mübah diyen, şarkıya çalgıya mübah demedi. Her alimin bir zellesi, yanılması olabilir. Alimlerin zellelerini, yanılmalarını alanın dini gider dedim. Bunun üzerine kitabın yakılmasını emretti. Yaktılar.)” (Seyf’ül Ebrar tercümesi, s.24)

BADUH
30-04-2007, 09:00
ZAhiriye mezhebine göre domuzun eti hariç herşeyi helaldir. Geçiniz bu mezhebi kardeşim zira batılı tasvir safi zihinleri idlaldir.

Hocam Zahiriye mezhebi gerçekten de batıl bir mezhep mi?

Şu an izleyeni olmayan bir mezheptir ama vakti zamanında çokmuş izleyeni ve anladığım kadarıyla hak mezheplerden birisi.

Şurada kabaca bir bilgi mevcut: http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=2209 (http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=2209)

Yani tümden de tahkir etmek vebal ister gibi.

BADUH
30-04-2007, 09:05
İbni Hazm ve Zahiriler hakkında:

Kıyas'ı inkâr eden İbn Hazm, bu iddiası sebebiyle, bırakalım bir “İslâm alimi”ni, aklı başında sıradan bir kimsenin bile gülüp geçeceği şeyler söylemiştir. Mesela Kur'an ve Sünnet'de domuz etinin haram olduğu zikredilmiştir. Ama domuzun yağının haram olduğuna dair ne Kur'an'da , ne de Sünnet'te herhangi bir hüküm yoktur. Sırf bu gerekçeyle İbn Hazm, domuzun yağının haram olmadığını söylemiştir. İşte kıyasın reddedilmesi sonucunda varılacak komik nokta budur. (Ebubekir Sifil, Semerkand Dergisi)

Bu husus bir yana, Mushafın abdestsiz tutulabileceğini söyleyenlerin durumu bana şu yazıyı hatırlattı (sözüm meclisten dışarı): Hindistanlı Ehl-i Sünnet alimlerinden Allame Muhammed Abdurrahman Silheti diyor ki:

“Mişkat’ı şerheden Tayyibi (Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız) kelamını açıklarken diyor ki: Mezheblerin ruhsatları ile amel etmek –ki buna telfik denir- zındıklık yoludur. Celalüddin-i Suyuti rahmetullahi aleyh Tevarih-i hulefa’sında, Abbasi halifelerinden Mu’tedid-i Billah’ın hal tercümesini bildirirken diyor ki: (Kadı İsmail buyurur. Bir gün Mu’tedid-i Billah’ın yanına gittim. Bana bir kitap verdi. Açıp okuyunca ne göreyim. Halife için alimlerin yani her mezhebin ruhsatlarındaki zellelerden, hatalardan derlenmiş. Bunu derleyen zındıkdır, dinsizdir dedim. Uydurma mıdır? dedi. Hayır, lâkin bir kısım sarhoş eden şeylere mübah diyen, mü’ta nikahına mübah demedi; mü’taya mübah diyen, şarkıya çalgıya mübah demedi. Her alimin bir zellesi, yanılması olabilir. Alimlerin zellelerini, yanılmalarını alanın dini gider dedim. Bunun üzerine kitabın yakılmasını emretti. Yaktılar.)” (Seyf’ül Ebrar tercümesi, s.24)



Hocam Ebubekir Sifil Hoca'nın genel tutumu ehl-i siyasetin tutumuna benziyor benim algıladığım.

Ben onun tenkit etmediği kendi dışında biri olduğunu sanmıyorum.

Zira bal tutan misali bulunduğu ortam sanki zorluyor onu buna gibi.

Yani bir İslam alimine gülmek ile Mustafa İslamoğlu'nun şaklaban demesi arasındaki fark nedir?

Murat Yazıcı
30-04-2007, 09:15
Hocam Zahiriye mezhebi gerçekten de batıl bir mezhep mi?

Şu an izleyeni olmayan bir mezheptir ama vakti zamanında çokmuş izleyeni ve anladığım kadarıyla hak mezheplerden birisi.


Mustafa İslamoğlu hangi mezhebe mensuptur?

1. Eğer Hanefi ise, Mushafı abdestsiz tutması haramdır.
2. Eğer Maliki ise, Mushafı abdestsiz tutması haramdır.
3. Eğer Şafii ise, Mushafı abdestsiz tutması haramdır.
4. Eğer Hanbeli ise, Mushafı abdestsiz tutması haramdır.

Bu mezheblerden birine mensup değilse, mesela Zahiri ise, bunu açıkca yazsın ki, okuyucularının bunu bilmeye hakkı vardır sanırım.

Eğer hiç bir mezhebe mensup değilse veya kendini müctehid addediyorsa, bunu da yazsın ki, psikolojik durumu hakkında fikir sahibi olalım.

zebih
30-04-2007, 09:23
Hocam Zahiriye mezhebi gerçekten de batıl bir mezhep mi?

Şu an izleyeni olmayan bir mezheptir ama vakti zamanında çokmuş izleyeni ve anladığım kadarıyla hak mezheplerden birisi.

Şurada kabaca bir bilgi mevcut: http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=2209 (http://www.sorularlaislamiyet.com/subpage.php?s=article&aid=2209)

Yani tümden de tahkir etmek vebal ister gibi.

amelde zahiri mezhebi ile itikaddaki zahiri mezhebi ayrıdır diye biliyorum

BADUH
30-04-2007, 09:34
amelde zahiri mezhebi ile itikaddaki zahiri mezhebi ayrıdır.

amelde olan sahihtir; hindistan civarlarında hala çok az da olsa tabiisi vardır. itikadda olanın -ki endülüs kökenlidir- ehli sünnete muarız olduğu yerler çoktur.

sevgilerimle

Hocam, tahkir etmek riskli diyebiliriz o zaman.

Satuk Buğra
30-04-2007, 09:35
Hocam, tahkir etmek riskli diyebiliriz o zaman.

Sizleri buralarda görmek ne güzel.

Murat Yazıcı
30-04-2007, 09:47
Hocam, tahkir etmek riskli diyebiliriz o zaman.

Cümleleri doğru anlamak lazım. Her ne kadar kendisinin müdafaası bana düşmez ise de (herhangi bir tanışıklığım yoktur), Ebubekir Sifil "kıyasın inkarı neticesi gelinen noktayı" ve özellikle "domuz yağının helal olduğu" görüşünü tenkid (veya senin ifadenle tahkir) ediyor.

Bırakınız İbni Hazm'ı, E. Sifil hoca İbni Teymiyye'ye karşı dahi son derece hürmetkar ifadeler kullanmaktadır. İbni Teymiyye ile alakalı sözleri bu forumda yayınlanmıştı sanırım. İbni Hazm'ı da bir alim olarak müdafaa eden bir yazısını okudum. Öte yandan İbni Hazm'ın metodunu (daha doğrusu kıyası inkar edişini) çarpıcı bir misal ile tenkid etmiş doğrusu.

Şimdi konuyu dağıtmayıp, esas meseleye gelelim.

Sen Zahiri misin?

Mustafa İslamoğlu Zahiri mi?

1. Eğer Hanefi ise, Mushafı abdestsiz tutması haramdır.
2. Eğer Maliki ise, Mushafı abdestsiz tutması haramdır.
3. Eğer Şafii ise, Mushafı abdestsiz tutması haramdır.
4. Eğer Hanbeli ise, Mushafı abdestsiz tutması haramdır.

hirahos
30-04-2007, 09:57
Baduh Üstadım..

Muteber alimlerin zanları kıyastır hatırlatırım.. Alimler bu konuda zanlarıyla hükümler vermişlerdir, açık nass yoktur demenizi hakikaten anlayamıyorum.. Kabul de edemiyorum..

Kaldı ki "Bu konuda nass yoktur, zan ile hüküm verilmiştir" demek dahi bir zandır ve bir kıyastır.. Müçtehidliğe soyunmaktır.. Bilmem anlatabildim mi?

İçtihad zaten nasslara kıyas ederek yeni hükümler inşa etmek değil midir? Üstadım.. Neden ısrar ediyorsunuz, nereye varmak istiyorsunuz ki..

"Alimlerinize ittiba ediniz" Hadis-i Şerifini de mi duymadınız..

KuTeYBe
30-04-2007, 11:52
alıntı-KuTeYBe
İslamoğlu yanlışları olmakla beraber faydalanılabilecek bir yazardır da. Güzel tespitleri var !!!!!!



İtikadi sapkılık içinde bulunanların müslümanlara şirin gösterilmesinin bir yolu da yukarıdaki cümlenin doğruluğuna inanmak ve böyle kelâm edenlere teşekkürlerini ve desteklerini hiç esirgememektir.

cenk ısrarla bizi de konuya dahil etmek istemenizi bir türlü anlamıyorum. Bu sözümüz M.İslamoğlu'nu kutsuyoruz ve her dediğine delilsiz inanıyoruz demek değildir.

Daha once bununla ilintili açılan konuda şunları yazmıştım. Okumadığınızı düşünerek bir daha kopyalıyorum.

Allah selamet versin.


Burada temel yanlışlardan biri şu: Kur'an'a el sürülür mü sürülmez mi tartışması yeni bir tartışma değil. Bu konuda bir çok görüş var. Tartışmalar ayette bahsi geçen kitabın Kur'an mı yoksa Levh-i Mahfuz mu olduğunda düğümleniyor. Dokunulmaz diyenler Kitab (Kur'an) Levh-i Mahfuzdan bir parça değil midir? diye soruyorlar ki gayet mantıklı.


Mezheplerin dördü (Hanefiler, Malikilier,Şafiiler,Hanbeliler) kesin olarak abdestsiz dokunulmayacağına dair delil getiriyorlar. Ancak müslümanların tarihinde dört mezhep yok ki.

Endülüste revaç bulmuş Zahiri mezhebine göre kesin bir açıklıkla Kur'an'a abdestsiz dokunulabilir.

Bizim görüşümüz müctehid imamların görüşüyle paralellik gösteriyor açıkçası, yani uygulamamız o yönde)

Ancak İslam dünyasının saygın alimlerinden farklı görüş bildirmiş olanları yok sayarak olayı sadece İslamoğlu üzerinden anlamaya çalışırsak hata etmiş oluruz. Zira Endülüs uleması bahsi geçen ayeti açıkladıktan sonra sünnetten getirilen delillerin sahihliğini tartışmaya açıyorlar .

İslamoğlu'nun genel olarak yapmaya çalıştığı şudur: Uyuyan ve beyinleri belirli fikirlere takılıp kalmış insanları düşünmeye davet etmek. Dayatmıyor yoksa! Hem ortada delilleriniz varsa ve onları işletmekten korkmuyorsanız sorun nedir ki.

Ama her konuda işi laf kalabalığına döküp tribüne oynamayı da anlayamıyorum açıkçası.

Bizim bu tür ihtilaflı konularda yaptığımız şudur: İhtilafa binaen en salim yol, abdestli olmak ama bu şekilde davranmayanları da çala kalem silmemek .

hirahos
30-04-2007, 11:58
Vakıa 79: “Ona tamamen temiz olanlardan başkası el süremez (Ona ancak temizlenenler dokunabilir.)”

Vakıa 79’da geçen “tam temizlik” ifadesinin tefsirlerinde maddi ve manevi temizlik anlamları verilmiştir, doğrudur.. Manevi temizlerden kast olanın melekler olduğu, dolayısıyla ancak onların Kur’an’a ulaşabileceğine dair tefsirler de var.. Mesela Razi der ki: “Cenâb-ı Hakk'ın, ‘tam bir surette temizlenmiş olanlardan başkası...’ ifadesine gelince, bunlar melekler olup, Allah onları ta başlangıçta temizlemiş ve onları, bütün ömürleri boyunca da böyle bırakmıştır. Bundan murad şayet ‘hades - abdest bozma’ olmuş olsaydı, o zaman (illâ'l-mütetahherûne) vetîvehâ'nın şeddesiyle (illâ'l-muttehherûne)dan başkası ona dokunmaz’ buyurulurdu.”

“Bazıları tıpkı kâhinler için dedikleri gibi, ‘O Kur'an göktendir; onu cinler indirir ve onun üzerine atar..’ demekteydiler. Çünkü onlar, Hz. Peygamber (s.a.s)'in, bir kâhin olduğunu iddia etmekteydiler. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak, ‘Ona cinler dokunamaz. Ona ancak, pislikten iyice temizlenmiş olan, fesat ve kan dökme işine asla konu olmayan, bu sebeple hiç kötülük yapmayıp kan dökmeyen o pâk melekler dokunabilir...’ buyurmuştur.” (Razi’nin, abdestsiz Mushafa el sürme yasağını İmam Şafii’den dolayı muteber bulduğunu, bununla birlikte abdestsiz Kur’an okunabileceği görüşünde olduğunu belirtelim)

Kurtubi Tefsirinde ise, maddi temizlik hükmü daha ayrıntılı işlenir:

“Kitab’tan maksadın ellerimizde bulunan mushaf olduğu da söylenmiştir, daha kuvvetli görülen görüş de budur. …

İbn Ömer dedi ki: Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "Kur'ân'a da sen ancak tahir iken el sür."

Hz. Ömer'in kız kardeşi de evine girmiş bulunan ve Kur'ân'ın yazdı olduğu sahifeyi isteyen Ömer (r.a)'a Müslüman olduğu sırada: "Ona ancak tam anlamı ile temizlenmiş kimseler el sürebilir" demiş bunun üzerine o da kalkmış, gusletmiş ve İslam’a girmişti.

Bu hususa binaen Kata de ve başkaları: "Ona ancak hadesten ve necasetlerden tam anlamı ile temizlenmiş kimseler el sürebilir" demişlerdir.

Diğer yorumların özeti şudur:

el-Kelbî şirkten, er-Rabi b. Enes büyük ve küçük günahlardan (temizlenmiş olanlar el sürebilir), diye açıklamışlardır. Bir diğer açıklamaya göre "Ona ancak tam anlamı ile temizlenmiş kimseler" ancak muvahhidler "el sürebilir” onu okuyabilir, demektir. Bu açıklamayı da Muhammed b. Fudayl ile Abde yapmışlardır. İkrime dedi ki: İbn Abbas herhangi bir yahudi ya da hıristiyana Kur'ân okuma imkânının verilmesini kabul etmiyordu. el-Ferra dedi ki: Onun tadını, faydasını ve bereketini ancak tam anlamıyla temizlenmiş olan kimseler alabilirler. Bundan maksat da Kur'ân-ı Kerim'e iman edenlerdir, İbnu'l-Arabî dedi ki: Buharî'nin tercih ettiği görüş de budur. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Rab olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, peygamber olarak Muhammed (sav)'ı gönül hoşnutluğu ile kabul eden bir kimse imanın tadını almış demektir," et-Huseyn b. el-Fadl dedi ki: Onun tefsirini ve te'vilini ancak yüce Allah'ın şirk ve münafıklıktan tertemiz edip arındırdığı kimse bilebilir. Ebu Bekr el-Verrak dedi ki: Gereğince amel etmeye ancak bahtiyar kimseler muvaffak kılınır.

Bu yorumları dikkate alır iseniz henüz muvahhid derecesine ulaşamamış Müslümanlara Kur’an’a zahiren dokunmak yasaklanmış noktasına gelirsiniz.. Halbuki Müslümanın derecelerini yükselten amellerden biridir Kur’an okumak.. Bu tefsirler, manen, iç ve kalb hali olarak Kur’an-ı Kerimin anlamına erişmek, onun mukaddesliğine layık olmak olarak alınmalıdır.. Yoksa kendisine el sürmek değil.. Öyle ise, Mushafa abdest ve gusl ile el sürülmeli diyen görüş tek başına geçerli ve muteber olur.. Zira Mushafın maddesiyle ilgili tek açıklama da odur..

Bakınız bu hakikati Kurtubi de Tefsir sonunda vurguluyor:

“Şu şekilde de açıklanmıştır:Ayetin zahiri, şer'î hükmü haber vermektedir. Yani: Ona ancak şer'ân temiz olanlar el sürebilirler. Eğer bunun dışında bir durum görülecek olursa, bu şer'î hükmün dışında bir haldir. Kadı Ebu Bekr İbnu'l-Arabî'nin tercih ettiği görüş de budur. Ayrıca o lafzın haber kipi olmakla birlikte, anlamının emir olmasını da kabul etmemiştir. Bu anlamdaki açıklamalar daha önce el-Bakara Sûresi'nde (2/222. âyet, 14. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.

Alimler abdestsiz olarak mushafa dokunmanın hükmü hakkında farklı görüşlere sahiptir. Cumhur, Amr b. Hazm yoluyla gelen hadis dolayısıyla ona dokunulmayacağı kanaatindedir. Ali, İbn Mesud, Sa'd b. Ebi Vakkas, Said b. Zeyd, Ata, ez-Zühri, en-Nehâi, el-Hakem, Hammad, Malik ve Şafii'nin de aralarında bulunduğu bir grup fukaha hep bu kanaattedirler. Ebu Hanife'den farklı rivayet gelmiştir …”

Razi’ye baktığımızda:

“Şafiî (r.a), abdestsiz ve cünüp kimsenin, mushafa dokunmalarının caiz olmayacağını belirtmiş ve bu iki kimseyi temiz addetmemiştir. Derken, cünüp kimsenin Kur'ân okumasını yasaklamış, ama abdestsiz kimsenin okumasını ise yasaklamamıştır. Ki bu, Şafiî (r.a) tarafından, Allah kelâmından istinbât edilen bir hükümdür. Bu böyledir, zira Cenâb-ı Hak "cünüpken de..."(Nisa,43) ifadesiyle, bu kimseyi, mescide girmekten men etmiştir. Binâenaleyh, bu men ediş, cünüp kimsenin "zikr" ehli olmadığına delâlet eder. Çünkü cünüp kimse şayet "zikr'e" ehil olmuş olsaydı, Allah, bu kimseyi, mescide girmekten men etmezdi. Çünkü Cenâb-ı Hak, "O evlerde Allah, onların yüce tanınmasına ve içlerinde adının anılmasına izin vermiştir" (Nur, 36) ayetiyle, "zikr'e" ehil olanlara mescitlere girme müsaadesinde bulunmuştur. … Abdestsiz olana gelince, bunun, mescide girmekten men edilmediği bilinmektedir. Çünkü sahabeden kimileri, mescide bu şekilde giriyorlardı. Ayrıca, Hz. Peygamber de, insanların mescidde uyumalarına müsaade etmiştir.”

Netice:

Evet, Ayet-i Kerime’nin nüzul sebebi müşrikleredir.. Öncesi ve sonrası böyle evet.. Ama orada, ona ancak “tam temiz olanlar” dokunabilir konusunda sadece müşriklerin, kafirlerin kastedilmediğine ilişkin rivayetler, akli ve nakli deliller de vardır.. Bu rivayetler, Ashabın, bu Ayet-i Kerimeyi Mushafla ilgili uygulamalarda kullandığına ilişkindir aynı zamanda..

Ayet-i Kerime’nin Şer'i bir hüküm tesisinde kullanıldığı ve bu hükmün tesisinde Ayet yanında Sahih Hadislerin de nass olarak verildiğini görmemiz gerekiyor, yani.. Bu konuda hiçbir nass yoktur demek yanlıştır..

Nass vardır, konu hakkında Ayet-i Kerimeler ile Hadis-i Şerif ve Sünnet-i Seniyye vardır. Vakıa 79, Ayet-i Kerimeyi Ashab Efendilerimizden, Fıkıh imamlarımızın anladığı biçimde uygulayanlar olmuştur; “tam temizliğin” zahirde hades ve necasetten taharet emri olduğuna, yani mazeret olmadan abdestsiz Mushaf-ı Şerif’e dokunulamayacağına ilişkin Cumhur alimlerin icması vardır..

Bu hususlar yukarıda altı çizili yerlerdedir..

KuTeYBe
30-04-2007, 12:27
Zahiriye mezhebi gerçekten de batıl bir mezhep mi?

Batıl bir mezhep değil. İmam Davud Zahiri , İmam Şafii'nin delillerini kullanarak kıyası bütünüyle reddetmiştir. Eğer Zahiri mezhebi batıldır dersek bu mezhebe göre ictihad etmiş ve yaşamış bir çok insanı da batıl ilan etmiş oluruz ki doğru değil.

Bu konuda Muhammed Ebu Zehra Hocanın İbn Hazm hakkındaki müstakil kitabı, o olmuyorsa en azından İslam Mezhepler Tarihindeki ilgili kısım kesinlikle okunmalıdır. Birilerinin batıl ilan etmesiyle delilsiz hiç bir şey batıl olamaz. Diğerleri alimse onlar da alim !

Sorun şu. Bazı şaz görüşler sergilemiş diye mezhep nasıl dışlanır.

Eğer arzulayan olursa Zahiriler'in görüşlerini ve delillerini naklederiz. Katılım olsun diye.

Vesselam.

Minhac_
30-04-2007, 12:38
İslamoğlu'nun genel olarak yapmaya çalıştığı şudur: Uyuyan ve beyinleri belirli fikirlere takılıp kalmış insanları düşünmeye davet etmek. Dayatmıyor yoksa! Hem ortada delilleriniz varsa ve onları işletmekten korkmuyorsanız sorun nedir ki.

demisiniz.

Islamoglu adli yazar Ehli sünnet müctehitlerini sorguluyor,cahilliginden de onlara saklaban diyecek kadar ukalalasiyor. Mezheplere olan güveni sarsmaya calisiyor.

Bu ise Kevseri'nin su nasihatini hatirlatiyor:

"...Basiretli ve aklı selim sahibi bir Müslüman (... ) Evet, böyle bir Müslüman’ın, tabiin devrinden beri bu dinin usul ve fürunun Efendimiz aleyhissalatu vesselam’dan tevarüs ettikleri gibi koruyan müctehid imamların etrafından ayrılmaya çağıran bir nara işittiğinde yahu kulağına mezheplerinden birine yönelik bir böğürtü çalındığında mutlaka bu meşum sesin çıkış yerini araştırmalı ve bu fitne yuvası muhakkak keşfedilmelidir..."

Kevseri'ye olan antipatiniz de onun bu gibi sözlerinden kaynaklaniyor olabilir mi?

Minhac_
30-04-2007, 12:45
[B]

Mukallid ise bu mertebeye erişmemiş kimselere denir.
Müslümanların bu iki mertebede olduğuna Resulullah Aleyhisselam'ın şu mealdeki Hadis-i Şerifi delildir:
" Benim sözümü duyup onu kavrayan ve duyduğu gibi onu aynen yerine getirenlerin Allah yüzlerini ak etsin. Nice tebliğciler var ki, kendileri meseleden habersizdirler. " Hadis-i Şerifi Tirmizi ve ibni Hıbban rivayet etmiştir.

Bizim yukarıda bahsettiğimiz hususa mezkur hadisin şu kısmı delil teşkil etmektedir: Nice söz tebliğeileri var ki, kendileri meseleden habersizdirler Bu da kendi tebliğ ettiği meseleyi bilmeyenıerin mevcudiyetini gösteriyor.

Bir başka rivayette ise, " Kavrayış ve idraki, kendisine hadis nakleden daha ileri olan nice kimseler var" denilmektedir ki bunlar bize, hadis nakleden bir kısım insanların, nakilden öte hadisin ne mana ifade ettiğini anlama gücüne sahip olmadıklarını göstermektedir. .


Yani bu ümmetin icinde mukallidler ve müctehidler vardir.

Ben bir mukallidim, kendisine tabi oldugum müctehid de Imam Safii'dir ki onun kendisinde topladigi özellikler bir müctehidin sahip olmasi gereken özelliklerdir.


Müctehitte olmasi gereken sartlar:

Hakkında sadece tek mana bulunan açık hükümlü nasların dışındakilerden hüküm çıkarmaya ictihad denir.Buna ehil olanlara yani


ahkam Ayetleri ezberinde olan ve bilen


ve ahkam Hadislerini senedleriyle bilip bu hadislerin isnad edildiği hadis ricalinin hallerinden haberdar olan;



nasihin, mensuhun, umum, has, mutlak ve mukayyedin ne olduğunu hakkıyla bilen



ve bunun yanında Kur'an'ın indirildiği dil olan Arapçayı,



nasların lafızları neye işaret ve delalet ettiğini hakkıyla kavrayacak şekilde Arapça bilgisine vakıf olan



ve müctehidlerin nelere ittifak ve hangi şeylerde ihtilaf ettiklerinden haberi olan
kimseye de müctehid denir.

Eğer bir müctehid kendinden önceki müctehidlerin nerelerde söz birliği ettiklerini ve nerelerde ihtilaf ettiklerini bilmezse, kendinden önceki müctehidlerin icma'sını (yani dinin temel kaynaklarından biri olan icma) delmesinden korkulur.

Bütün bunların ötesinde müctehidde bulunması gereken ve ictihadın temel taşlarından olan çok önemli bir şart daha var ki, o da nefis bilgisi, (üstün kabiliyet) yani [B]kuvvetli bir anlayış ve idrak kabiliyetine sahip olmaktır.

Müctehidde ayrıca adaletin bulunması da şarttır, yani müctehid büyük günahlardan uzak bulunmalı ve küçük günahları işlemeye devam ediyor olmamalıdır. Öyle ki, adamın küçük günahları miktar olarak iyiliklerinden fazla bulunmamalıdır.

[B]




İslamoğlu'nun genel olarak yapmaya çalıştığı şudur: Uyuyan ve beyinleri belirli fikirlere takılıp kalmış insanları düşünmeye davet etmek. Dayatmıyor yoksa! Hem ortada delilleriniz varsa ve onları işletmekten korkmuyorsanız sorun nedir ki.

demisiniz.



Bu durumda benim gibi bir avamdan nasil olur da Imam Safii gibi bir müctehdin fikirlerine takilip kalmaz?

Bunu uyuma olarak adlandirmayi da kabul etmiyorum. Ben kendimin ne oldugunu bilirim, imam Safii'nin de. Onun fikirlerine takilip kalacam her halde. Aksini düsünelemez.

Ayirca hatali tercümelerde bulunacak kadar arapca diline iyi bir sekilde hakim olmayan Mustafa Islamoglu adli yazarin ehli sünnet ulemasina uyaniklik yapacam diye saklaban demesi de uyaniklik degil, bedbahtliktir.

KuTeYBe
30-04-2007, 12:52
Kevseri'ye olan antipatiniz de onun bu gibi sözlerinden kaynaklaniyor olabilir mi?

Elhamdülillah nefsim ve kafirler dışında kimseye antipatim yok! Daha önce Kevseri hakkında dediğim şuydu. Hocanız Kevseri, zamanında selefileri eleştirirken onlara ciddi anlamda hakaretler etmiştir. Bu da bir alime yakışmaz. Bu Kevseri de olsa böyledir İslamoğlu da olsa böyledir.

Minhac_
30-04-2007, 12:55
Elhamdülillah nefsim ve kafirler dışında kimseye antipatim yok! Daha önce Kevseri hakkında dediğim şuydu. Hocanız Kevseri, zamanında selefileri eleştirirken onlara ciddi anlamda hakaretler etmiştir. Bu da bir alime yakışmaz. Bu Kevseri de olsa böyledir İslamoğlu da olsa böyledir.

Benim bildigim Ibni teymiyeyi örnegin müslümanlara müsrik dedigi icin agir bir dilde elestirmistir. Dogru degil mi?

KuTeYBe
30-04-2007, 13:01
Benim bildigim Ibni teymiyeyi örnegin müslümanlara müsrik dedigi icin agir bir dilde elestirmistir. Dogru degil mi?

Hayır o değil. İbn Teymiyye de bildiğim bir yerde gerizekalılar ifadesini kullanıyor. Onun yaptığı da doğru değil. Kevseri de burada bazılarının yaptığı gibi psikolojik baskı kurma adına çok ağır hakaretler de bulunuyor karşı görüştekilere.

Birine müşrik demek ya da kafir demekse çok ciddi deliller ister. Bunu Teymiyye, Sehavi,Kutbeddin Kastalani vb yapmışlar tarihte özellikle İbn Arabi için.

Minhac_
30-04-2007, 13:05
Birine müşrik demek ya da kafir demekse çok ciddi deliller ister. Bunu Teymiyye, Sehavi,Kutbeddin Kastalani vb yapmışlar tarihte özellikle İbn Arabi için.

Ibni teymiye müslümanlari örnegin tevessülde bulunduklari icin (gaybta ve ahire irtihalden sonra yapilan tevessül ) tekfir etmistir ki ehli sünnet alimleri de onun bu görüsünün yanlisligini cok güclü deliller ile beyan etmislerdir.

Hangi ciddi deliller ile müslümanlari müsriklere benzetmistir.

Anlamayamadigi deliller ile mi?

Ibni teymiye hakkida konusan sadece Kevseri ( rahimehullah) degildir.

Murat Yazıcı
30-04-2007, 13:05
Benim bildigim Ibni teymiyeyi örnegin müslümanlara müsrik dedigi icin agir bir dilde elestirmistir. Dogru degil mi?

Bkz.

http://www.inkisaf.net/articles+article.id+111.htm (http://www.inkisaf.net/articles+article.id+111.htm)

Ama konu bu veya Zahiri mezhebi değil.

Dört mezhebde de mushafı abdestsiz tutmak caiz değildir.

Mustafa İslamoğlu Zahiri mezhebine mi mensup ki?

Vehhabi bir sitede, M. İslamoğlu için "şia taifesinden" ifadesi mevcut. Ancak, mezkur siteye ve bunu yazan şahsa da itimad etmiyorum doğrusu.

M. İslamoğlu'nun hangi mezhebe mensup olduğunu bilen var mı?

KuTeYBe
30-04-2007, 13:10
Haklısınız İbn Arabi hakkında konuşan ve hatta tekfir eden de sadece İbn Teymiyye değildir. Minhac_ kardeş kişiler üzerinden gittiğimiz taktirde hiç bir yere varamıyoruz.

Önceki mesajlarımda da yazdım. İbn Teymiyye gözümde çok değerli bir alimdir. Ama bu, onun istisnasız her görüşüne katılıyoruz ve onu kutsuyoruz anlamına gelmiyor. Daha önce de dedim. Teymiyye'nin birilerini tekfir etmesi nasıl bizim için değersizse(çünkü o ve bazıları da tekfir ederken çok güçlü deliller sunuyorlar) diğerlerinin ya da benzerlerinin de onun için bir şeyler demesi değersizdir.

Şahıslar üzerinden meseleleri halletmeye kalmak parmağa takılıp kalmaktır. M. islamoğlu bu sözüyle İslam fıkhında kıyıda kalmış bir şaz görüşü ortaya çıkarmış ama doğru yapmamıştır ancak bu onun tüm görüşlerinin yanlış olduğu anlamına gelmez.

Yani bir insan külliyen hatasız değildir.

Vesselam.

Minhac_
30-04-2007, 13:14
Haklısınız İbn Arabi hakkında konuşan ve hatta tekfir eden de sadece İbn Teymiyye değildir.
.

Ben ibni teymiye hakkinda elestiri yapan sadece Kevseri degil demistim. Laflari oraya buraya cekmeyin.






Önceki mesajlarımda da yazdım. İbn Teymiyye gözümde çok değerli bir alimdir. Ama bu, onun istisnasız her görüşüne katılıyoruz ve onu kutsuyoruz anlamına gelmiyor. .

Tevessül konusunda müslümanlari müsrik yerine koymasi görüsüne katildiginizi , bunu ise ciddi delillere dayanarak yaptigini söylediniz degil mi?

Ibni teymiye çok şeyi ezbere bilirdi ama bu ezberledikleri şeylerin hepsini doğru anlayamamıştır. Hadisi hafızı el-Irâkî ibni teymiyeyi tevsif ederken ne de doğru söylemiş: ”İbni Teymiyenin ilmi aklından daha büyüktür” yani Dini husularda anlamadığı çok şey vardır.

Minhac_
30-04-2007, 13:14
Bkz.

http://www.inkisaf.net/articles+article.id+111.htm (http://www.inkisaf.net/articles+article.id+111.htm)

Ama konu bu veya Zahiri mezhebi değil.

Dört mezhebde de mushafı abdestsiz tutmak caiz değildir.

Mustafa İslamoğlu Zahiri mezhebine mi mensup ki?

Vehhabi bir sitede, M. İslamoğlu için "şia taifesinden" ifadesi mevcut. Ancak, mezkur siteye ve bunu yazan şahsa da itimad etmiyorum doğrusu.

M. İslamoğlu'nun hangi mezhebe mensup olduğunu bilen var mı?

evet abi konu dagilmasin, bu sorularin cevabini ben de bekliyorum

KuTeYBe
30-04-2007, 13:19
Ben ibni teymiye hakkinda elestiri yapan sadece Kevseri degil demistim. Laflari oraya buraya cekmeyin

Ben de İbn Arabi hakkında eleştiri yapan sadece İbn Teymiyye değil dedim. Yani birden fazla kişinin bir kişiyi eleştirmesi diğerlerinin her zaman haklı olduğunu göstermez, bu konuda delillere bakılır.



Bu konu başlığında belirtilen abdestsiz Kur'an'a dokunulur mu idi .Biz müctehid imamların dediğini kabul ediyor ve onu uyguluyoruz.

Vesselam.

BADUH
30-04-2007, 13:19
Baduh Üstadım..

Muteber alimlerin zanları kıyastır hatırlatırım.. Alimler bu konuda zanlarıyla hükümler vermişlerdir, açık nass yoktur demenizi hakikaten anlayamıyorum.. Kabul de edemiyorum..

Kaldı ki "Bu konuda nass yoktur, zan ile hüküm verilmiştir" demek dahi bir zandır ve bir kıyastır.. Müçtehidliğe soyunmaktır.. Bilmem anlatabildim mi?

İçtihad zaten nasslara kıyas ederek yeni hükümler inşa etmek değil midir? Üstadım.. Neden ısrar ediyorsunuz, nereye varmak istiyorsunuz ki..

"Alimlerinize ittiba ediniz" Hadis-i Şerifini de mi duymadınız..

Hocam sen dahi anlamazsan ben kime anlatayım.

"Murat Yazıcı" da uçmuş gidiyor.

Yani izleyeni yokmuş diyen adama da "Sen Zahiri misin?" diye sorana ne laf anlatırsın ki?

Yok sen mason musun?

Yok sen Merzifon'lu musun?

Devenin nalı var mı?

Mustafa İslamoğlu ağır bir yazı yazmış ve ısrarla delil yok demiş.

Biz de araştıralım dedik.

Araştırdık ve bulduklarımızı paylaşmaya çalışıyoruz.

Gece bu konu ile ilgili yazdığım e-maile bu sabah (05:38 itibariyle) Prof.Dr. Faruk Beşer Hocamızdan bir cevap (doküman) geldi. Özetle Mustafa İslamoğlu'nun isabetsiz olduğunu belirtiyor. 5 sayfalık bir belge.

Bu arada Mustafa İslamoğlu'na da e-mail gönderdim (Yeni Şafak'taki e-mail adresine). Bu konudan kısaca bahsettim. Ayrıca linkini de verdim. Mümkünse iştirak etmesini veya bir açıklama göndermesini rica ettim.

Maksat konu vuzuha ersin.

Tabi birde ısrarla vurguladığım süfyanın "Kur'an'ı tozlu raflara kaldıracağım, onu yok edeceğim" gibi emelleri ve bu emellerine de erişmiş olmuşluğu gibi bir durumun verdiği rahatsızlık.

Kimse de bunu hafife almaz inşaAllah.

Başta ısrarla dedik.

Kimsenin bir İslam Alimi'ne laf söyleme cüreti olamaz ki eşekliktir eder diye.

zebih
30-04-2007, 13:20
imam azam hakkında devrinin insanlarının söylediği sözleri yazsam acaba nasıl olurdu?

Minhac_
30-04-2007, 13:24
.

Yani birden fazla kişinin bir kişiyi eleştirmesi diğerlerinin her zaman haklı olduğunu göstermez, bu konuda delillere bakılır.




Tabi ki alimler de ibni teymiyenin görüsü gecersizdir deyip susmadilar onlar da deliller sundular.

Ben Murat abinin sorularinin cevaplarini bekliyorum.

Su sözü de yazmayi uygun görüyorum:

İmam Murtada Zebeydi şöyle dedi: “Ehli Sünnet ve Cemaat denildiği zaman bunlardan maksat Eş’ariler ve Maturidiler.”

UBEYDUN
30-04-2007, 13:26
iyi olmaz herhalde
cerh ve tadile takılmayan varmı?

hirahos
30-04-2007, 13:33
Tamamdır Baduh üstadım,

Biz seni anlamamış olabiliriz, muhtemeldir, mümkündür..

Son yazında Faruk Beşer Hocadan da bu konuda teyid aldığını ve M. İslamoğlu'na bunu bildirdiğini söylediğine göre konu üzerinde mutabık kalmış bulunuyoruz.. Maksad, sözün üste çıkması değil; hakikatlerin vuzuh etmesidir.. Sizin de bizim de gayretimiz bunadır..

KuTeYBe
30-04-2007, 13:34
Ben Murat abinin sorularinin cevaplarini bekliyorum.

Soru bana sorulmamış sizin alıntınız üzerinden yapılmış. Ayrıca sorulan sorunun konuyla ilgisi yok ve konuyu dağıtır.

Bu konu başlığı abdestsiz Kur'an'a dokunulur mu? Biz de müctehid imamlar açıklamalarıyla hayır dokunulmaz demişler. Allah razı olsun hepsinden biz de onlara uyuyoruz dedim.

İslamoğlu bir yazar sadece. Okuyor, düşünüyor ve yazıyor! Yazarken bazen hatalar yapıyor ama en azından copy-paste alimliği yapmıyor!

Ayrıca,

Konu ne tevessül ne Kevseri ne Arabi ne Teymiyye. Olayı şahıs yörüngesine kimin getirdiği mesajlardan rahatlıkla anlaşılır.

Minhac_
30-04-2007, 13:38
İslamoğlu bir yazar sadece. Okuyor, düşünüyor ve yazıyor! Yazarken bazen hatalar yapıyor ama en azından copy-paste alimliği yapmıyor!



Dinde kendi yorumlarimi geitirip hata yapacagima alimlerin ezbercisi olurum;)

hirahos
30-04-2007, 13:48
Alimleri bir kenara itenler ya da itmeyi tavsiye edenler; onların boşalttığı yeri kendilerinin ya da birilerinin doldurmasına çalışmış olurlar..

Bunu bilerek yapıyorlarsa yapılacak bir şey yok da, bilmeden, gafletten yapıyorlarsa ellerinin arasına başlarını almalarını tavsiye ederim.. İlim cihandan kalkarsa herkes yabanda kalır..

Her ben ilim ehliyim diyen de ilim ehli değildir..

Benim niyetim, dinimi ehil alimlerden öğrenmektir.. Kendini Alim zannedenlerden değil..

Bu da yetmez, Allah'ın dinini en iyi anlıyanlar ve en iyi yaşıyanlar Evliyaullah'tır.. Dinimin zahirini kitaplardan tedris etsem dahi, Evliyaullah'a yakın olmam gerekir.. Onları kendime örnek ve delil etmem gerekir.. Zira kitaplar dinin hususiyetlerini anlatmışlardır.. Evliyaullah ise, o anlatılanları hal etmiş kimsedir.. Yaşayandır..

Sofuoglu
30-04-2007, 14:30
[B]Mustafa İslamoğlu ağır bir yazı yazmış ve ısrarla delil yok demiş.



iyi halt etmis diyecegim ama kizarsin simdi sen hocam;)

neden bu tur kendini reforcumu goren, allame zandedenler ehli sunnet tarafindan icma ile sabit olan konularda ha bire yok kuranda yok ,yok sunnetde yok,o ayetein ihtivasi sudur o degildir ,hurafedir ,bidattir,sirkdir gibi kendince sapik fikirleriyle ortaya cikiyorlar

ve seni arastirmaya yonlendirecek kadar mesgul ediyorlar

dusudunmu hic hocam?

yarin bunlar meleklerin cinsiyeti hakkinda sudur budur diyerek ,bizleri nelerle mesgul etmeye calisiyorlar dusundunuzmu hic?(sende dusundunmu hic:) )

(hasa)Allah(c.c) yoktur diyen bir kafire,ya varsa benim kaybedecegim birsey yok ama vay senin haline dememiz gerekirken,

birakin delilleri naaslari,bugune kadar ulemanin uzerinde sabit oldugu bir hususda kurani kerimi abdestli elimize alsak ne kaybedecegiz?

devamli abdestli dolasmanin dahi gerekli oldugu bildirilirken kurana abdestsiz dokunulabilir diyerek muslumanlari ne hala dusureceklerini hic dusundunuzmu?

bugun bizleri abdestsiz olmaya yonlendirecekler,yarin namaza birseyler bulacaklar,bunlar imanimiz icin oynanan oyunlarin bir senararyosu degilmidir?

acizane ,musluman uyanik olmalidir ve bu oyunlara gelmemelidir diye dusunuyorum(haddim olmayarak)

surci lisan olduysa affola

selametle

fakiri
30-04-2007, 14:42
alıntı-Sofuoglu
"...ve seni arastirmaya yonlendirecek kadar mesgul ediyorlar..."

Bir-kaç mesaj önce "boşa zaman harcamayın" dedik, dedik ama herkes sakalsız olduğumuzu tahmin etmiş olacak ki, sözümüzü bir türlü dinletemedik.

BADUH
30-04-2007, 15:26
alıntı-Sofuoglu
"...ve seni arastirmaya yonlendirecek kadar mesgul ediyorlar..."

Bir-kaç mesaj önce "boşa zaman harcamayın" dedik, dedik ama herkes sakalsız olduğumuzu tahmin etmiş olacak ki, sözümüzü bir türlü dinletemedik.

Hocam sana da cevap yazmaya cesaret edemiyoz. Hemen başlıyon ünlem dolu cevaplar yazmaya.

Biz münakaşadan ziyade münazara yapma azim ve niyetindeyiz.

Sonuçta teşekkür eder-iyi geceler vs. der devam ederiz.

Bir de münazaraların temelinde "Fikru saatin hayrun min ibadeti sittine seneh." müjdesi-emri vardır ve maksat illa haklı çıkmak değildir.

Zira "Usame49" Hocam'ın hayret ettiği kadar malesef bilgimiz de yoktur ki hüsn-ü zan etmiş.

"İslam Sayfası" Hocam da konuya dahil olunca bize fazla söz de kalmıyor.

Hele "Hirahos" Hocam da fırça çektikten sonra.

Konu Mustafa İslamoğlu'nun aleyhine olmak üzere vuzuha ermiştir.

Tabi ki kendi adımıza.

Ki cevap verirse e-maille falan hakkı yenmemesi noktasında onu da iletirim inşaAllah.

Değil Cumhur-u Ulemanın ittifak etmesi, bir İslam Alimi dahi Mushaf'a hürmeten abdestle dokunun dese artık bizim için emirdir ve uygularız ki delil sormak aklımızdan geçmez.

Ki başta da zikretmiştim bunu.

Cenab-ı Hakk Celle Celaluhu cümlemizi Rasul-u Ekrem Aleyhissalatu Vesselam'ın Sünnet-i Seniyyesi'ne hakkı ile tabi olan bahtiyar kullarından eylesin.

Sofuoglu
30-04-2007, 15:29
estafurullah hocam,biz biraz ukelalik yaptik mazur gor insaAllah

ama isde budur :flowers:

zebih
30-04-2007, 15:37
mustafa bey'in kendine yapılan bir eleştirilere aşırı tepki ile hakaret ettiğine şahit biri olarak şöyle bir hüsnüzannım var:

belki isminin bu şekilde anılması, onun tavrına bir denge ile, daha dünyadayken temizlemesine vesiledir.

hakikaten de beynini yoğun kullanabilen, cümlelere hakim, yazdıklarını okutturabilen kaleme malik bir zattır.

umarım ve temenni ederim ki, islam alemine -ilk üç asırda yaşayan ulemanın yolunca- daima hizmet etmeyi Allah teala ona nasib eyleye. amin.

sevgilerimle

hirahos
30-04-2007, 15:55
Baduh üstadım,

Bizimkisi fırça değil, haşa, haddimize değildir sizlere fırça atmaya yeltenmek.. Bizimkisi bir sitemdi.. Sitem de bir rivayet sevgidenmiş.. :flowers:

fakiri
30-04-2007, 16:13
Böyle bir neticenin mağlûbunu ve galibini aramadan şu noktasına sevindim ki, bahse konu olan zat hakkında forumun " EHL-İ SÜNNET KİMDİR ? " bölümünde de buradakine benzer bir tartışma yaşanmış ve adeta ehl-i sünnet olduğunu söyleyenlerin de üzerimize çullanmasını görmüş ve yaşamıştık ! :(
Burada ise, konuya bir-iki satırlık ilmi olarak değil de bir-iki satırlık tavsiye mesajlarıyla katıldığım hâlde, ehl-i sünnetin görüşünü bazı kardeşlerimizin bizim müdahil olmamıza dahi hacet göstermeden müdafa etmeleri bir hayli oldukça sevindiriciydi ve forumdaki genel hava olarak çok olumluydu.
Bizim gözlemimiz bu doğrultuda gelişmiştir.

O neylerse güzel eyler .
Vesselâm.

BADUH
01-05-2007, 10:42
Mustafa İslamoğlu Hocam e-mailime cevap gönderdi.

"Ahkamu'l-Kur'an'ın değil adabu'l-Kur'an'ın konusudur. Kişiler nasıl bakıyorlarsa onunla amel ederler, bu yeterlidir." diyor özetle.

Bilginize arz olunur.

ummuhan
01-05-2007, 10:56
Baştan beri takip ediyorum, sonuç: deyip yazılacak olan nedir diye?

Bazan gereksiz su-i zanlarla ne kadar kolay atıveriyoruz insanları cehennem çukuruna (hamdolsun ki böyle bir yetkimiz yok).
Seyyid Kutubu attık Mustafa İslamoğlunu da sıradaki gelsin :(((((

LA HAVLE VELA KUVVETE İLLA BİLLA HİL ALİYYİL AZİM...........

Murat Yazıcı
01-05-2007, 10:56
Mustafa İslamoğlu Hocam e-mailime cevap gönderdi.

"Ahkamu'l-Kur'an'ın değil adabu'l-Kur'an'ın konusudur. Kişiler nasıl bakıyorlarsa onunla amel ederler, bu yeterlidir." diyor özetle.

Bilginize arz olunur.

Baduh kardeş, gayretlerin için teşekkürler.

Ümit ederim yazışmalar esnasında seni gücendirecek bir ifademiz olmadı; olduysa hakkını helal et.

Mahzuru yoksa, Faruk Beşer'in ve Mustafa İslamoğlu'nun cevaplarının tümünü burada verebilir misin?

BADUH
01-05-2007, 11:09
Baduh kardeş, gayretlerin için teşekkürler.

Ümit ederim yazışmalar esnasında seni gücendirecek bir ifademiz olmadı; olduysa hakkını helal et.

Mahzuru yoksa, Faruk Beşer'in ve Mustafa İslamoğlu'nun cevaplarının tümünü burada verebilir misin?

Estağfirullah.

Ne hakkı Hocam. Varsa helal olsun. Ama siz de helal edin inşaAllah.

Mustafa İslamoğlu Hocam çok kısa cevap gönderdi ki bizzat cevap olabilecek kısmını verdim. Kalan kısmı selam-sitem vs. şeklinde idi ki sitem de etti bu arada.

Prof. Dr. Faruk Beşer Hocam'ın gönderdiği doküman şu şekilde:

"
MUSHAF'A ABDESTSİZ EL SÜRME MESELESİ
Son zamanlarda, hesaba katılmak için aykırı şeyler söylemek gereği hissedildiğinden midir bilmiyorum, İslamî sahada "Şaz" fetvalar oldukça çoğaldı. Bunun elbette iyi bir yönü de olabilir; demek ki, araştırma ve karıştırma lüzumu duyanlar artıyor. Ancak, inananların göz önünde bulundurmaları gereken önemli bir nokta da şudur: Bu konu diğer bilim dalları gibi deneme yanılma metoduna elverişli değildir. Yazılan şeyler tarihe mal olacağından yanlış olanlarını pek çok insan yüzyıllar boyu tekrar edip duracaktır. Bu yanlışları, her ilim adamının tabiî olarak yapabileceği yanlışlar olarak değil de şahsi hesapları uğruna yapanlar ve bunda ısrar edenler için bu vebal yeter de artar.
Biz böyle bir konu olarak gördüğümüz Kur’ân’a abdestsiz el sürme, onu cünub ve hayızlı iken de okuma meselesini, naslara dayalı ve mezhep taassubundan uzak bir tarzda, dolayısıyla erbabı olmayanlar için ağır sayılabilecek teknik bir üslupla ele almayı deneyeceğiz. Bizim için sonunda ortaya çıkan gerçek şudur: Bu görüşleri açıklayan fukahamız bunları basit fikir eksersizleri olarak söylemiş değillerdir. Günümüzde de en basit bir meselede günlerce uğraştıktan sonra çıkılacak kapı onlardan biri yada birkaçının ulaştığı sonuç olmaktadır. Elbette onlar insansa biz de insanız. Onların ictihadlarını nas olarak görmek zorunda değiliz. Ama böyle olduğumuzu göstermek için onlara hakaret etmemiz ve onları her halükarda reddetmemiz de gerekmez.
Bu girişten sonra meselemize dönebiliriz. Önce ufak bir yanlışa dikkat çekelim."Kur’ân" Allah'ın (c.c.) kelamı ve sıfatı olması itibariyle yaratılan (mahluk) bir şey değildir. Mücerred bir mefhumdur. Binaenaleyh, bizler ona zaten el süremeyiz. O mücerred manaların bizim kelimelerimizle ifade edilip yazıyla kağıtlara dökülmüş hali ise "Mushaf" tır. Ona Kur’ân demek galat-ı meşhurdur. Büyük bir zararı olmasa dahi bir yönüyle doğru değildir. Bu açıdan; "şu Kur’ân’ı bana ver", "benim Kur’ân’ım, senin Kur’ân’ın", "çok iyi bir Kur’ân-ı Kerim" gibi ifadeler de aslında yanlış ifadelerdir. Bunlardaki "Kur’ân" ifadesi yerine "Mushaf" denmelidir. Ancak bu galat-ı meşhur çokça kullanılmaktadır. Keza, asıl anlamıyla "Kur’ân Allah'ın kelamıdır" denir de, "mushaf Allah'ın kelamıdır" denmez.
Ayrıca şu genel kuralları da göz önünde bulundurmamız gerekir:
1.İslamın ana kaynağı olan Kur’ân-ı Kerim'de, ya da onun açıklayıcısı durumundaki sünnette bir mesele zikrediliyorsa yani sübutu kat'i ise ve hangi anlamda kullanıldığı da açık ve kesin olarak anlaşılabiliyor ise, yani delaleti de kat'i ise,"İslamda bu meselenin hükmü budur, bu noktada İslam şöyle der" denilebilir. Ama mesele bu ölçüde kesin değilse, müctehid alimlerin farklı görüşlere varmasına sebep olacak bir esneklikte ise, o takdirde "İslamın görüşü" yerine "İslamdaki görüşler şunlardır, görüşlerden biri şudur, falanın görüşü şöyledir" denmelidir. Böyle bir durumda "bu mesele -belki de cumhurun görüşü olsa bile- İslamda böyledir" deyip, diğer görüşleri (ictihatları) sanki İslamın dışında imiş gibi göstermek yanlış olur ve bizlerin buna hakkımız da yoktur.
Bizim meselemize bu açıdan bakarsak; genel bir ifade ile: "Mushafa el sürmek için abdestli olmak gerekmez. İslamda böyle bir şey yoktur..." gibi şeyler söylemenin fevkalade yanlış olduğu anlaşılır. Belki, "cumhurun (müctehidler çoğunluğunun ) görüşü aksine olmakla bereber, alimlerimiz arasında Mushafın abdestsiz de tutulabileceğini söyleyenler vardır" demek mümkün olabilir.
2.Birinci kaidemiz ölçüleri içerisinde ve onun aksine, İslamda var olan, ya da ictihadlarla olma ihtimali ve imkânı bulunan bir görüşün doğruluğunu savunup ona tutunan birisini de, "İslamda olmayan bir şeyi savunuyor, söylediği şey İslami değildir" diye itham etmek de yanlıştır. Onun için ancak, "görüşünün delilleri zayıftır, çok zayıftır, cumhura zıttır, daha doğru ve kabul edilir görüş aksi görüştür...vb." diyebiliriz.
Şimdi tekrar başa dönebilir ve meselemizle uzaktan yakından ilgili ayet ve hadisleri ve bunların etrafındaki müctehid görüşlerini gözden geçirebiliriz:
1.Kuran-ı Kerim'de "Abdest Ayeti" olarak bilinen ayet Maide Suresi'nin 6. ayetidir. Orada, namaz kılmak istiyenlerin nasıl abdest almaları gerektiği anlatılır. "Namaza kalkmak istiyenler böyle yapsınlar" buyurulurken, namazın dışındaki ameller için abdestin gerekip gerekmiyeceği açıklanmamakla birilikte, abdest için özellikle namazın zikredilmesi, abdestin öncelikle namaz için şart olduğu gibi bir işaret verir. Ancak teknik anlamda bu, nassın işaretiyle olan delaletinden daha zayıf bir işarettir.Yani tek başına hükme medar olamaz. Başka deliller olmasa bu ayetle namazın dışındaki herhangi bir amel için abdestin gerekli olduğu söylenemiyeceği gibi gerekli olmadığı da kesin olarak söylenemez.
2.Vakıa Suresi 56/77-81. ayetlerinde: "Şüphesiz O Kerim bir Kur’ândır. Bir mahfuz kitaptadır. Ona tertemiz kılınanlardan başkası el süremez. Alemlerin Rabbinden indirilmiştir. Siz bu söze mi önem vermiyorsunuz ?.." buyrulur. Buradaki "mahfuz kitap" ve "tertemiz kılınanlar" ifadeleri, ayetlerin manasını değişik anlama imkân verirler.
Kur’ân Allah'ın (c.c) ezeli ve ebedi sıfatı olması itibarı ile mahluk olmayan mücerred bir keyfiyettir. Binaenaleyh, bu anlamda ona mahlukatın el sürmesi zaten mümkün olamaz. "Mahfuz Kitap" ifadesine gelince, bir defa bunu anlatan "Meknun" kelimesi, kapalı ve örtülü demek olduğu için mahfuz olan, ulaşılamayan anlamına gelir. Öyle ise bunun elimizdeki Mushaflar olduğunu söyleyemeyiz. Zira onlar "Meknun" değillerdir. Çünkü hem açıktırlar, hem de her türlü tecavüzden masun tutulmamışlardır. Keza, Allah'ın muhafaza edeceğini vadettiği zikir (Kur’ân) de* mushaflar değil, kelam-ı ilahi olan Kur’ândır. Öyleyse; "ona tertemiz kılınanlardan başkası el süremez" cümlesindeki "ona" zamiri, ister yakınındaki "meknün kitaba", ister uzağındaki "Kerim Kur’ân’a" gitsin, ellerimizdeki mushafı anlatıyor olamaz. Netice olarak burada dokunulamayacak olanın, mushaflar değil, "levh-ı mahfuz" ya da oradaki Kelam-ı ilahi olduğu anlaşılır.
"El sürmez, süremez" ifadesinin hakiki anlamı nefiydir/ihbardır ve bu işin fiilen yapılamayacağını anlatır. Bunu mecaza götürüp "sürmesin" diye nehiy/inşa olarak anlamak, hakiki manasına imkân bulunmaması takdirinde doğru olabilir. Burada ise böyle bir imkânsızlık yoktur. Bu da önceki açıklamayı destekler.
"Mutahharûn" kelimesi de bu kıraat şekliyle yine sözünü ettiğimiz görüşü destekler. Çünkü bu, "temizleme" anlamındaki "tathir" (tef'îl) fiilinin ism-i mef'uludur ve anlamı, mealinde verdiğimiz gibi, "tertemiz kılınanlar" olmalıdır.Yani temiz kılınma başkası tarafından yapılmıştır. Bununla bizatihi temiz olan kastedilseydi burada "tahirun", kendileri temizlenenler kastedilseydi "mutatahhirun" denirdi. Başkası, yani Allah (c.c.) tarafından temiz kılınmış olmak meleklerin vasfıdır. Öyleyse ayette kastedilenler melekler, oradaki "Kur’ân" da "Levh-ı Mahfuz" daki Kur’ân olmalıdır. Zaten çoğunluğun görüşü de budur. Buna göre "dokunamaz" ifadesi de hakiki anlamıyla nefiy'dir, nehiy değildir.Yani "dokunmasın" diye yasak değil, "dokunma işini yapamaz" anlamında imkânsızlık ve olumsuzluk ifade eder. Eğer nehiy (yasaklama) olsaydı "La-yemessehü" denmiş olmalı idi. Netice olarak bu ayetten de insanların Kur’ân-ı Kerime (Mushafa) abdestsiz olarak el sürmemesi gerektiği sarahaten/açık seçik anlaşılmış olmaz. Ama elbette sürebileceği de anlaşılmaz.
Tirmizî ve Ebu Davud'daki bir hadisin meali şöyledir: "Allah Rasulü abdestini bozduğu bir halde kendisine yemek takdim edildi. Abdest suyu getirmeyelim mi ? diye sordular. Bunun üzerine: "Ben ancak namaza kalktığımda abdest almakla emrolundum" buyurdu. 2 Eğer mukabil muarız deliller olmasaydı Kur’ân’ı Kerime (Mushafa) abdestsizken de el sürülebileceğine, ele alınabileceğine bundan daha yaklaşık delil bulunamaz ve bunun caiz olduğu söylenebilirdi. Gerçi burada da abdestsizken dokunulabileceği tasrih edilmemekte, ancak abdest sadece namaza mahsus kılınmaktadır. Ama ne var ki Mushafa abdestsiz de el sürülebileceğini söyleyen alimler bu hadisi delil olarak zikretmezler de meşhur Hirakl Hadisini zikrederler. Bunun sebebini ileride açıklayacağız.
Ebu Süfyan'ın nakline göre Allah Rasulü Bizans İmparatoru Herakliyüs'e gönderdiği mektupta: "Ey ehli kitap..”.mealindeki kelimelerle başlayan ayet de vardı ve Dıhye mektubu Herakliyus'a verdi, o da mektubu okudu..." 3
Bu haberle ilgili hareket noktası şudur: İçinde Kur’ân’ı Kerimden ayet bulunan bir mektubu, mümin olmayan, dolayısıyla abdestsiz, hatta cünub bulunan birisi eline almış ve okumuştur. Bu da Kur’ân’a abdestsizken dahi dokunulabileceğini, cünubken de, hatta kâfir tarafından bile okunabileceğini iktiza eder.
Buraya kadar verdiklerimiz, çok zayıf da olsa Mushafa abdestsizken de dokunulabilir diyenlerin tutundukları delillerdir. Bu delillere şu itirazlar gelebilir, ya da cumhur tarafndan fiilen gelmiştir.
1. Abdestle ilgili birinci ayet, abdestin namaz için gerekli olduğunu tasrih etmekte, bunun dışındakilerin hükmünü "mesküt/cevapsız" bırakmaktadır. Binaenaleyh, namazın dışındaki fiiller için abdestin gerekli olup olmayacağı konusunda bu ayetten bir mana istinbat etmek/çıkarsamak mümkün değildir. Zaten bunu yapan da olmamıştır. Bunun için diğer delillere başvurulur.
2 İkinci olarak zikredilen "Vakıa Suresi" nde ki ayetin siyakına ve sibakına/konteksine bakıldığında onun meleklerden söz ettiğinin daha açık olduğu görülür. Zaten ihtiva ettiği bazı kelimelerin de bunu gösterdiğini baş tarafta açıklamaya çalıştık. Çoğunluğun görüşü de "mutahharun" un melekler olması gerektiği yolundadır. Ancak bu kelimenin değişik okunuşlarına ve umumuna bakarak abdestli olanların kastedildiğini ya da meleklere insanların da dahil olacağını söyleyenler de vardır. Onlara göre bu ayette bahsedilen "Kur’ân" Levh-i Mahfuz olamaz, çünkü onun vasfı olarak "Alemlerin Rabbinden indirilmiş" olduğu söylenmektedir. İndirilmiş olan şey insanların elindeki Kur’ândan başkası değildir. Kur’ân’ın Mushaf haline gelmiş şekline de "Kur’ân" denilebileceğine daha önce işaret etmiştik. Keza ayetteki "siz bu söze mi önem vermiyorsunuz?" cümlesi de onun indirilen ve insanlar arasında teati edilen söz, yani elimizdeki Kur’ân olduğunu gösterir.

Ancak bunun melekler olduğunu kabul etsek dahi, onlar için seçilen kelimenin özelliği bizi yine aynı noktaya, yani Kur’ân’a el sürmek için abdestli olmanın gereğine götürür. Çünkü ona temas etmemekten istisna edilenler "melaike ya da mukarrabun" değil "mutahharun" dur. Allah tarafından onların bu özelliklerinin zikredilmesi, dokunabilmelerinin ancak bu vasıfla olabildiğini anlatır. Yani ona ancak "melekler" değil de, "tertemiz kılınan melekler" dokunabilmektedir. Bu, tertemiz kılınmayan meleklerin de bulunduğu anlamına gelmez, belki meleklerin ancak bu vasıflarıyla ona dokunabildiklerini anlatır. Öyleyse insanların da ona tertemiz, yani abdestli olma vasfıyla dokunmaları gerekir.4
Tirmizî ve Ebu Davuddaki hadise gelince, oradaki "hasr" ın umumundan Mushafa abdestsizken dokunulabileceği anlaşılabilir, ancak biraz sonra zikredeceğimiz hadislerle "tahsis" edilmiş olmalıdır ki, fukaha bunu delil olarak zikretmemişlerdir. Veya sahih bulmamışlardır. Ya da "haram kılan delil ile helal kılan delil çatıştıklarında haram kılan galip gelir, onunla amel edilir" kaidesine göre diğer hadislerle amel edip bunu bırakmışlardır. Nesih dahi düşünülecek olsa neshedilenin, helal kılan delil olması gerekir, aksi halde nesih tekerrür etmiş olur. Çünkü eşyada aslolan ibahadır. Haram kılan delil ikinci, yani sonraki delildir. Öyleyse nesheden o olmalıdır. Çünkü o sonradır. Bu sebeple haram kılan delilin neshedilymesi, neshedenin tekrar neshedilmesi anlamına gelir ki, bu anlamsızdır.
Herakl hadisi ise bu konuda delil olmaya elverişli değildir. Zira öncelikle mezkür mektupta iktibas edilen ayet Kur’ân değil, Kur’ândan bir iktibastır. Kur’ânda anlatılan bir şeyi Allah Rasulü, Kur’ânda şöyle buyuruluyor, diye nakletmiyor, o ifadeyi kendi ifadesine mezcederek kendi sözü gibi ifade ediyor. Nitekim Kur’ânda bulunan kelime ya da ifadeleri kullanmak Kur’ân’ı Kerim okumak demek değildir. Böyle düşünülmese dahi Hirakl'in o mektubu alıp okumasını Allah Rasulü söylememiştir. Onun fiili, Rasulüllah’tan takrir/onay görmedikçe sünnet ve hüküm kaynağı olarak telakkı edilemez. Kaldı ki mektubu alması ve okuması, kuvvetle muhtemeldir ki, hakiki anlamda değil, mecazi anlamdadır. Çünkü mektubun içeriğini anlamak için tercüman kullandığı Buhari'de aynı yerde tasrih edilmektedir. Zaten bizzat eline aldığına dair bir açıklık da yoktur. Bir başka yönüyle bu haberden böyle bir sonuç çıkarılırsa dahi, yukarıda anlattığımız gibi bu haber helal kılıcı, daha sonra vereceğimiz haberler ise haram kılıcı olduğundan tercih edilecek olan diğerleri olacaktır. Çünkü eşyada aslolan ibaha olduğuna göre haram kılan daha sonradır.
Ayrıca bu delil, sözkonusu hükme iktizasıyla delil olabilirken, diğerleri ibaresiyle bunun aksini gösterdiğinden tercih edilecek olanlar yine öbürlerdir. Keza bu haberden çıkarılan hükmü açıkça reddeden hadisler mevcuttur. "Allah Resulü düşman eline geçer endişesiyle, Kur’ân-ı Kerimle birlikte düşman diyarına yolculuğu yasakladı." 5 mealindeki hadis, Hirakl olayının bu konuda delil olmayacağını açık seçik göstermektedir.
Şimdi fukahanın bu konuda asıl delil saydıkları hadisleri zikredelim:
İmam Malik'in Muvatta'sının "Kur’ân" Kitabı; "Kur’ân’a el sürecek olanlara abdestli olmalarının emredilmesi babı" ile başlar ve ilk hadis olarak Allah Resulünün Amr B. Hazm'a gönderdiği talimatlar arasında "...Kur’ân’a da abdestli (tahir) olandan başkası dokunmasın..." hadisini verir. Sonra da İmam Malik bunun Kur’ân’a tazim için olması gerektiğini anlatır 6. Bu hadisin: " Ve ancak abdestli (tahir) olduğun zaman Kur’ân’ı eline al..." rivayetinin de olduğu anlaşılıyor.7 Bu rivayet sahih sise, muhatabın müslüman olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Çünkü birazdan vereceğimiz muhtemel itirazların ve yorumların bir kısmının kapısını kapatmış olur. Ama önceki rivayetin sihhatinde kuşku yoktur.
İşte özellikle bu sahih hadise binaen ve Vakıa suresindeki mezkür ayeti de bu doğrultuda anlayarak hemen hemen bütün fukaha Kur’ân’ı Kerime abdestsiz, cünup, adetli ve lohusa olanların el süremeyecekleri kanaatine varmışlardır. Hatta ibn Kudame bu konuda (Zahiri Mezhebi İmamlarından) Davud ez-Zahiri'den başka muhalif fikirde olanı bilmediklerini (Yani bu görüşte icma bulunduğunu) anlatır. Davud'un delilinin de mezkür Hirakl hadisesinin olduğunu söyler.8 Onun ise bu konuda delil olmayacağını yukarıda anlatmış bulunuyoruz. İmam Zeylai de mezkür Amr b. Hazm hadisini sayfalarca süren tahrici esnasında bu ittifakı dört mezhebin de aynı görüşte olduğunu zikrederek pekiştirdiği gibi 9, bu mezheblere ait bütün fıkıh kitaplarında da bu durum tasrih edilir.
Ancak dört mezhebin ve cumhurun dışında Davud ez-Zahiri gibi Kur’ân’ı Kerime abdestsizken de dokunulabileceğini söyleyenler de yok değildir.10 Buna bıraz önce de işaret etmiş olduk. Ancak caiz olduğunu söyleyenlerin tutundukları delilin Hirakl olayı olduğunu hesaba kattığımızda bunun cevaza delil olacağını söyleyebilmek çok zor gözükmektedir. Çünkü mümkündür ki, Rasulüllah (sa) küffar diyarına Kur’ân nüshalarıyla gitmeyi bu olay üzerine yasaklamıştır. Ya da Hirakl’in ve beraberindekilerin bu fiili ona ulaştırılmamıştır, ulaştırılmışsa da onun tepkisi nakledilmemiştir. Diğer yönde icmaa yakın bir ittifakın olması da vicdan terazisini cumhurdan yana sürüklemektedir.

Ayrıca bunu (Kur’ân’a abdestsiz el sürülemeyeceği hükmünü) yine vicdani olan şöyle birdüşünce ile de desteklemek mümkün olabilir: Kur’ân’ın Allah'ın "şe'airinden" (görüldüğünde O’nu akla getiren şiar, işaret ve sembollerden) olduğunda şüphe yoktur. Allah kullarından kendi şe'arine tazim etmelerini istemektedir. 11 Dış duyularımızla temas imkânımız olan ve Allah'a izafe edilen şeairden "Beytullah'ın" abdestsiz tavaf edilemiyeceğini biliyoruz. Yine Allah'ın evleri denmekle O'na nisbet edilen mescidlere de abdestsiz girmenin en azından mekruh olduğunu, bazılarına göre doğrudan Nisa 43. ayetten, bazılarına göre de bu konudaki açık hadislerden öğreniyoruz. 12 Binaenaleyh, onlar gibi Alah'a nisbet edilen (Kitabullah) ve duyularımızla algılayabileceğimiz Mushafa tazimin de onu ancak abdestli olarak tutabilmemizle olması gerekir. Ancak işaret ettiğimiz gibi bu delil yine de fıkhi bir delil değildir.
Ne var ki, vicdanın ve mevcut fıkhi delillerin daha ağırlıklı olarak destekledikleri görüş, Kur’ân’a abdestsiz el sürülmemesi gerektiği hükmü ise de, bu hükmün en önemli menkul delili olan mezkür Muvatta hadisine dahi temelli bir itirazın yapılabileceği düşünülebilir. Şöyle ki:
Mezkür hadiste Kur’ân’a ancak "tahir" olanın el sürebileceği beyan ediliyor. "tahir", temizlenen, temiz olan demektir. Abdestli bulunan elbette tahirdir. Ama tahir, acaba sadece abdestli olan mıdır? Bir ayet-i kelimede: "Müşrikler ancak necestirler"** buyurulur. Neces, bizatihi pislik demektir. Yani "Müşrik" olma vasfı kendilerinde bulunduğu sürece onlar "tahir" olmazlar. Tahir necaset bulaşanın yani, "necis" in temizlenenidir. Diğer bir Hadis-i Şerifte de "Müslüman necis olmaz"***. Buyurulur. Öyle ise mümin her halükarda "tahir" dir. Binaenaleyh, her halinde Kur’ân’a dokunabilmelidir.
İlk bakışta makul gibi gözüken bu itiraz, konu üzerinde iyi düşünüldüğünde itiraz olmaktan çıkar. Şöyleki:
Necasetler hakikaten necaset olabileceği gibi hükmen de necaset olabilir. Meni, idrar ve kazurat gibi şeyler hakikaten (maddesi itibariyle) necasettirler. Abdestsizlik ve cünüplük hali ise hükmen (bir hal ve mücerred bir mana olarak ) necasettir. Müşrik olma hali ise hükmi necasetlerin en büyüğü ve en galizidir. Bu ayet-i kerimede "müşrikler pislenmişlerdir, pis olmuşlardır" anlamında "necistirler" denmemiş de, "pisliktirler" anlamında "necestirler" buyrulmuştur. Yoksa müslümanın da hakiki pisliğe bulaşıp bedeninin dış yüzü ve elbisesinin necis olması mümkündür. Öyleyse "müslüman pis olmaz" ifadesiyle kastedilen bu değildir. Abdestsizlik cünublük ve adet hallerinin hükmi pisllik olduğunda ihtilaf yoktur. Herkesin bunlardan ötürü temizlik gerekir görüşünde olduğu bundandır. Bunlar da müslümana ve müslüman olmayana aynı şekilde arız olan durumlardır. Öyleyse "müslüman pis olmaz" denirken kastedilen bunlar da değildir. Kala kala, müslümana bulaşmayan pislik şirk hali olarak kalmaktadır. Binaenaleyh, müslüman müşrik olmayan olduğuna göre ondan Kur’ân’a temiz olarak el sürmesi isteniyorsa bu kendisine bulaşan pislikten yani, büyük ve küçük abdestsizlik halinden temizlenmesini gerektirir. Yoksa insan inancı ve hali ne olursa olsun (Mü'min, kafir, abdestli, abdestsiz) maddesi itibariyle zaten pis olmaz. Mesela müşrik bir kimsenin teri, artığı, tükürüğü vb. dahi pis değildir. Bunlar bir müslümanın üzerine sürülse namazına mani olmaz. 13 Bu konuda cünub olmakla olmamak arasında da bir fark yoktur.
Böylece abdestsiz olanın Mushafa el süremiyeceği, bunun bütün mezheblerde ağırlıklı görüş olduğu anlaşılmış olunca ona cünup, adetli ve hayız olanın da haydi haydi el süremeyeceği ortaya çıkar. Çünkü onlar da en azından abdestsizdirler.
Okumamaya gelince: Sadece abdestsiz olanın mus'hafı eline almadan, ezberinden yada yüzüne bakarak okuyabileceği konusunda ihtilaf yoktur. Binaenaleyh bunun üzerinde durmaya gerek kalmaz. Cünup, hayızlı ve loğusa olanın ise, eline almasa dahi Kur’ân okuyamayacağında kahir bir ekseriyet görüşü vardır. Ehli sünnet mezheplerinin de "mezhep görüşü" tabir edilen bir bakıma resmi görüşleri böyledir. İşin aslını teşkil eden naslar da bu görüşü destekler. Ama bununla beraber, tek tük de olsa aksi görüşte olanlar da yok değildir. Bu konuya da bir kaç cümle ile değinmemizde yarar olabilir:
Tirmizî ve İbn Macedeki bir hadis-i şerifte: "Hayızlı ya da cünup olan kadın Kur’ândan bir şey okuyamaz (Okumasın) " buyurulmuştur .14 Hadisin sıhhati konusunda söz edilmiştir, ancak destekleyen başka hadislerde bulunduğu için15 fukaha bununla amel etmişlerdir. Darekutni'nin sahih olarak rivayet ettiği mevkuf bir hadiste Hz. Ali "Birinize cünubluk isabet etmedikçe (abdestli abdestsiz) Kur’ân okuyun. Ama cünup olursanız bir kelime bile okumayın" demiştir. Benzer bir rivayet de Ahmed'in Müsnedinde vardır. Ayrıca Tirmizi, İbn Hibban ve Hakim'in sahih dedikleri ve dört sünen sahiplerinin rivayet ettikleri bir hadiste, "Rasülullah'ı cünüplükten başka hiç bir hal Kur’ân okumaktan alıkoyamazdı" denmektedir.+



Durum böyle olduğu halde ne gariptir ki, bazı insanlar ya bilinene muhalif sözler söyleyip adını duyurmak, ya da "harsı da nesli de ifsat etmek" için son derece kıyıda ve köşede kalmış bazı görüşleri konunun yegane hükmü gibi göstermekte, Rasulullah'tan bu güne orta yolu ve orta görüşü, geleneği temsil eden cumhur görüşünü gizlemekte ve bunları karaladıkları satırlarla kız Kur’ân Kurslarında yaymayı marifet saymaktadırlar. Yapacak iyi şeyi olmayanların sağlayacakları en iyi şey kötülük de yapmamalarıdır. İşaret ettiğimiz müellifimiz bu iddiasına Buhari, Hayz kitabındaki Hz. Aişe ve İbn Abbas hadisleriyle delil getirmeye çalışmaktadır. Hz. Aişe hac yolunda hayız olmuş hac yapamayacağını zannederek üzülmüş iken Rasulullah ona "Beytullah-ı tavaf dışında her şey yap” buyurmuşlardı.16 Bununla iddia edilen şudur: Haccın pek çok menasiki esnasında pek çok dualar okunmakta ve Allah zikredilmektedir. Kur’ân da bir zikirdir. Demek ki Kur’ân okumasına da müsade edilmiştir... Görüldüğü gibi iddia son derece tutarsızdır. Çünkü cünubun zikirle meşgul olamayacağını, hatta dua ayetlerini dua niyetiyle okuyamayacağını söyleyen yoktur. Kur’ân okuyamaz da zikirle meşgul olabilir. Haccın yapılabilmesi için Kur’ân okuma mecburiyeti yoktur. Hacda Kur’ân okumaya benzetilecek tek şey Beytullah'ı tavaf etmektir. Çünkü daha önce de söylediğimiz gibi, "Kelamullah” gibi "Beytullah” da Allah'a nisbet edilen bir şiardır. Ayrıca Beytullah'ı tavaf etmeyi, Rasulüllah Efendimiz namaz kılmaya benzetmiştir. Cünubun, hayızlının ve loğusanın namaz kılmadığında ihtilaf yoktur. Namaz da bir zikirdir. Öyleyse onu da yapabilmesi gerekirdi. Namaz kılamamalarının, Kur’ân okuyamamalarından başka bir sebebi yoktur. Kur’ân okuyabilselerdi namaz da kılmaları gerekirdi. Görüldüğü gibi bu olay, iddiaların aksine bir delildir.
Aynı yerdeki İbrahim (en-Nehaî) in cünüpken "ayet okumakta” mahzur görmediği, keza İbn Abbas'ın kıraatte beis görmediği haberlerine de bu iddia sahibi delil olarak zikretmektedir. Hirakl hadisi de aynı iddiaya mesnet kılınmak istenmektedir. Oysa İbrahim en-Nehaî'nin okunmasını caiz gördüğü, bir ayet ya da daha azıdır.17 Zaten Buhari rivayetinde de buna işaret vardır.
İbn Abbas'a gelince; cünub vb. durumlarda Kur’ân okuyabileceğini sarahaten söyleyen en önemli kişidir.18 Eğer bu konuda hadisler bulunmasaydı diğer sahabiler okunamaz diyorsa, İbn Abbas da okunabilir diyor. Onlar sahabi ise İbn Abbas da sahabidir, binaenaleyh, bu konuda tek kalsa bile onun görüşü ile de amel edilebilir, diyebilirdik. Ama bu açık naslar ve diğer sahabenin görüşleri karşısında şimdi ancak şöyle diyebiliriz: Bu konuda da İbn Abbas tıpkı mut'a nikahını caiz görmesi gibi tek kalmıştır ve muhtemelen orada olduğu gibi burada da yasaklayan haberler ona ulaşmamıştır. Çünkü o bu cevaz görüşünü Rasulüllahtan duyarak değil, kendi akli izahlarıyla, yani ictihadıyla açıklar.19 Nas bulunan yerde ise, şahsi ictihadın hiç bir değeri olmaz. Ama buna rağmen o Kur’ân’ın kafirlerin eline geçmesine de son derece karşı çıkar.20
"

Minhac_
01-05-2007, 11:15
Baştan beri takip ediyorum, sonuç: deyip yazılacak olan nedir diye?

Bazan gereksiz su-i zanlarla ne kadar kolay atıveriyoruz insanları cehennem çukuruna (hamdolsun ki böyle bir yetkimiz yok).
Seyyid Kutubu attık Mustafa İslamoğlunu da sıradaki gelsin :(((((

LA HAVLE VELA KUVVETE İLLA BİLLA HİL ALİYYİL AZİM...........

Ummuhan abla

dinimiz adina anlatilan yanlis seyleri elestirmek sui zan midir?

Ortada sui zan diye bir sey yok. Burada sizin yaptiginiz sui zandir.

Seyyid Kutubun elestirdigimiz noktalarini siraladik. Eger bir itiraziniz var ise buyurun.

Mustafa Islamgolu da ehli sünnet ulemasina saklaban diyecek kadar siniri asmis.

Sizce susmali miyiz?

Minhac_
01-05-2007, 11:17
Mustafa Islamoglu diyor ki:







Bu şarlatanlar, yüreklerinde çamur, sıvayacak alim yüzü aradılar. Ve koca bir toplumu kelimenin tam anlamıyla “mezhepsizleştirdiler.” Ey Hanefiler! Ebu Hanife’ye göre siz Hanefi falan değilsiniz, sizin mezhebiniz falan yok! “Mezhepçilik” yapan şarlatanlar sizi dolmuşa bindiriyor. Avamın mezhebi müftüsünün mezhebidir, demişler. Haydi “doğrudur” diyelim; fakat kaçta kaçınızın “fetva makamı” (müftüsü) var? İçtihat kapısının meccane bekçileri hâlâ neyin edebiyatını yapıyorlar? Cahili cühelasıyla milletin tümü müctehid oldu. Üç beş yetkin alime tahammül edemeyen tulumbacı takımının gözü aydın; Hayreddin Karaman Hoca gibi bir ikisinin tepesine iftira küfelerini boca etmek için hazır beklerlerken, sayelerinde milyonlarca müctehide kavuştuk. Herkes her gün kendi yaptıklarına kılıf bulmak için onlarca ictihat yapıyor, ahkâm kesiyor, fetva veriyor. Okumak mı, öğrenmek mi, bilmek mi, bilenden sormak mı? Hak getire. “Bilmez ki sorsun, sormaz ki bilsin” diyenin hesabı.
"Kur’an okurken abdest almak farzdır” öyle mi?!





Seyyid Kutubun elestirdigim görüsüm:





Seyyid Kutub Maide suresinin tefsirinde şöyle diyor:'Zira, Allah'ın indirdiği ayetlere göre hüküm vermeyen, Allah'ın ilahlığını reddediyor demektir. Oysa ilahlık zorunlu olarak, egemenliği ve yasamayı da içermektedir. Allah'ın :ayetlerine göre hüküm vermeyen bir kimse ise bir yandan, Allah'ın ilahlığını ve ilahlığının niteliklerini reddetmekte, diğer yandan da ilahlık hakkını ve ilahlığın niteliklerini kendisine mal etmeye kalkışmaktadır. Gerçekten de küfür bu değil de nedir? Pratik -ki bu teoriden çok daha önemlidir- sırf küfür kokuyorsa, dil ile mümin ya da müslüman olduğunu savlamanın anlamı nedir?'

"Bu yeni nitelik, daha önce geçen "kafirler" biçimindeki nitelikten farklı bir durumun olduğu anlamında değildir. Bu, Allah'ın indirdiği ayetlere göre hüküm vermeyen kişiye sadece yeni bir niteliğin eklenmesinden ibarettir. Allah'ın indirdiği ayetlere göre hüküm vermeyen kişi, Allah'ın ilahlığını ve kullar üzerindeki yasama yetkisinin ona özgü olduğunu reddetmesinden ve de insanlar üzerinde yasama yetkisini kendisine mal ederek ilahlık iddiasına kalkışmasından ötürü kafirdir. Yine, insanları, -onlar için en uygun olan- Allah'ın şeriatından koparıp başka bir şeriata uymaya zorlamasından ötürü de zalimdir. Aslında bu tür bir kişi, tehlikeli bir yola atılmakla, küfrün cezasına çarpılmayı haketmekle ve -aralarında yaşadığı- insanların yaşamlarını kargaşaya, bozguna maruz bırakmakla, bizzat kendisine de zulmetmektedir"


Seyyid Kutub Allah'ın hükmünden başka bir hüküm ile hükmedeni Allah'ın ilahlığını reddetmek ve Ilahlık ıddiasında bulunmak ile itham ederek kafir olduğunu söylüyor.

Oysa ki bu ayetin tefsirini ehli sünnet vel cemaat bu sekilde yapmamislar ve bu ayetin tefsirini yapan iki sahabeye tabi olmuşlardır.

Ayrıca sadece bu ayeti bu şekilde yorumlamak ile kalmıyor, bu ayeti kendisi gibi yorumlamayanlara söyle bir itham da bulunuyor:"Son derece kesin olan bu hüküm konusunda demagoji yapmak, gerçekten kaçmaya çalışmaktan başka bir şey değildir. Böylesi bir hükmü tevil etmeye Çabalamak, ayeti çarpıtmaktan başka bir şey olamaz. Bu bağlamda yapılan demogojiler ya da teviller, söz konusu ayetin muhatabı konumundaki kimseler hakkında Allah'ın koyduğu hükmü hiçbir biçimde değiştiremez."
Bu ayeti tevil edenlerin basinda iki sahabe olan Efendimizin amcasinin oglu Abdullah ibnu Abbas ile El-Bera (Allah onlardan razı olsun) gelir.

Bu yazinin neresinde sui zan yapmisiz?


Bizi sui zan yapmak ile sucladiniz. Bu size yakismadi.

Minhac_
01-05-2007, 11:31
Konunun dagilmasini istemiyorum. Bir aciklama yapmak istiyorum artik.

Ummuhan ablaya degil bu iletim lütfen yanlis anlasilmasin.

Bizim yazdiklarimiza ilmi cevaplar verilsin, yoksa siz söylesiniz siz böylesiniz diye bizlere ithamlarda bulunulmasin.

Artik biktim.

Hatamiz var ise, bir yanilgimiz var ise bunu ilmi bir sekilde beyan edin, kabul edelim.

Buna her zaman acik olduk ve acik da olacagiz.

Konuya kalinan yerden devam edilsin.

Selametle...

BADUH
01-05-2007, 11:33
Ummuhan abla

dinimiz adina anlatilan yanlis seyleri elestirmek sui zan midir?

Ortada sui zan diye bir sey yok. Burada sizin yaptiginiz sui zandir.

Seyyid Kutubun elestirdigimiz noktalarini siraladik. Eger bir itiraziniz var ise buyurun.

Mustafa Islamgolu da ehli sünnet ulemasina saklaban diyecek kadar siniri asmis.

Sizce susmali miyiz?

"Minhac_".

Öncelikle konu hakaret konusu değil başta.

Ama iftira konusunda "Ümmuhan" haklı.

"Şaklaban" dediği yeri göster desem gösteremezsin. Çünkü "şarlatan" diyor.

Ama o da malesef iftira hükmünde gibi.

Yazısını okuduğunda o tabir için bir tanım yapıyor. "TV istasyonu", "Sübhaneke'nin anlamını bilmez" vs. gibi bir tanım.

Sonuçta o tanıma girenlere diyor o ağır lafları ki o tanıma girene az bile gelir o laflar.

Yani hakkını da yemeyin.

Elbet sevmeyenleri sevenlerinden ziyadesiyle çoğunlukta ki tasavvufa da itiraz etmiş cumhur-u ulemaya da (geriye de pek kalan yok gibi).

Hatası-kusuru-günahı mutlak vardır.

"Ümmühan" ın dediği gibi öldürmeyin derim bende.

Konu Abdest-Mushaf delilleri idi ve aslında kapandıydı.

E-mail gönderince hakkıdır diye belirttim (ki demiştim önceden zaten).

Minhac_
01-05-2007, 11:37
"
[B]"Şaklaban" dediği yeri göster desem gösteremezsin. Çünkü "şarlatan" diyor.



Kelimeleri karistirmisim. Buna ifitara denilir mi?

Makaleyi dikkat ile okuyalim. Analiz edelim Baduh.

Hata etmis isem bunu bana göstererek beyan edin degil mi?


Sarlatan demek ne demek? Bu söz de hakarettir?

şaklaban
isim

1 . Basit şakalar yaparak herkesi güldüren, şakacı kimse.
2 . mecaz Dalkavuk.



şarlatan
isim Fransızca charlatan

1 . Kendi bilgi ve niteliklerini veya mallarını överek karşısındakini kandıran, dolandıran kimse:
"Kim namuslu, kim dalavereci, kim şarlatan, laf ebesi ve dalkavuk, biliyordu."- T. Buğra.
2 . Bilir geçinen kimse.

Hadi sarlatan dedi yerine saklaban dedi demisiz ( oysaki bilincli yapmadim onun sözlerini de aktardim yani)ve islamogluna iftira atmisiz da Seyyid Kutuba nerede iftira atmisiz?

Minhac_
01-05-2007, 11:45
Mustafa Islamoglu diyor ki:


Bilmez ki sorsun, sormaz ki bilsin!

Bugünkü yazımızı, cevabı herkesi ilgilendiren bir “soruya” ayırdık. Hayır hayır, bu bir “soru değil, bu bir “sorun!” Hem de çok ciddi ve adı: “Dini anlama sorunu.” Bu sorun, kimi zaman ortaya birden fazla “din” çıkarıyor ve insanlar “hangi dine” inanacağını şaşırıyor. (Siz ‘yanılmaz’ atalarını pazarlayanların dinine değil, kaynağı Kur’an olan Allah’ın dinine inanın.) Kimi zaman, Allah’ın kitabında yazmayan, Peygamber’in sünnetinde yer almayan “farzlar, haramlar” çıkarıyor.

Düşünebiliyor musunuz; bu nevzuhur farzlardan Hz. Peygamber’in haberi yok! Bizim akıldanelerimizin bildiği bir “farz” düşünün ki, sahabe bilmiyor? Bir “farz” düşünün ki, müctehid imamların bu -sözümona- “farzdan” haberi yok! Güldünüz değil mi? Hayır, kimse gülmesin; çünkü kendisi gülünç durumda olanların başkalarına gülme hakkı yoktur ve şu an kendini çok dindar sananların dinleriyle ilgisi hurafe düzeyinde, bilgisi ise efsane niteliğindedir. İnsanlar ibadetleri âdetleştirince âdetleri de ibadetleştirdiler.

Bu satırları sert bulmayın lütfen; imamların birçoğuna göre “mukallid”in tarifi şudur: “Amellerini delilleriyle birlikte bilip, o delilleri değerlendirmede mezhep imamının ictihadını benimseyen kimse.” Söyler misiniz? Bu durumda kendini Hanefi sananların kaçta kaçı Hanefi’dir? Kaçta kaçı Şafii’dir? Bırakın avamı, “hocam” denilenlerin kaçta kaçı “mezheplidir?” Utanmadan yıllar yılı “mezhepsizlik edebiyatı” yapan ‘mezhepçiler’, duygularını, paralarını sömürerek sırtından geçindikleri Müslümanlara kinden, nefretten, cehaletten başka ne verdiler? Tezgâhında mezhep satarak geçinen bu tiplerden oluşan bir cemaat, radyodan ‘düz’ kadın sesine ‘haram’ diyen sözümona ilmihaller tezgâhlarken, dansöz pazarlayan TV istasyonuna sahip olmanın fetvasını bulmakta hiç de zorlanmadı. Bu tiplerden kaçını tanıdımsa, hepsi de şarlatandı. Ayak üstü “sübhaneke”nin anlamını sorsanız “kem-küm”den başka cevap alamazdınız. Ama dillerinin keskin yanını koca koca alimlerin enselerinden bir türlü çekmezlerdi. Mevdudi gibi, Seyyid Kutup gibi, nerede imanının bedelini ödemiş bir alim var, onun etini yiyerek semirmeyi beslenme alışkanlığı haline getirmiştiler. Haddini bilmeyen neyi bilir ki?

Bu şarlatanlar, yüreklerinde çamur, sıvayacak alim yüzü aradılar. Ve koca bir toplumu kelimenin tam anlamıyla “mezhepsizleştirdiler.” Ey Hanefiler! Ebu Hanife’ye göre siz Hanefi falan değilsiniz, sizin mezhebiniz falan yok! “Mezhepçilik” yapan şarlatanlar sizi dolmuşa bindiriyor. Avamın mezhebi müftüsünün mezhebidir, demişler. Haydi “doğrudur” diyelim; fakat kaçta kaçınızın “fetva makamı” (müftüsü) var? İçtihat kapısının meccane bekçileri hâlâ neyin edebiyatını yapıyorlar? Cahili cühelasıyla milletin tümü müctehid oldu. Üç beş yetkin alime tahammül edemeyen tulumbacı takımının gözü aydın; Hayreddin Karaman Hoca gibi bir ikisinin tepesine iftira küfelerini boca etmek için hazır beklerlerken, sayelerinde milyonlarca müctehide kavuştuk. Herkes her gün kendi yaptıklarına kılıf bulmak için onlarca ictihat yapıyor, ahkâm kesiyor, fetva veriyor. Okumak mı, öğrenmek mi, bilmek mi, bilenden sormak mı? Hak getire. “Bilmez ki sorsun, sormaz ki bilsin” diyenin hesabı.
"Kur’an okurken abdest almak farzdır” öyle mi?!

Bir okuyucumuz, 18 Temmuz 2000 tarihli Zaman Gazetesi'ndeki bir köşe yazısından alıntı yaparak soruyor: “Kur’an okurken abdest almak, gerçekten de bu yazarın dediği gibi farz mıdır?” Önce mezkur yazıdan ilgili pasajı alalım:
“Hazret-i Kur’an’ı eline alan herkesin abdestli olması farzdır. Abdestsiz Kur’an ele alınamaz. Ancak dini kitaplar için böyle bir mecburiyet yoktur. Dini kitapların sadece içinde bulunan ayetlere elle dokunmak için abdestli olmak gerekir. Ayetten boş olan yerlere, yazılara abdestsiz dokunulabilir, okunabilir. Kur’an’la dini kitap arasında böyle bir ince fark vardır. Kur’an-ı Kerim’in ayetten boş olan kısımları da ayet hükmündedir. Bu yüzden dikişli kabına bile abdestsiz dokunulamaz. Abdestsiz kimseler bir mendil veya temiz bezle tutup bir yerlere koyarlar. Abdestsiz ele alamazlar.”
Allah Allah! “İnce fark”ı da öğrenmiş olduk. Hele “dikişli kabına bile dokunulamaz” cümlesi karşısında bitmemek mümkün mü?
Ben bu zamana kadar ne Kur’an’dan, ne Rasulullah’tan, ne sahabeden ve ne de müctehid imamlardan Kur’an okurken abdestin farz olduğuna dair ‘sahih’ bir şey okumadım, duymadım. Bir şeye “farzdır” demek, helâl ve haram koyma yetkisine girer. Helâl ve haram koyma yetkisinin ise kime verildiği bellidir. Burada “farz olduğu” söylenen bir hüküm olduğuna göre, o hükmü farz kılan delili muhkem ve mütevatir nasslarda bulmamız gerekir. Kur’an’da abdestin sadece namaz için emredildiğini görüyoruz. Bu konuda, çok yaygın bir yanlış anlamaya alet edilen bir ayet vardır: “Ona temiz olanlardan başkası dokunamaz.” (56.79) Birazcık Arapçadan, ilimden, Kur’an’dan, tefsirden nasibi olan kimsenin bu ayetteki “o” zamirinin bir önceki ayetteki “gizli kitab”a gittiğini bilir, bir. Bu ayet Mekke’de, Abdest’in geçtiği tek Kur’an ayeti (5.6) ise Medine’de inmiştir, iki. Ayetteki “dokunmasın” şeklinde yanlış algılanan “la yemessuhu” ibaresi “inşai” değil “ihbari”dir ve “dokunamaz” demektir; oysa ki Kur’an’a münkiri de müşriki de dokunur, üç...
Bilgime güvenmeyip, “Kur'an okumak için abdest farzdır” diyen sahih bir hadis, bir imam, bir alim var mıdır diye Mektebetu’l-Elfiyye’den 400.000 hadisi, bazıları Mebsut gibi 30 cildi bulan 1000’e yakın kitabı, tüm mezheplerin 40’ı aşkın kaynaklarını taradım, böyle bir şey bulamadım. En iyisi, bu konularda en katı davrandığını bildiğimiz Süyuti’nin “Kur’an okumanın âdabı” başlığında yazdıklarını aynen tercüme etmek:
“Kur’an okuma sırasında abdest almak müstehaptır; çünkü tilavet zikirden efdaldir ve Peygamber (sav) temizlenmeksizin zikretmeyi hoş karşılamazdı. İmamu’l-Harameyn dedi ki: “Abdestsiz Kur’an okumak mekruh değildir, çünkü Peygamber abdestsiz okuyordu. el-Mühezzeb Şerhi’nde ise: Eğer kişi Kur’an okurken yellenme ihtiyacı hissetse, yellenme sırasında harfleri doğru telâffuz edemeyeceği ihtimaline karşı okumayı durdurur.” (el-itkan, 1/295)
Buraya, başta Hanefiler olmak üzere, tüm mezhep ve meşreplerin temel referanslarından sayfalarca alıntı yapar, tercüme ederim. Fakat yerim yok, vaktim yok, keyfim yok; lüzum da yok. Tüketenler de, üretenler de hep olacak. Böyle başa böyle tarak. Biraz da insanımız ciddi ve uyanık olsun; bitli baklanın kör alıcısı olmasın.
Şafii’dir, Hanefi’dir meselesi değil bu! Allah’ın emretmediği bir şeyi emretmek, farz kılmaktır ki, bunun vahameti “Kur’an okurken abdest almanın hükmü nedir?” sorusundan çok daha derindir ve problem dinin temelleriyle ilgilidir. Şakası var mı bu işin? Biri kalkıp da “Şu farzdır?” diyorsa, dinini donundan birazcık fazla ciddiye alan bir Müslümanın, “Nerede, hangi delille?” diye sorması “farz olur.” Çünkü, o ünlü usul kuralı gereğince “farzı” bilmek farz olduğu gibi, farz olmayanı farz bilmek de “haram” olur. Eğer o kişi üçüncü, beşinci sınıf ilmihalleri getirip de önünüze koyuyorsa, bu kez sizin “İlmihal yazarlarının farz koyma yetkisi olduğunu bilmiyordum” demeniz “farz” olur. Kaldı ki bunlar arasında “Tevrat’ı abdestli okumak farzdır” diyenini bile gördüm ben.
Bir şeye “farz” demek, “haram” demek ciddi bir iştir; Allah’a atfen verilmiş bir hükümdür, kimse keyfi olarak “farz” ve “haram” ilan edemez. Ne demiştik bir yazımızda: Cahiller dinden ıskonto yaparlar, ham sofularsa dine zam yaparlar; bu ikisi de birdir.
Siz siz olun, etrafınızda ahkâm kesenlere Kur’an’ın öğrettiği gibi sorun:
“Kul hâtû burhanekum in kuntum sadıkîn: De ki: Hadi getirin delilinizi, eğer doğru söylüyorsanız?”

M.İslamoğlu, 25 Eylül 2000 Akit Gazetesi

Makalenin asli budur. Burada Kurana abdestsiz dokunulmaz diyenleir elestiriyor agir bir dil ile buna da örnekler vermis Örnegin Ahmed sahin veya baskalari.

Ama elestirilenler acik bir sekilde Kurana abdestsiz dokunmaz diyenledir.

ummuhan
01-05-2007, 11:48
Seyyid Kutup tartışılırken de yazmıştım, kaynaklarımız elimizde uymayanları kendimize şiar edinmeyiz olur biter adam gitmiş ardından onu teraziye koymak anlamsız o zaten ana hesab yerinde artık, yaptığı onca güzel hareketi de görmezden gelecek kadar basiretsiz değilim, aynı şey M. İslamoğlu içinde geçerli daha önce de benzer bir konuda yazmıştım M. İslamoğlu nun çoğu görüşünü tasvip etmiyorum babası Muhterem Ahmet İslamoğlu - ki kendisini mümkün oldukça ziyaret ederiz- ile aralarındaki ihtilafı biliyorum ama yazıları ve sohbetleri ile özellikle 2- 30 yaş arası gençleri çok güzel yönlendirdiğine bizzat şahidim o yüzden yaptığı iyi şeyleri görüş alanıma alıyor gerisi için ise dua ediyor Allah cc a bırakıyorum....
sizler kadar ilim sahibi olamamışım demek, ki herkes ilim ile nasiblenemez, sahib olduğunuz ilim size bunları yapmanızı söylüyor ise buyrun devam edin ben ikinci kez bii ilim olarak araya girdim hakkınızı helal edin....:)

Not : İşin acı acı gülümseten bir yanı da şu ki ister beğenelim ister beğenmeyelim M. İslamoğlu nun gerek arapca gerek diğer ilimlerdeki eğitimi ve bilgisi hepimizi -en az- birden fazla katlar...

Minhac_
01-05-2007, 11:53
[SIZE="4"]Seyyid Kutup tartışılırken de yazmıştım, kaynaklarımız elimizde uymayanları kendimize şiar edinmeyiz olur biter adam gitmiş ardından onu teraziye koymak anlamsız o zaten ana hesab yerinde artık, yaptığı onca güzel hareketi de görmezden gelecek kadar basiretsiz değilim,

Bu eserler nette dagitilmiyor mu?
Cocuklar okumuyorlar mi?
Bu yüzden müslmanlari haksiz yere kafir yerine koymuyorlar mi?

Bu yanlislardan uyarmak yanlis mi?






aynı şey M. İslamoğlu içinde geçerli daha önce de benzer bir konuda yazmıştım M. İslamoğlu nun çoğu görüşünü tasvip etmiyorum babası Muhterem Ahmet İslamoğlu - ki kendisini mümkün oldukça ziyaret ederiz- ile aralarındaki ihtilafı biliyorum ama yazıları ve sohbetleri ile özellikle 2- 30 yaş arası gençleri çok güzel yönlendirdiğine bizzat şahidim o yüzden yaptığı iyi şeyleri görüş alanıma alıyor gerisi için ise dua ediyor Allah cc a bırakıyorum....



Evet, yönlendirdikleri genclerden bazilarini taniyorum. Yakin arkadaslarimdir. Görüslerini de biliyorum. Bazi islami esaslari reddediyorlar maalesef.

Benim karsi oldugum mesele budur.

Bunu da dile getiririm. Ben yanlis yaparsam da uyarirsiniz ama ilmi olarak.

Selametle...

BADUH
01-05-2007, 12:04
Kelimeleri karistirmisim. Buna ifitara denilir mi?

Makaleyi dikkat ile okuyalim. Analiz edelim Baduh.

Hata etmis isem bunu bana göstererek beyan edin degil mi?


Sarlatan demek ne demek? Bu söz de hakarettir?

şaklaban
isim

1 . Basit şakalar yaparak herkesi güldüren, şakacı kimse.
2 . mecaz Dalkavuk.



şarlatan
isim Fransızca charlatan

1 . Kendi bilgi ve niteliklerini veya mallarını överek karşısındakini kandıran, dolandıran kimse:
"Kim namuslu, kim dalavereci, kim şarlatan, laf ebesi ve dalkavuk, biliyordu."- T. Buğra.
2 . Bilir geçinen kimse.

"Minhac_".

Hangi kelime dahi olsa muhatabı kesinlikle "Ulema" değil.

O kelimenin ve dediklerimin geçtiği yazısının ilk paragraflarını aktarıyorum. Vurgulamak istediğim yerleri kırmızı (ve de koyu gerekirse) yapıyorum. Sonunda da anladığımı özetleyeceğim:

"
Bilmez ki sorsun, sormaz ki bilsin!

Bugünkü yazımızı, cevabı herkesi ilgilendiren bir “soruya” ayırdık. Hayır hayır, bu bir “soru değil, bu bir “sorun!” Hem de çok ciddi ve adı: “Dini anlama sorunu.” Bu sorun, kimi zaman ortaya birden fazla “din” çıkarıyor ve insanlar “hangi dine” inanacağını şaşırıyor. (Siz ‘yanılmaz’ atalarını pazarlayanların dinine değil, kaynağı Kur’an olan Allah’ın dinine inanın.) Kimi zaman, Allah’ın kitabında yazmayan, Peygamber’in sünnetinde yer almayan “farzlar, haramlar” çıkarıyor.

Düşünebiliyor musunuz; bu nevzuhur farzlardan Hz. Peygamber’in haberi yok! Bizim akıldanelerimizin bildiği bir “farz” düşünün ki, sahabe bilmiyor? Bir “farz” düşünün ki, müctehid imamların bu -sözümona- “farzdan” haberi yok! Güldünüz değil mi? Hayır, kimse gülmesin; çünkü kendisi gülünç durumda olanların başkalarına gülme hakkı yoktur ve şu an kendini çok dindar sananların dinleriyle ilgisi hurafe düzeyinde, bilgisi ise efsane niteliğindedir. İnsanlar ibadetleri âdetleştirince âdetleri de ibadetleştirdiler.

Bu satırları sert bulmayın lütfen; imamların birçoğuna göre “mukallid”in tarifi şudur: “Amellerini delilleriyle birlikte bilip, o delilleri değerlendirmede mezhep imamının ictihadını benimseyen kimse.” Söyler misiniz? Bu durumda kendini Hanefi sananların kaçta kaçı Hanefi’dir? Kaçta kaçı Şafii’dir? Bırakın avamı, “hocam” denilenlerin kaçta kaçı “mezheplidir?” Utanmadan yıllar yılı “mezhepsizlik edebiyatı” yapan ‘mezhepçiler’, duygularını, paralarını sömürerek sırtından geçindikleri Müslümanlara kinden, nefretten, cehaletten başka ne verdiler? Tezgâhında mezhep satarak geçinen bu tiplerden oluşan bir cemaat, radyodan ‘düz’ kadın sesine ‘haram’ diyen sözümona ilmihaller tezgâhlarken, dansöz pazarlayan TV istasyonuna sahip olmanın fetvasını bulmakta hiç de zorlanmadı. Bu tiplerden kaçını tanıdımsa, hepsi de şarlatandı. Ayak üstü “sübhaneke”nin anlamını sorsanız “kem-küm”den başka cevap alamazdınız. Ama dillerinin keskin yanını koca koca alimlerin enselerinden bir türlü çekmezlerdi. Mevdudi gibi, Seyyid Kutup gibi, nerede imanının bedelini ödemiş bir alim var, onun etini yiyerek semirmeyi beslenme alışkanlığı haline getirmiştiler. Haddini bilmeyen neyi bilir ki?

Bu şarlatanlar, yüreklerinde çamur, sıvayacak alim yüzü aradılar. Ve koca bir toplumu kelimenin tam anlamıyla “mezhepsizleştirdiler.” Ey Hanefiler! Ebu Hanife’ye göre siz Hanefi falan değilsiniz, sizin mezhebiniz falan yok! “Mezhepçilik” yapan şarlatanlar sizi dolmuşa bindiriyor. Avamın mezhebi müftüsünün mezhebidir, demişler. Haydi “doğrudur” diyelim; fakat kaçta kaçınızın “fetva makamı” (müftüsü) var? İçtihat kapısının meccane bekçileri hâlâ neyin edebiyatını yapıyorlar? Cahili cühelasıyla milletin tümü müctehid oldu. Üç beş yetkin alime tahammül edemeyen tulumbacı takımının gözü aydın; Hayreddin Karaman Hoca gibi bir ikisinin tepesine iftira küfelerini boca etmek için hazır beklerlerken, sayelerinde milyonlarca müctehide kavuştuk. Herkes her gün kendi yaptıklarına kılıf bulmak için onlarca ictihat yapıyor, ahkâm kesiyor, fetva veriyor. Okumak mı, öğrenmek mi, bilmek mi, bilenden sormak mı? Hak getire. “Bilmez ki sorsun, sormaz ki bilsin” diyenin hesabı.
"Kur’an okurken abdest almak farzdır” öyle mi?!
"

Bu metnin altına ben imzamı atarım.

Bu metnin altına imzasını atmayacak bir ehl-i sünnet alimi olduğuna da kesinlikle ihtimal vermiyorum.

Ama derseniz Subhaneke'nin anlamını bilmeyen ve dansöz oynatan TV sahipleri (veya her ne ise artık) ulemadandır ve hakaret caiz değildir, bilemem.

Hakkını yemeyin özetle.

Zira bir adam o kadar da gerizekalı olamaz.

Elbette ehl-i sünnet alimlerine hakaret edecek kadar.

Bu metnin sonrasında "Kur'an-ı Kerim'e Abdestli dokunmak FARZdır" diye sahih bir delil olmadığını anlatıyor.

Yaptığı ağır tanımı o minvalde devam ettiriyor.

Yani FARZ diyenlere yönelik devam ediyor.

Ve de yoktur hiçbir İslam Alimi diyerek Ulemayı o ithamın dışında tutuyor.

Ulemaya hakaret çıkartmak mümkün değil özetle.

Ama hakaret ettiği ve şiddetle itiraza sebep olan günümüzdeki ulema nasibini alıyor elbet.

Ama onları da ulema sınıfına başta dahil etmiyor zaten.

Sorun da burada. Yani günümüz uleması ve tebeası üzerine alınıp şiddetle itiraz ediyor.

Dedik ya ehl-i sünnet alimlerine hakaret edecek kadar gerizekalı olamaz kimse diye.

Minhac_
01-05-2007, 12:06
Bu şarlatanlar, yüreklerinde çamur, sıvayacak alim yüzü aradılar. Ve koca bir toplumu kelimenin tam anlamıyla “mezhepsizleştirdiler.” Ey Hanefiler! Ebu Hanife’ye göre siz Hanefi falan değilsiniz, sizin mezhebiniz falan yok! “Mezhepçilik” yapan şarlatanlar sizi dolmuşa bindiriyor. Avamın mezhebi müftüsünün mezhebidir, demişler. Haydi “doğrudur” diyelim; fakat kaçta kaçınızın “fetva makamı” (müftüsü) var? İçtihat kapısının meccane bekçileri hâlâ neyin edebiyatını yapıyorlar? Cahili cühelasıyla milletin tümü müctehid oldu. Üç beş yetkin alime tahammül edemeyen tulumbacı takımının gözü aydın; Hayreddin Karaman Hoca gibi bir ikisinin tepesine iftira küfelerini boca etmek için hazır beklerlerken, sayelerinde milyonlarca müctehide kavuştuk. Herkes her gün kendi yaptıklarına kılıf bulmak için onlarca ictihat yapıyor, ahkâm kesiyor, fetva veriyor. Okumak mı, öğrenmek mi, bilmek mi, bilenden sormak mı? Hak getire. “Bilmez ki sorsun, sormaz ki bilsin” diyenin hesabı.
"Kur’an okurken abdest almak farzdır” öyle mi?!





Kirmizi isaretledigim yerdeki sorusu ile neyi ima ettigi ve kimleri elestirdigi acik Efendim





Yaptığı ağır tanımı o minvalde devam ettiriyor.

Yani FARZ diyenlere yönelik devam ediyor.

Ve de yoktur hiçbir İslam Alimi diyerek Ulemayı o ithamın dışında tutuyor.



Islam alimlerinin görüslerini yani buna farz diyenlerinin görüslerini bilmeyecek kadar cahil birisi oldugunu bilmiyordum;)


Islam alimlerinde kimlerin farz dediklerini beyan ettik degil mi?

Ve hangi delillere dayandiklarini da.

Bu denli cahil birisinin kalkip dinin hükümleri hakkinda konusmasi ise dine bir ihanettir.



selametle kalin...

BADUH
01-05-2007, 12:11
Kirmizi isaretledigim yerdeki sorusu ile neyi ima ettigi ve kimleri elestirdigi acik Efendim selametle kalin...

"Kur’an okurken abdest almak farzdır” öyle mi?!

Bu söze itirazı olan yani FARZ'dır diyen bir müçtehid imam veya ehl-i sünnet alimi zikredersen haklısın "Minhac_".

Edemezsen gereğini yaparsın.

Ama dikkatli oku. "Okurken" diyor. "Dokunurken" değil.

Minhac_
01-05-2007, 12:13
evet o konuda yanlis anlamisim.

Bakin bu sekilde beni düzeltebilirsiniz degil mi?

Buna saygi gösteririm.

Seyyid kutub meselesinde bana yapilan agir ithami da bu sekilde beyan edin lütfen.

BADUH
01-05-2007, 12:18
evet o konuda yanlis anlamisim.

Bakin bu sekilde beni düzeltebilirsiniz degil mi?

Buna saygi gösteririm.


Ohhhhhh. :oleyo: :oleyo: :oleyo:

Ama yetmez.

Özür ve helallik dileyeceksin Mustafa İslamoğlu Hocam'dan.

Neyse.

Şaka bir yana.

Ben bile okurken senin gibi okumuşum.

Artık senin okuman gayet normal olsa gerek.
:flowers:

Minhac_
01-05-2007, 12:21
Bir okuyucumuz, 18 Temmuz 2000 tarihli Zaman Gazetesi'ndeki bir köşe yazısından alıntı yaparak soruyor: “Kur’an okurken abdest almak, gerçekten de bu yazarın dediği gibi farz mıdır?” Önce mezkur yazıdan ilgili pasajı alalım:
“Hazret-i Kur’an’ı eline alan herkesin abdestli olması farzdır. Abdestsiz Kur’an ele alınamaz. Ancak dini kitaplar için böyle bir mecburiyet yoktur. Dini kitapların sadece içinde bulunan ayetlere elle dokunmak için abdestli olmak gerekir. Ayetten boş olan yerlere, yazılara abdestsiz dokunulabilir, okunabilir. Kur’an’la dini kitap arasında böyle bir ince fark vardır. Kur’an-ı Kerim’in ayetten boş olan kısımları da ayet hükmündedir. Bu yüzden dikişli kabına bile abdestsiz dokunulamaz. Abdestsiz kimseler bir mendil veya temiz bezle tutup bir yerlere koyarlar. Abdestsiz ele alamazlar.”
Allah Allah! “İnce fark”ı da öğrenmiş olduk. Hele “dikişli kabına bile dokunulamaz” cümlesi karşısında bitmemek mümkün mü?
Ben bu zamana kadar ne Kur’an’dan, ne Rasulullah’tan, ne sahabeden ve ne de müctehid imamlardan Kur’an okurken abdestin farz olduğuna dair ‘sahih’ bir şey okumadım, duymadım. Bir şeye “farzdır” demek, helâl ve haram koyma yetkisine girer. Helâl ve haram koyma yetkisinin ise kime verildiği bellidir. Burada “farz olduğu” söylenen bir hüküm olduğuna göre, o hükmü farz kılan delili muhkem ve mütevatir nasslarda bulmamız gerekir. Kur’an’da abdestin sadece namaz için emredildiğini görüyoruz. Bu konuda, çok yaygın bir yanlış anlamaya alet edilen bir ayet vardır: “Ona temiz olanlardan başkası dokunamaz.” (56.79) Birazcık Arapçadan, ilimden, Kur’an’dan, tefsirden nasibi olan kimsenin bu ayetteki “o” zamirinin bir önceki ayetteki “gizli kitab”a gittiğini bilir, bir. Bu ayet Mekke’de, Abdest’in geçtiği tek Kur’an ayeti (5.6) ise Medine’de inmiştir, iki. Ayetteki “dokunmasın” şeklinde yanlış algılanan “la yemessuhu” ibaresi “inşai” değil “ihbari”dir ve “dokunamaz” demektir; oysa ki Kur’an’a münkiri de müşriki de dokunur, üç...
Bilgime güvenmeyip, “Kur'an okumak için abdest farzdır” diyen sahih bir hadis, bir imam, bir alim var mıdır diye Mektebetu’l-Elfiyye’den 400.000 hadisi, bazıları Mebsut gibi 30 cildi bulan 1000’e yakın kitabı, tüm mezheplerin 40’ı aşkın kaynaklarını taradım, böyle bir şey bulamadım. En iyisi, bu konularda en katı davrandığını bildiğimiz Süyuti’nin “Kur’an okumanın âdabı” başlığında yazdıklarını aynen tercüme etmek:
“Kur’an okuma sırasında abdest almak müstehaptır; çünkü tilavet zikirden efdaldir ve Peygamber (sav) temizlenmeksizin zikretmeyi hoş karşılamazdı. İmamu’l-Harameyn dedi ki: “Abdestsiz Kur’an okumak mekruh değildir, çünkü Peygamber abdestsiz okuyordu. el-Mühezzeb Şerhi’nde ise: Eğer kişi Kur’an okurken yellenme ihtiyacı hissetse, yellenme sırasında harfleri doğru telâffuz edemeyeceği ihtimaline karşı okumayı durdurur.” (el-itkan, 1/295)
.

Simdi islamoglunun sözlerini iyi analiz edelim


Zaman gazetesi yazarini neden elestiriyor?

Kurana abdestsiz dokunulmaz dedigi icin degil mi?

Peki verdigi delil nedir?

Kurani abdestsiz okunabilir fetvasini veren bir alimin bir görüsü.

ISlamoglu meseleleri birbirine karistirmis.

Bu yüzden de okuyucuyu yanilgiya sevkediyor.

Ayirca bakin dokunulma diyen bir alim yok diyor degil mi?

Minhac_
01-05-2007, 12:23
Ohhhhhh. :oleyo: :oleyo: :oleyo:

Ama yetmez.

Özür ve helallik dileyeceksin Mustafa İslamoğlu Hocam'dan.

Neyse.

Şaka bir yana.

Ben bile okurken senin gibi okumuşum.

Artık senin okuman gayet normal olsa gerek.
:flowers:

Cünkü meseleleri birbirine karistirmis ve okuyucuyu yanilgiya düsürmüstür.

Kaynak verdigi ayni kitapta kurani okumaya helaldir diyen yeri alip kurani dokunmaya haram diyenleri elestirmis degil mi?

Bunda da mi yaniliyorum.

Yani alimin bir görüsünü alip diger görüsünü gizlemis.

Murat Yazıcı
01-05-2007, 12:23
Dikkat ederseniz mesele biraz da Mustafa İslamoğlu'nun (dalgınlıkla veya kasden) ve/veya soruyu soran okuyucusunun dokunmak ile okumayı karıştırmasından kaynaklanıyor:

Bir okuyucumuz, 18 Temmuz 2000 tarihli Zaman Gazetesi'ndeki bir köşe yazısından alıntı yaparak soruyor: “Kur’an okurken abdest almak, gerçekten de bu yazarın dediği gibi farz mıdır?” Önce mezkur yazıdan ilgili pasajı alalım:
“Hazret-i Kur’an’ı eline alan herkesin abdestli olması farzdır. Abdestsiz Kur’an ele alınamaz. Ancak dini kitaplar için böyle bir mecburiyet yoktur. Dini kitapların sadece içinde bulunan ayetlere elle dokunmak için abdestli olmak gerekir. Ayetten boş olan yerlere, yazılara abdestsiz dokunulabilir, okunabilir. Kur’an’la dini kitap arasında böyle bir ince fark vardır. Kur’an-ı Kerim’in ayetten boş olan kısımları da ayet hükmündedir. Bu yüzden dikişli kabına bile abdestsiz dokunulamaz. Abdestsiz kimseler bir mendil veya temiz bezle tutup bir yerlere koyarlar. Abdestsiz ele alamazlar.”
Allah Allah! “İnce fark”ı da öğrenmiş olduk. Hele “dikişli kabına bile dokunulamaz” cümlesi karşısında bitmemek mümkün mü?
Ben bu zamana kadar ne Kur’an’dan, ne Rasulullah’tan, ne sahabeden ve ne de müctehid imamlardan Kur’an okurken abdestin farz olduğuna dair ‘sahih’ bir şey okumadım, duymadım.

:D

Sofuoglu
01-05-2007, 12:26
Not : İşin acı acı gülümseten bir yanı da şu ki ister beğenelim ister beğenmeyelim M. İslamoğlu nun gerek arapca gerek diğer ilimlerdeki eğitimi ve bilgisi hepimizi -en az- birden fazla katlar...[/B]

abla birak biri belki bin kez katlar ,ama burdaki goruslerin cogu kisilerin kendi goruslerinden ote mustafa islamoglunun verdigi ictihatlara alimlerin verdigi ictihadlarla cevap veriliyorki

acizane burdaki verilen goruslerdeki ehli sunnet alimlerinin egitimleri ilimleride mustafa islamoglunu 1000 kez katlayacak degerdedir.....

elbetdeki tekfir mahiyetinde islamogluna bir soz soylenemez ama hatalari ve ehli sunnet itikatindan saptigi bircok nokta ehli sunnet alimleri tarafindan bildirilmis,
bunu burda dile getirmek icinde alleme olmaya gerek yoktur diye dusunuyorum

surci lisan olduysa affola

selametle

hirahos
01-05-2007, 12:30
Durum böyle olduğu halde ne gariptir ki, bazı insanlar ya bilinene muhalif sözler söyleyip adını duyurmak, ya da "harsı da nesli de ifsat etmek" için son derece kıyıda ve köşede kalmış bazı görüşleri konunun yegane hükmü gibi göstermekte, Rasulullah'tan bu güne orta yolu ve orta görüşü, geleneği temsil eden cumhur görüşünü gizlemekte ve bunları karaladıkları satırlarla kız Kur’ân Kurslarında yaymayı marifet saymaktadırlar. Yapacak iyi şeyi olmayanların sağlayacakları en iyi şey kötülük de yapmamalarıdır.


Üstadım elinize sağlık Faruk Hocamın yazısından, ilminden, ifadelerinden hem müstefid olduk; hem de feyz aldık.. Allah razı olsun kendisinden de, nakleden de, okuyanlardan da....

Konu inşallah açıklığa kavuşmuştur..

Bence çok da güzel bir hizmet oldu.. Ehli Sünnet alimlerinin neden orta yolu tuttuğu, niçin ifrad ve tefrid görüşlerden kaçındığı, nasslar ve ilmi usullere titizlikle nasıl riayet ettikleri; Ehli Sünnette icmai görüşlerin tercih edilmesinin gayet yerinde, akla ve rızaya uygun olduğu bu örnekle ikna edici, çok güzel ve çok açık bir biçimde bir kez daha gösterilmiş oldu..

İşte aylardır, dilimizde bu yüzden tüy bitiyordu.. İşte aylardır dudaklarımız bu yüzden çatlamış idi.. Efendiler; dinin içinde görüşler çok ve çeşitli.. "Hangisine uymalıyız" diye bir meselemiz var ise muteber Ehli Sünnet Alimlerine bakacağız.. Onların icmasına bakacağız.. Onların kıyasına son derece itimad edip teslim olacağız..

Bunun müşahhas icrası; mesela alacağız elimize muteber İlmihalleri, mesela Allah ondan razı olsun Ömer Nasuhi Bilmen'in ilmihalini, tabi eğer Hanefi isek, Şafii isek onların muteber İlmihallerini ya da diğer İki mezhebin muteber görülen ilmihallerini; orada yazan görüşleri hayatımıza tatbik edeceğiz.. Muhtar olan, kabul gören, esah olan, tercih edilen, icma edilen görüşleri, hususları yaşantıya geçireceğiz.. Budur.. Bu, işte her Müslümana farz olandır..Yoksa herkes Alim olacak değil.. Herkes, her alanda uzman olacak değil...

İslamoğlu'na gelince.. Bir takım şaz görüşleri olduğu ya da vukufiyetsizliği ortaya çıkmıştır.. Bu saatten sonra herkes özgürdür, diler diğer muteber alimleri izler; diler İslamoğlu'nu ( ya da Seyyid Kutub'u) izler.. Kendi tercihidir.. Neticelerine de kendisi katlanacaktır elbette..

Fakat Faruk Hoca'mın söylediği bir söz var ki altını çizmeden geçemiyeceğim.. Haddizatında çok çok önemli bir ikazdır.. Dikkatli olalım efendim.. Ne demişler yarım tabib candan, yarım hoca dinden eder... Şöhret peşinde olan da.. İfsad için uğraşan da..

fakiri
01-05-2007, 12:31
ummuhan´isimli üyeden Alıntı http://www.ihvan-forum.com/images/ihvan/buttons/viewpost.gif (http://www.ihvan-forum.com/showthread.php?p=264235#post264235)
Not : İşin acı acı gülümseten bir yanı da şu ki ister beğenelim ister beğenmeyelim M. İslamoğlu nun gerek arapca gerek diğer ilimlerdeki eğitimi ve bilgisi hepimizi -en az- birden fazla katlar..


Evet bu işler, ilimleri katlamaya vardırılınca ben de diyorum ki, şeytanın ilmi de bizi katlar denilenlerin ilmini doksana şutlar !!!
Var mı itirazı olan ?

BADUH
01-05-2007, 12:33
Dikkat ederseniz mesele biraz da Mustafa İslamoğlu'nun (dalgınlıkla veya kasden) ve/veya soruyu soran okuyucusunun dokunmak ile okumayı karıştırmasından kaynaklanıyor:

Bir okuyucumuz, 18 Temmuz 2000 tarihli Zaman Gazetesi'ndeki bir köşe yazısından alıntı yaparak soruyor: “Kur’an okurken abdest almak, gerçekten de bu yazarın dediği gibi farz mıdır?” Önce mezkur yazıdan ilgili pasajı alalım:
“Hazret-i Kur’an’ı eline alan herkesin abdestli olması farzdır. Abdestsiz Kur’an ele alınamaz. Ancak dini kitaplar için böyle bir mecburiyet yoktur. Dini kitapların sadece içinde bulunan ayetlere elle dokunmak için abdestli olmak gerekir. Ayetten boş olan yerlere, yazılara abdestsiz dokunulabilir, okunabilir. Kur’an’la dini kitap arasında böyle bir ince fark vardır. Kur’an-ı Kerim’in ayetten boş olan kısımları da ayet hükmündedir. Bu yüzden dikişli kabına bile abdestsiz dokunulamaz. Abdestsiz kimseler bir mendil veya temiz bezle tutup bir yerlere koyarlar. Abdestsiz ele alamazlar.”
Allah Allah! “İnce fark”ı da öğrenmiş olduk. Hele “dikişli kabına bile dokunulamaz” cümlesi karşısında bitmemek mümkün mü?
Ben bu zamana kadar ne Kur’an’dan, ne Rasulullah’tan, ne sahabeden ve ne de müctehid imamlardan Kur’an okurken abdestin farz olduğuna dair ‘sahih’ bir şey okumadım, duymadım.

:D

Evet ben de farketmiştim.

Biraz karıştırmış. Hatta epey karıştırmış.

Gece yarısı sinirli bir şekilde yazmış gibi.

Kasten yapmak (hele gazetede çıkacak bir yazıda) baltayı taşa vurmak olur.

Sehven diyelim hüsn-ü zan edelim.

O da tam "keçeli".

Madem yazıyon adam gibi yaz.

Şimdi ben neyini savunacam.

"İslam Sayfası" Hocam da gelmiş zaten.

Aha "Hirahos" Hocam da burda.

Biz ufaktan tüyelim.

fakiri
01-05-2007, 12:40
Herkes dürüst olsun ...
Şimdi burada ortaya konulan bir fikrin doğruluğu veya yanlışlığı araştırıldı... Buna rağmen bazıları halâ çatlak ses çıkarmakla meşgüller ! Arkadaş , mertçe ağzınıdaki baklayı çıkarın ve deyin ki " Evet, ben böyle yanlış bir ifadeye rağmen, bu adamın çizilmesini ve dışlanmasını kabul etmiyorum."
Ne diye dosdoğru ve dürüst olmuyorsunuz ?
Yok ilmi bizden fazlaymış da eksik olan bizmişiz de ağzı güzel lâf yapıyormuş da bilmem ne,bilem ne !!!!!

Ya Olduğunuz gibi görünün veya göründüğünüz gibi olun.
Vesselâm.

Minhac_
01-05-2007, 12:41
Biraz karıştırmış. Hatta epey karıştırmış.



Hem de acayip bir sekilde karistirmis dikkatli okuyalim.

Mustafa Islamoglu adli yazar diyor ki:

Bir okuyucumuz, 18 Temmuz 2000 tarihli Zaman Gazetesi'ndeki bir köşe yazısından alıntı yaparak soruyor: “Kur’an okurken abdest almak, gerçekten de bu yazarın dediği gibi farz mıdır?” Önce mezkur yazıdan ilgili pasajı alalım:
“Hazret-i Kur’an’ı eline alan herkesin abdestli olması farzdır. Abdestsiz Kur’an ele alınamaz. Ancak dini kitaplar için böyle bir mecburiyet yoktur. Dini kitapların sadece içinde bulunan ayetlere elle dokunmak için abdestli olmak gerekir. Ayetten boş olan yerlere, yazılara abdestsiz dokunulabilir, okunabilir. Kur’an’la dini kitap arasında böyle bir ince fark vardır. Kur’an-ı Kerim’in ayetten boş olan kısımları da ayet hükmündedir. Bu yüzden dikişli kabına bile abdestsiz dokunulamaz. Abdestsiz kimseler bir mendil veya temiz bezle tutup bir yerlere koyarlar. Abdestsiz ele alamazlar.”Allah Allah! “İnce fark”ı da öğrenmiş olduk. Hele “dikişli kabına bile dokunulamaz” cümlesi karşısında bitmemek mümkün mü?

Ve simdi buna cevap veriyor, Yani Kur'an'i abdestsiz ele alamazlar sözüne yönelik cevap veriyor diyor ki:

Ben bu zamana kadar ne Kur’an’dan, ne Rasulullah’tan, ne sahabeden ve ne de müctehid imamlardan Kur’an okurken abdestin farz olduğuna dair ‘sahih’ bir şey okumadım, duymadım. Bir şeye “farzdır” demek, helâl ve haram koyma yetkisine girer. Helâl ve haram koyma yetkisinin ise kime verildiği bellidir. Burada “farz olduğu” söylenen bir hüküm olduğuna göre, o hükmü farz kılan delili muhkem ve mütevatir nasslarda bulmamız gerekir. Kur’an’da abdestin sadece namaz için emredildiğini görüyoruz. Bu konuda, çok yaygın bir yanlış anlamaya alet edilen bir ayet vardır: “Ona temiz olanlardan başkası dokunamaz.” (56.79) Birazcık Arapçadan, ilimden, Kur’an’dan, tefsirden nasibi olan kimsenin bu ayetteki “o” zamirinin bir önceki ayetteki “gizli kitab”a gittiğini bilir, bir. Bu ayet Mekke’de, Abdest’in geçtiği tek Kur’an ayeti (5.6) ise Medine’de inmiştir, iki. Ayetteki “dokunmasın” şeklinde yanlış algılanan “la yemessuhu” ibaresi “inşai” değil “ihbari”dir ve “dokunamaz” demektir; oysa ki Kur’an’a münkiri de müşriki de dokunur, üç...

Bilgime güvenmeyip, “Kur'an okumak için abdest farzdır” diyen sahih bir hadis, bir imam, bir alim var mıdır diye Mektebetu’l-Elfiyye’den 400.000 hadisi, bazıları Mebsut gibi 30 cildi bulan 1000’e yakın kitabı, tüm mezheplerin 40’ı aşkın kaynaklarını taradım, böyle bir şey bulamadım. En iyisi, bu konularda en katı davrandığını bildiğimiz Süyuti’nin “Kur’an okumanın âdabı” başlığında yazdıklarını aynen tercüme etmek:
“Kur’an okuma sırasında abdest almak müstehaptır; çünkü tilavet zikirden efdaldir ve Peygamber (sav) temizlenmeksizin zikretmeyi hoş karşılamazdı. İmamu’l-Harameyn dedi ki: “Abdestsiz Kur’an okumak mekruh değildir, çünkü Peygamber abdestsiz okuyordu. el-Mühezzeb Şerhi’nde ise: Eğer kişi Kur’an okurken yellenme ihtiyacı hissetse, yellenme sırasında harfleri doğru telâffuz edemeyeceği ihtimaline karşı okumayı durdurur.” (el-itkan, 1/295)


Yani meseleyi oldukca birbirine karistirmis kisacasi.

Bunu kasitli olarak yapmamis ise dini hükümleri birbirinden ayirt edemeyecek kadar dini meselelerde dikkatsiz bir yazar bir izlenimi olustu bende.

Bu benim görüsüm tabi ki.

hirahos
01-05-2007, 12:43
"İslam Sayfası" Hocam da gelmiş zaten.

Aha "Hirahos" Hocam da burda.

Biz ufaktan tüyelim.

:D

İlahi Baduh Üstadım, hiç gülesim yoktu.. Çok hoşsun.. Seni seviyorum Baduh Üstadım.. :flowers:

BADUH
01-05-2007, 12:50
Herkes dürüst olsun ...
Şimdi burada ortaya konulan bir fikrin doğruluğu veya yanlışlığı araştırıldı... Buna rağmen bazıları halâ çatlak ses çıkarmakla meşgüller ! Arkadaş , mertçe ağzınıdaki baklayı çıkarın ve deyin ki " Evet, ben böyle yanlış bir ifadeye rağmen, bu adamın çizilmesini ve dışlanmasını kabul etmiyorum."
Ne diye dosdoğru ve dürüst olmuyorsunuz ?
Yok ilmi bizden fazlaymış da eksik olan bizmişiz de ağzı güzel lâf yapıyormuş da bilmem ne,bilem ne !!!!!

Ya Olduğunuz gibi görünün veya göründüğünüz gibi olun.
Vesselâm.

Hocam daha önce de söyledim.

Üslubun bize ağır geliyor.

Burada kimi kasdettiğin de önemli değil.

Ama üzerine alınan arkadaş bu üslupta sana cevap veremez.

Zira neredeyse "münafık" tarifi yapmışsın.

Bize gerçekten ağır geliyor.

Cenab-ı Hakk Celle Celaluhu cümlemize hiddetini ve hamasetini nefsine tevcih edip isabetini yüzde yüz yapan bahtiyar kullarından eylesin.

fakiri
01-05-2007, 12:50
Şimdi burada bahse konu olan zatın "Kurana abdestsiz dokunulabilir mi ?" konusundaki görüşleri tartışıldı ... Peki ya bu adamın bir tek falsosu bu mu acaba ? Hiç merak eden oldu mu ? Örneğin içinizde "ÜÇ MUHAMMED" kitabını okuyan var mı ? Orada düpedüz Rasulullah (S.A.V.) Efendimize salâva-tı şerife getirmeyi emreden ""“Allah ve melekleri, peygamberi çok salat ederler, Ey müminler! Siz de ona salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam verin.” (El-Ahzab-56) ...""" mealindeki ayet-i celileyi çarpıtarak bu ayetten O'na salâvat okuma değil, destek anlamı çıkar demektedir. Bunun yanısıra daha bilmem ne kadar bir sürü hezeyanlar...
Sürekli dedik ki zamanınızı boş yere harcamyın.
Dinlemediniz ve dinletmedik !
Halâ daha irdeleme devam ediyor.
İşte biz bunun için adam olamayız .

fakiri
01-05-2007, 14:12
alıntı- BADUH
Üslubun bize ağır geliyor.
Burada kimi kasdettiğin de önemli değil.
Ama üzerine alınan arkadaş bu üslupta sana cevap veremez.

Araştırmacı Arkadaş BADUH,

Şimdi siz bu konuda, olanca mesainizi harcadınız ve bazı yerlere mail bile gönderdiniz. Bilmiyorum kesin bir kanaate vardınız mı ama, son mesajlardan birinde şöyle bir " İşin acı acı gülümseten bir yanı da şu ki ister beğenelim ister beğenmeyelim M. İslamoğlu nun gerek arapca gerek diğer ilimlerdeki eğitimi ve bilgisi hepimizi -en az- birden fazla katlar.." cümle geçti. Peki şimdi ben size soruyorum. Eğer araştırdığınız şahıs hakkında menfi bir kanaate sahip oldu iseniz, O kadar araştırmanız neye yaradı ? Hiç bir şeye yaramadı değil mi ? Şayet müsbet bir netice elde etti iseniz, o zaman bu sözü eden arkadaşımız bu kanaatini neden baştan söylemedi değil mi ?
Hani derler ya, az gittik uz gittik-dere,tepe düz gittik... Bir de dönüp baktık ki, bir arpa boyu yol gitmişiz !
Buradaki yazışmaları ben buna benzetim. Kusuruma bakmayınız.

:)

Minhac_
01-05-2007, 14:18
Bilmiyorum kesin bir klanate vardınız mı ama, son mesajlardan birinde şöyle bir " İşin acı acı gülümseten bir yanı da şu ki ister beğenelim ister beğenmeyelim M. İslamoğlu nun gerek arapca gerek diğer ilimlerdeki eğitimi ve bilgisi hepimizi -en az- birden fazla katlar.." cümle geçti. ]






Ibni teymiye çok şeyi ezbere bilirdi ama bu ezberledikleri şeylerin hepsini doğru anlayamamıştır. Hadisi hafızı el-Irâkî onun hakkinda söyle demistir: ”İbni Teymiyenin ilmi aklından daha büyüktür” yani Dini husularda anlamadığı çok şey vardır.


Islamoglunun da Kurana abdestsiz dokunulur mu sorusuna yönelik alimlerden abdestsiz okunulur fetvasini zikremesi de dini hususlari tam olarak anlamadiginin delilidir.

Ayrica Murat abi de Ebu Bekir Sifilinin onunn tercüme hatalarini zikrettigini bildirdi.

UBEYDUN
01-05-2007, 14:35
efendimizin aleyhisselam bir sözü şöyleydi
o Allah'ı ve Rasul'unu seviyor
keşke bunu bizde söyliyebilsek

Minhac_
01-05-2007, 14:40
efendimizin aleyhisselam bir sözü şöyleydi
o Allah'ı ve Rasul'unu seviyor
keşke bunu bizde söyliyebilsek


Efendimiz Din hakkinda ehil olmadan fetva verenlere karsi da susmamistir.


Ebu Davud'un bir rivayetine göre, adamın birinin başında bir yarık vardı. Soğuk bir gecede cünup oldu. Başındaki bu yarık hususunda yanındakilere nasıl yıkanması gerektiğini sordu. Kendisine normal olarak yıkanmasını söylediler yıkandı ve adam öldü. Durumu Resulullah'a haber verince Efendimiz, " Adamı öldürdüler, Allah da onları öldürsün " dedi. Hadis-i Şerifı ebu Davud ve diğerleri rivayet etmiştir. Evet, eğer istisnasız bütün müslümanların ictihad etmeleri doğru olsaydı, kendileri fetvaya ehil olmadıkları halde fetva vermeye kalkışan bu adamları Resulullah Aleyhiselatü Vesselam kınar mıydı hiç ?!.Sonra, Kıyası sadece müctehidler yapar, bu onların vazifesidir. Yani hakkında nas bulunmayan bir meseleyi, hakkındanas bulunan diğer bir meseleyle aralarındaki benzerlikten dolayı karşılaştırırlar.Binaenaleyh, hem kendileri, hem de hempaları ictihad yapma ehliyetinden mahrum oldukları halde kendi bağlılarını ictihad yapmaya teşvik eden bu zavallılardan aman ha aman uzak durun!. Bu adamlar dini meseleler de tahribat yaptıkları gibi kendi yandaşlarını da bu kabil tahribat'a davet ediyorlar.

Alintidir

Minhac_
01-05-2007, 14:46
Kitap telif eden hadis uleması, hadis ıstılah kitaplarında sahabe içerisinde fetva verme durumunda olanların (yani müctehid olanların) on kişiden az olduğunu belirtiyorlar.(*)

İctihad yönünden sahabenin durumu bu merkezde olunca, Kur' an okuyan ve birkaç dini kitap gözden geçiren her müslüman "Onlar da insan, biz de insarız ; dolayısıyla bizim o müctehidleri taklid etmemiz söz konusu olamaz" demeleri doğru olabilir mi ? Selef-in çoğunun müctehid olmadığı, aksine kendi içlerindeki müctehidleri taklid ettikleri bir gerçektir.

(*)Bu hususlarda imam Suyuti'nin Tedribu'r-Ravi ve benzer diğer hadis istılaları (ilimleri) kitaplarında geçmektedir.

BADUH
01-05-2007, 14:48
alıntı- BADUH
Üslubun bize ağır geliyor.
Burada kimi kasdettiğin de önemli değil.
Ama üzerine alınan arkadaş bu üslupta sana cevap veremez.

Araştırmacı Arkadaş BADUH,

Şimdi siz bu konuda, olanca mesainizi harcadınız ve bazı yerlere mail bile gönderdiniz. Bilmiyorum kesin bir kanaate vardınız mı ama, son mesajlardan birinde şöyle bir " İşin acı acı gülümseten bir yanı da şu ki ister beğenelim ister beğenmeyelim M. İslamoğlu nun gerek arapca gerek diğer ilimlerdeki eğitimi ve bilgisi hepimizi -en az- birden fazla katlar.." cümle geçti. Peki şimdi ben size soruyorum. Eğer araştırdığınız şahıs hakkında menfi bir kanaate sahip oldu iseniz, O kadar araştırmanız neye yaradı ? Hiç bir şeye yaramadı değil mi ? Şayet müsbet bir netice elde etti iseniz, o zaman bu sözü eden arkadaşımız bu kanaatini neden baştan söylemedi değil mi ?
Hani derler ya, az gittik uz gittik-dere,tepe düz gittik... Bir de dönüp baktık ki, bir arpa boyu yol gitmişiz !
Buradaki yazışmaları ben buna benzetim. Kusuruma bakmayınız.

:)

Mushaf'a abdestsiz dokunulmayacağı konusunda başta zaten mutabık olduğumuzu zikrettik.

Ehl-i Sünnet Alimlerinin değil ittifakı bir tanesi dahi hürmeten uygulayın demesi bile bizim için yeterlidir dedik ayrıca.

Münazaraların faydası mutlaka vardır diye arada zikrettik ki Hadis-i Şerif'e (bir nevi emirdir) bakar demiştik.

Bu orta-uzun münazara sonucunda benim en bariz artım şu oldu.

Ki bu aslında belki de yeni bir münazara konusu olacaktır.

Mustafa İslamoğlu yazısında belirtmiş: "İmamların birçoğuna göre “mukallid”in tarifi şudur: “Amellerini delilleriyle birlikte bilip, o delilleri değerlendirmede mezhep imamının ictihadını benimseyen kimse.” "

İmam-ı Rabbani Hazretleri Müslümanlar iki kısımdır diyor bir mektubunda. Müctehidler ve mukallidler.

Ekser çoğunluğumuz mukallidiz.

Ama Mustafa İslamoğlu'nun dediği doğru ise malesef ekser çoğunluğumuzun ekser çoğunluğu olarak mukallid bile değiliz.

Eğer bu doğruysa istikametini buna yönelten ve gereğini yapma gayretine giren bu münazaradan değil bir arpa boyu yol katetmemiş olmak, belki de EBEDE MÜTEVECCİH BİR KAZANÇ elde etme fırsatı yakalamış olacaktır.

Önce de zikrettik. "Fikru saatin hayrun min ibadeti sittine seneh. (Sadaka Rasulullah Sallahu Teala Aleyhi Vesellem)".

Bu bir müjde aynı zamanda emirdir. Ki tefekkürü emreden ayetleri de düşünün.

Yaptığımız onlara bakıyor.

Ama ben zaten biliyordum diyene sadece niye bize söylemiyon o zaman demekten başka sözümüz olamaz.

Zira ben mukallidi sadece taklit eden, düşünmeden uygulayan biliyordum.

Anlaşılan bunu da epey araştıracaz.

"Hirahos" Hocam buna katılmayacak.

Baştan bunu biliyorum ki zikretti daha önceden benzer sözleri.

Yani mutlak (delil aramadan) taklit gerektiğini.

Minhac_
01-05-2007, 14:53
[B].
Müslümanların bu iki mertebede olduğuna Resulullah Aleyhisselam'ın şu mealdeki Hadis-i Şerifi delildir:
" Benim sözümü duyup onu kavrayan ve duyduğu gibi onu aynen yerine getirenlerin Allah yüzlerini ak etsin. Nice tebliğciler var ki, kendileri meseleden habersizdirler. " Hadis-i Şerifi Tirmizi ve ibni Hıbban rivayet etmiştir.

Bizim yukarıda bahsettiğimiz hususa mezkur hadisin şu kısmı delil teşkil etmektedir: Nice söz tebliğeileri var ki, kendileri meseleden habersizdirler Bu da kendi tebliğ ettiği meseleyi bilmeyenıerin mevcudiyetini gösteriyor.

.

Bu hadisi nasil degerlendirmeliyiz Baduh madem ki bizler her meseleyi delilleri ile bilmek zorundayiz.

Örnegin ben Safii mezhebindenim abdesti bozan seyleri bir müchtehid bildirmis. Ama delillerini bilmiyorum. Ama bana göre imam Safii'nin meseleyi bildirmesi kafidir. Yani simdi ben safii mezhebinden degil miyim?

fakiri
01-05-2007, 14:57
Yeyüzünden bilem ne kadara mümin ve muvahhid gelip-geçti. Elan dahi yaşamakta ve geçmektedir. Yani, hiç kimsenin ilmi ve bilgisi bir ve aynı seviyede olamayacağı gibi, makamatı ve Rabbimize olan yakınlığı dahi bir değildir.Mukallid vardır, sacede namaz kılacak kadar bilgisi vardır. Şimdi biz bu kardeşimizi mensubu bulunduğu mezhebin bütün hükümlerini bilmiyor diye dışlayacak mıyız ? Şüphsiz ki, herkes tercih ettiği mezhebin bütün meselerdeki görüş ve kavlini bilmez / bilemez . Esasen bu mümkün dahi değildir. Önemli olan müslümanların hangi hâl ve ahvâl üzerlerinde bulunuyorlarsa, bu bulundukları hâl ve ahvâl hakkındaki hükümleri bilmeleridir. Çünkü, mükelleflere mezheplerine ait öğrenmeleri gereken ve farz olan kısmı ve seviyesi budur.
Gerisi lâf-ı güzâftır.

BADUH
01-05-2007, 14:59
Alıntı:
Minhac_´isimli üyeden Alıntı http://www.ihvan-forum.com/images/ihvan/buttons/viewpost.gif (http://www.ihvan-forum.com/showthread.php?p=262381#post262381)
[B].
Müslümanların bu iki mertebede olduğuna Resulullah Aleyhisselam'ın şu mealdeki Hadis-i Şerifi delildir:
" Benim sözümü duyup onu kavrayan ve duyduğu gibi onu aynen yerine getirenlerin Allah yüzlerini ak etsin. Nice tebliğciler var ki, kendileri meseleden habersizdirler. " Hadis-i Şerifi Tirmizi ve ibni Hıbban rivayet etmiştir.

Bizim yukarıda bahsettiğimiz hususa mezkur hadisin şu kısmı delil teşkil etmektedir: Nice söz tebliğeileri var ki, kendileri meseleden habersizdirler Bu da kendi tebliğ ettiği meseleyi bilmeyenıerin mevcudiyetini gösteriyor.

.

Bu hadisi nasil degerlendirmeliyiz Baduh madem ki bizler her meseleyi delilleri ile bilmek zorundayiz.

Örnegin ben Safii mezhebindenim abdesti bozan seyleri bir müchtehid bildirmis. Ama delillerini bilmiyorum. Ama bana göre imam Safii'nin meseleyi bildirmesi kafidir. Yani simdi ben safii mezhebinden degil miyim?


Dedik ya araştıralım inşaAllah.

Tabi hükmü bilen arkadaş varsa paylaşırsa bizimle çok daha iyi olur.

Zira konu baya önem kazandı kendi adıma.

Minhac_
01-05-2007, 15:01
Dedik ya araştıralım inşaAllah.

Tabi hükmü bilen arkadaş varsa paylaşırsa bizimle çok daha iyi olur.

Zira konu baya önem kazandı kendi adıma.


Mustafa Islamoglu atsin kuyuya bir tas biz cikarmaya calisalim. Ben yoruldum.

Alimlerin bu konularda görüsleri vardir. Tam ayrintisini bilmiyorum. Arastiracak vaktim de yoktur.

Ama bizim gibilerine mukallid degilsiniz diyebilir misiniz?

zebih
01-05-2007, 15:04
baduh,

iman ilkelerindeki taklid ile, amel meselesindeki taklid aynı değildir.

iman ilkelerinde taklid caizdir; ama delil araştırmayan günahkardır.

amele müteallık mevzularda ise en güzeli kocakarı taklididir, hiç zarar vermez. :)

açarsın bir mezhebin ilmihalini ve başından sonuna tatbik edersin. bunu yapmak amelde avam için tahkiktir.

BADUH
01-05-2007, 15:09
Mustafa Islamoglu atsin kuyuya bir tas biz cikarmaya calisalim. Ben yoruldum.

Alimlerin bu konularda görüsleri vardir. Tam ayrintisini bilmiyorum. Arastiracak vaktim de yoktur.

Ama bizim gibilerine mukallid degilsiniz diyebilir misiniz?

"Minhac_" konu farklılaştı.

Yani önemsiz görüp bırakadabilirsin.

Ben araştırır ve paylaşırım nasipse inşaAllah.

Ama şunu göz ardı etmeyin.

Bugün 8 yıl mecburi eğitim var. Lise 4 yıl oldu. İlerde liseyi de mecburi eğitime dahil etmeyi planlıyorlar.

Bu 12 yılın sadece 1 yılını sırf Din'i eğitime ayırsalar ben şahsen Mustafa İslamoğlu'nun belirttiği ve birçok İmam'ın tarifidir dediği "mukallid" tanımına birçok kişinin rahatlıkla gireceği kanaatindeyim.

Ki bu tanımda kastedilen herkes "müctehid" olsun da değil herhalde.

Bu arada boşuna eğitimle uğraşmamış süfyan.

Direk musluğu kapatmış.

Minhac_
01-05-2007, 15:14
"Minhac_" konu farklılaştı.

Yani önemsiz görüp bırakadabilirsin.

Ben araştırır ve paylaşırım nasipse inşaAllah.

.[/B]

Zikrettigim hadisin Muhaddislerden tarafindan yorumunu da arastirir misin?

Bu konuda ayrinti vardir. Ama ben din ilminde zaruri olarak bilinmesi olanlari ögrendim. Bu benim icin yeterlidir en azindan.

Minhac_
01-05-2007, 15:16
Bu 12 yılın sadece 1 yılını sırf Din'i eğitime ayırsalar ben şahsen Mustafa İslamoğlu'nun belirttiği ve birçok İmam'ın tarifidir dediği "mukallid" tanımına birçok kişinin rahatlıkla gireceği kanaatindeyim.


[/B]

Alimlerin bütün dediklerini delilleri ile arastirma ve anlama mi bir yila sigar mi?

BADUH
01-05-2007, 15:19
Alimlerin bütün dediklerini delilleri ile arastirma ve anlama mi bir yila sigar mi?

Farz olan ilmihal bilgilerinin delilleridir herhalde "mukallid" e yüklenen.

Yoksa ona "müctehid" denir ki değil 1 yıl 51 yıl yetmez herhalde.

Minhac_
01-05-2007, 15:35
Farz olan ilmihal bilgilerinin delilleridir herhalde "mukallid" e yüklenen.



Bunlari bilmenin farz olduguna dair fetva veren alimler var ise onlari da nakledersiniz insaallah?

Ben bazi konularda biliyorum. Her konuda degil.

hirahos
01-05-2007, 15:37
"Tamamı elde edilemeyen şeyin tamamı elden bırakılmaz"

Bu bir Arap atasözdür.. Bu atasözünü muteber alimler eserlerinde yeri gelince vermişlerdir.. Mesela İmam Rabbani Hazretleri..

Mukallide düşen, azdan olsa da izlediği mezhepden imani ve ameli hususiyetleri öğrenerek tatbik etmedir.. Bu üç olur, beş olur, 20 olur, 50 olur.. Ama neticede bir zaman gelir inşallah bilmesi ve işlemesi gereken bütün hususiyetleri kavrayıp tatbik etmiş olur... Tatbik etmese zaten bilmesi de yetmiyor.. Bilmek insanı kurtarmaz, tatbik etmek insanı kurtarandır..

"İslam, işitmek dini değildir; işitmek ve tatbikat dinidir"

"Her şeyden azdan çoğalır, çoktan azalır"

"Biz ilmi isteyene veririz.. Zenginliği ise dilediğimize"..

Burada önemli olan; bu arkadaş, bu mukallid Mezhebin hükümlerinin mutfağına asla gelmesin demek değildir.. Gelsin, arzusu hevesi varsa gelsin ama, birden olacak bir şey değildir..

Burada önemli olan, mukallid, her hükmün arka planını bilmiyorsa dahi bildiği kadarıyla tatbikatında bulunsun demektir.. Yani onu mukallidlikten atmak değil.. Burada yıkıcı değil yapıcı, teşvik edici olmak icap eder.. Zira "nefret ettirmemek, kolaylaştırmak" da bizlere bir emir..

Hem Allah'ın bizlere müjdesi var:

"Kulum, bildiğiyle amel eder, bildiğini tatbik ederse; bilmediklerini biz Azimüşşan ona öğretiriz"

Amenna ve saddakna.. Bildiğin bir günah var.. Ondan kaçınmazsan diğerlerini öğrenemezsin.. Bildiğin bir amel var, onu işlemezsen diğer sevapları da öğrenemezsin..

En açık nasihat İsmail abimden geldi.. Alacaksın muteber bir ilmihal onu takip edeceksin.. Zenginleştirmek, bu hükümlerin evveline ulaşmak sonrasıdır, tabi dilerse, kendi isterse.. İstemez de sadece taklid etmeye devam ederse onu kimse kınayamaz..

Minhac_
01-05-2007, 15:39
Alacaksın muteber bir ilmihal onu takip edeceksin..


Bu konuda size biraz garip gelebilir ama basta ilim ögrenmeye baslayan birisinin o ilmi ehil birisinden ögrenmesi tavsiye ediliyor yani sadece kitaptan degil .

Bu konuda darulhikmede de birseyler okumustum bulursam aktaririm.

Minhac_
01-05-2007, 15:41
Darulhikmenin yaptigi bir repörtajda deniliyor ki:

Talha Hakan Alp: Bazıları “Günümüzde bir çok kitap Türkçeye çevrilmiştir. İslamî ilimleri öğrenmek için bir hocaya ve Arapça öğrenmeye gerek yoktur” iddiasında bulunuyorlar. Bu hususta ne dersiniz?

Muhammed Sâlih Hoca:

1) Evvela şunu ifade edelim ki Cenab-ı Allah Kur’an-ı Kerim’de: “Eğer bilmiyorsanız zikir (ilim) ehline sorunuz” buyuruyor. Görüldüğü gibi Cenab-ı Allah, insanları kitaplara değil de bilenlere yönlendiriyor.

2) Ayrıca Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Taberânî ve Bezzâr’ın rivayet ettiği bir hadiste “İlim ancak teallüm ile, fıkıh ancak tefakkuh ile elde edilir” buyurmaktadır. Hadiste yer alan teallüm ve tefakkuh ifadeleri, bunların ancak bir hoca vasıtasıyla öğrenilebileceğini göstermektedir.

3) İslam tarihine baktığımızda dikkat edilirse gerek sahâbî gerek tabiin ve gerekse selef-i salihinden günümüze kadar yetişen bütün İslam âlimleri, mutlaka muallim ve mürşidlerin elinde yetişmişlerdir. Kendi kendine yetişen büyük bir âlim gösterilemez.

4) İslam âlimlerinin meşhur bir sözü vardır: “İlim sahifelerden (kitaplardan); Kurân da (Kurân’ı bilen bir ağız olmaksızın direkt olarak) mushaftan alınmaz. ”

5) İslam âlimleri arasında sabit olan kurallardan biri de şudur ki; “İlmini âlimlerden almayan bir kişi kat’i surette o ilimde söz sahibi olamaz. Bu gibilere ulema arasında mütesevvir (ilme kapıdan değil de surdan (duvardan) içeri atlayan ) denir. Çünkü ilmin kapısı hocadır.”

6) “Hocasız ilim olmaz” kaidesi sadece İslamî ilimler için değil, diğer ilimler ve sanatlar için de geçerlidir. Örneğin bir insan kendi kendine doktor veya mühendis olamaz. Böyle bir işe teşebbüs ederse, olsa olsa yarım bir doktor veya yarım bir hoca olur. Meşhur bir atasözü vardır: “yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder.”

Nitekim kendi kendini yetiştirmeye kalkışan biri, ince meseleler şöyle dursun normal meselelerin birçoğunu ya gözden kaçırır veya bunları kavramaz ve yanlış yorumlar. Bu durumda olan biri ilim sahibi olmaz… Olsa olsa doğru yanlış karışımı bir İslamî genel kültüre sahip olur. Böylece sağlam ölçü ve teraziye sahip olamadığından bilgileri artıkça hataları da artar. Zira bütün bilgilerini yanlış teraziyle tartmış olur.

Bütün bunların neticesi olarak da kafasında yanlış bir İslamî telakkiye sahip olur, arkasından gidenleri de türlü türlü yanlışlıklara sürükler.

Arapçanın gerekli olup olmadığına dair görüş belirtmeye gerek yoktur. Temel kaynaklar Arapça olduğu için aklı başında herkes sağlam bir İslamî bilgi elde edebilmek için Arapçanın birinci şart olduğuna inanır.

hirahos
01-05-2007, 16:01
Bu konuda size biraz garip gelebilir ama basta ilim ögrenmeye baslayan birisinin o ilmi ehil birisinden ögrenmesi tavsiye ediliyor yani sadece kitaptan degil .

Bu konuda darulhikmede de birseyler okumustum bulursam aktaririm.

Evet efendim, tam doğrudur.. İlim asıl olarak Alimden ya da Alimler topluluğundan bizzatihi meclislerinde bulunarak öğrenilir.. Kitapdan sadece ders olur.. Kitapdan ezber olur.. İlim bunlardan çok çok başka bir hikmettir, başka bir faaliyettir, başka bir sır esrardır.. İlmin kıymetini ancak Alimler hakkıyla takdir edebilirler.. İlmin esrarını bizzat yaşayanlar, tadanlar da alimlerdir.. Ben gibi avamın bundan haberi olmaz..

Buna şüphemiz yok.. Ama ilim ehline yakın değilse, meclislerinde bulunacak fırsatı yok ise, herkesin okuması yazması var Allah'a şükür; açacak ilmihal kitabına göre amel edecek.. Gücü yettiğinden mesuldür..

Kaldı ki zamanımızda ilim ehli azdan azdan azdır.. İnşallah yakın bir zamanda ilim damarları yeniden açılacak.. Kısa bir süreliğine de olsa..

Esasen Tasavvuf ilmi dahi kitaplardan değil; bizzat sadır sahibinden tedris edilir, talim edilir.. Fakat konumuz bu değil, bu sebeble zikredilmese bile olurdu... İlm-i Şeriat olunca bu böyle efendim: Hiç bilmemekten, hiç işlememekten az bilmek ve az işlemek dahi makbuldur.. Maksad bu değil tabi, yanlış anlaşılmasın.. Az bilelim yeter demiyoruz..

zebih
01-05-2007, 16:22
muhterem hirahos abi,

muhammed salih ekinci hoca ile 14 yıldır tanışırız, birbirimize sevgimiz vardır.

kuvvetli bir ilme sahiptir.

klasik tarikat anlayışına biraz sıcak değildir. kendine göre makul sebebleri de vardır. ilme daha fazla ehemmiyet verir. çok talebe yetiştirmiştir ve yetiştirmeye devam da eder.

zahid kevseri rahimehullah'ın talebesi abdulfettah ebu gudde'nin talebesi nureddin boyacılar hoca ile 10 yıldır tanışırız.. kendisi vera sahibi bir alimdir. klasik tarikat metodlarını reddetmez; ama hadis ilmi ile iştigali çok ciddiye alır ilim ehli için. -ki ilim demek esasen hadise vukufiyet demektir- çok talebe yetiştirdi o da ve devam da ediyor. hassaten ondan ders almaya uzak diyarlardan gelen ehl i ilim ile de yakinen tanışırız.

nureddin boyacılar hoca'nın mahdumu bilal ise mesela dostumdur. üstaz ismail çetin rahimehullah'tan ilim icazesi almıştır. o da, bir ehli tarik alimdir..

elhamdülillah ki bu zatları istediğim zaman görebilme ve muhabbet edebilme imkanına sahibim.

eser okumak ile insan kamil olmaz; tatbikatı bir ilim ehlinin nezaretinde yapması en elverişli olandır.

lakin imkan bulamayanlar için eser bir mahrumiyeti gideren şifadır.

tabi ki mevzu ilmihal bilgisi düzeyi idi.

esselamu aleykum

Minhac_
01-05-2007, 16:24
Buna şüphemiz yok.. Ama ilim ehline yakın değilse, meclislerinde bulunacak fırsatı yok ise, herkesin okuması yazması var Allah'a şükür; açacak ilmihal kitabına göre amel edecek.. Gücü yettiğinden mesuldür..



Abi benim tanidigim kardeslerim var sadece mesela Nurul Izahi ehli olan bir alimin agzindan almak icin baska bir ülkeye sefere gitmislerdir.

Benim da Imam Safiiye tabi olmamin sebebi etrafimda bu sadece bu mezhebi kitaplardan degil de alimlerden ögrenmis insanlarin bulunmasidir.

Bu dindir. Ben meseleleri bir hocanin agzindan almayi daha uygun buluyorum.

BADUH
01-05-2007, 16:38
...

Arapçanın gerekli olup olmadığına dair görüş belirtmeye gerek yoktur. Temel kaynaklar Arapça olduğu için aklı başında herkes sağlam bir İslamî bilgi elde edebilmek için Arapçanın birinci şart olduğuna inanır.


Vur dedik öldürdün sen bizi.

İngilizce olsa olmaz mı?

Yani öğrenecez diye cılkımız çıkmıştı da.

"What's this? This's a pencil. Üstelik on the table."

Nettin sen "Minhac_"?

Farz olan ilmihal bilgilerinin delillerini öğrenecez dedik.

Herkes allame olsun demedik.

Tamam öğrenelim de herkes nasıl öğrensin Arapçayı?

Yoksa kastın herkes değil mi?

Minhac_
01-05-2007, 16:44
;)
Vur dedik öldürdün sen bizi.

İngilizce olsa olmaz mı?

Yani öğrenecez diye cılkımız çıkmıştı da.

"What's this? This's a pencil. Üstelik on the table."

Nettin sen "Minhac_"?

Farz olan ilmihal bilgilerinin delillerini öğrenecez dedik.

Herkes allame olsun demedik.

Tamam öğrenelim de herkes nasıl öğrensin Arapçayı?

Yoksa kastın herkes değil mi?

O sadece alinti idi. Zira tamamini ele alirsak o repörtajda benim de ciddi anlamda elestirdigim noktalar var.

Farz olan ilimleri ögrenmek icin Arapcayi ögrenmek de sart degil, bunlarin hepsini istisnasiz delilleri ile bilmek de sart degil.

Ama ben dinimi ayrintisi ile ögrenmek istiyorsam, türkce tercümelere güvenemem.

Arapca burada gerekli;)

Minhac_
01-05-2007, 17:16
Seyyid Kutup tartışılırken de yazmıştım, kaynaklarımız elimizde uymayanları kendimize şiar edinmeyiz olur biter adam gitmiş ardından onu teraziye koymak anlamsız o zaten ana hesab yerinde artık, yaptığı onca güzel hareketi de görmezden gelecek kadar basiretsiz değilim, .[/B]


Bakın ibretlik bir yazi. Demek ki hale onun görüslerinden etkilenenler varmis

Ileti bugün yazildi Ummuhan abla


Murat yazıcı ,
Seyyid Kutub sana ve senin gibi düşünen particilere -demokrat YUSUF 40 , TEVBE 31 , NİSA 60-65 MAİDE 44 -45 -47 KAFİR DEMEKTEDİR !!!


[/I][/SIZE]

Ahi Evran
28-02-2008, 17:42
Türkçe meal abdestsiz tutulur...
Bir görüşe göre meal'in yanın da arapça metin olsa da tutulur...

İmam Buhari'nin içtihatına göre ise cünüp kimse dahi Kuran'ı tutup okuyabilir...

Hani İmam Buhari'de mezhepsiz ya, hanefi, şafi filan değil ya!!!

elmnightmare
28-02-2008, 17:50
İmam Buhari'nin içtihatına göre ise cünüp kimse dahi Kuran'ı tutup
Kaynak Kaynak!!!!!

Ahi Evran
28-02-2008, 18:05
Fıkhussenne, Muhalla ve dahi İmam Buhari'nin diğer içtihatlarını da araştırın...
Koskoca İmam'ın içtihatları tozlanmaya terk edilmesin...

elmnightmare
28-02-2008, 18:08
Fıkhussenne, Muhalla ve dahi İmam Buhari'nin diğer içtihatlarını da araştırın...
Koskoca İmam'ın içtihatları tozlanmaya terk edilmesin...
Anlaşıldı sen de okumamışsın:dancing:

Ahi Evran
28-02-2008, 18:19
Anlaşıldı sen de okumamışsın


Bizzat hocam ile birlikte Arapça metinden okuduk...
Metnin geçtiği kitabın adını hatırlamadığım için hocama sordum...
Bu iki kaynakta da geçtiğini söyledi...
Haber vahiddir, ravi sika'dır...

bilgin
28-02-2008, 22:00
Fıkhussenne, Muhalla ve dahi İmam Buhari'nin diğer içtihatlarını da araştırın...
Koskoca İmam'ın içtihatları tozlanmaya terk edilmesin...

çok ilginç ilk defa duyuyorum,
duymamam gayet normalmiş gerçi baksanıza hemen itirazlar yükselmiş

Red Baron
28-02-2008, 22:15
Kuranda namaza kalkınca abdest alın deniyor.
Abdestsiz Kuran okunmayacaksa gayri müslimler nasıl Kuran okuyacak?

elmnightmare
28-02-2008, 23:05
Fıkhussenne, Muhalla ve dahi İmam Buhari'nin diğer içtihatlarını da araştırın...
Koskoca İmam'ın içtihatları tozlanmaya terk edilmesin...
Araştırdık ve de Kuran'a dokunabilir diye bir ibare bulamadık...
Cenabet Kuran okunabilir denmiş...
Kuran'a dokunabilir diye bir ifade yoktur....
Hafızanızda yanlış yer etmiş anlaşılan....

Ahi Evran
28-02-2008, 23:56
Araştırdık ve de Kuran'a dokunabilir diye bir ibare bulamadık...
Cenabet Kuran okunabilir denmiş...
Kuran'a dokunabilir diye bir ifade yoktur....
Hafızanızda yanlış yer etmiş anlaşılan....


Gerekli cevap en kısa zamanda kaynağı ile verilecektir...

Şuna da bir bakın bakalım:

Ebu Hanife'nin (ra) "Cünüp olan bir kimsenin ellerini ve ağzını yıkadıktan sonra Kuran'a dokunmasında ve okumasında bir sakınca yoktur" şeklinde ikinci bir kavlinin olduğu...(Halebi sağir ve halebi kebir)

Murat Yazıcı
29-02-2008, 05:08
M. İslamoğlu'nun yazısını hatırlayalım:

Bir okuyucumuz, 18 Temmuz 2000 tarihli Zaman Gazetesi'ndeki bir köşe yazısından alıntı yaparak soruyor: “Kur’an okurken abdest almak, gerçekten de bu yazarın dediği gibi farz mıdır?” Önce mezkur yazıdan ilgili pasajı alalım:“Hazret-i Kur’an’ı eline alan herkesin abdestli olması farzdır. Abdestsiz Kur’an ele alınamaz...."

Yani, bahis konusu yazar "ele alınmaz (dokunulmaz)" demiş, İslamoğlu bunu "okunmaz" diye anlayarak/yorumlayarak atıp tutmuş. Ciddi bir zeka eksikliği problemi ile karşı karşıyayız.

İslamoğlu'nun yazısındaki birçok ifade, bu şahsın İslam alimlerini ve Müslümanları sevmediği intibaını vermektedir. Bazı cümleleri ile açıkca hakaret ediyor.

misak
29-02-2008, 06:39
VAKIA SURESİ mekkidir. ve ayetin indiği sıralarda değil mushaf belki sahife bile yoktu. ayetin iniş sebebi ni okursanız iniş sebebinde bi müslümanın sahife veya mushafa adbestsiz dokunduğu için bu ayet inmişte değildir. ki abdest ayeti medenidir. ayetin iniş sebebi ise daha önce dediğim gibi mekkeli müşriklerin '' şeytan melek kılığına girip muhammedi kandırmış(haşa) '' şeklinde ifade etmelerinden dolayıdır.

sanırım sizlerin kaynaklarda öncelik problenimiz var. kardeşler bizlerin ilk kaynağı 4 mezheb imamımın görüşleri değildir. ilk kaynak kur'an'dır. daha sonra sünnettir daha sonra sahabe görüşü ve daha sonra imamlardır. siz bu önceliği tam tersine çevirmişsiniz. bir konu hakkında ayete bakılacaksa ayet okunduktan sonra iniş zamanına bakılır ve indiği zamandaki şartlara bakılır. imamlar sizn yukarıda yazdığınız fetvayı verdiklerinde yaşadıkları toplumda peygamberi yalanlayan kimse yoktu. ve bu yüzden ayetten böyle bir hüküm çıkarmışlar ki Allah razı olsun onlardan. isteyen verilen bu fetvaya uyar isteyen uymaz... siz imamların her helal dediğini helal ve her haram dediğini haram kabul ederseniz yahudi ve hristiyanların düştüğü yanlışa düşersiniz. ki tevbe suresinde Rabbimiz şöyle buyuruyor

31.(Yahudiler) Allah'ı bırakıp, hahamlarını; (hırıstiyanlar ise) rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i rab edindiler. Oysa, bunlar da ancak, bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. Ondan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların ortak koştukları her şeyden uzaktır

bu ayet indiğinde daha yeni müslüman olan adiy bin hatem Allah resulüne şöyle diyor. ey Allah'ın resulü biz rahipleri rabedinmiyorduk. Allah resulü ; siz onların helal dediğine helal ve haram dediğine haram demiyormuydunuz. o da evt diyince işte bu rab edinmedir buyuroyor.
imamlarda sizin bizim gibi insandır. dinde ileri gitmişlerdir Allah razı olsun. zamanlarının büyük alimlerindendir. ama ilk ve ana kaynak değillerdir. ilk bakılacak olan kaynak kur'an'dır. sonra sahih sünnettir. hatta siz şunu yaparsanız o dahi yanlış olur. kütübi sittedeki kur'an'ın ruhuna ters olan hadisleri kabul etmek dahi sizi hristiyanların düştüğü yanlışa düşürürür. hristiyanlar da buldukları kendilerince her sahih sözü hz isanın sözüdür diyerek dinlerine eklenti ve eksiltme yaparak değiştirdiler.
başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi ana kaynak olan kur'an'a davet ediyorum. imamların fetvaları öncelikli değildir. öncelik kur'an ve sahih sünnettir...imamların görüşleri bu iki kaynaktan çok daha sonradır....

İSLAMOĞLU hakkındaki eleştirilerinede cevap verme gereği dahi duymuyorum. istediğiniz kadar eleştirin sizlere daha öncede dediğm gibi adresi ve tefsir yaptığı mekan bellidir. ve yanına gittiğiniz de kimseyi geri çevirecek de değildir. gidin ilmi kaynaklarınzı ortaya koyun ve o da koysun sonucunda o da sizde hakkınıza razı olun... kin güderek , Allah rızası için çalışan birini karalayarak başkalarına islam anlatılmaz...gidin ve düzeltin yanlışını .ada onun sizi düzeltmesine razı olun

Ahi Evran
29-02-2008, 09:32
Yani, bahis konusu yazar "ele alınmaz (dokunulmaz)" demiş, İslamoğlu bunu "okunmaz" diye anlayarak/yorumlayarak atıp tutmuş. Ciddi bir zeka eksikliği problemi ile karşı karşıyayız.

İslamoğlu'nun yazısındaki birçok ifade, bu şahsın İslam alimlerini ve Müslümanları sevmediği intibaını vermektedir. Bazı cümleleri ile açıkca hakaret ediyor.


Şimdi siz zannediyorsunuz ki Mustafa İslamoğlu bu iddianıza cevap vermedi...
İşte sizin Mustafa İslamoğlu bilginiz bu kadar...
Mustafa İsalmoğlu'nun alimlere hakaret ettiğide koskoca bir fitira...
Size bu cevabı 2000 yılında vermiş adam, işte sizin bilginiz ancak bu kadar, yıl kaç 2008...

Bazı kardeşlerim “okumak”la “dokunma”yı karıştırdığımı düşünmüşler. Derler ki, o sizin söylediğiniz “okumanın hükmü”; itiraz ettiğiniz alıntıda ise “dokunmanın hükmü” dile getirilmiş.

İşte meselenin tam can alıcı noktası da bu ya! Ve benim de tüm varlığımla itiraz edip bir “anlama problemi” olduğunu söylediğim şey de bu ya!

Bu ümmetin en büyük problemi, “anlama problemi”dir

Burhaneddin Rabbani hükümeti döneminde, bir Afgan resmi heyetiyle bir toplantıda beraberdik. Heyetteki Savunma Bakan Yardımcısı, iç savaşın hepimizin gözlerini yuvalarından fırlatan bilânçosunu sunuyordu. Bakan Yardımcısı’na dedim ki: “Eğer Ruslarla savaş ile Müslüman gruplar arası iç savaşta katledilen insan sayısını karşılaştırırsanız, hangisi daha yıkıcı ve büyük?” Titrek bir ses tonuyla, “İkincisi!” demekte tereddüt etmedi. Hemen arkasından şu soruyu sordum: “Peki, 7000 haneyi içindekilerin tepesine yıkıp binlerce Müslümanın katline sebep olduğunu söylediğiniz bu Müslümanlar, bu davranışlarını hangi İslâmi gerekçeye dayandırıyorlar?” Muhatabım, “Biz Müslüman öldürmüyoruz ki, diyorlar!” dedi.

Aynı mantığı, dünyanın değişik yerlerinde değişik mezhep, meşrep, grup ve kliklerine mensup Müslümanlarda, farklı biçimlerde müşahede ettim. “Peçeyi, Kur’an farz kılmıştır!” diyen Pakistanlı bir alime, “Makasıdu’ş-Şeria”dan ne anladığını, Kur’an’ın da bir “maksadının” olduğunu hiç düşünüp düşünmediğini, maksadı gözardı ederek sadece lâfız (cilbab) ve mânâdan yola çıkarak ahkâm-ı şer’iyyeyi tesbit eden bir usulün bu ümmetin yükünü bundan böyle taşıyamayacağını anlatmaya çalıştım, ama nafile.

Bu neyi gösteriyordu:

“Müslüman aklı”nın, Kur’an’a ve hayata yabancılaştığını gösteriyordu. Bu bir anlama problemiydi ve ümmetin en büyük sorunu da buydu. Eğer “akıl” hastalanmışsa, nasıl sağlıklı bir eylem/amel üretilebilirdi? Eğer bilinç arızalıysa, “şimdi” ve “burada”yı nasıl sıhhatli değerlendirebilirdi?

İyi ama, bilinç durup dururken hastalanmazdı ki! Bilinci hasta eden sağlıksız ve sahih olmayan bilgiydi. Fakat, sağlıklı bilgi tek başına sağlıklı bir bilinç oluşturmaya yetmezdi. Bunun için “sağlam ve derin anlayış” anlamına gelen “Tefakkuh” lâzım-şart idi. Hani, tıpkı Tevbe 122’de buyurulduğu gibi: “Müminlerin toptan sefere çıkması doğru olmaz; onların arasında her gruptan birilerinin sefere katılmayıp dinde derin bir anlayış kazanmak için ilmi çalışma yapmaları gerekmez mi?”


“Tefakkuh etmek” mi, “fıkıh okumak” mı?
İkisi arasındaki fark mı? Beyne’s-sera ve’s-süreyya!.. Tefakkuh fıkıh üretmektedir. Tefakkuh etmeden “fıkıh okuyanlar”ın ise fıkhı tüketmekten başka çareleri yoktur. İşte bunun için yıllardır “yeni bir fıkıh usulü”nden önce “yeni bir tefakkuh usulü gerekir” diye diye dilimde tüy bitti.

Sanırım Gazzali bu nedenle Fıkıh İlmi’ni, dini ilimlerden değil “dünyevi ilimlerden” saydı. Onun, “dini ilimlerin yeniden ihyası” projesinde fıkhı “dünyevi ilimlere” katması, bizce “Müslüman aklın krizi”nin farkında olduğunu gösteriyordu. Onun için fıkhı “dünyevi ilimler” arasında tasnif ederek “tefakkuh”un önünü açmayı amaçlıyordu.

İmam Hatiplerin köküne kibrit suyu döküyorlar! Başörtüsü zulmü ayyuka çıktı... Biz de kalkmış “Kur’an okurken abdest almak farz mıdır, değil midir?” meselesiyle uğraşıyoruz; öyle mi?!

Hayır hayır. Kimsenin abdestiyle falan uğraştığımız yok. Kur’an bir yana, ben abdestsiz kitap-gazete okumam. Çünkü, yetişme tarzım sayesinde abdest bende bir meleke halini aldı. Herkese tavsiyem de budur. Fakat bu başka, “farzdır” demek başka. Sakalım var diye “sakal farzdır” mı diyeyim? Çünkü, bunu da gördük. Boza içmiyorum diye, “Boza haramdır” mı diyeyim? Bunu diyeni de biliriz.

Peki nedir derdimiz? Tek kelimeyle “Müslüman aklının yeniden inşası”na katkıda bulunmaktır. Bu da ancak, “klâsik Müslüman aklını” tahlile tabi tutmakla mümkündür. Atalara sadakat, ataların ocağından külü değil közü geleceğe taşımaktır. Temyiz (seçip-ayırmak, ayıklamak) imanın temelidir. Mümeyyiz olmayan, imanla mükellef değildir. Temyiz olmazsa, “Müslüman aklı” yeniden inşa edilmezse ne mi olur? Afganistan’ın anlı şanlı mücahitleri gibi; dünyanın süper gücü Rus gâvurunu yener, deforme olmuş “aklınıza” yenilirsiniz. Sonuç hüsrandır. Hüsranın niceliği değişir, niteliği değişmez. Onun için de, biri kalkıp falancalara karşı mücadele dururken “Müslüman aklı”yla uğraşmak mı?” demesin. Kur’an’ın buyurduğu gibi, herkes “seferdeyken”, birileri “uyarı” görevlerini yerine getirsin. Yoksa, “Ela hel bellağt?.. Rabbena feşhed!” deme hakkına sahip olamaz.

Destur dostlarım destur... Neden hemen asıl metninin sahibini sorsam adını söylemeyecek olanlar Reddu’l-Muhtar’ın, Kitabu’l-Fıkh ala Mezahibi’l-Erbaa’nın evlere şenlik tercümelerine sarılıyor, Nimet-i İslâm’ı burnuma dayıyor? Adını hatırlayamadığım o sahabinin sözü geliyor aklıma: “Ben Allah buyurdu, Resulü buyurdu, diyorum; siz de bana karşı kalkmış falanca buyurdu, feşmekanca buyurdu, diyorsunuz!”

Bazı kardeşlerim “okumak”la “dokunma”yı karıştırdığımı düşünmüşler. Derler ki, o sizin söylediğiniz “okumanın hükmü”; itiraz ettiğiniz alıntıda ise “dokunmanın hükmü” dile getirilmiş.

İşte meselenin tam can alıcı noktası da bu ya! Ve benim de tüm varlığımla itiraz edip bir “anlama problemi” olduğunu söylediğim şey de bu ya!

Kelimelerin tarih içerisindeki anlam değişikliklerini inceleyen dil ilmine “semantik” denilir. Akademi’de, Tefsir Usulü dersinde, “Kur’an” kelimesinin semantiğini işlemiştim. Yüksek seviyelerine rağmen ilahiyatçıların nasıl hayrette kaldıklarına şahit oldum. Demek ki bildiğini zannedenlerin çoğu akidemizi, fıkhımızı üzerine bina ettiğimiz “kavramların seyrü seferinden” habersizdiler. Kur’an’da “Kur’an” lâfzı hangi anlamlarda kullanılıyordu? Kur’an “mücerret vahiy” anlamına mı, “son vahiy” anlamına mı kullanılıyordu? Son vahyin “sıfatı” mı, “ism-i hassı” mı, “ism-i zatı” mıydı? “Mushaf” kelimesi sahabe tarafından ilk ne zaman kullanılmıştı? Gerekçesi ve ait olduğu dil neydi? İkisi arasında mahiyet farkı var mıydı? Bu iki isim ilk defa ne zaman birbirinin yerine kullanılmaya başlamıştı? Bu kullanım bir kafa karışıklığına neden olmuş muydu? Bu kafa karışıklığı Tedvin Asrı’nda fıkha nasıl yansımıştı?..

Dönelim konumuza: Kur’an’la Mushaf’ı karşı karşıya yerleştirdiniz ve dediniz ki: “Kur’an okumak caiz”, “Mushaf’a dokunmak haram...” Sormazlar mı adama: ‘Zarf” mı değerini ‘mazruf’tan alır, mazruf mu değerini zarftan alır? Keramet gökten inende mi, yerden bitende mi? Kur’an’ın mânâsı mı daha mukaddes, kâğıdı mı? Bir nice zamandır, Kur’an’ın emir ve nehiylerine saygı duymak bir yana, onun mesajını mahkum edenlerin Mushaf’ı öpüp başlarına koymalarında bu “aklın” payı var mıdır? Kur’an’ın kâğıdıyla, tezhibiyle, yazısıyla, Kur’an’ın mesajından daha fazla ilgilenmemizin temelinde yatan sosyal bilinçaltında bu klâsik akıl mı yatmaktadır? Kur’an’ın mesajına savaş açanların elyazması mushaflara bir çuval para saymalarındaki, onun ayetlerine saldıranların o ayetlerden yapılmış hatları bir hazine para sayıp duvarlarına asmalarındaki çarpık ve garip çelişkiyi başka türlü açıklayabilir miyiz? Sahabenin Kur’an’la ilişkisiyle günümüz Müslümanının Kur’an’la ilişkisi arasındaki farkta, bu “deforme olmuş aklın” payı olabilir mi? Bugün toplum olarak Kur’an’a yaptığımız muamele şu: “Kendisini öldürüp, cesedinin üzerine altın yaldızlı kubbe dikmek!” Bunda, yukarıdaki mantığın rolü ne kadardır?

Dokunmakla okumak ayrımı, tarihi bir yanlış anlamadır. Hz. Peygamber ve Sahabe aklının ürünü değildir, olamaz. Eğer rivayet yarıştıracaksak bir’e karşı on’u garanti ederim. Bu can alıcı ayrım ne zaman başladı? Bu ayrımdan öncesiyle sonrası arasındaki “Kur’an tasavvurunda” bu ayrımın oynadığı korkunç rol ne oldu? Bu sorular çok önemli sorulardır ve cevabı için “Tedvin Asrı”na dikkat!!!

Ağır konu, biliyorum. Bu konunun bir gazete köşesine ‘bol’ geldiğini de biliyorum. Onun için de burada noktalıyorum. İlim adamı dostlarımızla kendi aramızda tartışır, “barika-i hakikat” çıkması için çabalarız. Yeter ki, yalnızca “fıkıh okumakla” yetinmeyip “tefakkuh eden”, bilgiyi taassuptan, hakikati hayalden, makul ve “mansus”u “mahsus”tan, “logos”u “mitos”tan önde tutan bir ‘akıl’la tartışalım.

Hepimiz için duam: “Rabbim! İlmimizi ve fehmimizi artır!” ( 2 Ekim 2000 )

Okyanus
29-02-2008, 09:46
İslamoğlu bir çok konuda fikirleri oturmuş bir yazar,ince eleyip sık dokuyor.Ayağını sağlam basıyor.Göz göregöre muhalif olmaz.Bir konu hakkında bir şey söytlüyorsa onu iyice araştırmış veya araştırtmıştır.Ve bir konu hakkında yazıyorsa bedeline katlanmayı göze almıştır.Çok güzel konuşuyor çok güzel yazıyor.Her şey güzel ama bir şeyi anlamıyorum.
Nedense hep kendi etrafında oluşumlar bekliyor.İşte o zaman bende tereddütler oluşuyor.Okuduklarım ve gerçekler çelişiyor.Sanırım Ülkemizdeki müslümanların en büyük sorunu bu olsa gerek.Yinede İslamaoğlunun söylediği doğrulardan yararlanmak gerkir kanaatindeyim.

Murat Yazıcı
29-02-2008, 12:54
Şimdi siz zannediyorsunuz ki Mustafa İslamoğlu bu iddianıza cevap vermedi...
İşte sizin Mustafa İslamoğlu bilginiz bu kadar...
Mustafa İsalmoğlu'nun alimlere hakaret ettiğide koskoca bir fitira...
Size bu cevabı 2000 yılında vermiş adam, işte sizin bilginiz ancak bu kadar, yıl kaç 2008...

Bazı kardeşlerim “okumak”la “dokunma”yı karıştırdığımı düşünmüşler. Derler ki, o sizin söylediğiniz “okumanın hükmü”; itiraz ettiğiniz alıntıda ise “dokunmanın hükmü” dile getirilmiş.

İşte meselenin tam can alıcı noktası da bu ya! Ve benim de tüm varlığımla itiraz edip bir “anlama problemi” olduğunu söylediğim şey de bu ya!


:)

Yurt dışında öğrenci olduğum yıllarda, TV'de bir reklam görmüştüm.

Hamburger satın alan ihtiyar bir kadın, kendisine uzatılan kocaman hamburger ekmeğine bakıp,

"Where's the beef?"

diye soruyordu.

Yani, biftek nerede?

Kocaman bir ekmek, içinde ufacık bir et.

M. İslamoğlu'nun uzun yazısında ufacık bir "et parçası" bile bulamadım!


***

Bay İslamoğlu'nun nasıl mügalata yaptığını görmek için, ilk yazısındaki şu sözleri hatırlamakda fayda olabilir:

Bilgime güvenmeyip, “Kur'an okumak için abdest farzdır” diyen sahih bir hadis, bir imam, bir alim var mıdır diye Mektebetu’l-Elfiyye’den 400.000 hadisi, bazıları Mebsut gibi 30 cildi bulan 1000’e yakın kitabı, tüm mezheplerin 40’ı aşkın kaynaklarını taradım, böyle bir şey bulamadım. En iyisi, bu konularda en katı davrandığını bildiğimiz Süyuti’nin “Kur’an okumanın âdabı” başlığında yazdıklarını aynen tercüme etmek:“Kur’an okuma sırasında abdest almak müstehaptır; çünkü tilavet zikirden efdaldir ve Peygamber (sav) temizlenmeksizin zikretmeyi hoş karşılamazdı. İmamu’l-Harameyn dedi ki: “Abdestsiz Kur’an okumak mekruh değildir, çünkü Peygamber abdestsiz okuyordu. el-Mühezzeb Şerhi’nde ise: Eğer kişi Kur’an okurken yellenme ihtiyacı hissetse, yellenme sırasında harfleri doğru telâffuz edemeyeceği ihtimaline karşı okumayı durdurur.” (el-itkan, 1/295)

Buna cevaben Ali Eren Hoca şöyle yazmıştı:

Madem "ltkan"ı kaynak eser kabul ediyorlar; biz de aynı eserden iktibas yapalım:

"Bizim ve âlimler topluluğunun görüşü, abdestsiz olanın Kur'an'a dokunmasının haram olduğudur. O abdestsiz olan, ister küçük abdest (namaz abdesti) almamış olsun, isterse büyük abdest (yani gusül abdesti). Çünkü Kur'an-ı Kerim'de, 'Kur'an'a ancak temiz olanlar dokunabilir' buyurulmaktadır. Sünen-i Tirmizi ve diğerlerinde geçen bir hadis şöyledir: Kur'an'a ancak abdestli olanlar dokunabilir." (İtkan 2/1188 Dâr-ı İbn-i Kesir/Beyrut)

Hocamız, herhalde bunları yazdığı için İmam Süyûtî'ye, tercüme ettiğimiz için de bize kızmamıştır.Kitabın dipnotu şöyle: Aynı hadis Dârimî'nin Talak bahsinde "Nikâhtan önce boşama olmaz" babında 2183 numarayla, Dâre Kutnî'de ise Taharet bahsinde "Abdestsiz olanın Kur'an'a dokunmasının yasak olması" babında yer almaktadır.

misak
29-02-2008, 13:44
islamoğluna rica edin size özel bi yazı yazsın... daha önceki bir kaç yazınızda da gördüm. sadece hakaret ve iftira dolu yazılarla kendinizce dini tebliğ ettiğinizi sanıryorsunuz. kusura bakmayın ama siz dinde ölçü değil siniz. islamoğluda ölçü değildir. ölçü kur'an'dır ve onun ruhuna ters düşmeyen sahih sünnettir. bundan başka ölçü yoktur. siz eğer istanbulda yaşıyorsanız buyrun topkapıya gidin akabe vakfına ve cuma veya pazar günleri hocayı ziyaret edip bi çayını için ve delillerinizi ona sunun kendinize güveniyorsanız buyrun gidin. yok gidemem diyorsanız. görüşlerine katılmasanız dahi bari hakaret edip küçük düşürmeye çalışmayın zira siz onu küçük düşürmeye çalıştıkça o hem ilmi ve hemde çevre olarak büyümeye devam ediyor. amacı Allah rızası olana Allah bereket kapılarını açıyor. şu anda sadece pazar günleri tefsir dersini yaklaşık 30 bin kişi dinliyor. ve gerek nette ve de gerek se reelde kendisinin kapıları herkese açık yeterki seviyeli, samimi ve dürüstçe gidip sorunuzu sorun. yerme amaçlı değil öğrenme veya öğrenme amaçlı yapın bunu. yoksa eleştirileriniz boştur.kendi kendinize dövünüp durursunuz...

Murat Yazıcı
29-02-2008, 16:34
islamoğluna rica edin size özel bi yazı yazsın... daha önceki bir kaç yazınızda da gördüm. sadece hakaret ve iftira dolu yazılarla kendinizce dini tebliğ ettiğinizi sanıryorsunuz.

Yazılarımda hakaret ve iftira yoktur. İftira ettiğimi söylemek, iftira olur. Konuyla alakalı yazılarımın arkasındayım.


kusura bakmayın ama siz dinde ölçü değil siniz. islamoğluda ölçü değildir. ölçü kur'an'dır ve onun ruhuna ters düşmeyen sahih sünnettir. bundan başka ölçü yoktur.

Kim demiş?

Edille-i şer'iyye dörttür: Kur'ân-ı kerîm, Sünnet, İcmâ ve Kıyâs.


siz eğer istanbulda yaşıyorsanız buyrun topkapıya gidin akabe vakfına ve cuma veya pazar günleri hocayı ziyaret edip bi çayını için ve delillerinizi ona sunun kendinize güveniyorsanız buyrun gidin. yok gidemem diyorsanız. görüşlerine katılmasanız dahi bari hakaret edip küçük düşürmeye çalışmayın zira siz onu küçük düşürmeye çalıştıkça o hem ilmi ve hemde çevre olarak büyümeye devam ediyor. amacı Allah rızası olana Allah bereket kapılarını açıyor. şu anda sadece pazar günleri tefsir dersini yaklaşık 30 bin kişi dinliyor.

30 bin kişi nedir ki? Amerikalı papazlar Jimmy Swaggart ve Billy Graham'ı milyonlarca kişi dinliyordu. Yanlış hatırlamıyorsam, Graham Afrika gibi yerlere gittiğinde, meydanlarda onbinlerce kişiyi topluyordu. Kalabalıklar ölçü değildir. İmam-ı Rabbani rahmetullahi aleyh diyor ki, bazı Peygamberlerin (aleyhimüsselam) sadece bir veya iki inananı vardı. Bazılarına bir kişi bile inanmamıştı.


ve gerek nette ve de gerek se reelde kendisinin kapıları herkese açık yeterki seviyeli, samimi ve dürüstçe gidip sorunuzu sorun. yerme amaçlı değil öğrenme veya öğrenme amaçlı yapın bunu. yoksa eleştirileriniz boştur.kendi kendinize dövünüp durursunuz...

Benim "eleştirilerim" boş ise ve ben kendi kendime dövünüp duruyorsam, M. İslamoğlu'nu sevenler için endişe edecek bir şey yok demekdir.

Şu kadar var ki, düşüncelerimde pek de yalnız değilim anlaşılan:

M. İslamoğlu'nun Babasının Değerlendirmesi (http://muratyazici.blogspot.com/2007/06/m-islamolunun-babasnn-deerlendirmesi.html)

türkü
29-02-2008, 16:39
sahiden eleştirilerinizi ve sorularınızı bizzat kendisine sunmak istemez misiniz?
ben de merak ettim şimdi :thinking:

DaLokay
29-02-2008, 16:54
Vakıa 79: “Ona tamamen temiz olanlardan başkası el süremez (Ona ancak temizlenenler dokunabilir.)”

Vakıa 79’da geçen “tam temizlik” ifadesinin tefsirlerinde maddi ve manevi temizlik anlamları verilmiştir, doğrudur.. Manevi temizlerden kast olanın melekler olduğu, dolayısıyla ancak onların Kur’an’a ulaşabileceğine dair tefsirler de var.. Mesela Razi der ki: “Cenâb-ı Hakk'ın, ‘tam bir surette temizlenmiş olanlardan başkası...’ ifadesine gelince, bunlar melekler olup, Allah onları ta başlangıçta temizlemiş ve onları, bütün ömürleri boyunca da böyle bırakmıştır. Bundan murad şayet ‘hades - abdest bozma’ olmuş olsaydı, o zaman (illâ'l-mütetahherûne) vetîvehâ'nın şeddesiyle (illâ'l-muttehherûne)dan başkası ona dokunmaz’ buyurulurdu.”

“Bazıları tıpkı kâhinler için dedikleri gibi, ‘O Kur'an göktendir; onu cinler indirir ve onun üzerine atar..’ demekteydiler. Çünkü onlar, Hz. Peygamber (s.a.s)'in, bir kâhin olduğunu iddia etmekteydiler. İşte bundan dolayı Cenâb-ı Hak, ‘Ona cinler dokunamaz. Ona ancak, pislikten iyice temizlenmiş olan, fesat ve kan dökme işine asla konu olmayan, bu sebeple hiç kötülük yapmayıp kan dökmeyen o pâk melekler dokunabilir...’ buyurmuştur.” (Razi’nin, abdestsiz Mushafa el sürme yasağını İmam Şafii’den dolayı muteber bulduğunu, bununla birlikte abdestsiz Kur’an okunabileceği görüşünde olduğunu belirtelim)

Kurtubi Tefsirinde ise, maddi temizlik hükmü daha ayrıntılı işlenir:

“Kitab’tan maksadın ellerimizde bulunan mushaf olduğu da söylenmiştir, daha kuvvetli görülen görüş de budur. …

İbn Ömer dedi ki: Peygamber (sav) şöyle buyurdu: "Kur'ân'a da sen ancak tahir iken el sür."

Hz. Ömer'in kız kardeşi de evine girmiş bulunan ve Kur'ân'ın yazdı olduğu sahifeyi isteyen Ömer (r.a)'a Müslüman olduğu sırada: "Ona ancak tam anlamı ile temizlenmiş kimseler el sürebilir" demiş bunun üzerine o da kalkmış, gusletmiş ve İslam’a girmişti.

Bu hususa binaen Kata de ve başkaları: "Ona ancak hadesten ve necasetlerden tam anlamı ile temizlenmiş kimseler el sürebilir" demişlerdir.

Diğer yorumların özeti şudur:

el-Kelbî şirkten, er-Rabi b. Enes büyük ve küçük günahlardan (temizlenmiş olanlar el sürebilir), diye açıklamışlardır. Bir diğer açıklamaya göre "Ona ancak tam anlamı ile temizlenmiş kimseler" ancak muvahhidler "el sürebilir” onu okuyabilir, demektir. Bu açıklamayı da Muhammed b. Fudayl ile Abde yapmışlardır. İkrime dedi ki: İbn Abbas herhangi bir yahudi ya da hıristiyana Kur'ân okuma imkânının verilmesini kabul etmiyordu. el-Ferra dedi ki: Onun tadını, faydasını ve bereketini ancak tam anlamıyla temizlenmiş olan kimseler alabilirler. Bundan maksat da Kur'ân-ı Kerim'e iman edenlerdir, İbnu'l-Arabî dedi ki: Buharî'nin tercih ettiği görüş de budur. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Rab olarak Allah'ı, din olarak İslâm'ı, peygamber olarak Muhammed (sav)'ı gönül hoşnutluğu ile kabul eden bir kimse imanın tadını almış demektir," et-Huseyn b. el-Fadl dedi ki: Onun tefsirini ve te'vilini ancak yüce Allah'ın şirk ve münafıklıktan tertemiz edip arındırdığı kimse bilebilir. Ebu Bekr el-Verrak dedi ki: Gereğince amel etmeye ancak bahtiyar kimseler muvaffak kılınır.

Bu yorumları dikkate alır iseniz henüz muvahhid derecesine ulaşamamış Müslümanlara Kur’an’a zahiren dokunmak yasaklanmış noktasına gelirsiniz.. Halbuki Müslümanın derecelerini yükselten amellerden biridir Kur’an okumak.. Bu tefsirler, manen, iç ve kalb hali olarak Kur’an-ı Kerimin anlamına erişmek, onun mukaddesliğine layık olmak olarak alınmalıdır.. Yoksa kendisine el sürmek değil.. Öyle ise, Mushafa abdest ve gusl ile el sürülmeli diyen görüş tek başına geçerli ve muteber olur.. Zira Mushafın maddesiyle ilgili tek açıklama da odur..

Bakınız bu hakikati Kurtubi de Tefsir sonunda vurguluyor:

“Şu şekilde de açıklanmıştır:Ayetin zahiri, şer'î hükmü haber vermektedir. Yani: Ona ancak şer'ân temiz olanlar el sürebilirler. Eğer bunun dışında bir durum görülecek olursa, bu şer'î hükmün dışında bir haldir. Kadı Ebu Bekr İbnu'l-Arabî'nin tercih ettiği görüş de budur. Ayrıca o lafzın haber kipi olmakla birlikte, anlamının emir olmasını da kabul etmemiştir. Bu anlamdaki açıklamalar daha önce el-Bakara Sûresi'nde (2/222. âyet, 14. başlıkta) geçmiş bulunmaktadır.

Alimler abdestsiz olarak mushafa dokunmanın hükmü hakkında farklı görüşlere sahiptir. Cumhur, Amr b. Hazm yoluyla gelen hadis dolayısıyla ona dokunulmayacağı kanaatindedir. Ali, İbn Mesud, Sa'd b. Ebi Vakkas, Said b. Zeyd, Ata, ez-Zühri, en-Nehâi, el-Hakem, Hammad, Malik ve Şafii'nin de aralarında bulunduğu bir grup fukaha hep bu kanaattedirler. Ebu Hanife'den farklı rivayet gelmiştir …”

Razi’ye baktığımızda:

“Şafiî (r.a), abdestsiz ve cünüp kimsenin, mushafa dokunmalarının caiz olmayacağını belirtmiş ve bu iki kimseyi temiz addetmemiştir. Derken, cünüp kimsenin Kur'ân okumasını yasaklamış, ama abdestsiz kimsenin okumasını ise yasaklamamıştır. Ki bu, Şafiî (r.a) tarafından, Allah kelâmından istinbât edilen bir hükümdür. Bu böyledir, zira Cenâb-ı Hak "cünüpken de..."(Nisa,43) ifadesiyle, bu kimseyi, mescide girmekten men etmiştir. Binâenaleyh, bu men ediş, cünüp kimsenin "zikr" ehli olmadığına delâlet eder. Çünkü cünüp kimse şayet "zikr'e" ehil olmuş olsaydı, Allah, bu kimseyi, mescide girmekten men etmezdi. Çünkü Cenâb-ı Hak, "O evlerde Allah, onların yüce tanınmasına ve içlerinde adının anılmasına izin vermiştir" (Nur, 36) ayetiyle, "zikr'e" ehil olanlara mescitlere girme müsaadesinde bulunmuştur. … Abdestsiz olana gelince, bunun, mescide girmekten men edilmediği bilinmektedir. Çünkü sahabeden kimileri, mescide bu şekilde giriyorlardı. Ayrıca, Hz. Peygamber de, insanların mescidde uyumalarına müsaade etmiştir.”

Netice:

Evet, Ayet-i Kerime’nin nüzul sebebi müşrikleredir.. Öncesi ve sonrası böyle evet.. Ama orada, ona ancak “tam temiz olanlar” dokunabilir konusunda sadece müşriklerin, kafirlerin kastedilmediğine ilişkin rivayetler, akli ve nakli deliller de vardır.. Bu rivayetler, Ashabın, bu Ayet-i Kerimeyi Mushafla ilgili uygulamalarda kullandığına ilişkindir aynı zamanda..

Ayet-i Kerime’nin Şer'i bir hüküm tesisinde kullanıldığı ve bu hükmün tesisinde Ayet yanında Sahih Hadislerin de nass olarak verildiğini görmemiz gerekiyor, yani.. Bu konuda hiçbir nass yoktur demek yanlıştır..

Nass vardır, konu hakkında Ayet-i Kerimeler ile Hadis-i Şerif ve Sünnet-i Seniyye vardır. Vakıa 79, Ayet-i Kerimeyi Ashab Efendilerimizden, Fıkıh imamlarımızın anladığı biçimde uygulayanlar olmuştur; “tam temizliğin” zahirde hades ve necasetten taharet emri olduğuna, yani mazeret olmadan abdestsiz Mushaf-ı Şerif’e dokunulamayacağına ilişkin Cumhur alimlerin icması vardır..

Bu hususlar yukarıda altı çizili yerlerdedir..



belki gözden kaçırılmış olabilir !..

Sofuoglu
29-02-2008, 17:37
sahiden eleştirilerinizi ve sorularınızı bizzat kendisine sunmak istemez misiniz?
ben de merak ettim şimdi :thinking:

herkes elestirdigi veya fikrine katilmadigi bir alim,lider,seyh veya ondere sorularini veya elestirilerini direk yonlendirecek olsaydi forumlara ne gerek vardi o vakit degilmi:);)

misak
29-02-2008, 17:51
Benim "eleştirilerim" boş ise ve ben kendi kendime dövünüp duruyorsam, M. İslamoğlu'nu sevenler için endişe edecek bir şey yok demekdir.

Şu kadar var ki, düşüncelerimde pek de yalnız değilim anlaşılan:


zaten enideşe eden de yok kardeş. endişelenen sizlersiniz. biri size dini olması gibi aktardığında hemen eleştirirsiniz. buyrun eleştirmenize devam edin. bizler için sizin eleştirileriniz havanda su dövmekten farksızdır....

normalde islamoğlunun cemaatine mensup olmadığım halde yapılan eleştirlerle ona olan sempatim daha da arttı. bir çok tefsini dinledimve kitabını okudum.Allah ondan razı olsun. sizlere de tavsiye ederim. okuyun ve aydınlanın....

özellikle öngütçü arkadaşlara söylüyorum .buyrun getirin öngütün yazılarınıda paylaşın. korkmayın biz sizler gibi kimseleri farklı dinlere sokmayız. doğru yazılara eyvallah der katılırız. hoşumuza gitmeyenlere de seviyeli bir şekilde sözmüzü söyler ve tartışmaya da girmeyiz...

bazıları için dinin ilk bakılması gereken kaynak maalesef mezhebi görüşler olmuş. kur'an, sünnet ,ashab arka planlara atılmış. ne yapalım.... sizleri de bizleride Rabbim hidayet rehberi olan kur'an'da birleştirsin.... sizlere tavsiyem kaynak listenizi tam tersine çevirin ve kendinize ilk kaynak olarak imamların görüşlerini değil kur'an'ı ve sahih sünneti seçin ve tevbe suresi 31'i iyi anlayın...

bu konu hakkında söyleyeceklerim bu kadardır. uzatmanında zaten bir anlamı yok. tartışmak isteyen tartışabilir.sonuç olarak ele geçecek olan sadece kardeşliğin zedelenmesidir. araya kin sokmak için şeytanın ekmeğine yağ sürmekten öteye geçmez bu tür tartışmalar...

Sofuoglu
29-02-2008, 18:02
zaten enideşe eden de yok kardeş. endişelenen sizlersiniz. biri size dini olması gibi aktardığında hemen eleştirirsiniz. buyrun eleştirmenize devam edin. bizler için sizin eleştirileriniz havanda su dövmekten farksızdır....

normalde islamoğlunun cemaatine mensup olmadığım halde yapılan eleştirlerle ona olan sempatim daha da arttı. bir çok tefsini dinledimve kitabını okudum.Allah ondan razı olsun. sizlere de tavsiye ederim. okuyun ve aydınlanın....

özellikle öngütçü arkadaşlara söylüyorum .buyrun getirin öngütün yazılarınıda paylaşın. korkmayın biz sizler gibi kimseleri farklı dinlere sokmayız. doğru yazılara eyvallah der katılırız. hoşumuza gitmeyenlere de seviyeli bir şekilde sözmüzü söyler ve tartışmaya da girmeyiz...

bazıları için dinin ilk bakılması gereken kaynak maalesef mezhebi görüşler olmuş. kur'an, sünnet ,ashab arka planlara atılmış. ne yapalım.... sizleri de bizleride Rabbim hidayet rehberi olan kur'an'da birleştirsin.... sizlere tavsiyem kaynak listenizi tam tersine çevirin ve kendinize ilk kaynak olarak imamların görüşlerini değil kur'an'ı ve sahih sünneti seçin ve tevbe suresi 31'i iyi anlayın...

bu konu hakkında söyleyeceklerim bu kadardır. uzatmanında zaten bir anlamı yok. tartışmak isteyen tartışabilir.sonuç olarak ele geçecek olan sadece kardeşliğin zedelenmesidir. araya kin sokmak için şeytanın ekmeğine yağ sürmekten öteye geçmez bu tür tartışmalar...

bu nedir yahu,

kendini tanimlarken bir mensuba dahil olmadigini,isde kitaplarini okudugundan vs bahsediyorsun akabinde ozellikle ongutculer korkmayin vs diye aymazlikta bulunuyorsun...aklinca ahkam kesip meydan okuyorsun...!!!

kim kimden korkuyormus peh........

gozunu acarsan bir cok yaziyi gorebilirsin,tabi o kudret varsa

sunu akliyin bir kenarina sok,kimsenin kimseden bu sanal alemde korkusu olamaz,konun icerisinden cikamayip konuyu hic alakasi olmayan bir yerlere tasima gayretinide anlamis degiliz

su ci cu vs gibi eklemelerini git baskasina yaftala
kardeslik zedelenmesin diyene bak,onyargi ile hareket ettigin asikar orta.....

buyur sen korkmadiklarini bildirde bizde korktuklarimizi sana aktaralim belki dedigin gibi isitifade edersin kim bilir

misak
01-03-2008, 08:03
foruma geldiğim ilk günlerde de şimdide sizi aynı görüyorum o zamanda söylemiştim şimdide söylüyorum. nefsinizden konuşuyorsunuz... sürekli birilerini eleştiriyorsunuz ve size yapılan en küçük teklifi de hakaret olarak algılıyorsunuz. neden zorunuza gitti öngütün makalelerindn buraya ekleyin teklifim? yayınlamaktan mı korkuyorsunuz? yoksa birileri sizin sevdiğiniz şeyhinize hakaret eder diye endişe mi ediyorsunuz. daha öncede dedim biz siz değiliz. hakaret etmeyiz. eleştirimizi seviyeli yapar ve devam ettirmeyiz...

bize düşen size sadece selam demektir...

furkan63.

Rahmân'ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, "selâm!" der (geçer)ler.

türkü
01-03-2008, 08:37
herkes elestirdigi veya fikrine katilmadigi bir alim,lider,seyh veya ondere sorularini veya elestirilerini direk yonlendirecek olsaydi forumlara ne gerek vardi o vakit degilmi:);)
forumlar icad oldu beri psikaytriler sinek avlıyor :D
sahiden şu forumlar olmasa stresimizi nerde atacaktık de mi sofu? :oleyo:

diger yandan murat abimizin konuyu ele alışı ciddi :rtfm:
o sebepten bence birebir istişare edilse muhattabı ile daha iyi olur ;)

herifime (yselim) de kibar davran ayrıca :mad: :P
o da selamun aleykum dedi bak sana ;)

Ahi Evran
01-03-2008, 09:31
İmam Buharinin içtihatları konuşulurken (ki dört hak! mezhebe muhalif içtihatları tartışılıyordu), cünüp olan bir kimsenin Kuran okuyabileceğine dair içtihadı bahsinde, zahirilerin Buhari ve Müslim'deki bazı sahih hadislere istinaden cünüp olan kimsenin Kuran'ı tutup-dokunup okuyabileceklerine dair içtihatlarından bahs edildi. Bende, Zahirilerin Buhariye yaptıkları istinaddan dolayı, sanki Buhari'de aynı görüşteymiş gibi bir zann hasıl olmuştu, sonradan konuyu hocama telefon ile sordum ve Buhari'nin tutulabilir görüşünde olduğunu söyledi, dün cuma namazına gidip, namazdan sonra tekrar sordum ve yine İmam Buhari'nin tutulabilir görüşünde olduğunu söyledi, bir yanlış anlaşılmaya neden olmamak için kendisinden kaynak rica ettim, kaynak olarak Fıkhussunne ve Muhalla'yı söyledi, Fıkhussunne'de Buhari cünüp kuran okuyabilir diyor tutabilir diye bir şey yok demem üzerine, hocam bir ara beraber muhalla'ya bakalım dedi, konuyu takip etmekteyim...

İslamda Meseleler Çözümler, Ziya Eryılmaz, meşveret yayınları,
Cilt 1'de, sh. 76'dan tibaren Kuran'a dokunmak bahsi işlenmektedir. Bu başlık altında ki sunmak istediğim notlar:

Ebu Hanife'nin ikinci görüşü:

Ebu Hanife'nin (ra) "Cünüp olan bir kimsenin ellerini ve ağzını yıkadıktan sonra Kuran'a dokunmasında ve okumasında bir sakınca yoktur" şeklinde ikinci bir kavlinin olduğu...(Halebi sağir ve halebi kebir)

Malikilerin hayızlı olduğu halde kadının kuran'a dokunabileceği ve okuyabileceğine dair fetvası için Ceziri-dört mezhep fıkhına bakınız...

Ziya Eryılmaz'ın sonuçu: Netice olarak.. Ebu Hanife'nin ikinci kavline dayanarak vehdet gazetesindeki cuma hutbelerinde ayet ve hadislerin orijinallerini yazmaktayız. Çünkü ister abdestsiz, isterse cünüp ve hayızlı olsun Kuran'a dokunabilir...(sh.83)

Molla Sadreddin Yüksel Hocaefendi 84'üncü sahifede Ziya Eryılmaz'a cevap veriyor: "...Bir de aynı zamanda dört hak mezhebe muhaliftir. (Ziya Eryılmaz'ın cünüp kuran'ı tutabilir görüşü) yalnız Zeydiye taifesi ile zahiri taifesinin görüşüdür. Onların görüşü ve anlayışları ise bizi asla ilgilendirmez..."

Ziya Eryılmaz, Rasulullah (sav)'ın kafirlere gönderdiği mektuplara ayet yazılmasını delil gösterirken (Rivayetler Buhari ve Müslim'de mevcuttur);Kuran'ı abdestsiz, cünüp ve hayızlının dukonamayacağını gösteren diğer rivayetlerin hepsinin de senet ve metin açısından sorunlu olduğunu söylüyor....

Alimlerin hepsinin de Rasulullah (sav)'ın kafirlere gönderdiği mektuplarda besmelenin ve başka ayetlerin yazılı olduğunu kabul etmektedirler. Çünkü rivayetlerin hepside sahihtir...(sh.88)

(Mezkur kitaptaki Ziya Eryılmaz ve Molla Sadereddin Yüksel arasındaki münazara dikkate değerdir, özellikle darul harp meselesinde Sadreddin Yüksel Hocaefendi'nin malumatları okunmalıdır...)

elmnightmare
01-03-2008, 11:32
Ahi araştırmaların için teşekkür ediyoruz lakin Senin gördüğün gibi Ziya Eryılmaz böyle bir ikinci kavlinin olduğu belirtiliyor demiştir...YAni o da kaçıncı elden aldıysa...Abdest mevzusu ile ilgili çok yazı okudum....Fakat ne Buharî(r.a)'den ne de Ebu Hanife'(r.a) den böyle sahih bir rivayet yoktur...Yine de Buharî deki ifadeleri sabırla bekleyeceğim...

Şimdi gelelim şu mektuplar meselesine mektupların kafirlere gönderildiği söylenen hadislerin hiç birinde ayetlere dokundular mektubu aldılar okudular demiyor...

Anlaşılan o ki sahabeler mektupları okumuşlar ve de gerekli açıklamaları yapmışlar....Mektupların müslümanların elinde kalması da bu iddiayı destekliyor...

Mustafa İSlamoğlu meselesine gelince:
KArşısındaki insanı önce adam yerine koymayı öğrenecek...
Şimdi sen daha başlığınla "Bilmez ki Sorsun" diye muhatabına hakaret edip ondan sonra tefakkuh üzerine edebiyat parçalayacaksın...

KArşındaki adam bilmiyor değil o da kendi kanıtlarını ortaya sürmüş bütün İslam alimlerinin kavlini söylemiş...Ama sen muhatabına hem "bilmez ki sorsun" diyeceksin kendini kaf dağlarına atacaksın kendi görüşünü işte gerçek budur diye satacaksın sonra zılgıtı yiyince tefakkuh üzerine edebiyat parçalayacaksın..Yemezleer..Önce sen saygılı olacaksın karşındakinden saygı bekleyeceksin...

Mızraklı İlmihali gibi ilmihallere 3. sınıf ilmihaller nazarıyla bakarsan muhataplarında sana öfkelenir...Bu ilmihaller Kuran'ların dini kitapların piyasada kalmadığı zamanlar ilmihal bilgilerini öğreten kitaplardır..
Okumak ile dokunmak arasında dağlar kadar fark vardır..Yabancı bir kadınla konuşabilirsin ama ona dokunamazsın...

Zarf Mazruf'un neden farklı olduğunu umarım anlar....

İtkanda hadis yok dedi...Hadis olduğu ispatlanınca özür dileyeceği yerde hala seviyeli münazaradan bahsediyor....Sen önce yanlışını kabul et..400 bin hadisi taradım deyip de demagoji yapmanın mantığı yok...
Neyse daha söylenecek çok şey var bu kadarla ittifa edelim....
Mail göndermeyişimizin cevabını da bir sonraki mesajımızda yazacağız...

elmnightmare
01-03-2008, 11:40
Dolayısıyla Hacerulesved'e el sürmek, Allah'a söz vermektir. O'nunla kulluk sözleşmesi yapmak ve kula kul olmama sözü vermektir.

İnsanlar bu taşı halk zihninde efsaneleşen şekliyle "cennetten geldiği" (!) için değil, Hz. İbrahim'in yaptığı yapıdan kalan tek orijinal parça olduğu için öperler. Adeta iman ataları İbrahim Peygamber'in elini öper gibi öperler.
http://mustafaislamoglu.com/makaleler.php?Kat_id=7&Makale_id=464
Yukarıda Mustafa İslamoğlunun Zemzem H2O değil başlıklı yazısı var...
Yazıyı güzelce okuyordum ta ki şu yukarıdaki hezeyanlara kadar...
Şimdi Hacerül Esved'in halk zihninde efsaneleştiği diye bir hezeyan savuruyor....
Şimdi sizin aklınız mantığınız alıyor mu?
Sahih hadislere bile efsane nazarıyla bakan adamın bizim maillerimize adam gibi ilmi bir cevap yazacağına...
Bize ayetle hadisle ve alimlerin sözleriyle yazmayacak sahih hadisleri yalanyacak ondan sonra adı cevap verdim olacak...Geçin bunları..Siz kendiniz dahi ispatlayamıyorsunuz gidin sorun hokkabazlığına sığınıyorsunuz....



Hacerü’l-Esved Cennetten mi geldi? (2702)

Kabe-i Muazzamanın kapısının sol tarafında yer alan ve tavaf başlangıcı olarak kabul edilen Hacerü'l-Esved'in Cennetten getirildiği hakkında sahih hadisler mevcuttur.

Sünen-i Tirmizi'de İbni Abbas'tan rivayet edilen hadisin meali şöyledir:

“Hacerü'l-Esved Cennetten indirildi. Sütten daha beyazdı, fakat onu Ademoğlunun hataları kararttı.”(1)

Müsned'deki rivayet de şu mealdedir:

“Hacerü'l-Esved Cennetten gelmiştir. Kardan daha beyazdı. Fakat onu müşriklerin hataları kararttı.” (2)

Bu Hususta Kabe ve Mekke Tarihi isimli eserde şu bilgilere yer verilir:

Hz. Adem Cennetten yeryüzüne indirildiğinde Cenab-ı Hak melekler vasıtasıyla ona bir Cennet çadırı gönderdi. Hacerü'l-Esved de bu çadırın içindeydi ve beyaz bir yakuttu.

Hz. İbrahim, oğlu Hz. İsmail'le birlikte Kabe'yi inşa ederken tavaf başlangıcı olarak oğlu İsmail'den bir taş istedi. Hz. İsmail taşı aramaya gitti, fakat boş döndü. Bu sırada Hz. Cebrail, Hz. İbrahim'e bir taş getirdi. Nuh Tufanında Kabe de sular altında kalınca Cenab-ı Hak Hacerü'l-Esved'i Ebû Kubeys dağına emanet etmiş ve “Benim dostumu Kabe‘yi inşa ederken gördüğün zaman bu taşı ona çıkar” buyurmuştu. Hz. Cebrail'in getirdiği bu taş beyazdı. Fakat daha sonra hadiste buyrulduğu gibi, müşriklerin ellerini sürmesiyle; bazı rivayetlerde de zaman zaman çıkan yangınlar sonucu kararmıştır. (3)

İbni Abbas'ın izahı da şu şekildedir: “Cenab-ı Hakkın onu karartmasının sebebi, dünya ehlinin Cennet zinetine bakmamaları içindir.” (4)

Kaynaklar:

1. Tirmizi, Hacc:49.
2. el-Fethü'r-Rabbani, 12:26.
3. Ebû'l Veled el-Ezraki. Kabe ve Mekke Tirihi, s. 36-54.
4. Tuhfetü'l-Ahvezi, 3:617.

elmnightmare
01-03-2008, 11:51
bölüm: 49

hacer-ül esvedin değeri ve kıymeti

877- İbn Abbâs (r.a.)’den rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Hacer-ül Esved, sütten daha beyaz olarak Cennet’ten inmişti, ademoğullarının hataları onu kararttı.” (Buhârî, Hac: 50; Nesâî, Hac: 145)

Tirmîzî: Bu konuda Abdullah b. Amr ve Ebû Hüreyre’den de hadis rivâyet edilmiştir.

Tirmîzî: İbn Abbâs hadisi hasen sahihtir.
Görüldüğü gibi efsane değil gerçeğin kendisidir...

Murat Yazıcı
01-03-2008, 12:33
Sanırım Gazzali bu nedenle Fıkıh İlmi’ni, dini ilimlerden değil “dünyevi ilimlerden” saydı. Onun, “dini ilimlerin yeniden ihyası” projesinde fıkhı “dünyevi ilimlere” katması, bizce “Müslüman aklın krizi”nin farkında olduğunu gösteriyordu. Onun için fıkhı “dünyevi ilimler” arasında tasnif ederek “tefakkuh”un önünü açmayı amaçlıyordu.


Bu noktada bir not düşeyim. İmam-ı Gazali rahmetullahi aleyh mushafı abdestsiz tutmanın günah olduğunu ve bundan tevbe etmek lazım geldiğini yazmıştır:

“Bu günahlar şayet başkasını ilgilendirmeyip kendisi ile Rabbi arasındaki kusurlarsa, cünüp olarak mescidde oturmak, abdestsiz mushafı tutmak, bid'at şeylere inanmak, içki içmek ve çalgı dinlemek gibi, kul hakkı ile ilgili olmayan günahların hepsinden hasret ve nedametle tevbe eder.” (İhya, Bedir Yay., c.4, s.65)

Ayrıca, İmam-ı Malik de (rahmetullahi aleyh) Mushafın abdestsiz tutulamıyacağını yazmıştır (bkz. Muvatta). İmam-ı Malik hazretleri, abdestsiz tutulamıyacağını ama abdestsiz okunabileceğini söylüyor. Muvatta'da alakalı kısımların başlıkları şöyle:

1. Kur'an-ı Kerim'e El Süren Kimsenin Abdestli Olması

2. Abdestsiz Olarak da Kur'an Okunabilmesi

Sofuoglu
01-03-2008, 15:08
forumlar icad oldu beri psikaytriler sinek avlıyor :D
sahiden şu forumlar olmasa stresimizi nerde atacaktık de mi sofu? :oleyo:

diger yandan murat abimizin konuyu ele alışı ciddi :rtfm:
o sebepten bence birebir istişare edilse muhattabı ile daha iyi olur ;)

herifime (yselim) de kibar davran ayrıca :mad: :P
o da selamun aleykum dedi bak sana ;)

o bana selamun aleykum vs demedi

bak ne dedi sayin allame

bize düşen size sadece selam demektir...
furkan63.
Rahmân'ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, "selâm!" der (geçer)ler.

bizde cok sey derdik bu yeryuzunde vakar ve tevazu ile yuruyen, nefsi ile hareket etmeyen(!) hic laf atmayan(!) Rahmân'ın o kulunada.....

neyse bos ver diyelim ve yuruyusunu bozmayalim...........

misak
02-03-2008, 18:37
o bana selamun aleykum vs demedi

bak ne dedi sayin allame

bize düşen size sadece selam demektir...
furkan63.
Rahmân'ın kulları, yeryüzünde vakar ve tevazu ile yürüyen kimselerdir. Cahiller onlara laf attıkları zaman, "selâm!" der (geçer)ler.

bizde cok sey derdik bu yeryuzunde vakar ve tevazu ile yuruyen, nefsi ile hareket etmeyen(!) hic laf atmayan(!) Rahmân'ın o kulunada.....

neyse bos ver diyelim ve yuruyusunu bozmayalim...........

la havle vela kuvvete illa billah....



Yukarıda Mustafa İslamoğlunun Zemzem H2O değil başlıklı yazısı var...
Yazıyı güzelce okuyordum ta ki şu yukarıdaki hezeyanlara kadar...
Şimdi Hacerül Esved'in halk zihninde efsaneleştiği diye bir hezeyan savuruyor....
Şimdi sizin aklınız mantığınız alıyor mu?
Sahih hadislere bile efsane nazarıyla bakan adamın bizim maillerimize adam gibi ilmi bir cevap yazacağına...
Bize ayetle hadisle ve alimlerin sözleriyle yazmayacak sahih hadisleri yalanyacak ondan sonra adı cevap verdim olacak...Geçin bunları..Siz kendiniz dahi ispatlayamıyorsunuz gidin sorun hokkabazlığına sığınıyorsunuz....


Arkadaş hacerul esved taşının cenneten gelmesi veya bir volkanik taş olması imani bir konumudur?.
Allah sizi bundan hesaba mı çekecek?
mahşerde siz bundan mı sorulacaksınız?.
siz bu taşa hz ömerin verdiği değeri vermezseniz ve kutsarsanız. bu taşa ruhaniyette yüklersiniz. bırakın Allah aşkına bu tür eften püften meseleri. Allah katında hesaba çekileceğimiz şeylerden şuraya Allah için yazın da bizlerde bilelim ve nasihatlarınızdan faydalanalım....

elmnightmare
02-03-2008, 18:50
Arkadaş hacerul esved taşının cenneten gelmesi veya bir volkanik taş olması imani bir konumudur?.
Allah sizi bundan hesaba mı çekecek?
mahşerde siz bundan mı sorulacaksınız?.
siz bu taşa hz ömerin verdiği değeri vermezseniz ve kutsarsanız. bu taşa ruhaniyette yüklersiniz. bırakın Allah aşkına bu tür eften püften meseleri. Allah katında hesaba çekileceğimiz şeylerden şuraya Allah için yazın da bizlerde bilelim ve nasihatlarınızdan faydalanalım....
İşte siz busunuz...
Meseleyi anlamamaktan ziyade çarpıtmaya meyillisiniz...
İmani meselemi demişim...
Bu adamın nasıl nifak çıkarttığını anlatıyorum...
Mustafa İSlamoğlunun cennetten gelme değil demesi kendisine ne kazandıracak...Orada söyleyeceği pek çok şey var, ama ANLATACAĞI ŞEYLERİ SAHİH HADİSLERİ YALANLAYARAK ANLATMAYA KALKARSAN ORADA DUR derim hatta derler....
Biz cennetten geldiği için de kutsamıyoruz...Bu klasik iftiranızdan başka bir şey de değil...
Sen oturup sahih hadisi yalanlarsan İslam alimleri de yürü git işine derler...
İslamoğlu çok okumuş adam oraya şöyle yazabilirdi....

Biz Hacerül Esved-i cennetten geldiği için değil İslamı temsil ettiği için İslamî hakikatleri temsil ettiği için seviyoruz dese canımı yesin...

Bunu diyecek yürek bulamayıp da sahih hadisi yalanlarsa da bıraksın bu işi...

Sofuoglu
02-03-2008, 19:43
la havle vela kuvvete illa billah....
...

amin,amin:D

zebih
02-03-2008, 20:40
islamoğlu ile bir mevzumuz oldu. belki anlatacağım mvzunun şahitleri aramızda vardır.

islamicportal forum'da 'üç muhammed' kitabından bir iktibas yapılmıştı. orada mağara hadisesinin birincil ikincil üçüncül kaynaklarda geçmediği hatta asım hoca ile mülakatı olduğunu -rahmetli asım hoca- ve onun da aynısını söylediğini yazdığını okuyunca, açtım asım hoca'nın islam tarihinden ilgili mevzuyu okudum ve asım hoca rahmetlinin mağara hadisesini -onun tabiri ile- ikincil üçüncül! kaynaklarda zikrederek aktardığına şahit oldum.

bunu belirttim forumda ve cemaatine devam eden bazıları vardı orada, bu durumu kendisine bildirmelerini istedim.

ya asım hoca yazdığı eserden habersiz ya da islamoğlu bir yanlış bilgi sunumu yapıyor kabilinden...

sormuşlar, ağır hakaretler etmiş...

kim bu? nasıl böyle söyler? herkes ilim konuşur oldu v.s aşağılamaya kalkışmış.

soru soranlar onu seven insanlar ve tepkisini forumda paylaştılar ve şiddetle kınadılar.

neticede bir çelişki var tashihi istenilmiş... onun bu denli ağır tepki vermesini, cemaatine devam edenler algılayamamışlar ve üstelik bir tashih de o sırada onlara bildirilmemiş...

bunu bizzat yaşadım.

la yüs'el'lik ithamı ile civarı ifşa etmek kolaydır. ama evvel kişi, kendine ve kendi sevdiklerine bakacak...

yanılmasını kabullenmeme ile ilgili işin neresindeyiz?

bu tarafçılık mevzusunda itham edilenden itham eden ne kadar ayrık...

ciddi olmuyor...

Murat Yazıcı
02-03-2008, 21:13
islamoğlu ile bir mevzumuz oldu. belki anlatacağım mvzunun şahitleri aramızda vardır.

islamicportal forum'da 'üç muhammed' kitabından bir iktibas yapılmıştı. orada mağara hadisesinin birincil ikincil üçüncül kaynaklarda geçmediği hatta asım hoca ile mülakatı olduğunu -rahmetli asım hoca- ve onun da aynısını söylediğini yazdığını okuyunca, açtım asım hoca'nın islam tarihinden ilgili mevzuyu okudum ve asım hoca rahmetlinin mağara hadisesini -onun tabiri ile- ikincil üçüncül! kaynaklarda zikrederek aktardığına şahit oldum.

bunu belirttim forumda ve cemaatine devam eden bazıları vardı orada, bu durumu kendisine bildirmelerini istedim.

ya asım hoca yazdığı eserden habersiz ya da islamoğlu bir yanlış bilgi sunumu yapıyor kabilinden...


Galiba E. Sifil de bu meseleye temas etmiş:

Milli Gazete - 11 Ocak 2003

Muhammed Hamidullah ile ilgili yazılardan birisinde onun, hicret esnasında Sevr dağındaki mağaraya önce Hz. Ebû Bekr (r.a)'in girdiği ve içerideki delikleri elbisesini yırtarak tıkadığı, geriye kalan son deliği de ayağıyla kapattığı ve orada bulunan bir yılanın Hz. Ebû Bekr (r.a)'in ayağını soktuğu hadisesine yer verdiğini zikretmiştim. Bu yazı üzerine bir okuyucum, Mustafa İslamoğlu'nun bu olayla ilgili değerlendirmesine dikkat çeken bir mesaj göndermiş. İslamoğlu, Üç Muhammed isimli çalışmasında (17-9) bu "hikâye"yi Hadis CD'lerinde bulamadığını söylüyor ve düştüğü dipnotta merhum M. Asım Köksal'ın bu olaya "değil sahih, uydurma kaynaklarda dahi rastlamadığını" söylediğini, Muhammed Hamidullah'tan da konuyla ilgili tatmin edici cevap alamadığını belirtiyor. Asım Köksal hoca İslam Tarihi'nde (V, 156) bu olayı zikretmiş ve el-Beyhakî, es-Süheylî, İbnu'l-Cevzî, ez-Zehebî ve İbn Kesîr'i referans göstermiş. Hamidullah da aynı hadiseyi İslam Peygamberi'nde (I, 163) zikretmekle birlikte, herhangi bir kaynağa atıfta bulunmamış. İşbu "yılan hikâyesi"ni el-Beyhakî Delâilu'n-Nübüvve'de (II, 477) senediyle vermiştir. es-Suyûtî'nin ed-Dürrü'l-Mensûr'da (9/et-Tevbe, 40 ayetinin tefsirinde) belirttiğine göre İbn Asâkir de bu hadiseyi nakledenler arasındadır.

http://www.ebubekirsifil.com/index.php?sayfa=detay&tur=gazete&no=6

misak
03-03-2008, 06:55
İşte siz busunuz...
Meseleyi anlamamaktan ziyade çarpıtmaya meyillisiniz...
İmani meselemi demişim...
Bu adamın nasıl nifak çıkarttığını anlatıyorum...
Mustafa İSlamoğlunun cennetten gelme değil demesi kendisine ne kazandıracak...Orada söyleyeceği pek çok şey var, ama ANLATACAĞI ŞEYLERİ SAHİH HADİSLERİ YALANLAYARAK ANLATMAYA KALKARSAN ORADA DUR derim hatta derler....
Biz cennetten geldiği için de kutsamıyoruz...Bu klasik iftiranızdan başka bir şey de değil...
Sen oturup sahih hadisi yalanlarsan İslam alimleri de yürü git işine derler...
İslamoğlu çok okumuş adam oraya şöyle yazabilirdi....

Biz Hacerül Esved-i cennetten geldiği için değil İslamı temsil ettiği için İslamî hakikatleri temsil ettiği için seviyoruz dese canımı yesin...

Bunu diyecek yürek bulamayıp da sahih hadisi yalanlarsa da bıraksın bu işi...

ÖNCELİKLE yanlışlıkla tşk ettim ....

siz alimmisiniz? siz ilim sahibi birimisimisiniz? islamoğlu bunu tartışabilir ve görüşünü söyleyebilir isteyen kabul etmez.O bir islam alimidir. siz ise kendiniz gibi düşünmeyenislam alimlerini küçük düşürmek için elinizden gelen herşeyi yapmaya gayret eden bir tayfa... sizler tarih boyu hep oldunuz olacaksınızda. ama siz dahi engelleyeemzsiniz ve engelleyemediniz islam alimlerini... size bir nasihat vereyim. siz ve önderiniz her kimse bırakın başka müslüman alimleri karalamayı ve küçük düşürmeye çalışmayıda şuraya Allah için bizlere nasihat olacak hesap gününü hatırlatacak tefekkür edeceğimiz bir şeyler yazın eğer bunu yapamıyorsanız yapanları yıldırmaya çalışmayın. ki bunu yapamazsınız....

ve sanırım yakında erbakan dini ve fettullah gülen dini çıkardığınız gibi islamoğlu dini diye bir din de ortaya atarsınız. ne diyeyim Allah sizleri ve bizleri ıslah etsin...

selametle...

Sofuoglu
03-03-2008, 11:34
aman ne tefekkur ettik,Allah(c.c) razi olsun bu nasihat ve tefekkur dolu mesajindan dolayi:)

en azindan selam deyip gecmedinizya o bile kar:)

devam devam,kareslik adina devam..

bakalim nereye? kadar...!!!!;)

adalı
03-03-2008, 15:28
siz ve önderiniz her kimse bırakın başka müslüman alimleri karalamayı ve küçük düşürmeye çalışmayıda şuraya Allah için bizlere nasihat olacak hesap gününü hatırlatacak tefekkür edeceğimiz bir şeyler yazın


Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu... :confused1:

Murat Yazıcı
03-03-2008, 17:47
http://img132.imageshack.us/img132/3362/sykselabdest1au5.jpg (http://imageshack.us)

Murat Yazıcı
03-03-2008, 17:48
http://img132.imageshack.us/img132/4587/sykselabdest2wo7.jpg (http://imageshack.us)

Murat Yazıcı
03-03-2008, 17:50
http://img132.imageshack.us/img132/8126/sykselabdest3dn8.jpg (http://imageshack.us)

elmnightmare
03-03-2008, 18:55
Neyse sadece kuru cevap yazanları es geçelim....

Biz yeni bir hezeyan daha ortaya koyalım....

Kabir Azabı
Kabir azabı olduğuna inanmayan arkadaşım var. Kendisinin Kur'anı Kerim'i incelediğini ve kabirle ilgili bir bilgi bulamadığından inanmadığını söylüyor.Kesin delilleri nerede geçmektedir?
2007

CEVAP: Kabir azabı,islam ekolleri arsında temel bir tefrika konusu olmuştur.. Savunanlar da reddedenler de Kur'an'dan bazı ayetleri delil getirmişler, fakat bu deliller doğrudan kabir azabının varlığına ya da yokluğuna delalet etmediği için iki tarafın tezi de temelsiz kalmıştır.Kabir azabı ancak hadislerle temellendirilebilir.hadisler ise akaide konusu olamazlar. Dolayısıyla kabir azabı iman veya inkarın konusu değildir.
m.islamoğlu...

Hadisler akaide konu olamaz mı?
Şimdi ben yazarsam bazı insanlar hala boşa konuşacaklar...Ben İslam alimlerinin hadisler akaide konu olamaz diyenler hakkında ne dediklerini yazmayacağım...Hadisler akaide konu olamaz diyenler buyursunlar yazsınlar...

wepcam
05-03-2008, 19:06
www.mustafaislamoğlu.com (http://www.mustafaislamoğlu.com)
--
---
---

www.tefsirdersi.com (http://www.tefsirdersi.com)

zebih
05-03-2008, 19:56
dünyada zaman zaman bazı akımlar ortalığı kasıp kavurur.

hipiler, çiçek çocuklar v.s.

insanın doğasında terbiye edilmezse isyanın şiddet dozajında tezahür etmesini sağlayacak bir iç volkan vardır.

doğru hak önemli değil, farklı olsun da isterse ottan olsun hesabı...

milyonlarca aklı başında insan aynı şeyi mi söylüyor!?

boşversene!

benim idölüm, bana onlardan ayrı söyleyebilendir ya da...

satanizm, marksizm, septikizm, ateizm izm üzm'lerde hep bu marjinalitenin tezahürleri...

rok sevenler, hipap nesli de öylece...

yaşasın marjinalite!

yıkın ey özgürlük çılgınları...

taş üstünde taş koymayın değer adına ne varsa, en değersizinden olsun bu arada...

batıyor hak!

batıyor itidal!

batıyor huzur!

batıyor denge!

türkü
06-03-2008, 08:58
bu farklılıgı isteyip,aramakdan sonrada kulpuna yapışmakdan ibaret degil ki.

-"bir ben farklı düşünmüyormuşum demek" den geçen aynı çizgide buluşan insanların bileşimi.
insan yalnız hissetmiyor kendini o vakit.:shake2:

yönünü İslamdan çevirmeyen bir bakış,baş dönümlük açı degişimlerinden
ibarettir.
batıla yaklaştırmak çirkince olmuş üstad.:crying:

zebih
06-03-2008, 09:10
m.islamoğlu, s.kutub, i.teymiye gibi isimlere yönelik bir tenkid sözkonusu olduğunda arz ı endam edilmesi bile tek başına bu hadisenin mahiyetini göstermektedir.

filanca, i.rabbani, a.geylani gibilere laf edildiğinde ne yapıyorsa aynısı...

yok yani kimsenin kimseden bir farkı...

biz deriniz, düşünürüz, özgürüz filan bunlar boş sözler...

takip ediyorum hep aynı sahneler....

sevdiğine laf dokununca ne hakkaniyet kaliyor, ne insaf...

boşverin...

türkü
06-03-2008, 09:21
herkes sevdiginden memnun be üstad ;)
sevme demeye kimsenin hakkı yok
herkes sevdigince soluklansın birbirinin farklılıgını hazmedemeyecekse..

hatta senin buna dair bir yazın bile var.ne feyzlenmiş,ümitlenmiştik :flowers:

DaLokay
06-03-2008, 09:30
ümitlenmiştik

Ümitlerimiz sadece başka yöne baktığımızda mı olur ?

yada şöyle sorayım;

Kendimiz üzerimize birşeyleri gerçekten alamaz mıyız ?

türkü
06-03-2008, 09:35
Ümitlerimiz sadece başka yöne baktığımızda mı olur ?

yada şöyle sorayım;

Kendimiz üzerimize birşeyleri gerçekten alamaz mıyız ?

erdi sen bilmen ama ben seni hakkaten severim :flowers:
üzerime alındıgım için cvp verdim zaten konu ne,konuşulan ne yoksa de mi?
erdi erememiş ergin çocuk :flowers:

zebih
06-03-2008, 13:24
kendime yazarım, gayrıma değil.

gayrı, kendinde ne kuruyorsa, kendini tarif eder.

anlayışınca, idrakınca.

benim ümidim diri; vardır elbette fikre ve seviyeye saygı gösterenler. olacaktır ve olmalıdır.

yazılanları anlama melekesinin yularını arada bir ele almada fayda var...

x'i sevmek, y'ye nefrete sebeb olur iddiası ençok da 'olur mu canım böyle saçmalık' diyenlerin tavırlarında kendini gösteriyor.

kaç gündür m. islamoğlu'nun son derece hatalı, felsefe buhurlu bazı lafızlarını burada savunmaya gayret edenleri görüyorum.

ilk devir imamlarından alimlerden nice nakil getiriliyor, burna tutulmuyor... olmaz böyle şey.

dinin bu sahası kafanıza göre şekillenecek yerlerden değildir. nakle aittir. burayı bozarsanız başörtüsünü de , namazı da bozarsınız.

seviyor ya, sevdiğine laf söyletmiyor...

bunun beş adım ötesi kızıl haricilik.

ayrıca

benim, mensubiyetim ve davam adına beni şirk içinde, ilk fırsatta dili ve kafası susturulmalılar listesinde alanlara karşı 'tatlım cicim muhabbeti' yapmamı bekleme hakkını da kimseye vermem.

kalemim kılıç gibi biçer böyleleri, bin kilometre öteden nefesini hissettiğim anda...

bari dürüst olsalar...

kinleri böylesi fokurdarken o sesi duymamak için pamuk tıkamak yetmez.

türkü
06-03-2008, 13:54
ben her okudugumdan kendimden birşeyler ararım.
var mı bende,
yok mu,
eksik mi,
fazla mı yoksa diye.
en iyi verim böyle alınır bildigimden ;)
"var"
bulmuşuz ki,kendimizden yazmışız ne bu hiddet ne bu celal :oleyo:

Ahi Evran
06-03-2008, 14:22
Ziya Eryılmaz ile ilgili başka bir kaynak bulabildiniz mi?
Mason localarına filan sorun, belki bir belge ayarlarlar!!!

zebih
06-03-2008, 14:43
kişi sevdiği ile haşrolunacak.

burada sevdiği demek, kabul ettiği, onlu yaşadığı, varlığına saygı gösterdiği, şerefini koruduğu v.s... geniş bir şerh var.

islamoğlu'nun hatalı sözlerini almam, doğru sözünü alırım.

kural bu olmalı...

ama islamoğlu'nun -ilmi seviye itibarıyla-esamesi bile okunmayacak ulemanın yanında onu -üstelik bir alt yapınız, süzgeç levazımlarınız yokken- ona ait olmayan meziyetle şişirmek ancak utanç verici bir fanatizmadır.

bunu yapmayın.

yaparım sana ne diyorsanız da marjinalitenizin sınırsızlığında boğulma hakkınız daima var; ama şuraları sizden başka okuyanlar da var.

abdest mevzusunda hata etmiştir.

izaha bile luzum yok. biz kim izahını yapanlar yapmışken, onların lafının üstüne laf bindirmek kim...

tevazu sizi yüceltir. bırakın şu megalomaniyi.

bizim dinimizde bilenlere hürmet vardır. hürmetsizlik etse biri, ben o birini seviyorum diyerek ulemaya, ahkama hürmetsizlik ettiğinizde onunla birlikte haşrolma tehdidinden kendinizi emin görmeyin.

bu mevzuda icma kuvvetinde söz birliği vardır.

farklı olacağım, uç takılacağım diye dile dolanacak mevzulardan değildir.

misak
06-03-2008, 14:55
islamoğlu'nun hatalı sözlerini almam, doğru sözünü alırım.

kural bu olmalı...



EYVALLAH... islamoğlu evt ilmi vardır. ve ilminden istifade ettiğimiz gibi hatalarınıda almayız.. katılmadığımız yerleri elbette vardır...
doğru ve yanlış kıstasımız ise önce kur'an ve sonra sahih olan sünnet olmalı.
ki bu da bildiğimiz ,okuduğumuz ölçüde olmalı.
eleştiri yaparken yıkıcı olunmamalı. ilim adamına saygı hiçbir yerde unutulmamalıdır.
görüşlerine ister katılınsın isterse katılınmasın.. o islamoğludur görüşü budur. şu başka bir alimdir görüşü budur isteyen bu görüşlerden hangisini dilerse faydalanabilir olmalıdır.
ama bunlardan daha önce bizlere düşen ilk iş sanırım kur'an'ı okumak ve Allah resulünün hayatını iyi öğrenmektir... ve yaşama çabasına gitmektir. yaşanmayan her bilgiden sorumluyuz.