Şah
08.05.2007, 15:02
Bediüzzaman Said Nursi, tüm hayatını; sahip olduğu maddi manevi herşeyi Allah'ın rızasını kazanmak için adamış, bu uğurda her türlü fedakarlığı büyük bir şevk içerisinde göze almıştır. Hayatını pek çok insan için dayanılması çok güç şartlar altında geçirmiş, ömrünün sonuna kadar, yaptığı çalışmalardan rahatsız olan çevreler tarafından eziyet görmüştür. Defalarca mahkemelere çıkarılmış, hayatının büyük bölümünü gözetim altında geçirmiştir. Ömrünün yaklaşık 30 yılını hapis ve sürgünde geçiren Bediüzzaman, bu zor şartlar altında 6000 sayfalık Risale-i Nur Külliyatını tamamlayabilmek için elinden gelen tüm çabayı göstermiş ve başarılı olmuştur.
Bediüzzaman ve talebelerinin hayatlarına bakıldığında, birlik, beraberlik ve fedakarlıkla her türlü zorluğun aşılabileceği sırrının tecelli ettiği pek çok örneğe rastlanır. Bunlardan biri Bediüzzaman'ın neredeyse imkansız denecek şartlar altında, bugün pek çok Müslüman için birer hidayet rehberi olan Risale-i Nur Külliyatını yazmış olmasıdır. Bediüzzaman Said Nursi, kendisine yöneltilen tehditleri, yapılan baskı ve kısıtlamaları hiçe sayarak, her şartta Risaleleri telif etmeye devam etmiştir. Kimi zaman sürgünde, kimi zaman hapishane hücrelerinde, hatta savaş yıllarında, cephede ve üç yıl esir kaldığı Rus esir kamplarında dahi samimi tefekkürlerini kağıda dökmeye devam etmiştir. İnsanlara Kuran'ı tebliğ etmenin şevki, Said Nursi'nin en zor koşullar altında bile bu engelleri aşabilmesini, fedakarlıkta kararlılık gösterebilmesini sağlamıştır.
Bediüzzaman'ın Afyon'da birlikte hapishanede kaldığı talebelerinden Hasan Akyol ise onun bu konudaki kararlılığını dile getirmekte; kesekağıdından, boş yapraklara kadar bulduğu her imkanı değerlendirerek yazılarını yazdığını şöyle anlatmaktadır:
O, akşamdan sabaha kadar kağıtlara, defterlere, boş yapraklara, küçük cep defterlerine, kese kağıtlarına devamlı yazı yazardı. Ama o yazarken biz okumuyoruz. O koğuşta tek başına duruyordu. Yazdıklarını da burada yazıyordu. Sabah olduğu zaman koğuşu açarlar, yazdıkları yazıları, onun kırk beş kadar talebesine verirlerdi. Onlar da bu yazıları sabahtan akşama kadar kendi defterlerine yazarlardı. Bir türlü bitiremezlerdi. Bazan ben de onlarla birlik olur, onlar gibi yazılar yazardım.
Talebeleri ise, Bediüzzaman'ın fedakarlıkla ilgili söylediği sözleri şöyle aktarmaktadırlar:
Bir gün fedakarlıktan bahsederken demişti: "Benim şimdiki talebelerim, Ruslarla harbederken benimle Şark'ta kendini ateşe atan fedailerden daha fedakardır. Çünkü bütün ömrünü feda etmek kolay değildir. Bir anda insan kendini ateşe atsa, şehit olur gider. Devamlı surette sadakatla, fedakarlık ise, öyle kolay değildir. Onun için benim bu zamandaki talebelerim Eski Said'in talebelerinden çok fedakardırlar. Ne vakit Şark'ta bu sır inkişaf etse (ortaya çıksa), benim hemşerilerim dine büyük hizmet ederler" demişti.
Kuran ve Risale-i Nur'la ilgili bir mesele olunca, Üstad 25 yaşında bir delikanlı zindeliğinde olurdu.
Barla'ya vardığımızda yorgunluk, hastalık dinlemezdi. Hiçbir zaman Üstadımızı boş dururken görmedik.
Biz Üstadımızın yanında kaldığımız uzun seneler boş oturduğunu görmedik. Ya okur, ya tashih eder, veyahut okutur, dinlerdi.
Kafkas cephesinde gönüllü birliklerinin başında iken İşarat'ül İcaz adlı Arapça eserini telif etmiş, savaş sonrasında üç yıl kaldığı esir kampında ise, hayatlarını cepheden cepheye geçerek harp meydanlarındaki çatışmalarla geçen esir subaylar için bir ilim meclisi, imanlarını ve ihlaslarını güçlendirecekleri bir marifet mektebi olmuştur. Rusların bir süre sonra kefaretle Kosturma'daki Tatar mahallesinde bir camide kalmasına izin vermeleri üzerine Bediüzzaman, iki buçuk yıl boyunca bu camide hem imamlık yapmış hem de iman sohbetlerine devam etmiştir.
Bu sözlerde de anlatıldığı gibi, Bediüzzaman için bir kişinin bile imanı sevmesi çektiği sıkıntıları göze alması için yeterli olmuştur. Nitekim onun vesile olmasıyla pek çok insan imanı sevmiş, Kuran ahlakını benimsemiştir
Bediüzzaman ve talebelerinin hayatlarına bakıldığında, birlik, beraberlik ve fedakarlıkla her türlü zorluğun aşılabileceği sırrının tecelli ettiği pek çok örneğe rastlanır. Bunlardan biri Bediüzzaman'ın neredeyse imkansız denecek şartlar altında, bugün pek çok Müslüman için birer hidayet rehberi olan Risale-i Nur Külliyatını yazmış olmasıdır. Bediüzzaman Said Nursi, kendisine yöneltilen tehditleri, yapılan baskı ve kısıtlamaları hiçe sayarak, her şartta Risaleleri telif etmeye devam etmiştir. Kimi zaman sürgünde, kimi zaman hapishane hücrelerinde, hatta savaş yıllarında, cephede ve üç yıl esir kaldığı Rus esir kamplarında dahi samimi tefekkürlerini kağıda dökmeye devam etmiştir. İnsanlara Kuran'ı tebliğ etmenin şevki, Said Nursi'nin en zor koşullar altında bile bu engelleri aşabilmesini, fedakarlıkta kararlılık gösterebilmesini sağlamıştır.
Bediüzzaman'ın Afyon'da birlikte hapishanede kaldığı talebelerinden Hasan Akyol ise onun bu konudaki kararlılığını dile getirmekte; kesekağıdından, boş yapraklara kadar bulduğu her imkanı değerlendirerek yazılarını yazdığını şöyle anlatmaktadır:
O, akşamdan sabaha kadar kağıtlara, defterlere, boş yapraklara, küçük cep defterlerine, kese kağıtlarına devamlı yazı yazardı. Ama o yazarken biz okumuyoruz. O koğuşta tek başına duruyordu. Yazdıklarını da burada yazıyordu. Sabah olduğu zaman koğuşu açarlar, yazdıkları yazıları, onun kırk beş kadar talebesine verirlerdi. Onlar da bu yazıları sabahtan akşama kadar kendi defterlerine yazarlardı. Bir türlü bitiremezlerdi. Bazan ben de onlarla birlik olur, onlar gibi yazılar yazardım.
Talebeleri ise, Bediüzzaman'ın fedakarlıkla ilgili söylediği sözleri şöyle aktarmaktadırlar:
Bir gün fedakarlıktan bahsederken demişti: "Benim şimdiki talebelerim, Ruslarla harbederken benimle Şark'ta kendini ateşe atan fedailerden daha fedakardır. Çünkü bütün ömrünü feda etmek kolay değildir. Bir anda insan kendini ateşe atsa, şehit olur gider. Devamlı surette sadakatla, fedakarlık ise, öyle kolay değildir. Onun için benim bu zamandaki talebelerim Eski Said'in talebelerinden çok fedakardırlar. Ne vakit Şark'ta bu sır inkişaf etse (ortaya çıksa), benim hemşerilerim dine büyük hizmet ederler" demişti.
Kuran ve Risale-i Nur'la ilgili bir mesele olunca, Üstad 25 yaşında bir delikanlı zindeliğinde olurdu.
Barla'ya vardığımızda yorgunluk, hastalık dinlemezdi. Hiçbir zaman Üstadımızı boş dururken görmedik.
Biz Üstadımızın yanında kaldığımız uzun seneler boş oturduğunu görmedik. Ya okur, ya tashih eder, veyahut okutur, dinlerdi.
Kafkas cephesinde gönüllü birliklerinin başında iken İşarat'ül İcaz adlı Arapça eserini telif etmiş, savaş sonrasında üç yıl kaldığı esir kampında ise, hayatlarını cepheden cepheye geçerek harp meydanlarındaki çatışmalarla geçen esir subaylar için bir ilim meclisi, imanlarını ve ihlaslarını güçlendirecekleri bir marifet mektebi olmuştur. Rusların bir süre sonra kefaretle Kosturma'daki Tatar mahallesinde bir camide kalmasına izin vermeleri üzerine Bediüzzaman, iki buçuk yıl boyunca bu camide hem imamlık yapmış hem de iman sohbetlerine devam etmiştir.
Bu sözlerde de anlatıldığı gibi, Bediüzzaman için bir kişinin bile imanı sevmesi çektiği sıkıntıları göze alması için yeterli olmuştur. Nitekim onun vesile olmasıyla pek çok insan imanı sevmiş, Kuran ahlakını benimsemiştir