PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Namazı dosdoğru kılmak


abla
18.05.2007, 22:20
İbrâhîm -aleyhisselâm- eşi haceri ve oğlu ismaili mekke vadisine bırakıp ,onlardan gözden kayboluncaya kadar uzaklaşınca,ellerini açtı ve şöylece Rabbine yalvardı:
«Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını Sen'in Beyt-i Harem'inin (Kâbe'nin) yanında ziraat yapılmayan bir vâdiye yerleştirdim. Artık Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir ve meyvelerden bunlara rızık ver! Umulur ki, bu nîmetlere şükrederler.» (İbrâhîm, 37) ” (Buharî, Enbiyâ, 9)


arkadaşlarım,aklıma takıldı İbrahim aleyhisselam ailesini o çorak vadiye yerleştirme sebebi olarak namazı dosdoğru kılmaları için diyor.namazı dosdoğru kılmak nasıl olur.

gönül kuşu
18.05.2007, 22:53
MERHABA ABLA ÇÖL SALİKLERİN TABİ OLMADAN ÖNCEKİ HALLERİDİR BİRDE SÖYLENİRYA İSMAİL AYAK TOPUKLARINLA ÇÖL OLAN TOPRAĞI VURMAYA BAŞLAR VE ORADAN ZEMZEM SUYU ÇIKAR ELİNE SALIK ABLA ZİKRE GİREN HER ÇÖL GÖNÜL BİR GÜN YEŞERİR HUUU

selam
18.05.2007, 23:05
Talebe bir rüya görür,iki tane tarla vardır.
Kendisine ait olan tarlada her türlü yemişler
ve yeşilliklerle kaplı bir tarla. Efendisine ait
olan tarla ise çorak bir tarla ,bir tek yeşil ot
dahi yok.Talebe efendisine rüyayı anlatacak
ama böyle anlatırsam efendim üzülür en iyisi
efendimi üzmeyeyim diyor.Efendi gördüğüm
ruyada sizin bahçenizde çeşit meyvalar vardı
benim bahçem ise çorak bir yerdi,bir yeşil ot
bile yoktu deyince mürşit Başlıyor ağlamağa.
Talebe şaşkın.
-Ne oldu efendim.Niye ağlıyorsunuz..
-Baksana oğlum benim bahçede dünyaya ait
bir çok şey var . Sen ise tüm dünya varlığından
kurtulmuşsun.
Çocuk bin pişman.
-Efendim sen üzülmeyesin diye,ben rüyayı değiştirerek
anlattım. O çorak bahçe senin bahçendi.

Burdan anladığımız çoraklık,bir tek yeşil otun dahi
olmaması,tamamen dünya sevgisinin bittiği yerdirki.
İŞTE BURDA KILINAN NAMAZ EN DOĞRU NAMAZDIR.

Gülzar-ı İrfan
19.05.2007, 09:21
Hikmetinde sual olunmayan Yüce Mevlam Kuran-ı Kerim'de namazdan bahsettiği bir çok ayette sadece namaz kılmayı değil de dosdoğru ve daim bir şekilde namaz kılmayı öğütlemiştir...
Osman Hocamız da dosdoğru namazı tarif ederken''Kul namazında daim ise o namaz kulu günahlardan alıkoyar,eğer ki bir kul namazını kılıyor fakat o günah işlemeye devam ediyor,kendini dünya zevklerinden alıkoyamıyorsa namazını gözden geçirsin.Eğer ki namazını dosdoğru kılacak olsa o kulun gönlünde dünya zevklerine yer kalmaz''diye anlatıyor.....
Dilim döndüğünce,aklım ,gönlüm erdiğince paylaşabildiklerim bunlar...


ALLAHA EMANET OLUN:flowers:

mehmet baş
19.05.2007, 10:08
haremeyn bölgesinin mübarek kılındığı kur'an-ı kerimde ifade edilir. dolayısıyla peygamberlerin bu bölgelerde bulunması ve tebliğlerine burada devam etmesi mümkündür. namazın ikame edilmesini ibrahim a.s. dönemine ve daha sonraki peygamberlerin kendi dönemlerinde yerine getirilmesi gereken bir görev olarak kabul etmeleri ve her peygamberin kendi ümmetlerine bu görevi hatırlatmaları ayrıca bir risalet vazifesidir. namazın hakkıyla ikame edilmesinde elimizdeki kaynaklar dikkate alınırsa; namazın farzlarıyla, sünnetleriyle ve müstehaplarıyla birlikte ele alınabileceği gibi namazı tefekkürle, tedebbürle, tezekkürle, cemaat şuuru ile kılınması ve diriliş haline getirilmesi mü'min olarak vazifemizdir. selam ve dua ile...

hafsa
19.05.2007, 17:42
Ağlayalım..! (http://inamaz.wordpress.com/2007/03/06/aglayalim/)


Gelin hep beraber ağlayalım..
Hakkını veremeden eda edilen namazlarımıza ağlayalım..
Hakkını veremeden eğilip kalkmalarımıza ve bunlara namaz deyişimize ağlayalım…
Aşıkla mâşuk misali ALLAH(c.c.) ile kulun buluşma noktası olan secdelerimizin ve seccadelerimizin hakkını veremeyişimize ağlayalım..
Günde en az beş defa sunulan af piyangosunu kaçırdığımıza ağlayalım..
Her bir namazda bütün günahlarımızdan arınma fırsatını kaçırdığımıza ağlayalım..
Uykunun kollarında gaflet içinde geçen zamanımıza ağlayalım..
Gaflet ile geçirilen ve boşa giden günlerimize ağlayalım..
Her gün onca hadise karşısında ürpermeyen kalplerimize ağlayalım..
Dünyaları yutsa da doymayan nefislerimize bende oluşumuza ağlayalım
Dua edin icabet edeyim diyen Rahman ve Rahim olan Rabbimize karşı dua etmeyişimize ağlayalım..
İsteyin vereyim diyen Rabbimize karşı sanki hakkında vaadinden dönmesi söz konusuymuş gibi, Ona güvensizliği işmam eder tarzda Ondan kamil iman, tam ihlas ve takva istemeyişimize ağlayalım..
Hiç ölmeyecekmiş gibi, toprak altına girmeyecek ve hesap vermeyecekmiş gibi yaşayışımıza ağlayalım..
Kalbim temiz deyip her türlü fecaati işleyip kendimizi avutmamıza ağlayalım..
Evladımızın bizden, bizim de onlardan kaçacağımız günün gelip çattığı zaman keşkelerin hiçbir faydası olmayacağını bu dünyada anlamadan göçüp gideceğimize ağlayalım..
Her gün gözümüzün önüne serip sergilenen onca ibretlik hadiseler karşısında başımızı devekuşu gibi kuma sokup değişmeyen hakikat olan ölümü kendimizden uzak görüşümüze ağlayalım..
Ölenle ölünmez canım deyip üç gün sonra şen-şakrak şarkılar türküler söyleyip gafletle geçen ömrümüze ağlayalım..
Günahı günah bilmeden ve ona tevbe edemeden günahlarımızı yüklenip huzur-u İlahiye gitme tehlikesinden bîhaber yaşadığımıza ağlayalım..
Dağlar cesametindeki günahlarımızı gördüğümüzde ben bu günahları ne zaman işledim Ya Rab diyeceğimiz o günden bîhaber yaşadığımıza ağlayalım..
Kuran bize yeter deyip sünnete sırtımızı döndüğümüz güne ağlayalım..
Peygamberlerin bile Efendimiz ( sallALLAHu aleyhi vesellem )e ümmet olmayı isteyeceği o gün bu ümmet-i merhûmeden olamama tehlikesi karşısında halimize ağlayalım..
ALLAH(c.c.) dostlarını tenkit edip, Peygamber Efendimiz ( sallALLAHu aleyhi vesellem )i üzdüğümüz için ağlayalım..
Ateşin odunu yiyip bitirmesi gibi bütün hayır ve hasenâtımızı bitiren hasedden ve gıybetten kurtulamayışımıza ağlayalım..
Azdıran zenginlik karşısında günümüzü gün edişimize ağlayalım..
Hayırlısı varken hakkımızda hayırsız olanı istemeye devam etme saygısızlığını gösterdiğimiz için ağlayalım..
Veren de alan da belli iken feryâd ü figân edişimize ağlayalım..
Gülün de dikenin de bağın da bahçevanın da sahibi belliyken onlara sahipmiş gibi davranma saygısızlığından dolayı ağlayalım..
Böylesine muhteşem bir saltanat sahibi karşında cüzî irademize bakıp da ulûhiyet işmam eden hallere girmek küstahlında bulunduğuz için ağlayalım..
Cüzî bir ibadetle ebedi cenneti vaad eden Sultanımıza karşı hak iddia etmek kabalığında bulunmamıza ağlayalım..
Yokluktan varlığı çıkaran ve sonra da ebedi bir hayat vaad eden ve onu verecek olan Rabbimize karşı günde birkaç saat ibadet ve hizmet etmekten kaçışımıza ağlayalım..
Altmış yıllık bir hayatta istikamet üzere yaşamaya mukabil 60 trilyon sene bile yanında bir hiç kalan ebedi bir hayatı vaad eden ALLAH(c.c.)ın sözüne itimat etmezmiş gibi yaşayışımıza ağlayalım..
Bir ayağımız çukura girmişken bile mal mülk peşinde koşmaktan utanmayışımıza ağlayalım..
ALLAH(c.c.) için verin dendiğinde nefsimiz adına verdiğimiz için ağlayalım..
ALLAH(c.c.) var deyip ve fakat sanki yokmuş gibi yaşayışımıza ağlayalım..
Hiç akletmez misiniz, hiç düşünmez misiniz diye ferman eden Kurânın sesine ses vermeyişimize ağlayalım..
ALLAH(c.c.)ım vücudumu o kadar büyüt ki benden başkasına cehennemde yer kalmasın diyenlere mukabil cenneti kendimize cehennemi başkasına layık görüşümüze ve o mübareklere ettiğimiz vefasızlığa ağlayalım…
İyi günde unutup kötü günde hatırladığımız Rabbimize gösterdiğimiz vefasızlığımıza ağlayalım..
İyi-kötü, dinli-dinsiz, said-şaki, müslüman, putperest, hristiyan, mecusi, yahudi demeden, hiç ayırt etmeden her gün hepsine nimetlerini bol bol veren Rabbimize karşı kulluğun ifadesi olan namaz, zekât, oruç, sadaka verme, ALLAH(c.c.)ı zikretme, emr-i bi-l maruf gibi ibadetlerde gönülsüz davranışımıza ağlayalım..
Üç kuruş sadaka ile cenneti satın almış gibi bir havaya girişimize ağlayalım..
Şeytanın bizi ALLAH(c.c.), Rahimdir affeder diye diye kandırıp kulluk vazifelerimizi ihmal ettirme tuzağına düşürmesine ağlayalım..
Gelin hep beraber günahlarımıza ağlayalım..
Ağlayalım ağlanacak halimize güldüğümüze..
Kuruyan göz pınarlarımıza, yaşarmayan gözümüze ağlayalım..
Ve ağlayalım ağlayamadığımız için acınacak halimize..
Gelin hep beraber ağlayalım..
Ağlayamıyorsak bile hiç olmazsa GÜLMEKTEN UTANALIM….

ALINTI

Arifane
19.05.2007, 18:59
İbrâhîm -aleyhisselâm- eşi haceri ve oğlu ismaili mekke vadisine bırakıp ,onlardan gözden kayboluncaya kadar uzaklaşınca,ellerini açtı ve şöylece Rabbine yalvardı:
«Ey Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için ben, neslimden bir kısmını Sen'in Beyt-i Harem'inin (Kâbe'nin) yanında ziraat yapılmayan bir vâdiye yerleştirdim. Artık Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir ve meyvelerden bunlara rızık ver! Umulur ki, bu nîmetlere şükrederler.» (İbrâhîm, 37) ” (Buharî, Enbiyâ, 9)


arkadaşlarım,aklıma takıldı İbrahim aleyhisselam ailesini o çorak vadiye yerleştirme sebebi olarak namazı dosdoğru kılmaları için diyor.namazı dosdoğru kılmak nasıl olur.


sn. abla insanoğlu gerçek dininini buluncaya kadar
çorak bir tarlaya benzer bu tarlada ekilen ekin toprağın
üzerine çıkıncaya kadar sadece belirtiler vardır toprak ekileni
bilir ama gösteremez bu his doğru namaza götürür ve kılınan namaz
bir gün gelir herkese gösterilir bana böyle namaz kıldırdılar diye zahire çıkar
hz. ibrahim sadece onları değil bizide o vadiye bıraktı ablam, hu...

selam
19.05.2007, 20:59
İsmail ile annesi etrafa bakıyolar.Tutunacak
bir kuru dal dahi yok.
-Bizi kime bırakıpta gidiyorsun.
-Allah'a bırakıyorum. dedi.

Bakın bu bir makamdır .Allahtan gayrı
kimsenin olmadığı bir yerdir.
Onun için İbrahimAs.Allah'a bırkıyorum.
Demiştir.
Süleyman Çelebi Hz. Burayla ilgili

Cümle alem yok iken ol var idi.

Var iken ol yok idü insü , melek.

Ayettede : Allah var idi , onunla beraber
hiç bir şey yok idi.

İşte o yer , bu yerdir.

Tabi bizim zevkimize göre diyelim.
İyisini Allah cc. bilir.

Sabr-el-Hayat
20.05.2007, 01:46
GÜZEL NAMAZ KILABİLİYOR MUYUZ?

Hâtem-i Zâhid (k.s.)hazretleri Âsım İbn-i Yûsuf hazretlerinin yanına geldiğinde Âsım (kuddise sırruh) ona sordu:

-Ey Hâtem namaz kılmayı güzel becerebiliyor musun?

O da 'Evet' deyince, Âsım (k.s.):

-Peki, nasıl kılıyorsun? diye sordu. Hâtem-i Zâhid hazretleri başladı anlatmaya:

-Namaz vakti yaklaştığında abdestimi sünnet üzere tazeliyorum ve namaz kılacağım yere dikiliyorum. Tâ ki her uzvum yerleşiyor.

Sonra Kâbe'yi iki kaşımın arasında, Makâm-ı İbrahimi göğsümün hizasında, Allah Teâlâ'yı mekândan münezzeh (pâk ve uzak) olduğu halde başımda hâzır ve kalbimdeki her şeyi bilir halde görüyorum.

Sanki ayağım sırat köprüsünün üzerinde; cennet sağımda, cehennem solumda, ölüm meleğini de arkamda hissediyorum ve kılacağım namazın son namazım olduğunu düşünüyorum.

Sonra ihsan ile (Mevlâ'yı görür gibi) iftitah tekbirini tekbirini alıyorum, tefekkürle okuyorum, tevâzû ile rükûa eğiliyorum, tazarrû ile secdeye kapanıyorum.

Sonra tamamıyla oturuyor, ümitle teşehhütte bulunuyor ve sünnet üzere selâm veriyorum.

Sonra da o namazı ihlâsa teslim ediyor, korkuyla ümit arasında kalkıyorum ve bu hâl üzere sabra devam ediyorum.

Bunu duyan Âsam hazretleri:

-Ey Hâtem!Senin namazın böylemi? diye sordu. O da:

- Evet otuz senedir böyle namaz kılıyorum! deyince Âsım hazretleri ağlayarak şunları söyledi:

-Ben daha bu zamana kadar hiç böyle bir namaz kılamadım!


Allah C.C. cümlemizi dosdogru, ihlas ile, takva ile namaz kilanlardan eylesin insallah, amin.

selam ve dua ile insallah...

hafsa
21.05.2007, 18:57
Oklar namazına engel olamadı

Resul-i Ekrem'in de (a.s.m.) katıldığı “Zâtü’r-Ri­kâ” Savaşı’nda, Müslümanlardan biri, müşrik bir adamın mu­harebe yerinde bulunan eşini öldürmüştü. Ölen kadının içi kinle dolu olan kocası da:
– Vallahi ben de bir Müslüman’ı öldüreceğim, diye yemin etmişti.
Bir süre Resulullah (a.s.m.) ve arkadaşlarının arkasından onları izlemeye devam etti. Bir yerde mola verilmişti. Efendimiz:
– Bu gece istirahatimizde bize kim nöbetçilik yapacak, diye sordu. Muhacir ve Ensar’dan iki sahabe, Ammar bin Yasir (r.a) ile Abbâd bin Bişr (r.a.) cevap verdiler:
– Ya Resulallah, biz nöbet tutarız. Efendimiz (a.s.m.):
– Öyleyse şu vadinin giriş kısmında nöbet tutun, dedi.
Bunun üzerine nöbet yerlerine büyük bir sevinçle gittiler. Nöbete başlayacakları sırada Abbâd, Ammar’a:
— Gecenin hangi bölümünde nöbette olmamı istersin, diye sordu. Ammar da:
– Gecenin ilk bölümünde sen nöbet tut, dedi.
Bunun üzerine Ammar, kendi nöbeti gelinceye kadar arkadaşının yanında uyumaya başladı. Nöbete duran Abbâd da, çevrenin sakin olduğunu görünce vaktini değerlendirmek için gece namazına durdu.
Abbâd bin Bişr, gecenin sessizliğinin verdiği huzurla namaza kendini vermiş, bütün benliğiyle Allah’a ibadet etmenin hazzını yaşıyordu.
Bu sırada, eşi öldürülen müşrik, çok uzak mesafedeki karaltıyı görünce, yayına bir ok yerleştirdi ve bıraktı. Ok eliyle koymuş gibi, Hz. Abbâd’ın vücuduna saplandı. Bu sırada Abbâd, on bir sayfalık Kehf Sûresi’nin ortalarına gelmişti. Eliyle oku çıkardı ve namaz kılmaya devam etti.
Biraz bekleyen müşrik, önceki okun yerini bulmadığını sanarak Abbâd’a ikinci okunu da fırlattı. İkinci ok da eliyle koymuş gibi namazda olan Abbâd bin Bişr’e saplanmıştı.
Bu oku da aldırmadan çıkardı ve namazına devam etti. Sanki atılan oklar onun vücuduna saplanmamış gibi huşû içinde namaz kılıyordu.
Büyük bir öfkeye kapılan müşrik, bu okun da isabet etmediğini düşünerek üçüncü bir ok fırlattı. Üçüncü okun da eliyle koymuş gibi isabet ettiği Abbâd bu oku da çıkardı. Bir müddet sonra arkadaşı uyandı. Müşrik, onların iki kişi olduk­larını görünce kaçtı.
Ammar, saplanan üç oku ve arkadaşından akan kanları görünce şaşkına dönmüştü:
– Sübhânallah! Sana ilk oku atınca beni niye uyandırmadın, diye sordu. Hz. Abbâd, yaptığından gayet memnun ve huzur dolu bir sesle şu ibretli cevabı verdi:
– Öyle bir sûre okuyordum ki kesmek istemedim. Eğer Resulullah’ın verdiği görevin aksamasından korkmasaydım, ölünceye kadar namaz kılmaya devam ederdim, dedi.

Namazı Yaşayanlar/Said Demirtaş/Nesil Yayınları

Sabr-el-Hayat
24.05.2007, 16:32
Namazin Bes Vakit Oldugunun Kur'an-i Kerimde Tesbiti

Cenab-i Hak söyle buyuruyor:

"Gündüzün iki ucunda ve gecenin bir kisminda namaz kil. Dogrusu iyilikler kötülükleri giderir."
(Sad Suresi, 114)

Gündüzün iki ucu aksam ve sabah namazi, bir kisminda da yatsi namazi vardir.

Üc vakit bu ayette.

"Günesin batiya yönelmesinden gece karanligina kadar namazi kil.

Tanyeri agarirken de sabah namazini kil.

Zira bu namaz görülmeye degerdir."
(Isra Suresi, 78)

Günesin batiya yönelmesinden gece olana kadar kilinan namaz ikindi namazidir.

Sabah namazi tekrar edilmistir.


"Ey Muhammed (S.A.V.)! Onlarin dediklerine sabret. Günesin dogmasindan önce ve batmasindan sonra Rabbini tesbih et (namaz kil) geceleyin ve gündüzün yanlarinda da tesbih et (namaz kil.)"
(Taha Suresi, 130)


Günesin dogmasindan önce sabah namazi, batmasindan önce ikindi namazi, geceleyin yatsi namazi, gündüzün yanlarinda aksam ve ögle namazi kilinacak.

Bu ayetle bes vakit namaz sabah, ögle, ikindi, aksam ve yatsi namazlari sabit oluyor.


Bes vakit namaz; sabah, ögle, ikindi, aksam ve yatsi namazlari Kur'an-i Kerim icinde degisik yerlere serpistirilerek zikredilmektedir.

Bazan ikisi, bazan ücü, bazan dördü degisik bir ifade üslüpla anlatilmaktadirlar.

Allah Resulu (S.A.V.), Kur'an-i Kerim'i hem sözü ve hem de isi ile tefsir etme hakkina sahip oldugu icin bu hak kendisine Allahu Teala tarafindan verilmistir.

Sözü ve isi namazin bes oldugunu aciklamistir.

Kaynak: Büyük Kadin Ilmihali, Rauf Pehlivan


Selam ve dua ile insallah...

hafsa
24.05.2007, 17:50
Resulullah (s.a.v.) Efendimiz, bir gün mescitte ashabıyla birlikte otururken, İslam ı yeni öğrenmiş bedevi bir zat girdi. Rüku ve secdesini tam yapmadığı bir namaz kıldı.

Sonra huzura gelerek selam verdi. Resulullah Efendimiz selamını aldı ve.
- Dön namazını tekrar kıl, buyurdu.
O zat dönerek, önceki kıldığı gibi namazını tekrar kıldı. Resul-i Zişan (s.a.v.),
- Dön tekrar kıl; çünkü sen, namaz kılmış olmadın!, buyurdu.
Bu hal üç defa tekerrür edince o zat:
- Ya Resulullah! Seni hak ile gönderen Allah a yemin olsun ki, ancak bu kadar biliyorum, doğrusunu bana öğretirmisin? dedi.
Bunun üzerine Efendimi z (s.a.v.):
- Namaz kılmak isteyince güzelce abdest al, kıbleye dön, iftitah tekbirini al, kolayına geldiği kadar Kur an oku, sonra rükua varıp sukunet buluncaya kadar dur. Sonra başın büsbütün doğruluncaya kadar ayakta kal, sonra secdeye varıpmutmain oluncaya kadar dur, başını kaldırıp hareketsiz kalıncaya kadar otur. Bunları bütün namazlarda böylece yaparsan namazın tam olur, bundan neyi eksiltirsen namazı eksiltmiş olursun, buyurdu.

abla
24.05.2007, 19:35
mü'minun 1. Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir; 2. Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler;

arkadaşlar çok teşekkürler hepiniz doğru ve güzel şeyler yazmışsınız.yalnız namazda nasıl huşu içinde olabileceğimiz ve nasıl dosdoğru namaz kılabileceğimiz konusu henüz tam aydınlanmadı benim için. belkide benim anlayışımın kıtlığındandır.
huşu ile namaz kılmayı başaran arkadaşların yardımlarını rica ediyorum.:flowers:

hafsa
24.05.2007, 19:49
NAMAZINDAKİ HUŞÛ VE HUZUR



Namaza bu kadar ehemmiyet veren Resûl-i Ekrem Efendimiz, onu kılarken derin bir aşk, vecd ve istiğrak hâlinde olurdu. Rabbi'nin huzûrunda olduğunun şuurunda ve bunun gerektirdiği tâzim ve haşyet duyguları içinde namaz kılardı. Bir kimse çok sevdiği insanlarla buluştuğunda nasıl sevinir ve mutluluk duyarsa Allâh Resûlü de namaza duracağı ve Allâh'ın huzûruna çıkacağı zaman, bu sevinçten yüzlerce kat fazlasıyla sevinç ve coşkunluk duyardı. Osman Şems Efendi ihsân mertebesine çıkabilmek için ibâdetleri bu aşk ve muhabbetle yapmak gerektiğini şöyle terennüm eder:
Aşk olmaz ise zikr ü ibâdette muhakkak
Vâsıl-şüde-i rütbe-i ihsân olamazsın.
Sevgili Peygamberimiz, namazda Rabbine karşı huşû ve tevâzûun zirvesine çıkar ve O'na yalvarıp yakarmaktan ayrı bir kulluk zevki alırdı.
Namazın en mühim husûslarından biri olduğunda hiç şüphe bulunmayan huşû, kalbin Allâh korkusuyla dolu, uzuvların da sâkin ve mutmain olmasıdır. Namaz için bütün himmeti toplamak, Allâh'tan başkasından yüz çevirmek, gözü namaz kılınan yerden ayırmamak, oraya buraya dönmemek ve lüzumsuz işlerden uzak durmaktır.
Abdullâh bin Şıhhîr -radıyallâhu anh-, Efendimiz'in huşûunu şöyle anlatmaktadır:
“Bir keresinde Resûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in yanına gitmiştim. Namaz kılıyor ve ağlamaktan dolayı göğsünden, kaynayan kazan sesi gibi sesler geliyordu.” (Ebû Dâvûd, Salât, 158)
İnsanın vücûdu, dili ve kalbiyle huşû içinde kıldığı ve kendisini bütünüyle Allâh'a verdiği namaz, muhabbetullâha nâil olmak ve O'nun sonsuz rahmetini harekete geçirmek için mühim bir sebeptir. Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-, namazın büyük bir huşû ve saygı içerisinde, yalvarıp yakararak kılınması gerektiğini şöyle ifâde etmişlerdi:
“Namaz ikişer ikişer kılınır. Her iki rekâtta bir teşehhüd vardır. Namaz, huşû duymak, tevâzû ve tezellül ızhâr etmektir. (Bitirince de) ellerini, içleri yüzüne dönük olarak Yüce Rabbine kaldırırsın ve Yâ Rabbî! Yâ Rabbî! Yâ Rabbî! diye yalvarırsın. Kim bunu yapmazsa namazı eksiktir.” (Tirmizî, Salât, 166) Yani namaz, kulun Yaratanı karşısında acziyet ve za'fiyetini idrak ederek, muhtaçlığını arzetmesi ve gönülden gelen feryatlarla tazarrû ve niyazda bulunmasıdır.
Peygamber Efendimiz bir cemâate namaz kıldırdığı vakit, arkasında yaşlıların, hastaların, iş güç sâhiplerinin bulunacağını düşünerek namazı gereğinden fazla uzatmazdı. Hatta gerilerden bir çocuk ağlaması duyduğunda, cemâatin içinde o çocuğun annesi bulunabileceğini hesap ederek namazı çabucak bitirirdi. Fakat geceleyin teheccüd namazı kılarken, başkalarının durumunu dikkate alma mecburiyeti olmadığı için dilediği kadar uzun kılardı. Zira Efendimiz, kıyâmı uzun olan namazların daha faziletli olduğunu söylerdi. (Müslim, Müsâfirîn, 165) Dolayısıyla Efendimiz, nâfile kıldığı namazları dilediğince uzatır ve Allâh Teâlâ ile berâberlikten doyumsuz bir zevk alırdı. Birgün nâfile namaz kılmakta olan Efendimiz'e tâbî olan Huzeyfe -radıyallâhu anh- şöyle anlatıyor:
“Bir gece Allâh Resûlü ile berâber namaza durdum. Bakara sûresini okumaya başladı. Ben içimden, «Yüzüncü âyete gelince rukûya varır.» dedim. Yüzüncü âyete geldikten sonra da okumasını sürdürdü. «Herhalde bu sûre ile iki rekât kılacak» diye zihnimden geçirdim. Okumasına devam etti. «Sûreyi bitirince rükûya varır» diye düşündüm. Ancak yine bitirmedi, Nisâ sûresini okumaya başladı. Bitirince de Âl-i İmrân sûresine başladı. Ağır ağır okuyor; tesbih âyetleri geldiğinde «sübhânallâh» diyor, duâ âyeti geldiğinde duâ ediyor, istiâze âyeti geldiğinde de Allâh'a sığınıyordu. Sonra rükûya vardı. «Sübhâne Rabbiye'l-Azîm» demeye başladı. Rükûu da kıyâmı kadar sürdü. Sonra «Semiallâhu limen hamideh. Rabbenâ leke'l-hamd» diyerek (doğruldu). Rükûda durduğuna yakın bir müddet kıyamda durdu. Sonra secdeye vardı. Secdede «Sübhâne Rabbiye'l-A'lâ» diyordu. Secdesi de kıyâmına yakın uzunlukta sürdü.” (Müslim, Müsâfirîn, 203)
Namaz, dünyevî şeylerden uzaklaşıp Allâh'a yaklaşmak, bir tür melekleşmektir. Bu hâl, ancak namaza müdâvim olmak ve onu çokça kılmakla gerçekleşir. Bu maksadın hâsıl olması için, her fırsatta namaz kılarak kalbi yumuşatmak ve ısındırmak gerekir. Yapılan temrinler sonucunda insanların üzerindeki ağırlıklar kalkar ve artık namaz kolayca kılınmaya başlanır. Böylece namazdan sonraki zamanlarda da aynı huşû ve huzûru devâm ettirmek mümkün olabilir.
Namazı bütün zamanlara yaymak ve o hâli daha sonra da devam ettirmek, bir mü'minin yapabileceği en semereli amellerden biridir. Cenâb-ı Hak mü'minleri medhederken şu vasıflarını öne çıkarmaktadır:
“Onlar ki namazlarında dâimdirler.” (el-Meâric 70/23)
Mevlâna -kuddise sirruh- insanı Allâh'a vâsıl eden gerçek namaz hâlini ve bu duyguları sâir vakitlerde de muhâfaza edebilenlerin durumunu şöyle terennüm eder:
“Bize doğru yolu gösteren, bizi kötülüklerden alıkoyan namaz, beş va­kitte kılınır. Halbuki âşıklar, dâimâ namazdadırlar! O gönüllerindeki aşk, başlarındaki ilahî sevgi, ne beş vakitle yatışır, ne de beş yüz bin vakitle geçer gider! «Beni az ziyâret et!» sözü, âşıklara göre değildir. Gerçek âşıkların can­ları pek susuzdur! «Beni az ziyâret et!» sözü balıklara uyar mı? Onların canları, deniz ol­madıkça yaşayabilir mi? Bu denizin suyu pek korkunçtur; ama, balıkların mahmurluğuna göre bir yudumcuktur! Bir an için ayrı düşmek, âşığa bir sene gibi gelir.” ( Mesnevî , beyt: 2669-74)
Muhammed Pârsâ hazretleri, Hak âşıklarının namaza verdikleri ehemmiyeti şöyle anlatır; “Zikir nûruyla bezenen son merhaledeki sâlik için en fazîletli vird ve en kâmil amel namazdır. Çünkü namaz bütün ibâdetleri ihtivâ eden en mükemmel ibâdettir.”



alıntı

abla
24.05.2007, 19:55
:flowers: evet ne kadar güzel namazlar kılmışlar bizimde böyle bir namaz kılabilmemiz için ne yapmamız gerekiyor acaba.:flowers:
"namaz mü'minin miracıdır "diyor rasulullah.:flowers:

hafsa
24.05.2007, 19:56
Huşu İle Namaz Kılan Büyüklerimizden Örnekler (http://www.forumturka.net/forum/showthread.php?t=93591)

"Büyüklerimizden Hatem-i Esam (r.h) huşu ile kılınan namazı şöyle tarif buyurdular:
Rasulullah (S.A.V) Efendimiz, namaz kılan birini gördü, o kimse rükû ve secdeleri ahk..... uygun yapmıyordu. Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurdular:
Büyüklerimizden Zeyd bin Vehb (r.h) namaz kılarken rükû ve secdesine dikkat etmeyen bir kimseyi gördü ve ona, ne zamandan beri namaz kılıyorsun diye sordu? O da kırk senedir kıldığını söyledi. Bunun üzerine Zeyd bin Vehb (r.h) buyurdu.

Cüneyd-i Bağdadi (k.s) Hazretleri, dayısı ve üstadı. Sırr-ı Sakatinin terbiyesinde küçükden beri büyüdüğü, zahiri ilimleri de küçükten beri tahsil ettiği ve hiç namazını küçüklüğünden beri terk etmediği halde huzur-u batıniyeye muvaffak olup da kalbi uyanınca evvelki kıldığı namazları noksan sayarak otuz senelik namazını kaza ettiğini söylemiştir. Hatta namaz içinde gönlüne dünya endişesi (vesvese) gelirse o namazı kaza eder. Ahiret ve cennet hatırına gelirse huzur-u Hakdan uzaklaştığını düşünerek sehv secdesi yaparmış.
Cüneyd-i Bağdadi (k.s) Hazretleri kırk yıl yatsı abdestiyle sabah namazını kıldı. Namazda gece o kadar ayakta dururdu ki ayakları şişerdi. Bu kadar ibadet ve riyazet ile meşgul iken bir gün hatırından ? Diye geçirdi. Hatiften (gaibden) bir ses işitti ki
Cüneyd-i Bağdadi (k.s) bunu işitince feryad etti ? Hatiften bir ses Cüneyd (k.s) başını secdeye koydu üç gün üç gece başını secdeden kaldırmadı ağladı, günahına tevbe etti.
Sahabeden Ebu Talha bahçesinde namaz kılarken bahçenin güzelliğine temaşa etti, kaç rekat kıldığını şaşırdı. Resulullah (SAV)' ın huzuruna gelerek Ya Resulullah beni namazda meşgul eden bu bahçeyi sadaka olarak veriyorum nereye emir buyurursanız oraya sarfedilsin." dedi.
Müslim İbni Yesar (r.h) Basra camilerinin birinde namaz kılarken caminin bir direği arka tarafından çöktü. Bu büyük gürültüyü cami dışında duyanlar koşarak geldiler. Büyük bir direk yıkılmıştı. Müslim İbni Yesar ise hala huşu ile namaz kılmaktaydı. Namazını bitirince cemaat ona geçmiş olsun deyince, ne oldu diye sordu? Bu yıkılmış direği görmüyor musun, neredeyse üzerine düşecekmiş dediler. Ne zaman yıkıldı? Diye sordu. Cemaat ona hayretler içinde baka kaldılar.
Urve İbni Zübeyr (r.h) namaz kılarken ayağını zehirli bir haşere ısırdı. Yine de namazını bozmadı.
Hz.Ali (r.a)'ın şehit olmasına sebep olan ok, o namaz kılarken çıkarıldı da haberi bile olmadı.
Hz.Aişe (r.a) şöyle buyurdu: "Resulullah (SAV) bizimle konuşur ve gülerdi. Fakat namaz vakti gelince ne O bizi tanır, ne de biz O'nu tanırdık."
Cenabı Hak (cc) Hz. Musa (AS)'a vahyetti:"Ya Musa! Beni andığın zaman vücudun titresin,Beni anarken huşu ve itminan içinde bulun, beni andığın vakit dilin kalbinin ardında olsun (düşünerek zikreyle), münacat için huzuruma geldiğin vakit aciz bir kulun efendisinin huzurunda durduğu gibi dur, çarpan bir kalp ve doğru konuşan bir lisan ile bana yalvar." buyurdu.
İmam Gazali (r.h)'in naklettiği bu vasıflar sahabe-i kiramda mevcuttu. Sahabe-i güzin efendilerimiz namaz vakti gelince, renkleri sararır ve bir korku ve heyecanın içine girirlerdi. Çünkü onlar namazı bir miraç şuurunda kılıyorlardı. Namaza durdukları zaman renkleri değişir, titrerler, kalpleri hızla çarpar, büyük bir heyecan içinde olurlardı. Azap ayetlerini okudukları zaman namazda hüngür hüngür ağlayıp kendilerinden geçerlerdi. Göz yaşlarıyla secde mahallini ıslatırlardı.
Peygamber efendimiz (SAV) Teheccüt namazını kılarken kıyamda o kadar uzun dururlardı ki ayakları şişerdi. Secdede o kadar uzun dururlardı ki , bir gün Ayşe Validemiz vefat ettiğini zannetti, eliyle dokundu, sağ olduğunu görünce rahatladı. Kendisine " Ya Resulullah neden bu kadar çok ibadet ediyorsunuz, sizin geçmiş ve gelecek günahlarınız bağışlandı, siz Cenab-ı Hakkın en sevgili kulusunuz denildiğinde", Peygamber efendimiz (SAV) "Ben Rabbime şükreden bir kul olmayayım mı?" diye buyurdu.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) ‘ in Huşu ile İlgili Hadisi Şerifleri:
Peygamber efendimiz (SAV) namazda huşu ile ilgili şöyle buyurdular:
"Nice namaz kılanlar var ki, onların namazdan nasibi, yorgunluk ve zahmetten başka bir şey değildir."
Diğer bir hadisi şerifte Peygamber Efendimiz (SAV) şöyle buyurdu: "Çok kimseler vardır ki kıldığı namazın altı da, hatta onda biri de kendisi için yazılmaz. Ancak bilerek huzur ile kıldığı kısmı yazılır."
Huşu ile namaz kılınması hususunda Peygamber efendimiz (SAV) bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurdular:
"Sizden biriniz suratı asık olduğu halde namaza durmasın. Sizden biriniz gazaplı (sinirli) olduğu halde namaz kılmasın."
Hasan Basri (r.a.) huşu ile ilgili şöyle buyurdu: "Huzursuz kılınan namaz sevaptan ziyade ulubete (cezaya) sebep olur."
Süfyan-ı Sevri (r.h) huşu hakkında şöyle buyurdu: "Huşu ile kılınmayan namaz fasittir.
İmamı Gazali (r.h) Huşu Tarifi:
İmam-ı Gazali (r.h) huşu hakkında şöyle buyurdu: "Huşu imanın meyvesi, özü ve Allah'ü Teala'nın azametini ve kendi kusurunu idrakin neticesidir.
Huşunun hem batınen (kalple) hem de zahiren olması gerekir. Kalbinde huşu olan kimsenin azalarıda huşulu olur. Namazda sakalıyla oynayan bir kimse hakkında Peygamber Efendimiz(SAV) şöyle buyurdu:
"İşte şu adamın eğer kalbinde huşu olsaydı azalarında da huşu olurdu."
Yine huşu ile ilgili Peygamber efendimiz (SAV) şu veciz ve manası şumullu olan şu hadisi şerifi buyurdular:
"Veda eden kimse gibi namaz kıl."
Bu veciz hadisi şerifinde peygamberimiz (SAV), bizlere kıldığımız namazı son namazımız gibi, adeta biraz sonra öleceğiz şuuruyla kılmamızı tavsiye buyuruyor. Bu şuurla kılınan namaz elbette huşu ile kılınır.
Büyüklerimizden Kufe de kurra imamlardan biri olan Yahya İbni Visab (rh) namazı kıldıktan sonra adeta namazda imiş gibi bir saat dururdu. İbrahim-i Neha-i (r.h) namazdan sonra bir saat hasta gibi dururdu."

abla
24.05.2007, 19:57
BAKARA SÛRESİ (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=2)
(277)Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekatı verenlerin mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır. (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=2)

Sabr-el-Hayat
24.05.2007, 20:01
Huşu ile Namaz Kılmak

Namaz hûşu ve hudû ile kılınmalıdır. Hûşu namazın sırrı ve ruhudur. Kur'anı Kerimde; "Allah'ın huzurunda tam hûşu ve hudû ile durun" buyurulmaktadır. (Bakara, 238)

HUDÛ':
Boyun eğmek, alçak gönüllülük. Kalbde devamlı olan Allah korkusu. Allahü teâlâya itâat etmek.

Namazda huşû' yâni her uzvun (organın) tevâzû göstermesi, bu dört şeyi yapmakla hâsıl olur. Kalbin hudû'u da, yine bunları tamam yapmakla olur. (Ahmed Fârûkî)

HUŞÛ':
Tevâzû, alçak gönüllülük. Hakk'a boyun eğmek. Korku ve sevgiden meydana gelen edebli bir hal.

Allahü teâlâ, âyet-i kerîmelerde meâlen buyurdu ki:
Îmân edenlerin, Allahü teâlâyı ve Hak'tan ineni (Kur'ân-ı kerîmi) zikr için, kalblerinin huşû' zamânı hâlâ gelmedi mi?

Onlar, daha evvel kendilerine kitab verilip de üzerlerinden uzun zaman geçmiş, artık kalbleri kararmış bulunanlar gibi olmasınlar. Onlardan bir çoğu dinlerinden çıkmış fâsıklardı. (Hadîd sûresi: 16)

Mü'minler herhâlde kurtulacaklardır. Onlar namazlarını huşû ile kılanlardır. (Mü'minûn sûresi: 1,2)

Kalbi meşgûl eden, huşû'u gideren şeyler yanında, meselâ süslü şeyler karşısında, oyun ve çalgı aletleri yanında ve arzû ettiği yemekler karşısında, namaz kılmak mekrûhtur. (İbn-i Âbidîn)

Huzûr ve huşû' ile kılınan iki rek'at namaz, gâfil (Allahü teâlâyı unutmuş) bir kalb ile akşamdan sabaha kadar kılınan namazdan hayırlıdır. (Abdullah ibni Abbâs)

Duânın edeblerinden biri de; duâ ederken, âciz olduğunu ifâde etmek, huzûr ve huşû' içinde Allah'tan korkarak ve kabûlünü umarak istediği şeyde devâm üzere olmaktır. (İmâm-ı Gazâlî)

"Namazlarını hûşu ile kılan müminler kurtuluşa ermişlerdir." buyrulmaktadır. (Mü'minun,1)

Abdullah Bin Ömer bu ayet-i kerimenin izahında şöyle der:

"Sahabe-i Kiram, namaz için ayağa kalktıklarında başka hiçbir şeyle ilgilenmezler, bütün varlıklarıyla kendilerini namaza verirlerdi. Gözlerini secde yerine dikerler ve Allah'ın kendilerine baktığını kabul ederlerdi."

Namazda ayakta iken secde yerine, rükûda iken ayaklara,
secdede iken burun ucuna, otururken iki elleri arasına bakmalıdır.
Bu söylenilen yerlere bakıp ta gözler etrafa kaymazsa,
namazda hûşu hali hasıl olabilir,
kalp dünya düşüncelerinden kurtulabilir.

El parmaklarını Rükûda açmak ve secdede bir birine yapıştırmak sünnettir.
Bunlara dikkat edilmelidir. Parmakları açık veyahut bitişik bulundurmak,
sebepsiz boş şeyler değildir.
Bizler için İslamiyet'in sahibine uymak kadar büyük bir nimet yoktur.
(Sadık Dânâ, Altınoluk sohbetleri 2, s 121).

Allah C.C. cümlemize husu ve hudu ile namaz kilanlardan eylesin insallah, amin.

Selam ve dua ile insallah...

abla
24.05.2007, 20:17
NİSÂ SÛRESİ (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=4)
(103)namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah'ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkünamaz, mü'minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır. (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=4)

A'RÂF SÛRESİ (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=7)
(170)Kitaba sımsıkı sarılanlara ve namazı dosdoğru kılanlara gelince, şüphesiz biz, iyiliğe çalışan (erdemli) kimselerin mükafatını zayi etmeyiz. (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=7)
ENFÂL SÛRESİ (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=8)
(3)Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir. (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=8)


TEVBE SÛRESİ (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=9)
(18)Allah'ın mescitlerini, ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların doğru yolu bulanlardan olmaları umulur. (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=9)TEVBE SÛRESİ (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=9)
(71)Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah'a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=9)

talib
24.05.2007, 20:27
Namazda huşûa ermek dört şeyle mümkündür:

1. Helal lokma

2. Abdest sırasında gafletten uzak durmak

3. İlk tekbiri alırken kendini huzurda bilmek

4. Namaz dışında da Hakk'ı asla unutmamak

Bahâeddîn Nakşibend -kuddise sirruh-

abla
24.05.2007, 20:27
İBRÂHİM SÛRESİ (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=14)
(31)
İnanan kullarıma söyle,namazı dosdoğru kılsınlar, hiçbir alışveriş ve dostluğun bulunmadığı bir gün gelmeden önce kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda gizlice ve açıktan harcasınlar. (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=14)



İBRÂHİM SÛRESİ (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=14)
(40)"Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle." (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=14)(ibrahim a.s .duası)

hafsa
24.05.2007, 20:32
amin...ecamin

abla
24.05.2007, 20:34
TÂ HÂ SÛRESİ (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=20)
(14)"Şüphe yok ki ben Allah'ım. Benden başka hiçbir ilah yoktur. O halde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl." (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=20)
TÂ HÂ SÛRESİ (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=20)
(132)Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç Allah'a karşı gelmekten sakınanlarındır. (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=20)HAC SÛRESİ (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=22)
(35)Onlar, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperen, başlarına gelen musibetlere sabreden, namazı dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayan kimselerdir. (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=22)ANKEBÛT SÛRESİ (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=29)
(45)(Ey Muhammed!) Kitaptan sana vahyolunanı oku, namazı da dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkor. Allah'ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı biliyor. (http://kuran.gen.tr/?x=s_main&y=s_middle&kid=1&sid=29)

selam
24.05.2007, 20:44
Sayın Abla ; Tam sorduğun soruya cevap vericem.
Hafsa kardeş kitap indiriyor. Onun indirdiklerini
okuyunca,benim anlatacağım şeyler vızıltı kalıyor.
Tekrar soruyorsun. Tekrar Mevlana'dan,Peygamber
efendimizden S.A.V. Zeyd bin vehb,Müslim ibnü yesar,
Bağdatlı Cünet. Daha kimler yokki.
Tabi bunlar çok güzel açıklamışlar.
Bizede sadece susmak kalıyor.
Kusurumuzu bağışlayın ama Abla gibi bende anlayamadım.
Neyse belki anlayan olduysa ki, herkes ben değil.Mutlaka
anlamışlardır.Anladıklarını anlatırlarda,bizde anlarız.
Yoksa iş yine sana düşecek Hafsa kardeş.
Bir kaç cilt daha indirmen gerekecek.

hayal-et
24.06.2007, 11:22
namazda huşu ve hudûya ermek tatbik edilecek herhangi bir fiille mümkün değildir.huşu ve hudu bir altın damarı ise veya bir elmas ise mümin de bu damarı,bu elması arayan madencidir.madenci damarı bulmak için daimi bir arayış içerisindedir namazdaki gaye huşu ve huduyu aramak olmalıdır.bulmak ise allah ın bir inayeti,bir lütfudur.mümin otuz yıl,kırk yıl bu gaye peşinde koşar kıldığı bütün namazlar bu gayeye erişmek içindir.bulduğu zaman ise gerçekten namaz kılmaya başlar ve hakiki huzur ve hudu ve huşu o zaman inkişaf eder.damarı bulan madencinin bütün arayışı neticesi itibariyle altın olmuştur.kömür elmasa dönüşmüştür.ARAYIŞ BU DÖNÜŞÜMÜ SAĞLAYAN SİMYADIR.hesap günü mümini kurtaracak olan amellerinin arasında çok az miktarda(kişisine göre değişir azlık-çokluk miktarı)bulunan cevher ibadetlerdir.namazda huşuyu muvakkaten değilde daimi olarak bulmuş olanlar namaz ibadetini halis bir amele çevirmiş arayışlarının karşılığını bulmuş demektir.
NAMAZ DA AMAÇ HUŞÛ VE HUDÛYU ARAMAK OLMALIDIR.

(dilimin döndüğünce bir şeyler sayıkladım ablama veya başkalarına bunları anlatmak benim haddim değil.yanlış anlama abla :flowers:

Sabr-el-Hayat
04.12.2007, 10:47
Namazla birlikte günlük hayatın içerisinde gözden kaçırdığımız, dikkate almadığımız, unuttuğumuz birçok kavram da gündeme gelir.
İhlas, İhsan, kıble bilinci, tevekkül, teşekkür, teslimiyet, emniyet, tecdid, tekbir, tesbih, zikr.

Namaz, fiziki açıdan fonetiği (hareket uyumu) muazzam bir eylemdir.

Yeryüzünde hiçbir DİN’e ait ritüelde (ayin, ibadet) bu uyumlu hareketleri görmeye imkan yoktur.

Onun için bir Fransız düşünce adamı “Hayatta beni en çok etkileyen ibadet biçimi Müslümanlara ait namaz olmuştur. Namaz kılan bir Müslümanı görünce hayran hayran izlemekten kendimi alamıyorum, tüylerim diken diken oluyor” der.

Kıyamı, rükuu, sücudu, teşehhüdü (Kade-oturuş) ile bir eylem ancak bu kadar komplike olabilir ve insanı dinlendirir.

Zaten mecmuatul ibadat denmiş namaz için. Yani ibadetlerin mecmuu, tamamını içine alan bir özet/hulasa ibadet. Öyle bir eylem ki ihram tekbiriyle (giriş tekbiri ile helal olan harama dönüşür) başladığımızda artık farklı bir havayı solur ve DİN bütünü içinde yer alan her türlü kavramla muhatab bir ahvali yaşamaya çalışırız. İhram; “insanın kendisine helal olanı geçici bir zaman için haram kılması” demek, namazda da aynı helal olan, tekbirle birlikte yasağa dönüşür. Yemek, içmek, gülmek, oynamak, konuşmak v.s.

Namazla birlikte günlük hayatın içerisinde gözden kaçırdığımız, dikkate almadığımız, unuttuğumuz birçok kavram da gündeme gelir.

İhlas, İhsan, kıble bilinci, tevekkül, teşekkür, teslimiyet, emniyet, tecdid, tekbir, tesbih, zikr.

Namaz gerçekten insanı dinlendirir, rahatlatır, ferahlatır, sükunet ve sekinet verir.

Namaz ulvi bir amaca ulaşmada vesile edindiğimiz bir eylem olmakla birlikte aynı zamanda hikmetlerle dolu harika bir otokontrol mekanizmasıdır.

Namazı sadece terapi seansı olarak göremeyiz, bu namaza ciddi bir haksızlık olur. Ama bu yönünü de inkar edemeyiz, etmemeliyiz.

Namaz insanı dinlendirir

Çağın en büyük sorunu olarak görülen stresin en büyük ilacıdır namaz, eğer hakkıyla değerlendirebilsek belki de özleyeceğiz namaz vaktini. İstirahat için kollayacağız namaz vaktini, buluşmak, kavuşmak için dört gözle bekleyeceğiz.

Günlük hayatın curcunası, stresi, bunaltıcı yoğunluğu bizi kendimizden koparıp uzaklaştırıyor bunun aksini kimse iddia edemez.

İşte tam bu sırada imdadımıza namaz yetişir.

Namaz hem DİN’lendirir, DİN bilinci verir, DİN’e mensub oluşumuza katkı sağlar, dik tutar, uyarır, şuur verir, kimlik verir, kişilik verir.

Namaz bizi ayırır hasımlardan. Cemaat tavsiyesiyle hısımlarla buluşmamızı sağlar aynı zamanda.

Sıkışan, daralan, bunalan, cinnet geçiren, çağımızın insanı psikoterapistlere koşuyor, terapi salonlarına kapak atıyor, hele bol dumanlı, loş mekanları seçenler, stres atmak için bir sigara yakanlar var ki, aman Allah’ım!

Müslüman toplum olarak halimiz bir hazinenin üzerinde oturup da hazinenin değerini-kadru kıymetini bilmediği için açlıktan ölen adamın haline çok benziyor.

“Kulun Allah’a en yakın olduğu an secde anıdır” buyuruyor Peygamberimiz. (a.s.)

Uzun secdelerle dinlenmenin keyfini, halavetini, iç rahatlığını, huzurunu, sükunet ve sekinetini yüreklerimize ilka eyle Allah’ım.

Namaz insanı dinlendirir, istirahata vesile olur, rahatlatır, ferahlatır.

Namazla DİN’lenelim.

Hem de hep beraber dinlenmiş olalım insallah...




Bu aralar dua'ya daha da cok ihtiyacim var dua buyurursaniz cok sevinirim, simdiden Allahü Teala razi olsun insallah...Selam ve dua ile insallah...

Sabr-el-Hayat
13.03.2008, 22:02
Namaz kılanın ALLAH katındaki değeri nedir?

http://img0.bloggum.com/upload/lib/img/1297/o/r_ep575nn62xxd686t5aii.jpg

Namaz, insanı yeryüzü üniversitesinde talebe yapar. Sabah ne zaman kalkacak, akşam ne zaman yatacak, bunları insan namazla ayarlar. Namaz insanı ALLAH'a gerçek manada kul eder. Hac'da tavaf yaparken "Lebbeyk ALLAHümme Lebbeyk" (Emret ALLAH'ım, emret) diye bağırırız. Bu ses hayatımızı doldurur, doldurmalı.
Kur'an'ı hayatına tatbik etmek isteyenler görecekler ki hayatımızın en önemli meselesi namazdır. İnsanlar, patrona, öğretmene, polise, kumandana itaat ediyor. O zaman düşünmeliyiz; biz amirlere itaat ettiğimiz kadar ALLAH'a itaat ediyor muyuz?

Namaz, Müslüman'ı sıkı sıkı bağlar, Yasak Kelimeürür mihraba teslim eder.

Bu hayatta en önemli mesele Nuh'un (as) gemisine, yani sefine-i Kur'aniye'ye binebilmektir. Çünkü o geminin dışındakiler helak olacak.

Bu hayatta en önemli mesele İbrahim Aleyhisselam gibi maddi manevi putları kırıp, mihraba yönelebilmektir.

Aslında namazın zorluğu olmaz. O zorluğun sebebi, namaz kılanların işlediği günahlardır. Aslında adam namaz kılmaya uğraşıyordur, fakat televizyonun karşısından kalkıp da namaza duramaz. Televizyon onu çeker Yasak Kelimeürür başka âlemlere...

Namaz kılmanın zorluğu olmaz, günahların ağırlığı var üstümüzde. Günahlar, kalbe oturuyor, kalp nefes alamaz duruma geliyor. Böylece mü'mine namaz kılmak zor geliyor. "Namaz kılmak neden zoruma gidiyor!" Sor kendine bu soruyu; alacağın cevap şu: "SUÇ BENDE!"

Şu yaz gününde, bir genç, "Ben, Sultanahmet Camii'ne gidip namaz kılacağım." diyor. Böylece namaz o genci belki plajlardan, belki boş eğlencelerden geri çekiyor, camiye Yasak Kelimeürüyor.

Ahmet Kutsi Tecer'in şu şiirini dinî hayata uydurup o duyguyla okuyorum:

"Geceleyin bir ses böler uykumu,

İçim ürpermeyle dolar; nerdesin?

Arıyorum yıllar var ki ben onu,

Âşıkıyım beni çağıran bu sesin.

Gün olur sürüyüp beni derbeder,

Bu ses rüzgâra karışır gider,

Gün olur peşimden yürür beraber,

Ansızın haykırır bana; Nerdesin?

Bütün sevgileri atıp içimden,

Varlığımı yalnız ona verdim ben,

Elverir ki bir gün bana derinden,

Tâ derinden bir gün bana "gel" desin...

Namaz sevdası ilahi bir sevda...

Müdürün odasına gireceğimiz zaman kendimize çekidüzen veririz. Söyleyeceğimiz cümleleri odaya girmeden, dışarıda tekrarlarız. Sonra büyük bir ciddiyetle kapıya vurur içeri gireriz. Kelimeleri seçerek, ses tonumuza dikkat ederek konuşuruz. Aynı ciddiyetle odadan çıkar, işimize bakarız.

Müdüre gösterdiğimiz saygıyı, namazda ALLAH'a gösteriyor muyuz?

Namazı ciddiye almak lazım.

Namazdan lezzet almanın sırlarından biri de, namaz sûrelerinin manalarını bilmektir...

Namaz sûreleri ne diyor?

Sadece besmele çekerken "Rahman ve Rahim olan ALLAH'ın adıyla" derken bile, başka ilahların adıyla iş yapanlar var demek ki, biz o ilahların tümünü silip atıyoruz.

Rab ne demektir? Hamd ne demektir? ALLAH din gününün sahibidir, ne demek? Müslüman namazda okuduklarının manalarını araştıracak, okuyacak ve yazacak. Böylece engin bir kültürün kapısı açılmış olacak.

Fatiha Sûresi, Müslüman'ı her türlü yanlış inançtan geriye çekip ALLAH inancına sevk ediyor. "Rahman" kelimesini Elmalılı iki sayfada anlatmış.

Bir Fatiha Sûresi hakkında onlarca kitap yazılmış...

Kur'an'ı anlamak lazım. Yaşayabildiğimiz kadarını Kur'an'dan almak lazım.

Ezan Müslümanları namaza çağırdığı gibi "hayya alel felah" diyerek felaha ve kurtuluşa da çağırıyor. Demek ki İslamiyet'i öğrenen, anlayan, yaşayan felaha erer. Yani kurtulur. Demek ki sadece ezanı anlayanlar bile İslamiyet'i büyük ölçüde anlarlar.

Aklınıza "Namaz kılanın ALLAH katındaki değeri nedir?" diye bir soru geliyorsa bilin ki, namaz kılan Müslüman'dır... Gerçek değer budur...

Hekimoğlu İsmail / Zaman

alkanaga
13.03.2008, 22:48
Nasıl yazayım ki Mümminin miracını?Allahc.c. ile birlik olma faslını?Zikrin en büyüğü dinimizin Direği Namazı?...
Estağfurullaf deyip niyetlenirken herşeyin bağışlanmasının ve kabulunun Hu ya aidiyetini idrak etmek.Allahu Ekber deyip tüm Dünyalığı Elimizin Tersiyle itmek.
Subhan OLan rabbimin Eksiksizliğini idrak edip ondan başka bir İlahın olmadığını tasdikledikten sonra naciz kul olarak ondan beni hidayet yoluna erenlerden olmamı istemek ve okuduğun Sure üzerine tefekkür etmek.Ruku da Azim olanın huzurunda aciz kalıp eğilmek ve Secde de Subhan olan rabbimin en Ala oluşunu idrak etmek.Oturduğumda şükür için,Peygamberimizin,Mirac olayını tezahür etmek ve onun için Selahiyet ve bereket istemek .İdrak edip nacizhanemizinde Dünyevi ve Ahiret hayatında rahat etmesini hem kendimiz hem anne babamız hem de tüm müslüman kullar için istemek.Sağımızda ve solumuzda bulunanlara selam etmek ki ne büyük idraktır ve hüşu bulur kalp gönülden ise....
O namaz ki Dinimin Direği ....

rıdvanuyan
14.03.2008, 10:08
Huzuruna geldim davet üzre,boynum büktüm töğbem ile,senin huzurunda
yokluğumu beyan ederim .
ALLAH. HU. EKBER. ismin ile ifade etmek isterim halimi subhan eke ve bi hamdik niyazımla.
kulluk haline bürünürüm besmele ile. sana münacatım başlar Fatiha' i şerif ile.
Hazametin karşısında eğilirim dile getiririm rabiy'el hazim derim iznin ile.
beni her han işitirsin niyazımı halimi bilirsin derim. ve beni elif anlamında doğru eyle der
secdeye kapanırım ben yokum sen varsın diye.
Niyazım devam eder her dahim her vakitte. Biz kullarına namaz bir lütuftur teşekkür ederiz
rabbim sana. her vakiyye bu namazı kıldır bana.
Zikrinde dahim eyle bizi iman ile süsle kalbimizi. tevhit üzere eyle halimizi.ALLA' HU.EKBER
LAİLAHEİLLALLAHU EKBER VE LİLLAHİLHAMD.

Arifane
14.03.2008, 10:52
namazı dosdoğru kılmak, konu güzel
fakat öncelikle dosdoğru abdest almak lazım değilmi,
günde beş abdest hangisi doğru, önce buraya bakalım hu.....