yakup_1
22.05.2007, 20:35
54 - Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse, (bilin ki) Allah onların yerine öyle bir topluluk getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler. Onlar mü’minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı güçlü ve onurludurlar. Allah yolunda cihad ederler. (Bu yolda) hiçbir kınayıcının kınamasından da korkmazlar. İşte bu, Allah’ın bir lütfudur. Onu dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
MAİDE SURESİ AYET 54 BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM 02.10.2004
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ مَن يَرْتَدَّ مِنكُمْ عَن دِينِهِ فَسَوْفَ يَأْتِي اللّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَلاَ يَخَافُونَ لَوْمَةَ لآئِمٍ ذَلِكَ فَضْلُ اللّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Cenabı Hak bu ayeti Celile’de buyurmuş oluyor ki; Ey iman şerefi ile müşerref olmuş kullarım , kim dininden dönerse bana zarar yok. Zira ben öyle kullar yaratırım ki onlar dinlerinden dönmezler, sabr ederler, sebat ederler. Onlar beni bende onları severim
Allahü Teala bizden en çok kendisini zikr etmemizi istiyor. Namaz kılmamızı emr ediyor . ”Çok kılın” buyurmuyor, zekat emr ediyor, kırkta birini vermeyi emrediyor bunda da çok , zikrin çokluğu emr ediliyor.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيراً
41
41 - Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin
وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا
42
42 - Onu sabah akşam tespih edin
AHZAB SURESİ AYET :41, 42
Zikr etmemiz çok isteniyor. Çok çok. Sabah akşam durmadan. Zikr etmeden bir nefes kaçarsa insan ahrette öyle üzülecek ki, bir gün Hazreti Peygamber, “amellerinizin en hayırlısını, Allah katında en makbulünü ve derecelerinizi en çok yükseltecek olanını, altın gümüş infakından daha hayırlı, hatta düşman karşısında öldürmek ve ölmekten hayırlısını size bildiriyim mi?” deyince, Ashab; “Bildir ya Resulullah” dediler. Resul-i Ekrem devamla; “Daima Allah’ı zikretmektir”, buyurdular.
Zikrullah hadis-i Şerifte geçen amellerin hepsinden daha hayırlıdır. Aman göreyim sizi bir daha ele geçmez bu fırsat. Nefes bitti; zikir de her şeyde bitti.
Risale-i Kutsiyye de şöyle buyrulur;
— O ZAT-I ZATINA MİR’AT EYLEDİ CAN
Canımız olan Mevla’mız Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i kendi zatına ayna yaptı.
— CELALİYLE CEMALİ OLDU SEYRAN
Mevla’nın celal sıfatı ve cemal sıfatı O Resulullah’tan seyr edilir oldu. Mevla’nın celali cemali güzelliği görünür oldu.
Resulullah olmasaydı Allah’u Tela’yı tanıyamazdık. Çünkü Mevla Hadisi Kutside;
“Sen olmasaydın, sen olmasaydın Habibim âlemleri yaratmazdım.” buyurdu.
“Rabliğimi açığa çıkarmazdım. Gizli kalırdım. Seni sevdiğim için açığa çıkardım. Şimdi eğer kullarım beni seviyorlarsa sana tabi olsunlar.”
Baş ayna Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ondan sonra onun halifeleridir.
- HEMEN A’NIN AYİNESİNDEN O SÜBHAN
- NİKAP AÇTI KEMALİ OLDU İ’LAN
Sübhan Teâlâ, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in aynasından, peçe (perde)’yi açtı. Kemali aşikâr oldu.
Peygamber Efendimiz onun aynası, Hazreti Allah (Celle Celalühü) kızıyor mu? Seviyor mu? Nesi var ise hep ondan anlarız. Hazreti Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mevla’nın sıfatlarına aynalık ediyor. Mevla (Celle Celalühü) gadap mı ediyor, rahmet mi, nasıl anlayacağız? Onu göremiyoruz. Hazreti Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den anlayacağız.
- NİKAPLARDAN GEÇİP HAK’A GİDELİM
- CEMALİ BA KEMALE SEYREDELİM
Perdeler den geçip hak’a gidelim. Cemali ba Kemali seyredelim.
Kardeşlerim Mevla ile kulların arasında tam 70 bin tane perde vardır. Bu perdelerin 35 bini nurani, 35 bini zulmani perdelerdir. Evin, eşin, çocuğun hatta cenneti istemen bile Mevla ile kul arasında perdedir. Peki, o zaman ne olacak? Sırf Allah Allah istenecek.
Risale-i Kutsiyye çok büyük çok acayip kıymetli bir eser. Büyük şeyh efendi ne buyuruyordu bu kitap hakkında;
- RİSALEM, CEVHERİ KUTSİ CİHAN DA
Risalem kutsi bir cevherdir dünya da
- NE MÜMKÜN MİSLİ YAZILMAK BU ŞAN DA
Bu eser gibi bir eser yazılması mümkün değildir.
Hazreti Ömer (Radıyallahu Anha) kabristanlığa gitmişti. Ölülere; “biliyor musunuz; hanımlarınız başkaları ile evlendi, evleriniz de yıkılıp döküldü,” dedi. Ölülerden nida geldi; “Bunların hiç önemi yok, biz bunlara üzülmeyiz, ancak bizi üzen sağlığımızda boşa geçen zamanlarımızdır.”
Davud (Aleyhisselam) kulların amellerinin tartılacağı teraziyi görmek istedi. Mevla (Celle Celalühü) imkân verdi gördü, baktı ki bir kefesi maşrık ile mağrıb arası kadardı, onun heybetinden bayıldı düştü, kendisine geldiğin de; “Ya Rabbi bunu kim hangi amel ile doldurabilir ki” dedi, Mevla (Celle Celalühü) Ya Davud; “ben bir kulumu sevdim mi, o bir kere “Subhanellah” diyecek olsa bu mizan dolar,” buyurdu.
Bakınız kardeşler, Mevla (Celle Celalühü) “bir kulumu sevdim mi” buyuruyor. Demek sevdiği kimsenin “Sübhanallah” demesi mizan-ı dolduruyor, sevmediğinin değil, peki Mevla (Celle Celalühü) kimi sever?
Ali İmran Suresi 31. Ayet-i Kerime de Allah Resulüne cevap veriyor;
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
31
“Resulüm şöyle de: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki, Allah’ta sizleri sevsin.”
İşte Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e tabi olduk mu bir “Sübhanellah” demek ile terazi dolar. Hadis-i Şerifte nasıl geliyordu?
“Sübhanellah” mizanı doldurur. “Elhamdülillah” yerler ile gökler arasını doldurur yahut (bu ikisini) doldurur.”
Hazreti Allah (Celle Celalühü) onun sevgili Peygamberi Hazreti Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bunları boşuna buyurmamıştır. Allah (Celle Celalühü) ne buyurdu ise doğrudur.
Televizyon, bilmem daha neler neler, nedir bunlar? Çocuk muyuz da bunlara aldanıyoruz.
Elhamdülillah Rabbimiz bizlere bu tarikat-ı aliyyeyi verdi. Bu zamana kadar her türlü afetten sakladı muhafaza etti. Efendi babam her şeyi bize öğretti, o çok derin âlim çok derin mürşitti. Ona bağlı olduk Elhamdülillah. Göreyim sizi kıymet bilelim, bu yola iyi çalışalım.
Çok şükür kardeşlerim sizler maşallah çarşafı taşıyorsunuz, onun kıymetini lezzetini Mevla size ikram etti, ihsan etti. Çarşaf giyen kimsenin çok kıymetli olduğu anlaşılıyor. Hatta çok kıymetli olduğunu Kur’an-ı Kerim de Mevla söylüyor;
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ ذَلِكَ أَدْنَى أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle (herhangi bir ihtiyaç için dışarı çıkarken) dış örtülerini üzerlerine alıp örtünsünler işte (çarşaf giyinmeleri iffetli, salih hanım olarak) tanınıp da eziyet edilmemelerine daha elverişlidir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir”, (Ahzap Suresi 59 Ayet)
Bu ayet-i kerime de kadınların dış örtüleri ile örtünmeleri emredilmektedir. “Dış örtüsü” diye tercüme edilen “cilbab” kelimesi Abdullah b. Mes’ud, Ubeyde es-Selmani, Kata’de, Hasan-ı Basri, Said b.Cübeyr, İbrahim en-Nehai ve Ata el- Horasai’ye göre başörtüsünün üstünden örtülen örtü demektir. Kadınların yüzlerini örtme zorunda olup olmadıkları hususunda iki görüş zikredilmektedir:
Ali b. Talha, Abdullah b. Abbas’ın bu ayet-i kerimeyi şöyle izah ettiğini bildirmektedir. Abdullah b. Abbas diyor ki: “Allah, müminlerin kadınlarına bir ihtiyaçları için dışarı çıktıklarında başlarının üzerinden örtecekleri örtüleri ile yüzlerini örtmelerini ve sadece bir gözlerini açmalarını emretmektedir”.
Yine, Muhammed b. Şirin diyor ki; “Ben, Ubeyde es-Selmani’ye bu ayetten sordum. Ubeyde başını ve yüzünü örttü, sadece sol gözünü açık bıraktı ve ayet’in, o şekli ifade ettiğini söyledi.”
Abdullah Abbas’dan nakledilen diğer bir görüşe göre kadınlar bu örtüleri ile kaşlarının üstüne kadar olan bölümü örterler.
İkrime ise, kadının bu tür örtülerle boyun ve boğazını da örtmek zorunda olduğunu söylemektedir.
Elmalı tefsiri 337. sayfada Cilbab; baştan aşağı örten çarşaf, ferace gibi dış elbisenin adıdır. Cilbab örtmek tabirinde de iki şekil vardır. Birisi cilbablarından biri ile bütün bedenini sıkıca örtmek, diğeri de cilbabının bir tarafı ile başından yüzüne örtmek olur. Bu beyanda da iki suret vardır: Birisi kaşlarına kadar başını örttükten sonra büküp yüzünü de örtmek ve yalnız tek bir gözünü açık bırakmaktır. İkincisi de alnın üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnun üzerinden dolayıp gözlerinin ikisi de açık kalsa bile yüzün büyük bir kısmını ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır. Cilbab ayeti nazil olduğu zaman ensar kadınları üzerlerine siyah elbiseler giyerek öyle bir ağır başlılıkları ile çıkmışlardı ki başları üzerinde kuşlar varmış gibi idi.
Hazreti Aişe’den rivayet edilmiştir ki; “Ensar kadınlarına Allah rahmet etsin.” “Ey peygamber, hanımlarına, kızlarına, bütün müminlerin kadınlarına da söyle…” ayeti indiği zaman mırtlarını yırttılar, onunla başlarını sardılar ve Resulullah’ın arkasında öyle namaz kıldılar ki sanki başlarında kargalar varmış gibi…” Ayet’in devamında ki “bu onların tanınıp da incitilmemeleri için daha elverişlidir”sözü Ebu Hayyan, Bahrü’l Muhit adlı eserde şu manayı ifade eder “bu onların namusluca örtünerek tanınmamaları, kendilerine sataşılmaması ve hoşlanmadıkları durumlarla karşılaşmamaları için en kolay yoldur. Çünkü açılıp saçılmanın aksine, kadın örtünüp kendini muhafaza ederse kendisine sataşılmaz. Ama açık saçık kadına insanlar tamahlanır.” Örtünmenin meşruluğu, kadının iffetli olduğunu bildiren bir vasıtadır ve tesettürün hikmetini açıkça ortaya koymaktadır.
Ayet’in devamında, “Allah bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir” buyruluyor. Bu ayet bize birçok manaları anlaştırmaktadır;
1- Allah’ın bağışlaması çoktur. Bu güne kadar geçmiş günahları bağışlar. Kusurları örter. Rahmeti de çoktur. Bundan böyle emrini tutanları rahmeti ile arzusuna ulaştırır.
2- Allah bağışlayıcı ve merhametli olduğu için, kadınlara eziyet edilmesine razı olmaz ve onun için örtünmelerini emreder.
3- Tesettür emrolunduğundan dolayı da kadınlar bir baskıya uğratılmasın, aşırıya gidilmesin; çünkü Allah bağışlayıcı ve çok merhametlidir. Bu emri onların aleyhine değil, lehine olarak vermiştir demek de olabilir.
Tövbe edip çarşafınızı giydiğiniz takdir de, Allah (Celle Celalühü) şimdiye kadar çarşafın önemini bilmeyip giymediğinizi af edicidir.
Çarşafın ehemmiyetini ahirette çok büyük mükâfat aldığınızda daha iyi anlayacaksınız. Çarşafı giymek ile bütün dünyadan ayrılmış oluyorsunuz. Kıymetli olduğunuz anlaşılıyor. Çok şükür Mevla (Celle Celalühü) bizlere çarşaf cübbe, şalvar, sarık ve daha neler neler nasip etti. Maide Suresinde okuduğumuz ayet-i celilede ne buyurulmuştu?
“Allah (Celle Celalühü)’nün kudreti, ihsanı geniştir. Her şey O’nundur. Yerler, gökler arasında bulunanlar hep O’nundur. Ondan daha zengin yoktur.”
Elhamdülillah onun kuluyuz kardeşlerim, bundan büyük nimet yoktur. Kulluk makamı makamların en sonu, derecelerin en yükseğidir. Padişahlık bile bundan düşüktür. Ama padişah da kulluğunu bilir ona göre yaşarsa başka.
Mevla (Celle Celalühü) sizlere yardım etti, nurlara gark etti. Milletin attığı taşlar vurmuyor, isabet etmiyor. Dünyada sizi kayırıyor ahirette ise bambaşka kayıracak mükâfatlandıracak. Ya Rabbi! bu kıymetli kullarını her türlü afetten koru, hepsinin hayırlı isteklerini ver.
Çarşaf giymek ile büyük yiğitlik yapıyorsunuz. Milletin bu tesettüre heves etmesine sebep oluyorsunuz, kimse bu işi yapamaz. Ancak Cenab-ı Hak size nasip etti. Ölünceye kadar devam edelim, bunlar yüzümüzü ak edecek. Pantolonlar bilmem neler giyenlere öldüklerin de “sen kimin ümmetiydin, bu halin nedir” diye hitab edecekler. İyice cehalet doldu ortalık, gerçi çarşaflıdan, çarşaflıya da fark var.
İyiliklerin çirkin, kötülüklerin güzel gösterildiği, dünyaya karanlıkların hâkim olduğu şu 21.yy.da çarşaflı hanım kızlarımızın yaptığı bir yanlışa değinmek ve bu konuda biraz vaktinizi almak istiyorum kardeşlerim.
Birinci husus, çarşaflı hanımlarımızın koku ve parfüm sürünmeleridir ki bu konuda dinimizin kesin yasaklaması vardır. İslamiyet kadının kokusunu, mahremi dışında ki erkeklere haram kılmıştır. Fakat hanımlarımız, bilerek ya da bilmeyerek güzel kokular sürünüp, sokağa çıkmaktadırlar. Özellikle bu işi çarşaflı hanımlarımızın yapması daha da dikkat çekmektedir. “Bu kadar da mı olur?” dedirtmektedir. Belki de hanımlar kokunun duyulmayacağı kanaatinde olsalar bile, bu koku namehrem olan birçok erkek tarafından duyulmaktadır. Şöyle ki; bir hanım bir apartmandan çıksa, arkadan bir başka erkek çıksa, apartmandan bir hanımın çıktığını rahatlıkla anlayabilir.
İkinci hususta, hanımlarımızın başlarını topuz yapmaları ve giydikleri çarşafların renkli, desenli ve parlak olmasıdır.
Hâlbuki İslamiyet’in emrettiği tesettürden maksat, güzelliğin meydana çıkmamasıdır. Ancak bu çeşit çarşaflar, yüzün açık olmasıyla beraber, güzelliği örtmek yerine, meydana çıkartmaktadır. Topuz konusundaki bir hadiste; “Topuz yapanlara Allah lanet etmiştir.” Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki;
“Cehennemliklerden iki sınıf vardır. Biri yanlarında sığırkuyrukları kamçılar bulunup onlarla, insanları döven bir kavim! Diğeri giyinmiş, çıplak, salınarak yürümeyi öğreten kırıtkan, başları horosan develerinin eğilmiş hörgüçleri gibi bir takım kadınlar! Bunlar Cennete giremeyecek, onun kokusunu da duyamayacaklardır. Hâlbuki onun kokusu şu kadar ve şu kadar uzaktan duyulacaktır. Bu Hadis-i Şerif Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz’in mucizelerinden biridir. 676 hicri tarihinde vefat eden Nevevi; “bu gün bu iki sınıfın ikisi de mevcuttur” diyor. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bunları görmemesi onun yaşadığı saadet devrinde bu küstahlar henüz zuhur etmediği içindir.
Birinci sınıftan murad şüphesiz ki zalimlerdir. Hani bıçağı elinde kırbacı belinde “var mı bana yan bakan” diyen zalimler varya işte onlar gibi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devrinden sonra bu zalimler daima var olmuşlar. Zalim hükümdarlar, zalim kumandanlar, çırağına, çobanına, işçisine zulm eden bütün gaddarlar bu sınıfa dâhildir. Hadiste geçen “giyinmiş kadınlar” ve “çıplak kadınlardan” maksat bazı ulemaların beyanına göre “kadın halini meydana çıkarmak için bedenin bir kısmını örter bir kısmını açar” diye tefsir etmiş. Hatta “bedenini gösteren ince ve şeffaf elbise giymektir” diyenler bile olmuştur.
Bize kalırsa bu gün, giyinmiş çıplak kadınların kim olduğunu tarife hacet yoktur. İstanbul gibi bir şehrin en ücra köşelerinde bir dakika durarak gelen geçen kadınları gözetlemek kâfidir. Kadınların başlarının deve hörgücüne benzetilmesi çeşitli bağ ve sargılarla sararak onları büyüttükleri içindir. Bunu anlamak içinde her hangi bir sokağın başında bir dakika durmak kâfidir. Deve hörgücüne benzeyen kadın başı nasıl olur dediğinde asla şüphe bırakmayacak, niceleri muhakkak arzı endam ederek geçecektir. Allah Müslümanların kadınına erkeğine büyüğüne küçüğüne hakiki itaati nasip etsin.
İşte kardeşlerim bu Hadis-i Şeriften de anlaşılacağı gibi cennete girmeye engel olacak sebeplerden biride saçı topuz yapmaktır. Üstelik topuz yapan kadınların cennetin kokusunu dahi alamayacaklarını Resulullah bize bildirmektedir. O halde hala topuz yapmakta ısrar edip cennete yüz çevirmekteki maksat nedir? Lütfen bu konuya titizlik gösterip Resulullah’ın uyarısına dikkate alalım ve diğer din kardeşlerimizi de uyaralım.
Mevla sünneti seniyyeden bir nebze dahi ayrılmamayı nasip etsin. Allah’ın lanet ettiği şeytana eş duruma düşmeyelim. Üçüncü hususta ayağa topuklu ayakkabılar giyip aşırı ses çıkarmak, suretiyle yürümektir. Bu davranışta erkeklerin dikkatlerini üzerlerine çekmelerine sebep olmaktır. Ayrıca göğüslerin meydana çıkacak şekilde dik yürümeleride işin çok yanlış bir boyutudur. Kaşları aldırtmak, kirpikleri uzatmak, makyaj yaparak sokağa çıkmak, çirkin bir davranış olup özellikle çarşaflı hanımlara hiç mi hiç yakışmamaktadır. Bu hususlar, kısmen ya da tamamen bazı hanımlarımızda bulunmakta, bir yandan günaha sebep olduğu gibi, bir yandan da çarşafa gölge düşürmektedir. Mevla Teâlâ cümlemize hidayet ve rahmet eylesin!.. Âmin. Ya Rabbi sevdiğin ve razı olduğun şeylere yakın olanlarla yaşat bizi. Bu kardeşlerimizin bütün dualarını kabul eyle geçmişlerini af eyle… Âmin.
MAHMUT USTA OSMANOĞLU(EFENDİ HAZRETLERİ) (K.S.)
MAİDE SURESİ AYET 54 BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM 02.10.2004
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ مَن يَرْتَدَّ مِنكُمْ عَن دِينِهِ فَسَوْفَ يَأْتِي اللّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ وَلاَ يَخَافُونَ لَوْمَةَ لآئِمٍ ذَلِكَ فَضْلُ اللّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَاء وَاللّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Cenabı Hak bu ayeti Celile’de buyurmuş oluyor ki; Ey iman şerefi ile müşerref olmuş kullarım , kim dininden dönerse bana zarar yok. Zira ben öyle kullar yaratırım ki onlar dinlerinden dönmezler, sabr ederler, sebat ederler. Onlar beni bende onları severim
Allahü Teala bizden en çok kendisini zikr etmemizi istiyor. Namaz kılmamızı emr ediyor . ”Çok kılın” buyurmuyor, zekat emr ediyor, kırkta birini vermeyi emrediyor bunda da çok , zikrin çokluğu emr ediliyor.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيراً
41
41 - Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin
وَسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا
42
42 - Onu sabah akşam tespih edin
AHZAB SURESİ AYET :41, 42
Zikr etmemiz çok isteniyor. Çok çok. Sabah akşam durmadan. Zikr etmeden bir nefes kaçarsa insan ahrette öyle üzülecek ki, bir gün Hazreti Peygamber, “amellerinizin en hayırlısını, Allah katında en makbulünü ve derecelerinizi en çok yükseltecek olanını, altın gümüş infakından daha hayırlı, hatta düşman karşısında öldürmek ve ölmekten hayırlısını size bildiriyim mi?” deyince, Ashab; “Bildir ya Resulullah” dediler. Resul-i Ekrem devamla; “Daima Allah’ı zikretmektir”, buyurdular.
Zikrullah hadis-i Şerifte geçen amellerin hepsinden daha hayırlıdır. Aman göreyim sizi bir daha ele geçmez bu fırsat. Nefes bitti; zikir de her şeyde bitti.
Risale-i Kutsiyye de şöyle buyrulur;
— O ZAT-I ZATINA MİR’AT EYLEDİ CAN
Canımız olan Mevla’mız Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i kendi zatına ayna yaptı.
— CELALİYLE CEMALİ OLDU SEYRAN
Mevla’nın celal sıfatı ve cemal sıfatı O Resulullah’tan seyr edilir oldu. Mevla’nın celali cemali güzelliği görünür oldu.
Resulullah olmasaydı Allah’u Tela’yı tanıyamazdık. Çünkü Mevla Hadisi Kutside;
“Sen olmasaydın, sen olmasaydın Habibim âlemleri yaratmazdım.” buyurdu.
“Rabliğimi açığa çıkarmazdım. Gizli kalırdım. Seni sevdiğim için açığa çıkardım. Şimdi eğer kullarım beni seviyorlarsa sana tabi olsunlar.”
Baş ayna Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), ondan sonra onun halifeleridir.
- HEMEN A’NIN AYİNESİNDEN O SÜBHAN
- NİKAP AÇTI KEMALİ OLDU İ’LAN
Sübhan Teâlâ, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in aynasından, peçe (perde)’yi açtı. Kemali aşikâr oldu.
Peygamber Efendimiz onun aynası, Hazreti Allah (Celle Celalühü) kızıyor mu? Seviyor mu? Nesi var ise hep ondan anlarız. Hazreti Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Mevla’nın sıfatlarına aynalık ediyor. Mevla (Celle Celalühü) gadap mı ediyor, rahmet mi, nasıl anlayacağız? Onu göremiyoruz. Hazreti Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den anlayacağız.
- NİKAPLARDAN GEÇİP HAK’A GİDELİM
- CEMALİ BA KEMALE SEYREDELİM
Perdeler den geçip hak’a gidelim. Cemali ba Kemali seyredelim.
Kardeşlerim Mevla ile kulların arasında tam 70 bin tane perde vardır. Bu perdelerin 35 bini nurani, 35 bini zulmani perdelerdir. Evin, eşin, çocuğun hatta cenneti istemen bile Mevla ile kul arasında perdedir. Peki, o zaman ne olacak? Sırf Allah Allah istenecek.
Risale-i Kutsiyye çok büyük çok acayip kıymetli bir eser. Büyük şeyh efendi ne buyuruyordu bu kitap hakkında;
- RİSALEM, CEVHERİ KUTSİ CİHAN DA
Risalem kutsi bir cevherdir dünya da
- NE MÜMKÜN MİSLİ YAZILMAK BU ŞAN DA
Bu eser gibi bir eser yazılması mümkün değildir.
Hazreti Ömer (Radıyallahu Anha) kabristanlığa gitmişti. Ölülere; “biliyor musunuz; hanımlarınız başkaları ile evlendi, evleriniz de yıkılıp döküldü,” dedi. Ölülerden nida geldi; “Bunların hiç önemi yok, biz bunlara üzülmeyiz, ancak bizi üzen sağlığımızda boşa geçen zamanlarımızdır.”
Davud (Aleyhisselam) kulların amellerinin tartılacağı teraziyi görmek istedi. Mevla (Celle Celalühü) imkân verdi gördü, baktı ki bir kefesi maşrık ile mağrıb arası kadardı, onun heybetinden bayıldı düştü, kendisine geldiğin de; “Ya Rabbi bunu kim hangi amel ile doldurabilir ki” dedi, Mevla (Celle Celalühü) Ya Davud; “ben bir kulumu sevdim mi, o bir kere “Subhanellah” diyecek olsa bu mizan dolar,” buyurdu.
Bakınız kardeşler, Mevla (Celle Celalühü) “bir kulumu sevdim mi” buyuruyor. Demek sevdiği kimsenin “Sübhanallah” demesi mizan-ı dolduruyor, sevmediğinin değil, peki Mevla (Celle Celalühü) kimi sever?
Ali İmran Suresi 31. Ayet-i Kerime de Allah Resulüne cevap veriyor;
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
31
“Resulüm şöyle de: Eğer siz Allah’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki, Allah’ta sizleri sevsin.”
İşte Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e tabi olduk mu bir “Sübhanellah” demek ile terazi dolar. Hadis-i Şerifte nasıl geliyordu?
“Sübhanellah” mizanı doldurur. “Elhamdülillah” yerler ile gökler arasını doldurur yahut (bu ikisini) doldurur.”
Hazreti Allah (Celle Celalühü) onun sevgili Peygamberi Hazreti Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), bunları boşuna buyurmamıştır. Allah (Celle Celalühü) ne buyurdu ise doğrudur.
Televizyon, bilmem daha neler neler, nedir bunlar? Çocuk muyuz da bunlara aldanıyoruz.
Elhamdülillah Rabbimiz bizlere bu tarikat-ı aliyyeyi verdi. Bu zamana kadar her türlü afetten sakladı muhafaza etti. Efendi babam her şeyi bize öğretti, o çok derin âlim çok derin mürşitti. Ona bağlı olduk Elhamdülillah. Göreyim sizi kıymet bilelim, bu yola iyi çalışalım.
Çok şükür kardeşlerim sizler maşallah çarşafı taşıyorsunuz, onun kıymetini lezzetini Mevla size ikram etti, ihsan etti. Çarşaf giyen kimsenin çok kıymetli olduğu anlaşılıyor. Hatta çok kıymetli olduğunu Kur’an-ı Kerim de Mevla söylüyor;
يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ قُل لِّأَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاء الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِن جَلَابِيبِهِنَّ ذَلِكَ أَدْنَى أَن يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle (herhangi bir ihtiyaç için dışarı çıkarken) dış örtülerini üzerlerine alıp örtünsünler işte (çarşaf giyinmeleri iffetli, salih hanım olarak) tanınıp da eziyet edilmemelerine daha elverişlidir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir”, (Ahzap Suresi 59 Ayet)
Bu ayet-i kerime de kadınların dış örtüleri ile örtünmeleri emredilmektedir. “Dış örtüsü” diye tercüme edilen “cilbab” kelimesi Abdullah b. Mes’ud, Ubeyde es-Selmani, Kata’de, Hasan-ı Basri, Said b.Cübeyr, İbrahim en-Nehai ve Ata el- Horasai’ye göre başörtüsünün üstünden örtülen örtü demektir. Kadınların yüzlerini örtme zorunda olup olmadıkları hususunda iki görüş zikredilmektedir:
Ali b. Talha, Abdullah b. Abbas’ın bu ayet-i kerimeyi şöyle izah ettiğini bildirmektedir. Abdullah b. Abbas diyor ki: “Allah, müminlerin kadınlarına bir ihtiyaçları için dışarı çıktıklarında başlarının üzerinden örtecekleri örtüleri ile yüzlerini örtmelerini ve sadece bir gözlerini açmalarını emretmektedir”.
Yine, Muhammed b. Şirin diyor ki; “Ben, Ubeyde es-Selmani’ye bu ayetten sordum. Ubeyde başını ve yüzünü örttü, sadece sol gözünü açık bıraktı ve ayet’in, o şekli ifade ettiğini söyledi.”
Abdullah Abbas’dan nakledilen diğer bir görüşe göre kadınlar bu örtüleri ile kaşlarının üstüne kadar olan bölümü örterler.
İkrime ise, kadının bu tür örtülerle boyun ve boğazını da örtmek zorunda olduğunu söylemektedir.
Elmalı tefsiri 337. sayfada Cilbab; baştan aşağı örten çarşaf, ferace gibi dış elbisenin adıdır. Cilbab örtmek tabirinde de iki şekil vardır. Birisi cilbablarından biri ile bütün bedenini sıkıca örtmek, diğeri de cilbabının bir tarafı ile başından yüzüne örtmek olur. Bu beyanda da iki suret vardır: Birisi kaşlarına kadar başını örttükten sonra büküp yüzünü de örtmek ve yalnız tek bir gözünü açık bırakmaktır. İkincisi de alnın üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnun üzerinden dolayıp gözlerinin ikisi de açık kalsa bile yüzün büyük bir kısmını ve göğsü tamamen örtmüş bulunmaktır. Cilbab ayeti nazil olduğu zaman ensar kadınları üzerlerine siyah elbiseler giyerek öyle bir ağır başlılıkları ile çıkmışlardı ki başları üzerinde kuşlar varmış gibi idi.
Hazreti Aişe’den rivayet edilmiştir ki; “Ensar kadınlarına Allah rahmet etsin.” “Ey peygamber, hanımlarına, kızlarına, bütün müminlerin kadınlarına da söyle…” ayeti indiği zaman mırtlarını yırttılar, onunla başlarını sardılar ve Resulullah’ın arkasında öyle namaz kıldılar ki sanki başlarında kargalar varmış gibi…” Ayet’in devamında ki “bu onların tanınıp da incitilmemeleri için daha elverişlidir”sözü Ebu Hayyan, Bahrü’l Muhit adlı eserde şu manayı ifade eder “bu onların namusluca örtünerek tanınmamaları, kendilerine sataşılmaması ve hoşlanmadıkları durumlarla karşılaşmamaları için en kolay yoldur. Çünkü açılıp saçılmanın aksine, kadın örtünüp kendini muhafaza ederse kendisine sataşılmaz. Ama açık saçık kadına insanlar tamahlanır.” Örtünmenin meşruluğu, kadının iffetli olduğunu bildiren bir vasıtadır ve tesettürün hikmetini açıkça ortaya koymaktadır.
Ayet’in devamında, “Allah bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir” buyruluyor. Bu ayet bize birçok manaları anlaştırmaktadır;
1- Allah’ın bağışlaması çoktur. Bu güne kadar geçmiş günahları bağışlar. Kusurları örter. Rahmeti de çoktur. Bundan böyle emrini tutanları rahmeti ile arzusuna ulaştırır.
2- Allah bağışlayıcı ve merhametli olduğu için, kadınlara eziyet edilmesine razı olmaz ve onun için örtünmelerini emreder.
3- Tesettür emrolunduğundan dolayı da kadınlar bir baskıya uğratılmasın, aşırıya gidilmesin; çünkü Allah bağışlayıcı ve çok merhametlidir. Bu emri onların aleyhine değil, lehine olarak vermiştir demek de olabilir.
Tövbe edip çarşafınızı giydiğiniz takdir de, Allah (Celle Celalühü) şimdiye kadar çarşafın önemini bilmeyip giymediğinizi af edicidir.
Çarşafın ehemmiyetini ahirette çok büyük mükâfat aldığınızda daha iyi anlayacaksınız. Çarşafı giymek ile bütün dünyadan ayrılmış oluyorsunuz. Kıymetli olduğunuz anlaşılıyor. Çok şükür Mevla (Celle Celalühü) bizlere çarşaf cübbe, şalvar, sarık ve daha neler neler nasip etti. Maide Suresinde okuduğumuz ayet-i celilede ne buyurulmuştu?
“Allah (Celle Celalühü)’nün kudreti, ihsanı geniştir. Her şey O’nundur. Yerler, gökler arasında bulunanlar hep O’nundur. Ondan daha zengin yoktur.”
Elhamdülillah onun kuluyuz kardeşlerim, bundan büyük nimet yoktur. Kulluk makamı makamların en sonu, derecelerin en yükseğidir. Padişahlık bile bundan düşüktür. Ama padişah da kulluğunu bilir ona göre yaşarsa başka.
Mevla (Celle Celalühü) sizlere yardım etti, nurlara gark etti. Milletin attığı taşlar vurmuyor, isabet etmiyor. Dünyada sizi kayırıyor ahirette ise bambaşka kayıracak mükâfatlandıracak. Ya Rabbi! bu kıymetli kullarını her türlü afetten koru, hepsinin hayırlı isteklerini ver.
Çarşaf giymek ile büyük yiğitlik yapıyorsunuz. Milletin bu tesettüre heves etmesine sebep oluyorsunuz, kimse bu işi yapamaz. Ancak Cenab-ı Hak size nasip etti. Ölünceye kadar devam edelim, bunlar yüzümüzü ak edecek. Pantolonlar bilmem neler giyenlere öldüklerin de “sen kimin ümmetiydin, bu halin nedir” diye hitab edecekler. İyice cehalet doldu ortalık, gerçi çarşaflıdan, çarşaflıya da fark var.
İyiliklerin çirkin, kötülüklerin güzel gösterildiği, dünyaya karanlıkların hâkim olduğu şu 21.yy.da çarşaflı hanım kızlarımızın yaptığı bir yanlışa değinmek ve bu konuda biraz vaktinizi almak istiyorum kardeşlerim.
Birinci husus, çarşaflı hanımlarımızın koku ve parfüm sürünmeleridir ki bu konuda dinimizin kesin yasaklaması vardır. İslamiyet kadının kokusunu, mahremi dışında ki erkeklere haram kılmıştır. Fakat hanımlarımız, bilerek ya da bilmeyerek güzel kokular sürünüp, sokağa çıkmaktadırlar. Özellikle bu işi çarşaflı hanımlarımızın yapması daha da dikkat çekmektedir. “Bu kadar da mı olur?” dedirtmektedir. Belki de hanımlar kokunun duyulmayacağı kanaatinde olsalar bile, bu koku namehrem olan birçok erkek tarafından duyulmaktadır. Şöyle ki; bir hanım bir apartmandan çıksa, arkadan bir başka erkek çıksa, apartmandan bir hanımın çıktığını rahatlıkla anlayabilir.
İkinci hususta, hanımlarımızın başlarını topuz yapmaları ve giydikleri çarşafların renkli, desenli ve parlak olmasıdır.
Hâlbuki İslamiyet’in emrettiği tesettürden maksat, güzelliğin meydana çıkmamasıdır. Ancak bu çeşit çarşaflar, yüzün açık olmasıyla beraber, güzelliği örtmek yerine, meydana çıkartmaktadır. Topuz konusundaki bir hadiste; “Topuz yapanlara Allah lanet etmiştir.” Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyuruyor ki;
“Cehennemliklerden iki sınıf vardır. Biri yanlarında sığırkuyrukları kamçılar bulunup onlarla, insanları döven bir kavim! Diğeri giyinmiş, çıplak, salınarak yürümeyi öğreten kırıtkan, başları horosan develerinin eğilmiş hörgüçleri gibi bir takım kadınlar! Bunlar Cennete giremeyecek, onun kokusunu da duyamayacaklardır. Hâlbuki onun kokusu şu kadar ve şu kadar uzaktan duyulacaktır. Bu Hadis-i Şerif Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz’in mucizelerinden biridir. 676 hicri tarihinde vefat eden Nevevi; “bu gün bu iki sınıfın ikisi de mevcuttur” diyor. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in bunları görmemesi onun yaşadığı saadet devrinde bu küstahlar henüz zuhur etmediği içindir.
Birinci sınıftan murad şüphesiz ki zalimlerdir. Hani bıçağı elinde kırbacı belinde “var mı bana yan bakan” diyen zalimler varya işte onlar gibi. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devrinden sonra bu zalimler daima var olmuşlar. Zalim hükümdarlar, zalim kumandanlar, çırağına, çobanına, işçisine zulm eden bütün gaddarlar bu sınıfa dâhildir. Hadiste geçen “giyinmiş kadınlar” ve “çıplak kadınlardan” maksat bazı ulemaların beyanına göre “kadın halini meydana çıkarmak için bedenin bir kısmını örter bir kısmını açar” diye tefsir etmiş. Hatta “bedenini gösteren ince ve şeffaf elbise giymektir” diyenler bile olmuştur.
Bize kalırsa bu gün, giyinmiş çıplak kadınların kim olduğunu tarife hacet yoktur. İstanbul gibi bir şehrin en ücra köşelerinde bir dakika durarak gelen geçen kadınları gözetlemek kâfidir. Kadınların başlarının deve hörgücüne benzetilmesi çeşitli bağ ve sargılarla sararak onları büyüttükleri içindir. Bunu anlamak içinde her hangi bir sokağın başında bir dakika durmak kâfidir. Deve hörgücüne benzeyen kadın başı nasıl olur dediğinde asla şüphe bırakmayacak, niceleri muhakkak arzı endam ederek geçecektir. Allah Müslümanların kadınına erkeğine büyüğüne küçüğüne hakiki itaati nasip etsin.
İşte kardeşlerim bu Hadis-i Şeriften de anlaşılacağı gibi cennete girmeye engel olacak sebeplerden biride saçı topuz yapmaktır. Üstelik topuz yapan kadınların cennetin kokusunu dahi alamayacaklarını Resulullah bize bildirmektedir. O halde hala topuz yapmakta ısrar edip cennete yüz çevirmekteki maksat nedir? Lütfen bu konuya titizlik gösterip Resulullah’ın uyarısına dikkate alalım ve diğer din kardeşlerimizi de uyaralım.
Mevla sünneti seniyyeden bir nebze dahi ayrılmamayı nasip etsin. Allah’ın lanet ettiği şeytana eş duruma düşmeyelim. Üçüncü hususta ayağa topuklu ayakkabılar giyip aşırı ses çıkarmak, suretiyle yürümektir. Bu davranışta erkeklerin dikkatlerini üzerlerine çekmelerine sebep olmaktır. Ayrıca göğüslerin meydana çıkacak şekilde dik yürümeleride işin çok yanlış bir boyutudur. Kaşları aldırtmak, kirpikleri uzatmak, makyaj yaparak sokağa çıkmak, çirkin bir davranış olup özellikle çarşaflı hanımlara hiç mi hiç yakışmamaktadır. Bu hususlar, kısmen ya da tamamen bazı hanımlarımızda bulunmakta, bir yandan günaha sebep olduğu gibi, bir yandan da çarşafa gölge düşürmektedir. Mevla Teâlâ cümlemize hidayet ve rahmet eylesin!.. Âmin. Ya Rabbi sevdiğin ve razı olduğun şeylere yakın olanlarla yaşat bizi. Bu kardeşlerimizin bütün dualarını kabul eyle geçmişlerini af eyle… Âmin.
MAHMUT USTA OSMANOĞLU(EFENDİ HAZRETLERİ) (K.S.)