PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Rü'yet-i Cemâl-i İlâhi...


güldeste
13.05.2007, 01:04
Muhabbet-i İlâhiyenin tecellîsinde ve o şarâb-ı muhabbetten herkes istidadına göre mesttir. Mâlûmdur ki, her kalb, kendine ihsan edeni sever ve hakiki kemâle muhabbet eder ve ulvî cemâle meftun olur. Kendiyle beraber, sevdiği ve şefkat ettiği zâtlara dahi ihsan edeni, daha pekçok sever. Acaba, sâbıkan beyân ettiğimiz gibi, herbir isminde binler ihsan defîneleri bulunan ve bütün sevdiklerimizi ihsanâtıyla mes'ud eden ve binler kemâlâtın menbaı olan ve binler tabakât-ı cemâlin medârı olan, bin bir esmâsının müsemmâsı olan Cemîl-i Zülcelâl, Mahbub-u Zülkemâl, ne derece aşk ve muhabbete lâyık olduğu ve bütün kâinat Onun muhabbetiyle mest ve sergerdan olmasının şâyeste bulunduğu anlaşılmaz mı?
İşte şu sırdandır ki, Vedûd ismine mazhar bir kısım evliyâ, "Cenneti istemiyoruz; bir lem'a-i muhabbet-i İlâhiye, ebeden bize kâfidir" demişler.

Hem ondandır ki, hadîste geldiği gibi "Cennette bir dakika rü'yet-i cemâl-i İlâhî, bütün Cennet lezâizine fâiktir."



İşte şu nihayetsiz kemâlât-ı muhabbet, vâhidiyet ve ehadiyet dairesinde Zât-ı Zülcelâl'in Kendi esmâ ve mahlûkatıyla hâsıl olur. Demek, o daire haricinde tevehhüm olunan kemâlât, kemâlât değildir.

Sözler-32. söz

serdengeçti
16.05.2007, 18:57
Allah razı olsun...

cypermethrin
17.05.2007, 02:05
ya ben okudumda anlamadım bunu sade bir türkçe ile yazabilme ihtimaliniz varmı

serdengeçti
17.05.2007, 09:02
Evet, nazlanan ve istiğna gösteren nazeninlerin mehirleri dikkattir. Ve menzilleri dahi kalbin süveydasıdır. Bunlara giydirdiğim elbise, zamanın modasına muhaliftir. Zira Şarkî Anadolu mektebi denilen yüksek dağlarda büyümüş olduğumdan, alaturka terziliğe alışamadım. Hem de şahsın üslûb-u beyanı, şahsın timsal-i şahsiyetidir. Ben ise, gördüğünüz veya işittiğiniz gibi, halli müşkil bir muammâyım.
Temme... Temme...