PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Fuzûlî, hayatı ve gazelleri



ISSIZ
13-07-2007, 16:39
Bekâ mülkün dilersen varını yok eyle dünya teg
Etek çek gördüğünden âfitâb-ı âlem-ârâ teg

Taalluk zulmetin tecrîd hurşidine kıl matla
Eğer âlemde bir gün görmek istersen Mesîhâ teg

Gönül her sûreti Şîrîn' e verme iç mey-i ma'nâ
Hazer kıl taşa çalma tîşeni Ferhâd-ı şeydâ teg

Refîkan olsa dilsiz cânver hem sakla râz ondan
Sakın sırrın düşürme dillere Mecnûn-ı rüsva teg

Yeter tavûs teg ucb ile kıl ârâyiş-i sûret
Vücudundan geçip âlemde bir ad eyle Anka teg

Güher tek kılma tağyîr-i tabî'at delseler bağrun
Karar et her hevâdan olma şûr-engîz deryâ teg

Fuzûlî kâinât asbâbının kıldım temâşâsın
Nedâmetsiz tena'um yok tasarrufsuz temâşa teg

***********

teg=>gibi
taalluk=>dünya ilgisi,masiva
hazer kıl-=>kaçın-
tîşen=>balta
cânver=>canavar
ucb=>ayıplanma,kınanma
tena'um=>nimet,gıdalanma
mey=>içki
refÎk=>arkadaş
Âfitâb=>güneş
ârâ=>süs
râz=>sır

******
**Eğer ebedi hayatın mutluluğunu istiyorsan, dünyayı örnek alıp onun gibi varlığını yok eyle ve alemin süsü olan güneş gibi gördüğün bütün kötülüklerden eteğini çek.

**Eğer dünyada Hz.İsa gibi bir gün görmek istiyorsan masiva denen karanlığın üzerine bir soyutlanmışlık güneşi gibi doğmalısın

**Gönlünü her şirin(tatlı,sevgili) suretliye kaptırma, işin hakikatini görmeye çalış! Aman ha âşık Ferhad giib baltanı taşa vurmaktan kaçın!

** Eğer arkadaşların dilsiz vahşiler bile olsa onlardan sırrını sakla ve sakın rezil Mecnûn gibi aşkını dillere düşürme!

**Tavus gibi kibirliliği ve süslenmeyi bırak! Şimdiye kadar bu yolda ettiklerin yeter. Vücudunu süslemekten vazgeç ve varlığından feragat et. Alemde "anka" gibir bir ad bırak.

**Bağrını dahi delseler inci gibi tabiatını dğiştirme. Bir yerde dur, deniz gibi her rüzgardan dalgalanma!

**Fuzûlî dünyada zevk ve sefa veren herşeyi gördüm,seyrettim. Bunların hepsi sonunda insana pişmanlık getiriyor. (Dünya nimetlerinin hepsinin sonunda pişmanlık vardır). Ancak onları elde etmeyi düşünmeden sadece karşıdan izlemek insana zevk verir ve bu zevkin sonunda pişmanlık olmaz.



(beyitlerin açıklamaları şahsıma aittir. sürç-i lisan ettiysem affola…)

ISSIZ
04-08-2007, 09:07
Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı

Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan
Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı

Gâmım pinhan tutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmen inanır mı inanmaz mı

Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyadır halkı efgânım gara bahtım uyanmaz mı

Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı


Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
Bana ta'n eyleyen gâfil seni görgeç utanmaz mı

Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı



****************

*Sevgili (ayrılık acısı,eziyetleriyle) beni candan usandırdı ama kendisi cefadan bıkmadı. Benim ahlarımdan çıkan kıvılcım ile felekler yandı da (gökler bana ağladı da) yazık ki muradımın mumu yanmadı (isteğim gerçekleşmedi)

*sevgili kendisine tutulu hastalığa düşen bütün aşıklarına dertlerinin devasını bağışladı gelin görün ki bana derman vermiyor. yoksa beni hasta mı saymıyor( aşıklarından mı saymıyor)

*Çektiğim aşk derdini ben gizli tutardım,etrafımdakiler git, derdini sevgiliye anlat dediler. anlatmasına anlatayım ama inanıp inanmayacağını bilmiyorum(ya inanmazsa diye de endişeleniyorum)

*Ayrılık gecesinde canım önce yanmaya başlar sonra ağlayan gözlerimden kanlı yaşlar akmaya başlar;ben bu acıyla ah-vah etmeye başlarım ve çığlıklarım herkesi uyandırır. Yazık ki kara bahtım hala uykuda....

*Ey sevgili!
senin yanağının gülüne karşı gözümden hep kanlı yaşlar akıtmaktayım.ancak bu bir gül mevsimidir ve gül mevsiminde akar suların bulanık akması doğaldır.(baharda sular bulanık akar)

*Başlangıta sana tutlmayı asla istemedim, aklımı başımdan sen aldın.(aşka düştüğüm için) beni ayıplayan gafiller acaba senin güzelliğini görünce (bana yaptıkları haksızlıktan dolayı) utanmayacaklar mı?

* Fuzuli, işi çılgınlığa vardırmış biridir. Bu yüzden halkın diline düşmüş, resil de olmuştur. Ey ona delilik yakıştırıp resil olduğunu vehm edenler sorun ona;bu nasıl bir sevdadır da Fuzuli bu sevdadan usanmamaktadır (bıkmamakta' akıllanmamaktadır)

********************
beyitlerin açıklamaları şahsıma aittir
sürç-i lisan ettiysek affola...

Hayrun_Nisa
18-08-2007, 21:06
Aşk Belasına At Beni Allahim

Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni
Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni

(Ya Rab aşk belasıyla içli dışlı kıl beni,
bir an bile ayırma aşk belasından beni)

Az eyleme inayetini ehl-i dertten
Yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni

(Az eyleme yardımını dertlilerden,
Yani çok aşk belaları ver bana)

Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın
Geldikçe derdine beter et müptelâ beni

(Gittikçe artır sevgilimin güzelliğini,
Bana gelince onun derdine daha çok müptela et beni)

Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni

(Onun ayrılığında öyle zayıflat beni ki
Saba yeli beni ona ulaştırabilsin)

Nahvet kılıp nasîb Fuzuli gibi bana
Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak bana beni

(Ya Rabbi bana Fuzuli gibi gurur verme
beni bana asla bırakma)

Fuzuli

SERGERDAN
07-11-2007, 13:00
Rahat ister tab' mihnetdir ibadet serteser,
Terk-i rahat rağbet-i minnet kılan mümtâz olur.
Ol sebebdendir ki küfr âsân olur İslâm asâ,
Arsa-i âlemde mülhid çok muvahhid az olur.

Fuzûlî
"İnsanın içi, tabiatı, nefsi rahat ister. Ama ibadetler, hepsi baştan aşağı mihnet ve meşakkattir; kolay değildir."
"Rahatını terkedip mihnete talib olan, mümtaz kul olur. Bu sebepten de küfür kolaydır, müslüman olmak zordur. Şu dünya üzerinde mülhid çoktur da, muvahhid az olur."
İşte bu bir sır, bu bir durum... Bu bizim dinimizi başkalarından ayıran ve bizi en güzel tarif eden şey bu...

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 08:48
FUZÛLδNİN YAŞAMI:

Fuzûlî´nin yaşamı üzerine çok fazla bilgi yoktur. Bağdat yakınlarında Hille veya Kerbela´da doğduğu tahmin edilmektedir. Asıl adı Mehmet´tir. Toplum bilimcilere göre Oğuz´ların Bayat aşiretindendir. Doğum tarihinin bilinmemesine karşın, ölüm tarihi 1556 yılıdır.

Türkçe divanının önsözünden öğrendiğimize göre, yaşamı boyunca Irak dışına çıkmamıştır. Bazı Farsça kaynaklara göre ömrünün büyük bölümünü halife Ali´nin Necef´deki mezarına hizmet ederek geçirmiştir. Bu hizmetinden dolayı Safevi hükümdarları tarafından ona bir aylık bağlanmıştır. Fakat günün birinde bilinmeyen bir sebeple bu aylığı kesilmiştir. Irak Safavi´lerin elindeyken Şah İsmail ve Safavi ileri gelenlerine şiirler sunan Fuzûlî, Irak´ın Osmanlı´ların eline geçmesiyle de Kanuni Sultan Süleyman ve Osmanlı ileri gelenlerine şiirler sunmuştur. Osmanlı´lar döneminde de Fuzûlî´ye dokuz akçelik bir aylık bağlanmıştır. Fakat Fuzûlî’nin o dönemin Nişancı paşasına gönderdiği Şikayet-nâme´sinden anlaşılıyor ki, Fuzûlî kendisine bağlanan bu aylığı hiçbir zaman alamamıştır. Her iki dönemde de değeri anlaşılamayan ve gereken önem verilmeyen şairin yaşamı yoksulluk içinde geçmiş, 1556 yılında Irak´ı kasıp kavuran veba salgınında ölmüştür.

Farsça ve Türkçe divanlarının önsözlerinden anlaşıldığına göre daha çocuk yaşta şiirle uğraşan Fuzûlî genellikle şiirlerini Azeri lehçesiyle yazmış. Ona göre divan edebiyatındaki şiir türlerinin en önemlisi gazeldir. O nedenle kendi gönlüne de gazeli seçmesini önermiştir.

Fuzûlî´nin şiirleri diğer divan şairlerinin şiirlerinden bambaşka bir özelliğe sahiptir. Onun şiirleri genellikle din dışı şiirlerdir. Bu şiirlerde çoğunlukla aşk teması işlenmiştir. Şair bir anlamda aşkı şiirlerinde metalaştırmış ve aşk derdinden mutlu olduğunu söylemiştir. Hatta bu dertten hiç kurtulmak istemediğini vurgulamıştır. Ayrıca Fuzûlî divan şiirinin bir özelliği olan söz sanatlarını en ustaca kullanmış bir şairdir. O nedenle gazelleri ve diğer şiirleri hayli süslü ve anlaşılması çok zor şiirlerdir.

İyi şiirin yalnızca bilimle elde edilebileceğine inanan Fuzûlî, bu düşüncesini Türkçe divanının önsözünde "İlimsiz şiir, temeli yok duvar gibi olur, temelsiz duvar da sonunda itibarsız olur" diye açıklar. Bu düşüncesini her zaman savunduğunu ve "ilimsiz şiirden ruhsuz kalıp gibi nefret ettiğini" vurgular.

Fuzûlî, Eski Türk Edebiyatı´nda ünü ve etkisi en yaygın olan şairlerden biridir. Azeri ve Çağatay lehçeleriyle yazan şairler üzerinde olduğu gibi, Türkiye lehçesiyle yazan pek çok divan, tasavvuf, halk ve modern Türk edebiyatının ilk dönem şairlerine de büyük etkisi olmuştur.

Yapıtları: Türkçe, Farsça ve Arapça üç divan, Leylî vü Mecnun mesnevisi, Kerbela olayını anlattığı nesir ve nazım karışımı Hadıkat-üs-Suada ve Şikayet -nâme adlı mansur mektuplardır.

Yapıtlarının bugünkü Türkçe ile basılmış örnekleri; Abdulbaki Gölpınarlı tarafından hazırlanmış Fuzuli Divanı, K. Akyüz - S. Yüksel -M. Cumbur tarafından hazırlanmış Türkçe Divan´ları vardır.

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 08:49
Fuzuli-Sukasidesi ve anlamı



- Saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü duduşan odlara kılmaz çare su

2- Ab gûndur gûnbed-i devvâr rengi bilmezem
Ya muhit olmuş gözümden gûnbed-i devvâre su

3- Zevk-i tiğinden aceb yoh olsa gönlüm çak çak
Kim mürûr ile bırağur rahneler divâre su

4- Vehm ilen söyler dil-i necrûh peykânın sözün
İhtiyât ile içer her kimde olsa yare su

5- Suya versun bâğban gülzârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün tek verse bin gülzare su

6- Ârızın yâdıyle nemnâk olsa müjgânım nola
Zâyi olmaz gül temannâsıyle vermek hâre su

7- Gam günü etme dilî bîmârdan tîğin dirîğ
Hayrdır vermek karangu gicede bîmâre su

8- İste peykânın gönül hicrinde şevkin sâkin et
Susuzam bir kez bu sahrâda benümçün are su

9- Men lebin muştâkıyam zühhâd kevser tâlibi
Nitekim meste mey içmek hoş gelûr hüşyâre su

10- Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr
Âşık olmuş gâlibâ ol serv-i hoş reftâre su

11- Su yolun toprağ olup ol kûydan dutsam gerek
Çün rakîbimdir dahi ol kûya koymam vare su

12- Dest bûsi ârzusuyle ölürsem dostlar
Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su

13- Sevr ser-keşlik kılur kumrî niyâzından meğer
Dâmenin duta ayağına düşe yalvere su

14- İçmek ister bülbülün kanın meğer bir reng ile
Gül budağının mizâcına gire kurtare su

15- Tinet-i pâkini ruşen kılmış ehl-i âleme
iktidâ etmiş tarîk-i Ahmed-i muhtâra su

16- Seyyid-i nev-i beşer deryâ-yi dürr-i istifâ
Kim sepüptür mucizâtı ateş-i eşrâre su

17- Hayret ilen parmağın dişler kim etse istimâ
Parmağından verdiği şiddet günü enâsere su

18- Dostu ger zehr-i mâr içse olur âb-i hayât
Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâre su

19- Hâk-i pâyine yetem der ömrlerdir muttasal
Başını taştan taşa urup gezer âvâre su

20- Bîm-i dûzah nâr-i gam salmış dil-i sûzânıma
Var ümidîm ebr-i ihsânın sepe ol nâre su

21- Yumn-i na´tinden güher olmuş Fuzûlî sözleri
Ebr-i nisandan dönen tek lâ´lü-i şehvâre su

22- Umduğum oldur ki rûz-i haşr mahrûm olmayan
Çeşme-i vaslın vere ben teşne-i dîdâre su


Su Kasidesi´nin günümüz Türkçe´sine uyarlanmış biçimi.

1- Ey göz, gönlümdeki ateşlere gözyaşlarından su serpme
Çünkü, böylesine tutuşan ateşlere su fayda etmez.

2- Bilmiyorum, dönen gökkubbe mi su rengindedir,
Yoksa gözyaşlarım mı gökyüzünü kaplamış?

3- Kılıç gibi bakışlarının etkisiyle gönlüm parça parça olsa şaşma,
Çünkü; su duvardan aka aka yarıklar oluştururur.

4- Yaralı gönül, senin ok atışlarına benzeyen kirpiklerinin sözünü korkarak söyler,
Yarası olanlar da suyu yavaş yavaş ve ihtiyatla içer.

5- Bahçıvan boşuna yorulmasın ve gül bahçesini sele versin,
Çünkü bin gül bahçesini sulasa senin yüzün gibi bir gülün açılmasına
olanak yoktur.

6- Gül isteyerek dikenine su vermek boşuna değildir,
Senin yanağını anarak kirpiklerim ıslansa ne olur?

7- Gam gününde hastaya gönülden kılıç gibi keskin bakışlarını esirgeme;
Çünkü karanlık gecede hastaya su vermek hayırlı bir iştir.

8- Gönül, sevgilinin oka benzeyen kirpiklerini arzula ve ondan ayrı olduğum zaman hasretimi dindir.
Susuzum, bu aşk sahrasında bir kez de benim için su ara.

9- Ben şiddetle dudağını arzuluyorum, sofularsa Kevser istiyorlar,
Tabii, sarhoşa şarap, ayıklara da su içmek hoş gelir.

10- Su, durmadan sevgilinin cennet bahçesine dönmüş yurduna doğru akıp gidiyor,
Galiba o da, o selvi boylu güzele aşık olmuş.

11- Toprak olup sevgilininin yurduna giden suyun önünü kesmeliyim,
Çünkü su benim rakibim olmuştur, onu oraya gitmesini önlemeliyim.

12- Dostlarım, onun elini öpmek arzusuyla ölürsem,
Toprağımdan bir testi yapın ve sevgiliye onunla su verin.

13- Selvi, kumrunun yalvarmasına inatla karşı çıkıyor,
Su, selvinin çevresinde dolanıp yalvarsın da onu bu inatçılıktan
vazgeçirsin.

14-Gülün budağı güle renk vermek için hile ile bülbülün kanını içmek
istiyor,
Su gülün gövdesine yürüyüp yalvarsın da, zavallı bülbülü kurtarsın.

15- Su olmazı oldurmuş, Hazreti peygamberin yoluna girerek,
tertemiz doğasını insanlık alemine göstermiştir.

16- İnsanların ulusu Muhammed, seçkinlik incisinin denizidir ki;
Onun mucizeleri kötülerin ateşine su serpip söndürmektedir.

17- Kızgın bir günde Muhammed´in yanındakilere parmağından su verdiğini,
Kim işitse hayret eder ve şaşırır.

18- Muhammed´e gönül veren, onun dostu olan yılan zehri içse hayat suyu olur,
Onun düşmanları ise tatlı su içse yılan zehiri olur.

19- Ömürler süren yıllardır ki, su başını taştan taşa vurarak bir avare gibi gezer,
Bütün amacı peygamberin mezarına ulaşabilmektir.

20- Cehennem korkusu yanık gönlüme gam ateşi salmıştır,
Fakat, peygamberin ihsanının bulutunun su serperek o ateşi
söndüreceğini umuyorum.

21-Fuzuli´nin sözleri, seni övmenin bereketiyle nisan yağmurundan düşüp büyük incilere dönen
o yağmur damlaları gibi inci olmuştur.

22- Umduğum şudur; kıyamet gününde yüzünü görmekten yoksun olmayayım,
ve sana kavuşmakla hasretimin yangınını söndürmüşcesine su içmiş

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 08:51
Fuzûlî’nin gazellerinden bir örnek:


1- Hâsılım yoh ser-i kûyunda belâdan gayrı

Garazım yoh reh-i aşkında fenâdan gayrı

2- Ney-i bezm-i gamem ey âh ne bulsan yele ver

Oda yanmış kuru cismimde hevâdan gayrı

3- Yetti bîkesliğim ol gaayete kim çevremde

Kimse yoh çevrile girdâb-ı belâdan gayrı

4- Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge

Ne açar kimse kapım bâd-i sebâdan gayrı

5- Bezm-i aşk içre Fuzûlî nice âh eylemeyen

Ne temettu bulunur bende sadâdan gayrı



Açıklaması:

1-Senin sokağının başında beladan başka elde ettiğim (bir şey) yok -aşkının yolunda yok olmaktan (ölmekten) başka da bir amacım yok.

2-Ey ah! Gam (hüzün) meclisinin ney´iyim, ateşe yanmış kuru vücudumda arzudan başka ne bulursan yele ver (savur) dağıt.

3-Kimsesizliğim o dereceye vardı ki, çevremde -bela girdabından başka dönen kimse yok.

4-Bana, ne gönül ateşinden başka kimse yanar, -ne de tan yelinden başka kimse kapımı açar.

5-Fuzûlî! Aşk meclisinde nasıl ah etmeyeyim? -bende sesten başka ne kâr bulunur.




1 bende mecnundan füzun aşıklık istidadı var
aşık-ı sadık benem mecnunun ancak adı var

2 kıl tefahür kim senin hem var ben tek aşıkın
leylanin mecnunu şirinin eğer ferhadı var

3 ehl-i temkinem beni benzetme ey gül bülbüle
derde sabrı yok anın her lahza bin feryadı var

4 öyle bed-halem ki ahvalim görende şad olur
her kimin kim dehr cevrinden dil-i naşadı var

5 gezme ey gönlüm kuşu gafil feza-yı aşkta
kim bu sahranın güzer-gahında çok sayyadı var

6 ey fuzuli aşk men'in kılma nasihten kabul
akl tedbiridir ol sanma ki bir bünyadı var


Açıklama

1 bende mecnundan daha fazla aşıklık özellikleri var
sadık olan aşık benim, mecnunun sadeece adı var

2 ben senin aşığınım ki bununla övünmelisin
nasıl leylanın mecnunu şirinin ferhadı var

3 aklım başımda ey gül beni bülbüle benzetme
onun derde sabrı yok her an feryadı var

4 öyle kötü haldeyim ki halimi görenler mutlu olur
zamanın çarkından kimin neşesiz bir gönlü varsa

5 ey gönlümün kuşu, aşk aleminde boş boş gezme
cunku bu alemin her yolunda birçok avcısı var

6 ey fuzuli! aşkı yasaklayan nasihatçıya uyma
o aklın tedbiridir sanmaki onun bir temeli var






Gazel -Ya Râb
1-Benim tek hîç kim zâr ü perişân olmasın yâ Rab
Esîr-i derd-i aşk u dâğ-ı hicrân olmasın yâ Rab

2-Demâdem cevrlerdir çektiğim bî-rahm bütlerden
Bu kâfirler esiri bir müselmân olmasın yâ Rab

3-Görüp endîşe-i katlimde ol mâhı budur derdim
Ki ol endîşeden ol meh peşîmân olmasın yâ Rab

4-Çıkarmak etseler tenden çekip peygânın ol servin
Çıkan olsun dil-i mecrû peygân olmasın yâ Rab

5-Cefâ vü cevr ile mu’tâdım anlarsız nolur hâlim
Cefâsına had ü cevrine pâyân olmasın yâ Rab

6-Demen kim adli yok yâ cevri çok her hâl ile olsa
Gönül tahtına andan özge sultân olmasın yâ Rab

7-Fuzûlî buldu genc-i âfiyet meyhâne küncünde
Mübârek mülktür ol mülk vîrân olmasın yâ Rab

Günümüz Türkçesiyle

1-Ey Tanrı'm!hiç kimse benim gibi inlemesin ve perişan olmasın;aşk derdinin ve ayrılık yarasının esiri olmasın,ey Tanrı'm!
2-Merhametsiz putlardan (yani:güzellerden) daima cefa çekiyorum;ey Tanrım!bir Müslüman bu kâfirlerin esiri olmasın.
3-O ayın (yani:ay yüzlü güzelin) beni öldürmeyi düşündüğünü gördüm:derdim budur:o ay, o düşünceden pişman olmasın ey Tanrım!
4-O selvinin (yani:selvi boylunun) okunun temrenini vücuttan çekip çıkarmak isteseler,yaralı gönül çıksın,fakat ok temreni çıkmasın,ey Tanrım!
5-Cevir ve cefaya alışığım,onlarsız halim ne olur!Cefasına sınır,cevrine son olmasın ey Tanrım!
6-Adaleti yok,zulmü çok demeyin;nasıl olursa olsun,gönül tahtına ondan başka sultan olmasın ,ey Tanrım!
7-Fuzulî meyhane köşesinde âfiyet hazinesi buldu (yani:esenlik,eminlik buldu),o mülk mübarek mülktür,viran olmasın,ey Tanrım!




GAZEL-BAK

Reng-i rûyundan dem urmuş sâgarı sahbâya bak
Âftab ile kılur da’vî tutulmuş ayâ bak

Şem’ bâşından çıkarmış dûd-ı şevk-ı kâkülün
Böyle kûteh ömr ile başındaki sevdâya bak

Sînemi çâk eyle gör dil iztırâbın aşktan
Revzen aç her dem hevâdan mevc uran deryâya bak

Ey Fuzûlî her nice nâsıh seni men’ eylese
Bakma anın kavline bir çehre-i zîbaya bak

Günümüz Türkçesiyle

1-Şarap kadehine bak;sevgilinin yüzünün renginden bahse kalkmış;tutulmuş aya (yani:şarap kadehine) bak;güneşle davaya girişmiş.

2-Mum,sevgilinin saçlarını özlemiş, o özleyişin dumanını başından çıkarmış (yani:o özleyişle tütmeye koyulmuş).Böyle kısa bir ömürle başındaki sevdaya bak.

3-Göğsümü yar da gönlümün aşkla nasıl çırpındığını gör;pencere aç da her solukta havadan dalgalanan denize bak.

4-Ey Fuzuli,öğütçü ne kadar seni yasaklasa da,onun sözüne bakma,güzel bir yüze bak.
Fuzûlî




GAZEL-GÖRÜNÜR
Serv-i âzâd kadinle bana yeksan görünür
Neye ser-geşte olan baksa hırâman görünür

Can görünmez deseler tende inanmam nitekim
Lûtftan her nice baksam tenine can görünür

Derdim ahvâlimi cânâna kılam arz velî
Görebilmem özümü anda ki cânân görünür

Ne keman-dârsın ey meh ki atıp gamze okun
Yıktığın saydda ne zahm ne peygân görünür

Bir sanem zülfüne gûyâ ki veriptir gönlün
Ki Fuzuli’nin eyen hâli perişan görünür



Günümüz Türkçesiyle

1-Hür selvi (yani:alabildiğine uzanmış selvi), ban,seninle aynı boyda görünür.Başı dönen neye baksa dönüyor,yürüyor görünür.

2-Bedende can görünmez deseler inanmam;çünkü lûtuftan(yani:lûtfedip bana göründüğün zaman,yahut vücudumdaki letâfet yüzünden)bedenine ne kadar baksam bana can görünür.

3-Hallerimi sevgiliye bildireyim derdim:ama sevgili görününce kendimi göremem ki.

4-Ey ay (yani:ay yüzlü), ne okçusun ki,bakış okunu atıp yıktığın avda ne yara görünür,ne ok temreni.

5-Güya bir putun (yani:güzelin) saçlarına gönlünü vermiş;çünkü Fuzuli’nin hâli,perişan görünür.

Fuzûlî


Gazel - Usanmaz mı?
Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan muradım şem’i yanmaz mı

Kamu bâmarına cânan devâ-yı derd eder ihsan
Niçin kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı

Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-ı giryânım
Uyarır halkı efgaanım kara bahtım uyanmaz mı

Gül-i ruhşârına karşu gözümden kanlı akar su
Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı

Gamım pinhan dutardım ben dediler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmem inanır mı inanmaz mı

Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
Bana ta’n eyleyen gafil seni görgeç utanmaz mı

Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı


Günümüz Türkçesiyle:

1-Sevgili beni candan usandırdı,cefadan usanmaz mı?Âhımdan gökler yandı,dileğimin mumu yanmaz mı?

2-Sevgili,bütün hastalarının derdine ilaç veriyor,bana niçin ilaç vermiyor?Beni hasta sanmıyor mu?

3-Ayrılık gecesinde canım yanar,ağlayan gözüm kanlı yaş döker,feryadım halkı uyandırır,kara bahtım uyanmaz mı?

4-Yanağının gülüne karşı gözümden kanlın su akar (yani:kan ağlarım); sevgilim!Bu gül mevsimidir,akar sular bulanmaz mı?

5-Ben gamımı gizli tutardım,”sevgiliye aç” dediler,desem o vefasız acaba inanır mı?İnanmaz mı?

6-Ben sana meyletmiş değildim,aklımı sen yok ettin;beni kınayan gafil seni görünce utanmaz mı?

7-Fuzuli çılgın bir rinttir,daima halkın diline düşmüştür;sorun ki bu nasıl sevdadır?Bu sevda dan usanmaz mı?

Fuzûlî

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 08:54
Gazel - Gayrı
Hâsılım yok ser-i kûyunda belâdan gayrı
Garazım yok reh-i aşkında fenâdan gayrı

Ney-i bezm-i gamem ey âh ne bulsan yele ver
Oda yanmış kuru cismimde hevadan gayrı

Perde çek çehreme hicran günü ey kanlı sirişk
Ki gözüm görmeye ol mâh-likaadan gayrı

Yetti bî-kesliğim ol gaayete kim çevremde
Kimse yok çizgine girdâb-ı belâdan gayrı

Ne yanar kimse bana âteş-i dilden özge
Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayrı

Bezm-i aşk içre Fuzûlî nice âh eylemeyem
Ne temettu’ bulunur bende sadâdan gayrı

Günümüz Türkçesiyle:

1- Senin bulunduğun yerde belâdan başka elde ettiğim şey yok;aşkının yolunda yok olmaktan başka bir maksadım yok.

2-Ey âh!gam meclisinin ney’iyim,ateşe yanmış kuru vücudumda arzudan (veya:havadan) başka ne bulursan yele ver (yani:savur,dağıt).

3-Ey kanlı gözyaşı!ayrılık günü yüzüme perde çek ki gözüm o ay yüzlüden başka bir şey görmesin.

4-Kimsesizliğim o dereceye vardı ki,çevremde belâ girdabından başka dönen kimse yok.

5-Bana ne gönül ateşinden başka kimse yanar,ne de tan yelinden başka kimse kapımı açar.

6-Fuzuli!aşk meclisinde nasıl âh etmeyeyim?Bende sesten başka ne kâr bulunur?

Fuzûlî



Gazel - İçindir
Âh eylediğim serv-i hırâmânın içindir
Kan ağladığım gonce-i handânın içindir

Ser-geşteliğim kâkül –i müşkınin ucundan
Âşüfteliğim zülf-i perîşânın içindir

Bîmâr tenim nerkis-i mestin eleminden
Hûnin ciğerim lâ’l-i dür-efşânın içindir

Yaktım tenimi vasl günü şem’ tek ammâ
Bil kim bu tedârük şeb-i hicrânın içindir

Kurtarmağa yağmâ-yı gamından dil ü cânı
Sa’yim nazar-ı nerkis-i fettânın içindir

Can ver gönül ol gamzeye kim bunca zamandır
Cân içre seni sakladığım ânın içindir

Vâiz bize dün dûzahı vasf etti Fuzûlî
Ol vasf senin külbe-i ahzânın içindir

Günümüz Türkçesiyle:

1-Âh edişim,salınarak yürüyen selvin (yani:selvi boyun) içindir,kan ağlayışım gülen koncan (yani:konca gibi ağzın) içindir.

2-Başımın dönmesi mis kokulu kâkülündendir;perişanlığım perişan saçın içindir.

3-Sarhoş nerkisinin (yani:süzgün gözünün) derdinden vücudum hastadır,inci saçan lâ’lin (yani:arasından inci gibi dişlerin görünen lâ’l gibi kırmızı dudakların) için ciğerim kanlıdır.

4-Kavuşma günü vücudumu mum gibi yaktım;bil ki,bu hazırlık senin ayrılık gecen içindir.

5-Gönül ve canı gamını yağmasından kurtarmağa çalışmam,fettan nerkisine (yani:nerkis gibi gözüne) feda etmek içindir.

6-Gönül! O süzgün bakışa can ver ki,bunca zamandır seni onun için canımın içinde saklıyorum.

7-Fuzuli!vaiz bize dün cehennemin nasıl olduğunu anlattı,o anlattıkları kulübesi içindir (yani:senin gam yuvası olan kulübene uygun düşmektedir.)




Gazel - Beni
Yâ Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni
Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni

Az eyleme inayetini ehl-i derden
Ya’ni ki çok belâlara kıl mübtelâ beni

Oldukça ben götürme belâdan irâdetim
Ben isterim belâyı çü ister belâ beni

Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın
Geldikçe derdine beter et mübtelâ beni

Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkin ola yetürmek sabâ beni

Nahvet kılıp nasîb Fuzûlî gibi bana
Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak bana beni

Günümüz Türkçesiyle:

1-Ey Tanrı!beni aşk belasıyla bildik et,beni aşk belasından bir an ayrı bırakma.
2-Yardımını dertlilerden eksiltme,yani beni çok belalara düşür.
3-Ben var oldukça dileğimi belâdan ayırma,çünkü ben belâyı isterim,belâ beni ister.
4-Sevgilimin güzelliğini gittikçe çoğalt,geldikçe de derdine beni daha beter düşkün et.
5-Onun ayrılığı ile vücudumu o kadar zayıflat ki,yelin beni ona kavuşturması mümkün olsun.
6-Ey Tanrı!bana Fuzuli gibi kibirlilik verip de beni bana bağlama

Gazel - Küfr-i Zülfün




Küfr-i zülfün salalı rahneler îmânımıza
Kâfir ağlar bizim ahvâl-i perîşânımıza

Seni görmek müteazzir görünür böyle ki eşk
Sana baktıkça dolar dîde-i giryânımıza

Cevr-i çok eyleme kim olmaya nâgeh tükene
Az edip cevr ü cefâlar kılasın cânımıza

Eksik olmaz gamımız bunca ki bizden gam alıp
Her gelen gamlı gider şâd gelip yanımıza

Gam-ı eyyâm Fuzûlî bize bîdâd etti
Gelmişiz acz ile dâd etmeğe sultânımıza

Günümüz Türkçesiyle:

1-Saçının kâfirliği (veya:karalığı) imanımıza yarıklar açalı,bizim perişan halimize kâfir ağlar.

2-Seni görmek imkânsız görünür,çünkü sana baktıkça ağlayan gözümüze gözyaşı dolar.

3-Cevri çoğaltma,belki birdenbire tükenir;cevri azaltıp canımıza her zaman cevir ve cefalar et.

4-Gamımızı eksik olmaz,o kadar ki,yanımıza neşeli gelen herkes bizden gam alıp gamlı gider.

5-Fuzuli!günlerin (zamanın) gamı bize zulüm etti;bunalmışız da sultanımıza adalet istemeğe (veya:feryat etmeğe) gelmişiz.
Fuzûlî


Seçme Beyitler ve Mısralar
1
Ger derse Fuzûlî ki güzellerde vefâ var
Aldanma ki şâir sözü elbette yalandır

2
Dest-bûsî ârzusuyla ölürsem dûstlar
Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su

3
Gâh Mecnun gâh ben devr içre nevbet bekleriz

4
Çekme dâmen nâz edip üftâdelerden vehm kıl
Göklere açılmasın eller ki dâmânındadır

5
Ey Fuzûlî kalmışım hayrette bilmem neyleyim
Dehr zâlim baht nâ-fermân gam çok ömür az

Günümüz Türkçesiyle:

1)Fuzuli eğer “güzellerde vefa var” derse, aldanma ki şair sözü elbette yalandır.

2)Dostlar!onun elini öpmek arzusuyla ölürsem, toprağımdan testi yapın,onunla sevgiliye su sunun.

3)Devir içinde kâh Mecnun, kâh ben nöbet bekleriz.

4)Sana düşkünlerden, nazlanarak eteğini çökme.Kork eteğinde olan eller göklere açılmasın (âşıkların ilenmesin sana!)

5)Ey Fuzuli!şaşırmış kalmışım, bilmem neyliyeyim. Zaman zalim, baht buyruğuma uymuyor, gam çok,ömür az.
Fuzûlî

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 08:56
GAZEL

Beni candan usandırdı cefadan yar usanmaz mı?
Felekler yandı âhımdan muradım şem’i yanmaz mı?

Kamu bimarına canan deva-yı derd eder ihsan
Niçin kılmaz bana derman beni bimar sanmaz mı?

Şeb’i hicran yanar canım, döker kan çeşm-i giryanım
Uyarır halkı efgaanım kara bahtım uyanmaz mı?

Gül-i ruhsarına karşı gözümden kanlı akar su
Habibim faslı güldür bu akar sular bulanmaz mı?

Gamım pinhan dutardım ben, dediler yare kıl rûşen
Desem ol bîvefa bilmen inanır mı inanmaz mı?

Değildim ben sana mail sen ettin aklımı zail
Bana ta’n eyleyen gaafil seni görgeç utanmaz mı?

Fuzuli rind-i şeydadır hemîşe halka rüsvadır
Sorun kim bu ne sevdadır bu sevdadan usanmaz mı?


GAZEL

Ya Rab, belâ-yı aşk ile âşinâ kıl meni
Bir dem belâ-yı ışkdan kılma cüda meni

Az eyleme inayetini ehl-i derdden
Ya'ni ki çok belâlara kıl mübtela meni

Oldukça men götürme belâdan irâdetim
Men isterem belâyı çü ister belâ meni

Temkinimi belâ-yı mahabbetde kılma süst
Tâ dost ta'n edüp demeye bî-vefa meni

Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın
Geldikçe derdine beter et mübtelâ meni

Öyle zâif kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkin ola yetürmek sabâ meni

Nahvet kılub nasîb Fuzûlî gibi mana
Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak mana meni



GAZEL


Eyle ser-mestem ki idrâk etmezem dünya nedür
Men kimem sâkî olan kimdür mey ü sahba nedür

Gerçi cânândan dîl-i şeyda içün kâm isterem
Sorsa cânân bilmezem kâm-ı dîl-i şeyda nedür

Vasldan çün âşıkı müstağnî eyler bir visal
Âşıka mâşukdan her dem bu istiğna nedür

Hikmet-i dünya vü mâfiha bilen ârif degül
Ârif oldur bilmeye dünya vü mâfiha nedür

Âh u feryâdun Fuzûlî incidübdür âlemi
Ger belâ-yı ışk ile hoşnûd isen gavga nedür



GAZEL

Hansı gülşen gülbün-ü serv-i hırâmânunca var
Hansı gülbün üzre gonca la'l-i handânunca var
Hansı gülzâr içre bir gül açılur hüsnün kimi
Hansı Gül bergi leb-i lâl-i dür-ebşânunca var
Hansı bâgun var bir nahli kadün teg bâr-ver
Hansı nahlün hâsılı sib-i zenahdânunca var
Hansı hûnî sen kimi cellâda olmuşdur esîr
Hansı cellâdun kılıcı nevk-i müjgânunca var
Hansı bezm olmuş münevver bir kadün teg şem'den
Hansı şem'ün şu'lesi ruhsâr-ı tâbanunca var
Hansı yerde tapılır nisbet sana bir genc-i hüsn
Hansı gencün ejderi zülf-i perîşânunca var
Hansı gülşen bülbülün derler Fuzûlî sen kimi
Hansı bülbül nâlesi feryâd ü efgânunca var



GAZEL

Ney kimi her dem ki bezm-i vaslünı yâd eylerem
Tâ nefes vardur kuru cismümde feryâd eylerem
Rûz-ı hicrândur sevin ey murg-ı rûhum kim bugün
Bu kafesden men seni elbette azâd eylerem
Vehm edüp tâ salmaya sen mâha mihrin hiç kim
Kime yetsem cevr-ü zulmünden ana dâd eylerem
Kan yaşum kılmaz vefâ giryân gözüm isrâfına
Munca kim her dem ciğer kanından imdâd eylerem
ıncimen her nice kim ağyâr bî-dâd eylese
Yâr cevri içün gönül bî-dâda mutâd eylerem
Bilmişem bulman visâlinlik bu ümmîd ile
Gâh gâh öz hatır-ı nâ-şâdumı şâd eylerem
Levh-i âlemden yudum eşk ile Mecnûn adını
Ey Fuzûlî men dâhi âlemde bir ad eylerem



GAZEL

Bilmez idüm bilmek ağzun sırrını düşvâr imiş
Ağzunı derlerdi yoh dedüklerince var imiş
Âciz olmuş yakmağa âhı ile kûhu Kûh-ken
Neylesün miskin anun 'ışkı hem ol mikdâar imiş
Daşa çekmiş halk içün Ferhâd şîrîn suretin
'Arza kılmış halka mahbûbun 'aceb bî-'ar imiş
Ka'be ihrâmına zâhid dediler bel bağladı
Eyledüm tahkîk anun bağlanduğı zünhâr imiş
'Ömrlerdir eylerem ahvâl-i dünyâ imtihân
Nakd-i 'ömr ü hâsıl-ı dünyâ hemün bir yar imiş
Zevk-i dîdârı ile dir-dârun yoh etdüm varumı
Devlet-i bâkî ki derler devlet-i dîdâr imiş
Dün Fuzûlî 'ârızun görgeç revân tapşurdu cân
Lâf edüp derdi ki cânum var emânet-dâr imiş




GAZEL

Kad enâr el-aşk-ı li'l-'uşşâkı minhâci'l-hüdâ
Salik-i râh-i hakikat aşka eyler iktida
Aşktır ol neş'e-i kâmil kim andandır müdâm
Meyde teşvir-i hararet neyde te'sir-i sadâ
Vâdi-i vahdet hakikatte makâm-i aşktır
Kim müşahhas olmaz ol vadide sultândan geda
Eylemez alvet-sarây-i sırr-i vahdet mahremi
Âşıkı ma'şuktan ma'şuku âşıktan cüda
Ey ki ehl-i aşka söylersen melâmet terkin et
Söyle kim mümkin midir tağyîr-i takdîr-i Hudâ
Aşk kilki çekti hat levh-i vücûd-i âşıka
Kim ola sâbit Hak isbâtında nefy mâ'ada
Ey Fuzûli intihâsız zevk buldun aşktan
Böyledir her iş ki Hak adiyle kılsan ibtida
Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib!
Kılma derman kim, helakim zehri dermanındadır
Ol yire varanı eylesun Hak cennetmekan
Anın meni her daim şen olasız duada



GAZEL

Gönülde bin gâmım vardır ki pinhân eylemek olmaz
Bu hem bir gam ki il ta'nından efgân eylemek olmaz
Ne müşkil derd olursa bulunur âlemde dermânı
Ne müşkil der imiş aşkın ki dermân eylemek olmaz
Fena mülküne çok azm etme ey dil çekme zahmet kim
Bu tedbîr ile def'i derd-i hicrân eylemek olmaz
Sakın gönlüm yıkarsın pendden dem urma ey nâsih
Hevâ-yi nefs ile bir mülkü vîran eylemek olmaz
Dehânın üzre lâ'lin istemiş dil def-i müşkildir
Görünmez hiç cürmü yok yere kan eylemek olmaz
Du'âlar eylerim benden yana bir dem güzâr etmez
Ne çâre sihr ile servi hırâman eylemek olmaz
Fuzûlî âlem-i kayd içre sen dem urma aşkından
Kemâl-i cehl ile da'vây-i irfân eylemek olmaz

kasvetli
31-01-2008, 09:00
Emek vermişssiniz Allah razı olsun paylaşım için şu an vaktim yok ama akşam inşallah okurum.Fuzuli hakkında bir şey merak edersek artık sizi rahatsız ederiz.

dantellektuel
31-01-2008, 09:05
Acının kendisini terbiye etmesinden zevk alan büyük şair. Şiiri bana sevdiren zat. Şiirdeki önderim ve pirim.

Ne yanar kimse bana ateşi dilden özge
Ne kimse kapımı çalar bad-ı sabadan gayri...

Sabah rüzgarına dahi bir misyon ve bir mana yükleyen büyük zat. Arkana dönüp bakarsan beni seni takip edenlerin ilk safında göreceksin...

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 09:56
Bu acılı aşk ve ıstırap serüveni Arap edebiyatından daha ziyade İran ve Türk edebiyatlarında akis bulmuş ve nihayet en güzel ve muhteşem meyvasını şairimiz Fuzûlî’nin kaleminden vermiştir. Eser 1535 yılında yazılmıştır.

Fuzûlî. Leylâ ve Mecnûn’unu hangi duygularla kaleme aldığını şu kıtalarla söyler:

Dutsam taleb-i hakîkate râh-ı mecaz
Efsâne behânesiyle arz etsem râz
Leylî sebebiyle vasfun etsem âğâz
Mecnûn dili ile etsem ızhâr-ı niyâz

Açıklama : (Ey Tanrı), hakikat arzusu ile, mecaz yolunu tutup da, hikaye söylemek bahanesiyle sırları açıklasam… Leylâ vasıtasıyla senin sıfatlarını söylemeye başlasam ve Mecnun’un dili ile sana olan ihtiyacımı ortaya koyup yalvarsam…

Mesnevi bölümler halinde ilerliyor her konuyu baş tarafa yazacağım. Mesnevi tam t¤¤¤¤¤ 3098 beyittir. Umarım ömrümüz yeter buraya yazmaya.Şimdi sözü Üstad’a bırakalım.

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 09:57
DÂSTÂN-I LEYLÎ vü MECNÛN



1. Konu




Bu hazret-i İzzetden ızhâr-ı hamd ile istimdâd-ı hus'ül-i metâlibdür ve Âsâr-ı şükr ile istid'â-yı setr-i meâyibdür



Açıklama : Yüce Allah'tan, Hamd ile Arzuların Gerçekleşmesini Dileme ve Şükür ile Kusurların Örtülmesini isteme.


1. Beyit :
Elhamdü livâhibi'i-mekârim
Ve'ş-şükrü lisahibi'l-merâhim

Açıklama :Keremler bağışlayan ve merhametler sahibi olan ( Allah'a) hamd ve şükür olsun.


2. Beyit :
Veh've'l-ezeliyyü fi'l-bidâye
Veh've'l-edebiyyu fi'n-nihâye

Açıklama : O, başlangıç olarak ezelî, ve sonuç bakımından ebedîdir.

3. Beyit :
Kad şâa bisun'ihî beyâneh
Mâ a'zamu fi'l-bakâi şâneh

Açıklama : Bakilikte şanı çok yüce olan (Allah) ın beyanı, kudretinin eseri olarak cihana yayıldı.

4. Beyit :
Sübhânallah zihî hudâvend
Bîşibh u şerîk u misl u mânend

Açıklama : Subhanallah!.. Benzeri, ortağı misli ve menendi bulunmayan ve yüce bir efendi!..

5. Beyit :
Meşşâta-i nev-arûs-i âlem
Gevher-keş-i silk-i nesl-i Âdem

Açıklama : (O), âlemin taze gelininin yüzünü süsleyen, Âdem nesli ipliğini incilerle donatan (dır)

6. Beyit :
Sarrâf-ı cevâhir-i hakâyık
Keşşâf-ı gavâmız-ı dekâyık

Açıklama : Hakikatler cevahirinin sarayı; ince nükte sırlarının aralayıcısı(dır)

7. Beyit :
Peydâ-kun-i her nihan ki bâşed
Pinhan-kun-i her iyan ki bâşed

Açıklama : Gizli olan her şeyi açığa çıkaran, her açık olan şeyi de gizleyen(dir)

8. Beyit :
Mi'mâr-ı binâ-yı âferiniş
Sîr-âb-kun-i riyâz-ı bîniş

Açıklama : Yaratılış binasının mimarı, basiret çimenleri(nin çiçekleri) ni sulayıp besleyen(dir)

9. Beyit :
Yârab mededî ki derd-menden
Aşufte vu zâr u mustmenden

Açıklama : Ya Rab, elimden tut ki; dertliyim, düşkünüm; ağlayıp inliyorum, kederliyim!..

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 09:57
10. Beyit :
Ez feyz-i huner haber nedârem
Cuz bîhunerî huner nedârem

Açıklama : Hünerin feyzinde habersizim; hünersizlikten gayrı yok bir hünerim.

11. Beyit :
Şugl-i acebî girifteem pîş
Pîş u pes-i û tamâm teşvîş

Açıklama : (Öyle) şaşılacak bir işe giriştim ki; başı sonu bütünü ile sıkıntı ve endişe...

12. Beyit :
Sengîst berâhem ûftâde
Bahrîst merâ hirâs dâde

Açıklama : (Sanki) yolumun üzerine bir taş düşmüş; yahut karşıma korku veren bir deniz çıkmıştır.

13. Beyit :
Tevfîk-i tuem eger nebâşed
Ver lutf-ı tu râhber nebâşed

14. Beyit :
Muşkil ki der in girîve-i teng
la'lî beder ârem ez dil-i seng

15. Beyit :
Muşkil ki mûrad ruh numâyed
Zin bahr durî bedestem âred

Açıklama 13-15 : Eğer senden bir yardım gelmez, ve eğer senin lutfun bana rehber olmazsa; taşın bağrından bir lâ'l çıkarabilmem güç; muradımın yüzünün görünüpte bu denizden elime bir inci geçmesi müşküldür.

16. Beyit :
An nun ki dilem furûg gîred
Levham rakam-ı safâ pezîred

Açıklama : (Ya Rab!) içimin aydınlandığı ve gönlümün aynasının parladığı şeyi lutfet!

17. Beyit :
Âyine-i hâtıram şeved pâk
Rûşen gerbed çerâg-ı idrâk

18. Beyit :
Kufl-i der-i ârzû bitâbem
Her çîz taleb kunem biyâbem

19. Beyit :
Bahşed beriyâz-ı devletem âb
Ebr-i kerem-i Rasûl u ashâb

Açıklama 17-18-19 : (Böylelikle) gönlümün aynası parlasın ve anlayışımın çerağı aydınlansın da; arzu kapımın kilidini açayım ve ne istersem elde edeyim; bahtımın bahçesini Peygamber'in ve ashabının kerem bulutu sulasın.

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 09:58
2. Konu

Bu şükûfe-i gülzâr-ı tevhîddür ve Nev-bâve-i bûstân-ı temcîddür

Açıklama : Tevhid Bahçesinin Çiçeği ve Allah'ı Ululama Bostanının Taze Yemişi

20. Beyit :
Ey mûnis-i ehl-i zevk yâdun
Ebvâb-ı emel kilîdi adun

Açıklama : Ey, zevk sahiplerinin yoldaşı ve adın emel kapılarının kilidi olan (Tanrı)!

21. Beyit :
Ey genc-i atâ tılısmı ismün
Sen genc-i nihan cihan tılısmun

Açıklama : Ey, ismin bağış hazinesinin tılsımı ve zatın o tılsımın gizli hazinesi olan (Tanrı) !

22. Beyit :
Ey cûd-ı vücûdı kevne vâhib
Zâtı kimi i'tirâfı vâcib

Açıklama : Ey kâinata varlık lutfunu bağışlayan ve zatı gibi, varlığının itirafı da vacib olan (Tanrı)!

23. Beyit :
Ey silsile-i vücûda eâzım
Rezzâk-ı erâzil ü eâzım

Açıklama :Ey varlık sistemini düzenleyen ve hem rezillere, hem de yüksek ruhlu insanlara rızkını veren (Tanrı)!

24. Beyit :
Ey perde-keş-i rümûz-ı mübhem
Müstahfız-ı intizâm-ı âlem

Açıklama :Ey anlaşılmaz remizlere perde çekip âlemin nizamını koruyan!

25. Beyit :
Ey mûnis-i hâtır-ı perîşân
Bîcân olana muhabbetün cân

Açıklama :Ey perişan gönlün yakını! Ey, muhabbeti cansızlara can olan!

26. Beyit :
Ey nakş-tırâz-ı safha-i hâk
Sâhib-rakam-ı hutût-ı eflâk

Açıklama :Ey toprağın zemini nakışlarla süsleyen ve göklerin sayfasına yazılar yazan!..

27. Beyit :
Ey muhtesib-i cihât-ı erkân
Kân-ı güher-i vücûb ü imkân

Açıklama : Ey dört cihetin hesabını tutan (ve ey) vücûb ve imkân cevherinin maden ocağı!

28. Beyit :
Ey mebde'-i feyz-i âferîniş
Senden rûşen çerâg-ı bîniş

Açıklama :Ey yaratılış feyzinin kaynağı! İdrak çerağı senin nurundan tutuşmuştur.

29. Beyit :
Ey perde-i mâsivâ nikâbun
Senden özge senün hicâbun

Açıklama : Ey, masiva perdesi yüzünün örtüsü olan! Senden gayrı olanlar senin perdendir.

30. Beyit :
Ey sırr-ı vücudun emr-i ma'lûm
Mevcûd hemin sen özge ma'dûm

Açıklama : Ey, varlığının sırrı bilinen bir iş olan! Var olan yalnız sensin; senden başkası ise (aslında) yoktur.

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 09:59
31. Beyit :
Ey yeddi gül ü tukuz gülistân
Feyz ü keremünle sebz ü handân

Açıklama : Ey yedi (göğün) gülünü ve dokuz (gezegenin) gülistanını cömertliğiniz feyzi ile yeşerten ve güldüren!..

32. Beyit :
Ey varı yoh eyleyen yohı var
Yoh varlığunda zann ü inkâr

Açıklama : Ey varı yok eyleyen, yoğu da var! Yok asla varlığın hususunda ne zan, ne inkâr.

33. Beyit
Ey şâhid-i gayb perde-dârı
Fikrün güli ma’rifet bahârı

Açıklama : Ey gayb güzelinin perdedarı!.. Ey fikrin gülü ve marifet baharı!

34. Beyit :
Ey âleme feyz-i cûd senden
Halka şeref-i vücûd senden

Açıklama : Ey âleme cömertlik feyzi ve varoluş şerefi bağışlayan!

35. Beyit :
Ey cümle cihan sana rızâ-cû
Senden hâlî senünle memlû

Açıklama : Ey bütün cihanın rızasını aradığı! Kâinat baştan başa senin feyiz ve bereketinle dopdolu.


36. Beyit :
Ey şem’-i ezel fetîle-sûzı
Bezm-i ebed encümen-fürûzı

Açıklama : Ey güzellik lambasının fitilini yakan ve ebedilik meclisini aydınlatan!..

37. Beyit :
Ey şirk ü şerîkden münezzeh
Sırr-ı ezel ü ebeden âgeh

Açıklama : Ey şirkten ve şerikden münezzeh(bulunan) ve(ey) ezel ve ebed sırrından haberdar olan!..

38. Beyit :
Ey bâr-ı Hudâ-yı âlem-ârây
Tahsîn işüne hemin ola rây

Açıklama : Ey âlemi süsleyen Tanrı!.. İşlerine hayran olmaktan başka ne düşüncem olabilir!

39 Beyit :
Ahsent zehî hakîm-i kâmil
Ne şükr ola sun’una mukâbil

Açıklama : Övgüler sana (ey) en güzel ve en yüce hâkim! Senin yaptığına karşılık sana nasıl şükredilsin!

40. Beyit :
Fıtrat zamanın çeken zamanda
Hakkâ ki bu emr-i künfekânda

Açıklama : Yaratma yazısını yazdığında, (yani) (her şeyin ) senin “OL!” emrinle olduğu zaman, doğrusu bu ki;

41. Beyit :
Hükm etdün kim ne ola ahvâl
Ne vaz’ ile çizgine meh ü sâl

Açıklama : İşlerin nasıl olacağına, ayların ve yılların nasıl devredeceğine ;

42. Beyit :
Devran ne zamanda ola âhır
Her devrinde ne ola zâhir

Açıklama : Devranın ne zaman son bulacağına; her dönüşünde nelerin ortaya çıkacağına;

43. Beyit :
Nişe ola ferd-i nesl-î âdem
Her ferdi anun ne ede her dem

Açıklama : Adem nesli fertlerinin nasıl olacağına ve her birinin her an ne yapacağına sen hükmettin.

44. Beyit :
Eşyâya çoh etmezem tehayyür
Senden yanadur hemin tefekkür

Açıklama: Varlıklara çok şaşmıyorum; çünkü bütün( bunları izah eden ) düşünce, senden yanadır.

45. Beyit :
Eşyâ aceb olmaz olsa zâhir
Kim var senün kimi muzâhir

Açıklama : Eşya eğer ( varlık sahnesinde) görünüyorsa buna şaşılmaz; çünkü senin gibi bir koruyucusu var.


46. Beyit
Ammâ çü sana kadîmdür zât
İdrâk sana yeter mi heyhât

Açıklama : Ama senin zatın kâdim (öncesiz) olunca, akıl seni idrak edebilir mi? Heyhat!

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 09:59
47. Beyit :
İdrâkümüze kemâl-i hayret
Tevhîdüne besdürür delâlet

Açıklama : (Seni idrak etmede) şaşkınlığımızın büyüklüğü, senin birliğine yeterli delildir.

48. Beyit :
Endîşe-i zât kılmak olmaz
Bilmek bu yeter ki bilmek olmaz

Açıklama : Senin zatın hakkında düşünmek mümkün değildir. (İnsana )bilgi olarak (senin) zâtını bilmenin imkansızlığını bilmek yeterlidir.

49. Beyit :
Ol dem ki urup binâ-yı muhkem
Çekdün rakam-ı nizâm-ı âlem

Açıklama : Binaya muhkem bir şekilde kurup, âlemin nizamı yazısını yazdığında;

50. Beyit :
Hakkâ ki hoş intizâm verdün
Ârâyişini tamâm verdün

Açıklama : El hak, (ona) hoş bir düzen verdin; süsünü, bezeğini tam tuttun;

51. Beyit :
Etdün gereğin ger az ger çoh
Bir nesne gereklü yoh ki ol yoh

52. Beyit :
Bir nev’ ile eyledün müheyyâ
Kim geldi kusûrdan Müberrâ

Açıklama 51-52 : Az olsun, çok olsun, gereği ne ise onu yaptın. Gerekli olupta var olmayan ne varsa, (onu) öyle bir şekilde hazırladın ki, kusurlardan tamamen uzak olarak (vücuda) geldi!

53. Beyit :
Eşyâda egerçi râz çohdur
Ol kim ola râzun anda yohdur

Açıklama : Gerçi eşyada sır çoktur; fakat senin sırrının onda bulunduğu hiçbir şey yoktur.

54. Beyit :
Eşyâ nişe senden olsun âgâh
El-kudretu ve’l-bekâu lillâh

Açıklama : Eşya senden nasıl haberdar olsun ki! <<Kudret ve beka yalnızca Allah’a aittir>>.

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 10:00
3. Konu


Bir münâcât deryâsından bir cevherdür ve Tazarru’ma’deninden bir gevherdür

Açıklama : Allah’a Yakarma Deryasından Bir İnce ve Niyaz Madeninden Bir Mücevher


55. Beyit :
Yârab kerem et ki hâr ü zârem
Dergâha besî ümîdvârem

Açıklama : Ya Rab, kerem kıl ki; hor ve hakirim, ağlayıp inliyorum; fakat, dergahına fazlası ile ümit bağlamışım!

56. Beyit :
Toprağ idüm eyledün bir insân
Müstevcib-i akl ü kâbil-i cân

Açıklama : Ben topraktım, beni akla layık ve can taşımaya istidatlı bir insan yaptın.

57. Beyit :
Ger cân ise hâk-i dergehündür
V’er cân ise sâlik-i rehündür

Açıklama : Eğer can (dersen); senin dergahının tozu toprağı; akıl ise, senin yolunun yolcusudur.

58. Beyit :
Men gülşen-i cân içinde hârem
Âyine-i akla bir gubârem

Açıklama : Ben can gülşeni içinde diken ve akıl aynası üzerinde bir tozum.

59. Beyit :
Nem var ki lâf edem özümden
Mahv eyle meni menün gözümden

Açıklama : Neyim var ki söz edeyim özümden! (Rabbim) mahvet beni benim gözümden!..

60. Beyit :
Ol gün ki yoh idi mende kudret
Kıldun mana gaybetümde şefkat

Açıklama : O gün ki, yoktu bende hiçbir kudret, kıldın bana benim gıyabımda şefkat.

61. Beyit :
Can verdün ü sâhib-i dil etdün
İdrâk-i umûra kâbil etdün

Açıklama : Can verdin (bana) ve beni gönül sahibi yaptın; olan biteni kavramaya yetenekli kıldın.

62. Beyit :
Ger safha-ı sûrete misâlüm
Çekmezdi kazâ n’olurdı hâlüm

Açıklama : Eğer kaza, suretler sayfasına benim temsilimi çizmeseydi, ne olurdu halim!

63. Beyit :
Hâlâ ki havâlegâh-ı cûdem
Makbûl-i saâdet-i vücûdem

Açıklama : Halen cömertliğin üzerine bol bol yağdığı biriyim; varlık saadetine kavuşmuşum.

64. Beyit :
Yüz şükr ki yoh sana hilâfum
İnsâfum var ü i’tirâfum

Açıklama : Yüzlerce şükür olsun ki sana karşı inkarım yok; (varlığını ve nimetlerini) itiraf ediyorum.

65. Beyit :
Eyle değülem ki bu arada
Sedd ola sülûküm i’tikâda

Açıklama : (Şükrolsun) şu durumda gönülden inanmaya götüren yolum kapalı değil.

66. Beyit :
Her lahza akîdem ola zâil
Tevhîdüne isteyen delâil

Açıklama : Ve her an inancım zayıflayıp; senin birliğine sürekli deliller arama durumunda kalmıyorum.

67. Beyit :
Râh-i talebünde bîkarârem
Ammâ talebümde şermsârem

Açıklama : Seni arzulama yolunda kararsız haldeyim; ama talebimden dolayı da mahcubum.

68. Beyit :
Doğrı yola getmedüm ne hâsıl
Bir menzile yetmedüm ne hâsıl

Açıklama : Ne fayda, doğru yola giremedim! Bir menzile ulaşamadım ne çare!..

69. Beyit :
Bu arsada ki her eser gördüm
Sensen dedüm ol eser yöğürdüm

Açıklama : Bir arsada hangi eseri gördümse, o sensin diyerek ona koştum.

70. Beyit :
Çün verdi hayâl ana ham ü pîç
Men münfail oldum ol eser hîç

Açıklama : Hayal ona eğrilik, dolaşıklık verdiğinde, ben üzüldüm; o eser ise bir hiç oldu.

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 10:00
71. Beyit :
Men akldan isterem delâlet
Aklum mana gösterür delâlet

Açıklama : Ben akıldan yol göstermesini istiyorum; aklım bana yoldan çıkmayı öğütlüyor.

72. Beyit :
Tahkîk yolında akl n’etsün
A’mâ vü garîb handa getsün

Açıklama : Tahkik yolunda akıl ne yapsın! Âmâ ve garip biridir, nereye gitsin!

73. Beyit :
Tevfîk edesen meger refîkum
Tâ sehl ola şiddet-i tarîkum

Açıklama : Eğer yardımını benim yoldaşım yaparsan, işte o zaman yolumun zorlukları kolaylaşır.

74. Beyit :
Gör hırsumu isteğünce ver kâm
Senden ikbâl ü menden ikdâm

Açıklama : Seni istemedeki hırsımı gör ve beni emelime kavuştur. Talihimi yar etmek senden; gayret ve sebat benden.

75. Beyit :İlmünde ıyandur i’tikâdum
Sensen senden hemin murâdım

Açıklama : Sana olan imanım ilmince malumdur. Sensin (yine) senden daima muradım.

76. Beyit :
Dünyâ nedür ü tallukâtı
Endîşe-i mevtdür hayâtı

Açıklama : Dünya ve içindekiler nedir? Bütün hayatı ölüm düşüncesinden ibarettir.

77. Beyit :
Ammâ demezem yamandur ol hem
Ser-menzil-i imtihandur ol hem

Açıklama : Fakat, ona da kötüdür demiyorum. Çünkü aynı zamanda o bir imtihan yeridir.

78. Beyit :
Billah ki bu dil-firîb menzil
Eyle mana verdi râhat-i dil

Açıklama : Billahi bu gönül aldatan yer, bana o kadar kalp huzuru verdi ki ;

79. Beyit :
Kim eski makâmumı unutdum
Sandum vatanum makâm dutdum

Açıklama : Artık eski makamımı unuttum; sandım ki (asıl) vatanımı makam tutmuşum.

80. Beyit :
Müşkil gelür imdi terkin etmek
Bir özge makâma dahi getmek

Açıklama : Zor geliyor şimdi onu ter edip de bir başka diyara gitmek.

81. Beyit :
Men beyle kılurdum i’tibârı
Kim munda olur gönül karârı

82. Beyit :
Mundan özge makâm olmaz
Zevkı bu yerün tamâm olmaz

Açıklama 81-81 : Ben öyle zannederdim ki,; gönlün rahat ve huzuru yalnız burada olur,; bundan başka makam olmaz ve buradan başka bir yerin zevki tam değildir.

83. Beyit :
Ammâ çü senündürür bu güftâr
Kim dünyeden özge âhıret var

84. Beyit :
Oldur ki makâm-ı câvidandur
Kâm-ı dil ü râhat-ı revandur

Açıklama 83-84 : Ama, madem ki <<Dünyadan başka ahiret vardır; o ebedilik makamdır, gönlün lezzeti ve bitmeyen bir rahatlıktır>> sözü semindir;

85. Beyit :
Güftâruna i’tikâd kıldum
Ol yahşırağ olduğını bildüm

Açıklama : Sözüne iman ettim ve tercih edilir olduğunu anladım.

86. Beyit :
Bildüm ki budur senün murâdun
Kim ehl-i kemâl ola ibâdun

87. Beyit :
Munda yete rütbe-i kemâle
Anda yete devlet-i visâle

Açıklama 86-87 : Bildim ki, kullarının kemal sahibi olmalarını, burada(dünyada) olgunlaşıp, orada (ahirette) visal ( kavuşma) saadetine kavuşmalarını istiyorsun.

88. Beyit :
Farz oldı bu azmi cezm kılmak
Mi’râc-ı kemâle azm kılmak

Açıklama : Farz oldu bu niyette kesin karar kılmak ve olgunluk miracına yükselmeğe azm etmek.

89. Beyit :
Bu râhdan etmek olmaz ikrâh
Hoş râhdürür sana geden râh

Açıklama : Bu yoldan uzak durmak olmaz; çünkü en güzel yoldur sana giden yol.

90. Beyit:
Evvelde çü lutfun oldı ma’lûm
Âhır günde hem etme mahrûm

Açıklama : Madem ki başlangıçta lutfettin; âhiret gününde de, ne olursun, mahrum etme!..

91. Beyit :
Çün yâd-ı visâl edüp revânum
Azm-i reh-i kurbün ede cânum

Açıklama : Ruhuma visal arzusu düşüp, canım sana yakınlık yoluna revan olduğunda;

92. Beyit :
Ol lahza hem etme şefkatün kem
Tevfîki refîkum eyle bir dem

Açıklama : O an şefkatini esirgeme de, yardımını bana yoldaş eyle!

93. Beyit :
Çün akl ile dil emânetündür
Mende eser-i inâyetündür

Açıklama : Madem ki akıl ile can senin emanetindir ve bunlar bende inayetinin eserleridir;

94. Beyit :
Munları menümle zâr kılma
Bir niçe azîzi hâr kılma

Açıklama : Bunları benimle birlikte ağlayıp inletme, bu azizleri hor ve hakir kılma!..

95. Beyit :
Tâ kim bu makâmı terk edende
Senden yana azm edüp gedende

96. Beyit :
Menden âzürde getmesünler
Dergâha şikâyet etmesünler

97. Beyit :
Şûm olmasun anlara visâlüm
Olmasun olardan infiâlüm

Açıklama 95-96-97 : Ta ki, bu diyarı terk edip de senden yana yola düşüp gittiğimde, benden incinmiş olarak ayrılmasınlar ve (ilahi) dergâha (beni) şikâyet etmesinler; (âhirette) kavuşmam onlara uğursuzluk (sebebi) olmasın da, onlara gücenmiyeyim.

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 10:01
4. KONU



Bu kasîde Hazret-i Bârî Şâmındadur

Açıklama : Bu Kasîde Yüce Yaratıcı Allah’ın Şanında Söylenmiştir.


98. Beyit :
Âferin ey sâni’-i ten perver-i can âferin
Hâliku’l-eşya ilâhu’l-halk Rabbu’l-âlemîn

Açıklama : En yüksek övgüler senin içindir ey tenleri vücuda getiren ve canları besleyen Tanrı!..Ey eşyanın yaratıcısı, halkın ilahı ve âlemlerin Rabbı!..

99. Beyit :
Mübdi’-i âsâr-ı kudret akd-peyvend-i vücûd
Zâbit-i erkân-ı fıtrat nakş-bend-i mâ’ü tîn

Açıklama : Kudret ve iktidar alametlerini ortaya çıkaran, varlık bağını düğümleyen, yaradılışın esaslarını elinde tutan, su ve topraktan şekil çıkaransın.

100. Beyit :
Ey semûm-ı satvetün te’sîri nîrân-ı cahîm
V’ey sehâb-ı rahmetün sîr-âbı Firdevs-i berîn

Açıklama : Ezici kudretinin yakıcı rüzgârı, cehennemin narını alevlendiren ve ey rahmetinin bulutu yüksek Firdevs cennetlerini sulayan Tanrı!..

101. Beyit :
Kudretün gülzârına bir sebze Sidrü’l-müntehâ
Hikmetüm şem’ine bir pervâne Cibrîl-i emîn

Açıklama : Sidretü’l-müntehâ senin kudretinin gül bahçesinde bir yeşillik; Cebrail ise, senin hikmetinin lambasına bir pervanedir.

102. Beyit :
Sun’un eyvânında bir kandîldür nüh âsmân
San’atun dîbâcesinden bir varak rûy-i zemîn

Açıklama : Dokuz kat gök, kudretinin köşkünde bir kandil; yeryüzü ise, senin sanat kitabının önsözünden bir yapraktır.

103. Beyit :
Dergeh-i ta’zîm ü tekrîmünden âlem kâm-cûy
Hırmen-i ihsân ü eltâfundan âdem hûşe-çîn

Açıklama : Âlem, senin kerem ve yüceliğinin kapısında muradını arar; insanoğlu ise senin ihsan ve lütuf harmanından başak toplayıcıdır.

104. Beyit :
Arsa-i idrâk-i fevz-i re’fetün dârü’l-emân
Rişte-i ümmîd-i feyz-i rahmetün hablü’l-metîn

Açıklama : Senin esirgemenin selâmet arsası bizim sığınağımız; rahmet yağmurunun ümit ipi ise tutanağımızdır.

105. Beyit :
Hâdken her zerre te’yîdünle bir cism-i latîf
Âbdan her karta tevfîkünle bir dürr-i semîn

Açıklama : Her zerre toprak senin kudretinle latif bir cisim olur ve her katre senin yardımınla kıymetli bir inci haline gelir.

106. Beyit :
Ol amîmü’l-feyz mün’imsen ki feyz-i şâmilün
Rızk taksîminde kılmaz imtiyâz-ı küfr ü dîn

Açıklama : Sen öyle bağışı bol ve yaygın bir nimet sahibisin ki, her şeyi kuşatan rahmetin, rızık dağıtımında kâfir ve mümin ayırımı yapmaz.

107. Beyit :
Vâdi-î derkündedür ser-geşte fehm-i tünd-seyr
Mülk-i tevhîdündedür mahsûr akl-ı dûr-bîn

Açıklama : Çabuk yürüyüşlü anlayış, senin gerçeğini kavrama vadisinde şaşkındır; uzak görüşlü akıl ise seni birleme mülkünde, kuşatılmış haldedir.

108. Beyit :
İlm-i irfânunda her kim bir yakîn bulmış velî
Hîç şek yohdur kim ol idrâki hasr etmez yakîn

Açıklama : Senin gerçeğini bilme yolunda herkes bir yakınlık elde etmiş olabilir; lâkin, hiç şek ve şüphe yoktur ki yakîn bile o idrake asla ulaşamaz.

109. Beyit :
İktizâ-yı hikmetün ızhâr- kudret kılmaga
İhtilâf-ı tab’ile ezdâdı etmiş hem-nişîn

Açıklama : Hikmetinin iktizası, senin kudretini göstermek için, huyları, tabiatları farklı farklı kılmış ve zıtları bir araya getirmiştir.

110. Beyit :
Hâdisât-ı ihtilâf-ı devrden görmez halel
Kime kim ma’mûre-i hıfzun olur hısn-ı hasîn

Açıklama : Kim senin koruyuşunun müstahkem kalesine sığınırsa, zamanın ihtilaflı hadiselerinden zarar görmez.

111. Beyit :
Hîç kim cürm ile dergâhundan olmaz nâümîd
Senden ister kâm eger rüsvâ vü ger halvet-nişîn

Açıklama : Hiç kimse, suç ve günah sebebi ile senin kapından ümidini kesmez; ister tanınan-bilinen biri olsun, ister tenhalarda oturan biri, herkes yalnız senden muradını ister.

112. Beyit :
Sensen ızhâr eyleyen ma’şûka âşık şevkıni
Âşıkı sensen kılan ma’şûk şevkiyle hazîn

Açıklama : Sensin, mâşuka aşığın arzusunu gösteren ve âşıkı maşuk arzusu ile hüzünlendiren.

113. Beyit :
Neşê-i aşkunladur Mecnun sürûdı sûznâk
Pertev-i hüsnünledür Leylî cemâli nâzenîn

Açıklama : Mecnunun şarkıları senin aşkının neş’esi ile böylesine yakıcıdır; Leylâ’nın yüzünün böyle zarif oluşu da senin güzelliğinin şavkıyladır.

114. Beyit :
Pâdişâhâ iktizâ-yı hikmetün tenbîh edüp
Gerçi havrâ ravza-i tââta konmışdır rehîn

115. Beyit :
Tâatun eyler Fuzûlî tâkat oldukça veli
Hırs ile ne ravza-i Rıdvan diler ne hûr-i în

Açıklama 114-115 : Ey Padişah! Gerçi, hikmetin gereği, huriler tenbih edilerek taat (kulluk) cennetine rehin olarak konmuştur; ve Fuzuli de gücü yettiğince sana kullukta bulunmaktadır; ama hırs ,le ne Rıza cennetini ister, ne de güzel gözlü hurileri!..

116. Beyit :
Hûr-i în ü ravza-i Rıdvan havâyîlikdürür
Nefsden geçmişdür ol senden rızâ ister hemîn

Açıklama : Güzel gözlü huriler ve Rıza cenneti (bir çeşit) havayîliktir; halbuki o (Fuzuli), nefsden geçmiştir ve senden sadece rıza istemektedir.

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 10:01
5. KONU


Bu vâcib-ülvücûd isbâtına bürhân-ı kâtı’dur
Ve
Bekâ’-i sâir-i mevcûdâta delîl-i mâni’dür


Açıklama : Allah’ın Varlığının Zorunlu Olduğu Yolunda Su Götürmez Kanıt ve Diğer Varlıkların Baki Olmadığı İle İlgili Kesin Delil.


117. Beyit :
Etmek gerek ehl-i feyz ü bîniş
Tahkîk-i vücûd-ı âferîniş

Açıklama : Feyiz ve aydın görüş sahiplerini varlık ve yaratılışın hikmetleri üzerinde düşünmeleri gerekir.

118. Beyit :
Bilmek gerekir anı kim cevâhir
Ne genc-i nihandan oldı zâhir

Açıklama : Bilmeleri grekir; Cevherler hangi gizli hazineden odaya çıktı?..

119. Beyit :
Ne dâirededür bu devr-i eflâk
Ne zâbıtadur bu merkez-i hâk

Açıklama : Bu feleklerin dönüşü nasıl bir dairededir, dünya nasıl bir merkezdir.

120. Beyit :
Cisme arazı kim etdi kâim
Nara neden oldı nûr lâzım

Açıklama : Cisme, arazı kim yerleştirdi; ışık ateş için neden gerekli oldu?

121. Beyit :
Her hilkate gerçi bir sebeb var
Âyâ sebebi kim etdi ızhâr

Açıklama : Gerçi her yaratılışa bir sebep vardır; peki sebebi ortaya koyan kim?

122. Beyit :
Ger kâf ile nundan oldı âlem
Âyâ neden oldı kâf ü nun hem

Açıklama : Evet, âlem <<kâf>> ile <<nûn>>dan oldu; peki kâf ve nûn ( Ol emri) neden oldu?

123. Beyit :
Bîhûde değül bu kâr-hâne
Bîfâide gerdiş-i zemâne

Açıklama : Bu iş güç (amel) yeri boşuna yaratılmış değildir. Zamanın dönüşü de faydasız değil.

124. Beyit :
Hâşâ ki bu turfe nakş-ı garâ
Nakkâşından ola Müberrâ

Açıklama : Haşa ki bu muhteşem ve benzersiz nakış, bir nakkaşsız olsun!

125. Beyit :
Hâşâ ki bu bârgâh-ı âli
Bir dem eyesinden ola hâlî

Açıklama : Haşa ki bu yüce kat, bir an sahibinden boş bulunsun!..

126. Beyit:
Fikr eyle vü gör nedür bu üslûb
Ne sânıadur bu sun’ mensûb

Açıklama : Düşün de gör; nedir ( yaradılıştaki) bu yol yordam; bu eser hangi yaratıcıya ait olabilir?

127. Beyit :
Her zerre-i zâhirûn zuhûrı
Bir özgeye bağludur zarûrî

Açıklama : Her görünen zerrenin ortaya çıkışı; zorunlu olarak, bir başkasına bağlıdır.

128. Beyit:
Ger gâyete eylesen teemmül
Zâhir olur anda mazahr-ı kül

Açıklama : Eğer sonluluk üzerine iyice düşünürsen, her şeyin tecellisi onda ortaya çıkar.

129. Beyit:
Versen özüne fenâ-yı mutlak
İsbât olur ol fenâ ile Hak

Açıklama : Özüne mutlak yokluğu veren, o yokluk ile Hakk’ın varlığı ispat olur.

130. Beyit :
Ger var ise ma’rifet mezâkı
Fânî sana bes delîl-i bâkî

Açıklama : Eğer senden marifet zevki varsa, fanilik, senin için bir bakilik delildir.

131. Beyit :
Hakkâ ki hemşn vücûd birdür
Bir zâta vücûd münhasırdur

132. Beyit :
Aksidür anun vücûd-i ağyâr
Ma’nîde yoh i’tibâr ile var

Açıklama 131-132 : Doğrusu ( şu ki ), bütün varlık birdir; varlık yalnız bir şahsa mahsustur. Diğerlerinin varlığı onun aksidir; aslında onlar yokturlar, ama var sayılırlar.

133. Beyit :
Var olanı halk yoh sanurlar
Yoh varlığına aldanurlar

Açıklama : İnsanlar, var olanı yok zannederler,; yok olanın varlığına aldanırlar.

134. Beyit :
Yohdur bu vücûdun i’tibârı
Hak âyinedür cihan gubârı

Açıklama : Bu varlığın yoktur bir değeri, itibarı; Hak bir aynadır, cihan ise ( o aynanın) tozudur.

135.Beyit:
Ey akl edeb riâyet eyle
Bu bilmek ile kifâyet eyle

Açıklama : Ey akıl, edebini gözet de, bu kadar bilmekle yetin!..

136. Beyit :
Tahkîk-i sıfâta kâni’ olgıl
Endîşe-i zâta mâni’ olgıl

Açıklama : (Allah’ın) sıfatlarını araştırmanın gereğine inan da, zâtı, ile ilgili düşüncelere engel ol!..

137. Beyit :
Ol perdeye kimse râh bulmaz
Tahkîk bil anı bilmek olmaz

Açıklama : O perdeyi ( açma) ya kimse yol bulamaz, şunu kesin olarak bil ki ; (O’nun zâtının) hakikatini bilmek mümkün değildir.

138. Beyit :
Ger yetse idi bu sırra idrâk
Demezdi Resûl mâarefnâk

Açıklama : Eğer akıl ile bu sır anlaşabilseydi, Hz. Peygamber,<<Seni hakkı ile) bilemedik (ey Tanrı)>> demezdi.

139. Beyit :
Halk oldı bu bahr-ı hayrete gark
Tâ halkdan ola H^lika fark

Açıklama : Halk, bu hayret deryasına gark oldu ki yaratılanla yaratan arasındaki fark anlaşılsın.

140. Beyit :
Her rişte ki Hak ıyân edüpdür
Ser-riştesini nihân edüpdür

Açıklama : Allah hangi ipi ortaya koymuşsa, onun ucunu saklayıp gizlemiştir.

141. Beyit :
Bir kimse eğer olaydı âgâh
Kim halkı nişe yaradûr Allah

142. Beyit :
Mümkin ki irâdetiyle ol hem
Halk edebileydi özge âlem

Açıklama 141-142 : Bir kimse eğer Allah’ın halkı nasıl yarattığından haberdar olsaydı; mümkündü ki, iradesiyle o da bir başkaâlem yaratabilirdi.

143. Beyit :
Vermez çü kemâl-i hikmet-i Hak
Tahkîk-i rumûza râh-ı mutlak

Açıklama : Bu yüzden Hakkın yüce hikmeti, gizli sırların ve remizlerin gerçeğinin araştırılmasına asla müsaade etmez.

144. Beyit :
Fâş oldı ki sırr-ı Hak nihandur
Âlemde nişânı bînişandur

Açıklama : Anlaşıldı ki, Hakk’ın sırrı gizlidir ve dünyada O’nun nişanı, nişansızlıktır.

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 10:02
6. KONU



Bu ızhâr-ı i’tirâf-ı cehâletdür
Ve
İkrâr-ı isrâf-ı ma’siyetdür



Açıklama : Cahilliği İtiraf ve Günah Taşkınlığını Kabullenme



145. Beyit :
Ey hikmete bahmayan nazarsuz
Ahvâl-i zemâneden habersüz

Açıklama : Ey hikmete bakmayan kör ve ey zamanın hallerinden habersiz olan!..

146. Beyit :
Ta’n etme ki çerh bîvefâdur
Dâim işi cevr ile cefâdur

147. Beyit : Şerh eyle mana ki çerh n’etdi
Andan ne cefâ zuhûra yetdi

Açıklama 146-147 : Vefasızdır ve daima işi cevr ile cefadır, diyerek feleği kınama da, bana söyle; felek ne yaptı ve ondan (sana) ne eziyet dokundu?

148. Beyit :
Nen var idi kim elünden aldı
Ne mertebeden aşağa saldı

Açıklama : Neyin vardı ki, elinden aldı; seni hangi mertebeden aşağıya yuvarladı.

149. Beyit :
Devrâna getürdi mihr ü mâhı
Anc’etdi sipidi vü siyâhı

Açıklama : Güneşe ve aya dönme emri verdi ve böylelikle akı ve karayı ortaya çıkardı.

150. Beyit :
Geh âteşe zecr-i âb verdi
Geh bâda gam-ı türâb verdi

Açıklama : Bazen ateşe su ile eziyet verdi; bazen rüzgârı toz-toprak ile kederlendirdi.

151. Beyit :
Şem’-i emelün münevver etdi
Her ne diledün müyesser etdi

Açıklama : Ümidinin lambasını aydınlattı; her ne diledin ise onu gerçekleştirdi.

152. Beyit :
Kıldı seni hîçden bir âdem
Esbâb-ı tena’umün ferâhem

Açıklama : Seni, bir hiç iken, insan yaptı; nimetlenmenin sebeplerini bir araya getirdi.

153. Beyit :
Çerhun hod işi senünle böyle
Sen neyledün anun ile söyle

Açıklama : İşte feleğin seninle işi böyle; peki sen onunla ( ilgili olarak) ne yaptın, söyle bakalım!

154. Beyit :
Her dem anı bivefâ ohursen
Dönsün deyü min duâ ohursen

Açıklama : Her an onu <<vefasız>> diye anarsın; (tersine) dönsün diye boyuna ona beddua okursun.

155. Beyit :
Çün ol sana kıldı mihribanlığ
Yahşılığa eyleme yamanlığ

Açıklama : Madem ki o sana şefkat ve merhametle davrandı; öyleyse sen de iyiliğe kötülükle karşılık verme!..

156. Beyit :
Ey rûh câm-ı cehl edüp nûş
Hubb-i vatan eyledün ferâmûş

Açıklama : Ey ruh! Belliki cehalet kadehini içip vatan sevgisini unutmuşsun…

157. Beyit :
Kim saldı seni bu teng râha
Handan düşdün bu dâmgâha

Açıklama : Kim saldı seni bu dar yola? Nerden düştün bu tazağa?

158. Beyit :
Sen terk kılup adem diyârın
Buldukda vücûd i’tibârın

159. Beyit :
Kılmışdı senünle hikmetullâh
Ecnâs-ı havâs u aklı hemrâh

160. Beyit :
Tâ âleme geldüğün zamanda
Bâzâr-ı tereddüd-i cihanda

161. Beyit :
Sermâyeleründen edesen sûd
Ol sûd nedür rızâ-yı ma’bûd

Açıklama 158-161 : Sen yokluk diyarını terk edip de geçici varlığını bulduğunda, Allah’ın hikmeti sana çeşit çeşit duygulan ve aklı yoldaş etti ki; dünyaya geldiğinde, cihanın kararsızlık pazarında sermayelerinden kâr edesin… O kâr nedir?.. Allah’ın rızası…

162. Beyit :
Hâlâ ki hasâret oldı vâkı’
Sermâyelerun tamâm zâyı’

Açıklama : Şimdi ise zarar ve ziyan ortada; sermayelerin tamamen zayi olmuş.

163. Beyit :
Hayrân ü mükedder ü tehî-dest
Ahvâl-i harâb ü rütbesi pest

164. Beyit :
Dönsen yine geldüğün makâma
Kâbil mi düşersen ihtirâma

Açıklama : 163-164 : Şaşkın, kederli ve eli boş bir şekilde, harap ve alçalmış bir halde geldiğin makama dönsen; yine saygı ve hürmet görmen mümkün müdür?

165. Beyit :
Elbetde zelil ü hâr olursen
Bu fi’l ile şermsâr olursen

Açıklama : Elbette hor ve hakir olur, bu fiil ile utanca yuvarlanırsın.

166. Beyit :
Ey nefs-perest ü cism-perver
Olma gam-ı hırs ile mükedder

Açıkalama : Ey nefsine tapan ve kendini seven! Hırs gami ile kalbini karartma!

167. Beyit :
Cehd ile azâb-ı gûr yığma
Sa’y ile metâ-ı mûr yığma

Açıklama : Cehd edip de kabir azabı kazanma; çalışıp çabala¤¤¤¤¤ karınca malı biriktirme!

168. Beyit :
Alma ele sâgar-ı mey-i nâb
Kim garka eder seni bu gird-âb

Açıklama : Eline şarap kadehi alma! Çünkü bu girdap seni boğar.

169. Beyit :
Olma nigerân-ı sebze-i beng
K’âyîne-i dînüne Salur jeng

Açıklama : Haşhaş bitkisine sakın gözünü dikme!.. Çünkü dininin aynasını paslandırır.

170. Beyit :
Def kimi gögüsde lehv koyma
Ney kimi havâ-yı nefse uyma

Açıklama : Def gibi oyun ve eğlenceyi göğsüne (kalbine) yerleştirme; ney gibi de nefsinin hevasına ( arzusuna) uyma!..

171. Beyit :
Dâmân-ı tarîk-i şer’ dutgıl
Her ne ki hilâf-ı şer’ unutgıl

Açıklama : Şeriat yolunun eteğine yapış ve şeriata aykırı ne varsa onu unut!..

172. Beyit :
Tahkîk-i vesîle-i vusûl et
Taklîd-i şerîat-i Resûl et

Açıklama : ( Allah’a ) vasıl olmanın vesilelerini araştır ve Hz Muhammed’in şeriatını izle!..

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 10:04
. KONU



Bu ser-defter-i enyânun kitâb-ı evsâfından bir varlukdur
Ve
Server-i esfiyânun gülzâr-ı eltâfından bir tabakdur


Açıklama :
Nebîler Önderinin Sıfatları Kitabından Bir Yaprak ve Azizler Kafilesinin Öncüsünün Lutuflar Gülbahçesinden Bir Tabak


173. Beyit :
Ey pâdişeh-i serîr-i Levlâk
Maksûd-ı vücûd-ı hâk ü eflâk

Açıklama : Ey Levlak tahtının padişahı, yerin ve göklerin var oluş sebebi!..

174. Beyit :
Olmış eflâk hâk-i râhun
Çekmiş eflâke hâk câhun

Açıklama : Felekler senin yolunun tozu-toprağı olmuş; makamının yüceliği feleklerin üzerine toprak saçmıştır.

175. Beyit :
Ey râkım-ı nüsha-i meânî
Ma’mûre-i ilm-i dîne bânî

Açıklama : Ey mânalâr kitabının yazarı ve din binasının kurucus!..

176. Beyit :
Şâhenşeh-i mesned-i risâlet
Ressâm-ı kavâid-i adâlet

Açıklama : ( Ey) Risalet tahtının şahlar şahı ve adalet kurallarının koruyucusu!..

177. Beyit :
Ey arş-nevâz ü ferş-perver
Defterdâr-ı hisâb-ı mahşer

Açıklama : Ey ar’şın gönlünü akşayan ve ferşin yolunu yordamını gösteren; mahşer gününün hesap defterini tutan!..

178. Beyit :
Ser-defter-i enbiyâ-yı mürsel
Anlara hem âhır ü hem evvel

Açıklama : ( Ey ) gönderilmiş nebiler defterinin baş sayfası; onların hem sonrası, hem öncesi!..

179. Beyit :
Ey vâz’-ı ıstılâh-ı îmân
Hakdan sebeb-i nüzûl-i Fürkân

Açıklama : Ey iman ilkelerini koyan ve hakla batılı ayıran kitabın Allah’tan inişine sebep olan!..

180. Beyit :
Sensen sultân ü gayr haylün
Senden özge senün tufeylün

Açıklama : Sen sultansın, diğer insanlar senin tebândır. Senden başka herkes senin muhtacındır.

181. Beyit :
Ey halvet-i kudse şem-i mahfil
Cibrîl tereddüddine menzil

Açıklama : Ey, ilahî halvet meclisinin mumu ve Cebrail’in tereddüdüne menzil olan!..

182. Beyit :
Hak emri senünle halka cârî
Kavlünle ol emrün i’tibârı

Açıklama : Allah’ın emri seninle halka ulaştı; O emrin geçerliliği senin sözünledir.

183. Beyit :
Ey kıble-nümâ-yı ehl-i tâat
Gencîne-i gevher-i şefâat

Açıklama : Ey taat ehlinin yol göstereni ve ey şefaat cevherinin hazinesi!..

184. Beyit :
Tâc-ı ser-i arş hâk-i pâyun
Şem’-i şeb-i Kadr nûr-ı râyun

Açıklama : Ayağının tozu, Arş’ın başına tacdır; fikrinin nuru Kadir gecesinin ışığıdır.

185. Beyit :
Ey vâsıta-i nizâm-ı âlem
Dîvân-ı Haka vezîr-i a’zam

Açıklama : Ey âlemin düzenine sebep olan ve Hak divanının vezir-i âzamı!


186. Beyit :

İrfân-ı sıfât u zâta ârif
Keyfiyet-i kâinâta vâkıf

Açıklama : Ey zât ve sıfat bilgisinin âlimi, ey kainatın keyfiyetinden haberdar olan!

187. Beyit :
Ey zâtun içün beşer vücûdı
Âdemde sana melek sücûdı

Açıklama : Ey, insanın varlığı kendisi için yaratılan! Meleklerin Adem’e ettikleri secde aslında senin içindir.

188. Beyit :
Yâsin sedef-i dür-i sıfâtun
Tâhâ gül-i bûtsân-ı zâtun

Açıklama : Yasin sıfatının incisine sedef Tâhâ zatının bahçesinde güldür.

189. Beyit :
Ey mekteb-i dânişe muallim
Mahrûse-i hükm-i şer’e hâkim

Açıklama : Ey bilgi mektebine öğretmen, şeriat hükmünün şehrine hakim!..

190. Beyit :
Dergâhuna enbiyâ rücuı
Ta’zimüne âsman rükûı

Açıklama : Nebilerin ricası kapınadır, göklerin rükûsu senin saygın içindir.

191. Beyit :
Tahsin sana ey huceste-fercâm
Kim vaz’ kılup tarîkı İslâm

192. Beyit :
Keyfiyyet-i hâli Rûşen etdün
Hayr ü şer işin muayyen etdün

Açıklama 191-192 : Övgüler olsun sana ey akibeti uğurlu olan! İslâm yolunu kurup, hayatın anlamını bildirdin; hayır ve şer işini apaçık ortaya koydun.

193. Beyit :
Ahvâl-i evâmir ü nevâhî
Malûm etdün bize kemâhî

Açıklama : Emirler ve nehiylerin durumunu bize olduğu gibi açıkladın.

194. Beyit :
Sen bildürdün ki kimdür Allâh
Sensiz kim olurdı andan âgâh

Açıklama : Allah’ın kim olduğunu sen bildirdin. Sen olmasaydın, O’ndan kim haberdar olurdu!

195. Beyit :
Güm-râhları tarîka saldun
Üftâdelerün elini aldun

Açıklama : Yolunu şaşıranları sen yola getirdin; düşkünlerin elinden de sen tuttun.

196. Beyit :
Fâş oldı nasîhatun cihâna
Sen koymadın ortada behâne

Açıklama : Öğütlerin tüm cihana yayıldı; ortada hiçbir bahane bırakmadın.

197. Beyit :
Ammâ bize yohdur ol saâdet
Kim hıfz-ı tarîkun ola âdet

Açıklama : Ama, yolunda gitmeyi yol edinme saadeti bize nasip olmadı.

198. Beyit :
İhmâl ederüz itâatünde
Taksîr edâ-yı hidmetünde

Açıklama : Sana uymada hep ihmalkârlık gösteriyoruz; hizmetini gerçekleştirmede de kusurlarımız oluyor.

199. Beyit :
Her niçe ki hâr ü şermsâruz
Bu cürm ile hem ümîdvâruz

200. Beyit :
Kim feyz-i avâtıf-ı amîmün
Şâd eyleye gönlin ehl-i bîmün

201. Beyit :
Âsilerün olasen penâhı
Nevmîdlerün ümîdgâhı

Açıklama 199-201 : Her ne kadar hor, hakir ve utanç dolu isek de; bu suç ve günahlarımızla bile, iyiliklerinin yaygın feyzinin korku sahiplerinin gönlünü şâd eyleyeceğinden; isyânkarların sığınağı, ümitlerini kaybetmişlerin ümit kapısı olacağından ümitliyiz

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 10:05
202. Beyit :
Sensen çü şefî-i her meâsî
Ne gam eğer olsa kimse âsî

Açıklama : Mademki sen her günaha şefaatçisin; (artık) insanlar isyankar olsa da ne gam!..

203. Beyit :
Ger bende ola tamâm-ı tâat
İzhâr neden bulur şefâ’at

Açıklama : Eğer itaat etmekte kusurum olmazsa, şefaatin neden ortaya çıksın!

204. Beyit :
Sensen bu serîr pâdişâhı
Bu mülkde olanun penâhı

Açıklama : Sensin bu tahtın padişahı ve bu yeryüzü ülkesinin sığınağı…

205. Beyit :
Her asrda bir nebî zuhûri
Her devrde bir resûl nûrı

206. Beyit :
Fıtrat yolını müzeyyen etdi
Yüz min şem’ile Rûşen etdi

207. Beyit :
Tâ gelmeğe Rûşen ola rahun
Budur reh ü resmi pâdişâhun

Açıklama (205-207) : Her asırda bir peygamberin ortaya çıkışı, her devirde bir resülün nuru fıtrat yolunu süsledi, onu yüz binlerce lamba ile ışıldattı ki, senin geliş yolun aydınlansın…İşte budur padişahların yolu ve usulü.

208. Beyit :
Hâb-ı adem içre şah-ı âlem
Görmişdi vücûdını mukaddem

209. Beyit :
Kim lem’a-i nûrdan bir efser
Geymiş vermiş özine zîver

Açıklama 208-209 : Alem şahsı, vücuda gelmeden, yokluk uykusunda kendini nur parıltısından bir tac giyinmiş ve özüne süs ve ziynet vermiş gördü.

210. Beyit :
Bîdâr olanda ol yuhudan
Getmişdi karârı ârzûdan

Açıklama : O uykudan uyanınca, arzudan bütün kararı elden gitmişti.

211. Beyit :
Çün istedi ol menAma ta’bîr
Senden ana müjde verdi takdîr

Açıklama : O rüyayı tabir etmek istediğinde, takdir ona seni müjdeledi.

212. Beyit :
Dünyâya peyâm-ı feyz-i nûrun
Tenbîh-i saâdet-i zuhûrun

213. Beyit :
Halka verüp intizâr-ı makdem
Ol dem geldi ki geldi Âdem

Açıklama 212-213 : Dünyayı nurlandıracağının feyizli haberi ve ortaya çıkışının kutlu müjdesi mahlukatı senin gelişinin özlemine düşürdü ve zamanı geldi, Âdem de dünyaya geldi.

214. Beyit :
Dünyâ talebünde oldı kâim
Devr ile seni dilerdi dâim

Açıklama : Dünya, arzu ve isteğinde ısrarlı idi; döne döne daima seni diliyordu;

215. Beyit :
Bir bir yetüp özge enbiyâya
Mi’râca çıhardı pâye pâye

Açıklama : Her gün bir peygambere yetişip adım adım miraca çıkıyordu.

216. Beyit :
Gezmedi senünle sâye hemrâh
Gûyâ ki nihâl-i kaddün ey mâh

217. Beyit :
Bu âleme vermiş idi vâye
Ol âleme salmış idi sâye

Açıklama 216-217 : Gölge seninle yoldaş olarak gezmezdi, ey ay yüzlü, sanki boyunun fidanı meyveyi bu âlemde vermiş, gölgeyi de öbür âleme salmıştı.

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 10:05
8. KONU


Bu şeb-i mi’râc şânıdır
Ve
Tulû’-i âfitâb-ı âsmânî dâstanıdur

Açıklama : Mirac Gecesinin Şânı ve Gökyüzü Güneşinin Doğuşunun Destanı

218. Beyit :
Çün feyz-i vücûdun ile ey pâk
Reşk-i felek oldı arsa-i hâk

Açıklama : Ey pâk (insan)! Varlığının feyzi ve bereketi ile yeryüzü, gökyüzünün kıskançlığına sebep oldu.

219. Beyit :
Dîdârunı görmeği melekler
Pâ-bûsuna yetmeği felekler

220. Beyit :
Çoh eyleyüp ıztırâb peydâ
Allâhdan etdiler temennâ

Açıklama 219-220 : Melekler (senin) güzel yüzünü görmeyi, felekler de ayağına baş koymayı çok ızdırıplar çekerek Allah’tan dilediler.

221. Beyit :
Bir yahşı zaman şereflü sâat
Ref’ oldı duâlara icâbet

Açıklama : Bir iyi zamanda ve şerefli bir saatte, duaların kabulü perdesi aralandı;

222. Beyit :
Cibrîl etüp yetürdi fermân
K’ey serv-i riyâz-ı ilm ü irfan

223. Beyit :
Ey kadri bülend pâdişeh dur
Lutf et şeb-i Kadr kadrin artur

Açıklama 222-223 : Cebrail gelip şu fermanı getirdi: “Ey ilim ve irfan bahçesinin selvisi, ey kadri yüce padişah, kalk; lutfet de Kadir gecesinin değerini artır!”

224. Beyit :
Hurşîdüni arşa sâye kılgıl
Mi’râcı bülend-pâye kılgıl

Açıklama : “Güneşini Arş’a gölge eyle!. Miracın değerini yücelt!..”

225. Beyit :
Ref’ eyle hicâb-ı mâsivânı
Seyr eyle mekân-ı lâmekânı

Açıklama : “Masiva perdesini kaldır, mekansızlık mekânını seyret!”

226. Beyit :
Muştâk-ı cemâldür melekler
Muhtâc-ı visâldür felekler

Açıklama : “Melekler güzel yüzünü özlüyorlar, felekler visaline muhtaçlar.”

227. Beyit :
Eyvân-ı sipihrde sitâre
Min min göz açupdur intizâra

Açıklama : “Gökyüzünün eyvanında yıldızlar seni beklemeye binlerce göz açmışlar.”

228. Beyit :
Hoş ol ki minüp Burâka hoş-hâl
Buldun derecât-ı izz ü ikbâl

Açıklama : Ne hoş bir andı ki, saadetle Burak’a bindin de izzet ve ikbal derecelerine yükseldin.

229. Beyit :
Bastun ayağun bu çâr-tâka
Çıhtun derecât-ı nüh-revâka

Açıklama : Ayağını bu çardağa (dünyaya) bastın ve göklerin dokuz katına yükseldin.

230. Beyit :
Na’leylüne sürdi yüz meh-i nev
Hurşîd ruhünden aldı pertev

Açıklama : Yeni ay senin pabuçlarına yüz sürdü. Güneş ise ışığını senin yüzünden aldı.

231. Beyit :
Gösterdi Utârid ihtirâmun
Hat verdi ki men senün gulâmun

Açıklama : Utarid sana sonsuz hürmet gösterdi ve “Ben senin hizmetçinim” diye yazı verdi.

232. Beyit :
Nahîdün edüp füzun neşâtın
Bezm-i tarab eyledün bisâtın

Açıklama : Zühre yıldızının neş’esini artıraraki yaygısını eğlence meclisi yaptın.

233. Beyit :
İkbâlün olup karîn-i hurşîd
Öğretdi Mesîh’e resm-i tecrîd

Açıklama : Talihin güneşe yaklaşıp, Mesih’e tecrid yolunu öğretti.

234. Beyit :
Tîğunda bulup nizâm eyyâm
Ta’lîm-î şecâat aldı Behrâm

Açıklama : Günler senin kılıcında düzen buldu. Merih yıldızı da ( kılıcından) kahramanlık dersi aldı.

235. Beyit :
Bircîse müsâid oldı ikbâl
Feyz-i kademünden oldı hoş-hâl

Açıklama : Talih müşteriye uygun düşünce, senin ayağının uğrundan ötürü işleriyoluna girdi.

236. Beyit :
Keyvan şeb-i Kadrin eyledün rûz
Oldun ana şem-i meclis-efrûz

Açıklama : Satürn’ün Kadir gecesini gündüze çevirdin; onun meclisini aydınlatan ışık oldun.

237. Beyit :
Râyet saf-ı sâbitâta çekdün
Ol mezraa mihr tohmın ekdün

Açıklama : Sabit yıldızlar safına bayrak çektin; o tarlaya sevgi tohumunu ektin.

238. Beyit :
Kıldun felek atlasını rengîn
Ol mahfile verdün özge âyîn

Açıklama : Felek atlasının renklendirdin; O mahfile bir başka şekil verdin.

239. Beyit :
Levh u kalemi müzeyyen etdün
Kürsî ile arşı rûşen etdün

Açıklama : Levhi ve kalemi süsledin; Kürsi’yi ve Arş’ı aydınlattın.

240. Beyit :
Cibrîl’i koyup Burâk’ı saldun
Tevhîd yolında ferd kaldun

Açıklama : Cebrail’i ( Sidre’de) bırakup Burak’ı koşturdun; tevhid yolunda tek başına kaldın.


241. Beyit :
Ref’ oldı sana hicâb-ı mâbeyn
Nüzhetgehün oldı kâbe kavseyn

Açıklama : Aradaki perde senin için kaldırıldı; Kabe kavseyn senin seyrangâhın oldu.

242. Beyit :
Getdün oraya ki getmek olmaz
Yetdün oraya ki yetmek olmaz

Açıklama : Öyle bir yere gittin ki, gidilmesi mümkün değil; öyle bir yere ulaştın k,, ulaşılması mümkün değil.

243. Beyit :
Bizden Hak’a arzlar yetürdün
Hak’dan bize müjdeler getürdün

Açıklama : Bizden Hakk’a dilekler ulaştırdın; Hak’dan ise bize müjdeler getirdin.

244. Beyit :
Lutf etti sana inayet-i Hak
Tevfîk-i nefâz-ı emr-i mutlak

Açıklama : Hakk’ın inayeti, sana görevini tam olarak yerine getirme gücünü lutfetti.

245. Beyit :
Hem mahzen-i ma’rifet kilîdi
Hem ni’met-i merhamet ümîdi

Açıklama : Hem, marifet mahzeninin kilidini, hem merhamet nimeti ümidini (bahşetti).

246. Beyit :
Deryâda olup ganî güherden
Zevk ile dönende ol seferden

247. Beyit :
Germ idi henüz hâbgâhun
Cünbişde gubâr-ı hâk-i râhun

Açıklama 246-247 : Deryada (eteğini) inci ile doldurup, zevk ile o seferden döndüğünde, yatağın henüz sıcaktı ve, yolunun tozu toprağı daha uçuşmakta idi.

248. Beyit :
İnsâf hemin ola siyâhat
Beyle sefer ile istirâhat

Açıklama : Doğrusu, seyahat işte böyle, yolculukta neş’e ve ihsana nail olmak bu şekilde olur.

249. Beyit :
Oldı sana munca feyz hâsıl
Bu vâkıadan zemâne gâfil

Açıklama : Sen bunca feyz ve bereketler elde ettin; fakat insanlar bu vakıadan habersizdirler.

250. Beyit :
Gâfilleri eyledün haberdâr
Esrâr-ı nihânı etdün ızhâr

Açıklama : Gafilleri haberdar eyledin ve gizli sırları açığa vurdun.

251. Beyit :
Açdun der-i iltifât u in’âm
Verdün gereğince her kime kâm

Açıklama : İltifat ve nimetler kapısını açtın ve herkese gereğince saadetler dağıttın.

252. Beyit :
Çün şefkat-i âmun oldı maksûm
Lutf eyle meni hem etme mahrûm

Açıklama : Herkesi kuşatan şefkatin taksim edildiğinde, lutfet de beni mahrum etme!

253. Beyit :
Bîçâre Fuzûliyem ki zârem
Züll-i güneh ile hâksârem

Açıklama : Biçare Fuzuli’yim; ağlayıp inliyorum; günah zilleti yüzünden perişanım.

254. Beyit :
Tedbîrde süstem ü sebük-rây
Sen bir meded etmesen mana vay

Açıklama : Tedbirde gevşek ve iradesizim; sen yardım etmezsen, vay halime!..

255. Beyit :
Ey meş’ale-i tarîk-ı târîk
V’ey râh-nümâ-yı râh-ı bârîk

Açıklama : Ey karanlık yolların meş’alesi ve ey dar geçitlerin kılavuzu!..

256. Beyit :
İhsânunı hâdi-i tarîk et
Bir feyz-i nazar mana refîk et

257. Beyit :
K’âlâyiş-i ihtilâfdan pâk
Pey-revligün eyleyem tarabnâk

258. Beyit :
Gülzâr-ı vücûdum ede sîr-âb
Bârân-ı rızâ-yı âl ü ashâb

Açıklama 256-258 : İhsanını yol gösterici eyle; lutufkâar bakışını bana yoldaş kıl; ki, ihtilaf bulağından kurtulmuş olarak, coşkun bir sevinçle izinden gideyim; (böylelikle) âl ve ashâbının rızasının yağmuru, varlığımın gülbahçesini suya kandırsın.

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 10:06
9. KONU

Bu Kasîde Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm Şânındadır
Açıklama : Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın Şânında Kaside

259. Beyit :
Yâ menba’a’l-mekârim u yâ ma’dine’l-vefâ
Yâ mecma’a’l-mahâsin u yâ mazhara’l-atâ

Açıklama : Ey cömertlikler kaynağı ve ey vefa madeni! Ey güzellikler kavşağı ve ey bağışlar aynası!

260. Beyit :
Entellezî buiste ileynâ mubeşşiran
V’ahtâreke’l-ilâhu ani’l-halki v’astafâ

Açıklama : Sen bize bir müjdeci olarak gönderildin. Allah seni halkın içinden seçti ve üsütn kıldı.

261. Beyit :
Entellezî tafaddalahu’l-kurbu ve’l-kabûl
V’ahtâreke’l-ilâhu ani’l-halki v’astafâ

Açıklama : Sen, Allah’a yakınlık ve kabul ile üstün kılındın; ululuk ve yücelikte de teksin.

262. Beyit :
Men irtecâ bilutfike mâhâbe v’entefa’
Men iktedâ bişer’ike mâdâa v’ehtedâ

Açıklama : Senin lutfunu dileyen, ümitsizliğe düşmedi ve kazançlı çıktı; şeriatına uyan, yokluğa yuvarlanmadı ve doğru yolu buldu.

263. Beyit :
Yâ avne men tefakkadehû inde şiddetin
Yâ kehfe men tehassane fi’d-darri v’eltecâ

Açıklama : Ey şiddet zamanında yardım arayanların yardımcısı! Ey sıkıntı anında sığınak arayanların barınağı!

264. Beyit :
İsî nemîresed be tu der kadr u menzilet
Ber çerh eger nihed zi ser-i iktidâr pâ

Açıklama : İsa, kudretle çarha ayak bassa da, değer ve rütbece sana erişemez.

265. Beyit :
Mi’râc yâftî tu vu ber Tûr şud Kelîm
Fark ez tu tâ Kelîm zi arzest tâ semâ

Açıklama : Sen mirac yaptın; Musa (Kelim) Tûr’a çıktı… Seninle Musa arasındaki fark, yerle gök kadardır.

266. Beyit :
Âb-ı tu bûd k’âteş-i Nemrûdrâ nişand
Rûzî ki kerde bûd der âteş Halîl câ

Açıklama : İbrahim Halilullah’ın ateşe düştüğü gün, o ateşi söndüren senin suyundu.

267. Beyit :
İkrâr-ı kâfirîst zi şer-‘i tu inhirâf
Burhân-ı gum-rehîst be gayr-i tu iktidâ

Açıklama : Senin şeriatından (yolundan) sapmak, kâfirliğin kabulüdür ve senden gayrısına uymak, yoldan çıkmanın delilidir



268. Beyit :
Tâ munkatı’ negerded ez âsîb-i ihtilâf
Şud beste ber tu silsile-i silk-i enbiyâ

Açıklama : İhtilaf belâsı yüzünden kopmasın diye, peygamberler kuşağı zinciri sana bağlanmıştır.

269. Beyit :
Bâ enbiyâsat nisbet-i zât-ı tu çun elif
Hem ibtidâ tuî be hakîkat hem intihâ

Açıklama : Senin zâtının peygamberlere göre durumu, elif harfi gibidir; çünkü, gerçekte sen hem baş, hem sonsun.

270. Beyit :
Takdîr cuz rizâ-yı tu kârî nemîkuned
Peyveste tâat-i tu edâ mîkuned kazâ

Açıklama : Kader senin hoşnutluğunu kazanmaktan başka bir iş yapmıyor; kaza ise daima sana eğmeğe devam ediyor.

271. Beyit :
Ey âftâb-ı zâtuna her zerre bir nebî
Min şer’ ü din diyârına her zerreden ziyâ

Açıklama : Ey, zatının güneşine her zerre bir haberci olan ( ve ey ) bin şeriat ve din ülkesine her zerreden düşen ışık!

272. Beyit :
Sen gâyet-i vücûdsen ü özgeler tufeyl
Sen pâdişâh-ı mülksen ü özgeler gedâ

Açıklama : Sen, varlığın gayesinin ve senden başkaları sana muhtaç. Sen mülkün padişahısın ve senden gayrılar ise dilencidir.

273. Beyit :
Cârûb-i gerd-i reh-güzerün bâl-i Cebreîl
Tâk-ı revâk-ı dergehün eyvân-ı Kibriyâ

Açıklama : Yolunun tozunun süpürgesi, Cebrail’in kanadıdır. Dergahımın çardağının kubbesi, Allah’ın yüce arşıdır.

274. Beyit :
Dârü’ş-şifâ-yı haşrde bîmâr-ı ma’siyet
Şehd-i şefâatünden umar şerbet-i şifâ

Açıklama : Günah hastaları, mahşer hastanesinde senin şefaatinin balından şifa şerbeti umarlar.

275. Beyit :
Ey çâr-yâr-ı kâmilün a’yân-ı mülk-i dîn
Erbâb-ı sıdk u ma’dilet ü re’fet ü hayâ

Açıklama : Ey doğruluk, adalet, merhamet ve haya sahibi dört olsun dostun, din ülkesinin gözdeleri olan!

276. Beyit :
Devrün bu dört fasıl ile bir mu’tedil zamân
Şer’ün bu dört rükün ile bir mu’teber binâ

Açıklama : Zamanın, bu dört mevsim ile ılıman bir zamandır ve şeriatın, bu dört direk ile sağlam bir binadır.

277. Beyit :
Yâ Mustafâ Fuzûli-i muhtâca rahm edüp
İzhâr-ı iltifât ile kıl hâcetin revâ

Açıklama : Ey Muhammed Mustafa! Bu muhtaç Fuzuli’ye merhamet buyur da, iltifat gösterip, hacetini gider!..

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 10:06
10. KONU
Bu arz-ı adem-i kudretdür
Ve
Özr-i fakd-i kuvvetdür
Açıklama : Kudretsizliği Arz ve Kudret Yoksunluğundan Dolayı Özür Dileme



278. Beyit :
Ârâyiş-i sohbet eyle sâkî
Ver bâde mürüvvet eyle sâkî

Açıklama : Ey sâki! Sohbeti süsle; bir iyilik et, şarap sun!

279. Beyit :
Bir câm ile kıl dimâğumı ter
Lutf eyle bir iltifât göster

Açıklama : Bir kadeh ile dimağımı tazele; lutfet, bir iltifat göster!

280. Beyit :
Gam merhalesinde kalmışam ferd
Ne yâr u ne hemnişin ne hemderd

Açıklama : Gam merhalesinde yapayalnız kalmışım; ne yarim ne arkadaşım, ne de dert ortağım var.

281. Beyit :
Hemcinslerün tamâm getmiş
Söz mülkinden nizâm gitmiş

Açıklama : Hemcinslerimin hepsi kayboldu; söz ülkesinden düzen gitti.

282. Beyit :
Bir bezmde sen kalupsen ü men
Bu bezmi gel edelüm müzeyyen

Açıklama : Meclisde bir seninle ben kaldık; gel bu meclisi şenlendirelim.

283. Beyit :
Sen ver bâde men eyleyem nûş
Men nazm ohuyam sen ana dut gûş

Açıklama : Sen şarap ver, ben içeyim; ben şiir okuyayım, sen dinle.

284. Beyit :
Bir devrdeem ki nazm olup hâr
Eş’âr bulup kesâd-ı bâzâr

Açıklama : Öyle bir zamandayım ki, nazım horlandı, şiirin, pazarda sürümü azaldı.

285. Beyit :
Ol rütbede kadr-i nazmdur dûn
Kim küfr ohunur kelâm-ı mevzûn

Açıklama : Nazmın değeri o kadar düştü ki; ölçülü söz küfür sayılıyor.

286. Beyit :
Bir mülkdeem ki ger yudup kan
Mazmûn-i ibârete çeküp can

287. Beyit :
Min rişteyi turfe la’l çeksem
Min ravzaya nâzenin gül eksem

288. Beyit :
Kılmaz ana hîç kim nezâre
Derler güle hâr ü la’le hâre

Açıklama 286-288 : Öyle bir diyardayım ki; eğer kan yutarak, sözün mazmununa can verip bin ipliğe nadide inciler dizsem, bin bahçeye nazlı güller diksem; hiç kimse onun yüzüne bakmaz; güle diken, dikene ise gül derler.

289. Beyit :
Ancak demezem ki hâk-i Bağdâd
Alâyiş-i nazmdandır âzâd

Açıklama : Sadece Bağdad toprağının nazım bulaşığından azade olduğunu söylemiyorum;

290. Beyit :
Yohdur bir mülk bu zamanda
Kim nazm revâcı ola anda

Açıklama : Bu zamanda hiçbir memleket yoktur ki, orada nazma değer verilsin.

291. Beyit :
Ne Hind ü ne Fürs ü Horâsân
Ne Rûm ü Acem ne Şâm ü Şirvân

Açıklama : Ne Hindistan, ne İran, ne horasan, ne Rum, ne Acem ne Şam ve ne Şirvan…

292. Beyit :
Olsaydı birinde bir sühan-sec
Elbette ıyân olurdı ol genc

Açıklama : Onların birinde bir söz ustası olsaydı, elbette o hazine ortaya çıkardı.

293. Beyit :
Gencîne-i nazm gizlü kalmaz
Sanman güneş olsa nûr salmaz

Açıklama : Nazım hazinesi gizli kalmaz; sanmayın ki güneş olur da ışık salmaz.

294. Beyit :
Kânı niçe kim nihan dutar daş
Eyler anı la’l âleme fâş

Açıklama : Taş, maden ocağını gizler ama, la’l onu âleme fâş eder.

295. Beyit :
Hâlâ meğer iktizâ-yı devrân
Oldur ki ola bu gene pinhân

Açıklama : Bir gün dahi zamanın icabı, bu hazinenin açığa çıkmasıdır.

296. Beyit :
Devrân ile men nakîz-seyrem
Devr elinden meğer ki gayrem

Açıklama : ( Fakat ) , benim gidişim dünyanınkine terstir. Sanki ben devrin insanlarından başkayım.

297. Beyit :
Devrân ister ki hâr ola nazm
Büzzet ü i’tibâr ola nazm

Açıklama : Zaman istiyor ki, nazım hor-hakir kalıp, izzet ve tibardan düşsün.

298. Beyit :
Men muntazıram verem revâcın
Bîmâr ise eyleyem ilâcın

Açıklama : Ben onu değer ve kıymetini kazandırmaya, hasta ise ilacını vermeğe hazırım.


299. Beyit :
Ol nefy-i kemâl-i hikmet eyler
Lâzım bilürem hasâret eyler

Açıklama : Zaman en üstün hikmeti yok sayıyor; fakat doğrusu bu işte zarar ediyor.

300. Beyit :
Ta’mîr-i harâba tâlibem men
İnşâallâh gâlibem men

Açıklama : Ben bir harabeyi tamir etmeye talibim; Allah’ın izni ile bunu başaracağım.

301. Beyit :
Sâkî mede et ki derdmendem
Gam silsilesine pây-bendem

Açıklama : Saki! Yardım et; dertliyim; gam zincirine bağlanmışım.

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 10:07
302. Beyit :
Gam def’ine câm-ı mey devâdur
Tedbîr-i gam eylemek revâdur

Açıklama : Gamın giderilmesi için ilaç şaraptır; gam için tedbir almak uygun olur.

303. Beyit :
Senden ne inâyet olsa vâki’
Fikr etme ki menden ola zâyi’

Açıklama : Senden ( bana ) gelecek hiçbir iyiliğin bende zayi olacağını zannetme.

304. Beyit :
Men bir sadefem sen ebr-i nîsân
Ver katra vü al dürr-i galtân

Açıklama : ( Ey saki ), ben bir sadefim, sen nisan bulutusun; bana damlayı ver, inci tanesini al

305. Beyit :
Sensen hurşîd ü men siyeh hâk
Ver âteş ü al cevher-i pâk

Açıklama : Sen güneşsin, ben ise kara toprak; ver ateşi ve al saf cevheri..

306. Beyit :
Rahm et ki garîb ü hâksârem
Bîmûnis ü gam-güsârem

Açıklama : Merhamet et ki, garibim ve yerle bir olmuşum; kimsesizim, bir dostum ve gam ortağım yok!

307. Beyit :
Ol bir niçe hemdem-i muvâfık
Ya’nî şuarâ-yı devr-i sâbık

308. Beyit :
Tedrîc ile geldiler cihâna
Ta’zîm ile oldılar revâne

Açıklama 307-308 : Bir kısın şanslı dostlar, yani geçmiş devirlerin şairleri birer birer cihana geldiler ve hürmet görerek bu dünyadan gittiler.

309. Beyit :
Devrân oları muazzam etdi
Her devr birin mükerrem etdi

Açıklama : Kader onları yüceltti; her devirde birini şeref ve itibar sahibi yaptı.

310. Beyit :
Her birine hâmi oldı bir şâh
Zevk-i sühaninden oldı âgâh

Açıklama : Her birini bir padişah himayesine aldı ve sözlerinin zevkinden haberdar oldu.

311. Beyit :
Türk ü Arab ü Acemde eyyâm
Her şâire vermiş idi bir kâm

Açıklama : Türk, Arap ve Acem diyarlarında zaman her şaire bir mutluluk bağışlamıştı.

312. Beyit :
Şâd etmiş idi Ebî Nûvâsı
Hârûn Halife’nün atâsı

Açıklama : Halife Harun’un bağışları, Ebû Nevâs’ı şâd etmiş idi.

313. Beyit :
Bulmışdı safâ-yı dil Nizâmî
Şirvan Sâh’a düşüp girâmî

Açıklama : Nizamî, Şirvan Şah katında saygı görerek gönül rahatlığı bulmuştu.

314. Beyit :
Olmışdı Nevâyi-i sühan-dân
Manzûr-ı şhenşeh-i Horâsân

Açıklama : Söz üstadı Nevâyi, Horasan şahının gözdesi olmuştu.

315. Beyit :
Söz gevherine nazar salanlar
Gencîne verüp güher alanlar

316. Beyit :
Çün kalmadı kalmadı fesâhat
Erbâb-ı fesâhat içre râhat

Açıklama 315-316 : Söz incisine itibar edenler, hazine verip cevher satın alanlar kalmayınca, ne fasihlik kaldı, ne de fesahat sahipleri arasında rahat.

317. Beyit :
Ol tâife çekdi hırkaya baş
Hâletlerin etmez oldılar fâş

Açıklama : O insanlar da başlarını hırkalarına çektiler ve hallerini dile getirmez oldular.

318. Beyit :
Tâ olmaya resm-ı şi’r mefkûd
Ebvâb-ı fünûn-ı nazm mesdûd

319. Beyit :
Lâzım mana oldı hıfz-ı kânûn
Zabt-ı nasak-ı kelâm-ı mevzûn

Açıklama 318-319 : Şiirin yolu yordamı unutulmasın ve nazım sanatlarının kapıları kapanmasın diye, kanun korumak ve ölçülü söz üslübuna yeniden düzen vermek işi bana düştü.

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 10:07
320. Beyit :
Nâçâr dutup tarîk-ı nâmûs
Râhatdan olup müdâm me’yûs

321. Beyit :
Ahdi söze üstüvâr kıldum
Eş’âr demek şiâr kıldum

Açıklama 320-321 : Çaresiz, namus yolunu tutarak ve artık rahattan tamamiyle ümidi keserek yemini söze temel yaptım ve şiirler söylemeyi adet edindim.

322. Beyit :
Çün halka hilâf-ı müddeâyem
Anlar zu’mınca süst-râyem

Açıklama : İnsanların iddiasına zıt olduğum için onların nazarında yanlış düşünen birisiyim.

323. Beyit :
Her söz ki gelür zuhûra menden
Min ta’ne bulur her encümenden

Açıklama : Benden doğan hiçbir söz yoktur ki, her topluluktan binlerce kınamaya uğramamış olsun.

324. Beyit :
Eyler hased ehli bağlayup kîn
Tahsin ivazına nefy ü nefrîn

Açıklama : Kıskançlar, kin tutarak, takdir yerine inkâr ve lanet yağdırdılar.

325. Beyit :
Ümmîd ki ref’ olup küdûret
Tağyir-pezîr ola bu sûret

Açıklama : Ümid ediyorum ki, bulanıklık ortadan kalkar da bu vaziyet değişir.

326. Beyit :
Ol kavm bu gülşene girende
Bu gülşen içinde gül derende

327. Beyit :
Gül tâze idi vü gonce nev-hîz
Depretdükçe nesîm-i gül-rîz

328. Beyit :
Anlar güli derdiler men-i zâr
Hâlâ dilerem derem has ü zâr

Açıklama 326-328 : O ( eski şairler ) topluluğu bu bahçeye girdikleri ve bu gülşen içinde gül derdiklerinde, gül taze idi ve gonca henüz yetişmişti. Gül saçan meltem kıpırdadıkça, onlar gülü topladılar; ben zavallının ise şimdi gözü çer-çöp dermekde…

329. Beyit :
Bu bezme olar verende tezyîn
Mey sâf idi bezm hem nev-âyin

Açıklama : Onlar bu meclise süs verdiklerinde hem, şarap saf idi, hem de meclis yeni kurulmuştu.

330. Beyit :
Mey sâfı olara oldı rûzî
Kaldı mana dâğ-ı derd sûzı

Açıklama : Onlara saf şarap içmek kısmet oldu; bana ise sıkıntı yarasının hareketi kaldı.

331. Beyit :
Bu dürde men olmışam hevâ-hâh
Bir neş’e verür mi bilmezem âh

Açıklama : Ben de bu tortuya heves bağladım; ama bir neş’e verir mi, ah işte onu bilmiyorum!

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 10:08
11. KONU


Bu Pâdişâh-ı İslâmun duâ-yı devletidür
Ve
Kahramân-ı enamun senâ-yı şevketidür

Açıklama : İslâm Padişahının Devletinin Devamını Dua ve İnsanların En Kahramanının Heybetine Övgü

332. Beyit :
Sakî kerem eyle câm gezdür
Dutma kadehi müdâm gezdür

Açıklama : Saki! Kerem eyle, kadehi dolaştır; elinde tutma, boyuna gezdir!

333. Beyit :
Devrâna çok i’tibâr kılma
Gezdür kadehi karâr kılma

Açıklama : Dünyaya fazla değer verme; gezdir kadehi, durma!

334. Beyit :
Tök alup ele gümüş sürahî
Zer sâgara rûh-bahş râhı

Açıklama : Al ele gümüş sürahiyi ve doldur altın kadehe ruh bahşeden şarabı!..

335. Beyit :
Sarf eyle riâyetümde eltâf
Tenhâlığumı gör eyle insâf

Açıklama : Beni gözet de bana lutuflarda bulun; yalnızlığımı gör, bana insaf eyle!..

336. Beyit :
Şuğlüm bu bisât içinde çohdur
Senden özge mededci yohdur

Açıklama : Bu yerde dertlerim, sıkıntılarım çoktur, senden başka yardımcım ise yoktur.

337. Beyit :
Hamdemliğüm eyle âr kılma
Menden nefret şiâr kılma

Açıklama : Bana arkadaş ol, utanma; benden nefret etmeyi bir iş belleme!..

338. Beyit :
Ger bilmez isen ki men ne zâtem
Ne zulmet-i çeşme-i hayâtem

339. Beyit :
Feyz-i hünerüm şarâbdan sor
Sûz-ı cigerüm kebâbdan sor

Açıklama 338-339 : Eğer benim nasıl bir kişi olduğumu, nasıl bir hayat suyunun kaynadığı karanlıklar ülkesi olduğumu bilmiyorsan, hünerimin feyz ve bereketini şaraptan sor; yüreğimin yanıklığını da kebaptan öğren.

340. Beyit :
Dutsan elini men-i fakîrün
Hak ola hemîşe dest-gîrün

Açıklama : Ben fakirin elinden tutarsan, Hak da her zaman senin yardımcın olur.

341. Beyit :
Men şâir-i Müsevî-kelâmem
Sâhirlere mu’ciz-i tamâmem

Açıklama : Ben, Musa (gibi mucize) kelamlı bir şairim, sihirbazlara karşı tam bir mucizeyim.

342. Beyit :
Men sâhir-i Bâbilî-nijâdem
Hârûta bu işde üstâdem

Açıklama : Ben Babil soylu bir sihirbazım; Harut’a bu işte üstadlık ederim.

343. Beyit :
Söz derkine sarf edüp firâset
Emlâkine bulmışam riyâset

Açıklama : Ferasetimi sözü anlamaya sarf edip söz ülkesinin reisliğine yükselmişim.

344. Beyit :
Geh tarz-ı kasîde eylerem sâz
Şeh-bâzum olur bülend-pervâz

Açıklama : Zaman olur kaside tarzını uygun bulurum; tabiatımın şahini yükseklerde uçar;

345. Beyit :
Geh de’b-i gazel olur şiârum
Ol de’be revan verür karârum

Açıklama : Zaman olur gazel yolunu tutarım; kararım, o tarza can verir.

346. Beyit :
Geh mesneviye olup hevesnâk
Ol bahrden isterem dür-i pâk

Açıklama : Gah mesneviye heves ederek, o denizden pek inciler çıkarmak isterim.

347. Beyit :
Her dilde ki var ehl-i râzem
Mecmû’-ı fünûna aşk-bâzem

Açıklama : Her gönülde bulunan sırra âşinâyım; bütün şiir fenlerine vurgunum.

348. Beyit :
Bir kâr-gerem hez+ar-pîşe
Canlar çeküp isterem hemîşe

349. Beyit :
Dükkânum ola revâc-ı bâzâr
Her istedügin bula hırîdâr

Açıklama 348-349 : Bin sanatlı bir mücevher işçisiyim. Canu gönülden isterim ki; dükkânım pazarın en rağbet edileni olsun da, müşteri her aradığını bulsun.

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 10:09
12. KONU


Bu bir tarîk ile kesr-i nefsdür
Ve
Mukaddime-i medh-i Padişâh-ı asrdur

Açıklama : Bir Yolla Nefsin İsteklerini Kırma ve Asrın Padişahını Övmeye Başlangıç

350. Beyit :
Sâkî ne idi bu câm-ı gül-rûn
Kim eyledi hâlümi diger-gûn

Açıklama : Ey Saki! Bu gül renkli kadeh neydi ki, beni böyle bambaşka bir hale koydu?

351. Beyit :
Ser-mest olubem sözüm hebâdur
Her lâf ki eyllerem hatâdur

Açıklama : Sarhoş olmuşum, sözlerim boş ve nafiledir. Ettiğim her laf hatadır.

352. Beyit :
Te’sîr salup dimâğâ teşvîr
Teşvîr mizâcum etdi tagyîr

Açıklama : Gösteriş merakı dimağıma tesir ederek saf ve temiz mizacımı bozdu.

353. Beyit :
Men handan ü lâf-ı lutf-ı güftâr
Kim söz demeğe olam sezâvâr

Açıklama : Ben nerde, söz nerde; kaldı ki şiir söylemeğe lâyık olayım!

354. Beyit :
Olsaydı menün sözümde bir hâl
Elbette olurdum ehl-i ikbâl

355. Beyit :
Müstevcib-i izz ü câh olurdum
Şâyeste-i bârgâh olurdum

356. Beyit :
Makbûl düşerdüm âstâna
Manzûr-ı şehenşeh-i zemâne

Açıklama 354-356 : Eğer benim sözümde bir tat olsaydı, elbette bahtım yaver giderdi de izzet ve hürmete hak kazanır, yüce divana lâyık olur, sarayda kabul görür, zamanın padişahının ilgisine mazhar olurdum.

357. Beyit :
Ol pâdişeh-i bülend-bîniş
Kim hâk-i rehidür âferîniş

Açıklama : O yüksek görüşlü padişah; ki, yaratılmışlar, onun ayağının tozudur.

358. Beyit :
Müstahfız-ı din penâh-ı islâm
Mahdûm-ı zaman melâz-ı eyyâm

Açıklama : Dinin koruyucusu, islâm (milletinin) sığıncı, zamanın efendisi ve günlerin barınağıdır.

359. Beyit :
Ebr-istihsân ü berk-kîne
Şâhenşeh-i Mekke vü Medîne

Açıklama : İhsanı bulut, kini ise şimşek gibi olan, Mekke ve Medinenin padişahıdır.

360. Beyit :
Müstakdim-i hak mühill-i bâtıl
Sultân-ı murâd-bahş-ı âdil

Açıklama : Hakkı ayakta tutan, batılı yok eden ve muradlar bağışlayan adaletli sultandır.


361. Beyit :
Erbâb-ı hüner ümîdgâhı
Türk ü Arab ü Acem penâhı

Açıklama : Sanat ve hüner sahiplerinin ümit kapısı, Türk’ün, Arab’ın ve Acem’in sığınağıdır.

362. Beyit :
Deryâ kimi eyleyen demâdem
Endîşe-i kurb ü bud’-ı âlem

363. Beyit :
Lutf ile veren yahıma lû’lû
Ebr ile yırağa gönderen su

Açıklama 362-363 : Derya gibi, her zaman dünyanın yakını ve uzağını kaygısını çekip; lutfu ile yakına inci dağıtan, uzağa ise bulutla su gönderendir.

364. Beyit :
Lû’lûsını eyleyen cihan-tâb
Leb-teşneleri dür ile sîr-âb

Açıklama : İncisi ile cihanı aydınlatan, suyu ile de, susamışları suya kandırandır.

365. Beyit :
Gerdun kimi lutf edende zâhir
Dâmen dâmen töken cevâhir

366. Beyit :
Gün kimi olanda cûdâ mazhar
Hırmen hırmen nisâr eden zer

Açıklama 365-366 : Gökler gibi, lutfunu gösterdiğinde, etekler dolusu cevahir döken; güneş gibi, cömertliğin kaynağı olduğunda, harmanlar dolusu altın saçandır.

367. Beyit :
Tugrâ-yı misâl-i Âl-i Osman
Sultan-ı sipeh-şiken Süleyman

Açıklama : Osman oğullarının fermanının tuğrası, asker kıran Sultan Süleyman’dır.

368. Beyit :
Yerde düşer olsa feyzi hâke
Ta’n eyleye hâk ruh-ı pâke

Açıklama : Yerde, onun feyzi toprağa düşecek olsa, toprak temiz ruhu beğenmez olur;

369. Beyit :
Gökde nazar etse bir hümâya
Hurşîde salur hümây sâye

Açıklama : Gökde ise ( O ), bir hüma kuşuna bakar olsa, hüma, güneşe bile gölge salacak hale gelir.

370. Beyit :
Ger şarka urur sinân-ı ser-keş
Gün kimi çıhar sipihre âteş

Açıklama : Eğer dik başlı mızrağını doğuya vursa, güneş gibi gökyüzüne ateş saçar;

371. Beyit :
V’er garba çalarsa tîg-i bürrân
Gerdûne yeter şafak kimi kan

Açıklama : Ve eğer keskin kılıcını batıya çalsa, şafak gibi kırmızı kan göğe sıçrar.

372. Beyit :
Dün çerh yana nigâh kıldum
Nezzâre-i levh-ı mâh kıldum

Açıklama : Dün gökyüzüne doğru yüzümü çevirdim ve Ay’ın levhasına bir baktım;

373. Beyit :
Gördüm bu hatı ki hâme-i hûr
Ol levhde eylemişdi mastûr

Açıklama : Gördüm ki, hurilerin kalemi o levhaya şu yazıyı nakşetmiştir:

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 10:09
13. KONU


Bu Kasîde Hazret-î Padişah Şanındadur


Açıklama : Padişah Hazretlerinin Övgüsünde Kasîde

374. Beyit :
Zehî kâmil ki akl-ı nükte-dan derkinde hayrandur
Vücud-ı bîmisâli intihâb-ı nev’-i insandur

Açıklama : Bu ne yüce zattır ki, inceliklere vakıf akıl bile onu idrak etmekte yaya kalmıştır. Çünkü onun benzersiz varlığı insan oğulları arasından seçilmiştir.

375. Beyit :
Felek bir dürc anun zât-ı şerîfi gevher-i yektâ
Cihan bir cism anun hükm-i revân-ı fi’l-mesel candur

Açıklama : Felek bir mücevher kutusu; onun yüce zatı da eşsiz bir cevherdir. Cihan bir cisim ise, onun yürüyen hükmü de adeta can yerindedir.

376. Beyit :
Tarîk-i tâati hem mezhebe hem millete nâfi’
Hilâf-ı meşrebi hem devlete hem dîne noksandur

Açıklama : Ona hizmet etmek yolu, hem mezhep, hem de millet için faydalar getirir; meşrebinin hilafına hareket ise, hem devlete, hem dine eksiklik demektir.

377. Beyit :
İki kısm eylemiş küfr ile îman yeddi iklîmi
Anun hükmindedür ba’zı vü ba’zı kâfiristandur

Açıklama : Küfür ile iman, yedi iklimi iki kısma ayırmıştır; bir kısmı onun hakimiyeti altındadır, bir kısmı ise kâfiristandır.

378. Beyit :
Esâs-ı hükmidür ma’nîde bir sedd-i ****nder kim
Anun Ye’cûcdur bir yanı vü bir yanı insandur

Açıklama : Saltanatın temeli, aslında bir İskender seddidir; onun br yanı ye’cûc bir yanı ise insandır.

379. Beyit :
Binâ-yı kadridür ma’nîde bir âlî imâret kim
Mukarnes tâk-i gerdun ol imâretden bir eyvandur

Açıklama : Kadir ve kıymetinin binası gerçekte yüce bir imarettir; öyle ki; gökkubenin tavanı ancak o imaretin bir eyvanıdır.

380. Beyit :
Muzaffer dâima Sultan Süleyman Hân-ı âdil-dil
Ki her kim tâbi’-i fermânı olmaz nâmüselmandur

Açıklama : Daima muzaffer olan, kalbi adaletle dolu Sultan Süleyman…Her kim onun buyruğuna baş eğmez ise Müslüman değildir.

381. Beyit :
Cihan-gîrî ki gün tek mülk teshîrine azm etse
Muhakkar cilvegâhı arsa-i İrân ü Tûrandur

Açıklama : ( Öyle bir ) cihan hükümdarı ki; güneş gibi, ülkeler elde etmeye niyet etse, at oynatacağı arsaların en değersizi İran ve Tûran olur.

382. Beyit :
Sâhî-tab’ u mürüvvet-pîşedür kim bahr-ı eltâfı
Temevvüc kılsa mevci fakr bünyâdına tûfandur

Açıklama : ( O öyle ) cömert tabiatlı ve iyiliği huy edinmiş ( bir padişahtır ) ki; lutuflarının denizi galeyana gelse, dalgaları fakirlik binasını yıkan tufan olur.

383. Beyit :
Kemîne kimseye kemter atâsı hâsıl-ı deryâ
Muhakkar meclise bezl-i hakîri behre-i kândır

Açıklama : Zavallı bir kimseye en önemsiz bir bağışı deryalar dolusudur; en değersiz bir topluluğa dahi en itibarsız bir saçısı, maden ocağı gibidir.

384. Beyit :
Vücûd-ı pâki-le Hak rahmetidür âleme nâzil
İtâat ehline gösterdiği adl ile ihsandur

Açıklama : Tertemiz varlığı ile, âleme inen Hakk’ın rahmetidir; itaat sahiplerine gösterdiği de adalet ve ihsandır.

385. Beyit :
Süleyman bârgâhıdur yakin heybetlü dergâhı
Kim anda dîvler tâbi’ perîler bende-fermandur

Açıklama : Heybetli katı, Hz. Süleyman’ın sarayı gibidir; öyle ki, orada devler itaat edici, periler ise emir kullarıdır.

386. Beyit :
Muazzam leşkeridür bir bulut kim düşmene andan
Firengîler sadâsı ra’d toplar daşı bârandur

Açıklama : Muazzam ordusu bir buluta benzer; öyle ki, kâfirlerin feryad ve figanı ondan (kopan) bir gök gürültüsü; toplarının gülleri ise ( ondan yağan bir ) yağmurdur.

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 10:10
387. Beyit :
Semendi seğridende lâmi’ olmış ahter-i sâkib
Sipâhı deprenende mevce gelmiş bahr-ı ummandur

Açıklama : O’nun atı, koştuğu zaman, parlayan bir Zuhal yıldızı; askeri, harekete geçtiğinde, coşmuş bir ummandır.

388. Beyit :
Seferde çekmek içün haşmet ü ikbâl esbâbın
Arâbe arş levhi ordusı gerdûn-ı gerdandur

Açıklama : Arş levhası, savaşta (onun) haşmet ve ikbalinin levazımını taşımak için bir araba; dönüp duran felek ise ordusudur.

389. Beyit :
Zamânında yetüp cem’iyyet-i eshâba ârifler
Olup derhem hemin mahbûblar zülfi perîşandır

Açıklama : Arifler ( onun saltanatı ) zamanında zihin ve hatırlarını yalnız Allah ile meşgul etmenin saadetini tattılar; bu yüzden bütün mahbubların üzüntüden zülüfleri darmadağınıktır.

390. Beyit :
Halâyık subh-tek handân olup mihr-i cemâlinden
Dil-i sûzân ile devrinde ancak şem’ giryandur

Açıklama : Mahlûkat ( Onun ) yüzünün güneşinden sabah gibi güler yüzlü olmuştur. Devrinde, gönül ateşi ile yanıp ağlayan, sadece mumdur.

391. Beyit :
Havâdisden mizâc-ı mülk tagyîrine imkân yoh
Kemâl-i adl ile tâ mülke Osmân oğlu sultandur

Açıklama : Hadiselerin gelişmesinden ötürü memleketin mizacında bir bozulma ihtimali yoktur; çünkü ülkede eksiksiz bir adalet ile hükümran olan Osman oğludur.

392. Beyit :
Bihamdillah bugün havf ü hatâdan şer’ nâmûsın
Bulup tevfîk-ı nusret sahlayan Sultan Süleymandur

Açıklama : Allah’a hamd olsun ki, bugün Allah’ın yardımına mazhar olarak şeriatın namusunu korkudan ve hatadan koruyan Sultan Süleyman’dır.

393. Beyit :
Nişân-ı feyzidür ol nusret ü ikbâl kim hâlâ
Ne yan kim azm kılsa reh-beri te’yîd-i Yezdandur

Açıklama : O yardım, zafer saadet, feyzinin işâretidir;öyle ki, şu an ne tarafa doğru yönelmeye niyetlense, rehberi, Allah’ın desteği ve te’yididir.

394. Beyit :
Dil ü candan Fuzûlî izz ü ikbâline ol şâhun
Rızâ-yı Hakk içün dâim duâ-gûy ü serâ-hândur

Açıklama : Fuzuli hak rızası için o şahsın izzet ve ikbaline candan ve gönülden daima duacı ve onu övücüdür.

395. Beyit :
Çü oldur hâmi-i İslâm vâcibdür anun mehdi
Ne kim mehdinden özge söz demiş andan peşîmandur

Açıklama : O İslâm’ın koruyucusu oluğu için, onun övülmesi vaciptir. ( Fuzuli ) onun övgüsünden başka ne söz söylemişse, ondan pişmandır.

396. Beyit :
İlâhî bâki olsun dâim insan-perver ikbâli
Cihân-ı fâni içre tâ binâ-yı nev’-i insandur

Açıklama : İlahi! ( Onun ) insanı koruyup gözeten saltanatı dünya durdukça baki olsun; çünkü o (saltanat), fani olan cihanın içinde insan oğlunun binasıdır.

397. Beyit :
Yârab ki muzaffer ola dâim
Zâtiyle binâ-yı adl kâim

Açıklama : Ya Rab! O daima muzafer olsun; çünkü adalet binası ancak onun zatiyle kaimdir.

398. Beyit :
Şâyetse ana serîr ü efser
Âlemlere adli sâye-küster

Açıklama : Ona taht ve taclar layıktır; çünkü onun adaleti âlemlere gölge salmaktadır.

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 10:10
14. KONU


Bu Sebeb-i Nazm-ı Kitâbdur
Ve
Bâis-i İrtikâb-ı Azâbdur

Açıklama : Kitabın Nazmadilmesinin Nedeni ve Azabı Hak Etmenin Sebebi

399. Beyit :
Sâki dut elüm ki haste-hâlem
Gam reh-güzerinde pâymâlem

Açıklama : Saki! Elimden tut; çünkü hasta bir haldeyim, gam yolu üserinde ayaklar altında kalmışım!..

400. Beyit :
Sensen men-i mübtelâya gam-hâr
Senden özge dahi kimüm var

Açıklama : Sensin benim gibi bir düşkünün kaderini gideren…Benim senden başka kimim var?..

401. Beyit :
Müşkil işe düşmişem meded kıl
Mey hırziyle belâmı red kıl

Açıklama : Zor bir işe düşmüşüm, yardım et! Şarabın koruyuculuğu ile belâmı benden uzaklaştır!..

402. Beyit :
Hall eyleye gör bu müşkilâtı
Kemm etme kulundan iltifâtı

Açıklama : Bu güçlükleri halletmeğe bak; ben kulundan iltifatını esirgeme!

403. Beyit :
Bir gün ki mey-i Süehyl-te’sîr
Vermişdi mizâc-ı pâke tagyîr

Açıklama : Bir gün, Süheyl tesirli şarap saf ve temiz mizacımı değiştirmişti :

404. Beyit :
Hemreng-i bahâr olup hazânum
Dönmişdi akîka za’ferânum

Açıklama : Sonbaharım bahar rengi almış, safran ( gibi sarı yüz ) üm akik taşına dönmüştü.

405. Beyit :
Cem’ idi yanumda ittifâkî
Sâz ü meze vü şarâb ü sâkî

Açıklama : Yanımda saz, meze, şarap ve saki tesadüfen bir araya gelmişlerdi;

406. Beyit :
Peyveste lebâleb ü peyâpey
Nûş eyler idüm kadeh kadeh mey

Açıklama : Boyuna, dolu dolu ve peşpeşe kadeh kadeh şarap içiyordum;

407. Beyit :
Zevk üzre mey artururdı zevkum
Şevk üzre ziyâd olurdı şevkum

Açıklama : Şarap, zevkimin üstüne zevk koyuyor, neş’em gittikçe artıyordu;

408. Beyit :
Ol bezm idi âfiyet bahârı
Men bülbül-i zâr ü bîkarârı

Açıklama : O meclis bir afiyet baharı idi ve ben ( o meclisin ) ağlayıp inleyen kararsız bülbülü idim…

409. Beyit :
Bir hadde erişdi neş’e-i câm
Kim kalmadı ehl-i bezme ârâm

Açıklama : Öyle bir dereceye vardı ki şarabın neş’esi; mecliste bulunanların rahatı, huzuru kalmadı;

410. Beyit :
Esrâr-ı dil oldı âşikârâ
Mesdûd oluben der-i müdârâ

Açıklama : İki yüzlülük kapıları kapanıp, gönüldeki sırlar açığa vuruldu.

411. Beyit :
Olmışdı refîk u hemzebânum
Ayîne-i t3uti-i revânum

412. Beyit :
Bir niçe zarîf-i hıtta-i Rûm
Rûmî ki dedük kaziyye ma’lûm

Açıklama 411-412 : Rum ( Anadolu ) ülkesinin birkaç zarif insanı; arkadaşım, dildaşım ve ruh papağanımın aynası olmuşlardı…Anadolu’lu dedik ya, mesele anlaşılıyor…

413. Beyit :
Ya’nî ki kamu dekâyık ehli
Her mes’elede hakâyık ehli

Açıklama : Yani, tamamı da inceliklerden haberdardılar ve her konuda hakikî bilgiye ulaşmıştılar

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 10:26
Yorumlarınız için çok tşk ederim

Edibe Ziyâi
31-01-2008, 10:34
çok teşekkür ederim kardeşim... Nasıl yorum yapacağımı bilemiyorum..Fuzuli aşkın sırrrına ermiş , aşkı tam manasıyla yaşayan/yaşatan zât...
Ben de size inşallah bir tane flash yolluyorum.. Fuzuli ve su kasidesi hakkında ...

http://www.cafeonbes.com/modules.php?name=Downloads&d_op=getit&lid=22

fuzuli-gazeL
31-01-2008, 10:59
çok teşekkür ederim kardeşim... Nasıl yorum yapacağımı bilemiyorum..Fuzuli aşkın sırrrına ermiş , aşkı tam manasıyla yaşayan/yaşatan zât...
Ben de size inşallah bir tane flash yolluyorum.. Fuzuli ve su kasidesi hakkında ...

http://www.cafeonbes.com/modules.php?name=Downloads&d_op=getit&lid=22



Aşk diyince akla Fuzuli düşer, Fuzuli deyince aklım beni terk eder... Yorumunuza ve gönderdiğiniz flash hiç bir yorum yapamıyorum... Diyeceğim sözün bittiği yerde Allah razı olsun...

KuTeYBe
31-01-2008, 11:27
Fuzûlî Şiadandı, bu yüzden Osmanlılar büyüklüğünü kabul etmelerine rağmen ilgi göstermediler. Zavallıcık o da şikayet edip durdu dûn felekten

Allah rahmet etsin Abdülkadir Karahan'ın onun hakkında çok değerli kült olmuş bir araştırması var. Hasibe Mazıoğlu'nun Fuzûlî Üzerine Makaleler eserini de unutmamak gerekir.

fuzuli-gazeL
01-02-2008, 19:56
414. Beyit :
Hem ilm feninde nükte-danlar
Hem söz revişinde dür-feşanlar

Açıklama : Hem, ilim sahasında ince manalara vakıftılar, hem de söz söyleme yolunda inciler saçmakta idiler.

415. Beyit :
Kim eyler idi dekâyık-i râz
Şeyhîden ü Ahmedîden âgâz

Açıklama : Kimi sırlardan nükteler çıkarıyor, Şeyhî’den ve Ahmedî’den söze başlıyor;

416. Beyit :
Kim söyler idi öğüp kelâmı
Evsâf-ı Halîli vü Nizâmî

Açıklama : Kimi Halilî ve Nizamî’nin vasıflarını öğüp duruyordu.

417. Beyit :
Bilmişler idi ki hüsn-i güftâr
Kadrüm kaderince mende hem var

Açıklama : Anlamışlardı ki, güzel söz söyleme kabiliyeti kudretimce bende de var.

418. Beyit :
Çün var idi mestlikde lâfum
Kim anlana sıdkum ü hilâfum

419. Beyit :
Men hasteni etdiler nişâne
Bir reng ile tîr-i imtihâna

Açıklama 418-419 : Yalanım ve gerçeğim fâş olacak derecede mest olduğumda ben hastayı bir oyun ile imtihan okuna hedef yaptılar.

420. Beyit :
Lutf ile dedile ev sühan-senc
Fâş eyle cihâna bir nihan genc

Açıklama : Nazikçe dediler ki; “Ey söz üstadı, dünyaya gizli bir hazine ortaya çıkarsana!”

421. Beyit :
Leylî Mecnûn Acemde çohdur
Etrâkde ol fesâne yohdur

Açıklama : “ Leylâ-Mecnûn, Acemlerde çoktur, lâkin Türkler arasında bu hikâye yoktur.”

422. Beyit :
Takrîne getür bu dâstânı
Kıl tâze bu eski bûstânı

Açıklama : “ Gel, bu destanı yaz da, bu eski bahçeyi tazeleyiver!”

423. Beyit :
Bildüm bu kaziyye imtihandur
Zîrâ ki bu bir belâ-yı candur

Açıklama : Anladım ki bu teklif bir imtihandur; zira böyle bir iş (aslında) can belâsıdır.

424. Beyit :
Sevdâsı dırâz ü bahrı kûtâh
Mazmûnı figân ü nâle vü âh

Açıklama : Sevdası uzun, bahrı kısadır; mazmunu da figan, feryad ve ah’tır.

425. Beyit :
Bir bezm-i musîbet ü belâdur
Kim evveli gam sonı fenâdur

Açıklama : ( Bu ) bir felaket ve bela meclisidir ki; başlangıcı gam, sonu yokluktur.

426. Beyit :
Ne bâdesine neşâtdan reng
Ne nağmesine ferahdan âheng

Açıklama : Ne şarabında neş’eden bir renk, ne de nağmaseinde sevinçten bir ahenk vardır…

427. Beyit :
İdrâke verür hayâli âzâr
Efkârı eder melâlı efgâr

Açıklama : Hayali idraki incitir; düşünmesi hüznü (bile) yaralar.

428. Beyit :
Olsaydı teveccühi münâsib
Tevcîhine çoh olurdı râgıb

Açıklama : Eğer niyetlenmesi ( her önüne gelen için ) uygun olsaydı, çok kişi teşebbüs etmeye istekli olurdu.

429. Beyit :
Olsaydı tasarrufında râhat
Çoh kâmil ana kılurdı rağbet

Açıklama : Eğer rahatlıkla başarılabilir bir iş olsaydı, bir çok kâmil insan ona rağbet ederdi.

hirahos
01-02-2008, 20:27
Allah razı olsun.. Hazinedir.. Emeğiniz için çok çok teşekkürler..

fuzuli-gazeL
01-02-2008, 20:37
Allah razı olsun.. Hazinedir.. Emeğiniz için çok çok teşekkürler..


Allah cümlemizden razı olsun inşallah... İmkan olduğu sürece devamını getiricem inşallah...

Aşk_(ın)
01-02-2008, 21:15
Sensen ızhâr eyleyen ma’şûka âşık şevkıni
Âşıkı sensen kılan ma’şûk şevkiyle hazîn

Açıklama : Sensin, mâşuka aşığın arzusunu gösteren ve âşıkı maşuk arzusu ile hüzünlendiren



İkinci sayfaya henüz geçemedim kardeş ,,,

Birinci sayfada okumuş olduklarımı inşaallah hazmettirsin yüreğime ,

Rahman ...

İnşaallah devamı gelecektir ardı sıra dizilmiş aşk_ı muhabbet ve

Yar ' dan ...

Takipteyim Allah ' ın izniyle ...

ALLAH yar ve yardımcın olsun ,

Sevgiyle ,

fuzuli-gazeL
02-02-2008, 14:25
430. Beyit :
Billah ki ne hoş demiş Nizâmî
Bu bâbda hatm edüp kelâmı

Açıklama : Allah için, Nizamî bu hususta sözün en güzelini söylemiş ve ne güzel demiştir :

431. Beyit :
Esbâb-ı suhan neşât u nâzest
Z’in her du suhan behâne-sâzest

Açıklama : “Sözün sebebi neş’e ve nazdır. Söz bu ikisinden doğar.”

432. Beyit :
Meydân-ı suhan ferâh bâyed
Tâ tab cüvariî numâyed

Açıklama : “Söz meydanı geniş olmalıdır ki, (şairlik) tabiatı orada binicilikteki ustalığını göstersin.”

433. Beyit :
Der germ-i rîk u sahti-i kûh
Tâ çend suhan reved beenbûh

Açıklama : “Kumun sıcaklığı ve dağın saplığı arasında söz ne zamana kadar sıkışıklık içinde gitsin?”

434. Beyit :
Bir iş ki kılur şikâyet üstâd
Şâgirde olur rücüı bîdâd

Açıklama : Üstadın şikayet eylediği bir işi çırağa yüklemek adâletsizlik olur.

435. Beyit :
Gerçi bilürem bu bir sitemdür
Teklîfi munun gam üzre gamdur

Açıklama : Gerçi ben bunun bir zulüm, hattâ böyle bir şeyin teklifinin gam üstüne gam olduğunu bilmekteyim ;

436. Beyit :
Ammâ niçe etmek olur ikrâh
Bir vâkıadur ki düşdi nâgâh

Açıklama : Ama artık kaçınmak mümkün mü!.. Bir iştir ki, ansızın başıma geliverdi.

437. Beyit :
Yeğdür yine özrden şürûum
Bu işde tevekküle rücuum

Açıklama : Bahaneler ileri sürmektense, başlamak ve tevekküle sarılmak daha iyidir.

438.Beyit :
Ey ta’b-ı latîf ü akl-ı vâlâ
İdrâk-i bülend ü nutk-ı gûyâ

Açıklama : Ey latif tabiat ve üsütn akıl, 8ve ey) yüksek anlayış ve konuşan nâtıka!..

439. Beyit :
Düşdi seferüm diyâr-ı derde
Kimdür mana yâr bu seferde

Açıklama : Yolum dert diyarına düştü..Kimdir bana yoldaş bu seferde?

440. Beyit :
Her kimde ki vardur istitâat
Ders ü gam ü mihnete kanâat

441. Beyit :
Oldur bu müsâferetde yârum
Zevk ehline yohdur i’tibârum

Açıklama 440-441 : Kimde dert, gam ve mihnete dayanma gücü varsa, bu yolculukta arkadaşım odur. Zevk sahiplerine itibar etmem..

442. Beyit :
Merkeb gerek olsa azm-i râha
Besdür bize hâme vü siyâhe

Açıklama : Yola çıkmak için binek lâzım olsa; bize kalem ve kâğıt yeter.

443. Beyit :
V’er tûşe-i râh olursa matlûb
Mazmûn-ı hoş ü ibâret-i hûb

Açıklama : Ve eğer yol azığı istenirse; o da, hoş mazmunlar ve güzel ibarelerdir.

444. Beyit :
Azm eyleyelüm teallül etmem
Menzil keselüm tegâfül etmem

Açıklama : Gayret edelim; bahaneleri bırakın!. Menzil keselim; gafil davranmayın!...

445. Beyit :
Ey baht vefâsuz olma sen hem
Hemrâhlığ et bizümle bir dem

Açıklama : Ey tâli’, sen de vefasız olma; bir kereik olsun bizimle yoldaşlık yap!

fuzuli-gazeL
20-02-2008, 11:11
1. FUZULİ GAZELLERİNDEN SEÇMELER


FUZULİ GAZELLERİ


YAKARIŞ...



Ya Rab hemişe lutfunu kıl reh-nüma bana
Gösterme ol tariki ki yetmez sana bana
Kat' eyle aşinalığım andan ki gayrdır
Ancak öz aşinaların et aşina bana
Bir yerde sabit et kadem-i i'tibarımı
Ancak öz aşinaların et aşina bana
Yok bende bir amel sana şayeste ah eğer
A'malime göre vere adlin ceza bana
Havf ü hatada muztaribim var ümid kim
Lutfun vere beşaret-i afv-i ata bana
Ben bilmezem bana gereğin sen Hakim'sin
Men' eyle verme her ne gerekmez sana bana
Habs-i hevada koyma Fuzuli-sıfat esir
Ya Rab hidayet eyle tarik-i fena bana GAZELİN AÇIKLAMASI


Tanrım! Lütfunu rehber kıl daima bana ve sakın sana ulaşmayan yolu bana gösterme!

Senden başka her şeyden dostluğumu kes benim; yalnızca kendi sevdiklerini sevdir bana! (Yalnız sana dost olan kişileri benim için dost kıl, sana dost olmayanlardan yolumu ayır.)

İtibar ayağımı öyle bir yerde sabitle ki, orada yalnızca dinin yol göstericisine (Hz. Muhammed'e) uyulsun, sadece onun yolundan gidilsin.

Yazık ki sana layık bir amelim yok benim. Eğer adaletin beni amelime göre cezalandıracak olursa benim vay halime!..

Hata ve buna bağlı korkular içinde kıvranıp duruyorum. Umarım, lütfun bana hatalarımın bağışlandığı müjdesini verir (yoksa halim haraptır.)

Ben bana tam olarak neyin gerektiğini bilemem.Hakim (her şeyi bilen Allah) sensin; bana gerekmeyeni bana verme!

Beni Fuzuli gibi heva (hevesler, istekler, ihtiraslar veya dünya ilgileri)
içinde hapis bırakma! Tanrım! Bana fena (Senin aşkında yok olma) yolunda kurtuluş nasip eyle (veya bu kötü gidişime bir hidayet nasip et!)


OK BEDENDEN ÇIKINCA...



Benim tek hiç kim zar ü perişan olmasın ya Rab
Esir-i derd-i aşk u dağ-i hicran olmasın ya Rab
Dem-a-dem cevrlerdir çekdiğim bi-rahm bütlerden
Bu kafirler esiri bir müselman olmasın ya Rab
Görüb endişe-i katlimde ol mahı budur derdim
Ki bu endişeden ol meh peşiman olmasın ya Rab
Çıharmak itseler tenden çeküb peykanı ol servin
Çıhan olsun dil-i mecruh peykan olmasın ya Rab
Cefa ü cevr ile mu 'tadım anlarsız n'olur halim
Cefasına had ü cevrine payan olmasın ya Rab
Demen kim adli yok ya zulmü çok her hal ile olsa
Gönül tahtına andan gayrı sultan olmasın ya Rab
Fuzuli buldu genc-i afiyet mey-hane küncünde
Mübarek mülkdür ol mülk viran olmasın ya Rab GAZELİN AÇIKLAMASI


Kimseye verme ağlayıp inlemeyi benden gayrı; kimse perişan olmasın, aman!.. Allahım! Yani aşk derdine tutsak etme hiç kimseyi ve ayrılık yarasıyla başbaşa bırakma Tanrım!

Eziyet ve cefa görmekteyim merhametsiz güzellerden daima. Tanrım! Bir Müslüman'ı bu kafirlere tutsak etma aman! (Yoksa onu dinden imandan çıkarırlar.)

Beni öldürmeyi tasarladığını gördüm o ay yüzlünün. Tasam şu ki Tanrım! o ay yüzlü bu düşünceden caymasın. (ve beni öldürecek süzgün bakışı benden esirgemesin!)

Servi boylu sevgilinin gamze okudur bağrımdaki. Ve bana acıyan dostlarım onu çıkarma sevdasındadır... Yalvarırım Tanrım; çıkan yaralı gönlüm olsun da bağrımdaki ok olmasın tek!.. (Zira ben onu, nice zamandır, sevgiliden mukaddes bir armağan diye saklıyorum yüregimde.)

Eziyet ve sıkıntısı ile sevgilinin, can ciğer oldum. Nasıl yaşarım artık onlar olmadan Tanrım! Umarım bundan böyle cefası sınırsız, eziyeti sonsuz olur!..

''Adaleti yok; üstelik zulmü çokmuş!.. '' Asla söylemem ben bunları!.. Her nasıl olursa olsun, yeter ki gönül tahtımda ondan başka bir sultan olmasın ya Rab!..

(Nice yatırlar, tekkeler dolaşmıştı aşk derdine şifalar arayarak) Fuzuli.

Meyhane köşesinde buldu sonunda esenlik ve zindelik hazinesini. Ne mübarek yerdir orası Tanrım, inşallah viran olmaz!..


HASRET...HASRET



Gönlüm açılır zülf-i perişanını görgeç
Nutkum tutulur gonce-i handanını görgeç
Ra'nalık ile kamet-i şimşadı kılan yad
Olmaz mı hacil serv-i hıramanını görgeç
Çok aşka heves edeni gördüm ki hevasın
Terk etti senin aşık-ı nalanını görgeç
Naziklik ile gonce-i handanı eden zikr
Etmez mi haya la'l-i dür-efşanını görgeç
Sen hal-i dilin söylemesen n'ola Fuzuli
El fehm kılar çak-i giribanını görgeç
GAZELİN AÇILAMASI


Gönlümü açar saçlarını dağılıp saçılması, nutkumu kapatır gonca (açılmamış gül gibi dudak) nın açılması. Konuşamaz olurum, dilim tutulur.

Hasretle baktıkça sana, kanlı yaşlar dökülür gözlerimden. Kirpik oklarını gördükçe, delinir bağrım ta derinden...

Çoklarını gördüm, aşka heves eden... İnleyen aşığını görünce senin, bu hevesi tek edip gittiler...

Cehenneme inanmayan bir kafir bile ayrılığının ateşini görünce inanası gelir cehennem ateşine...

Saklasan gönlündeki aşkı bir sır gibi, söylemesen ne çıkar a Fuzuli; görenler anlamaz mı sanırsın yakanın yırtığından acınası halini...


YILDIZ SEYRİNE DALINCA...



Şifa-yı vasl kadrin hecr ile bimar olandan sor
Zülal-i şevk zevkin teşne-i didar olandan sor
Lebin sırrın gelip güftara benden özgeden sorma
Bu pinhan nükteni bir vakıf-ı esrar olandan sor
Göz yaşlıların halin ne bilsin merdüm-i gafil
Kevakib seyrine şeb ta seher bidar olandan sor
Gamından şem' tek yandım sabadan sorma ahvalim
Bu ahvali şeb-i hicran benimle yar olandan sor
Muhabbet lezzetinden bi-haberdir zahid-i gafil
Fuzuli aşk zevkin zevk-i aşkı var olandan sor
GAZELİN AÇIKLAMASI


Kavuşmanın nice bir şifa olduğunu, ayrılık ile hasta olandan sor. Bir içim suya benzer tatlı dudağının lezzetini, yüzünü görmeye susayandan sor.

Konuşmak gibi bir lütufta bulunursan eğer, benden başkasına sorma dudağının sırrını. Bencileyin sırları bilen birisinden sor bu gizli nükteyi.

Gaflet uykusundaki göz, ne bilsin gözü yaşlıların halini? Yıldız seyrini gözyaşlarının yıldız gibi dökülüşlerğine yahut yıldızlara bakarak sevgiliyi düşünmeyi ancak sabaha kadar gözüne uyku girmeyenden sor.

Mum gibi yanıp tükendim aşkının derdinden. Artık seher yelinden sorma halimi benim. Ayrılık gecesinde sırdaşım olan mumdan ve pervaneden sor.

Ey Fuzuli! Ne bilsin sevgi cahili sofu, aşk lezzetini? Aşkın nasıl bir zevk olduğunu, aşk zevkini onu tadandan sormak gerek.


SEVGİLİNİN HÜZÜNLER KULÜBESINDE...



Ah eylediğim serv-i hıramanın içindir
Kan ağladığım gonca-i handanın içindir
Sergeşteliğim kakul-i müşginin ucundan
Aşufteliğim zülf-i perişanın içindir
Bimar tenim nergis-i mestin eleminden
Hunin ciğerim la'l-i dür-efşanın içindir
Yaktım tenimi vasl günü şem teg amma
Bil kim bu tedarik şeb-i hicranın içindir
Kurtarmağa yağma-yı gamından dil ü canı
Sa'yim nazar-ı nergis-i fettanın içindir
Can ver gönül ol gamzeye kim bunca zamandır
Can içre seni sakladığım anın içindir
Vaiz bize dün düzahı vasfetti Fuzuli
Ol vasf senin külbe-i ahzanın içindir GAZELİN AÇIKLAMASI


Salınan servi endamın içindir ah edişim; kan ağlayışım ise gülen dudağının hasretinden...

Başımın dönmesi, misk kokulu kaküllerinden; düşkünlüğüm ise, dağınık saçlarını hatırlamaktan...

Baygın bakışlarını düşünmekten melankolilerde bedenim inci sözler saçan (arasından inci dişlerinin parıltısı saçılan) dudağındır ciğerimi kanla dolduran...

Yaktım tenimi kavuşma gününde mum gibi, amma... Bil ki bu hazırlık ayrılığının kara günleri içindir.

Aşk derdinin yağmasından gönlümü ve canımı kurtarmaya çalışmam asla; amacım çapkın gözünün dikkatini çekebilmek içindir.

Ey gönlüm! Ver canını sevgilin bir süzgün bakışına; bunun içindir çünkü seni bunca zaman canla başla beslediğim...

Ey Fuzuli! Nasihatçi cehennemin özelliklerini sayıp döktün bize. Anladım ki anlattıkları hep senin hüzün evine dair şeylermiş, senin ayrılık acılarını çektiğm hüzün yurduymuş meğer cehennem!..


EL ÇEK İLACIMDAN TABİP!..



Aşiyan-i mürg-i dil zülf-i perişanındadır
Kanda olsam ey peri gönlüm senin yanındadır
Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib
Kılma derman kim helakim zehri dermanındadır
Çekme damen naz edip üftadelerden vehm kıl
Göklere açılmasın eller ki damanındadır
Bes ki hicranındadır hasiyyet-i kat'-i hayat
Ol hayat ehline hayranem ki hicranındadır
Ey Fuzuli şem'-veş mutlak açılmaz yanmadan
Tablar kim sünbül rişte-i canındadır GAZELİN AÇIKLAMASI


Gönül kuşum dağınık saçların arasında yuva kurdu ey sevgili!.. Artı nerde olursam olayım veya iki elim kanda da olsa gönlüm senin yanındadır.

Aşk derdiyle başım pek hoş benim ey tabib, bırak bana ilaç vermeyi. Bana derman vermeye ki, senin dermenın beni helak edecek zehrin ta kendisidir.

Ey sevgili naz edip düşkün aşıklardan eteğini çekme. Eteğine yapışan ellerin (sen eteğini çevirince) göklere açılmasından (dua eder gibi) sakın!..

Senin ayrılığında, hayatı sona erdirme özelliği gizlidir, ayrılığın ölüm demektir. Senden ayrı düşüp de hala yaşayanlara hayranım.

Ey Fuzuli! Sevgilini saçının büklümü sen can ipliğine bağlıdır. Sen mum gibi yanmadan o büklümler açılvermez.


SONSUZLUK ÜLKESİNE DOĞRU



Baka mülkün dilersen varını yok eyle dünya teg
Etek çek gördüğünden afitab-i alem-ara teg
Ta'ulluk zulmetin tercidi hurşidine kıl matla'
Eger alemde bir gün görmek istersen Mesiha teg
Yeter tavus teg 'ucb kıl arayiş-i suret
Vücudundan geçib alemde bir ad eyle Anka teg
Güher teg kılma tağir-i tabiat delseler bağrın
Karar et her hevadan olma şur-engiz derya teg
Fuzuli kainat esbabının kıldın temaşasın
Nedametsiz tena 'um yok tasarufsuz temaşa teg GAZELİN AÇIKLAMASI


Sonsuzluk yurduna varayım diyorsan eğer, varlını yok eyle, tıpkı dünya gibi! Her gün dünyayı süsleyen güneş misali, çek eteğini gördüklerinden...

Eğer bu dünyada Hz. İsa gibi bir gün görmek istersen, dünya ilgilerinin zulmetini soyutlanmışlık güneşinin doğduğu bir yer eyle!..

Tavus gibi kabarıp dış görüşünü süslemen daha yetmeyecek mi? Varlığından sıyrılıp şu dünyada Anka kuşu gibi bir ad bırakmaya bak!..

Bağrını inci gibi delip zorlasalar da, yaradılışını değiştirme! Bir hal üzre karar kıl da deniz gibi hemen her rüzgarda (veya heveslerinin peşinde) dalgalanıverme.

Ey Fuzuli! Dünyanın her türlü gişatını, zevkini, sefasını, derdini, kaderini seyrettim sonuç şu: Düyada tasarrufsuz seyir gibi sonu pişmanlığa çıkmaya bir nimet yok.


SEVGİLİNİN AĞZINDAKİ SIR...



Bilmez idim bilmek ağzın sırrını düşvar imiş
Ağzını derlerdi yok dediklerince var imiş
Aciz olmuş yıkmağa ahıyla kuhu Kuh-ken
N'eylesin miskin anun aşkı hem ol mikdar imiş
Taşa çekmiş halk için Ferhad Şirin suretin
Arz kılmış halka mahbubun aceb bi-'ar imiş
Ömrlerdir eylerim ahval-i dünya imtihan
Nakd-i ömr ü hasıl-i dünya heman bir yar imiş
Dün Fuzuli arızın görgeç revan tapşırdı can
Laf edip derdi ki canın var emanet-dar imiş GAZELİN AÇIKLAMASI


Bilmiyordum ağzındaki sırrı bilmenin güç olduğunu. Ağzın için yok diyorlardı, dedikleri kadar var imiş meğer...

Ateşli ahı dağı eritmekten aciz kalmış dağ eri Ferhat'ın. Ne yapsın miskin, işte o kadar imiş onun da aşkı.

Kabe ziyareti için ihrama bel bağladı dediler sofu için; araştırdım, meğer onun beline bağladığı papaz kuşağı imiş, ihram değil. (Dış görünüş yetmiyor içi kurtarmaya. )

Varımı yok ettim, sevgilinin yüzüne öykünerek. Ebedi zevk dedikleri şey, sevgilinin yüzünü görmekmiş meğer!..

Yanağını görünce dün senin ey sevgili, Fuzuli can verdi hemen ''Canım var, '' deyip dururdu, meğer bir emanetçiymiş..


SEVGİLİNİN AYAK UCUNDA BİR GÖLGE...



Kıldı zülfün teg perişan halimi halin senin
Bir gün ey bi-derd sormazsın nedir halin senin
Gitdi başından gönül ol serv kaddin sayesi
Ağla kim idabara tebdil oldu ikbalin senin
Zinet için cism divarında etmezdim yerin
Çekmeseydi aşk levh-i cana timsalin senin
Dam-gah-ı aşkdan tut bir kenar ey mürg-i dil
Sınmadan seng-i melametden per ü balin senin
Saye-veş çoktan Fuzuli hak-i kuyun yastadır
Ol ümid ile ki bir gün ola pamalin senin GAZELİN AÇIKLAMASI


Ey aşıklarını derd edinmeyen sevgili! Senin bu umursamaz tavrın halimi perişan eyledi. Bir gün olsun ''Ne haldesin? '' diye sormuyorsun ya asıl derd bu.

Ey gönül! O servi boylu sevgilinin himayesi üzerinden gitti. Artık ağlama vaktidir, çünkü yükselmen, alçalmağa (talihin talihsizliğine) döndü.

Ey sevgili! Aşk ta ezel gününde can levhasına senin suretini çizmeseydi, beden duvarını süslemek üzere sana itibar etmez, oraya seni desenlemezdi.

Ey gönül kuşu! Ayıplama ayıplama taşı ile kolun kanadın kırılmadan evvel aşk tuzağından kurtulmaya bak.

Zavallı Fuzuli, bir gün gelir de sevgilinin ayağının altına serilirim diye, hayli zamandır senin semtinin toprağın gölge gibi uzanmış kalmıştır.


KAYBOLMUŞ UMUTLARıN GÖLGESINDE...



Dost bi-perva felek bi-rahm, devran bi-sükun
Derd çok, hem-derd yok, düşmen kavi,tali' zebun
Saye-i ümmid za' il, afitab-i şevk germ
Rütbe-i idbar ali paye-i tedbir dun
Akl dun-himmet sada-yı ta' ne yer yerden bülend
Baht kem, şefkat bela-yı aşk gün günden füzun
Ben garib ü rah-i mülk-i vasl pür teşviş ü mekr
Ben harif-i sade-levh ü dehr pür nakş-i füsun
Çehre-i zerdin Fuzuli'nin tutupdur eşk-i al
Gör ana ne rengler geçmiş sipihr-i nil-gün GAZELİN AÇIKLAMASI


Dost ilgisiz, felek acımasız, zaman geçici ve kancık. Buna karşılık dert çok, dert ortağı yok, düşman güçlü, baht güçsüz.
Kaybolmuş umudun gölgesi bile; arzuların güneşi yakıcı mı yakıcı... Düşkünlüğün mertebesi yüksek; tebrisinse mertebesi alçak...

Aşağılık ve küçük şeylere takılı kalmış akıl ve kınama sesleri yükseltmekte orada burada... Kalmamış talihte şefkat, artmakta günden güne aşkın belası...

Gurbetlerde garip düştüm ben; yoluysa hile ve kargaşayla dolu kavuşma yurdunun. Ben bir saf gönüllü; felekte işvenin bin bir türlüsü.

Sarı yüzünü kızıl gözyaşları kaplamış Fuzuli'nin. Meğer gök renkli felek ona ne renkler geçmiş, ne hileler yapmış ne oyunlar oynamıştır.


CAN VERİP ŞAN ALDIK...



Yar rahm etti meğer nale vü efganımıza
Ki kadem bastı bugün külbe-i ahzanımıza
Eşk baranı meğer kıldı meded kim nageh
Bitti bu şah-ı gül-i taze gülistanımıza
Bu visale yuhu ahvali demek mümkün idi
Eğer olsaydı yuhu dide-i giryanımıza
Yar mihmanımız oldu gelin ey can u gönül
Kılalım sarf nemiz var ise mihmanımıza
Dilberin cana imiş kasdı Fuzuli gel kim
Can verip dilbere mihnet koyalım canımıza GAZELİN AÇIKLAMASI


Sevgili çığlık ve inleyişlerize acımış olsa gerek ki bugün hüzünler içinde yaşadığımız kulübemizi teşrif etti.

Gözyaşı yağmurları imdadımıza yetişmiş olmalı ki, şu taze gül fidanı sevgili, ansızın gülistanımızda bitiverdi.

Bu kavuşmaya bir rüya demek mümkün idi... Eğer ağlayan gözlerimize uyku giriyor olsaydı...

Sevgili evimizi teşrif etti ey can ve gönül! Gelin, neyimiz var ise konuğumuza harcayıp onu ağırlayalım, uğruna canımızı ve gönlümüzü verelim. Ey Fuzuli! Dilberibin geliş sebebi can almakmış meğer. Canımıza minnet!... Şimdi dilbere can verip şan alalım.

yazturk
20-03-2008, 21:47
Eline sağlık kardeşim, hangi kaynaktan yazdığın söyler misin?

Enes
22-03-2008, 20:34
Merhaba,
internette gezerken sitenizde DİVAN ŞİİRİNE KAYNAKLIK ETMESİ BAKIMINDAN KUR’ÂN:
FUZÛLÎ’NİN GAZELLERİ ÖRNEĞİYLE başlıklı makalemin isim belirtilmeden yayınladığını gördüm. Araştırmalarımızın diğer insanlarca paylaşılması faydalanma adına güzel. Ancak emeğe saygı çerçevesinde en azından bu makalenin kime ait olduğu belirtilmelidir. Yasal ve etik olan budur.
Saygılar...



Dr. Muhammet Kuzubaş
Ondokuz Mayıs Universitesi
Fen Edebiyat Fakültesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü
Samsun
muhammetkuzubas.com

Berre Tuna
05-04-2008, 22:34
AŞKA SEVDALANMA

Can verme sakın aşka aşk afeti candır
Aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır
Sakın isteme sevdayı gam aşkta her an
Kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır
Her ebrulu güzel elinde bir hançeri honriz
Her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır
Yahşi görünür yüzleri güzellerin emma
Yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır
Aşk içre azap olduğu bilirem kim
Her kimseki aşıktır işi ahü figandır
Yadetme güzel gözlülerin merdümi çeşmin
Merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır
Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var
Aldanmaki şair sözü elbette yalandır.

Fuzuli (http://www.siirperisi.net/sair.asp?sair=115)

Berre Tuna
05-04-2008, 22:50
Gazel...

hasılım yok ser-i kuyunda beladan gayrı
garazım yok reh-i aşkında fenadan gayrı
-
ney-i bezm-i gamem ey ah ne bulsan yele ver
oda yanmış kuru cismimde hevadan gayrı
-
perde çek çehreme hicran günü ey kanlı sirişk
ki gözüm görmeye ol mah-likadan gayrı
-
yetti bikesliğim al gayete kim çevremde
kimse yok çevrile girdab-ı beladan gayrı
-
ne yanar kimse bana ateş-i dilden özge
ne açar kimse kapım bad-ı sabadan gayrı
-
bozma ey mevc gözüm yaşı hababın ki bu seyl
koymadı hiç imaret bu binadan gayrı
-
bezmi aşk içre fuzuli nice ah eylemeyem
ne temettu bulunur bende sadadan gayrı
------------------------------------------
-senin etrafında elde edebildigim bir sey yok beladan baska bir amacım yok aşkının yollarında kendimi kaybetmekten başka
-uzuntu toplulugunun neyiyim, ne bulursan rüzgara ver ateşle yanmış kuru cismimde havadan başka
-hicran günü yüzüme bir perde çek ey gözyaşı ki gözüm kimseyi görmesin o ay yüzlü güzelden başka
-yetti artık kimsesizliğim, çevremde kim varsa al dönen hiç bir şey yok bela girdabından başka
-ne yanar kimse bana gönül ateşinden özge ne açar kimse kapımı sabah rüzgarından başka
-ey dalga! bu sel gözümün yaşının bir kabarcığıdır, bozma sağlam hiç bir şey bırakmadı bu binadan başka
-aşk alemi içinde ah edip sızlanma ey fuzuli! ne kar bulabilirsin ki kendinde bu sedadan başka

kızılkasırga
05-04-2008, 23:18
siret ve suret

*Süretini görüp de şu fakire levm eden
*Siretime erseydi süretimi görmeden,

*Said olurdu mutlak ve mazhar-ı lütf-i hak;
*Siretine doğru da yol alırdı muhakkak.

*Süretten hareketle sirete yol bulan er,
*Zevahire kanmadan mutlaka zat'a erer.

*Mü'min ile kafirin süreti aynı olur
*Amma siret yönünden farklılık eder südür.

*Mes' elemiz bufarkın idrak ve temyizidir;
*Bu idrake erişmek Hak!kın büyük feyzidir.

Ganiyy-i Muhtefi

emustafa
26-08-2009, 11:47
http://img139.imageshack.us/img139/7879/gulsultanmman2uj9.jpg




Nâr-ı aşk dedikleri buysa şayet;


Yanarım kor gibi, etmem gayrı şikâyet.

...
Düşürdün beni sen aşk havzına;
Gayri yüzsem de “SEN”, batsam da “SEN”derim.
...
Söz söylenir, niceleri içerimde beslenir;
Devasal hâl alınca, yüreğime serildikçe serilir.
...






"Cennet içün men' eden âşıkları dildârdan


Bilmemiş kim cenneti âşıklarun dîdâr olur.

...
Işk sevdasına sarf eyler Fuzûlî ömrünü




Bilmezem bu hâb-ı gafletden kaçan bîdâr olur."






Fuzuli

emustafa
11-10-2009, 22:01
Leyla Dilinden Gazel,



Felek, bağrımı kan etmeden, gönlüm açılıp serpilmedi;
Beni böyle ağlatıp inletmeden sevindirmedi.

Kılmadan zulm ile yüz parça su yaralı göğsümü,
Bu bahçede, gül gibi, bir anlık bile güldürmedi.

Şükür ki, felek muradımı verdi de; ümitsiz kılıp,
Bu aşk ve sevgi isinde beni pişman eylemedi.

Dert yokmuş kimsede; yoksa, ask feyzi tabibi
Kimde dert gördü de, o derde derman eylemedi?..

İnsanoğlu sabırsızdır; yoksa zaman
Hangi isi yavaş yavaş kolaya döndürmedi?..

Gözyaslarımın seli yeryüzünü kapladı, ama mutluyum;
Çünkü o sel, sabrımın binasını viran eylemedi...

Aşk alış verisinde, dosta kavuşma kazancını elde ettim;
Ey Fuzuli! Canana canini veren, asla ziyan eylemedi...
(s.473)

emustafa
11-10-2009, 22:03
Mecnun Dilinden Gazel;


Öyle sarhoşum ki, idrak edemem, dünya nedir;
Ben kimim, saki olan kim, acaba bu şarap nedir?..

Gerçi, canandan çılgın gönlümün arzusunu istiyorum; ama,
Bilemem çılgın gönül arzusunu ki, canan sorsa, nedir?

Madem bir kez kavuşmak, aşığı vuslata kandırır;
Peki maşuktan aşığa her dem bu istiğna nedir?

Dünya ve alem felsefesinden anlayan, bilge sayılmaz;
Bilge ona derler ki bilmesin hiç, dünyadakiler ve dünya nedir!

Ey Fuzuli! Ah ve feryatların incitmekte alemi;
Eğer aşk belası ile başın hoşsa, o zaman bu dava nedir?
(s.475)

NehaR
11-10-2009, 22:34
Eski türk edebiyatında şiir bir başka güzel...
Bu gazelde severek okuduklarımdan. Hatırlamama vesile oldunuz tşkler....

Mecnun dilinden yazılan bu gazelin birde leyla dilinden olanı var..


Leyla Dilinden Gazel
.
Ey beni çılgın eden: benden bu kaçış hali nedir?
Niye sormazsınki, bu çılgın gönlümün ahvali nedir?
.
Eğer bana halk içinde ilgi göstermezsen mazursun:
Ama tenhada da yüz vermezsin, bu korku nedir?
.
Halimi bilmediğin için bana açmıyorsan, anlarım;
Ya halimi bilip de kasten bilmezden gelmek nedir?
.
Bülbülün gayreti gül arzusu yolundadır derler;
Ama gulu gördüğünde meyletmez, peki bu dava nedir?
.
O peri yüzlü, ben rüsvaya hiç etmez iltifat...
Ey Fuzuli! Bilmem ki, ben rüsvanın sucu nedir?

emustafa
12-10-2009, 12:29
Eski türk edebiyatında şiir bir başka güzel...
Bu gazelde severek okuduklarımdan. Hatırlamama vesile oldunuz tşkler....

Mecnun dilinden yazılan bu gazelin birde leyla dilinden olanı var..


Teşekkürler ederim,değerli katkılarınızdan dolayı Allah razı olsun,

Mecnun Dilinden bir Gazel daha paylaşmak isterim sizlerle;




Gönül hayalle avunup, vuslata meyletmez;
Gönül dışında bir yar olduğunu aşık hayal etmez.

Hakikat ehli, kendini güzellik ve cemale kaptırmamalı;
Gerçek aşk asla bir kusur kabul etmez...

Kamil aşk isteyen, sekil güzelliğinden sakınır;
Çünkü sekle bağlanmak, aşığı olgunluk sahibi etmez.

Şekilcilik, aşk ehlinin cehaletine delildir;
Halbuki, akilli olan, bir gün ayrılınacak olanla birleşmez.

Dost, gönülde yerleşse, gözde niçin dolaşsın?
Muhabbet, sabit olsa, öz mekanından göçüp gitmez...

Gönül levhası masiva lekesinden daima beri olmalı;
Tevhit ehli olan, idrak sayfasına zülüften ve benden nakış çekmez...

Mana ehli, sekil için iradesini kaybetmez asla;
Hakikat cevherini mecaz cahilliğine çiğnetmez...

Gönül ehli olan, suret ehlinin hilesine bağlanmaz;
Fuzuli ise bağlanmıştır; demek ki hali idrak etmez...


(s.489)

emustafa
12-10-2009, 12:36
teşekkürler


Eski türk edebiyatında şiir bir başka güzel...
Bu gazelde severek okuduklarımdan. Hatırlamama vesile oldunuz tşkler....

Mecnun dilinden yazılan bu gazelin birde leyla dilinden olanı var..


Leyla Dilinden Gazel
.
Ey beni çılgın eden: benden bu kaçış hali nedir?
Niye sormazsınki, bu çılgın gönlümün ahvali nedir?
.
Eğer bana halk içinde ilgi göstermezsen mazursun:
Ama tenhada da yüz vermezsin, bu korku nedir?
.
Halimi bilmediğin için bana açmıyorsan, anlarım;
Ya halimi bilip de kasten bilmezden gelmek nedir?
.
Bülbülün gayreti gül arzusu yolundadır derler;
Ama gulu gördüğünde meyletmez, peki bu dava nedir?
.
O peri yüzlü, ben rüsvaya hiç etmez iltifat...

Ey Fuzuli! Bilmem ki, ben rüsvanın sucu nedir?

hiçim
03-11-2009, 22:53
1.GAZEL
Beni cândan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı

Kamu bîmârına cânân devâ-yi derd ider ihsân
Niçin kılmaz mana dermân meni bîmâr[ı] sanmaz mı

Gamım pinhân dutardum ben dediler yâre kıl rûşen
Desem ol bî-vefâ bilmen inanur mı inanmaz mı

Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyayır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı

Gül-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su
Habîbüm fasl-ı güldür bu akarsular bulanmaz mı

Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
Mana ta'n eyleyen gâfil seni görgeç utanmaz mı

Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı

FUZÛLÎ

AÇIKLAMASI:Beyitte bimar (hasta), derd, derman, deva kelimeleri anlamca birbirine uygun kelimelerdir. Dolayısıyla bu beyitte tenasüp sanatı vardır. Şair, “Niçün kılmaz mana derman..” derken, cevabını bildiği bir konuyu bilmez göründüğü için tecahül-i arif; ayrıca bimar kelimesi hasta anlamı yanında “aşk derdine düşen” anlamında kullandığı için mecaz sanatı yapmıştır.

Üçüncü beyitte pinhan tut- (gizlemek); ruşen kıl- (açıklamak) kelimeleri arasında tezat sanatı vardır.

Dördüncü beyitte çeşm, giryan, efgan, dökmek arasında ve çeşm, şeb, uyandırmak arasında tenasüp sanatı vardır. “Kara bahtım uyanmaz mı?” sorusu ile cansız bir kavrama insana mahsus bir özelliği yüklediği için teşhis sanatı vardır.

Beşinci beyitte sevgilinin gül yanağı yüzünden gözünden kanlı yaş gelmesinin sebebini bir başka olaya gül mevsiminin gelmesine ve bu mevsimde suların akmasına bağlanarak hüsn-i talil sanatı yapılmıştır. Gül, su, ruhsar, fasl-ı gül (ilkbahar) kelimeleri arasında tenasüp; akar su ve akarsu arasında cinas sanatı yapılmıştır.

Altıncı beyitte şair kendisini arkadaşlarının ayıplaması üzerine Yusuf ile Züleyha hikâyesindeki şu olayı örnek gösteriyor: "Züleyha'nın Hz. Yusuf'a (a.s) âşık olması üzerine arkadaşları kendisini ayıplıyorlar ve bir erkek için bir vezir eşinin böyle durumlara düşmesini eleştiriyorlar. Bunun üzerine Züleyha da arkadaşlarını saraya davet ediyor, onlara meyve ikram ediyor. Kadınlar meyvelerini yerken sarayda çalışan Yusuf'u bir bahaneyle oraya çağırıyor. Kadınlar Yusuf'un güzelliği karşısında kendilerinden geçiyor ve farkında olmadan elmalarını kesecek yerde ellerini kesiyorlar. Bu olaydan sonra Züleyha'yı ayıplamakta haksız davrandıklarını anlıyorlar." Herkesçe bilinen bu olay hatırlatıldığı için telmih sanatı yapılıyor.

Yedinci beyitte “rind-i şeyda” tamlaması ile asıl kastedilen Mecnun'dur. Bu beytin içinde Leyla ve Mecnun mazmunu vardır.

Sepia
08-11-2009, 22:28
Saçma ey göz eşkten gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü duduşan odlara kılmaz çare su

Vehm ilen söyler dil-i necrûh peykânın sözün
İhtiyât ile içer her kimde olsa yare su




Bu güzel konu ve paylaşımınız için teşekkürler...

hiçim
09-11-2009, 11:08
lise hayatımın vazgeçilmezi idi çok seviyorum bir ara iyice inceleyeceğim Allah razı olsun

Lodos_Rüzgarı
05-12-2009, 13:58
SÖYLESEM TESİRİ YOK SUSSAM GÖNÜL RAZI DEĞİL
Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır
Yaptığın hatayı görmüyor sanma
Kalpte gizli en derin sırları bilen vardır
Mal-ı emlakım var deyu güvenme
Arkam var deyu dayanma
Sırt üstü insanı yere vuran vardır
Beyhude gamlanma divane gönül
Cümle alemin rızkını veren vardır
Derdime vakıf değil canan
Beni handan bilir
Hakkı vardır şad olanlar
Herkesi şadan bilir
Söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil
Çektiğim alâmı bir ben, birde Allah'ım bilir
Fuzuli

eylül
16-03-2010, 21:02
Kamu bâmarına cânan devâ-yı derd eder ihsan
Niçin kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı

(Sevgili, bütün hastalarının derdine ilaç veriyor, bana niçin ilaç vermiyor
Beni hasta sanmıyor mu? )

eylül
02-04-2010, 07:44
Perişan halin oldum sormadın hal-i perişanım
Gamından derde düştüm kılmadın tedbir-i dermanım
Ne dersin rüzgarım böyle mi geçsin güzel hanım
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım

Esir-i dam-ı aşkın olalı senden vefa görmem
Seni her kanda görsem ehl-i derde aşina görmem
Vefa vü aşinalık resmini senden reva görmem
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım

Değer her dem vefasız çerh yayından bana bin ok
Kime şerh eyleyem kim mihnet ü enduh u derdim çok
Sana kaldı mürüvvet senden özge hiç kimsem yok
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım

Gözümden dembedem bağrım ezip yaşım gibi gitme
Seni terk eylemezem çün ben beni sen dahi terk eyleme
İgen hem zalim olma ben gibi mazlumu incitme
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım

Katı gönlün neden bu zulm ile bidade ragıbtır
Güzeller sen tegi olmaz cefa senden vaciptir
Senin tek nazenine nazenin işler münasiptir
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım

Nazar kılmazsan ehl-i derd gözden akıdan seyle
Yamanlıktır işin uşşak ile yahşı mıdır böyle
Gel Allah´ı seversen bendene cevr eyleme lutf eyle
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım

Fuzuli şive-i ihsanın ister bir gedayındır
Dirildikçe seg-i kuyun ölende hak-i payındır
Gerek öldür gerek ko hükm hükmün ray rayındır
Gözüm canım efendim sevdiğim devletli sultanım

Turkbeyi
18-04-2010, 11:40
https://8nn7ig.bay.livefilestore.com/y1m0kS_OwNcP1OjBJ4YnGuh_1s9lCmQ2BqoqDQA5GZBq1lQP5v A5wwaSwdrnen2ssJffXzmvouuLQKONIKPGCJe510ULnSpgP_af MtGC1aS2Cc0Iuvlmv2_AMKSAcbUk-Ht34FMsq9GhbAM1UAsnNlQZQ/Allah____by_saeed33.jpg


Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni
Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni

Az eyleme inayetini ehl-i dertten
Yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni

Oldukça ben götürme belâdan iradetim
Ben isterim belâyı çü ister belâ beni

Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın
Geldikçe derdine beter et müptelâ beni

Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni

Nahvet kılıp nasîb Fuzuli gibi bana
Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak bana beni

Orjinal metni
يا رب بلاس عشق ايله قيل آشنا بني
بر دم بلای عشقدن قیلما جدا بني

آز ایلمه عنایتيکي اهل درددن
یاني که چوق بلالره قیل مبتلا بني

اولدقجه من گوتورمه بلادن ارادتم
بن ایسترم بلایي چو ایستر بلا بني

گتدکجه حسنک ایله زیاده نگارمین
گلدکجه دردینه بتر ايت مبتلا بني

اویله ضعیف قیل تنمي فرغتیکده کیم
وصلڭه ممکن اولا یتیرمك صبا بني

نخوت قیلوب نصیب فضولي گبي بکا
یا رب مقید ایلمه مطلق بکا بني


Türkçe karsılığı
Ya Rab aşk belasıyla içli dışlı kıl beni,
bir an bile ayırma aşk belasından beni

Az eyleme yardımını dertlilerden,
Yani çok aşk belaları ver bana


Var olduğum sürece, belaya olan saygımı alma
ben belayı isterim,çünkü bela ister beni

Gittikçe artır sevgilimin güzelliğini,
Bana gelince onun derdine daha çok müptela et beni

Onun ayrılığında öyle zayıflat beni ki
Saba yeli beni ona ulaştırabilsin

Ya Rabbi bana Fuzuli gibi gurur verme
beni bana asla bırakma