PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ladikli Ahmet Ağa



Gülzar-ı İrfan
15-10-2007, 07:39
Konya'nın bereketli toprağında yetişen Veliler sarayının sultanından. Ümmi velakin; manevi ilim, irfan, marifet ehli. Aşk ve muhabbet deryasında kaynayan, takva vera sahibi, eşsiz kerametlerin kahraman, ulu erlerden, Allah'ın dostlarından biri idi.
Konya'nın Sarayönü kazasına bağlı, şirin Ladik kasabasında doğmuş. Tertemiz burada büyümüş, yetişmiştir. Babasının adı Mehmet, annesinin adı ise Emine olup 1304 tevellüdü ile dünyaya teşrif etmiştir.
1389 Seferberliğinde iki ağabeyi ile birlikte cepheye gitti. Babası üç evladını da;
"Ölmek var, dönmek yok. Bana gazi ya da şehit babası olmayı bana çok görmeyiniz. Biz sizleri bu günler için büyüttük. Vatan, Millet, Din, İman, Kur'an ve İslam sizlerden bugün, yolunda kanlar ve canlar feda etmeyi beklemektedir. Hakkın rızası, Peygamber Efendimizin hoşnıutluğu için bu uğurda erlik zamanıdır. Yolunuz açık, bileğiniz kavi olsım.." Düaları ve tenbihleriyle onların alınlarından öperek yolcu etmiştir.
İlk korkunç mücadelede; Pınar, Losfaki, Çatalca, Vokestin, Dökme Meydan Muharebelerine katılarak kahramanca çarpıştılar.
Daha sonra; Makedonya'da, Yunanistan, Arnavutluk ve Bulgaristan'da çeşitli cephelere katılan Ahmed Ağa, cepheden cepheye koşan Mehmetçiklerin arasında idi. Aç, susuz ve cephanesiz kaldıkları halde ümitsizliğe düşmeden iman ve inançlarının verdiği sebat edip çalıştılar. Balkan harbinde bulunmuşlar. Ağabeylerinden biri Çanakkale'de, diğeri de Kırkgaziler'de şehit olmuşlardır. Ahmet Ağa'mız da ikinci defa burada yaralılar arasındadır.
Savaşlar dizesinde; Hicaz cephesi bölgesinde, azgın İslam düşmanlarına karşı savunma görevi için kavurucu Arabistan çöllerinde savaşan Mehmetçiklerden biri de Ahmet Ağa'dır. Kanal harekatında yaralanışı göğsüne şeref madalyası oldu.




ALLAHA EMANET OLUN

Gülzar-ı İrfan
15-10-2007, 07:51
Şimdiki yahudilerin yerleştiği Gazze şehri civarında, İngilizlerle harp ederken mensup olduğum birlik İngilizler'ce pusuya düşürülmüş, birliğin tamamı makinalı tüfeklerle taranıp bir kısmı öldürülmüş bir kısmı da yaralanmıştı. Ben de vurularak çöle düştüm. Yanımdaki arkadaşlar da peş peşe vurularak üzerime düşerek şehid oldular. Bunların arasında sıcaktan kavrulan kumların üzerinde, son derece susuzluktan yanıyor, bir taraftan da yaralarım sızlıyordu. Artık Mevla'ma yönelmiş, O'na kavuşma anımı bekliyordum..
Bulunduğumuz mevki; Esas birliğimize üç günlük yol, bu arada hiçbir canlı yok. Yardım ve kurtuluş ümidi kalmamıştı.
Tam çaresizlik içerisinde, sıcak kumlar üzerinde susuzluktan kavrulan bedenim al kanlar içinde mecalsiz, yaralarım sızlarken, Güneş’in vurduğu yerden bir beyaz atlı belirdi, bize doğru geliyordu. Düşman zannı ile korkumdan kendimi ölüler arasında, ölmüş gibi göstererek yere yatmıştım. Atlı bize yaklaştı ve bana..:
-Esselamüaleyküm..! Ahmet ne oldu yaralandın mı? Kalk bakalım..!
Diyerek ismimi söyleyince korkum kalmadı, başımı kaldırdım baktım..
-Kalkmaya mecalim yok.. dedi
Attan inip yanıma geldi, beni sıkıştıran şehid arkadaşlarımı üzerimden birer birer çekti. Susuzluktan yanıyordum.
-Sana su vereyim mi? Deyip, su dolu bir matara verdi.
Susuzluktan yanan bağrıma, o Vefa elinin verdiği; hayat ve aşk bahşeden şifa suyunu içtim... kana kana..!
Mubarek Zat; Ellerini sızlayan yaralar üzerinde gezdirirken, sızılarım duruyor taze hayat buluyordum. İşte o su, beni başka bir aleme götürdü.
Bana ne oldu ise; Rahman’ın Vefa elinden içtiğim o hayat ve aşk bahşeden sudan sonra oldu.!
Sonra beni kaldırıp atının terkisine aldı. En yakın, üç günlük yoldaki genel karargaha götürdü. Bu yolu nasıl, ne zaman geldiğimizi bilemedim. Karargahın yakınına atının terkisinden beni indirdi. Bir değneğe kırmızı bir bez bağlayıp askerlere salladı. Ayrılacağımız zaman beni getiren bu Zat’a..:
-Efendim sizi bir daha görecek miyim? Dedim.
Mubarek Zat bana..:
-Ahmet Ağa; Eğer sen Hak rızası için yaşarsan her zaman seninle beraberiz. Yok öyle yaşamazsan, bu son görüşmemiz... dedi ve ilave etti..:
-Askerler gelip seni alınca sana inanmazlar. Onlara beni nöbetçi subaya götürün, dersin.
Hadiseyi nöbetçi subayına anlat, benim de selamımı söyle..! dedi ve kayboldu.
Askerler bir sedyeyle gelip beni aldılar. Beni götürürlerken parola soruyorlardı; fakat ben cevap veremiyordum. Birliğimi söyledim bana inanmadılar..:
-O birlik vurulup yok edilmiş. Hem sen kurtulduysan, senin söylediğin birlik buraya 3 günlük yol. Nasıl geldin? Sen yalan söylüyorsun! Dediler.
Ben de :
-Siz beni nöbetçi subayına götürün.. dedim. Askerler beni nöbetçi subayına götürdüler.
Nöbetçi subayı, ehli hal, aşık bir kimseymiş. Ben nöbetçi subayına; Birliğimizin başına gelenleri, yaralanıp düştüğümü, beni kurtaran Adam’ın gelişini ve durumunu anlatırken subay heyecanlanıyordu, kendisine...:
-Beni kurtaran kimsenin size selamı var..! deyince..
Subay hemen altındaki sandalyeyi bana verdi, bana hürmet etmeye başladı ve ..:
-Nasıl oldu, bir daha anlat..!
Diyerek üç kere tekrar ettirdi. Her tekrar edişinde heyecanı daha da artıyordu. Hemen beni tedaviye alıp yaralarımı sardılar. Yaramı saran doktor işin farkına varmış, bana inanmayanlara
-Sizin burnunuz koku almıyor mu? Şimdiye kadar hiçbir askerde böyle bir koku duydunuz mu? Şu hastanın kokusuna bakın, mis gibi kokuyor... dedi
Ben hastanede bulunduğum müddet içerisinde, Hocam bir iki defa ve bana
-Ahmed, terhis olup memleketine gittiğinde, ben yine gelip seni bulacağım, merak etme!.. dedi, gitti.
Elhamdulillah iyileşip taburcu oldum. Çok sürmedi bizi terhis ettiller, artık memleketim olan Ladik’e gelmiştim.






ALLAHA EMANET OLUN

Gülzar-ı İrfan
15-10-2007, 07:53
İşte Hocamın bana çölde yaralı iken gelip kurtardığı sırada verip içirdiği, bana hayat bahşeden o sudan sonra bende bir aşk başladı. Aşk ateşi beni günden güne benim sinemi yakmaya ve beni dağlara, ıssız yerlere sürüklemeye başladı. Evde duramaz oldum, derdimi de kimseye anlatamıyordum. Yine bir gün sıkıntımdan, üzüntü ve kederimden ne yaptığımı, ne yapacağımı bilmez bir halde iken, Aşk’ın galebesi ile dağlara çıkıp gittim
Bir kış günü idi, her taraf kar kaplı. Bir de baktım ki, onbir tane kurt arkama düştüler. Durumlarından aç oldukları belli idi. Korkup olduğum yerde durdum, onlar da durdular
-Yaa Rab..! Sen muhafaza eyle.! Diyerek , Rabbıma niyaz ettim.
Hayvanlar ağızlarını kaldırarak hep birden öylr bir uludular ki; Vücudumun bütün kılları , adeta elbisemden dışarı çıkmıştı. Tam o sırada, semadan kurtların üzerine beyaz, koyun kuyruğu şeklinde birşey indi. Hemen kapışıp yediler ve birazını bırakıp gittiler.
Onlar gittikten sonra, o şeyin düştüğü yere varıp;
Acaba bir parça kalmış mı? Diye bakarken ufacık bir parça buldum. Hakikaten kuyruk şeklinde beyaz ve yumuşak bir şeydi. Bu parçayı aldım yedim. Günlerce açlık hissetmedim..
İşte böyle günler aylar geçiyor. Hep gözlerim yolları gözlüyor. O’nu bekliyorum ;çünkü;
-Geleceğim... demiş
Gönlümdeki yangın ateşi arttıkça, lisanım gönlümdeki feryadı dışarıya döküyordu...






ALLAHA EMANET OLUN

Gülzar-ı İrfan
15-10-2007, 07:55
Tam oniki sene geçmişti aradan. Nihayet bir gün Elhamdülillah, Hocam teşrif edip göründüler, artık dünyalar benim olduç İşte o günden sonra, hemen hemen hergün uğrar, lüzum eden ders ve malümatı verirdi. Zaman geldi artık beni alır, kendisi ile beraber manevi toplantılara götürürdü. Kendisi gelmediği zaman, manevi telefonla haberleşir, emredilen yere saatinden önce varırdım. Daima böyle saatinden önce vardığım için de, üstadım beni çok sever memnun olurdu
Evet mubarek Sultani Allah Dostu böyle idi. Vazifeye ruhen değil, bedenen olurdu.
Bir gün Zıvarıklı Hacı Ahmed Ağa ile, Ladikli Hacı Babanın ziyaretine gitmiştik. O zaman evi, Ladik’teki tepenin üzerinde idi, evinin karşısında da odası vardı. Odaya misafir olduk, yatsı namazına kadar beraber kaldık. Namazı kılınca bizden müsade alıp gitti. Odanın pencereleri, evinin sokak kapısına karşıydı. Biz Zıvarıklı Hacı Ahmed Ağa ile, vazifeye nasıl gidiyorlar görelim diyerek pencereden bakıyorduk.
Ben zannediyordum ki; Evinin sokak kapısını açıp gidecekler. Öyle olmadı evinin avlusundan kapıyı açmadan füze şeklinde, arkadaşıyla birlikte öyle bir sema ya yükseldilerki, bir anda kayboldular. İkisi de göz kamaştırıcı bir şeklinde yükselip gittiler. Sabah namazına kendisi yalnız geldi.






ALLAHA EMANET OLUN

Gülzar-ı İrfan
15-10-2007, 08:00
Uzuna yakın orta boylu, buğday benizli, naif bedenli, normal kır sakallı, çukurca gözlü, hilal kaşlı. Nurani simasında halvet ve melahat’ın güzelliği görülürdü.
Gayet cömert, vakar, temkin ve itidal ehli idi. Sükutu ihtiyar eden, ihtiyaç halinde konuşurlar.
Ümmi olmasına rağmen, Hocası Hızır Aleyhisselam olduğu için, ondan manevi ilimler almış olup, İlm-i Hikmette yekta idi.

Kendisini Hakk’ın rızasına, halkın hizmetine adamış, her zaman ve her yönde halkımıza önder, rehber, teselli ve ümit kaynağı idi. Kendisine bir şey sorulduğu zaman
-Durun gardaşım, şimdi cevabınızı getiririm.. der, gider Hızır Aleyhisselam’a sorar, cevabını alır getirirdi. Kimseyi kırmaz ve geri çevirmezdi.
Bazı kimseler kendisine gelip;
- Hacı Baba, manevi yolda bize rehber olsan, bize manevi alem için ders versen olmaz mı..? diyenlere tebessüm ederek:
- Ben bu işin ehi, selahiyetlisi değilim. Sizler Hacı Sami (K.S) Hazretlerine gidini işin ehli selahiyetlisi O’dur.. derdi.


ALLAHA EMANET OLUN

Benefsecun
16-10-2007, 08:18
Allh razı olsun bacım,böyle güzel mübareğin hayatını bizimle paylşatığın için...:flowers:

Gülzar-ı İrfan
16-10-2007, 09:16
Kimler yapmış ol Ravza'nın yapısın
Melekleri açmış tavaf kapısın
Hacer'ül Esved'in güzel kokusun
Açın bu Ravza'yı Habibi de var
Benim dertlilerimin tabibi de var..!

Ravzana bakmaya insan mı kanar
Aşkından içenler böyle mi yanar
Ebu Bekir, Ömer, hem Osman'da var
Açın bu Ravza'yı Habibi de var
Dertlilerin dermanı tabibi de var..!

Bakardım dağlara yol vermez dağlar
Hakk'ın Dergahına sıdk-ınan yalvar
Fatıma-Tüzzehra Validem de var
Açın bu Ravza'yı Habibi de var
Bunca dertlilerin tabibi de var..!

Uzaktan yakından Sana gelirler
Gece gündüz kula tavaf ettirirler
Hakk aşıklarına güller verirler
Açın bu Ravza'yı Habibi'de var
Bunca dertlilerin tabibi de var..!

LADİKLİ AHMET AĞA


ALLAHA EMANET OLUN

Gülzar-ı İrfan
16-10-2007, 09:23
Onu her yönüyle tanıyan bilen 40 sene arkadaşlık yaptığı hocası Hızır Aleyhisselâmdır. “Hocamı yedi adım geriden takip ederim. Hocam yüzüme baktığı zaman, yüzümün rengi solar. Hocam bana derdi ki: ‘Hüdâî! Ben çok evliya ile arkadaşlık yaptım. Sendeki hâli görmedim.” Bazen, “bende bir şey yok. Çobanın birisiyim” der. Bazen de âdeta coşarak “Oğlum benim hocam ilim deryasıdır. Ne soracaksanız sorun. Ben size bir peygamberin hayatını günlerce anlatırım. Fakat sizler dinlemeye tahammül edemezsiniz.” derdi..

Söyleyen var söyleten var
İlm-i Hikmet öğreten var

Ol kapında bekleyen var
Affımı isterim Allâhım.

Bir gün evinde abdest alırken hocası çıkagelir. Heyecanlanır. Hocası “Mevlâna, sana bir abdest almasını öğretemedik” der. Dedem de “Ne yapalım efendim. Bir çobanı peşinize taktınız. Çoban bu kadar becerebiliyor” deyince “Ahmet! Ahmet! Ne abdest arıyorlar, ne namaz; KALB-İ SELİM arıyorlar... der.




ALLAHA EMANET OLUN

parya
16-10-2007, 10:29
Bir gün Ahmet Ağa'ya bir isafir gelmiş.Misafiri eksik olmazmış zaten..Gece gündüz farketmez gelen gideni çoktu.

Misafire sofra açmışlar,yemek yiyorlar..Şöyle gözleri filan çapaklı biriymiş misafir.
Ahmet Ağa oğluna:
-Oğlum Zekeriyya,misafirin atının torbasına yem-saman koyuver!demiş.

Zekeriyya gitmiş samanlığa,saman dolduruyor torbaya fakat,doldurduğu dökülüveriyormuş boyuna..Birde bakmışki torbanın altı açıkmış.

-Allah Allah demiş kendi kendine bu ne biçim adam yahu?Gözleri çapaklı atının torbasının altı açık!Bunda ne yem durur,ne saman!Atını neyle doyurur bu adam ki?..filan derken ,almış torbayı anasına götürmüş:

-Gız ana,demiş şu misafirin torbasını bir dikiver!altı açık bunun!Nasıl yem saman durdurmuş bunda bu adam bilmem!

Anası bakmış torbaya şöyle:

-Ülen oğlum o Hızır'dı,git bak ama gitmiştir!demiş

Zekeriyya odaya dönmüş bakmış ki misafir falan yok.

Gülzar-ı İrfan
16-10-2007, 10:31
“Bir gün, pilot Teğmen uçağı ile eğitim uçuşu sırasında, uçağı arıza yapıyor ve bir tarlaya mecburi iniş yapmak durumunda kalıyor. Her ne kadar yerde arızayı gidermiş ise de, uçağın bu tarla üzerinden kalkmasının imkanı yok. Bulunduğu yer öyle ıssız ki çevrede canlı yok. Hocam emir verdi...;
-Ahmed, git şu pilot Teğmen’e yardım et,uçağını kaldır..dedi.
Hemen geldim, pilot çaresizlik içerisinde bocalamakta, ne yapacağını bilememekte idi. Selam verdim;
-Ne yapıyorsun delikanlı?.. dedim.
O da durumunu anlattı. Ben dedim ki:
-Oğlum sen uçağı çalıştır, kalkış için ben sana yardım edeyim!
Şaşırmış bir halde:
-Nasıl yardım edeceksin? dedi.
-Sen çalıştır. ben uçağı kaldırayım.! dedim.
-Hacı Baba kaç tonluk dört motorlu bir uçak. Nasıl kaldıracaksın..? dedi.
-Yavrum! Sen çalıştır bakalım.! dedim.
-Neyse çalıştırayım bakalım.. dedi ve uçağı çalıştırdı.
Allah’ın izniyle:
-Bismillah.. Ya Allah..! deyip yardım edip uçağı kaldırdık ve uçup gitti.”

Pilot der ki:
“Hacı Baba uçağı kaldırıpta, uçak havalanınca; uçağın kuyruk tarafına oturduğunu gördüm ve..
-Eyvah, Hacı Baba düşecek.. dedim.
Bir müddet sonra, Hacı Baba bulunduğu yerden kayboldu.
Ben yine;
-Eyvah, Hacı Baba düştü!!.. diye müteessir olmuştum.
Mensup olduğum karargaha varıp durumu ve başımdan geçenleri kumandanıma anlattım. Kumandanım bana;
-Maneviyat adamlarından biri sana yardım etmiş..! dedi.”

Pilot Teğmen bu maneviyat adamları nerede bulunur acaba, diye araştırma yapıyor. Şarkta filan yerde var diyorlar, tarif edilen kimseyi buluyor; fakat aradığı ve gördüğü değil. Böyle bir çok yerleri geziyor. Nihayet bir gün Konya’da Ladikli Hacı Ahmed Ağa’yı haber veriyorlar.

Konya’ya gelip Hacı Ahmed Ağa’yı soruşturuyor, kendisine Ladik kasabasını tarif ediyorlar. Bir arkadaşı ile taksiye binip Ladik’e geliyorlar. Hacı Ahmed Ağa’yı sorarak odasını öğreniyorlar. Pilot, Hacı Baba’nın odasına giripte, kendisini görünce..

-Hah.. işte bu amca..! deyip, eline ayağına sarılıyor.
Hacı Ahmed Ağa.:
-Oğlum benzetmiş olabilirsin.. diye gizlenmeye çalışırsa da.
Pilot.:
-Hayır yanılmıyorum, o sendin..! diyordu.
Beraberce camiye gidip geldikten sonra, o gün orada misafir kalıyorlar. Ertesi gün veda ederek yerlerine dönüyorlar.”






ALLAHA EMANET OLUN

parya
16-10-2007, 10:58
Yıl 1950-51 filan,Kore Savaşı konuşuluyor her yerde.İşte o günlerde,Ahmet Ağa'ya:Hacı Baba,Kore'dek muhasarada neler oldu?diye sordum.

Şunu anlattı bize o zaman oradaydık,dedi,tabii oradaydık.Biz emir aldık,gittik.Gece yarısı bekiyoruz,yeni bir emir gelecek,müdahele edeceğiz!Türk tugayını ateş çemberinin içinden kurtaracağız.Bize verilen emirle hareket ediyoruz.Biz orada,seher vakti filan işte,müdahele emrini-hücum komutunu- beklerken,bir baktık ki karanlığı yırtıp gelen bir teveccüh,muhasarayı yardı geçti.Sami Efendi Hazretlerinin teveccühüydü bu..Taa Türkiye'den,oturduğu yerden bir teveccühle tugayımıza yol açtı.Bu zatın kıymetini bilin...

yüz akı
16-10-2007, 12:09
rabbim razı olsun ablacım ben ilk bu mübareğin kitabını okumuştum...ve hayran kalarak yatmadan önce hep amenerrasülüyü o mbareği düşünerek okurum ...çocukluk ya aklımda kalan o mübareğin bunu okuyup bir perdenin arkasına geçerek kayboluşu oldu...rabbim onlara dost eylesin bütün ihvanı inş...:)

Gülzar-ı İrfan
18-10-2007, 08:28
Bir gün Zıvarıklı Hacı Nuri efendi Hoca ve Zıvarık’tan Hacı Ahmed Ağa;
Ladik’e Hacı Ahmed Ağa(K.S) Hazretlerini ziyarete gitmişler. O gün odasında misafir olup kalmışlar. Akşam Hoca efendi;
“Hacı Baba, müsaade buyurun da, Üstadım Hacı Sami Efendiyi ziyarete gideyim..” demiş.
Yatsı namazından sonra, Hacı Baba müsaade alıp gitmiş. Sabah namazından evvel de gel.
“Hoca Efendi, Sami Efendi Kayseri’ye gitti. Oradan Adana’ya geçecek. Oradan da Konya yoluyla İstanbul’a geçecek, seni görüştüreceğiz..” demiş.
Hacı Baba;
“Üstadım, Şems’in imamı Osman efendiyi tain etti, ben ona söyleyeceğimi o da seni getirecek..” demiş.
Benim haberim yok. Ertesi gün Hoca efendi ile Ahmed Ağa, benim camiye Şems’e geldiler. Hoş beş ettikten sonra..:
“Sana müjde, Sami Efendi Hazretleri Konya’ya gelecek..! Hacı Ahmed Ağa haber verecek, sen de bizi götürüp Hazret ile görüştüreceksin..” dediler.
Tabii ki sevincimin ölçüsü yoktu. Hoca Efendi ve Ahmed Ağayı misafir ettim, bekliyoruz hayırlı haberi.. Konya’dan bir ferdin haberi yoktu.
Ertesi gün ikindi namazından on dakika evvel, Ahmed Ağa ile ikimiz caminin önünde oturuyorduk, iki kişi gelip Selam verdiler
Biri iri yarı uzun boylu, iri iri gözlü, pehlivan yapılı. Diğeri, orta boylu, zayıf, boynunda çanta asılı idi. Zayıf olan dedi ki:
“Ben Hadim’den geliyorum, arkadaşım da Ankara’dan geliyor. Mevlana Hazretlerini ziyarete gelmiştik; lakin Mevlana kapalıymış, Şems’i Tebrizi’yi ziyarete geldik.” dedi.
Ben de:
“Buyurun efendim.” dedim.
İçeri kapıyı açtım, Hazretin yanına girdiler. Bu arada bir çocuk gelip..:
“Hocam seni kayınvaliden çağırıyor..!” dedi.
Ben dışarı çıkınca, o zayıf olan bizim arkadaş Ahmed Ağa’ya
“Benim arkadaşa iyi bak, İlmi Ezeli’de tanışmıştık. Burada gözlerinden tanıdım, sen de gözlerine iyi bak, bu Hoca’dır..! “ der
Lakin bizim arkadaşın basireti kapanmış anlamaz. Ben geldim..:
“Efendim Huzurda konuşulmasın!..” dedim.
Hemen Hazretin yanından çıktılar, Ezan-ı Muhammediyye de okunmaya başladı, arkamda namazı kıldılar. Kalkıp giderken, o pehlivan yapılı Zat bana öyle bir baktı ki, ben de anlamadım. Elinin biri sarılıydı.;
Serçe parmakla yüzük parmağı bir derinin içinde, baş parmak bir derinin içinde, orta parmak açık boşta. Acayip bir sargı, eldiven desem eldiven değil. Yine bir şey anlamıyordum. Namaz bitince, cemaatin bir kısmı camide, bir kısmı kapıdan dışarı çıktı.. Önü park, malum. Hemen Ahmed Ağa pür telaş dışarı çıktı, geri geldi.
“Ne oldu yahu!..” dedim.
“Sen sorma bu gelenler boş değillerdi.! Bana bir şeyler söyledi o zayıf olan Zat; lakin ben bir şey anlamadım. Dışarı çıktım ki kaybolmuşlar. Onun için koştum..” dedi.
Meğer bu gelen kimseler;
Pehlivan yapılı, eli sarılı olan Hacı Baba’nın Hocası Hızır Aleyhisselam imiş. Orta boylu zayıf olan ise, Ricali Gayb’dan Nabi Hazretleriymiş. Ladik’e Hacı Baba’yı ziyarete gittiğimizde, biz söylemeden..:
“ Oğlum Hocam ile Nabi Hazretleri sizin camiye varmışlar, siz bilememişsiniz..” dedi.
İşte bu zatlar ikindi namazında geldiler, akşamla yatsı arasında da Üstadım Hazretleri de Konya’ya gelmişler. Hacı Ahmed Ağa akşam namazından sonra Halcının oğlu ile yeğenini bana göndermiş. Onlar taksiyle bize gelirken eski İş Bankasının orada karşılaştık. Ban
“Ahmed Ağa bizi gönderdi, Hoca efendi ile arkadaşını saat beşte Sarayönü yolu üzerine çıkaracaksın.” deyip geri döndüler.
Ben de eve gelip Hoca Efendi ve Ahmed Ağa’ya müjdeyi verdim; geldiler diye. O haberciler bize tekrar geldi; “Saat üç buçukta çıkaracaksın” diye söyleyip gittiler.
Sabah üç buçukta denilen yere çıkardım. On dakika sonra taksiyle; Üstadım Sami Efendi Hazretleri, Hacı Ahmed Ağa hazretleri ve Halıcı Mehmed Efendi teşrif ettiler.
Tam seher vaktiydi, teker teker kenara çekip; evvela Hoca Efendi, ondan sonra Ahmed Ağa ve ondan sonra da benimle görüşüp lazım gelen talimatı verdiler. Veda ederek Ladik’e, oradan İstanbul’a gittiler.




ALLAHA EMANET OLUN

Gülzar-ı İrfan
23-10-2007, 07:27
GÖNÜL SANA DEMEDİM Mİ



Hüdâ’m senin kadrin celil
Kur’an oldu bize delil
Ceddimiz Hazreti Halil
Gönül sana demedim mi?


Gözümden hicabı kaldır
Işkın deryasından doldur
Hakk dergâhı doğru yoldur
Gönül sana demedim mi?



Rahim Allâh rahim eyle
Ne gaflettir bu da böyle
Bu âcize rahim eyle
Gönül sana demedim mi?




ALLAHA EMANET OLUN

Gülzar-ı İrfan
24-10-2007, 06:27
Ahmet Ağa’nın Ekrem Babacan isimli bir dostu, henüz onunla tanışmadan önce, Ankara’da gittiği bir Cuma camisinde anlatılan, veliler ve kerametleri hakkındaki hutbeden çok etkilenir. Namazı müteakip imam efendiye “hocam, şu anda hutbede belirttiğin vasıfları taşıyan bir veli var mıdır?” diye sorar ve kendisine söylemesini ister. Hoca efendi ise “aradığınız takdirde bulabilirsiniz” cevabını verir.
Ekrem Babacan bu hâlet-i ruhiye içerisinde düşünceli bir şekilde dolaşırken, İslâm’la hiç alâkası olmayan, dini çıkar için kullanan sahte bir şeyhle tanışır ve ona cemaatlerine katılma isteğinde bulunur. O şahıs da “bizim içimize katılabilmen için önce büyük bir günah işlemen gerekir” der.
Ekrem Babacan bu şahsa aldanarak ve böyle bir fiil işlemek arzusuyla gençlik parkında dolaşmaya başlar. Kendini bilmez bir şekilde parkta gezindiği sırada arkasından bir el omzuna dokunur ve “sen dosdoğru Konya’nın Lâdik köyüne gideceksin. Senin derdinin çaresi ordadır” der.
Bu işe bir anlam veremeyen ve çok şaşıran Babacan ise, hiç vakit geçirmeden hemen Lâdik’e gelir ve Ahmet Ağa ile görüşür. Bu görüşmeden sonra Ahmet Ağa ile arkadaş ve dost olurlar. Bu dostlukları yıllarca devam eder.
İşte bu Ekrem Babacan’a bir keresinde dedem güzel bir Kur'an-ı Kerim hediye eder. Daha sonraki gelişinde "Ne yaptın Kur'anı Kerim’i" deyince. “Güzel bir kap yap*tırdım, evimin kıble tarafındaki duvarına astım." der.
Dedem:''Ben sana onu sakla,bir duvara as diye vermedim.Onu sana,oku diye verdim''der.
Arkadaşı evine gider gitmez Kur’an’ı okumaya başlıyor ve birçok manevi ikramlara mazhar oluyor.
Ekrem Babacan bir keresinde Lâdiklilerin ve civar yerlerden insanların bulunduğu bir sohbet meclisinde; bir aşr-ı şerif okunmasını ister. Mecliste bulunan hafız Kamber hoca, Kur’an’dan bir âyeti yedi vecih üzere ayrı ayrı okur. Tilâvetten sonra Babacan, okunan âyetin tefsirini bu güne kadar kitaplarda yazılanlardan çok farklı bir şekilde ve saatlerce; ayetin sebeb-i nüzûlünden tutunuz da, ayette bahsedilen hadiselere kadar her şeyi, sanki gözüyle görmüş gibi, canlı bir şekilde anlatır. Sohbetin sonunda halktan iki kişi elini öperken ağlamaya başlar. Onlara “ikiniz de bu sene güleceksiniz inşâallâh” der.
O sene bu şahıslar hacca giderek sevinçlerin en büyüğünü yaşamışlardır.
Bu sohbetinde de görüldüğü gibi Ekrem Babacan’ın çok bilgili, kültürlü, nezaket sahibi ve terbiyeli bir İstanbul efendisi olduğunu hattâ yedi dil bildiğini söylememiz gerekir. O sakallı olanlara elini öptürmez, onlardan önce davranarak ellerini öperdi.







ALLAHA EMANET OLUN

Gülzar-ı İrfan
24-10-2007, 06:29
Yine dedemin arkadaşı olan bu Ekrem Babacan, Bursa’da bir hastanede rahatsızlığı nedeniyle yatıyordu. İskenderun’dan ve Erdemli’den sevenleri ziyarete giderlerken Lâdik’e de uğrayıp, bana “gidersen seni de götürelim” dediler. Ben de “arabanızda yer varsa gideyim” dedim. Onlarla beraber Bursa’ya, Ekrem Bey’in yattığı hastaneye kadar gittik. Geçmiş olsun dileklerimizden sonra Ekrem Babacan, dedemle ilgili iki hatırasını nakletti.
İlkinde, büyükelçi olan oğlunun Ankara’daki ameliyatını anlattı:
“Benim mahdum Ankara’da ameliyat oldu. Lâkin ameliyatı istenilen şekilde başarılı geçmediği için herhangi bir iyileşme görülmedi ve hattâ rahatsızlığı da gün geçtikçe fazlalaşmaya başladı. Biz bu sıkıntılar içinde kıvranırken gece yarısı Ahmet Ağa ve arkadaşları oğlanın yanına gelmişler:
—Hiç korkma oğlum! Biz ameliyatta yapılan hatayı düzeltip seni rahata kavuşturacağız, demişler. Yeniden manevi bir ameliyat yapıp gitmişler. Şimdi ise oğlan, Allâh’a şükür sağlık ve sıhhatine kavuştu.
Ben Ahmet Ağa’nın birçok himmetine nail oldum, Rabbime şükürler olsun. Keşke kabul etseydi de koyunlarına çoban olsaydım” dedi
Diğer hatırasında Ekrem Babacan, Ahmet Ağa’yı bir ziyaretinde, onun yorgun hâlini görerek "Hayrola Ahmet Ağa, sende bir yorgunluk var.” deyince, dedem:
—Yeni müslüman olan İtalyan bilgini Markoni vefat etmiş. Cenazesine katılmam için emir geldi. Oraya gittim geldim." der. Hayret ve şaşkınlıkla yönelttiği “uçakla falan mı gidip geldiniz?” sorusuna karşılık "Ne uçağı oğlum! Gidip geldim işte." diye dedemin cevap verdiğini anlatmıştır.
Ekrem Babacan Bursa’daki hastanede tedavi olduktan sonra Lâdik’e dedemin mezarına ziyarete geldi. Daha sonra uğradığı odada, sohbet yapıldıktan sonra evimizin avlusuna çıktı ve: “Ev halkından kim varsa yanıma gelsin, belki bu görüşmemiz son olabilir, sizlerle helalleşmeye geldim” dedi ve devam etti:
“Size iki şey söyleyeceğim: Birincisi Allâh’ın Merhameti… Cenâbı Allâh’ın merhameti o kadar büyüktür ki ben size bunu anlatacak olursam ibadeti, taati bırakırsınız. Onun için şimdilik burayı bir geçelim. İkincisi kader meselesi…
Evlatlarım!... Herkes kaderine razı olsun. Allâh’ın takdir ettiği kadere mecbur razı olacağız. Cenab-ı Allâh, Kur’an-ı Kerim’inde “Razı olmayanlar kendilerine başka bir Rabb arasın” diyor. Allâh’tan başka Rabb mi var da arayacağız..? Hepiniz hakkınızı helâl edin” dedi. Sonra Lâdik’ten ayrılıp gitti. Kısa bir süre sonra da dostunun ve dostlarının yanlarına hicret etti.

ALLAHA EMANET OLUN

kays
27-10-2007, 09:10
rahmetli babam anlatırdı

ümmeti muhammet darda ver hanım kırbacımı diyerek atına atlar kaybolurmuş.

Gülzar-ı İrfan
30-10-2007, 08:47
BAKAM AĞLAYI AĞLAYI




Mevlam aşkın bizi yakar
Derunumda bir gül açar
Leyl-ü nehar durmaz kokar
Kokam ağlayı ağlayı

Kişi bakmaz ameline
Ermemişde kemaline
Cennet Hakk’tır Cemaline
Bakam ağlayı ağlayı

Bakamam huri cinan’a
Ciğerim döndü püryana
Vuslat mey’in kana kana
İçem ağlayı ağlayı

Ben bu cihanı nideyim
Salıverin de gideyim
Ol Beyt’i tavaf edeyim
Edem ağlayı ağlayı

Seherde bülbüller öter
Cana kar eyledi yeter
Laleler sünbüller biter
Bakam ağlayı ağlayı

Laleler sünbüller açmış
Kokusun dört yana saçmış
Ol kapıyı kimler açmış
Açam ağlayı ağlayı

AŞIK AHMED’im ağlarım
Hüri cinan’ı neylerim
Ateşi aşka yanarım
Bakam ağlayı ağlayı




ALLAHA EMANET OLUN

kays
31-10-2007, 21:20
allah razı olsun kardeşim

Gülzar-ı İrfan
01-11-2007, 09:00
İKİ ARKADAŞ

Ahmet Ağa’nın komşularından iki tanesi, ziyarete gelenlerin çokluğunu görünce dayanamazlar ve kendi kendilerine “Bunda bizim bilmediğimiz kesin bir hâl var; yemekten sonra yanına gidelim, soralım, ne varsa öğrenelim” deyip anlaşırlar.
Akşam, yemekten sonra buluşup hemen Ahmet Ağa’nın odasına giderler. Selâm kelâmdan sonra biri söze girer:
—Yahu Ahmed! Sende ne var? Doğru söyle...
Ahmet ağa:
—Valla kardeşim, inanın bende bir şey yok.
Hemen öteki atılır:
—Yahu bizi mi kandıracaksın? Yok yok diyorsun, âlem başına üşüşüyor.
Ahmet ağa:
—Yahu işte, millet bildiğinden mi?
Komşusu;
—Ahmet bizi kandıramazsın. Ne varsa illa bize de bir şeyler göstereceksin; değilse sen bilirsin. Rahat bırakmayız.
Ahmet Ağa, gelen bu komşularına bakar ki laftan sözden anlayacakları yok; ısrar üstüne ısrar ediyorlar:
—Olur yahu! Denk gelirse size de bir şeyler göstereyim, der.
Tam bu sırada yatsı ezanları okunmaya başlar. Gelenlerin birisi “Ben namazı odada kılacağım”, öteki de “Ben camiye gideyim” der.
Ahmet Ağa ise “ben evde abdestimi alayım” diyerek eve girer.
O sırada, camiye gidenin arkasından camiye yetişir, odada kalana da “Bugün ikimiz burada kılıverelim.” der.
İki yerde de aynı anda…!
Camiden çıkıp gelirken arkadaşına “Ben bir eve uğrayıvereyim” diyerek eve girer. Odadaki namaz bitince de oradaki komşusuna “Eve bir varıp geleceğim” der.Bu arada camiden gelen odaya girer. Biraz sonra da Ahmet Ağa evden gelir. Hemen odada kalan: —Hadi Ahmet! Bizimkini ne zaman göstereceksin yahu? der. Namazı camide kılan ise: —Camiden gelirken konuştuk, tamam gösterecek, azıcık sabırlı ol! der.
Odada kalan arkadaşı:
—Ne camisi yahu! Ahmet camiye gitmedi ki, namazı odada yanı başımda kıldı, deyince akıllar ve işler karışır.
Camiden gelen:
—Hadi sende! Camiye ardımdan yetişti, safta da yanımdaydı. Camiden çıktık odaya da beraber geldik. ‘bir eve uğrayıvereyim’ dedi, eve girdi, der İkisi de şaşkın bir vaziyette önce birbirlerinin sonra Ahmet Ağa’nın yüzüne bakıp ondan bir açıklama beklerler.
Ahmet ağa;
—Yahu kardeşim anlayacak adama daha ben ne göstereyim, der.İkisi de hatalarını anlayıp, başlarını önlerine eğerler ve bir daha Ahmet Ağa’yla uğraşmazlar.


ALLAHA EMANET OLUN

Gülzar-ı İrfan
06-11-2007, 08:48
ÖLÜMÜN AKLINA DÜŞTÜ MÜ



GÖNÜL



Mevla kapısında dilerim dilek



Yazarlar amelimi ol iki melek



Dağlara düşürdü beni bu felek



Ölümün aklına düştü mü bu gönül..!





Mürüvvetsiz dünyayı her ki nitmeli



Hakikat yoluna doğru gitmeli



Boş kaldıkça da Hakk’ı zikretmeli



Ölümün aklına düştü mü bu gönül..!





Anarım Mevla’yı ol rahmeti bolu



Çevirdim yüzümü ol Yaratan ulu



Bu gözlerim görmüştür hakikat yolu



Ölümün aklına düştü mü bu gönül..!





Öyle mi tenbihat etti evradı veren



Hakk’tan ayrılır mı hakikat gören



Aşkın dolusunu eliyle veren



Ölümün aklına düştü mü bu gönül..!





Bakıp ibretle söyler sözleri



Dergah kabul etmez kara yüzleri



Mevlam hidayette kılsın bizleri



Ölümün aklına düştü mü bu gönül..!





Esen yeller gibi bir gün yorulun



Hakikat yolunu bulup sarılın



Ol mevt gelirse bir gün ayrılın



Ölümün aklına düştü mü bu gönül..!




Yürüyüp dağlara gittiğim zaman



Açılmaz dağları bürümüş duman



Mevlam’dan isterim köklüce iman



Ölümün aklına düştü mü bu gönül..!





Reyhanı’nı aldı mı Senin Nurundan



Duman çıkar aşıkların serinden



Melekler acizdir ah-u zarımdan



Ölümün aklına düştü mü bu gönül..!





Dile gelse söyler dağlarda taşlar



Kalb zuhuratıyla hakikat başlar



Türlü avaz ile ötüşür kuşlar



Ölümün aklına düştü mü bu gönül..!





Kulların muhtaçtır ol rahmetine



Bu Ahmed katlanır her zahmetine



Kulların muhtaçtır mürüvvetine



Ölümün aklına düştü mü bu gönül..!





Bir gelir bir gider ol aklım benim



Kalbde ziya eder ol nurun Senin



Hakikata varan ol cismim benim



Ölümün aklına düştü mü bu gönül..!





Nuru tecelli edip göründü bana



Belki hasret olur bu cihan bana



Kalbimde levm eder sevgi Sana



Ölümün aklına düştü mü bu gönül..!






ALLAHA EMANET OLUN

Gülzar-ı İrfan
19-11-2007, 09:45
BİR ÜSTADDAN OKUMADIM


Bir üstaddan okumadım, yol nedir, erkân nedir

İlm-i zahir okumadım, kalpteki burhan nedir
Ey beni yaratan Hüdâ’m, cümle bilgi sendedir

Aşk-ı Rasül düştü kalbe, hem yangınlık tendedir

İşte geldim gidiyorum, neyleyim dünyayı ben
Eğer vâkıf oldu isen bu gizli esrara sen
Eli yüzü pâk varayım ol Rasülullâh'a ben
Ol âhım eflâke çıkar, yanıyor kalp ile ten

Çağrılır Âlem-i Ervah'tan, ol makamı görmeye
Gece gündüz sa’y ederler ol murada ermeye
Dilleri tevhid okuyor, el alışmış vermeye
Ya Muhammed sana geldim, nur cemalin görmeye

Kendimi, sadrımı yakıp, bir kapıya etme kul
Derdimin dermanı sende, ol derdime çare bul

Bu cihanı halk eyledin, hem de habibi Rasul



Dergâhına yüz tutarım, deme bana âsi kul

Sabah ol mahşer gününde ehl-i cennet çağrılır
Hakk'a yakın olmayanın yolu, başka ayrılır
Kün fe yekûn hitabında yer gök ehli savrulur
Kurulur Hakk'ın mizanı, bir gün ora buyrulur

ALLAHA EMANET OLUN

kays
19-11-2007, 09:49
kardeşim ALLAH razı olsun sağolun

talib
19-11-2007, 10:01
Ladikli Ahmet Ağa yedilerdendi. Yediler yine beraber tayyi mekanla bir yere giderlerken içlerinden birisinin gözü Adana civarında bir kadına ilişmiş ve onda 5000 metreden düşerek paramparça olmuş. Yani cezası ahirete kalmamış ve bu dünyada verilmiş. Büyüklerin mesuliyeti bizimkinden daha ağırdır. Bizim gözümüz ise her zaman bir yerlere kayıyor. Rabbim bu zamandan sonra daha dikkatli olabilmeyi bizlere nasip eylesin.

kays
19-11-2007, 10:02
Ladikli Ahmet Ağa yedilerdendi. Yediler yine beraber tayyi mekanla bir yere giderlerken içlerinden birisinin gözü Adana civarında bir kadına ilişmiş ve onda 5000 metreden düşerek paramparça olmuş. Yani cezası ahirete kalmamış ve bu dünyada verilmiş. Büyüklerin mesuliyeti bizimkinden daha ağırdır. Bizim gözümüz ise her zaman bir yerlere kayıyor. Rabbim bu zamandan sonra daha dikkatli olabilmeyi bizlere nasip eylesin.

amiin amin amiin.

kumlucalı07
23-11-2007, 09:18
Bir gün Zıvarıklı Hacı Nuri efendi Hoca ve Zıvarık’tan Hacı Ahmed Ağa;



Ladik’e Hacı Ahmed Ağa(K.S) Hazretlerini ziyarete gitmişler. O gün odasında misafir olup kalmışlar. Akşam Hoca efendi:

“Hacı Baba, müsaade buyurun da, Üstadım Hacı Sami Efendiyi ziyarete gideyim..” demiş.

Yatsı namazından sonra, Hacı Baba müsaade alıp gitmiş. Sabah namazından evvel de gelip:

“Hoca Efendi, Sami Efendi Kayseri’ye gitti. Oradan Adana’ya geçecek. Oradan da Konya yoluyla İstanbul’a geçecek, seni görüştüreceğiz..” demiş.



Hacı Baba:

“Üstadım, Şems’in imamı Osman efendiyi tain etti, ben ona söyleyeceğimi o da seni getirecek..” demiş.



Benim haberim yok. Ertesi gün Hoca efendi ile Ahmed Ağa, benim camiye Şems’e geldiler. Hoş beş ettikten sonra..:

“Sana müjde, Sami Efendi Hazretleri Konya’ya gelecek..! Hacı Ahmed Ağa haber verecek, sen de bizi götürüp Hazret ile görüştüreceksin..” dediler.

Tabii ki sevincimin ölçüsü yoktu. Hoca Efendi ve Ahmed Ağayı misafir ettim, bekliyoruz hayırlı haberi.. Konya’dan bir ferdin haberi yoktu.

Ertesi gün ikindi namazından on dakika evvel, Ahmed Ağa ile ikimiz caminin önünde oturuyorduk, iki kişi gelip Selam verdiler.

Biri iri yarı uzun boylu, iri iri gözlü, pehlivan yapılı. Diğeri, orta boylu, zayıf, boynunda çanta asılı idi. Zayıf olan dedi ki:

“Ben Hadim’den geliyorum, arkadaşım da Ankara’dan geliyor. Mevlana Hazretlerini ziyarete gelmiştik; lakin Mevlana kapalıymış, Şems’i Tebrizi’yi ziyarete geldik.” dedi.

Ben de:

“Buyurun efendim.” dedim.

İçeri kapıyı açtım, Hazretin yanına girdiler. Bu arada bir çocuk gelip..:

“Hocam seni kayınvaliden çağırıyor..!” dedi.

Ben dışarı çıkınca, o zayıf olan bizim arkadaş Ahmed Ağa’ya :

“Benim arkadaşa iyi bak, İlmi Ezeli’de tanışmıştık. Burada gözlerinden tanıdım, sen de gözlerine iyi bak, bu Hoca’dır..! “ der.

Lakin bizim arkadaşın basireti kapanmış anlamaz. Ben geldim..:

“Efendim Huzurda konuşulmasın!..” dedim.

Hemen Hazretin yanından çıktılar, Ezan-ı Muhammediyye de okunmaya başladı, arkamda namazı kıldılar. Kalkıp giderken, o pehlivan yapılı Zat bana öyle bir baktı ki, ben de anlamadım. Elinin biri sarılıydı.;

Serçe parmakla yüzük parmağı bir derinin içinde, baş parmak bir derinin içinde, orta parmak açık boşta. Acayip bir sargı, eldiven desem eldiven değil. Yine bir şey anlamıyordum. Namaz bitince, cemaatin bir kısmı camide, bir kısmı kapıdan dışarı çıktı.. Önü park, malum. Hemen Ahmed Ağa pür telaş dışarı çıktı, geri geldi.

“Ne oldu yahu!..” dedim.

“Sen sorma bu gelenler boş değillerdi.! Bana bir şeyler söyledi o zayıf olan Zat; lakin ben bir şey anlamadım. Dışarı çıktım ki kaybolmuşlar. Onun için koştum..” dedi.

Meğer bu gelen kimseler;

Pehlivan yapılı, eli sarılı olan Hacı Baba’nın Hocası Hızır Aleyhisselam imiş. Orta boylu zayıf olan ise, Ricali Gayb’dan Nabi Hazretleriymiş. Ladik’e Hacı Baba’yı ziyarete gittiğimizde, biz söylemeden..:

“ Oğlum Hocam ile Nabi Hazretleri sizin camiye varmışlar, siz bilememişsiniz..” dedi.

İşte bu zatlar ikindi namazında geldiler, akşamla yatsı arasında da Üstadım Hazretleri de Konya’ya gelmişler. Hacı Ahmed Ağa akşam namazından sonra Halcının oğlu ile yeğenini bana göndermiş. Onlar taksiyle bize gelirken eski İş Bankasının orada karşılaştık. Bana:

“Ahmed Ağa bizi gönderdi, Hoca efendi ile arkadaşını saat beşte Sarayönü yolu üzerine çıkaracaksın.” deyip geri döndüler.

Ben de eve gelip Hoca Efendi ve Ahmed Ağa’ya müjdeyi verdim; geldiler diye. O haberciler bize tekrar geldi; “Saat üç buçukta çıkaracaksın” diye söyleyip gittiler.

Sabah üç buçukta denilen yere çıkardım. On dakika sonra taksiyle; Üstadım Sami Efendi Hazretleri, Hacı Ahmed Ağa hazretleri ve Halıcı Mehmed Efendi teşrif ettiler.

Tam seher vaktiydi, teker teker kenara çekip; evvela Hoca Efendi, ondan sonra Ahmed Ağa ve ondan sonra da benimle görüşüp lazım gelen talimatı verdiler. Veda ederek Ladik’e, oradan İstanbul’a gittiler.

sufi7007
04-04-2008, 14:04
RIBAT FM Tahir Hoca Arşivindeki 15. sohbet.

Dosya AdıTahir Büyükkörükçü - 015 Dosya Boyutu 24,52 MB
KONUSU: Ladikli Ahmed Ağa'nın kasabasındaki anma töreni için yapılan sohbet.

Bu sohbette Tahir Büyükkörükçü Hocaefendi bizzat tanıdığı ve KIRKLARDAN birisi ve EBDAL denilen YEDİLERDEN olan ümmi veli LADİKLİ AHMED AĞA hakkındaki anılarını ve tesbitlerini anlatıyor. Son zamanlarda değişik çevrelerin istismar ettiği LADİKLİ AHMED AĞA hakkında ve HIZIR a.s. hakkında 25 yıllık bir dostluğu olan Tahir Büyükkörükçü Hocaefendi'den birinci elden rivayetler...

MUTLAKA dinleyiniz.

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ arşivi : http://www.ribatfm.com.tr/ (http://www.ribatfm.com.tr/izle.php?id=2595)

kays
06-04-2008, 22:08
AÇIN OL RAVZA YI HABİBİ DE VAR

Kimler yapmış ol Ravzanın yapısın
Melekleri açmış tavaf kapısın
Hacer-ül Esved’in güzel kokusun
Açın bu Ravza’yı Habibi de var
Benim dertlerimin Tabibi de var..!

Ravzana bakmaya insan mı kanar
Aşkından içenler böyle mi yanar
Ebu Bekir, Ömer, hem Osman da var
Açın bu Ravza’yı Habibi de var
Benim dertlerimin Tabibi de var..!

Ol Ravza’da vardır yeşil direkler
Saçaklara konmuş bütün Melekler
Orda kabul olur bütün dilekler
Açın bu Ravza’yı Habibi de var
Benim dertlerimin Tabibi de var..!

Halkı saf bağlamış Na’atler okurlar
Sokaklara saçmış türlü kokular
Eren, Evliya burada yatırlar
Açın bu Ravza’yı Habibi de var
Benim dertlerimin Tabibi de var..!

Her aşık olan da maksuda ermez
Destur olmayınca Ravza’ya girilmez
Aşkından içenler kendini bilmez
Açın bu Ravza’yı Habibi de var
Benim dertlerimin Tabibi de var..!

Ravza’nın içinde abid’ler dolu
Mevla’sı göndermiş bu aciz kulu
İsyanımı sorarsan defterler dolu
HÜDA’İ sorarsan Mevla’nın kulu
Açın bu Ravza’yı Habibi de var
Benim dertlerimin Tabibi de var..!

ladikli ahmet efendi

Turkbeyi
06-04-2008, 22:37
hepinizden allah razi olsun bu guzel kissalari paylastiginiz icin insallah allah cc onlarin sefaatlarinden ayirmaz

ladikli88
20-04-2008, 12:16
allah ondan razı olsun zamanında kıymetini bilememiş ladik halkı ama insanlar öldükten sonra değer kazanıyor ne hikmetse allah (c.c) şefaatine nail kılsın

kays
20-04-2008, 23:23
GECELERDE DOĞAR NUR-U MUHAMMED

Kimse kadir olamaz vasfın etmeye
Uzaklardan geldim görüp gitmeye
Bülbüller başladı feryad etmeye
Gecelerde doğar Nuru Muhammed

Defterimi alıp okuyup durma
Gizli sırlarımı ayana verme
Alemler gitti de sen burada durma
Gecelerde doğar Nuru Muhammed

Bu aşkın zevkine insan mı kanar
Bir kürsü kurulmuş kandiller yanar
Enbiya, Evliya safları da var
Gecelerde doğar Nuru Muhammed

Zümrütten Yakuttan kasırları var
Selsebil ırmağı suları çağlar
Muhammed Nuruna bu cihan ağlar
Gecelerde doğar Nuru Muhammed

Semayı döndürür şu çark-ı felek
Safların bağlamış kıyamda Melek
Ravzanın üstünde nurdan bir direk
Gecelerde doğar Nuru Muhammed

Şu yalan dünyada sürmedim sefa
Yalan dünya kime eylemiş vefa
Hani Süleyman nerede Mustafa
Gecelerde doğar Nuru Muhammed

Çok nasihat duydum kalmadı bende
Mevla vermeyince kalkar mı perde
Beklerim Mevlam dan hidayet nerde
Gecelerde doğar Nuru Muhammed

Ol dostların gelir Hind den Yemen den
Sana Aşık olan geçer mi Senden
Ravzasına sorun memnun mu benden
Gecelerde doğar Nuru Muhammed

ladikli ahmet efendi

kays
20-04-2008, 23:27
MÜNACAT

Hidayet sahibi Hüda’m, hidayet kapını bir aç..
Sen Razzak-u alemsin cümle kullar sana muhtaç
Derdimin dermanı, sende derdime ilaç
Cürmü isyan sahibiyim defter doldurdum birkaç..!

Cürmüm ile geldim Sana, Senin elinde fermandır
Ol Senin lütf-u ihsanın benim derdime dermandır
İçirirsen ol Kevser den Kullarına ne ihsandır
Semada bunca Melek Onun Nuruna hayrandır

Eğer Ravza’ya varırsam, beni dostlarıma andır
Kulum dersen bu acize ne lütuf ne ihsandır..!

Kalksa gözün perdesi baksan Hakk’ın hikmetine
Çifte Sancaklar çekildi İsa’nın inmesine
Alametler belli oldu Mehdi’nin gelmesine
Enbiyalar kılıçlandı hem Teccal’ın fitnesine

Kılınçlar Nur doğdu Rus’un yok edilmesine
Kelamlar Hakk kelamı kalplerin ikaz edilmesine..!

Ey beni yaradan Hüda’m mülk Senin cihan Senin
Aşk-ı Resül düştü kalbe yanıyor kalb ile tenim
Aleme ifsade oldu dilde ki isyanım benim
Ol kapında ağlayan hem asi mücrim kuk ol benim..!

Kendimi sadrimi yakıpta bir kapıya etme kul
Derdimin dermanı sende ol derdime bir çare bul
Bu cihanı halk eyledin hem de ol Abid-i Resül
Dergahına yüz tutarım deme ki bana asi kul..!

Hidayet sahibi Hüda’m Cennet misali güllerin
Dergahına yüzünü tutmuş rahmet ister mü’minlerin

ladikli ahmet efendi

ladikli88
21-04-2008, 12:01
merhaba arkadaşlar ben konyanın ladik kasabasından mustafa ladikli ahmed hüdai hz diyarından

ahmed efendi hakkında daha geniş bir bilgi edinmek isteyen arkadaşlar olursa ahmed efendiyi daha iyi anlatabilmek icin kurulan dernek sitesini ziyaret edebilirler resimleri ve ses kayitlarina bakabilirler

kasabamiza ahmed efendiyi ziyaret etmek isteyen olursada yardımcı oluruz inş

http://www.ladikliahmetaga.com/

sufi7007
21-04-2008, 19:40
zamanında kıymetini bilememiş Ladik halkı ;

ama insanlar öldükten sonra değer kazanıyor ne hikmetse...



Kırklardan birisi olsanız dahi kasabanızda dahi kadr ü kıymetiniz bilinmeyebilmektedir....

Acaip bir cilve-i Rabbani bu da...

Akıl-sır ermez...

talib
21-04-2008, 20:39
Bugün sohbette bahsedildi biraz Ahmet Ağa'dan. Ziyareti edeni çokmuş. Her suale 3-5 dk.da cevap verirmiş. Tayyi mekan sahibi idi. Yedilerdendi. Kuru bir günde bakmışlar, her tarafı ıslanmış mübareğin. 15 dk. önce Erzurumda idim buyurmuş. Orası yağmurlu imiş. Manevi vazife sahibi idi. Herkese karşı hüsnü zan sahibi idi. Bazısına böyle vazife verilirmiş ama sonra geri alınırmış. Ladikli Ahmet Ağa herhalde ömrünün sonuna kadar vazifede kalmış. Fakat mürşidi kamil değildi. Kendisinden ders isteyenleri " hazrete gidiniz, işinizi onunla görünüz" buyurarak, Sami Efendi hz.lerine yönlendirirmiş.

kays
21-04-2008, 21:43
allah razı olsun talip kardeş

ladikli88
06-06-2008, 19:38
merhaba arkadaşlar ladikli ahmed aga yı anma programı yapılacak katılmak isteyenler ve ladik ulaşımı için bilgi almak isteyenler bana başvurabilir

program pazar günü saat 11 de erkeklere yönelik olacaktır. katılmak isteyen kardeşlerimize duyurlur