Evet suçlu benim .
Yeni nesil i Tv uzaklaştıramadım çoğu zaman da ben de onların arasına katıldım.
Evet suçlu benim KENDİMİ KORUMAK İÇİN TV ALMADIM AMA YA KOMŞULARIM DOSTLARIM ARKADAŞLARIM.
Kendi kendime teselli için evime Tv almadım kendimi savunuyorum peki İslamiyet bunu YALNIZCA KENDİNİ KURTARMAKMI ? İSLAMİYETTE KENDİN İÇİN İSTEDİĞİNİ DİĞER MÜSLÜMAN KARDEŞİN İÇİN İSTEMİCEKMİSİN ????[/B
[B]Kimileride derki " Ben haberleri ve belirli kanalları seyrediyorum diğerleri Tv un hafızasında değil " Ne kadar basit bir savunma.
Kimileride derki " Ben Televole vb.porogramları seyretmiyorum " aklınca kendini aklar ARKADAŞ DİNİMİZ BİREYSEL YAŞAMMI ? Hadis vardır elinle ağzınla içinden BAK ELİNDE İMKANLAR VAR HİÇ OLMAZSA BU TÜR POROGRAMLARA YASAL TEPKİNİ GÖZTER.
Kısacası herkes kendine bir çıkar yol bir aklama noktası bulmuş KENDİNİ ALDATMAKTAN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİL.Bakın üst tarafa Rtük e itirazı ortada.
Bize Geçmişi Unuturan Gelecege Karanlikla Baktiran Anne B Abaya Saygiyi Unuturan Dinimizi Alaya Aldiran Avrupa Kopegi Yapan Avrupanin Ne Kadar Kötu Huyu Varsa Hepsini Ta O Korpecik Yaşta Beyinlerimize Kaziyan Islamiyeti Birakin Yaşamayi Yaşayanlarla Dalga Geçiren Fitenenin Ve Dedi Kodunun Gunah Oldugu Dinimizde Magazin Programi Hastasi Yapan Ninilerin Masallarin Yerini Isayan şarkilarini Dinleten Cihazi Acaba Evlerinin Baş Köşelereine Taşiyan Aileler Ve çocukalrini Bu şekilde Buyuten Anne Baba Diyemiyorum Bir Anne Baba çocugunu Ateşe Atamaz şahsiyetler çocuklari Buyunce Ve Onlara Isayan Edince Neden Feryat Figani Kopariyorlar Suçlu çocuklarimi Yoksa Onlari O şekilde Buyutup Meyvesini Toplayan şahsiyetlermi
Efendimiz Yüzyillar önce Soylemiş Ummetim Den Oyle Bir Nesil Gelecekki Akşam Evlerine Imanli Girecek Sabah Evlerinden çiktiklarinda Dinsiz Olacak Diye Yarabbi şeytanin Her Turlusunden Sana Siginirim
HER MESAJINDA AYETLERLE HADİSLERLE CEVAP VEREN İLİM SAHİBİ BÜYÜKLERİM.
SİZDEN BİR RİCAM OLSA HADDİMİ AŞMIŞ OLURMUYUM ŞU TENKİTLERİ BİR KENARA BIRAKSANIZDA İLMİNİZİ BURADA GÖSTERİP GENÇLERİ CEHENNEM KENARINDAN ALSANIZ.
Yasal akla dayanan yasal mücadeleni yapma.
Ondan sonra.
Doğru tespit olan KONTROL EDİLEBİLİR NESİLMİ YETİŞTİRİLİYOR diye konuyu buraya getir fakat.
Getirmekle DERTLENDİĞİN konu üzerine ALTERNATİFLER ÜRETME.
Ne güzel kolay dertlenme.
Bakın yöneticiler sabit konu yapmış RTÜK e yasal tepkiler.
Önce Besmele
Sonra yapacağımız sosyal oluşum un etkili olması için Dua
Neler yapabiliriz?????????
Yaptıklarımız ve yapacaklarımız??????
Sizin görüşleriniz????????
Allah a şükür MEDYA nın GÖRSELİN dede YAZILI sında da ARTIK ETKİN OLMAYA BAŞLANDI.
Oğuz Bey siyaseti bıraksanızda bu konularda bilgilerinizden faydalansak
Oğuz Bey bu konu siz i ilgilendirmiyormu ?
ASLINDA HEPİMİZİ İLGİLENDİRMESİ GEREK.
Neden bu konu ilgilenilmezki.
Bu konuyla ilgili bi yazı okumuştum gazetede.."DİRİ GÖMÜLENLER" Bundan 4 yıl önce... Uzun bir yazıydı ve her bir satırını ezberlemiştim... İnternetten baktım ama bulamadım...
Hatırlayan varsa ya da bulan eklesin harika bi yazıydı...
dün berberde gözüm tv ye takıldı seda sayan petek dinçöz filan kalkmış İslamiyetle ilgili program yapıyorlar.üzüldüm açıkcası.dur demek lazım.yozlaşıyoruz
Bu gün bi ara bende gördüm öyle bişey... Haberlerin islami boyutunu tartışıyorlardı... Zekeriya Beyaz'la :D
GÖRSEL MEDYA
aile tabumuza giren BONBA dır.
Soğuk savaşın bonbası.
Berre_tuna
07.09.2008, 14:19
Çok önemli bir konuya değinmişsiniz ağbi;
Allah sizden razı olsun ve bizlere de uyanık müslümanlar olmayı nasip etsin. Ben de konuyla ilgili daha önce okumuş olduğum bir yazıyı eklemek istiyorum...
Medya İnsanı Özgürleştiriyor mu? Yoksa Kendi İdeolojisine mi hapsediyor?
İletişim teknolojisinin son derece büyük bir hızla geliştiği yaşadığımız bu çağa "bilgi ve iletişim çağı" deniyor. Zira teknolojik gelişim tüm dünyayı bir televizyon ekranına sığdırabiliyor. Dünyanın en ücra bir köşesinde olan bir olay, farklı toplumlar, farklı hayat biçimleri, savaşlar, çatışmalar, eğlenceler, ideolojiler, fikirler ve daha niceleri sihirli kutunun ardından oturma odalarına yansıyor. Dolayısıyla başta İnternet ve TV olmak üzere tüm medya araçları, olumlu ve bilinçli kullanıldığında insanın en büyük eğitim ve değişim aracı olabilecek bir nitelik taşırken, ne var ki bugün medyanın, insanları giderek tek tipleştirip sıradanlaştırdığını görüyoruz.
Medya, bizim toplumumuzda da yalnızca verileni almaya hazır, düşünme yeteneğini kaybetmiş tipler yetiştiriyor. Medyanın bu etkisi, özellikle toplumun gençlik kesiminde daha bariz olarak ortaya çıkıyor. Müzik ve eğlence anlayışında, yaşam biçiminde, konuşma ve yemek kültürlerinde bu gücün etkisini hemen fark edebiliriz. Medya sayesinde arabesk kültür ve batı tarzı yaşam biçimi toplumumuzu etkisi altına almış durumda. Nitekim kendi öz kültürümüze ait dini ve milli değerlerimizin buharlaşıp yerini gayri milli, gayri İslami bakış açılarının ve yaşam biçiminin aldığını görüyoruz. Medya aracılığıyla tarihe, kültüre, yediden yetmişe toplumun her kesimine batılı bir yaşam tarzı sürekli olarak dayatılıyor.
Egemenliğini küreselleşme adı altında son 20 yıldır tüm dünyaya yayan Amerikan kültürü, ulusal toplumların kendi öz kültürlerini ve değerlerlerini kaybetmelerine, kültürel çok renkliliğin yok olmasına neden oluyor. Sonuçta bizim gibi batı kültürüne teslim olmuş toplumlar, küreselleşme sürecinde bir yandan kapitalist sömürüye, diğer yandan da medya hegemonyasına milyarlarca dolarlık pirim kazandırıyor.
MEDYA VE KÜRESELLEŞME
Kapitalist ülkeler tarafından gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkelerde 'Yeni Dünya Düzeni' adıyla yaygınlaştırılmak istenen küreselleşme politikalarında asıl amaç; tüm dünyayı homojen, tek bir pazar haline dönüştürmektir. Küreselleşmenin hedeflerinden biri, aynı tarz düşüncelere sahip, tüketim alışkanlıkları benzer bir topluluk oluşturmaktır ki, bu da yine pazarı elinde tutan şirketlerin ürettikleri mal ve hizmeti tüketecek bir topluluk olacaktır. Küreselleşme; hayatın ekonomik, siyasal ve sosyokültürel alanlarında etkili olmaktadır.
Ekonomik alan; ürün ve hizmetlerin üretim, dağıtım ve tüketimini kapsamaktadır. Siyaset alanında gücün yoğunlaşması, savunma ile ilişkili örgütlenmeler, bunların kurumsallaşmış olarak diplomasiye yansıması yer almaktadır. Sosyokültürel alan ise olaylar, etkiler, anlamlar, inançlar ve değerleri temsil eden sembollerin üretimini kapsamaktadır.
Medya ise tüm bu sahalarda üretilmiş mal, hizmet ve her türlü enformasyonun geniş kitlelere ulaştırılmasında başrol oynamaktadır. Nitekim medya, yeni değer kalıplarının toplumlarca benimsenmesi, alışkanlıklarının değiştirilmesi, yeni alışkanlıklar edinmesinde önemli rol oynayabilen bir 'silah'tır.(1)
MEDYA TOPLUMU
NASIL YÖNLENDİRİR?
Medya (TV) kapitalist sistemde egemen ideolojiyi üreten ve yeniden üreten (yani tekrar tekrar üreten) en önemli araçlardan biridir. Bunu da iki temel yöntemle yapar:
1 DOĞALLAŞTIRMA:
Yani kendi ideolojisini, yaşam biçimini dünyanın doğal düzeni gibi gösterir. Örneğin; Amerikan filmlerine baktığımızda, annebaba işe gider. Çocuklar bakıcıyla ya da kendi hallerinde ayrı bir dünyada yaşar gibidir. Bu aile düzeni, yaşam biçimi doğal bir düzendir. Herkes daha fazla çalışıp, daha fazla kazanmak ister zaten. Herkes bağımsız bir bireydir ve ayrı dünyaları vardır.
Kadınerkek ilişkileri de doğal düzen içinde gerçekleşir. Kadınlar ve erkekler birbirleriyle flört ederler, isterlerse evlenebilirler, sonra birbirlerinden sıkılıp boşanabilirler. Bir başkasına ilgi duymaları doğaldır. Zaten aşkın ömür boyu sürmesi mümkün değildir. Bu yüzden boşanmak ya da başka biriyle birlikte olmak da doğaldır. Ahlaki bir sorgulama bu mantık içinde otomatik olarak devre dışı bırakılmış olur. Öyle ki küçük yaşlardaki çocukların birbirlerine âşık olmaları, büyükler gibi duygular beslemeleri de fiziksel ve duygusal gelişimlerine paralel olarak doğal bir şeydir. Hatta bunu yasaklamak, ayıplamak çocuğun gelişimini olumsuz etkiler.
Bilindiği gibi bu söylem, son yıllarda Türkiye'de de neredeyse herkesin kabul ettiği bir söylem haline gelmiştir. Türk toplumunun ailevi ve manevi değerlerine tamamen zıt olan bu tip yaşam örnekleri, sinema ve TV ekranlarından tekrar tekrar izlene izlene toplum yaşamımıza nüfus etmiş ve toplumsal değerlerimizi adeta dinamitlemiştir. Buna ilişkin örnekleri çoğaltmak mümkündür.
2 ADAPTASYON:
İnsanlarda davranış değişikliği, bir mesaja bir kez değil, farklı biçimlerde defalarca maruz kalmakla gerçekleşir. İşte medya böyle bir işlev üstlenmiştir. İnsanların hoş karşılamadığı, onaylamadığı şeyler, defalarca onu olumlayan/onaylayan mesajlarla karşımıza çıkıyor. Yani ne oluyor? Bir süre sonra bunları kendimiz yapmasak bile "yapılabilir" şeyler olarak görmeye başlıyoruz. Medya mesajlarına uyum sağlıyoruz. Tıpkı son günlerde izlenme rekorları kıran bazı dizilerde verilen mesajlar gibi. Örneğin; bir Müslüman Anadolu kızının gayrimüslim bir erkekle evlenmesinin meşru olabileceği gibi� Ya da Karadeniz'de geçen fırtına isimli dizide bir Müslüman Türk erkeğin Rus bir kadınla evlenmek istemesi ve kadının erkek kardeşlerinin bu Müslüman Türkün ancak Hıristiyan olması halinde bu evliliğe müsaade edecekleri konu ediliyor.
Verilen mesaj ise, Müslüman bir Türkün kolayca din değiştirebileceği, bunun çağımızın gereği ve gayet olabilir bir şey olduğu� Dizide adam numaradan da olsa din değiştiriyor. Bizim izleyici kitlemiz ise asla düşünme gereği bile duymadan bir komedi havasında sunulan bu olaya gülebiliyor. Eğer benzeri bir olay günlük hayatta gerçekleşecek olsa, insanımız olayı dizi sayesinde kanıksadığı için tepki göstermeyecek, milli ve manevi değerleriyle yüzleşmeyecektir. Medyanın toplumu değiştirip yönlendirme, yani adaptasyon misyonu da işte burada ortaya çıkmaktadır.
TELEVİZYON İNSANI ZEHİRLİYOR
Bunun gibi Hıristiyanlığa ilişkin mesajları da TV karşımıza çıkardı. Ama eskiden izlenen yabancı filmlerde biz onları bir başka dünyaya ait insanlar olarak izlerdik. Bizden değillerdi, yabancıydılar. Bu onlarla bizim aramıza bir sınır çizmemizi olanaklı kılardı. Şimdi ise bizim içimizde İstanbul'da, Karadeniz'de, hatta Anadolu'nun köylerinde, konaklarında, öz be öz Anadolu insanı arasında karşımıza çıkıyor. Şimdi bu sınır belirsiz hale geldi. İşte bu mesajları daha tehlikeli hale getiren bu ayrımın "bulanıklaşması". Yani bizler de, bizim insanlarımız da tıpkı bir Amerikalı ya da Avrupalı gibi yaşayabilir. Hatta şehirlilerimizin ötesinde köylülerimiz de Batılı olabilir anlayışı, bu medya mesajlarıyla zihinlerimize yerleştirilmekte. TV'nin tehlike boyutunun bir yüzü burada görülmektedir.
Diğer yüzü, Popstar ve dans yarışmaları... Gençlerimiz arasında bir furya olarak yayılmakta olan bu yarışmalara odaklananlar, dans kurslarına gitmeye başladı. Bazıları ise çocukları için ideal meslek olarak "dansçılık"ta karar kıldı.
İşte medyayla gelen değişim böyle yaşanıyor. Bir yandan bireyselleşme ve bu bağlamda şiddet ve saldırganlık pompalanıyor. Diğer yandan cinsellik yansıtan filmler ve klipler, çıplaklığa çağıran reklâmlar toplumsal değerlerimizi alt üst ediyor. Gençlerimiz ilime ve eğitime yönelecekleri vakitleri ve en güzel çağlarını güzellik salonlarında, dans ve şarkı kurslarında, kafe ve eğlence merkezlerinde ziyan etmeye sevk ediliyor.
Burada hatayı sadece medyaya ve gençlere yüklemek yanlış olur. Anababaların ve eğitimcilerin sorumluluğu daha büyük görünüyor. Güzel bir vücuda sahip olmanın güzel bir ahlaka sahip olmaktan daha önemsendiği, boyları büyütmenin kütüphaneleri büyütmekten daha fazla prim yaptığı, para dolu bir cebin bilgi dolu bir zihne tercih edildiği, vizyonu düzeltmenin toplumu ve çevreyi düzeltmekten daha karlı görüldüğü günümüzde daha ne bekleyebiliriz ki?
Bu boyunduruktan kurtulmanın yolu, millet olarak mücadele edip bilinçlenmek, başta dil ve din olmak üzere kendi öz kültürümüze, gelenek ve göreneklerimize, milli ve manevi değerlerimize sahip çıkmaktır. Çocuklarımızı ve gençlerimizi de bu yönde eğitmektir. Medyanın bize yansıttığı güncel meseleleri, olup biteni doğru kavrayabilmemiz için, Amerikan işgalini, ekonomik sömürüyü, tehditleri, terörü, bölücülüğü, kavgaları anlayabilmek için tarih bilmeye, genel kültür sahibi olmaya, bir arka plana ihtiyacımız var. Cahillikle fikir ve siyaset üretilemez. Aksi halde bugün içinde bulunduğumuz durum gibi, batının bize dayattığı şablonlara, kalıplara sığmak için çabalar dururuz. İşgal ordularına, holdinglere teslim oluruz. Bu yüzden tasavvuf, tarih, edebiyat, din, psikoloji, coğrafya, tarım, ekonomi gibi alanlara eğilmemiz, önce kendimizi, sonra çocuklarımızı ve gençlerimizi eğitmeliyiz. İlime ve edebe değer veren nesiller yetiştirmeliyiz. TV başında saatler geçirmekle toplum olarak hiçbir yere varamayız. Sorgulayıp üzerinde düşünmeden, önüne ne sürülürse seyreden, duyarsızlaşmış, duygusuzlaşmış, iyikötü program seçiciliğinden uzak bir TV izleyici kitlesi mevcut. Adeta bir zaman öldürme makinesine dönüşen TV karşısında katledilen saatler asla geri gelmeyecek olan en kıymetli hazinemiz olarak yok olup gidiyor. Giderek kronikleşen TV hastalığından kurtulmak için, "TV'siz bir yaşam, TV yerine kitap ve eğitici uğraşılar" sloganımız olmalıdır.
merhamet
07.09.2008, 15:44
selamün aleyküm.kendimce affınıza sığınarak bir öneride bulunabilirmiyim.zengin kesimin teşvikiyle bu medya bu kadar merhale katettiğine göre.biz inançlı insanların islami hayatı kendine şiar edinmiş ticaret erbabı nesiller yetiştirmesi gerekir.çünkü şikayet ettiğimiz kesim kendi inancına göre hareket ediyor ve kendine göre olumlu neticeler alıyor.bu durumda bize düşen ne deyip tedbirimizi almamız gerekir.selam ve dua ile...
selamün aleyküm.kendimce affınıza sığınarak bir öneride bulunabilirmiyim.zengin kesimin teşvikiyle bu medya bu kadar merhale katettiğine göre.biz inançlı insanların islami hayatı kendine şiar edinmiş ticaret erbabı nesiller yetiştirmesi gerekir.çünkü şikayet ettiğimiz kesim kendi inancına göre hareket ediyor ve kendine göre olumlu neticeler alıyor.bu durumda bize düşen ne deyip tedbirimizi almamız gerekir.selam ve dua ile...
Ticaret erbabı bu konu üzerine konu açtım.
Müslümanların Cem olup Ticarete atılmaları hakkında
Fakat çoğu konum gibi tahrikler oluştu ve çoğu kapandı.
vBulletin v3.7.3, Copyright ©2000-2009, Jelsoft Enterprises Ltd.