PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kahraman Tazeoğlu Şiirleri



benja
30-08-2006, 21:42
Binmediğim hiçbir otobüs
Beklemediğim hiçbir durak kalmadı bu şehirde
Gittikçe azalıyor hayat
Neyi erken yaşadıysam
Hep ona geç kalıyorum
Sana göçüyorum her sonbahar
Yolların çıkmıyor aşkıma
Unuttuğun yağmurların adı saklımda
Seni içimden terk ediyorum

Susmaktan yoruldum
Kuşlar ve şarkılar,
Bu şehri terk edeli
Efkar demliyorum gözlerimde
Yaşlarımı,
Yanağıma varmadan öldürüyorum
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
Seni içimden terk ediyorum

Ne unutacak kadar nefret ettin
Ne hatırlayacak kadar sevdin
Yıkık bir duvar kadar bile
Pişman değilsin biliyorum
Beni hep bulmamak için aradın
Yanılgımdın
Yandığımdın
Yangındın

Sensizliğe yenilmek
Sana yenilmekten zor olsa da
Ardımda bir sürü "belki"ler bırakarak
Seni içimden terk ediyorum

Şimdi
İçimde öldürecek bir anı bile bulamayan
İki yarım kaldık
Tamamlayamadık bizi
Elinden tutamadık yalnızlığımın
Saçlarımı da uzaklarına gömdün

İçimin mavisi senin okyanusundandı
Al! geri veriyorum.
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
Sana bensizliği terk ediyorum

"Yarime uzanmayan bütün dallar kırık" demiştin
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?

Ne tuhaf değil mi?
İçimi acıtan da sendin
Acımı dindirecek olan da.
"Ya öldür beni" dedim
Ya da git benden.
İçi bulanık bir sevdanın ucunda
Seni kaybettim.
Aldırmadın aldırmalarıma
Bir gecede yakıp yarini
Şafaklara sattın ihanetini
Küllerime basanlar bile utandı yaptığından
İşte soluk bir ömrün son nefesi
Benden
İçimden
Terk ediyorum.


Kahraman Tazeoğlu


mp3 --> http://www.hemenpaylas.com/download/1461765/Kahraman_Tazeoglu_-_Seni_Icimden_Terkediyorum.mp3.html

ada
30-08-2006, 21:52
:clap2: :clap2: Çok güzel oldu ya bu saatte teşekkürler

Buse
31-08-2006, 13:54
biraz karamsar olmuş
ama güzel

zerefşan
10-10-2006, 20:23
Ne tuhaf değil mi?
İçimi acıtan da sendin
Acımı dindirecek olan da.



...........ne tuhaf........

gurbet
12-10-2006, 20:17
''Binmediğim hiçbir otobüs
Beklemediğim hiçbir durak kalmadı bu şehirde
Gittikçe azalıyor hayat
Neyi erken yaşadıysam
Hep ona geç kalıyorum''

çok güzel bir şiir
severek dinledim şiirlerden biri : )

zerefşan
13-10-2006, 18:07
Yanılgımdın
Yandığımdın
Yangındın


sönmicek bir yangın.........

_hilal_
18-10-2006, 11:40
http://img137.imageshack.us/img137/6769/silcezzgn5.jpg

Binmediğim hiç bir otobüs
Beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde
Gittikçe azalıyor hayat
Neyi erken yaşadıysam
Hep ona geç kalıyorum
Sana göçüyorum her sonbahar
Yolların çıkmıyor aşkıma
Unuttuğun yağmurların adı saklımda
Seni içimden terk ediyorum

Susmaktan yoruldum
Kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri
Efkar demliyorum gözlerimde
yaşlarımı, yanağıma varmadan öldürüyorum
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
Seni içimden terkediyorum

Ne unutacak kadar nefret ettin
Ne hatırlayacak kadar sevdin
Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin biliyorum
Beni hep bulmamak için aradın
Yanılgımdın
Yandığımdın
Yangındın

Sensizliğe yenilmek
Sana yenilmekten zor olsada
Ardımda bir sürü "belki"ler bırakarak
Seni içimden terk ediyorum

Şimdi
İçimde öldürecek bir anı bile bulamayan
İki yarım kaldık
Tamamlayamadık bizi
Elinden tutamadık yanlızlığımın
Saçlarımıda uzaklarına gömdün

İçimin mavisi senin okyanusundandı
Al! geri veriyorum.
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
Sana bensizliği terkediyorum

"Yârime uzanmayan bütün dallarım kırılsın" demiştin
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?

Ne tuaf değil mi?
İçimi acıtanda sendin
Acımı dindirecek olanda
"Ya öldür beni"dedim
Ya da git benden
İçi bulanık bir sevdanın ucunda
Seni kaybettim
Aldırmadın aldırmalarıma
Bir gecede yakıp yârini
Şafaklara sattın ihanetini
Küllerime basanlar bile utandı yaptığından
İşte soluk bir ömrün son nefesi

Benden
İçimden
Terkediyorum

Kahraman Tazeoğlu

ezfer
10-12-2006, 00:07
offff tam damar ya bana hitap ediyor çokca....saoLasın bunu bu satte okumak güzel hakkaten

&Ta-Ha&
10-12-2006, 00:08
evet yaa bu şiir süper belki 30-40 defa dinledim...

dré@m
10-12-2006, 00:20
çok güzel

hamide
10-12-2006, 12:47
Neyi erken yaşadıysam
Hep ona geç kalıyorum



çok güzel:yahoo:

Tuncay ÖZ
14-12-2006, 14:42
kardes sağol

Hanne
15-12-2006, 14:30
Ne unutacak kadar nefret ettin
Ne hatırlayacak kadar sevdin
Yıkık bir duvar kadar bile
Pişman değilsin biliyorum
Beni hep bulmamak için aradın

HARİKA BİR ŞİİR ALLAH RAZI OLSUN...

:clap2: :clap2: :flowers: :flowers:

POYRAZ_38
16-12-2006, 11:44
KAHRAMAN TAZEOĞLUNU BU GÜZEL ŞİİRİNDEN DOLAYI TEBRİK ETMEK LAZIM.SİZE DE BİZLERLE PAYLAŞTIĞINIZ İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUZ.

''Bak, seni seven adam gülmeyi bile unuttu da yine SEN'i unutamadı...''

Tuncay ÖZ
16-12-2006, 14:23
cok güzel sanki ben bi siteden bu şiiri sesli olarak dinlemiştim
ellerine sağlık

Mavi KevseR
16-12-2006, 14:25
Çok garip evet..Birinin hem acı vermesi hemde aynı zamanda acıyı dindirebilmesi..

doğuhan
17-12-2006, 09:18
güzell:clap2: :clap2:

~zuzii~
23-12-2006, 12:49
her kelimesinde bile manalar qizli...:(

metin29
23-12-2006, 14:23
mawi ölüm
..........
Hüznü, gururu ve öfkeyi bilseydin keşke
Hüznün beni aşan taşkınlığını
Gururumun binlerce yıl önceden miras kalmış hoyratlığını
Öfkelerimin hiçbir zaman sona ermeyecek ve azalmayacak kararlılığını
Anlayabilseydin
Anlatabilirdim sana
Seninle yaşanan bir aşktan sonra
Ayrılığın ölüm bile olsa
Mavi bir ölüm olacağını

..................................................
tawsiye
seyfulla kartal - mawi ölüm
bu şiiri mutlaka dinleyin

yarımelma
25-12-2006, 21:08
:cray::cray: :cray:

.BeYzA.
23-01-2007, 21:52
Ne tuaf değil mi?
İçimi acıtanda sendin
Acımı dindirecek olanda
"Ya öldür beni"dedim
Ya da git benden
İçi bulanık bir sevdanın ucunda
Seni kaybettim

seni

Benden

İçimden

Terkediyorum

Kahraman Tazeoğlu

................

hıfz-ı lisan
16-02-2007, 15:34
Gurbetler biriktiriyorum kan revan gönlümde...
Yalnızlık suskun ve sensiz kuşatıyor her yanı...
Bir kez olsun ben olmak istiyorum oyunu bozan...
Bir kez olsun ben olmak istiyorum giden...
Hıçkırıklarımı yutkunduğum gecede,gecelerde
bir kez olsun ben olmak istiyorum başını eğmeyen
ve ardına bakmayan...
Ve bir kez daha vazgeçiyorum gelmekten...
Ama şimdi gece,çayıma hüzün karıştı...
Sevmek daha çok ağrıttı yüreğimi...
Sesim yetişmedi sana,sustum...
Hayatıma bir seni ekledim...
Sen yokluğunla çoğalırken günlerimde,
ben beceriksizce sana yürüdüm...
Sesim yetişmedi sana...
ben sana yenilmek için sevdim seni...
Hayallerime yakıştığın için sevdim!
Ama artık gitme vakti...
Duymadığın sesimi sana emanet ederek,
acılarıma yokluğunu ekleyerek
ve nereye gidersem gideyim...
seninle kalarak gitme vakti...

DUAM OLUP KALACAKSIN!....

Sevdikçe çoğalacaksın yokluğunla içimde...
Kızma bana sitemkar yazıyorum diye...
Küskünlüğüm inan sana değil...
Söz dinletemiyorum duygularıma,yüreğime...
Saatler seni sen geçmiyor!
Selamını getirmiyor rüzgarın nefesi...
Yollar yolumu sana bağlamıyor!
Sen bırakma beni...
Şimdi sen bana beni ne kadar çok sevdiğini anlat...
Gerçek-yalan fark etmez...
Giderken bunu duymak yaşatır beni ancak...

Son iyiliğin olsun bana...
Ya da sus ve git benden...
ardına bakmadan...
Düşlerimde sonbahar artığı ümit ilmekleriyle...
umutsuz özlemlerin terkisindeki çığlıklarımla,
yağmur damlayan ellerimle,
topladığım tüm güneşleri getiririm belki sana...
Seni görmelere yanarken içim,
seni bir daha görmeyeceğimi biliyorum,
gölgesinde seni sevmişliğim olan bu şehirde...

Her yalnız kalışımda gece bana,
ben geceye yoldaşlık eder;
gece kelimelerimi hırpalar,
kelime kelime kelimesizliğe düşürür beni...
Aklıma gözlerin düşer...
Susarak çağırırım seni ben...
Hasretle aşkla ben iyi olurum...
Sen kendine iyi bak...

"GİTTİN...

HİÇBİR ŞİİRİNE YAKIŞMADI BU GİDİŞ...

KEŞKE BU KADAR İSTANBUL OLMASAYDIN..."

KAHRAMAN TAZEOĞLU

ALTIN_NESİL
16-02-2007, 16:06
Teşekkürler çok güzel bir şiir Allah razı olsun

Sadece benja
16-02-2007, 16:07
Kahraman Tazeoğlu olur da süper olmaz mı :)

Yüreğine sağlık..

ArZu
16-02-2007, 16:51
şok sağol hıfzımm

duamdasınız
dularımdasınız
duamda ve dualarımda olacaksınız:)

undersecretary
18-02-2007, 16:17
Harika bir şiir...
Okurken bazı kısımlar sanki söylemek isteyipte söyleyemediklerimdi...
Ellerine sağlık...

seher
18-02-2007, 22:15
paylaşım için saolasın ...:flowers:

tuba87
20-02-2007, 10:28
çok gerçekçi bir şiir ellerine yüreğine sağlık...

arşivist
20-02-2007, 10:34
harika şiir olmuş sağol

emmargah
20-02-2007, 10:49
çok güzelmiş cnm
Ellerine sağlık
:flowers:

doğuhan
20-02-2007, 16:53
Hıfzı abim yüreğine sağlık:clap2: :clap2: :flowers: :flowers:

sevmeler sevmeler sevmeler
acılar, ızdıraplar,kederler
nereye kadar yüreğinle hep
yüreğime açtığın dövmeler

Hanne
20-02-2007, 17:23
Sevdikçe çoğalacaksın yokluğunla içimde...
Kızma bana sitemkar yazıyorum diye...
Küskünlüğüm inan sana değil...
Söz dinletemiyorum duygularıma,yüreğime...
Saatler seni sen geçmiyor!
Selamını getirmiyor rüzgarın nefesi...
Yollar yolumu sana bağlamıyor!
Sen bırakma beni...
Şimdi sen bana beni ne kadar çok sevdiğini anlat...
Gerçek-yalan fark etmez...
Giderken bunu duymak yaşatır beni ancak...


Harika eline yüreğine sağlık...

gülsev
20-02-2007, 21:03
hakkaten güzel şiirmiş duyglandım...teşekkürler

hıfz-ı lisan
21-02-2007, 09:18
Gittin,
gidişin
yarama tuz basılmış acı
gidişin
karlı kış gecesi
gidişin
dağbaşı ıssızlığı
çiçeksiz, renksiz
ve uğul uğul bir rüzgar başımda

Gittin öyle apansız
hayaller birikti gözlerime ıpıslak
büyüdü gitgide yalnızlığım
yıldızlarda terketti beni, ay küs
ardında yalnızca anılar kaldı
kırık dökük
boynu bükük anılar

Yoksun işte
gözlerin yok
ellerin yok
kar yağıyor anılara
üşüyor hayat

Her gece
ırmaklara salıyorum gözlerimi
denizler ortasında,
kaybolmuş bir sandal gibi
binlerce kıyıya çarpa çarpa
öylesine yitik, öylesine çaresiz
öylesine perişan yaşıyorum…

Sen bu şehirde bulutlarla gittin
zifiri geceydi,yağmur yağıyordu
bütün sokaklar ağlıyordu
gittin işte, gidiş o gidiş
bir daha dönmedin
bu yürek yara şimdi, bu hayal kırık
ömrüm sokaklarda bir yaprak artık
gelme, öyle yorgunumki…
zemheri karlarını bekle…

Gözlerimde sessiz bir gözyaşı
bekler öylesi
dağ sevdalı
rüzgara hasret bir ince dal aşkına.
gülsem gül incinir
ağlasam dal
gelme, seni çok özledim…
nisan yağmurlarını bekle…

Ben ki, unutulmuş gökyüzü masalıyım
uzak iklimlerin güz çiçeği
ve ben hala o gözleri sürgün
hüzün bakışlı çocuğum
öylesine sessiz, öylesine dilsiz.
ne analar kucaklıyor beni artık
ne de hasret kokan ıssız geceler

Bir gün tarih düşülürse
çizilirse aşkın miladı
yapraklar düşerse, kuşlar göçerse
ve sen dönersen
kilitlenirse gözlerim gözlerine
işte asıl o zaman ölürüm ben...
işte asıl o zaman ölür...
işte asıl o zaman…
işte asıl o...

Nuri CAN

hıfz-ı lisan
21-02-2007, 17:35
Gittiğine İnansam Dönmeni Beklerdim
Köhne gemiler geçiyor içinden
Hangi sokağa dalsam hangi kapıyı açsam
Ardında sen..


Hep sesine bir kulaç kala boğuluyorum
Bilmem sen mi erken demir alıyorsun
Ben mi geç kalıyorum


Ellerimi bıraktığın yerden
Çığlar yuvarlanıyor ta şurama
Her gece fırlatıp denizlere
Yitirilmiş tebessümleri
Bir cigarayla parmak uçlarımı öldürüyorum
Çürümüş rüyalardan arta kalan mirasınla
Yolcusuz yollara döndüm
Alnımdaki girdaplar şimdi kan tarlası


Fırtınalar kopuyor demişsin
Yüreğinin en rüzgarsız yerlerinde
Oysa Ben!!!
Bin mevsim sana fırtınalandım
Sen Bilmedin!..
Gittiğine İnansam Dönmeni Beklerdim

Kahraman Tazeoğlu

hıfz-ı lisan
02-03-2007, 14:56
Seni terk ettiğimden beri ilk kez gururumu çiğniyorum dişlerimle ve ağzımdan koca bir ağlama çıkarıyorum her yutkunamayışımda. Bilmediğin ne varsa; hepsi aşk içindi. İhanet bile girerken seninle aramıza ve çıkarken aramızdan tek itirafla, aşk yolluydu. Çirkin yüzüme bakma sabrını denedim aynalar karşısında. Her aynaya ben bakıyordum, seni yokluyordum, hiçbir şeyi bulamıyordum. Bu kadar severken beni, incineceğimi ve dahasını istemeyeceğimi neden gözlerinin en ardına ittin? Adımdan esnekken çelik, bileyleme gücünü bulduğun kelimeler nereye gitsen canhıraş bir dağ aştıracaktı sana. “Ben okumam ve dokunursam kırılırım” dediğimde izahım gerçeğin üstüneyken, sen masalsı bir aşkı düşürmedin dilinden. Olamazlara kandıramadım seni. Ne zaman sana terazi kursam içimde, ağır gelen bedenimi azaltamadım senin için de. Bende kaybedeni oynamaktı senin kahramanlık uğruna yaptığın. Çekilip gitmene çabaladığım gecelerde seni uyuttuğumda, hep bir sonrakinin düşünü soktum beynime. Seni korumanın ziyanı beni ele vermekti. Ben çok gizlendim ömrün geniş caddelerinde. Ortaya çıkışıma seni tanık edemem. Gittiğime üzüldüm elbet. Sevmiştim ben de. Ve olmadığı kadar sevilmiştim. Bu bile durduramadı beni. Çoğa alışık değildim. Ve hep az’da sürünürken bir sultan olmayı öğrendim. “Git” dediğimde gitseydin, bugün kazanandın ve adının sıfatı kahramandı. Kaldın, gitmemi bekledin ve şimdi benden başlayan bir solukla koca bir hiçbir şeysin!

Sana beni sevdiren dilimin ulu küfürleriyse ve sen onları gecenin kör vaktinde kulağına fısıldanan serenat olarak duyduysan ya da sana öyle mistik geldiyse, yanıldıysan, “sanı aşk” deyip sevgine isimli bir neden bulduysan, gör ki sevmedin. Bunu fark ettiğimde kanımda sana kaynayan damlalar vardı. Daha başlarındaydım tutulmanın. Geç kalmamıştım ardında ama senden çok yerdeydi ayaklarım. “az dur ve çok düşün” diye açık kapılar bırakırken benden ayrılığa, vurdumduymaz tavırlar değildi yaptığın. “yanındayım ve düşünmek senden daha iyisinin keşfini yaptıracak değil bana” deyişin, önsözün, dilbaz bakışların, beni aşka sokma dizelerin gençliğimin geride kalmış her eskisini yeniletmeye yeterken sana aldanmış gibi yapmam benim ayıklanmaz en büyük suçum.

Bir “amacın” çemberi içinde başlayan aşk, amacın çemberini delmeye zorlarsa, bitmese bile bitirilirdi. Sen üstün gördükçe her şeyden aşkı ve amaç hayatımın merkezine iyice kazırken kendini, vazgeçemeyeceğimi de görebilseydin keşke. Benim keşkelerim olmazdı senden önce. Bana önce keşkeyi öğrettin. Daha kalsam pişmanlığı belleyecekti dilim. Gittim ve ne keşkeliyim ne de hayıflı…

Hayat bir dolu renkle süslüydü seninle. Ama sadece ikimiz için. Ben, herkesi aynı renkliliğe boyamayı, aşkı yarınlı bir ülkede bir ülküden öte yaşamayı hayal ederken; sana, ikimizin mutluluğu yetiyordu. Yolumdan dönemediğim için değil, seninle hiçbir yolda yürüyemeyeceğimi bildiğim için gidiyorum. Yeryüzünün bütün aşkları senin ve beni unutabilirsin!



KAHRAMAN TAZEOĞLU'nun "susacak var" adlı kitabından

hıfz-ı lisan
02-03-2007, 14:59
… Ve hep uçurum kenarlarında
Gülümsüyordun bana
Nicedir kendimi biriktiriyorum
Her şey aşka varır diyerek
Ve utanmadan
Ağlayabiliyorum artık gidişlerine

Bir tek sen çıkıyorsun şehirden
Tüm kalabalıklar yalnızlaşıyor
İçi boşalmış bir kente
İçtiğim antları kusuyorum
“yanındayım” diyorsun en yanım
Bayramlanıyor
Geceleri molasız geçiyorum şehirleri
Bir aşka bir ölüm yetmiyor bu çağda
Gecemin en zifiri yanını kemiriyor
Bir sırtlan
Ve leşim bir aşkı kusmaya ant içiyor
Sönmüş olsa da

Gölgeme bile sözüm geçmiyor artık
Oysa ben şehir çocuğuyum
Yani yorgun
Her karanlık bir kent kursa da bana
İçinde ellerin olmayan her şey
Sadece kalabalık

Bilir misin yanımdaki
Düşler kırılarak çoğalır
Ve yoklaşarak azalmak
Bir varoluş şeklidir çaresizliğin
Elleri tütün kokulu gece yalnızları
Nikotin biriktirir gece nöbetlerine
Bu yüzden bütün çay bardaklarına
Dudak izim bulaşıyor
Buralarda ölmek ve gülmek arasında
Fark kalmamış
Sürüyorum kendimi
Büyük sevdalarını
Küçük korkulara yedirtenlerin şehrinden

Ömrüm!
Kendine saklı bir kent bul
Yarin gözlerinden yapılmış

Kahraman Tazeoğlu'nun "ölü bir kentin morg alfabesi'' adlı kitabından

hıfz-ı lisan
02-03-2007, 15:21
GECE GEÇİLEN ŞEHİRLER IŞIK SELİ GİBİDİR

Acılar, büyütülerek unutulur sevdiğim
Yüzünden kopunca bir buzul çığlık
Ellerin buz tutmuş iki yarım şarkı olur
Ve ben
Yoksulluk kokulu bir gidiş bırakırım sana
Beni adresime sorsun esmer bakışların
Dönsen de bulamazsın nasılsa, gitsen de
Kentlerden sakındığım
Bekçi duruşlarımı ara

Emaresi boldur sokakların
Sol omuz başımdaki
Kokundan yakalanırım
Sokul ki geceme avuçların ıslanmasın


Saat başlarını beş geçer yelkovanın
Senle zamansızım, amansızım
Senle büyük susarım
Kendime yenilirim her kavgada
Sonra koca ağız bir çocuk olurum

Bütün trabzanlardan kayarım
Bütün köprülerden sarkarım
Yüzüm kente sürülür
İçime sesin kaçar
Ben seni ağlarım

Aşılmak ölümdür
Sanki hiç ölmedik
Tanrının
Göğsümüze taktığı bir nişandır ölüm

Teneşirlere yatırılıyor şimdi ellerim
Sana uzanmaktan yargılıyım

Hırçın bir iklimin sır girdabısın
Seni anlamak kendine çelmeler takmaktır
Ve kendini affetmesi her seferinde
(bazen beni affedebiliyorum İstanbul )

Zehir yüklü bir mektup var
Dalgakıranlarımda parçalı bulutlu durur
Sana kent şiirleri biriktirdiğim bir gecede

Çok eşli bir yağmur başlar
Kentin en dövüşçü çocukları ağlar
Bilirim dışarıda yağmur varsa
Sen uzaklarda ağlıyorsundur
Ağlama ki gülmesinler bize
Bak sen seviyorsun diye var sonbahar
Her mevsim gelişine söz veriyor
Saçlarına fısıldıyor
Saçlarına
Bana bir pencere açmadığın saçlarına

Sensizliğe alışmak
Bir bozgun ağırlamaktır içinde biliyorum
Örtülerine unutma beni çiçekleri takıyorum
Şimdi yaşama hakkım sana
Gel de yağmurumdan iç
Seni seviyorum…


Kahraman Tazeoğlu'nun "ölü bir kentin morg alfabesi adlı kitabından

berraksu
03-03-2007, 12:22
hepsi cok güzellerdi hifzim ellerine saglik ;)

hıfz-ı lisan
26-03-2007, 15:16
Beni intihar et

Karanlığın öldüğü yerde beni bekle
Bir müebbetin firarıyım
Korku cinayetleri işledim
Al bu şiiri ayrılığımıza ekle

İçimdeki savaşların yorgunuyum
Kaşlarıma karanlık çoktan çöktü
Umutsuzluk sürgülerini yüreğine çek
Yükle sevda katarlarını
Son/bahara doğru devam et

Unutulmak kadar acıdır bazen yaşamak
Yüreğinde bırakma
İntihar et beni
...


Kahraman Tazeoğlu

hıfz-ı lisan
29-03-2007, 14:44
http://img444.imageshack.us/img444/8085/78fn5cx4qgsu9af0.jpg


http://img377.imageshack.us/img377/4959/kalbimgt0lk4sd4.jpg


Şiirler arasında 1-2 resimde olsun istedim..

emmargah
30-03-2007, 11:21
hıfsım resimlerini aşırdım canım haberin olsun:oleyo:
çok güzellermiş eline sağlık:flowers:

Gülçehre
09-04-2007, 15:47
Kahraman ağabeyin birbirinden güzel şiirlerinden biri...

dua ile

IGMG
09-04-2007, 16:00
Çok güzel şiir...Ama yorumlaması daha başka güzel Kahraman Tazeoğlu'nun...


teşekkürler

hanımeli
09-04-2007, 16:15
teşekkürler...gerçekten harika bir şiir çok etkilendim...duygularımıza tercüman oldunuz...

El-HaYa
10-04-2007, 21:37
Cok Guzel bir siir.

.BeYzA.
10-04-2007, 21:45
özel ve güzel bi şiir :)

iLkSEnCaN
10-04-2007, 22:04
Ne tuhaf değil mi?
İçimi acıtan da sendin
Acımı dindirecek olan da.



...........ne tuhaf........
katılıyorum :(

hıfz-ı lisan
07-05-2007, 09:13
Adının çıkmaz sokaklarına gömüyorum bedenimi

Bu kez sırtüstü uzanıyor cesedim

Sere serpe ölümün beşiğindeyim

Sana uzanan bir aşkın eşiğinde…

Sana geliyorum Dilemma



Başımı öne düşüremedi hiçbir sevda

Kendi yazdığım bir rüyanın kurbanıyım sadece

Tüm rollerde adın vardı, tek kişilik bir oyunda

İçimdeki sana bakıp, ağladım hep sonunda

Sureti sana dönük bir yüzün gözyaşıyım ben

Sonuna kadar ölüme saplanıp kaldım

Bir şiirin son mısrasısın sen Dilemma

Ve bir şairin son sigarası…

Yandıkça tükenen…



Dudaklarımın arasına gömdüğüm bir ceset var

Sözlerimdeki katili sorgulamaktayım

Kulağına fısıldadığım aşk dolu sözlerim tükendi

Kurduğum her cümle ayrılık işli şiirime

Ölüme koşuyorum her sonbahar,

Sararıp solan bir sayfanın harfleriyiz hala

Silindikçe kendini yeniden onaran…



Dilemma doğma, bir şiir kal hep ağızlarda

Okundukça yaşlanıyoruz satırlarda

Ateşe veriyorum içimdeki kentleri

Yangınlarla dolu bir hayatı seçiyorum, her yola çıkışımda

İntiharlarla bezeli bir zihnin kurnazlığındayım

Ruhumu sana sunma telaşında…



Bütün çıkmazlar sana çıkıyor Dilemma

Yolun sonuna gelmişiz bilmeden

Ölüm boyu yol alan bir otobüsün şoför koltuğundayım

Önüme çıkan bütün aşklar can çekişmekte

İçimdeki çocuğa kulaklarımı tıkayıp,

Aşkın son duraklarına yanaşıyor,

Ve ölmemiş ölüler ülkesinden tok bir sesle sana dönüyorum

Doğmamış sevdama kefen beğeniyorum

Aşka sipariş ettiğin tabut dar geldi bedenine

Yokluğumun anısına, aşka dokunma Dilemma!


Yazar: Cumhur (maviada)

mkz17
07-05-2007, 22:16
Sevmek daha çok ağrıttı yüreğimi...
Sesim yetişmedi sana,sustum...
Hayatıma bir seni ekledim...
Sen yokluğunla çoğalırken günlerimde,
ben beceriksizce sana yürüdüm...
Sesim yetişmedi sana...
ben sana yenilmek için sevdim seni...
Hayallerime yakıştığın için sevdim!
Ama artık gitme vakti...
Duymadığın sesimi sana emanet ederek,
acılarıma yokluğunu ekleyerek
ve nereye gidersem gideyim...
seninle kalarak gitme vakti...
harikaymış paylaşım için teşekkürler

hıfz-ı lisan
09-05-2007, 12:51
Boğazda düğümlenince koca bir yumak,
çözülmüyor.
Sebebi çok suskunluklarının.
Ne zaman yerden kalkar beş karış yüzüm,
belki o zaman tüm düğümler gözlerinde çözülür. susmak sana yakışsada acıtıyor kimsesiz yanlarımı.
*** kalıyorum kalabalık sevdalara

yorgun şimdi, parmaklarının destanlar yazdığı bu beden
merhemi kağıda kaleme aşık
silinmeye yüz tutmuş papirüslere özenti...
dağılırım korkusundan, sudan uzaklığım
su gözlerindi
yağmur gülümseyişin
ürkekliğim sevdadandı
ve yakamdan düşmesin diye kıpırtısız içim
kum tepeciklerinde boğuyorum susamışlığımı

küsmek sana yakışsada kıskandırıyor çocuk yanımı
büyümek gelmiyor içimden
tek becerebildiğim kelimelerini geri vermek
çaldıklarımdır parmaklıklar ardındaki yüzüme sebep
lime lime adresine kanatlanan...
azad olduğunda sustukların,
deliliğe bağlanır aklım.
avuçiçlerine bırakırım cümlelerimi
istersen alınabilirsin.
aklımın uçukluğuna verebilirsin yada.....

yada bırak dağınık kalsın bu sevda
biriktirirken tükenmesin
çoğalmanın sınırında ek-silmesin
yama tutmayan yanlarımı dikişlesemde
göz kenarlarındaki çizgilere
bendeki sana varmıyor hiç bir söz
papirüsleri çoktan ateşe verdim bile

y’oktum havada asılı kaldım
dumanını iz-le....
içine ç-ek beni...


Yazar: Yitik umut (maviada)

hıfz-ı lisan
11-06-2007, 11:23
DÜŞ BIRAKTIM İÇİMDEKİ GECEYE..

Korkular büyüttüm gecenin koynunda,

Düşlerimi ipe astım sahipsiz uçurumlarda.

Usul usul ezberledim yalnızlığı,

Yüzümün sol yanına vurdu rüzgar.

Bir sonbahar esti içimin sokaklarında,

Bir hayal yolumu kesti…

Duvarlar söktü beni bağrından,

Kaldırımlara düştü feryadım.

Susma öyle deli edercesine,

Bak nasıl da yakıştı ismime hazan !

Kelime buhranları yaşıyor ömrüm,

Susmak şimdi en acı mahkumiyet bana.

Kalemi kırılmış anılardan soylu yalnızlıklar çoğaltıyorum,

Sefil bir düş saçması oluyor rüyalarım.

Ben, uykusuz giriyorum sabaha,

Dişlerimin arasında ölüyor, söylenmeyi bekleyen tüm sözler.

Ayaklarıma yol değiyor, yine adımlarımda can kırıkları..

Suskunluğumu resmediyor aynalar,

Bir giz ele veriyor gözlerimi.

Öksüz düşler acıyor yangınımda.

Geçmişimi süslüyor sahipsiz çocuklar,

Karanlığa koşuyor kabuslarım.


(Kübra Yurduseven)

tuba87
11-06-2007, 12:14
ne kadar güzel bir şiir ellerine sağlık...

gokce_kız
11-06-2007, 13:30
Hıfz-ı lisan ellerine sağlık..

izem
11-06-2007, 14:13
Korkular büyüttüm gecenin koynunda,

Düşlerimi ipe astım sahipsiz uçurumlarda.

Usul usul ezberledim yalnızlığı,

Yüzümün sol yanına vurdu rüzgar.

Bir sonbahar esti içimin sokaklarında,

Bir hayal yolumu kesti…

Duvarlar söktü beni bağrından,

Kaldırımlara düştü feryadım.

Susma öyle deli edercesine,

Bak nasıl da yakıştı ismime hazan !

çok güzel şiirler teşekkür ederiz:flowers: :flowers:

ArZu
11-06-2007, 14:54
Her Aşk Katilidir Bir Öncekinin (Kahraman Tazeoğlu)

Her Aşk Katilidir Bir Öncekinin (kent şiirleri 2)

rüzgarlı bir tepenin yamacındayım şimdi
kent suskun
ve istasyonlar ayrılık için var bu şehirde
imlası buzuk, üşümüş ve kirli bir çocuk olurum seni düşünürken
ömrüme iliştirdiğim martı leşleri yamalı bir geçmişi oynar
imtihanlar ve intiharlar üzerine kurulu hayatlardan
gecenin en serseri yanını alırım günceme

durup durup şiirler yazmak yoluna
yeni bir yaşam biçimim oldu son günlerde
kendimi sende kalabalık buluşum belki de bundan
her gece yorganımın altında sakladığım
kırlangıç sürüleriyle geliyorum sana
sen uykudayken
babam her gece ölüyor şimdilerde
annem nihavent bir çığlık oluyor
bana en çok sensizlik koyuyor
sonra babilin asma bahçelerine asıyorum kendimi
uyanmak için

eski bir aşkını anlatıyorken bana
konuştuklarından yapılma bir sessizlik oluyor ağzım
kaç kez kanıyorum bir bilsen
(ya da hiç bilmesen)
sesinin ardında yüzün sessiz bir tabanca gibi duruyor
kendimi kötü kurulmuş bir cümle sanıyorum
gece yüklü bir kamyon uykularımı solluyor

yastığının altında yalnızlığın var biliyorum
oysa ben senden bir bardak su istedim
akdeniz değil
son yalnızı benimdir bu kentin
istanbul arkamdan gelir
ey hüznü yüzünde gülücük diye taşıyan kız
hep kendine mi saklarsın çocukluğunu

ağzıma bir bulut bulaşsa da yokluğundan yapılmış
kayadan seken kurşun
en serseri yanımız olur kimi zaman
ve ben hep kendimi terk ederim senden
her katilin aşkı
her aşkın katili
bir öncekinin faili
hep ben olurum
hep ben ölürüm

içime uzanan koridorların ortasından
hep gülerdin beni görünce
bense sana hep geç kalırdım
sona kalırdım
sonra kanardım

yağmurlarla inseydin içime
içim senden yanaydı
yüzümdeki işgaller senden karaydı
seni sevmek en gizli ağlama biçimimdi
sana yazacaklarım sil sil bitmezdi
ve ben
sende hiçbir şeydim
sen bende her şeyken

canım yastığının altında biriktirdiğin yalnızlıklarım
kendine varlaşıp bana yoklaşan biri yapar seni
ve ne kadar kaçsan o kadar yakınsındır aslında kendine
geciken sevdalar yıkık kentlere benzer bilirsin
ve sevgisizlik alır bir gün seni benden
işte bu yüzden
sen hep sevil
hep sevil
sevil

KAHRAMAN TAZEOĞLU

ArZu
11-06-2007, 14:55
Seni İntihar Ettim


deli dolu geçtik ateş hatlarından
sevgim korkuyla beraber büyüdü içimde
sevdikçe korktum
korktukça daha çok sevdim
er geç birbirini boğacaktı bu duygular biliyordum
neden sonra farkına varıyor insan
ayağına takılan bütün taşları
yoluna kendi döşediğinin

senin yarınlara inancın benden yüklüydü
daha cesaretliydin
planı çatılmamış yarınlara ektiğin umutlar
er geç açacaktı biliyordun
deli sevdalı çocuk ruhumun
nicelerinin uğruna kıyametler kopardığı
değersiz değerlere sırt dönmüş güvenli saflığında
bir sonsuzluk buldun kendine
ve hayatımızın resimlerini çizdin duvarlarımıza
sonra birden
yeşil bir kentte
ılık bir yaz gecesine astın beni

sevdalı ömrümün dakikası beş para etmedi
ödedim
cümlelerim seni taşımaktan yorgun düştü
son sözün
ve son anın efendisi olmaya bilenmiş yüreğine yenildim
geçmişten nefes alıp geçmişe nefes verdim
anılar kemirdi yüreğimi
felç oldu hislerim
zamanın çoktan dibe çöktüğü kum saatimin belinden
tek bir saniye bile süzülmüyordu
ters çevirmeye cesaretim yoktu
çünkü yeniden başlayacak bir hayatın
korkağı olmuştum

aşkların sonrasında hüzün vardır
ya sen hüznü boğarsın
ya da hüzün seni boğar
ama birisi kanatlarını kırarsa eğer
yaralı kuş rolüne soyunacağına
yürümeyi denemelisin
hayata dönmelisin

bunları düşünebilmek bile kendime dönüşümdü
ve sonunu infaz ediyordu içimde
o gece yüreğimden sağ çıksaydın eğer
ölen ben olurdum
o gece
hayatın lekesiz bir anında
seni intihar ettim
şimdi katil benim

artık güncemde bir boşluksun
yavaş yavaş taze anıların altına gömülüyorsun
ve sana ait sandığım her şeyin
aslında benim olduğunu öğreniyorum
hiçbir duygunun tek ilhamı değilsin
kendimi keşfettikçe
seni kaybediyorum
ve ufkuma sensizliği
korkusuzca geriyorum

Kahraman TAZEOĞLU

ArZu
11-06-2007, 14:56
Seni içimden terk ediyorum


Binmediğim hiçbir otobüs,
Beklemediğim hiçbir durak kalmadı bu şehirde.
Gittikçe azalıyor hayat.
Neyi erken yaşadıysam,
Hep ona geç kalıyorum.

Sana göçüyorum her sonbahar.
Yolların çıkmıyor aşkıma.
Unuttuğun yağmurların adı saklımda.
Seni içimden terk ediyorum...

Susmaktan yoruldum.
Kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri,
Efkar demliyorum gözlerimde.
Yaşlarımı yanağıma varmadan öldürüyorum.
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi.
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp,
Seni içimden terk ediyorum...

Ne unutacak kadar nefret ettin,
Ne hatırlayacak kadar sevdin!
Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin,
Biliyorum.
Beni hep bulmamak için aradın.
Yanılgımdın,
Yandığımdın,
Yangındın...

Sensizliğe yenilmek,
Sana yenilmekten zor olsa da,
Ardımda bir sürü belkiler bırakarak
Seni içimden terk ediyorum...

Şimdi
İçimizde öldürülecek bir anı bile bulamayan
İki yarım kaldık;
Tamamlayamadık bizi.
Elimden tutmadın yalnızlığımın,
Saçlarımı da uzaklarına gömdün.
İçimin mavisi senin okyanusundandı.
Al! Geri veriyorum.
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun.
Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim,
Sana bensizliği terk ediyorum.

"Yarime uzanmayan bütün dallarım kırılsın" demiştin.
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?

Ne tuhaf değil mi?
İçimi acıtan da sendin,
Acımı dindirecek olan da...
Ya öldür beni dedim,
Ya da git benden.
İçi bulanık bir sevdanın ucunda seni kaybettim.

Aldırmadın aldırmalarıma.
Bir gecede yakıp yarini,
Şafaklara sattın ihanetini!
Külüme basanlar bile utandı yaptığından.

İşte soluk bir ömrün
Son nefesi.
Benden,
İçimden
Terk ediyorum...

KAHRAMAN TAZEOĞLU

ArZu
11-06-2007, 14:57
Kent, Tepe, Bir Çocuk, Bir Liman, İki Yemin ve Koridor...

anılar kentlerde yaşar sevdiğim
kayalar asıl yüzlerimiz olur kimi zaman
tüm gökyüzü çiçekler için vardır oysa
rüzgar utangaç bir kızdır
sessizden teninde dolaşır
kokusunu bırakır yasak yolculukların
kan kesmiştir gözleri çocukların
uykularında çekmeceleri yağmalanır
can olur martıya özlem
kırık kanadını sarar sarmalar da uçar
tüm durakları kentin geceleri görünmez olur
kıyılar denizsizdir

uçurumlar gölgeler için yaşar
ateşten dili gül iklimi kadınlarının öpüşlere yasaktır
trenler eski şehirlerden geçer
acılı ölülerin ve gözlerinin üstünden
kalbin yalnız mezarlıklara yurttur
gözbebeği büyücüsü umutlarınla oynar
sahte eller yaratır öldürücü el sallayışların için
sözcükleri güç için kullanır utanmadan insan
dinmeyen sessizlik kanatır
yarası kabuk tutanlar bilet alabilir güneş ülkesine
ve ateşte yan tutabilir böyle zamanlar
inanmayacaksın
gördüm
deliler hücrelerde yaşayabiliyor bu ülkede
düşünenlerse delirebilmeyi deniyor sık sık
evet hiçbir uçurtma uçmuyor göğünde
hiçbir limanında sevebilenler yok
hiç kimse "geell" diye bağıramıyor penceresini açıp bir gece yarısı
hiç kimse utanmıyor susarken
sevemezken
gülüşünden

boşvermişlik kapkara bir yılan gibi çökmüş yüreğine şehrin
inceden zehrini akıtıyor korkaklık için
"şehirler olmasa anılarımız ölü olurdu" derdin
haklı olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum sanki
şehirler, şehirler, iç içe geçmiş şehirler
gözlerinizle yüreğimizle kurdumuz saklı şehirler
kıyısı da yok koridorlara vuran
ve bazı şehirler var
oraya sadece kuşkular girebilir
sadece hüzünler
işte onlardır karanlığın kurduğu gizli kentler ruhumuzda

ve bir sokak ki çırılçıplak bir göğüs oluyor kimi zaman
bembeyaz korunaksız
soyunmadan çıplak kalabilen ender bir varlık o
içindekileri de dışındakileri de taşıyor bir arada upuzak düşlere
eski bir sevdayı deliyor gözlerin
kimse bir boşluk bulamazken sevdama inan hala...

ölüm yorgun burada
binlercesi bağır bağır bağırıyor tapınanların
toprak bağrındaki kanı kemiği biriktiriyor suç için
esir düşmesin diye tepe
güneşi ele vermesin diye

ellerine benzeyen bir hüzünle geliyor burada gece
sevdalı ufuk karası
gözlerini öğütlüyor bana
öylesine vurulmuşum ki sevdana
görmediğim saçlarına
gülüşüne
beni aşka kırdıran bir aşka bedelleniyorum
mecburum

bazen çıkabiliyorum parka
çıplak ayaklarımla çimenleri hissediyorum
tepe öylesine dinlendirici ki sessizliği
yıldızlar öylesine inanıyorlar ki hala
gülümsüyorum
hala gri görünüyor denizin yüzü
ve kimse tanımıyor fenerciyi
işte bazen böyle imkansız olur ölmek
hiçbir yol almaz seni gitmen için
hiçbir denize giremezsin çırpıntısızken
bir boşluk ararsın girebileceğin
boşluklar delinir
deliğe girmezsin olmaz yapmazsın
bir aralık ararsın öteye geçmek için
ilerlersin görürsün ilerlersin
tam o aralıktasındır ki
elin kolun kesilir soluksuz kalırsın
farkında değilsindir
o aralığa gelebilmek için pek çoğunu düşürmüşsündür yıllar yılı sakladıklarının
gitmek için ihtiyaç duyduklarının
duyacaklarının
o aralıkta kalırsın
ileriye asla geçemezsin
geriye dönüşse zaten yoktur
dönüp baksan
kapkara bir göz görürsün gözbebeğinde
geçmişi oynar beklediklerin istediklerin
senin için oynar
artık izleyicilerdensindir sende
aralık insanlarından

bazen çıkabiliyorum parka
işte bunun için
ama daha çok bakıyorum
fısıltılar uzuyor oraya vardığımda
bulutları görüyorum
saçlarımı hissediyorum
kıskanç bir sevgili gibi "ayı" görüyorum nedense
öyle hissediyorum
hem benimle olmayı çok istiyor
hem de kırgın somurtuyor
çok da gururlu
keşke gelmeseydim diyorum utanıyorum
sonra uzanıyorum sessizliğin geçiyor üstümden hala orada
geçmişimi bırakıyorum kente kent için
bir yandan da bağrındaki yılanla savaşıyorum kentin
zamanla uzlaşıyor benle
nasıl neyle bilemiyorum

ihanet, ihanet kaçınılmaz bir gerçek gibi beni çekiyor orada
ikimizde şimdi daha iyi biliyoruz belki
bir aşka bir ölümün yetmeyeceğini

kentler dönüşler için vardır sevdiğim
bir çocuk bir liman iki yemin
ilk bakışta görülebilenlerdi
ve her şey bir bakışla başlamıştı yine öyle başladı
aşk gibi hilesiz kör kuyulara takılmış çığlıklar
saklananların onurundan bozma gri gülümseyişler
yarım sevdalar o zamanlarda da vardı
yurdunu kuşanmıştın sevdana ak bir duvak gibi
seni ilk kez orada görmüyordum
bilmiyorum ama ten zayıftı
kıraç bir toprağı çatlak dudaklarından usulca emziren bir gece yağmuru gibi gülüyordun "an" larda görebiliyordum ancak seni
ve tepede çoğu zamanını kaçmakla geçiriyordun
kilitledikçe çoğalıyordu kapıların
seni düşünürken yıldızlardan sakınırdım umutlarımı
teninin dinginliğini papatya gülüşlerinle korkunçlaştırıyordun
seninle kalabilmek rüzgarı kıskandıran gidişlerinde seninle olabilmek
sabır istiyordu

serin bir ırmağın hasretiyle yoğrulmaya başlamıştı işte o günlerde düşlerim
geceleri kıyıya kadar iniyor
tepeyi gözlüyordum
korkuyordum
ancak bu kadarını yapabiliyordum
senin gülüşünle çıkmaya cesaretim yoktu oraya
ne de olsa geceleri istasyonların şehrinden soyunduğu bir yerdeydik
sinsi bir o kadarda saldırgandı düşlerimizin düşmanları
sonraları sensizliği gizliden paylaşmayı öğrenecektim tepeyle
o sanki ben bu şehre ait değilim dercesine haykırıyordu sürekli
sonsuzmuşçasına kararlı bir gülüşle acısını gizlemeye çalışan
bir denizin yüzünde hep tepenin soluğunu hissediyordum
uyumamak için cesarete ihtiyacım yoktu henüz
sessizliği de paylaşmayı öğreniyordum

bazen
en karmaşık sevgilerin kokularını yüreğine sindirebilmiş bir sardunyanın bakışıyla bakardın
gülümseyerek direnmeye çalışırdın derinliğine

çoğu sözcüğe bir anahtar gerekmez dile düşmek için
dipteki o azınlıksa bir dili yaratabilir ancak kilitli kalanlardan
sevda ve ölüm adına
ağzımı açsam sanki bir ayna dolusu cehennem içime kaçacaktı

ve bir aynadaki sen aracılığıyla
diğer bir aynadaki "sen" e bakarken
aynalardan birine yaklaşırken ötekinden uzaklaşıyordun hep görebilmek için
bir küçük bir büyük ayna yaratır böylesi bir cehennemi genelde
iki suretini uzlaştıramazsın birbiriyle
bir açıdan kendini görebilmen
diğer bir açıdan kendini yitirmene bağlıdır
suretler birbirlerini yiyerek yaşayabilir böylece
tıpkı çağrışımın çağrışımın imgesi, imgeninse çağrışımın maskesi olması gibi
işte bunun için hiç ama hiç bakmadık seninle tepenin dışından

bazen tek bir cesedi paylaşır pek çok kavram
şimdi öylesi bir kent ki burası
herkes bir başkası olabildiği sürece var
ya da bir başkası herkes olabildiği sürece, yılgınlığını
suskunluğuna gizleyebildiği ölçüde var
hiç kimse hiçbir şey yan tutmuyor
üç kişi bir araya geldiğinde ikisinin mutluluğu üçüncüyü ezişlerinde yatıyor
üçüncünün kim olduğu ise hiç önemli değil sıklıkla
hatta bugün ikilide yer alan bir mutlu
yarın üçüncü mutsuza dönüşebiliyor kolayca
önemli olan o üçüncü olma anı
herkes ezebileceği birine ihtiyaç duyuyor
söz, ezmek için kullanılan bir silah
arkadaşlar yoldaşlar arasında bile
tapınmak öylesine bir yaşam biçimi ki burada
yürürken unutkanlıklarıyla sevişebilen birisi olmaktan korkuyorum
yürürken bile bu kentte
ki yürümek bir düşünmedir
tabi bütün ozanlarının bir masala sürgüne gönderildiği bir yerde
herkes bir başkası için yapar
kendisi için yapması gerekenleri
ağlarken kana karışır sevdamızın yarısı
farketmez tutunuruz bireysel kısmına büyük zamanımızın
ya herkes birbirine geç varır
ya herkes birbirine erken gider
gülüşlerimizi kalıcılaştırdığımız ölçüde gidebileceğimiz halde
biz kalırız gülüşlerimiz gider
bir insanın bir insana verebileceği en değerli şeyi
"yalnızlığı"
bana verdiğini şimdi daha iyi anlıyorum
beni kalmaya mahkum eden bir yola nasıl sevdalandığımı da
üstelik senin için yazarken bile sevgilim onu düşlüyorum
korkunç evet
ona bir koridorda rastlamıştım
ya da böyle olmasını istediğim bir gecede
ölümler sonrasıydı korkusuzdum
artık hiçbir tren makas değiştirmiyordu ben bakabildiğimde
bir otobüsün yorgun soluklarla buğulanmış camlarından
arakadakileri gözlüyordum
ışıltılarını sayıyordum
güncesini tutarak sayıklamaların
koridor basit bir çitti
ayağımı kaldırıp üzerinden geçemeyeceğim basit bir çit
sessizdim öfkeliydim
arkada ayaktaydım üstelik dönüyordum
sanıyorum otobüse son anda yetişmişti
daha öncede konuşmuştuk onunla
öyle sanıyorum benim duruşumdan da korkunç bir merhabası vardı
ne zamandır görmediğim bir şeyi onda görüyordum
dahası bir gece birisini görebiliyordum gerçekten
bir şeyler söylüyordu
gözlerine bakmamaya çalışırken bile onu görüyordum denizin yüzünde
sanki amansız bir fırtınada
balkonda unuttuğum sardunyamı ölü çiçeğimi canlandırmak için gelmişti
üzerimizde incecik bir yağmurluk dahi yokken
tepede kar yağışını izlerken ki gülüşümüze benziyordu
hem de hiç benzemiyordu bir yandan
bu benzemeyiş tedirginliğimin tehditlerini amansızlaştırıyordu
ortak bir acıyı dindirmek için çabalarken
sessizliği paylaşmayı yeniden öğretiyordu bana

o kıpkırmızı gülüş
geceye ben senin değilim diyen saçlarının karası
sevdamın kanını usulca siliyordu
bir kayıp ülkenin kırlarının
hüzünlü dağlarının yamaçlarına çektiği sürmeyi anımsatan
sevdasını bağrında gizleyen kaşları

ve kan tutmuş yabancı bir geçmiş
yakınlığımızın savaşını bir aşk pahasına verdirtiyordu bana
zamanla daha iyi öğrenecektim
ya sana ya da aşka ihanet etmem gerektiğini
benim yüreğimde öylesine çelişiyordunuz öylesine birbirinizken
ihanet etmekten başka bir şey yapmam mümkün değildi sevda için
farklı bir iklimde yaşamaya mahkumdum diğerlerinden üstelik aynı çağda
kayıp sözcükler
sevdalı öpüşler
bir demir yolu kesilmişti
baştan aşağı bölüyordu yüreğini
herkes için başka geçmişleri olan güç satıcıları mutlumuydu bilmiyorum ama
bu mahkumiyet benimdi onların değil
ve yemin ederim sevgilim
geçmişimi kullanmasına hiçbirinin izin vermedim kendimin bile
oysa şimdi saklanan bir denizde her gün bana gülümsüyor ve sadece bu

yabancılık bir kenttir sevdiğim
yabancılık bir kenttir
kendi kendine yasaklanmış bir an kadar yasak
pencerelere takılıp kalmış bakışlar kadar umursamaz ve cömert olabilir
yumuşatma gülüşünü
duvarlarındadır kent
ayna saklısı bir düş kadar acımasız
gizle bileyler onurunu gölgeler yıldızlarla
sarsılmaz bir zaman anlayışı vardı mezarlıkların
bahçelerine girilmiş tuzak yüreklerde
her dokunuş için bir başkası olmak gerekir hatırla
hiç tanımadığın bir öpüş seninkidir aslında
ne zaman nerde yitirdiğini bulmak zordur ıssız kırılganlıkların
işte bu da öylesi bir kargaşadan somutlanmış bir izlektir
pas tutmuş acıları kullanır çark
her sevdalanış bir izdiham yaratır
kargaların tarlasında bir korkuluk olursun
dudağının kırmızısını
esmer akşam üstleri alır
kavşaklar acımasızdır
bir o kadarda şevkatli
hep seni bekleyen hileli bıkkınlıkla ayaklarını parçalar
aşka sınır arar
tek gerçeği kendidir öldürülmüş kentlerin
işte sorgulanmış baharların ele vermediği kız
şuna inan şimdi birisi daha öldü herkes biliyor
yalan söyleseler de sinsice çıkıyorlar kentlerinden
hepsini bütünleştiren yüreklerinin
sonsuz karanlığında buluşuyorlar
onlar dua ediyorlar bizim ölülerimiz için
sonrası gece oyuncak bir kelebek kırık kanadından yapılmış yaralı bir kuşun
"insanları olması şart mıdır bir kentin" diye ilk sorduğunda kendimden utanmıştım
ağlamaklı bir çocuğun düşünde yargılamıştım kendimi
istasyonlarını varoşlarını gezmiştim kentin
özür dilemiştim

şimdi şu kesin ki aşk kadar yabancılık bir kenttir
oraya uğraması mümkünsüzdür gezginlerin
dağ yolları dolaşıp geceleri köy evlerinin kapılarını tıklatan ipince bir rüzgar
yaylaların kokusunu indirecektir gecekondu sokaklara
belki gölbalıkları ile söyleşecektir derviş
sığ ayrıcalıktır çoğunluk için
alkış tutacaktır ağaç karnını yaranlara
sır bıçaktır karanfilin ağzında
konuşsa kesilir dili sürgün çocukların
yangınlar doğuracaktır belki kuşku
yanlış yangınlar
ama sevdanın sabaha yakın olduğu bir zamanda uğrayacaktır mutlak kente birisi

havada uçuşan ince esmer parmakların
eski ve unutamadığın aşklarınla vurdu kaç kez bana

bir büyük kent çölünde koşacaktır çocuk tepeye
bir daha çıkamayacak olsa da
o bizim nerde olduğumuzu her zaman bilecektir
her şey bir bakışla başlamıştı
bir çocuk bir liman iki yemin
seni seviyorum


Kahraman Tazeoğlu

hıfz-ı lisan
11-06-2007, 15:28
Abla şiirler için çok teşekkür ederim. Bunları biliyordum ama forumda olduğu için eklemek istememiştim. :)

Sağol ablacım :flowers:

hıfz-ı lisan
28-06-2007, 11:17
MUTLAK ÖLÜMLERE UYANIYORUM

Gidiyorsun…
Zaten hiç gelmemiştin,ışık oyunundan ibarettin belki de..

Sen maviye küsmüş denizdin..
Bense maviden vazgecen denizinin küskünlük dalgalarında çırpınan martı.
Cümleler kurdum durdum adına,hece hece yalnızlığa çogaldığını bilmeden.
Yakınlaştıkça uzaklaştın…Uzandım dokunamadım…
Ben varsın sandım sense yokluklarla tanımladıgın varlığınla hiç olmamıştın.
Kendinde firariri olan sendi bizi” biz” olmaktan uzak kılan.
Bitişlerle inşa ettiğin hayatında,
Gitmelere aşina bünyenin kabullenemediği “kal”deyişlerlerdim.
Karanlığının kanattığı kabuk tutmayan yaralarımızda yitirirdik birbirimizi…
Şimdi,
Dilime yar oluyor yalnızlığım....
Avuçlarımda biriktirdiğim mutlulukları azad ediyorum bir bir.
Ocağın ardından gelen şubatın zorunluluğu çekiyorum içime.
Sahmaranın gözlerınde ıhanetı gördüğü siluette buluyorum seni,.
Düşleri yağmalanan bir çoçuğun gözyaşlarının sebebinde.
Susmalarının susturduğu türkülerimden nota nota düşüyorsun.
Yalanın bir ucunda yaşanan gerçeğim oluyorsun.
Yokluğunla çoğalıyorsun,
Deprem deprem ekleniyorsun nefeslerime,sen eklendikce ben eksiliyorum..
Bu sevda kaç bıçak darbesi etti bilmiyorum…
Yarısı yaşanmış bir şiirde buluyorum kendimi,
Kandan güller ekiyorum öteki yarısına, ölümünü seyrediyorum…
Saat bin iki yüz on sekizi vuruyor…
Gözlerimi kapıyorum öğütülmüş hayalleri taşıyamıyor gözlerim.
Saat bin iki yüz yirmi sekizi vuruyor…
Öyle de uykum var ki…
Uyuyamıyorum,
Sag elımın yüzük parmağının kırıkları hala uykusuzluga yazıyor sancısını.
Ben mutlak ölümlere uyanıyorum.
Sancılarım sana yazmaya devam ediyor,
Sen gidiyorsun.
Ben can çekişen turnanın nefeslerinde kalıyorum…

Yazar: Dilek (maviada)

hıfz-ı lisan
28-06-2007, 11:19
İSTASYON

Susturup seni içimde ardıma bakmadan gidiyorum.

Adını unutup o istasyonda, aşkı bırakıp avuçlarına gidiyorum.

Hangi tren uzuyor içimde, hangi vagona düşüyor hıçkırıklarım.

Ellerim asılı kalırken camlarda, sana koca bir ömrü bırakıp gidiyorum.

Gözlerim düşüyor beni bıraktığın yere,yaralarım azıyor gitmenin hüzünlü hevesiyle…

yüzümde ıslak bir ayrılık taşıyorum, seni kan revan göğsüme basıp gidiyorum.!

Satır satır heceler koyuyorum avuçlarına,alnımda diziliyor tüm sözler.

Bir düğüm var sol yanıma düşmüş;vurgun gidişime vedalar sürülmüş.

Kandırıp kendimi, söküp duvarlarımdan resimlerini, gidiyorum.

Ardıma bakacak kadar cesur değilim ve gözlerinde kalacak kadar aşk.!

Sen de unutursun bir gün biliyorum…

Güç yetiremez hiçbir yara, zaman denilen ilaca.!

Ben toplayıp sancılarımı, ateşe verip tüm yalnızlığımı gidiyorum.

Sen ardımdayken daha soğuk olsa da gece,

Sabahın ilk ışığında can verecek bu hikaye…

Aklım yüreğimde çıkmazlara düşünce, felç olacak düşlerim.

Sonbahar hüznüyle kurulurken içime,

Göz yaşlarımı öldürüp gidiyorum…

Ayrılık en diri yanıyla çökerken omuzlarıma,sonsuza kilitlenecek kalbimdeki o oda…

Sen kendini sanırken terkedilmiş,ben içimde sana yalvaracağım.

Benden çıkarıp beni gidiyorum.

Sen ağlarken o istasyonda, ben çoktan gitmiş olacağım…!

Yazar:Kübra Yurduseven

seyyah_acem
28-06-2007, 14:26
en başta yazılan şiiri okudum, "Duam olup kalacaksın", son sözü cok etkiledi beni :cray:
KEŞKE BU KADAR İSTANBUL OLMASAYDIN..."
cok güzel bir söz teşekkurler...

Savm
28-06-2007, 18:58
çok güzel yazmışsınız kardeşim yüreyinize sağlık..............

ISSIZ
13-07-2007, 21:17
Yalnızım çünkü sen varsın



"Yalnızım çünkü sen varsın"



"gel" desen gelirdim
gittiğin uzakta bendim
dağ gibi bir ihanetten düştüm
bu kendime son gelişim ...


ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
kendimi suçüstü yakalıyorum
ve kentsizliğimin isimsizliğini
Araz'a uyak düşüyorum ...



gözlerime senden düşler sürüyorum
ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
sonra bir durağa yaslanıyorum
sonra bir kente
ve sen gidiyorsun
ben kanıyorum
diyorlar ki "kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun"
oysa "gel" desen gelirdim biliyorsun...



yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
kirli sözlerimi temize çekme
oysa "gel" desen gelecektim



gözlerim ihanete ihbar taşıyor
kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına
sözü namluna sürmelisin şimdi
en yaralı yanımdan vurmalısın beni
çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır!



her sabah akşam oluyorsun
alnından ellerine damlıyorsun
yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
içine dert oluyorsun kentin
dışına yağmur
yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
duvarların kan öksürüyor
ve sen
başkalarının gözlerini
yüzümde aramamayı öğreniyorsun
beni bir durağa yaslıyorsun
beni bir kente
gidiyorsun
oysa "gel" desen gelecektim


biliyorum Araz'ım
insan kendini bulmamalı, hep aramalı
gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
gece cinnetlerimi de alıp yanıma



denize bakmayı bilmeyenler
bir gün mutlaka boğulur
işte bundandır gözlerinden kaçışlarım
siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı
ben şimdi gurbetim
içimde taşıyorum
heba olsa da senlerce yılım
oysa "gel" desen gelecektim



ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
kinim kendime
susuşum sana
küsüşüm tüm dünyaya ....



üstü kalsın ihanetimin
"gel" desen gelecektim



yine bir tren geçiyor içimden
sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
görmüyorum söylemiyorsun kırılıyorum
hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
süsle beni ey aşk
geçtiğin yerleri öpüyorum !



herkes kendi gördüğüne bakar
peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz
kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
hadi en kanadığımız yerden susalım
"gel" desen gelirdim
"git" dedin ve gittin



Aşka...

Rüzgara...

Ayrılığa...

Zamana...



eyvallah


(Alıntı)

Nergihan Yeşilyurt
13-07-2007, 21:35
Esselamu aleykum,
güzel bir paylaşım olmuş, ancak kime ait olduğunu da belirtirseniz seviniriz; güzel bulduğumuz çalışmaların sahipleri de anılmayı hak ediyor sanırım.

selamla ve duayla...

ISSIZ
13-07-2007, 21:58
Ve Aleykum Selam__ Eser sahibinin ismi eseri gönderirken aklımda değildi.Üzgünüm:( Kahraman Tazeoğlu'nun yazmış olduğu bir eserdir.Kahraman abimiz Radyo 7 'de aşağıdaki vakitlerde program yapmaktadır. Beğeneceğinizi umarım.

Baki Muhabbetle kalın


Pazartesi 22:00 - 01:00
Salı 22:00 - 01:00
Çarşamba 22:00 - 01:00
Perşembe 22:00 - 01:00
Cuma 22:00 - 00:00
Cumartesi 21:00 - 00:00

undersecretary
14-07-2007, 12:47
ne güzel bir şiirdir bu böyle....Paylaşım çok güzel...

hıfz-ı lisan
06-08-2007, 10:50
KARA KENTİMİN SEBEBİ HÜZNÜ


Karanlık çökünce açıyorum gözlerimi,

Ve kaybediyorum içimdeki duraklarda izini.

Geceye yürüyorum, gecede ölüyorum.

Soruyorum bu kara kentin soğuk suratlarına,

Nerede kalemimden sızan sevda.

Nerede içimdeki zindanda

Yusuf misali kanayan yara…



Doğmayacaktı üstüme bu kara gece.

Görmeyecekti gözlerim bu gidişi.

Ama çıkamadı yüreğim bu kuyudan.

Esti içimde acının taze hissi.

Gözlerime katran uykular sürdüm,

Bir seninle kaç düş öldürdüm.

Gittiğin adımlar kadar ezik umutlar var yüreğimde..

Keskin bir sancı oturdu,yüzümün sen köşesine.

Ben yine darmadağın, ben yine paramparça…

Ve bir umut üşüyor şimdi, bakışlarının uzağında..

Sağanak susuşlar birikiyor alnıma,

Islak bir ayrılığa tutunuyor ellerim.

Mahzeni dar geliyor saklı anılara,

Kilitleri kırık yüreğimin..

Yasaklığında tutuşmuş ayrılığın tadı,

Bir kabusa ödünç verilmiş hayatlar…

Yılları beklerken unutulmuş,

Aşk boyu gittiğim suskun yollar..

Gönlümdeki çocuğu terbiye ediyor,

Aşkın hırçın yalın halleri.

En keskin vuruşlarda öldürüyor,

Gözlerimde uyuyan mavi düşleri…

Geceye kan sızdı, yaralandık.

Kendi ömrümüzden zamanın gizlerine daldık.

Bir düş ordusunun içinde,

Ruhumuzdaki bıçakla yalnız kaldık..

Kelam etmez dil, ömür bitince,

Vuslatlar biriktirdim ayrılığın mahşerine.

Toprağın altına giren, çıkamazmış bir daha yukarı

Gönül yansa da alınmaz sevdiğin son selamı…


Yazar: Kübra Yurduseven (mavieylül)

Sadece benja
20-09-2007, 19:51
kahraman tazeoğlu - ve gittikçe (tıkla) (http://uploaded.to/?id=fkkr65&setlang=tr)

yaban bir yağmur sonrası sesin
dallarına çekilmiş durgun bir çınar
suskunluğu telaşsız sözlere sarıyorsun
yüreğin öreselenmiş kırık kanatlarıyla düşerken avucuna
anlamıyorsun
öyle mi biter aşklar
gün batımına uçan göçmen bir kuşun yitivermesi gibi
bir rüyanın ansızın bitivermesi gibi
nasıl unutursun
nasıl unutursun beni sevdiğim
harlı ateşler yaktın karanlığıma
aşkların haraç mezat satıldığı dünyada
yıldızları birer birer indirdin saçlarıma
seni sevdim
kocaman bir dağ gibi, genişledi yüreğim
seni sevdim
ne çok şeyimiz vardı anlatılacak
hiç kimsenin bilmediği ne çok şeyimiz
ne çoktuk ikimiz
ikimizdik, ne çoktuk
ne güzeldik hiç olmadığımız kadar
sen alırdın kendini
beni getirirdin yüreğindeki
öyle anlardı
aşardık yazgısını insanın
nasıl unutursun
giderdin
masamda söylenmemiş şiirleri bırak
sen gelinceye kadar nasıl da yalnızlıktı yastığımda unuttuğun yokluğun
ve artık hep yokluğun
bir rüzgardı kapandı pencereler
son sesleri bunlar ezgimizin duyuyor musun
gidiyorum
kal demiyorsun
şimdi, şimdi bozkırlarda usul usul ağlayan
kahır yüklü yabancı gemiyim
kimsesiz bir aşkın ayak izinde
uzak yıldızlara doğru yol alan
ve gittikçe ırayan
ve gittikçe ırayan
..

Sepia
20-09-2007, 20:43
Daha önce dinlememişdim teşekkürler benja kardeş...

Gülzar-ı İrfan
15-10-2007, 08:36
Ne unutacak kadar nefret ettin
Ne hatırlayacak kadar sevdin
Yıkık bir duvar kadar bile
Pişman değilsin biliyorum
Beni hep bulmamak için aradın
Yanılgımdın
Yandığımdın
Yangındın...


Sebebini anlayamadığım yangınımdın
Ama hep benden uzak kaldın.......:cray:
(yüreğime dokunan güzel bir şiir sağolasın...)



ALLAHA EMANET OL

Sepia
03-11-2007, 10:58
Kendi dilinden… Kahraman Tazeoğlu’nun Yaşam Öyküsü




http://www.maviada.gen.tr/ma/KT.jpg



Ay’a ilk ayak basıldığı yılın 10 Ağustos’unda doğdu. İstanbul’un çileli ve kesmekeşli ortamında, o şehirde bir ömür harcayacağını bilmeden hep “düşünen” bir çocuk olarak büyüdü.
Cevizli semtinde, bir dere kenarında oynarken, mahallenin delisi kovalayınca “korkuyla” tanıştı.
Ailesi İstanbul’un mutena semtlerinden Fenerbahçe’ye taşınınca daha az korkmaya ve Fenerbahçeli olmaya basladı. 6 yasinda ilk kez bir maça gitti ve en sevdigi Fenerbahçe şapkasını çaldırdı. (Bugün bile o şapka için üzülür). 7 kardeşin 2 numaralı olanıydı ve ilerde bir mahalle takımında 2 numaralı formayı giyerek maçlara çıkacağını bilmiyordu.


Ablası okula başlayınca çok kıskandı ve saçını çekti. Bir yıl sonra ise okulunun ilk gününde annesi onu sınıfına sokmayı zor başardı… O gün çok ağlamıştı.


Arkadaşları teneffüslerde çesitli oyunlar oynarken, o hep “düşünüyordu”…


İlkokul bittiğinde bir korku filmi senaryosu yazdığını iddia ederek arkadaşlarına kendini güldürdü. Daha sonra sinema ile sadece “seyirci” olarak ilgilendi. O hep bir sinema tutkunu olarak yaşayacaktı; çünkü siirle daha tanışmamıştı.


12 Eylül ihtilalinde ortaokula başlayacaktı ve tek başına belediye otobüsüne binmeyi öğrenecekti. Daha sonra yağ, tüp, şeker ve gaz kuyruklarında beklemeyi ve soğuklarda üşürken ağlamamayı…


Mahallede her kırılan camdan Tazeoğlu kardeşler sorumlu tutulmaya başlanınca, baba Hayati Tazeoğlu ani bir göç harekatıyla tüm aileyi yeniden Cevizli’ye taşıma kararı aldı. Buna en içerleyense küçük Kahraman oldu. Geride bıraktığı mahalle arkadaşlarını bir gün yeniden görebilmek ümidiyle yanıp tutuşurken birden ilk defa yaşayacağı bir duyguyla karşılaştı. Karşı komsunun kızına aşık olmuştu. Mutluluğu, acıyı, hüznü ve ağlamayı yeniden keşfetti. Bütün bunların toplamının ona şiiri öğreteceğini bilmiyordu. Ablasının yazdığı şiirlerle dalga geçerken hatta “şiir de neymiş; saçmalık” diye iddia ederken gece gündüz şiir yazmaya başladı. Sonunda o terk edildi ama şiir onu terk etmedi. Yine aşık oldu, yine terk edildi, yine şiirler yazdı.


Matematiği gereksiz bir ders olarak gördüğü için, hocaları da onu gereksiz bir öğrenci olarak gördü. Uzun bir süre ara vereceği eğitimini daha sonra bin pişman olarak devam ettirecekti. Bu arada ailesi “eti senin kemiği benim” diyerek onu bir kuaföre çırak olarak verdi. 10 yıl sürecek bu macera özel radyoların açılmasiyla sona erecekti.


Bir yaz gecesi arkadaşının evinde balkon sohbeti yaparken arkadaşının annesi uykusundan uyandı ve “oğlum kapatın şu radyoyu da yatın artık” dedi. Halbuki radyo kapalıydı ve konuşan 19 yaşındaki genç Kahraman’dı…


Çocukluğundan beri özendigi spikerlik hayali daha da derinleserek artmaya baslamisti. Annesi bebekliğinde çok ağladığı zamanlarda onu radyonun yanına yatırır ve susmasını sağlardı. Çok çocuğa bakmakla yükümlü olan bir annenin bulduğu bu çözüm ilerde küçük Kahraman’ı radyocu yapacaktı.


Derken; günlerden bir gün, Türkiye’de ilk özel radyolar açılmaya başladı ve mesleğinde çok önemli bir yere gelmiş olan genç Kahraman, bu işe sevdalandı. Artık o radyocu olabilmek için yıllarını verdiği mesleğini bırakabilirdi. Sıkı bir radyo takipçisi olan genç Kahraman, “Gecenin Serserisi”ni dinleyerek hatta yayın yaptığı radyoya kadar gidip kendisiyle tanışarak hayatında ilk kez bir radyo stüdyosu gördü. Bununla da kalmayıp Orhan Çetin tarafindan programa konuk edildi, şiirler okudu. Gelen olumlu tepkiler kendisini yüreklendirdi ve o gün radyocu olmaya karar verdi. Mesleğini zirvedeyken bırakarak, yayın hayatına yeni “merhaba” diyen Kadıköy FM’de yayına başladı. Sonraki rüzgarlar onu baska radyolara sürükledi ve son durağı en sevdiği ve mutlu olduğu Radyo 7 oldu.


Şimdi Mavi Ada diye bir yerden şiirler seslendirerek gece bunalım oranını yükseltme çalışmalarını sürdürüyor. Kahraman Tazeoğlu’nun “Seni İçimden Terk Ediyorum” “Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi” adli iki şiir kitabı var. Bu kitaplara bir de “Araz” adlı bir romanını ekledi. “Mavi Ada Mektupları” ve “Tutsak Mektuplar” adli iki derlemesini de listeye ekleyerek 5 kitaba ulaştığını söylersek geriye sadece asağıdaki notu düşmek kalır…


Not: Ablası artık şiir yazmıyor.


Kitapları:
*Seni Içimden Terk Ediyorum (Şiir), 2001 (Yedi Harf Yayıncılık)


*Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi (Şiir), 2002 (Birey Yayıncılık)


*Mavi Ada Mektupları (Mektup), 2002 (Birey Harf Yayıncılık)


*Tutsak Mektuplar (Mektup), 2004 (Yedi Harf Yayıncılık)


*ARAZ (Roman), 2005 (Yedi Harf Yayıncılık)




(Radyo7/Mavi Ada Programı sunucusu)

Sepia
03-11-2007, 10:59
BU SONU ÖNCE BEN YAZDIM

bu sonu önce ben yazdım
kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
ayrılık sevgiyi hissettiğim ilk anda korkum oldu
seni bulup bulup yitirdim düşlerimde
sonra yeniden buldum yeniden yitirdim
bende kalacağın bir yarın kurgulayamadım
sevgiyi ve korkuyu birlikte yaşadım
bu yüzden bir daha göremeyecekmişim gibi uzun ve derindi bakışlarım
her yeni buluşma ilki kadar heyecanlıydı ve sensizlik hep seninleydi...

bu sonu önce ben yazdım
kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
bilseydin ayrılığa yazgılanmış bir sevgiye açar mıydın yüreğini
takvimden günleri birer ikişer çalmama
aylara yıllara yerleşmeme izin verir miydin
görüyor musun farkında olmadan ne çok şey paylaşmışız seninle

bu sonu önce ben yazdım
kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
hayallerin ardından serüvenlere sürüklendik seninle
hiç görmediğimiz ülkelerde hayatlar kurar evler döşerdik
kısa vadeler seçerdik hayatlarımızı yenilemeye
o gün gelmezdi bir türlü
vade dolmazdı
birileri çıkar yolumuzu değiştirirdi
yeni hayaller armağan ederdi bize
çocuk olur kanardık
sonuna kadar gidilecek yollar yerine böyle kopuk maceralara tutkunduk
seviyorduk
bir yaz gecesi dolunaydı
bana bakmıştın.
bende korkularımı yenmiştim
bizden başka inanacak kimsem kalmamıştı
yorgunduk kazanmak zorundaydık üstelik
adımlarımıza güç verecek sağlam zeminlerden yoksunduk
içimiz bir kararsa bir daha güneşi göremezdik
birbirimize güvendik, bize aşılmayacak dağ taş kalmadı sandık
en güzel günlerimizdi o günler

bu sonu önce ben yazdım
kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
sonra her şey değişiverdi
umutlarımızı yitirdik
kendi ayak izlerimizden yürüdükçe birbirimize
dostluğun vermiş olduğu lezzeti üretmekten bıkkın
kışkırtıcı huysuzluklardan medet umduk
ayrı dünyaları özledik
kendi peşimizden koştuk başkaları diye
şimdi şarkılar söylediğimiz birbirimizin gözlerinde eriyip gittiğimiz puslu gecelerin kokusu burnumda tütüyor
beni beni böyle bir gecede öldürmeliydin
bir cennetten bir cennete geçmeliydim
itirazım olmazdı
sürgünleri bana vermemeliydin.
Beni beni böyle bir gecede öldürmeliydin
ayrılık çığlıkları kanımı dondururken
gemilerimi yakacak çılgınlıklarımı gemleyip
kendime ve sana en mutlu bölünmeleri vaat etmiştim
benden armağan olacak bütün bensizlikleri reddettin
ve ben hiç bilmediğim dokunuşlarınla yüreğimden izlerini kazıdım
bu sonu önce ben yazdım





/Kahraman Tazeoğlu

Sepia
03-11-2007, 11:02
İçgüdü (Kent Şiirleri 6)


daha az kanarım
geldiğin kadar gidersen
ki bir gün gideceksin
bende kaldığını bilmeden




/Kahraman Tazeoğlu

Sepia
03-11-2007, 11:03
Araz


"Yalnızım çünkü sen varsın"

"gel" desen gelirdim
gittiğin uzakta bendim
dağ gibi bir ihanetten düştüm
bu kendime son gelişim

ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
kendimi suçüstü yakalıyorum
ve kentsizliğimin isimsizliğini
Araz'a uyak düşüyorum
gözlerime senden düşler sürüyorum
ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
bana en büyük tehdit yine ben oluyorum

sonra bir durağa yaslanıyorum
sonra bir kente
ve sen gidiyorsun
ben kanıyorum
diyorlar ki; kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun.
oysa "gel" desen gelirdim biliyorsun

yorgun Haliç'e biraz inat
biraz ihanet bırakıyorum
ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
aklıma düşüyorsun
düşüyorum
düşünce
üşüyorum
azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
yalanlarımla bir hiçlikteyim
beni içinden kaç

bu kentte her yağmur kendini ağlar
aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
nerde kimi üşüyorsun
artık kendini yakan bir ateşim
kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
şimdi boş duraklara yaslanıyorum
boş kentlere
oysa "gel" desen gelecektim

gün düşlerime dönüşlerimde
bakışın içiyor beni gözlerimden
gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
uzaklığına uzanıyorum
sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
yıkılıyorum şarkılara
"kimseler biliyor"
yalnızlık dostumdu
şimdi korkum oluyor
oysa "gel" desen gelecektim

artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
düş satıcısı ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
uysal yalnızlıklar satın alıyorum
gülüşümle ödeyerek
ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
kirli sözlerimi temize çekme
oysa "gel" desen gelecektim

gözlerim ihanete ihbar taşıyor
kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına
sözü namluna sürmelisin şimdi
en yaralı yanımdan vurmalısın beni
çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır

avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
susuşuna kan döküyor gözlerim
sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
oysa bilmelisin Araz'ım
kimsenin içi görünmez
ve hiç bulamadıklarını
asla yitiremezsin
bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
söylenecek bütün sözler

her sabah akşam oluyorsun
alnından ellerine damlıyorsun
yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
içine dert oluyorsun kentin
dışına yağmur
yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
duvarların kan öksürüyor
ve sen
başkalarının gözlerini
yüzümde aramamayı öğreniyorsun
beni bir durağa yaslıyorsun
beni bir kente
gidiyorsun
oysa "gel" desen gelecektim

susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
en susmakta neydi öyle
sen en dinlerken
biliyorum Araz'ım
insan kendini bulmamalı, hep aramalı
gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
gece cinnetlerimi de alıp yanıma

denize bakmayı bilmeyenler
bir gün mutlaka boğulur
işte bundandır gözlerinden kaçışlarım

siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı

ben şimdi gurbetim
içimde taşıyorum
heba olsa da senlerce yılım
oysa "gel" desen gelecektim

ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
şairler ölüdür derler
inanmıyorum


en karanlık ceketimi giyiyordum
ışığa kördüm çünkü
şimdi ise güneşe ilerliyorum
dirilmek için

kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
gecenin kör gözünden utanıyorum
hadi bana en militan kelimelerle saldır
batır içime cümlelerini
beyhude bir dehşet bırak
hak ediyorum

gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
can kaybından ölüyorum
cenazemde namaz kılacağım
zan altındayım
yalanıma inanıyorum

yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
kinim kendime
susuşum sana
küsüşüm tüm dünyaya

üstü kalsın ihanetimin
"gel" desen gelecektim

yine bir tren geçiyor içimden
sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
görmüyorum söylemiyorsun kırılıyorum
hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
süsle beni ey aşk
geçtiğin yerleri öpüyorum

yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
dişlerindeki nikotin tadı terkimde
sirenler ve ateş hatları içip
sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
yasadışıyım
tutukla beni gözlerimden

kalemim bitti yitirdi şiirini şuur
öldü kanımdaki mürekkep balığı
solumdaki sise intihar etti intiharlar
bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
yaşamak için geç bir zaman
ölmek için ise erken

çok davullu bir senfoni sürçüyor
dikiş tutmaz ayrılığımda
kirpiğinden yapılma bir darağacına
geceyi asıyorum
yoksun
bu yağmurlar ıslatmıyor beni
bir durağa yaslanıyorum sensiz
gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
"gel" desen gelecektim oysa

kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
şimdi herkes biraz sen biraz acı
göğsümde bir vagon
gizli sözler batıyor
fırtınalar çıkıyor üstüme

şakağımda
intihar acemisi bir şairin
delilik provaları
arkandan uluyan kapılardan
söküyorum kokunu
yokluğunu kokluyorum
yokluğunu yokluyorum

çöz gözlerimi senden hadi
ücranda yak bakışımı
gözlerine bekçi sevdam
dünden ve senden kalmayım

içine her düşen
kendi keşfi sanıyor seni
oysa sen
melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
ve kendini acıtmak istiyorsun
ama güller kendine batamaz
bilmiyor musun
"gel" mi diyorsun

herkes kendi gördüğüne bakar
peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz
kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
hadi en kanadığımız yerden susalım
"gel" desen gelirdim
"git" dedin ve gittin

Aşka...
Rüzgara...
Ayrılığa...
Zamana...

eyvallah...




/Kahraman Tazeoğlu

Sepia
03-11-2007, 11:04
Seni içimden terk ediyorum


Binmediğim hiçbir otobüs,
Beklemediğim hiçbir durak kalmadı bu şehirde.
Gittikçe azalıyor hayat.
Neyi erken yaşadıysam,
Hep ona geç kalıyorum.

Sana göçüyorum her sonbahar.
Yolların çıkmıyor aşkıma.
Unuttuğun yağmurların adı saklımda.
Seni içimden terk ediyorum...

Susmaktan yoruldum.
Kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri,
Efkar demliyorum gözlerimde.
Yaşlarımı yanağıma varmadan öldürüyorum.
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi.
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp,
Seni içimden terk ediyorum...

Ne unutacak kadar nefret ettin,
Ne hatırlayacak kadar sevdin!
Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin,
Biliyorum.
Beni hep bulmamak için aradın.
Yanılgımdın,
Yandığımdın,
Yangındın...

Sensizliğe yenilmek,
Sana yenilmekten zor olsa da,
Ardımda bir sürü belkiler bırakarak
Seni içimden terk ediyorum...

Şimdi
İçimizde öldürülecek bir anı bile bulamayan
İki yarım kaldık;
Tamamlayamadık bizi.
Elimden tutmadın yalnızlığımın,
Saçlarımı da uzaklarına gömdün.
İçimin mavisi senin okyanusundandı.
Al! Geri veriyorum.
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun.
Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim,
Sana bensizliği terk ediyorum.

"Yarime uzanmayan bütün dallarım kırılsın" demiştin.
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?

Ne tuhaf değil mi?
İçimi acıtan da sendin,
Acımı dindirecek olan da...
Ya öldür beni dedim,
Ya da git benden.
İçi bulanık bir sevdanın ucunda seni kaybettim.

Aldırmadın aldırmalarıma.
Bir gecede yakıp yarini,
Şafaklara sattın ihanetini!
Külüme basanlar bile utandı yaptığından.

İşte soluk bir ömrün
Son nefesi.
Benden,
İçimden
Terk ediyorum...






/KAHRAMAN TAZEOĞLU

Sepia
03-11-2007, 11:04
Seni İntihar Ettim


deli dolu geçtik ateş hatlarından
sevgim korkuyla beraber büyüdü içimde
sevdikçe korktum
korktukça daha çok sevdim
er geç birbirini boğacaktı bu duygular biliyordum
neden sonra farkına varıyor insan
ayağına takılan bütün taşları
yoluna kendi döşediğinin

senin yarınlara inancın benden yüklüydü
daha cesaretliydin
planı çatılmamış yarınlara ektiğin umutlar
er geç açacaktı biliyordun
deli sevdalı çocuk ruhumun
nicelerinin uğruna kıyametler kopardığı
değersiz değerlere sırt dönmüş güvenli saflığında
bir sonsuzluk buldun kendine
ve hayatımızın resimlerini çizdin duvarlarımıza
sonra birden
yeşil bir kentte
ılık bir yaz gecesine astın beni

sevdalı ömrümün dakikası beş para etmedi
ödedim
cümlelerim seni taşımaktan yorgun düştü
son sözün
ve son anın efendisi olmaya bilenmiş yüreğine yenildim
geçmişten nefes alıp geçmişe nefes verdim
anılar kemirdi yüreğimi
felç oldu hislerim
zamanın çoktan dibe çöktüğü kum saatimin belinden
tek bir saniye bile süzülmüyordu
ters çevirmeye cesaretim yoktu
çünkü yeniden başlayacak bir hayatın
korkağı olmuştum

aşkların sonrasında hüzün vardır
ya sen hüznü boğarsın
ya da hüzün seni boğar
ama birisi kanatlarını kırarsa eğer
yaralı kuş rolüne soyunacağına
yürümeyi denemelisin
hayata dönmelisin

bunları düşünebilmek bile kendime dönüşümdü
ve sonunu infaz ediyordu içimde
o gece yüreğimden sağ çıksaydın eğer
ölen ben olurdum
o gece
hayatın lekesiz bir anında
seni intihar ettim
şimdi katil benim

artık güncemde bir boşluksun
yavaş yavaş taze anıların altına gömülüyorsun
ve sana ait sandığım her şeyin
aslında benim olduğunu öğreniyorum
hiçbir duygunun tek ilhamı değilsin
kendimi keşfettikçe
seni kaybediyorum
ve ufkuma sensizliği
korkusuzca geriyorum





/Kahraman TAZEOĞLU

Sepia
03-11-2007, 11:06
Git


şimdi gidiyorsun
git
oysa senden tek bir damla istemiştim
sana kocaman bir deniz sunmak için
şimdi gidiyorsun
git

ne zaman başladı bu hikaye
anımsamak zor
gençtim
hazırda fırtınalarım vardı
dörtnala sevdalarım
komazdı öyle üç-beş nöbetleri
geceler içimi acıtmazdı böyle

bir insan bu kadar eksilebilir mi

hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adam vardı
bu şehrin bir yerlerinde
düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona
gözlerinde gizledi o seni
sen bilmedin
o adam bendim
unuttun mu

bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu
seni unutamadı

işin kolayına kaçmadım
uğruna ölmedim yani
uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep
sen bunu da bilmedin
ben bir bakışına bin anlam yükledim
sen aşka kestirmeden gittin

bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma
şimdi gidiyorsun
git

bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden
bütün ışıklarımı söndürüyorsun
bu cehennem cinayetlerini işliyorsun
sonra bunlara intihar süsü veriyorsun
yazıklar olsun
yazıklar olsun
susuyorsun
susuyorum
susacaklarım bitmiyor

uzun lafın kısası olmaz
anlatacağım çok şey var
hoyrat bir rüzgar gibi geldin
aklımı ve hayatımı dağıttın
şimdi gidiyorsun
git

daha ayrılığa bile çarpmadan
aşk bizden döndü
bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri
artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil
ama sana dokunmak da yasak bana
göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır
sen var ya sen
allah kahretsin!

yani şimdi
gözleri sana benzeyen bir kızım olmayacak mı
yani şimdi başkaları mı sevecek seni
başkaları mı tutacak ellerini

ben saçlarını okşadığım zaman
ellerin öksüz kalırdı
şimdi gidiyorsun
git





/Kahraman TAZEOĞLU

Sepia
03-11-2007, 11:06
Yitikliğimize


Birbirimize dokunmalarımız korkak kelebeklerdir,
dokununca renkleri yıkılan...
Çünkü küskün çocuklar inanmazlar.
Ki inanmak küskün bir çocuğun en büyük kan kaybıdır.
Susarım içimde bir yangın başlar.
Dokunsam arta kalan sen, kül olan ben.
Taş duvarlar yanmaz bilirim.
Büyük yangınların isini giyinirler.

(ama nafile..
hiçbir kalem ve hiçbir ben, sonraki sayfada aynı sen’i bulamıyoruz.
uzaklar hep uzak kalıyor sevdaya...
sen yine de artık sesime düşme.)

Her gece gözlerimden hatıralar çalınmış.
Bir denizci ağ atmış yalçınlaşmış düşlerime...
Düşmüşüm.
Bir ses... giden gitmiştir demiş...
Susmuşum...
Bir baharın bedeliydi bu...






/Kahraman TAZEOĞLU

Sinner
04-11-2007, 22:01
En Fazla İçimde Ölürsün...

En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Kızıl sonbaharım
Hangi aşk kendi fırtınasına dayanabildi

Ellerimde çoğul bir gölge kuşu
Adının arkasına basmadan yürüdüm
Alnımda birikti çizikler
Adımdan çıkardım aklımı
Aklımsız kaldım
Neylersin
İnsanız
Ne yapsak eksiğiz işte
Ölüme ayarlı saatiz
En fazla içimde ölürsün
Sorarım
Şiir papirüslerinin hangi köşesine karaladın beni?
Hangi hare’mden yakaladın da çiğnemeden yuttun gözlerimi?
Kekeme repliklerin ezber bozduran kuşu
Hangi rüzgârlara sattın da saçlarını
Devrik cümlelerimin öznesi oldun?
İçindeki kötü senaryoların kahramanı olmak istemezdim
Dağıldı bak derlenip toplanmış dağılmalarım
En fazla içimde ölürsün
Nasılsa yokluk rehin bırakılıyor kalana
Kalan gidene denk neyi varsa susuyor.
Ve susmak inceltiyor her yarayı
Ve susmak bakmak oluyor
Gitmediğin her yere

Kim tutuklanmış yalnızlıktan
Gizin içine gizlenen kim
Söyle beni nerene sakladın
Ki şimdi bu kadar sokaktayım

En fazla içimde ölürsün
Karla karışık yağarsın yara Bereme
Karma karışık kalırsın cinnet şeridinde
Kaldırımların kaldıramadığı her neyse işte
Bulamadığın her ne varsa büyük yıkımların izinde
Sana borcum olsun
Hiç yazılmayacak bir şiirin içinde

En fazla içimde ölürsün
Yanağında yanar avucum
Avucumda imlası bozuk bir şiir kalır
Gözlerinin namlusu döner, yakar kirpiklerimi
Kulağımda bir tepenin rüzgârı uğuldar
Gırtlağıma kadar aşka batarım
Yeteri yok. Eksiği fazla.

Neyin kaldı eksilenlerden arta
İçeri doğru kapanan bir kapıydın
Saçlarından geçtim önce
Ve kendimden öylece
Neyim yoksa var bildim
Eğildim
Eksildim
Eridim
Bir seni bitirmedim

Hangi rüzgarlara sattın da saçlarını
Uğultusuna tutunamadın

Ömürden nefes çalarak ne kadar yaşarsa insan
Öyle yaşadım gözlerini
Tenimde itiş kakış
Cebimde depremlerin
Esrarlı gece ayinleri
Volkanik şiirler
Usul usul giymedim mi sözlerini
Yalnızlığın tiradını kapamadım mı her sefer
Sensizlik seni anlattı en çok
Vazgeçmeler vazgeçmekten vazgeçti
Söyle saçlarında öldüğüm
Bir geri gidiş kaç günde gelirdi?
En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Tenimin yırtıldığı yerden mi girdin içeri
Açar gibi yaparak açık bir kapıyı
Beni ikiye böldün
Hadi içimi kendine aldın da
Beni nerde bıraktın
Hangisini seçerdin benim için
Ve hangisinden vazgeçerdin kendin için

Ben yarama çoktan sen bastım
Yaşım kadar gencim
Adın çabuk diye geçti
Ardında aç köpekleri bırakarak
Ezberimden geçtim.
Hızla biten aşk şarkılarından geçtim
Senden bir şey eksiltmeden sana çok şey bırakmaktı aşk
Bildim
Biz dalkavuk bir aydınlığın yerine
Onurlu bir karanlığı seçtik
Ve bir öyküden ağlarcasına geçtik
Cesurduk çünkü
Kendimizi kendi düşlerimizden kovacak kadar

Ömrüne yüz çevirmiş iki masalcıyız
Gerisi hiçlik
Gerisi yokluk

Sensizliğin anlattığı ne vardı senden başka
Bir hayatın tüm yanılgılarını
Saçlarında çözdüm
Şimdi beni hangi yanımdan susacaksın
Sessizlikte bir dildir
Çoğul susulur
Pusulur
Şimdi beni hangi yanımdan kusacaksın

Yıkık şehrimin izbesi
En fazla içimde ölürsün
En çok
Gözlerime gömülürsün.
Gözlerimi kaparım
Vasiyetimi yazarım

yosika
04-11-2007, 22:09
Çok başarılı bulduğum bir şair(yazar) hatta hayranlık durumunu abartan birisiyim..:) inşallah tüm şiirlerini üyelerimizle buluşturman dileğimle Teşekkürler..:flowers:

ayşirin
04-11-2007, 22:11
şiiir yudumladık bu sayfada adeta...şaiirin yüreğine sağlık ..sinner kardeşim ne güzelde şiir yazarmış ilk karşılaştık şiiirnle kutlarım yüreğiniizi...

hafsa
04-11-2007, 22:14
"Yarime uzanmayan bütün dallarım kırılsın" demiştin.
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?
.
.
.

İşte soluk bir ömrün
Son nefesi.
Benden,
İçimden
Terk ediyorum...






/KAHRAMAN TAZEOĞLU










güzel bi paylaşım tşk.:flowers:

Sepia
04-11-2007, 22:31
Böyle bir son zor gelir elbet
Bilirim nasıl yakar kavurur seni
Hüzünler boynunda yağlı bir ilmek
Düşüncen bir idam mangası gibi
Ne olur bildiğin gibi kalayım sende
Göreceksin doğrunun özü oldu gidişim
Sen için bensizliği ne olur dene
Bu benim bir doğruya en hüzünlü varışım
Şimdi sen hiçbir şeyi hayra yormazsın
Bilmezsinki bu gidiş hangi hayra varacak
Öyle bir çiçeksin ki gidersem hiç solmazsın
Gidiyorum
Ardımdan çiçek orman olacak...









/KAHRAMAN TAZEOĞLU

yosika
04-11-2007, 23:42
ŞEHR-İ
İSTANBUL

Bana kalk gidelim deme bu şehirden
Ben sevgimi yüreğine kazımışım bu şehrin
Ayrılık bana komaz
Hani duymasam
Martı çığlığını ezan sesini
Hani görmesem
Kız kulesini çırpınan denizini
Belki terk etmek kolay olurdu bu şehri
Bana kalk gidelim deme bu şehirden
Kolay mıdır yardan ayrılmak...


Bu şehir minarelerini dikmiş yüreğime
Kolay mı sanırsın yıkmak
Gel vazgeç koparma gülü dalından
Koma beni yurtsuzlar yurduna


Bana kalk gidelim deme bu şehirden
Bir yaz daha göreyim ölmeden
Bir çay daha içeyim Büyükada da
İlk baharında aşık olayım
Son baharında yalnız kalayım
Bir şiir daha yazayım n'olur
Bana kalk gidelim deme bu şehirden
Bırak da kara topragının tadına varayım...


KAHRAMAN TAZEOĞLU

Sepia
06-11-2007, 09:38
Bu yol korkaklar için değildir
iyi oldu gelmediğin
Bu sulardan her babayiğit içemez,
Bu köprüden her benim diyen geçemez,
iyi oldu gelmediğin
Yumuşacık yürek gerek,
sevgi kadar derin gözler,
inançlı bir bilek gerek
iyi oldu gelmediğin.

Sen, bilindik kıyıların sığ sularından açılmadan yaşarsın
Sen,okyanus mavisine uzaklardan bakarsın,

Biz,
yürüyemeyeceğin kadar uzak,
düşleyemeyeceğin kadar renkli,
ve berrak bir ülkeye birlikte gidemezdik.


Sen, açık denizlerden habersiz bir balık,
yalçın tepelerden uzak bir martısın.
Sen, benim için korkak,
herkes için heryerdeki insansın.
İyi oldu gelmediğin.

Alınmanı istemem,
darılman üzer beni,
sana yalan söyleyemem.
Tabi, hep sevdim seni,
sende sığ suları, sende martıları,
açık denizden habersiz balıkları,
sıradan insanları.
Geçemeyeceğin köprüleri,
düşleyemeyeceğin mavileri
sende korkaklığı sevdim.

Sende sevgisizliği sevdim.
İyi oldu gelmediğin...







/KAHRAMAN TAZEOĞLU

Savm
06-11-2007, 10:03
Böyle bir son zor gelir elbet
Bilirim nasıl yakar kavurur seni
Hüzünler boynunda yağlı bir ilmek



Kardeşim sepia çok güzel şiirlerin Kahraman Taze Oğlunun şiirlerinide beğenerek dinlerim ve okurum güzel paylaşımlar kardeşlerim hepinizden Allah razı olsun inşaALLAH


Selam ve Dua ile...

yosika
06-11-2007, 10:22
Küçük Kız

Uyanma küçük kız! Uyanma ve görme kahramanın olamayışımı!

Ağlamaklı bir uykunun koynundasın. Düşten düşe düşerken nöbetleşe bir çığlık gibi irkiliyor bedenin. Bedenin titredikçe adım duyuluyor dudaklarının arasından. Sızılanır gibi, yankılanır gibi... Adım gibi eminim ki, düşlerinde bile kalabalıkların içinde kaybolmuş ruhunu bulamayan iz bilmez bir kahramanı oynuyorum. Adım gibi eminim ki, düşlerinde bile seni korkularından koruyamayacak kadar korkak bir kahramanı oynuyorum. Adım gibi eminim ki, düşlerinde bile kahramanın olmayı beceremiyorum.

Uyanma küçük kız uyanma ve görme!

Pişman değilim ama keşke soran gözlerine konuşmak yerine "susacak var" diye bakabilseydim. "Susacak var" diyebilseydim. Geç bir itiraf her şey. Geç gelen gerçek incitti içini. İçin için ağlamalara ittim seni. Kendi ellerimle, kendi sesimle... Yersiz susuşlarımdı seni itaatsiz konuşmalara boğan. Zamansız sessizliğimdi seni haykırışlara şahlandıran.

Şimdi uyanma küçük kız! Uyanma ve görme çaresiz kahramanlığımı!

Adım düşmüyor dudaklarından. Adım dökülüyor yalvaran sesinle kulaklarıma. Oysa isyandasın. Bir uyansan, meydan okuyacaksın varlığıma. Gözyaşların süzülüyor saçlarına doğru. Her bir damla dağlıyor beni. Bin parçaya ayrılmış bedenimin tek bir parçası bile dokunamıyor sana. Öyle uzağındayım ki... Ama biliyorum; beni büyütüyorsun düşlerinde.

Uyanma küçük kız! Uyanma ve daha da büyüt çocukluğunu unutmuş ruhumu.

Yazmıştım ya "yaşadığını kanıtladığın için teşekkür ederim" diye, hiçbir şeyle ödenmez bir varoluştu gülüşün. Kaç teşekkür az gelir bilsen ya da kaç bakış. Ölmüş bir kalemi dirilttiğini bilmedin ve görmedin hiç. Gereksiz bir suskunlukla gizledim bendeki senin gerçeğini. Kahramanın değildim, kahramanımdın benim. Bilemedik rollerimizi. Belki de bu yüzden hep şaşırdık repliklerimizi. Hep dil sürçmelerinde kaybettik aslımızı.

Uyanma küçük kız! Uyanma ve görme yok oluşumu.

Beni eski bir yarayla aldattığın gün anladım aslında seni ne kadar da çok sevdiğimi. "Sevmeseydim gitmezdim" dediğimde ne çok istedim seni sevmemeyi ve yanında daha çok kalmayı. Kahramanına yenilen bir yazardım ve gitmeseydim hiç yazamazdım. Ve gitmeseydim hiç yazamazdın!

Uyanma küçük kız! Uyanma ve dinlensin kahramanımın küçük ve yorgun bedeni.
Seni öyle seviyorum ki...

.BeYzA.
06-11-2007, 10:37
kahraman tazeoğlu şiirlerini kendi sesinden zevkle dinlerdim önceden şimdilerde ise üstadların şiirleri daha ağır basıyor...

kardem
06-11-2007, 12:39
Alınmanı istemem,
darılman üzer beni,
sana yalan söyleyemem.
Tabi, hep sevdim seni,
sende sığ suları, sende martıları,
açık denizden habersiz balıkları,
sıradan insanları.

ŞİİR ÇOK GÜZEL SEPİACIM BENDE KAHRAMAN TAZEOĞLUNUN ŞİİRLERİNİ OKUMAYI SEVENLERDENİM.FORUMADA YAZMIŞTIM BİRKAÇTANE,YÜREĞİNE SAĞLIK SEVGİLER

hiba_nur
27-12-2007, 15:09
Ayrılık Gelmeden Git

kimsesiz bir gökyüzüne
lâl bir dilin tüm sesiyle haykırması kadar sağır,
karanlık sularda,bir âmânın gözlerini araması kadar kör;
yani anlamsızlığa yeni anlamlar yükler gibi
yalnızca yalnızlığa anlatıyorum kendimi…
çıkmaza düşmüş şiirlerin koynunda
bir uzun yol oluyor kalemden süzülen her harf
her hece aklımın kabristanlarında yankılanan
sahipsiz bir ölüm çığlığı,
masumiyeti sesimde eskiyen…
ve dudaklarımın ucunda bitmek bilmeyen acılı tiryakilikler
ve sonrasızlığın deminde keder dökülüyor kağıtlara
hâsılı aşk; ölü doğmuş bir çocuk şimdi
yüreğimin sevda çukurlarında…
hadi yâr kendini al gecelerimden
al ve git!
zaten bir uzak düştü benimki;
ertelenmiş zamanlarda resmedilirken mavinin imkansızlığı,
şiirler nice sevdaya küs bakış hüküm giymişken,
ezbersiz acılar eşliğinde gözlerinde tükenmek
ve ölebilmek kirpiklerinin iz düşümünde
hani meçhul bir izbede seninle el ele…!
oysa mutluluğu çoktan rehin bıraktım ben
bilmem hangi şehrin emanetçisinde
ve senden habersiz,
adından acılar türetiyorum şimdilerde…
dilimin ucuna geliyorsun bir zaman
yaşamak soruyorsun!
yaşamak; kör bir sancıdır sol yanımda,
dönüşsüz bir türkünün kambur sesinde yitip giden…!
ve dinledikçe kendimi,
kâbus olup büyür geceler karanlığın uğultulu yollarında…
ben kaçmak isterken her şeyden
gözlerin adına kendime sefer üstüne sefer eylerim.
sana çok benzeyen bir şehir olur geçtiğim her yer
her yer öylece uzar gider içinde gözlerimin
ve bizden çok uzakta
mevsim çömezi bir haziran
sonbahara uyanır şehr-i İstanbul,
gözlerinde bir mavi yangın
ve saçlarından dökülür martılar
Üsküdar’da pasaklı bir deniz kızının
sâhi martılar diyordu bir şair:
“martılar ki sokak çocuklarıdır denizin”
yani öylesi kimsesiz ve unutulmuş
yani morarmış kanatlarında münzevi bir hayat taşıyan
sonrası geç kalmış yaşanmışlıklarda
bulutsuzluğa prangalı bir çift yağmur damlası,
yağmasın diye kulelerde saklanan..!

işte böyle “can” dediğim:
yetim çocuklar hüznünde
kâhır yüklü gölgeme
çokça sahiplik etmişken bedenim,
yorgunluğun kıyısında
hüzün olup işlenmişim ömür gergefine…
çapulcu dillerin nazarında
sevdaya zûl libaslar giyinen,
uğursuzluk alâmeti koca bir hiç’miş adım…
ötesi yok!
gurbet yokuşu ağlamalar pazarında
iki damla gözyaşıymış bedelim
ve soyunup benliğimden
elem üstüne elem giyinmiş
sana pervane yüreğim
gözlerimde gözlerini ateş bilip yanmışım öylece
hiç ses etmemişim
meğer ne çok kedermiş
gözlerinin içinde tutuklu kalmak..!
lâkin sevmişim işte
her şeyden ve herkesten öte
sadece sevmişim seni…
ama sen kendini sök düşlerimden
sök ve git şimdi!
yolların koynunda
başımı yaslayıp ölümün yamacına
bunca acıyla yoldaş olmuşken ben
sen kaç benim kalabalığımdan
ve bir intiharın şafağında
sesini sil şiirlerimden
olmasın dönüşü gittiğin yolun
kalemi kırılmış gelişlerin hükmünde
sonsuz bir gidişle
unutmalara aç yüreğini,
yüreğini toparla yüreğimden
cellat bayramı asılışlarda
nasırlı urganlar kuşanmış şiirlerde seyreyle yüzümü
ve zamana not düşsün akreple yelkovan
yüzün kalbimin ortasında
yalnızlık yazgısı yemin olsun
ki belki arınıp mezar kalabalıklardan
ben yine ben olurum…!
yağmurlu bir gökyüzü akşamı
hani olur ya!
düş yorgunu bir martı gelir de hatırlatırsa beni
“ziyan ömürler kucağında
kendine has ölümler büyüten
bir deli çocuktu” dersin…
hadi git şimdi
git ki gözlerine “ayrılık” değmesin...

Kahraman TAZEOĞLU

Olmayan Ulke
31-01-2008, 20:49
Şiir ve şiir yorumlama deyince aklımıza ilk gelenlerden oluyor Kahraman Tazeoğlu.. Yüreğine ve kalemine sağlık olsun..Çok güzel yazıyor..

Okuduğu şiirlerden hepsi çok güzel..Yalnız "Araz"ı bir bambaşka güzel okuyor..

Teşekkürler konu için..

Vesselam..

Sepia
11-02-2008, 11:14
En fazla içimde ölürsün



Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Kızıl sonbaharım
Hangi aşk kendi fırtınasına dayanabildi


Ellerimde çoğul bir gölge kuşu
Adının arkasına basmadan yürüdüm
Alnımda birikti çizikler
Adımdan çıkardım aklımı
Aklımsız kaldım
Neylersin
İnsanız
Ne yapsak eksiğiz işte
Ölüme ayarlı saatiz


En fazla içimde ölürsün
Sorarım
Şiir papirüslerinin hangi köşesine karaladın beni?
Hangi hare’mden yakaladın da çiğnemeden yuttun gözlerimi?
Kekeme repliklerin ezber bozduran kuşu
Hangi rüzgârlara sattın da Saçlarını!
Devrik cümlelerimin öznesi oldun?


İçindeki kötü senaryoların kahramanı olmak istemezdim
Dağıldı bak derlenip toplanmış dağılmalarım


En fazla içimde ölürsün
Nasılsa yokluk rehin bırakılıyor kalana
Kalan gidene denk neyi varsa susuyor.
Ve susmak inceltiyor her yarayı
Ve susmak bakmak oluyor
Gitmediğin her yere


Kim tutuklanmış yalnızlıktan
Gizin içine gizlenen kim
Söyle beni nerene sakladın
Ki şimdi bu kadar sokaktayım


En fazla içimde ölürsün
Karla karışık yağarsın yara Bereme
Karma karışık kalırsın cinnet şeridinde
Kaldırımların kaldıramadığı her neyse işte
Bulamadığın her ne varsa büyük yıkımların izinde
Sana borcum olsun
Hiç yazılmayacak bir şiirin içinde


En fazla içimde ölürsün
Yanağında yanar avucum
Avucumda imlası bozuk bir şiir kalır
Gözlerinin namlusu döner, yakar kirpiklerimi
Kulağımda bir tepenin rüzgârı uğuldar
Gırtlağıma kadar aşka batarım
Yeteri yok. Eksiği fazla.


Neyin kaldı eksilenlerden arta
İçeri doğru kapanan bir kapıydın
Saçlarından geçtim önce
Ve kendimden öylece
Neyim yoksa var bildim
Eğildim
Eksildim
Eridim
Bir seni bitirmedim


Hangi rüzgarlara sattın da saçlarını
Uğultusuna tutunamadın


Ömürden nefes çalarak ne kadar yaşarsa insan
Öyle yaşadım gözlerini
Tenimde itiş kakış
Cebimde depremlerin
Esrarlı gece ayinleri
Volkanik şiirler
Usul usul giymedim mi sözlerini
Yalnızlığın tiradını kapamadım mı her sefer
Sensizlik seni anlattı en çok
Vazgeçmeler vazgeçmekten vazgeçti
Söyle saçlarında öldüğüm
Bir geri gidiş kaç günde gelirdi?


En fazla içimde ölürsün
Cesedini sürüklerim gittiğim her yere
Tenimin yırtıldığı yerden mi girdin içeri
Açar gibi yaparak açık bir kapıyı
Beni ikiye böldün
Hadi içimi kendine aldın da
Beni nerde bıraktın
Hangisini seçerdin benim için
Ve hangisinden vazgeçerdin kendin için


Ben yarama çoktan sen bastım
Yaşım kadar gencim
Adın çabuk diye geçti
Ardında aç köpekleri bırakarak
Ezberimden geçtim.
Hızla biten aşk şarkılarından geçtim
Senden bir şey eksiltmeden sana çok şey bırakmaktı aşk
Bildim


Biz dalkavuk bir aydınlığın yerine
Onurlu bir karanlığı seçtik
Ve bir öyküden ağlarcasına geçtik
Cesurduk çünkü
Kendimizi kendi düşlerimizden kovacak kadar


Ömrüne yüz çevirmiş iki masalcıyız
Gerisi hiçlik
Gerisi yokluk


Sensizliğin anlattığı ne vardı senden başka
Bir hayatın tüm yanılgılarını
Saçlarında çözdüm
Şimdi beni hangi yanımdan susacaksın
Sessizlikte bir dildir
Çoğul susulur
Pusulur
Şimdi beni hangi yanımdan kusacaksın


Yıkık şehrimin izbesi
En fazla içimde ölürsün
En çok
Gözlerime gömülürsün.
Gözlerimi kaparım
Vasiyetimi yazarım.




/KAHRAMAN TAZEOGLU

b_beyza
03-03-2008, 20:30
Bana kalbini ver...
Avuçlarımda tutacağım mayınların yerine...
Acele giden gece zamanlarında çarpacağım
bir duvar emniyetinde gülüşünü ver bana...
Düşerken dibe soluklanacağım ama asla tutmayacağım ellerini ver bana...
Tercüme edilmemiş öfkeler seyrelsin ömründe
Yüksek sesler alçakça dinlenir
Bana usul sessizliğini ver...


Lütuflar karşılık ve karışıklık için sunuluyor hayatın asil isimlerince
Adının anlamını ver bana...
Telaffuzunda özlemlerin dindiği adını ver bana...


Başkaları bu aşkı oyalamak için var olur
Ne kadar durdururlarsa nefesini, o kadar hızlanırlar
Bana kendini ver...
Her şeyden ayıkladığın kendini…
En iyi ölüm berbat bir yaşamın kıyısında bekler
Seninle gerçeklerin intizamlı duruşunda
Yalanlar yumağını çözmek için varım.


Bana gücünü ver...
Yaralar değil canı yakan
İzin tendeki çirkinliği ve merhemin kabadayı yardımseverliği
Yaralarını göster ve bana izlerini ver...


Günün bütün aynaları beni gösterdi aksinde
Baktıkça seni gördüm
Bana var oluşunun sırrını ver...
Günbatımlarında gözümün değdiği yerlere kurul
Senden olma güneşlere kamaşsın bakışım
Bana zamanını ver...


Atlardan daha hızlı koş oraya
Soluk soluğa kaldıkça koş
Yarını ertelediğim geçmişin geçmezliğine inat
Vaktinde yetişmek için bana
Bir kez olsun yok et geç kalışını ve durmadan koş oraya
Bana verdiklerinle bekliyorum seni
Düşsüz ve sonuna kadar gerçekli bir aşkın içinde


Kuşlara takılmasın ayakların.
Takatini zorla ve koş oraya
Kent soysuzlarının, aşk eşkıyalarının, gurur kırmak için hendek kazanların,
Dokunuşun esrarından acizlerin, kontrol edilmeyen sevilerin,
İntiharla harlanmayan yaşamların olmadığı oraya koş.


Ben bütün gemileri uğurladım, gitmeyeceğim
İçilmiş yeminleri kustum şehrin meydanına
Yıldız sağanağına bağır açmış bir yeryüzündeyim
Yazılmış sözleri susuyorum
Konuşarak, yazılmamışları siliyorum
Bana hecelerini ver...
Yarım kalan öykülerimin noktası olmaktan vazgeç
Bana başlangıçlara yeter hevesini ver...


“Susacak var” edilen bir yemin, sözle tutulamayan
Bana yüzünden çizgiler ver...
Gülüşünle belirginleşen ve hiçbir gamzeye yer açmayan.


Suya yazılmaktan kurudu kelimeler…
Bana bir cevap ver..!

Kahraman Tazeoğlu

safinaz
03-03-2008, 21:20
.


“Susacak var” edilen bir yemin, sözle tutulamayan
Bana yüzünden çizgiler ver...
Gülüşünle belirginleşen ve hiçbir gamzeye yer açmayan.





:cray::cray::cray:

:)zeynep(:
10-03-2008, 16:39
http://img126.imageshack.us/img126/3517/a72de5480a71531fld5ao7.jpg



Bitiyor zaman.
Tüm saatler kum saatinin içinde birbiri üstüne yığılıyor.
Sahte mutluluklar giyiniyor sözcükler.
Sen-ben savaşında imtiyazsız yarınlara bugünden açıyorum gözlerimi.
Savaşacak kadar bile yakın olmayışımızı biliyorum.
Bilirim, acı verişindir bu kadar sözcük dizdiren.
Ömrümü ömrünün ardında sürüyen… Kapatıyorum gözlerimi.
Hadi git yâr, geldiğin gibi.
Acıttığın yerden tüm acılarımı da topla git hadi.
Anlamadım yâr Sen mi yâr olmadın yoksa ben mi yarenlikten uzaktım?
Hangi kıyıya vurmuştu aramızdaki eksik o taş?
Hangi şarkıda yarım kalmıştı notamız?
Hangi satır içine sığdırabilmişti de seni; sen bulunmazım olmuştun?
Ah yâr sana bağlamazsam sözcüklerimi, hep anlamsızlık oluyor yüreğimin dili.
Sana bağlandığında da gözyaşına paralel oluyor.
Yok, mu önümde senden gayri gidecek bir yol?
İçim yine aynı mısra´ları tekrarlıyor.
Bulamadım yâr.
Seni bu kadar ararken kendime bir mutluluğu da bulamadım.
Zamandan bir bir çalıp saatleri sızlayan yanlarıma kattım.
Ben acıyı aşka yama yaptım.
Hafife almadım duyuları.
Kuytu köşelerde ölümüne besledim sevdayı.
Acıydı bildiğim aşkın ön adı.
Ah yâr gün gün mısralar döktün içime.
Yüreğimi sana dair söylenmiş mısralarımla yıkadın.
Ben hep sana uzaktım.
Yollarda kaybolsam sen önüme çıkan tuzaktın.
Ben, her gece gözyaşlarımla yıkadığım masallarımı saçlarına yolladım.
Saçlarından kulaklarına musalla taşı gibi bir soğuklukla inip, beni sana anlatır sandım.
Yanıldım…
Yoruldum yâr Bütün kapılarımı kapatmaya hazırlanıyorum gönlümün.
Kimliğimi hediye edip bu şehre, her bir adımımda anıları sürükleyip ardımdan ve rotamı da ekleyip nabzıma gidiyorum…
Mutlu günlerin gelmesini bekleyen çehremdeki çizgileri siliyorum.
Ceplerimi dolduruyorum yedekteki acılarla.
Her sabah yüzümü yıkadığım tavana asıyorum hayallerimi.
Ansızın içime düştüğün günden beri ayakları burkuldu ömrümün.
Ve ben her gün bir daha ölmek için uyanır oldum uykumdan.
Paslandı gözlerim.
Sen kendin için kal yâr ben senin için giderim.
Bu defa sürgünlere giden yüreğime bedenimi de eklerim.
Bağdat olurum yıkılırım kurşunlara.
Filistin olurum kalırım duvarlar arasında.
Ama yine de İstanbul’u saklarım alınyazımda.
Nerede olursam olayım unutma yâr; yarın yeni bir gün ve her yeni günde olduğu gibi senli ölüme hazırlanıyor gönlüm…

Kahraman TAZEOĞLU

Savm
21-05-2008, 17:07
http://www.ihvanforum.org/picture.php?albumid=12&pictureid=58







Araz

" Yalnızım çünkü sen varsın

" geldesen gelirdim
gittiğin uzakta bendim
dağ gibi bir ihanetten düştüm
bu kendime son gelişim

ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
kendimi suçüstü yakalıyorum
ve kentsizliğimin isimsizliğini
Araz'a uyak düşüyorum
gözlerime senden düşler sürüyorum
ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
bana en büyük tehdit yine ben oluyorum
sonra bir durağa yaslanıyorum
sonra bir kente
ve sen gidiyorsun
ben kanıyorum
diyorlar ki " kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun
oysa " geldesen gelirdim biliyorsun

yorgun Haliç'e biraz inat
biraz ihanet bırakıyorum
ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
aklıma düşüyorsun
düşüyorum
düşünce
üşüyorum
azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
yalanlarımla bir hiçlikteyim
beni içinden kaç!

bu kentte her yağmur kendini ağlar
aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
nerde, kimi üşüyorsun?
artık kendini yakan bir ateşim
kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
şimdi boş duraklarda yaslanıyorum
boş kentlere
oysa " geldesen gelecektim

gündüşlerime dönüşlerimde
bakışın içiyor beni gözlerimden
gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
uzaklığına uzanıyorum
sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
yıkılıyorum şarkılara
" kimseler biliyor
yalnızlık dostumdu
şimdi korkum oluyor
oysa " geldesen gelecektim

artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
güzartığı saçlarımda oynaşan sensizlik
gözkarana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
düş satıcısı, ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
uysal yalnızlıklar satın alıyorum
gülüşümle ödeyerek
ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
cüzzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
kirli sözlerimi temize çekme
oysa " gel" desen gelecektim

gözlerim ihanete ihbar taşıyor
kuşkulu bir cinayete fısıldıyor kaşlarına
sözü namluna sürmelisin şimdi
en yaralı yanımdan vurmalısın beni
çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır

avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
susuşuna kan döküyor gözlerim
sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
oysa bilmelisin Araz'ım
kimsenin içi görünmez
ve hiç bulamadıklarını
asla yitiremezsin
bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
söylenecek bütün sözler

her sabah akşam oluyorsun
alnından ellerine damlıyorsun
yüzündeki yağmurla iniyorsun kent'e
içine dert oluyorsun kentin
dışına yağmur
yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
duvarların kan öksürüyor
ve sen
başkalarının gözlerini
yüzümde aramamayı öğreniyorsun
beni bir durağa yaslıyorsun
beni bir kent'e
gidiyorsun
oysa " geldesen gelecektim

susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
en susmakta neydi öyle
sen en dinlerken
biliyorum Araz'ım
insan kendini bulmamalı, hep aramalı
gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
gece cinnetlerimi de alıp yanıma
denize bakmayı bilmeyenler
bir gün mutlaka boğulur
işte bundandır gözlerinden kaçışlarım

siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet yaptınız mı?

ben şimdi gurbetim
içimde taşıyorum
heba olsa da senlerce yılım
oysa " geldesen gelecektim

ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
şairler ölüdür derler (inanmıyorum) !
en karanlık ceketimi giyiyordum
ışığa kördüm çünkü
şimdi ise güneşe ilerliyorum
dirilmek için

kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
gecenin kör gözünden utanıyorum
hadi bana en militan kelimelerle saldır
batır içime cümlelerini
beyhude bir dehşet bırak bana
hakediyorum

gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
can kaybından ölüyorum
cenazemde namaz kılacağım
zan altındayım
yalanıma inanıyorum

yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
kinim kendime
susuşum sana
küsüşüm tüm dünyaya
üstü kalsın ihanetimin
" geldesen gelecektim
yine bir tren geçiyor içimden
sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
görmüyorum, söylemiyorsun, kırılıyorum
hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
süsle beni ey aşk!
geçtiğin yerleri öpüyorum

yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
dişlerindeki nikotin tadı terkimde
sirenler ve ateş hatları içip
sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
ve bir asansör kapısı önünde
aslında yüzüme tükürüyorsun da ihanetimi
ben habersiz gülümsüyorum
yasadışıyım
tutukla beni gözlerimden

kalemim bitti, yitirdi şiirini şuur
öldü kanımdaki mürekkep balığı
solumdaki sis'e intihar etti intiharlar
bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
yaşamak için geç bir zaman
ölmek için ise erken

çok davullu bir senfoni sürçüyor
dikiş tutmaz ayrılığımda
kirpiğinden yapılma bir darağacına
geceyi asıyorum
yoksun
bu yağmurlar ıslatmıyor beni
bir durağa yaslanıyorum sensiz
gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
" geldesen gelecektim oysa

kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
şimdi herkes biraz sen, biraz acı
göğsümde bir vagon
gizli sözler batıyor
fırtınalar çıkıyor üstüme

şakağımda
intihar acemisi bir şairin
delilik provaları
arkandan uluyan kapılardan
söküyorum kokunu
yokluğunu kokluyorum
yokluğunu yokluyorum

çöz gözlerimi senden hadi!
ücranda yak bakışımı
gözlerine bekçi sevdam
dünden ve senden kalmayım
içine her düşen
kendi keşfi sanıyor seni
oysa sen
melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
ve kendini acıtmak istiyorsun
ama güller kendine batamaz
bilmiyor musun?
'gel' mi diyorsun?

herkes kendi gördüğüne bakar
peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz?
kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
hadi! en kanadığımız yerden susalım
'gel' desen gelirdim
'git' dedin ve gittin

Aşka...
Rüzgara...
Ayrılığa...
Zamana...
...

Kahraman Tazeoğlu...


:::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::: :::::::::::::::::::::::::::::::::::::

Savm
21-05-2008, 17:13
http://www.ihvanforum.org/picture.php?albumid=17&pictureid=109





Yoksun Ya

Yoksun ya
Gençliğimin deli rüzgarları da yok
Ve yoksul düş baharlarım
Neler kalmadı ki sende
Çaresizlik karabasanlarının çıkmazları
Avuntuzus saplantıların açmazları
Deli düşler

Yoksun ya
Kim anlar şimdi bu yüreği
Sensizlikte ne yapılır bilmem ki
Aşkın tepelerinden böyle apansız düşmedim

Ilık tebesusumler vaktine beş kala solan
Kahkahalar gibiyim
Yarısında yutulmuş
Sevinç çığlıkları dolu boğazım

Seni özlemeyi bile yakıştıramıyorum kendime

Yoksun ya
Buruşturulup atılmış mektuplar gibiyim
İçimdeki yürek boşluğuna yoldaş
Gülüşüm bükülü kaldı dudağımda
Sana sargın kalmak vardı gül yüzlü
Bu aşkın üstü
Böyle örtülür müydü

Kahraman Tazeoğlu

MaADa
21-05-2008, 17:15
Teşekkürler..

Sepia
21-05-2008, 17:45
Böyle bir son zor gelir elbet
Bilirim nasıl yakar kavurur seni
Hüzünler boynunda yağlı bir ilmek
Düşüncen bir idam mangası gibi
Ne olur bildiğin gibi kalayım sende
Göreceksin doğrunun özü oldu gidişim
Sen için ne olur bensizliği dene
Bu benim bir doğruya en hüzünlü varışım
Şimdi sen hiç bir şeyi hayra yormazsın
Bilmezsin ki bu gidiş hangi hayra varacak

/Kahraman Tazeoğlu

.şüheda.
21-05-2008, 18:01
seni özlemeyi bile yakıştıramıyorum kendime
süpper bir söz ya hu

~∂üяя-ι ¢αη
24-08-2009, 23:20
~~~...ARAZ...~~~



Yalnızım çünkü sen varsın"

"gel" desen gelirdim
gittiğin uzakta bendim
dağ gibi bir ihanetten düştüm
bu kendime son gelişim

ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime
kendimi suçüstü yakalıyorum
ve kentsizliğimin isimsizliğini
Araz'a uyak düşüyorum
gözlerime senden düşler sürüyorum
ıslak bileklerim kan bayramına yatıyor
bana en büyük tehdit yine ben oluyorum

sonra bir durağa yaslanıyorum
sonra bir kente
ve sen gidiyorsun
ben kanıyorum
diyorlar ki; kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun.
oysa "gel" desen gelirdim biliyorsun

yorgun Haliç'e biraz inat
biraz ihanet bırakıyorum
ellerinden bir tedirginliği bir tehdidi avuçluyorum
aklıma düşüyorsun
düşüyorum
düşünce
üşüyorum
azgın hüzünlerle körlüğüme göçüyorum
ayrılığın saati kaç geçiyor bilmiyorum
yalanlarımla bir hiçlikteyim
beni içinden kaç

bu kentte her yağmur kendini ağlar
aklıma düşsen yalnızlık oluyorum
ağzımdaki uykudan öpmüyorsun nicedir
nerde kimi üşüyorsun
artık kendini yakan bir ateşim
kendimize birbirimizden düşler yapamıyoruz
şimdi boş duraklara yaslanıyorum
boş kentlere
oysa "gel" desen gelecektim

gün düşlerime dönüşlerimde
bakışın içiyor beni gözlerimden
gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
uzaklığına uzanıyorum
sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
yıkılıyorum şarkılara
"kimseler biliyor"
yalnızlık dostumdu
şimdi korkum oluyor
oysa "gel" desen gelecektim

artık her şey kımıltısız bir geceye dönüşüyor
güz artığı saçlarımda oynaşan sensizlik
göz karana yenik düşüyor en korkak yanlarımdan
kendimi yitirdikçe sana gidiyorum
göbek çukurumda sobelere karanlık uyutuyorum
düş satıcısı ispiyoncu bir ihtiyarın insafına kalıyorum
uysal yalnızlıklar satın alıyorum
gülüşümle ödeyerek
ve içimde yalancı bir katil taşıyorum
yeni utançlar biriktiriyorum eski günahlarıma
cüzamlı ruhlar cehennemine gidiyorum ben
kirli sözlerimi temize çekme
oysa "gel" desen gelecektim

gözlerim ihanete ihbar taşıyor
kuşkulu bir cinayeti fısıldıyor kaşlarına
sözü namluna sürmelisin şimdi
en yaralı yanımdan vurmalısın beni
çünkü uçmak düşmeyi göze almaktır

avlunda bıraktığım az kullanılmış intiharları deniyorum
ne vakit nikotinli ellerinden yola çıksam
susuşuna kan döküyor gözlerim
sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
oysa bilmelisin Araz'ım
kimsenin içi görünmez
ve hiç bulamadıklarını
asla yitiremezsin
bak şimdi aramızda sessiz kalıyor
söylenecek bütün sözler

her sabah akşam oluyorsun
alnından ellerine damlıyorsun
yüzündeki yağmurla iniyorsun kente
içine dert oluyorsun kentin
dışına yağmur
yüreğinde dağılıyor kristal şehirler
duvarların kan öksürüyor
ve sen
başkalarının gözlerini
yüzümde aramamayı öğreniyorsun
beni bir durağa yaslıyorsun
beni bir kente
gidiyorsun
oysa "gel" desen gelecektim

susmak en inatçısı olmaktır yalnızlığın
en susmakta neydi öyle
sen en dinlerken
biliyorum Araz'ım
insan kendini bulmamalı, hep aramalı
gittiğin yerden başlıyorum öyleyse
gece cinnetlerimi de alıp yanıma

denize bakmayı bilmeyenler
bir gün mutlaka boğulur
işte bundandır gözlerinden kaçışlarım

siz hiç yar saçının bir telinden kendinize gurbet
yaptınız mı

ben şimdi gurbetim
içimde taşıyorum
heba olsa da senlerce yılım
oysa "gel" desen gelecektim

ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden
şairler ölüdür derler
inanmıyorum


en karanlık ceketimi giyiyordum
ışığa kördüm çünkü
şimdi ise güneşe ilerliyorum
dirilmek için

kimliği paslanıyor eski bir anarşistin
gecenin kör gözünden utanıyorum
hadi bana en militan kelimelerle saldır
batır içime cümlelerini
beyhude bir dehşet bırak
hak ediyorum

gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime
can kaybından ölüyorum
cenazemde namaz kılacağım
zan altındayım
yalanıma inanıyorum

yorgun söylentiler kanıyor solgun yaralarımdan
kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin
kinim kendime
susuşum sana
küsüşüm tüm dünyaya

üstü kalsın ihanetimin
"gel" desen gelecektim

yine bir tren geçiyor içimden
sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor
görmüyorum söylemiyorsun kırılıyorum
hiçliğimin etleri yolunuyor şizofrenik bir gecede
sana bir öykü çıkarıyorum ağzımdan
süsle beni ey aşk
geçtiğin yerleri öpüyorum

yarısı yanık bir aşkın küllerini taşıyorum
dişlerindeki nikotin tadı terkimde
sirenler ve ateş hatları içip
sesini peydahlıyorum kendimden ve kentimden
ıslak ceplerimi buluyorum el yordamıyla
yasadışıyım
tutukla beni gözlerimden

kalemim bitti yitirdi şiirini şuur
öldü kanımdaki mürekkep balığı
solumdaki sise intihar etti intiharlar
bir aşkı kaça katlayabilirdi ki ezik bir yürek
yaşamak için geç bir zaman
ölmek için ise erken

çok davullu bir senfoni sürçüyor
dikiş tutmaz ayrılığımda
kirpiğinden yapılma bir darağacına
geceyi asıyorum
yoksun
bu yağmurlar ıslatmıyor beni
bir durağa yaslanıyorum sensiz
gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum
"gel" desen gelecektim oysa

kulaklarımdan bordo denizler dökülüyor
şimdi herkes biraz sen biraz acı
göğsümde bir vagon
gizli sözler batıyor
fırtınalar çıkıyor üstüme

şakağımda
intihar acemisi bir şairin
delilik provaları
arkandan uluyan kapılardan
söküyorum kokunu
yokluğunu kokluyorum
yokluğunu yokluyorum

çöz gözlerimi senden hadi
ücranda yak bakışımı
gözlerine bekçi sevdam
dünden ve senden kalmayım

içine her düşen
kendi keşfi sanıyor seni
oysa sen
melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
ve kendini acıtmak istiyorsun
ama güller kendine batamaz
bilmiyor musun
"gel" mi diyorsun

herkes kendi gördüğüne bakar
peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz
kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu
hadi en kanadığımız yerden susalım
"gel" desen gelirdim
"git" dedin ve gittin

Aşka...
Rüzgara...
Ayrılığa...
Zamana...

eyvallah...


KAHRAMAN TAZEOĞLU

~∂üяя-ι ¢αη
24-08-2009, 23:21
kahraman tazeoğlunun kendi sesinden dinlemek isteyenler buradan dinleye bilir.. (:
burada paylaşmıştım.. (:

http://www.ihvanforum.org/youtube-videolar/58424-araz-kahraman-tazeoglu-super-bi-siir-siddetle-dinlemenizi-tavsiye-ediyorum/

Azra
27-08-2009, 15:37
http://img148.imageshack.us/img148/6316/display711846oe6.jpg


Her Aşk Katilidir Bir Öncekinin
rüzgarlı bir tepenin yamacındayım şimdi
kent suskun
ve istasyonlar ayrılık için var bu şehirde
imlası buzuk, üşümüş ve kirli bir çocuk olurum seni düşünürken
ömrüme iliştirdiğim martı leşleri yamalı bir geçmişi oynar
imtihanlar ve intiharlar üzerine kurulu hayatlardan
gecenin en serseri yanını alırım günceme...

durup durup şiirler yazmak yoluna
yeni bir yaşam biçimim oldu son günlerde
kendimi sende kalabalık buluşum belki de bundan
her gece yorganımın altında sakladığım
kırlangıç sürüleriyle geliyorum sana
sen uykudayken
babam her gece ölüyor şimdilerde
annem nihavent bir çığlık oluyor
bana en çok sensizlik koyuyor
sonra babilin asma bahçelerine asıyorum kendimi
uyanmak için...

eski bir aşkını anlatıyorken bana
konuştuklarından yapılma bir sessizlik oluyor ağzım
kaç kez kanıyorum bir bilsen
(ya da hiç bilmesen)
sesinin ardında yüzün sessiz bir tabanca gibi duruyor
kendimi kötü kurulmuş bir cümle sanıyorum
gece yüklü bir kamyon uykularımı solluyor

yastığının altında yalnızlığın var biliyorum
oysa ben senden bir bardak su istedim
akdeniz değil
son yalnızı benimdir bu kentin
istanbul arkamdan gelir
ey hüznü yüzünde gülücük diye taşıyan kız
hep kendine mi saklarsın çocukluğunu...

ağzıma bir bulut bulaşsa da yokluğundan yapılmış
kayadan seken kurşun
en serseri yanımız olur kimi zaman
ve ben hep kendimi terk ederim senden

her katilin aşkı...

her aşkın katili...

bir öncekinin faili...

hep ben olurum...

hep ben ölürüm...

içime uzanan koridorların ortasından
hep gülerdin beni görünce
bense sana hep geç kalırdım

sona kalırdım...

sonra kanardım...

yağmurlarla inseydin içime
içim senden yanaydı
yüzümdeki işgaller senden karaydı
seni sevmek en gizli ağlama biçimimdi
sana yazacaklarım sil sil bitmezdi
ve ben
sende hiçbir şeydim
sen bende her şeyken...

canım...
yastığının altında biriktirdiğin yalnızlıklarım
kendine varlaşıp bana yoklaşan biri yapar seni
ve ne kadar kaçsan o kadar yakınsındır aslında kendine
geciken sevdalar yıkık kentlere benzer bilirsin
ve sevgisizlik alır bir gün seni benden...

işte bu yüzden...

sen hep sevil...

hep sevil...

sevil...


Kahraman Tazeoğlu

yosika
27-08-2009, 15:41
Kaptan'ın mükemmel şiirlerinden biri.
Teşekkürler.

sword
27-08-2009, 15:46
Her Aşk Katilidir Bir Öncekinin
Başlığı bile yetiyor

Teşekkürler...

Hüzün Seli
27-08-2009, 23:26
ey hüznü yüzünde gülücük diye taşıyan kız



Diyorlar ki "Her Aşk katilidir bir öncekinin.." Söylesene hangi Aşk katledilmeye değer ki?..Ya da hangi aşık aşkına kıyabilir?..

En iyisi Aşkı mahkûm etmeli..Aşka mahkûm etmeli...

. . .

Azra
28-08-2009, 15:19
Kahraman Tazeoğlu'nun en sevdiğim şiirlerinden birtanesi bu. çok güzel...

Sevgili Mehmet Batar'ın yorumundan dinlemek başka güzel...

Eyvallah. . .

:)zeynep(:
28-08-2009, 22:53
Daha kaç kez ölür insan
Adına aşk denen bu intiharda

Nasılsa her cinayete bir katil bulunur
Sesimin gülen yanına bir ölüm daha sus

Hiç gelmeyenin gidişine inanmışsın
Kendinle arandaki köprüleri atmışsın

Tutunacak bir dil aramışsın dilsizlik değil
İçine akşam kaçmış sonbaharlar'a uyanmışsın

Öldürülmüş yanlarına astığın nazalık
Ağır bir uykusuzluk geçirmekte

Günü geçmiş günler satmışsın günsüzlüğüne
Dön gel oruçlarından bir suskunluk borcun kalmış
Adressiz bir gün daha geçmiş kapından
Bir kendine harammış iyi yanın

Hiç bir silah kendini vurmaz
Bu yaradan sana kabuk çıkmaz

Ve daha kaç kez ölür insan
Adına aşk denen bu intiharda.....

KAHRAMAN TAZEOĞLU

NehaR
04-09-2009, 14:56
SUSSAM YALNIZLIK KONUŞSAM AYRILIK

Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz
şimdi ne senin gözlerinde harranın suya hasret yangınları var
nede benim gözlerimde şiir
yaz dedin oysa kışlar yaşıyorum her mevsim
açmak üzereyken papatyalar yeni karlar yağıyor üstüne
üşüyorum evet hala üşüyor ellerim
hüzün kapımızı çalalı beri
bin günü aştı
bin ömür bin soluk
bin yıkılış yaşadım
ömrümün arka sayfalarında altı çizilmiş satırlarımı okumaya başladım
sığınışlarını susuşlarını ve haykırışlarını işittim mavi adadan
korunaklı bir liman olamadım sana
ve arkama bakmadan giderken haykırışlarını duymamak için kapattım yüreğimin kulaklarını
şimdi bin ömür geçmiş ömrümden
ben bir rüyadan uyanmak istercesine çırpınıyorum
hani zaman ilacı olurdu herşeyin
hani zamana bırakmalıydık
atalar yine yanıldı
bir günün sonunda binlerce tükenişle ölürken ben
zaman zehrini içerken yudum yudum
artık bitsin istiyorum
ataların ilaç dedikleri yoksuzlugun bitsin
bitmezlerin bilincinde diyorum yne
yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz
şimdi ne senin gözlerinde harranın suya hasret yangınları var
nede benim gözlerimde şiir
şimdi kendini yok edişlerini dinliyorum
susuyorum
susuşlarımın öznesi sen oluyorsun hep
şehrine gidiyorum
yokluğun açıyor kapıları
yıkılan şehirler arası bir otobüs terminalinde ayak izlerimiz duruyor
halâ haklısın
kokun sinmiş soğuk duvarlarına şehrin
herkezin gözünde seni arıyorum yoksun
yokluğunu salıp gitmişsin
gidişle bırakıldığın bu kentte
susuşlarına bile yandıgın soğuk dağlarımın eşkiyası
bağışlama dilemiyorum
gel demiyorum
sev demiyorum
haykırışların yankılanıp boşlukta kaybolmadı bilesin
sığındığın mavi adada yaktığın ateşi göm
yanaştırabilirsem gemilerimi tutucam ellerinden
şimdi yanıyorum kanıyorum ve yıkılışların altında tekrar eziliyor bedenim
geç kalınmış bir solukmu bir günün sonunda
yoksa çaresizliklerimin son çırpınışlarımı bilmiyorum
kayıp adresten yazıyorum son kez
sussam yalnızlık konuşsam ayrılık
dönsem yıkılış dönmesem yok oluş
şimdi ben susuyorum yalnızlığa talip
sende sus bana
sus ki bir daha ölmeyeyim.

Kahraman Tazeoğlu

yosika
04-09-2009, 21:36
Kaptan hep harika,hep mükemmel (:

NehaR
04-09-2009, 23:38
Kaptan hep harika,hep mükemmel (:



Haklısınız.. Radyo 7' de program saatlerini kaçırmadan dinlerdim kendisini...Mavi adanın kaptanı, Gecenin şiirlere yolculuğuydu kendisi... Onu şiir okurken dinlemek ayrı bir keyifti benim için....O radyoyu bıraktı bende onu dinlemeyi....Ondan bir şiir daha;

Ağır geliyorum kendime..

Yine o ağrıyla uyandım.
İnsanın içi ağrır mı hiç?
Ağrıyor işte...
Dibe yuvarlanıyorum
Ağır geliyorum kendime...

Kendime birikiyorum kendimi yabancılaştırarak kendime.
Tanıyamıyorum çoğu zaman beni.

En sevdiğim çiçek adlarını unutuyorum bazen.
Bazen de yürüdüğüm yolu.
Geliyor muydum yoksa gidiyor muydum bilmiyorum!?


Aramadığın yerlerde olmayı seçiyorum nedense.
Karşılaşma ihtimalimizin olmadığı...
Olamayacağı...

İlk ışıktan sağa dönüyorum hep.
Senden değil seninle karşılaşmaktan korkuyorum.
Şekil değiitirmişiz biz.
Ben giderken sen gelirken ne varsa bilmediğim;
Karşılaştığımızda bir şamar gibi inecek yüzüme sanırım.
O yüzden kaçıyorum karşılaşmalardan.

Korkmak değil bu.
Korkudan kormak benimkisi...
Ve anladım ki ayrılığa değil ayrı kalmaya yeniliyor insan...

Çelişkisiz yaşadın sen.
O yüzden anlayamazsın beni.
İçinde hiç "kal"ı olan bir "git"in olmadı mesela...


Bildiğim tek adres adresssizliğimdir benim.
Sen hiç bu kadar cesaretli olmadın unutma.
Ben yola çıktığımda geriye dönerken nelere ihtiyacım olacağını hesaplamam.

İşte bu yüzden bu ağrı...
İçim ağrıyor bak.
İnsanın içi ağrır mı hiç?
Ağrıyor işte...

Aç bir çocuğun hem ağlayıp hem de ekmek yemesi gibi birşey bu ayrılık sonraları.
Katmerleşen bi acıyı katık etmek boğazında takılıp duran her şeye...


Biliyorum "yarın yeni bir gün doğacak" hikayeleri inananını kanatır en çok.
O yüzdendir sadaka vaatlere tenezzül etmeyişim.
Ucuz umutlar lütfetme adamlığıma...


Ben bir tek savaşarak yenilmesini bilirim!
Yıkılmam böylesi bir yenilgiden.
Utandırmaz adamlığımı bu ağrılı geçmişin ağaran yaraları.
Kutsal merhamet avcısı değilim ben.
Yola sensizlikten ağlayarak da devam edebilirim.
Yanıma sen gerekmez yürümem için.
Bu yollarda büyüdüm ben unutma.


Düşeceğimi bildiğim betonlardan korkarak atlamadım ben bu uçuruma.
Kanatmış olsan da beni bir ayrılığın koynunda
Yine de merhemi istemem bir başkasının elinden.
Merhemi verenlerin seni kötülemesine izin vermiş olurum o zaman.
Ne sana eğilirim ne seni başkasına eğerim.
Yakışmaz bu benim adamlığıma...


Kendimi korlarda denemişim ben.
Senin alevlerin ellerimi ısıtır en fazla.
Merak ediyorsan eğer
Giderken ölümüme bıraktığın yalnızlık
Kendisiyle yaşamayı öğretti bana.


Uslanmış değilim yani
Islanmış olsam da gözyaşımdan...


Ağrıyı içimde tutuyorsam hep;
Hasmımla savaşımı göremesin diyedir düşmanlarım.
Bu yüzden ben yokluğunun varlığına sığınarak da yaşayabilirim böyle.
İnsanın içi ağrır mı hiç?
Bu yüzden ağrıyor işte. . .

KAHRAMAN TAZEOGLU

SeTTaR
04-09-2009, 23:52
Çok güzel şiir elinize sağlık.

yosika
05-09-2009, 20:39
Kral fm e geçti kendisi haftaiçi Bedirhan Gökçe'den sonra yayında (:
dipnot : cumartesi sultanahmet fuarında imza gününde (:

Sükut-u Hayal
23-10-2009, 21:32
Her Aşk Katilidir Bir Öncekinin

rüzgarlı bir tepenin yamacındayım şimdi
kent suskun
ve istasyonlar ayrılık için var bu şehirde
imlası buzuk, üşümüş ve kirli bir çocuk olurum seni düşünürken
ömrüme iliştirdiğim martı leşleri yamalı bir geçmişi oynar
imtihanlar ve intiharlar üzerine kurulu hayatlardan
gecenin en serseri yanını alırım günceme

durup durup şiirler yazmak yoluna
yeni bir yaşam biçimim oldu son günlerde
kendimi sende kalabalık buluşum belki de bundan
her gece yorganımın altında sakladığım
kırlangıç sürüleriyle geliyorum sana
sen uykudayken
babam her gece ölüyor şimdilerde
annem nihavent bir çığlık oluyor
bana en çok sensizlik koyuyor
sonra babilin asma bahçelerine asıyorum kendimi
uyanmak için

eski bir aşkını anlatıyorken bana
konuştuklarından yapılma bir sessizlik oluyor ağzım
kaç kez kanıyorum bir bilsen
(ya da hiç bilmesen)
sesinin ardında yüzün sessiz bir tabanca gibi duruyor
kendimi kötü kurulmuş bir cümle sanıyorum
gece yüklü bir kamyon uykularımı solluyor

yastığının altında yalnızlığın var biliyorum
oysa ben senden bir bardak su istedim
akdeniz değil
son yalnızı benimdir bu kentin
istanbul arkamdan gelir
ey hüznü yüzünde gülücük diye taşıyan kız
hep kendine mi saklarsın çocukluğunu

ağzıma bir bulut bulaşsa da yokluğundan yapılmış
kayadan seken kurşun
en serseri yanımız olur kimi zaman
ve ben hep kendimi terk ederim senden
her katilin aşkı
her aşkın katili
bir öncekinin faili
hep ben olurum
hep ben ölürüm

içime uzanan koridorların ortasından
hep gülerdin beni görünce
bense sana hep geç kalırdım
sona kalırdım
sonra kanardım

yağmurlarla inseydin içime
içim senden yanaydı
yüzümdeki işgaller senden karaydı
seni sevmek en gizli ağlama biçimimdi
sana yazacaklarım sil sil bitmezdi
ve ben
sende hiçbir şeydim
sen bende herşeyken

canım
yastığının altında biriktirdiğin yalnızlıklarım
kendine varlaşıp bana yoklaşan biri yapar seni
ve ne kadar kaçsan o kadar yakınsındır aslında kendine
geciken sevdalar yıkık kentlere benzer bilirsin
ve sevgisizlik alır bir gün seni benden
işte bu yüzden
sen hep sevil
hep sevil
sevil

Kahraman Tazeoğlu

Sükut-u Hayal
05-11-2009, 21:31
Gözlerin KUDÜS mü ki direnç vaad ediyor yüreğime?
Hayallere gömdüm artık seni.
Sevda mabedimde umursanmaz tek heykeldir adın...
Binbir gece masallarında anlatılan yalanlar kadar yalan kaldın, uzak kaldın bana...
Oysa...
Masaldanda masal gözlerde ne yalanlar okumuştum doğruluğu öğrenmek hatrına...
Yüreğimin dehlizlerinde tuzlu bir acı biriktiriyorum adın tadında...



Dahada derin olsun istiyorum yaralarım, sen kanasın oluk oluk... Gözlerimdeki yağmurlarla suluyorum tüm sevinçleri, hiç kurumasın, yeşersin çiçeklerimiz diye umuda...
Vazgeçtim sevda fermanlari okuduğum gözlerinde mutluluk aramayı...



Vazgeçtim yarınsız umutlardan, umutsuz yarınlar biriktirmeyi...
Ben yüzünü resmederken aynalara, sen günden güne yabancılaşıyorsun bana...
Ne sen bana yetişebiliyorsun artık, ne de ben zamana...



Vazgeçtim bu yüzden senden, veda ettim bu yüzden tüm aşklara....

Bilmediğim dillerde anlatılıyor aşk...
Tanımadığım yüzlerde...
Tanımadığım şehirlerde yaşanıyormuş en masum sevgiler...
Nasıl anlarım bunu, nasıl anlatırım bilinmez bir lisanla?
Nasıl yaşarım sonra?
Göçsem şehrimden, gitsem sen kadar uzaklara, yabancılaşsam kendime, tanınmayan yüz olsam aynalarda!
Banada armağan edermi bu pinti hayat, gök yüzü kadar saf bir sevda? Olmuyor...
Yabancı dillerde, yabancı yüzlerde kalıyor hep, masum sevgiler...
Yine sen kalıyorsun bana, yine sana kalıyor boşluğu sevdanın, yine sevda oluyor adın...
Göz yaşlarım gözümü yakıyor nicedir, çünkü gözlerimdeki boşlukta adın duruyor, çünkü yüreğimin dehlizinden gözlerin bakıyor...
Ben adını tuzluyorum acıma, yaramı daha fazla acıtsın diye, ben adını tuzluyorum yarama, kalbimin enkazına gömdüğüm merhum adın kokmasın diye...
Ama gözlerin KUDÜS'mü ki direnç vaad ediyor yüreğime?
Kan sızan kalbime KUDÜS rengi bir çift göz merhem oluyor?

Sen; imkan-sızımsın KUDÜS kadar...
Sevincimsin, direncimsin KUDÜS kadar... EY YAR!!





Bil ki; KUDÜS'ümsün sen benim, en büyük cümlem kadar...
Gecenin simsiyah saçlarını tarıyorum bir anne özentisiyle.
Yetim kalmış boyun büküşü en çokda sevdalı yönümü acıtıyor...
Oysa bilmiyor tüm siyahlığıyla gelişi, bembeyaz satırlar armağan eder şairlere, şairler yazmak için bakarlar herşeye...
Geceler yıldızlı ruhuyla aydınlatır hasarlı ruhları...
Gökyüzünün yıldız gözlerini sürmeliyorum simsiyah hüznümle... Üşüyen omuzlarına yalnızlığımı bırakıyorum üşümesin, hastalanmasın diye...
Sonsuzluğa sevdalandığımdan beri daha çok bağlanıyorum geceye! Çünkü birtek geceler anlıyor bu imkansızlıkların içinde yalnız kalabilme imkanını, birtek geceler anlıyor, kaybolan kendimi, kaybolan bir kentte bulmanın ezik efkarını...

Esmer bir hüzünle karşıladım yine geceyi...
Hazan mevsiminin avuçlarıma bıraktığı hüznü son damlasına kadar harcamaya ant içti kalemim...
Kalemim içimi içti bu gece...
Dilimde Meryem'in suskunluğu, yüzümde hayatın küskünlüğü, bir Ebuzer yalnızlığıyla gömüldüm geceye! Yaşamaya çalışan ömrüme, yaşlanmış gözlerle bakıyorum...
Gözlerim, kendine üzülen üzgünlüğüme yaşlanıyor hep...
Neden bilmiyorum bu yapışkan hüzün neden? Sokaklarda gezinen bunca kahkahalar, gamsız dudaklarda yıpranırken, mutluluk ucuz bir oyuncak gibi şehirli çocukların ellerinde dolaşırken, ben günden güne birbirine giren bu dilsiz suskunlukla içime dolaşıyorum...
İlmeği kaçmış bir hüznün çözülen düğümleriyim şimdilerde...
Kavrulan bir şehrin özgür esaretine tutuklu kalıyorum her gece...
Her gece KUDÜS resimleri asılı odamın duvarlarına bakıp KUDÜS kadar direnç diliyorum yüreğime...
KUDÜS'ü düşlüyorum hüzne gömüldüğüm her gece...

Dile gelseydi susmalarım acıların kanattığı yaralara merhem olacaktı, boşluğunu dolduracaktı dolu dizgin giden boş hayatta ölümlerim... Şimdi ölümlerden beter öfkelerim var! Ellerinde sapan taşlarıyla KUDÜS yüzlü çocuklar oynuyor gözlerimin bahçesinde...
Kavrukluğum doğduğum kente değil, hüzüne doyduğum kente...

Ellerinde sapan taşlarıyla
KUDÜS yüzlü çocuklar oynuyor gözlerimin bahçesinde...
Düşlerim KUDÜS kadar dirençli olabilseydi eğer, KUDÜS'üde görürdü elbet bu gözler...
Şimdi birkaç veremli şarkı öfkelerimi kamçılıyor...







Ah geceler...
Dünya denen zindanımda gardiyan yüzlü geceler...
Yıldızlarımıda söndürdü bu ışıltılı şehirler!! Dilime dolanır oldu artık, KUDÜS'e yakılan ağıtlar...
Yüreğime saplanan bu acıya karşı bütün silahlarım ilkel kalıyor! Gözlerimdeki son umud ışığınıda serince kara çalınmış sevdama, kararan gözlerle aydınlatıyorum günlerimi...
Aynadaki hüznüme "günaydın"lar armağan ediyorum her sabah... "Günaydın" diyorum, "günaydın hüzün! Yüzümden eksilmesin hiç, yüzüme yapışık yüzün"
Harflerim vuslata ayaklanmadı hiçbir zaman! Vuslatımı görünmez satırlara işlerken, bütün ayrılıklara kustuğum kinimden arındırdım kelimelerimi...
Ölümle noktaladım bu hayatın içindeki önemsiz paragrafimi...
Şimdi; esmer hüznüme Ebuzer yalnızlığımı yoldaş yapıp gidiyorum haritadaki tüm yalnızlık kentlerine...
Dilimde Meryem'den kalma bu suskunlukla önüme çıkan yanık yüzlü yarınlarıma suskun ve üzgün bakıyorum... Alışılmadık bütün acıları alışıldık bir samimiyetle kucaklıyorum! "Alışılmışlık içimi acıtıyor..."
Kudüs koydum yokluğunun baş harfini,
yokluğunla sevdim hasretin beş harfini...
Beş harfe kaç gözyaşı döktüm bir bilsen! Yada... bilme-sen...
Beş harflik bir sevdanın eşiğinde ömrümü öldürsen...
Sen bilmesen, ölmesen...
Ve gelme-sen...
Bunca yokluğunun üstüne gelmesen...

Ben;
İsmail kadar boyun bükmüşken kadere, müebbet suskunluğumu alıp yanıma giderken haritadaki bütün yalnızlık şehirlerine biraz kederle, en çokta yalnız oluşum,yoldaşsız kalışım bütün çarelerimi çaresiz bırakıyor, bütün senli hayallerim yok oluyor...



Kayboluyorum bu sensiz çaresizliklerde...



Nerdesin sevgili nerde? Birtek sensizlik kaldı bu delik heybemde...

Sükut-u Hayal
06-11-2009, 22:48
Gece Geçilen Şehirler Işık Seli Gibidir

acılar büyütülerek unutulur sevdiğim
yüzünden kopunca bir buzul çığlık
ellerin buz tutmuş iki yarım şarkı olur
ve ben yoksulluk kokulu bir gidiş bırakırım sana

beni adresime sorsun esmer bakışların
dönsen de bulamazsın nasılsa gitsen de

kentlerden sakındığım bekçi duruşlarımı ara
emaresi boldur sokakların
sol omuz başımdaki kokundan yakalanırım
sokul ki geceme avuçların ıslanmasın

saat başlarını beş geçer yelkovanın
senle zamansızım amansızım
senle büyük susarım
kendime yenilirim her kavgada
sonra koca ağız bir çocuk olurum
bütün trabzanlardan kayarım
bütün köprülerden sarkarım
yüzüm kente sürülür
içime sesin kaçar
ben seni ağlarım

alışmak ölümdür
sanki hiç ölmedik
tanrının göğsümüze taktığı bir nişandır ölüm

teneşirlere yatırılıyor şimdi ellerim
sana uzanmaktan yargılıyım

hırçın bir iklimin sır girdabısın
seni anlamak kendine çelmeler takmaktır
ve kendini affetmesidir her seferinde
(bazen beni affedebiliyorum istanbul)

zehir yüklü bir mektup var
dalgakıranlarımda parçalı bulutlu durur
sana kent şiirleri biriktirdiğim bir gecede
çok eşli bir yağmur başlar
kentin en dövüşçü çocukları ağlar
bilirim dışarıda yağmur varsa
sen içinde ağlıyorsundur
ağlama ki gülmesinler bize
bak sen seviyorsun diye var sonbahar
her mevsim gelişine söz veriyor
saçlarına fısıldıyor
saçlarına
bana bir pencere bile açmadığın saçlarına

sensizliğe alışmak bir bozgun ağırlamaktır içinde biliyorum
örtülerine unutma beni çiçekleri takıyorum
şimdi yaşama hakkım sana
gel de yağmurumdan iç
seni seviyorum

Kahraman Tazeoğlu

yosika
06-11-2009, 22:49
Kaptanın yüreğine sağlık

Sükut-u Hayal
06-11-2009, 22:52
Yitikliğimize

Birbirimize dokunmalarımız korkak kelebeklerdir,
dokununca renkleri yıkılan...
Çünkü küskün çocuklar inanmazlar.
Ki inanmak küskün bir çocuğun en büyük kan kaybıdır.
Susarım içimde bir yangın başlar.
Dokunsam arta kalan sen, kül olan ben.
Taş duvarlar yanmaz bilirim.
Büyük yangınların isini giyinirler.

(ama nafile..
hiçbir kalem ve hiçbir ben, sonraki sayfada aynı sen’i bulamıyoruz.
uzaklar hep uzak kalıyor sevdaya...
sen yine de artık sesime düşme.)

Her gece gözlerimden hatıralar çalınmış.
Bir denizci ağ atmış yalçınlaşmış düşlerime...
Düşmüşüm.
Bir ses... giden gitmiştir demiş...
Susmuşum...
Bir baharın bedeliydi bu...

Kahraman TAZEOĞLU

~∂üяя-ι ¢αη
06-11-2009, 22:53
kahraman tazeoğlunun bütün şiirlerini çok seviğim için mi açtın bu konuyu (:
canımsın canım (:

Sükut-u Hayal
06-11-2009, 22:58
kahraman tazeoğlunun bütün şiirlerini çok seviğim için mi açtın bu konuyu (:
canımsın canım (:

:ppty:ppty

Sükut-u Hayal
06-11-2009, 23:01
Seni İntihar Ettim

deli dolu geçtik ateş hatlarından
sevgim korkuyla beraber büyüdü içimde
sevdikçe korktum
korktukça daha çok sevdim
er geç birbirini boğacaktı bu duygular biliyordum
neden sonra farkına varıyor insan
ayağına takılan bütün taşları
yoluna kendi döşediğinin

senin yarınlara inancın benden yüklüydü
daha cesaretliydin
planı çatılmamış yarınlara ektiğin umutlar
er geç açacaktı biliyordun

deli sevdalı çocuk ruhumun
nicelerinin uğruna kıyametler kopardığı
değersiz değerlere sırt dönmüş güvenli saflığında
bir sonsuzluk buldun kendine
ve hayatımızın resimlerini çizdin duvarlarımıza
sonra birden
yeşil bir kentte
ılık bir yaz gecesine astın beni

sevdalı ömrümün dakikası beş para etmedi
ödedim
cümlelerim seni taşımaktan yorgun düştü
son sözün
ve son anın efendisi olmaya bilenmiş yüreğine yenildim
geçmişten nefes alıp geçmişe nefes verdim
anılar kemirdi yüreğimi
felç oldu hislerim
zamanın çoktan dibe çöktüğü kum saatimin belinden
tek bir saniye bile süzülmüyordu
ters çevirmeye cesaretim yoktu
çünkü yeniden başlayacak bir hayatın
korkağı olmuştum

aşkların sonrasında hüzün vardır
ya sen hüznü boğarsın
ya da hüzün seni boğar
ama birisi kanatlarını kırarsa eğer
yaralı kuş rolüne soyunacağına
yürümeyi denemelisin
hayata dönmelisin

bunları düşünebilmek bile kendime dönüşümdü
ve sonunu infaz ediyordu içimde
o gece yüreğimden sağ çıksaydın eğer
ölen ben olurdum
o gece
hayatın lekesiz bir anında
seni intihar ettim
şimdi katil benim

artık güncemde bir boşluksun
yavaş yavaş taze anıların altına gömülüyorsun
ve sana ait sandığım her şeyin
aslında benim olduğunu öğreniyorum
hiçbir duygunun tek ilhamı değilsin
kendimi keşfettikçe
seni kaybediyorum
ve ufkuma sensizliği
korkusuzca geriyorum

Kahraman Tazeoğlu

Sükut-u Hayal
07-11-2009, 23:00
Şehirler Olmasa Anilarimiz Ölü Olurdu
...
ve hep uçurum kenarlarinda gülümsüyordun bana
nicedir kendimi biriktiriyorum herşey aşka varir diyerek
ve utanmadan aglayabiliyorum artik gidişlerine
bir tek sen çikiyorsun şehirden tüm kalabaliklar yalnizlaşiyor
içi boşalmiş bir kente içtigim antlari kusuyorum
"yanindayim" diyorsun en yanim bayramlaniyor

geceleri molasiz geçiyorum şehirleri
bir aşka bir ölüm yetmiyor bu çagda
gecemin en zifiri yanini kemiriyor bir sirtlan
ve leşim bir aşki kusmaya and içiyor
sönmüş olsa da

gölgeme bile sözüm geçmiyor artik
oysa ben şehir çocuguyum
yani yorgunum
her karanlik bir kent kursa da bana
içinde ellerin olmayan herşey sadece kalabalik

bilir misin yanimdaki
düşler kirilarak çogalir
ve yoklaşarak azalmak
bir varoluş şeklidir çaresizligin
çünkü güneşi terk edenler çabuk ölür
elleri tütün kokulu gece yalnizlari
nikotin biriktirir gece nöbetlerine
bu yüzden
bütün çay bardaklarina dudak izim bulaşiyor
buralarda ölmek ve gülmek arasinda fark kalmamiş
sürüyorum kendimi
büyük sevdalarini küçük korkulara yedirtenlerin şehrinden
ömrüm!
kendine sakli bir kent bul
yarin gözlerinden yapilmiş

Kahraman Tazeoğlu

Sükut-u Hayal
07-11-2009, 23:02
Sussam Yalnızlık Konuşsam Ayrılık

Yıkılmış ve geç kalınmış viraneleriz
şimdi ne senin gözlerinde harranın suya hasretler yangınları var
nede benim gözlerimde şiir
yaz dedin oysa kışlar yaşıyorum her mevsim
acmak uzereyken papatyalar yeni karlar yağıyor üstüne
üşüyorum evet hala üşüyor ellerim
hüzün kapımızı çalalı beri
bin günü aştı
bin ömür bin soluk
bin yıkılış yaşadım
ömrümün arka sayfalarında altı çizilmiş satırlarımı okumaya başladım
sığınışlarını susuşlarını ve haykırışlarını işittim mavi adadan
korunaklı bir liman olamadım sana
ve arkama bakmadan giderken haykırışlarını duymamak için kapattım yüreğimin kulaklarını
şimdi bin ömür geçmiş ömrümden
ben bir ruyadan uyanmak istercesine çırpınıyorum
hani zaman ilacı olurdu herşeyin
hani zamana bırakmalıydık
atalar yine yanıldı
bir günün sonunda binlerce tükenişle ölürken ben
zaman zehrini içerken yudum yudum
artık bitsin istiyorum
ataların ilaç dedikleri yoksuzlugun bitsin
bitmezlerin bilincinde diyorum yne
yıkılmış ve geç kalınmış viranelerız
şimdi ne senin gözlerinde harranın suya hasret yangınları var
nede benim gözlerimde şiir
şimdi kendini yok edişlerini dinliyorum
susuyorum
susuşlarımın öznesi sen oluyorsun hep
şehrine gidiyorum
yoklugun açıyor kapıları
yıkılan şehirler arası bir otobüs terminalinde ayak izlerimiz duruyor
halaa haklısın
kokun sinmiş soguk duvarlarına şehrin
herkezin gözünde seni arıyorum yoksun
yoklugunu salıp gitmişsin
gidişle bırakıldıığın bu kentte
susuşlarına bile yandıgın soguk dağlarımın eşkiyası
bağışlama dilemiyorum
gel demiyorum
sev demiyorum
haykırışların yankılanıp boşlukta kaybolmadı bilesin
sığındığın mavi adada yaktıgın ateşi göm
yanaştırabilirsem gemilerimi tutucam ellerinden
şimdi yanıyorum kanıyorum ve yıkılışların altında tekrar eziliyor bedenim
geç kalınmış bir solukmu bir günün sonunda
yoksa çağresizliklerimin son çırpınışlarımı bilmiyorum
kayıp adresten yazıyorum son kez
sussam yalnızlık konuşsam ayrılık
dönsem yıkılış dönmesem yok oluş
şimdi ben susuyorum yalnızlığa talip
sende sus bana
sus ki bir daha ölmeyeyim.

KAHRAMAN TAZEOĞLU

Sükut-u Hayal
09-11-2009, 18:31
kış geliyor
bir daha da açmaz güller
tekil mutlulukların
çoğul yalnızlıklarıdır elde kalan
borç harç mutlulukla ne yaşanırsa
o kadar yaşadık

ey ömrümün virgülü
böyle mi bitecektin ha
sen gittin
türkülere sığmaz oldum
dışım içime dar
yelkensizim
rüzgarlara çıktım
kıyılara vurdum
caddeler yuttu beni
ve başıboş hüzün sokağında
"yüreğime söylediğim en doğru yalan oldun"
başıboş sonu boş

kar yağıyor
bir daha da açmaz güller
acıların darağacında
gözyaşımı vurdular
içimin seyir defterinden
adını çaldılar

şimdi ört kapılarımı
dönüşlere biletsiz kalayım
varsın geride kalsın
kederli gözlerin kar yanığı saçların
varsın yitirsin tılsımını hayat

"KAR YAĞIYOR
BİR DAHA DA AÇMAZ GÜLLER

KAHRAMAN TAZEOĞLU

Sükut-u Hayal
12-11-2009, 21:47
UYANMA DİYE

saçlarını rüzgara satan kıza...

Uyanma diye açık pencereden içeri koşan sesleri yuttum
Şafak söktükçe ben diktim
Dimdiktim
Eğilmedim
Uyansan belki gidecektin

Caddelerde canhıraş kamyon sesleri
Caddelerden kırık farları topladım
Yoksa uyanacaktın
Yaz sıcağında tavla şakırtıları
Kulağından kırık zarları topladım

Bir vakit yastığından saçların aktı
Ak değil karaydı
Uçları kırıktı
Dallarındı
Kırılmış dal uçlarında sabahladım

Uyanma diye
Sayıklamalarını ayıkladım
Sesli harfleri çıkardım
Seslerini kulağına yasakladım
Duysan belki uyanacaktın

Sana bir şiir yaz'dım
Bir şiir sonbahar
Yanında kal'dım
Uykunda firar

Uyanma diye
Gökyüzünden en parlaklarını çaldım
Gecene uzak yıldızlar kaydırdım
Uyanma diye uyanmaları içime sakladım
Sabah ezanlarını senden kaçırdım
Yüzüne baktım
Yüzsüzlüğümden utandım

Derin uykuna düştüm
Rüyana masal

Boyundan geceye düştü yastık
Ellerimle saçlarına yas'tık
Sayamadım kaçtık
Geceyi sana yazdık

Ölme diye nefesini dinledim
Sen aldın ben verdim
Ben verdim sen aldım
Yoksa uyuduğumu sanacaktın
Uyanma diye ben öldüm
Ölmezsem uyanacaktın

KAHRAMAN TAZEOGLU

Sükut-u Hayal
13-11-2009, 15:11
Kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
ayrılık sevgiyi hissettiğim ilk anda korkum oldu
seni bulup bulup yitirdim düşlerimde
sonra yeniden buldum yeniden yitirdim
bende kalacağın bir yarın kurgulayamadım
sevgiyi ve korkuyu birlikte yaşadım
bu yüzden bir daha göremeyecekmişim gibi uzun ve derindi bakışlarım
her yeni buluşma ilki kadar heyecanlıydı ve sensizlik hep seninleydi...

bu sonu önce ben yazdım
kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
bilseydin ayrılığa yazgılanmış bir sevgiye açar mıydın yüreğini
takvimden günleri birer ikişer çalmama
aylara yıllara yerleşmeme izin verir miydin
görüyor musun farkında olmadan ne çok şey paylaşmışız seninle

bu sonu önce ben yazdım
kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
hayallerin ardından serüvenlere sürüklendik seninle
hiç görmediğimiz ülkelerde hayatlar kurar evler döşerdik
kısa vadeler seçerdik hayatlarımızı yenilemeye
o gün gelmezdi bir türlü
vade dolmazdı
birileri çıkar yolumuzu değiştirirdi
yeni hayaller armağan ederdi bize
çocuk olur kanardık
sonuna kadar gidilecek yollar yerine böyle kopuk maceralara tutkunduk
seviyorduk
bir yaz gecesi dolunaydı
bana bakmıştın.
bende korkularımı yenmiştim
bizden başka inanacak kimsem kalmamıştı
yorgunduk kazanmak zorundaydık üstelik
adımlarımıza güç verecek sağlam zeminlerden yoksunduk
içimiz bir kararsa bir daha güneşi göremezdik
birbirimize güvendik, bize aşılmayacak dağ taş kalmadı sandık
en güzel günlerimizdi o günler

bu sonu önce ben yazdım
kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
sonra her şey değişiverdi
umutlarımızı yitirdik
kendi ayak izlerimizden yürüdükçe birbirimize
dostluğun vermiş olduğu lezzeti üretmekten bıkkın
kışkırtıcı huysuzluklardan medet umduk
ayrı dünyaları özledik
kendi peşimizden koştuk başkaları diye
şimdi şarkılar söylediğimiz birbirimizin gözlerinde eriyip gittiğimiz puslu gecelerin kokusu burnumda tütüyor
beni beni böyle bir gecede öldürmeliydin
bir cennetten bir cennete geçmeliydim
itirazım olmazdı
sürgünleri bana vermemeliydin.
Beni beni böyle bir gecede öldürmeliydin
ayrılık çığlıkları kanımı dondururken
gemilerimi yakacak çılgınlıklarımı gemleyip
kendime ve sana en mutlu bölünmeleri vaat etmiştim
benden armağan olacak bütün bensizlikleri reddettin
ve ben hiç bilmediğim dokunuşlarınla yüreğimden izlerini kazıdım
bu sonu önce ben yazdım


KAHRAMAN TAZEOĞLU

Sükut-u Hayal
13-11-2009, 15:15
Gece Geçilen Şehirler Işik Seli Gibidir

acilar büyütülerek unutulur sevdigim
yüzünden kopunca bir buzul çiglik
ellerin buz tutmuş iki yarim şarki olur
ve ben yoksulluk kokulu bir gidiş birakirim sana

beni adresime sorsun esmer bakişlarin
dönsen de bulamazsin nasilsa gitsen de

kentlerden sakindigim bekçi duruşlarimi ara
emaresi boldur sokaklarin
sol omuz başimdaki kokundan yakalanirim
sokul ki geceme avuçlarin islanmasin

saat başlarini beş geçer yelkovanin
senle zamansizim amansizim
senle büyük susarim
kendime yenilirim her kavgada
sonra koca agiz bir çocuk olurum
bütün trabzanlardan kayarim
bütün köprülerden sarkarim
yüzüm kente sürülür
içime sesin kaçar
ben seni aglarim

alişmak ölümdür
sanki hiç ölmedik
tanrinin gögsümüze taktigi bir nişandir ölüm

teneşirlere yatiriliyor şimdi ellerim
sana uzanmaktan yargiliyim

hirçin bir iklimin sir girdabisin
seni anlamak kendine çelmeler takmaktir
ve kendini affetmesidir her seferinde
(bazen beni affedebiliyorum istanbul)

zehir yüklü bir mektup var
dalgakiranlarimda parçali bulutlu durur
sana kent şiirleri biriktirdigim bir gecede
çok eşli bir yagmur başlar
kentin en dövüşçü çocuklari aglar
bilirim dişarida yagmur varsa
sen içinde agliyorsundur
aglama ki gülmesinler bize
bak sen seviyorsun diye var sonbahar
her mevsim gelişine söz veriyor
saçlarina fisildiyor
saçlarina
bana bir pencere bile açmadigin saçlarina

sensizlige alişmak bir bozgun agirlamaktir içinde biliyorum
örtülerine unutma beni çiçekleri takiyorum
şimdi yaşama hakkim sana
gel de yagmurumdan iç
seni seviyorum


Kahraman Tazeoğlu

Sükut-u Hayal
13-11-2009, 15:26
Avuçlarımda Sensizliğin Hüznü

Bak kar yağıyor şimdi avuçlarıma
Ve avuçlarımda sensizliğin hüznü
Karanlıklar bir celladın ipi gibi dolanır boynuma
Bembeyaz bir sevdamız olmadı bizim.

Bak kar yağıyor şimdi avuçlarıma.


Bak kar yağıyor şimdi avuçlarıma
Sanki gökyüzünden sensizliğin kırıntıları yağıyor

Bir sen yağmadın gece gibi üstüme
Bir sen yağmadın kar beyazı gecelerime
Bir sen olmalıydın diyorum bazen umutlarımda
Bir sen olmalıydın yalnızlığımın kırık düşlerinde
Ama umudun bittiği yerde
Hangi kartenesindedir sevincimiz söyle


Söyle!
Beni bırakıp gitmelerinin haddi hesabı neydi
Bir çocuğun sevincini büyük ihanetlerle mi bertaraf ettin
Kartanelerinin hiç mi anlamı yoktu
Karbeyazı gecelerimin hiç mi değeri yoktu yanında
Hiç mi yüreğine ateş düşmedi
Hiç mi yüreğin yanmadı söyle
Hiç mi yüreğin yanmadı...

Gökyüzünde sayısız yıldızlarımız vardı
Hepsine kendi adımızı bırakmıştık
Bir yıldız kaydımı
Yüreğimize ateş düşerdi
Buz gibi ayaz gecelere sığınırdık
Kartenelerini arardık gözlerimizde
Ağlayınca gözyaşlarını silerdim parmaklarımın ucuyla
Ve bir öpücük kondururdum yanaklarına
Yüreğine umut düşerdi
Ve ağlardım sonra............
Ben ağlardım......
Sen susardın..........


Hep senin yerine ben yanardım
Ben yandıkça sen susardın
Sen susardın gecelerin inadına
Sen sustukça ben yanardım...

Alevim olurdu suskun geceler
Bir sen yanmadın yanan yüreğime
Bir sen yanmadın küllenen ateşime
Bir sen yanmadın seven kalbime
Bir sen yanmadın, bir sen yanmadın.......


Ve şimdi ise buz gibi gecelerden korkar oldum
Bir yıldız kayacak diye içim titrer
Kar yağacak diye içimdeki çocuk ağlar kendi haline..
Ama gözlerimdeki kartaneleri erimedi
Yüreğimdeki ateş dinmedi yıllardır
Hasretine kaldırdığım kadehi duvara çarptım dün gece
Seni dinledim kendimde
Sen yine sustun gecelerin inadına
Ve ben susturamadım yüreğimi
Susturamadım.................

Kadir Oğul

~∂üяя-ι ¢αη
13-11-2009, 16:10
ellerine sağlık cancağızım (:

Sükut-u Hayal
16-11-2009, 20:15
Bana kalbini ver.
Avuçlarımda tutacağım mayınların yerine.
Acele giden gece zamanlarında çarpacağım bir duvar emniyetinde gülüşünü ver bana. Düşerken dibe, soluklanacağım ama asla tutmayacağım ellerini ver bana.
Tercüme edilmemiş öfkeler seyrelsin ömründe.
Yüksek sesler alçakça dinlenir.
Bana usul sessizliğini ver.



Lütuflar karşılık ve karışıklık için sunuluyor hayatın asil isimlerince.
Adının anlamını ver bana.
Telaffuzunda özlemlerin dindiği adını ver bana.

Başkaları, bu aşkı oyalamak için var olur.
Ne kadar durdururlarsa nefesini, o kadar hızlanırlar.
Bana kendini ver.
Her şeyden ayıkladığın kendini…
En iyi ölüm berbat bir yaşamın kıyısında bekler.
Seninle gerçeklerin intizamlı duruşunda yalanlar yumağını çözmek için varım.
Bana gücünü ver.
Yaralar değil canı yakan. İzin tendeki çirkinliği ve merhemin kabadayı yardımseverliği…
Yaralarını göster ve bana izlerini ver.

Günün bütün aynaları beni gösterdi aksinde.
Baktıkça seni gördüm.
Bana var oluşunun sırrını ver.
Günbatımlarında gözümün değdiği yerlere kurul.
Senden olma güneşlere kamaşsın bakışım.
Bana zamanını ver.

Atlardan daha hızlı koş oraya.
Soluk soluğa kaldıkça koş…
Yarını ertelediğim geçmişin geçmezliğine inat, vaktinde yetişmek için bana, bir kez olsun yok et geç kalışını ve durmadan koş oraya. Bana verdiklerinle bekliyorum seni. Düşsüz ve sonuna kadar gerçekli bir aşkın içinde…
Kuşlara takılmasın ayakların.
Takatini zorla ve koş…
Oraya… Kent soysuzlarının, aşk eşkıyalarının, gurur kırmak için hendek kazanların, dokunuşun esrarından acizlerin, kontrol edilmeyen sevilerin, intiharla harlanmayan yaşamların olmadığı oraya… Koş…

Ben bütün gemileri uğurladım. Gitmeyeceğim.
İçilmiş yeminleri kustum şehrin meydanına.
Yıldız sağanağına bağır açmış bir yeryüzündeyim.
Yazılmış sözleri susuyorum.
Konuşarak, yazılmamışları siliyorum.
Bana hecelerini ver.
Yarım kalan öykülerimin noktası olmaktan vazgeç.
Bana başlangıçlara yeter hevesini ver.

“Susacak var” edilen bir yemin, sözle tutulamayan.
Bana yüzünden çizgiler ver, gülüşünle belirginleşen ve hiçbir gamzeye yer açmayan.

Suya yazılmaktan kurudu kelimeler…
Bana bir cevap ver!

_KAHRAMAN TAZEOĞLU_

Sükut-u Hayal
16-11-2009, 20:17
Aşkı ayrılıklar yaşatır
Hadi küs kendini ona
Sonra kendi içine kus
Bir şiir kana
Dilinden susul

İntihar kurgulu gözlerinde
Kör bir uçurum var dalgın
Gölgen kendine dargın
Ona çığlığın çok ama
İçin kendinden yorgun

Bir yağsan ıslanacaksın
Kanamalı bir düşe
Eski bir cinneti asacaksın
Gece kara çalınca yüzüne
Heybenden intihar çıkaracaksın
Aşkı ayrılıklar yaşatır
Kendini biriktirme
Ayrılacaksın...

_Kahraman Tazeoğlu_

Sükut-u Hayal
16-11-2009, 20:25
Bir martının gözlerinde uyanıyoruz.

İlk kar saçlarında tutunca kanayan bütün yanların delirmeye başlıyor. Ve biz deniz çocukları, bir martının gözlerinde uyanıyoruz.
Yurduna tutamayan yurtsuzlar korosu, çok sesli bir şarkıyı dinletiyor kente ama ve sağırlar sadece kendini duyuyor.

Bildiğim bütün şarkıların acemisi olarak ölüyorum.
Ödünç aldığımız külleri, ateş ödedik biz hep.
Yaşadıkça kirleniyoruz oysa...

Kimliğini şehre dönünce unutursun derler.
Ne zaman kimliğimi sorsalar, çıkarıp resmini gösteriyorum.
Sense kimliksiz bir şehirde yalancı coğrafyalara saklatıyorsun kendini.

K.Tazeoglu

_sercan_
16-11-2009, 20:30
kış geliyor
bir daha da açmaz güller
tekil mutlulukların
çoğul yalnızlıklarıdır elde kalan
borç harç mutlulukla ne yaşanırsa
o kadar yaşadık

ey ömrümün virgülü
böyle mi bitecektin ha
sen gittin
türkülere sığmaz oldum
dışım içime dar
yelkensizim
rüzgarlara çıktım
kıyılara vurdum
caddeler yuttu beni
ve başıboş hüzün sokağında
"yüreğime söylediğim en doğru yalan oldun"
başıboş sonu boş

kar yağıyor
bir daha da açmaz güller
acıların darağacında
gözyaşımı vurdular
içimin seyir defterinden
adını çaldılar

şimdi ört kapılarımı
dönüşlere biletsiz kalayım
varsın geride kalsın
kederli gözlerin kar yanığı saçların
varsın yitirsin tılsımını hayat

"KAR YAĞIYOR
BİR DAHA DA AÇMAZ GÜLLER

KAHRAMAN TAZEOĞLU


her bir şiir için ayrı ayrı teşekkürler

Sükut-u Hayal
16-11-2009, 20:34
okudugunuz ıcın ben tesekkur ederım:ppty

Sükut-u Hayal
18-11-2009, 10:16
Sen İstanbul Kokardın Bestami Korkmaz video klip izle indir yükle download Video75 Türk Video Arama Motoru (http://video75.com/EbaFGMkICV8/sen-istanbul-kokardin-be/)


Sen İstanbul Kokardın

Martıların gözlerinden dinledim
İstanbul'un boğazı yanmış dün gece
Yıldızlar şahitlik etmiş, güya suçlu benmişim
Oysa can, yemin olsun yanağımdan süzülen denize
Ben bu şehre yüreğimi içirmedim

Göklerden hicran yağdı, İstanbul'lu bir geceydi
Yere düşen her damlanın yüreğinde sen vardın
İsmin dudaklarımda idamlık bilmeceydi
Yalansa kahrolayım, sen İstanbul kokardın

Sevda dediğin gülüm bir busedir dudağımda
Bıçak gibi, yasak gibi, kan gibi...
Utanır, intihar ederdi ölüm,
Hayata rest çekip ağladığımda,
Korkak gibi, tutsak gibi, yaşanmamış an gibi...
Ben lal olmuş bülbülüm, sen deli gülsün bağımda
Toprak gibi, yaprak gibi, candan özge can gibi
Kuş uçmaz kervan geçmez dağımda,
Kah aşkı yağan kar tanesi
Kah Leyla tüten rüzgardın
Zambak gibi leylak gibi,
Sigaramda duman gibi
Sevdiceğim, sen İstanbul kokardın

Dayadım ondörtlüyü İstanbul'un şakağına
İstediğim gül içmekti gözlerinden bir yudum
Seni sordum gündüzlerce bu şehrin her sokağına
Söylemedi, inat ettim gece seni uyudum

Ben bir sana, bir bu şehre gül dedim
Ayla toprak şahittir, şahittir denizle gece
Sensizken, İstanbul'da bir kez olsun gülmedim
Yıllar kapımı çaldı, ellerinde vur emri
Yokluğun var sen yoktun, ölüm geldi ölmedim
Ağladım yüreğimde sen, sende divane İstanbul
Aşkından hatıra dedim göz yaşımı silmedim
Ben bir sana, bir bu şehre gül dedim
Belki de can ben bu şehri güller için çok sevdim

Gözlerimden dökülen yaş denizi ıslatıyor
Sevda kilim, hasret nakış, gönül derdi dokuyor
Çatlayası deli yürek 'sen sen' diye atıyor
Oy gece gözlüm oy, İstanbul SENİ kokuyor.

BESTAMİ KORKMAZ

Sükut-u Hayal
18-11-2009, 18:57
SEN VURDUN DA BEN ÖLMEDİM Mİ


Yokluğunda ne ateşleri hasretimle yaktım da
Bir seni yakamadım, beni yaktığın gibi
Çölde su, mahpusta gün, oruçta ekmek gibi bekledim seni
Sense araya korkular koydun.
Yasaklar koydun...
Şimdi nerdesin diye sakın sorma
Sen çağırdın da ben gelmedim mi?

Sen varken darılmazdım çiçeksiz baharlara,
Yağmurlu havalara...Bu kasvetli akşamlara
Sen varken
Bakıp içlenmezdim tren istasyonlarına
Otobüs duraklarına...
Sen varken ayrılanlara ağlamazdım...
Yıkılmazdım biten sevdaların ardından
Gidenlere küsmezdim
Kalanlara acımazdım...
Sen varken böyle üşümezdim-titremezdim
Masumdum, çocuklar gibi
Böyle delirmezdim-küfretmezdim...
Hele ölmeyi hiç düşünmezdim.
Şimdi soruyorum sana
Adı sevdaysa bu cehennemin
Sen yaktın da ben yanmadım mı?

Biliyorsun
Bütün acılarına 'yeşil ışık' yaktım olmadı
Bütün korkularına'arka çıktım'olmadı
Dağlara merdiven dayadım olmadı
Haziranda kar oldum yağdım avuçlarına olmadı
Sevdim olmadı -yandım olmadı-taptım olmadı
Artık benden pes
Bu aşkın biletini istediğin gibi kes
Nasılsa gidiyorsun
Biliyorum git...
Ama ardında
Ağlayan bir çift göz
Paramparça bir yürek
Ve yıkılmış bir dağ görmek istemiyorsan
Çek silahını-daya sırtıma
Titrersem namerdim...
Sen vurdun da ben ölmedim mi?

AHMET SELÇUK İLKAN

Sükut-u Hayal
18-11-2009, 23:08
Tamam Gidiyorum


Nasılsa beni senden soracak hiç kimsemiz yok

nasılsa beni yolcu etmen için hazırdır nedenlerin

merak etme beni

nasılsan öyledir halim..

yanında olamayacağım her mesafede

Saçına dokunma isteğimin ihtimali dahi yok artık

bu yüzden önemi de yok nerde olacağımın

ve seslenen sen olmayacaksın madem

ßana sanıp adımı duyacağım hiçbir yöne kalbim çarpmayacak

Siyah şimdi bana daha mı çok yakışacak bana

oysa ne çok dilerdim geceyi kıskandıran gözlerine bürünmeyi

Kaç bin adım sonra hayalin silinir gözlerimden

Peki üç cümlenin birinde adını anma alışkanlığım tükenir mi ?

bahardı gözlerin..

Şimdi takatim yeter mi boynuma kadar kış mevsiminden geçmekten

Elime dahi dokunmadan nasıl verdin bana bu şekli

Sen varsın

gerçeksin madem..

Nasıl benden bahsedebiliyorum



Ardından kaç yıl sonra yollarsın sende kalan aklımı

Aklım bulunca tanır mı senden geriye enkaz kalmış beni

Şimdi yetimler mi muktedir ruhumu teskin etmeye

Nasıl bir sensizliğe düştüm ki

Dünya koca bir çukur gibi bedenime

Allah aşkına değmesin saçlarına artık şimal rüzgârları

İzin verme..!

Bilirim kokunun aşamayacağı uzaklık yok

Bilirim gelirde beni kefenler nefesin

Ölmemi istemezsin şimdi

Dokunman gereken alnıma duvarlar çarpar

Nerdesin..!

Mehmet Ercan

Sükut-u Hayal
27-11-2009, 13:36
Bir sokak kedisinin gözlerinde, sessizim
yalnızlaştırıyor yüzümü beton giymiş kalabalıklar.


Ne açtığın boşlukları doldurabiliyorum,ne de yaşayabiliyorum içinde. Gecenin segahını mesken edindi yüreğim,umut mahsulu saatler bana varmadan ölüyor. Bir kapsüle sığmayacak kadar çoğaldı içimde yaralar,yarım bardak uykuyla susturamıyorum kendimi. Dilime acımı bağlayıp haykırıyorum, acım dinmiyor. Haykırışlar yetse de kırılışları anlatmaya,anlattığını dinletmeye yetmiyor.


Ruh esir, aşk diri, kalem küskün...
İz bırakmış gölgelerle yaşanmıyor aşk kavradım.



Kapatılmamış defterlerinin ağrısı volta atıyor şimdi, titreyen kıyılarımda. Tanımadığım suretlerin hoyratlığını yudumluyorum avuçlarından... Eskitemediğin acılarına sattın sevgimi! Halbuki ben, yüreğine baştan borçlu yazıldığımdan bihaber, dünyaya sığdıramadığın ismini tek heceye sığdırmıştım. Yorgun düşmüş yüreğini dokunmadan tutmuş, "sus"olup sancılarında, su olup akmıştım yeşertmeye çalıştığın ne varsa... Sen bütün sebepleri buruşturup savururken çöp kutularına, sonuçları birbirine geçirip yollar yaparken ayaklarına,ben sadece kendime söylemişim anlıyorum.


Çok gördüm aslında, herhangi bir zamanın içinde kaybolanı ama görmedim kaybolduğu yerde bulunanı. Sen kendini hep yanlış yerde aradın, bulamadıkça vazgeçtin en insancıl yanlarından da... Anlık hazları diyarına hükümdar yaptın, koynundan çıkaramadın tek duyumluk dokunmaları


Anlamadın yâr hiç anlamadın ;
Başını kuma gömüp yaşanmaz hayat...





Sağlam, hatta sayısız köprü inşa etmek; köprülerde yaşamak hayatı, nehri akmaz kılmıyor. Örülen duvarların arkasından bakmak ya da hayata, fırtınaları uzağına düşürmüyor. Kaçmak ise sadece çözümsüzlük zincirine bir halka daha ekliyor. Ve dayanılır kılmıyor yalancı söylemler acıları...


Emir verilmiyor durağan olmayana!
Acılar yüzleşme istiyor;
yüzleşme kendine dönüp bakmayı ve tam burada başlıyor,
aynalara yeminli dillerin firarı.


"Oysa firar katlanılır kılmaz efkârları ve üstünden
atlayarak aşılmaz hiç bir acı..."


Gün senin günündür artık...




Sen, ben ve gölgeler denklemine yenik düştü bir yanım. Harcanacak tek bir "gel"im bile kalmadı hiçlik sokaklarında kaybolmayı emir biçtiğin ömrüne.



Bir korsan dağınıklığı şimdi bana kalan... Bakire bir yıldız bile kalmadı gök/yüzümde. Hergün biraz daha artan bedeli ödüyorum, bilmem kaç kursun eskiterek yüreğimde. Dirhem dirhem sonlanan çağ, hatırlatıyor unuttuklarımı anımsıyorum mesela tüm acılar mutluluklardan doğardı.


Varlığın kaybolan bir günün içinde kalsa da; kaybolan günün yamacından sessizliğe vuranlara atılan her ok, gecemin karanlığında saklı. Geceyi kaybolan gün mü karartmıştı yoksa yıldızlar parlamak için geceyi karanlığa mı mecbur kılmıştı?



"Cevapsızlığın körü, sarfet sarfet söylenmeyenler var,
söylesem de duyuramadıklarım..."



Leş kokuyorsa dizelerim ;


Harcadıklarından,
Harcattıklarındandır,
Bil !


Sevgi dediğin; arsız duygulara kurban edilecek kadar ucuz değil.




Hâlâ,
Seni yazıyorsa hâlâ
kalemim
Aldıkların,
Verdiklerin,
ve
Senden değil...
"Kalemin itibarındandır"
Bil!

Kahraman Tazeoğlu

Sükut-u Hayal
27-11-2009, 13:43
Kahraman Tazeoğlu-Borcumun Bedeli:Seni Seviyorum // Selin - V-izle (http://www.v-izle.com/video_detay.php?v=Sy9xZ2yYRQc)


Yıkık kent sevdası işte bitiyor...
Oysa sen

Dokunurken bu şehre

Şehir inlerdi…



Adımlarından anlardım gelişini

Birçok insan yürüyor şimdi

Adımlarını sürdüğün caddelere…

Ama hiçbiri senin yüzündeki tebessümü vermiyor bu kez benim yüzüme.



Şimdi gidişini herkes gözyaşlarımdan anlıyor

Sen olmayınca hiç kimse olamıyor hiçbir şeyim…

Eyleme dayalı gözyaşlarım akmaktalar bir bir.



Dünyanın umrunda mısın?

Oysa ben seni dünyanın şahdamarı sanırdım.



Yakılan kent sevdası işte burada biter

Yaş gözler elbet bir gün diner…



Bir sevda kendini düne armağan eder

Sayısız sevmelerim şimdi neye yarar

Yada geç kalmış pişmanlılklarım…



Yaşanmışlıklarınıı sen bitir öyle gel !..

Ben yaşayamadıklarımla özlerim seni yine.



Kin vurmaz yüzüme

Bilirsin bencillik nedir bilmem ben…

Mart soğuğu değerken tenime

Sen yaşa benim sahip olamadıklarımı…



Ellerin arayacak beni zamansız

Biliyorum…

Sesi değince yüreğime

Sevda yeminini özleten adam !..

Gideceksin biliyorum.





Gecikmedin gitmek için

Geldiğin kadar geç kalmadın yani.

Bu kadavra aşkımın yüzüne bile bakmadan

Şehrimizi enkaza teslim edip gittin…



Sen benim tekdüze edilmiş masalımdın…

Ben bir tek senin gözlerine kanardım.

Sen duymasanda ben söylerim kulakların çınlasın…


YAŞIYORUM HEP SANA KALIYORUM

VE BEN HEP SENİ ÖZLÜYORUM…



Duymadığın tek kelimeyi

Ödenmesi gecikmiş bir borç gibi

Haczedilmiş kıymetli düş gibi

Adrese teslim ediyorum…



Borcumun bedeliyse bu sözler

İşte ödüyorum…
SENİ SEVİYORUM.

Sükut-u Hayal
27-11-2009, 13:49
Kahraman Tazeoğlu-Ölümün En Süslü Haliyle Gelirim Sana - V-izle (http://www.v-izle.com/Kahraman-Tazeoglu-Olumun-En-Suslu-Haliyle-Gelirim-Sana-izleX2NIju9TVF0.html)

Düştü ellerim içindeki boşluğa,
Çırpınırken tutunmak için,
Kırılan tırnaklarımdan sızan aşktı…
Sarıp sarmaladığım koca bir karanlık

Gömdükçe başımı yastıklara
Gözlerimden düşen her damlayla
Çiçek açtı çarşaflar…

Kirpiklerimi yoluyorum tek tek
Törpüleyip saklıyorum,
Yumduğumda ağır gelen göz kapaklarımı
Rüyalarına batmasın diye
Gerçek kadar acıtmasın içini diye…

Her nefes alışınla
Saçlarımda ki tüm kırıklar
Sana uzanıyor
Her kapı aralığında
Burnuma saplanan
Rüzgardaki kokun olmalı sonbahar
Tüm hücrelerime işleyen,
Ruhumu titreten.
Manzarasız tüm pencere önlerinde
Nefessiz gözlerinin doğuşunu bekliyorum
Şimdi uyandır beni bahara…

Sınırı çoktan aştı haddim
İçinin tüm katran karalarını
Hakkım sayarak kazıyorum
İçinin boşluklarından.
Benim artık bütün siyahlar
Sarsam da yakışmaz sana
Tezattır gözlerinin mavimsi yeşiline
Ve tezatlık yorar seni
Yorgunluğun sardığında beni
Bir damla su olurum okyanusta
Fark edilmeden dalgalanır
Sana durulurum…

Başla hadi sıra sende sar beni
Yalnızlığıma ilaç içinde h-iç et beni
İçinde iç et beni
Koca şehir yutsun diye
Kaldırımlarında sürüdüğüm ayaklarımın altından
Kesilirse sana gelen yollar;
Hilal, giyotinim olur boynumda en ışıltılı
Ölümün en süslü haliyle gelirim sana…!

Nereye yağsam acı taşar
Şehrin tüm sokaklarından
Kuruyan bedenimle titreyen
Sonbahar yaprağıydım ben;
Kızıl baharlara özenti.
Hiç değişmedi ki mevsimler
Ben seni geçişsiz bir aralıkta kokladım,
Islayıp içime bastım.
Hadi şimdi sıra sende
İstediğin kadar çocukluğuna özenip ağla.
Anaçlığıma emanet korkutan korkusuzluğun.

Başım göğsümde salınırken
Bir ileri bir geri anı sabitledim gözlerimle
Sana odaklı tüm düşüşlerim
Delilik hali bu;
Sigara dumanında ki kıvrımlarda
Yüzünü arayıp dokunmaya çalışmak.
Ve tek bir çığlıkla dışarı çıkıp yalınayak
Sokaklarda gölgeni aramak…!

Sonbahar,
sonbahar olmalı…
sebebi sonbahar…
soyunup tenden ruhunu giyinmek.
üşümüyorum
üşümüyorum…!

-Başakİstan-
27-11-2009, 13:49
Sen İstanbul Kokardın Bestami Korkmaz video klip izle indir yükle download Video75 Türk Video Arama Motoru (http://video75.com/EbaFGMkICV8/sen-istanbul-kokardin-be/)


Sen İstanbul Kokardın

Martıların gözlerinden dinledim
İstanbul'un boğazı yanmış dün gece
Yıldızlar şahitlik etmiş, güya suçlu benmişim
Oysa can, yemin olsun yanağımdan süzülen denize
Ben bu şehre yüreğimi içirmedim

Göklerden hicran yağdı, İstanbul'lu bir geceydi
Yere düşen her damlanın yüreğinde sen vardın
İsmin dudaklarımda idamlık bilmeceydi
Yalansa kahrolayım, sen İstanbul kokardın

Sevda dediğin gülüm bir busedir dudağımda
Bıçak gibi, yasak gibi, kan gibi...
Utanır, intihar ederdi ölüm,
Hayata rest çekip ağladığımda,
Korkak gibi, tutsak gibi, yaşanmamış an gibi...
Ben lal olmuş bülbülüm, sen deli gülsün bağımda
Toprak gibi, yaprak gibi, candan özge can gibi
Kuş uçmaz kervan geçmez dağımda,
Kah aşkı yağan kar tanesi
Kah Leyla tüten rüzgardın
Zambak gibi leylak gibi,
Sigaramda duman gibi
Sevdiceğim, sen İstanbul kokardın

Dayadım ondörtlüyü İstanbul'un şakağına
İstediğim gül içmekti gözlerinden bir yudum
Seni sordum gündüzlerce bu şehrin her sokağına
Söylemedi, inat ettim gece seni uyudum

Ben bir sana, bir bu şehre gül dedim
Ayla toprak şahittir, şahittir denizle gece
Sensizken, İstanbul'da bir kez olsun gülmedim
Yıllar kapımı çaldı, ellerinde vur emri
Yokluğun var sen yoktun, ölüm geldi ölmedim
Ağladım yüreğimde sen, sende divane İstanbul
Aşkından hatıra dedim göz yaşımı silmedim
Ben bir sana, bir bu şehre gül dedim
Belki de can ben bu şehri güller için çok sevdim

Gözlerimden dökülen yaş denizi ıslatıyor
Sevda kilim, hasret nakış, gönül derdi dokuyor
Çatlayası deli yürek 'sen sen' diye atıyor
Oy gece gözlüm oy, İstanbul SENİ kokuyor.

BESTAMİ KORKMAZ


Sen İstanbul Kokardın...

~∂üяя-ι ¢αη
27-11-2009, 13:55
kız sen beni deli edece (:
kahraman tazeoğlu tam yaralara tuz basıyor (:

yaramıza tuz basmaya yardımcı oluyorsun sende (;
seni gidi kahraman tazeoğlunun işbirlikçisi :P

genede çok güzeeel devaam devaam (:

Sükut-u Hayal
27-11-2009, 13:58
KAHRAMAN TAZEOĞLU-UYANMA KÜÇÜK KIZ - V-izle (http://www.v-izle.com/KAHRAMAN-TAZEOGLU-UYANMA-KUCUK-KIZ-izlekJy56GWZQy0.html)


Uyanma küçük kız! Uyanma ve görme kahramanın olamayışımı!

Ağlamaklı bir uykunun koynundasın. Düşten düşe düşerken nöbetleşe bir çığlık gibi irkiliyor bedenin. Bedenin titredikçe adım duyuluyor dudaklarının arasından. Sızılanır gibi yankılanır gibi... Adım gibi eminim ki düşlerinde bile kalabalıkların içinde kaybolmuş ruhunu bulamayan iz bilmez bir kahramanı oynuyorum. Adım gibi eminim ki düşlerinde bile seni korkularından koruyamayacak kadar korkak bir kahramanı oynuyorum. Adım gibi eminim ki düşlerinde bile kahramanın olmayı beceremiyorum.

Uyanma küçük kız uyanma ve görme!

Pişman değilim ama keşke soran gözlerine konuşmak yerine "susacak var" diye bakabilseydim. "Susacak var" diyebilseydim. Geç bir itiraf her şey. Geç gelen gerçek incitti içini. İçin için ağlamalara ittim seni. Kendi ellerimle kendi sesimle... Yersiz susuşlarımdı seni itaatsiz konuşmalara boğan. Zamansız sessizliğimdi seni haykırışlara şahlandıran.

Şimdi uyanma küçük kız! Uyanma ve görme çaresiz kahramanlığımı!

Adım düşmüyor dudaklarından. Adım dökülüyor yalvaran sesinle kulaklarıma. Oysa isyandasın. Bir uyansan meydan okuyacaksın varlığıma. Gözyaşların süzülüyor saçlarına doğru. Her bir damla dağlıyor beni. Bin parçaya ayrılmış bedenimin tek bir parçası bile dokunamıyor sana. Öyle uzağındayım ki... Ama biliyorum; beni büyütüyorsun düşlerinde.

Uyanma küçük kız! Uyanma ve daha da büyüt çocukluğunu unutmuş ruhumu.

Yazmıştım ya "yaşadığını kanıtladığın için teşekkür ederim" diye hiçbir şeyle ödenmez bir varoluştu gülüşün. Kaç teşekkür az gelir bilsen ya da kaç bakış. Ölmüş bir kalemi dirilttiğini bilmedin ve görmedin hiç. Gereksiz bir suskunlukla gizledim bendeki senin gerçeğini. Kahramanın değildim kahramanımdın benim. Bilemedik rollerimizi. Belki de bu yüzden hep şaşırdık repliklerimizi. Hep dil sürçmelerinde kaybettik aslımızı.

Uyanma küçük kız! Uyanma ve görme yok oluşumu.

Beni eski bir yarayla aldattığın gün anladım aslında seni ne kadar da çok sevdiğimi. "Sevmeseydim gitmezdim" dediğimde ne çok istedim seni sevmemeyi ve yanında daha çok kalmayı. Kahramanına yenilen bir yazardım ve gitmeseydim hiç yazamazdım. Ve gitmeseydim hiç yazamazdın!

Uyanma küçük kız! Uyanma ve dinlensin kahramanımın küçük ve yorgun bedeni.
Seni öyle seviyorum ki...

Sükut-u Hayal
27-11-2009, 14:06
kız sen beni deli edece (:
kahraman tazeoğlu tam yaralara tuz basıyor (:

yaramıza tuz basmaya yardımcı oluyorsun sende (;
seni gidi kahraman tazeoğlunun işbirlikçisi :P

genede çok güzeeel devaam devaam (:

ben sana nasıl kıyarımmmmm:)
yaralara itina ile tuz basılır:oleyo:
begendıgıne sevındım balım:ppty

hasret
27-11-2009, 21:31
kahraman çok dinlediğim insanlardan biri...tşkler paylaşımların için......

Sükut-u Hayal
27-11-2009, 21:48
kahraman çok dinlediğim insanlardan biri...tşkler paylaşımların için......

ben tesekkur ederım:ppty

Sükut-u Hayal
05-12-2009, 21:48
Kahraman Tazeoğlı Git Şiiri Video, Kahraman Tazeoğlı Git Şiir Video Klip İzle, Kahraman Tazeoğlu Git Şiiri Dinle, Duygusal Kahraman Tazeoğlu Git Şiiri (http://www.baharimsin.com/2528/Kahraman-Tazeoglu-Git-Siiri)


Şimdi gidiyorsun
Git
Oysa senden tek bir damla istemiştim
Sana kocaman bir deniz sunmak için
Şimdi gidiyorsun
Git

Ne zaman başladı bu hikaye
Anımsamak zor
Gençtim
Hazırda fırtınalarım vardı dört nala sevdalarım
Komazdı öyle üç-beş nöbetleri
Geceler içimi acıtmazdı böyle

Bir insan bu kadar eksilebilir mi

Hatırlarsan sesine uyku kaçmış bir adam vardı
Bu şehrin biryerlerinde
Düşler ormanının gece bekçisi derdin sen ona
Gözlerinde gizledi o seni sen bilmedin
O adam bendim unuttun mu
Bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu
Seni unutamadı

İşin kolayına kaçmadım
Uğruna ölmedim yani
Uğruna ölünecek sandığım biri için yaşadım hep
Sen bunu da bilmedin
Ben bir bakışına bin anlam yükledim
Sen aşka kestirmeden gittin
Bir hayatın özetini bırakıp avuçlarıma
Şimdi gidiyorsun
Git
Bana karanlığın ne demek olduğunu öğretmeden
Bütün ışıklarımı söndürüyorsun

Bu cehennem cinayetlerini işliyorsun
Sonra bunlara intihar süsü veriyorsun
Yazıklar olsun yazıklar olsun
Susuyorsun susuyorum susayacaklarım bitmiyor
Hani sen sevdiğini
Yarı yolda bırakacak kadar yüreksiz değildin
Düşmemeyi öğretecektin nerdesin nerdesin

Uzun lafın kısası yoktur
Anlatacağım çok şey var
Hoyrat bir rüzgar gibi geldin
Aklımı hayatımı dağıttın
Şimdi gidiyorsun
Git

Daha ayrılığa bile çarpmadan
Aşk bize döndü
Bir yılan gibi soktun koynuma kimsesiz geceleri
Artık ölüm sana dokunamamaktan kötü değil
Ama sana dokunmak da yasak bana
Göz çukurlarımdaki karanlık bunu anlatır
Sen var ya sen
Allah kahretsin

Yani şimdi
Gözleri sana benzeyen bir kızım olmayacak mı
Yani şimdi başkaları mı sevecek seni
Ben saçlarını okşadığım zaman
Ellerin öksüz kalırdı
Şimdi gidiyorsun git

Kahraman tazeoglu

sercan abıme tesekkurler

_sercan_
05-12-2009, 21:55
Bak sevdiğin adam gülmeyi bile unuttu
Seni unutamadı



teşekkürler paylaşım için

Sükut-u Hayal
09-12-2009, 20:12
Ne fayda

Seni anlatma arzusunda kelimeler vurup kaçıyor kalbime
Seni taşıyan cümleler dökülse kağıtlara ne fayda, yoksun
Güneş, her sabah yaşadığımı hatırlatmanın yersiz çabasında
Sonuma taşıyor saatler, ömür bir kerelik, hayat senden yoksun

Her halim sensizliğimi aşikâr kılıyor, tarafımdan gizlenemeyensin
Canım kanıyor, ağlasam ne fayda, sızlansam ne fayda
Çaresiz, iman tazeliyorum çaresizliğimle, kader diyorum işte kader
Yokluğunun orucundayım, senden yana nasibim keder

Şehrin aşk mağduru temsilcisi edecek beni yokluğun biliyorum
Aklımı yitirdiğime dair söylentilerin sebebi sen olacaksın,
Yazık, sevipte kavuşamamış bir adam diyecekler yüzümdeki sensizliği görenler
Kaç bin geceyi gözlemeliyim seninle aynı anda aynı yıldıza bakmak için
Medet umduğumuz yön hatırına, bir ses ver Allah için!

Hangi dua kaç bin kez okunmalı yollarını bana çevirmeye?
Kaç yetimi doyurup, kaç düşküne el verdim
Varlığım hüküm sürerken ve üstüme kapanmamışken rahmet kapısı
Sen hangi kitaba sığdırıp benden böyle vazgeçtin?

Daha kaç gecenin nöbetini gözlemeli gözlerim
Sorgusuz ve parolasız durma gel demeye hazırım sana
Doldum dolacağım kadar, limiti yok bu özlemin
Yaratılmış olma gayem varlığına özlem duymak mı?

Gittin! Aklım gitti! Müjdeler olsun artık deliyim!
İbadet hükmü kaldırıldı varlığımdan!
Yokluğundan meskûn mahallelerin yaşayan tek ferdiyim
Artık kendimden korkarım! Beni benden korusun Mevlam

Kadir Oğul

Sükut-u Hayal
22-12-2009, 20:32
Çirkin çiçeklerle dolu katil bahçelerinde dolaştım
dalgındım

Bıçak sırtı yaşamalarım
penceresizliğim
ve öksüz düşlerim vardı ceplerimde
uğultusuzluğumu özlemiştim
hala bir ceylan ağlıyordu içimde
hiç yoktan vurulan

Senin şehirlerin uyurken
benim gözlerimi bıçakladılar
kör bir balıkçıyım şimdi
görmediğim vapurlara el sallıyorum
rüyalarım da yaşlanmıyor

Kaybolan eylül gemilerimi
sonbahar sesimle çağırsam gelir mi
ah vurulası yüreğim
süpüremedin kapından yalnızlığı
örselenmiş paslı yüreğim

Ellerim yumuk
orman karanlıkları omuzlarımda
ve ardından ağlayan
ezgisiz türkülerdi gözlerim

Senden kalan bu yıkıntılar arasında
bizi büyüten ellerini aradım
öpülesi ellerini


Susuşlara prangalı dil
kanlı düşler kuyusunda
ölüm çığlıkları atabilir


Gözyaşı göllerinde durulanmalar vaktinden geliyorum
sonunu hep unuttuğum
dilsiz şarkılarım vardı
ağlatan inleten
şimdi
o şarkılar beni unuttu

Yıkık kentler konuşmaz bilirim
cam kırıkları ve kırık dallar var
incinen yüreğimin yaralarında
ve bilir misin
güller hiç uyanmaz bu vadide
gözlerin düşer aklıma
an gelir şavkın vurur yüzüme
o zaman vakit ölüm olur dudağımda
kaçsam yakama yapışır gözlerin

Yılları ve yolları ödünç aldım
yastığımdaki çukura dolan korkulu geceden
düş düşkünü çocukluğumu çalmış namlı sevdalılar
üstüne üstlük sensizim
yani gölgesiz dolaşıyorum
artık intiharlar da öldürmez beni
yüreğimde konaklayan hüzünler
senden gelir

Al
dün gece seninle yoğurdum bu şiiri
ekmek buğusu mübarekliğinde
sıcacık
nasıl olsa sana çıkmayan yol yok
kaybolabilirim kuytularda
dalıp dalıp giderim başka diyarlara
bir gün dönmeyiveririm

ama sen
yine de biriktir göz yalarını
belki bir gün
tutuşturur seni bensizlik
belki bir gün
sen de beni ağlarsın

Ama sen
yine de biriktir göz yaşlarını
belki bir gün
tutuşturur seni bensizlik
belki bir gün
sen de beni ağlarsın

hoyratım benim
şafaklar düşmüş alnına
kırlangıçlar uçmuş koynuna
bak hala aynı şarkıda irkiliyoruz

bu aşkın adresi dursun sende
kelepçeli kuşlar
yuva kurmadan gözlerimize
belki geri döneriz
ve geri veririz birbirimize

Yitirilmiş ne varsa...

KAHRAMAN TAZEOĞLU

Sükut-u Hayal
22-12-2009, 20:44
Sana herseyi anlatmadım

İnandığım her şey adına yasak sorular sordum kendime
Bütün denklemlerin bir bilinmeyeni ben oldum
Sevgiyi sordum
Neden bu kadar yalnızlık sen söyle
Beş duyumu yitirdim kaç zaman
Anlayan yoktu
Yutkundum arsenik tadında
Kaçıyorum bu dünyadan
Nedenini hiç sorma
Bakışlarım benim değil artık
Sesim değişti
Bu kez başka gittim
Bu kez başka gittim kendimden
Söylemeseler bilmeyecektim
Ağlayınca uzun ağlarım kimseler olmaz
Susmanın konuşmaktan zor olduğu anlardır bu
Anlar mısın
Yaşam ne tuhaf bilmecedir
Sen anlıyorsun biliyorsun
Her şeyi biliyorsun
Anlayamayan bendim
Yaşamın bir düş penceresi olmadığını
Çiçekleri severken dalları kırmak olmaz sanırdım
Aşkı kendi rengiyle taşıyıp içimi sancılar bastığında
Avuçlarımda kederi eritip yürürüm sandım
Kimselerin bilmediği yerlere
Bütün tanımları değiştirip
Öylesine hesapsız hiç beklenmedik sevgiler yaşarım sanırdım
Gözümün önünde vurdular beni
Birden bire bensiz kaldım
Durduk yerde ellerim üşüdü
Oysa bedenimde cehennem benzeri ateşler vardı
Sana her şeyi anlatmadım
Şimdi hangi aynaya baksam kimliksizim ben
Nerede o yüzümdeki çocuk
Nerede o kendini bilmez çocuk

Sükut-u Hayal
22-12-2009, 20:55
Çok uzaklardayım senden.

Bir mavinin ızdıraplarımı kaldırabileceğini düşündüğüm bir şehirdeyim.
Oysa bir umuttu hep.
Oysa şehrin ilk simidini birlikte yemek isteme heyecanımız
ve ilk güneşin doğuşunu seyredeceğimiz hayali.
Çınarın altında şehrin en erken çayını içme
ve şehrin o muhteşem havasında caddelerini adımlayacağımızın hayali.
İste Zühre bu da bir hayal. İşte kaldırımlarda ki yorgun ayak izlerim.
Hepsi hayal.
Bazen Akif soruyor da yalan diyorum.
İçime kılıçlar kadar keskin bir yara bırakıyor sana yalan demek.
Seni hayal etmenin fedakarlığına bile katlanamıyorum artık.
Sana ilk isyanım şuursuzca.
İlk isyan.
İlk kez kırılganım
ve ilk kez inadım.
Sorgulanmadan kabul edilen çağrışımlarının inadı.
Çökmüş
yıpranmış
terk edilmiş bir şehir.
Ben artık yokum.

Bir elmayı ikiye böldüğüm
ve kandillerine ışıksız iz bıraktığım.
Yoksun.
Merhametin bir ayağı aşınmış köprüler üstünden hüznümle ırmağın mikrakına tutunur
ve bir ayağı çığır açar merhamete hüsran ile.
Kaçıncı merhametsizliğin bilmem ki.
İşte yoksun.
Bazen varolduğunu düşünerek hissiyatına sığınıyorum
ve bazen yokluğuna bir zelzele telaşesi ile sarılıyorum.
Seninle ilgili o an kalbimin kaldırabileceği ne varsa serpiliyor önüme.
Bir an karanlıklar aşıyorsun ve kapkaranlık
zifiri karanlıklarda zemherileşen soğuk bir yüzle karşılaşıyorsun bir anda.
Artık öyle yalansın ki
bitiyorsun.

Bir yıldız sağanağı ve bir yanım veda.
Bir ateşin içinden gülümseyebiliyorum sana.
Çünkü sende öğrendiğim aşk bende bir sadakat.
Tanıdığım bir şey bu.
Bulutlar ulvi bir el tarafından ağlayabiliyorsa beni de ağlat demeliyim.
Her an birden bire bir sadakat ile gelecekmişsin gibi.
Yüzümde ki hazana bak.
Sonbaharın son gününde doğmuşum gibi.
Neden yoksun?
Neden parmaklarınla kavisler çizmiyorsun artık?
Saçların nerede?
Bilmiyor musun artık bütün eşyalar benimle alay eder oldu.
Bütün sevdiklerimi başucumda görme isteğim bile suç.
Yoksun ve perdeleri siyaha soyunan bir gün ile karşılıyorum yok oluşunu.
Şehrin ilk simidini ben yedim.
Bütün karlar suskunluğumun ve sensizliğimin üzerine beyaz yalnızlıklar örtüyor.
İlk çayını ben içtim bu şehrin.
Sen yoksun...

Yitik bir şehrin korkularını emziren bütün gecelerini
buğulu bir camdan seyrediyorum.
Sonun nerede olduğunu bilmeden
ve zahir bir hayata feryatlar bırakarak
aşikar cümlelerle sinsi ızdırapların ardına adını kazıyorum.
Bu yüzden anımsadığım zühre
ve bu yüzden adına zahir cümleler bırakmam.
Bir adın kaldı dayanabildiğim hüzünlerden.
Kimi zaman "gidenler unutmaz geride kalanları"
beni avutan.
Kimi zaman "evet son kez git ve bir daha dönme"
kalbimi yıkan.

Dokunduğun yürek aynı.
Mağrur bakışlarınla izliyorsun bu şehri.
Yüreğinde yas diye tasvir ettiğin
ayrılıkların bir gün nefesini senden alacağını hiç düşünmedin.
Adımlarını ne de çabuk sıklaştırdın gitmek için
ve neden acele ettin haykırışlarını çığlıklarına adamak için.
Gözlerim kan dolu izliyorum seni.
Bir yerlerde hala varsın biliyorum
Sen yoksan bu şehri ölümler kuşatır
ve bazen bekleyenler değişir adını haykırmak için.
Sonra adın mor mürekkeplerle kazınır vaktin darağacına.
Ama her şeyden önce yalnızızdır bilirsin.
Gitsen de yalnızız ve kalsan da yalnızız.
Bu şehir özlediğim bir çift göz için ayakta sanki.
Sanki müptelası olduğum puslu bir gökyüzünde melek saçların.
Sanki bir uçurum düşüyor avuçlarımdan. Kaç bahar oldu söyler misin?
Bir sığınma duygusu ile sana topladığım güller gideli kaç bahar oldu?
"Ebediyen ölmeyecek ruhumun bir şehri var sende."

Sükut-u Hayal
31-12-2009, 13:12
Söyleyemediklerimi Sen Anla!!!

Bilinmezlere Gidip Gelirdim
Bilinmedim
İnandığım Her Şey Adına Yasak Sorular Sordum Kendime
Bütün Denklemlerin Bir Bilinmeyeni Ben Oldum
Sevgiyi Sordum
Neden Bu Kadar Yalnizdik, Sen Söyle
Bes Duyumu Yitirdim Kaç Zaman
Anlayan Yoktu
Yutkundum Arsenik Tadinda
Yaşamam Sandım
Kaçiyorum Bu Dünyadan
Nedenini Hiç Sorma
Bakislarim Benim Degil Artik
Sesim Degisti
Bu Kez Baska Gittim
Kendimden
Söylenemezseler Bilmeyecektim
Ağlayınca uzun Ağlarım Kimseler Olmaz
Bu Kez Baska Gittim Kendimden
Söylemeseler Bilmeyecektim
Ağlayınca Uzun Ağlarım Kimseler Olmaz
Susmanın Konuşmaktan Zor Olduğu Anlardır Bu
Anlar Mısın?
Yaşam Ne Tuhaf Bilmecedir
Sen Anlıyorsun, Biliyorsun
Her Şeyi Biliyorsun
Anlıyorsun
Yanılmıyorum
Anlayamayan Bendim
Yaşamın Bir Düş Penceresi Olmadığını
Çiçekleri Severken Dalları Kırmak Olmaz Sanırdım
Aşkı Kendi Rengiyle Taşıyıp, İçimi Sancılar Bastığında
Avuçlarımda Kederi Eritip Yürüdüm Sandım
Kimselerin Bilmediği Yerlere
Bütün Tanımları Değiştirip
Öylesine Hesapsız, Hiç Beklenmedik Sevilir Sanırdım
Gözümün Önünde Vurdular Beni
Birden Bire Bensiz Kaldım
Durduk Yere Düştü Ellerim
Oysa Bedenimde Cehennem Benzeri Atesler Vardı
Sana Her Şeyi Anlatmadım
Şimdi Hangi Aynaya Baksam Kimliksizim Ben
Büyük Kederleri Unutturacak
Büyük Mutluluklar Bulmalı
Derin ve Keskin Acılar Yaşamakta Olan İnsanlar İçin İmkansızdır
Taşınması Zor Acıları yaşamış İnsanlar
Bazen Büyük Bir Mutluluk İhtimali Kapılarını Çalsada
O kapıyı Açacak Gücü Ve Cesareti Kendilerinde Bulamazlar
Hatta Sessizce Durup Kapılarını Çalan
Bu Beklenmedik Yolcu Gitsin Diye Beklerler
Kederli İnsanları Yeniden Hayata Döndürüp
Yüzlerini Gülümsetecek Tılsım Küçük Ani ve Kısa Sevinçlerde Gizlidir YAR...
İnsan Belki Bir Kere Kendini Ve Kimliğini Öldürebilirdi Ama
Bunu İkinci Kere Yapmak İmkansız Gelirdi
Sen Bir Kez Sendeki Seni Öldürdün
Ona Sadece Hayatından Küçük Dakikaları Ayırdın
Ben Sendeki Senin Kapısını Çalan Beklenmedik Yolcuydum
Sen Gitmemi Bekliyorsun
Dokunmanın Korkunç Hazzını Keşfedip
Dokunamamanın Korkunç Hazzını Duymak İçin
Duymak Gibi Bişey Bu
Sendeki Anlatma İsteğiyle
Saklama Arzusunu Bir arada Görmek
Oysa Biz Zamanın İzini Kaybetmiş
Zamandan Kopmamış Olanların
Asla Anlayamayacağı Bir Zamansızlıkta Karşılaşmamışmıydık
Uğultulu Sesler Arasında
Birbirimizin Sesini Duyup Dinlemeyi Öğrenmemişmiydik
Hayat...
Her Eksilttiğinin Yerine Bişey Veren
Ya da Her Verdiğinin Karşılığında Bişey Eksilten
Bi Oyun Değilmiydi
Eksilttiklerimizin Karşılığında Bu Paylaşımı Bulmuşken
Bize Sunulan Bu Paylaşım Karşılığında Eksilen Neydi
Zamandan Kopmamış Olanların Yaşayacağı Korku Niye
Senin Duyumsadığın Duyguları Duyumsamamdan mı Korkuyorsun
Ben Bu Paylaşıma Bir Kimlik Aramıyorum Sevgili!!!
Zamandan Kopmamış Olanların Ad Koyma Çabası İçinde Değilim Ben
Zamansızlıkta Bulduğum Bu Sevginin
Zamanın İçinde Kaybolmasına İzin Vermemek İçin Bütün Çabam YAR!!!
Bu Çabayı Kimseler Anlamaz Bilirim
Ama Sendeki Sen Anlar
Senin Verdiğin Kimlikten Fazlasını Yaşamıyorum
Bir Ses Duyumu Kelimelerce Kelimelerce Olsada
Örselenmiş İlişkilerde Unuttuğumuz
Fotokopiyle Çoğaltılmış Sevgilerin Yaşandığı Şu Anlarda
Hep Özel Kalacak Bir Tat Yaşadığımız
Kaçmaya Çalıştınmı Yakalandığında
Kaçtığında Sahip Olduklarını Bile Kaybedersin Unutma!!
Ben Belki Kaçmayı Beceremedim Ve Yakalandım
Belki de...
Vazgeçmekte Geç Kaldım
Bilki Kazanma Şansım Hiç Yok
Sevdiğim...

Kahraman Tazeoğlu

Sükut-u Hayal
31-12-2009, 13:16
-sana herseyi anlatmadım

İnandığım her şey adına yasak sorular sordum kendime
Bütün denklemlerin bir bilinmeyeni ben oldum
Sevgiyi sordum
Neden bu kadar yalnızlık sen söyle
Beş duyumu yitirdim kaç zaman
Anlayan yoktu
Yutkundum arsenik tadında
Kaçıyorum bu dünyadan
Nedenini hiç sorma
Bakışlarım benim değil artık
Sesim değişti
Bu kez başka gittim
Bu kez başka gittim kendimden
Söylemeseler bilmeyecektim
Ağlayınca uzun ağlarım kimseler olmaz
Susmanın konuşmaktan zor olduğu anlardır bu
Anlar mısın
Yaşam ne tuhaf bilmecedir
Sen anlıyorsun biliyorsun
Her şeyi biliyorsun
Anlayamayan bendim
Yaşamın bir düş penceresi olmadığını
Çiçekleri severken dalları kırmak olmaz sanırdım
Aşkı kendi rengiyle taşıyıp içimi sancılar bastığında
Avuçlarımda kederi eritip yürürüm sandım
Kimselerin bilmediği yerlere
Bütün tanımları değiştirip
Öylesine hesapsız hiç beklenmedik sevgiler yaşarım sanırdım
Gözümün önünde vurdular beni
Birden bire bensiz kaldım
Durduk yerde ellerim üşüdü
Oysa bedenimde cehennem benzeri ateşler vardı
Sana her şeyi anlatmadım
Şimdi hangi aynaya baksam kimliksizim ben
Nerede o yüzümdeki çocuk
Nerede o kendini bilmez çocuk

Sükut-u Hayal
31-12-2009, 13:18
Düşkavuran

gittiğine inansam dönmeni beklerdim
köhne gemiler geçiyor içimden
hangi sokağa dalsam hangi kapıyı açsam
ardında sen
hep sesine bi kulaç kala boğuluyorum
bilmem
sen mi erken demir alıyorsun
ben mi geç kalıyorum
ellerimi bıraktığın yerden
çığlar yuvarlanıyor ta şurama
her gece fırlatıp denizlere
yitirilmiş tebessümleri
bir cigarayla parmak uçlarımı öldürüyorum
çürümüş rüyalardan arta kalan mirasınla
yolcusuz yollara döndüm
alnımdaki girdaplar şimdi kan tarlası
fırtınalar kopuyor demişsin
yüreğinin en rüzgarsız yerlerinde
oysa ben
bin mevsim sana fırtınalandım
sen bilmedin
gittiğine inansam dönmeni beklerdim...

Kahraman Tazeoğlu

Sükut-u Hayal
15-01-2010, 20:33
ŞimDi gitme Yar..

Sen bir kitap kapağı gibi kapamışken adımı, ben her sözcükte seni okuyorum harf harf…

Tümcelerimin boyun büküşlerine aldırma yar!
Gözü yaşlı satırlarımın k(c)an döküşlerinde büyütüyorum keşkelerimi…
Harflerimin ayağı kayıyor uçurumlarından.
Oysa sen bir liman sakinliğiydin yüreğime…
bir gün batımı huzuru…
uçsuz bucaksız bir özgürlüktün mavilerime…
ateşe verdin kıyılarımı apansız, sinsice…
züleyha’nın kaderine razıydım Yusuf(um)sun diye…
peşinden koşmaya, kınanmaya, dile düşmeye…
nerden bilirdim dil(in)den düşeceğimi?

Bir sözünle ateşe verdin uğruna ödenen bedelleri…
Gitme demem, git şimdi!
Bir metalin içine bindirip vedalarını, son bir kez kokunu çekmeden tiryakiliğim, son bir kez düşmeden kollarının girdabına, bir buseyi çok görüp alnıma, en kara yazgıları sür de git!..

Son fethedilen miyim meçhul ama, sen son Fatih’im…
Bilsen, kaç varlığa hiçlikti fetihlerin…
Ama dur, gitme!...
Şu topraklarımda dalgalanan sancağını indir, öyle git!
Yüreğimden sevdanı, dilimden adını sök de git!
Ciğerlerimden kokunu, gönlümden gözlerinin okunu çek de git!
Sözlerimi esaretten kurtar, dilimi çöz de git!

Kaç kez uğurladım seni bu kentten? Kaç kez boynu bükük bıraktın ardından el sallayışlarımı garlarda?
Dönüşünün umuduyla gidişine dayanamazken, bu müebbet vedaya nasıl dayanırım söyle?
Ah yar…
en yakınımken uzağımdın. Şimdi benden öte bensin ki, ben bana t-uzağım…

Kin tutmaz kalemim, bilirsin.
Sen kapatsanda c-ismimin üstüne son sayfanı, bu masalın devamını bir ömür bekler yüreğim…
Sana git diyebilmek için kaç alfabe satın aldım z-amansız pazarlıklarla bilsen.
Tüm kırgınlıklarımı çıkarıp kumbaramdan saydım, bir “git” etmedi.
Yanında “me”si olmayan bir git yakıştırılmadı sevdama…
Ama çok istiyorsan, işte orda; alfabemin kıyısında bir “git”…
Eksik, mahzun, çaresiz…
İster al git, istersen k-al git-me Yar!...

Yar demişim sana… yokluğun dipsiz bir yar! İşte, diz çöküyor sevdana yüreğim, gitme!...
Gitme, sensiz ıssız bu diyar…


Kahraman Tazeoğlu

kimya
13-02-2010, 02:15
Binmediğim hiç bir otobüs
Beklemediğim hiç bir durak kalmadı bu şehirde
Gittikçe azalıyor hayat
Neyi erken yaşadıysam
Hep ona geç kalıyorum
Sana göçüyorum her sonbahar
Yolların çıkmıyor aşkıma
Unuttuğun yağmurların adı saklımda
Seni içimden terk ediyorum

Susmaktan yoruldum
Kuşlar ve şarkılar bu şehri terk edeli beri
Efkar demliyorum gözlerimde
yaşlarımı, yanağıma varmadan öldürüyorum
Tam sancağımdan yaralıyorum kendimi
Alnını yüreğime dayadığın güne bakıp
Seni içimden terkediyorum

Ne unutacak kadar nefret ettin
Ne hatırlayacak kadar sevdin
Yıkık bir duvar kadar bile pişman değilsin biliyorum
Beni hep bulmamak için aradın
Yanılgımdın
Yandığımdın
Yangındın

Sensizliğe yenilmek
Sana yenilmekten zor olsada
Ardımda bir sürü "belki"ler bırakarak
Seni içimden terk ediyorum

Şimdi
İçimde öldürecek bir anı bile bulamayan
İki yarım kaldık
Tamamlayamadık bizi
Elinden tutamadık yanlızlığımın
Saçlarımıda uzaklarına gömdün

İçimin mavisi senin okyanusundandı
Al! geri veriyorum.
Kilitleri hep yanlış kapılara vurdun
Devrilmiş vagonlara dönerken gözlerim
Sana bensizliği terkediyorum

"Yârime uzanmayan bütün dallarım kırılsın" demiştin
Aşk içinde doğmuşsa nereye kaçabilirdi?

Ne tuaf değil mi?
İçimi acıtanda sendin
Acımı dindirecek olanda
"Ya öldür beni"dedim
Ya da git benden
İçi bulanık bir sevdanın ucunda
Seni kaybettim
Aldırmadın aldırmalarıma
Bir gecede yakıp yârini
Şafaklara sattın ihanetini
Küllerime basanlar bile utandı yaptığından
İşte soluk bir ömrün son nefesi

Benden
İçimden
Terkediyorum


Kahraman Tazeoğlu

MAV!M
13-02-2010, 02:34
esasınsa öyle şiire düşkünlüğüm yok... sevmem fazlada açıkçası...
daha çok hayata dair yazıları seviyorum...

lakin...

kahraman tazeoğlunun başkadır şiirleri...
adam kocaman bir yürekle yazıyor belli....


İçimin mavisi senin okyanusundandı
Al! geri veriyorum.




hangi birini alıntı yapaym...=)



teşekkürler kimyacm...:gul

AlyaDua
01-03-2010, 14:41
http://www.limonata.org/mp3/Yedi%20Karanfil%208-2007/2.%20Kolay%20Olmayacak%20(Unut).mp3



GitMe Yar..



Sen bir kitap kapağı gibi kapamışken adımı, ben her sözcükte seni okuyorum harf harf…
Tümcelerimin boyun büküşlerine aldırma yar!
Gözü yaşlı satırlarımın kan döküşlerinde büyütüyorum keşkelerimi…
Harflerimin ayağı kayıyor uçurumlarından.
Oysa sen bir liman sakinliğiydin yüreğime…
bir gün batımı huzuru…
uçsuz bucaksız bir özgürlüktün mavilerime…
ateşe verdin kıyılarımı apansız, sinsice…
züleyha’nın kaderine razıydım Yusuf(um)sun diye…
peşinden koşmaya, kınanmaya, dile düşmeye…
nerden bilirdim dil(in)den düşeceğimi?
Bir sözünle ateşe verdin uğruna ödenen bedelleri…
Gitme demem, git şimdi!
Bir metalin içine bindirip vedalarını, son bir kez kokunu çekmeden tiryakiliğim, son bir kez düşmeden kollarının girdabına, bir buseyi çok görüp alnıma, en kara yazgıları sür de git!..
Son fethedilen miyim meçhul ama, sen son Fatih’im…
Bilsen, kaç varlığa hiçlikti fetihlerin…
Ama dur, gitme!...
Şu topraklarımda dalgalanan sancağını indir, öyle git!
Yüreğimden sevdanı, dilimden adını sök de git!
Ciğerlerimden kokunu, gönlümden gözlerinin okunu çek de git!
Sözlerimi esaretten kurtar, dilimi çöz de git!
Kaç kez uğurladım seni bu kentten? Kaç kez boynu bükük bıraktın ardından el sallayışlarımı garlarda?
Dönüşünün umuduyla gidişine dayanamazken, bu müebbet vedaya nasıl dayanırım söyle?
Ah yar…
en yakınımken uzağımdın. Şimdi benden öte bensin ki, ben bana t-uzağım…
Kin tutmaz kalemim, bilirsin.
Sen kapatsanda c-ismimin üstüne son sayfanı, bu masalın devamını bir ömür bekler yüreğim…
Sana git diyebilmek için kaç alfabe satın aldım z-amansız pazarlıklarla bilsen.
Tüm kırgınlıklarımı çıkarıp kumbaramdan saydım, bir “git” etmedi.
Yanında “me”si olmayan bir git yakıştırılmadı sevdama…
Ama çok istiyorsan, işte orda; alfabemin kıyısında bir “git”…
Eksik, mahzun, çaresiz…
İster al git, istersen k-al git-me Yar!...
Yar demişim sana… yokluğun dipsiz bir yar!
İşte, diz çöküyor sevdana yüreğim, gitme!...
Gitme, sensiz ıssız bu diyar…
KAHRAMAN TAZEOĞLU

Yusuf Misali
04-03-2010, 23:23
Bunu Kahraman Tazeoğlundan sesli dinlemek nede güzel olurdu oysa...

Çok güzel şiir ve üstad satırlarıyla adı Züleyha olan yanardağı anlatıyor ...

_sukut_
15-03-2010, 11:34
http://img.blogcu.com/uploads/bocukcuk_x1pnwjjkhj3oyawfg50ijds4odebfasldbibma69d gtsqkaiavad9sk0.jpg

_sukut_
15-03-2010, 11:34
"Yalnızım çünkü sen varsın"
"gel" desen gelirdim, gittiğin uzakta bendim,
dağ gibi bir ihanetten düştüm, bu kendime son gelişim..
Ölümbaz öpüşler kusuyorum ceplerime, kendimi suçüstü yakalıyorum
ve kentsizliğimin isimsizliğini Araz´a uyak düşüyorum..
gözlerime senden düşler sürüyorum, ıslak... bileklerim kan bayramına yatıy...or
bana en büyük tehdit yine ben oluyorum.
sonra bir durağa yaslanıyorum, sonra bir kente ve sen gidiyorsun..
..ben kanıyorum.

Diyorlar ki "kendini dinleme hiçbir şey söylemiyorsun"
oysa "gel" desen gelecektim biliyorsun..
gün düşlerime dönüşlerimde
bakışın içiyor beni gözlerimden
gövdemi düşürüyorum güz yavrusu duraklara
uzaklığına uzanıyorum
sevdiğin sonbahar geçiyor üstümden
ama artık hiçbir göğü içmiyorsun dudaklarımdan
yıkılıyorum şarkılara
"kimseler biliyor"
yalnızlık dostumdu
şimdi korkum oluyor
oysa "gel" desen gelecektim..
Susuşuna kan döküyor gözlerim, sen gözüne çiğ kaçtı sanıyorsun
oysa bilmelisin Araz´ım kimsenin içi görünmez
ve hiç bulamadıklarını, asla yitiremezsin..
Bak şimdi aramızda sessiz kalıyor söylenecek bütün sözler.
Her sabah akşam oluyorsun, alnından ellerine damlıyorsun
yüzündeki yağmurla iniyorsun kente, içine dert oluyorsun kentin, dışına yağmur..
Yüreğinde dağılıyor kristal şehirler duvarların kan öksürüyor
ve sen başkalarının gözlerini yüzümde aramamayı öğreniyorsun.
beni bir durağa yaslıyorsun, beni bir kente,
gidiyorsun.. oysa "gel" desen gelecektim..
Ömrümden düşürdüğüm sol anahtarlarına takılıyorum hep
ve hayat yüklü kamyonlar geçiyor üstümden.
Hadi bana en militan kelimelerinle saldır
batır içime cümlelerini beyhude bir dehşet bırak, hak ediyorum.
gizlilikten ölmek üzere olan bir akrep sızıyor içime, can kaybından ölüyorum
kırılır mı bilmem hüznümde taşıdığım kin. Kinim kendime, susuşum sana, küsüşüm tüm dünyaya..üstü kalsın ihanetimin "gel" desen gelecektim
Yine bir tren geçiyor içimden, sen kesiliyorum gülüşümün karşılığı
saçların bir rüzgarın öyküsünü taşıyor..
süsle beni ey aşk, geçtiğin yerleri öpüyorum..
Kirpiğinden yapılma bir darağacına geceyi asıyorum,
Yoksun..
Bu yağmurlar ıslatmıyor beni
bir durağa yaslanıyorum sensiz, gidişinin en sessiz harfinden yırtılıyorum.
"gel" desen gelecektim oysa..
içine her düşen kendi keşfi sanıyor seni
oysa sen, melekleri bile kıskandıracak kadar kendinsin
ve kendini acıtmak istiyorsun
ama güller kendine batamaz, bilmiyor musun
"gel" mi diyorsun..
Herkes kendi gördüğüne bakar, peki hayatın rüzgarında kime yelkeniz ?
Kıpırdamadan duramayız bir aşk boyu..
Hadi en kanadığımız yerden susalım.
"gel" desen gelirdim,
"git" dedin ve gittin..
Aşka...
Rüzgara...
Ayrılığa...
Zamana...
..EYVALLAH..

Kahraman Tazeoğlu

AlyaDua
24-03-2010, 15:49
Bunu Kahraman Tazeoğlundan sesli dinlemek nede güzel olurdu oysa...

Çok güzel şiir ve üstad satırlarıyla adı Züleyha olan yanardağı anlatıyor ...


teşekkür ederim yorumunuz için :)

İsmail
27-03-2010, 11:51
Bu sonu önce ben yazdım


Kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
ayrılık sevgiyi hissettiğim ilk anda korkum oldu
seni bulup bulup yitirdim düşlerimde
sonra yeniden buldum yeniden yitirdim
bende kalacağın bir yarın kurgulayamadım
sevgiyi ve korkuyu birlikte yaşadım
bu yüzden bir daha göremeyecekmişim gibi uzun ve derindi bakışlarım
her yeni buluşma ilki kadar heyecanlıydı ve sensizlik hep seninleydi...

bu sonu önce ben yazdım
kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
bilseydin ayrılığa yazgılanmış bir sevgiye açar mıydın yüreğini
takvimden günleri birer ikişer çalmama
aylara yıllara yerleşmeme izin verir miydin
görüyor musun farkında olmadan ne çok şey paylaşmışız seninle

bu sonu önce ben yazdım
kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
hayallerin ardından serüvenlere sürüklendik seninle
hiç görmediğimiz ülkelerde hayatlar kurar evler döşerdik
kısa vadeler seçerdik hayatlarımızı yenilemeye
o gün gelmezdi bir türlü
vade dolmazdı
birileri çıkar yolumuzu değiştirirdi
yeni hayaller armağan ederdi bize
çocuk olur kanardık
sonuna kadar gidilecek yollar yerine böyle kopuk maceralara tutkunduk
seviyorduk
bir yaz gecesi dolunaydı
bana bakmıştın.
bende korkularımı yenmiştim
bizden başka inanacak kimsem kalmamıştı
yorgunduk kazanmak zorundaydık üstelik
adımlarımıza güç verecek sağlam zeminlerden yoksunduk
içimiz bir kararsa bir daha güneşi göremezdik
birbirimize güvendik, bize aşılmayacak dağ taş kalmadı sandık
en güzel günlerimizdi o günler

bu sonu önce ben yazdım
kimselerin başını bile bilmediği o günlerde
sonra her şey değişiverdi
umutlarımızı yitirdik
kendi ayak izlerimizden yürüdükçe birbirimize
dostluğun vermiş olduğu lezzeti üretmekten bıkkın
kışkırtıcı huysuzluklardan medet umduk
ayrı dünyaları özledik
kendi peşimizden koştuk başkaları diye
şimdi şarkılar söylediğimiz birbirimizin gözlerinde eriyip gittiğimiz puslu gecelerin kokusu burnumda tütüyor
beni beni böyle bir gecede öldürmeliydin
bir cennetten bir cennete geçmeliydim
itirazım olmazdı
sürgünleri bana vermemeliydin.
Beni beni böyle bir gecede öldürmeliydin
ayrılık çığlıkları kanımı dondururken
gemilerimi yakacak çılgınlıklarımı gemleyip
kendime ve sana en mutlu bölünmeleri vaat etmiştim
benden armağan olacak bütün bensizlikleri reddettin
ve ben hiç bilmediğim dokunuşlarınla yüreğimden izlerini kazıdım
bu sonu önce ben yazdım

Kahraman Tazeoğlu (http://www.siirevim.com/sair/kahraman-tazeoglu)

efruz
10-05-2010, 15:19
Yalnızlık Yorar İnsanı...



Yalnızlık yorar insanı...

Etrafındaki her şeyin farkına varırsın...
Üzerinde yemek yenen masanın
Yaşanmışlığın bütün izlerini taşıyan sandalyelerin
Ne zaman aldığını hatırlarsın birden...
Tavanın köşesindeki örümcek ağını fark edersin
Bir şeyin ağa takılıp kalmasına takılır gözlerin
Buzdolabındaki son yemeğin ne kadar da büyük bir nimet olduğunu bilirsin
Tüpün birden bire bitebileceğini öğrenirsin

Yalnızlık yorar insanı...
Gece yıldızlar seni çağırır gökyüzüne
Ayın üzerindeki karartıları görürsün
En hafif ses de irkilir
Odaya vuran gölgelerden oyuncaklar yaparsın
Açmamaya karar verdiğin telefon ısrarla çalar

Yalnızlık yorar insanı...
Her zaman ki alışkanlıklar meğer ne kadar da sıkıcıymış
Farkına varırsın
Karşı daire de oturan komşuların varmış
Selam verirsin
Kütüphane de okunacak ne çok kitap varmış
Yeniden okumaya başlarsın
Balkona konan kuşları görür ekmek atarsın
Giysiler ütüsüzde giyilirmiş,giyer sokağa çıkarsın
Parkın otları kurumuş,görür üzülürsün

İnsanı yorar yalnızlık...
Zamanın farkına varırsın
Akşam bir türlü olmaz
Daha dünkü çocuk olduğun düşer aklına
Her gün yeni baştan kurduğun hayallerin

İnsanı yorar yalnızlık...
Kendinin farkına varırsın
Ne kadar çok şeye sinirlendiğini düşünürsün
Artık heyecanlanmadığını
Aksine korkularının çoğaldığını öğrenirsin
Eskisi kadar konuşamadığını

Yorar insanı yalnızlık...
Bir şeylerin farkına varırsın
Çocukluğunun kehribar rengi akşamlarını
Emsalsiz kara akşamlarını

Yorar insanı yalnızlık...
Sonra her şeyin bir sırrı olduğunu hissedersin yalnızca
Ve sıcacık yalnızlığında
Kendi sırrının peşine düşersin
Yalnızlık yorar insanı...



Kahraman Tazeoğlu

HaZiRuN
22-02-2011, 09:17
Hava Sıfırın Atında Eksi 'AŞK'...
alnıma kara bulutlar değdi
hava sıfırın altında eksi 'AŞK'
en kırılgan yanım buz kesti
yenilgilerim sokak başlarında pusuya yatmış
çocukluğumun yaraları hiç kapanmayacak sandım...
kente kar taneleri dokunup geçti
aklıma gidişin geldi
ve bir kardan adamdan medet umuşum

kasım yine ayrılık
sonbahar yine sensizlik
ne zamandır eğilip bakmamıştım yanılgılarıma
işte bugün aynı sokakta
hava sıfırın altında eksi aşk
üşüttüm gözden kaçırdıklarımı
alnıma dolanan kara bulutları sıyırıp attım
yüzüm saklıydı acımasız hayal kırıklıklarımın altında

içimde bir kucak dolusu özlem
süzüldü karanlıklara
karnımda kesikler birikti
iyileşmeyen yaralar yüreğimin kuytusunda

yüzüm sende yandı
küllerim kente karla karışık yağdı
kent siyaha büründü
üşüdü kaldırım taşları
ürktü insanlar kıyamet alameti sandı...
elimdeki morluklar soğuktan değil
damarlarımdaki 'AŞK' tükendi ondan
tek başıma kaçıramam seni benden
kapat gözlerini
cesaret ateşiyle tutuştur ellerimi
yakayım sensizliği canevinden
hava sıfırın altında eksi 'AŞK'
bir çocuk annesinin elinden kaçıp yerlerde yuvarlanıyor
kar tanelerini burnunun ucunda eritiyor
bir taksici cinnet şeridinde ilerliyor trafiğin
ve ayağı kayıp düşen bir kadının çığlıkları çarpıyor kulaklarıma
aldırmıyorum

çünkü biliyorum elimdeki morluklar soğuktan değil
damarlarımdaki 'AŞK' tükendi ondan
hava yalnızlık normallerinin altında eksi 'AŞK'
karla karışık kül yağıyor kente
ve bir kadın yalnızlığından tutuklanıyor
.........................
Kahraman Tazeoğlu

z£LaL
04-03-2012, 10:13
http://www.youtube.com/watch?v=ceNTeHXqcnY

AynAlı
19-03-2012, 19:54
http://www.youtube.com/watch?v=BpP_pLGyGE8&feature=related

BENİ GÜZEL HATIRLA

Beni güzel hatırla!
Bunlar son satırlar...
Farzet ki, bir rüzgârdım, esip geçtim hayatından
ya da bir yağmur sel oldum sokağında
sonra toprak çekti suyu...
Kaybolup gittim, belki de bir rüya idim senin için.
Uyandın ve ben bittim...

Beni güzel hatırla!
Çünkü; sevdim seni ben, herşeyini...
Sana sırdaş oldum, dost oldum,
koynumda ağladın.
Yüzüne vurmadım hiçbir eksikliğini,
beni üzdün, kınamadım.
Alışıktım vefasızlığa, el oldun aldırmadım...

Beni güzel hatırla!
Sayfalarca mektup bıraktım sana.
Şiirler yazdım her gece, çoğunu okutmadım.
Sakladım günahını, sevabını içimde
sessizce gittim...
Senden öncekiler gibi sen de anlamadın.

Beni güzel hatırla!
Sana unutulmaz geceler bıraktım
sana en yorgun sabahlar...
Gülüşümü, gözlerimi, sonra sesimi bıraktım.
En güzel şiirleri okudum gözlerine baka baka,
söylenmemiş "Merhaba"lar sakladım her köşeye
vedalar bıraktım duraklarda.
Ne ararsan bir sevdanın içinde
fazlasıyla bıraktım ardımda.

Beni güzel hatırla!
Dizlerimde uyuduğunu düşün,
saçını okşadığımı, üşüyen ellerini ısıttığımı,
mutlu olduğun anları getir gözünün önüne.
Alnından öptüğüm dakikaları...
Birazdan kapını çalan kişi olabileceğimi düşün
şaşırtmayı severim biliyorsun.
Bu da sana son sürprizim olsun.
Şimdi, seninle yaşanan günleri ateşe veriyorum
beni güzel hatırla.
Gidiyorum...

Kahraman Tazeoğlu

z£LaL
20-03-2012, 13:50
gözleri yaşartan mükemmel bir şiir , herşey son kelimede saklı
imge lirik armoni duygu herşey mevcut

eyvALLAH şiir dostu

Ecrin
20-03-2012, 14:43
Beni güzel hatırla!
Bunlar son satırlar...
Farzet ki, bir rüzgârdım, esip geçtim hayatından
ya da bir yağmur sel oldum sokağında
sonra toprak çekti suyu...
Kaybolup gittim, belki de bir rüya idim senin için.
Uyandın ve ben bittim...


:):ppty:ppty:ppty:ppty:ppty:ppty:ppty:ppty:ppty:pp ty

AynAlı
20-03-2012, 15:14
Beni güzel hatırla!
Sana unutulmaz geceler bıraktım
sana en yorgun sabahlar...

z£LaL
24-03-2012, 13:50
Anladım ki ölünecek bir şey yok senden sonra ama uğruna yaşanacak bir şey de bırakmadın geride.

BAMBAŞKA
KAHRAMAN TAZEOĞLU

z£LaL
02-05-2012, 11:44
Suya Aşık Ateşler, Aşığına Kavuşunca Ölür.

~ Kahraman Tazeoğlu

deren
02-12-2013, 13:27
Birini sevmek için karşılık beklemem ki... Zaten sevdiğim hiçbir şarkı benim için bestelenmedi.

Kahraman Tazeoğlu

deren
02-12-2013, 13:29
Şimdi, korkakça sevenleri tanıdıkça, cesurca terk edenleri daha çok seviyorum.

Kahraman Tazeoğlu