PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Risâle-i Nur´u Okuma Ve Anlama Teknikleri


NAS
24.05.2007, 09:42
Kim bilir kaç yıldır Risâle-i Nur okuyorsunuz. Belki çeyrek asır oldu bu iman hakîkatleri hazinesiyle tanışalı, belki de yarım asır. Belki birkaç yıldır muhatapsınız ona, belki de bir ömür vakfettiniz. Bugüne değin bıkmadan, usanmadan okudunuz; bu nur çeşmesinden kana kana içtiniz. Kim bilir kaç gece sabahlara kadar okuyup, beyninizi çatlatırcasına düşündünüz, anlamaya çalıştınız. Nice derslere katıldınız, nice programlar yaptınız. Hep daha çok okumak, daha çok istifade etmek, daha çok anlamak için çırpındınız.

Yıllarınızı bu uğurda harcadığınız için nice yeni tanıyan kimsenin, okuyup anlamaya yönelik sorularıyla karşılaştınız. Belki kaç kez, “Anlayamıyorum, bunların sadeleştirilmişi yok mu?“ şikâyetlerine şahit oldunuz. Belki de ilk okuduğunuz yıllarda siz de benzer sıkıntıları yaşadınız, siz de dilinin ağır olduğundan yakındınız. Ama size, “Bunlar orijinal hâliyle okunur, sadeleştirilemez“ gerçeği anlatıldı hep. Bir bir gerekçeleri de sıralandı, haklı olarak. Ve siz ikna oldunuz, nicelerini de ikna ettiniz. Belki de Risâle-i Nur’u henüz tanıdınız. Yeni okuyorsunuz. Kim bilir bugüne kadar okul kitaplarının dışında herhangi bir eserle aranız iyi olmadı. Ama, dünya ve ahiret hayatını ışıklandıracak, ufkunuzu aydınlatacak, sizi iman ve İslâm’ın sonsuz güzellikleriyle mutlu edecek iman derslerinin ne kadar lüzumlu olduğunu geç de olsa anladınız. Çölde suya hasret kalan, bir kimsenin özlemiyle sarıldınız. Geçen yılların acısını çıkarmak, hiç değilse bundan sonraki zamanınızı değerlendirerek doyasıya okumak ve anlamak istiyorsunuz.

Ve soruyorsunuz: “Hangisinden başlasam? Günde kaç sayfa okusam? Tam istifade edebilmek için nasıl bir metod izlesem? Acaba hakkıyla anlayabilmek için hangi yollardan geçsem?“ Haklısınız. Geçen yıllar geçmiştir. Hiç değilse bugünü ve—varsa ömrünüz—geleceği kurtarmalısınız. Ecel ne zaman gelecek, bize verilen süre ne kadardır, bilmiyoruz. Ömrümüzü ebedîleştirecek iman ve İslâm hakîkatlerini hiç değilse bundan sonra iyi okumak, iyi anlamak ve hayatınıza rehber yapmak istiyorsunuz.

Ya da gözünüzü açtığınız ortam hep nurların okunup yaşandığı bir evdi. Küçükken kulağınıza hep buram buram iman kokan vecizeler söylendi. Hatta siz bunları ezberlediniz. Daha alfabeyi öğrenmeden imanî cümleler ezberleyip, büyüklerinizin takdir dolu bakışları üzerinizdeyken okudunuz. Alkışlandınız, ödüllendirildiniz. Minik ayaklarınız oyun sahalarından önce dersanenin yolunu öğrendi. Okunanlardan birşey anlasanız da, anlamasanız da, “Baba beni de götür“ diye yalvardınız her akşam. Herkes sizi sevdi, görenler başınızı okşadı. Lâf olsun diye gitmediniz. Küçük hizmetler de yaptınız. Çay tabağı ve şeker dağıttınız. Gelenlere kapıyı açtınız.

Ama sanki asırlar geçmiş gibi şimdi. Zamanla o nuranî iklimden koptunuz. Yazık ki, “Biliyorum“ havasına kapıldığınız için sonraki gelişmelerden hep mahrum kaldınız. Evinizde kırmızı kaplı kitaplar hep baş köşeyi süsledi. Ama bir türlü içine girip, uçsuz bucaksız iman ve ilim hazinesinden yararlanamadınız. Ama bir gün içinizdeki küllenen korlar alevlendi. Bir nesim-i nevbahar esti, külleri savurdu ve içinizdeki okuyup öğrenme ateşi tekrar tutuştu. “Hiç değilse bundan sonra“ diye düşündünüz. Öyle ya, zararın neresinden dönülse kâr değil mi? Hatayı anlayıp, düzeltmeye çalışmak en büyük erdem değil mi? İyi ama, altıbin sayfalık bir ilim hazinesi olan Risâle-i Nur, kuşatılamaz bir bahr-i umman gibi karşınızda duruyor. Belki içine girmeye cesaret edemiyorsunuz. Nasıl başlasam, hangi yolu izlesem, ne kadar zamanımı ayırsam diye tereddütler kemiriyor beyninizi. Evet, ister Nurları yeni tanıyın, ister ömrünüzü vakfedin, Risâle-i Nur’u okumak ve anlamak önemli bir hedefiniz. Madem beşikten mezara kadar ilim öğrenmekle görevliyiz, elbette ebedî menzilimize gidinceye kadar okuyup anlamanın kara sevdalısı olacaksınız.

İşte her hâlükârda, “Risâle-i Nur’u okuma ve anlama teknikleri“ konusuna ihtiyacımız var. Her zaman bir hedef, bir ideal, bir yöntem peşinde olmalıyız.Çünkü, hedefsiz ve yöntemsiz bir şekilde ne kadar zaman ayırsanız, ne kadar çaba sarf etseniz, bir yerde sonuçsuz kalmaya mahkûmsunuz. Nurları okumayı ve anlamayı başarmak, sistemli bir plân çerçevesinde, sürekli ve şevkli çalışmaya bağlı.

NAS
24.05.2007, 09:44
OKUMAKLA NELER KAZANACAKSINIZ?

Bir eseri okumaya sizi teşvik eden nedir? Bir öğrenci niye sabahlara kadar ders çalışır? Neden üniversiteye girmek için gecenizi gündüzünüze katarak çalışırsınız? Parklarda, otobüslerde, hatta fatura ödeme kuyruğunda bile kitap okuyan insanlar görürsünüz. Neyin peşindedirler? Çünkü, okumakla büyük kazançlar elde edeceklerine inanmışlardır. Üniversite için yıllarca dersane peşinde koşturan öğrenci, iyi bir okul kazanıp güzide bir meslek sahibi olacaktır. Kariyer edinecek, mesleğinde yükselecek, dünya hayatını başarılarla süsleyecektir. Sınıfını geçen, okulunu bitiren gencin kafasında geleceğe yönelik türlü türlü hedefler vardır.

Ancak dünyayla ilgili kazançlarımızın hiçbirisi, Risâle-i Nur okumakla elde edeceğimiz muhteşem kazançlara ulaşamaz. Bir eseri okumak için gösterilecek gayret, katlanılacak fedâkârlık, elde edilecek kazancın büyüklüğü oranında olacağına göre, Risâleleri okumakla neler kazanacağımıza bakalım. Bu kazançlar öylesine büyük olmalı ki, onun değerini bilen binlerce insan yazıldığı günden beri deliler gibi okuyor, gece gündüz ondan ayrılmıyor.

Risâle-i Nur’u okumakla şunları kazanacaksınız:

Bir yılda âlim olacaksınız: Risâle-i Nur’un yazarı Bediüzzaman Hazretleri, “Bu eserleri bir yıl kabul ederek ve anlayarak okuyan bu zamanın mühim ve hakikatli bir âlimi olabilir“ demektedir. Süre çok kısa, hedef ise çok büyük. Bundan daha güzel bir müjde olabilir mi?

İman ilmini tam elde etmek, dinimizi öğrenmek, günahlardan kaçınıp, ibadetleri hakkıyla yerine getirmek âlim olmaya bağlı. Rabbimiz, Allah’tan hakkıyla korkan kimselerin ancak âlimler olduğunu belirtiyor. Elbette bilmeyen yaşayamaz. Peygamberimiz (a.s.m.) âlimler için “Uykusu bile ibadettir“ buyuruyor. Daha ötesi var mı? Alimin hiçbir eylem yapmadığı uykusu bile ibadet olarak kabul edilirse, diğer fiillerinin sevabını kim ölçebilir Allah’tan başka?

Ancak bu büyük müjdenin böyle muhteşem avantajları yanında bize yüklediği küçük bir zahmeti var. O da, bu bir yıl içinde Risâle-i Nur ile yoğun bir şekilde meşgul olmaktır. Bunun için Risâleleri tam anlamak ve gönülden kabul etmek gerekir. Yoksa Risâleleri ara sıra, hatırladıkça, teberrüken ve üstün körü okumakla, değil bir sene, bin sene de okusanız âlim olamazsınız. Bu muhteşem sonuca ulaşmak için o bir yıl içinde en mühim ve en yoğun meşguliyetiniz onu okumak ve anlamak olacaktır.

Söz gelişi, sabah kalktığınızda tıpkı mesaiye gider gibi masanın başına geçecek, günlük işinizi yapar gibi en az on saat, belki 16 saat onunla meşgul olacaksınız. Bu kadar süreyi fazla büyük görmeyin. Bir gün Kutlular Ağabey bir hatırasını anlatırken, Risâleleri ilk tanıdığı yıllarda günde 18 saat Risâle okuduğunu söylemişti. Zaten bir gün 24 saat ve bunun bir iki saati abdest ve namaz için ayrıldığına göre, 3-4 saat uyku ya uyumuş ya uyumamıştır.

Böyle bir fedakârlığa girişebilir misiniz? Girişebilirsiniz. Yeter ki, delicesine isteyin ve kararlı olun. Çünkü elde edeceğiniz başarı, hiçbir şeyle kıyaslanmayacak kadar büyüktür. Böyle bir faaliyete giriştiğinizde Risâleleri okumak ve anlamak için ciddi bir program yapmanız gerekecek.

Diyelim ki, günde on saatinizi feda etmeyi göze aldınız. Günde en az 200 sayfa Risâle okuyarak, bir ayda külliyatı aktaracaksınız. Bir ayı fazla kısa bulmayın. Çünkü 15 günde bu işi bitirenlerin olduğunu hatırlayın. İlk üç ayınız düz okumakla geçecek ve Risâleleri en az üç kez aktaracaksınız. Böylece genel anlamda mantığına vakıf olacak, kelimelerine alışacak, neyin nerede olduğunu öğreneceksiniz. İkinci üç ayda, elinize defter kalem alacak, kelime ve terkipleri yazarak, öğrenerek gideceksiniz. Bu şekilde tümünü en az iki kez aktaracaksınız.

Üçüncü üç ay, anlaşılması zor olan ve tekrarı gereken yerlerde yoğunlaşacaksınız. Söz gelişi, 10. ve 22. Söz, 24. Mektup, 30 Lem’a, 7. Şua gibi bölümlerin derinliklerine inecek, yıllardır tanıyor olsanız bile farketmediğiniz mânâ cevherlerini keşfedeceksiniz.

Dördüncü üç ay ise, bir önceki çalışmayı sürdürmekle beraber, meslek ve meşrebinde, âdab ve erkânında, ibâdet ve evradında, tam mesafe alacağınız, tam mücehhez olacağınız bir devre olacak. Bu her üç ay eski medrese tahsilinin veya günümüz üniversitelerinin bir yılı mesabesindedir. Hatta bazı kabiliyeti gelişmiş insanlar için bir yılın her ayı bir yıllık eğitim değerindedir. Böylece bir yılda en az 4, en fazla 12 yıllık bir mertebeye ulaşacağınıza kesin inanın. Çünkü günümüz eğitiminin çoğu; teneffüs, sohbet, giriş, imtihan, tartışma, boş ders gibi fuzulî şeylerle doldurulmakta, zaman heba olup gitmektedir. Kariyer yapmış, temayüz etmiş ilim adamlarına bakın. Eğitimini yerleşik üniversite kural ve uygulamalarıyla edindiklerini mi sanırsınız? Hayır! Orada işin anahtarını öğrenmişler, asıl çalışmalarını evlerinde yapmışlardır. Prof. Ahmed Akgündüz bir sohbetimizde, her sabah saat 6’da bilgisayarının başına oturup çalışmaya başladığını anlatmıştı. Dünyaca ünlü ilim adamı Prof. Hayreddin Karaman Hocam, günde 4 saat uyku uyuduğunu ve boş geçen beş dakikası olmayıp sürekli okuduğunu söylemişti. İkisi de başarılı ilim adamı.

Siz de yaşınız, mesleğiniz, işiniz ne olursa olsun, böyle muhteşem bir hedef için program yapabilirsiniz. Dünyanın hiçbir güzelliği, hiçbir avantajı, bu müthiş gayenin yerini tutamaz.Sezai Karakoç’un, “14 asırlık İslâm kültürünün özeti“ diye nitelendirdiği Risâle-i Nur, sizi de âlim yapar. Çünkü, zamanında girdiği bütün münazaralardan başarıyla çıkan ve bileğini hiç kimsenin bükemediği Bediüzzaman bile bu eserleri herkesten fazla okuyup istifade ediyorsa, hepimizin onu okuyup anlamaya canımız pahasına koşmamız gerekir.

NAS
24.05.2007, 09:47
TUZAKLARDAN KURTULUŞ İÇİN SAĞLAM İMAN GEREK

Bütün ömrünüzü iman ve ibadetle geçirmiş olabilirsiniz. Allah’ı sevmiş, hep Onu anmış, hep Onun rızasını düşünmüş olabilirsiniz. Bunlar yetmiyor büyük imtihanı kazanıp, sonsuz mutluluğa kavuşmaya.Ruhlar âleminden başlayıp anne karnından dünyaya, oradan kabre ve ahirete doğru uzanan yolda bir dizi tuzak, bir dizi engel var. Hepsinden başarıyla geçmek, son hedefinize varmak zorundasınız.

İşte bu tuzaklardan en önemlisi, imanla kabre girmektir. İslâmı çok iyi yaşayan Allah dostları, son nefeslerini verinceye kadar “hüsn-ü hâtime“ için duâ etmişler, hep “iyi son“ dilemişlerdir. Bir kimse gitmek istediği şehre kalkan tren için bilet alır ve yolculuğun sonuna kadar tren içindeki kurallara uyabilir. Ama son anda trenden atlamaması gerekiyor ki, istediği şehre varabilsin. Yoksa yolculuk boyu çektiği acıların, sıkıntıların, uyduğu kuralların hiçbir önemi yoktur. Bir insan ne kadar imanlı ve iyi olursa olsun, son anda Allah’a olan inancını, ümidini, bağlılığını yitirirse, sonsuz mutluluk değil, sonsuz hüsran kazanır.

İşte bu çetin imtihandan bütün Allah dostları tir tir titremişler, son anda imanla çene kapayabilmek için gözyaşı dökmüşler, gece gündüz yalvarmışlardır. Çünkü sekerât anında şeytan gelir ve insanın aklına şüpheler atar. İnsanın imanını çalmak için çırpınır. Eğer kişinin sağlam bir imanı yoksa son anda aldanır ve hayatta iken canı gibi sevdiği imanını kaybeder. Oysa Bediüzzaman’ın dediği gibi, ilme’l-yakînden, ayne’l-yakîne ve hakka’l-yakîne yükselen tahkikî iman kişinin aklına, kalbine, ruhuna ve bütün duygularına öyle bir yerleşir ki, şeytan onu aldatamaz ve imanını çalamaz.

Düşünün: Bir ömür boyu iman ve ibadeti sevdiğini ve onu korumak için çırpındığını sanan bir Müslüman’ın, ölüm anında imanını kaybetmesi kadar acı bir olay olabilir mi? İşte Risâle-i Nur’u üstün körü değil, çöldeki susuz insanın buzlu suya yapışması gibi okumaya bu bakımdan da şiddetle ihtiyacımız var. Balıkların su içinde olduğu halde onun kıymetini bilmeyip, ancak çıktıktan sonra fark ettikleri gibi, iman ve Kur’ân derslerinin yanı başında, hattâ içinde olan kimseler ondan kana kana içmezse, ahirette uyanmak çok geç olur. Rabbim bizi böyle gaflete düşmekten korusun. Şeytanın ölüm anındaki tuzağından başka, kabir, hesap, mizan, sırat engelleri var. Yüce Peygamberimiz (a.s.m.), “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz, öyle haşrolursunuz“ buyuruyor.

Eğer işiniz gücünüz, aklınız fikriniz iman dersleriyle dolmuş, ibadet aşkıyla yoğrulmuş, hizmet şevkiyle yanıp tutuşuyorsa, müjde size, “Allah Allah“ diye can vereceksiniz. İman tahsilinize, tıpkı Denizli hapsinde Risâle yazarken şehit olan Hafız Ali (r.a.) gibi kabirde devam edeceksiniz. Orada başta Peygamberimiz (a.s.m.) olmak üzere tüm İslâm büyükleriyle, tüm sevdiklerinizle birlikte olacaksınız. Söyleyin, bundan daha büyük saadet olur mu? Bediüzzaman, toprak altındaki hayatı gördüğünü söylüyor. Başka birçok evliya, kabirdeki mü’minlerin bizden daha mutlu ve rahat bir şekilde yaşadıklarını müjdeliyorlar. Biz bunları görmüş gibi inanıyoruz. Onlar gibi olmak için de, iman ve Kur’ân dersleriyle en yüksek seviyede meşgul olmalıyız.

Kabirden sonraki engel, hesap ve mizandır. Kur’ân, yaptığımız zerre kadar iyilik ve kötülüğün mutlaka hesabını vereceğimizi belirtiyor. Her şey en ince ayrıntısına kadar sorulacak. Buna karşı da, kâmil bir iman kazanıp, her an Allah’ın huzurunda olduğumuz şuuruyla yaşayıp, bütün davranışlarımıza ve sözlerimize dikkat etmemiz gerekmez mi? O haşir âlemi ki, müthiş bir âlem. Kıyame Sûresinde denildiği gibi, İnsanların anadan, babadan, eşinden çocuğundan kaçtığı bir âlem. Yüce Nebi’nin (a.s.m.) beyanıyla, güneşin tepemize indiği, herkesin günahına göre bir ter denizinde yüzdüğü bir âlem.

İşte o en sıkıntılı bir anda bizim imdadımıza koşacak olan yine imanımız, imanımız, imanımızdır. Onu güçlendirmek ve en mükemmel hâle getirmek için gözümüzü kaybedinceye kadar okusak, beynimizi zorlayacak seviyede düşünsek ne kaybederiz? Hiçbir şey kaybetmeyiz. Kaldı ki, ne gözümüzü, ne aklımızı kaybetmeden bir iman çağlayanı olan Risâle-i Nur’u her gün muntazam okuyarak sağlam bir imanı kazanabiliriz.Bir de Sırat Köprüsünü düşünün. Mahiyeti bilinmediğinden, “Kıldan ince kılıçtan keskin“ diye anılan, altında Cehennem ve ilerisinde Cennet bulunan bu engeli aşmadan Cennete gireceğinizi mi sanırsınız? Bu öyle bir meseledir ki, ehl-i kemal zatlar, kahkahayla gülen insanlara, “Hayrola, nedir bu neşen? Sıratı mı geçtin?“ diyerek uyarırlarmış. Çünkü orayı geçmeden, tam rahatlık ve tam huzur duyamayız. Orayı geçmenin yolu da sağlam bir iman kazanmak, her gün iman ve tefekkürle meşgul olmak, başta namaz ve diğer ibadetleri hakkıyla yapmaktır. Çünkü namaz, Sırat’ta burak olacaktır. İşte, Risâle-i Nur’u okuyup anlamayı kendimize en büyük bir mesele ve en önemli bir dert edinmemiz için yığınla sebep var.

Biz bunlardan sadece birkaçını saydık. Bunlar bile iman ve Kur’ân tahsili için deli divane olmaya yetmez mi?