Orijinalini görmek için tıklayınız : Rumi'nin Torunu: "Uyduruyorlar" Dedi. Tarih Öyle Demiyor.
Mevlana'nın torunu Diyanet dergisinde yayımlanan makaleye tepki gösterdi..
Ünlü 'Ne olursan ol yine gel' sözünün Diyanet dergisinde Ebu Said Ebu'l-Hayr'a ait olduğu yorumu yer alınca Mevlana'nın torunu Faruk Çelebi tepki gösterdi: "Bu söz Mevleviliğin ana fikridir, Mevlana'yı Araplara mal etmekten vazgeçsinler." Mevlana'nın 22'nci kuşaktan torunu Faruk Çelebi, "Bu söz Mevlana'nın değildir diyenler uyduruyorlar. Mevlana bu sözü bire bir söylememiş olabilir. Ancak onundur ve hep o çağrıyı yapmıştır" dedi. İran'da bile Mevlana'nın çok daha fazla tanındığının, okullarda ders olarak okutulduğunun altını çizen Faruk Çelebi, "Mevlana Türktür, değerlerimize sahip çıkalım. Çünkü biliyoruz ki Araplar zaten Mevlana'ya bizden daha fazla sahip çıkıyorlar" dedi
acaba Mevlana nın söylemedigi ama söyledigini iddia edip(!?) eserlerini doldurmuş olabilirler mi,tahrif ne boyutta..? Hiç düşündünüz mü bunu..?
Satuk Buğra
16.05.2007, 09:45
Mevlana'nın torunu Diyanet dergisinde yayımlanan makaleye tepki gösterdi..
Ünlü 'Ne olursan ol yine gel' sözünün Diyanet dergisinde Ebu Said Ebu'l-Hayr'a ait olduğu yorumu yer alınca Mevlana'nın torunu Faruk Çelebi tepki gösterdi: "Bu söz Mevleviliğin ana fikridir, Mevlana'yı Araplara mal etmekten vazgeçsinler." Mevlana'nın 22'nci kuşaktan torunu Faruk Çelebi, "Bu söz Mevlana'nın değildir diyenler uyduruyorlar. Mevlana bu sözü bire bir söylememiş olabilir. Ancak onundur ve hep o çağrıyı yapmıştır" dedi. İran'da bile Mevlana'nın çok daha fazla tanındığının, okullarda ders olarak okutulduğunun altını çizen Faruk Çelebi, "Mevlana Türktür, değerlerimize sahip çıkalım. Çünkü biliyoruz ki Araplar zaten Mevlana'ya bizden daha fazla sahip çıkıyorlar" dedi
İslamın büyük değerlerinin kendi milletimize ait olmasını arzu etmek kınanacak bir şey olmasada olmayan bir şeyi öyleymiş gibi göstermek işi kavmiyetçiliğe taşımaktan başka bir anlama gelmez.
Mevlana Celaleddini Rumi Hazreti Ebu Bekir r.a. tornudur. Soyu ona dayanıyor. Mevlananın İranda doğduğu, mesnevisinin Farsça olduğu vakıa. Onu Türk diye göstermeye çalışmak zorlama gayretten öte geçemez gereğide yoktur. Mevlana Avşar Türkmen Aşireti ile Anadoluya gelmiştir. Öyleki Hazreti Mevlananın soyuda Avşar Türkelir içerisinde olduğundan dolayı onlarda avşar sanılmıştır. Türktür hikayesinde bunun rolü vardır.
Bu gün Türkiyenin hemen bir çok yerinde avşar türkleri vardır ve mesnevideki hikayeler onların ağızlarında söylene söylene yaşatılmaktadır.
Bizim anne tarafından soyumuz olan Salmanlı Aşiretide bir avşar aşireti kolu olarak bilinmektedir halbuki Salmanlı Aşiretinin soyu Mevlanaya dayanmaktadır.
Yani Kısacası Hazreti Mevlananın soyu baba tarafından Hazreti Ebu Bekire, anne tarafından İmam Almiye dayanmaktadır ve kendisi kureyşi bir araptır. Anadoluda bulunması onu türkleştirmiş, İranda doğması ve mesnevisi onu farslaştırmıştır. Buda Mevlananın mektebi ile çelişik bir durum değildir. Müslümanlardan kim mevlana bizdendir dese yalan olmaz. Bizim kavmimizdendir, başka kavimden değildir derse yalan söylemiş olur. Mevlana gerçekten bütün müslümanların büyük ortak değerlerindendir.
Bu söze neden bu kadar tepki gösterilmiş açıkçası ben de anlamadım. Ebu Said Ebu'l-Hayr Rumi'den çok önce yaşamış biri. Gökkubbe altında söylenmedik söz mü vardır ki Faruk Çelebi bu şekilde "uyduruyorlar" demiş. Demek ki Mevleviler "Kim olursan ol..." sözünü Rumi'nin sözü olarak kabul ediyorlar.
Biz de diyoruz ki bunda bu kadar şaşılacak bir şey yok. Rumi'den sonra yaşamış Molla Camii de aynı sözü Divan'ında kullanmış. Aynı toprağın insanlarının sözleri elbette birbirine benzer sözleri tekellleştirme mantığı nedir?
Elbette Rumi Divanı'nın neredeyse yüzde 20 si ona ait değildir bunu da biliyoruz ama reddedilenler arasında bu söz yok ve işin enteresan tarafı Rumi bu sözü söylesin ya da söylemesin sorun; torunun "Hayır büyükdededem söyledi" bunu deyip sözü tekelleştirme isteğidir.
-----------------------------------
Ali Bulaç: Mevlana’yı eleştirmek
Cumartesi, Aralık 17, 2005
---Düşünce ve ifade özgürlüğüne kısıtlamalar getirme teşebbüsü sadece devletlerden gelmiyor. Sivil alanda da ciddi kısıtlamalar söz konusudur.
---Tabii ki devleti eleştirmemiz ve özgürlük alanlarımızı genişletmeye çalışmamız hakkımız, ama işin temeline doğru kazı yaptığımızda toplumsal hayatta, sayısız sivil alanında da insanların, kendi ölçeğinde otoriter devlet gibi hareket ettiklerini görürüz.
---Devletlerin ceza kanunları var; sivil alanda yetki sahiplerinin de kendilerine özgü yöntemleri, sansürleri var. Belki de devlet, bizim özel ve sivil hayatımızdaki temel tutumlarımızın piramidin üstüne doğru yöneliminin bir sonucu olarak kendini merkeze almakta, herkese hukuku aşan sınırlar tayin edebilmekte ve bazen haksız yere cezalandırmalara gidebilmektedir. Yönetimler, yönetilenlerin aynası ve ürünüdürler.
---Son zamanlarda basına da yansıyan ilginç bir inceleme yukarıda anlattıklarımıza iyi bir örnek teşkil etmektedir. Selçuk Üniversitesi, “Mevlana Celaleddin Rumi’yle ilgili düşünce ve iddialarından dolayı Prof. Dr. Mikail Bayram’ın çalışmaları hakkında bir inceleme başlatmış” (Zaman, 30 Kasım 2005). Mikail Bayram, belgelere dayandırdığı çalışmalarında Mevlana’yla ilgili önemli iddialarda bulunuyor: Rumi’nin zamanın Moğollarıyla iyi ilişkiler içinde olması, Nasreddin Hoca’yı öldürttüğü gibi iddialar. Bu iddialar önemlidir, mukabil araştırma ve çalışmalar bu iddiaları ya çürütür ya destekler. Ama başka bir şey de yapılamaz. Meselenin içyüzü her ne ise, bir üniversitenin 700 küsur sene önceki bir olayın kritiğiyle ilgili heyet kurdurup inceletme başlatması sivil alandaki totalitarizmin ne kadar derinlere kök saldığını gösteriyor. İddiaları ne olursa olsun Mikail Bayram’a karşı “Bu konuları ne diye araştırıyorsun?” diye bir kampanya başlatmak kabul edilemez.
---Demek ki, bu zatların elinden gelse Mevlana ile ilgili de yasakçı bir kanuni düzenleme yapacaklardır. Celaleddin Rumi önemli bir zattır, tasavvufun, İslam irfan mirasının önde gelen şahsiyetlerinden biridir. Bunda hiç kuşku yok. Ama yine de hayatında ve düşüncelerinde eleştiriye açık noktalar yok mu? Peygamber gibi masum olmadığına göre onun da isabet ettiği ve yanıldığı hususlar vardır. Mevlana beşerüstü bir varlık, insani her tür olumsuz duygudan yoksun değildi, sadece hoşgörü ve sevgiyle de yaşamıyordu. Yasin Aktay’ın işaret ettiği üzere (Yeni Şafak, 5 Aralık 2005) Mesnevi’de müstehcen beyitler, aslında Rumi’nin muhaliflerine karşı yaptığı bir tür eleştiri tarzıdır. İnsan için en yüksek erdem Hakikat sevgisidir. Bu yüzden önyargılarımızdan mümkün mertebe arınmaya çalışarak Hakikatin peşinde olmamız lazım. Bu çerçevede Mevlana ile ilgili üretilen birtakım “efsaneler”i masaya yatırmanın zamanı geçiyor. Mesela bunlardan bir tanesi “Gel, yine gel, her ne olursan gel!” diye başlayan meşhur şiirdir. Bu Mevlana’ya ait değildir, İslam inancı açısından sorunludur. İranlı Ebu Said Ebu’l-Hayr’a (öl. H. 440) ait bu şiiri ısrarla Mevlana’ya aitmiş gibi gösterip etrafında hümanizm, sulu dindarlık, ciddiyetsiz mensubiyet geliştirmenin ve Mevlana’yı böyle boş bir söylemin merkezine oturtmanın anlamı nedir? ---Tekrar edeyim, Mevlana büyük bir zattır, ama İslam ondan ibaret değildir. İrfan, ilim, sanat ve tefekkür tarihimizin yüzlerce Mevlana’sı vardır. Hem İslam sadece Mesnevi okunarak da anlaşılamaz, o bir veçhesini anlatmaya çalışır. Tarih boyunca ve bugün binlerce alim, fakih, muhaddis, müfessir, kelamcı, sufi ve mütefekkir İslam’ın gür, berrak ve bereketli nehrini beslemiş, elan beslemeye devam etmektedir. Hepsinden önemlisi kaynağın başında Allah’ın Elçisi (sas) vardır. “Ben Kur’an’ın kölesiyim, Muhammet Mustafa’nın ayak tozuyum” diyen de Mevlana’dır.
---Kaynak: Zaman Gazetesi - 17 Aralık 2005
vBulletin v3.7.3, Copyright ©2000-2009, Jelsoft Enterprises Ltd.