PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Menzil'in Sultanı Seyyid Muhammed Raşid Erol



Cümle Mühendisi
26-08-2006, 17:34
AİLESİ VE YAŞADIGI YERLER

Bağlıları arasında Seyda hazretleri namıyla bilinen Eşşeyh Esseyyid Muhammed Raşid Erol (k.s.) hazretleri 23.3.1930 tarihinde
Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Siyanüs köyünde dünyayı şereflendirmişlerdir. Babası Gavsi Bilvanisi Seyyid Abdulhakim Hüseyni (k.s.) hazretleri olup Nakşibendi büyüklerindendir.
Dedeleri Seyyid Muhammed Şeyh Muhammed Diya-uddin (k.s.) hazretlerinin halifelerindendir. Baba ve dedeleri ilim ve tarikat ehli olan Seyda hazretleri Evladı Resul olup Bilvanis seyyidlerindendir. Hz. Hüseyin (r.a.) soyundan geldiği için de "El-Hüseyni" denilmektedir. Seyyidlik şeceresi şu şekildedir:

1 -Seyyid Muhammed Raşid d-Hüseyni
2 -Seyyid Abdülhakim el-Hüseyni
3 -Seyyid Muhammed
4 - Seyyid Ma ruf
5 -Seyyid Tahir
6 -Şeyh Seyyid Kal
7 - Seyyid Hace Ebu Tâhir
8 -Seyyid Said Ebu l-Hayr
9 -Seyyid Ali
10- Seyyid Halil
11- Seyyid Hasan
12 -Seyyid Mahmud
13-Seyyid Ali
14- Seyyid Taceddin
15-Seyyid Kasım
16-Seyyid İdris
17- Seyyid Ca'fer
18-Seyyid Kasım
19-Seyyid Kemaleddin
20-Seyyid Ebu Firas
21-Seyyid Fellâh
22 - Seyyid Muhammed
23- Seyyid Taceddin
24-Seyyid Ebu Firas
25-Seyyid Maceddin
26-Seyyid Muhammed el-Mağfur Ebu Firas
2 7- Seyyid Şerafeddin
28-Seyyid imam Ali
29-Seyyid İmam Hüseyni (r.a.)

Dedesi Seyyid Muhammed (k.s.) medreselerde yetişmiş çok büyük bir alimdi.
Hüsn-ü hat sanatinda çok mahirdi. Hazret'e intisab etmiş, Nakşibendi halifesi olarak icazet ve hilafet almişti.
Fakat kendisi şeyhine "Sizin sagliginizda kendi halifeligimi açikliya-mam, sizden sonraya kalirsam, açiklanmasini birisine vasiyyet edersiniz.
Aksi takdirde sizin yaşadiginiz devirde ben mürşidim ben şeyhim diyemem, lütfen beni gizleyiniz" diye rica etmişti.
Şeyhinden önce vefat ettigi içinde halifeligi açiktan ilan edilmeyip gizli kalmiştir. Babası olan Gavs hazretlerini Seyyid Muham-med'in vefatı üzerine Seyyid Maruf (k.s.) (Seyda hazretlerinin dedesinin babası) büyütmüştür.
Gavs hazretleri Siyanüs seyyidlerinden olan Fatime Validemizle evlenmişler, bu izdivaçtan Seyyid Muhammed (k.s.), Seyyid Muhammed Raşid (k.s.) ve Seyyid Zeynel Abidin isimlerinde üç oğlu ile Halime ve Hatice isminde iki kızı olmuştur.
Zeynel Abidin küçük yaşta vefat etmiştir. İlk zevcesinin teşvikiyle evlendiği Ta-runi köyünden Seyyide olan ikinci hanımı Sıdıka Va-lidemizdende Seyda hazretlerinin diğer kardeşleri, Seyyid Abdülbaki (k.s.), Seyyid Ahmed, Seyyid Ab-dülhalim, Seyyid Muhyiddin ve Seyyid Enver ile Aynulhayat, Refiate, Raikate, Naciye adlı kızkardeşleri olmuştur.
Seyda hazretleri 2 yaşlarında iken Seyyid Maruf vefat edince Gavs hazretleri evini Siyanüs köyünden Taruni köyüne taşıdı. Burada 13 sene kaldılar.
Daha sonra mürşidi Ahmedi Haznevi'nin (k.s.) izniyle Bilvanis köyüne hicret ettiler. Şah-ı Hazne Seyda Hazretlerini 9 yaşındayken görür.
Yüzü aydınlanır. İleride çok sofileri olacağını belirtir ve Allah'a şükrederek "Biz onun cemaatında bulunamazsak da, o çok kalabalık cemaatın çobanını görmek te büyük bir nimettir" derler.
Seyda hazretleri (k.s.) bu köyde yine Seyyide olan Sekine Validemizle evlenmişlerdir. Bu evlilikten Seyyid Fevzeddin, Seyyid Abdülgani, Seyyid Taceddin, Seyyid Mazhar, Seyyid Abdurrakib isimli oğullan ile Haşine, Muhsine, Hasibe, Rukiye, Münevver, Mukaddes, Mümine ve Hediye isimli kızları dünyaya gelmiştir.
Gavs hazretleri Bilvanis köyünde 6 sene kaldıktan sonra Seyda hazretleriyle birlikte Bitlis'in Kasrik köyüne taşındılar. Burada 11 sene kaldıktan sonra Siirt'in Kozluk kazasının Gadir köyüne hicret ettiler.
9 sene (Burada iken vatan görevini önce acemi birliği olan Manisa'da, sonra Diyarbakır'da tamamladı) kaldıkları Gadir'den hayatının sonuna kadar ikamet edecekleri Adıyaman ilinin Kâhta kazasının Menzil köyüne yerleştiler.
Babası Gavs hazretleri l Haziran 1972 yılında vefat edince başhyan ir-şad görevi 21 sene 4 ay 19 gün devam etmişti. Seyda Hazretleri babasının vefatında buyurdular: "Allah (cc) Resulüne "Biz seni alemlere rahmet olarak göndermekten başka birşey için göndermedik. Allah Rasûlünün ölümü dünyanın üzerine musibet halinde çöktü.
Benim babam da Allah Rasûlünün varislerin-dendir. Ben onun Allah yolunda insanları irşad ve ilimle uğraştığına şahidim. Biz onu Allah yolunda olduğu için seviyorduk. Babam vefat etti. Nakl-i mekan etti. Allah Hayy'dır ve mekândan münezzehtir. Öyleyse aşka, Allah'a... herşey fanidir."
1968 yılında halifelik icazetini alan 1972 yılında irşad görevine başlayan Seyda hazretlerinin (k.s.) yurtiçinden ve yurdışmdan aşırı ziyaretçisinin gelmesi 18.7.1983 tarihinde Çanakkale'nin Gökçeada ilçesinde mecburi ikametine yolaçmıştır. Önce Adıyaman'a, sonra Adana'ya oradanda Gökçeada'ya götürülen Seyda hazretleri çektiği sıkıntı ve adanın havasının, sıhhatini etkilemesi sonucu
30.1.1985 tarihinde Ankara'ya nakledilmiştir. Burada da 16 ay gözetim altında tutulduktan sonra Merkezi idarenin müsadesiyle tekrar Menzil'e dönmüştür. Tekrar tebliğ ve irşad hizmetinedevam ederken 1991 yılının Ramazan Bayramı bayramlaşması sırasında içersine zehirli böcek ilacı çekilmiş şırıngayla suikast yapılmış, eline isabet eden zehir etkisini göstermiş, acil müdahaleyle hastaneye yatırılan Seyda hazretleri (k.s.) hayati tehlikeyi atlatmış, fakat elinin üstündeki ve içindeki yaralar sebebiyle uzun süre ızdırap çekmiştir.
Şeker, damar sertligi, tansiyon ve romatizma hastaliklari nedeniyle uzun yillar tedavi gören Seyda hazretlerinin ölümünden bir yil önce ayagi kirilmiş çektigi izdiraplarina bir yenisi eklenmiş, fakat irşad faaliyetleri kesintisiz devam etmiştir.
Romatizma sebebiyle her yaz gittiği Afyondaki kaplıcalardan Ankara'ya dönüşünden bir kaç gün sonra 22.10,1993 Cuma günü cuma namazından önce 63 yaşında Rahmet-i Rahmana kavuşmuştur. Vefat haberini alan onbinlerce bağlısının katılımıyla ertesi gün Menzilde babasının yanı başında toprağa verilmiştir

Cümle Mühendisi
26-08-2006, 17:38
Muhammed Raşid Erol Hazretlerinin Vefatının Ardından Yerine İrşad Görevi için Kardeşi Seyyid Abdülbaki Erol Geçmiştir.Kendisi "Gavsı Sani" ve "Seyda" isimleriyle anılmaktadır.Menzil'in Yeni Sultanı Olarak Sayılmaktadır.

Cümle Mühendisi
26-08-2006, 18:11
"Yaşayan en büyük evliya olan Şah-ı Bilvanisi Seyyit Fevzeddin Erol hazretlerinin amcası olan büyük evliya,alim zat. "

"peygamber torunu mübarek insandır.o başkadır "

"insanların huzuru u mahşerde kurtarıcısıdır inşallah.sofilrin imanını tazeleyen kişidir o gavsımız bana allah aşkını çağrıştırıyor.onu nezaman hatırlasam bütün günahlardan uzaklaşıyor gibiyim"

"Gavs-i sani hazretleri zamanımızın en büyük evliyalarındandır.gidip görmek nasip oldu inşaallah.Allah ondan razı olsun eğer onu tanımasaydım şu anda büyüdüğüm çevre bakımından içkimde olurdu zinamda olurdu,kumarım da olurdu ne Allah'ı tanırdım ne peygamberi menzile gittiğimden ailemin haberi yok kesinlikle tarikata karşılar ama gidip bir gerçekleri bir görseler boşa geçirdikleri zamana üzülürler gavs-ı bir tanısalar ah ahh..İnşallah dua edin kardeşler.Allah sadattan razı olsun"

"yer yüzünde hala ayaklı kuran olarak yaşayan ve sünneti seniyyeden kıl kadar ayrılmayan. ümmeti muhammede zhir va batında ko kanat geren. koruyup kollayan, sahibim, efendim kurtarıcım ve tek dayanağım. "

"gavsı sani tek kurtuluş yolu demek başka çıkar yol kalmadı demek zamanın kutbu demek rasulullah (sav) den sonra en büyük irşadı yapan kişi demek peygamber efendimizin göz nuru demek allah aşkından bir an uzaklaşmayan bir zat demek ahir zaman da imanla gidebilmenin en kolay çaresi demek gavsı sani herşey demek"

"gavs sofilerin babası gemimizin kaptanı O nu çok seviyorum eminimki oda sofilerini çok seviyordur bitin sofi kardeşlerime saygı ve selamlarımı yolluyorum.Birbirimize her daim dua edelim hepiniz ALLAH A emanet olun saygılarımla...."

"Görmeyene,gitmeyene,dinlemeyene,köye girerken kalbine sevinç girmeyene,camiye ilk girişindeki selamının güzellliğini duymayana,gülü koklarken o camiye yayılan gül kokusunu hissetmeyene,gözlerindeki o nuru alamayana,çorbasından bir kaşık içmeyene,ekmeğinden bir lokma yemeyene,köyünde yatmayana,camisine bakmayana,suyunu içmeyene,elini öpmeyene,Kelime-i şahadet getirişindeki o içtenliğini hissetmeyene ve oradan ayrılırken içine düşen burukluğun sebebinin GAVS-I SANİ (k.s) olduğunu hala idrak edemeyene ne anlatsak BOŞ arkadaşlar BOŞ..Babam onlarada Himmet etsin..Rabbim ıslah etsin.. "

"Zamanımızın gavsının kim olduğunu, hatta böyle bir zatın var olup olmadığını kimse bilemez.Tamam, herkesin kendi mürşidini diğer mürşidlerden üstün görmesi,bilmesi lazımdır.gereklidir.Fakat derecesini Allahtan ve Allahın bildirdiklerinden başka bilen çıkmaz.Abdülkadir Geylani hz.leri kendi gavslığını manevi bir hal ve emir ile bizzat kendisi ilan ettiğinden dolayı onun gavs olduğunda zaten şüphe yoktur.Bazı arkadaşların Abdulbaki hz.lerini bu şekilde nitelemelerine karşı bir başka kişide çıkıp İstanbul/fatihdeki MAHMUT EFENDİ hz.lerinin bu makamda olduğunu söyleyebilir.Her iki durumda yanlıştır.dediğim gibi üstün görülebilir fakat bir derece isnat edilemez. "

"gavsı sani gavslık makamı iki kere verilmis evliyaya denir.dünya üzerinde tekdir.aynı zamanda birden fazla olamaz.şuanki S.ABDÜLBAKİ hazretleridir.fakat kendileri bu sıfatın çok fazla kullanılmasına tahminimce razı değillerdir.çünkü cahil veya anlamını idrak edemeyecek,bu makamın nasıl verildiğini kavrayamayacak kişiler tarafından eleştiri konusu olabilir.ama O'nu tanıyan,bir kere O'nu gören herkes artık soru sormayı bırakır ve bir nebze olsun nasiplenmeye bakar.inşaallah bizlerde O'nun himmetine nail oluruz.... "

"allah indinde gerçek din islamdır allah c.c. bu dini baki kılacak kullarını yönlendirecek ve yanlız bırakmayacak bu yüzdenki kulları arasından seçtiği insanları bize rehber olarak gönderir işte bu kullara evliya denir evliyalar dünya üzerinde çoktur ama gavs bir tanedir oda SEYİT ABDULBAKİ H.Z (k.s) dir.lütfen bu ismi anarken bile adap ve edepli olun çünki o gavstır allahın nazlı kuludur,sevgili kullarındandır.Buna inanmıyorsanız bile lütfen genede saygılı olun vemümkünse hayatınızda bir kere olsun bu allah dostunu ziyaret edin edinki kalbiniz nurlansın inş. "

emmargah
27-08-2006, 02:28
menzile gitmek kısmet olmadı :( :cray: :cray:

ama inşallah gidebilirim en yakın zamanda .

inşallah benimde kalbim nurlanır .teşekkür ederim yazı içinde

Cümle Mühendisi
27-08-2006, 18:09
Bana da nasip olmadı henüz ama "Kişi Sevdiğiyle Beraberdir" hadisi şerifi var.
Bundan dolayı kendimi Seydama uzak hissetmiyorum...

Cümle Mühendisi
27-08-2006, 18:28
Resimler Kaldırıldı...

aska_surgun
27-08-2006, 19:47
Kurbanım resim yayınlamayı Gavs-Sani H.zleri yasaklamış en kısa zamanda kaldır

Cümle Mühendisi
27-08-2006, 20:05
Kardeş Bunu Araştırıp Öğrenmem Lazım Emin Olmadan Kaldırmak İstemem...

ozti
28-08-2006, 08:45
Allah razı olsun maşallah nur damlıyor yüzünden seydanın bende kendileri ile görüşme imkanına sahip oldum

Cümle Mühendisi
28-08-2006, 09:38
CAN SEYDAM GÜL SEYDAM GÜL BAHÇELERİNDEKİ
EN MUKADDES MİSKANBER KOKULU SEYDAM
YEMİNLER OLSUN SENİ ÜZEN BENİ ÜZER
SENİ KIRAN BENİ KIRAR SENSİZ BİR ANIM
BANA HEP KAÇAMAK YAPAR GÜL SULTANIM
BAK SARARDI YAPRAGIM SOLDUM
SENİN SAYENDE MEVLAYA AÇILDI TİTREK ELLERİM
GÖRÜNÜYOR BANA O GÜZEL YÜZÜN
NERDENSİN CANANIM HİMMET VERDE GÜL BANA
SOFİLER DERKİ SABREYLE GEÇER
SENSİZ BİR SANİYE BİLE OLSA NASIL NASIL GEÇER SULTANIM AH SEYDAM YEMİN OLSUN SANA GELEN BANA GELSİN YEMİN OLSUN SENİ ÜZEN BENİ KARŞISINDA BULSUN

************************************************** ****
Seydayı görünce beden tutulur,
Dua et diyecek diller yutulur,
Dünyada ne varsa hep unutulur,
Gönüllerde bayram var,teslim kurtulur.


Varlık sensin yokluk ben,
Baba sensin, evlat ben,
Feyz sende, boş kap ben,
Senden başka kimim var, kimsesizim ben.


Oturup düşününce, halim nolur deyince,
Sen aklıma gelince, sevinirim acizce.


Seni gören şu göz artık ne yapsın ?
Seni göremeyen sofin ne yapsın ?
Sofinin derdi sensin dertler ne yapsın ?
Taş , buz hepsi tutuştu, ateş ne yapsın ?


Seydam aşkın içinde, SEYDA ne yapsın ?

_________________

Şu gönlüm tutuşup yansın
Aşkınla ummana dalsın
Gözlerim hergün ağlasın
aşk ver seydam,aşk ver seydam.

Dalmışım dünya gamına
Hazırlığım yok yarına
Kurban olam endamına
Aşk ver seydam,aşk ver seydam

Kabeye döndü yüzümüz
Lafta kalıyor sözümüz
Hala görmez kör gözümüz
Aşk ver seydam,aşk ver seydam.

Maksadım rızaya ermek
Alıyorum seni örnek
Olayım resule ümmet
Aşk ver seydam,aşk ver seydam.

Gece başka gündüz başka
Menzilde halim bambaşka
Nefisle çıkamam başa
Aşk ver seydam,aşk ver seydam.

Yaralı gönül anıyor
Hasretinle hep yanıyor
Gözlerim seni arıyor
Aşk ver seydam,aşk ver seydam.

Bakma yalan sözümüze
Hak aşkı kat özümüze
Çöle dönmüş gönlümüze
Aşk ver seydam,aşk ver seydam

************************************************** *******

Gözlerine bakıpta doyamadım sana
Tut ellerimden bırakma beni bana
Sen gittin gideli yüzüm gülmedi
Beni bana bırakma seydam sultanım

Sana olan hasretimdendır sitemlerim
Gözlerine bakıp doya doaya doyamadım
Muhabbetin aşkıyla yanıp tutuşuyor bucanım
Beni bana bırakma seydam sultanım


Alev alev yanıyor bucanım sultanım
Hasretin yakıyor beni mecnun misali
Tut ellerimden bitsin bitsin bu ızdırabım
Beni bana bırakma seydam sultanım

************************************************** ******

Gözlerine bakıpta doyamadım sana
Tut ellerimden bırakma beni bana
Sen gittin gideli yüzüm gülmedi
Beni bana bırakma seydam sultanım

Sana olan hasretimdendır sitemlerim
Gözlerine bakıp doya doaya doyamadım
Muhabbetin aşkıyla yanıp tutuşuyor bucanım
Beni bana bırakma seydam sultanım


Alev alev yanıyor bucanım sultanım
Hasretin yakıyor beni mecnun misali
Tut ellerimden bitsin bitsin bu ızdırabım
Beni bana bırakma seydam sultanım

************************************************** *******

Şimdi burdan geçti seydamın kervanı
Hedef menzil yol cennet yolu
Önde seydam ardından sofi kardaşlarım
Şimdi geçti seydamın kervanı

YOL mekke medine yolu
Hak yolunda saf saf sofılerı
Önde seydam arkada ALAHIN dostları
Şimdi geçti seydamın kervanı

Hazırlığını yap hayri kardaşım
Kervan uzaklaşmadan düş yollara
Önde seydam arkada sofi gardaşlarım
Şimdi geçti seydamın kervanı

Sende gel katıl mumin gardaşım
Yol menzil muhammet mustafa yoludur
Önde seydam arkada sofi gardaşları
Şimdi geçti seydamın kervanı

Önde okunur ALLAHIN güzel kelamı
Arkadan tekbir çeker güzel dostları
Önde seydam arkada sofi gardaşları
Şimdi geçti seydamın kervanı

Hak yolunda taşıyor islam sancağı
Bölük bölük olmuş sofi gardaşları
Önde seydam arkada orduları
Şimdi geçti seydamın kervanı

************************************************** *******

Sana Sultan demeye dilim varmiyor,
olamadimki sana ben köle,
Yak Sultanim demeye dilim varmiyor,
olamadim bir kuru odun Seyyidime,

Himmet et Sultanim,
kimbilir ne cok söylenmistir bu söz sana.
yanan kalbler gibi,yanan kalb bendeymis gibi,
yalvariyorum sana,
himmet et bana.

yine seni andim heycanlandim,
sözlerim karisti siirde yine birbirine,
ben senin nuruna yandim,
simdi söndür yine nurunla...

************************************************** ********

suya hasret güller gibi güle hasret bülbül gibi
ayaza hasret çöller gibi
başka yerde aramam sendedir derman
neredesin güzel seydam
yılmadan bekledim gavsımı
ruhuma yazdım silemem adını
gelsende öpsem elini ayağını
sensiz buralarda duramam
neredesin güzel seydam
ellerim boş sana bir şey veremiyorum
dua et diyorsun muvaffak olamıyorum
uzaklara gidiyorsun yanına gelemiyorum
uzatta ellerini tutam
neredesin güzel seydam

aska_surgun
29-08-2006, 10:52
Allah Razı olsun Kurbanım

YagmuR
31-08-2006, 19:39
ALLah razi oLsun KaLemdar karde§im..MenziLe gitmek banada nasip oLmadi aiLeden gidenLer oLmu§tu.bana kismet degiLmi§.Babam gitmek istiyor beLki nasip oLur bu sene..in§aALLah..

trafik
06-09-2006, 19:00
Hayyyyyy ya gavsss

seyyide
20-09-2006, 16:24
Yola bu derece sadakat hakikaten çok takdir edilecek bir husus.. Allah dostu olmasından dolayı asla tek kelime edemem, ister Mahmut Hocaefendi olsun, ister Süleyman Efendi ister başkası hepsine muhabbetim ve hürmetim elbette vardır ve olmaması gibi bir durumdan Rabbime sığınırım.

Ancak neden herkes kendi mürşidini gavs'ül-azam kutbu'z-zaman ilan eder? Tamam kendi mürşidini diğerlerinden kat kat fazla sevmeyi anlayabiliyorum, tasavvufta bu aşk olmadan bu kurbiyet olmadan olmaz, ama bu da nenin nesi?
Ben de derim ki ben Rabbime danışmışımdır, bizzat bu polemikler yüzünden intisap hususunda zamanın kutbunu O'na sormuşumdur; bana da buyrulan daha farklıdır. Şimdi sizin bahsettiklerinizden çok daha farklı bir opsiyon, ne olacak şimdi?
Büyüklerin nezdinde önemli midir sanıyorsunuz bunu? Ya da siz Efendinizi büyüklerin içinde en büyüğü olduğunu düşündüğünüz için mi seviyorsunuz?

Arkadaşlar lütfen bence Efendinizi tanıtırken böyle büyüklük küçüklük kavramlarına karıştırmadan anlatın o mübareği.

Bu arada bir konu araması yaparken karşıma tevafuken çıkan bu konuya yorum yazmak da nasipmiş..

Hürmetlerimle...

GÖNÜL İKLİMİ
21-09-2006, 10:16
Yola bu derece sadakat hakikaten çok takdir edilecek bir husus.. Allah dostu olmasından dolayı asla tek kelime edemem, ister Mahmut Hocaefendi olsun, ister Süleyman Efendi ister başkası hepsine muhabbetim ve hürmetim elbette vardır ve olmaması gibi bir durumdan Rabbime sığınırım.

Ancak neden herkes kendi mürşidini gavs'ül-azam kutbu'z-zaman ilan eder? Tamam kendi mürşidini diğerlerinden kat kat fazla sevmeyi anlayabiliyorum, tasavvufta bu aşk olmadan bu kurbiyet olmadan olmaz, ama bu da nenin nesi?
Ben de derim ki ben Rabbime danışmışımdır, bizzat bu polemikler yüzünden intisap hususunda zamanın kutbunu O'na sormuşumdur; bana da buyrulan daha farklıdır. Şimdi sizin bahsettiklerinizden çok daha farklı bir opsiyon, ne olacak şimdi?
Büyüklerin nezdinde önemli midir sanıyorsunuz bunu? Ya da siz Efendinizi büyüklerin içinde en büyüğü olduğunu düşündüğünüz için mi seviyorsunuz?

Arkadaşlar lütfen bence Efendinizi tanıtırken böyle büyüklük küçüklük kavramlarına karıştırmadan anlatın o mübareği.

Bu arada bir konu araması yaparken karşıma tevafuken çıkan bu konuya yorum yazmak da nasipmiş..

Hürmetlerimle...

Allah c.c. razı olsun kardeşim.Çok önemli bir konuya değinmişsiniz.

hayrullah
21-09-2006, 12:05
Kalemdar kardeş verdiğin bilgiler çok güzel aynı meşrebteyiz inşeallah

Bu arada resimleri yayınlanmasına seyda hz.leri razı olmadığını biliyorum.

Sana tavsiyem resimleri kaldır.

selametlee.

GÖNÜL İKLİMİ
27-09-2006, 14:46
Bırakın şu yasakları kardeşler....Seydanın ağzından duydunuzmu..

islamveinsan
28-09-2006, 15:26
sa.

Efendi Şeyh yada Mürşidlerinizi tanımıyorum....
Tanıdığım kısmı da zahiren.....

Seyda'nın resimlerin yayınlanmasına gönlü yokmus diye duydum ....
Hikmeti şu olsa gerek; Gölgeli ve gölgesiz bütün suretler haramdır....

Türkiyenin hemen her yerinede Şeyh ve Mürşidler var
Ve hemen her mürid kendi üstazını Mürşid i Kamil olarak görüyor ve en üstün olarak niteliyor....?

Bizim Mürşidimiz; Kuran-ı Azimüşşan

Allah ın dinini yücelten ve öğreneten her mümin i kardeş biliriz ....

Allah adına ve din adına olan bütün gayretinizde bir bakın;

Ahkam-ı ilahi ne diyor
Sünnet i Seniye ne diyor
Ashap ve Sahabe nasıl yaşamış ve nasıl anlamış ?

1400 sene önce ki Din-i İslam-ı Hakiki ne ise bugünde öyle olmalı...

Selametle.......sa.

Ahiskali
03-10-2006, 13:57
foto kaldırıldı...

Bedrin_Aslanı
03-10-2006, 14:34
Kardeş Bunu Araştırıp Öğrenmem Lazım Emin Olmadan Kaldırmak İstemem...

Kardeş acizane tavsiyem bencede kaldır resimleri. veya yönetime rica et onlar kaldırsın... Emin olduktan sonra koyarsın. Bu şekilde O nun rızası olmayan birşeyi yapabiliyor olabilirsin.

Cümle Mühendisi
03-10-2006, 15:53
Kardeş acizane tavsiyem bencede kaldır resimleri. veya yönetime rica et onlar kaldırsın... Emin olduktan sonra koyarsın. Bu şekilde O nun rızası olmayan birşeyi yapabiliyor olabilirsin.

Zaten kaldırdım...

Bedrin_Aslanı
03-10-2006, 16:48
Yahyalılı Ali Ramazan Dinç Hocaefendi Hazretleri'nin izni var mı ki?

M_i_r_a_y
04-10-2006, 01:01
Seyda Hz.lerinin 4. resminde elinin bir kismi daire icerisine alinmis,neden aceba? :confused1[1]:

Cümle Mühendisi
04-10-2006, 15:04
Allah Yazıyor...

Cümle Mühendisi
04-10-2006, 15:05
Yahyalılı Ali Ramazan Dinç Hocaefendi Hazretleri'nin izni var mı ki?

İzni olmadığı yönünde bir kararı yok Efendi Hazretlerinin...

tugra
11-10-2006, 00:55
kalemdar kardeşim resimlerin yayınlanmasına izin olmadığını ve bunun bir vebali olduğunu hatırlatıyor resimleri kaldrımanızı rica ediyorum.

Bilvanis
11-10-2006, 02:33
Arkadaşlar, başlığı açan arkadaşın yazdıklarındaki çelişkili ifadeler göz önünde bulundurularak gereksiz tartışmalara girmeden silinmesi yönündeki isteklerinizi,lütfen yönetime bildirin.

Arkadaş isterse kendi önderinin resimlerini yayınlayabilir, fakat gavs-ı sani diye adlandırdığımız Abdülbaki Hz.lerinin resimlerinin internetde yayınlanması, kolay ulaşılıp üzerinde fotoshop denemelerinin yapılması ihtimaliyle biz bağlılarını derinden üzmektedir.




Limriemvrm´isimli üyeden Alıntı



Kardeş acizane tavsiyem bencede kaldır resimleri. veya yönetime rica et onlar kaldırsın... Emin olduktan sonra koyarsın. Bu şekilde O nun rızası olmayan birşeyi yapabiliyor olabilirsin.


Zaten kaldırdım...



"Yaşayan en büyük evliya olan Şah-ı Bilvanisi Seyyit Fevzeddin Erol hazretlerinin amcası olan büyük evliya,alim zat. "

"peygamber torunu mübarek insandır.o başkadır "

"insanların huzuru u mahşerde kurtarıcısıdır inşallah.sofilrin imanını tazeleyen kişidir o gavsımız bana allah aşkını çağrıştırıyor.onu nezaman hatırlasam bütün günahlardan uzaklaşıyor gibiyim"

islamveinsan
11-10-2006, 09:15
S.a

...yaşayan en büyük Evliya.... ?
Bu hüsnüzandır, dünyanın hangi ülkesinde hangi evliyalar vardi biliyormusunuz ?
En büyüklerinden demeliyiz.... (zira caiz olmaz)

İnsanları Mahşerde Allah cc. den başka kurtaracak yoktur...
Efendimiz sas in kızına;" sakın babam Peygamber diye güvenmeyesin..." ciddi ikazı bunu yeterince gösteriyor..

Gölgeli ve gölgesiz bütün suretlerin haram olmasından olsa gerek, resimlerin yayınlanmasına gönlü razı değildir... diyeceğim ama....?

Buradaki resimler foto sütudyolarda çekilmiş...

Selametle....

meram
14-10-2006, 00:06
allah c.c senden razı olsun.seydamın yüzünü bu kadar net görme imkanı sağladın.ALLAH C.C RAZI OLSUN.

bilvanisi
20-10-2006, 16:01
Resİmlerİn Yayinlanmasinda Seyda H.z İznİ Yoktur Vebaldesİn KardeŞİm Kesİn Kesİn Ben Seyyİdlerİmİzden Duydum.

GÖNÜL İKLİMİ
21-10-2006, 15:08
Bilvanisi bırak bu vebal işlerini..Ne vebali ya Allah aşkına sen bilvaniste görmedinmi fevzeddin hz. ne kadarda serbest etmiş..

Pfantom
22-10-2006, 15:00
Resimleri bizimle paylatigin icin sagol ama bildigim kadariyla seyda hazretlei razi olmaz yayinlanmasina eger olsaydi ilk biz yayinlardik zaten siz arstima yapincaya kadar biz yapmistik evvelden izinsizde yapilamicani bildigimizden yayinlamadik bilgilerinize menzil net de de yayinlanmasina müsade yok bizler böyle biliyoruz hakkini helal et yaniliyorsak

Mevlevi
22-10-2006, 15:21
Kardeşim iyi güzel hoşda Seyda'nın sohbetlerinden bir demet sunsan diyorum... Yani Faydalansak... Resme ne kadar bakarsak bakalım öğütde lazım...

Nevfal
22-10-2006, 19:51
Allahu Teala ve Tekaddes Hazretleri bizleri sevdiklerinin sevgisinden mahrum etmesin.

Pfantom
23-10-2006, 21:33
Bulunduğunuz Kategori : Menzil Hikayeleri



Sandık Başkanı
Kategori: Menzil Hikayeleri 31-5-2006, Çarş.
Okunma Sayısı: 1781

A partisi yetkilileri gelirler Seyda Hz.lerine ricada bulunurlar ve mübarek peki der, kırmaz onları.
Oylama başlar ve biter. İş sandıkları saymaya gelir. A partisi sevinçli. Seyda Hz.lerinin bulunduğu sandıktan çok oy çıkacağına eminler. Çünkü sandık başında O var...Heyecan dorukta...
Sandıklar açılır gördükleri manzara karşısında hayrete düşerler. Tüm oylar açılmış sandıkta sadece bir zarf kalmış ama şimdiye kadar bir oy bile çıkmamıştır A partisine. Son oyu açarlar sadece o oy kendilerine çıkmıştır.
Mucize derler.. İyi ki bir tane çıktı. Kardeş bir daha Seyda’yı sandık başkanı yaparlar mı? Yapmazlar, derslerini aldılar.

Yapmayın alet etmeyin onları. Onların görevi başka, bizim görevimiz başka. Sen diyorsun ki güneş bana hizmet etsin. Sadece benim emrimde olsun olur mu? O güneştir Hem A’nın, hem B’nin, hem C’nin, hem D’nin, hem de tüm Muhammed ümmetinin. Hatta ve hatta tüm kafirlerin. Hoppala kafirlerinde mi? Tabi, Allahu Teala buyurmadımı ki ceddi pakı için

“Ey Habibim Sen Alemlere Rahmetsin.”

Bu gün kafirler yaşıyorsa Muhammed’e şükran borçlu. Borcu yok mu var varda onlar bilmezler ki. Bir hadis-i kutside Allah (c.c); İçinizdeki yaşlılar, çocuklar olmasa ve dahi gaybur reca dediğimiz bu zatlar olmasa dünyanın çoktan yok edileceğini bildirmemiş miydi?

www.menzil.net den alınmışdır kaynak belirtmeden yayınlanamaz.


Kadir-i kölesi isterde sohbet Nakşi kölesi der bu ne muhabbet işte sohbet

fetih
24-10-2006, 08:09
biz inş. enaniyet olmasın 96 yılında intisab ettik menzile bize vesile olanlara her zaman duacıyız . Birşey paylaşmak isterim bende inş. orada bulunan seyyidlerimizden birinin sohbetinden inş. istifade edelim buyurdular :Efendimiz (a.s) dan bu yana böyle bir GAVS gelmemiştir gelmeyecektirde kıymetini bilelim İNŞAALLAH sofiler

fetih
24-10-2006, 08:13
Resimleri bizimle paylatigin icin sagol ama bildigim kadariyla seyda hazretlei razi olmaz yayinlanmasina eger olsaydi ilk biz yayinlardik zaten siz arstima yapincaya kadar biz yapmistik evvelden izinsizde yapilamicani bildigimizden yayinlamadik bilgilerinize menzil net de de yayinlanmasina müsade yok bizler böyle biliyoruz hakkini helal et yaniliyorsak

doğrudur kurban mubarekler resimlerin yayınlanmasına musade etmiyorlar biraz daha dikkatli olursak inş. hoş olur Allah c.c razı olsun

fetih
24-10-2006, 08:28
Esselamu Aleyküm dostlar.Bir konuyu daha sizlerle paylasmak istedik âcizâne muhabbetimiz olur insaAllahû Teâla.Haydi Bismillah.......
Sofinin biri bir rüya görmüstür.Bu rüya öyle bir rüyadir ki Sultanimiza anlatmak ister ve Menzile gitmeye karar verir.Sofiyi SEYDA Hazretlerinin huzuruna getirirler.Sultanimiz buyurur:"Basina bir beyaz örtü örtün rüyayi öyle anlatsin" der.Ve sofi rüyayi anlatmaya baslar:
Rüyasinda mahser kurulmustur.lEfendimiz s,a,v ümmetinin basindadir.Saginda dört büyük halifeve solunda Abdulbâki HAZRETLERI yer almaktadir.Bütün sofiler bir aradadir.Ve Iki Cihan Serveri s.a.v. Abdulbâki hazretlerine dönerek:
"Ya Abdulbâki ümmetmden cömert olanlari topla Hz. Ebûbekre teslim et"der.Sultanimiz kalabaligin arasindan sofileri teker teker secerek bu görevi yerine getirir veHz. Ebûbekr Efendimize teslim eder.Efendimiz s.a.v buyurur:
"Ya Abdulbâki ümmetimden cihadi sevenleri topla Hz. Aliye teslim et"der.Sultanimz sofilerin arasina girerek tek tek secer ve Hz. Aliye teslim eder.Efendimiz s.a.v yine buyurur:
"Ya Abdulbâki ümmetimden adâletli olanlari topla Hz. Ömere teslim et"der.Yine SEYDA Hazretleri secerek sofileri Hz. Ömere teslim eder.Efendimiz s.a.v tekrar buyurur:
"Ya Abdulbâki ümmetimden Kuran-i Kerim'i cok okumayi sevenleri topla Hz. Osmana teslim et"der.Ve Sultanimiz secerek sofileri Hz.Osmana teslim eder.
Abdulbâki Hazretleri aglamaktadir.Bir geriye kalan kalabaliga bakar,bir de halifelere teslim ettigi sofilere....Geriye kalan teslim edilenden KAT KAT fazladir. Sultanimiz edebinden iki büklüm olur Efendimiz Aleyhisselâtüvesselam'a gelerek:
"Ya RasulAllah geriye hep cürük carik sofiler kaldi bunlari ne yapayim" der.Merhamet timsâli Efendimiz s.a.v. kollarini acarak:
"YA ABDULBÂKI TOPLA HEPSINI BANA GETIR"der.
Rüyayi dinleyen sultanimizin gözleri dolar cünkü sofi aglamaktan rüyayi zar zor anlatabilmistir ve orda bulunan bütün sofiler de aglamaya baslar.
Sonra SULTÂNIMIZ söyle der:
"Bu rüyayi duyan sofi duymayan sofilere anlatsin"der.

fetih
24-10-2006, 08:35
GAVS-İ SANİ Hz (K.S) birgün abdest alırken acemi bir sofi gelir sultanımız sağ ayağını yıkar o esnada sofi "...kurban tövbe alacaktım der..." Gavsımı oracıkta hemen tövbe verir. tövbe biter bitmez sol ayağını yıkar....etrafındaki molla merak eder edeple yanına yaklaşır "...kurban abdesti tamamlamanıza sadece sol ayağınız kalmıştı niçin abdesti bitirip öyle tövbe vermediniz merak ettim..." demiş. Gavsımız der ki; "...Eğer ben sol ayağımı yıkayana kadar o sofi ölseydi...." der..

ölümü unutmayalım sofi kardeşler dualarınızı eksik etmeyin cümlemizden inş.

fetih
24-10-2006, 08:37
Gavs-ı Sani Hz.leri Markadı yaptırdığının akabinde günlerin birinde . Tam olarak bilemiyorum ama Ya Malezya Yada Endenozyadan biriyle Markadı ziyaret etmişler.
Bu yabancı şahısla rehber aracılığıyla konuşuyorlar imiş. Bu yabancı, rehbere demiş ki ; bu kabirler çok ihtişamlı türbe çok masraf edilerek yapılmış aceba israf mı ki gibisine .

Rehber bunu Gavsımıza akataracağı esnadan biraz tutulmuş söyleyememiş.

Gavsımız Söyle, ne dedi demiş.

Rehberde aktarmış "" bu kabirler çok ihtişamlı türbe çok masraf edilerek yapılmış aceba israf mı ki gibisine" diye söylüyor efendim demiş .

Gavsımız Buyurmuş ki ; Biz Resululllah dan izinsiz iş yapmadık.

Yapmazlar evelAllah.


Zaten Rahmetlik Gavs Abdulhakim Hz.leri Buyurmuşlar ; Günde demiş (bir sayı vermiş ) Fahr-i Cihan s.a.v efendimizle görüşmeyen mürşidim diye ortaya çıkmasın . Dağda eşkiyalık yapsın. buyurmuş

fetih
24-10-2006, 08:39
Aşk ile Tevbe

Sofiler Gavs Hazretlerinin etrafında kümelenmiş tevbeye hazırlanıyorlar.
Mübarek herkesi adab üzere oturtup ellerini avuçlarına aldıktan sonra;

-Benim söylediğimi alçak sesle tekrarlayınız. Diyor. Gavs Hz.leri;

-Ya Rabbi...diyor. sofiler var gücüyle;

-YAAA RAAABBBİİİ...

Bir diğer gurup geliyor. Mübarek onlara da aynı şekilde söylüyor...Sonra;

-Ya Rabbi...Diyor Sultan Hz.leri. Sofiler aşk ile...

-YAAA RAAABBBİİİ...

Bir diğer gurup gelince bu defa hizmette görevli gardaşımız müdahale
ediyor;

-Sofiler Allah razı olsun Gavs Hz.lerinin söylediklerini aynen tekrarlayın,
sesinizde Seyda Hz.lerinin sesinden fazla çıkmasın Allah razı oslun. Ardın-
dan mübarek tevbeye devam ediyor...

-Ya Rabbi...Sofiler aşk ile bir daha...

-YAAA RAAABBBİİİ... Diyorlar. Mübarek tebessüm ederek hizmetliye dö-
nüyor ve diyor ki;

-Bak gördün mü? Seni de dinlemediler...

fetih
24-10-2006, 08:41
BİgÜn Sadatlar Menzİlde YaŞli Bİr Sofİye SormuŞ "sofİ Hatmelere Gİdİyormusun" Dİye...

Sofİnİn Cevebi Aynen Su "yok Kuban Gİtmem Ayaklarim Çok Rahatsiz Evden Dergaha Kadar Gİtmek Çok Zor Benİm İÇİn" DemİŞ...

Ve Sadatlar Şu Cevabi VermİŞ "sofİ Şu DaĞa HergÜn Peygamber Efendİmz Gelİyo Desem Gelİrmİsİn" Dİye SormuŞ,

Bİzİm Sofİ "tabİ Sultanim Ne Demek SÜrÜnerek Dahİ Olsa Gelİrİm" DemİŞ

Sadatlarda "sofİ Hatmeler Peygamber Efendİmİzİn Elİnde Oluyo" DemİŞ...

Rabbİm Hepİmİzİ Sadatlara Layik Sofİ Eylesİn Rabbİmİn Rizasini Kazanmak İÇİn Salİh Amel İŞleyen Kullarindan Ve Efendİmİzİn Sefaatİne Layik Ümmet Eylesİn İnsallah...

Selam Ve Dua İle...

Dualarinizi Eksİk Etmeyİn İnsallah MahlÜkatİn En KÜÇÜĞÜne..

fetih
24-10-2006, 08:43
Boş zamanlarımızda Menzil’e gider orda hizmet ederdik. Yine Menzil’deyiz… Hane-i Saadetin arkasında toprak bir binayı yıkıyorduk. Başımızda Molla Üzeyr vardı. Kendisi Menzil mollalarındandı. Bir ara Seyda Hz. leri yanımıza gelip selam verdi. Kendisine bir oturak verdiler. Bizim yaptığımız işi seyretmeye başladı. Biz de iki fazla çalışmaya başladık. Biraz yorulduk. Seyda Hz. leri yorulduğumuzu anlayınca kalktı gitti ve bize bir semaver çay gönderdi. Çaylarımızı yudumlarken Molla Üzeyr sohbete başladı.
-Sofiler kendinizi yormayınız karınca kaderince çalışınız. Karınca kaderince ne demektir size anlatayım.
Bir gün Süleyman Aleyhisselam askerleriyle giderken bir karınca yuvasından çıkıp
-Ya Süleyman yarın öğleyin askerlerinle birlikte benim davetlimsin. Deniz kenarına gelin dedi.
Davete icabet etmek gerekiyordu. Süleyman Aleyhisselam askerleriyle deniz kenarına geldi. Karınca ağzında bir çekirge bacağı ile dışarı çıktı ve denize püf dedi. Ağzındaki çekirge kanadı denize düştü ve Süleyman Aleyhisselam’a dönüp
-Ya Süleyman askerlerine söyle denizin suyu yağ içi de et doldu isteyen yağına bansın isteyen etinden yesin.
Süleyman Aleyhisselam gülümseyerek tekrar döndü gitti. Karınca kaderince sözü buradan gelmektedir.
Birde Seyda Hz. leriyle Hızır Aleyhisselam’ın kıssasını anlatayım dedi.
Bir gün Seyda Hz. leri camide yalnızdı. Yanında beyaz elbiseli bir zaat vardı. Bir saat kadar sohbet ettiler. Sonra beyaz elbiseli zat kalktı. Seyda Hz. leri bana dönüp;
-Molla Üzeyr diye seslendi.
-Lebbeyk sultanım.
-Bu zat kimdir bilir misin?
-Sultanım bilir biz bilmiyoruz. Mubarek tebessüm ederek ;
-O Hızır Aleyhisselam’dır dedi.
Ben içimden geçirdim.. Seyda sırtını dönse de gidip Hızır Aleyhisselam’ı ziyaret etsem.. Mubarek sırtını döndü. Dışarı çıktım , Hızır Aleyhisselam’ı bulamadım. Tekrar Seyda Hz. lerinin sesini duydum.
-Molla Üzeyr Molla Üzeyr …
-Lebbeyk sultanım ..
-Hızır bize geliyor.. sen nereye gidiyorsun..
Tarihte de bu tür olaylar çok zuhur etmiştir. Seyid Eşrefi Rumi Hz. lerinin bir müridi vardı. Hızır Aleyhisselam’ı çok arzulardı. O nu görmek isterdi. Bir kış gününde Seyid Eşrefi Rumi Hz. leri
-Oğlum Abdurrahman bağa git bize bir sepet elma getir dedi.
Mübarek hiç tereddüt etmeden kış günüde elma olur mu demeden tam teslimiyetle gitti. Bağa vardığında ağaçta elmaların olduğunu gördü ve topladı. Dönüşte derviş elbiseli bir zat önüne çıktı. ve
-Ey sofi bize bir elma ver.
Abdurrahmani Tirsi Hz. leri tereddüt etmeden bir elma verdi. Dergaha döndüğünde seyit Eşrefi Rumi Hz. leri sepeti açtı ve
-Bir elmanın eksik dedi.
Abdurrahmani Tırsi
-Önüne bir dervişin geçtiğini bir elma istediğini ve kendisine verdiğini söyledi.
Mubarek dedi .
-O kimdir ?
-Efendim siz biliyorsunuz.. Mubarek gülümseyerek ;
-O Hızır Aleyhisselam’dı dedi. Abdurrahmani Tırsi :
-Aman efendim ben bilemedim… Mubarek buyurdu :
-Oğlum sen görmek istedin gördün.
Aradan zaman geçti Abdurrahmani Tırsi hz. lerinin Hızır a.s. ı görme ve konuşma arzusu kalbini yakıyordu. Mubarek bir gün
-Ya Abdurrahman bize git bağdan üzüm topla dedi. Bir sepet üzüm aldı yolda yine o derviş kıyafetine bürünmüş zatla karşılaştı. Hemen elinden öpüp
-Efendim siz Hızırsınız dedi. Hızır a.s. şu cevabı verdi.
-Oğlum Hızır’dan murat nasihattır. Şimdi zamanın reisül evliyası Seyid Eşrefi Rumi’dir. Senin nasibin senin salahın senin terbiyen O nun elindedir. Senin Hızır’ın odur. Onu eteğini bırakma……

Cümle alem şeyh dolsa
Sen benim Hızırımsın efendim
Ruhaniyetinle her an yanımda
Sen benim Hızırımsın efendim

Nazarınla kalbim hayat buldu
Ab-ı hayat nefesinle gönlüm doldu
Ruhum cemalinle şeref yab oldu
Sen benim Hızırımsın efendim

Ölmüş kalbimi dirilttin
Bendeki beni söküp tek ettin.
Nefsi emmaremi yok ettin.
Sen benim Hızırımsın efendim

Aah ne idik ne olduk
Muhabbetullah la dolduk
Nakşi yoluna kul olduk
Sen benim Hızırımsın efendim

Sen olmasan ne olurdu halim
Merhametten yoksun olurdum zalim
Hilminle düzelttin halim
Sen benim Hızırımsın efendim

Benlik koltuğunda kibir satacaktım
Cümle kullara tepeden bakacaktım
İmanımı üç kuruşa satacaktım
Sen benim Hızırımsın efendim

Rabbimin lutfusun sen bize
Peygamber varisi hepimize
Nice asileri getirirsin dize
Sen benim Hızırımsın efendim

www.menzil.net

fetih
24-10-2006, 08:53
Kendinize Hızmet Bulun
Bir hac ziyareti sırasında Gavs (k.e.) Hz. leri
oturmuşlar ve rahlelerinin üzerinde Kuran okuyorlar.

O esnada Kuran okumak için gelen hacı adaylarına da
bir yandan kendi taraflarında olan rahlelerden bir bir
veriyorlar ve aynı zamanda da Kuran okumaya devam
ediyorlar.

Bu hali gören hızmetlilerden biri Mübarek sıkıntı çekmesin
niyeti ile;

-Gurban siz zahmet etmeyin rahleleri biz dağıtırız. diyor.

Mübarek tebessüm ederek bakıyor...;

-Neden benim hızmetime mani oluyorsunuz? Biz ümmet-i
Muhammed'e Allah için hızmet ediyoruz hadi siz de gidin
kendinize bir hızmet bulun. Hızmetimize mani olmayın. diyor.

bilvanisi
24-10-2006, 12:35
gönül iklimi sultanımız seyyid fevzeddin h.z lerinin izni olabilir ama kesin biliyorum seyyid abdülbaki h.z izni yok yanlış yapıyorsun her alimin fıkhi görüşü farklı olabilir.

fetih
24-10-2006, 13:49
gönül iklimi sultanımız seyyid fevzeddin h.z lerinin izni olabilir ama kesin biliyorum seyyid abdülbaki h.z izni yok yanlış yapıyorsun her alimin fıkhi görüşü farklı olabilir.

ne gibi kurban sualiniz banamı ?

vuslat02
24-10-2006, 15:57
gurban resimleri aldım hakkını helal et..
bende duymuştum resimlerin yayınlanmamasının gerektigini..
fotomontaj yapıyolarmış..

bilvanisi
24-10-2006, 16:52
fetih kardeşim sana degil sözüm gönüliklimine yazdım ben onları resimlerin yayınlanmasından ötürü.selamün aleyküm

mesnevi
24-10-2006, 17:03
s.a

Allah cc velli kullarının şefatini bizlerede nasip etsin.
amin

fetih
25-10-2006, 18:08
fetih kardeşim sana degil sözüm gönüliklimine yazdım ben onları resimlerin yayınlanmasından ötürü.selamün aleyküm

ve aleykumselam kardeşim ALLAH C.C razı olsun inş.

Cümle Mühendisi
26-10-2006, 16:48
Allah razı olsun kardeşler...

Rabbim Seydamıza layık bir evlat etsin bizleri...

GÖNÜL İKLİMİ
26-10-2006, 18:37
Nerede o eski menzil...Şimdi menzilde her seyyid ŞEYH olmuş malesef..

bilvanisi
27-10-2006, 18:21
GÖNÜL İKLİMİ SENİNLE POLEMİGE GİRİP SENİN GİBİ GÜNAHA GİRENLERDEN OLMAYACAM İNŞALLAH.BU KONUDA SAGIR OLACAM. "İnsan Olur İse Sağır,Sen Ona İstediğin Kadar Bağır..."

Mahmud Ustaosmanoğlu Hocaefendi...

FoRgEtMe
27-10-2006, 19:04
Kavacıklı Kurbanım Gavsımızın Resimleri Kesinlikle yayınlamak yasak haberin olsun Hakkını Helal Et inş

Sofuoglu
27-10-2006, 22:47
kavacikli,genc olman munasebeti ile biraz kipir kipirsin, e haliyle bunu normal karsilayalim ama

menzili cok iyi taniyan birisi olarak sunu soyluyorum,sen o davaya fayda saglayacagim derken zarar veriyorsun,

niye laftan anlamiyorsun ,o resimleri kaldir demisler sana hala israr ediyorsun,
menzilde ,netde seyhlerin resimlerinin yayinlanmasi yasaktir,
ya sen bu davayi bilmeden kuru kuruya slogan atiyorsun,yada bilincli zarar veriyorsun,bunun baska bir alternatifi yok,

biraz laf dinle ve o resimleri kaldir....

yeri gelir seyhine veya yoluna dil uzatilirsa savunursun,ama durup duruken ikide bir slogan atmak o camiyaya zarar verir,
onlarin adina propaganda yapmak kimsenin haddi degil,fikirlerini bilgilerini getir paylas,uzerine vazife olmayan hususlarda ise sus,
bilmem anlatabildimmi?

Cümle Mühendisi
27-10-2006, 23:03
kavacikli,genc olman munasebeti ile biraz kipir kipirsin, e haliyle bunu normal karsilayalim ama

menzili cok iyi taniyan birisi olarak sunu soyluyorum,sen o davaya fayda saglayacagim derken zarar veriyorsun,

niye laftan anlamiyorsun ,o resimleri kaldir demisler sana hala israr ediyorsun,
menzilde ,netde seyhlerin resimlerinin yayinlanmasi yasaktir,
ya sen bu davayi bilmeden kuru kuruya slogan atiyorsun,yada bilincli zarar veriyorsun,bunun baska bir alternatifi yok,

biraz laf dinle ve o resimleri kaldir....

yeri gelir seyhine veya yoluna dil uzatilirsa savunursun,ama durup duruken ikide bir slogan atmak o camiyaya zarar verir,
onlarin adina propaganda yapmak kimsenin haddi degil,fikirlerini bilgilerini getir paylas,uzerine vazife olmayan hususlarda ise sus,
bilmem anlatabildimmi?

Kimseyle tartışmaya girmeyeceğim...

Ayrıca o resimleri kaldıralı çoooooooooook uzun zaman oldu...

Bende gözükmüyor ama sizde gözüküyorsa bilemiyorum...

Sizinle bu konuları da tartışacak değilim...

Sofuoglu
27-10-2006, 23:18
suan resimler 1. sayfada gozukmektedir,sende nasil gozukmuyormus anlamadim

linkleri tamamen kaldir o zaman,veya gorevli kardeslerden rica edelim kaldirsinlar,

seni kirmak degildir amacim vallahi,bir kardesin ve agbeyin olarak uyarmak istedim,yanlis anlasilmasin insaAllah

hakkini helal et

selametle

Cümle Mühendisi
27-10-2006, 23:22
Bende hala gözükmüyor...

Ben kaldırdığımdan eminim...

Üslübun daha yumuşak olabilirdi...

Neyse sorun değil sizinle tartışmaya giremem...

Helal Olsun.(Bu ufak şeyleri de sorun edecek değilim)

FoRgEtMe
28-10-2006, 09:38
ok silinmiş Kavacıklı

dilhuba
28-10-2006, 09:42
menzil köyünü herkezin görmesi tememnisiyle

allah cc o büyük zatların şefaatını nail etsin

saygılarımla

gözünüz bizde olsun

http://mustafababuroglu.sitemynet.com/mustafababuroglu/

Pfantom
28-10-2006, 15:01
Naksi gülü gülü seven dikenine katlanir derler
Resimler i kaldirmis sin sag ol kardesim ve bidaha olmamasi temennisiyle

bilvanisi
28-10-2006, 16:16
allah razi olsun resimleri sildiginizden.

tahsin gökhan
31-10-2006, 13:34
selamün aleyküm
ölümü çok düşündüm ve anladım bu dünyalık işler çok boş ama dünya boş degil umarım anlamişsındır bol bol ağlamak gerek yoksa gülmek inanın çok zor

mahmud
31-10-2006, 14:26
sela mın aleyküm cümlenize kurban byle resimleri yayınlamanıza hiç gerek yok
butür resim muhabbetinede bir daha girmeyin inşallah silin kurban
mübarekler ra hat sız olurlar yapma yın
inşallah selamın aley küm

sabır
01-11-2006, 23:40
Allah Razİ Olsun

SOFİ
22-11-2006, 19:43
ağzına sağlık kardeş muhteşem

Ramazan0607
29-11-2006, 11:21
Selamün Aleyküm müslüman kardeslerim,

Sizlere bi sorum olacakti, bana insallah yardimci olabilirsiniz!
Allahima bin sükür, seccdeliyim!! almanyada yasiyorum ve burada bir kac kere tekkede muhabbetlere katildim ve cok hosuma gitti, sofi olmayi düsünüyorum ama kafamda bir kac soru isaretleri olusuyor, örnegin sofilik dinimizde nasil görülmekte, sofilikte örnegin beni neler bekliyor?? dinimizce ne kadar dogru sofilik??

Allah hepimizden razi olur insallah!!

Selamün Aleyküm

Ramazan0607
29-11-2006, 11:31
Selamün Aleyküm müslüman kardeslerim,

Sizlere bi sorum olacakti, bana insallah yardimci olabilirsiniz!
Allahima bin sükür, seccdeliyim!! almanyada yasiyorum ve burada bir kac kere tekkede muhabbetlere katildim ve cok hosuma gitti, sofi olmayi düsünüyorum ama kafamda bir kac soru isaretleri olusuyor, örnegin sofilik dinimizde nasil görülmekte, sofilikte örnegin beni neler bekliyor?? dinimizce ne kadar dogru sofilik??

Allah hepimizden razi olur insallah!!

Selamün Aleyküm

Garib Zaman
03-12-2006, 20:54
GAVS-İ SANİ Hz (K.S) birgün abdest alırken acemi bir sofi gelir sultanımız sağ ayağını yıkar o esnada sofi "...kurban tövbe alacaktım der..." Gavsımı oracıkta hemen tövbe verir. tövbe biter bitmez sol ayağını yıkar....etrafındaki molla merak eder edeple yanına yaklaşır "...kurban abdesti tamamlamanıza sadece sol ayağınız kalmıştı niçin abdesti bitirip öyle tövbe vermediniz merak ettim..." demiş. Gavsımız der ki; "...Eğer ben sol ayağımı yıkayana kadar o sofi ölseydi...." der..

ölümü unutmayalım sofi kardeşler dualarınızı eksik etmeyin cümlemizden inş.

Değerli Sofi kardeşim.
Bir Meseleyi Nakil yapacağımız zaman kaynakları çok iyi tetkik etmemiz gerekir.
Biz Bu sohbeti Rahmetli Sultan Seyyid Muhammed Raşid k.s Zamanında
şöyle işittik.

Hz şeyh Muhammed Diyauddin k.s Abdest Alırken Bir kişi yanına gelir Tövbe almak ister oradakiler mani olmak isterler Fakat Hazret k.s Tövbe alıp intisab etmek isteyen kişiyi kabul eder ve tevbe verir Mübarek abdestini bitirir.
Ve biraz sonra bakarlarıki bu tevbe eden kişi Vefat etmiştir".
ve bunun hikmeti ortaya çıkar. tövbe çok elzemdir. vakit geçirmemiz gerekiyor.
biz bu sohbeti böyle biliyoruz.

Şu an defasa bir nakil bozukluğu var ve çok şahit oluyorum bunlara.
Lütfen biraz daha dikkatli olalım.
Selam lar sevgiler

talib
04-12-2006, 20:36
Ramazan0607 kardeşim sofilik diye birşey yoktur aslında. Şöyle ki Peygamber Efendi'mizin vefatından sonra ibadete düşkün ve islamı güzel yaşamaya çalışan insanlara sofi denmeye başlamışlar. Yani sofi olunca sizi islamdan başka bekleyen birşey yoktur. İslamı daha güzel yaşama gayretinde olanlara verilen bir isimdir bu. Güzel müslüman demektir sofi.

Size bir muhabbet aşısı vurulur ve siz bu aşının kıymetini bilirseniz yolunuz her daim açıktır. Veresetül Enbiya dediğimiz bir Allah dostunun eline eteğine yapıştınız zaman, O size islamı nasıl daha güzel yaşayabileceğinizi yavaş yavaş öğretir. Size zikretmeyi öğretir. İnşaallah bir Allah dostu bulun ve tavsiyelerini can kulağı ile dinleyin...

himmet
04-12-2006, 22:50
Esselamu Aleyküm dostlar.Bir konuyu daha sizlerle paylasmak istedik âcizâne muhabbetimiz olur insaAllahû Teâla.Haydi Bismillah.......
Sofinin biri bir rüya görmüstür.Bu rüya öyle bir rüyadir ki Sultanimiza anlatmak ister ve Menzile gitmeye karar verir.Sofiyi SEYDA Hazretlerinin huzuruna getirirler.Sultanimiz buyurur:"Basina bir beyaz örtü örtün rüyayi öyle anlatsin" der.Ve sofi rüyayi anlatmaya baslar:
Rüyasinda mahser kurulmustur.lEfendimiz s,a,v ümmetinin basindadir.Saginda dört büyük halifeve solunda Abdulbâki HAZRETLERI yer almaktadir.Bütün sofiler bir aradadir.Ve Iki Cihan Serveri s.a.v. Abdulbâki hazretlerine dönerek:
"Ya Abdulbâki ümmetmden cömert olanlari topla Hz. Ebûbekre teslim et"der.Sultanimiz kalabaligin arasindan sofileri teker teker secerek bu görevi yerine getirir veHz. Ebûbekr Efendimize teslim eder.Efendimiz s.a.v buyurur:
"Ya Abdulbâki ümmetimden cihadi sevenleri topla Hz. Aliye teslim et"der.Sultanimz sofilerin arasina girerek tek tek secer ve Hz. Aliye teslim eder.Efendimiz s.a.v yine buyurur:
"Ya Abdulbâki ümmetimden adâletli olanlari topla Hz. Ömere teslim et"der.Yine SEYDA Hazretleri secerek sofileri Hz. Ömere teslim eder.Efendimiz s.a.v tekrar buyurur:
"Ya Abdulbâki ümmetimden Kuran-i Kerim'i cok okumayi sevenleri topla Hz. Osmana teslim et"der.Ve Sultanimiz secerek sofileri Hz.Osmana teslim eder.
Abdulbâki Hazretleri aglamaktadir.Bir geriye kalan kalabaliga bakar,bir de halifelere teslim ettigi sofilere....Geriye kalan teslim edilenden KAT KAT fazladir. Sultanimiz edebinden iki büklüm olur Efendimiz Aleyhisselâtüvesselam'a gelerek:
"Ya RasulAllah geriye hep cürük carik sofiler kaldi bunlari ne yapayim" der.Merhamet timsâli Efendimiz s.a.v. kollarini acarak:
"YA ABDULBÂKI TOPLA HEPSINI BANA GETIR"der.
Rüyayi dinleyen sultanimizin gözleri dolar cünkü sofi aglamaktan rüyayi zar zor anlatabilmistir ve orda bulunan bütün sofiler de aglamaya baslar.
Sonra SULTÂNIMIZ söyle der:
"Bu rüyayi duyan sofi duymayan sofilere anlatsin"der.

Bu rüyayı gören kimse Almanyada ikamet eden Mehmet Yarbay imiş.

ASIK_YEKiNi
27-12-2006, 10:32
II. Sayfadaki Seyyid Abdulbaqi Hazretleri, Seyda Muhammed Konyevi Hazretleri, Seyyid Fevzeddin Bilvanisi Hazretleri Efendilerimizin (Kaddesallahu Esraruhu Aleyhim Ecmain) Necmettin Erbakan ile birlikte olan resmi neden kaldırılmamış diğer bütün resimler kaldırılmış da? Bu resmi kaldırır mısınız lütfen edeplere riayet edelim...

Bir de arkadaşlarımız gölgesi de yansıması da haram demişler fıkhi noktada Resim ve Fotoğraf arasındaki farklara ve bu konu ile ilgili hükümlere bakarak yazınız lütfen... Fotoğraf konusu ihtilaflı bir konudur. İhtilaflar rahmettir bu rahmeti görmezden gelmeyin yada üstünü örtmeyin. Bilin ki bu rahmetlerle mezhepler ortaya çıktı bu rahmetlerle çeşitli usuller ortaya çıktı...

Resmi kaldırınız lütfen.

sofi
10-01-2007, 13:05
slmaleykum
allah razi oölsun
sofilere kurban olayim

islamveinsan
11-01-2007, 21:59
Bir de arkadaşlarımız gölgesi de yansıması da haram demişler fıkhi noktada Resim ve Fotoğraf arasındaki farklara ve bu konu ile ilgili hükümlere bakarak yazınız lütfen... Fotoğraf konusu ihtilaflı bir konudur. İhtilaflar rahmettir bu rahmeti görmezden gelmeyin yada üstünü örtmeyin. Bilin ki bu rahmetlerle mezhepler ortaya çıktı bu rahmetlerle çeşitli usuller ortaya çıktı...


Bi yanlış anlaşılma var sanırım
Gölgeli ve gölgesiz suretler haramdır.....
Gölgeli olanlar; heykel gibi
Gölgesiz olanlar; resim gibi..
Selametle

ahmet_dartar
27-01-2007, 07:56
Gavs-i Sani Hazretleri şuanda Sultanlar Diyarinda ümmetin Hizmetinde

Menzildeki Bunur Hala Süüyor Hemde En Güzel şekliyle


...inşallah Sönmeyecekte...

brk43
10-03-2007, 17:22
İzni olmadığı yönünde bir kararı yok Efendi Hazretlerinin...
efeendimizde resimlerinin yayınlanmasını istemiyor kendi efendininde resimlerini bir an önce kaldırsan çok iyi olacak...

zümrüd-ü anka
18-04-2007, 16:57
allahım inşallah o büyük evliyaların mekanını ziyaret etmeyi nasip etisn inş

zekirdek
26-04-2007, 16:03
allahım inşallah o büyük evliyaların mekanını ziyaret etmeyi nasip etisn inş

inş bu sene gideceğim Allah nasip ederse :)

ayrıca arkadaşım paylaşımın için teşekkürler:clap2:

sezarx
26-04-2007, 20:19
arkadaşlar size isterseniz bazı ayetleri hatırlatayım...
Bakara(*) Sûresinin 48 (http://www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=6). Ayetinde Öyle bir günden sakının ki o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz.8 (http://www.diyanet.gov.tr/kuran/result.asp?ayet=%C5%9Fefaat&Submit.x=3&Submit.y=10#) Onlara yardım da edilmez.

Yûnus Sûresinin 18 (http://www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=209). Ayetinde Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde onun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.”

Zümer Sûresinin 43 (http://www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=462). Ayetinde Yoksa Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: “Hiçbir şeye güçleri yetmese ve düşünemiyor olsalar da mı?”

Zümer Sûresinin 44 (http://www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=462). Ayetinde De ki: “Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra yalnız O’na döndürüleceksiniz.”

Bakara(*) Sûresinin 242 (http://www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=38). Ayetinde Düşünesiniz diye Allah size âyetlerini böyle açıklamaktadır.

hirahos
26-04-2007, 20:31
sezarx kardeşim,

Bu Ayetleri yorumsuz sıralamışsınız, ben anladığım gibi yorum yapayım:

Ashabdan ve Tabiinden gelen haberlere, tefsir ulemasının ilmen bildirdiklerine bakarsanız, (son ayet hariç) bu ayetler Kafirler ve putperestler için inmiş ayetlerdir.. Müslümanlara değildir.. Çünkü kafirler ve putperestler, çeşitli putların ve çeşitli kimselerin, son ve gerçek din İslam'a rağmen kendilerine şefatçi olacaklarına ve kurtulacaklarına inanmışlardır..

Lütfen bu Ayetlerin Tefsirlerine müracat ediniz..

Ehli Sünnet inancında icmaen ve tevatüren Şefaatin olduğuna ve özellikle ümmetin büyük günahkarları için Allah'ın izin verdiklerine şefaat olunacağına ilişkin kesin bir kanaat vardır..

medion
31-07-2007, 13:00
Kavacikli kardesim Allah senden ve bizden razi ve hosnut olsun. Resim konusunda ben size söyliyebilirimkine, mübarekler bu tür davranislardan hoslanmiyorlar.Yani reimlerinin herhangi bir sitede olmasini istemiyorlar. Tabiki bu youtube icin de gecerli. O Gavsi zaman dir ama memleketimzde bir cok Allah dostuda vardir, Allah kime neyi nasip ederse olur. Rabim Gavsimizdan ve tüm Dostlarindan razi olsun irsatlarini keskin etsin insallahhüteala. Tüm mümin kardeserimi selamliyorum büyükleri elinden kücüklerinde gözlerinden öperim. Allah emanet olun.

medion
31-07-2007, 13:10
II. Sayfadaki Seyyid Abdulbaqi Hazretleri, Seyda Muhammed Konyevi Hazretleri, Seyyid Fevzeddin Bilvanisi Hazretleri Efendilerimizin (Kaddesallahu Esraruhu Aleyhim Ecmain) Necmettin Erbakan ile birlikte olan resmi neden kaldırılmamış diğer bütün resimler kaldırılmış da? Bu resmi kaldırır mısınız lütfen edeplere riayet edelim...

Bir de arkadaşlarımız gölgesi de yansıması da haram demişler fıkhi noktada Resim ve Fotoğraf arasındaki farklara ve bu konu ile ilgili hükümlere bakarak yazınız lütfen... Fotoğraf konusu ihtilaflı bir konudur. İhtilaflar rahmettir bu rahmeti görmezden gelmeyin yada üstünü örtmeyin. Bilin ki bu rahmetlerle mezhepler ortaya çıktı bu rahmetlerle çeşitli usuller ortaya çıktı...

Resmi kaldırınız lütfen.

Kurbanlar ben bu resmi görmedim ama Allah icin bunu uzaklastirin siteden. Hic iyi duyum almadim. Allah ümmeti Muhammed den razi olsun.

7ArzGezgincisi
13-08-2007, 19:36
Allah ondan razı olsun ona yetişmem ve görmem nasip olmadı

burda benim sualime bir cevap hakkı doğabilirmi acaba? Menzil demek son durak olarak biliniyor bunda bir işaret varmıdır?

fatma seven
19-08-2007, 00:29
tüm sofilere benden selamlar

aksakal
25-08-2007, 23:52
buda acizane bizden hediye olsun..dualarınızı eksik etmeyin..43 dakikalık görüntülü olarak hazırlanmış Seyyid ABDULBAKİ Hz nin Çok Güzel Bir Derlemesi İYİ SEYİRLERrar şifresi içindedir..izlemek için hepsini indirmeniz lazım..


http://img421.imageshack.us/img421/8283/dinigif72it.gif (http://imageshack.us/) http://img.blogcu.com/uploads/avatars/90825_2193.jpg http://img428.imageshack.us/img428/621/dinigif19kg.gif (http://imageshack.us/)


http://img327.imageshack.us/img327/9193/glitterroses7qy.gif* * * * * * * * * * * * * * * * * * * http://img327.imageshack.us/img327/9193/glitterroses7qy.gif


http://img.blogcu.com/uploads/abdullahmisafir_zseydafr2.jpg

Örnek Bir İnsan Büyük Bir Veli ( Seyyid Abdulbaki Hz. )

http://www.menzil.net/modules/coppermine/albums/menzilden/Menzilim_3.jpg





Özet:
Süre: 00:43:10
Bit Hızı: 1919kbps

Video: Format: mpeg4 / DivX
Büyüklük: 720x528 / 592 MB
Oranı Çerçeveleyin: 25.00fps

Ses:Format: mp3
Bit Hızı: 128kbps
Oranı Deneyin: 48000Hz


Link: Download
RapidShare: 1-Click Webhosting (http://rapidshare.com/files/23495661/Gavsi_Sani_Seyyid_Abdul_Baki_Hz_DivX_Derleme_Ad__3 05_yaman_Kahta_Menzil.part1.rar.html)

RapidShare: 1-Click Webhosting (http://rapidshare.com/files/23518909/Gavsi_Sani_Seyyid_Abdul_Baki_Hz_DivX_Derleme_Ad__3 05_yaman_Kahta_Menzil.part2.rar.html)

RapidShare: 1-Click Webhosting (http://rapidshare.com/files/23639801/Gavsi_Sani_Seyyid_Abdul_Baki_Hz_DivX_Derleme_Ad__3 05_yaman_Kahta_Menzil.part3.rar.html)

RapidShare: 1-Click Webhosting (http://rapidshare.com/files/23658197/Gavsi_Sani_Seyyid_Abdul_Baki_Hz_DivX_Derleme_Ad__3 05_yaman_Kahta_Menzil.part4.rar.html)

RapidShare: 1-Click Webhosting (http://rapidshare.com/files/23675908/Gavsi_Sani_Seyyid_Abdul_Baki_Hz_DivX_Derleme_Ad__3 05_yaman_Kahta_Menzil.part5.rar.html)

RapidShare: 1-Click Webhosting (http://rs128cg.rapidshare.com/files/51278229/Gavsi_Sani_Seyyid_Abdul_Baki_Hz_DivX_Derleme_Ad__3 05_yaman_Kahta_Menzil.part6.rar)

yeşil
26-08-2007, 12:16
allah razı olsun......:)

cicikagan
28-08-2007, 22:45
arkadaşlar size isterseniz bazı ayetleri hatırlatayım...
Bakara(*) Sûresinin 48 (http://www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=6). Ayetinde Öyle bir günden sakının ki o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz.8 (http://www.diyanet.gov.tr/kuran/result.asp?ayet=%C5%9Fefaat&Submit.x=3&Submit.y=10#) Onlara yardım da edilmez.

Yûnus Sûresinin 18 (http://www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=209). Ayetinde Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve “İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır” diyorlar. De ki: “Siz, Allah’a göklerde ve yerde onun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.”

Zümer Sûresinin 43 (http://www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=462). Ayetinde Yoksa Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: “Hiçbir şeye güçleri yetmese ve düşünemiyor olsalar da mı?”

Zümer Sûresinin 44 (http://www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=462). Ayetinde De ki: “Şefaat tümüyle Allah’a aittir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Sonra yalnız O’na döndürüleceksiniz.”

Bakara(*) Sûresinin 242 (http://www.diyanet.gov.tr/kuran/meal.asp?page_id=38). Ayetinde Düşünesiniz diye Allah size âyetlerini böyle açıklamaktadır.

Allah razı olsun kardeş.
İnan diğer yorumlaru okuyunca bir tuhaf oldum.
Sanırım okumak cahilliği gidermiyor yada araştırmayı sorgulamayı bilmiyoruz.
Bende katkı olsun diye bir ilave eklemek istedim.Allahın sıfatları olur olmaz kimselere öylesine dağıtılmış ki şaşmamak elde değil.
Meşhur bir söz vardır:"şeyh uçmaz, müridi ucurur" hakikaten bir kez daha anladım.

Neyse diyeceğim şu:RABBİM KURAN DA NE DİYORSA BİZ TERSİNİ YAPIYORUZ.

Rabbim Kuran da benden başka kimseden şefaat dilemeyin diyor. Zümer Suresi( 44. De ki: "Şefa`at tamamen Allah`ındır (yardım ve destek yalnız O`ndandır). Göklerin ve yerin mülkü O`nundur. Sonra O`na döndürüleceksiniz.").Bu ayet gibi birçok ayet daha örnek var Kuran da. Peki bizler ne diyoruz?Peygamberler ,şehitler ve din ulemaları şefaat yetkisine sahiptir diyoruz.Bu bilgileri nerden alıyoruz.Hadislerden.Bu soruyu Diyanet işleri başkanlığına sordum cevabını aynen veriyorum.( Cenab-ı Allah`tan başka hiç kimseden medet dilenmez. Resulullah`ın şefaatini dilemek için Allah`a dua edilmesinde bir sakınca yoktur.)

Hıristiyanlık ile İslamiyet arasındaki en büyük farklardan biri İslamiyette Ruhban sınıfının olmaması ama maalesef Osmanlının Bizans imp.kültüründen etkilendiği gibi gercek din eğitimi almamış kişilerin elinde kişiye öyle yetkiler tanınmış ki kişide her türlü keramet var. Ayrıntı için: İbrahim Sarmış -Tasavvuf ve İslam adlı eseri.

Rabbim; Zühruf Suresi 44 Gerçek şu: Bu Kur`an sana ve toplumuna elbette ki bir hatırlatıcı/bir düşündürücü/bir şeref/bir öğüttür. Bundan sorumlu tutulacaksınız.

Ankebut Suresi 51. Karşılarında okunup duran bir kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır. İsra Suresi 36. Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.

Ne diyor Rabbim Ben Kuran da ne bir eksik bıraktım ne bir fazla.Bu ayetin hiç mi önemi yok dersiniz?

Kuran-ı Kerim dışında kaynak arac aramayı bırakın.

Bir arkadaş imzasında ne güzel söylemiş"hayra dua ederken şerre dua etmeyelim mealinde.

Bir hatırlatma daha:Büyük hükümdarlık iddiasında olan her sultan mutlak soyunu şöhretli bir soya bağlardı.Örnek:Cengizhan Moğol olmasına rağmen kendişsini Oğuz kağan soyuna bağlamıştır.
Dini Sultanlık iddiasında olanların tamamına yakınıda ya kendisi yada müridleri tarafından Peygamber soyuna kendisini dayandırmıştır.Yapılan seçerelerin tamamı hikayedir.Bu konuda bir kaç seçere incelemeside yapılmış yapılan seçere inçelemesinde çok büyük yanlışlıklar yapıldığı tespit edilmiştir.
Kaldı ki Peygamberimizin kızını :"babanın peygamber olmasına güvenme "diye uyardığını hepimiz biliriz. İş soyda değil Takvadadır. Zaten benim temel inancım bir kişi kendini peygamber soyuna bağlamışsa o kişi İslamı sömürüyordur.Bunun başka izahı yok.
ALLAH DOĞRU YOLDAN AYIRMASIN.(AMİN)

birgünmutlaka
13-09-2007, 09:45
SEYDA HAZRETLERİNİN VEFATINDAN İKİ AY ÖNCE VERDİĞİ VEDA SOHBETİBismillahirrahmanirrahim

Elhamdulillahi Rabbil alemin.Vessalatü vesselamü ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.

Allah (c.c.) bizlere üç büyük nimet bahsetmiştir. Bu nimetlere çok şükür etmemiz lazımdır. Bu nimetlerden birincisi ve en önemlisi; Allah (c.c.)'in bizi Müslüman olarak yaratmasıdır. Bizim de bu nimete karşılık Allah (c.c.)'a çok ibadet etmemiz lazım. Oruç tutmak, zekat vermek, sadaka vermek, namaz kilmak Allah (c.c.)'in bize bahşettiği en büyük nimetlerdendir. Bu ibadetlere karşilik Allah (c.c.) müslümanlara cenneti ve içindeki nimetleri hazırlamış ve ebedi olarak orada kalacaklardır. Ona göre ibadetleri artirmamiz lazim gelir.Allah-u Teala (c.c.) bize hidayet yolunu göstermekle büyük bir lütuf ve ihsanda bulunmuştur. Kafirler bu lütfü ilahi'ye icabet etmediklerinden ötürü onlara ebedi cehennem ateşi ve izdirabmi hazirlamiştir.

İnsan bir düşünecek olursa, parmağını tuttuğu bir mum ateşine bile parmağını tutamazken nasıl olurda ebedi ateş olan cehennemlik amelleri işler, günahlardan sakınmaz ve ibadet yapmaz? Bütün bunları düşünerek ibadetlerimizi artırmamız lazım. Allah (c.c.) tüm dünyanın servetini bize vermiş olsaydı ve bu serveti Allah (c.c.) yolunda tasadduk etseydik yine de müslüman olmanın şükrünü eda edemezdik.

Allah (c.c.)'m bize bahşettigi ikinci büyük nimet; bizleri en son ve en büyük peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.) ümmeti olarak yaratmasıdır. Nasıl ki, Hz. Muhammed (s.a.v.) paygamberlerin en efdali ve en üstünü ise, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ümmeti de ümmetlerin en üstünüdür.

Hz. Musa (a.s.) Levh-i Mahfuz'a baktığı zaman, orada Hz. Muhammed (s.a.v.)'in öyle hasletlerini, büyüklüğünü, faziletini görmüş ki, "Ya Rabbii Keşke beni de Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ümmeti olarak ya-ratsaydın, başka bir şey istemezdim" buyurmuştur. Biz böyle bir peygamberin ümmetiyiz. Buna layık olmaya çalışalım.

Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurdu: "Benim ümmetimin evliyaları, Beni İsrail peygamberleri gibidir. (Bu,büyüklük bakımından değil, hidayet bakımındandır.) " Eskiden gönderilen peygamberlerin bir kısmı yalnız kendisini irşad etmiş, bir kısmı yalnız kendi ailesini, bir kışımı kendi içinde bulunduğu kabilesini, bir kısım da yalnız bulunduğu köyü irşad edebilmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ümmetinin evliyaları, mür-şid-i kamilleri ise daha fazla irşadda bulunarak daha çok kişinin hidayete ermelerine vesile olmuşlardır.

Allah (c.c.)'ın bize sunduğu üçüncü büyük nimet, Allah (c.c.)'ın Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ümmetini son ümmet olarak, bizleri de ümmetin en son kısımlarında yaratmasıdır. Diğer ümmetler binlerce ytl toprak altında (kabirde) yattıkları ve günahkar olanların kabir azabı çektikleri halde, bu son ümmet az bir süre toprak altında yatacaktır. Ve (günahkar için de) azapları da çok kısa bir zaman sürecektir.Cenab-ı Hakk'ın bizlere farz kıldığı namazda huşu ve takvaya da çok dikkat etmeliyiz.Namaz peygamber (s.a.v.)'e miraçta farz kılınmıştır. İlk önce elli rekat olarak farz kılınmıştır. Bu emirle Rabb'in huzu-randan dönen Hz. Peygamber (s.a.v.) altıncı kat semada Hz. Musa (a.s.)'m ruhaniyeti ile karşılaşır. Hz. Musa (a.s.), Resullah Efendimiz'e (s.a.v.) elli vakit namazın çok olduğunu, bunun ahir zaman ümmetine ağır geleceğini, Allah (c.c.)'tan namaz vakitlerini azaltması için niyazda bulunmasını söyler. Resulullah (s.a.v.) da tekrar Allah-u Teala'nın (c.c.) huzuruna varıp, elli vakit namazın ağır gelebileceğini, vaki
tleri biraz azaltması için Alah-u Teala'nın (c.c.) huzuruna varıp, elli vakit namazın ağır gelebileceğini, vakitleri biraz azaltması için Allah-u Teala'ya (c.c.) niyazda bulunur.

Allah-u Teala (c.c.) da namazları on vakit azaltarak kırk vakte indirir. Resullulah Efendimiz (s.a.v.) geri dönerken tekrar Hz. Musa (a.s.) ile karşılaşır. Hz. Musa (a.s.) yine bu kadar vakit namazın çok olacağını söyler ve biraz daha azaltılması için tekrar Allah-u Teala (c.c.)'nın huzuruna gitmesini söyler. Bu gidip gelmeler birkaç kez daha tekrarlanır ve namaz vakitleri sonunda beş vakte indirilir. İşte böylece Muhammed aleyhisselam ümmetine her gün beş vakit namaz farz kılınır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Musa aleyhisselam'ın bizzat kendisi ile değil ruhaniyeti ile görüşmüştür. Tabii ki Allah (c.c.)'ın dostları ölmez, yalnızca nakil olur yer değiştirir. Onların himmeti, yardımı her zaman vardır.

Hz. Musa (a.s.), Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ve O'nun ümmetinin fazilet ve büyüklüğünü, Allah (c.c.) katındaki değerini Levh-i mahfuz'da gördükten sonra şöyle buyurur: "Ya Rabbi! Hz. Muhammed (s.a.v.)'in ümmeti olamadım. Bari ümmetini görenlerden olsaydım" diye arzu ediyor. O sırada İmam-ı Gazali (rh.a)'nin ruhaniyeti oraya geliyor ve Hz. Musa (a.s.) ile görüşüyor.

Hz. Musa (a.s.):

-Sen kimsin? diye sorunca, îmam-ı Gazali:

- Muhammed Oğlu, Muhammed Oğlu, Hamid Oğlu İmam-ı Gazali'yim diye cevap verir. Bu cevap üzerine Hz. Musa (a.s.)

-Künyeni neden bu kadar uzun söyledin, yalnızca İmanı-ı Gazali deseydin yetmez miydi? diye sorar. İmam-ı Gazali (rh.a) de cevap olarak

-Allah (c.c.) Hazretleri, ile konuşmaya gittigin zaman sana "sag elindeki nedir?" diye sordugunda, sen onu tanitirken "O benim asamdir. Ona dayanirim ve onunla davarlarima yaprak silkerim ve onda benim başka hacetlerim de vardir" diye uzun uzun anlattin, kisaca cevap verseydin yeterli olmaz miydi?" şeklinde sorusuna soruyla cevap verir. Hz. Musa (a.s.) da cevap olarak:

-Ben Allah-u Teala (c.c.) ile biraz daha fazla konuşabilmek için uzun uzun açikladim, der. Imam-i Gazali (rh.a) de cevap olarak:

-Sen Allah (c.c.)'in büyük peygamberlerindensin. Kelimetullah'sın. Kitab verilenlerdensin. Onun için seninle daha fazla konuşabilme şerefine nail olmak için uzun açıklamada bulundum, der.

İşte Hz. Musa (a.s.) ile bu derece yakın olabilen İmam-ı Gazali (Rh.A.) zamanının en büyük alimi idi. Ama tasavvufu sevmeyen tasavvuf münkiri idi. İmam-ı Gazali (rh. A.)nin kardeşi ise tasavvuf ehli veli bir zat idi. İmam-ı Gazali (rh.a)'ye ilminden dolayı, her müşkülü olan fetva almaya geldiği halde, kardeşi arkasında namaz bile kılmıyordu.

İmam-ı Gazali (rh.a) arkasında namaz kılmadığı için kardeşini annesine şikayet etti. Annesi kardeşini camiye cemaate gitmesi için ısrar etti. Gayesi İmam-ı Gazali (rh.a)nin gönlünü almaktı. Gazali'nin kardeşi annesine;

-Anne, onun arkasında benim namazım olmaz, dedi.

Bunun üzerine annesi fazla ısrar etti: "Bak oğlum, o senin büyüğün, sen cahilsin, ağabeyin alim kişidir, herkes ona geliyor, müşkülünü halledip gidiyor, herkesin namazı kabul oluyor da seninki neden kabul olmasın? Mutlaka gidip arkasında namaz kılacaksın" diye çok ısrar edince İmam-ı Gazali'nin kardeşi camiye gidiyor. O gün İmamı Gazali (rh.a)'ye namazdan önce bir kişi geliyor ve hayız (kadınlık hali) hakkında bir soru soruyor, İmam-ı Gazali (rh.a) de "Namazdan sonra gel, cevabını vereyim" diyor.

Namaza başlayinca Imam-i Gazali sürekli hayiz (kadinlik hali) ile ilgili soruyu düşünüyor ve namazin tamamini cevap hazirlamakla geçiriyor, bu arada imam-i Gazali'nin kardeşi sürekli tekbir aliyor, sonunda namazi bozuyor ve yeniden kiliyor.

İmam-ı Gazali, kardeşinin ikide bir tekbir almasına ve namazı bozup, tekrar kılmasına çok üzülüyor ve annesine şikayette bulunuyor.

Annesi, "Oğlum, neden ağabeyinin namazına müdahale ettin, cemaatın içinde mahcup duruma düşürecek hareket yaptın, hani bana söz vermiştin, Namazı kılıp gelecektin? deyince, İmam-ı Gazali'nin kardeşi annesine;

-Anne, bir insan göbeğine kadar kana bulanırsa onun arkasında kılman namaz kabul olur mu? diye soruyor ve "bu soruyu abime de sor" diyor.

Annesi, İmam-ı Gazali'ye bu soruyu aynen aktarıyor.

İmam-ı Gazali (rh.a) namazdaki durumunu hatırlıyor, namazı hayızla uğraşmaktan tam olarak kıldıramadığını ve kardeşinin de keşif sahibi olduğu için haline vakıf olduğunu anlıyor. Gerçekleri görüyor ve daha önce inkar ettiği tasavvuf ve tarikat yoluna giriyor. Gerçekleri gördüğü ve alim de olduğu için çalışarak kısa zamanda Gavs oluyor.

Bu nimete layık olmak için çok çalışalım, Hz. Muhammed (s.a.v.)'e hakiki ümmet olmaya gayret edelim.

Padişah ne kadar büyük olursa, hizmetçisi de o kadar büyüktür. Hasan-i Basri Hazretleri çarşiya çikip, bir dükkana ugramiş. Bir adamin çarşida elini kolunu sallaya sallaya, gururlu ve kibirli bir şekilde gezdigini görür. Hasan-i Basri (rh.a) "Bu kim ki gururla^ ellerini kollarini sallaya sallaya yürüyor?" diye sorar. Orada bulunanlar.

"-Bu şahis padişahin hizmetçisidir, onun için böyle yürüyor" derler. Bunun üzerine Hasan-i Basri (Rh.a.):

"-Ben de Sultanlar Sultanı Allah (c.c.)'ın kuluyum. Ben neden bu adamdan daha iyi yürümeyeyim?" der ve çarşının içinde ellerim kollarını sallaya sallaya bir süre gezinir.

Bizim de üzerimize düşen, Sultanlar Sultani'na çok ibadet edip, çok çalişmamizdir. Zaten Allah-u Te-ala (c.c.) "Insanlari ve cinleri bana ibadet etsinler diye yarattim" buyuruyor. O'na layik olmaya gayret edelim. Bizlere bildirmiş oldugu hayirlari yapmaya çalışalım. Zaten Allah-u Teala (c.c.) da şöyle buyuruyor: "Azaba duçar olmadan önce (tövbe edip) Rabbiniz'e dönün ve O'na teslim olun. Sonra yardim olunmazsınız. Ansızın haberiniz olmadan azap size gelmeden evvel Rabbiniz'den size indirilenin en güzeline (nehyedildiklerinizi birakip emrolunduklariniza) tabi olun."

Dünyada yapılan günahların hesabı, azabı ve cezası ahirettedir. Ölmeden önce iyi amelde bulunmaya acele edin.

Bir insan yalnızken, tek başına, günah işleme fırsatı olduğu halde Allah (c.c.)'tan korkarak o günahı işlemezse, Allah (c.c.) ona çok büyük ecir ve sevap veriyor. O davranış (günahtan kaçış) mümin için en hayırlı iştir. Bu durum imanın kemale erdiğinin işaretidir.

Kalabalıktan çekinerek günah işlemeyen kimseye sevap yoktur, ama yalnızken ve elinden geldiği halde, yapabilecek durumdayken gühahı işlemeyene çok sevap vardır.

Bütün insanlar, herkesin birbirinden kaçacağı o günde, hesapları görüldükten sonra bir kısmı cennete bir kısmı cehenneme gitmek üzere ayrılırlar. Herkes gideceği yere gitmeden önce; anne, baba, oğul, kız hepsi birbirlerine sarılıp vedalaşırlar. Bu vedalaşma . beşyüz yıl sürer. Vedalaşma bitince melekler gelir ve "Vedalaşma bitmiştir, artık yeter, ayrılın" diyecekler. Sonra herkes hak ettiği yere gönderilecektir. Cehenneme gidenlere Allah (c.c.):

"-Ey ademoğulları! Şeytana itaat etmeyin, o sizin apaçık düşmanınızdır. Bana itaat edin, doğru yol budur, diye size bildirmedim mi?" diyecektir.

Allah (c.c.) yine:

"-Bugün onların ağızlarım mühürleyeceğiz. Elleri bize konuşacak ve ayaklan da neler isledilerse ona şahitlik edeceklerdir." diye buyurur.

İnsanların omuzlarında iki melek vardır. İşlenen bir günahı tövbe edebilir diye sağdaki melek, soldaki günah yazan meleğe yirmidört saat yazdırmıyor. Bu süre içerisinde tövbe etmezse bir günah yazılıyor. Sevap meleği ise, her sevap ve iyilik için on ile yediyüz katı kadar sevap yazıyor. Hiç beklemeden, hemen yazıyor. Bundan büyük nimet var mı?

Allah (c.c.) kulunu bağışlamak, affetmek için adeta ufak bir bahane arıyor. Madem Allah (c.c.) bahane arıyor, biz de gayret edelim. Dünya ile mağrur olmayalım, ona aklanmayalım.

Sofiler ayakta çok beklediler, onun için sohbetime burada son veriyorum. Allah (c.c.) hepinizden razı olsun. İnşallah nasip olursa cumaya kadar evimize dönmek niyetindeyiz.

Allah (c.c.) hepimizi affetsin, inşallah.

CENDEL
13-09-2007, 09:56
Kardeş size bir soru sormak istiyorum

Menzile bağlı bir kardeşle muhabbet ederken konu şeyhlerin nasıl seçildiği konusuna gelince dedi ki; "Peygamber s.a.v şeyhe rüyasında geliyor, senden sonra bu kişi şeyh olacak diyor" dedi.

Bu doğrumu ?

birgünmutlaka
13-09-2007, 09:57
Sayfalara geri dönün. (http://www.menzil.net/modules.php?name=Menzil_Kitap&op=kitapgos&kid=4#) SEYDA HAZRETLERİNİN HAYATI1 -Seyyid Muhammed Raşid d-Hüseyni
2 -Seyyid Abdülhakim el-Hüseyni
3 -Seyyid Muhammed
4 - Seyyid Ma ruf
5 -Seyyid Tahir
6 -Şeyh Seyyid Kal
7 -Seyyid Hace Ebu Tâhir
8 -Seyyid Said Ebu l-Hayr
9 -Seyyid Ali
10-Seyyid Halil
11-Seyyid Hasan
12-Seyyid Mahmud
13-Seyyid Ali
14-Seyyid Taceddin
15-Seyyid Kasım
16-Seyyid İdris
17-Seyyid Ca‘fer
18-Seyyid Kasım
19-Seyyid Kemaleddin
20-Seyyid Ebu Firas
21-Seyyid Fellâh
22-Seyyid Muhammed
23-Seyyid Taceddin
24-Seyyid Ebu Firas
25-Seyyid Maceddin
26-Seyyid Muhammed el-Mağfur Ebu Firas
27-Seyyid Şerafeddin
28-Seyyid imam Ali
29-Seyyid İmam Hüseyni (r.a.)

Dedesi Seyyid Muhammed (k.s.) medreselerde yetişmiş çok büyük bir alimdi. Hüsn-ü hat sanatinda çok mahirdi. Hazret‘e intisab etmiş, Nakşibendi halifesi olarak icazet ve hilafet almişti. Fakat kendisi şeyhine "Sizin sagliginizda kendi halifeligimi açikliyamam, sizden sonraya kalirsam, açiklanmasini birisine vasiyyet edersiniz. Aksi takdirde sizin yaşadiginiz devirde ben mürşidim ben şeyhim diyemem, lütfen beni gizleyiniz" diye rica etmişti. Şeyhinden önce vefat ettigi içinde halifeligi açiktan ilan edilmeyip gizli kalmiştir.

Babası olan Gavs hazretlerini Seyyid Muhammed‘in vefatı üzerine Seyyid Maruf (k.s.) (Seyda hazretlerinin dedesinin babası) büyütmüştür. Gavs hazretleri Siyanüs seyyidlerinden olan Fatime Validemizle evlenmişler, bu izdivaçtan Seyyid Muhammed (k.s.), Seyyid Muhammed Raşid (k.s.) ve Seyyid Zeynel Abidin isimlerinde üç oğlu ile Halime ve Hatice isminde iki kızı olmuştur. Zeynel Abidin küçük yaşta vefat etmiştir. İlk zevcesinin teşvikiyle evlendiği Taruni köyünden Seyyide olan ikinci hanımı Sıdıka Va-lidemizdende Şeyda hazretlerinin diğer kardeşleri, Seyyid Abdülbaki (k.s.), Seyyid Ahmed, Seyyid Abdülhalim, Seyyid Muhyiddin ve Seyyid Enver ile Aynulhayat, Refiate, Raikate, Naciye adlı kızkardeşleri olmuştur.

Seyda hazretleri 2 yaşlarında iken Seyyid Maruf vefat edince Gavs hazretleri evini Siyanüs köyünden Taruni köyüne taşıdı. Burada 13 sene kaldılar. Daha sonra mürşidi Ahmedi Haznevi‘nin (k.s.) izniyle Bilvanis köyüne hicret ettiler. Şah-ı Hazne Şeyda Hazretlerini 9 yaşındayken görür. Yüzü aydınlanır. İleride çok sofileri olacağını belirtir ve Allah‘a şükrederek "Biz onun cemaatında bulunamazsak da, o çok kalabalık cemaatın çobanını görmek te büyük bir nimettir" derler. Şeyda hazretleri (k.s.) bu köyde yine Seyyide olan Sekine Validemizle evlenmişlerdir. Bu evlilikten Seyyid Fevzeddin, Seyyid Abdülgani, Seyyid Taceddin, Seyyid Mazhar, Seyyid Abdurrakib isimli oğulları ile Haşine, Muhsine, Hasibe, Rukiye, Münevver, Mukaddes, Mümine ve Hediye isimli kızları dünyaya gelmiştir. Gavs hazretleri Bilvanis köyünde 6 sene kaldıktan sonra Seyda hazretleriyle birlikte Bitlis‘in Kasrik köyüne taşındılar. Burada 11 sene kaldıktan sonra Siirt‘in Kozluk kazasının Gadir köyüne hicret ettiler. 9 sene (Burada iken vatan görevini önce acemi birliği olan Manisa‘da, sonra Diyarbakır‘da tamamladı) kaldıkları Gadir‘den hayatının sonuna kadar ikamet edecekleri Adıyaman ilinin Kâhta kazasının Menzil köyüne yerleştiler. Babası Gavs hazretleri l Haziran 1972 yılında vefat edince başhyan irşad görevi 21 sene 4 ay 19 gün devam etmişti. Şeyda Hazretleri babasının vefatında buyurdular: "Allah (cc) Resulüne "Biz seni alemlere rahmet olarak göndermekten başka birşey için göndermedik. Allah Rasûlünün ölümü dünyanın üzerine musibet halinde çöktü. Benim babam da Allah Rasûlünün varislerindendir. Ben onun Allah yolunda insanları irşad ve ilimle uğraştığına şahidim. Biz onu Allah yolunda olduğu için seviyorduk. Babam vefat etti. Nakl-i mekan etti. Allah Hayy‘dır ve mekândan münezzehtir. Öyleyse aşka, Allah‘a... herşey fanidir."

1968 yılında halifelik icazetini alan 1972 yılında irşad görevine başlayan Şeyda hazretlerinin (k.s.) yurtiçinden ve yurdışmdan aşırı ziyaretçisinin gelmesi 18.7.1983 tarihinde Çanakkale‘nin Gökçeada ilçesinde mecburi ikametine yolaçmıştır. Önce Adıyaman‘a, sonra Adana‘ya oradanda Gökçeada‘ya götürülen Şeyda hazretleri çektiği sıkıntı ve adanın havasının, sıhhatini etkilemesi sonucu 30.1.1985 tarihinde Ankara‘ya nakledilmiştir. Burada da 16 ay gözetim altında tutulduktan sonra Merkezi idarenin müsadesiyle tekrar Menzil‘e dönmüştür. Tekrar tebliğ ve irşad hizmetinedevam ederken 1991 yılının Ramazan Bayramı bayramlaşması sırasında içersine zehirli böcek ilacı çekilmiş şırıngayla suikast yapılmış, eline isabet eden zehir etkisini göstermiş, acil müdahaleyle hastaneye yatırılan Seyda hazretleri (k.s.) hayati tehlikeyi atlatmış, fakat elinin üstündeki ve içindeki yaralar sebebiyle uzun süre ızdırap çekmiştir.

Şeker, damar sertligi, tansiyon ve romatizma hastaliklari nedeniyle uzun yillar tedavi gören Seyda hazretlerinin ölümünden bir yil önce ayagi kirilmiş çektigi izdiraplarina bir yenisi eklenmiş, fakat irşad faaliyetleri kesintisiz devam etmiştir.

Romatizma sebebiyle her yaz gittiği Afyondaki kaplıcalardan Ankara‘ya dönüşünden bir kaç gün sonra 22.10,1993 Cuma günü cuma namazından önce 63 yaşında Rahmet-i Rahmana kavuşmuştur.

Vefat haberini alan onbinlerce bağlısının katılımıyla ertesi gün Menzilde babasının yanı başında toprağa verilmiştir.

birgünmutlaka
13-09-2007, 10:05
Kardeş tam olarak öyle değil.Elbette evliyaullah ın rasulullah ile maneviyatta teması süreklidir ama mürşid makamına yükselen kişinin müjdesi sadece rüya yolu ile değil,maneviyatta yapılan hasbihal ile de verilebilir.

birgünmutlaka
13-09-2007, 10:16
SEYDA HAZRETLERİ HAKKINDA BASINDA ÇIKAN YAZILARGÖNÜLLER SULTANI

Vazife:
Hekimoğlu İSMAİL

Allah indinde din, İslamiyet'tir. Gerçek müslümanlar bulunduğu müddetçe kıyamet kopmayacaktır Demek ki islamiyet, kıyamete kadar yaşayacak. Yaşanan bir din için Allah, dine hizmetkar olacak kullarını göndermektedir. İslamiyete hizmet eden herkes, Allah'ın memurları hükmündedir. Görünmemekle beraber her birinin rütbesi vardır.

Keramet:
İslamiyete hizmet edenlerin en belli vasfı keramettir. İslami ahlaka sahip olmak, İslami ilimleri bilmek bir bakıma keramet gibi görünse de, alışmışlığın dışında bazı işlerin yapılabilmesi de keramet planında yer almaktadır. Kerametin en mühim şekli, insanlara, İslam'ca yaşamayı verebilmektir.

Ayyaşlarin Tevbesi:
İki ayyaş bir taraftan kadehleri boşaltırken, bir taraftan da çene çalıyorlardı:
-Senin ki artık içmez oldu.
-Sorma yahu, bir hoca görmüş, kendisi hoca kesilmiş,
Kahkahayı bastıktan sonra:
-Adam hem içmiyor, hem sakal bırakmış, hem de camiye gidiyor. Ha babam ha!..
-Görmesem inanmazdım.
Biraz sustular. İkisi de kadehlerim tutuyor, ikiside sigarayı tellendiriyordu.
-Biz de gitsek mi?
-Anlamadım!
-Kafayı iyice çekelim, ceplere de birer tane yerleştirelim. Bagaja da dolduralım, bakalım hoca ne yapacak?
Yine güldüler, kadeh tokuşturdular. Bu karara sevinmişlerdi.
Bir hafta sonra sarıklı cübbeli, entarili bir şahsın karşısına dikildiler. Ayakta duramayacak kadar sarhoştular.
-Para verdiniz, gidip için...
Onların hayatları "içmek"ti. Hoca da "için" diyor. Hemen ayrılıp arabanın yanına döndüler. Kendi tabirleriyle çilingir sofralarını kurup, içmek istediler, mümkün değil, tek yudum alamadılar. O zaman şişeleri taşa çaldılar.

Tevbe:
Yarabbi, işledigim günahlara tevbe ediyorum. Keşke işlemeseydim. Bir daha işlemeyecegim...
Bunun arkasından sekiz şart, abdest, gusül abdesti alınacak, iki rek'at tevbe namazı kılınacak...

Keramet mi?
Namaz kılmayan, namaza belki düşman olan kimseler abdest almaya başlıyor. İslam okyanusuna giren bu adamlar titriyor, ürperiyor. "Allah" diye bağırıyor. Şubat ayındayız, mevsim kış. Soğuktan değil, hayatın değişmesinden dolayı titreyenler, rengi kireç gibi olanlar, yeni bir hayata geçenler, içkiye, kumara veda edenler, meyhaneyi kapatanlar, namaza başlayanlar, sakal bırakanlar...

Gong!
Olup bitenleri anlamaya çalış. Bunlar akılla, kitapla izah edilemez. Şu ayyaşın abdest alışına bak! Şu komünistin Allah deyişini dinle! Şu kumarbazın maddeten ve manen ellerini yıkamasını seyret! Artık modern hayatın çölünde vaha kurulmuş.Artık islami bir hayatın çizgileri çizilmiş. Artık ferman ferman üstüne inmiş, boyunlar bükülmüş, eller bağlanmış...

Çorba:
"Müslümanlar para kazanın zengin olmayın" cümlesinin tatbikatı burada. Gönüller Sultanı, Asr-ı Saadeti yirminci asra getirmeye çalışıyor. Yüzlerce, binlerce insana kendi kazancından çorba içiriyor, ekmek veriyor, kimseden birşey alınmıyor. Herkese bir şeyler veriliyor. Çorba ve ekmek bugünkü standartların dışında. Fakat sahabe çorbasına ve ekmeğine çok yakın.
Camiler yaptırmış tıklım tıklım dolu. Yatsı namazında üst üste secde ettik, imam kendisi...
Sonra camide halı üstünde uyuyanlar. Mevsim kış, Soğuk, şiddetli, üşüyen var, hasta olan yok... Dedim ya akıl üstü, kitap dışı şeyler... Hatta, dışarda beton üzerinde yatanlar olmuş, yine hastalanan yok. Hastalıkları iyileşenlere de rastladım. Kuyruk:
Yatsıdan sonra tekrar abdest aldım. Talimata göre artık konuşmak, yemek içmek yok. Saat dokuz, üstü açık dört banyonun önünde, gusül abdesti için kuyruğa girmişler. Bekleyenlere dikkat ettim. Bunlara el yıkatmak mümkün değilken, bu geç vakitte, kar serpiştirirken, soğuk su ile gusül aldıran güç nedir?
"Bekleyen çok" diye gittim gece yarısı saat bir de geldim. Yine kuyruk var. bu iş başka...Ben de gusül aldım. Söylenenleri gücüm yettiği kadarıyla yapmağa çalıştım.

Mehenk:
Gördüğüm, duyduğum herşeyi islamın mihengine vurmaya çalıştım. Bildiğim kadarı ile İslama aykırı bir hal yok. İslamiyeti yaşama gayreti, bir kısım kabahatlerin üstünü örtüyor. Bir fakih, "Allah" diye bağrılmasını hoş karşılamadı. Halbuki bir kısım insanların vücut serinde dehşetli değişimler oluyor. Büyük fırtınalar içinde, en güzel feryad, yine "Allah" demektir.

Sürgün:
Düşünüyorum, bir kisim insanlari devlet sürgün ediyor. Gönüller Sultani kendi kendini sürgün etmiş. Şehirlerden uzaklaşmiş. Tepeler üzerinde, en basitinden yerler yapmiş. Evler basit, cami büyük!... Televizyon, radyo, gazete yok. Siyaset, parti, iktidar hirsi yok. Şehirlerin günaha akan caddeleri, hileli hurdali ticaretleri yok. Gayri ihtiyari zaman kendi kendime sorum "Türkiye'de miyim?"
Irklar, kavimler kaynaşmiş, diller bir kelimede ittifak etmiş: "Allah!"

Su:
Dikkatle bakınca İslamiyetin keramet gerçeği burada da oldukça bol. Mesela, asırlardır susuz olan bu topraklarda, bir yer kazılmış, su çıkmış. Bu sudan hergün binlerce kişi abdest alıyor, içiyor, yıkanıyor ve bahçeler sulanıyor. Kıraç topraklarda güzel bahçeler kurulmuş
İlim Alah'ın İslam Allah'ın ve hepimizi yaratan Allah! Gönüller Sultanı bir insandır, Allah'ın askeridir. Emir almış, vazifesini yapıyor.
Falan köyün camisi cemaatsizmiş. Şimdi gençlerle dolu. Çünkü Gönüller Sultani'm görmüşler.
Öğle tatilinde camiye koşan işçiler, onu görmüşler.
Çantasını kenara bırakıp namaz kılan gençler, onu görmüşler.
İslamiyetin Hak din olduğuna binlerce delil var Bir de Gönüller Sultanı'nın icraatı...

MENZİLDE BİR GÜNEŞ BATTI
Hekimoğlu İSMAİL

Menzil, varılacak yer demektir. Hiç kimse "Falan yere gidin" demedi, herkes oraya akın akın gitti. Evvela devlet gözetledi: "Ne oluyor?" diye, sonra Muhammed Raşid Efendi'yi gözetim altına aldı, sorgulaması yapıldı:
-Biz, kimseye gelin demiyoruz, onlar kendi istekleriyle geliyorlar. Onlara bir şey de söylemiyoruz...
Şeklinde ifade verdi fakat, yakasini bir türlü birakmadilar. Neticede o bizi birakti, dünya yurdundan ahiret yurduna göçtü.
"Allah indinde din İslamiyettir" buyuruluyor, "Allah dinini kıyamete kadar koruyacaktır" deniyor. Halbuki islami eğitim hemen hemen yok edilmiş, günah selleri sevapları da alıp götürmüş, ortada ismi Müslüman fakat Avrupa hayatı yaşıyan insanlar kalmış... Bu durumda İslamiyet nasıl devam edecek?
Sebepleri yaratan Allah, bazan sebepleri aşarak icraatini sürdürüyor. Menzil'de bunun tatbikatini gördük.
Menzil Urfa yolu üzerinde, Urfa'ya yakın bir yer. Eskiden burası bir bozkırmış. Raşid efendi'nin dedesi buraya gelip, gayet basit evler yapmışlar, bir- kaç haneden ibaret bir belde kurmuşlar. İşin en Önemli yanı buradan bir su çıkmış, tadı değişik amma güzel içmeye, temizliğe, bahçe sulamasına yetecek kadar sanki kendi kendilerini sürgün etmişler, şehirlerden kaçıp, ıssız bir yerde ikamete başlamışlar. Fakat milyonlarca insanın bulunduğu şehirlerde kendilerini yalnız hissedenlere inat, bunlara hergün binlerce insan akın akın ziyarete gelmiş. Evet, orada bulunduğum üç gün içinde hergün otobüsler, taksiler, minibüsler dolusu insan gelirdi.Mahşeri bir kalabalık vardı, bu insanları oraya çekip getiren neydi? Niçin geliyorlardı? Yaz, kış demeden, yorgansız, yataksız camide veya surda burda nasıl yatıyorlardı? Ne yiyip içiyorlardı?
Evet, İslami Öğretim ve eğitim yok edilirken, Müslümanlar sebeplerin dışında, İslamiyet'le müşerref olup, İslamiyet'in hakkaniyetine alenen inanıyorlardı.
Raşid efendi, pek konuşmazdi, vaz-u nasihatte bulunmazdi. Sadece imamlik ederdi. Amma onu gören kötü alişkanliklarini terk eder, bazilari sakal birakir, dini kiyafetler içinde işine bakardi. Nasil ki, miknatis, demir cinsinden şeyleri miknatislandirirsa, o da yanina yaklaşana Islami hayati aşilardi. Bu, elbette Allah vergisiydi. Islam'dan uzaklaşan bir kisim kullarini Allah, bu şekilde Islam'a çekiyordu.Her irktan, her mezhepten, hatta her dinden insanlar gelirdi, bunlari getiren sebebi anlamak mümkün degil, amma giden bir daha gitmek ister, sevdiklerini de götürürdü.
O, seyyiddi, âli beyttendi. Bu noktada düşünüyorum: Hazreti Ali'yi sevdigini söyleyen, onun soyuna hürmetkar ve bagli olan Aleviler, bu seyyidler kervanina tabi olsalar gerçek manada Hazreti Ali'ye de tabi olurlar.Seyyidler çok önemlidir, onlardaki hal ve tesir daha başkadir.
Raşid Efendi Arapça, Türkçe ve Kürtçe bilirdi. Menzil'de Kürt'ü Türk'ü, Arap'i kardeş kesilirdi. Böylece milli derdimizin dermani idi, bir kisim bürokratlar kadrini bilmedi. Osmanli Devleti'ni asirlarca ayakta tutanlar,Raşid efendi gibi kimselerdi. Türkiye, bunlarin kiymetini bilmedigi için şimdi başimiza PKK olaylari çikti. Çünkü Islamiyet'i yaşamaktan başka bir gayesi olmayan Raşid Efendi ve onun gibiler sürekli gözetim altinda bulunduruldu, sürgün edildi, ifadesi alindi, kisacasi rahat birakilmadi, olaylar PKK'lilara malzeme oldu. Islamiyet her irki, her mezhebi, kisacasi Mülümanlar'i kardeş ederken bugünkü kavmiyetçilik kardeşi kardeşe düşman etti. Raşid Efendi gibilere imkan taninsaydi Güneydogu hadiseleri olmazdi.
Dedik ya, "O, seyyiddi". Seyyidler kervanı yollarına devam edecek, bu kervana katılanların dünya ve ahiretleri cennet olacaktır inşaallah.

BİR MANEVİ ÖNDERİN KAYBI
Fehmi KORU
Vefatının üçüncü günüydü ve vefatı öğrendiğimiz günden beri ilk defa biraraya geliyorduk. Yüzündeki buruk ifadeyi açıklamak için, "İnsanın mürşidi Ölünce içinde bir boşluk kalıyor" dedi. Birkaç gündür etrafta hissettiğim sarsılmanın en derin anlamım bunu söyleyenin yüzüne baktığım o an çıkardım. Yakınımdaki birçok insan, şu sıralarda içlerinde derin bir boşluk hissediyorlar. Ve o sebeple buruklar...

Hayatında hiçbir iniş çıkışı bulunmayan, davranışları önceden kesitirilebilir bir insan olan babamın, hepimizi şaşırtan iki ani ve fevri davranışını gördük bugüne kadar... Biri, bizlere kızıp biraz kafasını dinlemek istediğinde, neredeyse 30 yıl aradan sonra, askerliğini yaptığı il olan Malatya'ya çekip gitmesiydi. Diğeri ise, birkaç günlük bir başka ortadan kaybolmasıydı. Döndükten bir müddet sonra, o da iyice sıkıştırınca, Adıyaman'ın Menzil köyüne gitttiğini itiraf etmişti.

İzmir nere Adıyaman nere? Esnaflar çevresinde biçok kişi, her hafta birkaç otobüsle Menzil ziyaretini alışkanlık haline getirmişler; cami arkadaşları onu da ikna edip, bizlere bile haber vermesini beklemeden Menzil'e sürüklemişler... Sorguladığımızda, orada gördüğü basit ama anlamlı hayattan bölük pörçük sahneler aktarmıştı: Altı her zaman kaynayan kazan, dışarıdan gelenlerin yatması için hazırlanmış yer yatakları, cemaat halinde kılınan namazlar... Kimsenin aç, açıkta ve manevi korumasız kalmadığı bir yermiş Menzil...

Başkalari manevi hayatin dişinda kalmişlar "ölümü" zor idrak ediyorlar. Çok kisa sürede olup bitenler onlari şaşirtiyor olmali. Cuma namazi sirasinda vefat eden bir insan, sevenleri tarafindan hemen köyüne götürülüyor, Şafii gelenegine uyularak vakit geçirmeden topraga veriliyor... Ölümle topraga verme arasinda yalnizca 24 saat geçmesine ragmen onbinin üzerinde insan Menzil'e gelmiş bile... Türkiye'nin her tarafindan...

Şeyh Raşid Erol, vefatindan sonra çikan yazilardan ögrendigime göre, Öyle fazla konuşan bir "mürşid"degilmiş...Onu ziyaret edenler, Menzil'de bulduklari ortamin etkisinde kalirlarmiş... Daha dogrusu, sözlü ikna yerine, hal ve tavriyla teblig yöntemi imiş onunki... Baglandigi esaslar ve takipçilerinin izlemesini istedigi ilkeler, varligiyla etrafina örnek olarak insandan insana geçiyor olmali...

Mana aleminin dışında kalanlar işte bunu anlayamaz. Onların zannetikleri, inanan kesim arasındaki ilişkilerin madde ve para temeline dayandığıdır... Biraz daha insaflı olanlar, önder durumundaki kişinin cazibesinin etkisini de kabul ederler. Ancak hiçbirinin aklına, kalpten kalbe bir yol olabileceği gelmez... Konuşmadan anlaşılabileceğini düşünmezler bile.. Oysa, Seyyid Raşid Erol, Öyle çok konuşmayan, insanları etkilemek için hiç çaba göstermeyen, ama insanların peşinden ayrılmadığı bir "mürşid"di.
Küçücük bir köy, sırf o orada yaşıyor diye, ülkenin her tarafından gelen insanlarla dolup taşıyordu. Otobüslerle, otomobillerle gelenler, köydeki imkanlarla misafir ediliyor, doyuruluyor ve isteyen istediği kadar kalıp, istediği anda orayı terkediyordu. Gelenlerin içinde kötü alışkanlıkları olan, içki ve kumardan kendilerini alamayanlar, Menzil'in manevi havasını teneffüs edince, o alışkanlıklarını terkediyorlardı... Vaktiyle meyhane iken lokantaya çevrilmiş yerler gördüm Anadolu'da... Adlarım da "Menzil"e çevirmişlerdi...

12 Eylül askeri darbesinin en baskıcı günlerinde, ülkeyi yöneten komutanlar Menzil'i de keşfetmişlerdi. Kimin aklına nereden geldiyse, Şeyh Raşid Erol'a zo-, runlu ikamet yeri olarak Gökçeada'yı seçmişti. Az kişinin yaşadığı, vaktiyle Rumlar tarafından iskan edilmis bir adayı... İkametgahıda, eğer yanlış bilmiyorsam, bir meyhanenin üstüydü. İnançlı bir insana yapılabilecek en büyük zulüm... Çeşitli sağlık sorunları bulunan Şeyh'in tedavisini de engelliyorlardı. Zorunlu ikamet ve tedavisinin engellenmesi bir yana, kendisini tanıyanlarla irtibatının kesilmesi daha da büyük bir zulümdü.

Kenan Evren, sonradan kitaplaştirdigi anilarinda, Turgut Özal'a ilk olumsuz teşhisi koymasina Şeyh Raşid Erol'un vesile oldugunu anlatir. Özal, sagligi bozuk, sevenleriyle irtibati kopmuş Şeyh'in sürgün hayatinin sona ermesini talep etmiştir. Her halde, bunu, uygun bir dille yapmiş olmali. 12 Eylül'ün kudretli lideri, "Yaptigi teklif igrençti" gibi bir şeyler söyler... Bir manevi liderin zulmüne.son verilmesini igrenç bulan Kenan Paşa...

Seyyid Raşid Erol'un zorunlu ikametinin sona erdirilmesi, askerlerin göreve getirdigi merhum Turgut Özal gibi siyasiler tarafindan başarilamaz, ama yine onlarin kurdugu partinin başina getirdikleri bir başka emekli askerin devreye girmesi etkili olur. MDP Lideri Turgut Sunalp Paşa, parti işinde yaninda bulunan siyasetten anlayan bir kadronun telkiniyle, Şeyh Raşid Erol'un daha uygun bir yere taşinmasini saglar... Ankara'daki kisa bir ikamet, ANAP iktidarinin ilk günlerinde, yeniden Menzil'e dönüşle noktalanir.

Köydeki cenaze töreninde Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkani Muhsin Yazicioglu da bulunmuş... Yeniden Doguş Partisi (YDH) lideri Hasan Celal Güzel de... Fotograflara baktim, çeşitli vesilelerle tanidigim yiginla insan gördüm. Hepsi de sevgi ve bagliliklarini sunmak üzere oraya gitmişlerdi, besbelli... Bagliligi olan bir yakinim, gitmesi mümkün olmadigi halde gitmediginin izdirabini çekiyordu, törenden dört gün sonra bile... Binlerce kişi ayni duygulan paylaşiyor olmali şimdi...
Cuma günü Meclis'e gittim ve cuma namazım da orada kıldım. Zaman'dan vefat haberini duymuşlar, ama teyidi için bir kanal gerekmiş... Benim aklıma ilk gelen isim, Şeyh ile uzaktan ilgimi kuran işadamı Ahmet Etöz oldu. İzmir Caddesi'nde spor malzemeleri mağazası olan Ahmet Bey, vefat haberiyle birlikte hastaneye koşmuş... Magazasinda çalişanlar vefati dogruladilar. Şimdi kimbilir ne kadar üzgündür Ahmet Bey...

Türkiye zor bir döneme girdi. Bu dönemde birlik ve beraberliğin çimentosu olacak manevi liderlere daha fazla ihtiyaç var. Seyyid Muhammed Raşid Erol, Adıyaman'ın Menzil köyünde, doğusu ve batısıyla bütün anadolu'yu kepçeleyen böyle bir manevi önderdi. Vefatı, onu tanıyan, ona bağlılık duyanlar kadar, onu uzaktan sevenleri de derinden üzdü.

TRT bu vefattan herkesi haberdar edebilirdi, etmedi. Gazeteler, etki alanının genişliğini tam kestiremedikleri için, kısa haberler vermekle yetindiler...
Şeyh Raşid Erol, kendi çizgisini devam ettirecek hayırlı evlatlarla onbinlerce bağlısını geride bıraktı. Onu tanıyamamış bizim gibiler de yokluğunu hissedecekler... Ama en büyük kayıp, ayrılık ve bölünme belasının pençesine düşmüş olan ülkenindir; bunu unutmayın...

Mekanı cennet olsun...

SEYYİD MUHAMMED RAŞİD (K.S.)'NİN ARDINDAN
Vehbi VAKKASOĞLU

Soru: Türk toplumunda yaşayan birisi olarak vefatinin sene-i devriyesi dolayisiyla Seyyid Muham-med Raşid (ks) Hz. hakkinda gözlem, duygu ve düşüncelerinizi anlatir misiniz?

V. Vakkasoğlu: Evet, o mübarek zatın da gerçekten çok büyük bir hayranlığı içerisindeyim:

Ne yazık ki sadece hayranlığı bile, gerçekten beni hala heyacanland.ırır. Kendilerini ilk ziyaret ettiğim zaman, hatta ziyaretim sırasında daha kendilerini görmeden, bulundukları mekanda ve çevrede ruhani-yetlerini hissettiğim bir büyüktür. Allah (cc) rahmet eylesin. Allah (cc) şefaatlerine bizleri ulaştırsın'înşa-allah, sevenleri olarak. Tabii, bu bizim gözlemimiz fazla önemli değil. Bu Mübarek zatlar hakkında söz söyleme hakkına ve selahiyetine de hiçbir zaman sahip değiliz. Böyle bir soruya muhatap olduğumuz için,ben ayrıca hem büyük bir sevinç hemde büyük bir mahcubiyet duyuyorum. İnşallah O'nun üzerine söz söylemenin de bir bereketi ve feyzi olur, bundan istifade ederiz. Bir tarihte son Osmanlılardan Münevver Ayaşlı Hanımefendiden dinlemiştim. O da ziyarete gitmiş. İngiltere'den gelen Müslüman olmuş bir İngiliz kafile, bunlar da tarikat mensubu insanlar merak etmişler, Türkiye'de yaşayan Allah dostlarını bir görelim diye. O zaman gidip ziyaret etmişler, Muhammed Raşid Hazretlerini. Çoğu Hanım olduğu için hanımlara yakın konuşmayı arzu etmediği söylenmiş kendilerine. Ama onlar, o gönül insanları, maddeden, maddenin getirdiği batılılıktan bunalmış insanlar, "uzaktan olsun görelim" demişler ve Münevver hanimdan ben dinlemiştim "Nasil bir kanaat edindiniz? diye sordum evladim demişti bana, uzaktan görünen maddi, manevi hali, eşgali, tavri, hatta görünüşüyle onun gerçek bir Nakşi şeyhi, bir Veli ve Allah Dostu olduguna inandim. Yaklaşmamiza, bizatihi muhatap olmamiza hiç gerek kalmadi. O'nun ruhaniyeti, bizi o kadar uzak mesafelerde kavramişti" demişti. Ingiliz Müslümanla-nnda ülkemize ilk defa gelen insanlarin da bu karara Çok katilmiş olmalari,, gerçekten bizim için, zaten inandığımız bir şeyin tesciliydi ve bana göre çok Önemliydi. O Mübarek Zatın, en çok hoşuna giden Özelliklerinden bir tanesi kesinlikle gıybet ettirmemesi, cemaatleri ve tarikatları, bir rakip firma olarak kesinlikle görmemesi ve onlar hakkında soru sorulupta konuşma mecburiyetinde kaldığı zaman da bizatihi şahit olmuşumdur; daima Övgüyle daima onların hizmetlerini takdirle yadetmesidir. Tabii oldukları büyükleri, diğer Allah dostlarım hürmetle, saygıyla ve hakikaten büyük bir tevazuyla anması oıîun gösterdiği o tevazuyla şahsen benim ve diğer dinleyicilerin de muhakkak ki gözlerinde çok daha büyümüştür. Müslümanlara örnek olması gereken çok önemli bir davranıştır bu... İslam Kardeşliğini bugün tesis etmek için, bu anlayışa ihtiyacımız var. Tabii, Muhammed Raşid Hazretlerinin neslinden ve manevi silsilesinden geldiği babalarını (Gavs Hz.) da ben bizzat görmedim. Çok yakında olmama rağmen göremedim. Adıyaman'da çalışıyordum o sırada. Vefatı da o tarihlere rastladı. Onun da yanlarına ve yakınlarına varmadığım halde, benim yaşadığım çok kerametleri varrdı. Çok arzu ettim, göremedim. Ama rüyamda gördüm. Hakikaten, çok, unutamadığım heyacanları, manevi feyzleri yasatmasına şahit olmuşumdur. O'nun hem evladı, hem de maddi ve manevi olarak silsilesini devam ettiren Muhammed Raşid Hazretlerini de gerçekten o feyze sahip, insanları irşad eden büyük bir Veli olarak gördüm. Oradaki insanlarla ayak üstü bir sohbet etmiştim. Onları öyle mutlu gördüm ki, yeni gelmişlerdi. Hatta ayyaşliktan, uyuşturucudan, serkeşlikten vb. ip-tilalardan kurtulamamiş olarak orada bulunanlari gördüm. Ve onlarda öyle bir sevinç, öyle bir huzur gördüm ki bunlar aninda meydana gelen şeylerdi ve adeta beş yildizli otelde dünyanin en güzel memleketin gezmeye gelmiş insanlarin haletini, ruh halini gördüm. Onlar yataklara bile sahip olmayan, sirt sirta adeta Çanakkale şehitleri gibi yan yana dizilmiş adim atacak yer kalmamiş bir mekanda yatip kalkiyorlar. Ve sadece bir tabak çorbayla ve oranin ekmegi ile beesleni-yorlar. Yani maddi imkan içinde, bu kadar fakir, gerçekten çok fakir ve maddi imkanlardan yoksun bir mekanda, bu insanlari mutlu eden, bu kadar huzura kavuşturan ne idi diye düşündüm. Çünkü onlarinda daha önce böyle birr maneviyattan haberleri yok ve böyle birşeyi yaşamamişlar. Evet, yani oranin güzelligine o zatin oraya .verdigi feyzi görmemek için insan kör olmalıydı, ama olması bile geçerli bir sebep değildi. Çünkü o huzur, insanın hakikaten gönlüne yayılıyordu. Evet, rahmetle anıyoruz ve o hizmetin yine o nesilden ve o soydan geelmiş birileri tarafından devam ettirilmesinden de büyük bir memnuniyet duyuyoruz. İnşallah madde vefatlar, manevi vefatlara sebep olmaz, ve bu hizmet, feyz vermeye, insanları irşad etmeye devam eder.

İnsanımızı ayakta tutan, iç ve dış bozgunculara karşı güçlü ve dirençli kılan, kültürümüzü nesilden nesile sessiz sedasız büyük bir tevazu ile nakleden büyükler vardır. İsimleri, resimleri bilinmez büyüklerdir bunlar. Çünkü saklanmayı, mahremiyet perdesiyle örtülü kalmayı kendileri isterler.Onlar kendi varlıklarını öne çıkaran her türlü hal ve hareketten uzakta kalmaya özel bir özen gösterirler, hizmetlerinin karşılığını hakiki alemde görmeyi umarlar, bunun için de talip oldukları şey sadece ve sadece Cenab-ı Hakk'ın rızasidir.

Bu büyükler, Allah rızası yolunda, dayanılması çok zor ceberutlara, baskıcılara, laiklik perdesine bürünüp gizlenmiş din düşmanlarına rnüthiş bir direnişle karşi koymuşlar, yollarindan dönmemişler, gelecege dair ümitlerinden vazgeçmemişlerdir. Daha dogrusu, gelecegin nasil olacagini fazla da düşünmeden Islam'a, imana sahip çikmişlar, neticeyi Allah'in rahmetinden bekleyerek riza ve tevekkül göstermişlerdir.

Bugün iman ve İslam davasındaki insanlarımız yakın geçmişimizde yaşanan şerefli mücadeleleri bilmek zorundadırlar. Bilmek ve vefa duygusunun gereğini yerine getirmek zorundadırlar. Geçmişin sıkıntılarını bilmek, hem bugünümüz için dersler verecek, hem de içinde bulunulan kolaylık ve imkanların şükrünü ihmal etmemeye sebep olacaktır. Ayrıca bu isimsiz kahramanların tanınması, hizmetlerinin bilinmesi, onların haksız suçlanmalarının da Önüne geçecektir. Zira bugünün şartlarından geçmişe dönüp bakınca, birtakım yanlış değerlendirmeler yapılıyor ve bu suretle de devrin ilim adamları, Allah dostları, manevi dinamikleri suçlanabiliyor.

İşte onlardan biri... Bir büyük silsilenin günümüzdeki temsilcisi, manevi dünyamızın temel yapı taşlarından Muhammed Raşid Erol Hazretleri... Ebedi aleme göçüsüyle bütün mü'minleri büyük bir hüzne boğdu. Ancak, milli birlik ve beraberliğe en çok muhtaç olduğumuz bir dönemde dahi ne yazık ki, başta devlet radyo ve televizyonları olmak üzere medyamız bu olayı görmezlikten geldi. Bu görmezden gelişin temel sebebi, bir eski hastalıktır. Bizi bir vatanda iki millet haline getiren eski bir hastalık. İşin içine din, dindarlık, daha doğrusu islamiyet girince, bir kısım aydın ve bürokratımızın hâlâ kendilerim kurtaramadıkları lâiklik hassasiyetiyle çekinmek, korkmak, endişelenmek ve bu suretle de uzak kalmak, lakaytlaş-mak duygusu... Onbinleri ilgilendiren ve heyecanlandıran bir olayda dahi kör ve sağır kalmak vurdumduymazlığı, bu eski aydın hastalığının temel belirtisidir. Oysa ki, vefat eden maneviyat kutbu, ülkenin sadece güneydoğusunda değil, her yanında bir manevi asayiş muhafızı gibiydi. Ona gönül bağlamış olanlar, her türlü kargaşaya ve teröre karşı, ülkenin her yanında güçlü bir teminat idiler. Ve varlıklarıyla terörü önlemeye giden yolun nerelerden geçmesi gerektiğini de işaretini veriyorlardı. Anadolu'yu bir huzur ortamı haline getirmekte samimi olanların onlarla ortak paydalar aramamaları mümkün mü?

Evet, daha kısa zaman Önce, Muhammed Raşid Erol Hazretleri'nin başına gelen sürgünlü olaylara bakılınca, yöneticilerimizin bindiği dalı kesme gafletini bile aşan bir şaşkınlık içinde olduklarını açıkça müşahede ediyoruz. Nedir bu korku? Bırakınız bu büyüklerin faaliyetlerine yardım etmeyi, onların vefatlarını ve bunu meydana getirdiği yurt sathına yayılan acıyı haber değerinde bile görmemek gafleti hala sürebiliyor. Bu kafayla halkla bütünleşmek nasıl mümkün olacaktır? İnançlarda, uuygu ve düşüncelerde birlik ve beraberlik nasıl sağlanacaktır? Bütün yurt sathında olduğu gibi, Güneydoğumda da temelli ve esaslı bir birliğin ve ortak paydanın adı İslam'dır. Artık bunu yok saymanın imkanı kalmamıştır.

O bölgemize saldıran eşkıyanın bile, gerçek yüzünü din açısından göstermeye başladığı bizzat Genelkurmay Başkanı Sayın Doğan Güreş Paşa tarafından açıklanmıştır. Güreş Paşa'ya göre, bir kısım teröristler. "Buralarda eskiden bizim ecdadımız yaşıyordu ve kiliseler vardı" diyorlar. Dış kaynaklı, Ermeni destekli Hıristiyani hülyaların açığa çıktığı bir zamanda bile artık bazı tarihi yanlışları bir tarafa atıp, insanımızı İslam harcıyla birleştirmeyi, düşünemeyenlerin samimiyetlerine nasıl İnanacağız?
Şeyh Muhammed Raşid Hazretleri'nin mensup oldugu manevi silsile, iman ve irşad sahasinin en parlak ve etkili yollarindandir. Öyle ki, bir zamanlarin meşhur eşkiyalari olan Mamido ve Celilo dahi, Gavs Hazretleri'nin sohbet halkasinda yepyeni bir şahsiyet haline gelmişler, eski hayatlarindan tamamen çekilerek, tertemiz bir ömür yaşamişlardir. Bunun binlerce örnegi, o mütevazi Menzil'de halen yaşanmaktadir.

Bunca ibretli olaydan sonra, hâlâ birtakım temelsiz fobilerle yurdumuzun manevi dinamiklerine, göz yummanın gafletle de tarifi zorlaşmaktadır. O maneviyat büyükleri bu dünyadan ve sizlerden birşey beklemiyorlar. Siz ise iddialı olduğunuz dünyevi rahat ve huzurun sağlanmasında onlara çok çok muhtaçsınız. Bırakınız inancı, böyle bir fayda için bile onlara yak-laşamamamn; dost olmamanın altındaki psikoloji nedir? Evet, artık bu tahlili yapmanın ve birtakım fobilerden, komplekslerden kurtulmanın çoktan zamanı geldi ve geçiyor bile.

Muhammed Raşid Hazretleri'ne Allah 'tan rahmet, geride kalan sevdiklerine sabr-i cemil diliyor, bu kudsi silsilenin kiyamete kadar "Imana hizmet" yolunda muvaffakiyetini Cenab-i Hakk'tan niyaz ediyorum.


ASR-I SAADETTEN UZANAN BİR DAL

Cemil TOKPİNAR

MANEVİYAT semamızdan bir yıldız daha ebediyetler ülkesine kaydı.

Fanilik diyarında vazifesini tamamlayan bir maneviyat kutbu alem-i ervaha uçtu. "Menzil Şeyhi"diye bilinen Nakşibendi şeyhlerinden Seyyid Muhammed Raşid Erol (k.s)
Hazretleri rahmet-i Rahmana kavuştu.

Müridleri arasmda,daha çok "Seyda Hazretleri" diye anılan M. Raşid Efendi, bilhassa 1980'lerde tanınmış ve çevresinde büyük tesir icra etmişti.
Türkiye'nin her yerinden otobüslerle ziyaretine giden binlerce insan, tevbe alıp memleketine dönüyor ve daha önce işlediği günahları terkederek, İslami bir yaşayışa giriyordu.

Bizim Bolvadin'den de yüzlerce insan ziyaretine gitmiş ve tarikat dersi almişti.

Memleketimizde ara sıra kafile teşkil edilir. Otobüsle gidilirdi. Yine böyle bir ziyaret organize edilmisti. Lise sondayız. Sömestir tatiliydi. Ben de hem merak ettiğimden hem de duasını almak için gitmek istedim.

Bir otobüsle yola çıktık. 1980'in Şubat'ıydı. Hava çok soğuktu. Şiddetli bir kış yaşanıyordu. Otobüsle benden bir iki yaş küçük, genç bir hemşeriyle beraber oturuyorduk. İsmi Said'di Bediüzzaman Hazretleri Emirdağ'da kalırken sık sık Bolvadin'den geçtiğinden bizim orada çok iyi tanınıyordu. Bu yüzden çok kimse çocuğuna Said ismini veriyordu. Yol arkadaşım da bunlardandı.

Ben yanıma bir kaç risale almıştım. Yolda onu okuyarak yanımdaki arkadaşa bu eserlerin ehemmiyetinden bahsettim.

Yola çıktıktan galiba bir gün sonra, Adıyaman'ın Kahta ilçesine bağlı Menzil köyüne ulaşmıştık. Çok kalabalıktı. Bizim gibi ziyarete gelen birçok kafile vardı.

Yemek olarak genellikle çorba ve bulgur pilavı ikram ediyordu. Yöreye has ekmek ve otlu p,eynir vardı.

Seyda Hazretlerinin imamlığında vakit namazlarını ve Cuma namazını kıldık. İnsanlar namazdan sonra grup grup geliyor, tevbe alıyorlardı. Hatırımda kaldığı kadarıyla
Seyda Hazretlerinin önüne oturup, "Allah'ım, Ben pişmanım, bir daha yapmayacağım. Gavs Hazretlerim kendime Şeyh kabul ettim" diyorlardı.

Bu şekilde günahlarina tevbe edip, tarikat dersi alanlar, gerekli zikir ve ibadetlerini yapiyorlardi.

Çok meşakkatli bir yolculuktan sonra yanibaşina kadar gittigim halde ne yazik ki, elini Öpüp duasini isteyemedim. Niçin yapamadim? Çünkü, yanma varanlarin hepsi tarikata giriyorlardi, ben zaten risale-i Nur'la imana hizmet etmeyi esas aldigimdan tarikat dersi almayi uygun bulmadim. Aksi takdirde Üstadima sadakatsizlik etmiş olurum diye düşündüm. Şeyhin huzuruna varip, "Efendim, ben tarikat dersi almayacagim. Sadece dua talep ederim" demeyi de uygun bulmadim. Kendisini kirmiş olurum diye düşündüm, çok çekindim. Oysa lisan-i münasiple meramimi anlatip, elini Öpebilirdim, her neyse...

Menzil'den dönerken Urfa'ya uğradık. Bediüzzaman Hazretlerinin parçalanan kabrine gittim. Fatiha okudum. Daha sonra orada tanıdığım birisiyle dersaneye gittik. Namaz kılıp, ders yaptık.

M. Raşid Efendi hakkinda çok şey söylenebilir. Ancak on binlerce insani irşad ettigi bir gerçektir. Ayrica amel ile birlikte ilme de ehemmiyet verirdi. Mü-ridlerine Risale-i Nur'u okuyup istifade etmelerini söyledigini işitmiştim.

Bir gün Bediüzzaman Hazretlerinin talebelerinden Mustafa Sungur Ağabey'e merhumu sormuşlar. O da "Asr-ı Saadetten uzanan bir daldır." cevabını vermiş. Allah gani gani rahmet eylesin.

MUHAMMED RAŞID EFENDI

Altınoluk Dergisi Aralık 1993, Say t: 94

Geçtiğimiz ay dar-ı bekaya tevdi ettiğimiz Mu-hammed Raşid Erol Efendi ülkemizin gönül mimarlarından birisidir. Bir Allah dostudur. Son dönem tarihimizin sancılı hayatında, şahsında unutulmaz manalar taşıyarak yaşamış, ebedi aleme de öyle göçmüşlerdir. Bir Allah dostu temiz yaşar, temiz ölür, geride güzellikler bırakır, kutlu bir iz burakır. Muhammed Raşid Efendi de izi takip edilecek kutlu önderlerden olmuştur.

"Doğunun farklı manalar yüklendiği bir zamanda Doğu'da yaşamasına rağmen ülkenin doğusundan batısından coşkulu bir gönül akımının hedef noktası ^ olrnası, Türkiye için kurtuluşu işaret eden remizler ta-Şir Türkiye O'nu anlasaydı, bunca sancıyı yaşamazdı eminiz. Çünkü böyle Allah dostları, tıpkı bayrağını taşıdıkları Aallah Resulü (s.a.) gibi şahıslarında iklimleri* kavimleri, renkleri, sesleri, dilleri kardeş yaparlar.

Birbirine ısındırırlar. Onların yüreklerinde buluşanlar dost olurlar, kardeş olurlar. Adıyaman'ın Menzil köy-"ceğizinde yuva tutan bu Allah dostu da, ülkenin her dilden, her kavimden, her topraktan çocuklarını kolla n arasına almış, birbirine katmış ve sonunda Allah yolunun yolcuları yapmış, yani kardeş yapmıştır. Menzil ikliminde Türkün Kürd'ün düşmanlığı yoktu. Arabın, Çerkezin-Lazın, Gürcünün de öyle...Hatta Avrupalının, Amerikalının da... Öyleyse ülke, bir Allah dosu-tunun gönül ikliminde buluşsa, dertsiz olurdu, sancısız olurdu.

Muhammed Raşid Efendi, yalniz bir dost iklim oluşturmakla kalmadi. Onun varligi ile ihya olan küçük Menzilcik, "şerefü'l-mekan Bi'1-mekin-Mekanin şerefi, orada ikamet edenin izzeti sebebiyledir" sözünün tam temsil yeridir. Şerefi veren Allah Tealadir. Eger insan O'na, sadece O'na baglanirsa, O insani aziz eder. Isterse insanlarin gözlerinin görmeyecegi ellerinin kolay ulaşamayacagi mekanlarda yaşasinlar. Çünkü Allah'tir diledigini aziz kilan, diledigini zelil eden... Irtihallerinde peşlerinde sadece Menzil köyü degil, onun gönül ikliminde buluşan koca bir dünya buluştu. Öyleyse Izzeti Allah yolunda aramak gerek. Orada mahviyete'erilirse, Allah, insani insanlar nazarinda aziz kilacak. "Menzil Şeyhi"Muhammed Raşid Efendi'nin bize biraktigi bir ibret de bu.

Bir başka ibret daha var ki, bu da insanımizdaki şahsiyet sarsintisini tedavi edecek adresi gösteriyor. O, Islam'dir. O, Islam'in rahmet iklimini hayata taşiyan tasavvuf mektebidir. Muhammed Raşid Efendi'nin bir özelligi, dara düşmüş gönüllerin tevbe pinarinda yikandiklari mahal olmasidir. Allah, her kuluna degişik ikramlar lütfeder. Muhammed Raşid Efendi, sanki Rabbimizin, tevbe kapisidir. Ona gelen, tevbe kapisindan girer, yikanir, arinir, durulur, bir güzel insan haline gelir. Şöyle bir etrafiniza bakiniz, o tevbe kapisindan geçmiş, güzel yüzler görürsünüz. Içkiden tevbe etmiş, uyuşturucudan tevbe etmiş, kumardan, yuvasi yikimin kenarindan dönmüş, cinayete karişip, gönlü yufkalaşmiş bir nice insan... Muhammed Raşid Efendi'nin duasi, nazi niyazi, bir şefkati, nazari insanlari adeta bir ölüp dirilme ameliyesinden geçirmiş ve ortaya yepyeni bir kişilik çikmiş. Ders ne? Şu: Insanlari günahlari sebebiyle bitirmemek gerek. Gerek ki Allah'a yakaracak bir kalb sahibi olmali ve onunla dergah-i ilahiyeye yönelmeli. Orada kapilar her zaman açik. Yeter ki ulaşabilsin.

Ulaş ve kardeşin için dua et; kirinden arinsin. Mü'min izzet ile donansin yeniden.

Muhammed Raşid Efendi'nin arkasindan, Türkiye'nin hakim sisteminin tavri içinde bir şeyler söylemek gerekir. Türkiye'nin hakim sistemi, bir çok Islam alimine, Allah dostuna dünyayi zindan etmiştir. Kimilerinin hayatlarina kastedilmiştir. Bu zulümler, onlarin izzetinden bir şey eksiltmiş degildir. Aksine onlar, önder insanlardi, ümmetin istirabini yaşarken de öderlik ettiler. Şehitlikte de, cihadda da öncü oldular. Yüzü kara kalan o zulümleri yapanlardir. Onlarin ahirette yüzleri karadir. Ama dünyada da kara yüzlüdürler. Işte tarih o kara suratlari teşhir edip duruyor. Muhammed Raşid Efendi, sistemin çile haşatindan nasibini alan Allah dostlarındandir. 12 Eylül döneminde hasta halinde sürgün yaşamiştir. Vefatindan sonra da devletin yayin organlarında hakkinda tek satir çikmamiştir. Bu, bu sisteme utanç olarak yeter. Toplumun ana sütunlarini ihmal eden, ihmal eden ne kelime onlari yikmak için savaş veren bir sistem, ne kadar sagliklidir, ne kadar kalicidir?

Yaşanan sancilar bu sorunlarin açik cevabini vermiyor mu? Oysa sistem bu Allah dostlarını anla-saydı, onları sevseydi, onlara dayansaydı, onları toplumun ana dayanakları haline getirseydi... Ama o zaman sistem öncelikle onların inanç iklimini anlamış olmaz mıydı? Elbet öyle olurdu.

Şimdi sistem bir firsati daha kaçirdi. Anlayişsizligi, günahlari ve tabii sancilari ile başbaşa kaldi.

Muhammed Raşid Efendi Hazretlerine rahmetle niyaz ediyor, fatihalar gönderiyoruz. Gönül dostlarina, manevi evladlanna taziyelerimizi sunuyoruz.


SEYDA HAZRETLERI BÜTÜN ÜMMET-I MUHAMMED'E YOL GÖSTERDI

Sadık ALBAYRAK (Gazeteci-Yazar)

- Raşid Efendi'nin Türkiye'deki misyonunu anlatirmisiniz?

-Raşid Efendi (R.A), şöhrete ulaşmiş ismiyle "Şeyda Hazretleri", neseb olarak Eh-i Bey t'e mensuptur. Necip bir nesilden gelmesi dini ilimler kadar ta-savvufi gelişmede de büyük pay sahibi olmuştur. Tarikat olarak Nakşibendilige olan vukufu Türk-Kürt-Acem ya da Arap halklari üzerinde etkisi büyük olmuştur. Her ilmin bir mektebi olmasina ragmen Türkiye'de tekkeler kapatildigi halde müteselsilen hilafet hirkasini giymek suretiyle bu tarikat çizgisini sürdürmüştür. Bu durum tarikatların tekke ve zaviyelerde yapacakları hizmetin yasaklarla önlenemeyeceğini göstermiştir. Şeyda Hazretleri en canli örnegini temsil eder. Cedleri Mevlana Halidi Bagdadi ve daha sonra, gelenler meşruti ve ceberrut yönetimler, tarafindan ve siyasi güçler tarafından baskıya uğramalarına rağmen bu çizginin devam ettirilmesi Şeyda Hazretle-ri'ne kadar gelmesi kendilerinden sonra da beklenen ve görünen fonksiyonu icra edeceğinin bir işaretidir. Şeyda Hazretleri'nin cedleri hangi baskı ve zulme uğramışlarsa kendileri de aynı şekilde bundan payını almıştır. Hiçbir siyasi otoriteye başkaldırmadığı halde Cenab-ı Peygarnber'in Ehl-i beyt'in çizgisini sürdürüp siyasi otoritenin mefluç, müflis ve mülevveş bir hale girdiği toplumun değişik katmanlarındaki insanları bir tek çizgiye getirmesi, en çok şeriat ve tarikat düşmanlarının tepkisini çekmiştir. Batılılaşmanın kol gezdiği metropol şehirlerden uzak bir köyde ömür sürerken Türkiye ve Türkiye'nin dışından kafileler halinde insanların otobüslerle Menzil'e gelmesi, Menzil-i maksut'a ermelerine vesile olmuştur. Bu durum, bu gelişme, bu yeni ihya hareketi daha çok bizde militarist baskilar sirasinda kendini'gösterdiginden, kendi evinden barkindan alinarak batiya sürgün edilmesi, gözetim altinda bulundurulmasi müridanina en umulmadik hareketlerin reva görülmesi, yaptigi hizmetin büyüklügünü gösterir. Ehl-i tarik ulviyet ve yüceliklerini, çektikleri çile ile pekiştirirler. Zaten geçtikleri yollar çileli yollardir. Aldiklari hilafet hirkasi icazeti onlari ister istemez bu yola sevkeder. Böylece kendilerinden sonra gelecek olan toplumlara öncülük vazifesi görürler. Şeyda Hazretleri de Türkçe-Kürtçe ile belirli degil de, degişik lisanla tüm ümmete hitab etmiştir. Böylece yaptigi hizmetler ne Türklere, ne Kürtlere ne de Araplara maledilebilir. Tümden ümmeti Muhammede yol gösterici olmuştur. Diliyoruz ki, kendisinden mustahlef olanlar bu yolu devam ettirirler.

-12 Eylül yönetimi Şeyda Hazretleri'ni neden Çanakkale'ye sürgüne gönderdi?

-12 Eylül yönetimi solla, aşiri uçlarla ugraştigi gibi müslümanlarla da ugraşmayi bir görev bilmiştir. Çifte standart uygulamakla çarpikligin üstesinden gelebileceklerin sandilar. Halbuki 12 Eylül'cü militaristler Şeyda Hazretlerinin yaptigi hizmetleri engellememiş olsalardi, bugün belki de Türkiye'nin irkçi şoven bir kurt meselesi olmayacakti.
Türkiye'de bugün, ne acidir ki dogrudur, bir Bosna-Hersek bunalimi yaşa mayacakti. 12 Eylülcü militaristler kafalarina yerleştirilen sarik-cübbe ve teşbih korkusu Şeyda Hazretleri'nin üstüne gitmeyi amaçlamişlardir. Bu baski tersine tepen bir silah gibidir. Menzil cemaatinin daha çok yayginlik kazanmasina sebep olmuştur. Yani zulüm, şiddetini artirdikça mazlumlarin sayisi da çogalir.

- Devletin resmi medya araçları, TRT ve Anadolu Ajansı özellikle sanki böyle bir olay yokmuşçasına davrandılar. Bütün özel kuruluşların ilgisine rağmen resmi kuruluşlar cenazeyi ısrarla du-yurmadılar. Bunun altında hâlâ 12 Eylül uzantısı korkuları mı var acaba?

-12 Eylül uzantısı değil de rejimin 70 yıllık tercihi kendini göstermiştir. Şöyle ki, bugün resmi ideoloji medyasını yönlendiren iktidar çevreleridir. Bu kurumlarda yer alan etkili kişiler masonik zihni yet H adamlardi. Bunun böyle olmasi dogal karşilanmalidir. Resmi ideolojinin medyası böyle bir tavrı ilk defa göstermemektedir. Yani, Batılı sistemin çift standart uygulaması resmi ideolojiden yana olanlarla, resmi ideolojiye İslami perspektiften bakanlara karşı çelişik bir tavrı olmuştur. Bir haham, bir papaz resmi ideolojinin haber kaynaklarında aldığı yer kadar, bir şeyhin, bir alimin, .İslami görüntüsü bir değer ifade etmemektedir. Bunu fazlaca da yadırgamamak lazım. Türkiye'deki Batılılaşmanın öncüleri bu tercihi Lozan'da yaptılar, o günden bugüne devam ediyor. Resmi ideolojinin çizgisinde bir sapma görülürse o zaman gidişten endişe etmeli, yeni stratejilerin, planların Müslümanlar üzerinde oynanmak istendiği akıldan çıkarılmamalıdır.

SEYDA HAZRETLERİ

Sadık ALBAYRAK

Seyda Hazretleri büyük veli bir zattı. Etrafa saçtığı ilim ve zühd hayatı ile, genişleyen halkanın bir hikmet ve ihlasa dayalı olduğu, kendiliğinden nürna-yan olur, Bugün onun yolunu izleyenler onun da geçmişten tevarüs ettiği yolda, genişleyen halkanın, müstahlef olmuş kişilerce İslam'a ve kafur (kafur) diyarına yaydırılmasını ivedi hale getirmektedir.

Seyda Hazretleri'nin sorumluluk alanı, bir devir feneri gibi, dost yanını aydınlattığı gibi, Türkiye'nin hudutlarını aşarak, aktar-ı İslama yayılmıştır, bunun, kendiliğinden oluşması hiç bir zoraki propagandanın olmaması çizilen yolun saf ve samimi ana hatları ile tesbit edilip hayata hakim kılınıp tozlu gönüllere bir iman ve vecd halini doğurmasından ileri gelmektedir.

Cenab-ı Peygamberin şeriat-ı garra-ı Ahmediyyesini bize kadar ulaştıran bu zevat-ı kiram olduğundan meşayihin ölümü yeni dirilişlere vesile olduğu için Şeyda Hazretleri selefleri gibi halefleri ile de yaşatılıp rahmet ve niyaza mazhar olacaktır. Her geçen ardından gelenlerle daha da yükseldiğinden Cenab-ı Peygambere yakınlıkla Ümmet, üstünlük kazanıp felah bulur.


SEYYİD MUHAMMED RAŞİD (K.S.)

Aleaddİn ÖZDENÖREN

Ben Seyda Hazretlerini babasının şeyhine mensup Siirtte Ali Arıncak köyünde rahmetli olan Ali Arınç vasıtasıyla tanıdım. Çok büyük etkinliği var. Ve hala bu etkinlik devam ediyor. Ben bizzat Adıyaman'a gittim. Kendilerini gördüm. Elini öpmek bize nasip oldu. Muhakkak ki çok büyük bir insan ve ona hiç şüphe yok. Türkiye'de çok yaygın ve kendisini seven mürid topluluğu var. Mesela İzmit neresi Adıyaman neresi o kadar çok seven var ki herhalde bu millete bu kadar yardım edecek bir zat zor gelir. İnşallah gelir de. Çok müstesna bir insan, bunun dışında Türkiye'de alkolizmin büyük ölçüde önüne geçmiş bir insan Ben Sincan trenine biniyorum. Orada satıcı çocuklar var. Hepsi intisap etmişler, içmeyi falan bırakmışlar. Satış yaparken Menzile Menzile diye bağırıyorlar; tabii millet acaba ne diyor bu çocuklar diye soruyorlar. Böylesine kendisini Türkiye genelinde kabul ettirmiş bir şahsiyet Rahmana gitti. Allah gani gani rahmet eylesin. Dualarımızı inşallah kabul buyurur ve ahirette bizi eteği altına alırsa ne mutlu bize.


SULTANIM EFENDİM

Şerif BENEKÇI

1970'li yıllarda yaşadığımız yapay kutuplaşmalardan en zararlı çıkan kesirn, üniversite gençliği olmuştu. Şimdi orta yaş kuşağını meydana getiren insanlarımızın, her biri ayrı ufuklarda yoğunlaşan arayış ve sancılarının bu yurda ve bu yurdun insanlarına nelere mâl olduğunu zamanla daha iyi anladık.

Basmakalıp yargılarını ve tekerlemelere dayalı suçlamalarını zaman içinde elinin tersiyle bir kenara itebilmiş olan herkes, şunu kabul eder ki, vuruşanlar bizim çocuklarımızdı. Lâkin o yıllar, böyle düşünmüyor, yahut düşünemiyorduk. Son olmasını dilediğimiz "gece baskını" na çeyrek kala ayılanlar, "Ne oluyor?" diyenler oldu. Bir yerlerde hata yaptığımızı en iyi biz -vuruşanlar- anhyorduk; çünkü akan kan bizim kanımız, ağlayan bizim anamızdı. Yanlış yerlerde ve yanlış cephelerde saf tuttuğumuzu dramatik derinliğiyle anlamıştık. (1980 Eylül'ünde gerçekleşen askerî darbe ve çarpık uygulamalar, yanlışta ısrar eden arkadaşlarımızı da yol ayrımına getirmiş, böylece bir süreç tamamlanmıştı.)

Farklı bir sese ve farklı bir nefese duyduğumuz ihtiyaç, ekmek ve suya duyduğumuz gereksinimden az değildi. Uğultulu tepeler ve sarp vadilerin çocuğu olan, yaratılışı iktizası uç noktalarda gezinen insanları, ancak okyanus boyutlu derinlik ve ufuk etkileyebilirdi.

O yıllarda, bir dostuma şöyle dediğimi hatırlıyorum:

"Ne bahtsız nesiliz, dostum. Bir Mevlâna'mız, bir Yunus'umuz bile yok... Hani hazret-i insan, hani Allah'ın halifesi?"
ODTÜ'den tanıştığımız dostum, ağlamaklı bir sesle şöyle demişti:

"Duyduğum doğru ise, Urfa yakınlarında bir zat varmış. Peygamberimizin soyundan, deniliyor. Bir gidelim mi ne dersin?"

Seyyid Muhammed Raşid Efendi'nin (ks) varligindan böyle haberdar olmuştum.

Uzun süre, Urfa yönüne doğru dönüp, ufka doğru baktığımı, bir çağrı beklediğimi dün gibi anımsıyorum. Aylar geçti, bir türlü o tarafa gidemedim. Derken, gün geldi, çile doldu ve yol açıldı:

Sultanım, Seyyidim, Mürşidim, Efendim;

Böyle bir sonbahar mevsimiydi; Menzil'e vasıl oldum. Sonradan romana aktardığım bir şafak yürüyüşü böyle başlamış, ben Fırat boylarından size gelmiştim.

O ker*** duvarlı, toprak örtülü, ak badanalı evinizi görünce içim cız etmiş, 'İşte, gelmem gereken yeı burası' diye mırıldanmıştım.

Derken, kutlu bir ikindi üzeriydi, siz Efendim gölündünüz köy meydanında. Menzil meydanı, bir anda kâinat meydanı oluvermiş; ahşap cami, mütevazı şadırvan, duvar diplerinde gezinen birkaç insan ve bahçe duvarının üzerinde uçuşan güvercinler, birden kayboluvermişlerdi.

Sizi görmüştüm,,Sultanim, Efendim: Daha ne olsundu?

Ne can, ne sıcak, ne içten bakmıştınız öyle? Nübüvvet nazarının sizden yayılan ışıltıları arasında, çörek kıvrımlı ve süt beyazı sarığınızın bir yerinde kaybolup gitmiştim:
Gözümün önünde fırıldak gibi dönüp duran kara delikler ve kendimle getirdiğim sorular tanımsız tebessümünüzle yok oluvermişti.

Aradan tam on altı yıl geçti. Anlamsız beklentiler, nankörlükler, "akıl" ve "ben" merkezli saplantılarla geçen tam otuz üç mevsim.

Sizi gereği gibi değerlendiremediğim için ruha-niyyetinizden bir kez daha özür diliyorum; Mürşidim, Efendim.

Sizden bahsetmek benim ne haddime. Yapmaya çalıştığım, bazı ayrıntıların altını gizmekten ve onlan, çok sevdiğiniz Müslümanlara duyurmaktan ibarettir.

Has bir bendeniz anlatmıştı; bir bağ bozumu mevsiminde ondan dinlemiştim: Siz, bahçenizdeki ağaçların arasından süzülerek gelmiş, orada bel belleyen bir sofiyi bir süre seyrettikten sonra, tebessüm ederek yanından ayrılmıştınız. Bahçıvan Nuri edep sınırları içinde size yaklaşmış, öyle masum ve sevimli tebessümünüzün sebebini sorumuş.
"Gurban, o sofinin neyine tebessüm ettiniz, sorabilir miyim efendim?" demiş.

Siz, efendimiz baharlar açan tebessümünüzü şöyle izah buyurmuşsunuz:

"Gülmem şu ki, sofi vargücüyle bele vuruyor. Bütün iradesiyle bele yükleniyor. Bunun sonucu olarak bel topraga batiyor, belleme gerçekleşiyor. Işte insan, sofinin bütün gücüyle bele bastigi gibi, nefsine bir defa vursa, başka bir hamleye gerek kalmadan, ikinci adimda Allah'i bulur."
Biz, ağır rayihalı hacı kokularının mabedde bile insanı bunalttığı ve güzel koku sevgisini bile çarpık algılandığı bir zaman diliminde, siz Efendimizi mihrapta gül koklarken görmekten hoşnuttuk.

Gülü mabedimize soktuğunuz, onu mihrapta kokladığınız, güvercinler için saçak altlarına özel aşi-yanlar yaptırdığınız, toprakta yürüdüğünüz ve toprağa oturduğunuz için; şehirlerden, kasaba ve diğer yerlerden fevç fevç size geliyorduk.

Anadolu ve diğer uzak iklimlerde yaşayan insanların, küçük gece kelebekleri gibi size yönelişleri devletlilerde endişe, sıradan insanlarda "acaba" ve Müslüman entellerde burun kıvırma sebebi olurken, neslimin ve ben-i Adem'in ak bahtlı insanları "Menzil Rahmet Üçgeni"nin girdabına yakalanıyordu.

"Bermuda = Şeytan Üçgeni" merak ve ilgi konusu olmaya daha layik görülürken, ilahi rahmet ve Rabbani esintinin böylesi, insanlari şaşkina çevirmiş, kimilerinin de havsala duvarlarini yerle bir etmişti. Bundandi, kimi bilimsel ve acul kafali zevatin "Güneyli esinti"ye soguk bakişi.

Siz, toprak örtülü evlerin tehlike addedilerek kuşatilmasi, sürgünlere ve her şeye ragmen, pak ceddinizin açtigi aydinlik çizgiyi sürdürdünüz. Horlanmiş bir ümmet, ikiye ayrilmiş bir millet ve kimlik bunalimina sürüklenen gençlik, sizi bulmakta ve benimsemekte gecikmedi. Ateşin ortasinda oluşturdugunuz bahçede, renkler ve irklar yan yana oturmanin, zikir halkasi oluşturmanin ve müslüman kardeşi olmanin doyumsuz keyfini yaşadi. Topraga ilk tohumun atildigi Harran Ovasi'na el sallayan çiplak bozkir tepelerinde Rabbani tecellilerin ve Samedani istihzalarin binlercesi mevsimler boyu uçuştu, durdu. Herkes, gönlünce ve nasibince bir hoşluk yaşadi, ali himmetinizle.
Siz, vaktin iyice daraldığı karalann ve denizlerin bile kirlendiği bir zamanda geldiniz. Rabbim sizi,in-sanlık erdemlerinin dağ doruklarına kaçırıldığı, kalplerin darmadağın olduğu, şaşmaz ve değişmez ölçülerin bile makam ve mevki uğruna akademik tartışmalara mevzu edildiği bir zamanda, ahir zamanda göndermişti.
İyi ki göndermiş. Yoksa bizim halimiz nice olurdu? Hamdimiz, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.

Sizin amacınız insanoğlunu kurtarmaktı. Öğretiniz sadelik ve derinlik esasına dayanıyor; ve siz, sözün ayağa düştüğü bir zamanda, sükutun zirvesinde kalmayı yeğliyordunuz.
Siz Ahir Zaman Sultanı "Şartsız icazet" veriyordunuz. Bizler Hatem'ün Nebi'nin (s.a.v.) ifadeleriyle "döküntü insanlar" dik. Bir ömrü, gecesi ve gündüzüyle, bizleri toplamakla geçirdiniz. Bizleri çer çöp gibi toplayıp, yer ve gönül sofranıza kabul ettiniz. Yolu Menzil'e düşen ahir zaman gariplerinin eline ağaç, kaşık ve arpa unu karıştırılmış kepekli ekmek tutuşturdunuz, büyük cedleriniz "HalÜ"ler ve "Habib"ler gibi olmak, size gerçekten yakışıyor; ve siz Efendimiz, ko-luydu-bacağıydı, gömleğiydi-entarisiydi demeden, yangından ve bulanık selden, kimi neresinden tuttuy-sanız çekip çıkarıyor, kıyıya alıyordunuz.

Yer dolusu hatalarla geldiğimiz Fırat kıyısındaki köyde, gene yer dolusu mağfiret buluyorduk: Orada tövbe etmenin, "yitik develer"i bulmanın ve Mevlalar Mevlası'nı sevindirmenin doğal sonucuydu bu ("xx")

Hac vakfesi için buluduğunuz dağlar güzeli Arafat'ta daha önce hiç görmediğiniz bir çocuğun karpuz kabuğuna ip bağlamasına yardım etmiş, "Haydi birlikte oynayalım" teklifini kırmayıp, çocuğa oyun arkadaşı olmuş, Arafat handiyse boşaldığı halde, siz alacakaranlığa dek onunla oynamış, çocuk nihayet oyuna doyunca Arafat'tan ayrılmıştınız.

Siz ne ince ruhlu, ne asil soylu, ne güzel insandınız Efendim?

"Doğrusu dünya hayatı oyun ve oyalanma-dır"buyuruyor, Hazret-i Kur'an. Biz bu oyun ve oya-lanma'nın kural ve işlerliğini, incelik ve estetiğini siz Efendimizden öğrendik.
Seyyidim, Efendim; Siz, 1414 Hicri yılının hazan mevsiminde fani varlığınızla görüş ufkumuzun dışına çıktınız, yeni bir dünyaya doğdunuz. Şuna yürekten inanıyordum ki, ruhaniyyetiniz ve hoş esintiniz daima bizimle olacak. Yazlık mesciddeki dut ağaçlarının altında kıldığımız sabah namazları ile, ikindi sonları gene sizinle yaptığımız hatmeler yalan dünya'rnn hoş lezzetleri olarak belleğimizde daima yaşayacak.

İnsanın, şu dünyadan güzel hatıralarla dönmesi ne güzel!

Biz seni sevenler, her mevsim Menzil'deyiz: Bahar gelirken, nar çiçekleri açarken, bağ bozumu ve harman zamanı... Senin üzümünü, aşını ekmeğini yemeye, dergahın çorbasını ve ayranını içmeye devam edeceğiz,. Hiçbir şeyyapamaz isek bunları yapacak, hiçbir şey olamaz isek, gene Menzil'de olacagiz. Zira sen bizim 'yol' babamizdin... Seyyidim, Güzel Efendim, Gül Şeyhim, sultanim; vasiyetin ve devrettigin miras başimiza taçtir, zira bizler 'Ehl-i bey t* sevgisini kendimize sermaye bilmişizdir.

Bir Şafak Yürüyüşü'nün şanli başlaticisi! Me'va Cennetleri'nden bize, bu ümmete gülümse. Yüce Rab-bini, sizin ve diger ulu Sadatlarin yüksek sirlarinin kudsiyyetini artirsin ve bizleri, şefaatlerinizden mahrum eylemesin. (Amin, bihürmet-i seyyid'il Mürselin, velhamdülillahi Rabb'il alemin)


EVREN VE MENZİL ŞEYHİ

Taha KIVANÇ

Eski Cumhurbaşkani Kenan Evren anilarinin son bölümünü yine milliyet Gazetesinde yayinliyor.Milliyet, bu bölümün yayinina başlarken, "En fazla tartişilacak bölümler" ifadesini kullandi.Gerçekten Sayin Evren, yakin zamanlar üzerinde kalem oynattiginda, daha fazla toz kaldiriyor.

Sayın Evren, anı yazmakla iki milyar TL kazanacağını ummuştu.Gerçi Millyet gazetesinden dizi için bir para almıyacaktı, ama kitabı telif hakkı olarak eline milyarlar geçebilecekti.İlk cilt birkaç baskı yapınca hesaplar tutacak sanıldı.Oysa müteakip ciltler raflarda okuyucu bekliyor.Yayınevi, milyarlar bir tarafa, eli yüzü düzgün bir telif hakkı ödeyebilmek için, dört ciltle biteceği duyrulan anılara bir cilt daha ekledi.Buna rağmen, yayın bitip hesaplaşma için masaya oturulduğunda eski Cumhurbaşkanı büyük bir hayal-kırıklığı yaşayabilir.Dahası, anılar mali bir.itilaf konusu olabilir yayınevi ile yazar arasıda...

Anıların son bölümü, Turgut Özal'ın başbakan, Kenan Evren'in cumhurbaşkanı olduğu dönemde geçenlerle iîgili.Sayın Evren, özenle iktidara hazırladıkları MDP ve lideri emekli orgeneral Turgut Sunalp'in değil de, ANAP'ın iş başına gelişini bir türlü gönlüne yedirememiş...Özalın tarikatçı olduğunu bilseydim parti kurmasına izin vermezdim diyor.

Muammer Yaşar Bostanci'nin "Paşalar Politikasi" adli kitabinda ustaca anlattigi o dönemle ilgili herşey daha yazilmadi. Sayin Evren şimdi atip tutuyor, ama, isteseydi bile Turgut Özal'in seçimlere girmesini engelleyemezdi.Izin alarak darbe yapmişlardi, izni veren güç Turgut Özal'in partisi için aracilik yapiyordu.Erkekse izin vermeseydi bakalim...O dönemde, Amerikali'nın biri gidip digeri geliyor ve ANAP'in seçimlere katilmasini engellememesi için Evren'i uyariyordu.

Turgut Özal, Sayın Evren'in yıllar sonra iddia ettiği gibi bir tarikat mensubumuydu? Bugün olup bitenlere bakarak, öyle olmadığı açıkça görülüyor.Tarikat konusunu, mason dayanışması gibi bir şey sananlar, tarikat mensubiyetini locaya kaydolmak gibi bilenler, aksini ileri sürseler bile, Turgut Bey, tarikatçı değildi.

Evren'in anılarında Menzil Şeyhi Muhammed Raşid Erol'un sürgün cezası kaldırması konusuda işleniyor. Evren'e göre, Özal'ın irtica yanlısı olduğunun ilk belirtisi, başbakan olur olmaz, karşısına gelip, Menzil Seyhi'nin sürgün cezasının kaldırılmasını istemesi olmuş...Evren, "Midem Bulandı" diyor.

Turgut Özal, Evren'in bu sözlerini cevaplandır-dı."O dönemde birçok kişi yargılanmadan cezalandırılıyordu, adı geçen zat da onlardan biriydi.Bozcaada'da mecburi ikamete tabi tutulmuştu, hem de hiç sorgulama geçirmeden" dedi. Cevaptan, Menzil Seyhi'nin Bozcaada'daki mecburi ikametinin kaldırılmasını kendisinin sağladığı anlamı çıkıyor.

Oysa gerçek bambaşka... Şeyh Muhammed Raşid Erol'u askerler, hiçbir suçu olmadigini bildikleri halde sürmüşlerdi.Adiyaman ve çevresinde etkili oldugu gibi nami bütün Türkiye'yi sarmiş bir din bilgini olan Menzil Şeyhi'nin varligi onlari rahatsiz ediyordu.Sürgün olarak Bozcaada'yi seçmeleride manidardi.Şeyh'i Bozcaada'daki Şarap Fabrikasi'mn üst katinda oturtuyorlardi.Böylece, ayyaş olarak Menzil'e gelip elindeki şişe ve kadehi kirarak tövbekar olan birçok kişinin "intikamini" oliyorlardi kendi akillarinca...

Şeyh'in sürgünden kurtulmasi için Turgut Özal'da ugraştimi bilmiyorum.Menzil Şeyhi'ne yakin bazi kişilere sordum, onlar da hatirlamiyorlar.Fakat Kenan Evren'in başbakan adayi olarak ortaya sürdügü, o zamanin MDP Genel Başkani emekli orgeneral Turgut Sunalp, Menzil Şeyhi'nin çilesinin bitmesi için çok gayret gösterdi.Bu biliniyor.
Cezayı kaldıran, Muhammed Raşid Erol'u önce Çanakkale'ye, daha sonra da aldığı sağlık raporuyla memleketine geri gönderen ise, Evren'in çok yakını bir başka orgenaraldi: Necdet Üruğ. Üruğ Paşa bir ağabey gibi sevdiği ve bağlı olduğu Turgut Sunalp'ın, "Eğer bu konuyu halledersek çok oy kazanırız" demesi üzerine, araya girmişti.Acaba bunlardan haberdar değil mi Sayın Evren?

Kenan Evren'in bir iddiası da Şeyh Erol'un üfürükçülük yaptığı...Bunun da doğru olmadığını biz biliyoruz, ama bir başkasının tanıklığı daha muteber olur diye Hıncal Uluç'un sözlerini aktaracağız.Sabah yazarı bakın ne diyor:

"Anılarının bir yerinde Evren sözü sürgündeki Şeyh Raşid Erol'a getiriyor.Zamanın sıkıyönetim komutanı, üfürükçülük yaptığı gerekçesi ile, Adıyaman'ın Menzil köyünde yaşayan Şeyh'i Bozcaada'ya sürmüş.Başbakan Turgut Özal da Şeyh'in affını istemiş.

"Evren, 'olmaz böyle şey.Şeyh olarak geçinen bu kişi üfürükçülük yapiyor ve bu yüzden dünyanin parasini kazaniyormuş.Üfürükçülük kanunen de, dinende yasaklanmiştir' diyor.

"Ben o sırada Erkekçe dergisi genel yayın müdürüyüm.Şeyh'in ünü öylesine yayılmıştı ki arkadaşları Menzil Köyüne yolladık.Öğrendikleri ilginçti.Gerçekten Şeyh'in evi yurdun dörtbir yanından gelenlerle dolup taşıyordu.Özellikle içki, sigara ve kumarı bırakmak isteyenleri, yakınları akın akın Şeyh'e getiriyor-lardı.Anlatılanlara göre, Şeyh bunların hepsini tedavi de ediyordu, ama para almıyordu.Tüm ısrarlara rağmen maddi karşılık kabul etmiyordu."

"Arkadaşlarimiz döndüklerinde 'isterse milyarder olur, ama kabul etmiyor' diyorlardi.

"Bu da bizim bildiğimiz..."

Bir dergi yöneticisi iki muhabir göndererek işin dogrusunu ögrenirken, devletin başi, kulaktan dolma şikayetlerle idare ediliyor ve "Tarikatçi oldugunu bilseydim partisine izin vermezdim" diyor.

Kenan Evren, tam dokuz yıl Türkiye'nin kaderine hükmetti, şimdi de Elbe Adası'ndan dönen Napoleon gibi, Armutalan'dan Ankaraya Dönme sevdasında...Bizi de kahreden bu...


EFENDİM, MUHAMMED RAŞİD (K.S.) HAZRETLERİNİN ARDINDAN

Ahmet Selçuk ÖZDAĞ

Menzil-i ırak bu yolun, bu yola kim varası
Müşkülü çoktur bu yolun, bunu kim başarasi
(Yunus)

Gönülleri kainat çapında büyük olan insanları, kelimeleri dar kalıplarıyla ifade etmek son derece zor-dur.Mana iklimlerinin zirvelerinde dolaşan yüce kimseler için bu imkansız derecesinde zor bir iştir.Hiç şüphesiz bunlardan biri, belki de en birincilerinden biri (Mürid Şeyhini, Efendisini öyle bilmeli) de Ahlak-ı hamide sahibi, büyük öncülerden, Peygamber varisi, Silsiie-i Sadatın gözbebeklerinden Seyyid Muhammed Raşid Erol Hazretleri'dir. (Allah ruhlarını ali etsin, Allah rahmet eylesin)
Görenlerin yüzünde dünya kirinin bulamadığı bir emsalsiz parlaklığı müşahede ettikleri, o büyük şahsiyetin en belirgin vasfı hiç şüphesiz sünnet ve cemaaat yolunda gösterdikleri tarifsiz hassasiyettir.Öyle bir peygamberi metodla, peygamberi meşrebli olarak yaşadi ki, hem otoriteyle çatişmak istemedi, hemde Isla-nii metodtan hiç taviz vermedi.

Şeyh Sunisi (K.Ş.) Hazretleri 40 gün uzakta kalir sonra seslenirdi; "Getirin herhangi birisini getirirler, Rabb-i Rahimimüyn izni ile irşad eder, fena fillah, be-kabillah makamina çikanrdi.Yüz yillar sonra Anadolu'nun kiraç topraklarindan bir güneş dogdu.

Değil birilerini, binleri irşadla görevlendiril-di.Asil bir edayla asli görevini tam bir iştiyak ve vecd haliyle deruhte ettiler.O İbrahim meşrebli idi; aynen Ceddi İbrahim (A,S.) gibi çıkıp seslenecek "Bayrak düştüğü yerden kaldırılır darb-ı meseli gereği insanlığı hakka hakikate, Allah'a davet edecekti.Duyuracak olan da Allahımızdı (C.C.)
Muhammed Raşid (K.S.) Hazretleri oturuşundan kalkişina kadar, yürüyüşünden ibadetine kadar tek bir bidatin bulaşmadigi sade hayatinda Asr-i Saadet'in gü-neşden çaginin nurdan izlerini görmek mümkün-dü.Kendileri ile'tanişmam, 12 Eylül hazan rüzgarlannin vatan çocuklarini acimasizca savurdugu günlere rastlar.O 12 Eylül ki bir tomurcuk için binlerce ormani yakti.Mecburu ikametgah olarak tahsis edilen Buca Cezaevi'nden, Manisa emniyetine götürülmüştüm.Acilarim o kadar uzviyet kazanmiş, şahsiyetim, kişiligim o kadar ayaklar altina alinmişti ki, Islam'in yasakladigi intihan düşünür olmuştum. Zamanin geçmedigi, eziyetlerin zirveleştigi, aklimin durdugu bu demde canima kiymaya karar verdim.Ben med ve cezirlerin fazlalaştiginda uzaklaşmiştim.Bir ara (uyku ile uyaniklik arasi) bir ses duydum, -Muhammed Raşid Hazretleri, Muhammed Raşid Hazretleri- diye birisini çagiriyordu, sesleniyordu. Gözlerimi açtim, karşimda hücremde beyaz sakalli, yeşil cüppeli, iri ücüsseli bir zat.Bir an titredim, acilarim unutturuldu, gülümse-dim.Gördügüm siluet kayboldu.Bir daha sorguya alinmadim. 12 Eylül önceleri, Ahmet Er, agabeyimden, Şeyda Hazretleri'nin ismini çok duydugum için, keramet izhar ettiklerini, hücrelerde dahi tasarrufta bulunduklarina bizzat şahit oldum.

"Tarikat ve tasavvuf; bir telkin ve tavsiye işi degildir, bir nasip işidir" sözü geregince, istihare ve Istişarelerden ve de bazi gönlümüze getirilen ilhamlardan sonra intisap devri başladi.Herkes idraki oraninda na-siplenmiş.Biz de o günden bugüne dek idrakimiz oraninda himmetten nasiplendik.

Bizlere birgün hususi sohbetlerinden birisind şöyle buyurdular: "Islam'a hizmet edin, Islam'a zarar vermeyin, maddenize ve mananiza zor getirmeden hizmet edin" Ne muhteşem bir hizmet düsturu, mücadele anahtari.

"Her kim boynunda "biat" şerefi bulunmaksizin ölürse cahiliyet Ölümü ile ölür."

Gönül erlerinin elini tutan, ellerine tutunanlar için her taraf bağ-ı iremdir.O günden sonra zindanlar, medrese-i yusufiye gül-gülistan oldu bizim için.Buca Cezaevinin koğuşlarını, İmam-ı Rabbani'nin, Abdül-kadir Geylani'nin, Şeyda Hazretleri'nin, Said-i Nur-si'nin ruhaniyetleri doldurdu.Biz Rabbül Alemin ezel şerbetini içmiş bir eli tutalım ki, o da bizi tutsun di-yorduk.Bulduk.El ele, elde Hakk'a ulaşsın istiyorduk.Başardık.Seyda Hazretleri'nin (K.S) davası, insanı karanlıklardan çıkarıp Nur'a kavuşturmak sevdasıidi.Kainatın süsü, yaratılanların en şereflisi olan insanı layık olduğu yere ulaştırma davası idi.Bir cümle ile, "ölü beşeriyetin dirilmesine vesile olmak" ameliyesi şiarı, davası idi.Kanun-i umumidir ki, öğle vakti dünyaya gelen bir dava adamı yoktur.Onlar dairna gece-yarısı karanlıklar içinde dünyaya gelmiş, eziyet ve meşakkat içinde büyümüş, gördükleri zulüm ve işkence ile bilenmişlerdir.Seyda (K.S.) Hazretleri sürgünlere gönderildi, suikastlara maruz kaldı, gözetim altında tutuldu.Ama o irşaddan hiç geri durmadı..."Zaman imanları kurtarma zamanıdır" diyen maneviyat kardeşi tasavvufla yapan son dönemin nadide güllerinden-di.Mübarek Efendimiz'in (K.S.) kucağını kainat içine alacak kadar açarak, herkesi sinesine basması, bir taraftan ümmete merhametin nişanesi iken, öbür taraftan da, zaman imanı kurtarma zamanı, tarikatı de böyle bir vazifenin hareket merkezi olarak görme anlayışının şuurlu bir tecellisi olarak görülebilir.

O Menzil'i ruhani varlığı ile bir asr-ı saadet şehrine çevirendi.
O, dünya ateşler içerisinde iken Menzil'i gül-gü-listan eyleyendi. .
O, herkes şu veya bu sebeple, degişirken Kürd'ü, Türkmen'i, Çerkez'i, Arab'i, Yörük'ü kardeşligin engin denizinde yüzdürendi.
O, herkes cehennemlere koşarken aynen Necip Fazil'in ifadesi ile "Durun kalabaliklar bu cadde çikmaz sokak" diye haykiran insanligi cennete davet eden davetçi idi.
O, Allah'tan haber alan bir silsilenin, sadat-ı teşkilatın numunelerinden biri idi.

Bir gün kendisini ziyarete gitmiştik, bir arkadaşimiz Adnan Menderes'in iadei itibarinin edildigini söylediler.Iyi ve güzel olmuş dediler, döndüler ve buyurdular ki "Sizler de yakin bir zamanda (tarih verdiler) Osmanli'nin iade-i itibarim istersiniz. "Sonra bir kardeşinin seyyidlerin itibarini sordular, buyurdular ki, "Onlarin itibarini Mehdi (A.S.) alacak.

Henüz Medrese-i Yusufiye'den çıkmamıştım.Bir gece bir rüya gördüm, rüyamda bir büyük zat Keçiören'in girişindeki tepelerde (Fatih Sitesi) Muhammed Raşid Hazretleri, Bedüzzaman beraberlerdi.Büyük zat, bana döndü dedi ki, Bediüzzaman geçen yüzyılın kutbu idi, Şeyda da bu yüzyılın kutbudur. 15 gün sonra da zahiri hürriyetle tanıştım.Keçiören'de devletin bir müessesinde çok Önemli görevleri ifa ettirdiler."

Neslimiz mana ve madde planında yeni fetihler yapmak istiyorsa Bediüzzaman, Süleyman Hilmi Tu-nahan, M. Zahid Kutku, M. Raşid Erol (K.S.) gibi gönül erleriyle bir bütün olmak zorundadır.İnanıyor ve iman ediyoruz ki, bu ruhla maneviyat sofrasının ev sahipliğini Müslüman-Türk milleti yapacaktır.(Mane-viyat dünyasının keşfidir.)
Efendimiz; seni tanımak, nefesinden nefeslen-mek, nazarlarına uğramak ne büyük şerefti, bizleri şe-refyab eylediniz.

Şefaatinize nail olabilmek için imanla teslim-i ruh etmeyi Allah bizlere nasip etsin.Ülkemize ve insanliga sizleri yüzler-binler olarak ik

CENDEL
13-09-2007, 10:23
Kardeş tam olarak öyle değil.Elbette evliyaullah ın rasulullah ile maneviyatta teması süreklidir ama mürşid makamına yükselen kişinin müjdesi sadece rüya yolu ile değil,maneviyatta yapılan hasbihal ile de verilebilir.

Yani diyorsunuz ki; peygamber s.a.v ile şeyh rüyada görüştüğü gibi maneviyatta da (bunun biraz izah edilmesi gerekir) irtibat halindeler. Böyle olunca menzil cemaatinde kimin lider olması gerektiği bahsi ihtilaf olmuyor.

Peki bu durum sadece menzilemi özgü ? Mesela hemen akla Halifeler dönemi geliyor. İslam tarihinde büyük tartışmaların hatta savaşların olmasına sebep olan halife seçimleri.

Sizce bu bahsettiğiniz mevzu sahabe döneminde neden olmadı da peygamber s.a.v halifelere gözüküp senden sonra şu sahabe halife olacak demedi ?

Malumunuz Sahabe ümmetin en hayırlıları ve kimse onların derecesine erişemez. Bu derece, her konuda geçerlidir.

birgünmutlaka
13-09-2007, 10:29
Ahlakı, şahsiyeti, tevazu, amel ve takvası,şefkat ver merhameti,Seyda Hazretleri ilk tahsiline babasının yanında başlayarak 7 yaşinda Kur‘an-i Kerim‘i hatmetmiştir. Sonra Baykan Müftüsü Molla Muhyiddinden ilim tahsili görmüştü. Daha sonra Muş ilinin Demirci köyünde Hazretin torunu Şeyh Nasr‘dan daha sonra Molla Ramazandan ders almişti. Dayisinin oglu olan ve sonradan halifesi olacak olan Seyyid Molla Abdulbaki‘nin derslerine ise 5 yil Dilbey köyünde devam etmişti. Bu kiymetli alimlerden sarf, nahiv, mantik, belagat gibi alet ilimlerinin yaninda tefsir, hadis ve fikih dersleri aldi. Babasi Gavs Hazretleri bu yillarda "inşaallah Imam-i Rabbani Hazretlerini geçersin" diye dua etmişti. Daha sonraki yillarda ilimle birlikte babasi ve mürşidi olan Gavs Hazretlerinden tasavvuf egitimim alarak 1968 yilinda Nakşibendi Halifesi olmuştur. Halifelik emri gelince Gavs Hz.leri Şeyda Hz.lerini Ahmed Haznevi Hz.lerinin oglu Şeyh Alaaddin‘in yanina götürdü. O da Şeyda Hz.lerini çok büyük veli, Allah dostu ve erkek oldugunu, halifeligin Ravza-i Mutah-harâda Hz. Rasűlüllah‘ın manevi huzurunda verilmesinin daha uygun olacagini söyledi. Gavs Hz.leri de onun emrini yerine getirdi. 1972 yilinda babasinin vefatiyla irşad görevini kesintisiz 21 yil devam ettirmiştir.

AHLAKI

Şeyda Hazretlerinin (k.s.) en belirgin vasfi sabir, tevazuu ve hilmdi. Kendisi hiçbir zaman hiç kimseye karşi kirici bir harekette bulunmamiş, kin duymamiştir. Binlerce kişi etrafinda pervane olurken kendisinde kibir ve kabaliktan eser görülmezdi. Şeriata aykiri olmadigi takdirde kimseye şunu yap veya yapma demezdi. Günahkar veya itaatsiz demeksizin herkese karşi güleryüzlü ve güzel ahlakliydi.

ŞAHSIYETI

Şeyda hazretleri hakiki iman ve takvaya sahip olup, iki cihanin saadet ve kerametine ulaşmiş, mukerrabűn makaminda Allah‘u Teala‘ya en yakin bir hidayet önderidir. Amelleri temiz, makami ali, tevhidi temsil ve tarif eden halkin en hayirlilanndandir. Rab-binden razi ve onu sever Rabbi de ondan razi ve kendisini sever. Yüce Yaradan‘a o nurla ruhunu teslim etti ve inşallah o nurla mahşere gelecek. O canini Allah-u Tealaya feda etti ve onun zikrinde fani oldu.

Seyda hazretleri kiyamete kadar bu dini ihya ve ikame eden Hz. Resulullah‘in varis ve halifelerinden-dir. Muhammedi nuru yaydi, sünneti ihya ve kullari Islah etti. O, Resulullah‘in âli ve en yakinlarindan olup bu hale iman ve takva bagiyla ulaşmiş olup ne-sebçede ehli beytindendir. Allah (c.c.)‘m seçtigi kalbleri aydinlatan, insanliga yol gösteren, yeryüzünde emin Rabbani alimlerdendir. Nazari şifa, sözleri deva, meclisleri safi safadir. Kalbi takva madeni ve ilahi aşk menbaidir. O zikrin anahtari olup, kendisini gören, iman ve sevgiyle seyreden Allahu Teala‘yi hatirlar. Kalbi dünyadan kopar, ahirete yönelirdi. Hazretin özündeki ilahi nur, gözlerinden dişari yansir, yüzünde secde ve huşu eseri görülürdü. O her işini Allah için yapar, Allah için sever, Allah için kizardi. Nefsi ve dünya adina bir hesabi, ilahî rizanin dişinda gizli bir hedefi yoktu.

O Allahu Teala‘yı kullarına, kulları da Allahu Teala‘ya sevdirdi ve âleme ilahi sevgiyi sergiledi. Bütün âlem için rahmetti. Dayanılmaz bela ve musibetlere karşı bir emniyetti. Yaptığı ve yaptırdığı zikir, naz ve niyazlar hürmetine hem kalpler hem kainat fesattan kurtuldu, Allah Allah dedikçe Allah Teala âleme rahmet nazanyla bakıp günahkarlara mühlet tanıdı. O Allahu Teala‘nın melekleri arasında övdüğü ve kendisiyle övündüğü, Peygamberlerin kıyamet günü iftihar ettiği kimselerdendir. Hazreti, Allahu Teala sevdiği gibibütün âlem ve eşya da tanidi ve sevdi. Ancak kafir ve münafiklar hariç. Onlar da ahirette pişmanlik ve perişanliklarindan dolayi ellerini isirir, ah-u vah ederler.

Seyda hazretlerine ilm-i ledün‘den büyük nasib verilmiştir. Hanegahlari manevi cennet mesabesinde idi. O, şeriat ve tarikat‘in camiidir (ikisini bir arada bulundurmuştur).

Hasılı kelam, Allahu Teala‘nın Evliyasının en ileri gelenlerinden ve faziletlilerindendir.

Onun güzel ahlakını gören herkes yaptıklarından pişman olur, hemen tevbe etmek isterdi. Yanına gelenlerde çok hızlı ahlakî değişim görülürdü. Ziyarete gelenlere öyle davranırdı ki sanki insanlar onun yanına değilde başka bir sebeble toplanmışlar. Hizmet etmeyi ve hizmet edeni çok severdi. Bizzat çorbanın ateşini yakar, sofilere çorba taşır, misafirleri yemek yemeden ve ağırlamadan geri yollamaz, sofiler yemek yemeden kendisi yemezdi. Misafirperverliği o derecedeydiki hanelerinde hizmet eden erkek olmadığı taktirde kendisi bizzat ikram da bulunurdu. Ayrıca çalışkanları çok sever, herişte bizzat çalışanlara yardımda bulunurdu.

Önceki Nakşibendi büyüklerinin büyük-küçük demeden evlatlarina hürmet ve edebde kusur etmezdi.

Seyda hazretleri herkese anlayışına ve aklına göre hitabederdi. Yoksul kişilerle konuşur, hal ve hatırlarını sorar, ihtiyaçları varsa hallederdi.

Kendilerine karşi yapilan bir haksizlikta fitne çikmasin diye hakkindan vazgeçer, olaya sabrederdi. Dünya malina önem vermez, muhtaç olanlara gücünün yettigi kadar yardimda bulunur, dul ve yetimlere bizzat yardim ederdi.

Talebeyken yabancı köylerde açlıktan rengi değişir ben açım demez, sabrederdi. Zulme uğradığında şikayette bulunmazdı.

Onun döneminde Menzil Dergahı adeta bir sehâvet, uhuvvet ve ihlâs merkezi durumundaydı. Ondan etkilenen bağlıları birbirlerine kızmaz, en ufak kusurda özür ve helallik dilerlerdi. İnsanlar huzur ve kardeşlik içinde İslanıı öğrenmeye ve yaşamaya başlamışlardı.


TEVAZUU

Çocuk yaşlardayken arkadaşlariyla oynamayor, büyükler gibi davraniyor. Annesi "Arkadaşlarinla niye oynamiyorsun" diye sorunca "Benim boş ve faydasiz işlerden keyfim gelmiyor" diyor. Halife oluncaya kadar kimse onun Gavsin oglu oldugunu bilmiyordu. Dergahin hizmetçisi saniyorlardi. Askere gidinceye kadar siyah yün bir sarik sariyordu. Şeyda Hz.leri Gavs Hz.lerinin sagliginda Tevbe verirken, teveccühe giderken hayasindan ve edebinden cübbesini koltugunun altina sokup Öyle gidip geliyordu. Gadirde iken devamli Idegirniende çalişirdi.

AMEL VE TAKVASI

Seyyid Muhanımed Raşid (k.s.) hazretleri, ilim tahsil eden ve ilim öğretenleri çok severdi. İlim tahsili hususunda kişinin kendi cemaatından olup olmamasına bakmazdı. Bir defasında talebelerinden birine şöyle söyledi: "Ey Allah‘ın kulu! Bir talebe yetiştirmek bin kişiyi sofi yapmaktan efdaldir. Hele o talebe varisu‘l enbiya olursa... Siz dininizi beldenizde bulunan en büyük alimlerden öğreniniz. Herkesten fetva sormayın. Çünkü memlekette fetva verecek kimse çok azdır. İlimle meşgul olan kimse dünyada en güzel iş ile meşgul oluyor. İlim olmadığı zaman cehalet olur. Cahilin abidi de sofisi de hüsrandadır. Siz Osmanlı‘ya bakınız. Ne idi ne oldu. Sultan Abdülhamid arif-i billah idi. Başa geçer geçmez memlekette talebe yetiştirme seferberliği başlattı.

Camiye ve cemaata çok bağlıydı. Hasta olduğu zamanlarda dahi cami ve cemaatı terk etmez bazan inler gene camiye gelirdi.

Seyda hazretleri farz ve vacib ibadetlerinin dişinda nafile ibadetlere, bilhassa geceleyin yapilan amellere çok önem verir, sofilere gece namazina kalkmayi tavsiye ederdi.

Vitr namazım gece teheccüd namazıyla birlikte kılardı. Kuşluk namazını normalde dört, Ramazan ayında sekiz rekat kılardı.

Gecenin çok az kısmını uyku ile diğer zamanını güneş doğuncaya kadar ibadetle ihya ederdi.

Ramazan ayında amelini arttırır, gece ve gündüz olmak üzere günde 2 defa teşbih namazı kılardı. İlk onbeşgün teheccüd namazını ehli beyti ile, son onbeş günü camide cemaatla kılar, Ramazanın son on günü gecesinde uyumayarak, Kadir Gecesine vasıl olmaya çalışırdı. Diğer zamanlar günde bir cüz Kur‘an-ı Kerim okurken, bunu Ramazan ayında iki günde bir hatim indirmeye kadar fazlalaştırırdı.

Ramazan ayı orucu dışında Şevval ayı orucunu, Arefe günü orucunu ve Muharrem orucunu hiç terketmezdi.

Hangi şartlarda olursa olsun Hatme-i Hacegan-i yapmaya çalişir ve yakinlarina da (baglilarina da) tavsiye ederdi.

Daha önceki Sadatlarm evladına çok hürmet ederdi. Şahı Haznenin torunlarından 5-6 yaşında bir çocuk geldi. Şeyda Hz.leri onun elini Öptü. Bu çocuk Seyda Hz.‘lerinin yanına geldiğinde Şeyda Hz.leri ayağa kalkardı. Yine Afyon‘a Şah-ı Haznenin evlatları gelmişti, alt katta divanda kalırlarken Şeyda Hazretleri üst katta sabaha kadar yatmamışlardı.

Seyda Hazretleri meczublarla şakalaşir, onlarin hatirlarini sorardi.


ŞEFKAT VE MERHAMETI

Gelen herkesle ilgilenir, güleryüz gösterirlerdi. Yoksullarla konuşur, hal ve hatirlarini sorardi. Kendine karşi yapilan haksizliklara ses çikarmaz, kendi hakkindan vazgeçerdi. Hatta kendisine suikast yapan kişiyi bile affetmişti. Afyon‘da kalirken çok üzüldügünü söylemiş ve sebebini şöyle açiklamişti: "Gelen misafirlere ikramda bulunamadigimiz için çok üzülüyorum. Uzaktan aç gelip, aç gidiyorlar inşallah önümüzdeki sene gelen misafirlere yemek verebilecegiz. Yine Gavs Hazretlerinin tarikattan attigi bir haci için "Ben bizzat bu adama babamdan habersiz gittim. Haline acidim. Ayagina giderek hatirini sordum. Üzülerek söylüyorum ki hiç pişmanlik duymuyor ve özür dilemiyordu. Eger pişman olsaydi, babama gelip affedilmesi için ricada bulunacaktim, hatasini tamir etmesine vesile olacaktim" diye buyurmuştu. Gavs Hazretleri "Muhammed Raşidimiz bir kimseye kizdimi gidip yatiyor, kimsenin kalbini kirmak istemiyor" buyurmuşlardi. Veda sohbetinden sonra dinleyenlere "sizi ayakta tuttum, yoruldunuz, hakkinizi helal ediniz" diye buyurmuşlardi.

HAC ZİYARETİ

İlk hacca halife olunca 1968 yılında gitmişti. İkinci defa hacca 1975 yılında gitmiştir. Yolda hatmeyi hiç bırakmadılar, arabaları toplayıp ortasında hatme yaptırıyordu. Oradada irşada devam etmiştir. Mekke ve Medine halkına hürmet edilmesini isterdi. İbadete çok devam ederdi.

İRŞAD

Daha önceki büyük mürşidler gibi Seyyid Muhammed Raşid (k.s.) de Ümmet-i Muhammedin Allah Teala‘ya teveccüh yeri, ümit kapisi ve tevbe vesilesi idi. O ulu zat hayatini yaklaşik son yirmiiki senesindeki irşadi boyunca hergün yüzlerce hafta sonlarinda ve özel günlerde binlerce kişiye Allah adina tevbe veriyor, dogru yoldan ayrilmayacaklarina dair söz aliyordu. Irşadinin ilk yillarinda tek tek tevbe verirken ileriki yillarda kalabalik arttigindan iki elini uzatarak sigabildigi kadar insanlara gruplar halinde tevbeyle bey‘at veriyordu. Kişiler grup grup, önüne diz çökerek, onun söyledigi tevbe sözlerini tekrarliyor, sonra da bu sözlü tevbeyi sünnet-i seniyede tarif edildigi gibi, abdest ve gusl abdesti alarak kilacagi iki rekat tevbe namazi ile saglamlaştiriyordu. Daha sonra bu şahislar usulünce Allah‘i (c.c.) zikrederek ve diger nafile amelleri ögrenerek sünnet-i şerife uygun, ihlas ve tevazu içinde dinini yaşamaya gayret gösteriyordu.

İkamet ettiği Adıyaman‘ın Kâhta kazasının Menzil köyü yerleşim yerlerinden uzakta olmasına rağmen insanların, Allah‘ın yardımı ve fethi, Rasulullah (a.s.)‘m bereket ve feyzi ile akın akın gelmesiyle devamlı kalabalık bir şehir görünümünde, şen ve hareketli idi. Sadece Türkiye‘den değil diğer İslam ülkelerinden hatta Avrupa‘dan gelerek tevbe yapıp intisab edenler oluyordu.

Hazret, Allah Teala‘nın kıyamete kadar açık tuttuğu tevbe kapısından kim gelirse, kılık-kıyafetine, sa-çma-başına değil zahiren de olsa tevbe niyetine bakıyor, tevbe için diz çökme anlayış ve tevâzusunu gösteren herkese el uzatarak, tövbe veriyordu. İsteyene zikrullah (gizli zikir) usulünce tarif ediliyordu.

Görünürde herhangi bir kimseyi oraya çekecek cazibe olmadığı halde insanların ona teveccühünü ve gruplar halinde tevbe edişini, daha güzel yaşamak için dine yönelişini görenlerin akılları hayrette kalıyordu. Zira Hazret bu davetini ve irşadını sözlü olarak değil, mânevi nazar, Rabbani hal ve bizce farkedilmeyen ilahî bir cezbeyle yapıyordu. Onun yaşadığı hayat ve hal Allah adına bütün meramını anlatmaya kafi geliyordu.

Ümmeti icabet ve ümmeti davete rahmet olarak gönderilen Rasulullah (s.a.v.)‘in tam varisi olmasının alameti mü‘min-kafir herkese, her kesime tevbe ve intisab kapısını açık tutmasıydı.

O‘nun derdi Allah (c.c.)‘tı. Davası kulluktu. Cihadı ıslahtı. İstediği; ihlas, sevgi ve gayretti. Allah rızası için ve samimi niyetle yanına giden herkes, Allah yolunda ondan bir nasib almış ve muhakkak bereketlenmiştir. O‘nu şahid tutarak Allah‘a tevbe edenlerin ekseriyeti, tevbesinde sadık kalmaya ve İslamı Allah ve Resulünün istediği gibi yaşamaya çalışmıştır.

Bu zamana kadar kendisinden rahatsız olanlaı Allah düşmanları olmuştur. Hakkında mahkemelere duyurulan bütün suç ve suçlamalar şunlardı:

"Bu zat, etrafında kalabalıkları topluyor!"

"İnsanlar akın akın gelip, ziyaret ediyor, elini öpüyorlar!"

"Herkese tevbe ettirip, zikir öğretiyor!"

"Milleti içki ve uyuşturucu gibi şeylerden tövbe ettirip, tekel satışlarının düşmesine ve devletin zarar görmesine sebep oluyor!" v.s.

O ise, bütün teveccüh ve nazarını bu tür itham sahibi şaşkınlara değil, Allah Teala‘nın açtığı tövbe kapısına koşan aşıklara dönderdi ve Nur Ceddi‘nin (s.a.v.) garib kalmış ümmetine, O‘na vekaleten, bereketli ellerini uzatıp tevbeye davetine devam etti. Talebelerine:

"Allah‘a gelin, Allah‘a dönün, O‘na gideceğiz, O‘na gidiyorum" diyerek bir sonbahar günü Rabbi Kerim‘inin:

"Ey mutmain olmuş nefis (sahibi kulum): Sen Rabbinden razi, Rabbin de senden razi olarak O‘na don. (Gel, salih) kullarimin arasina katil. Gir cennetime!" davetine uyarak aramizdan ayrildi. Allah bizleri şefaatından mahrum etmesin.

birgünmutlaka
13-09-2007, 10:35
Yani diyorsunuz ki; peygamber s.a.v ile şeyh rüyada görüştüğü gibi maneviyatta da (bunun biraz izah edilmesi gerekir) irtibat halindeler. Böyle olunca menzil cemaatinde kimin lider olması gerektiği bahsi ihtilaf olmuyor.

Peki bu durum sadece menzilemi özgü ? Mesela hemen akla Halifeler dönemi geliyor. İslam tarihinde büyük tartışmaların hatta savaşların olmasına sebep olan halife seçimleri.

Sizce bu bahsettiğiniz mevzu sahabe döneminde neden olmadı da peygamber s.a.v halifelere gözüküp senden sonra şu sahabe halife olacak demedi ?

Malumunuz Sahabe ümmetin en hayırlıları ve kimse onların derecesine erişemez. Bu derece, her konuda geçerlidir.

Kardeş sahabenin derecesinin yüksekliği tartışılmaz.Onlar sahabi idiler ve seçildikleri makam devlet başkanlığıdır.Tarikat şeyhliği yöneticilik değildir bunu ayırt etmek gerek.Mürşidlik sahabinin hatta tabiinin tamamının dünya hayatından ayrılmasından sonra ortaya çıkmıştır.Yani rasulullah ın ,sahabenin ve tabiinin olmadığı bir dünyada Alllah ümmeti başıboş bırakmamış evliyaları mürşidleri göndermiştir.Olaya bu çerçeveden bakarsak daha faydalı olur.

CENDEL
14-09-2007, 07:42
Kardeş sahabenin derecesinin yüksekliği tartışılmaz.Onlar sahabi idiler ve seçildikleri makam devlet başkanlığıdır.Tarikat şeyhliği yöneticilik değildir bunu ayırt etmek gerek.Mürşidlik sahabinin hatta tabiinin tamamının dünya hayatından ayrılmasından sonra ortaya çıkmıştır.Yani rasulullah ın ,sahabenin ve tabiinin olmadığı bir dünyada Alllah ümmeti başıboş bırakmamış evliyaları mürşidleri göndermiştir.Olaya bu çerçeveden bakarsak daha faydalı olur.

Tarikat şeyhliği, Halifelik makamından dahamı yüksek oluyorda böyle bir çıkarıma gittiniz.

Tarikat içerisinde karışılık çıkmasın diye peygamber s.a.v Tarikat şeyhini belirliyor ama islam tarihinde büyük savaşlara neden olacak halife seçilmesinde dediğiniz olay olmuyor.

Yada şöyle düşünelim Türkiyede yüzlerce kendini şeyh diye tanıtan insanlar olduğu gibi bir sürü farklı tarikatlar var. Peki bunlar arasında neden tek bir lider seçmiyor da tek çatı altında toplanılmıyor?

Yaklaşımlarınız ve inanışlarınız çok ilginç.

fakiri
14-09-2007, 07:56
Yada şöyle düşünelim Türkiyede yüzlerce kendini şeyh diye tanıtan insanlar olduğu gibi bir sürü farklı tarikatlar var. Peki bunlar arasında neden tek bir lider seçmiyor da tek çatı altında toplanılmıyor?
Yaklaşımlarınız ve inanışlarınız çok ilginç.

Asıl ilginç yaklaşımları siz sergişliyorsunuz ! Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasından sonra tarikat ve dergâh faaliyetlerinin kanunen yasak bugün olduğunu çocuklar bile biliyor. yani, resmen bir faaliyet içinde olamazlar. Bu işlerin yasak olmadığı Osmalılar Döneminde tüm tarikatlar ve şeyhler bir araya gelmiş ve Erbil'li Şeyh Muhammed Esad Efendiyi (k.s) kendilerine Reisu'l-Meşayıh olarak seçmişlerdir.

Not : Bazılarının yere-göğe sığdıramadıkları merhum Said-i Nursi de bu seçim ve biat zamnında hayattaydı ve aynı dönem çağdaşıydı.

CENDEL
14-09-2007, 08:17
Asıl ilginç yaklaşımları siz sergişliyorsunuz ! Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasından sonra tarikat ve dergâh faaliyetlerinin kanunen yasak bugün olduğunu çocuklar bile biliyor. yani, resmen bir faaliyet içinde olamazlar. Bu işlerin yasak olmadığı Osmalılar Döneminde tüm tarikatlar ve şeyhler bir araya gelmiş ve Erbil'li Şeyh Muhammed Esad Efendiyi (k.s) kendilerine Reisu'l-Meşayıh olarak seçmişlerdir.



Yani Osmanlı zamanında böyle bir birleşme oldu. Bunu da peygamber s.a.v şimdi oldugu gibi rüyada yada maneviyatta belirleyerekmi yaptı ?

Sizin şeyhinizdemi aynı şekilde peygamber s.a.v tarafından seçilip lider oldu ?

fakiri
14-09-2007, 08:25
Yani Osmanlı zamanında böyle bir birleşme oldu. Bunu da peygamber s.a.v şimdi oldugu gibi rüyada yada maneviyatta belirleyerekmi yaptı ?

Sizin şeyhinizdemi aynı şekilde peygamber s.a.v tarafından seçilip lider oldu ?

Arkadaşım,
Yeryüzünde bu tarikatların ve tasavvufun varlığı bir hakikattir ve realitedir. Siz o kadar çok soru soruyorsunuz ki, bu sorularınıza ancak bu konularda konuşma seviyesine gelmiş kişiler tarafından cevap verilmesi gereken sorulardır. Merakınızı giderebilmeniz için size ancak, hak yoldaki bir tarikata girmenizi tavsiye etmekten başka bir şey elimizden gelmez. Böyle yaparsanız emrakınızı ilk ağızlardan alacağınız cevaplarla giderebilrisiniz. Çünkü, hiçbir özel ya da tüzel kişilik gizliliğini mahremiyetini ağyâra açmaz ve söylemez. Bu en tabii özel hayat ve yaşantı kuralıdır. Bu yüzden kendileri ile yakından bir ilişki kurmadığınız hiç kimse yada tüzel kişilik hakkında tecessüsten vaz geçmeniz gerekir diye düşünüyorum.

CENDEL
14-09-2007, 08:53
Arkadaşım,
Yeryüzünde bu tarikatların ve tasavvufun varlığı bir hakikattir ve realitedir. Siz o kadar çok soru soruyorsunuz ki, bu sorularınıza ancak bu konularda konuşma seviyesine gelmiş kişiler tarafından cevap verilmesi gereken sorulardır. Merakınızı giderebilmeniz için size ancak, hak yoldaki bir tarikata girmenizi tavsiye etmekten başka bir şey elimizden gelmez. Böyle yaparsanız emrakınızı ilk ağızlardan alacağınız cevaplarla giderebilrisiniz. Çünkü, hiçbir özel ya da tüzel kişilik gizliliğini mahremiyetini ağyâra açmaz ve söylemez. Bu en tabii özel hayat ve yaşantı kuralıdır. Bu yüzden kendileri ile yakından bir ilişki kurmadığınız hiç kimse yada tüzel kişilik hakkında tecessüsten vaz geçmeniz gerekir diye düşünüyorum.

Biz ne kadar soru soruyorsak sizde o kadar cevap veriyorsunuz. Yani bu soruların cevabını alabilmek için benimdemi tarikat ehli olmam gerekiyor ?

Kimse söylemez diyorsunuz ama menzil cemaati bunu devamlı dillendiriyor. Sizin tarikat ile onlarınki arasındaki fark nedir ?

Birde diyelimki bende tarikat ehli oldum. O zaman bende sizler gibi;

1) Müslümanları, mezhepli mezhepsiz diye ayırt edecekmiyim ?

2) Kendim gibi düşünmeyen müslümanları direk sapıklıkla itham edecekmiyim ?

3) Müslüman halka kan kusturan işgalcileri hedefimden çıkarıp öncelik olarak alnı secdeye giden insanlarımı tenkit edeceğim ?

Böyle bir durum varsa ben halimden memnunum. Bunlar gibi olmayan bir tarikat varsa bize bildirinde bizde onları diğer tarikatlere örnek olarak gösterelim.

fakiri
14-09-2007, 09:00
Birde diyelimki bende tarikat ehli oldum. O zaman bende sizler gibi;
1) Müslümanları, mezhepli mezhepsiz diye ayırt edecekmiyim ?
2) Kendim gibi düşünmeyen müslümanları direk sapıklıkla itham edecekmiyim ?
3) Müslüman halka kan kusturan işgalcileri hedefimden çıkarıp öncelik olarak alnı secdeye giden insanlarımı tenkit edeceğim ?
Böyle bir durum varsa ben halimden memnunum. Bunlar gibi olmayan bir tarikat varsa bize bildirinde bizde onları diğer tarikatlere örnek olarak gösterelim.

Farkında iseniz, halâ bal kavanozunu dışarıdan yalayarak balın tadını almaya çalışıyorsunuz !!!!
Varsayımlar ve tabular üzerine inanç inşaa edilemez.
Önce işin içine gireceksin, göreceksin ve yaşayacaksın ondan sonra konuşacaksın.
Senin yaptığın dedi-kodudan başka birşey değil.

CENDEL
14-09-2007, 09:39
Farkında iseniz, halâ bal kavanozunu dışarıdan yalayarak balın tadını almaya çalışıyorsunuz !!!!
Varsayımlar ve tabular üzerine inanç inşaa edilemez.
Önce işin içine gireceksin, göreceksin ve yaşayacaksın ondan sonra konuşacaksın.
Senin yaptığın dedi-kodudan başka birşey değil.

Bedevi Peygambere s.a.v geliyor islam dini hakkında sorular soruyor. Cevaben ona önce islama girip tadına varman lazım demiyor. Ona dini anlatıyor değilmi ?

Çok basit bir soru sordum. Halifeler neden peygamber s.a.v tarafından seçilmiyorda sizin şeyhler peygamber s.a.v tarafından seçilebiliyor. Şeylerin mertebesini daha yüksek görmediğinize göre sorun nedir ?

Şeyleri peygamber s.a.v seçiyor iddiasını benmi atmışım, yoksa sizlermi söylemişsiniz. Sonrada dedi-kodu oluyor. Bunları diyen hep sizlersiniz.

fakiri
14-09-2007, 09:59
Bedevi Peygambere s.a.v geliyor islam dini hakkında sorular soruyor. Cevaben ona önce islama girip tadına varman lazım demiyor. Ona dini anlatıyor değilmi ?


Ama siz de İslâm'ın içindesiniz değil mi ? Yani, İslâm'a girmek için sorular sorsanız herkes size bildiği kadara hakikati anlatır. Sizin sorularınız çok özel sorular olup, bir cemaat yada kişiler hakkında bilgi talep ediyorsunuz. Söylenecek şeyler var söylenmeyecekler var. Siz, size sorulacak her türlü özel veya genel soruya ve herkese şamil olmak şartıyla cevap verir misiniz ?

erkamhan
14-09-2007, 10:16
Arkadaşım,
Yeryüzünde bu tarikatların ve tasavvufun varlığı bir hakikattir ve realitedir. Siz o kadar çok soru soruyorsunuz ki, bu sorularınıza ancak bu konularda konuşma seviyesine gelmiş kişiler tarafından cevap verilmesi gereken sorulardır. Merakınızı giderebilmeniz için size ancak, hak yoldaki bir tarikata girmenizi tavsiye etmekten başka bir şey elimizden gelmez. Böyle yaparsanız emrakınızı ilk ağızlardan alacağınız cevaplarla giderebilrisiniz. Çünkü, hiçbir özel ya da tüzel kişilik gizliliğini mahremiyetini ağyâra açmaz ve söylemez. Bu en tabii özel hayat ve yaşantı kuralıdır. Bu yüzden kendileri ile yakından bir ilişki kurmadığınız hiç kimse yada tüzel kişilik hakkında tecessüsten vaz geçmeniz gerekir diye düşünüyorum.BU sorularla bir dergah veya vekile giderseniz umarım size kızacaktır ne kadar soru soruyorsun diye bu bir zan değil başıma geldi çünkü.Peki bu rüyalar menzil'de neden baba-kardeş arasında giderken ismailağa cemaatinde daha farklı tasavvufun hakikat olduğunu nasıl ispat edebilirsiniz?

fakiri
14-09-2007, 10:21
BU sorularla bir dergah veya vekile giderseniz umarım size kızacaktır ne kadar soru soruyorsun diye bu bir zan değil başıma geldi çünkü.Peki bu rüyalar menzil'de neden baba-kardeş arasında giderken ismailağa cemaatinde daha farklı tasavvufun hakikat olduğunu nasıl ispat edebilirsiniz?

Arkadaşım biz babadan oğula sirayet eden ve herhangi bir topluluğun seçip kendisine mürşid diye ilân ettiği şahısalrdan bahsetmiyoruz. Biz hakiki TARİKAT yolundan bahsediyoruz. Siz ise, gördüklerinizle bize misaller veriyorsunuz. bak bir başka yerde bir kardeş ne demiş : "
ummuhan - İsimli Üyeden Alıntı http://ihvan-forum.com/images/ihvan/buttons/viewpost.gif (http://ihvan-forum.com/showthread.php?p=387564#post387564)
"Allah peygamberlerini nasıl seçti ise, velîlerini de öyle seçmiştir. Bizim işimiz Allah'ın emirlerini tutup, yasaklarından kaçmaktır." MZK

İşte bu !

erkamhan
14-09-2007, 10:47
Güzel abim benim sorularıma cavap verebilirmisin benimde aklımda ki şüpheler bitsin inşallah..
Cumadan sonra görüşürüz Hayırlı cumalar. selametle

CENDEL
14-09-2007, 11:53
Arkadaşım biz babadan oğula sirayet eden ve herhangi bir topluluğun seçip kendisine mürşid diye ilân ettiği şahısalrdan bahsetmiyoruz. Biz hakiki TARİKAT yolundan bahsediyoruz. Siz ise, gördüklerinizle bize misaller veriyorsunuz.

O zaman menzil cemaatininki hakiki tarikat değilmi ?

Tabii gördüklerimizle misal vereceğiz. Ayrıca bizzat kendileri söylediği gibi konuyu açan kardeşte bunu tasdik etti.

Peki hakiki Tarikat hangisi ?

ayşirin
14-09-2007, 12:50
ben menzil şeyhini önceki seyda hazrelerini ve abdul baki hazretlerinide görmüş birisi olarak söyleyeceğim şey tamamen manevi huzur veren bir ortamdı...Allah dostları olduğuna dair hiç şüphem yok çünkü o gördüğüm inanlımaz heybet beni o gün feci sarsmıştı..çünkü gerçekten bir allah dostu geçiyordu yanımdan hissettim onun bir dost olduğunu...o heybeti kimsenin görmeden hissetmeden konuşması bence çok yanlış..uzaktan bilmeyenler farklı yorumlar yapabilir saygı duyarım ama ziyaretine gitmeyenler bu heybetten dünyada buluna gerçek bir Allah dostunu görmekten o manevi huzuru yaşamaktan mahrum kalır okadar...ve saygı duymaları lazım...
banada önceleri evliyalığın babadan oğluna geçmesi tuhaf gelirdi bakalım o geçecek ermiş bir zatmıda babadan oğula geçiş gibi oluyor diyerek onaylamazdım ama ziyaretine gidince bu makama geçirilenin durduk yere değil bir vesileyle allah dostu makamına ulaşmış kişinin geçirildiği alenen ortada...eğer bir evliya geçerken heybetiyle çevresindekileri etkiliyorsa o gerçek bir evliyadır...sadece ziyaretinde bulunulmasını uzaktan olsa görülmesini tavsiye derimm..hiç bir şekildede tartışmaya girmek istemiyorum...saygılarımla....

fakiri
14-09-2007, 13:25
alıntı:CENDEL
Peki hakiki Tarikat hangisi ?


Yaw CENDEL,
Sen bu forumu hiç takip etmiyorsun yada yazılan ve asılan yazıları hiç okumuyorsun ! Forumun Tasavvuf,İslâmî hayat ve Soru-Cevap bölümlerinde sormuş olduğun soruya bir kitap olabilecek çapta cevaplar verilmiş Yani, "mürşidin ve tarikatın hakikisi nasıl olur?" diye...
Kalkmış burada konuyu kişiselleştiriyorsun ve bize böyle sorular yineltiyorsun.
Oku biraz kardeşim, forumda yazılanları oku !

CENDEL
14-09-2007, 16:04
alıntı:CENDEL
Peki hakiki Tarikat hangisi ?


Yaw CENDEL,
Sen bu forumu hiç takip etmiyorsun yada yazılan ve asılan yazıları hiç okumuyorsun ! Forumun Tasavvuf,İslâmî hayat ve Soru-Cevap bölümlerinde sormuş olduğun soruya bir kitap olabilecek çapta cevaplar verilmiş Yani, "mürşidin ve tarikatın hakikisi nasıl olur?" diye...
Kalkmış burada konuyu kişiselleştiriyorsun ve bize böyle sorular yineltiyorsun.
Oku biraz kardeşim, forumda yazılanları oku !

Sizin kadar takip etmiyorum.

Burada o kadar çok tarikat ehli varki hepsi farklı şeylerden bahsediyor. Aynı sizin dediklerinizi diğer tarikat ehlinin kabul etmediği gibi. Yada başkalarının dediklerini sizin kabul etmediğiniz gibi.

Ortak noktanız hepinizin mezhepsiz gibi joker kelimeniz var. Her konuda bu kelimeyi kullanabiliyorsunuz.

Şimdi hanginizinki Hakiki Mürşid ve Tarikat oluyor ?

fakiri
14-09-2007, 16:09
Sizin kadar takip etmiyorum.


Şimdi hanginizinki Hakiki Mürşid ve Tarikat oluyor ?

Kendi beyanın; hem okumuyorsun hem de çok soru sorup, çok şey öğrenmek istiyorsun !
Bu sebeple artık seni biz muhatab kabul etmiyoruz.
Sorularına cevap verecek başka biri belki çıkar !

himmet
14-09-2007, 17:04
Bu konuyu açan kardeşimizden Allah razı olsun. Çok güzel bilgiler verilmiş. Cendel kardeşimizin tavrını hiç hoş karşılamadım zira çok merak edip öğrenmek istediği bu konuları (!) başka bir başlık altında açıp irdeleyebilirdi. Bu soruların yeri bu konu başlığı değildir. Şunu da unutmayın ki Allah dostlarının makamı, Allah katında bellidir. Ne övmekle yükselir ne yermekle alçalır. Son olarak Rabbim cümlemize hakiki bir kul, Peygamberimize layık bir ümmet, mürşidlerimize layık bir mürid eylesin. Allah, dostlarının kıymetini bilenlerden eylesin.

CENDEL
14-09-2007, 17:10
Bu konuyu açan kardeşimizden Allah razı olsun. Çok güzel bilgiler verilmiş. Cendel kardeşimizin tavrını hiç hoş karşılamadım zira çok merak edip öğrenmek istediği bu konuları (!) başka bir başlık altında açıp irdeleyebilirdi. Bu soruların yeri bu konu başlığı değildir. Şunu da unutmayın ki Allah dostlarının makamı, Allah katında bellidir. Ne övmekle yükselir ne yermekle alçalır. Son olarak Rabbim cümlemize hakiki bir kul, Peygamberimize layık bir ümmet, mürşidlerimize layık bir mürid eylesin. Allah, dostlarının kıymetini bilenlerden eylesin.

Kardeş dikkatinizi çektiyse konuyu açan kardeşin yazısına yazma nedenim kendisini menzilden biri olarak görmemdir. Yoksa farklı bir başlıkta konu açsadım alakalı alakasız birçok ses gelebilirdi. Ama böyle yapınca konu sahibi kardeş sorularım cevap verdi duyduklarımı tasdikledi.

birgünmutlaka
17-09-2007, 08:13
a

CENDEL
17-09-2007, 11:38
Birgünmutlaka mahlaslı kardeş; Biz öğrenmek istediğimizi öğrendik. Sizinle bu anlattıklarınız konusunda mutabık kalamaycağımız bir gerçek.

Öğrenirkende size rahatsızlık verdiysek hakkınızı helal ediniz. Ama bu öğrenme aşamasında gördük ki bazıları sadece bize değil herkese karşı.

birgünmutlaka
18-09-2007, 13:03
Cendel kardeşim nasıl oldu da olayları bu haddeye getirip mevzuyu saptırdın anlam veremedim.Sorularına yanıt vermeye çalışacağım;ilk mevzu halifelik, mürşidlik mevzusu.Bütün halifeler sahabi değildi biliyorsun,Hz.Hüseyinden sonra halifelik tabiin ve tebeine daha sonrada devlet başkanlığı yapan zatlara geçmiştir.Hiç kimse sahabinin, tabiinin ve tebeinin üstünlüğünü tartışamaz tartışmıyorda zaten.
Şeyhler halifelerden üstün mü diyorsun ;şöyle düşün Osmanlı padişahları Yavuz Sultan Selim Han'la birlikte sırası ile her padişah aynı zamanda halife oldu.Kim seçti halifeleri,elbette Allah'ın taktiri ile oldular ama işin diğer boyutu saltanat ile oldular.Yani bazı zamanlarda ehli olmayanlar bile padişah olduğu için İslam halifesi ünvanını aldı.Bu sahabi zamanında da oldu yezid hadisesini hepimiz yakından biliyoruz.Osmanlı tarihinde hiç evliya yada mürşidi kamil yetiştiren bir padişah yada halife duydun mu?Ama padişahların dolayısı ile halifelerin yetiştirilmesi tamamıyla evliyaullah ın,mürşidi kamillerin elinde idi.Daha çocukken dergahlara teslim edilir maneviyat ve tasavvuf eğitimi alırdı halife adayları.Bu durumda sence ders veren mi üstündür ders alan mı taktir senin.Padişahların önünde eğildiği Molla Gürani ler,Hacı Bayram-ı Veliler,Ak Şemseddin ler, Aziz Mahmud Hüdai ler,Üftade ler daha yüzlercesi sayıla bilir.Tüm cihana hükmeden Padişah halifeler sence neden bu mübareklerin ayağına kalkıp,onları kendi atlarına bindirip arkalarında yürüdüler düşün bakalım.Bu saygı ve muhabbet padişahların birçoğuna evliyalık mertebesi getirmiştir.Mevla dostlarına dostu oldukları için hürmet edenleride dostu makamına yükseltmiştir.Kime düşmanlık ettiğimizi yada kimi yermeyi çalıştığımızı çok iyi düşünelim.
Menzil ile ilgili bazı söylemlere gelince Menzil de irşad makamı iddia edildiği gibi babadan oğula,abiden kardeşe geçmez.Bu iddaların ortaya atılması cehaletten kaynaklanır.Tasavvuf yada tarikat konusunda hiç bilginiz yok ise her duyduğunuza inanmayın ve duyduğunuzu o yalın hali ile değerlendirmeyin lütfen.Mürşid-i Kamiller kendilerine işaret edilen beş kişiyi halife yada diğer deyimle baş vekil seçerler.Bu kişiler ihlasları derecesince seçilirler mevlanın taktiri ile.Bu kişilere daha fazla ilgi gösterir şeyhler dersleriyle daha fazla ilgilenirler.Zira onlar geleceğin mürşid adaylarıdır.Bazen daha mürşid hayatta iken icazet alırlar bazende mürşid in vefatından sonra.Bu tamamen ihlaslarına ve mürşidlerinin verdiği dersleri takip etmelerine göre değişir.Yani tarikatlerde ilerleme, derece artırma takva ile olur.Kim Mevladan daha çok korkuyorsa onun derecesi daha yüksek olur işte bütün mevzu bu.Menzilde de farklı bir konu yoktu.Babası mürşidi Kamil olan birinin onun feyz ve himmetinden nasiplenip takvada üstün olması kadar doğal bir hadise olabilirmi.Düşünsenize babanız evliya yada abiniz,aynı evde kalıyorsunuz ondan yüzbinlerce insan himmet ve feyz alıyor ama siz bundan uzak kalacaksınız,bu düşük bir ihtimal değil mi?Hem tarikat işi öyle kayıtla kurul la yapılan bir iş değilki,heyeti olan bir iş değilki mürşid heyete rica etsin benden sonra oğlum yada kardeşim geçşin posta idare edin kırmayın beni filan.Yani bunlar ne kadar saçma geliyor değilmi?Bu iş gönül işi maneviyat işi,zahirde çok azdır tecellisi tasavvufun.Bu yüzden adam kayırma gibi durumlar söz konusu değil.Cendel kardeşim soru sormaya öğrenmeye hakkın var elbet ama maksadını iyi ölç tart kendi maneviyatına zarar verme lütfen.Taş atmaya çalıştığın yada bir bağlısının (benim) beyanlarımla açık yakalayıp fitne sokmaya çalıştığın insanlar evladı Rasul.Canları kanları Rasulullahtan geliyor bu mübareklerin.Kerbelada kurtulabilen çok az ehliytten geliyor mübareklerin soyu.Lütfen Rasulullah ı incitecek hal ve kareketlerden kaçınalım arkadaşlar.Hele bu rahmet ayında en çok salatüsselam getirmemiz gereken bu ayda onun ehlibeytinden olan insanları yermeye çalışmak onu çok üzer.Bu konuda ben tüm katılımcılardan saygı ve hassasiyet bekliyorum vesselam.

CENDEL
21-09-2007, 23:34
Cendel denen vehhabi senin meselen Menzil'deki şeyhlerle değil tarikatlarla niye açık açık söyleyemiyorsun hilekar cendel? Profilindeki bloga baktım (cendel.blogcu.com) orada İbn Teymiyye'yi öven bir hikayeye yer vermişsin. Senin kılavuzun tasavvuf düşmanı İbn Teymiyye olunca şeyhlere ve onların muhiblerine ve müridlerine saldırman çok normal. Vehhabi olduğuna bir diğer delil de sitendeki son yazılarım kısmında Ahmed ibn Hanbel'e yer vermiş olman; malum Vehhabiler kendilerine Vehhabi değil Hanbeli diyorlar, biz ehl-i sünnet müslümanları o yüce alimi sizlerin sapık düşüncelerinden tenzih ederiz. Bu siteye ortalığı karıştırıp fitne fesad için girdiğin nasıl da belli, başka şeyh efendiler hakkındaki mesajlaşmalara da girip türlü hezeyan yumurtlamışsın. Bunu ciddiye alıp cevap vermeyin arkadaşlar...
Masken düştü, kelin göründü Cendel... hilekar vehhabi Cendel...

Vahabide değilim, hanbelide değilim. Senin gibilerin bakış açısı bu kadar sığ oluyor işte. İbn Teymiyye ile ilgili yazı yazmamızdan vahabi olmamıza kanaat getirmişsin. Senden de bu beklenir.

Sakın bu yazıma cevap verme yoksa verdiğin nasihatlere kendin uymamış olursun.

Bedevitürk
22-09-2007, 09:55
Cendel bu tür forumların kuralları vardır. Bana "sakın cevap verme vs" türünden şahsi yanıtlar vereceksen email atarsın, buraya yazmazsın, böyle şeyleri bilmiyorsan forum yöneticilerinden öğren.

Ben senin hakkında yazdıklarım ve sorduklarım genel şeylerdir, cevap vermeyip kaçman veya lafı dolandırman normaldir ama baktım bütün konu başlıklı mesajlardaki çizgin aynı ve dediklerimi doğruluyor o yüzden laf younları seni kurtarmaz çünkü arşiv var.

Bu yazıyı kişisel bir yazı olsun diye yazmıyorum. Şunun için yazıyorum ki arkadaşlar buraya yazan herkesin belli bir görüşü olması normaldir ama bunu kamufle edip yazması normal bir şey değil, maskeler sadece diğer insanlara saygısızlıktır. Vehhabi veya mesela El-Kaide'yi destekleyen birinin burada yazıp yazamayacağı forum moderatörlerine kalmış ama hilekar yollara girip diğer forum üyelerinin zamanını ve enerjisini almak dürüst ve mert bir davranış değildir.

Bu forumların boş laflar ve lafazanlık değil fikir ve dürüstlüğe ihtiyacı var, Cendel gibi maskelilere karşı (resmi bile maskeli) ben de bunu dile getiriyorum. Bunun dışına çıkan sataşmalara karışmayacağımı ve ciddiye almayacağımı Cendel'e bildiriririm, bütün üyelere de aynısını tavsiye ederim yok bu forumlar TV'daki kadın programlarına döner, hiç manası kalmaz.
maşşallah cok cabuk analiz etmişsiniz.Buyük bir ihtimal sizin burda başka nick ininzde vardır :) ...

birgünmutlaka
25-09-2007, 11:30
Cendel izlediğin yol ile açtığımız konu sayende gölgede kaldı.Biz burada dinimize değer katıp alemi islama örnek olmuş şahsiyetleri tanıtmak için konu açtık sen konuları nerelere sürükledin.Ne diyelim eğer arkadaşların söylediği gibi ise niyetin hakkımız helal değildir bilesin.Bizim açtığımız konuları sabote edip insanların düşüncelerini farklı noktalara odaklayarak bu ve benzeri konularda gerçek bilgiye ulaşmak isteyenlere de engel olur onlarında hakkına girersin var gerisini sen düşün.

CENDEL
25-09-2007, 14:47
Birgünmutlaka, ben bu konuya nokta koydukça sizler yazıyı online yapmak için uzattıkça uzatıyorsunuz.

Kardeş sen benden önce diğer tasavvuf ehli arkadaşların sözüne bak. Onlar sizi hakiki tarikat olarakta görmüyor.

Benim bu başlıkta öğrenmek istediğim "sizlerin şeyhleri nasıl seçiyorsunuz soruysuydu" bunuda öğrendim daha fazla uzatmaya gerek yok.

fakiri
26-09-2007, 07:10
Benim bu başlıkta öğrenmek istediğim "sizlerin şeyhleri nasıl seçiyorsunuz soruysuydu" bunuda öğrendim daha fazla uzatmaya gerek yok.

Öyle sanıyoruz ki arkadaşım sen yolunu yordamını belirlemişsin bir kişisin.
Şimdi yukarıda sormuş olduğun bu "Mürşidinizi nasıl seçiyorsunuz ?" konusunda sana kimsenin ititraz edemeyeceği bir seçim şekli ile cevap verilse, sen kalkıp
müridana mı katılacaksın ? Yada bu topluluğu meth-u sena mı edeceksin ?
Şüphesiz ki HAYIR !
Senin amacın en saf insanın bile anlayacağı üzere, bu mürşid seçimi işinde eleştirilecek yanları bulup "Böyle seçim mi de olurmuş!" yayagarasını yaymak ve bu tarikat toplumlarını bu şekilde gözden düşürmek !
Ama, hiç bir zaman unutma ki ; müslümanlar NİYETLERİ VE AKIBETLERİ HAYR olan insanlar demektir.

CENDEL
26-09-2007, 08:00
..... , ..... , çapan, derdimendi ve yeni nickiyle vahit nickli vatandaş. Farklı bir mahlasla gelince tanınmayacağını ve seninle muhatap olacağımı sanıyorsan yanılıyorsun. Bu uslupla, hakaretvari ve alaycı tarzınla 100 kmden tanınırsın. Farklı nick alman seni başkası yapmaz ve senin gibi biriyle muhataplık bana zül olur.

fakiri
26-09-2007, 08:10
Ben kimsenin nick'i değilim arkadaş.
Sen hep böyle köşeye sıkıştığında muhatablarını jurnalleme (ispiyonlama ) yolunu mu seçiyorsun ?
Bu hal hiç de iyi bir hâl değil, toplum böyle özellikteki kişilerden nefret eder.

:dancing:

misak
26-09-2007, 12:45
yazılanları okuyunca Rabbime tekrardan hamdettim iyi ki herhangi bir tarikat ehli değilim ve herhangi bir mürşid-i kamil denilen kişilere tabi değilim ...

hamdolsun Rabbime. hamdolsun ki beni kendi yolundan başka bir yola iletmiyor. hamdolsun ki olaylara kişiler bazında değil kur'an ve sünnet bazında bakmamı nasip ediyor...

ilahi bizi dostoğru yoluna ilet.gazaba uğramışların ve sapıtmışların yoluna değil...

ilahi bize hidayet ver ve hidayetimizi arttır ve bize hidayet verdikten sonra ayaklarımızı saptırma... (amin)

fakiri
26-09-2007, 13:06
yazılanları okuyunca Rabbime tekrardan hamdettim iyi ki herhangi bir tarikat ehli değilim ve herhangi bir mürşid-i kamil denilen kişilere tabi değilim ...
hamdolsun Rabbime. hamdolsun ki beni kendi yolundan başka bir yola iletmiyor. hamdolsun ki olaylara kişiler bazında değil kur'an ve sünnet bazında bakmamı nasip ediyor...
ilahi bizi dostoğru yoluna ilet.gazaba uğramışların ve sapıtmışların yoluna değil...
ilahi bize hidayet ver ve hidayetimizi arttır ve bize hidayet verdikten sonra ayaklarımızı saptırma... (amin)

Allah kemâlâtınızı arttırsın Bayım. Ancak, mesajınızın özünden milyonlarca ehl-i tarik müslümanın sanki Rabbimizin yolunda olmadığı gibi EKSANTİRİK bir anlam çıkıyor. İsterseniz bu ifadenin yanlışlığını biraz tefekkür ederek teslim etme yoluna gidiniz; isterseniz onca insanın günahını almaya devam ediniz.
Tercih elbetteki sizindir.

misak
26-09-2007, 13:17
yapmış olduğum duaların kur'an'da benzerleri vardır...


fatiha suresinde ''bizi dostoğru yoluna ilet gazaba uğramışların sapıtmışların yoluna değil...


ve ali-imran 8-9.ayetler


Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin.


Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin. Allah asla sözünden dönmez


bu ayetlere sizlerinde amin demenizi beklerdim


Rabbim sizede bana da hidayet versin buradaki bütün kardeşlere ve size tavsiyem Allah'ın kitabına göre konuşmanızdır...

fakiri
26-09-2007, 13:27
yapmış olduğum duaların kur'an'da benzerleri vardır...
fatiha suresinde ''bizi dostoğru yoluna ilet gazaba uğramışların sapıtmışların yoluna değil...
ve ali-imran 8-9.ayetler
Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla. Lütfu en bol olan sensin.
Rabbimiz! Gelmesinde şüphe edilmeyen bir günde, insanları mutlaka toplayacak olan sensin. Allah asla sözünden dönmez
bu ayetlere sizlerinde amin demenizi beklerdim

Rabbim sizede bana da hidayet versin buradaki bütün kardeşlere ve size tavsiyem Allah'ın kitabına göre konuşmanızdır...


Bu yazdıkalrınızın için EHL-İ TARİK yazmıyor ! Herhalde ehl-i tarik ibaresi kendi ilaveniz olmuş ! Değil mi ?

misak
26-09-2007, 13:39
Allah'ın ayetlerine bişey eklemekten Allah'a sığınırım.yine O'nun dininde yer almayan bir şeyi varmış gibi göstermekten yine O'na sığınırım.ve bize gönderdiği kur'an ve bu kur'an'ı bizlere nasıl yaşanacağı göstermek için bir nimet olarak gönderdiği resulünden başka kimselere tabi olmaktan da yine O'na sığınırım...

sizin amacınız sanırım bağcıyı dövmek kişisel hiçbir polemiğe girmeyi düşünmüyorum çünkü şeytan polemikleri güzel gösteriyor size tekrar tavsiyem kur'an'a ve O'nu bize en güzelbiçimde nasiı yaşanacağını gösteren resulüne tabi olmanızdır. şeyhler acaba kendileini kurtaraccaklarmı ki sizide kurtarsınlar onların sizden ne bir üstünlüğü nede bir fazlalığı vardır.eğer onlar kur'an ve sünnet üzere yaşıyorlarsa onlar kendi hesaplarını verecektir ve bizlerde onların vereceği hesaptan ayrı bir hesaba tabi tutulmayacağız ...bazı insanları yüceleştirip onları mekke li müşriklerin düştüğü hataya düşer gibi putlaştırım bunlar bizi Allah'a yakınlaştırıyor gibi sözler söyleyim kendinizi kurtuluşa ermiş olarak görüyorsanız sizi tekrardan islama davet etmekten başka seçeneğimde yoktur...

dediğim gibi polamiğe girmek gibi bi niyetim yok bu yüzden cevap yazacaksanız bana islami kaynak olarak ilk kaynaklardan olan kur'an ve sonra sahih sünnetten kaynak vererek konuşun. tâbi olunacaksa size kur'an ve sünnet yetmiyorsa bu da sizin sorununuz olur...

selametle kalın...

fakiri
26-09-2007, 14:06
Eyvallah arkadaşım ,
Bu ifadelerinizden sonra isze ancak
---Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur.---
sözünü söyleyebilirim.

bilal habeş
26-09-2007, 14:56
yazılanları okuyunca Rabbime tekrardan hamdettim iyi ki herhangi bir tarikat ehli değilim ve herhangi bir mürşid-i kamil denilen kişilere tabi değilim ...

hamdolsun Rabbime. hamdolsun ki beni kendi yolundan başka bir yola iletmiyor. hamdolsun ki olaylara kişiler bazında değil kur'an ve sünnet bazında bakmamı nasip ediyor...



Sn. Yselim




ŞEYH VE BİAT

“Allah kimi saptırırsa ona veli bir mürşid bulamazsın”Kehf 17
Bu ayet, hidayete erdirmede en son gücün (Allah ve Resülünden sonra) mürşid bir veli olduğuna ve onun da gücünün sınırlı bulunduğuna dolaylı olarak işaret etmektedir. Çünkü ayet, mürşid bir velinin kendisinin de bir insanın delaletini murat ettiği zaman Allah’ın ilahi muradını ve takdirini aşamayacağını açıklamaktadır. Bundan da öğreniyoruz ki, mürşid veli bulunduğu zaman Allah’a davet en mükemmel şekliyle yapılmaktadır. Yine insan, elini mürşid velinin eline verdiği zaman Allah’a ve onun yoluna hidayet konusunda olanın en iyisi meydana geliyor. En güzel bir imkan ortaya çıkıyor. Aslında peygamberler Allah’a gerçek hidayetçiler olduğuna göre, mürşid veliler de Allah’a davet konusunda peygamberlerin kamil varisleridirler.

Bu anlamlardan Allah’a davetin doğru bir şekilde cereyan etmesi için mürşid velinin varlığına duyulan önemi idrak etmekteyiz.

1- Allah-u Teala buyuruyor:
“Ey inananlar, Allah’tan korkun ve doğrularla birlikte olun”Tevbe 113
Mutasavvıflardan birçoğu bu ayeti şahid Allah’ın sadıklarla beraber olmayı emrettiğini, baştan beri de sadıkların kendileri olduğunu kabul etmişlerdir. Cenab- Allah sadıkların sıfatlarını Kur’an’da inceden inceye belirtmiştir. Bu vasıfları taşıyanlar sadıklardır. Taşımayanlar ise sadıklar değildirler. Bu vasıflar şunlardır:

“Mü’minler onlardır ki, Allah’a ve Resulüne inandılar, sonra şüphe etmediler: Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaştılar. İşte (iman iddiasında) doğru olanlar onlardır.”Hucurat 15

“Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz iyilik değildir, asıl iyilik, o (kimsenin iyiliği)dir ki, Allah’a, Ahiret gününe, meleklere,kitaba ve peygamberlere inandı; Allah rızası için yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilencilere ve boyunduruk altında bulunan (köle)lara mal verdi; namaz kıldı, zekat verdi. Antlaşma yaptıkları zaman antlaşmalarını yerine getirenler; sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabrederler, işte doğru olanlar onlardır, (Allah’ın azabından) korunanlar da onlardır.”Bakara 178

“Mü’minlerden öyle erkekler var ki, Allah’a verdikleri sözde durdular. Onlardan kimi adağını yerine getirdi (çarpışarak şehid oldu), kimi de (şehidlik) beklemektedir; sözlerini asla değiştirmemişlerdir.” Ahzab 23

“Bir de o mallar, göç eden fakirlere aittir ki, (onlar), yurtlarından ve mallarından (sürülüp) çıkarılmışlardır; Allah’ın lütuf ve rızasını ararlar; Allah’a ve Resulüne (canlarıyla, mallarıyla) yardım ederler. İşte doğru olanlar onlardır.”Haşr 8

Bu duruma göre sadıklar; mü’minler imanlarında yakini mertebeye erenler, namaz kılanlar, nefislerini temizleyenler, Allah’a isyandan sakınanlar, sabredenler, sözlerini yerine getirenler ve Allah yolunda öldürülmeyi (şehid olmayı) bekleyenlerdir. Eğitimci şeyhin bu sıfatların hepsiyle sıfatlanmış olması ve bunlara göre eğitmesi gerekmektedir. Aksi halde irşad makamına ehil görülmesi ve kendisiyle birlikte olunması doğru olmaz.

2-Allah Teala buyuruyor:
“İyi bil ki, Allah’ın velilerine (sevdiklerine) korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar ki inandılar ve korundular (takva sahibi oldular) Dünya hayatında da ahrette de müjde onlara.”Yunus 62/64

İşte velinin yalın, açık tarifi budur. Yani, takva ve iman sıfatı şahsında bir araya gelen kimse velidir. Şeyhin de mürşid bir veli olması, yani velayet sıfatının üstünde irşad sıfatına sahip bulunması gereklidir. Öyleyse mü’min ve takva sahibi olmayan bir kimse nasıl olur da “veli” diye isimlendirilir, daha da ötesi böyle bir kimsenin mürşid bir veli olarak isimlendirilmesi nasıl mümkün olur? Bu nedenle hepimizi, velayetin, şeyhliğin bir parçası olduğunu ve velayet için iman ve takva olmak üzere iki temel bulunduğunu düşünmemiz gerekir. Kur’an ve Resulullah (sav)’in sünnetine boyun eğmeden ne iman ve ne de takva meydana gelir.

Şeyh, mürşid olduğuna göre onun irşadının da şu ayetlerin gösterdiği yönde olması gereklidir:

“Bütün inananların toptan sefere çıkmaları doğru değildir. Her topluluktan bir grubun toplanıp dini iyice öğrenmeleri ve kavimleri kendilerine dönüp geldikleri zaman (Allah’ın yasak kıldığı şeylerden) kaçınmaları içn onları uyarmaları gerekmez mi?”Tevbe 122

Bu ayetten anlaşıldığı üzere irşad, Allah’ın dinini bilmeyi ve inzar etmeyi gerektirir. O halde, dinde fakih olmayan inzar makamına layık değildir. İnzar görevini yerine getirmeyenler de, fıkha göre tesbih edilen Alla hakkını eda etmiş olmazlar. İnzar ve fakihlik sıfatı Resulullah (sav)’in kamil varisi olmanın işaretlerinden birisidir.

“(Bunları) müjdeleyici ve uyarıcı elçiler olarak (gönderdik) ki, peygamberler geldikten sonra insanların Allah’a karşı bahaneleri kamasın.”Nisa 165

Allah’ın dininde fakih olmak; Kur’an, Sünnet, İslam, İman, ihsan, takva ve şükürde fakih olmayı, bunları yakinen anlamayı gerektirir. Bunların hepsinin fıkhını kendinde toplamayan, tafsilatını bilmeyen ve bunların gerektirdiği şeylerle fakih olmayan kimse, Allah’ın dininde fakih sayılmaz. Bu alanlarda güzelce eğitim ve öğretim yapamayan insanın kamil mürşid makamına oturması doğru değildir.

3-Allah Teala buyuruyor:
“(Ey Muhammed), sen hikmetle, güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et.”Nahl 125

Bu ayet peygamberlik görevlerinden bir kısmını, ikinci olarak da peygamberlerin varisi olma sıfatını taşıyan tasavvuf ıstılahına göre şeyhin, yani Kur’an ıstılahına göre mürşid velinin sıfatlarından bir bölümünü belirtmektedir. Bu duruma göre şeyhin, Allah’ın yoluna hikmetle çağıran hakim bir kimse olması gerekir. Hikmet ise mücerred ilme ek bir manadır. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
“Allah dilediğine hikmeti verir. Hikmet verien kimseye çok hayır verilmiştir.”Bakara 269

Hikmet bir Allah vergisidir. İnsan Kur’an ve Sünnet’i bilebilir, fakat yerine göre uygun kelime söylemez ve uygun tasarruflarda bulunmaz. Şeriat sınırları içinde uygun tasarruflarda bulunmaz. Şeriat sınırları içinde uygun tasarruflarda bulunan ve yerine göre münasip olan kelimeyi konuşan kimseler, ancak hakim olan kimselerdir. İslam’a davet meselesi de bu söz ve tasarruflar cümlesindendir.

Hikmet Rabbani bir ihsandır. Nefis ve hareketlerde Allah’ın başarılı kılmasına muhtaçtır. Şeyhin hakim olması gerektiği gibi, güzelce nasihat verme gücüne de sahip olması gerekir. O kadar çok başkalarına nasihat eden kimse vardır ama, bunu güzel bir şekilde yapmayı başaramazlar. Hatta nasihat etmeyenlerin de oldukça fazla olduklarını söylemeliyiz. Yine şeyhin olabilecek en güzel bir üslupla delil getirmesi ve tartışması gerekir. İşte bunların hepsi şeyhin ve şeyhliğin edeplerindendir. Şeyhin bunlara sahip olası da ancak, ilim, terbiye, mücadele ve devamlı zikirle olur.

Allah Teala şöyle buyuruyor:
“Andolsun, Allah’ın elçisinde sizin için Allah’ı ve ahireti arzu eden ve Allah’ı çok anan kimseler için, (uyulacak) en güzel bir örnek vardır.”Ahzab 21

Allah’ı ve ahiret gününü ummak, çok zikir yapmak Resulullah’ı (sav) tam örnek kabul etmeye ve yolundan tam gitmeye ulaştırır.

4-Allah Teala şöyle buyuruyor:

“Nitekim kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitab’ı, hikmeti ve bilmediklerinizi öğreten bir Resul gönderdik.”Bakara 151
Varis olanın, yani şeyhin Resulullah’dan (sav) bütün bunların miras olarak alması lazımdır. Kainatta ve tarihte tecelli eden Allah’ın ayetlerini insanlara hatırlatması, beşer nefsini terbiye ederek onu ayıplardan temizlemesi ve günahlardan koruması gerekir. Allah’ın Kitabı’nı ve Resulü’nün (sav) sünnetini öğretmelidir. Çünkü bunlar hikmetin ta kendisidir. Ayrıca dinleri konusunda fıkıh ve diğer lazım olan bilgileri insana öğretmelidirler.

Bütün bunları, Kitap ve Sünneti bilmeyen, beşer nefsini eğitmeye güç yetiremeyen, İslam kültür ve ilimlerinden habersiz olan ve içinde bulunduğu çağı ve tarihi tanımayan şeyhin yapabilmesi mümkün değildir. Bu kısımları, bu noktada şeyhin şart olduğu fikrini, yani şeyhin bütün bu ilimleri bilmesi gerektiği fikrini, ileri birçok alimin büyük velilere talebelik yaptığı gerekçesiyle kabul etmezler.

Böylelerine diyoruz ki; bir velinin, kitab, sünnet, fıkıh ve benzeri ilimlerde eksik bilgiye sahip olmakla beraber terbiye ve hidayet hususlarında büyük alimlere faydalı olabileceğini de inkar etmiyoruz. Ancak rast gele gösterilecek kişi başkadır, kamil varis olan bir kişi de başkadır. Kamil mürşid ve kamil şeyh ise az önce sözünü ettiğimiz ve önemli sıfatlarını saydığımız kişilerdir. Oysa bir çokları kendi şeyhlerini Peygamber’in tam ve kamil varisi olarak kabul ederler. Halbuki şeyhler meselelerin sadece bir kısmını Resulullah’tan almışlardır. Şeyhleri kendileri de “mürid, şeyhine olan güveni miktarınca ondan istifade eder”, gerekçesiyle müridlerinin hata ve yanılmalarına karşı sessiz kalmaktadırlar. Ancak böyle bir durum İslam toplumunda kötü tesirler bırakmaktadır. Çünkü bu tür şeyhlerin müridleri, Müslümanlara gerçek önderliği kimlerin yapacağını bilemezler. İlimleri yetersiz olduğu için de genel ve özel konularda mürdlerine kısır ve yanlış fetva verirler. Geçmişte bunun bir çok kötü örnekleri olmuştur.

5- Müslim, Resulullah’ın (sav) katiplerinden Hanzala b.Er-Rebi’ el-Useydi’den şöyle rivayet etmektedir:
“Ebu Bekir bana rastladı da:
-Nasılsın ya Hanzala! Diye sordu. Ben:
-Hanzala münafık oldu, dedim. Ebu Bekir:
-Subhanallah, ne söylüyorsun, dedi. Ben:
-Biz Resulullah’ın yanında bulunurken O, bizlere cehennemi ve cenneti o derece hatırlatıyordu ki bizler onları gözü ile gören kimselerin halinde bulunuyoruz. Resulullah’ın yanından çıktığımız zaman ise eşlerle, çocuklarla ve sanatla koşup çalışıyoruz da bir çok şeyi unutuyoruz, dedim.
Ebu Bekir:
-Allah’a yemin ederim ki bizlerde muhakkak senin bu karşılaştığın işlerin benzerleri ile karşılaşıyoruz, dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir ile beraber yürüdük ve nihayet Resulullah’ın huzuruna girdik. Ben:
-Hanzala münafıklık etmiştir ya Resulullah!” dedim. Resulullah (sav):
-Bu nedir? diye sordu. Ben:,
-Ya Resulullah, biz senin yanında bulunuyoruz. Sen bizlere ateşi ve cenneti hatırlatıyorsun. O derecedeki bizler onu gözü ile gören kimselerin halinde oluyoruz. Senin huzurundan çıktığımız zaman ise bizler eşlerle çocuklarla ve sanatla dürülüp meşgul oluyoruz ve bir çok şeyi unutuyoruz” dedim. Bunun üzerinde Resulullah (sav)
-“Nefsim elinde bulunan Allah’a yeminle söylüyorum: Eğer sizler benim yanımda ve zikirde olduğunuz hal üzere devam eder olsaydınız, muhakkak döşekleiniz üzerinde ve yollarınızda bile melekler sizlerle el ele tutuşur musafaha ederlerdi. Lakin ey Hanzala! Saat! Saat!” buyurdu. Resululllah (sav) bunu üç defa söyledi.

Bu hadisten anlıyoruz ki, Resulullah (sav)’in ashabını terakki ettiren bir hali vardır. Hatta Resulullah (sav)’n meclisine devam etmekle meydana gelen zikir hali, devamlı zikredenin ulaştığı hale denk olup her iki halde de fert, meleklerin kendisiyle tokalaşacağı dereceye ulaşır. Nitekim sahih rivayetlerde Resulullah’ın ashabı, Peygamber’in vefatından sonra nasıl kalplerini yadırgadıklarını bildirmektedirler.

Bütün bular gösteriyor ki, kalbi haller Resulullah (sav)’in meclisinde ve O’nun, ashabı arasında bulunmasıyla hissedilir şekilde ortaya çıkmaktadır. Sahabenin cennet ve cehennemi baş gözüyle görüyormuş gibi hissetmeleri bu halin alametlerindendir. Bundan da anlıyoruz ki kendinde bu hallerden bir şey bulunmayan varis şeyhin Resulullah’a kamil varis olması mümkün değildir. Vakıada da tasavvufi seyre sahip olmayanların bu hisleri başkalarına nakletmelerinin mümkün olmadığını görmekteyiz. Hatta kendileri bile nefislerinde bu duyguyu hissedemezler.

Onun için bütün ilim taliplerinin bu manaları gerçekleştirmeleri ve kendilerini bu manalara ulaştıracak tarikata süluk etmeleri gerektiği söylüyoruz. Vesselam.

KAYNAK : SAİD HAVVA-RUH TERBİYEMİZ-KAYIHAN YAYINLARI

bilal habeş
26-09-2007, 14:57
aa

Dut_agaci
26-09-2007, 15:12
Allah c.c. razi olsun
Azcık tasavvuf kitabı okusanız, bu kadar soruyu sormazdınız.

"şeyhe ne ihtiyaç var, benim ondan ne eksiğim var, ben kendi başıma zaten Cenab-ı Allah'ı bulabiliyorum, kendi başıma Hazreti Rasurullah'a (sav) vâkıfım, nefsimi tek başıma ıslah edebiliyorum, onu dizginleye biliyorum, şimdiye kadar gelmiş şeyhler hep boşunaymış, yaa bunca insan yanlış yolda gidiyor"

değil mi? bu kadar basit yani!

Tarikat; Kur'an-ı Kerim'i ve Şeriatı özü gibi yaşamaktır. Şeyhler ile sâlih insanlardır. Yaptıkları ise sünnetle sabittir. Biattır, söz vermedir. Okuyun, anlarsınız...

misak
26-09-2007, 16:01
yazının tamamını okumadım ama daha ilk ayette bi yanlışınız var. Allah aşkına bu ayeti hangi meladen aldınız? Allah2ın ayeti ile bu kadar oynama cesaretini nereden alıyorsunuz ?
kehf suresi ayet 17 şöyledir

( Ey Muhammed!) Baksaydın güneşin doğduğu zaman mağaranın sağ tarafına yöneldiğini, batarken de sol taraftan onları makaslayıp geçtiğini görürdün. Onlar, mağaranın geniş bir yerinde idiler. İşte bu Allah'ın mucizelerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır; kimi de hidayetten mahrum ederse, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.

lüften ayetlerle oynamayın. yazının devamını da inşaAllah müsait olduğum bir zamanda okuyacam.

Rabbim sen bize dostoğru yoluna ilet...

fakiri
26-09-2007, 20:31
kehf suresi ayet 17 şöyledir
( Ey Muhammed!) Baksaydın güneşin doğduğu zaman mağaranın sağ tarafına yöneldiğini, batarken de sol taraftan onları makaslayıp geçtiğini görürdün. Onlar, mağaranın geniş bir yerinde idiler. İşte bu Allah'ın mucizelerindendir. Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır; kimi de hidayetten mahrum ederse, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.
lüften ayetlerle oynamayın. yazının devamını da inşaAllah müsait olduğum bir zamanda okuyacam.
Rabbim sen bize dostoğru yoluna ilet...

"Lütfen ayetlerle oynamayın" dediğiniz halde bizatihi siz yanlış tefsir aktarmışsınız. Ayette yukarıda kırmızı renkle işaretlediğim "dost" kelimesi geçmemkte bizzat "mürşid" kelimesi geçmektedir ve ayet zaten bu kelime ile "mürşidâ" olarak bitmektedir. Mürşid kelimesi ne zamandan beri dost olarak tefsir ediliyor ?

misak
27-09-2007, 07:56
"Lütfen ayetlerle oynamayın" dediğiniz halde bizatihi siz yanlış tefsir aktarmışsınız. Ayette yukarıda kırmızı renkle işaretlediğim "dost" kelimesi geçmemkte bizzat "mürşid" kelimesi geçmektedir ve ayet zaten bu kelime ile "mürşidâ" olarak bitmektedir. Mürşid kelimesi ne zamandan beri dost olarak tefsir ediliyor ?

evt bu hatırlatmanızdan sonra ayetin arapçasına baktım müşida diye geçiyor. ama siz bu kelimeyi nasıl kendi anladığınız mürşid.v.b.lerine yoruyorsunuz hayret.siz işinize geldiği gibi mi yorumluyorsunuz kur'an'ı? söylermisiniz ashab-ı kehf hangi mürşidi kamile tabilerdi?
siz veli-mürşid kavramlarını tabi olunacak kişi olarak mı değerlendiriyorsunuz?

kur'an'da mü'min erkek ve mü'min kadınlar birbirlerinin velileridir der.bazı ayetlerde de mü'minler birbirlerinin velileridir der.ama hiçbir yerde vilelere tabidirler demez. velilik belli kişilere verilmiş özellik değildir her müslüman kardeşleri hakkında velidirler. hepsi kardeşlerini doğruya yöneltmek hakkında söz sahibidirler. ama siz bunu belli başlı aslında ilmi dahi olduğu tartışılan kişilere kişilere has kılmaya kalkıp kur'an'dan da işinize geleni kelime olarak alıp ayetlerin bütünlüğünü bozarak anlatmak istediği anlamdan başka bir anlam yüklerseniz kusura bakmayın ama Allah'a din öğretmeye kalkmış olursunuz.bu ayeti ashab-ı kehf kıssası ile beraber işleyip ona göre ders çıkarmanız ve Rabbimiz bu kıssayı anlatmakla bize ne vermek istediğini öğrenmeniz gerekirken ayette geçen mürşid kelimesini kendi isteğinize göre yorumlamanız kur'an'ı işinize geldiği gibi yormak anlamına gelir.baktığım mealleri de söyleyeyim size diyanet işleri başkanlığının ilahiyatçi proflardan oluşan bir heyetinin hazırlamış olduğu meal,ali bulaç meal,elmalılı hamdi yazır meal.buyrun bakın bunlaraaslında size tavsiyem doğru kaynaklardan kur'an'da veli kavramına bakmanız ve incelemizdir. eğer mü'minseniz sizde velisiniz.bende kardeşlerim hakkında veliyimdir.yani onları doğruya yönlendirmekle mes'ulüm.her mü'min kardeşleri üzerinde velidir.yani onları doğruya yönlendirmek için uğraşır bu kardeşliğin gereğidir.kavramları doğru anlayalım lütfen..ve tekrar soruyorum ashab-ı kehf sizin anladığınız manada hangi mürşid-i kamile tabiydi. sizin seyda hz lerine mi?

fakiri
27-09-2007, 08:15
evt bu hatırlatmanızdan sonra ayetin arapçasına baktım müşida diye geçiyor. ama siz bu kelimeyi nasıl kendi anladığınız mürşid.v.b.lerine yoruyorsunuz hayret.siz işinize geldiği gibi mi yorumluyorsunuz kur'an'ı? söylermisiniz ashab-ı kehf hangi mürşidi kamile tabilerdi?
siz veli-mürşid kavramlarını tabi olunacak kişi olarak mı değerlendiriyorsunuz?

Baktığınız iyi oldu. Artık mürşid kelimesini dost olarak yazmazsınız herhalde !
Şimdi ayetin gerçek manasını da yazalım o zaman : "Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır; kimi de hidayetten mahrum ederse, artık ona doğru yolu gösterecek bir mürşid bulamazsın."

Şimdi burada ayetin manâsı gayet açık . Yani, Rabbimiz doğru yolu gösteren mürşid'lerin varlığından bahsetmekte ve kendisinin dalâlete düşürdüğü kimseler için bunalrın dahi bir şeyyapamayacağından bahsetmekttedir. Demek ki her devirde doğru yolu tarif eden ve gösteren mürşidlerin varlığı böylelikle anlaşılmış olur. Veli ve evliyâ konularında sathi bilgilere sahipsiniz.

misak
27-09-2007, 08:31
Baktığınız iyi oldu. Artık mürşid kelimesini dost olarak yazmazsınız herhalde !
Şimdi ayetin gerçek manasını da yazalım o zaman : "Allah kime hidayet ederse, işte o, hakka ulaşmıştır; kimi de hidayetten mahrum ederse, artık ona doğru yolu gösterecek bir mürşid bulamazsın."

Şimdi burada ayetin manâsı gayet açık . Yani, Rabbimiz doğru yolu gösteren mürşid'lerin varlığından bahsetmekte ve kendisinin dalâlete düşürdüğü kimseler için bunalrın dahi bir şeyyapamayacağından bahsetmekttedir. Demek ki her devirde doğru yolu tarif eden ve gösteren mürşidlerin varlığı böylelikle anlaşılmış olur. Veli ve evliyâ konularında sathi bilgilere sahipsiniz.
bu söylediğiniz ancak gülünür :)soruma cevap vermediniz ashab-ı kehf hangi mürşid-i kamile üyeydi? ve bir ikincisi ben sizin anladığınız gibi anlamıyorum siz ayetin tamamını değil sadece son cümlesini alıyorsunuz. ayetlerin anlayacaksanız anlatmak istediği konuyu tamamen alın ve anlamaya çalışın.siz mürşidi uçan kaçan cinsten biri olarak anlıyorsunuz. bende benim yanımda oturan kardeşimi kendime veli olarak görürüm. ve bende onun velisiymdir. ve sizin anladığınız şekliyle dostumdur aynı zamanda siz de sanırım anlam karmaşası var biraz kavramları işinize geldiği gibi yormayın birve ayetleri kur'an'ın bütünlüğü içinde değerlendirin ayet ashab-ı kehf ile ilgilidir buyrun o kıssanın tefsirini yapalım

fakiri
27-09-2007, 08:44
alıntı : yselim
"bende benim yanımda oturan kardeşimi kendime veli olarak görürüm. ve bende onun velisiymdir" :confused1:

Hoppala !
Ne çabuk da kendinizi ve herkesi veli ettiniz ?
Bir kimse kendisinin Allah’ın velilerinden olduğu iddiasında bulunacak olursa, kendisini temize çıkarmaya çalışmış demek olur. O vakitte bu kiş i Allah’a isyana ve Allah’ın kendisine yasakladığı şeyin içine düşmüş olur, bu da takvaya aykırıdır. Allah’ın gerçek dostları, velileri böyle bir tanıklıkta bulunarak kendilerini temize çıkarmaya çalışmazlar.
Belki inanmayacaksınız ama sizin bu konularda çok eksiğiniz var arkadaşım.
Önce kendiniz yetiştirin, ondan sonra gelin foruma birşeyler yazın.
[

misak
27-09-2007, 09:09
alıntı : yselim
"bende benim yanımda oturan kardeşimi kendime veli olarak görürüm. ve bende onun velisiymdir" :confused1:

Hoppala !
Ne çabuk da kendinizi ve herkesi veli ettiniz ?
Bir kimse kendisinin Allah’ın velilerinden olduğu iddiasında bulunacak olursa, kendisini temize çıkarmaya çalışmış demek olur. O vakitte bu kiş i Allah’a isyana ve Allah’ın kendisine yasakladığı şeyin içine düşmüş olur, bu da takvaya aykırıdır. Allah’ın gerçek dostları, velileri böyle bir tanıklıkta bulunarak kendilerini temize çıkarmaya çalışmazlar.
Belki inanmayacaksınız ama sizin bu konularda çok eksiğiniz var arkadaşım.
Önce kendiniz yetiştirin, ondan sonra gelin foruma birşeyler yazın.
[

size tavsiyem kavramı öğrenin öyle gelin. bu tartışma da kimse bir yere varamayacak siz gidin rehber olarak kendinize şeyh veya mürşid veli dediğiniz kişiyi kabul edin onun helal dediğine helal haram dediğine haram deyin. ben kendime rehber olarak kur'an'ı önder olarak hz muhammed (s.a.v.)'i seçtim başka tabi olunacak kişi de tanımıyorum bunlar bana yetiyor....sanırım size yetmiyor olacak ki başka kişilere ihtiyaç duyuyorsunuz halbuki tabi oldunuz kendinize önder kabul ettiğiniz bu insanların sizden benden veya bi başkasından hiçbir üstünlüğüde yok bizden farkıda yok ama siz nasıl görürsünüz bilemem.insan olarak bakmıyorsunuz sanırım.elimizin altında bir hidayet kaynağı var.ama bu size yetmiyorsa bu sizin sorunuzun. Allah hepimizi ıslah etsin ve ŞİRK'ten uzak kılsın sizin ve sizin gibi düşünenler için dua etmekten başka çarem de yok. Allah hidayetine ulaştırsın sizi. ...-ki hidayet kaynağı elinizde keşke okuyup anlasanız ve ona göre iman etseniz...

furkan 72
O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman \Selam' derler

bende size selam deyip son noktayı koyuyorum

ummuhan
27-09-2007, 09:15
size tavsiyem kavramı öğrenin öyle gelin. bu tartışma da kimse bir yere varamayacak siz gidin rehber olarak kendinize şeyh veya mürşid veli dediğiniz kişiyi kabul edin onun helal dediğine helal haram dediğine haram deyin. ben kendime rehber olarak kur'an'ı önder olarak hz muhammed (s.a.v.)'i seçtim başka tabi olunacak kişi de tanımıyorum bunlar bana yetiyor....sanırım size yetmiyor olacak ki başka kişilere ihtiyaç duyuyorsunuz halbuki tabi oldunuz kendinize önder kabul ettiğiniz bu insanların sizden benden veya bi başkasından hiçbir üstünlüğüde yok bizden farkıda yok ama siz nasıl görürsünüz bilemem.insan olarak bakmıyorsunuz sanırım.elimizin altında bir hidayet kaynağı var.ama bu size yetmiyorsa bu sizin sorunuzun. Allah hepimizi ıslah etsin ve ŞİRK'ten uzak kılsın sizin ve sizin gibi düşünenler için dua etmekten başka çarem de yok. Allah hidayetine ulaştırsın sizi. ...-ki hidayet kaynağı elinizde keşke okuyup anlasanız ve ona göre iman etseniz...

furkan 72
O Rahman (olan Allah)ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman \Selam' derler

bende size selam deyip son noktayı koyuyorum


Olmamış yselim kardeş, bunu taraf olarak yazmadım, ama tasavvuf tanımınız ve bilginiz eksik; kabul etmemiş o yoldan gitmemiş ve hatta o yola hiç girmeyecek olabilirsiniz ama o yola girenler de Kur'an ve sünneti yeterli bulmayanlar ya da sapkınlar değildir değil mi :) Biraz daha dikkat lütfen ...

dilhuba
27-09-2007, 09:23
kimse kimsenin maneviyatı hakkında yorum yapamaz yargılayamaz
rica ediyorum böyle devam edeckse konu yönetimden konuyu kilitlesin

aslında verilecek cevap var ama ben onların seviyesine inmeyeceğim

sadece diyorumki SAYGI

ayşirin
27-09-2007, 15:36
alıntı;Meşhur bir söz vardır:"şeyh uçmaz, müridi ucurur" hakikaten bir kez daha anladım.

evet :)çok haklı biz söz...bazen böyle çok değerli şahsiyetleri alimlerimizi müridleri yanlış aksettiriyor başkalarına ....cins müridler yüzünden bu değerli alimler anlaşılmıyor ama anlayanlar çok iyi biliyorlar zaten ....menzili..:)

birgünmutlaka
05-10-2007, 09:18
Ben konuyu açan taraf olarak bu konuda maksadını aşıp içlerindeki tasavvuf,tarikat kinlerini kusarak insanların samimiyetlerini tartışan katılımcı arkadaşları kınıyorum.Ve son söz olarak şunu söylemek istiyorum.
"MÜRŞİDİ OLMAYANIN MÜRŞİDİ ŞEYTANDIR"

BECİRMAN
08-01-2008, 12:42
"gavsı sani gavslık makamı iki kere verilmis evliyaya denir.dünya üzerinde tekdir.aynı zamanda birden fazla olamaz.şuanki S.ABDÜLBAKİ hazretleridir.fakat kendileri bu sıfatın çok fazla kullanılmasına tahminimce razı değillerdir.çünkü cahil veya anlamını idrak edemeyecek,bu makamın nasıl verildiğini kavrayamayacak kişiler tarafından eleştiri konusu olabilir.ama O'nu tanıyan,bir kere O'nu gören herkes artık soru sormayı bırakır ve bir nebze olsun nasiplenmeye bakar.inşaallah bizlerde O'nun himmetine nail oluruz.... "

"allah indinde gerçek din islamdır allah c.c. bu dini baki kılacak kullarını yönlendirecek ve yanlız bırakmayacak bu yüzdenki kulları arasından seçtiği insanları bize rehber olarak gönderir işte bu kullara evliya denir evliyalar dünya üzerinde çoktur ama gavs bir tanedir oda SEYİT ABDULBAKİ H.Z (k.s) dir.lütfen bu ismi anarken bile adap ve edepli olun çünki o gavstır allahın nazlı kuludur,sevgili kullarındandır.Buna inanmıyorsanız bile lütfen genede saygılı olun vemümkünse hayatınızda bir kere olsun bu allah dostunu ziyaret edin edinki kalbiniz nurlansın inş. "
YA KARDEŞİM bu kadarda abartama ALLAH aşkına. gavsi sani iki defa gavs lık verilmiş manasına geliyormuş loo kim anlatıyor bunu???sani arapçada ikinci anlamına gelir gavsı sanide ikinci gavs demektir menzil cemaati SEYDA ABDÜLHAKİM HÜSEYNİ hz.lerine GAVS derken o mübareğin hazneviler varken bana ŞEYH demeyin dediğini unutuyorlar yada işlerine gelmiyor şimdide seyid ABDULBAKİ k.s hz.leri için tututrmuşlar gavs gavs diye.bu kadar abartmayın GAVS olsa ne olur siz tarikatın edebini bilmedikten sonra;sizden önce hazneviler var ondan sonra şeyh mala hazretgil var (şeyh muhammed diyauddin hz.leri var) biz hersene nurşine şeyh m.diyaudddin türbesine ve onun ordaki torunlkarını şeyhimiz şeyh muhammed elhaznewinin oğlu ve hali,fesi şeyh m.muta elhaznevi.ile k.s ziyarete gidiyoruz neden???çünkü şeyh haznevi tarikatı ordan aldığı için ama nedense seyda abdulbakı hz.lerini suriyede hiç görmedik şeyh muhammedin cenazinde taziyesinde bile görmedik şeyhinin torunları hala irşada devam ediyor suriyede SEYDA abdulhakim hüseynik.s hzleri ŞEYH ALEAADDİN ELHAZNEVİ ŞAHI HIZNENİN OĞLU türkiyeye geldiği zaman müridleri ile onu ziyarete gitmiş seyid abdülhakimin k.s müridleri cezbeye düşüp gavs gavs diye cezbelenmişler şeyh alaadin haznevi.k.s demiş seyda badilhakim sen gavsmısın gavssan söyle bilelim mübarek seyid abdulhakim hz.leri haşa kurban sofiler öyle diyor demiş böyle sıkıp atacağınıza vekillerinize hocalarınıza sorun gerçek menkıbeleri anlatsınlar sizlere ben bir çok menzi sofisi arkadaş tanıyorum tanıştımda ben şeyh haznewiye balığyım deyince hepsi şaırıyor aaa orda şeyh varmı şeyh ahmed haznevinin postunda şeyh varmı diye soruyorlar anlatmamışki kimse halbuki bizim şeyh muhammed muta elhaznewi k.s şeyhimiz her fırsatta şeyh m.diyauddin ailesinden bahsediyor onlara dua etmemizi müsait zamanlarda ziiyaret etmemeizi bizlere münasip bir dille anlatıyor ama vefayı menzilden haznewilere karşı hiç görmedik??ALLAH TEALA HERŞEYE KADİRDİR.Allah teala seyid abdulbakı hz.leri ömrünü uzun irşadını bol etsin sizleride ona layık mürid etsin hakkınızı helal edin.


[/quote]

Ebu muvaffak
18-03-2008, 17:21
BECİRMAN kardeşim boşuna zahmet edip yazmışsın,, 2005te Şeyh Muhammed elhaznevi.ks.şeyhimiz ailesi ile beraber 5kişi umrede trafik kazası sonucu vefat ettiler,(Allah onlara rahmet etsin) seyid abdulbakı efendi cenazeye gelmedi,,sorsan diyorlarki koskoca gavs gelmemişse bir bildiği vardır,Gavsi hizanik.s torunları şeyh abdurrahman tahi.s.ve şeyh muhammed diyaiddin.ks.torunları geldi cenazeye üstelik haznevilere bağlı olmamalarına rağmen onlar bişey bilmiyolar galiba geldiklerine göre,,ee menzilin hilafeti haznevilere bağlıdır, neden gelmediler,,hrıstiyanalr bile şeyhin taziyesine geldi be,,ha seyid abdulbakı efendi yaşı vardır hastadır olabilir gencecik oğulları var s.saki.s.fettah.s.mubarek. bunlar vakıf adına sağa sola heryere avrupaya gidiyolarda dedelrinin şeyhi şahı haznenin torunu ve irşad postunda oturan şeyh muhammed.ks.cenazine taziyesine gelemiyorlarmı??

cihad eri
07-04-2008, 21:02
ancak müslümanlar kardeştir.

muazbin_cebel
07-04-2008, 23:30
İRŞAD NEDİR, MÜRŞİD KİMDİR? http://www.menzil.net/themes/Menzil/images/tablo3.jpg http://www.menzil.net/images/topics/tasavvufi.gif (http://www.menzil.net/modules.php?name=News&new_topic=5)Hakiki ve kâmil bir mürşid, iman kurtarma noktasında adeta bir can simidi gibidir. Ancak “taklidinden sakınmak” şarttır. Aksi halde imanı kurtarmak bir yana, tehlikeye bile girebilir. Her meslek ve meşrepte olduğu kadar, bu meslekte de akidesi, niyeti bozuk, menfaatçi, sahte veya eğitimi yetersiz, kemale ermemiş olanlar mevcuttur. Fakat sahte olanları kolay ve çabuk fark edilirler. Yeter ki biraz basiret ve feraset olsun.

Sahte mürşidleri ele veren ipuçları genellikle şunlardır:


Dünya üzerinde öyle mübarek zâtlar var ki, Allah onları insanları karanlıktan aydınlığa çıkarsınlar diye hizmetine almıştır.
Onlar insanlığın irşadı için, kurtuluşu için görevlendirilmiş velilerdir. Allah'tan başkası önünde eğilmezler ve O'nun rızasından başka bir şey de talep etmezler.

Onların gayeleri sadece Alemlerin Rabbi Allah'tır. Sözleri O'nu zikirden ibarettir. Güneş gibidirler. İnsanlar için bir ışık, insanlık için bir aydınlık... Yol'dan, Yolumuz'dan haber verirler, rehberlikleri ile önümüzü aydınlatırlar. Hiç bir karşılık talep etmeden, beklemeden...

O aydınlıktan faydalanabilmek için onları bilmek, tanımak, yaptıkları irşadı anlamak gerek. İrşad nedir, mürşid kimdir bilmek gerek.

Dünya hayatının en şerefli ve en değerli işi, gönülleri Hakk'a uyarıp, duygu ve düşünceleri Allah ile buluşturmaktır. Çünkü şuur sahibi bütün varlıkların yaradılış gayesi Allah'ı tanımak ve O'na ibadet etmektir. (Zariyat, 56)

Bu gayeden uzaklaşıldığı an, hayat manasını yitirmiş, imtihan kaybedilmiş, dünya hayatıyla birlikte ebedi hayat da hüsrana uğramış olur.

Muhtelif ayet ve hadislerde işaret edildiği üzere, Allah'ın zikri bütünüyle yeryüzünden kalktığı zaman dünyanın da varlık sebebi ortadan kalkmış ve kıyamet vacip olmuş olur. Demek ki, dünyayı ayakta tutan şey Allah'ın zikridir. İşte insanın yüzünü Hakk'a çevirmekten ibaret olan irşadın değeri, bu yaradılış gayesinden kaynaklanmaktadır.

Böylesine şerefli bir vazifeyi, Allah en seçkin kulları olan peygamberlerine ve onların vârislerine vermiştir. Şayet irşaddan daha değerli ve şerefli bir iş olsaydı, Cenab-ı Hak peygamberlerine o vazifeyi verirdi.

İrşadın manası ve ehemmiyeti

Kelime olarak irşad: Hak ve hakikate, iyiye, doğruya tercüman olmak, Allah yolunu göstermek manalarına gelmektedir. Tasavvufî manasıyla irşad ise: Allah'ı kullarına, kullarını da Allah'a sevdirmektir. Belirli bir eğitimi ve metodu olan bu irşadı, şu şekillerde de tarif edebiliriz:

* Yaratıcısıyla tanışık olmayan ruhları onunla tanıştırmak, Rabbi'yle tanışık olan ruhları da onunla olan münasebetlerinde derinleştirip yükseltmek.

* Potansiyel olarak insanlık kabiliyetine sahip olan insanı, fiilen insan haline sokmak. Diğer bir tabirle “insan-ı kâmil” yapmak.

* İnsanın şer kabiliyetini hayır kabiliyetine çevirmek suretiyle, şeytan ve onun temsil ettiği kötülükleri bertaraf etmek.

* İnsanı iyiliğe, ibadete, güzel ahlâka, salih amele, istikamete… hasılı Rabbi'nin rızasına yöneltmek suretiyle O'na ulaşmasını sağlamak.

Mürşidin mana ve keyfiyyeti

İrşad eden, doğru yolu gösteren rehber zata mürşid denir. Allah'ın, doksan dokuz güzel isminden biri de “er-Reşîd” dir (bkz. Hûd Suresi, 87). Reşîd, mürşid anlamına gelmektedir. Çünkü asıl olarak hak ve doğru yolu gösteren, sonsuz rahmet sahibi Allahu Tealâ'dır. Nebileri ve rabbanî alimleri vasıtasıyla insan ve cinleri ilâhi kitabının nurlu beyanlarına davet etmektedir. İnanan-inanmayan herkese merhamet buyurup, onları ebedi azaptan kurtaracak mürşidleri aralarından çıkarmaktadır.

Nitekim, her devirde bu vazifeyi hakkıyla yapabilecek mürşidleri yetiştirmek farz-ı kifayedir. Ayet-i kerimede: “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir sınıf bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.” (Âl-i İmran, 104) buyurulmaktadır.

Tasavvufta kemale ermiş, olgunlaşmış, evliyalık mertebelerinin sonuna ulaşmış, kabiliyeti olanları bu yolda yetiştiren rehber zata mürşid-i kâmil denir.

Umumi manada mürşid-i kâmil, kalp ve kafa izdivacına muvaffak olmuş bir mana kahramanı, hakikat davetçisi ve gönüllere Hak esintilerini duyuran bir peygamber vârisidir. Ulaşmak isteyenle ulaşılacak olan arasında bir köprü mesabesinde olan mürşidin en belirgin vasfı, Hakk'a yakınlıktır. Onun fizikî alem kadar metafizik alemlere de gönül gözü açıktır. O, Allah, insan ve kainat münasebetini kavrayan, varlığın esrarına aşina bir arif, dünya- ahiret bilgileriyle donanmış bir bilgedir. Hak yolcusunun kalbine kendi hususi mazhariyetlerini yansıtan bir velîdir. İşte böylelerinin elinde her zaman kömürler elmasa dönüşmüş, taş ve toprak da altın seviyesine yükselmiştir.

Bu vadide, gavs ve kutuplardan düz nasihatçılara kadar birçok irşad ehlinden bahsetmek mümkündür. Fakat ruhlara insan-ı kâmil olma ufkunu açamayanlara mürşid denemez. Denemez; zira bunların kendileri irşada muhtaçtırlar ve mutlaka terbiye edilmelidirler. Bir atasözümüzde, “Kendi muhtâc-ı himmet bir dede, bilmez ki gayra nasıl himmet ede” denilir.

Vaiz-mürşid farkı

Vaaz ve nasihatle meşgul olanlar, ihlâslı olmak kaydıyla, irşad adına kısmen halka faydalı olabilirler. İlim öğretirler, faydalı ve doğru olanı kitaplardan okuyup anlatabilirler. Bazı konularda hayır ve iyiliğe de sevk ederler. Fakat kendisi kemale ermeyen nefs erbabı bir kimsenin, terbiye ile başkalarını kemale erdirmesi mümkün değildir. Muhataplarını nefs ve şeytanın hilelerinden kurtaramazlar. Hakiki Allah sevgisini veremezler. Terbiye etmeye kalktıklarında, kendilerini de muhataplarını da helâk ederler. Nefs ve şeytanın oyuncağı olurlar. Zaten terbiye ettikleri görülmüş bir şey de değildir. Böylelerinin hali, İmam-ı Gazalî Hazretleri'nin buyurduğu gibi, yakasında akrep olan bir kimsenin boynundaki akrebe aldırış etmeyip, eline aldığı bir yelpazeyle başkalarının burnundaki sineği kovalamasına benzemektedir.

Sıradan bir irşad eriyle Hakk'a yakınlık kazanmış velî bir mürşid arasında, en az yerden Arş'a kadar manevi mesafe vardır. Velîlik mertebesine yeni adım atmış mübarek bir zatla, gavs ve kutup gibi zirvelere tırmanmış Allah dostları arasında da belki bir o kadar mesafe daha vardır.

Onun için gavs ve kutup gibi zatlar hem malumdurlar, yani zahirde beşeriyet mertebesindedirler, hem de meçhuldürler ki, sırları gaybü'l-gaybdedir. Hak'dan başka onlara kimse muttali olamamıştır. Kendi evladından ve müridlerinden çok sayıda velî yetiştiren Aziz Mahmud Hüdayî Hazretleri'nin şeyhi Üftade Hazretleri şöyle demiştir: “Beni, ehil, evlad ve etbadan hiç kimse bilememiştir”

İşte bu gibi kutbiyyetini gavsiyyetle derinleştirmiş bir kâmil, mana atmosferine giren herkese ufkunun boyasını çalar, onları Kur'an ve Sünnet malzemesiyle adeta yeniden inşa eder.

Mürşidlerin makamları

Kâmil bir mürşidin velîlik makamına ulaşması mutlaka gereklidir. Aksi halde velî olmayan bir zatın taliplerine manevi u***** açması bir tarafa, onlara zarar bile verebilir. Velâyet ise, fenafillâh (Allah'da fani olma) makamıyla başlar. Bu, bir nevi yeryüzünden mesela Süreyya yıldızına kadar olan basamakları çıkmak gibidir. Velî bu mesafeyi bazen adımlarıyla, bazen de manevi bir vasıtayla çekilerek çıkar. Sonunda her türlü yön, mesafe ve mekândan münezzeh olan Allah'a vasıl olur.

Vuslata eren bir velînin tevhidi ve dolayısıyla da imanı kemale erer. Nefsanî ahlâkından soyunur. Rahmanî ahlâk ile ahlâklanır. Cenab-ı Hakk'ın tecellilerine mahzar olur. Lâkin bu makamda olan bir kimsenin alemi, şu gördüğümüz fizikî alem değildir. Her ne kadar cismi bu alemde olsa da, ruhu Arş-ı A'lâ ve onun üzerindeki manevi alemlerle alâkadardır. Bulunduğu alemin kayıtlarıyla sınırlıdır. O yüzden vecd ve istiğrak halleri galiptir. Çoğu zaman Allahu Tealâ'nın dışındaki her şeye (mâsivaya) şuurları kapalıdır. Avamdan olan halkla onların dünyası apayrıdır. İşte bunun için fenafillâh makamından bekabillâha dönmeyen bir velîye irşad görevi verilmez.

Bekabillâh, vuslat ile kemale erdikten sonra, bir bakıma çıktığı merdivenlerden geri dönüp, fizikî alemdeki insanların seviyesine inmektir. İrşad vazifesini yerine getirebilmek için bu iniş zaruridir. Zira, velî ile talibin arasında -makam bakımından olmasa da- mertebe açısından bir uçurum olmamalıdır.

Bir velî, Allah'a vuslat yolunda çıkarken ne kadar çok yükselirse, halkın seviyesine inişi de o kadar fazla olur. Aynı şekilde, fizikî aleme doğru ne kadar çok inerse makamı o kadar yüksek, irşadı o denli kuvvetli olur. Çünkü inişi fazla olduğundan mahluklara yakınlığı artar. Böylece kendisinden çokça istifade edilir. Nübüvvetten başka velâyet makamının da sultanı olan Hz. Rasul-i Ekrem s.a.v. Efendimiz, çıkışta herkesten yukarı, inişte ise herkesten aşağı indi. Bu yüzden onun irşadı bütün peygamberlerden kuvvetli oldu ve bütün insanların peygamberi oldu.

Şu halde fenafillâh ve bekabillâh makamlarına ulaşan bütün mürşidler, prensipte kâmil bir velî olmakla birlikte, aralarında yerle gök kadar mesafe bulunabilmektedir. Aradaki bu fark hiç şüphesiz irşada da yansımaktadır. Ayrıca kutbiyyet ve gavsiyyet makamlarının sultanları ile bu makamda olmayanların ahiretteki şefaatleri her halde bir olmayacaktır. Hatta ehl-i keşfin beyanına göre, Gavs, duasıyla sûfi olmayanların da imdadına yetişir, onların son nefeste imanla kabre girmelerine vesile olur.

Kâmil mürşidlerin sözleri ölmüş kalpleri diriltmek için devadır. Onlar ashab-ı makâl gibi çuvallarla laf etmezler. Pek az ve inci gibi tane tane konuşurlar. Halleri her şeyi anlatmaya kâfidir. Bakışları manevi kalp hastalıklarının şifasıdır. Taş kesilmiş kalpler, onun sevgisine kavuşmakla yumuşak olur. Hadis-i şerifte buyrulduğu üzere: “Görüldükleri zaman Allah hatırlanır.” Cismanî yüzleriyle Allah'ın kullarıyla meşgul olurken, manevi yüzleriyle Allahu Tealâ'ya bağlıdırlar. Dışları halk, içleri Hak iledir. Hadis-i kutside Cenab-ı Mevlâ, “onların gören gözü, tutan eli, işiten kulağı” olduğunu beyan etmektedir. Kim bilir, belki de Hak Tealâ Hazretleri günde kaç kere kalplerinde tecelli edip, “Kalbin nasıl dostum?” diye sormaktadır.

Dolayısıyla böyle bir kalbe girebilmek kadar büyük bir saadet yoktur. Çünkü o kalbe girmek Hz. Rasulullah'ın kalbine girmek ve Allah'ın rızasına nail olmak manasına gelmektedir. Paha biçilmez değerde bir kristale benzeyen o kalbi kırmak ise, şekavetlerin en büyüğüdür. Çünkü bunun manası da yine hadis-i kutside belirtildiği üzere, Allah ile savaşmaktır.

Bir mürşide halife olmak

Kâmil mürşidlerin en tatlı ideallerinden biri de kendilerinden daha büyük mürşidler yetiştirmektir. Bunun için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayıp, onların terbiyesi ile meşgul olurlar. Nihayet belirli mertebe ve makamlara ulaşan talip, mürşidinden icazet alarak halife olur. Yani mürşidlik yapmaya ehil bir kimse haline gelir. Bir mürşidin çok sayıda halifesi olabileceği gibi, hiç olmayabilir de.

Genel olarak iki türlü hilâfet şekli vardır. Birincisi işaretle verilen halifelik, ikincisi de zaruretle verilen halifeliktir. İşaretle halifelik, silsiledeki meşayih-ı kiramın mana alemindeki ittifakı ve işaretleriyle verilir. Tabii bu silsilenin başı Hz. Peygamber s.a.v.'dir. Cenab -ı Hak kimi seçtiyse, mürşid ona hilafet verir. Makbul ve üstün olan hilâfet şekli budur. Mürid, bu çeşit hilâfeti geri çeviremez. Kâmil (yetişmiş) ve mükemmil (yetiştirebilen) mürşidlerin halifeleri ekseriyetle böyledir. İstisnaları azdır.

Zaruri halifelik ise, bir ihtiyaç veya maslahata binaen, müridin makamı kemale ermediği halde sadece mürşidin izniyle verilen halifeliktir. Bu tip halifelerin mürşidi hayatta olduğu müddetçe insanlar ondan fayda görür. Eğer kemale ermeden mürşidi vefat ederse, onun işi tehlikeli ve zordur.

Yukarıda anlatılanların dışında, bir de müridler tarafından halife ilan edilen şahıslar vardır ki, bunların gerçekte mürşidlikle bir alakaları yoktur. Umumiyetle herhangi bir halife bırakmayan mürşide bağlı müridler bunu yaparlar. Belki seçtikleri zat çok iyi, muhterem ve hatta velî bir zat olabilir. Ama yukarıda anlatıldığı gibi, mürşidlik başka bir şeydir. Kâmil mürşid tarafından izin verilmedikçe irşadları muteber değildir. Hz. Peygamber s.a.v.'e kadar uzayan bir icazet silsilesinden de mahrumdurlar. Bu gibi zatlar cemaatin önünde hayırlı hizmetler yapan bir ağabey fonksiyonundan öte geçemez. Hakiki terbiye veremez. Başkalarına halifelik izni veremez. Verse de geçerli olmaz. Fenâ ve bekâ mertebelerine ulaşamadığı için, kendilerine rabıta yapılmasına izin veremez, daha doğrusu vermemelidir. Çünkü böyle bir rabıtanın faydası yoktur.

Ders vermek üzere kendilerine vekâlet verilen şahıslara ise vekil denilir. Bazı tasavvufî kollarda bunlara halife diyenler de vardır. Fakat söz konusu zatların mürşidlikle bir alakaları yoktur. Mürşidleri vefat eder ya da vekâletten azlederse, bunların vazifeleri sona erer.

Mürşidlik babadan oğula geçer mi?

Mürşidlik kesinlikle babadan oğula, kardeşten kardeşe, kan bağıyla veya irsiyetle geçen bir vazife değildir. Mürşidlik, ancak amel edip matlup olan mertebelere ulaşan ve ilmi olan salike Allah'ın ihsan ettiği bir görevdir. Bu saadete nail olan, mürşidin oğlu da olabilir, yabancı birisi de...

Fenafillâhtan bekabillâh makamına kim döndü ise, Allah'ın izniyle ona vazife verilir. Dönmeyene irşad izni verilse de, böylelerinin mürşidi hayatta değilse irşad vazifesi yapmamaları daha uygundur.

Kâmil mürşidlerin dikkatle üzerinde durdukları konulardan biri de, bu makamın layık olana verilmesidir. Üftade Hazretleri'nin buyurduğu gibi, yakın çevrede kâmil mürşidlik makamına elverişli hiç kimse kalmasa, dünyanın öbür ucundan layık olan getirilip o makama oturtulur. Tarih boyunca bu hassasiyete sahip olmayanlar kısa zamanda dağılıp gitmişlerdir. Nitekim dergâhların çöküşünü hazırlayan önemli sebeplerden birisi de budur. Geçmişte bazı tasavvufî kollarda, yetişmiş erkek evladı bulunmadığı için beşikteki şehzadeye hilâfet verenler çıkmıştır. Fakat “beşik şeyhliği” diye bir kavramın tarihe geçmesine sebep olan bu kollar, çok sürmeden yok olup gitmiş, isimleri bile unutulmuştur.

Elbette ki gavslık, mücedditlik gibi manevi zirvelerde dolaşan, çevresine feyz, nisbet ve nur saçan büyük imamların ailelerinden büyük zatların çıkmasından daha tabii bir şey yoktur. Hatta bunlardan bazılarının kıyamete kadar devam etmesi beklenir. Mesela mana gözüyle istikbale bakan Gavs-ı Kasravî Hazretleri'nin, kendi aile ocağından yedi tane gavsın çıkacağını müjdelediği rivayet edilir.

Bir mürşidin evlatlarının hepsi birden nazarını Hakk'ın rızasına diker ve bu gaye uğrunda ihlâsla amel ederse, Allahu Tealâ onların sa'y u gayretlerini boşa çıkarmaz. Cenab-ı Hak hem sonsuz merhamet sahibi, hem de âdil-i mutlaktır. Ayet-i kerimede buyurulduğu gibi, kim zerre kadar hayır işlerse onun karşılığını, kim de zerre kadar şer işlerse onun karşılığını görür (Zilzal, 7-8). Şah Abdülkadir Geylânî Hazretleri'nin amelini işleyen, onun makamına ulaşır.

Çoğu kere demircinin oğlu demirci, çiftçinin oğlu çiftçi olduğu gibi, peygamberlerin oğul ve kardeşlerinden peygamber, mürşidin yakınlarından da mürşid çıkmıştır. İbrahim a.s.'ın oğlu İsmail a.s.; Yakup a.s.'ın oğlu Yusuf a.s.; Musa a.s.'ın kardeşi Harun a.s. bunun en güzel örneğidir. Aynı şekilde mürşidlik görevi İmam-ı Rabbanî Hazretleri'nden oğlu Muhammed Masum Hazretlerine, ondan da oğlu Şeyh Seyfüddin Hazretleri'ne intikal etmiş, sonraki silsilede de bunun birçok örnekleri görülmüştür.

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sahte veya yetersiz mürşidler

Hakiki ve kâmil bir mürşid, iman kurtarma noktasında adeta bir can simidi gibidir. Ancak “taklidinden sakınmak” şarttır. Aksi halde imanı kurtarmak bir yana, tehlikeye bile girebilir. Her meslek ve meşrepte olduğu kadar, bu meslekte de akidesi, niyeti bozuk, menfaatçi, sahte veya eğitimi yetersiz, kemale ermemiş olanlar mevcuttur. Fakat sahte olanları kolay ve çabuk fark edilirler. Yeter ki biraz basiret ve feraset olsun.

Sahte mürşidleri ele veren ipuçları genellikle şunlardır:

* Allah'ın emirlerine ve Hz. Rasulullah'ın sünnetine doğru dürüst uymamak. Dinî, şer'î konularda zaaflar göstermek.

* Kur'an ve hadis-i şeriflere ulemanın verdiği manaların dışında yanlış manalar vermek, olmayacak biçimde yorumlamak.

* Kadınlarla karışık bir vaziyette oturup sohbet etmek, onlara el öptürmek veya mahremsiz teke tek görüşmek.

* Sohbet ve toplantılarında rüyaya geniş yer vermek.

* Haksız yere milletin malını yemek, girdiği menfaat ilişkilerinde muhatabına zarar vermek veya aldatmak.

* Sun'î zorlamalarla bir kısım keramet gösterilerinde bulunmak. (Bu tipler bazen istidraç yoluyla insanın kalbinden geçenleri de söyleyebilirler.)

* Kendisinden başka önüne gelen herkese, hatta dindarlık ve salâhiyetiyle tanınan şahıslara bile, kâfir, münafık damgasını vurmak.

* Şeytanın vehim ve vesvesesiyle bir takım hezeyanlarda bulunmak, kendisine vahiy geldiğini vs... söylemek.

* İnsanın gönlüne huzur verecek, Allah'ı hatırlatacak nuranî bir simadan mahrum bulunmak.

Yolu bitirmemiş nakıs mürşide teslim olmak da İmam-ı Rabbanî Hazretleri'nin ifadesiyle öldürücü bir zehirdir. Bir hasta, mütehassıs olmayan, diploması bulunmayan bir hekimin ilacını içerse iyi olmak şöyle dursun, hastalığı artar. İyileşme kabiliyeti de bozulur. O ilaç önce ağrıları durdurabilir. Sinirleri bozduğu, zarar verdiği için ağrı duyulmaz. Fakat bu hal iyilik değil, kötülüktür. Bu hasta hakiki bir hekime giderse, hekim önce o ilacın zararlarını gidermeğe uğraşır. Ondan sonra hastalığı tedaviye başlar.

Her mürşide el verme ki yolunu sarpa uğratır
Mürşidi kâmil olanın gayet yolu âsân imiş....MENZİL.NET.

cihad eri
09-04-2008, 15:46
sevgili kardeşlerim ilkin şunu söylemem gerekki, bizim dünyaki amacımız Allah'a tam manasıyla ibadet edip, cenneti kazanmak. şunu bir kere bırakalım bu sofiymiş, bunurcuymuş, bu süleymancıymış, bu mahnut efendiciymiş bu radikal camiadanmış. bu ifadeler çok yanlış. bizim amacımız cenneti kazanmak değilmi. hepimiz cenneti kazanmak için Allah'a yönelmiyormuyuz, amacımız başka birşey mi haşa. Müslümana düşen kardeşlik bilincini unutmamak sofi de benim kardeşim nurcu da mahmut efendi hz. talebeleri de süleyman cıda radikaller de. bunların hepsi Allah'ın dinini yeryüzünde hakim kılınması yolun da kimi canıyla kimi malıyla kimi imani konularla kimi yaşam tarzı olrak kimi de manevi açıdan yaklaşarak islamı en yüksek zirveye nasıl taşırız diye çalışma yapan kimseler. site ye baktımda kendimden utandım. herkes bir birini çekiştiriyor. müslümana yakışır mı bu senin çekiştirdiğin kardeşin. Allah'a ne hesap veririz sonra. Allah Rasulü buyurmuyor mu; İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de tam manasıyla iman etmiş olmazsınız. selamün aleyküm rasül

semader
15-04-2008, 11:20
Vahabilik denen sapık zihniyet hamd olsun ki reddiyelerle herzaman kurutulmuştır...piyasada çok varlar kafanızı bulandırmasınlar ztn hemen belli ederler o gavur bu gavur derlerse anlayın vahabi..sapıklığı

daha birçok belirtileri var............. ALLAH C.C izniyle inşaALLAH araştırıp öğrenelim..

cihad eri
16-04-2008, 20:05
kardeşim vahhabilerde herkese kafir demezler. eğer söyledikleri şey islam diniyle özdeşleşmiyorsa ve Kur'an ve sünnet ışığında yolumuzu aydınlatmıyorsa onlara söylenecek söz de bellidir.

OsmanGazi
16-04-2008, 21:03
dinler arasinda diyolog dan bahsediliyo.biz daha kendi aramizda uzlaşamiyoz.tarikatlarin geneli hakkinda tabi bişey diyemem ama, ben bir tane değil bir çok tarik ate gittim yıllarca.ve çok yanlişliklar gördüm.şeyh e hocaya öyle burda cendel in sorduğu gibi soramassin .şeyh e gerek kalmaz zaten müritler aninda seni aforozlar.allah cc bir lütfu ikrami olduğunda.her zamn şeyhin sayesinde onun himmeti ile onun bereketi ile gibi insani tehlikeye götüren sözler çok soylenir.ben alimler e saygi duyalim onlari sevelim sohbetlerinde bulunalim onlar olmazsa olmazlardandir.ama onlari yüceltmeyelim onlara olduğundan fazla yuklemeyelim .bu ayni zamnda muritlerin vebali.ve ben uzun sure gittiğim tarikatten ayrildiktan sonra beni yoldan çikmiş olarak goruyorlardi benim gibi tabi bir suru kişiyi.aslinda ne onlar aleyhinde konuşur,nede namazimi biraaktim nede bir harama meğil verdim .ama o şeyh i biraktiğim için oyle oldu.yani sorunlari görelim duzeltelim.ölmeden.

cihad eri
27-04-2008, 21:32
Kardeş Bizim Mürşidimiz Ve Herşeyimiz Allah Ve Raulüdür.

cypermethrin
28-04-2008, 02:38
Mürşit yada Veli Allah dostu anlamında olduğuna göre, kendi dostu­nun kim olduğunu en iyi bilen Allah Teâlâ'dır.

"İyi bilin ki Allah’ın velilerine korku yoktur. Onlar üzülecek de değiller­dir. Bunlar inanmış olan ve takva ehli bulunan kimselerdir.”(Yunus 10/62-63)

Demek ki, inanıp takva ehli olanlar Allah’ın ve­lisidir.

Takva ehli olanların kimler ol­duğu da Bakara suresinin baş tara­fında bildirilmiştir.

“Onlar gayba inanan, namaz kılan, kendi­le­rine verilen rı­zıktan yerli yerince harcayan, Hz. Muhammed'e ve on­dan önceki elçilere indirilen­e inanan, ahireti kesinkes kabul eden kimse­ler­dir.” (Bakara 2/2-4)

Her müslüman kolayca bu tanıma girer. Kuranda veli tanımı budur...

hirahos
28-04-2008, 11:20
"Allah'ın velilerine korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklar.. Dünyada ahirette onlara müjde vardır.. "

Yukarıdaki yazılarda "Velilerin" bütün Müslümanlar olduğu iddia edilmiş.. Tamam bir anlamda doğru..

Ancak... Ayet-i Kerimeyi de yazdık.. Şimdi dünyada "korkusu" olan bir kimse veli değildir.. Ayet ile sabit..

Ancağı şu: Yukardaki tanıma bakarsanız dünyada "korkusu" olan bir kimse veli değilse Müslüman da değildir? Öyle mi?

Okuyun efendiler.. Bolca okuyun.. Bilmeyenler bilenlere danışsın.. Sorsun soruştursun.. İlmin yarısı sormaktır.. Edebin yarısı bilmediğini itiraf edebilmektir.. Tefsirleri gözden geçirin.. Hadislere bakın.. Alimleri okuyun.. Eskilerin eserlerini edinip başucunuza koyun..

Yaygın tabiriyle bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya kalkışmayın..

Meryem
28-04-2008, 12:07
“Onlar gayba inanan, namaz kılan, kendi*le*rine verilen rı*zıktan yerli yerince harcayan, Hz. Muhammed'e ve on*dan önceki elçilere indirilen*e inanan, ahireti kesinkes kabul eden kimse*ler*dir.”

Bu ayeti kerimeyle müslümanların hepsinin veli olduğu sonucu nasıl çıkarılabilir yâ Rabbî? Bu tasvire uyan milyonlarca müslüman var. Niye hiç birisi Şah-ı Nakşibend, İmam-ı Rabbani, İmam-ı Gazali, Abdulkadir-i Geylani, Ali Haydar Ahıskavi, Ramazanoğlu Sami Efendi, Seyda hazretleri vb. binlerce evliya meşayıh gibi değil o halde?

E bir cevap verin hele...

cypermethrin
28-04-2008, 22:38
Abdülkadiri Geylani, İmam-ı Rabbani, İmam-ı Gazali gibi zaatlar Ayetlerden yola çıkarak birer velidir. ayrıca birer öğretmen birer hoca olarak görülebilir. Veli tanımı haaşa benim iddiam değil. bunlar Allahın ayetleri. Allahın ayetlerini inkar ediyorsanız buda sizin seçiminiz.

Meryem
29-04-2008, 07:50
Tabi ki Allah'ın ayetlerini inkar etmiyorum, sen ne diyorsun? Sadece orda anlatılan şeyle senin anladığın şey aynı değil, onu söylüyorum... :)

cypermethrin
29-04-2008, 14:05
:) hazne kardeşim insanoğlu hata yapmaya elverişlidir, sonuçta imtihan dünyası önemli olan doğruyu aramak, yanlışı düzeltmek, doğruyu doğru kaynakta aramak. ben gerçekten yanlış anlamış olabilirim, sizde yanlış anlamış olabilirsiniz. siz neler anladınız ve anladığınızı destekleyen ayetler nelerdir. konuşalım ki bizim bi yanlışımız hatamız varsa düzeltelim forumunda amacı bu değilmidir zaten.

Ayet diyor ki Benim velilerim Takva ehli olanlardır. ve diğer ayetde takva ehlinin kimler olduğunu açıklıyor, gayba inanan, namaz kılan, kendi­le­rine verilen rı­zıktan yerli yerince harcayan, Hz. Muhammed'e ve on­dan önceki elçilere indirilen­e inanan, ahireti kesinkes kabul eden kimse­ler­dir bu tanıma uyan her müslüman Allahın velisidir diyorum ben.

Meryem
29-04-2008, 14:45
Gardaş, ayet ve hadislerle desteklenmiş kütüphanelerce eser varken, forum sitelerinde binlerce kez tartışılmış bir meseleyi oturup tekrar mı konuşacağız?

:)

Şu güzelim konu kilitlensin istemiyorum...

cypermethrin
29-04-2008, 14:49
peki siz bilirsiniz. şahsi görüşüm Asıl görevi kendisine vahyedilenleri bildirmek olan Peygamber efendimiz Kur-an' a aykırı bir söz söylemez.

grozny
29-04-2008, 15:46
"İyi bilin ki Allah’ın velilerine korku yoktur. Onlar üzülecek de değiller­dir. Bunlar inanmış olan ve takva ehli bulunan kimselerdir.”(Yunus 10/62-63)

Bu ayet yanlış anlaşılıyor çünkü Allahın velisi olmaz.Veli koruyucu dost hami demektir.Kim Allahı koruyacak,Onu himaye edecek?

Bir sıfat ,fiil Allah izafe edilince anlamı değişir.Allahın velileri şeklinde tercüme yanlıştır.Velisi Allah olanlar şeklinde olmalıdır.

Örneğin Allahın isimlerinden biri de :el-MÜ'MİN dir.
Mümin inanan güvenen demektir.Haşa Allah kime inanacak kime güvenecek?Böyle bir şey olur mu?
Mümin kelimesi Allaha izafe edilince anlamı değişir.


Kendine sığınanlara aman verip onları koruyan, rahatlandıran,güvenliğe kavuşturan vs...anlamına gelir.

Bunu defalarca yazdım ama....:)
Bir daha yazayım belki kaale alan olur ,yanlışsa belki düzelten olur.

cypermethrin
29-04-2008, 15:51
Doğrudur kim Allahı koruyup onu himaye edebilir fakat velinin 2 anlamı var biri dost diğeri koruyucu olan. Ayette bahsedilen veli koruyucu anlamını taşıyan veli değil dost olan veli zaten :D böyle olunca yanlış ortadan kalkıyor sanırım :)

grozny
29-04-2008, 15:58
Kelimenin anlamı koruyucu dost hami yani çocuğun velisi anlamındadır.Şüphesiz kimse o anlamda kullanmıyor fakat tercüme şeklinin yanlış olduğu kanaatideyim.

cypermethrin
29-04-2008, 16:02
"İyi bilin ki Allah’ın dostlarına korku yoktur. Onlar üzülecek de değiller­dir. Bunlar inanmış olan ve takva ehli bulunan kimselerdir.”(Yunus 10/62-63)

peki şimdi?

hirahos
29-04-2008, 17:34
Sevgili cypermethrin,

Bu Ayet-i Kerimenin tefsirlerine bakarsanız, bu Ayet-i kerime nüzul olduktan sonra Ashab Peygamber Efendimize soruyorlar:

"Ya Resulallah, Allah'ın Velileri kimlerdir?"

Resulullah Efendimizin verdiği cevaptan:

"Onlar öyle kimselerdir ki Peygamber değildirler, Şehid de değildirler; fakat yüzleri nurlu, nurdan tahtlar üzerinde oturacaklar ve Paygamberler ve şehidler onlara gıbta ile bakacak.."

Bu konuyu ayrıntılı bir biçimde burada ele almıştık:

http://www.ihvanforum.org/showthread.php?t=15927

Özellikle ilk 7 mesajına bakınız.. Ama lütfen bakınız..

Görüldüğü gibi, ilgili Ayetin muteber tefsirleri Velilerin diğer Müslümanlardan seçkin, özel bir sınıf olduğunu gösteriyor..

"Allah dilediğini seçer ve yükseltir"

Bu da Ayet-i Kerimedir..

Biz Ayetlere inandık elhamdulillah.. Zaten Ayetin Hadisin Müslümanıyız..

Bundan sonra, şöyle bir itiraz kapısını zorlayabilir nefsimiz:

"E, Veli denilenlerin veli olduğu nereden belli"..

Evet, sahteleri var doğrudur.. İmtihan dünyası.. Ama hakiki Veliler bir takım özelliklerinden bellidir efendim.. Hiç merak etmeyiniz.. Nefsimize o kapıyı açmanın gereği yoktur.. Buyrun buradan takip edebilirsiniz:

http://www.ihvanforum.org/showthread.php?t=11234

Burada bildirilen özellikleri olan birine rastlarsanız, tutun elinden bırakmayınız.. İsterse akrabanız olsun, isterse kıyıda köşede pejmürde horlanan biri..

fakiri
29-04-2008, 17:42
alıntı : grozny
Bu ayet yanlış anlaşılıyor çünkü Allahın velisi olmaz.Veli koruyucu dost hami demektir.Kim Allahı koruyacak,Onu himaye edecek?

grozny,
Bu konu sana kaç kez etraflıca izah edildi ben sayısını unuttum. Sen ise, takılı kalmış plak gibi aynı şeyleri söylemeye devam ediyorsun.
Herhalde "Bir adama 40 gün deli denilse, deli olduğuna o da inanır!" felsefesini ve düşüncesini bizim üzerimizde uygulamaya çalışıyorsun.
Ama unuttuğun bir şey var. Başkasına 40 gün deli diyen insanın akıllı olduğunu da kimse iddia edemez.

cypermethrin
29-04-2008, 21:04
Sevgili hirahos kardeşim ilgin için tşkler gösterdiğin linkleri mutlaka okuyacağım. Şimdilik okumadan söylüyorum ama Kur-an'da velinin tanımı yapıldığı için Peygamber efendimizin farklı bir tanım yapacağını düşünemiyorum açıkçası özellikle bu konunun baş tarafında tartışılan menzil şeyhinin Peygamber efendimizle manevi alemde görüşmesi Aklım dahi almıyor... işin bu tarafı çok tartışılır. :) verilen linkleri okuduktan sonra sohbete burdan devam ederiz inş.

YAĞMURDAMLASI
02-05-2008, 19:15
Boş Tartişmalara Girip Değerli Zamaninizi Harcamayin Allah(c.c.) Rizasi Için Kardeşlerim

cypermethrin
14-05-2008, 01:29
Boş Tartişmalara Girip Değerli Zamaninizi Harcamayin Allah(c.c.) Rizasi Için Kardeşlerim

Kim tartışıyo :O

_genc_yavuz_
19-05-2008, 17:11
BECİRMAN kardeşim güzel bişeler yazmışın anlatmaya çalışmışın ancak sen burda direk abdülbaki hz. ni gavs olarak nitelendiremez gösteremezsin senin benim gibi insanlar kimin gavs kimin kutup olduğunu bilemez.Sen abdülbaki hz. gavs olarak gösterirsen istandbuldaki cemaatlerde mahmut efendiyi gösterir bir başka tarikatda osman nuri topbaş hz. ni gösterir vesaire vesaire...... Ama şu varki devrin en büyük evliyasını yani kim olduğunu anlamanın bi yolu varki oda şudur ;kendi ve müridlerinin sünneti seniyeyi uygulamada gösterdikleri özen ve ilgide belli olur... bunu da türkiyede ve dünyada sadece bi cemaatte dikkat çeker ve gözüküyor.. ben bağlı değilim hiçbiyere şimdi beni kendi bağlı olduğu yeri övüyor felan sanma ....selam ve dua ile

furkankole
19-05-2008, 20:52
slm.hakki destekleyen amerika ve benzerlerinin destekcisi olmayan,,, 4000 suneti seniyeden herhankibirinini terketmeyen ogrencileri islami ilimleri ogrenip yasayan ,,hekeze canim feda....

muazbin_cebel
01-06-2008, 12:12
Gavs=Evliyanın başı kainatın manevi idaresi elinde olan ariflerin en ilerisi peygamber efendimizin veraset makamında olana denir...
Mecmai amalil müslimiyne kutb-il faiziyne sikkat-ul müttakiyn vesiletil mütevekiliyn sahibi sehaveti vel kerameti lil müslimiyne kesirül muhabbeti lil müteveasiin sahibi şeriati ve tarikatı Nakşibendiyeti. Mevlayi ve şeyhi ve seyyidi ve senedi ve menbihi temessukihi ve aleyhi itimadi ve bihi iftihari ve minhu istimdadi kurret-ul ayni mevlana şeyhinel kamili'l mükemmil Bilvanisi Mevlana Hazreti Eşşeyh Gavs- Sani Seyyid Abdülbaki El Hüseyni (K.S.A)



Cezbe sahiplerinin sultanı Hakka ulaşanların nuru alemlerin kutbu Ferdi Ahmed-i mesleğini neşredici Hz. Muhammed'(sav)in serecesinin bir dalı tarikatı nakşibendiyenin piri hakikatlara susamışlara Bahaeddin Nakşibendinin. havuzundan su dağıtan güzel ahlak sahibi din bayrağını diken geçmiş büyüklerin ve ona tabi olanların eserlerini canlandıran yakin ve onlara himmet kaynağı kendisini tasdik edenlere saadet rehberi olan efendimiz şeyhi kamil ve mükemmil bilvanisli Şeyh Seyyid Abdülhakim El Hüseyni'nin (ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)TAKVA VAR İSE FETVAYA GEREK YOKTUR.

Gavs-ı Sani (k.s)
:flowers:

muazbin_cebel
01-06-2008, 12:19
Gavs=Evliyanın başı kainatın manevi idaresi elinde olan ariflerin en ilerisi peygamber efendimizin veraset makamında olana denir...
Mecmai amalil müslimiyne kutb-il faiziyne sikkat-ul müttakiyn vesiletil mütevekiliyn sahibi sehaveti vel kerameti lil müslimiyne kesirül muhabbeti lil müteveasiin sahibi şeriati ve tarikatı Nakşibendiyeti. Mevlayi ve şeyhi ve seyyidi ve senedi ve menbihi temessukihi ve aleyhi itimadi ve bihi iftihari ve minhu istimdadi kurret-ul ayni mevlana şeyhinel kamili'l mükemmil Bilvanisi Mevlana Hazreti Eşşeyh Gavs- Sani Seyyid Abdülbaki El Hüseyni (K.S.A)



Cezbe sahiplerinin sultanı Hakka ulaşanların nuru alemlerin kutbu Ferdi Ahmed-i mesleğini neşredici Hz. Muhammed'(sav)in serecesinin bir dalı tarikatı nakşibendiyenin piri hakikatlara susamışlara Bahaeddin Nakşibendinin. havuzundan su dağıtan güzel ahlak sahibi din bayrağını diken geçmiş büyüklerin ve ona tabi olanların eserlerini canlandıran yakin ve onlara himmet kaynağı kendisini tasdik edenlere saadet rehberi olan efendimiz şeyhi kamil ve mükemmil bilvanisli Şeyh Seyyid Abdülhakim El Hüseyni'nin (ALLAH (c.c.) sırrını yüceltsin ruhuna vasıl eyle)TAKVA VAR İSE FETVAYA GEREK YOKTUR.

Gavs-ı Sani (k.s)

muazbin_cebel
01-06-2008, 14:19
Bir Sevdadir Menzil...
Hizmet Nimettir....
Gavsi Sani Hz.ler....

sofi_kurban
03-06-2008, 06:46
Allah razı olsun bizleri aydınlattığın için..
Öyle büyük bir kişidirki çiçekler içinde açan bir melektir.
isyan edenleri hakka çevirir bir bakışda ona muhabbet verir güzel nuru yıkar günahları kirleri onu buralarda anlatmak mümkün deildir gidip gözümüzle görmeliyiz Kendilerini Onu Görmeyenler bunu anlamaz Aşka düşen gönül bizi anlar cümle alim gelse genede onu anlatamaz...

muazbin_cebel
03-06-2008, 19:08
şeyh uçarmı uçmazmı onu Allah bilir ama Allah dostlarına dil uzatanın halide nicedir Allahu teala buyuruyorki kim benim salih kuluma harb açarsa bende ona harb açarım yine hadisi şerifte pey.efen. buyuruyorki Benim evliyalarım beniisrailoğullarının peygamberleri gibidir...vesselam..

fatma seven
03-06-2008, 20:09
bütün sofi kardeşlerime selamlar...

muazbin_cebel
04-06-2008, 18:53
Unutmamalıdır ki, ârif ve âşık gönüllü Hak dostlarının dünyadaki huzurlu hayatı, kabir âlemlerinde de aynı huzur ikliminde devam etmektedir. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- kabir âleminin, onlar için bir cennet bahçesi hâlinde olduğunu müjdelemektedir...

Meryem
09-06-2008, 20:15
Güncelleme...

La_Tahzen
19-08-2009, 09:26
Selamunaleyküm kardeşlerim...Menzile gidip gavsımı gören duasını alıp müridi olan sofi kardeşlerime selam olsun... Ve ona dil uzatan nasipsizleride Allahım ıslah etsin onlarla tartışmaya gerek yok.onlar konuşup dursunlar paylaşım için teşekkürler vesselam

Red Baron
13-09-2009, 03:58
AİLESİ VE YAŞADIGI YERLER

Bağlıları arasında Seyda hazretleri namıyla bilinen Eşşeyh Esseyyid Muhammed Raşid Erol (k.s.) hazretleri 23.3.1930 tarihinde
Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Siyanüs köyünde dünyayı şereflendirmişlerdir. Babası Gavsi Bilvanisi Seyyid Abdulhakim Hüseyni (k.s.) hazretleri olup Nakşibendi büyüklerindendir.
Dedeleri Seyyid Muhammed Şeyh Muhammed Diya-uddin (k.s.) hazretlerinin halifelerindendir. Baba ve dedeleri ilim ve tarikat ehli olan Seyda hazretleri Evladı Resul olup Bilvanis seyyidlerindendir. Hz. Hüseyin (r.a.) soyundan geldiği için de "El-Hüseyni" denilmektedir. Seyyidlik şeceresi şu şekildedir:

1 -Seyyid Muhammed Raşid d-Hüseyni
2 -Seyyid Abdülhakim el-Hüseyni
3 -Seyyid Muhammed
4 - Seyyid Ma ruf
5 -Seyyid Tahir
6 -Şeyh Seyyid Kal
7 - Seyyid Hace Ebu Tâhir
8 -Seyyid Said Ebu l-Hayr
9 -Seyyid Ali
10- Seyyid Halil
11- Seyyid Hasan
12 -Seyyid Mahmud
13-Seyyid Ali
14- Seyyid Taceddin
15-Seyyid Kasım
16-Seyyid İdris
17- Seyyid Ca'fer
18-Seyyid Kasım
19-Seyyid Kemaleddin
20-Seyyid Ebu Firas
21-Seyyid Fellâh
22 - Seyyid Muhammed
23- Seyyid Taceddin
24-Seyyid Ebu Firas
25-Seyyid Maceddin
26-Seyyid Muhammed el-Mağfur Ebu Firas
2 7- Seyyid Şerafeddin
28-Seyyid imam Ali
29-Seyyid İmam Hüseyni (r.a.)



Post nedense hep babadan oğula geçmiş gibi görünüyor.
Yanılıyormuyum?

Nur-uL Envâr
24-01-2010, 21:08
Post Değilde;Emanet olsa gerek...

Babadan Oğula değil;Emanet kime veriliyorsa,kim istidatlıysa...

Sırlarının Kudsiyetini Arttırsın Allah;Şefaatlerine Kavuştursun Daimi Gayret ilen..

Selametle inşaAllah...

ammar69
27-01-2010, 18:25
artık mubarek resimlerim yayınlansın demiş gurbanlar

fakiri
27-01-2010, 18:31
artık mubarek resimlerim yayınlansın demiş gurbanlar


Haydaaaaaa! Dün yasak olan şey, bugün serbest ! :confused1::blink:

ammar69
27-01-2010, 19:23
bilmiyorum bende dün vakıftan bi abi dedi

bumerang9
24-07-2010, 05:58
Post nedense hep babadan oğula geçmiş gibi görünüyor.
Yanılıyormuyum?
Eeeee gayet doğal babadan oğula geçmesi çünkü o seyyidlik şeceresi(yani soy ağacı).Yorum yazıyosunuz bari ilk önce yorumlayacağınız yazıyı okuyun.....Bir yazıyı dahi okumaktan veya anlamaktan acizseniz yorum yazmayın..... Bu yol babadan oğula geçmez. Menzil silsilesinde sadece İmam-rabbani hz.(k.s) ve Abdülhakim el Hüseyni hz. (k.s) da tahakkuk etmiştir.

cemaliii
31-07-2012, 21:31
Bu yol babadan oğula geçmez.

babadan oğula geçmez diyorsun,ama abiden kardeşe geçiyor? bu nasıl oluyor?

agbi
31-12-2012, 23:47
ALLAH cc un sevdiği kullarından biridir bana göre Çok Alkol alan arkadaşı MENZİL e götürmek nasip oldu O ÇORBA.

mustafaceylan
26-04-2013, 12:16
Muhammed Raşid Erol sohbetlerinde tevbe üzerinde sık sık durmuş, günahtan sakınmayı telkin etmiş, günahın en önemli sebeplerden biri olarak da kibiri göstermiştir. Bu konuda söylediklerinden bazıları şöyledir:Ey cemaat! Bakınız, İslamda tevbe vardır. Kul, veli de olsa kusursuz olmaz. Yalnız, tevbe, kalben olmalıdır. Bir kimse halis bir şekilde tevbe etse, Cenab-ı Hak, o kimsenin geçmiş günahlarını siler. Tevbe, halis olduğu zaman, insan, istikametini düzeltir, yönünü Allaha çevirir, hali güzelleşir, yeni bir hayat yaşamaya başlar, bu yeni hayatını Allah rızası istikametinde devam ettirir ise, bu hal, kulun tevbesinin kabulüne işarettir.Ey cemaat! Siz küçük günahları hafife almayın. Çünkü küçük günahlar, büyük günahlara sebep olmaktadır.Sakın kibir üzre olmayın! Cenab-ı Hak, secde etmesini ve bu suretle Hz. Ademin üstünlüğünü kabul etmesini emrettiği halde, şeytan kibrinden dolayı secde etmedi. Malumunuzdur ki, şeytan ibadet ve itaat ehli olmasına rağmen, itirazı neticesinde ilahi huzurdan kovuldu.Her türlü günah, nefisten ve kibirden çıkar. İnsan, ne zaman fakrını ve acizliğini idrak ederse, o zaman nefsin kibir ve azameti kalmaz. İşte o durumda kişi, kamil bir mümin sıfatıyla hayatını devam ettirir.Mürşidler, kuvvetli imanlarından ve İlahi tasarruflarından dolayı talebelerinin kalblerini dünya sevgisi ve malayani (boş) şeylerden temizleyip Allaha bağlarlar. Bu da tevbe-i nasuh (kesin tevbe)ile meydana gelir. Tevbe-i nasuh, insanın sıfatını değiştirir. Sıfatın değişmesi demek, haram fiilleri, çirkin sıfatları terk ederek, İslamın meşru dairesine girmek, yani sırat-ı müstakim üzere yaşamaktır.Muhammed Raşid Erol tevbe etmenin insanı değiştirdiğini, Allaha yakınlaştırdığını söylerken, ölümü düşünmeyi teşvik etmiş ve şöyle belirtmiştir:
İnsana en çok fayda veren şey, ölüm rabıtasıdır; yani ölümü ve sonrasını düşünmektir. Ölüm rabıtası, tul-i emeli (geleceğe dair uzun emelleri) yıkar, ihlas ve yakını doğurur.Muhammed Raşid Erol, Müslümanların işlerinin yalnızca İslam ahlakını anlatmak olduğunu bir konuşmalarında şöyle belirtmiştir:
Biz siyaset yapmayız. Biz hiç kimseye, şu partiye oy verin, bu partiye verme veya verin demeyiz. Biz Allah yolunda hizmet ediyoruz. Bizim işimiz insanlara İslamı ve insanlığı anlatmaktır. Gelen insanlar arasında her partiden insanlar var. Bizim işimiz o değil, o siyasetçilerin işi. Ayrıca ilim öğrenmeye çok büyük önem vermiştir. Bir konuşmasında öğrencilerini ilim öğrenmeye şöyle teşvik etmiştir: Ey Allahın kulları; Bir talebe yetiştirmek, bin kişiyi sofi yapmaktan efdaldir. Hele o talebe vârisül-enbiya (enbiya varisi)olursa! Siz dininizi beldenizde bulunan en büyük, en muttaki alimlerden öğreniniz. Herkesden fetva sormayın. Çünkü memlekette fetva verecek kimse çok azdır. İlimle meşgul olan kimse, dünyada en güzel iş ile meşgul oluyor. İlim olmadığı zaman cehalet olur.Cahilin abidi de, sofisi de hüsrandadır. Osmanlıya bakınız: Ne idi ne oldu? edep ve nûrû sunmaya devam etmektedir.

talib
26-04-2013, 12:20
GAVSI KASREVI K.S KUTLU EMANETİ DR AHMED ÇAGIL AGABEYIMIZ VEFAT ETTI... diye bir yazı vardı Facebook'da.


Allah rahmet eylesin... Rabbim onu gönül izlerini takip ettiği Saadatı Kiram'a komşu eylesin, yakın eylesin....

Kafkas Kartali
26-04-2013, 12:45
GAVSI KASREVI K.S KUTLU EMANETİ DR AHMED ÇAGIL AGABEYIMIZ VEFAT ETTI... diye bir yazı vardı Facebook'da.


Allah rahmet eylesin... Rabbim onu gönül izlerini takip ettiği Saadatı Kiram'a komşu eylesin, yakın eylesin....
Bu haber doğru mudur abi ?

mustafaceylan
26-04-2013, 13:10
doğruysa ALLAH -Ü ZÜLCELAL RAHMET EYLESİN

Kafkas Kartali
26-04-2013, 13:12
doğruysa ALLAH -Ü ZÜLCELAL RAHMET EYLESİN

Doğruymuş kurbanım,Ankara bölge başkanımız Bilal vekil mesaj attı..ruhuna 1 fatiha yollayalım inşaallah..

Kimya_ı Saadet
26-04-2013, 13:13
GAVSI KASREVI K.S KUTLU EMANETİ DR AHMED ÇAGIL AGABEYIMIZ VEFAT ETTI... diye bir yazı vardı Facebook'da.


Allah rahmet eylesin... Rabbim onu gönül izlerini takip ettiği Saadatı Kiram'a komşu eylesin, yakın eylesin....

Amin. Allah rahmet eylesin...

talib
26-04-2013, 21:45
Bu haber doğru mudur abi ?

Fatih Erol var, o aileden/sülaleden... O yazmış idi facebook'ta. Doğruluğu teyit edilmiş zaten... Doğrudur...

abdullah birisi
26-04-2013, 22:58
Allah rahmet eylesin diyelim bizde...