PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Fotoğraflar


talib
28.08.2006, 23:29
http://img318.imageshack.us/img318/6907/d162s013r18mh.jpg

Hayat filmimiz istesek de istemesek de çekiliyor, arşivleniyor. İhmal edilen bir tek anı yok hayatımızın. Bir gün "Oku kitabını" denecek, ya da "seyret filmini..."

Fotoğraflar, o hayat filminden koparılmış kareler sadece...

Ruh portresini ne kadar yansıtacağı pek de bilinemeyecek olan kareler...

Fotoğraf karelerinden Musa Topbaş Efendi'ye ait bir ruh portresi çıkarmak mümkün mü? Çok cür'etkar bir şey olur bu biliyorum. Ama fotoğraflara bakıp içime doğanları paylaşabileceğim, ya da içimde saklanmış görüntülerle fotoğraftakileri buluşturabileceğim bir portre denemesi olur diye düşünüyorum.

Bu, en net ifadeyle söylersek "Bir müslüman şahsiyetinin resmini çizme" denemesi olacaktır herhalde...

Rasulullah Efendimiz için yazdığımız bir yazıda şu çizgiler çizilmiş O (s.a.)nun muazzez şahsiyeti için:

"Cömertti o. Halimdi. Müşfikti. Merhametli idi. Celadetli idi. Ülfet edilebilendi. Rıfk sahibi idi. Mutedildi. Öfkesini yenendi. Gülümseyendi. Sevgisi musafahasında hissedilendi. Sevendi. Mükrimdi." (İnsan Krizi, Model Şahsiyet, s. 34)

Bir Allah dostu, bir mürşid-i kamil, kalbi, Rasulullah Efendimizden akıp gelen kalb iklimine eklemlenen insandır. Oradan beslenendir. O'nun rengine bürünendir. O'nun ahlakıyla ahlaklanandır. Kişiliğinde, O(s.a.)nun kişiliğinden derin izler taşıyandır.

Bakın şöyle 14 asra, Rasulullah'ın izine basarak yürüyen bir nice Allah dostu, kimi zaman cömertliğinde buluşur Allah Rasulü ile, kimi zaman tebessümünde, vakarında, sekinetinde, kimi zaman celadetinde...

Bir insanın güzelliği anlatılırken, ona zaten borç olan ibadetlerini ne kadar itina ile yaptığı anlatılmaz genellikle. Onlar bir anlamda kişiliğin olmazsa olmaz değerleridir. Onlardan mahrumsa varoluşunun anlamı yaralanır zaten insanın... Güzellik artılardadır. O olmazsa olmazlar üzerine ne koydunuz kişiliğinizde? Allah'ın "güzel esma"sından ne taşıdınız, Rasul'ün "güzel ahlak"ından hangi çizgilerin izi düştü üzerinize?

Yukarıda Rasulullah Efendimiz için sayılanlar bir anlamda kişiliğin an çerçevesi demek olan ibadetlerin etrafında tutunup da, kişiliği kemale doğru taşıyan artılardır.

Ve Musa Efendi bir gönül işçisidir bu meselede... Gergef gergef dokunmuştur kişiliği Allah Rasulü(s.a.)nden gelen çizgilerle...

http://img62.imageshack.us/img62/8317/d197s003r14js.jpg

Mesela şu, 1999 Ağustosu'nda Altınoluk'un kapağına konulan ve derinliğinde kaybolup gideceğiniz simaya yansıyan nedir? Bir sekinet mi, bir vakar mı, bir durulmuşluk mu, itmi'nan mı? Rıza hali mi? İç huzuru mu? Ahiret gölgesi mi? Mes'uliyet duygusu mu? Bir mutlak barış kıvamı mı? Yaratan'la barış, yaratılanla barış, kendi dünyası ile, insanlarla, çiçekle, böcekle, eşya ile... Okuyalım bakalım bu fotoğrafı... Acaba temkin vasfını kazanmış, mülevven dünyalardan kurtulmuş, mutmain bir kalbin yüze yansıması nasıl olurdu? Acaba bizim de içimiz yüzümüze yansıdığında böyle bir fotoğraf verebilir miydik?

http://img479.imageshack.us/img479/8301/d197s003r22sj.jpg

Ya 2000 Temmuz'unda Yuvamız dergisinin kapağına alınan şu fotoğraf? "Gözlerinden sevgi akardı" diye okunmuş... Bir çocuğun eliyle buluşmuş bir el, ve yüz hatlarında pırıl pırıl bir sevinç... Öyle ki bu görüntüden yüreğin pır pır uçtuğunu anlayabilirsiniz. 80 yaşındaki bir insanın, bir çocukla yürek buluşması bu... Bir çocukla bir gülücüğü paylaşmak...

http://img507.imageshack.us/img507/1039/d197s003r35uo.jpg

Evet "Paylaşmak..." Bu, bir anahtar kelime olabilir Musa Efendi'nin kişiliğinin bir boyutunu resmetmek için...

Çocukla gülücüğü paylaşmak... Erenköy'ün işaretlerle konuşabilen Şevket Efendi'si ile dostluğu, şefkati, tevazuu paylaşmak... Mekke'de tünellerde sabahlayan gariplerle gece ayazını paylaşmak... Bosna'da acıyla yoğrulanlarla evrensel kardeşliği paylaşmak... Hayvanların, çiçeklerle paylaşacak bir rahmet iklimi bulmak...

http://img62.imageshack.us/img62/6082/d197s003r75qd.jpg

Kaç "sima" görüntüsü verilebilir böyle alt alta, hepsinde "tebessüm"ü "sadaka" diye niteleyen Allah Rasulü'nün tebessüm cömertliğine temessük cehdinde bir Allah dostunun yüz çizgilerini seyredersiniz. Şurada Doktor Hulusi Baybal ile (rh.a.) şurada Ali Kaplan ile, şurada Fadlullah Efendi ile, şurada, şurada, şurada... Eli göğsünde bir ipeksi sevgi halesi, bir sevinç-sevgi buketi... İçin içebildiğiniz kadar... Saklayın yüreğinizde... Her zaman içinizi ısıtabilirsiniz... Hep düşünmüşümdür, şu simayı kuşansak ve bir tebessüm günü yaşasak tüm İslam dünyası olarak... Tüm insanlığa tebessüm infak etsek...

İnfak... İşte ikinci anahtar kelime Musa Efendi'nin kişiliğini resmedecek...

"Mükrimdi" ifadesini, Allah Rasulü'nden alıp getirip Musa Efendi'nin kişilik çizgisine hiç tereddüt etmeden ekleyebilirdiniz. Herkeste bir hediyesi vardır desem, yanılır mıyım, sanmıyorum. Sımsıcak tebessümlerini böylesine bezleden bir insanın herkeste bir armağanının bulunmasından daha tabii ne olabilir? Bir gül esansı, bir seccade, bir kumaş, bir tesbih, bir takke, bir Mevlid Kandili ikramiyesi, bir selam, bir hat, bir çiçek... Hepsi de armağan edenin "Efendiliği" ölçüsünde, nezahetinde, zarafetinde...

http://img479.imageshack.us/img479/6449/d197s003r60rw.jpg

Efendilik... bir başka anahtar kelime... Bakın şu su içen insanın bardakla temasındaki zarafete... Her yudumda "Elhamdülillah"ı unutmayan bir incelik görülmüyor mu? Bardağın hakkını gözeten bir hassasiyet yok mu bu tutuşta? Suya bir izzet atfetme gayreti yok mu? Bu efendiliktir işte...Fatih sultan Mehmet Han'ın gül koklayan resmini hatırlayın... Yunus'un "Gül Muhammed teridir" dediği Gül'ü koklayan Fatih'in el zarafeti ile suyun azizliğinin farkında olan şu zarafet...

Bakın tesbihle ilişkisine... Zikirlerin can yoldaşı ile ünsiyete...

http://img479.imageshack.us/img479/4915/d197s003r48wu.jpg

Bakın şu insanın giyim kuşamına... Şahsiyetine itinadır Efendilik... Allah'ın verdiği nimeti üzerinde sergileme hassasiyetidir... Dökülen bir görüntü bulabilir misiniz şu fotoğrafın herhangi bir kenarında köşesinde... Bu, Efendiliğin görüntüsüdür.

Nasıl anlarsanız, öyle bir Efendi'ydi Musa Efendi... İster bir tasavvuf büyüğü olarak alın, ister bir münevver olarak... "Osmanlı Efendisi" az bir tanımlama olur, o çünkü, bakracını çook çok derinlere daldıran yürek kıvamına ulaşmış bir Efendiydi. Aşırı bir söz, aşırı bir jest, mimik, öfke, feveranın olmadığı bir dünya... Udvanı ancak zalimlere olan bir sakin yürek... Efendilik tüm bunları ihtiva etmiyor mu?

Ve en önemlisi statü arayışında olmayan... En sade - en mütevazı sofralara oturacak, en yüzü kavrulmuş Anadolu insanıyla kalben kucaklaşacak kadar da rütbesiz, nişansız... Van'ın hangi köyünde bir gönül dostu olsun da, o yürekte onun izi olmasın... Bu mümkün değil. "İhvan" yani "kardeş" kelimesi, bu Allah dostunun dünyasında onun için sımsıcak sevgilerin, tevazuların, eşitleşmelerin muhatabıdır.

http://img62.imageshack.us/img62/8615/d197s003r108xg.jpg

Bir fotoğraf... Musa Efendi Sadat'ın ikliminde... Taşkent, Buhara, Çimkent... Şah Nakşbend, Gucduvani, Yusuf Hemedani, Emir Külal, Ubeydullah Ahrar...

Yolun altın halkalarıyla bir gönül buluşmasının deruni hislerini yansıtıyor bu fotoğraf... Dua için durulduğunda, asırları aşıp gönüller bir büyük sükunette sarılıyor birbirine... Acaba Musa Efendi oralara mı gitti, yoksa onlar şu mütevazı makbere mi rücu etti ki, şu kısa sessizlikte bir nüfuz edilmez vuslat yaşanıyor. Şimdi artık Musa Efendi de, altın halkanın vuslat dünyasına eklenmiş bulunuyor.

Asırların emanetini üstlenmek ne büyük sorumluluktur, düşünmek bile insanı ürpertiyor. Gönlünü gönlüne raptetmiş her bir insanın farkında olmak, "Beni farketsin" diye içinizden geçirdiğinizde bunun karşılığını simasında bulabildiğiniz... Bu, ancak derya gönüllü insanların, yüreği dünyalar kadar büyük olanların işi... Musa Efendi'nin yüreğinde Asya'nın gönül bağları vardı, Afrika'nın, Avrupa'nın... Siz vardınız biz vardık... Bu Allah'ın "dost kulları"na verdiği bir mazhariyyet olmalıydı...

http://img513.imageshack.us/img513/4827/d162s041r16rt.jpg

Şu fotoğraf, Musa Efendi'nin binlerce kere çoğaltabileceğiniz bir görüntüsüdür. Yemyeşil bahçeler, küçücük bayraklar, sünnet olmuş çocuklar, cıvıl cıvıl insanlar, ikramlar, ikramlar... Anadolu ve Musa Efendi... O, bu mübarek vatanın bir parçası, bu mübarek vatanın güzel çocuklarının Efendisi, hocası, büyüğü, gönül rehberi... Kökleri bu toprakta...

http://img53.imageshack.us/img53/6997/d162s007r35jz.jpg

Hadi diyelim, Asya'nın Sadat iklimiyle gönül irtibatı içinde bir Allah dostu... Ha Horasan'da Anadolu'ya sevda tohumları eken bir Ahmet Yesevi, ha Anadolu'da bu mübarek ülkenin kalb iklimini dokuyarak, onun hayatına ebediyyet ilmekleri atan Sami Efendi, Musa Efendi... Bu fotoğraf güzel bir fotoğraf vesselam...

Fotoğraflara doymak zor... İçimizi yokladığımızda da bazı sımsıcak kareler ekleriz bu fotoğraflara... Ama...

http://img330.imageshack.us/img330/7440/d162s007r47bd.jpg

Çekilmiş fotoğraflar gitti gideceği yere. Güzel fotoğraflara güzel şeyler yazmak kolay, ama çekilmiş fotoğraflar üzerinde rötuş yapmak mümkün değil. Önemli olan net, rötuş gerektirmeyen fotoğraflar vermek.... Bizimkisi sadece alınmış görüntülere şehadetten ibaret... Yaşayan yaşadı ve gitti... Şimdi Rabbimizin rahmet iklimindedir...

Sıra bizde...

Rabbim hepimize güzel fotoğraflar bırakmayı nasip etsin geride ve hepimize güzel hayat dosyaları taşımak nasip etsin gittiğimiz, gideceğimiz yere... Rabbim ebediyyet yurdunda kendi dostlarıyla buluştursun, onlara yakın eylesin hepimizi...

Ahmet TAŞGETİREN (Altınoluk Dergisi) (http://www.altinoluk.com)

HAFIZENES
05.09.2006, 00:41
--------------------------------------------------------------------------------

Üç kişi ALLAH dostu olamaz
1-Kibirli
2-Cimri
3-Ahmak
(Osman Nuri Topbaş HOCAEFENDİ)

sizlere acizane resimlerle bir klip hazırladım ve birde resim
http://www.hemenpaylas.com/download/...tanim.wmv.html

hocaefendinin resmi http://www.hemenpaylas.com/download/...tanim.wmv.html

Benefsecun
30.01.2007, 19:12
allah razı olsun kardeş emeğine sağlık

nuri
18.02.2007, 21:37
Rabbim emeklerini zayi etmesin ihvanım,Allah razı olsun.Şefaatlarından mahrum eylemesin o güzellerin feyzleriyle bizleri bereketlendirir inşallah.

Edibe Ziyâi
18.02.2007, 23:30
hani bir hadis i şerif vardır:gerçek mürşid-i kamil görünce Allah ı hatırlatır diye...gerçektende yüzüne bakınca öyle oluyor..Allah razı olsun .ruhu şad olsun

avrasya
21.02.2007, 22:44
Allah onları başımızdan eksik eylemesin.

keskinbey06
25.02.2007, 17:26
yüzü ne kadar nurlu imiş allah raz ı olsun

nevzathan
06.03.2007, 11:04
ALLAH ONLARI VE ONU GİBİ İNSANLARI BASIMIZDAN EKSIK ETMESIN AMİN....


EMEGİNE SAGLIK

kays
07.03.2007, 16:46
MUSA TOPBAŞ (1916-1999m)

* Onur KAYA / İstanbul ZAMAN

Geçtiğimiz yıl 16 Temmuz'da kaybettiğimiz Musa Topbaş, sayıları günden güne azalan gönül sultanlarımızdandı.

1916 yılında Konya Kadınhanı'nda dünyaya gelen Musa Topbaş puslu bir dönemde kutup yıldızlarının ışığıyla yetişti ve bir kutup yıldızı gibi kayıp gitti dünyamızdan...

Musa Topbaş'ın vefatından sonra yazdığı duygu yüklü yazıda ''Böyle insanlar göçtükçe biz fakirleşiyoruz, ahiret zenginleşiyor... Nerdeyse bütün güzel insanlar orada... Gurbette kaldık adeta...'' diyen yazar Ahmet Taşgetiren haksız mı? Şu birkaç yıl içinde M. Asım Köksal'lar, Abdurrahman Gürses'ler, Timurtaş Uçar'lar, İzzeddin Yıldırım'lar, Kemal Kaçarlar birer kuyrukluyıldız gibi kayıp gitmediler mi âlemimizden? Gönül semamızda parlamayı sürdürseler de fani âlemde yoklar artık. Gündelik hayatın yoğun telaşı arasında gündemimize pek giremeyen bu zirve insanları ve hizmetlerini vefat yıldönümlerinde olsun hatırlayarak Fatihalar, Yasinler göndermek boynumuzun borcu değil mi?..
Geçtiğimiz yıl bugün Rahmet-i Rahmana kavuşan Musa Topbaş'ı başta bayrağı devralan oğlu Osman Nuri Topbaş olmak üzere yakın çevresi şöyle anlatıyor:

O ne güzel kuldu!

Osman Nuri Topbaş: ''O, zâhirde beni, hakîkatte ise kendisinden feyz almış bulunan nice insanı birer mânevî yetîm olarak bırakıp âhirete intikâl etti. İfâde etmeliyiz ki, nasıl yüce bir dağın azameti, ona eteklerinden bakılınca lâyıkıyla anlaşılıp kavranamazsa, büyük şahsiyetler de böyledir. Mânevî rehberlerin birçoğu hayatlarında nice derinlikleri bilinmeden bu fânî âleme vedâ etmişlerdir.
Şimdi Mevlânâ ile Şems arasındaki firâkın yanışından bir bâdı sabâ üzerimize doğru esmekte ve zaman zaman gönlümüz o eski demlerin hasretiyle yanmakta, gözlerimiz nemlerle buğulanmaktadır.
Şu hadîs-i şerîf ne kadar mânâlıdır:
''Kâmil mü'minler ölmezler! Sadece dünyâ evinden âhiret yurduna hicret ederler.''
Bunun içindir ki ehl-i basîret, her diriye diri, her ölüye de ölü demezler. Zîrâ kul vardır ki, daha hayattayken bile ölüdür ve kul vardır ki, cesedi toprağa intikâl etse de dipdiridir. Onlar, fânîliği ebedî olana fedâ ederek ölümsüzleşmiş ve zevâlden kurtulmuş müstesnâ rûhlardır.

Biz de Mûsâ Efendi Hazretleri'ne bu pencereden baktığımızda onun hakkında söyleyeceğimiz ilk söz,
''O ne güzel kuldu!'' ifadesinden ibarettir.
Hâlık'tan ötürü mahlûkâta muhabbet ve şefkatte ne güzel bir kuldu!
İncelik, zerâfet ve rikkat-i kalbiyyesi ile bu gök kubbede hoş bir sadâ bırakan ne güzel bir kuldu!

Bu yüksek hâline rağmen ömür boyu mahviyete bürünürdü. Her güzelliği Hakk'tan bilir ve dâimâ şükür hâlinde olurdu. Maddî ve mânevî hiçbir nîmeti kendisine izâfe etmezdi.
Bir sohbet meclisinden sonra Bosna-Hersek'teki yaraların sarılması için yardım toplanmıştı. Herkes kendi adına belli bir yardımda bulunduğu mecliste, O, büyük bir meblağ uzatmış ve, ''Bir dostun buraya verilmek üzere fakîre emâneti!'' diyerek takdim etmişti.
Ehl-i basîret müstesnâ orada bulunanlara bu ifâde, verilen paranın meclise gelmemiş bir şahsın gönderdiği yardım intibaını uyandırdı. Ancak onun emanet dediği kendi malı, dost dediği de Allâh'tı...
Hakk nâmına yaprak kıpırdatmanın güç ve tehlikeli olduğu bir devirde dahî o, gönül meltemleriyle Kur'ân yapraklarını aralamaktan geri kalmayan devrinin nâdir insanlarından biriydi.

Gönlü ve idrâki, dâimâ âlem-i İslâm'ın ızdırapları ile elemli idi. Ulaşılması imkânsız mekânlarda Müslümanların başına gelen her felâketin sıkıntılarını kalben ve fikren onlarla birlikte yaşar, el uzatmak imkânı olduğu mahalde bunu kimseye hissettirmeyecek büyük bir ihlas ile gerçekleştirir ve etrafını yalnız duâ ile iktifâ etmeyerek bir yardım seferberliğine sevkederdi. Afganistan'dan, Filistin'den, Azerbaycan'dan, Bosna'dan ve en son da Kosova'dan gelen feryatlar, ilk onun yüreğini kanatırdı.
Hazreti Hüdâyî ne güzel söylemiş:
Kim umar senden vefâyı / Yalan dünyâ değil misin? / Muhammedü'lMustafâ'yı / Alan dünyâ değil misin?

Evet Muhammedü'l Mustafâ'yı alan dünyâ, onu da aramızdan çekip aldı. O, 16 Temmuz 1999 Cuma günü cuma ezânları okunurken bu fânî âlemden nâdîde bir yıldız misâli ukbâ âlemine süzülerek bizlere ''elvedâ'' dedi.
Bütün bir ömrünü hep o büyük yâre kavuşma arzusunun tarifsiz yanış ve iştiyakı içinde geçiren muhterem pederim, tefekküri mevti çok severdi. Bu meyanda şâir Yahyâ Kemâl'in ''Sessiz Gemi'' isimli şu şiirini çok tekrarlardı:
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan!
Rıhtımda kalanlar bu seyâhatten elemli,
Günlerce siyâh ufka bakar gözleri nemli.
Bîçâre gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayâtın ne de son mâtemidir bu!''

'Politika kalbi karartır '
M. Tevfik Kolbaşı: ''Günlük hayatımızda toplumumuzu maalesef çok meşgul eden, politika ve siyasetin kalbi karartan şeylerden olduğunu her hizmetin bir ehli olduğunu, işi onlara bırakmak gerektiğini ifade buyurarak, ''Mü'min ferasetlidir...'' derdi.
İlerlemiş yaşlarına, çeşitli rahatsızlıklarına rağmen, günlük hayatlarında ve seyahatlerinde, misafirliklerinde, alışık oldukları yaşayışın gayrındaki halleri anlayışla karşılar ve yadırgamazdı. Son yıllarda çeşitli rahatsızlıkların verdiği ızdıraba rağmen, tam bir Eyyub sabrı ile, ''Ben, halimden memnunum...'' buyurarak, Allahu Teâlâ'nın imtihanını, tam bir teslimiyetle kabul buyurmuşlardı.
Tevazuun zirvesinde olduğu için, zamanlı zamansız kendisine tazimde bulunulmasından sıkıntı duyar, bazı kimselerde hastalık halinde olan el öptürmeden kaçınırdı.''

Ücra köye uzanan yardım
Prof. Dr. S. Mehmet Şen: ''Bir Anadolu kasabasının güzel mi güzel bir köyünde, yani benim köyümde 1950'lerin sonunda bir Kur'an kursu açılmış ve neredeyse namaz kıldıranın ve cenaze yıkayanın kalmadığı bir dönemde çok güzel ve verimli bir hizmete kapı aralanmıştı. Fakir aile çocuklarıydı bu kurslarda okuyanlar ve gelen yardımlarla geçimleri sağlanırdı. İşte bu kursda okuyan çocuklar için birileri top top kumaşlar gönderir ve gönül hanelerini mamur etmek amacıyla küçücük yaşlarda gurbete çıkmış bu fakir Anadolu çocuklarının tertemiz giyinmelerini sağlardı. Acaba kimdi bu top top kumaşların sahibi mi diyorsunuz? Anadolu'nun ücra bir köyünde kurulmuş bir Kur'an kursundan haberi olan bir gönül adamı olmalıydı bu. İşte tam o yıllarda duymuştum Topbaş ailesini ve Cömertlik Timsali'ni.

Onun kolu, bir Anadolu kasabasının küçük bir köyüne ulaştığı gibi, doğuda Müslüman Türk illerine, batıda ise ecdat yadigârı İslâm coğrafyalarına kadar uzanabiliyordu, çaresiz insanların dertlerine deva olabilmek için. O veriyor, sürekli veriyordu. Çünkü O vermeden edemezdi. Bu haliyle O'nu, ulu bir dağın yamacına yaslanmış, suyu ''gürül gürül'' akan bir çoban çeşmesine benzetebilirsiniz. Evlerimizdeki ve sokak başlarındaki musluklu şehir çeşmelerine ise hiç benzemezler çoban çeşmeleri. Tanıdık, tanımadık ayrımı yapmadan, biteviye akarlar; çatlayan dudakları ıslatmak, yanan ciğerleri serinletmek için.''

Meyve'nin iyisi misafire
İbrahim Çelik (Hususi hizmetkarı): Medine-i Münevvere'ye hicretimizden sonra pederimiz (Musa Topbaş) fakire iki büyük zata ve gelen misafirlere dikkatli ve kusursuz hizmet edilmesini buyurdular. Birincisi Şamlı Abdullah Efendi, ikincisi Mevlana Kadiri Ziyaeddin Efendi. Onların her türlü giderleri, masrafları görülürdü. Çarşamba günleri de hem devlethaneye, hem de Ziyaeddin Efendi'ye sebze-meyve götürülürdü. Bazen pederimiz bizzat kendileri giderdi. İşte o günlerde namaz dönüşlerinde ''Ben iyiyim bugün; hale beraber gidelim.'' derlerdi. Beraber hale gideriz, sandıklarla sebzeleri beğeniriz. ''Efendim, ben halledeyim'' derim; yok. ''Bir naylon torba verin'' buyururlardı. Kendileri sandığın içinden mesela domateslerin eziklerini torbaya koyarlardı. Güzelce meyvanın sebzenin eziklerini ayırır, torbaya doldurur, ''Bunlar bizim fakirhaneye, sandıklar devlethaneye'' buyururlardı. Devlethaneye her şeyin en güzeli gidecek.

Herkesin yardımına koşardı
Tesbihini eline alıp bir köşeye çekilerek dışarıdaki hizmeti aksatanları pek tasvip etmezlerdi. ''Bizim insanımız hem tespihini çekecek hem de hizmete devam edecek.'' derlerdi. Herkesin kendi kabiliyetine göre hizmetin içerisinde olmasını arzu ederlerdi. Hicazda Harem-i Şerif'in etrafında kalan Asya ve Afrika ülkelerinden gelmiş maddi durumu elverişli olmayan hacıları mümkün olduğunca gözetir hatta bazı soğuk gecelerde üşüyeceklerini düşünerek kendilerine battaniye dağıtılmasını isterlerdi. Hemen battaniyeler alınır dağıtılırdı. Zamanla battaniyeler her an hazır bekletilir hale geldi.
En büyük zevklerinden birisi Medine-i Münevvere'deki Ramazan sofraları idi. İlk kez revakların altında 25-30 kişilik açılan bu sofralar, çok geçmeden 50 kişiye kadar yükseltilmişti. Ertesi yıl çok titiz bir şekilde 300-400 kişilik sofralar açtık. Harem idaresi de intizamından dolayı üstâdımızın sofrasını birincilikle ödüllendirdi. Müteakip yıllarda sofralarımız 700-800 kişiye kadar çıktı. Harem içerisinde yemekli sofraların açılımı yasaklanınca dışarıda sofralar açmayı arzu ettiler. Buhara pilavı yaptırdık o sene. Çok beğenilince soframıza rağbet daha da arttı ve 1500 kişiye kadar çıkardık sayıyı. O bereketli sofralar halen devam ediyor. ''

Hastalığı sırasındaki sözleri
Musa Topbaş Efendi’nin ömrünün son demlerinde hasta yatağında arasıra gözünü açıp yakınlarıyla göz göze geldiği anlarda dudaklarından şu sözler döküldü:
Ömrüm boyunca hep Allah’a (c.c) kul olmaya çalıştım. Mümine yakışan kaliteli kul olmasıdır.
Her şey boş; Allah’a kulluktan başka...
Hizmetle yorulan hizmetle dinlenir.
Ömrüm hep ağlamakla geçti...
İhvanın sükûtu da sohbettir.
Merhamet her şeyin başıdır.
Anadolu'dan gelenlere hizmet edelim. Sıhhatim olsa ben de hizmet etmek isterim.
Dünya da boş ukba da boş; illa Cenab-ı Hakkın rızası."


ALLAH defterinden sildirmesin.

nur_Sahra
07.03.2007, 16:54
Allah razi olsun paylasiminiz icin ins,

islamveinsan
07.03.2007, 22:00
hani bir hadis i şerif vardır:gerçek mürşid-i kamil görünce Allah ı hatırlatır diye...gerçektende yüzüne bakınca öyle oluyor..Allah razı olsun .ruhu şad olsun

Hadis in kaynaginin verirmisiniz ?

kays
07.03.2007, 22:22
Evliyalar öyle zatlardır ki, görüldükleri zaman Allah (CC) Hz.leri’nin zikri yad
olunur, hatırlanır.”[18]

18 Zadülmesir Fiilmittefsir Cild4. S.44 (İbni Abbas (RA) rivayet etti)

Gülzar-ı İrfan
07.03.2007, 23:59
Cenabı Mevlam böyle mübarek zatlara layık evladlar olabilmeyi nasip etsin.....

Benefsecun
12.03.2007, 21:44
Cenabı Mevlam böyle mübarek zatlara layık evladlar olabilmeyi nasip etsin.....
AMİNN

gülsüm
15.03.2007, 21:12
EMEGİNE SAGLİK KARDEŞİM BUDA BENDEN....OSMAN NURİ TOPBAŞ HOCA EFENDİ.....
http://img114.imageshack.us/img114/9786/ont15gr8.jpg (http://imageshack.us)

gülsüm
18.03.2007, 01:31
http://img217.imageshack.us/img217/8583/ont14lm4.jpg (http://imageshack.us)
http://img169.imageshack.us/img169/1203/ont001xw4.jpg (http://imageshack.us)

talib
18.03.2007, 11:24
Muhterem Emin Saraç Hocaefendi :

-Musa Topbaş dünya ile ahirete beraber çalışan sâhi bir ailenin evladıdır. R. Mahmud Sami Efendi’yi tanıyınca her şeyi bıraktı, ona bende oldu..Medine’ye gitti, kemal-i edeple o zata hizmet etti. Elhamdülillah güzel de bir varis bıraktı. O da fevkalade isabetli bir iş olmuştur.

Osman Nuri Efendi de çok güzel terbiye almıştır. Ben onu İmam Hatip de talebe iken, kollarını sıvamış abdest almaya koşarken hatırlarım. Çok iyi terbiye almış bir kimsedir. :cray:

kays
18.03.2007, 11:35
osman efendinin yazdığı kitaplar (bütün alimlerin yazdığı kitaplar güzelde) çok akıcı ,
şiir gibi insana huzur veriyor.sanki şimdinin esad efendisi gibi.kitaplar kendisine
ALLAH için yazdıttırıldığındanmıdır nedir kimbilir.bütün kitaplarını herkese tavsiye ederiz.allah bizleri sevsin sevdittirsin.

doğuhan
18.03.2007, 12:36
Tebessümün yakıştığı güzel bir sima Allah razı olsun

hanımeli
19.03.2007, 17:18
rabbim razı olsun...yüz akı ile göçebilmek ...MUSA EFENDİ bu hali yansıtan istisna numunelerden.Rabbim onlara layık evlad olabilmeyi ve yüz akı ile son nefesimizi verebilmeyi nasib etsin..

talib
03.07.2008, 12:02
Amin, Rabbim cümlemizden razı olsun.

yüz akı
03.07.2008, 12:12
sen asker değilmiydin ihvanım....amin diyelim inşallah onları bizlere yakın eylediği gibi bizleride onların gönül iklimine yakın eylesin...

talib
03.07.2008, 12:14
Yani, asker öğretmenim. Okul bittiği için artık memleketime döndüm. Ayın sonunda gidip teskere mi alacağım inşaallah. O zamana kadar yine askeriz tabi ki.

Azimli
03.07.2008, 14:35
Allah onları başımızdan eksik eylemesin.

amiin

ayışığım
10.07.2008, 11:50
EHL-İ SÜNNET ALİMLERİNİN VE EVLİYASININ MÜBAREK CEMALLERİNDE ÖYLE BİR NUR VARDIR Kİ OMU ANCAK MÜMİNLER GÖRÜR.


şeyh hacı musa hocaefendimizi göremedik rahmetullahi aleyh.ama mübarek evladı ve talebesi şeyh osman nuri topbaş hocamızı görebiliyoruz elhamdülillah.rahmetullahi aleyh

Kavacıklı
12.07.2008, 05:44
Hadis in kaynaginin verirmisiniz ?

İbn-i Mace , Zühd , 4