PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Musa TOPBAŞ Hoca Efendi


Sayfa : [1] 2 3

Zeynep Özmen
10.06.2006, 13:44
http://img82.imageshack.us/img82/7214/d162s001r25rd.jpg


Mürşid-i kâmil'i, Mûsa Efendi Hazretleri'nin şahsında anlamaya çalıştığımızda, bendenizin gönlüne iki türlü yansıma oluyor... Birisi onun, Huzur'daki şahsiyetinin unsurlarını, diğeri, yüklendiği misyonla ilgili şahsiyet değerlerini ihtiva ediyor... Belki onun kişiliğinde bunun ikisi içiçe mündemiçti, ama bizler, eğer anlayıp temessül etmek, onunla bütünleşmek bir zaruretse, anlamaya çalışırken, böyle bir ayrımı yararlı bulabiliriz.

Huzur'daki şahsiyeti... Yani bir kul olarak kişiliği üzerine ancak güzellikler söylenebilir... Belki hepsinin özeti "kemal"dir... Kâmil insanın tarifi nasıl yapılabilirse, odur Musa Efendi Hazretleri...

Hani Kur'an'ın yüzüne secde izi vurmuş insan tarifi gibi...

Mutlak, kalbin yüze bir yansıması olmalı...

83 yaşın yüze yansıyan çizgilerine bakınız, ubudiyyetin güzelliğinden başka ne görebilirsiniz? Teslimiyetten başka... Hayırhahlıktan başka... Dizginlenmiş bir nefsin duruluğundan başka... Havf ve recadan başka... Mahviyetten başka... İtmi'nandan başka... Rızadan başka... Muhabbetten başka... Engin bir kalbin, durulmuş bir ruh dünyasının yansıması vardır o nurani vecihte... Sanki gölgesiz bir sima... hiçbir gizlisi-saklısı olmayan, saydam bir deniz... İçine atıldığınızda doyasıya kulaç atabileceğiniz bir dünyanın kapısı sanki...

Hani Hazreti Ebubekir, irtihali anında Rasûlullah'ın yüzüne bakıyor ve "Hayatında da güzeldin, ölümünde de güzelsin" diyor... Sanki o cennet parçası sima, katre katre dağıtılıyor ümmetinin güzel insanlarının vechine...

Bu yüz, Rabbi ile ilişkilerini sulha erdirmiş bir ruha yaslanır... kullukta karar kılmış, nefsin öncülük edebileceği tüm iddialarından soyunmuş, "Radıyallahü anhüm ve radu anh" sırrına ermiş bir gönül iklimine... Kaderle ilişkilerini halletmiş bir gönül... Ahireti hayatına taşımış bir gönül... Peygamberi aşk, Kur'an'ı mihver edinmiş bir gönül...

Musa Efendi Hazretlerinin yazılarında-sözlerinde-hayatlarında, böyle derin ihtimamların, derin bağlanışların, derin duyuşların, derin ruhi doyuşların yansıması vardır... Rikkat, nezaket, nezahet, re'fet, şefkat, merhamet gibi, yüksek bir ruhi kıvamın tezahürleri onun şahsiyet çizgileri halinde idi...

Bendeniz, Efendi hazretlerinin yüzünde bir kırılma emaresi görmedim bugüne kadar... Kırılma, yani içteki acının, tehevvürün, öfkenin, bugzun dışa vurumu... Böyle bir şeye rastlamadım.

Onun için diyorum, kaderle meselesini halletmiş bir kemal insanı idi O...

Onu en son ameliyat eden doktor dostumu dinledim:

-Çok görmek istemiştim, dedi... Sizin tavassutunuzu rica edecektim. Bir türlü fırsat olmadı. Kısmet, o son anlara imiş... Ayağının ameliyat görevi bana düştü... İki kelimecik işittim o kısa sürede... Allah... Allah... Zikir ehlinin, zor zamanlarda sığınağı o olmalı...

Evet öyledir... Bir kere kalbinize, Rabbinizle hoşnut olma terbiyesi vermişseniz, her ânınızda O'nunla birlikteliği idrak ölçüsü haline getirmişseniz, O'nun size şah damarınızdan daha yakın olduğunu gönül kıvamı halinde hissedebiliyorsanız, "Allah" dersiniz... Allah vekil.. Ve ni"mel vekil...

Vasıyet olarak bıraktığı notlarda "Yeterince kul olamadım" diyorlar... Kemal sınırlarında dolaşan bir Allah dostu için bunu anlamak mümkün... Sanki Sıratın üzerinde yürüyormuş gibi bir hayat yaşayanlar için, Rabbi gücendirmeyi, şah damarının kesilmesi ile eşdeğer görenler için, bu kaygı anlaşılabilir... Kullukta rikkati arayanlar için, "Leyla'yı incitme" sancısı her zaman vardır... Ama işte kullukta güzellik de odur zaten... Havf ve Reca salıncağında dolanıp durmak ve her an rızayı aramak... İnsanı kemal yolunda yücelten bu ruh titreşimidir...

Bütün bunlar, Efendi Hazretlerinin, kendi kozası içindeki görünümleridir... "Çiçek gibi bir hayat" denilmişti bunun için... Aynen öyle... Ona, hayatı için emanet edilip de, varoluş gayesi hilafına istimal edilen bir nesne olmuş mudur? Cenazesinde binlerce kişi göz yaşlarıyla "şehadet etti" güzelliğine, nezafetine... nezahetine... En son "Cânı cânan dilemiş, vermemek olmaz ey dil..." diyerek yol aldı Rabbine... Rıza kervanına katıldı... Malını, mülkünü, evlâdü ıyalini, hayatını, sevgilerini, husumetlerini, herşeyini "Allah için" kılmıştı, sonunda kendi varlığı için "İnna lillah ve inna ileyhi raciûn" diyerek revan oldu Hakk'ın katına...

Bu çizgiler, bir insan için kemal çizgileri olsa da, gene de kendi kozası içinde yaşamış ve kanatlanıp asli dünyasına uçmuş bir kelebeği andırabilir...Tek başına da güzeldir. Ama Mürşid-i Kâmil'de bir başka derin boyut daha vardır... Bir bakıma onu farklı bir misyonla donatan boyut... İrşad eden ve başkalarının kemal yolculuğuna rehberlik eden boyut... Bir gönül mürebbisi, kalb münşii, ruh mimarı... Kendi kişiliğini aşan ve başkalarının sorumluluğunu yükleyen bir görev...

Peygamber'den emanet kalmış bir görev... Yüreği binlerce, onbinlerce gönül erinin yükünü taşıyacak ölçüde sağlam olanların kuşanacağı bir sorumluluk...

-Efendim, kalbimi size emanet etmek istiyorum. Ona Allah için yol gösterir misiniz?

Bu irade ile size el uzatan, yürek uzatan birisine ne dersiniz?

Başınızı alıp kaçar mısınız sorumluluğndan korkup? Ruhun ince yol kıvrımlarında, nefsin derin uçurumlara çeken çağrılarında, yanyana yürüyüp, onu can havliyle sırtlanma, taşıma iradesi gösterebilir misiniz? Yoksa "Benim derdim bana yeter" deyip, kendi inzivalarınıza mı sığınırsınız?

Mürşid, insanları, Allah için zimmetleyen insan demektir... Huzur'da bir akit söz konusudur... Gören ve duyan ve bilen ve bize şahdamarımızdan yakın olan huzurunda bir ahidleşme... "Gel beraber yürüyelim" vuslata doğru... Müridin gözü, kulağı, hisleri olma... Onu yüklenme bir bakıma...

Bir genç şöyle demişti bir gün:

-Sorumluluğunu bilen çoban yaralı kuzuyu dağda bırakmaz. Heybesine koyar ve köye taşır. Benim mürşidim de öyledir. Yaralanırsak yolda bırakmaz bizi, yüreğine koyar ve yaralarımızı sarar, bizi taşır menzil-i maksuda...

Böyle bir emanet oluşa, böyle bir emanet alış mes'uliyeti taşır mürşid...

Van'ın falanca köyündeki bir insanın sancısını taşımak yüreğinde... Orada yüreğini size emanet etmiş bir kişinin olduğunu bilmek... Bu, yüreğinde bir dağı taşımak kadar ağır bir mes'uliyet...

Ama işte, "mükemmil olan- insanların kemal yolculuğuna rehberlik eden" mürşd-i kâmiller, böyle bir görev idraki içindedirler...

Muhterem Efendi Hazretlerinin bir mektubunda şu ifadeler geçiyor:

"Fakirin de siz kıymetli kardeşlerimizi ziyasedi ile göreceğim geldi. Cenab-ı Rabbü'l-âlemîn Hazretleri müsade ederse bu sene Anadolumuzu mümkün olursa köy köy dolaşıp kardeşlerime her hususta hizmet etmek istiyorum..."

Köy köy dolaşmak ve kardeşlere hizmet etmek... Bu, 70 yaşlarında bir insanın hasreti...

Bir gün ziyaretimizde "Sizi çok özledik efendim" demiştim, "Ben de sizi çok özledim" deyivermişlerdi... Sanki sitem sezmiştim derin tebessümlerinde... Anladım ki, içlerinde saklıyorlardı bizleri... Ele ele tutuşup, mânen zimmetleştiği herkesi... Sanki bir hizmet eri oluyorlardı sizinle ahitleştiklerinde... Sizi Allah'ın emaneti gibi değerlendiriyorlardı. Sanki ahirette yalnızca kendi şahsi defterlerinden değil, bu, bir şekilde yollarının buluşmuş olduğu tüm "kardeş"lerinden hesap vereceklerdi...

Mahmud Sami Ramazanoğlu Efendi Hazretlerinin, 1940'lı yıllarda, defterlerinde kalmış bir kaç ismi bulabilmek için Bursa'ları, Samsun'ları dolaştığını işitmiştim bir defasında... Demek ki, içlerinden silinmemişti o isimler en zor şartlar içinde... Annelerin, doğurdukları çocukları cami avlularına bıraktıkları, sevgilerin, aşkların bir gecelik zamanlara sıkıştığı, gönüllerin öz kardeşleri bile içine sığdıramayacak kadar daraldığı bir zamanda, onbinlerce insana, Hak rızası için, kalbinde bir yer ayırmak nasıl bir ruh kudreti gerektirir? Nasıl bir inanç ve irade disiplini? Nasıl bir aşk? Nasıl bir engin yürek?

Üstelik sadece yürekte saklamak değil, gönüllerini yoğurmak... İradesi çözüldüğünde tedavi etmek, düşeceği-kalkacağı zamanlara, yolun engebelerine işaret etmek, yaraları sarmak ve Rasûlullah'dan beri bir bayrak yarışı gibi devam ettirilen sonsuz yürüyüşün devamını sağlamak...

Musa Efendi Hazretlerinin, Sami Efendi Hazretlerine karşı aşk derecesindeki vefasını, sevgisini gözledim zaman zaman... İki şey vardı bu aşkta: Bir, kendisini irşad etmişti, gönül mimarı idi, derin vefa hissiyle yüklüydü o sebeple, iki, bir görevi emanet etmişti kendisine... O emaneti ifa ederken, sanki hep üstadına yaslanıyordu, ruhu bir yandan onun hatıralarından emiyordu Allah dostluğunun kıvam ölçüsünü...

Bir yazılarında, "Bu yola giren salik, ihlâs, sebat ve gayreti sayesinde büyük veliler derecesine çıkabileceğini kati olarak bilmelidir." ifadesi vardı. Onu okuyunca ne kadar sevinmiştim. Demek içimizde bir ufuk vardı, o kutlu dostluk noktasına ulaşmak için... Demek bu yolculuk bu ufku yakalamak içindi...

Sami Efendi Hazretleri, gençlik günlerimde yanımdan akan ırmaktı... Ondan bir katrecik bile olsa yararlanamamıştım. Bunun tesellisi yok. Musa Efendi Hazretlerinin yakınlarına sokuldum, muhabbetine, iltifatına, tebessümüne mazhar oldum. Her karşılaştığımızda "Hizmetleriniz, gayretleriniz güzel, daha çok yazın, ama bunların hiçbiri, sizi kalbinize itina etmekten alıkoymasın" uyarısında bulundular... Sanki kalbimizin müfettişi gibi denetlediler. İyi ki yaptılar... Buna rağmen, kendimizi inşa sürecinde onların örnekliğinden ne kadar yararlandık sorusuna, şöyle yürek dolusu cevaplar veremiyorum...

Derim ki, kalbini gündemine alanlar, bir mürşid-i kâmil ile ahidleşenler işi titiz tutsunlar.. Bakın onlar gidiyor... Onlar sağken, yanınızda iken, onlarla kalben emişebilirken kalbinizi inşaya bakın... Sonunda "Ya leytenî" dememek için...

Rabbim güzel bir kardeşliği paylaşanları ahirette elele tutuşanlardan eylesin...

Ahmet Taşgetiren (Altınoluk Dergisi)

İmandanihsana
10.06.2006, 13:47
kardesım benım allah senden razı olsun sayende mubaregın yuzunu bır kez daha gorduk allah razı olsun kardesım allah razı olsun....

aLi'ce
10.06.2006, 19:30
Allah islam yolunda hizmeti olan herkesten razi olsun...

Allah samimi cemaatlerin hepsinden razi olsun

Ayri gayri yok bizim kapimiz tüm samimi müslümanlara acik bu gibi güzel insanlari anlatan yazilar beni cok mutlu ediyor...

Tesekkür ederim kardesim...

ve firat kardesim ardarda iki mesaj yollayacagina düzenle butonunu kullanirsan daha iyi olur...

mesajlarin tarafimca birlestirildi...

İmandanihsana
10.06.2006, 19:36
pekı kardesım haklısın kusura bakma acemılık ıste zamanla ogrencezz

talib
16.09.2006, 23:37
Gönül bu, iki hece
Esrarı bir bilmece
Tarihin üçler dedi
Vâh "ŞAM-I HATM-İ HÂCE"
1999


Hayatın mânâsını bilir sahib-i iz'an
Kalblerin esrarını çözer sahib-i ihsan
Bir ney çıkıp söylesin vefatın tarihini
İki anahtar lâfız, işte "HUZUR VE İRFAN"
1420

Prof. Dr. Mustafa KARA

******************

Kendi Kalemlerinden Kısa Terceme-i Hal

Dünya misâfirhanesinde, her dünyaya gelen Cenabı Hakkın kendisine tahsis ettiği müddet mikdarınca yaşar. Sonra ahirete intikal eder. Bu zamanı değerlendirebilene ne mutlu.

ALLAHü azze ve celle hazretleri, günâhkâr fakire çok değerli mürebbîler gönderdi. Merhum pederim Hacı Ahmed Hamdi efendi, kalbi ALLAH ve Peygamber sevgisiyle yanar ve daima müslümanların dertleriyle dertlenirdi Merhamet ve sahâvetle ashabı kiram hazeratının meşrebindeydi.

Merhum pederimin ahirete intikalinden sonra on altı sene kadar Hulûsi ağabeyimle beraber bulunduk. Bu müddet zarfında kendisinde en ufak dünyaya temayül görmedim. Her hattı hareketi ALLAH teâlanın emirlerine uygundu. Bütün güzel ahlaklar kendisinde cem olmuştu.

13-15 yaşlarında Elmalılı Muhammed Yazır Efendinin derslerine devam ettim. Kendisine zamanın allâmesi derlerdi. Buna rağmen son derece tevâzu ve mahviyet sahibi idi. 23-25 yaşlarında iki sene Mustafa Asım Yörük Efendinin sohbetlerine devam ettim. Bu iki sene zarfında, hiç bir ferdin îmalı dahi olsa aleyhinde bulunduğunu duymadım. Bu zat da tevazuda ön safta gidenlerden idi. Ancak vefatından bir kaç gün evvel hafız-ı Kur'an olduğunu öğrendim.

Bekir Hâki, Ali Yekta, Ömer Nasuhi Efendiler gibi pek değerli alim, fazil, kâmil kişilerin fırsat buldukça ziyaretlerine gittim, her halde bu zâtlardan da istifade ettim.

Rabbım Teâlâ hazretlerinin en büyük ihsan ve ikramı da 1950 senesinde (takriben 32 yaşlarında idim) Sultanül Arifin, Mürşidi Mükemmil, Mahmûd Sâmi Ramazanoğlu kuddise sirruh hazretleri ile olan mülâkattır.

1956 senesinde fakiri bu âli yola kabul buyurdular. Fakire karşı istisnai bir ihtimam gösterdiler. Otuz üç sene geçmesine rağmen nefsimden sıyrılamadım. Bütün ömrüm hata, nisyan ve gaflet içinde geçdi. Buna rağmen Rabbımıza hüsnü zannım, sevgim daima tezayüt etti. Rabbımın sevdiklerini canı gönülden sevdim, düşmanlarına da adavet ettim.

*********************

Vasiyetlerinden...

Her dünyaya gelen, vakti saati, sayılı nefesleri tamamlandıktan sonra, ebedi hayata intikal edecektir.

Ne mutlu o kimseye ki, hayatını Hakk yolunda ifna etmiş ve yüzünün ak'ı ile ahirete göçmüşdür.

Fakir de bu hususu nasibim derecesinde bulduğum halde layıkıyla kulluk edemedim. Pîr i fani olduğum halde kendime çeki düzen veremedim. İslâm büyüklerinin şuurlu, şerefli hayatlarını okudum, nefsimde tatbik edemedim. Hatalarla dolu bir ömürden sonra Rabbımız Teâlâ hazretlerinin mağfiretini umarım. Çünkü O, Rahmandır gaffardır.

Varislerimin İslâmî hukuklara riayet ederek hayatlarını değerlendireceklerini umarım.

**********************

Âh Efendim!


En büyük vuslat olurken zâtına emr-i Hudâ,
Yaktı hicrânın efendim ağladı arz u semâ!..

Soldu güller goncalar, lâl oldu bülbüller bugün,
Hep yetîm kaldık efendim sen deyince elvedâ!

Kalbi dağlarken firâk yalnız tesellî eyleyen,
"Rabbe dön!" emriyle ey yâr, tattığın zevk u safâ!..

...

"Küllü nefsin zâikatü'l-mevt"i âşık kalbine,
Cânibinden bir düğün kılmış Cenâb-ı Kibriyâ!..

Sen ki gül kalbinde yârin pervâne oldun bir ömür,
Seyredip aldı güneşler nûrlu sîmândan ziyâ!..

Öyle hizmet eyledin ki, din gülistanında sen,
Havz-ı kevser bekliyor olmak için Hakk'dan atâ...

Ey cihâd-ı ekberin gâzîsi, ey mâzîsi pâk,
Ey visâlin aşk şehîdi bize oldun reh-nümâ...

Gönlünün rahmet sarâyından bıraktın bizlere,
Yâdigârın Hakk yolunda nûr-i çeşm-i evliyâ!..

Vardığın yâr meclisinde öpmüş alnından Habîb,
Tut elimizden, kucaklarken Muhammed Mustafâ...

Ayrılık burda mukadder, ey süreyyâ yıldızı,
Kalmasın mahşer günü ihvânların senden cüdâ!..

En büyük vuslat olurken zâtına emr-i Hudâ,
Yaktı hicrânın efendim ağladı arz u semâ!..

16.07.1999

M. Ali EŞMELİ

İmandanihsana
17.09.2006, 11:41
Allah razı olsun merhum üstazımız Musa efendi (k.s) sefaatine nail eylesın...

talib
18.09.2006, 01:39
Musa Efendi üstazımız da, gani gani nur içinde yatsın, "ALLAH rahmet eylesin, üstazımızın bir nûmunesi idi. Onun evsafını yüzde yüz almış idi. Onunla da 1958 yılında tanıştım. Sayfiye için İstanbul'a geldiğim ilk seneydi. Ağabeyleri Hulusi Bey'e Medine'deki akrabalarından bir emanet ile mektup filan getirmiştim. O da çok güzel bir zat idi. Eyyüb Sultan Hazretlerine fakiri ilk ziyarete o götürmüştü. Zaten İstanbul'un da bütün Türkiye'nin de hakiki sultanı odur. Musa Efendi üstazımız ile ilk defa Bahariye fabrikalarının girişinde karşılaştık. Birbirimize öyle bir sarıldık ki uzun müddet ayrılamadık. Kalbden kalbe bir yol açılmışdı. Aynı sene Ramazanda Medine'ye teşrif ettiler. Niyazi Keçebaş ile birlikte iki aile gelmişlerdi. Evimize davet ettik. Sonra son nefesine kadar bu muhabbetimiz tesefsül etti. Sami Efendimiz binlerce talebesinin içinde bu zatı seçmiş, ruhaniyeti var ki seçilmiş. Medine'deki son yıllarında Sami Efendi Hazretleri bize "Fadlullah efendi gelen ihvana söyleyin Musa Efendi'ye müracaat etsinler, bundan sonra müşkülatlarını o çözecek" buyurdular. Bunu birkaç defa söylediler. Hatta Sami Efendimizin damatları Ömer Bey de "Bize de böyle işarette bulundular" dedi, o sıralar. Sami Efendimizin vefatı ile vazifeyi devraldılar, evladları çoğaldı, güzel evladlar yetiştirdiler, fani dünya; onu da bu sene kaybettik. Arapça'da bir söz vardır; "İnsan doğar ölmek için, bina yapılır, yıkılmak için" diye. Sonunda ölünecek de maksat güzel yaşamak.

...

Musa Efendimizde yeri doldurulamayacak bir zat idi. ALLAH rahmet eylesin. Vefatından sonra Medine'den salih bir zat Musa Efendinin nakli kubur olduğunu, Sami Efendinin yanına defnedildiğini söyledi. Doğrusunu ALLAH bilir.

Son söyleyeceğim şu ki kardeşlerim üstazlarının kıymetini bilsinler. Son nefeslerini iman-ı kâmil ile tamamlasınlar. (Fadlullah Nemengani)

İmandanihsana
30.09.2006, 23:47
Allah Razİ Olsunnnnnnnnnn

kays
01.10.2006, 15:04
Allah Razi Olsun

istanbul
22.10.2006, 00:08
Allah hepimizi Peygamber efendimizn ve pir efendilerimizn şefaatine nail eylesin

dagcan_33
23.10.2006, 10:16
efendiyi birkere gördüm bin kişinin içinde sanki bana baktı sanki çok çalışmam gerektigini anlattı bir bakışla allah rahmet etsin

caferdaskin
25.10.2006, 19:57
s.a. kardeşler içinizde musa efendi hazretlerinin ses kaydı elinde bulunan varsa forumda paylaşması beni çok mutlu edecek

caferdaskin
25.10.2006, 19:58
s.a. kardeşler içinizde musa efendi hazretlerinin ses kaydı elinde bulunan varsa forumda paylaşması beni çok mutlu edecek

Benefsecun
30.01.2007, 19:15
allah razı olsun kardeşim

Benefsecun
30.01.2007, 19:16
ah keşke kardeş bende isterim varsa eğer

mcimen
02.02.2007, 18:11
MusA efendimiz'in Sefaat'i uzerimize olsun Insaallah..

hgulez1973
03.02.2007, 09:59
EVET DUYDUNUZ MU? EYY TASAVVUFU İNKAR EDENLER ALIN SİZE ALLAH DOSTUN DAN CAVAP

Evet, asr-ı saadette tasavvuf yoktu. Ama adı yoktu,yaşantısı zaten hayata hakimdi. Şimdi adı var ama yaşayan çok az!..”

"İLAA KALİİL " AYETİNİN İZAHI OLSA GEREK

Gülzar-ı İrfan
03.02.2007, 10:07
:friends: Böyle mübarek insanların yaşamlarından alacağımız derslere hepimizin ihtiyacı olduğuna inanıyorum.Paylaşan kardeşlerden Allah razı olsun.....Ayrıca ses kaydı elinde olan varsa paylaşmayı ben de çok isterim....ALLAHA EMANET OLUN.....:flowers:

HÜRADAM
04.02.2007, 14:44
http://img82.imageshack.us/img82/7214/d162s001r25rd.jpg

Ahmet Taşgetiren (Altınoluk Dergisi)

Kardeş selam idayete tabi olanlara,benim sorularım olacak cevaplarsanız memnun olurum.Musa efendi keni ağzıyla evliya olduğunu söylemişmidir,herhangi bir partiyi desteklemişmidir,kendinden sonra halife bırakmışmıdır kimi?
HAKK YOLUNUN YOLCUSUNU HAKK SEÇER

ÇiLe-i AşK
04.02.2007, 21:48
Kardeş selam idayete tabi olanlara,benim sorularım olacak cevaplarsanız memnun olurum.Musa efendi keni ağzıyla evliya olduğunu söylemişmidir,herhangi bir partiyi desteklemişmidir,kendinden sonra halife bırakmışmıdır kimi?


esselamu aleyküm...

Musa Topbaş Efendinin kendi ağzıyla evliya olduğunu söyleyip söylemediği hakkında kesin bir bilgim yok fakat söylememiş olduğunu düşünüyorum çünkü evliyalar evyliyalıklarından okadar mahçup olurlar ki bunu her halleriyle gizlemeye çalışırlar evliya olduğunu söyleyen birisininde nefsiyle konuşmuş olması muhtemeldir....

diğer sorunuz baya ilginç bir partiyi desteklemişmidir? :blink:

kendisinin siyasetle ilgili bir yazısını alıntlıyayım:
'POLİTİKA KALBİ KARARTIR'

104 Mesaj -

M. Tevfik Kolbaşı: ''Günlük hayatımızda toplumumuzu maalesef çok meşgul eden, politika ve siyasetin kalbi karartan şeylerden olduğunu her hizmetin bir ehli olduğunu, işi onlara bırakmak gerektiğini ifade buyurarak, ''Mü'min ferasetlidir...'' derdi.
İlerlemiş yaşlarına, çeşitli rahatsızlıklarına rağmen, günlük hayatlarında ve seyahatlerinde, misafirliklerinde, alışık oldukları yaşayışın gayrındaki halleri anlayışla karşılar ve yadırgamazdı. Son yıllarda çeşitli rahatsızlıkların verdiği ızdıraba rağmen, tam bir Eyyub sabrı ile, ''Ben, halimden memnunum...'' buyurarak, Allahu Teâlâ'nın imtihanını, tam bir teslimiyetle kabul buyurmuşlardı.
Tevazuun zirvesinde olduğu için, zamanlı zamansız kendisine tazimde bulunulmasından sıkıntı duyar, bazı kimselerde hastalık halinde olan el öptürmeden kaçınırdı.''


buyuruyorlar kendileri.. yani tasvip etmezler siyasetle uğraşmayı partiyi desteklemeleri söz konusu bile olamaz bu halde sanırım :)
ancak biz ne kadar sözünü dinliyoruz muamma :uzgunum[1]:

kendinden sonrada halife bırakmıştır..
yalnız bu sorular böyle uluorta sorulmaz ki :whistling[1]: ama siz bu azminizle inşAllah öğrenirsiniz yakında... :D

Rabbim dilediyse müridi olmanızı, çağrılmışsanız eğer çabaya ne hacet gelir bulurlar kendileri :D :friends:

ayrıca paylaşım için Allah razı olsun nurfer :flowers:

slm ve dua ile :wave[1]:

HÜRADAM
05.02.2007, 11:17
diğer sorunuz baya ilginç bir partiyi desteklemişmidir? :blink:
kendisinin siyasetle ilgili bir yazısını alıntlıyayım:
buyuruyorlar kendileri.. yani tasvip etmezler siyasetle uğraşmayı partiyi desteklemeleri söz konusu bile olamaz bu halde sanırım :)
ancak biz ne kadar sözünü dinliyoruz muamma :uzgunum[1]:
kendinden sonrada halife bırakmıştır..


Kardeş araştırmak suçmu,elbetteki soracağız,körükörüne kimselere tabi olmayacağız,ahirzamanda yaşıyoruz deccalden daha beter iman hırsızları türedi,bu imansız imamlar ümmeti bölük bölük böldüler hepside ayrı bir yol tuttu,hepside kendi yollarından memnun,islam bir tane bunlar ise bin tane hepside kendilerinin hak olduğunu söylüyor.Kardeş tarih en iyi ilaçtır zaman geçtikten sonra kimin ne olduğu anlaşılacaktır.Yalnız dediklerinden Musa efendinin iy birzat olduğu ortaya çıkıyor,yalnız halifesi kim niçin söylemiyorsunuz,yoksa ihtilafmı var.
HAKK YOLUNUN YOLCUSUNU HAKK SEÇER

abla
05.02.2007, 12:24
ALLAH DOSTUNUN DÜNYASINDAN adlı Musa Topbaş efendiyle yapılan ropörtajların yeraldığı kitapta siyaset hak onun bazı sözleri şöyle;(bkz;103. say)
iyibir parti zamanla kötü olabilir.sevilmeyen bir partiye iyi insanlar gelince düzelebiliyor.iyi bir partiye zamanı gelince yardım edilir. ama içine girip de çalkalanmak pek uygun görülmüyor.bir insan bir partiye girinceeski hali gidiyor.başka bir insan ortaya çıkıyor.herkesi düşman görebiliyor..........
..........particilik insanın gözünü karartır.
herkes üzerine düşeni yapacak.mesela bir öğretmen iyi talebe yetiştirmeye gayret edecek.particilik yapmaktansa insan yetiştirmek daha verimli olur........yani herkesin yapabileceği işler vardır..Bazı hoca efendiler vardır,partiye giriyorlar ,eriyorlar.Bir hoca efendi vardı evvelce şehzade başı camiinde güzel vaazlar verir,aşrı şerifler okurdu,cemaat dolar taşardı."sen gelirsen şöyle olur,böyle olur" diye avlıyorlar.gitti,hepsini kaybetti......."peki ben yapmayayım ,o yapmasın,kim yapsın?"denebilir.Onunda ehli bulunur.sen buna çalış denir.istidatlar muhteliftir.

ayrıca (say 17)bu konuda
insanın ihlası elden gider ,farkına varmaz.diyor . devamı oradan okunabilir.

Gülzar-ı İrfan
05.02.2007, 14:16
[QUOTE=ÇiLe-i AşK;167744][FONT="Comic Sans MS"][SIZE="3"]


kendinden sonrada halife bırakmıştır..
yalnız bu sorular böyle uluorta sorulmaz ki :whistling[1]: ama siz bu azminizle inşAllah öğrenirsiniz yakında... Rabbim dilediyse müridi olmanızı, çağrılmışsanız eğer çabaya ne hacet gelir bulurlar kendileri :D :friends:
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
:confused1[1]: Kardeş Musa Efendinin kendinden sonra bıraktığı halife(ya da halifelerin)adını burada zikretmenin ne gibi bir sakıncası var açıklarsan sevinirim....Cenab-ı Mevlam kendilerine layıkıyla evlad olabilmeyi nasip etsin inşaallah....:flowers:

talib
10.02.2007, 21:27
Altın silsileye şuradan bakabilirsin: http://www.altinoluk.com/silsile/index.php?pId=36

Siyaset konusuna gelince bir abiden duymuştum. Şöyle idi: "Bizim için siyaset üç gündür. İlk gün istişare, sonraki gün istihare, üçüncü günde gider oyumuzu kullanırız."

Mürid mürşidinin kamil olduğunu nefsi mülhime makamında anlar diye okumuştum bir yerde. Elhamdulillah ihvana bakıyorum, pek çok veli ve veli namzetleri görüyorum.. Biz kimin etrafında kalabalıklar topladığına değil, kamil insanların kimin yanında olduğuna bakarız..

İmandanihsana
11.02.2007, 16:50
[QUOTE=ÇiLe-i AşK;167744][FONT="Comic Sans MS"][SIZE="3"]


kendinden sonrada halife bırakmıştır..
yalnız bu sorular böyle uluorta sorulmaz ki :whistling[1]: ama siz bu azminizle inşAllah öğrenirsiniz yakında... Rabbim dilediyse müridi olmanızı, çağrılmışsanız eğer çabaya ne hacet gelir bulurlar kendileri :D :friends:
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
:confused1[1]: Kardeş Musa Efendinin kendinden sonra bıraktığı halife(ya da halifelerin)adını burada zikretmenin ne gibi bir sakıncası var açıklarsan sevinirim....Cenab-ı Mevlam kendilerine layıkıyla evlad olabilmeyi nasip etsin inşaallah....:flowers:

sakıncası var çünkü mübarekler rahatsız olurlar...ONLAR ÖLE ZATLARKİ ŞÖHRETİ SEVMEZLER...bunlar nasib meselesi hepinizin bildigi gibi..elhamdülillah yol devam etmektedir..Mevlanın izin verdigi sürece...

Gülzar-ı İrfan
11.02.2007, 17:12
[QUOTE=kolunsag;168256]

sakıncası var çünkü mübarekler rahatsız olurlar...ONLAR ÖLE ZATLARKİ ŞÖHRETİ SEVMEZLER...bunlar nasib meselesi hepinizin bildigi gibi..elhamdülillah yol devam etmektedir..Mevlanın izin verdigi sürece...

:uzgunum[1]: SORUYU SORMAMDAKİ MAKSAT BU MÜBAREK ZATLARIN BİLİNMESİ SAKINCA DOĞURUR MU DİYE YOKSA ÇOK ŞÜKÜR KÜ MEVLA O ZATLARDAN BİRİNE EVLAD OLABİLME YOLUNU NASİP ETTİ.....:yahoo: MEVLA LAYIK EYLESİN....HAKKINIZI HELAL EDİN:wave[1]:

remz
11.02.2007, 17:26
Kardeşler,

Hakk yolunda isim ve etiketin hiçbir önemi yoktur. Şayet siz, herhangi bir halkaya veya kapıya muntesib olma nasibiniz varsa bu mensubiyete vesile olacak esbab gelir sizi bulur. Bu sebeple "Şu şeyh yerine kimi bıraktı ? Bunun icazeti var mı , geçerli mi ? Acaba nereye gitsem ?" şeklindeki sorular gereksizdir. Çünkü, böyle bir durum insanı "kararsız kasım" olmaya sevk eder.
Sen birşeyi sammi olarak istiyorsan, Rabbimize yönel ve O'ndan iste... Ama, ısrarcı ol ! Göreceksin bu şekilde hareket edersen her şey çorap söküğü gibi gelecektir.
Vesselâm.

Benefsecun
16.02.2007, 20:33
Allah razı olsun kardeşlerim

1991 yılında ankar ya gelmişti,mübarek,bize yemeğe gelmişti.. mübarek, oğlumun ismini sormuştu ve oğlum için hayırlı olacak inşallah demişti,

ALLAH ım razı olsun sizden bu sayfayı efendime ayırdığınız için
ALLAH ım MUSA FENDİMDEN razı olsun cennet mekanı olsun OSMAN efendimede hayırlı uzun ömürler versin...AMİN

hasan67
17.02.2007, 01:53
Bütün Ahirete Giden Allah Dostlarina,ve Bütün Müslümanlara Buradan Inse Allah Bir Fatihayi Eksik Etmiyelim
http://www.gonuldunyamiz.com/sohbetizle.php?adres=28

mavilim
17.02.2007, 02:50
Rabbim dilediyse müridi olmanızı, çağrılmışsanız eğer çabaya ne hacet gelir bulurlar kendileri :D :friends:



paylaşımlar çok güzel RABBİM razı olsun....:flowers:

kumlucalı07
21.02.2007, 12:35
http://www.youtube.com/watch?v=H0ykBhY-x8c

avrasya
21.02.2007, 23:18
http://www.youtube.com/watch?v=H0ykBhY-x8c


aynısı forumda da vardır. http://www.ihvan-forum.com/showthread.php?t=15672

bangir
24.02.2007, 12:28
Kardeş selam idayete tabi olanlara,benim sorularım olacak cevaplarsanız memnun olurum.Musa efendi keni ağzıyla evliya olduğunu söylemişmidir,herhangi bir partiyi desteklemişmidir,kendinden sonra halife bırakmışmıdır kimi?
HAKK YOLUNUN YOLCUSUNU HAKK SEÇER

a.s.senin diger yazılarınla seni tanıdıgıma göre sen öküz altıda buzagı arıyorsun,çok samimi olduna inanmıyorum,art niyet seziyorum,senin işin başkalarıyla ugraşmak,kendinizi ifade edemiyormusunuz,siz yaşayın islamı biz size imrenelim,gıpta edelim,burakın onubunu aşalamayı.

Kardeş araştırmak suçmu,elbetteki soracağız,körükörüne kimselere tabi olmayacağız,ahirzamanda yaşıyoruz deccalden daha beter iman hırsızları türedi,bu imansız imamlar ümmeti bölük bölük böldüler hepside ayrı bir yol tuttu,hepside kendi yollarından memnun,islam bir tane bunlar ise bin tane hepside kendilerinin hak olduğunu söylüyor.Kardeş tarih en iyi ilaçtır zaman geçtikten sonra kimin ne olduğu anlaşılacaktır.Yalnız dediklerinden Musa efendinin iy birzat olduğu ortaya çıkıyor,yalnız halifesi kim niçin söylemiyorsunuz,yoksa ihtilafmı var.
HAKK YOLUNUN YOLCUSUNU HAKK SEÇER

kendi adresini nede güzel vermişsin,müslümanlar bir birimizi sevmek zorundayız,fitne çıkaranlar,kendilerine gelsinler,Allah onları böyle yasaklı hale getiriyor.ALLAH ım ne olur müslümanın fitnesinden sana sıgınırım,ne olur onları ortaya çıkar,sahteler ayıklansın,insanların hak yolları bulmalarına yardım et.musa efendiden Allah razı olsun,dereceleri yüksek olun,efendimize komşu olsun inşallah.

keskinbey06
25.02.2007, 17:15
allah razı olsun sizlerden

AşK_€r
20.03.2007, 01:55
bir zamanlar sohbetlerinde bulunduk
çaylarını içtik...güzel insanlardır...

sohbetleri esnasında beni etkileyen incinmemek ve incitmemekle ilgili konuşmaydı...


severiz kendilerini...iyi insanlardır..

:flowers: :flowers: :flowers:

abla
20.03.2007, 11:26
bir zamanlar sohbetlerinde bulunduk
çaylarını içtik...güzel insanlardır...

sohbetleri esnasında beni etkileyen incinmemek ve incitmemekle ilgili konuşmaydı...


severiz kendilerini...iyi insanlardır..

:flowers: :flowers: :flowers:
Aşker kalp kalbe karşıdır. onlarda mutlaka seni sevmiştir kardeşim.

agbi
20.03.2007, 11:34
KENDİSİNLE FİZİKİ KARŞILAŞMAM OLMADI OĞLU İLE OLDU HER ÜMRANİYE GİDİŞİMDE AZİZ MAHMUT HÜDAİ YURDUNDA TÜM TÜRKİYEDE ALLAH CC HİZMET YÖNLENDİRMESİNİZ ETKİLERİNİ GÖRMÜŞÜMDÜR.

ALLAH CC BİZLERDEN BU İNSANLARI BAŞIMIZDAN EKSİK ETMESİN.

Gülzar-ı İrfan
20.03.2007, 11:41
KENDİSİNLE FİZİKİ KARŞILAŞMAM OLMADI OĞLU İLE OLDU HER ÜMRANİYE GİDİŞİMDE AZİZ MAHMUT HÜDAİ YURDUNDA TÜM TÜRKİYEDE ALLAH CC HİZMET YÖNLENDİRMESİNİZ ETKİLERİNİ GÖRMÜŞÜMDÜR.

ALLAH CC BİZLERDEN BU İNSANLARI BAŞIMIZDAN EKSİK ETMESİN.

:flowers: amin....Mevlam dualarından istifade etmeyi nasip etsin....:)

kays
02.04.2007, 15:04
Medine Hatıraları - 1

Harameyn, yani iki harem bölgesi adı verilen Mekke ve Medîne şehirleri mukaddes topraklar... Her birinin ayrı bir güzelliği ve özelliği var. Mekke'de, müminlerin kıblesi, Allah'ın evi «Kâbe»; Medine'de âşıkların meskeni, iki cihân güneşi «Peygamber Efendimiz'in kabr-i şerifi» var. Her bir mekânın binbir ilâhî tecelliye mazhar olduğunu ve olmaya devam ettiğini söylemeye gerek yok!..
O mübârek mekânlarda, feyiz ve bereket dolu mevsimleri yaşamanın tadı da bambaşka... Haccı, umreyi... Bilhassa Ramazan umresini...

Bu yazıdan itibaren size Musa Topbaş Efendi ile Medine-i Münevvere'de geçirdiğimiz günlerden bahsetmek istiyorum. Şimdi oldukça yaygınlaşan, Mescid-i Nebevî'nin içinden dışına kadar taşan "iftar sofraları”ndan... Bir Şaban-ı Şerif ayında Mûsa Efendi ile birlikte umre yapmak nasip oldu. O büyük zât, insanların maddî yokluk içinde kıvrandığını görünce:

"-Gönül, Ramazanlarda sofralar kurmak, soğuk günlerde dışarıda kalan gariblere battaniye dağıtmak, termoslarda çay dağıtmak istiyor!..” dedi.
Fatma Feride Annemiz, onun merhamet dolu gönlünü yakînen tanıdığı hâlde:
"-Efendi, sizin çok işiniz var. Sizin için ayrı bir meşakkat ve yorgunluk olur!..” diyerek onu, bu işten vazgeçirmeye çalışmıştı.

Musa Topbaş Efendi ise:
"-İstiyorum!..” diye ısrar ettiler.
Onların bu konuşmalarını dinlerken:
"-Ne olurdu da, Musa Efendi bu vazifeyi fakire lutfetseler!...” diye içimden geçirdim. O esnada Musa Efendi bana döndü:
"-"Zâhide!.. Bu hizmeti becerir misin?”

O kadar mutlu olmuştum ki, bir şey diyemedim. Sadece başımı sallamakla yetindim.
Kendileri hizmet hususunda çok titizdiler; hizmet eden kimselerin de aynı titizliği göstermesini isterlerdi. Sabahları devlethâneye gider, ikindiye kadar orada bulunur, sonra sofraları hazırlamaya giderdik. İftar yemeklerine gelenleri ağırlar, her sabah da Musa Efendi ile görüşürdük. Bize sofralarla ilgili sorular sorar ve işleri bizzat tâkip ederlerdi. Meselâ:

"-Sofralar düzgün müydü? Gelen her misafirin gönlü yapıldı mı? Misafirler arasında ayrım yapıldı mı, yapılmadı mı? Kaç sofra kuruldu? Boş yer kaldı mı?”
Soru-cevap faslı bittikten sonra da her seferinde:
"-Sayıyı biraz daha arttıralım!..” buyururlardı.
Orada sofrasına misafir olan herkesi "aziz” tutar, onları memnun etmenin Allah'ın rızâsına kavuşturacağını ifade buyururlardı. Dâvetlerine icâbet eden herkesin gönlüne girmek isterlerdi.

Bir seferinde, Ravza'nın bir köşesine büzülmüş, ayağı alçıda bir kadın görmüştük. Çok ilgilendiler. Bizim vasıtamızla hâlini-hatırını sordurdular ve bütün ihtiyacını görmemizi tembihlediler.
Başka bir gün, bir teneke bal gelmişti. O tenekeyi açtırmış, içindeki balın hepsini küçük, plastik bardaklara döktürmüş ve tepsiye dizdiğimiz bu balları, iftarda dışarıdaki halka ikram etmiştik.

Musa Efendi, hizmetin insana huzur vereceğini sık sık hatırlatır ve:
"-Hizmet yapan, başkasının dertlerine derman olmaktan kendi derdini düşünemez. Bu yüzden stres nedir bilmez, devamlı zinde olur.
Hizmet yapan, huzur bulur. Huzur, bir kere gönle girdi mi, o gönlün sahibi, iki cennet saadetine kavuşmuş demektir. Gönlü genişleyen kimse, isterse kulübede otursun, en rahat, en mutlu kişidir. Gönlü dar olan kişi, ister yalıda-köşkte otursun, yine mutsuzdur, yine şikâyetçidir!.. Ruhu, ceviz kabuğunun içindeymiş gibi daralır da daralır!.. Ne etrafına huzur verir, ne kendisi huzur bulur. Allah korusun... Bu hâl iman zafiyetinin bir neticesidir.” derdi.
O hizmet ehlinin yanında bulunmak bize de târifsiz bir huzur verirdi. Nasihat istediğimizde:

"-Kızım, hizmet sınırsız, güler yüz sınırsız!.. Bunun dışında gücünüz yettiği kadar yapın!” buyururlardı.


Zahide Topcu

Benefsecun
02.04.2007, 16:22
http://www.seyristan.com/seyret.asp?v=299

Arkadaşlar bu siteye girip puan verirseniz sevinirim ALLAH a emanet olun.

GÜL SULTAN:SADIK DANA

umarım şimdi olmuştur

kays
02.04.2007, 16:38
http://seyristan.com/seyret.asp?islem=puan&id=299

Arkadaşlar bu siteye girip puan verirseniz sevinirim ALLAH a emanet olun.

GÜL SULTAN:SADIK DANA


kardeş link eror veriyor hata bizdemi acaba yoksa linktemi bakarsanız .

abla
02.04.2007, 16:40
kardeş link eror veriyor hata bizdemi acaba yoksa linktemi bakarsanız .
bende açamadım

Benefsecun
02.04.2007, 16:52
http://www.seyristan.com/seyret.asp?v=299

olmadıysa adres şu seyran.com a giriyorsunuz video bölümünde şiirlere bakın orda bir sultan yaşardı sultan tepede klibine oy verirseniz sevinirim..ayrıca ben indirmeyi denedim yapamadım indirirseniz haberim olsun nasıl yaptığınızdan bende indiricem

kays
02.04.2007, 17:02
http://www.seyristan.com/seyret.asp?v=299

olmadıysa adres şu seyran.com a giriyorsunuz video bölümünde şiirlere bakın orda bir sultan yaşardı sultan tepede klibine oy verirseniz sevinirim..ayrıca ben indirmeyi denedim yapamadım indirirseniz haberim olsun nasıl yaptığınızdan bende indiricem


verdiğiniz siteye girdikten sonra video bölümünün sağında ( download) yazan
yere tıklayıp çıkan bölümdede kayıt et diyoruz indirmeye başlıyor şu anda
biz indiriyoruz yarı oldu sayılır.selam ve dua ile.

Benefsecun
02.04.2007, 17:03
arkadaşım bende öle indirdim de açılmadı onu diyorum açılırsa bana öğretin hangi dosyayla açtığınızı

antioxidan
02.04.2007, 17:10
kardeş link eror veriyor hata bizdemi acaba yoksa linktemi bakarsanız .

affınıza sığınarak

cümleye bayıldım :)

link error veriyor, hata bizde mi :clap2: :clap2: :clap2:

Benefsecun
02.04.2007, 17:21
nasıl yani sizde mi açamadınız diğer arkadaşlar açtılar tekrar deneyin verilen adresten

kays
02.04.2007, 17:40
nasıl yani sizde mi açamadınız diğer arkadaşlar açtılar tekrar deneyin verilen adresten



Kardeş aynı dediğiniz gibi çalışmadı selam ve dua ile

İmandanihsana
02.04.2007, 21:59
arkadaşım bende öle indirdim de açılmadı onu diyorum açılırsa bana öğretin hangi dosyayla açtığınızı

ihvanım orda flv player varya onla açıçaksın işte:) orda indirme linkide vermiş inş..

Benefsecun
02.04.2007, 22:56
arkadaşım flv playeride indirdim yine açamadım rica etsem bana yardımcı olurmusunuz..teşekkürler

talib
02.04.2007, 23:17
Verecek olduğum linkteki video oynatıcısı bir program olan VLC Player'ı indirin. Açamadığı video yok. Ondan hiçbişi kaçmaz :)

http://www.inndir.com/program.php?id=24510

Benefsecun
02.04.2007, 23:28
saolasın kardeş şimdi indiriyorum inşallah bu olur

İmandanihsana
02.04.2007, 23:55
evet talim abim dedı gibi vlc player acar kesın...butun formatları acıyo o oynatıcı

Benefsecun
03.04.2007, 00:46
açılmıyor kardeşler nedendir bilmem ama çılmadı:cray:

kays
03.04.2007, 09:48
Sevenlerinin dilinden musa efendi

Medine Hatıraları-2

O mübârek topraklarda, kıymetli vakitlerde, muhterem misâfirlere hizmet etmenin çok farklı bir mânevî heyecân ve lezzeti vardır. Çünkü onlar, Allah ve Rasûlü’nün misafiri olarak çok uzak yollardan gelmişler, kâh Ramazan’da oruç tutarak, kâh Hac mevsiminde binbir meşakkati göğüsleyerek o rûhânî atmosferden nasiplenmeye niyet etmişlerdir.

Gezmiş olduğunuz toprakların nice peygambere ve bilhassa Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ve güzîde ashâbına mesken olduğunu düşününce, insan, her an teyakkuz hâlinde bulunmak mecburiyetinde kalıyor.

Mûsâ Topbaş Efendi de, bu mübârek zaman ve mekânların her ân değerlendirilmesini isterdi. Burada boşa geçirilecek her bir dakikanın aleyhimize olduğunu, âdeta altın külçelerini çöp tenekesine atmaktan farksız bulunduğunu tekrar ederrdi. Zamanın kıymetini bildikçe, zamanın bereketleneceğini, pek çok işin kısa bir vakte sığacağını söylerdi. Bize:

“– Sabahleyin kalkınca ilk işiniz abdest almak olsun!.. Sonra da «İlâhî, ente maksûdî ve rızâke matlûbî: Allah’ım, sen benim tek gâyem ve senin rızâna ulaşmak da benim yegâne isteğimdir!..» duâsını yapın. Akşama kadar yaptığınız bütün işlere bu duânın bereketi gelir ve hepsi Cenâb-ı Hakk’ın rızâsına muvâfık olur, inşallâh!.. Sâlih insanlarla arkadaşlık edin. Yoksa nefis her ân kayıp gitmeye meyillidir. Dünya bir misâfirhâne, bir devremülk; bugün var olan, yarın yok!.. Âhiret dağarcığına ne doldurabilirseniz, günde kaç kişinin gönlüne girip “Allah râzı olsun!” dedirtirseniz, kârınız o!..” derdi.

* * *

Bir defasında Medîne’de bir arabanın içinde çantayı unutmuştum. İçinde sofra için verilmiş bir çok emânet para ve pasaportlarımız vardı. Çok telâşe ettik. Ne yapacağımızı şaşırmıştık. Utana sıkıla durumu Mûsâ Efendi’ye naklettik. O:

“– Acelecilik güzel şey değildir!..” dedi. Sonra da “Benim içim ferâh!..” diye ekledi.

Başka bir şey söylemedi. Sonra akşama kadar o da bize yardımcı oldu ve geceleyin çanta, hiç eksiksiz olarak bize dönüp geldi. Çok şükretmiştik… Gurbet elde pasaportları kaybetmek bir tarafa, bir de emânet paralar, bizi bir hayli üzmüştü.

İkindi namazından sonra sofra hazırlıklarını tâkip eder, kardeşlerimizin okudukları Kur’ân-ı Kerîm hatimlerinin, Yâsin-i Şerif ve Kelime-i Tevhidlerin duâlarını yapardık.

* * *

O esnada herkeste bir hizmet telâşı!.. Kimin, nasıl duâsını alırım diye!.. Kalpler yumuşamış!.. Bir tarafta Ravza-i Mutahhara’nın o huzûr iklimi, bir tarafta orucun verdiği letâfet ve nezâket, diğer taraftan okunan Kur’ân-ı Kerîm’ler, zikirler, tesbihler… İnsan, Ramazan’ın feyizli günlerinde, o mukaddes mekânlarda bir başka hâle bürünüyor.

Ramazan’da, Medine halkı da bir başka coşkulu oluyor. Çoluk-çocuk herkesin elinde ufak tefek bir şeyler… İkrâm ediyorlar; sofralarına dâvet ediyorlar, yalvarıyorlar… Herkes, herkes sabah-akşam bir başka diyarın insanları hâline geliyor sanki…

Zahide Topcu

İsr@
04.04.2007, 01:11
ilkokul çağlarında iken 2 kez gördüm musa efendimi annem kocaelideki kuran kursu açılışına götürmüştü pamuk gibi bembeyaz sakalı nurlu yüzü.. o kadar sevmiştim ki keşke dedem olsaydı demiştim...
ELHAMDÜLİLLAH rabbim musa efendime torun Osman efendime evlad eyledi beni.
Rabbim şefaatlerine nail eylesin..

çok şükür kays abicim zahide ablamızı da dinlemek nasip oldu bize...

Gülzar-ı İrfan
04.04.2007, 08:39
ilkokul çağlarında iken 2 kez gördüm musa efendimi annem kocaelideki kuran kursu açılışına götürmüştü pamuk gibi bembeyaz sakalı nurlu yüzü.. o kadar sevmiştim ki keşke dedem olsaydı demiştim...
ELHAMDÜLİLLAH rabbim musa efendime torun Osman efendime evlad eyledi beni.
Rabbim şefaatlerine nail eylesin..

çok şükür kays abicim zahide ablamızı da dinlemek nasip oldu bize...:flowers: Sabah sabah mesajını okumak gönlümü ısıttı ihvan kardeşim,Mevlam üstazlarımıza layık evlad eylesin cümlemizi inşaallah....
DUALARINIZDA UNUTULMAMA UMUDUYLA
ALLAHA EMANET OLUN

kays
04.04.2007, 08:44
Medine Hatıraları 3

Allah’ın Habibi’nin mübârek şehri Medîne-i Münevvere’de, O’nun sünneti üzere fakirlere hizmet etmenin târif edilemez bir mânevî heyecanı var. Bu heyecan, Ramazan ayının mâneviyât ve feyiz dolu iklimiyle birleşince daha da artıyor.
Biz, ikindi namazının hemen sonrasında iftar sofralarının hazırlığına başlar ve akşam ezanına yarım saat kala bütün işleri bitirirdik. Beraber hizmette bulunduğumuz arkadaşların her birinde hizmet için apayrı bir heyecan tufanı yaşanırdı. Herkes, “acaba nasıl daha çok gönül kazanır ve daha çok kişinin duasına nail olabilirim?!” telâşındaydı.

Musa Efendimiz elimizden gelenin en iyisiyle hizmete koşmamız husûsunda bizleri devamlı olarak teşvik eder ve:
“–Yüz ekmek taşıyabilen yüz ekmek, iki yüz ekmek taşıyabilen de iki yüz ekmek taşısın.” derdi.

Ayrıca hizmet esnasında tebessüm ve güler yüzü asla ihmal etmememizi tembihlerdi. Bazılarının yaptıkların iyilikleri başa kakmak ve asık suratla nasıl zâyi ettiklerini hatırlatır; güler yüz ve tatlı dilin bazen yemek yedirmekten bile daha büyük bir sadaka olduğunu söylerdi.

Musa Efendimiz açtığımız sofraların her seferinde daha fazla genişletilmesini isterdi. Allah’a şükür, orada açılan sofralar her geçen gün daha bir bereketlendi ve genişledi. Bazen Ravza-i Mutahhara’nın dışına taşan sofralar ve misafirlerimiz bile olmuştu.

İftar sofralarının bereketi bazen çok farklı şekillerde tecellî ediyordu. Meselâ bir gün yaşlı bir âileyle karşılaştık. Peygamber Efendimiz’in kabr-i şerîflerini ziyaret ettikleri esnada evin hanımı korumak için paralarını iç cebine yerleştirmiş. Ancak o mahşerî kalabalıkta hiç fark edilmeden parası kaybolmuş. Bu âile de çaresiz ortada kalakalmışlar. Ağlayıp duâ ediyor ve yanık yanık yalvarıyorlardı. Biz, o esnâda tesâdüfen onların yanına oturmuş bulunduk. Dertlerini merak edip konuşmaya başladık. Kadıncağız bize vaziyeti anlattı. Biz de onları iftar sofrasına dâvet edip:

“–İnşaâllah bir çâresini buluruz!..” dedik.
İftarda geldiler, biz de orada bulunanlara durumu izah ettik. Hemen oracıkta herkes gönlünden ne koparsa verdi. Paraları topladığımızda, tam kaybolan paraları kadar olduğunu gördük. Bu hâdise bize çok ibretli gelmişti.

O mübarek topraklarda bayram günleri ise, hakikî bir bayram havasında geçerdi. Büyük-küçük herkes, güzel ve temiz elbiselerini giyip Harem-i Şerif’e gelir, tekbirler ve duâlar arasında ibadet edilip namazlar kılınırdı. Özellikle güzelce giydirilip hazırlanmış mâsum çocukların hâli görülmeye değer bir manzara oluştururdu. Her tarafta hurma ve şekerler ikram edilir, herkes neşe içinde birbiriyle bayramlaşırdı.

Bayramlaşmalardan sonra, ziyaret edilmesi gereken yerler büyük bir şevk ve mânevî huzur içinde ziyaret edilirdi. Musa Topbaş Efendi bayram günü özellikle Uhud şehidlerini ve bilhassa Hazret-i Hamza Efendimizin kabrinin ziyaret edilmesini tavsiye buyurur ve:

“–Hazret-i Hamza’nın kabri ziyaret edilip orada Allah’a duâ edilirse, Allah’ın izniyle müteakip sene de bu mübarek topraklara gelmek nasip olur.” derdi.
zahide topçu

abla
04.04.2007, 09:04
[quote=Eren Talha;232729]ilkokul çağlarında iken 2 kez gördüm musa efendimi annem kocaelideki kuran kursu açılışına götürmüştü pamuk gibi bembeyaz sakalı nurlu yüzü.. o kadar sevmiştim ki keşke dedem olsaydı demiştim...
ELHAMDÜLİLLAH rabbim musa efendime torun Osman efendime evlad eyledi beni.
Rabbim şefaatlerine nail eylesin..


http://img179.imageshack.us/img179/816/949xg9.jpg:flowers:


bizde ilk gördüğümüzde kuzenimle birbirimize bakıp aynı anda" bebek gibi "demiştik.:flowers:
bi ağabey vallahide billahide dünyanın bütün genç kızve erkeklerinden daha güzel demişti. katılmamak eldemi.
aaaaah efendim.......:cray: :cray:

abla
04.04.2007, 09:06
http://img179.imageshack.us/img179/3941/941zx9.jpg

abla
04.04.2007, 09:20
http://img185.imageshack.us/img185/6835/tara0088is1.jpg

Gülzar-ı İrfan
04.04.2007, 09:26
Nedendir bilmem teşekkür butonuna basınca hata çıkıyor teşekkür edemedim ben de yazayım o zaman ALLAH RAZI OLSUN resim çok güzel.....

DULARINIZDA UNUTULMAMA UMUDUYLA
ALLAHA EMANET OLUN
(MESAJI YAZDIKTAN SONRA GÖRDÜM BEN TEŞEKKÜRÜMÜ ETMİŞİM)

eylül
04.04.2007, 09:32
bana kısmet olmadı O'nu bizzat görmek:(
ama hamdolsun tanımak gibiside yok.ne kadar dünyalarını değiştirselerde her an bize feyiz vermeye devam ediyorlar.
Rabbim Onların gözetiminden bizleri ayırmasın,her daim feyizyab olanlarla eş tutsun bizleri...

kays
05.04.2007, 09:11
Sohbet Meclislerinden-1

Büyüklerin sohbet ve nasihat meclisleri, insanların ruhlarının yıkandığı, kardeşlik ve muhabbet duygularının herkesi sarıp kuşattığı, Allâh'ın rahmet ve muhabbet tecellîlerinin sağnak sağnak yağdığı müstesnâ yerlerdir. Bu sohbetler, insanların kırılmadan gücenmeden hatalarını öğrendiği; Allâh'ın haşyet, azamet ve kudretini hissettiği, Peygamber Efendimiz'in, nebevî meltemlerine müstağrak olunduğu anlardır. Ashâb-ı kirâm bu meclislerde yetişmiş, nice âlimler, ârifler ve gönül hizmetkârları böyle yerlerde kemâle ermişler ve buralardan aldıkları feyzi, insanlara taşımışlardır.

Biz de, Allâh'ın lutuf ve ihsanıyla gerek Mahmud Sâmî Efendi'nin, gerekse Mûsâ Topbaş Efendi'nin mânevî sofralarından istifâde ettik. Oralarda aldığımız nükteler, işaret ve ikazlar hayatımıza yön verdi, şekil verdi. İşte bu sayıdaki yazımda da, o kudsî meclislerde kalbime ve hayatıma işlemiş olan nakışlardan bir kısmını sizinle paylaşmak istiyorum.

Rabbimiz, Allâh dostlarına yakın olmayı, onların hâllerinden ve mübârek nasihatlerinden hisse alabilmeyi cümlemize nasip etsin.

Mahmud Sâmî Efendi'den
"Hak yolcuları, ihlaslı, müstakîm, zeki, nâzik, nezîh, edepli, mahfiyetli, fedâkâr, dirâyetli, sehâvetli, merhametli, herkesle geçimli, hülâsâ tam mânâsıyla ahlâk-ı hamîde sahibi olmalıdırlar."

"Asık yüzlü, bed huylu, dâima hayatından şikayetçi, derdi yüzlerinden belli kimselerden olmayalım. İnsanlara hep tebessümle mukâbelede bulunalım. Sükûtu ihtiyar edelim, yerli-yersiz konuşmalardan içtinâb edelim."
* * *
"Kalb tasfiyesi için:
1- Seherlerde uyanık olmak
2- İlim meclislerine devam etmek
3- Kalbi, dâima zikre vermek
4- Ölümü çok düşünmek
5- Sâlihlerle, sâdıklarla beraber olmak lâzımdır."

"Nefis tezkiyesi için de:
1- Helâle dikkat etmek
2- Az yemek, 3- Az konuşmak
4- Az uyumak, 5- Az gezmek icâb eder."


Mûsâ Efendi'den
"Dînî meclislerde istifâdenin tam olması için, evlatlarımızın mümkünse yeni bir abdest alarak, zevk, vecd ve huzur içinde hazır olmaları gerekir. Bütün dünyevî düşünce ve istekleri zihnimizden silmeye çalışmalı ve o gün söylenen her cümlenin, aslında bize söylendiğini düşünmeliyiz. Dînî, ahlâkî öğüt ve nasihatlerin arasına dünya meşgalelerini sokmamalıyız. Dünyâ kelâmı etmeden, elde ettiğimiz huzur hâlini muhafaza ederek sekînetle ayrılmalı, tefekkür ve tedebbürle bulunduğumuz meclisi terk etmeliyiz."
* * *

"Kadınlar ve erkekler, ayrı hususiyetlerde yaratılmışlardır ve mesuliyetleri farklıdır. Annelerin en ehemmiyetli vazifeleri, çocuklarıyla ilgilenmek ve onların kalblerini Allâh sevgisi, peygamber ve evliyâullâh sevgisi ile nakış nakış işlemektir. Bunu yaparken bizzat kendi yaşayışları ile; hayâ, incelik ve merhametleriyle de örnek ve rehber olmalıdırlar."

"İhvan dâima abdestli olacak. Kazâ namazı olanlar bunların edâsına gayret etmeli. Az yeyip az içenlerde uyku da azalır, konuşma da…"

"Günlük muhasebemizi iyi yapmalıyız. En az günde bir defâ hayatımızı gözden geçirmeli, niyetlerimizi kontrol etmeliyiz. Yaptıklarımız Allâh rızasına uygun mu? Hesâbını veremeyeceğimiz bir şey yapıyor muyuz? Yaşantımızın daha güzel olması için ne gibi gayret içindeyiz? Yaptığımız hizmeti sırf Allâh rızası için yapabiliyor muyuz? İbadetlerimize gereken hassasiyeti gösterebiliyor muyuz? İbadetlerimizde belli bir kıvama ermek için çabalamalıyız. Mesela haftanın pazartesi ve perşembe günleri mümkünse oruç tutmalıyız. Mânevî tekâmül ibâdetlerimizin artışıyla doğru orantılıdır. Kalbimizin daha huzurlu olması için gerektiğinden fazla çarşı-pazar gezmemeliyiz."

"Vaktiyle Ziyâeddin Hazretlerine:
"-Efendim, hanımlar sabaha kadar uyuyorlar, sabah da size gelip rüya anlatıyorlar." derlermiş. Bizler şimdi diyoruz ki:
"-Keşke uyuyup da gelselerdi, çarşı-pazar dolaşıp geliyorlar. Uyku daha ehven!.."
(Devamı Gelecek Sayıya)

zahide topçu

eylül
05.04.2007, 09:19
layıkıyla uygulayanlardan oluruz inşaallah...
bu sohbet köşesi güzel oldu,günün anlamını zenginleştirdi.Rabbim sizden razı olsun.
selametle...

kays
05.04.2007, 09:54
amin kardeş.

antioxidan
05.04.2007, 10:32
nura bakan nuru görür...

İmandanihsana
05.04.2007, 20:29
http://img185.imageshack.us/img185/6835/tara0088is1.jpg

Şu surete bakmak ibadettir elhamdülillah...

İsr@
05.04.2007, 22:43
Allah razı olsun ablam resimler için
ne kadar özlemişim...Mevlam nur üstüne nur yağdırmış mübareğe...
üstadım da gitgide babasına benzedi değilmi?

İmandanihsana
05.04.2007, 23:09
:) Allah razı olsun ablam resimler için
ne kadar özlemişim...Mevlam nur üstüne nur yağdırmış mübareğe...
üstadım da gitgide babasına benzedi değilmi?

hay mürşidine kurban olayım emi :)ceddine rahmet mübarek :) ben dicektim aynı şeyi :)

İmandanihsana
05.04.2007, 23:10
http://img483.imageshack.us/img483/7707/45dm1.png

http://img159.imageshack.us/img159/7899/46eg6.png


ah ah gözlere bakarmısınız:cray:

İmandanihsana
05.04.2007, 23:21
http://img159.imageshack.us/img159/46/33hf2.png


http://img159.imageshack.us/img159/6320/34ss3.png

http://img483.imageshack.us/img483/2947/39ua6.png

http://img483.imageshack.us/img483/6774/40mi2.png


http://img483.imageshack.us/img483/6774/40mi2.png

Benefsecun
05.04.2007, 23:26
Arkadaşlar verdiğim adresteki videoyu indirip açabilen var mı aranızda bana bilgi verirseniz sevinirim..

İmandanihsana
05.04.2007, 23:29
Arkadaşlar verdiğim adresteki videoyu indirip açabilen var mı aranızda bana bilgi verirseniz sevinirim..

vlc player ile açtım ihvanım

Benefsecun
05.04.2007, 23:33
ben açamadım nedendir bilmem

İmandanihsana
05.04.2007, 23:35
ben açamadım nedendir bilmem

nasib artık :flowers:

İsr@
06.04.2007, 00:18
fırat kardeşim resimler çok güzel insanın baktıkça bakası geliyor fakat bu kadar resim konmasını üstad nasıl değerlendirir acaba selametle...

kays
06.04.2007, 10:44
Sohbet Meclislerinden - 2

Mûsâ Efendi'den "İnsan çok susar, fakat bir sürahi suyu içemez. Acıkırsın, ama bir kap yemekten fazla yiyemezsin. Fakat ruhâniyet böyle değildir. Sonsuzluğa karşı doymak yoktur. İnsan geçici dünya menfaat ve heveslerinden kurtulduğu zaman huzûr ve sükûna kavuşur. O zaman dünyada huzûru yakaladığı gibi ukbâsı da huzûrlu olur. Rûhun gücünün artması ve şeffaflaşması riyâzâtla, zikirle, ölümü çok düşünmek, seherleri ihyâ etmek, dîni meclislere bağlı olmak, sâlih ve sâdıklarla

beraber olmakla gerçekleşir. Sûfi demek, kalbi sâfiyet kazanmış kimse demektir. Asr-ı saâdette birbirlerine sorarlarmış: "-Bugün bir yetim başı okşadınız mı, bir hastayı ziyâret ettiniz mi?" Demek ki, bütün iş kalbde toplanıyor. "Ölmeden evvel ölmek", "Mâsivâdan sıyrılmak" her sâlik için gereklidir. Rûhâniyetin dirilmesi için, nefsin zebûnu olmaktan kurtulmalıdır." * * * "Hiçbir insanı küçümsememek, hafife almamak gerekmektedir. İnsanları bırakın hayvanâtı bile şefkatle kucaklamalıdır. Bu

yol sevgi ve şefkat yoludur. İnsan sevgiyi tattıkça şefkat ve hizmeti artarak devam eder." "Teslimiyet öyle olmalı ki, İbrahim -aleyhisselâm- teslimiyeti, Züleyha Vâlidemiz'in aşk ve sevgisi… Gönülde Cenâb-ı Hakk'a karşı böyle bir sevginin yer etmesi gerekir." * * * "Kalb dağınıklığına dikkat etmemiz gerekir. Sâlih kimselerle beraber olmanın yollarını aramalıyız. İşlediğimiz bir günah dolayısıyla,

ibadetlerimizde meydana gelen düzensizliklerden kurtulmak için her an gayretli olmalıyız." "Sıhhatimizin kıymetini bilmeliyiz. Sıkı hizmet dönemlerimizde dahî derslerimizi ihmâl etmeyelim, ibâdetlerimizde gevşekliğe düşmeyelim." "Ömür kısa, vakit çok dar, dünya bir misafirhâne, bir gölgelik, iki kapılı bir han… Böyle olmasına rağmen dünyayı bütün gücümüzle kucaklamaya çalışıyoruz." * * * "Doyuncaya kadar

yemek, gafletle yemek israf olur. Feyiz vermez. Her şeyi kifâyet miktarı yapmalıdır ki, nefsimiz palazlanmasın!.. Hazret-i Mevlânâ, "bedeni yağlı ballı şeylerle fazla beslemeyin, nihayetinde bu beden toprağa girecektir." buyurmaktadır." "Cenâb-ı Hak kendi husûsiyetlerine yakın olan kulları sever. Merhamet, şefkat, af gibi nice güzel sıfatlara sahip kimseleri sever Allâh." * * * "İnsanı felâkete götüren üç tuzak vardır:

şehvet, servet ve şöhret... Bu üç engele takılan insanlar zelîl olur. İnsan, nefsini terbiye ederken, malı, Allâh için kazanıp O'nun yolunda harcamalıdır. Fânî lezzetlerden vazgeçenler, mânevî lezzetlere ulaşırlar." "Evlerimizdeki eşyalar her sene değiştiriliyor. Seneye daha güzeli çıksa yine değiştiriliyor. Önemli olan evlerimizde huzûrun olmasıdır. İsterse her şeyimiz tam olsun, huzûrumuz yoksa

bunun ne kıymeti olur?!. Boş gezmeler yerine hasta ziyâreti, yoksullara yardım için ziyâretler yapılabilir." * * * "Merhamet ve güzel ahlâk sahibi olmalıyız. Bunlar çocukluktan belli olur. Şefkat ve merhameti çocuklarımıza çocukluktan itibaren aşılamalıyız. Nasıl zamanında ekim dikim yapıp mahsul zamanından endişe duymuyorsak çocuklarımızı da zamanında terbiye edip mahsul alırken endişe duymayalım." "Bütün işlerimizi hakkını vererek yapmak şiârımız olmalıdır." * *

* "Hasta ve yatalak kardeşimize hizmeti bir ganimet bilmeliyiz. Ne zaman gönlümde bir sıkıntı olsa, Mahmud Sâmî Efendi'nin kaleme aldığı "Hazret-i Ebûbekir" kitabını okur, ferahlarım. Bir ara gönül darlığı olmuştu. Sami Efendi Hazretleri sabah akşam şifâ âyetlerini okumamı söylediler." Cenâb-ı Hak, cümlemizi bu ve benzeri nasihatlerden fazlasıyla istifâde eden kullarından eylesin. Âmin.
zahide topçu

Gülzar-ı İrfan
06.04.2007, 10:47
Allah razı olsun ablam resimler için
ne kadar özlemişim...Mevlam nur üstüne nur yağdırmış mübareğe...
üstadım da gitgide babasına benzedi değilmi?
çok şükür ki Mevlam böyle güzel insanları tanımayı,karınca misali de olsa yolunda olmayı nasip etti kardeşler....Cenabı Hak daim ve layık eylesin......:arkadaşız:
DUALARINIZDA UNUTULMAMA UMUDUYLA
ALLAHA EMANET OLUN

kays
07.04.2007, 10:22
Âhiret Azığı Biriktirmek

Vefâtının altıncı sene-i devriyyesini idrâk ettiğimiz merhum Musa Topbaş Efendi 'nin, fâtihâlarla yâd edilmesine vesîle olur ümidiyle bu yazımızda da onun kıymetli nasihatlerine devam ediyoruz.

Onlar, yaşayışlarıyla, söz ve düşünceleriyle hayatın karanlık yollarını bizim için aydınlatan birer rehber ve meşale oldular. O ışık hüzmelerinden ne kadarını zabtedebilmiş ve bununla yolumuzu ve gönlümüzü aydınlatabilmiş isek, o kadar mesud ve bahtiyarız. Allah bizi, böyle sâlih kullarının çevresinden uzak eylemesin. Âmin.

* Cenâb-ı Hak erkeklere ayrı, hanımlara ayrı husûsiyetler ihsan etmiştir. Hanımlara hayâ, incelik ve bunun yanında çocuk bakımı gibi meziyet ve sorumluluklar vermiştir. Bunlardan istifade etmeli ve dünyaya geliş gâyemizin farkında olarak hayatımızı idâme etttirmeliyiz.

* Ömür çok kısa, vakit çok dar!.. Erkek ölümleri daha çabuk oluyor. Bunun nedeni de kadınlar, erkeklerini çok yıpratıyorlar. Hanımlara, bunun için daha çok vazife düşüyor. Evlerini huzurlu, saadetli bir yuva hâline getirmeleri ve zevclerini olur-olmaz şeyler için sıkıştırmamalıdırlar.

* Kardeşlerinizi çok sevin ve daima onlarla görüşün, hasbihâl edin. Birbirinizin kıymetini bilin, hatta kardeşinizin resmini bile görseniz saygı gösterin. Büyüklerimiz; “Her gördüğünüzü Hızır, her geceyi kadir bilin!” demişler.

* Mü'min kardeşlerinizle iyi geçinmelisiniz. Onların ahlaklarının güzelleşmesine yardımcı olmalısınız. Çocuksu hareketlerden, basit, geçici ve zararlı eğlence ve alışkanlıklardan vazgeçmesi için çalışmalısınız. Herkesin mânevî tekâmül ve terakkisi bir olmaz. İnsanlara onların akıl ve gönül seviyelerine göre davranmalısınız. Kardeşleriniz arasında hasta, yaşlı ve yardıma muhtaç olanlar bulunabilir. Zayıfın güçlüde, yaşlının gençte hakkı vardır. Onlarla ilgilenmek ve onlara hizmet etmek husûsunda azimli, fedâkâr ve cömert olun.

* Allâh'a kulluğumuzda hiçbir şey bize mâni olmamalıdır.

* Günahlar ve haramlar husûsunda çok dikkatli davranmalıyız. Sünnet-i seniyyeye uymak husûsunda Sa'd bin Rebî'nin vefâtı ânında söylediği şu sözü bizim için düstur olmalıdır:

“-Son ânınızda, gözlerinizi açacak kadar hâliniz olsa Peygamberi müdâfaa etmez ve ona uymazsanız; Allah'ın huzurunda hesap veremezsiniz.”

* Peygamber Efendimiz'e tâbî olacağız ki, Allâh da bizi sevsin. Bir kişi bir günah işlese, mesela içki içse cezasını çeker, kurtulur. Lâkin Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e saygı ve sevgide bir gevşeklik gösterilirse, Allah korusun, ibadetlerimiz boşa gidiverir.

* Her namazdan sonra, bu dinin bize ulaşmasında hizmet, himmet ve gayreti geçmiş büyüklerimizin ruhûna bir fâtiha, üç ihlas okuyalım. Ruhlarını şâd edelim. Biz onları hatırlayalım ki, bizden sonra gelenler de bizi hatırlasınlar.

* Sûfî demek kalbi sâfileştirmiş demektir. Dünyada, ölmeden evvel ölmek, masivâdan sıyrılmak esastır. Nefis ölecek rûhaniyet dirilecek.

* Bu yolda riyâzatla rûhun gücünün artması, rûhun şeffaflaşması, bedenin zikir ve ibâdetlerle âhirete hazırlanması gerekir. Ama bütün bunlar uzlette, yani insanlardan uzaklaşarak tek başına yaşamakla gerçekleşmemelidir. Mühim olan halk içinde Hak'la beraber olmaktır.

* Biraz yemek yiyince, biraz su içince insanın karnı doyar ve önüne en lezzetli yiyecekler gelse yiyemez. Ama insanın mâneviyata iştahı arttığında bir türlü doymak bilmez. Zira sonsuzluğa karşı doymak yoktur. Rûhun, dünya ve nefs bağlarından kurtulduğu kadar mesâfe alırsın. Cenâb-ı Hak bizlere manevî zevklerden tatmayı nasip eylesin.

zahide topçu

yanardağ
07.04.2007, 10:46
bu cümlelerin hepsi birer pırlanta değerinde hatta bunların değeri bile ölçülemez..yukardaki resimler de bizi çok başka alemlere götürdü..onlar himmetleriyle aramızdadırlar inş..eren talha kardeşim umurız ki üstad onları özlediğimizden dolayı incinmeyecektir..:)

talib
07.04.2007, 11:29
Herhalde Üstad hazretleri özlenmekten ziyade bizim kulluğumuza bakmaktadır. Ne seviyedeyiz acaba?.. Mübarekler irşad ile görevli olmasalardı, bu şekilde bilinmekten hoşlanırlar mıydı? Kendilerini hiç açığa çıkarırlar mıydı? Bunu bilip ona göre yaşayanlardan olalım inşaallah. Forumdaki tüm kardeşlerden dua bekleriz.. :flowers:

İmandanihsana
07.04.2007, 22:05
fırat kardeşim resimler çok güzel insanın baktıkça bakası geliyor fakat bu kadar resim konmasını üstad nasıl değerlendirir acaba selametle...

bu konu hakkında Musa Efendi(k.s) hazretlerinin bi ropörtajı var...Allah Dostunun Dünyasından Hacı Musa Topbaş Hocaefendi diye bi kitap varya hani röpörtaj orda Altınoluktan gelen abiler resim çekmek istiyor öle konu açılıyor...şimdi kelime kelime aklımda yok...abiler öle diyince Musa Efendide pazarlıkta fotograf yoktu ama diye latife yapıyor:)sonra tabi yazılanlardan pek hoş karşılamadığı fikri oluşuyor ama çektirmemezlikte yapmıyor...Kalb kırmamak için heralde ee gönül insanları...Musa efendi birde diyorki özellikle bu resim işi diyor Suriye taraflarında(başka bi tarafta olabilir alkımda suriye kalmış)çok yaygındır diyor..adam çıkarır resmi bu şeyhimin resmiibu şeyhimin babasının resmi der diyor...aklımda bunlar kalmıştı...

kays
08.04.2007, 07:33
Peygamberlerin Hakîkî Vârisleri

Peygamber Efendimiz, insanlara “üsve-i hasene” yani “en güzel örnek” olarak gönderilmiştir. Hayatıyla, söyledikleri ve yaptıklarıyla “güzel bir insanın nasıl olması gerektiğini” öğretmiştir. O büyük peygamber, vefâtından sonra geride maddî bir mîras bırakmamıştır. Zaten peygamberlerin hakîkî vârisleri; hâliyle kâliyle, onların bıraktığı ilim, hikmet ve mârifeti taşıyan “Hak Dostları”dır. Böyle Allah dostlarını tanımak, ne saâdet ve ne büyük bahtiyarlıktır. Onların söz ve davranışlarından alınacak nice dersler ve ibretler vardır. Biz de yakınında bulunmak bahtiyarlığına erdiğimiz Musa Topbaş Efendi’nin böyle hikmetli söz ve davranışlarından bir kısmını daha sizinle paylaşmak istiyoruz:

* Maddî doyum ile mânevî doyum, birbirinden tamamen farklıdır. İnsan evim olsun, arabam olsun, şunu yiyeyim, bunu yiyeyim der. Mesela müzeyyen bir sofrada hepsinden tıka basa yiyen bir insan, en sevdiği yiyecekten bir lokma dahî yiyemez hâle gelir. Ama mânevî sofralar böyle değildir; yedikçe insanın iştahı artar:

“- Daha yok mu?” demeye başlar. Çünkü mâneviyât âlemi sonsuzdur.

* Kâinâttan gerektiği gibi ibret alamayanlarda, Allah korusun, kötü huyla başlar: Kaprisler, ihtirâslar, hased, ucub, kibir… vb.

* Hizmet etmek çok önemlidir. Ancak “ihlas”la hizmet edilirse semere alınır, bereket hâsıl olur. Yoksa elde “boş bir yorgunluk” kalmış olur. Ya da “kendini diğer insanlardan üstün görme” gibi mânevî hastalıklar zuhûr eder.

* Musa Efendi:

“- Riyazât nedir?” diye sorar ve ardından cevabını yine kendisi verirdi:

“- Mütevâzî bir hayat yaşamak, nefse her istediğini vermemek, kifâyet miktarı nefsi doyurmak, kısacası nefsi palazlandırmamak!..”
Hazret-i Mevlânâ’nın buyurduğu gibi, “Nefsi yağlı-ballı şeylerle yedirip şişirmeyin. O, sonunda toprağa verilecek bir kurbandır.”

* Hanımlara sık sık şu îkazlarda bulunurlardı:

“- Çok gezmek iyi değildir. Haftanın bir gününü hasta ve komşu ziyâreti, yetim, fakir ve garipleri sevindirmek gibi hizmet gâyesine tahsis etmeli, diğer günlerde ise çoluk-çocuğunun terbiyesiyle meşgul olmalıdır. Çünkü hizmete en çok ihtiyacı olan kimseler bunlardır!..”

* Musa Efendi, dâima hakîkati söyler ve hiç taviz vermezlerdi. Zaten insan, dînî hayatında tâviz vermeye başladığı zaman önünü alamaz. Tâviz, tâvizi getirir ve neticede büyük bir hüsranla karşılaşılır.

* Zikir, kalbde mekân tutarsa; oraya mâsivâ, yani Allah’tan başka yabancılar (nâmahrem) giremez. Bunun için devamlı zikir hâlinde bulunmak, yani Allah’ı hatırlamak, Cenâb-ı Hakk’ın emirlerinde hassasiyet göstermek ve ölüme her an hazırlıklı olmak şarttır.

* İnsanoğlunun üç büyük tuzağı vardır. Bunlar: Servet, şehvet ve şöhrettir. İnsan bunlara kapılıp aldanırsa zelîl olur.

* Merhamet konusunda insanların farklı tiplerde olduğunu ifade ederlerdi. Bazıları, kendi çocuğuna merhametli iken bazılarının merhameti umuma karşıdır.

* Her ân “İnsanlara bir iyiliğimiz dokunsun, faydalı olalım!” endişesi içerisinde olmalıyız. Hayatımız boyunca bunu nefisimize tatbik etmeliyiz.

Rabbim, bizleri bu dünyada olduğu gibi âhirette de o mübârek zâtlara yakın eylesin!.. Onları seviyoruz, inşâallâh, kişi sevdiğiyle beraberdir.
zahide topçu

dayi
08.04.2007, 20:17
umurız ki üstad onları özlediğimizden dolayı incinmeyecektir..:)..alıntı..yanardağ..

Yanardağ kardeşim..safa gelmişsiniz..Efendiler ÖZlenmekten memnun olurlar..:)

Efendileri Gönlümüzde ÖZ,leyeceğiz..ÖZlerine ineceğiz..onlarla ÖZDEŞ olacağız..:)

Fotoğraftan özlem gidermekte elbette bir şekilde hatırlama ve ÖZlemeye başlamak için vesiledir..:flowers:

HU..

İsr@
08.04.2007, 20:26
bu konu hakkında Musa Efendi(k.s) hazretlerinin bi ropörtajı var...Allah Dostunun Dünyasından Hacı Musa Topbaş Hocaefendi diye bi kitap varya hani röpörtaj orda Altınoluktan gelen abiler resim çekmek istiyor öle konu açılıyor...şimdi kelime kelime aklımda yok...abiler öle diyince Musa Efendide pazarlıkta fotograf yoktu ama diye latife yapıyor:)sonra tabi yazılanlardan pek hoş karşılamadığı fikri oluşuyor ama çektirmemezlikte yapmıyor...Kalb kırmamak için heralde ee gönül insanları...Musa efendi birde diyorki özellikle bu resim işi diyor Suriye taraflarında(başka bi tarafta olabilir alkımda suriye kalmış)çok yaygındır diyor..adam çıkarır resmi bu şeyhimin resmiibu şeyhimin babasının resmi der diyor...aklımda bunlar kalmıştı...

Allah razı olsun kardeşim senin bu konuda bilgili olduğunu biliyordum bende nerde üstadlarımın resimlerini görsem kayıt ediyorum bakmaya doyamıyorum bu sebeple sormuştum acaba sakıncası olurmu diye..
RABBİM YOLUNU AÇIK EYLESİN...
:shake2: :flowers:

İsr@
08.04.2007, 21:05
buyrun canlar amin diyelim...
Ağzımıza tat vücumuza sıhhat ömrümüze ve kazancımıza bereket evlatlarımıza itaat öbür alemde feyzi nejat lütfeyle YA RABBİ...
Fakirlik gelmeden niğmetin, müşkiliyet gelmeden boş vaktin, ihtiyarlık gelmeden gençliğin, hastalık gelmeden sağlığın kıymetini bilmeyi, ölüm gelmeden hayatın kıymetini bilmeyi lütfeyle
YA RABBİ...
Nefis şerrinden, iblis şerrinden,suizan şerrinden, ani ölümden, şiddetli fakirlikten, kabul olmayan duadan, seherde uyanmayan gözden, yetim gördüğü zaman sızlamayan katı kalpten, doymak bilmeyen mideden, faydasız ilimden sana sığınırım sen muhafaza eyle
YA RABBİ...
Kıyamete kadar neslimizden gelenleri ehli tevhid, ehli kuran, ehli vicdan, ehli dua, ehli hayırlı insanlardan eyle
YA RABBİ...
Amentüye inanan, kalbi aşk ile yanan, feyzi ilahiyene kanan kullarından eyle
YA RABBİ...
Halis kullarından olan, zalim nefse gem vuran, bir ömürlük dosyasını güzel amellerle dolduran kullarından eyle
YA RABBİ...
Resulallaha varan, hatim ile namaz kılan, zemzemi şerife doyan, arafatta hazır olan kullarından eyle
YA RABBİ...
Her yerde haddini bilen, gönül aynasını silen, mahşerde beraat edip yüzü gülen kullarından eyle
YA RABBİ...
Lütfu ilahine giren, iman ile can veren, firdevs cennetine giren orada cemalini gören kullarından eyle
YA RABBİ...

AMİN AMİN AMİN...

iLkSEnCaN
08.04.2007, 21:07
AMİN AMİN AMİN...

talib
08.04.2007, 21:09
umurız ki üstad onları özlediğimizden dolayı incinmeyecektir..:)..alıntı..yanardağ..

Yanardağ kardeşim..safa gelmişsiniz..Efendiler ÖZlenmekten memnun olurlar..:)

Efendileri Gönlümüzde ÖZ,leyeceğiz..ÖZlerine ineceğiz..onlarla ÖZDEŞ olacağız..:)

Fotoğraftan özlem gidermekte elbette bir şekilde hatırlama ve ÖZlemeye başlamak için vesiledir..:flowers:

HU..

Eyvallah aziz dayım.. Öz deyince Üstaz Hz.lerinden bir nakil yapalım. Yapalım ki büyüklere bende olmak ne kadar mühim anlayalım..

Öz:

Mürşidin, mürîdin rûh ve kalbinde tasarruf için kullandığı en müessir ve kestirme vasıta "öz"dür. Bu, "kuddise sirruh" diyerek andığımız velîdeki "sırr"ın kullanılması sûretiyle icrâ edilir. Bu vâsıtanın mâhiyetini ancak onu kullanan bilir. Bu, tasavvufun hâl kısmına dâhildir, kâl (söz) kısmına âit olmadığından kitaplarda yer almaz.

kays
09.04.2007, 00:15
kardeşler hepinizdende allah razı olsun dualarınızada içten amin diyoruz.allaha
emante olunuz.

kays
09.04.2007, 09:26
Ahlâkı, Nebevî Ahlâk’tandı

Mûsâ Topbaş Efendi’nin yanında geçirdiğimiz yıllar bambaşka duygular içinde geçmişti. Cenâb-ı Hak, âhirette de onlarla birlikte olmayı nasîp etsin. Onun yanında bulunduğumuzda fânî şeyler gözümüzden düşerdi. Halleri, hareketleri ve yaşayışları bambaşka idi.

* Mûsâ Efendi’nin kelâmları çok uyarıcıydı. Yanında bulunduğumuz zamanlarda kalblerimiz huzurla dolardı. Meclisin ihtiyaçlarına göre sohbet yapardı. Sohbetlerinde özellikle teheccüde kalkmanın fazîleti üzerinde çok dururlardı.

* Örnek bir hayatları vardı. Gençlik yıllarında sâlihlerle ülfet etmeye, ilim meclislerine katılmaya gayret ettiklerinden bahsederler ve:

“-Allah dostlarına muhabbetim sonsuzdu!..” diyerek o büyük insanlara karşı gönüllerinden taşan hasret, muhabbet ve bağlılıklarını dile getirirlerdi.

* Üç kişi arşın gölgesinde bulunacak derlerdi:

“-Sıkıntılı bir kardeşini tesellî edip üzüntüsünü hafifleten, sünnetleri ihyâ eden ve çok salât ü selâm getiren!..”

Gönlünde fakir ve muhtaçlara karşı engin bir sevgi ve şefkat yer etmişti. Bu durum, onun tabiat-ı asliyyesi hâline gelmişti. Hayatının son demlerine kadar infak seferberliği içindeydiler. Bir keresinde, hasta döşeğindeyken, konuşmakta güçlük çekiyordu. İşaretlerle divanın üstünü gösterip, orada duran battaniyelerin fakirlere ulaştırılmasını istemişlerdi.

*Yanlarında dâimâ yeni para bulundurmaya çalışırlar; çocuklara, gariplere, münasip olanlara bunları vererek onları sevindirmekten büyük haz duyarlardı.

* Hediye alıp verme işiyle bizzat kendisi ilgilenirdi. Hediyelikler muntazaman dolaplara yerleştirilirdi. Kardeşlerden biri, bir hediye getirdiğinde fazlasıyla mukâbelede bulunacak şekilde bir paket yaptırarak bizzat kendileri takdim ederlerdi. Gönül almayı çok severdi. Ev halkından hizmet edenleri hediyelerle taltîf ederdi.

* Son derece hassas ve zevkli idiler. Kılık, kıyâfete; evdeki nizam ve tertibe, hatta sofraların tanzîmine dikkat ederlerdi. Sofradaki tertib ve düzenin, insanın gönül dünyasına te’sir ettiğini söylerler; her lokmanın huzûr ve şuur içinde yenmesini tenbih ederlerdi.

* Kendileri de kıyâfetlerini çok îtinalı seçerlerdi. Medîne-i Münevvere’de kaldığımız devreler, bembeyaz giyinip mübarek başlarına da beyaz tülbent örterler; âdetâ “nûrun ala nûr” olurlardı.

* Hâlleri, mümkün mertebe sükût üzereydi. “Ya hayır söyle, ya da sus!” hadîs-i şerîfi mûcibince, genellikle sükûtu tercih ederlerdi. Allah dostlarından ve bilhassa Mahmud Sâmî Efendi’den bahsederken, âdeta dili açılır sohbetine doyum olmazdı. Mahmud Sâmî Efendi ile birlikte geçirdikleri yıllar hakkında:

“-Senelerce hizmetlerinde bulundum, kıymetini bilemediğim demlerdi!..” diye hayıflanırlardı.

* Meclislerde hep kendi isminin zikredilmesini isteyenlerden hoşlanmazlardı. Hiçlik içerisinde olmayı tercih ederlerdi. İnsanlara tevâzûsuyla faydalı olmayı arzu ederlerdi.

* Konuşmalarında bir şahsın ismini zikretmezler, sadece ibret alınacak müsbet veya menfî özelliklerini anlatırdı. Kendilerine de dâima “fakir” derlerdi.

* Vakitleri hep belli bir nizam içindeydi. Âdeta geçirmiş olduğu her bir dakikanın hesabını nefsine sorarlar, ona göre hareket ederlerdi. Bir seferinde misafir bekliyorlardı. On dakikalık bir gecikmeyle misafirler geldi. Bunun üzerine:

“-Kırk dakika ayırmıştık, otuz dakikaları kaldı. Kendilerinin demek ki, bu kadarına ihtiyaçları varmış!” dediler.

* Bir defasında bir çin halısı seccade kendisine hediye edilmişti. Hiç açmadan fakire verdiler. Hülasa çok değerli bir eşya dahî anında hediye edilebilirdi.

* Çok hassas, duygulu ve ince rûhlu bir insandı. Zekî ve akıllı olanlara özel bir ilgi gösterirlerdi. Bilhassa çocukları sever, gençlere de önem verirlerdi.

* Unutkanlığı, noksanlık olarak değerlendirir ve “Unutkanlık makbul değildir!..” derlerdi. Evlatlarının cevval ve uyanık olmalarını isterlerdi.

* Bir defasında ceblerinden çıkardığı bir kalemi gösterip, Sami Efendi Hazretleri’nin bu kalemi otuz yıl önce hediye ettiklerinden bahsetmişlerdi.

Öbür âleme, yüz akıyla gidebilene ne mutlu!..
zahide topçu

dayi
09.04.2007, 18:40
Mürşidin, mürîdin rûh ve kalbinde tasarruf için kullandığı en müessir ve kestirme vasıta "öz"dür. Bu, "kuddise sirruh" diyerek andığımız velîdeki "sırr"ın kullanılması sûretiyle icrâ edilir. Bu vâsıtanın mâhiyetini ancak onu kullanan bilir. Bu, tasavvufun hâl kısmına dâhildir, kâl (söz) kısmına âit olmadığından kitaplarda yer almaz...alıntı..Talib..


Talib abim:flowers:..

Mahiyetini bilenler kitaptan değil..Efendisinden bildiler..:)

Efendinin kim olduğunu anlayan Efendisini ÖZleyendir..surette kalmayıp ÖZ,de Efendinin RESULALLAH olduğunu bilmek ÖZüne inmektir..evet kitaplarda yazmaz..satır ilmi değildir..nakil ve HAL iledir..salik bu inanç ile Efendisinin nasihatlerini yerine getirip eksiksiz yaparsa zikrini..bak gör nasıl ÖZler Efendisini:D..:flowers:

HU..

kays
10.04.2007, 09:04
Mânevi Reçeteler

Musâ Topbaş Efendi, hâzık bir tabib (uzman bir doktor) gibi insanların mânevî hâllerine uygun reçeteler yazdığı gibi, umûmî hastalıklara karşı da herkesin rahatça tatbik edebileceği, basit ama isâbetli tesbitler yaparlardı.
Bu nasihat ve reçeteler, üzerinden seneler geçmesine rağmen eskimemiştir. Gâh gönlümüzde, gâh defterler arasındaki bu ölümsüz mânevî reçeteleri de kardeşlerimizle paylaşalım, istedik:

* Gıybet çok mühim bir hastalıktır. Kimsenin arkasından konuşmamalıyız. Öncelikle kendi hatalarımızı araştırmalıyız ve bunları telafi yoluna gitmeliyiz. Kendi nefsimizin eksik ve hatasını görmek bizi başkalarının kusurunu araştırmaktan men etmelidir. Hanımlar dînî mevzûlarda çok gayretlidirler. Yalnız iki husus, onların bu gayretlerini gölgede bırakır; çarşı-pazarda çok gezmeleri ve dilleri!.. Günde üç-beş defa çarşıda pazarda gezenin kalbi dağılır. Böyle kişide huzur hâli nasıl olur?

* Dînî meclislerde dünya kelâmı konuşulmamalıdır. Bu meclisler Allah adının ve âhiretin hatırlandığı yerlerdir. Şayet böyle meclislerde mâlâyânî, dünyevî konular ve maddiyât konuşulmya başlarsa arkasından gıybet ve mâsiyet (günah) gelmeye başlar. İstifade için gelinen bu meclislerden haram işlenerek dönülmüş olur. Böyle Hak meclislerinde âyet-i kerîme, ehâdis-i şerife, evliyâullâh menâkıbı zikredilir. Kişilerin mânevî durumlarına göre bir eser de takip edilebilir. Eğer bu meclisler, âdâbına riâyet edilerek icrâ edilirse insanların mânen büyük derecelere nâil olmasına vesîle olur, biiznillâh!...

* Mânevî yoldan istifâde etmek için az yemelidir. Az yiyen az uyur, az konuşur. Az konuşanın hatası az olur. Akşamları az yemek, teheccüde iştiyakla kalkılmasına vesile olur.

* Güzel ahlâk, yumuşak başlılık, öfkeyi yenmek, hizmetli olmak bu yolun önemli düsturlarıdır.

* İnsan gününü uyku ile doldurmamalıdır. Haddinden fazla uyuyan gün boyu gevşer, üzerine tembellik çöker ve esner durur. Az uyuyan ise zinde kalır, günü bereketli geçer.

* Müslüman, dâima helâli aramalı, ihtiyatla davranmalı ve şüpheli şeylerden uzak durmalıdır.

* Eğer varsa, kaza namazlarına dikkat ve itinayla muntazam olarak devam edilmelidir. Eğer kazalarını tamamladıktan sonra fazladan olarak kaza kılmaya devam edilirse, “nurun ala nur” (nûr üstüne nûr) olur.

* Misafir ağırlamada sınır yoktur. Biri bir kahve verir, ecrini alır. Kimi de imkânı nisbetinde sofralar açar, Allah'tan karşılığını alır. Konya'da Mevlânâ Hazretlerini ziyaret eden fâsık bir kişi dahî niyetine göre bu ziyâretten mânen nasiplenir.

* Üç sınıf insan vardır:
Birincisi, Mevlâ'yı seven ve Mevlâ'nın da kendisini sevdiği,
İkincisi, kötülüğü gürünce kayan, iyiliği görüce düzelen,
Üçüncüsü de katılaşmış olan kalbler!... Rabbim muhâfaza buyursun.

* Boş konuşmayı, laf üretmeyi bırakın!.. İnsanları hayatınızla, yaşantınızla ve hâlinizle irşad edin. * En büyük cevher, zikirdir. Her şey güzel ahlâkta bitiyor. Ahlâk güzelleşirse muâmelât da zevk hâline gelir.
zahide topçu

kays
11.04.2007, 09:27
kardeşler yazı biraz uzunca ama inanınki feyiz veriyor


İnsan Âşıksa...

Akhisarlı Hacı Gülten Teyzemiz ömrünü hizmete adamış, zamanında o beldeden bu beldeye koşmuş bir gönül eri hanımefendi!.. Geçirdiği trafik kazası ve ardından yaşamış olduğu felç dolayısıyla, şimdi evinden çıkamıyor. Ama her dâim “hamd” hâlinde ve evindeki çiçeği bile:

“-Bana dost geldi kızım.” sözleriyle sevebilen bir pamuk anne… Nâmahremden hayat boyu sakınıp korunmuş:

“-Kızım, ben bakkala bile derdimi anlatamam, sıkılırım. Nâmahremi görünce konuşamam!..” diyerek mâsumâne anlatıyor hâlini!..

Yürek böyle güzel olunca, Allah Teâlâ da onu güzel gönüllere yakın etmiş. Mahmud Sâmi Ramazanoğlu Efendi'nin defninde bulunmak dahî nasib olmuş. Şöyle anlatıyor, o tatlı günleri:

“-Çok hâtıralar yaşadık kızım. Sık sık İstanbul'a giderdik; sonra haclar, umreler… Şimdi hepsi gerilerde kaldı.

Mahmud Sâmi Efendi'nin vefâtında Medine'deydik. Zaten son günlerinde rahatsız olduğunu duyduğumuz için sürekli Kur'ân'lar okuyor, duâlar ediyorduk. Vefât ettiklerini duyunca hemen gasledildikleri yere gittik. Çok güzel bir koku vardı bahçede. İki akasya ağacıydı herhâlde, yaşlandık, eskisi gibi hatırlayamıyoruz artık. O ağaçları görünce koku onlardan mı geliyor diye yakınlarına gittim, ama yok, oradan gelmiyordu!.. Sonra bir fırsat oldu, Sâmi Efendimizin gasledildiği odaya yaklaşınca kokunun oradan geldiğini anladık!.. Daha sonraları bu hâdiseyi, şimdi Medine'de yaşıyan Sâmi Efendimizin âşıklarından Pakize Hanımteyze'ye anlatınca, bana şöyle dediğini hatırlarım:

“-Kızım, insan böyle bir Hak dostuna âşıksa, o kokuyu tâ Türkiye'deki evinin odasından da alır!..”

* * *

Büyüklerle hâtıraları çok Gülten teyzemizin! Ziyâret eden kesinlikle gönlü, kulağı boş ayrılmıyor evinden. Bir Pâkize teyzeden, bir de Dürriye Anneden çok sık hâtıralar anlatır… Seçebildiklerimiz:

“-Dürriye Anne vardı, bir de… Büyükler, Pendik'in manevî annesi derlerdi, onun için. Geceleri pek uyumazdı. Ben ne zaman uyanıp kalkmış olsam, onu uyanık görürdüm. Bir gece teheccüde birlikte kalktık. Dürriye Anne:

“-Geç mi kaldık, vah vah!” diyerek ağlamaya başladı. Biz:

“-Yok Dürriye Anne, daha bir saat var sabah namazına!..” dediysek de o ağlamaya devam etti. Belki yarım saat secdede kaldı. Zaten vazifesi duâ imiş. Aslında gece saat birde, bir buçukta ayakta olmaya alışmış, bizim uyandığımız saati geç kalmış kabul ediyor.

Dürriye Annenin beyi hâkimmiş, pek öyle mâneviyâtla alâkası yokmuş… Dürriye Anneyi sinemaya falan götürürmüş. Tabî Dürriye Anne, yumarmış gözünü koyulurmuş zikre. Beyi bir şey sorduğunda da:

“-Evet efendi!” der, beyinin gönlünü kırmazmış. Sonra hâfızlığa başlamış. Beyi duymasın diye de gece çatıya çıkar, sokak ışığında çalışırmış. Böylece sekizinci sayfaya kadar yükselmiş, ama büyüklerin de tavsiyesiyle devam etmemiş. Kur'ân'ı ezber gibi okurdu zaten!

* * *

Mûsâ Topbaş Efendi'nin son yıllarıydı. Ziyâretine gitmiştik. Pek görüşebileceğimizi düşünmemiştik, ama nasib oldu. Her gelene büyük-küçük bir hediye hazırlar verirlerdi. Gelenlerin gönüllerini alırlardı:

“-Gücüm kuvvetim olsa da, Anadolu'dan gelenlere bizzat hizmet etsem!” derlerdi. Öyle kıymet verirlerdi, Allah için birbirini seven ve Allah rızası için ziyâretleşenlere!..

Yanımdaki arkadaşa hediye olarak yelek düşmüştü:

“-Bu kızımız yelek giymez, ama ileride lâzım olur, dursun!” demişlerdi. Ben de içimden:

“-Keşke yeleği bana verselerdi, ben yelek giymeyi severim. Efendimin yeleği diye giyerim!..” demiştim.

Birkaç gün sonra Zâhide hanımla bana bir paket daha göndermişler ve:

“-Gülten hanıma hediyemiz az oldu!” demişler. Paketi açtım baktım, içinden krem bir yelek çıktı! Kendi kendime:

“-Âh Gülten!..” dedim. “Bir de onun gönlünü bununla meşgul ettin, gördün mü?”

Onlar evlatlarının en küçük derdini bile dert ediniyorlar.

Mûsâ Efendi, Mahmud Sâmi Efendi hazretlerini çok severlerdi. Bir soruya cevap verirken hep ondan örnek verirlerdi.

Sâmi Efendi'yle birkaç kez görüşebilmek nasib oldu. O da müstesnâ bir insan-ı kâmildi. Onlar hep hassas yaşamışlar, edeb içinde ömür sürmüşler. Son nefeslerine kadar hep edeb, hep edeb!.. Biz yaşlıyız, bir insan arkasına minder koymayınca sırtı ağrıyor. Onlar hep huzur vaziyetinde, hep dizüstü oturmuşlar. Son yıllarında halbuki çocuk kadar kalmışlar, çok yaşlanmışlardı. Bir gün Melike Hanımdan dinledik hâlini. Sordum şöyle birkaç hâlini anlatsanız, diye… Şöyle anlatmıştı. Yemek yerken arkasına minder koyarlarmış, dayansın, rahat etsin diye, lâkin o öne yaklaşırmış, tâ koltuğun ucuna kadar… Melike hanımlar:

“-Dedeciğim, yaslansanız, yaşlandınız, rahat ederdiniz biraz!” dediklerinde o:

“-Evladım, biz insanız, insan gibi yemek yeriz!” buyurmuşlar. Vefât edene kadar da bu hâlini bozmamışlar. Kızım, biz sabredemiyoruz işte…

* * *

Gülten teyzemiz “Sabredemiyoruz.” der, ama şeker hastalığına rağmen oruç tutardı. Doktor yasağını dinlemeyince rahatsızlığı arttı tabiî.. Tutamadığı orucun gözyaşı gözünden hiç eksik olmadı Gülten Teyzemizin. Her ziyaretine gittiğimizde muhakkak bir ikramda bulunurdu. Hiç bulamadıysa, bastonuna taktığı küçük torbasından şeker ikram ederdi.

Büyüklerin hâliyle hâllenince hep böyle güzellikler yansıyor insandan…Bir gün bir davete biraz geç gelmişti:

“-Kızım, kusura bakmayın, evde yardımcım kırılmasın, dedim. Onunla yedim.” demişlerdi. Ne kadar incelik…

* * *

Allah râzı olsun diyoruz, Gülten teyzemize! Her ziyaretimizde çok yorgun olmasına ve nefes darlığına rağmen ziyaretçilerini hâtıralarından mahrum bırakmayan Gülten teyzemizle ebedî âlemde de hâtıralar paylaşabilmek duâsıyla! Cenâb-ı Hak, bu dünyada da, öte dünyada da bizleri o gönlü güzel, hâli güzel büyüklerimizden ayrı koymasın!... Onların hâllerinden bizlere de in'ikâslar nasib eylesin..

Cenab-ı Hak, ümmeti, böylesi sâlihât-ı nisvândan mahrûm eylemesin!.. Âmin.
Huri Sezen

kays
12.04.2007, 09:18
Kalpten Çıkan Kalbi Bulur

Büyüklerin yanında, hizmetinde ve sohbetinde bulunmak, başlı başına bir talim ve terbiye fırsatıdır. Onların oturuşu, kalkışı, hâl ve sözleri insanın o ân farkında olmadığı bir çok kıymetler taşır. Gün gelip de balık sudan ayrılınca onun kıymetini daha iyi anlar.

Biz de hayatımız boyunca pek çok büyük insanla hasbihâl etme ve onlardan feyz alma imkânına kavuştuk, elhamdülillâh… Onlardan devşirdiğimiz güzel ahlâk, düstur ve hakîkatlerin pek çoğundan hayatımız boyunca istifade ettik ve ediyoruz.

Bu yazımızda da o güzel insanlardan biri olan merhûm Mûsâ Topbaş Efendi'nin güzel sözlerinden kıymetli nasihatler seçmeye çalıştık. Yazdıklarımızın başta kendimiz olmak üzere, bütün kardeşlerimize hayır ve bereket getirmesini niyaz ederiz.

* İnsan, Rabbini severse, herkesi sever. Bu sevgi, gün gelir o kadar şiddetlenir ki, merhamet, muhabbet ve tefekkürü, hasta hayvânâta kadar uzanır. Yaratandan ötürü yaratılanlara şefkat ve sevgi gösterir.

*Bir kişinin ahlâkı güzelleşirse, bu hâl onun bütün âzâlarından belli olur. Bunun için insanların gönlüne girmek lâzımdır.

* Dünya işi de gayretsiz olmuyor.

* “Sevgi” çok mühimdir. Başta Cenab-ı Hakk'a, sonra Sallâllâhu aleyhi ve sellem Efendimize, daha sonra ise Allah dostlarına muhabbet ve teslimiyet olmalıdır. Sonra diğer sevgiler gönlümüze girebilir.

* Her şeyin başında “Allah rızası” bulunmalı; başka gayelere yer verilmemelidir. İş maddiyâta dökülünce bağlar gevşer. İkinci mevzû “ihlas” tır. Mevlânâ Hazretleri'nin buyurduğu gibi, “Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol!..” Kalbinle dilin bir olsun. Arkadan “teslimiyet” gelir. Teslimiyeti olan rahata kavuşur. Teslimiyet ehli, fuzûlî sevinmez, boş yere öfkelenmez.

* Hayatımız hep itidâlli olmalıdır. Hiçbir şeyin aşırısı hoş değildir. Dünyanın gelip geçici bir misafirhâne olduğunu her fırsatta nefse hatırlatmalıdır. Çünkü insan zayıftır, çabuk unutur.

* Bazı hanımlar, gözünün ancak yarısı görünecek şekilde örtünüyor; ama kızı yanında tesettürsüz dolaşıyor. Bundan da hiç rahatsız olmuyor. Bu hâl, ya gafletten ileri gelir; ya da evladını hiç sevmemekten. Kendisi cennete gitmek istiyor da, evladının ateşe düşmesine göz yumuyor. Böyle annelik-babalık olmaz. Anne babalar, çocuklarıyla ilgilenmeli, onların eğitim ve terbiyesini ihmal etmemelidir. Onlara her şeyden önce Allah ve Peygamber sevgisini aşılamalı; evliyaullahı tanıtmalıdır. Aksi hâlde son pişmanlık, fayda vermez.

* Bazıları nasihat ettiğimiz zaman söz dinler gibi oluyor, ama işine gelmeyen bir mevzû oldu mu, onu da gizli gizli yürütüyor. İnsanın gizlisini de, açıktan yaptıklarını da bilen bir Zât -celle celâlühû- var. Kıyâmet günü o zât, içimizden geçenleri bile bize birbir haber verecek!.. Kimden, neyi saklıyoruz? Allah şuur ve basîret versin!..

* Bütün mesele kalbe îmânın yerleşmesi… Nasihatlerin kulaktan kalbe inmesi için, söyleyenlerin de o söyledikleriyle amel etmesi gerekir. Kalpten çıkan söz kalbi bulur. Dudaktan dökülen kulakta kalır.

* Hayatımızı bir nizama koymanın vakti geldi de geçiyor bile… Vaktimizin kıymetini bilmeli, saate riâyet etmeliyiz. Ömürler çok mahdut… Yapacak çok iş var. Gece gündüz çalışsak bile dünyaya ait bütün işleri yoluna koymamız mümkün değil; öyleyse asıl gayretimizi ebedî âlemde karşımıza çıkacak şeylere sarfetmeliyiz.
zahide topçu

kays
13.04.2007, 09:16
Merhum Musa Topbaş Efendi

Allâh'ın Sevdiği Kullar
Allah Rasûlü -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz bir hadîs-i kudsîde beyân ederler:
"Allah Teâlâ hazretleri buyurur ki: Kim benim evliyâma düşmanlık ederse, ona karşı harb ilan ederim. Hiçbir kul ona farz kıldığım şeyleri yapmaktan daha sevgili bir şeyle bana yaklaşamaz. Ve kullarım -farzlardan sonra- nafile ibâdetlerle bana yaklaşırlar. Nihayet ben onu severim. Ve ben bir kulumu sevdikten sonra onun işiten kulağı, gören gözü ve tutan eli olurum..." (Zübdetü'l-Buhârî, 1107)
*
Allah dostları, yapmış oldukları ibâdet, yaşamış oldukları istikâmet ve riâyet etmiş oldukları muâmelât ve kul hakkı neticesinde; Allah'ın muhabbetini kazanmış kimselerdir. Allah bizzat sevdiği bu kullarını, mahlûkâtına da sevdirmiş ve onların her hâlinden insanların istifâde etmesini murad etmiştir. Böyle sâlih kulların

yakınlarında bulunup, onların her hâlini müşahade etmek, insan için bulunmaz bir kazanç ve tükenmez bir sermayedir. Nitekim biz de, önce Mahmud Sâmi Ramazanoğlu hazretlerinin mânevî evlâdı olmak, sonra da Mûsâ Topbaş Efendiyi tanımak bahtiyarlığına erenlerdeniz.

Bu yazımızda da Musa Topbaş Efendi hazretlerinin muhtelif vesîlelerle yapmış oldukları sohbetlerinden zihnimde kaldığı kadarıyla aktarmak istiyorum.
*
Bir sohbeti hak ettik
Mûsa Efendi hazretlerinin her sözünde bir ibret ve ikaz vardı. Ailesinden üç kişi bir araya gelse bile fuzûlî konuşulmasına müsaade etmezler ve:
"-Bir sohbeti hak ettik!" derlerdi.
Ağızdan çıkan her cümlenin bir muhasebeyi gerektirdiğinin idrakindeydiler.
*
Az da Olsa, Devamlı
Kendileri mutad olarak, her günün belli vakitlerinde bir miktar Kur'ân-ı Kerîm okurlar, ama Kur'ân-ı Kerîm'i dinlemeyi daha çok severlerdi. Kur'ân'ı dinledikçe huzur buldukları her hallerinden belli olurdu.

Kur'ân-ı Kerîm okumayı teşvik ederler ve:
"-İnsan biraz ihmal ederse, gevşer ve ondan uzaklaşır!.." buyururlardı. Bu yüzden az da olsa, devamlı okumayı tavsiye ederler, Kur'ân-ı Kerim'le ünsiyetin canlı tutulmasını isterlerdi.

Aynı intizamın nâfile ibâdetlerde de olması gerektiğinin üzerinde dururlardı. Bir anda çok fazla nafile ibâdet yapmak yerine, mutad olarak az az yapmanın insanın terakkîsinde daha tesirli olduğunu söylerlerdi. Bu hususta kendisi de:

"-Duhâ namazı iki, dört veya altı rekat kılınabilir, fakir de 4 rekat kılıyorum." derlerdi. Yine Evvâbin namazı ile ilgili olarak:
"-Evvâbin namazı iki de kılınmış, altı da... Biz Mahmud Sâmî Efendimiz'in kıldığı üzere iki rekat kılmaya devam ediyoruz." demişlerdi.
*
Teheccüd Namazı
"-Ne kadar hizmet yaparsak yapalım, virdlerimizi ihmal etmeyelim. Âcil işlerimiz dahî olsa iki rekat kılmamız münâsip olur." derdi.
Uzaktan, Anadolu'dan ziyarete gelenler için, bilhassa teheccüd namazlarına ve dînî meclislere muntazam olarak devam etmelerini tavsiye ederlerdi.

"-Namaz kılıp-kılmayanlar yüzlerinden belli olur, hattâ ibâdetlerini huşû ile yapanlar bile anlaşılır." buyururlardı.

Bir kulun gecesini planlamasıyla ilgili olarak şöyle buyururlardı:
"-Akşam erken istirahate geçmeli, seherde kalkmalı. Vakit çok erkense tekrar yatıp sabah namazına kalkmalı!.. Allâh'ın izni ile bunun neticesinde mânevî olarak büyük derecelere ulaşılır. Bir insan çok uyursa gündüz gevşek olur, esner durur ve üzerinde sıklet hisseder. Fakat az uyuyan daha zinde vücutla, daha çok hizmet eder."

Bir sohbetlerinde de şunları anlatmışlardı:
"Mühim olan ihlâsla niyet etmek ve Allâh'ın huzurunda olduğumuzun şuuruyla hareket etmektir. Allah korusun, işlediğimiz bir kusurdan dolayı ibadetlerde gevşeklik, huzursuzluk ve iç sıkıntısı peydâ olur. Eğer ibâdetlerimizden zevk alamıyorsak, hâlimizi bir gözden geçirmeliyiz.

Virdlerimizi ve ibadetlerimizi yaparken, huşû hâlini muhafaza etmeye çalışmalıyız.
Sıhhatimizin kıymetini de bilmeliyiz. Zira hizmetimizin aksamaması ancak bu sayede mümkündür.

Daima abdestli olmaya özen göstermeli ve fırsat buldukça abdest tazelemeliyiz.
Kaza namazı olanlar, hiç ihmal etmeden bunları îfâya devam etmelidirler.
Az yiyip, az içmeyi kendimize düstur edinmeliyiz. Çünkü bunlar azaldıkça, uyku ve konuşma da azalır."

zahide topçu

kays
14.04.2007, 11:01
Merhum Mûsa Topbaş Efendi-II

Sâhibu'l-Vefâ
Bir insanın, görmüş olduğu iyilik sebebiyle birisini yâd etmesi, onu hatırlaması kadirşinaslık ve ahlâk güzelliğinden sayılır. İşte vefâ da, insanı güzelleştiren bu ahlâkın bir neticesidir.

Allah dostları, yetiştirmiş oldukları talebelerine ve gönüldaşlarına, Allah'ın yolunu tanıtmakla, dünyâyı gerçek hâliyle gösterip âhirete yaklaştırmakla en büyük iyiliklerden birini yapmaktadırlar. Bu yüzden onlara karşı gösterilecek sadâkât, vefâ ve muhabbet, sâir insanlardan farklı olmalıdır.

Biz bu hâlin en nâdide örneklerinden birini Mûsâ Efendi'de müşâhede etmiştik. Kendileri, mânevî terbiyesinde yetiştikleri Mahmud Sâmî Ramazanoğlu hazretlerini hep büyük bir heyecan ve muhabbetle anarlar; ondan bahsederken âdetâ o mesud günlerin zevkini tekrar tekrar yaşarlardı.

Kendilerine duymuş oldukları bu derin muhabbet ve bağlılık sebebiyle, oturuşları, kalkışları, söz ve sohbetleri Mahmud Sâmî Efendi'ye benzerdi. O, bu hâlleriyle "vefânın sâhibi" olmayı hak etmişti.

Bize Verilen Sır
Mûsâ Efendi, Mahmud Sâmî hazretlerini anlatırken de büyük bir edeb içerisinde bulunurlar ve sanki o an yaşamaktaymış ve yanıbaşındaymış gibi dikkat içinde sohbet ederlerdi. Bir keresinde Mûsâ Efendi, yine Onu anlatırken:

"-Ömrünce kimsenin kusurunu söylememiş, arkasından çekiştirmemiştir. Kendisine emânet edilen sırları titizlikle saklamıştır. Hattâ birgün kendisine bir sır veren kimse, bu sırrı saklamasını sıkı sıkıya tenbih etme ihtiyacı hissetmiş de, merhum Efendimiz:

"-Merak buyurmayın evlâdım, bize verilen sır, bizimle beraber mahşer yerine kadar gider!" buyurmuştur.

Dile Dikkat
Dil, Allâh'ın insana verdiği en büyük nîmet, hem de en büyük imtihandır. Bazen insan diliyle pek çok hayra nâil olabileceği gibi, bazen de dili sebebiyle pek çok hayırdan mahrum kalabilir.

Vaktiyle Ziyâeddin Efendi isminde bir zât vardı. Medîne-i Münevvere'de yaşardı. Şahsen ben de ondan çok istifâde etmiştim. Dâimâ sükût hâlinde idi. Sükût bazen sohbet gibi faydalıdır. Mûsâ Efendi'ye bu zâtın hâlini sormuştum da gülümseyerek:
"-Mühim olan gönle huzurun inmesidir." buyurdular.


Medîne'de bir zât vardı. Pek çok hayırlar yapmış olmasına rağmen, bir zaman diline dikkat etmemesi sebebiyle elindeki bütün amelleri hebâ olup gitmişti. Allâh Teâlâ da müminleri îkaz etmiyor mu? "Sesinizi Allâh'ın Rasûlü'nün yanında yükseltmeyin, sonra farkında olmadan amelleriniz boşa çıkıverir!.." diye!

Bilhassa hanımlar dillerinden çok kaybederler. Her birimiz ağzımıza girene (lokmamıza) dikkat ettiğimiz gibi, ağzımızdan çıkana (sözlerimize) de dikkat etmeliyiz.

Gönlü Allâh'a Tahsis
Musâ Efendi, sohbetlerinin birinde teslimiyetten bahsettiler. Bu yolda sâhip olunması gereken hâli ifâde için İbrahim -aleyhisselâm-'ın teslimiyetini örnek verdiler. Ateşe giderken bile hâlini ancak Allâh'a arz etme ve kullara değil de Allâh'a bağlanma…

"-Nasıl Züleyha annemiz, Yusuf aleyhisselâm'a duymuş olduğu aşk ve muhabbetini dâimâ kalbinde taşımış ve bu muhabbetin îcablarını yapmaya gayret etmişse, bizim de muhabbetimizi kalbimize yerleştirmemiz gerekir. Bu sevgiyi hiç zorlamadan kalbimize yerleştirmeli ve zikirle onu beslemeliyiz." buyururlardı.

"-Gönlümüzü evlât, mal ve aile sevgilerinin esaretinden kurtarıp Mevlâ sevgisine tahsis edeceğiz. Elbette çocuklarımıza, anne babamıza ve zevclerimize karşı muhabbet besleyeceğiz, ama bunlar, Allâh'a olan sevgimizin önüne geçemeyecek…
Allâh için seveceğiz, Allâh için buğz edip nefret duyacağız. Kardeşimizi, kendimize ne kadar tercih ediyorsak o kadar imânımız kemâle ermiş demektir."

zahide topçu

kays
15.04.2007, 09:54
Merhûm Mûsa Topbaş Efendi - 3

Allâh dostları, Allâh'ın ve Rasûlü'nün ahlâkıyla hâllendikleri için onların her hâli, ayrı bir güzellik, letâfet ve fazîlet ile doludur. Dolayısıyla onlar canlıdan cansıza, insandan hayvanâta kadar her varlığa yüce bir ahlâk mükemmelliği ve ilâhî bir edeb ile alâka gösterirler. Bu vasıfların en yüksek tecellîsine mazhar olan mâneviyâtın zirve şahsiyetlerinden merhum Mûsâ Efendi -kuddîse sirruh- da bütün büyük veliler gibi müstesnâ bir güzel ahlâka sahipti. İşte bu yüce ahlâka şâhid olanların naklettikleri:

Mûsâ Topbaş Efendi'nin gönlü bütün mahlûkâtı kuşatan bir muhabbet ve şefkat kucağıydı. Allâh'ın mahlûkâtını sevmenin bir îman umdesi olduğuna inanır ve sık sık:
"-İslâm dini; Allâh'a ta'zim ile mahlûkâta şefkat ve merhamet üzerine kurulmuştur." buyururdu.

Onun bu engin merhamet ve şefkatinin en güzel misâllerin biri de, bahçesinde sayıları yetmişe ulaşan kedileriydi. Kendisini görür görmez koşuşturan bu hayvanlar, onun etrafında bir sevgi hâlesi oluştururdu. O da her biriyle ayrı ayrı ilgilenir, karınlarını doyurur ve onlarla konuşurdu. Evinden ayrıldığı zamanlarda, bu hayvancağızların ihmal edilmemesini tembih eder ve:

"-Kızım ben sizden bir şey istemiyorum. Kedilerime, köpeklerime iyi bakın, kedilerimin sayısını yetmişten aşağı düşürmeyin." derdi.

Evlerine döner dönmez de ilk fırsatta bahçedeki güvercinlerin, kedilerin ve kuşların yiyeceklerini kontrol eder ve bundan büyük haz duyardı. Onun bu incelik ve şefkati, çevresindekilere de sirayet etmişti.
* * *
İnsan zamanla sevdiği kimseye benzemeye ve onunla aynîleşmeye başlar. Biz, bu hâli Musa Efendi'de de müşâhede ettik. Kendisi nihayetsiz bir sadâkat ve teslimiyetle bağlanmış olduğu Mahmud Sâmî Ramazanoğlu Efendi'ye pek çok husûsiyetleriyle benzemişlerdi. Vefatına yakın zamanlarda, Musa Efendi'yle sohbet etme imkânı bulanlar, bu hâlin yüzüne bile tesir etmiş olduğunu hayretle müşâhede etmişlerdir.
* * *
Allâh dostlarına bu dünya hayatı içinde beden kafesi dar gelir, rûhları beden kafesini terk ettikten sonra daha hür ve mesut olurlar. Bu sebeple Mevlânâ hazretleri, bedenin kafesten kurtulup huzura kavuşacağı ölüm ânını "Şeb-i Arûs: Düğün gecesi" olarak vasıflandırmıştır. Mûsâ Efendi de bazen:

"-Ben de biraz huzur bulsam, dinlensem." diyerek, bu son âna olan istek ve arzularını belli ederlerdi.
* * *
Musa Topbaş Efendi, Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh-'ın hayatından pek çok nükteler zikreder; onun cömertlik, muhabbet, sadâkat ve fazîletlerini şöyle anlatırdı:

"-O, Peygamberimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e olan muhabbet sermayesiyle hicret esnasında "ikinin ikincisi" olmuş, hayatı boyunca sahip olduğu her şeyi İki Cihan Güneşi Peygamber Efendimiz'e gönülden hibe etmiştir. Sadâkat timsâli olan bu büyük sahabî, Peygamberimizle aynîleşmenin bir neticesi olarak, Allâh Rasûlü'nün son ânlarında:

"-Bütün kapılar kapansın, Ebûbekir'inki hâriç! " iltifâtına nâil olmuştur.
Daha sonra ise basiret, kudret ve hizmet hayatıyla müslümanların hayatında müstesnâ bir halîfe misâli olmuştur. Bizlerin de bu örnek hayattan olabildiğince istifade etmemiz icab eder. Bu sebeple ashâb-ı kirâmın hayatını anlatan eserleri, husûsiyle Hazret-i Ebûbekir'in hayatını sık sık okuyunuz!.."
* * *
Musa Efendi, bütün mânevî tekâmül ve faziletlerin, ancak Allâh'a ve Onun Rasûlü'ne îmân ve bunun sonrasında da onlara karşı duyulan ihlâs ve muhabbete bağlı olduğunu hatırlatır ve her şeyin başının "sevgi" olduğunu söylerlerdi.
Allâh kendilerinden râzı olsun. Âmin.
Azîz ruhlarına bir Fâtiha-i şerife, üç ihlâs-ı şerif...
zahide topçu

kays
16.04.2007, 10:03
Allah Dostu, Mahlûkatın da Dostudur 1

-Efendim, Allâh dostlarının pek çok vasıfları var. Bunların içerisinden bilhassa ifade etmek istediğiniz husûsiyet nedir?

-Allâh dostları, insanların en kâmilleridir. Her hâlleri güzellik ve mükemmellik arz eder. Gönülleri, ulvî bir teslimiyet neşvesiyle Allah ve Rasûlü'ne dost olduğu için onlar, bütün mahlûkatla dost olarak yaşarlar.

Bu Hak dostları ki, doğan güneşe, ışık huzmelerinin gurûbda resmettiği rengârenk tablolara, hayrete gark olmuş bir sûrette bakar ve her vesile ile mârifetullâh, yâni vuslat ufkuna kanat çırparlar. Gönüllerindeki merhamet akışları, vahşî hayvanları dahî mûnis hâle getirir. Onlar, bir yılana bile muhabbet dolu gözlerle nazar ettiklerinden, başkalarının duyduğu ürküntü yerine, bu hayvanın derisindeki hârelere, ayakları bulunmamasına rağmen hareketlerindeki sür'at ve cevvâliyeti temâşâ eder de, o hayvanın şahsında ilâhî san'atın meftûnu ve hayrânı olurlar.


-Efendim, bu anlattıklarınıza bir misâl rica etsek?

-Bu hususta pek ibretli sayısız misâller vardır. Muhterem pederim Mûsâ Efendi -kuddise sirruh-'tan işittiğim büyük Hak dostu Sâmi Efendi Hazretleri ile alâkalı bir hâdiseyi nakledeyim:

Bir hac mevsiminde Sâmî Efendi Hazretleri, Medine-i Münevvere'de ker*** bir evde kalmaktadırlar. Bir ara evin bir köşesinde oraya çöreklenmiş büyükçe bir yılan görülür. Hazret-i Pîr'in etrafındakiler telaşlanıp yılanı öldürmek isterler. Ancak gönlü, Hâlık'tan ötürü bütün mahlûkâta muhabbetle dolu olan Efendi Hazretleri:

"-Haycancağıza ilişmeyin! O, geldiği gibi gitmesini de bilir..." buyurarak yılanın bertaraf edilmesine mânî olur.

Gerçekten de bir müddet sonra hayvancağız evde bir daha görülmez...
Burada ifade etmek gerekir ki, güneş için ısıtmamak nasıl imkânsız ise, yüksek ruhlar için de mahlûkâta acımamak, onlara merhamet etmemek ve sergiledikleri ilâhî san'at karşısında duygusuz kalmak, öyle imkânsızdır.

-Efendim, Sâmî Efendi gibi sâlihler bu yüce makamlara nasıl eriştiler?

-Hiç şüphesiz selîm bir kalb ile... Zîrâ kalb-i selîm sâhibi olan Hak dostları, kâinatı asıl sanatkârı olan Rabbimiz ve O'nun her biri bir san'at hârikası olan eserleri karşısında hayret ve heyecân duyan bir gönül ile yaşarlar. Kudret-i ilâhiyyenin

tabiatta vücûda getirdiği sonsuz hârikalardaki ilâhî sanatın zevkine ererler. Sermâyesi aynı toprak olan bitkilerin rengârenk yaprak ve çiçeklerine, bunlardaki maddî-mânevî cümbüş, incelik ve derinliklere; ağaçların renk, koku, lezzet ve şekilde sonsuz farklılık arz eden meyvelerine; ancak bir iki haftalık ömrü olduğu

hâlde, kelebeğin kanatlarındaki hârika desenlere, insanın yaratılışındaki hârikulâdeliğe nazar ederler ve gözün görmesi, beynin idrâk etmesi gibi sonsuz ilâhî hârikalar ve bunların "lisân-ı hâl" denilen sırlı beyânlarına dikkat ederek ilâhî kudret akışları karşısında duygu derinliğine nâil olurlar.


Böyleleri için bütün bir kâinât, artık okunmaya âmâde bir kitap gibidir. Bunlar, satırdaki ilimleri aşmışlar, sadırdaki, yâni gönüllerdeki ilmin sır ve hikmetine ulaşmışlardır. Tıpkı bir zamanlar Selçuklu Medresesi'nde kitaplarına gömülmüş

kendi hâlinde bir müderris iken, gönlü aşkla dolu Şems adlı âşık bir dervişin irşâd nazarlarıyla kıvılcım alıp, aşk ateşiyle yanmaya başlayan Mevlânâ gibi. O Mevlânâ ki, bu sûretle aşk iklîmine yeniden doğduktan sonra, zâhirî ilme âit kitapları ikmâle

ilâveten onların bâtınına da nüfûz etmiş, artık kâinâtın esrar ve nakışlarını okumaya başlamıştır. Ancak bundan sonradır ki, insan, kâinât ve Kur'ân' daki sır ve hikmetleri fâş eden bir feryadnâme olan Mesnevî adlı şâheser vücûd bulabilmiştir.
İşte bu gibi hâllere nâil olabilmek, ancak müminin kalbindeki aşk, istîdâd ve iktidârını inkişâf ettirdiği nisbette mümkündür.

-Efendim, bu inkişâfın şüphesiz birçok yol ve metotları vardır. Bunlar içinde en mühimmi hangisidir?..

-Allâh için bütün mahlûkâta, bilhassa insanoğluna hizmettir. Hizmet, İslâm ahlâkının en esaslı umdelerinden biridir. Gerçek hizmet de, rûh gibi berraklaşarak nefs engelinin aşılması, menfaatlerden vazgeçerek insanların gönüllerine yayılmak

sûreti ile Rabbin aranmasıdır. Menfaat gâyesi güdülmeyen her samîmî hizmet, kulu ilâhî vuslata ileten bir köprüdür. İslâm'da hizmet ahlâkını sembolleştiren müessese de, infaktır. Kâmil mânâda gönle yerleşen Allâh sevgisi, mü'mini, hizmete yönlendirir ve ona merhamet eğitimi yaptırır...
osmannuritopbaş

kays
16.04.2007, 10:07
Allah Dostu, Mahlûkatın da Dostudur 2


-Biraz daha açabilir misiniz? Nasıl bir merhamet eğitimi bu?

-Bunu İbrahim bin Ethem Hazretleri'ne âid şu kıssa ile anlatayım:
İçlerinde İbrahim bin Ethem'in de bulunduğu üç-dört kişi virane ve kapısı bulunmayan bir mescidde ibadet ediyordu. Bir müddet sonra uyudular. Ancak

üzerlerine örtecek bir şey yoktu ve kapıdan da soğuk ve sert bir rüzgâr esmeye başlamıştı. Kapıyı kapatacak bir şey bulamayan İbrahim Ethem Hazretleri, bunun üzerine sırtındaki cübbeyi çıkarıp mescidin kapısına gerdi ve o soğukta üstü açık yattı. Arkadaşları kalkıp da İbrahim Ethem Hazretleri'nin cübbesini kapıda görünce hayret ettiler ve:

"Ey İbrahim, neden böyle yaptın?" diye sordular.

O da:

"Dışarıda çok şiddetli bir soğuk ve sert bir rüzgâr vardı. Hasta olmayasınız diye cübbemi kapıdan gelecek soğuğa karşı bir set yaptım. Zîrâ sizlerin hasta olması ile ben sizden daha fazla ızdırap çekerim..." dedi.

Bu kıssa da gördüğümüz gibi Hakk'ın sevgili kulları, kendisine hizmet edilmesini bekleyenler değil, bilâkis ellerinden geldiğince insanlara, hattâ bütün mahlûkâta hizmeti zevk ve lezzet hâline getiren fazîlet sahibi kimselerdir. Onlar, bu hususta bambaşka bir ferâgat ve fedâkârlık rûhuyla nice diğergâmlıkların tezâhür ettiği müstesnâ gönüllerdir. Zîrâ hayatlarına yön veren yegâne düstur:

"Bir kavmin efendisi, onlara hizmet eden kimsedir." hadîs-i şerîfidir.
Aşağıdaki şu ifadeler de, öz olarak hizmetin maddî ve mânevî ehemmiyetini ne güzel sergiler:


"Biz bu yoldaki mesâfeleri, sadece tasavvuf kitaplarını okuyarak değil, okuduklarımızı imkân nispetinde tatbik etmek ve halka hizmetle kat ettik. Herkesi bir yoldan götürürler, bizi de hizmet yolundan götürdüler." (Ubeydullah Ahrar -kuddise sirruh-)

"Hizmet, bir taraftan başkalarına faydalı olmaya vesîle olurken, diğer taraftan da gayret ve ihlâsları nispetinde hizmet edenlerin feyz alıp yükselmelerini sağlar. Böylece belki de kendilerine isâbet eden fâide, hizmetlerinde bulundukları kişilerden daha ziyâdedir."

"Hizmet ehli bir ırmak gibidir ki, uzun yollar boyunca binbir canlıya; insana, hayvanâta, ağaca, güle, sümbüle, bülbüle hayat vererek akıp gider. Bu ırmağın varacağı menzil de Cenâb-ı Hakk'ın ebedî vuslat deryâsıdır..."

"Hizmetteki fazîlet, kendini güçlü-kuvvetli ve sıhhatte gördüğün zaman, şükrâne olmak üzere zayıfların yükünü çekmektir..." (Şeyh Sâdi)
`
"Muhabbetle dolan kalb, affedici olur. Eğer sen, yalnız kuru bir sûretten ibâret olursan, öldüğün zaman cismin gibi isminle de ölürsün. Eğer kerem sâhibi ve ehl-i hizmet olursan, ömrün, cesedinden sonra da fedâkârlığın ve gönüllere girdiğin kadarıyla devam eder... " (Şeyh Sâdi)
`
"Rûhâniyet dolu kalblerden, güzel ahlâk, amel-i sâlih ve mânevî olgunluk tezâhürleri sâdır olur."
`
"Hizmet eden kişinin gönlü, münbit bir toprak gibi olmalıdır. Toprağın üzerinde gezen canlılar, onu çiğner ve cürûfunu da oraya dökerler. Fakat toprak, bu cürûfun hepsini temizler ve sonra çeşit çeşit güzellikte nebatlar bitirerek üzerinde dolaşan bütün mahlûkâtı besler..."
`
"Gönül feyzinden mahrum bir hizmet, çöle dökülen bir kova su misâlidir. Kurak arâziye atılan bir tohum, tarla fârelerinin kursağında yok olmaya mahkûmdur. Gönülle atılan hizmet tohumları ise istikbâlin çınarlarıdır. Bu sebeple hizmet insanı, gönlüne seviye kazandırmak mecbûriyetindedir."
`

"İlâhî aşk iklîminden beslenen hizmet arzusu, kalbde mekân bulduğunda, kulu sonsuzluğun seyyahı eyler. Kalb, Haccâc-ı Zâlim'in katılığından çıkar, Yûnus'un şefkat postuna bürünür. Bu rûh ile sahip olunan ilim, san'at ve ahlâk, mest edici bir ebedîliğe kavuşur."

Bu hususta daha söylenecek çok kelâm-ı kibâr var, ancak şimdilik bu kadarıyla iktifâ edelim...

-Efendim, bu güzel sohbetinizden dolayı candan teşekkürlerimizi arz ederiz.
-Ben de teşekkür ederim. Allâh cümlemize bildiklerimizle amel etmeyi nasip etsin. Âmin.
osmannuritopbaş

A.R
16.04.2007, 10:07
Allah razı olsun kardeşim, tüm sayfaları okudum hatta alıntılar yaptım çok güzel..

Devamını bekliyoruz inşaAllah..

kays
16.04.2007, 10:09
amin efendim cümlemizden allah razı olsun .

allahtan mani olmazsa inşallah kardeş.

kays
17.04.2007, 08:06
Merhum Mûsa Topbaş Efendinin İnsanlarla İlişkileri

Kibâr-ı evliyâullâh'ın tâcı Musâ Efendi -kuddise sirruh- yeryüzünde yaşayan bir melek gibiydi. Her hâli sanki Allâh Teâlâ ve Rasûlullâh'ın muhabbetle, aşkının aynası ilâhî ahlâkın nûrâni bir timsaliydi. İşte onu bu güzel hâllerini anlatan birkaç satır:

İnsanlara karşı cömert..

İnsanlara karşı çok cömert, fakat nefsine karşı cimriydiler. Zarûrî harcamaların dışında, lüksü sevmezler, israfın her türlüsünden uzak durulardı. Evlatlarına da bu şekilde cömert olmayı tavsiye ederlerdi.

Kandillerde, Cuma günlerinde ve bayramlarda, âile efrâdına sadaka olarak dağıtmak üzere zarfın içinde para verirler, onları ihtiyaç sahiplerine karşı şefkat ve merhamet sâhibi diğergâm kimseler olmaya yönlendirirlerdi. Sık sık:

"-Cömertliğin zevkini tatmak lazım. Ver, verdikçe onun zevk hâline geldiğini görürsün!" buyururlardı.

Ancak infakta bulunurken onu muhatabın eline değil emâneti sâhibine teslim etme şuuruyla Allâh'a arz ederek verirlerdi. Onun için son derece nezâket ve edep ölçülerine riâyet etmenin yanı sıra, "sağ elinin verdiğini, sol eli görmeyecek" şekilde

vermeye çalışırlardı. Muhtaçların gönüllerini birer yaralı kuş gibi görürler ve izzetlerini zedelememeye dikkat ederlerdi. Âdetâ alacaklıya borcunu ödüyor gibi titiz nâzik ve hassas davranırlar ve muhâtabı o hediyeyi kabul edince sanki kendileri teşekkür etme ihtiyacını hissederlerdi.

Akraba İlişkileri

Akraba ilişkilerinin sağlam tutulmasına çok önem verirler, akraba ziyâretlerine dikkat ederlerdi. Bütün insanlara karşı olduğu gibi akrabalarına