PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Nazlim!niyazlim!namazim!


Gülzar-ı İrfan
13.05.2007, 16:53
Bekledim... Baktım ki geldiğin yok... Dedim hele şuna bir mektup yazayım... Hâlimi anlatıp, "Gel!” diye yalvarayım... De hele, neye gücendin? De hele, niye bıraktın beni?
Hakkını veremedim hiç tamam... Bir zamanlar hiç unutmazken buluşacağımız vakti, sonraları unutur oldum... Bazen yük geldiğin oldu bana... Seni beklerken, eski heyecanım kalmadı... Sana aşkla bakamadım... Seni ilgisiz bıraktım... Ettim bir eşeklik! Ama be canım, ne demeye uydun sen bana! Ne demeye çekip gittin!?
Gerçi, haksız değilsin... Ne desen, ne etsen haktır bana... Oyalanmazsın elbet ben gibi dökük bir handa... Herkes gibi sen de pek, sağlam yerler ararsın... Çürükle halvetlikten, elbette hoşlanmazsın... De ki mecnûn ararım, beni unutmayacak... Benimçün işin gücün bir kenara koyacak... Ne diyeyim, doğrudur, gün geldi, işim için seni ihmal ettim.
Bilenler, farzını, sünnetini, hükmünü anlatıyor... Edebinden bahsediyor. Seni huşû ile ifâ etmekten, sana dalıp, dünyayı unutmaktan bahsediyor. A canım, ben ne anlarım o işlerden... Ben senin az biraz huyunu bilirim o kadar. Ve sanırım, huyuna suyuna gidemedim...
Az biraz dedimse, küçümseme!.. Aslında tanırım seni... Bilirim ne nazlı olduğunu... Bilirim incelik beklediğini... Şimdi, aramızda yabancı yok, bak, hadi söyle, niye bıraktın beni?
Derdin ki bana, abdestini al... Güzel elbiselerini giyin... Kokularını sürün... El âleme giderken süslenmeyi biliyorsun! Hadi, benimle buluşacağında da şık ol... Ama ben, bazen pek güzel geldim sana... Bazen pek darmadağın... Acep diyorum, bu mu zoruna gitti? Kılığımı kıyafetimi, kokumu mu beğenmedin? Hani suyla, sabunla, miskle gidermeye çalıştım da, yine de o hassas burnun, kalbimdeki necâsetin kokusunu aldı, beni ondan mı terk ettin?
Ört derdin... Ört kendini... Tek teli görünmesin saçlarının... Topuklarını kapatsın çorapların... Bana edeple gel... Nizamla gel... Ama ben, üşendim bazen, çorap giymeye bile... Bazen, özensiz olurdu başörtüm... Yoksa, buna mı içerledin?
Yoksa hiçbiri değil de... Sana hakkıyla yönelemeyişim mi üzdü seni? Yönümü, bir silüet olarak sana dönmüşken, aklımın nice başka yönlere koşturması mı zoruna gitti... Hani, sana doğruymuş gibi dururken, aslında, nice yerlerde gezinir gelirdim... Bedenim seninleyken, kalbim, ruhum, dolaşır dururdu uzaklarda... Seninle hemhâl olmuş görüntümün altında, nice keder, nice şüphe, nice vesvese yaşayışım mı mâlûm oldu ki, bırakıp gittin?
Nazlım! Yoksa, dediğin saatte gelmediğim için miydi sitemin? Hani, sana yönelmem gerekirken, işlerimi bitirmeye çalıştığım, hattâ bazen, seni her şeyden sonraya bırakıp mahzun ettiğim zamanların acısını mı çıkartıyorsun? De hele, ne olur! Tâ ezelden verdiğim: "Vaktinde gelmek” sözünü tutamadığım için mi kırıldın? Tamam haklısın... Vakitli olursa güzeldir, her iş... Ve elbet sen, vaktinde hazır olunmaya pek lâyıksın...
Ya da belki, o firâsetli gözlerinle, kim bilir nasıl derûnuna baktın da, gördün, kalbimin harap vaziyetini... Hani, sana niyetlenirken dilimle, kalbimin nasıl da başka başka arzulara dalıp gittiğini fark ettin... Ne bileyim, belki, sana niyet ederken, nice gaflet yaşadı da kalbim, riyaya, kibre sürüklendim, bunun için terk ettin...
Ah be nazlım! Ne yapayım, kalbimin bir ipi yok, ki tutsam da çeksem, uzağa kaçtığı zaman... İşte, sana bunları yazarken bile, sırf gidişinin değil, başka düşlerin kederiyle içi yanmada... Ne yapayım ki, sadece sana değil, bu sebeple, kalbim herkese yaban kalmada...
A nazlım! Sana niyetlenip de, başkalarına dalışım üzdüyse seni... Sende gibi görünüp de, uzaklarda oluşum üzdüyse, ne diyebilirim?
Ama kim bilir, belki de, seninleyken, dünyayı ellerimin arkasında bırakamayışımdan rahatsız olmuşsundur. Başım secdede iken, az mıydı sanki, kaybettiğim bir eşyayı düşünmelerim? İsterdin bilirim... Seninleyken, bütün kâr-zarar hesaplarından sıyrılıp, sadece sana bakayım, bakışlarınla sarhoş olayım isterdin... Seni seveyim, o kadar ki, sana durmuşken, ne sağımı, ne solumu göreyim... Hani, aşkın gözü kördür derler... Bilirim sana aşk ile durmamı beklerdin.
İşte dedim diyeceğimi! Daha bundan sonra da uğramazsan, senden sorsun hesâbını! A benim nazlım! A benim niyazlım! Sana, "Gözümün nûrudur” diyenin hatırına, yalnızca beş vakit değil, ah keşke, vakitli vakitsiz, çat kapı çık gel! Yetsin artık, küskün durduğun bana...
Hem, beni sakın cehennemle korkutma! Yokluğun zaten yangın! Yokluğun zaten musibet! Cehennemden kurtulayım diye değil! Hem bırak, isteyenine kalsın üstelik cennet!! Çok naz, âşık usandırır derler... "Gafil Ben”in zaten canına minnet... Ne olur, uzatma artık hasreti... Ne olur, insâf et!
Yahu her şeyi ko!! Beni de ko da kenara, gel! Mâbudun aşkına çık gel! Kucaklaşalım...

kays
14.05.2007, 10:27
Gülzar-ı İrfan kardeş paylaşım için teşekkür ederiz allah razı olsun

eylül
14.05.2007, 10:31
ablacığım bilemezsin ne hallere düşürdü bu yazı bizleri...
yüreğine sağlık,duada unutma ablacığım...

Gülzar-ı İrfan
14.05.2007, 10:37
BİLİRİM KARDEŞİM BİLİRİM....
BU GARİB ABLAN DA BU YAZIYI OKUDUĞUNDAN BERİ ÇOK ZORDA.....


ALLAHA EMANET OL

hafsa
14.05.2007, 17:29
çok güzel.ilk okuduğumda da çok duygulanmıştım.Allah razı olsun.

selam
14.05.2007, 18:36
ablacığım bilemezsin ne hallere düşürdü bu yazı bizleri...
yüreğine sağlık,duada unutma ablacığım...

Gönlüm kap kara idi seni tanımadan önce
Senin sevgini koyamazdım kap kara yüreğime.
Zaten sende istemezdin böyle bir gönülü.
Zikir ile başladım gönüldeki karaları silmeğe
Karalar silindikçe , senin muhabbetin arttı
Neredeyse pırıl pırıl oldu kap kara gönül
Yalnız bir ben kalmıştı ,ne yapsam çıkaramadım
Bıçakla kazıdım,zımparayla zımparaladım
Çıkmıyordu birtürlü. Sonra daha dikkatli baktım
Meğer bu ben değilmiş ,senmişsin
Sen meğerki ben mişsin.

Tende canım ,canda cananımdır Allah Hu diyen
Dilde sırrım sırda sübhanımdır Allah Hu diyen

hafsa
14.05.2007, 19:49
Bahâeddîn Nakşibend -kuddise sirruh-'a sordular:
"-Bir kul, namazda nasıl huşûa erer?"
O da cevâben:
"-Dört şeyle, buyurdular:
1. Helâl lokma,
2. Abdest sırasında gafletten uzak durmak,
3. İlk tekbîri alırken kendini huzûrda bilmek,
4. Namaz dışında da Hakk'ı aslâ unutmamak."


Namaza durduğunda sanki son namazın gibi kıl! Yarın pişman olacağın şeyi söyleme; insanların (gâfilâne) arzu ettiklerine arzu duymağı bırak!" (İbn-i Mâce, Zühd, 15)

Sabr-el-Hayat
14.05.2007, 20:16
Allah razi olsun insallah...

selam ve dua ile insallah...

eylül
16.05.2007, 13:01
Gönlüm kap kara idi seni tanımadan önce
Senin sevgini koyamazdım kap kara yüreğime.
Zaten sende istemezdin böyle bir gönülü.
Zikir ile başladım gönüldeki karaları silmeğe
Karalar silindikçe , senin muhabbetin arttı
Neredeyse pırıl pırıl oldu kap kara gönül
Yalnız bir ben kalmıştı ,ne yapsam çıkaramadım
Bıçakla kazıdım,zımparayla zımparaladım
Çıkmıyordu birtürlü. Sonra daha dikkatli baktım
Meğer bu ben değilmiş ,senmişsin
Sen meğerki ben mişsin.

Tende canım ,canda cananımdır Allah Hu diyen
Dilde sırrım sırda sübhanımdır Allah Hu diyen

ne mutlu size kurtulabilmşiniz enenin kamburluğuından
bir HÛ da biz dermiyiz şöyle gönül karalığının silip yok edecek...

selam
16.05.2007, 17:01
ne mutlu size kurtulabilmşiniz enenin kamburluğuından
bir HÛ da biz dermiyiz şöyle gönül karalığının silip yok edecek...

Bir iki gün göremeyince sizi
Merak içinde bıraktın bizi.

Bizde bir söz vardır.
Anca beraber , kanca beraber
Bu Hu'yuda Allah'ın izniyle
birlikte söyleriz.
Zaten söylemedende
bir yere gidemeyiz.
Çünkü herşeyi karşılıklı
yapmış Allah cc.

Allah aşkını feyzini artırsın inşaallah

eylül
16.05.2007, 18:26
Bir iki gün göremeyince sizi
Merak içinde bıraktın bizi.

Bizde bir söz vardır.
Anca beraber , kanca beraber
Bu Hu'yuda Allah'ın izniyle
birlikte söyleriz.
Zaten söylemedende
bir yere gidemeyiz.
Çünkü herşeyi karşılıklı
yapmış Allah cc.

Allah aşkını feyzini artırsın inşaallah


merak edenimin olduğunu bilseydim olmadığım günler için HÛ eklerdim...
yokluğum meraklandırmasın sizleri bu aralar girmek zor geliyor..

inşaallah,dualarımız müşterek.Rabbim sizden razı olsun...
anca beraber kanca beraber dediniz, bu taşın altına elimizi hep birlikte koyduk madem Rabbim yüzümüzü kara çıkarmasın...
O'nun muhabbetinden ayırmasın...

selam
16.05.2007, 18:49
[quote=eylül;283697]merak edenimin olduğunu bilseydim olmadığım günler için HÛ eklerdim...
yokluğum meraklandırmasın sizleri bu aralar girmek zor geliyor..

inşaallah,dualarımız müşterek.Rabbim sizden razı olsun...
anca beraber kanca beraber dediniz,

Her görüşmemizde size bir tasavvufi kelime
anlatmaya çalışacağız,inşaallah.

Anca beraber (Bu an beraberce)
Kan'ca beraber (İman ile beraber)

her dinde kan vardır. Ama manasını bilmeyen
sureti yönde kan zanneder.Mesela İsa aleyhisselam
Etim size ekmek olsun,kanım size şarap olun .demiş
Şimdi şarapla ekmekmi yiyelim.Etim size ekmek olsun
Yani benim hakikatımı anlayın.Zikrimi gönlünüze
ekeyimki.Kanım size şarap olsun,Yani benim imanımı
yaşayın.O zaman muhabbetim size şarap gibi olacaktır.

Anlayana HU HU HU
Anlamayana Hö hö hö

abla
16.05.2007, 19:38
değerli selam bi bildiğiniz vardır mutlaka fakat,bu "hö hö hö" sözü bizi üzdü.kusura bakmayın .belirtmek istedim.

selam
16.05.2007, 19:46
değerli selam bi bildiğiniz vardır mutlaka fakat,bu "hö hö hö" sözü bizi üzdü.kusura bakmayın .belirtmek istedim.

Sen niye üzüldün güzel ablacım.
Sen anlayanlardansın.
Ama bir daha yazmam,yeterki sizi üzecek
bir şey olmasın.

abla
16.05.2007, 19:57
Sen niye üzüldün güzel ablacım.
Sen anlayanlardansın.
Ama bir daha yazmam,yeterki sizi üzecek
bir şey olmasın.


estağfirullah anlayanlardanım demek istemedim.
sanırım sizin efendiliğiniz sebebiyle bizim çıtayı yüksek tutmamız rahatsız olmamıza neden oldu.
Allah güzeldir güzeli sever.
tekrar özür dilerim.

selam
16.05.2007, 20:03
estağfirullah anlayanlardanım demek istemedim.
sanırım sizin efendiliğiniz sebebiyle bizim çıtayı yüksek tutmamız rahatsız olmamıza neden oldu.
Allah güzeldir güzeli sever.
tekrar özür dilerim.

Özür dileyecek bir şey yok güzel ablacım.
İnceliğinize ben teşekkür ediyorum.

eylül
17.05.2007, 10:09
Her görüşmemizde size bir tasavvufi kelime
anlatmaya çalışacağız,inşaallah.



Zevkle efendim...bildirene,dilden söyletene boynumuz kıldan incedir...
yeter ki gönlümüz idrak edecek kadar geniş olsun...
sonra altında ezilipte yolda kalmayalım da...

selam
17.05.2007, 17:07
Zevkle efendim...bildirene,dilden söyletene boynumuz kıldan incedir...
yeter ki gönlümüz idrak edecek kadar geniş olsun...
sonra altında ezilipte yolda kalmayalım da...

Merak etme kardeşim , her muhabbet
gönülde kendine yer açar.Senin rabbın
seni asla yolda bırakmaz.

Rab : Allah cc. bir isim sıfatıdır. Tecellisi ise,
Senin Rabt olduğun efendindir. Çocuk bakıcılarınada
Mürebbi derler.Aynı kökten gelmiştir.
Sen artık Rabbın kim sorusuna , daha kolay
cevap verirsin.
Yalnız Rabbını Hak etmeye çalış.
HAK: Allah cc. isim sıfatlarından biridir.
Tecellisi ise yine efendindir. Mademki o hakdır.
Bizde onu Hak (Doğru) bilmemiz gerekiyor.
O zaman rabbını Hak etmiş olursun.
Allah aşkını feyzini artırsın inşaallah.
İnşaallah : Her şeyi inşa eden Allah'tır.

Gülzar-ı İrfan
05.11.2007, 13:08
SECCADEM

ey garip seccadem, kaderin taktirinden,
bana ağlamak, sana gözyaşı düştü...
okşarken, çoğunun sinesini nurlu başlar,
senin de bahtına, günahkar bir ser düştü.

konuş benimle, ne olursun bırakma beni,
dindirir belki bir sözün, yanan sinemi,
söyle ne olursun, söyle ey garip seccadem,
eskisi kadar, sever mi Allah beni?

geçti nerdeyse, ömrümün yarı yılları,
sinene ilmek ilmek, işlediğim damlalar.
yaşadım sıcak yazları, uzun kışları,
ömrümün sevabını, sildi geçti günahlar...

en büyük itirafların, şahidisin sen,
nuri Muhammet’in, miracısın sen,
söyle ne olursun, ey garip seccadem,
sabah desem, akşam desem,
affeder mi? Allah’ım, beni de affet desem...

(TACETTİN AKSU)

ALLAHA EMANET OLUN

hafsa
05.11.2007, 16:25
Gönül Huzuru
Kıpır kıpır oynayan ekran önünde, bir çift el yazı yazıyordu. Zamanla gözleri dalıyor, sonra yeniden kendini toparlıyordu. Unuttuğu bir şey vardı. Fırını mı açık unutmuştu? Yoksa evdeki ışıklardan biri yanık mı kalmıştı? Sonra televizyonun fişinin çekmediğini hatırladı. Derin bir oh çekti. Ama içini derinden kemiren şeyin bu unutma ile ilgisi azdı. Çünkü uzun bir zamandan beri aynı tedirginlik ve içinde doldurulamayan bir köşe, bir duygu, bir istek kalıyordu. Bu huzursuzluğun bir tanımı yoktu. Hele sebebi de hiç belirgin değildi. Ne zaman kafasındaki yoğun düşünceler dağılsa kendi için düşünmeye başlasa; lokantaya girip, yemeği yedikten sonra hesabı ödemeyen müşteri gibi hissediyordu kendini.

Aynaya baktığı zaman yüzünde kırışık yoktu. Ama bununla birlikte huzur da yoktu. Bu yüzden uzun süreden beri aynaya gönül huzuruyla bakamıyordu. -ama dedi ben kendimle barışık bir kızım. Görevlerimi eksiksiz yerine getiririm. Öyleyse sorunum ne? Neden huzursuzum?
http://www.namazzamani.net/turkce/image/elif_ve_namaz.jpg
Bu sorunun kaynağını bulmak için zaman kaybetmeden harekete geçmek gerekliydi. Öyle de yaptı. Önce çalıştığı şirkete birilerine borcu var mıydı? Hayır. Bilakis çoğu kişi ondan yardım alırdı. Ailesi onu çok severdi. Gerçi ayrı bir evde yaşıyordu. Ama sorunun bundan kaynaklanmadığından emindi. Yoksa bu sözünü ettiği şey herkeste var mıydı? Bazen herkes için hayatın bu kadar amaçsız ve anlamsız kaldığı bir zaman dilimi oluyor muydu. Evet evet belki de herkes aynı sorunlarla boğuşuyordu da o çok abartıyordu bu durumu. Yazı yazdığı klavyeyi ileri doğru itti. Gözlüklerini çıkarıp, becerikli hareketlerle gözlüğün camlarını sildi. Gözlüğünü kabına yerleştirip bilgisayarın ekranını kapattı. Çalıştığı masanın karşısındakileri bir bir süzmeye kendince tahlil etmeye koyuldu. Cemal Bey; telaşlı bir kişiydi ona göre yüzünde huzurlu bir adamın çizgileri yoktu. Masasının üzeri kağıt tomarından geçilmezdi ve sürekli meşgul bir adamdı. Hayatını hep plansız yaşar, sürekli zamanın kısıtlı olduğundan şikayet ederdi. Aslın pek o kadar da yaptığı bir iş yoktu. Elif'in aradığı yüz yoktu Cemal Bey'de. sonra kendinden imzaya gidecek raporları isteyen Sekreter Nuran Hanım'a baktı uzun süre. Temiz ve bakımlı bir kadındı. Tam bir asistandı. Şirkette bir şeflerin söküklerini dikmediği kalırdı. Her şirkete bir Nuran gerekliydi. Ancak garip olansa Elif'in ne aradığını bilmediği ama aradığını sandığı şeyin Nuran Hanımın yüzünde olmamasıydı. -Yeter dedi. Bu modern hayat karmaşası tüm insanları hasta ediyor. Ne aradığımı bilmeden çırpınıyorum. Buna daha fazla dayanamayacağım.
Öğle tatilinde bir değişiklik yapıp yemeğini büroya söylemedi. Dışarıya çıktı. Sokaktaki insan selinin arasına karıştı. Mağazalar, insanlar, binalar yanından sel gibi akıp gidiyordu. Aslında dedi. Akıp giden zaman bizi de içinde sürüklüyor. Yolun karşısın metal sandalyeden kaldırımı mekan tutmuş bir lokantaya ilişti gözleri. Buraya oturayım zaten zaman da dar. Yemeğini garsona söyledikten sonra etrafı seyre koyuldu. Ilık bir rüzgar yüzüne vurdu. Rüzgarın geldiği yöne doğru çevirdi başını. Yan masada genç bir çift vardı. Muhtemelen sevgili olmalıydılar. Kumrular gibiydiler. İkide bir kıkırdama sesleri duyuluyor. Bu sesler yoldan geçenlerin ayak seslerine karışıyordu. Evet dedi. Elif, buldum bende aşk yok, bak şunlara belki de dünyanın en mutlu çifti. Aradan biraz zaman geçtikten sonra kıkırdama sesleri kesildi. Sonra geri döndü mutlu çifte son bir kez bakmak için. Bir mutluluk tablosu görebilmek umuduyla. Bu tabloyu zihnine kazıyacak ve mutluluk sembolü olarak hatırlayacaktı. Ancak az önce gülüp etrafa neşe saçan bu mutlu çift, şimdi bir birine yaslanmış kayıtsız gözlerle yoldan geçenlere bakmaya koyulmuşlardı. Tüm arayışlarının bittiğini sanan Elif için bu durum bir hayal kırıklığıydı. Çünkü yüzlerinde derin kaygılar taşıyan bu çiftte de gönül huzuru yoktu.
Büroya yeniden döndü bulmak istediği şeyin fantastik, hayal ürünü bir şey olduğuna karar verdi. Artık bu defteri kapatmalıydı. Koltuğuna yaslandı. Bir kahve söyledi. Evraklarla boğuşmak için masasına yumuldu. Bir süre sonra; - Abla kahveniz. Sesiyle doğruldu. Çaycının elinden kahvesini aldı. Masaya koyarken çaycıya dikkatle baktı. Birden gözbebekleri büyüdü. - "Aradığım şey bu yüzde" dedi. O olaydan iki hafta sonra Elif çaycının namaz kıldığını öğrendi. Ve çaycının yüzündeki Gönül huzurunun namazdan dolayı huzur ve sükun içinde olduğunu keşfetti. Kısa bir zaman sonra çok kimse bilmese de Elif gizli gizli namaz kılmaya başladı. Şimdiden gönlündeki huzur yüzüne yansımaya başlamıştı. Daha sonra Elif aynaya, gönül huzuruyla bakmanın tadını doyasıya çıkartacaktı.



alıntı