ArZu
18.05.2007, 03:16
İfritten her dönemde Allah'a sığınalım
ABDULLAH AYMAZ
Bediüzzaman Hazretleri, Hz. Ali (ra) ile ilgili irtibatını Hz. Ali'nin Celcelûtiye isimli kasidesine bağlıyor ve bu hususu izah için elyazması 28. Lem'a nüshalarında şöyle diyor:
"Tevâfuklu bir kerâmetini beyan etmeye mecbur oldum. Şöyle ki (Eskişehir hapishanesinde) üç aydan beri her gün Celcelûtiye kasidesini okuyorum. Yalnız sekiz sayfayı halledemediğim bir vefka dair olduğu cihetle okumuyordum. Fakat âhirinde 'Ve salli İlâhî...'den başlayan sonundaki iki sayfayı ötekilerle beraber okurdum. Yetmiş defa kati, belki tahminime göre yüze yakın defalarda her defa istisnâsız ne vakit elime alıp baştan okuduktan sonra âhirini açarken 'Fe yâ hâmile'l ismillezî celle kadruhû' yani 'Ey kadri yüce olan İsm-i A'zam'ın hâmili olan ve onu okuyan kişi!..' mısraı ile başlayan sayfa açılıyordu.
Ben hayret ediyordum. Onu okumayarak iki sayfa sonra 'Ve salli İlâhî...' mısraı ile başlayan iki sayfa âhirini okuduklarıma eklerdim. Her ne vakit baştan okuduğum ve terk ettiğim sekiz sayfaya gelirken kitabın geri kalan yüze yakın sayfaları içinde açtıkça yine 'Ey kadri yüce İsm-i Azam'ı okuyan kişi!' sayfası açılıyordu. Hayret içinde hayret ediyordum. Elli defadan sonra dedim: 'Acaba bu sayfa neden açılıyor? Onu da okusam ne olur?' Baktım ki, Celcelûtiye kasidesini okuduğum maksadın neticesini o sayfa gösteriyor. Ben de terk ettiğimden hata ettiğimi bildim. Ondan sonra okumaya başladım. Ondan sonra belki kırk defadan fazla ele aldıkça yine o sayfa açılıyordu.
Nihayet arkadaşlarıma hikâye ettim. Onlar da hayret içinde hayrette kaldılar. Dedim: 'Bu Celcelûtiye'nin bir kerâmetidir. Sizleri değil, başkalarını iknâ edecek maddî bir delil elimde yok. Yalnız benim müşâhedâtım var. Benim müşâhedelerim başkasına delil olamaz. Benim de şimdiye kadar delilsiz dâvâları yazmak âdetim değildi. Fakat madem bu tevâfuk aciptir. Elbette işârettir ki 'Beni yaz.' İnanmayana kendini inandıracak ki, yazdırmak istiyor.
Cenab-ı Hakk'a yüz bin şükür ediyorum ki, bana hem büyük bir teselli, hem dâvâma büyük bir delil gösterdi. (...) 'Ey kadri yüce İsm-i Azam'ı okuyan kişi!' mısraı riyazî değeri ile 1353 (yani Eskişehir hapsi yılları) senesi zamanını tam gösterdiği ve o zamanda da Risale-i Nur ve talebelerinin en korkulu bir zamanıdır. (...) Ve bu isim sahibi, bu kitapta hususî murad olduğuna işaret ediyor ve mânâsıyla da 'Ey 1353 senesinin tarihinde bu İsm-i Azam'ın hâmili yani İsm-i Azam'ı kendine muhafız ve koruyucu edinen şahıs' demekle, o umumî hitapta böyle hususî bize bakıyor.
Çünkü, Allah'a hamd olsun. 1353 tarihinde her yirmi dört saatte 171 defa 'Kadri yüce olan İsm-i Azam'ı' okuyordum ve kendimi onunla muhafazaya çalışıyordum."
Hz. Ali'nin (ra) İsm-i Azam'ı, Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Adl, Kuddûs isimlerinden meydana gelir. Bunlara Esmâ-i Sitte (Altı isim) denilir. 30. Lem'a bu altı ismi izah eder.
İşte Bediüzzaman Hazretleri, hapiste idamla yargılanırken Hz. Ali'nin İsm-i Azam'ı olan bu esmâyı okuyordu.
Günümüzde olduğu gibi ifritten her dönem sığınmak için bu mübarek isimlerin de bizim tarafımızdan her gün 171 defa okunması gerekir...
Kur'an-ı Kerim'de "Hiç olmazsa, kendilerine, şiddetimiz geldiği vakit yalvarsaydılar, tevbe etseydiler." (En'am Sûresi, 6/43) buyuruluyor. İnsanların eliyle de olsa bu belâ ve musibetlerin bir kısmı bizi hatalarımızdan döndürmek içindir. Bir kısmı, yükseliş yolunda belli bir kıvama getirmek içindir. O kıvamı yakalamamız için bizim bir yandan muhasebemizi ve bir durum muhâkememizi yapmamız, bir yandan da ciddî şekilde Allah'a dua, niyaz ve tazarruda bulunmamız gerekir...
ABDULLAH AYMAZ
Bediüzzaman Hazretleri, Hz. Ali (ra) ile ilgili irtibatını Hz. Ali'nin Celcelûtiye isimli kasidesine bağlıyor ve bu hususu izah için elyazması 28. Lem'a nüshalarında şöyle diyor:
"Tevâfuklu bir kerâmetini beyan etmeye mecbur oldum. Şöyle ki (Eskişehir hapishanesinde) üç aydan beri her gün Celcelûtiye kasidesini okuyorum. Yalnız sekiz sayfayı halledemediğim bir vefka dair olduğu cihetle okumuyordum. Fakat âhirinde 'Ve salli İlâhî...'den başlayan sonundaki iki sayfayı ötekilerle beraber okurdum. Yetmiş defa kati, belki tahminime göre yüze yakın defalarda her defa istisnâsız ne vakit elime alıp baştan okuduktan sonra âhirini açarken 'Fe yâ hâmile'l ismillezî celle kadruhû' yani 'Ey kadri yüce olan İsm-i A'zam'ın hâmili olan ve onu okuyan kişi!..' mısraı ile başlayan sayfa açılıyordu.
Ben hayret ediyordum. Onu okumayarak iki sayfa sonra 'Ve salli İlâhî...' mısraı ile başlayan iki sayfa âhirini okuduklarıma eklerdim. Her ne vakit baştan okuduğum ve terk ettiğim sekiz sayfaya gelirken kitabın geri kalan yüze yakın sayfaları içinde açtıkça yine 'Ey kadri yüce İsm-i Azam'ı okuyan kişi!' sayfası açılıyordu. Hayret içinde hayret ediyordum. Elli defadan sonra dedim: 'Acaba bu sayfa neden açılıyor? Onu da okusam ne olur?' Baktım ki, Celcelûtiye kasidesini okuduğum maksadın neticesini o sayfa gösteriyor. Ben de terk ettiğimden hata ettiğimi bildim. Ondan sonra okumaya başladım. Ondan sonra belki kırk defadan fazla ele aldıkça yine o sayfa açılıyordu.
Nihayet arkadaşlarıma hikâye ettim. Onlar da hayret içinde hayrette kaldılar. Dedim: 'Bu Celcelûtiye'nin bir kerâmetidir. Sizleri değil, başkalarını iknâ edecek maddî bir delil elimde yok. Yalnız benim müşâhedâtım var. Benim müşâhedelerim başkasına delil olamaz. Benim de şimdiye kadar delilsiz dâvâları yazmak âdetim değildi. Fakat madem bu tevâfuk aciptir. Elbette işârettir ki 'Beni yaz.' İnanmayana kendini inandıracak ki, yazdırmak istiyor.
Cenab-ı Hakk'a yüz bin şükür ediyorum ki, bana hem büyük bir teselli, hem dâvâma büyük bir delil gösterdi. (...) 'Ey kadri yüce İsm-i Azam'ı okuyan kişi!' mısraı riyazî değeri ile 1353 (yani Eskişehir hapsi yılları) senesi zamanını tam gösterdiği ve o zamanda da Risale-i Nur ve talebelerinin en korkulu bir zamanıdır. (...) Ve bu isim sahibi, bu kitapta hususî murad olduğuna işaret ediyor ve mânâsıyla da 'Ey 1353 senesinin tarihinde bu İsm-i Azam'ın hâmili yani İsm-i Azam'ı kendine muhafız ve koruyucu edinen şahıs' demekle, o umumî hitapta böyle hususî bize bakıyor.
Çünkü, Allah'a hamd olsun. 1353 tarihinde her yirmi dört saatte 171 defa 'Kadri yüce olan İsm-i Azam'ı' okuyordum ve kendimi onunla muhafazaya çalışıyordum."
Hz. Ali'nin (ra) İsm-i Azam'ı, Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Adl, Kuddûs isimlerinden meydana gelir. Bunlara Esmâ-i Sitte (Altı isim) denilir. 30. Lem'a bu altı ismi izah eder.
İşte Bediüzzaman Hazretleri, hapiste idamla yargılanırken Hz. Ali'nin İsm-i Azam'ı olan bu esmâyı okuyordu.
Günümüzde olduğu gibi ifritten her dönem sığınmak için bu mübarek isimlerin de bizim tarafımızdan her gün 171 defa okunması gerekir...
Kur'an-ı Kerim'de "Hiç olmazsa, kendilerine, şiddetimiz geldiği vakit yalvarsaydılar, tevbe etseydiler." (En'am Sûresi, 6/43) buyuruluyor. İnsanların eliyle de olsa bu belâ ve musibetlerin bir kısmı bizi hatalarımızdan döndürmek içindir. Bir kısmı, yükseliş yolunda belli bir kıvama getirmek içindir. O kıvamı yakalamamız için bizim bir yandan muhasebemizi ve bir durum muhâkememizi yapmamız, bir yandan da ciddî şekilde Allah'a dua, niyaz ve tazarruda bulunmamız gerekir...