PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Allah'ın Ipine Sımsıkı Sarılın!



muğlakgölge
30-04-2008, 17:06
O Allah ki: "Mü'minler yalnızca kardeştirler" buyurur.
O Allah ki: İşte bu ümmetiniz bir tek ümmettir ve ben de sizin (bir tek) Rabbinizim" buyurur.
O Allah ki: "birbirinizle didişmeyin; sonra başarısızlığa uğrarsınız da (arkanızda size destek için esen ilahi) rügarınız kesilir" buyurur.
O Allah ki: 'Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve asla bölünmeyin!' buyurur.
O Allah ki: "Dinlerini paramparça edip fırkalara ayıranlar gibi olmayın!" buyurur.
O Peygamber ki: "Birbirinizi sevmedikçe gerçek mümin olamazsınız, iman etmedikçe cennete giremezsin" der.
O Peggamber ki: "Cahiliyye'de (olduğu gibi) asabiyete çağıran bizden değildir" buyurur.
O Peygamber ki: "Birlik rahmet, ayrılık azaptır" buyurur.
O Peygamber ki: " Size allah'ın kitabını bırakıyorum; ona sarılın ve kurtukun" buyurur.

Ne diyordu Kur'an şairi akif: " Girmeden tefrika bir millete düşman giremez
toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez".

Sözün özü: Dostlarıyla dalaşanlar düşmanlarıyla savaşamazlar, düşmanlarıyla savaşanlar dostlarıyla dalaşamazlar.

grozny
16-05-2008, 11:38
O Allah ki: 'Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve asla bölünmeyin!' buyurur.

O Allah ki: "Dinlerini paramparça edip fırkalara ayıranlar gibi olmayın!" buyurur.


O Peygamber ki: "Birlik rahmet, ayrılık azaptır" buyurur.

O Peygamber ki: " Size allah'ın kitabını bırakıyorum; ona sarılın ve kurtukun" buyurur.



Senin yazdıklarınla aşağıdakiler çelişiyor.
Hangileri doğru?
Ümmetin birliği mi rahmet yoksa ihtilafı mı?
Peygamberimiz bize Kuranla beraber ve sünnetini mi yoksa Ehli-Beytini mi bıraktı?
Yoksa sadece Kuranı mı bıraktı.
-------------------------------------------------------------------------------
"Ümmetimin ihtilafı rahmettir"

"Ben, size iki şey bırakıyorum: Kur'an ve Ehl-i Beytim. Onlara uyarsanız kurtulursunuz."

"Size iki şey bırakıyorum; onlara sımsıkı sarılırsanız yolunuzu asla şaşırmazsınız. Onlar da; Allah'ın kitabı Kur'an ve benim sünnetimdir,"

şah-ı velayet
04-06-2008, 01:07
Senin yazdıklarınla aşağıdakiler çelişiyor.
Hangileri doğru?
Ümmetin birliği mi rahmet yoksa ihtilafı mı?
Peygamberimiz bize Kuranla beraber ve sünnetini mi yoksa Ehli-Beytini mi bıraktı?
Yoksa sadece Kuranı mı bıraktı.
-------------------------------------------------------------------------------
"Ümmetimin ihtilafı rahmettir"

"Ben, size iki şey bırakıyorum: Kur'an ve Ehl-i Beytim. Onlara uyarsanız kurtulursunuz."

"Size iki şey bırakıyorum; onlara sımsıkı sarılırsanız yolunuzu asla şaşırmazsınız. Onlar da; Allah'ın kitabı Kur'an ve benim sünnetimdir,"

sana katılıyorum grozny;
Yüce Allah fırkalara bölünmeyin diyor ayetinde.
fırka ne demek?
fırka; mezhep,yol,rah demek.
o zaman neden bir yol yok.
Hz Muhammed hangi mezhebe mensuptu acaba.
neden birlik yok.
neden Ehli sünnet inancına göre hakka giden yol 4.
hak doğrudan yanadır.
doğruda 1 dir hak da.
Hz. Resul Gadir-i Hum meydanında demedi mi?
sizi iki emanet bırakıyorum; biri kuran biri işte ehlibeyt.

[et-tabarani "zehair-ül-ukba" adlı kitabında (syf:16) abdul-aziz'den naklen buyuruyorki;

Hz.Resul:
- ben ve ehlibeytim, dalları dünyada, kökü cennette olan bir ağacız...
bize tutunan herkes,Allah'a giden yolu bulmuş olacaktır.]

temin ettiğim kaynak:ŞEYH SAFAEDDİN AKSOY Ehli sünnet alimi.
İmam Ali İbni Ebu Talip'in FAZİLETLERİ ve YÜCE MENKIBELERİ
can yayınları 1998
linkte bulunan kitabın arka yüzünü okuyup bilgi edinebilirsiniz.
[IMG] http://m.YollaYap.com/b22/536904137.jpg (http://m.YollaYap.com/b22/536904137.jpg)

rıdvanuyan
04-06-2008, 13:09
Kur’an ve İnsan

İnsan hakkında konuşmak zenginliği çeşitliliği ve tezatlarıyla kıyamete kadar devam edecek gibi görünüyor. Bu konuşma tüketilebilecek bir konuşma değil Konunun zorluğundan mı ya da konunun muğlaklığından mı veya isin nizamının böyle kurulmasından mıdır bilinmez. Hangisi olursa olsun yine netice isin nizamının böyle kurulmasına gelip dayanıyor. Kur’an-ı Kerim’i dikkatlice okursak; onun pek çok farklı konuşma ve söylemlere ipucu verdiğini görmekteyiz O yüzden de Islâm kültüründe fıtratı bozmamak ve fıtrat çizgisinden ayrılmamak kaydıyla herhâlde 40 50 ya da 100 çeşit konuşma söylem vardır. Bunların blok
hâlinde olanları vardır.

Meselâ insana ilişkin bir kelâm söylemi veya bir Ibn Sina ve Farabî söylemi vardır. Ibn Sina ve Farabî söylemi bir Ibn Arabî söyleminden oldukça farklıdır. Ama yine de dikkatle teemmülle tefekkürle
dinlerseniz orada Müslüman insanı tanırsınız. Ama yine de insan denen zengin varlığın birtakım özelliklerinin her söylemde merkeze çekilerek bir söylem insasının yapıldığını fark edersiniz. Bu yanlış değildir Bu bir zenginlik getiriyor. Meselâ Ibn Arabî daha kozmik plânda daha nefesten başlayan ve gidebildiği yere kadar giden bir söylem stratejisiyle hareket ediyor Ama kelâmcı belki daha akıl merkezli ondan uzaklaşmanın kendisine hep korku
getireceği düşüncesiyle hareket ediyor. Ağzından çıkan her sözün acaba manası var mı? gibi. O mana çok farklı zaten. Sufî de aynı şeyi söylüyor.

NaR-ı FiRKaT
04-06-2008, 13:11
Allah razı olsun kardeşim..

GÖK GÖZLÜM
04-06-2008, 13:50
kurtulmak isteyenler ALLAHIN İPİNE SARILIN İNŞALLAH

alanyali07
04-06-2008, 14:10
sana katılıyorum grozny;
Yüce Allah fırkalara bölünmeyin diyor ayetinde.
fırka ne demek?
fırka; mezhep,yol,rah demek.
o zaman neden bir yol yok.
Hz Muhammed hangi mezhebe mensuptu acaba.
neden birlik yok.
neden Ehli sünnet inancına göre hakka giden yol 4.
hak doğrudan yanadır.
doğruda 1 dir hak da.
Hz. Resul Gadir-i Hum meydanında demedi mi?
sizi iki emanet bırakıyorum; biri kuran biri işte ehlibeyt.

[et-tabarani "zehair-ül-ukba" adlı kitabında (syf:16) abdul-aziz'den naklen buyuruyorki;

Hz.Resul:
- ben ve ehlibeytim, dalları dünyada, kökü cennette olan bir ağacız...
bize tutunan herkes,Allah'a giden yolu bulmuş olacaktır.]

temin ettiğim kaynak:ŞEYH SAFAEDDİN AKSOY Ehli sünnet alimi.
İmam Ali İbni Ebu Talip'in FAZİLETLERİ ve YÜCE MENKIBELERİ
can yayınları 1998
linkte bulunan kitabın arka yüzünü okuyup bilgi edinebilirsiniz.
[IMG] http://m.YollaYap.com/b22/536904137.jpg (http://m.YollaYap.com/b22/536904137.jpg)

Güzel kardeşim ehl-i sünnet itikadında ehl-i beyti sevmek ve onlara hürmet etmek zaten esastır..
Şeyh Safaeddin Aksoy, ehli sünnet alimi demişsin ,tanımıyorum, ama demek ki ehl-i sünnette ehl-i beyt sevgisi ve hürmeti varmış dimi? olmasa o kitabı yazmazdı dimi? (kitabın içeriğini bilmiyorum tabi)
ehl-i beyti sevmek için şii olmak,alevi olmak,rafizi olmak gibi bir ölçü de yok,zira muhabbette ifrat merduddur..Bizim itikadımıza göre, ehl-i beyte sevginin elbetteki sınırları vardır,haddi aşmak yanlış olur..Peygamberlere bile sevgide dengeyi korumak lazım,Hristiyanların Hz.İsayı vasfetme biçimleriyle, İslam'ın vasfetme biçimi arasında ki fark gibi..
Bir hristiyana da sorsan "Hz.İsayı çok severim" diyecektir..Ama bu sevgisi, ifrat bir sevgi olduğu için reddedilecektir..Biz müslümanlar olarak, Hz.İsa'yı seviyoruz dimi? O'nu Allah'ın büyük peygamberlerinden birisi olarak biliyor ve öyle görüyoruz,muhabbetimizi bu ölçüler dairesinde tutuyoruz,
Hz.İsayı sevmek için hristiyan olmamız lazım diye bir iddia ortaya atılamaz dimi?

Bir şii kardeşimiz de, ehl-i sünnete karşı "ehl-i beyti sevmek için alevi veya şii olmak zorundasınız" diyemez elbette..Çünkü zaten ehl-i sünnet akidelerinin içinde bu muhabbete yer verilmiş..Ama ölçüsü içinde..

Gadir-i hum için ise; ehl-i sünnet alimleri bu konuyu da anlatmışlar, Gadir-i Humda Hz.Ali medhedilmiştir ama bu medhedilme hilafet vermek için değildi elbette..Hz.Aliyi üzenler olmuştu,bazı dedikodular olmuştu o sırada..

Büyük İslam âlimi şah Veliyyullah-ı Dehlevi hazretleri de buyuruyor ki:
Resulullah, Hazret-i Ali’yi Yemene hakim [Vali] yapmıştı. Beytülmalda olan bir cariyeyi Hazret-i Ali hizmetlerinde kullandı. Bu hareketi, dedi-kodu halini aldı. Bu dedi-kodu Resulullahın mübarek kulağına kadar geldi. Fitneyi önlemek için, Hazret-i Ali’yi sevmeyi emir buyurdu. (Kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır) buyurdu ki, (Beni seven, Aliyi de sevsin) demektir. Mevla kelimesi, Kur'an-ı kerimin birçok âyetinde vardır. Sevilen kimse manası verilmiştir. Bu hadis-i şerif, (Allah’a inanan, misafirine ikram etsin) hadis-i şerifi gibidir. Bu hadis-i şerif, yalnız Hazret-i Ali için değildir. Hazret-i Hasan için, (Ya Rabbi, Onu seviyorum. Onu sen de sev! Onu sevenleri de sev) buyuruldu. Resulullah Mekke ile Medine arasında bulunan Gadir-i Hum ismindeki yere gelince, Hazret-i Ali’nin elini tutup, (Kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır! Ya Rabbi, onu seveni sev! Onu sevmeyeni sevme) buyurdu. Sonra, Hazret-i Ömer, Hazret-i Ali’nin yanına gelip, (Ne mutlu sana ya Ali! Bütün müminlerin sevgilisi oldun) dedi."

Görülüyor ki burada Hz.Ali'yi sevmemizi nasihat ediyor Resulullah(sav)..
Hilafet verme gibi bir durum mevzubahis değil..Resulullah(sav)'ın sevmemizi istediği çok kişiler vardır, bunların hepsini hilafet anlamında mı anlıyoruz,başka hadis-i şeriflerde ensarı,muhaciri ve başka kimseleri de sevmemizi öğütler..Şimdi bunları sevin demek, bunları halife yapın mı demek?

Hem Ahzab 33.ayetine göre, Allahü teala Resulullah(sav)'ın hanımlarına da "ey ehl-i beyt" diyerek hitap ediyor,Resulullah(sav)'ın hanımlarını inciten de ehl-i beyti incitmiş olmuyor mu burası da ayrı bir muamma..Ehl-i beyt sevgisi davasında olan şii itikadı kimselerin, Resulullah(sav)'ın zevcelerine ve ayetin hükmüyle "ümmetin anaları" olan ve Allahü tealanın "ey ehl-i beyt" dediği kimselere dil uzatmaları ne kadar çirkin olur kıyas edilsin..

Ayrıca 4 doğru yol nasıl olmuş diyorsun?
Evvela temellerinde farklılık yok..bariz bir ayrılık yok..sadece ameli konuların teferruatlarında farklılık vardır, bu da ictihad neticesindedir, ve 4 mezhep kendi aralarında birbirini hak kabul eder..Bir şafi, bir hanefiyi reddetmiyor;bir maliki bir hanbeliyi reddetmiyor,,demek ki ortada ayrılık gayrılık yok,demek ki ittihad hasıl olmuş,kin ve garaza dayalı bir ihtilaf yok,demek ki ayetin kötülediği tür bir ihtilaf değil,öyle olsaydı 4 mezhep arasında kin ve garazın hüküm sürmesi icap ederdi,böyle bişey de yok...


bu konuda Üstad Bediüzzaman Said Nursi Risale-i Nurda şöyle beyan ediyor:

"Eğer desen: "Hak bir olur. Nasıl böyle dört ve on iki mezhebin muhtelif ahkâmları hak olabilir?"
Elcevap: Bir su, beş muhtelif mîzaçlı hastalara göre nasıl beş hüküm alır, şöyle ki: Birisine, hastalığının mîzâcına göre, su, ilâçtır; tıbben vâcibdir. Diğer birisine, hastalığı için zehir gibi muzırdır; tıbben ona haramdır. Diğer birisine, az zarar verir; tıbben ona mekruhtur. Diğer birisine, zararsız menfaat verir; tıbben ona sünnettir. Diğer birisine, ne zarardır, ne menfaattir, âfiyetle içsin; tıbben ona mübahtır. İşte hak burada taaddüd etti. Beşi de haktır. Sen diyebilir misin ki, "Su yalnız ilâçtır, yalnız vâcibdir, başka hükmü yoktur"?
İşte bunun gibi, ahkâm-ı İlâhiye, mezheblere, hikmet-i İlâhiyenin sevkiyle ittibâ edenlere göre değişir; hem, hak olarak değişir ve herbirisi de hak olur, maslahat olur. Meselâ, hikmet-i İlâhiyenin tensibiyle İmâm-ı Şâfiîye ittibâ eden, ekseriyet itibâriyle Hanefîlere nispeten köylülüğe ve bedevîliğe daha yakın olup, cemaati bir tek vücud hükmüne getiren hayat-ı içtimâiye de nâkıs olduğundan, her biri bizzat dergâh-ı Kâdiü'l-Hâcâtta kendi derdini söylemek ve hususi matlûbunu istemek için, imam arkasında Fâtihayı birer birer okuyorlar. Hem, ayn-ı hak ve mahz-ı hikmettir. İmâm-ı âzama ittibâ edenler ekseriyet-i mutlaka itibâriyle, İslâmî hükümetlerin ekserîsi o mezhebi iltizam etmesiyle, medeniyete, şehirliliğe daha yakın ve hayat-ı içtimâiyeye müstaid olduğundan, bir cemaat bir şahıs hükmüne girip, birtek adam umum nâmına söyler; umum, kalben onu tasdik ve rabt-ı kalb edip-onun sözü umumun sözü hükmüne geçtiğinden, Hanefî mezhebine göre imam arkasında Fâtiha okunmaz. Okunmaması ayn-ı hak ve mahz-ı hikmettir. "

şah-ı velayet
04-06-2008, 14:15
Bir hristiyana da sorsan "Hz.İsayı çok severim" diyecektir..Ama bu sevgisi, ifrat bir sevgi olduğu için reddedilecektir..

fakat biz kimseyi Allah ın oğludur diye bir iddiada bulunmuyoruz

her zat ı kendi mevkisinde çok seviyoruz

bunun batıni alemde karşılığını da alıyoruz

gören göze aşk olsun

alanyali07
04-06-2008, 14:18
fakat biz kimseyi Allah ın oğludur diye bir iddiada bulunmuyoruz

her zat ı kendi mevkisinde çok seviyoruz

bunun batıni alemde karşılığını da alıyoruz

gören göze aşk olsun

Allahü teala herkese hakikatleri görmeyi nasip etsin diyelim o zaman kardeşim, en güzel o dimi? :)

şah-ı velayet
04-06-2008, 14:42
Allahü teala herkese hakikatleri görmeyi nasip etsin diyelim o zaman kardeşim, en güzel o dimi? :)

Hicretin onuncu yılında, Zilhiccet-il Haram ayının on sekizinde[5] Resulullah (s.a.a) vedâ haccından dönerken[6] Gadir-i Hum bölgesinde, Cuhfe ismindeki bir menzilde,[7] Medine, Mısır ve Şam (Suriye) yollarının ayrımında[8] Resul-i Ekrem'e (s.a.a) şu ayet nazil oldu:

"Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevi) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır." (Maide, 67)

Bu ayet indikten sonra, Resul-i Ekrem (s.a.a) kervanlara durmalarını ve oracıkta bineklerinden inmelerini emretti. İleridekileri çağırttı, geride kalanlar da gelip yetiştiler.[9]

Sonra ashabını, dağılmamaları için oradaki dikenlerin gölgesinde gölgelenmekten alıkoydu, ağaçların dibini de diken, çör-çöpten temizlemelerini buyurduktan sonra[10] halkı cemaat namazına davet etti.[11]

Ashap bir diken ağacının dalları üzerine elbiseler atarak Resulullah (s.a.a) için bir gölgelik hazırladılar.[12] O hazret öğle namazını o yakıcı sıcaklıkta,[13] o cemaatla birlikte kıldıktan sonra, hutbe için ayağa kalktı. Allah'a hamd-u senâve insanlara öğüt ve nasihatte bulunduktan sonra şöyle buyurdu:

"Yakında ben (İlahî) davete icabet edeceğim; (dünyadan göçüp gideceğim). Ben de, siz de Allah katında sorumluyuz. O gün siz Allah'a ne cevap vereceksiniz?" Oradakiler hep bir ağızdan:

"Senin risaletini tebliğ ettiğine, bize nasihat edip hayrımızı istediğine tanıklık edeceğiz; Allah seni hayırla mükafatlandırsın!" diye cevap verdiler. Bunun üzerine Resulullah (s.a.a), "Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammed'in onun kulu ve peygamberi olduğuna, cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet ediyor musunuz? diye sorunca da insanlar, "evet" dediler. "Bütün bunlara tanıklık ederiz." Bu defa da, "Benim sesimi duyuyor musunuz?" diye sordu. Buna da "evet" cevabını verdiler. Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdu:

"Ey insanlar! Ben sizden önce, sizden ayrılacağım ve siz Kevser Havuzu'nun başında bana geleceksiniz. O öyle bir havuzdur ki, genişliği Busrâ'dan San'â'ya kadardır.[14] O havuzun kenarında, gökteki yıldızların sayısınca gümüş kadehler vardır. Ben orada, sizin aranızda emanet bıraktığım iki paha biçilmez şeyi soracağım. O halde benden sonra o iki şeye nasıl davranmanız gerektiğine dikkat edin!"

Bu arada halkın içinden biri seslenerek, "Ya Resulullah! O iki paha biçilmez şey nedir?" diye sordu. Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdu:

"Onlardan biri, bir tarafı Allah'ın elinde ve diğer tarafı ise sizin elinizde olan Allah'ın Kitabı'dır. Ona yapışın; sapmayın ve değiştirmeyin; diğeri ise, İtretim olan Ehl-i Beytim'dir. Latif ve her şeyden haberdar olan (Allah), bu ikisinin (Kevser) Havuzu'nun başında bana ulaşıncaya kadar birbirinden ayrılmayacağını bildirdi. Ben Allah'tan bunu istedim. O halde, o ikisinden öne de geçmeyin, arkaya da kalmayın; yoksa helak olursunuz. Onlara bir şey öğretmeye kalkışmayın; çünkü onlar sizden daha bilgilidirler."

Sonra şöyle devam etti:[15]

"Benim müminlere kendi nefislerinden daha evla ve üstün olduğumu (onlar üzerinde tasarruf ve yetki sahibi olduğumu) bilmiyor musunuz?"

Halk "Evet, ya Resulullah biliyoruz!"[16] diyince şöyle buyurdu:

"Benim her mümine kendi nefsinden daha evla olduğumu bilmiyor musunuz?" Halk yine "evet, biliyoruz ya Resulullah!" dediler.[17]

Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) Ali'nin elinden tutarak koltuğunun altındaki beyazlık görününceye kadar kaldırıp[18] şöyle buyurdu:

"Ey insanlar! Allah benim mevlamdır, ben de sizin mevlanız-efendinizim.[19] O halde ben kimin mevlası isem, bu Ali de onun mevlasıdır."[20] "Allah'ım! Onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol.[21] Ona yardım edene yardım et, onu yalnız bırakanı yalnız bırak.[22] Ona muhabbet edene muhabbet et, ona buğz edene buğz et."[23] Sonra şöyle buyurdu: "Allah'ım sen de şahid ol"[24]

Ravi der ki, daha bu ikisi (Resulullah ve Ali) birbirinden ayrılmamıştı ki şu ayet nazil oldu: "Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim." (Mâide/3)

Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Dini mükemmelleştiren, nimetleri tamamlayan, benim risaletimden ve Ali'nin velayetinden hoşnut olan Allah en yücedir."[25]

Yakubi kendi Tarih'inde Medine'de nazil olan ayetlerden bahsederken şöyle yazar: Resulullah'a (s.a.a) nazil olan en son ayet "Bugün size dininizi kemale erdirdim" ayetidir. Bu rivayet sahihtir. Bu ayet, Resulullah (s.a.a) Gadir-i Hum'da Ali b. Ebi Talib'in velayet ve hilafetini açıkça herkese duyurduktan sonra nazil oldu.[26]

Bu törenin ardından Ömer b. Hattab Hz. Ali'yi görerek şöyle dedi: "Ey Ebu Talib oğlu, ne mutlu sana! Erkek ve kadın her mu'minin velisi-efendisi oldun."[27]

Başka bir rivayette ise şöyle geçer: Ömer b. Hattab Hz. Ali'ye "Ne mutlu sana ey Ebu Talib'in oğlu!" dedi.[28]


--------------------------------------------------------------------------------

[1] - Nâsih-ut Tevârih, Hicret Bölümü, S.499, Bihâr-ül Envâr, C.21, S.405.

[2] - Siret-u İbn-i Hişam, S.605, Nâsih-ut Tevârih, Hicret Bölümü, S.499, Bihâr-ül Envâr, C.21, S.405, El-Hisal, C.2, S.84.

[3] - Bihar-ül Envâr, C.37, S.113. Hutbenin son bölümü (Bilin ki sizden bazi kisiler...), cüzî bir farkla Ehl-i Sünnet'in Şu kaynaklarında da nakledilmiştir: Sahihi Buhâri, Maide Suresi tefsirinde "... ve kuntu aleyhim şehîdâ..." babında ve Kitab-ül Enbiya "... ve ittehazallahu..." babında ve Sahihi Tirmizi "Saffet-ul Kıyame" ve "...Macâe fî şa'n-il Haşr..." babları ve Tâhâ Suresi tefsiri kısmında. Sahihi Buhari, Kitab-ur Rıkâk, Fi'l Havz bâbı, C.4, S.95 ve Kitab-ül Fiten "Ma-câe fi kavlillahi Teala" babı ve Sünen-i İbni Mâce, Kitab-ül Menâsik, "Hutbet-u yevmin-nehar" babı, 5830. hadis ve Müsned-i Ahmed, C.1, S.453 ve C.3, S.28 ve C.5, S.48. Sahihi Müslim, Kitab-ül Fezâil, "İsbât-u havz-ı nebiyyina" babı, C.4, S.1800 40. hadis

[4] -]- Bihar-ül Envâr, C.37, S.113.

[5] - Hakim Haskani, c.1, s.192-193.

[6] - Mecma-uz Zevaid, c.9, s.105 ve 163-165.

[7] - Mecma-uz Zevaid, c.9, s.163-165; İbn-i Kesir, c.5, s.209-213.

[8] - Mu'cem-ul Buldan, "el-Cuhfe" maddesi

[9] - Tarih-i İbn-i Kesir, c.5, s.213.

[10]- Mecma-uz Zevaid, c.9, s.105 ve İbn-i Kesir, c.5, s.209'da buna yakın söyler.

[11] - Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.6, s.281; Sünen-i İbn-i Mace, "Fazl-u Ali (a.s)" babı; Tarih-i İbn-i Kesir, c.5, s.209-210.

[12] - Müsned-i Ahmed, c.4, s.372; Tarih-i İbn-i Kesir, c.5, s.212.

[13] - Müsned-i Ahmed, c.4, s.281; Sünen-i İbn-i Mace, "Fazl-u Ali (a.s)" babı; Tarih-i İbn-i Kesir, c.4, s.212.

[14] - Busra Dimeşk'in yakınlarında bir kasabaydı, diğeri ise Bağdat yakınlarında bir yerdi. Elbette Resulullah'ın (s.a.a) bu benzetmesi, etrafındakilerin sadece o havuzun genişliğini düşündükleri içindi. -mütercim-

[15] - Mecma-ul Beyan, c.9, s.162-163 ve 165. Bazı sözcükleri Hakim Haskanî'nin rivayetlerinde, c.3, s.109-110 ve Tarih-i İbn-i Kesir, c.5, s.209'da geçmiştir.

[16] - Müsned-i Ahmed, c.1, s.118 ve 119 ve c.4, s.281; Sünen-i İbn-i Mace, c.1, s.43, h:116. "Evet öyledir" anlamında olan "belâ" kelimesi yerine Müsned-i Ahmed'de, c.4, s.281, 368, 370, 372'de "Neam" (evet) kelimesi kaydedilmiştir. Tarih-i İbn-i Kesir,de, c.5, s.209 ve c.5, s.210. "Elestu evla bi-kulli imriin min nefsihi" de gelmiştir.

[17] - Müsned-i Ahmed, c.4, s.281, 368, 370, 372; Tarih-i İbn-i Kesir, c.9, s.209, 212.

[18] - Hakim Haskani'nin naklettiği rivayette, c.1, s.190'de "Fe refea yedehu hetta yura beyazu ibteyhi" ve s.193'de "Hetta bane beyazu ibteyhima" tabiriyle geçmiştir.

[19] - Şevahid-ut Tenzil, c.1, s.191; Tarih-i İbn-i Kesir, c.5, s.209 "Ene mevla kulli mümin" lafzıyla geçmiştir.

[20] - Bu konu şimdiye kadar ismini getirdiğimiz bütün kaynaklarda kaydedilmiştir.

[21] - Müsned-i Ahmed, c.1, s.118, 119, c.4, s.281, 370, 372, 373, c.5, s.347, 370; Müstedrek-i Hakim, c.3, s.109; Sünen-i İbn-i Mace, "Fazl-u Ali" babı; Hakim Haskani, c.1, s.190, 191; Tarih-i İbn-i Kesir, c.5, s.209, 210-213. Bu kitapta c.5, s.209'da şöyle geçer: Zeyd'e, "sen bunu Resulullah'tan duydun mu?" diye sordum. Zeyd, "O çölde bunu gözleriyle görmeyen ve kulaklarıyla duymayan kimse yoktur" dedi. İbn-i Kesir daha sonra, bu hadisi Abu Abdullah Zehebî sahih bilmiştir, der.

[22] - Müsned-i Ahmed, c.1, s.118, 119; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.104, 105, 107; Şevahid-ut Tenzil, c.1, s.193; Tarih-i İbn-i Kesir, c.5, s.210, 211.

[23] - Şevahid-ut Tenzil, c.1, s.191; Tarih-i İb-i Kesir, c.5, s.210.

[24] - Şevahid-ut Tenzil, c.1, s.190.

[25] - Haskani Ebu Said'i Hudri'den, c.1, s.157-158, h:211 ve 212 ve Ebu Hüreyre'den, s.158, Hadis: 213 ve İbn-i Kesir'in tarihinde bu konu özetle kaydedilmiştir.

[26] - Tarih-i Yakubî, c.2, s.43.

[27] - Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.4, s.281, Tarih-i İbn-i Kesir, c.5, s.210, Sünen-i İbn-i Mace, "Fazl-u Ali" babı; Rıyad-un Nadire, c.2, s.169; Tarih-i İbn-i Kesir, c.5, s.210.

[28] - Şevahid-ut Tenzil, c.1, s.157-158.
http://www.forumneuro.com/images/statusicon/user_offline.gif

şah-ı velayet
04-06-2008, 14:47
Gadir-i hum için ise; ehl-i sünnet alimleri bu konuyu da anlatmışlar, Gadir-i Humda Hz.Ali medhedilmiştir ama bu medhedilme hilafet vermek için değildi elbette..Hz.Aliyi üzenler olmuştu,bazı dedikodular olmuştu o sırada..


Hz.Ali bu yazılanlara şahit olsun

hilafetini asla yoksayamam...

saygı değer yazı şeklinizden dolayı da bilare saygılarımı sunarım...

alanyali07
04-06-2008, 15:26
Hicretin onuncu yılında, Zilhiccet-il Haram ayının on sekizinde[5] Resulullah (s.a.a) vedâ haccından dönerken[6] Gadir-i Hum bölgesinde, Cuhfe ismindeki bir menzilde,[7] Medine, Mısır ve Şam (Suriye) yollarının ayrımında[8] Resul-i Ekrem'e (s.a.a) şu ayet nazil oldu:

"Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevi) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır." (Maide, 67)

Bu ayet indikten sonra, Resul-i Ekrem (s.a.a) kervanlara durmalarını ve oracıkta bineklerinden inmelerini emretti. İleridekileri çağırttı, geride kalanlar da gelip yetiştiler.[9]

...
"Ey insanlar! Allah benim mevlamdır, ben de sizin mevlanız-efendinizim.[19] O halde ben kimin mevlası isem, bu Ali de onun mevlasıdır."[20] "Allah'ım! Onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol.[21] Ona yardım edene yardım et, onu yalnız bırakanı yalnız bırak.[22] Ona muhabbet edene muhabbet et, ona buğz edene buğz et."[23] Sonra şöyle buyurdu: "Allah'ım sen de şahid ol"[24]

Ravi der ki, daha bu ikisi (Resulullah ve Ali) birbirinden ayrılmamıştı ki şu ayet nazil oldu: "Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim." (Mâide/3)

Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: "Dini mükemmelleştiren, nimetleri tamamlayan, benim risaletimden ve Ali'nin velayetinden hoşnut olan Allah en yücedir."[25]



Arkadaşım uzunca yazmışsında, bu yazdıklarından Hz.Ali'nin hilafeti açıklandığı yazmıyor zaten..

Ehl-i sünnet alimlerinden Abdullah Süveydi,İranda şii mollalarıyla münazara ederken de bu hadisi şerifin bu manaya gelmediğini ispat etmiştir,okuyalım:

"
(Ben, kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır) hadis-i şerifi, Hazret-i Ali’nin imam olacağını göstermez. Çünkü, mevla sözünün birçok manası vardır.
...
Bu hadis-i şerifin, Hazret-i Ali’yi sevmek ve ona düşman olmaktan kaçınmak demek olduğu anlaşılır. Hatta Ebu Nuaym Ahmed bin Abdullah, Hazret-i Hasan’ın oğlu Hasan’dan bildiriyor ki, bu Hasan’dan soruldu. (Ben kimin mevlası isem...) hadis-i şerifi, Hazret-i Ali’nin halife olmasını gösteriyor mu, dediler. Hasan buna cevap olarak, eğer Resulullah bu hadis-i şerif ile, Hazret-i Ali’nin halife olmasını bildirmek isteseydi, (Ey insanlar! Bu zat benim işlerimin velisidir. Benden sonra, halife olacak budur. İşitiniz ve itaat ediniz!) buyururdu. Allahü teâlânın ismine yemin ederim ki, Allahü teâlâ ve Onun Resulü, Ali’nin halife olmasını isteselerdi, Ali, bu emri yerine getirmeye kalkışmaması ile böylece Allahü teâlânın emrine karşı gelmesi ile, çok büyük günah işlemiş olurdu, dedi.

Dinleyenlerden biri: Öyle ise Peygamberimiz (Ben kimin velisi isem, Ali de onun velisidir) buyurmadı mı? deyince, Hasan, vallahi eğer Resulullah, Ali’nin halife olmasını isteseydi, namaz kılmayı ve oruç tutmayı emreylediği gibi, bunu da, açıkça emrederdi, dedi. İşte, Ehl-i beytin en ileri gelenlerinden biri olan ve Hazret-i Ali’nin torunu olan Hasan’ın bu sözleri, senin sözlerinin bozuk ve yalan olduğunu açıkça göstermektedir. Molla başı sustu. (Hucec-i katiyye)

Evet kardeşim, gösterdiğin kaynaklarda ,Hz.Ali'nin açıkça halife olması için bir delil yok,zira bir kişinin sevilmesini istemek, O'nun halife yapılmasını istemekten farklıdır..Eğer REsulullah(sav) Hz.Ali'nin halife yapılmasını murad etseydi, açık ve net bir şekilde,yoruma mahal bırakmadan bildirirdi,zira ayette "açıkça bildir" diyor..

Hem delil gösterdiğin ayetin Gadir-i humda nazil olduğu hakkında kaynaklarda bir delil göremedim..hem ayete de uymuyor:
zira ayette "Bugün size dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam'ı seçip-beğendim." (Mâide/3)" bildirirken ayetin başı şu şekilde:
"
3 - Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkasının adı anılarak kesilen; boğulmuş, vurulmuş, yukardan düşmüş, boynuzlanmış, canavar yırtmış olup da canlı iken kesmedikleriniz; dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet (şans) aramanız size haram kılındı. Bunların hepsi doğru yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler, dininize karşı ümitsizliğe düşmüşlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâmı beğendim. Kim açlıktan daralır, günaha istekle yönelmeden bunlardan yemek zorunda kalırsa, ona günah yoktur. Çünkü Allah bağışlayan, merhamet edendir."

Görüyorsun ya ayette, haram olan yiyecekler bildiriliyor, Gadir-i hum ve hilafet ile , leş,kan,domuz etinin ne alakası var, bi alaka kurabildiysen haber ver lütfen..:)
Hem tefsirlerde de öyle bi şey göremedim..

İşin bi de şu boyutu var, Hz.Ömer, gadir-i humdan sonra Hz.Ali'yi ne şekilde tebrik ediyor,"müminlerin sevgilisi oldun" diye..
"müminlerin halifesi oldun" veya "artık halife sensin" diye mi tebrik etmiş..

Hem REsulullah(sav) vefat etmeden önce, imam olarak yerine Hz.Ebubekir'i tayin etmiş..Sadece bu bile, hilafetin Hz.Aliye verildiği iddiasını çürütür..Eğer, kesin olarak Hz.Ali'yi halife olarak tayin etseydi, imam olarak Hz.Ali'yi tayin etmesi icap ederdi, zira imamlığı önceden Resulullah(sav) yapıyordu, kim halifesi ise Resulullah'ın yerine o yapar..

Hem Hz.Ali hilafet kendisinin olduğunu düşünseydi ve öyle itikad etseydi, bir an için müsade edermiydi istemediği şeylere..
Çocuk yaşta iken , müşriklerin kılıcından korkmayıp, hicret esnasında Resulullah(sav)'ın yatağına yatıp, gayet cesur bir şekilde inandığı dava uğruna hayatını feda eden Hz.Ali, hiç mümkün mü Allah'ın ve REsulü'nün verdiği bir vazifeye ehemmiyet vermesin de, o vazifeden geri kalsın, o vazifeyi ehil olmayanlara teslim etsin, hem de istemeye istemeye 20 küsur sene ilk 3 halifeye yardım etsin..Böyle bir durumu Hz.Aliye yakıştırıp, sonra da Hz.Ali ye "Allah'ın arslanı" demek akıl ve mantıkla bağdaşır mı?

Hz.Ali, hiçbirşeyden çekinmeyen ,İslamiyet uğruna hayatını feda eden üstün bir şahsiyettir, az ordusuna rağmen, Hz.Muaviye ile harp etmekten korkmayan ,mağlup olsa bile davasından vazgeçmeyen Hz.Ali, hiç mümkün mü REsulullah(sav) vefat edince,kendine verilen vazifeyi istemeyerek başkalarına kaptırsın..Asla ve Kat'a..

Anlıyoruz ki, REsulullah(sav) hilafet için Hz.Aliyi tayin etmedi, zira bu Allah'ın ve Resulullah'ın emri ise, Hz.Ali Allah'ın ve REsulullah'ın emrine karşı gelmiş olurdu..

Hucec-i Katiye kitabında şöyle bildiriyor:
"Şii âlimlerinden ibni Ebi Âsım ve Elkai’nin, Enes bin Malik’ten bildirdikleri hadis-i şerifte (Allahü teâlâ, benim ümmetimi, dalalet üzerinde sözbirliği yapmaktan korudu) buyuruldu. Hadis âlimi Hakim Uyeyne’nin bildirdiği hadis-i şerifte (Allahü teâlâ, bu ümmeti, dalalet üzerinde toplamaz) buyuruldu. (Allahü teâlânın yardımı, cemaat iledir) hadis-i şerifi gibi, daha nice hadis-i şerifler gösteriyor ki, ümmet-i Muhammed, hiçbir zaman dalalet üzerinde sözbirliği yapamaz. Böyle olmadığını söylemek, bu hadis-i şeriflere inanmamak olur."

şah-ı velayet
04-06-2008, 17:01
şimdilik öyle olsun

Red Baron
04-06-2008, 17:40
O Allah ki: "Mü'minler yalnızca kardeştirler" buyurur.
O Allah ki: İşte bu ümmetiniz bir tek ümmettir ve ben de sizin (bir tek) Rabbinizim" buyurur.
O Allah ki: "birbirinizle didişmeyin; sonra başarısızlığa uğrarsınız da (arkanızda size destek için esen ilahi) rügarınız kesilir" buyurur.
O Allah ki: 'Allah'ın ipine sımsıkı sarılın ve asla bölünmeyin!' buyurur.
O Allah ki: "Dinlerini paramparça edip fırkalara ayıranlar gibi olmayın!" buyurur.
O Peygamber ki: "Birbirinizi sevmedikçe gerçek mümin olamazsınız, iman etmedikçe cennete giremezsin" der.
O Peggamber ki: "Cahiliyye'de (olduğu gibi) asabiyete çağıran bizden değildir" buyurur.
O Peygamber ki: "Birlik rahmet, ayrılık azaptır" buyurur.
O Peygamber ki: " Size allah'ın kitabını bırakıyorum; ona sarılın ve kurtukun" buyurur.


Boşuna tartışmayın Peygamberimiz sadece Kuranı bıramıştır.
Yanında ne ehli beytini nede sünnetini bırakmış değildir.
Çünkü ne ehli beytinden gelen soyunun garantisi var ne de sözlerinin çarpıtılmayacağının,onun adına söz uydurulmayacağının garantisi vardır.

Güzel bir paylaşımdı.Teşekkürler

fakiri
04-06-2008, 17:50
Boşuna tartışmayın Peygamberimiz sadece Kuranı bıramıştır.
Yanında ne ehli beytini nede sünnetini bırakmış değildir.
Çünkü ne ehli beytinden gelen soyunun garantisi var ne de sözlerinin çarpıtılmayacağının,onun adına söz uydurulmayacağının garantisi vardır.
Güzel bir paylaşımdı.Teşekkürler

Baronluk yapmayınız ve hakikatları çarpıtmayınız ! Allah-u Tealâ Kuran-ı kerimi de , Sünnet-i Seniyyeyi de, bu İslâm Dinin de , Peygamberlerine de, evliyalarını da hep korumuştur ve korumaktadır. Nasıl mı ? işte izahı :

Sünnetin Korunmuşluğu
Allah Teala Kur'an-ı Kerîm'de, kafirler istemeseler de nûrunu tamamlayacağını açıklamaktadır. (Saf: 8). "Allah'ın nûru", kulları için seçtiği, onları kendisinden sorumlu tuttuğu ve Resulü'ne vahyettiği şeriatıdır. Bu hem Kur'an'ı hem de Sünnet'i içine alır.
Allah Teala "Gerçekten Zikr'i biz indirdik; onun koruyucusu da elbette biziz" Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de: “Gerçekten Zikr’i biz indirdik; onun koruyucusu da elbette biziz.”(el-Hicr, 15/9.) buyurmuştur. Bu ayette geçen zikri, Kitap ve Sünnet olarak anlamak mümkündür. Zikir kelimesi Kur'an ile tefsir edilecek olursa, bu takdirde ayetteki hasr ifadesinden, Kur'an'ın dışında hiçbir şeyin korunmayacağı, koruma hükmünün sadece Kur'an'ı içine aldığı anlamı çıkmaz. Çünkü Allah Teala, Kur'an'da Kur'an dışında başka şeyleri de mesela, Resülullah'ı insanların vereceği zararlardan koruyacağını bildirmiş ve korumuştur. Yine arşı, gökleri ve yeri kıyamete kadar yok olmaktan koruyacaktır. Sonra ayetteki "lehü" kelimesinin öne alınmış olması, hasr için değil, ayet sonlarındaki uyuma riayet içindir.
Kur'an'ın korunması, sünnetin korunmasını da içine alır. Çünkü Sünnet, Kur'an'ın açıklayıcısı, güvenilir bekçisidir; keyfi yorumlara tabi tutulmasını önler. O halde sünnetin korunması, Kur'an'ın korunması için gerekli önlemlerden biridir. Bu sebeple de Kur'an'ın korunması, sünnetin de korunması demektir.
Sünnetin korunması ümmete, ümmetin alimlerine havale edilmiş gözükmektedir. Yani sadece Kur'an ile sünnetin korunma şekillerinde farklılık vardır. Bu da İslam bilginlerinin hadis ilimlerinin bütün branşlarında gerçekleştirdikleri her türlü takdirin üstünde değer arzeden ilmî mesailer ile gözler önüne serilmiş bir gerçektir.
Sünnetin tamamı ümmet tarafından korunmuştur. Tek tek fertler ele alındığı zaman, elbette onların bütün sünneti ihata edemedikleri görülürse de, ümmetin bütünü ele alındığı zaman sünnetten hiçbir şeyin kayıp olmadığı anlaşılacaktır. Tıpkı herhangi bir dili, bir dil aliminin bütünüyle bilmesi mümkün olmasa bile, o dili konuşan milletin o dilin bütün kelimelerini bilmesinin pek normal olduğu gibi. Hatta İmam Malik'e, devrin halifesi, Muvatta’ yegane hadis kitabı olarak ilan etme teklifini iletince, büyük imam "Bizim muttali olmadığımıza başkaları muttalî olmuş olabilir" diyerek karşı çıkmış, sünneti, ümmetin bütünü çerçevesinde düşünmek gerektiğini hatırlatmıştır. Yani fert olarak bilgileri sınırlı da olsa alimlerin tümü, sünnetin tümünü ihata etmişlerdir. Bu da sünnetin korunmuşluğunu gösterir.

alanyali07
04-06-2008, 17:59
Boşuna tartışmayın Peygamberimiz sadece Kuranı bıramıştır.
Yanında ne ehli beytini nede sünnetini bırakmış değildir.
Çünkü ne ehli beytinden gelen soyunun garantisi var ne de sözlerinin çarpıtılmayacağının,onun adına söz uydurulmayacağının garantisi vardır.

Güzel bir paylaşımdı.Teşekkürler

Evet, Kuran-ı Kerimi bırakmıştır, Kuranı Kerim de bize REsulullah(sav)'a ve Alimlere uymamızı emrediyor..Demek ki Resulullah(sav)'ın sünnetini reddeden Kurana uymuş olmuyor..Arkadaşım sen Resulullah(sav)'ın sünnetini ve alimleri reddediyorsun ama maşallah aslanların ne yiyip yemediğine göre hayatını tanzim edebiliyorsun, Resulullah(sav)'a ve alimlere tabi olmak mı daha mantıklı yoksa aslanlara mı? (Diyeceksin ki sen de taktın benim o sözüme;
ne yapayım arkadaş, alimleri reddeden bi kişinin ve alimlere uymayı akıldan uzak gören bir kişinin ,aslanlara tabi olma meselesini ,"aslanlar yemiyor ,ben de yemem" demesini mantıklı bulmasına takmış durumdayım, kusura bakma)

Burdan şu sonucu çıkarıyoruz, Resulullah(sav)'a ve alimlere uymayan bir kişi, uyacak başka bir yer kalmayınca, hayvanlara uymaktan başka bir çare bulamıyor..:O

şah-ı velayet
04-06-2008, 18:10
Evet, Kuran-ı Kerimi bırakmıştır, Kuranı Kerim de bize REsulullah(sav)'a ve Alimlere uymamızı emrediyor..

bu alimler kim acaba.

sakın Allah ın kendi isimlerinden biri olan Aliyy ismini vermiş olduğu;

ayrıca kabede doğan ilk ve tek insan olan;

ayrıca da Allahın Aslanım dediği bi zat olmasın ,,, :Cool::Cool::Cool:

alanyali07
04-06-2008, 18:18
bu alimler kim acaba.

sakın Allah ın kendi isimlerinden biri olan Aliyy ismini vermiş olduğu;

ayrıca kabede doğan ilk ve tek insan olan;

ayrıca da Allahın Aslanım dediği bi zat olmasın ,,, :Cool::Cool::Cool:

tabi ki kardeşim, Hz.Ali efendimiz olmaz olur mu..

Ama bazı kardeşlerimiz nedense ben alim malim tanımam ,sadece Kuran deyip yüz çeviriyorlar ya ,işte o üzüyo bizi..

Red Baron
04-06-2008, 20:27
bu alimler kim acaba.

sakın Allah ın kendi isimlerinden biri olan Aliyy ismini vermiş olduğu;

ayrıca kabede doğan ilk ve tek insan olan;

ayrıca da Allahın Aslanım dediği bi zat olmasın ,,, :Cool::Cool::Cool:

Hz.Ali'ye ne oldu?Öldürüldü.
Hz.Ömer öldürüldü.
Hz.Osman öldürüldü.
Hz.Hasan öldürüldü.
Hz.Hüseyin öldürüldü.

Bunları kim öldürdü?

Peygamberimizin hadislerini(!) bize iletenler öldürdü.

Peygamberimizin soyunu kurutanlar onun adına hadis uydurmaz mı?

Ellerinden gelse Kuranı bile değiştirilerdi.Onu yapamadılar fakat uydurdukları hadislerle yeni bir din oluşturdular.
Gelin bu hadisleri,mezheplerin fetvalarını Kurana götürelim, diyoruz.Sadece Kuran yetmez(haşa) ,hadislerde vahiy ürünüdür deniyor.Hadislerde korundu deniyor.
Bu nasıl koruma 700.000 hadisin %99'ı uydurma.
İmam Buhari topladığı 700.000 hadisin 7.000 tanesini kitabına doğru olabilir diye almış diğerlerini red etmiştir.
Buharinin hadislerinin de neredeyse tamamı ahad haber denen hadis türündendir.Yani imani konularda delil olamaz.
Mütevatir hadis kaç tane ?
100 veya 200 adettir.

Allah hadisleri koruyacağına dair hiç bir sözü yokken O'na iftira ediyorsunuz.
Allahtan korkun.

Sayın Sahı Velayet sünniler gibi şiilerde kendi hadislerinden kendi dinlerini oluşturdular.Onlar daha iyi sanma.

Hepimiz Allahın kitabına , ipine sarılsak hiç mesele kalmayacaktı.
O zaman ne sünni kalırdı ne şii ne de çekişme ve düşmanlıkları.
Irakta öldürülen şii olunnca sünniyi zerre kadar ilgilendirmiyor,sünni ölünce şii tınmıyor.
Bu nasıl müslümanlık?

siluet
04-06-2008, 20:30
Yanında ne ehli beytini nede sünnetini bırakmış değildir.


açıklarmısınız bunu?????????

alanyali07
04-06-2008, 21:22
Hz.Ali'ye ne oldu?Öldürüldü.
Hz.Ömer öldürüldü.
Hz.Osman öldürüldü.
Hz.Hasan öldürüldü.
Hz.Hüseyin öldürüldü.

Bunları kim öldürdü?

Peygamberimizin hadislerini(!) bize iletenler öldürdü.

Peygamberimizin soyunu kurutanlar onun adına hadis uydurmaz mı?

Ellerinden gelse Kuranı bile değiştirilerdi.Onu yapamadılar fakat uydurdukları hadislerle yeni bir din oluşturdular.
Gelin bu hadisleri,mezheplerin fetvalarını Kurana götürelim, diyoruz.Sadece Kuran yetmez(haşa) ,hadislerde vahiy ürünüdür deniyor.Hadislerde korundu deniyor.
Bu nasıl koruma 700.000 hadisin %99'ı uydurma.
İmam Buhari topladığı 700.000 hadisin 7.000 tanesini kitabına doğru olabilir diye almış diğerlerini red etmiştir.
Buharinin hadislerinin de neredeyse tamamı ahad haber denen hadis türündendir.Yani imani konularda delil olamaz.
Mütevatir hadis kaç tane ?
100 veya 200 adettir.

Allah hadisleri koruyacağına dair hiç bir sözü yokken O'na iftira ediyorsunuz.
Allahtan korkun.

Sayın Sahı Velayet sünniler gibi şiilerde kendi hadislerinden kendi dinlerini oluşturdular.Onlar daha iyi sanma.

Hepimiz Allahın kitabına , ipine sarılsak hiç mesele kalmayacaktı.
O zaman ne sünni kalırdı ne şii ne de çekişme ve düşmanlıkları.
Irakta öldürülen şii olunnca sünniyi zerre kadar ilgilendirmiyor,sünni ölünce şii tınmıyor.
Bu nasıl müslümanlık?

Kardeşim senin iddiana göre 1300 yıldır yaşanan dinin İslamiyetle alakası yok..
Yani bu ümmet 1300 yıldır dalalet içinde senin iddiana göre..
Halbuki Allahü teala
"(Sizler, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız.) [Âl-i İmran 110]

Hz.Ömerin,Hz.Osman'ın,Hz.Ali'nin şehit edilmesini bahane etmişsin;
Hadis alimleri bunları hepimizden iyi bilir arkadaşım, sen nasıl ki Resulullah(sav)'a yalan isnad etmekten sıkılırsın, Ümmetin alimleri senden milyon kat fazla hassastır bu işte..
Sen nasıl ki,dine zarar verme endişesi taşırsın İslam alimleri senden milyon kat daha fazla hassastır arkadaşım..
Ümmetin bütün alimleri hadis-i şeriflere itibar etmişlerdir..
Hadis-i şeriflere itibar etmeyen ve senin iddianı dillendiren bir tane alim olmamış..
Bana bu ümmet içinde yetişmiş ve senin iddian gibi bir iddiayı dillendirip ,şer'i hükümleri kendi aklına göre ayarlayan bir tane büyük alim göster arkadaşım.."hadisleri boşverin, sadece Kuran bize yeter" diyen bir tane büyük alim göster lütfen..
Tabiin de dahil..
Tabiin alimleri Sahabe devrinden sonra yetişen en büyük alimler sınıfındadır..CAfer-i Sadık,İmam- Azam Ebu Hanife,Hasan-ı Basri gibi yüzlerce büyük alim yetişti..Bunların hiçbirisi senin iddianı dillendirmedi..

Şimdi iki ihtimal var:
Ya bu ümmette hiç alim yetişmedi,Allahü teala son din olarak İslamiyeti gönderdi ama Alimler yetişmesine müsaade etmedi ve "siz ümmetlerin en hayırlılarısınız" diyerek -haşa- hata etti..
Ya da senin iddian boş ve çürük..
Bundan başka ihtimal yok..
Hangi ihtimal Kuranı Kerime uyuyor, sen takdir et..

ayrıca ayette geçen "Allah'ın ipi"nden kasıt sadece Kuran olduğunu kim söyledi ? Neye göre bu kanıya vardın?

şah-ı velayet
04-06-2008, 21:30
Hz.Ali'ye ne oldu?Öldürüldü.
Hz.Ömer öldürüldü.
Hz.Osman öldürüldü.
Hz.Hasan öldürüldü.
Hz.Hüseyin öldürüldü.

Bunları kim öldürdü?

Peygamberimizin hadislerini(!) bize iletenler öldürdü.

Peygamberimizin soyunu kurutanlar onun adına hadis uydurmaz mı?

Ellerinden gelse Kuranı bile değiştirilerdi.Onu yapamadılar fakat uydurdukları hadislerle yeni bir din oluşturdular.
Gelin bu hadisleri,mezheplerin fetvalarını Kurana götürelim, diyoruz.Sadece Kuran yetmez(haşa) ,hadislerde vahiy ürünüdür deniyor.Hadislerde korundu deniyor.
Bu nasıl koruma 700.000 hadisin %99'ı uydurma.
İmam Buhari topladığı 700.000 hadisin 7.000 tanesini kitabına doğru olabilir diye almış diğerlerini red etmiştir.
Buharinin hadislerinin de neredeyse tamamı ahad haber denen hadis türündendir.Yani imani konularda delil olamaz.
Mütevatir hadis kaç tane ?
100 veya 200 adettir.

Allah hadisleri koruyacağına dair hiç bir sözü yokken O'na iftira ediyorsunuz.
Allahtan korkun.

Sayın Sahı Velayet sünniler gibi şiilerde kendi hadislerinden kendi dinlerini oluşturdular.Onlar daha iyi sanma.

Hepimiz Allahın kitabına , ipine sarılsak hiç mesele kalmayacaktı.
O zaman ne sünni kalırdı ne şii ne de çekişme ve düşmanlıkları.
Irakta öldürülen şii olunnca sünniyi zerre kadar ilgilendirmiyor,sünni ölünce şii tınmıyor.
Bu nasıl müslümanlık?


elbette ki binlerce uydurma hadis var uzun yıllar boyunca kendi uydurdukları mescidlerinde Hz Ali ye söverek sözde namazlarına başlamadılar mı emeviler.

söylediklerimin hepsini cami hocalarının bi çoğu biliyor.

fakat söyleme cesaretleri yok.

yoksa maraş gibi sivas gibi karnı deşilen hamilelerin olduğu 30 yıl önceki katliamlar yeniden olur hak için cihat ederler.;)

ilahiyat fakültesi mezunları bir sürü kitap okuyorlar bilmiyolar mı sanki, hııhh.

vay haline o dinini çıkarları için alet edenin...

herkes kimin ne olduğunu biliyo.

ehli sünnet kitapları aslında bi çok seyleri açıklamış ama okuyana.

örneğin;

Ehli sünnetin büyük alimlerinden ibni kuteybe el imamet ves siyaset kitabın da Ebu bekir ve Ömer'in İmam Ali evinde de İmam Ali yanlılarının toplanmasına kızdığını Ömer gönderip zorla biat etmelerini emrettiğini dile getirir ve şöyle der;


Ebu Bekir (r.a), bir grubun kendisine muhalefet amacıyla Ali (a.s)’ın evinde toplandıklarını öğrenince, Ömer’i onlara gönderdi. Ömer, Ali’nin evine gelip onlara seslendi, ama onlar dışarı çıkmayı reddettiler. Bunun üzerine Ömer, odun getirilmesini istedi ve: “Ömer’in canı elinde olana andolsun ki, ya dışarı çıkarsınız, ya da evi içindekilerle birlikte yakarım” dedi.

buhari de de birçok örnek var.

ayrıca bu tür rivayetleri biz çok şükür evladı resullerden öğreniyoruz yani pirlerden.

hükümetlerin atadığı bi takım insanlardan(azmettiricilerden onlar kendini çok ii bilir) diil

ayrıca ben alevi kızılbaşım. şii yanlısı falan da sanmayın.

Red Baron
04-06-2008, 22:15
açıklarmısınız bunu?????????


a-)"Ben, size iki şey bırakıyorum: Kur'an ve Ehl-i Beytim. Onlara uyarsanız kurtulursunuz."

b-)"Size iki şey bırakıyorum; onlara sımsıkı sarılırsanız yolunuzu asla şaşırmazsınız. Onlar da; Allah'ın kitabı Kur'an ve benim sünnetimdir,"



Boşuna tartışmayın Peygamberimiz sadece Kuranı bırakmıştır.
Yanında ne ehli beytini nede sünnetini bırakmış değildir.
Çünkü ne ehli beytinden gelen soyunun garantisi var ne de sözlerinin çarpıtılmayacağının,onun adına söz uydurulmayacağının garantisi vardır.

siluet
04-06-2008, 22:17
sünnetini bırakmamış diye anlıyorum ben doğru mu???

şah-ı velayet
05-06-2008, 00:38
sünnetini bırakmamış diye anlıyorum ben doğru mu???

sünnetler elbette uygulanır. sevdiğimiz insanın her hareketini kendimize örnek almazmıyız.?

elbetteki alırız.

ama gadir hum da bize bıraktığı iki emanet kuran ve bize sevmeyi tebliğine karşılık bizden yalnızca sevmemizi istediği ehlibeyttir (HZ. MUHAMMED, ALİ, FATIMA ANA, HASAN VE HÜSEYİN).

BENİM EHLİBEYTİM NUH UN GEMİSİNE BENZER.ONA BİNEN KURTULUR. BİNMEYEN İSE HELAK OLUR.

bu yazılanlar neredeyse her sünni kaynakta geçer.

ilahiyatçılarda kabul eder.

ama neden hiç uyulamaz anlamam.

dostluk
05-06-2008, 01:01
Eshâb-ı kirâmın hepsi, Ehl-i beyti seviyordu. Buna inanmıyanlar, ya'nî Eshâb-ı kirâmı Ehl-i beyte düşman zannedenler, âyet-i kerîmelere ve hadîs-i şerîflere inanmamış olur. Ehl-i beytin sevgisi, Ehl-i sünnetin sermâyesidir.Ehl-i sünnet olan hiçbir kimse, Resulullahın Ehl-i beytine ve eshabına nefret etmez. Ehl-i beyte ve eshab-ı kirama nefret Resulullaha nefret demektir.

ehlibeyti sevdiğimiz gibide Kur’an-ı kerimde Allahütela övdüğü için eshab-ı kiramı övüyoruz..Ağaç altında, sana söz veren müminlerden, Allah elbette razıdır buyuruyor Rabbimiz Feth 18 ayette ..Allahü teâlânın en çok sevdiği resulü Muhammed aleyhisselamdır. Onun da en çok sevdiği Ehl-i beyti ve Eshabıdır...

bizler sevmekle birşey kaybetmeyiz fakat buğz etmkle çok şey kaybederiz,heleki hakaret etmekle neler kaybediyoruz..

Peygamberimizin kızını hatta kızlarını nasıl kötü birine verebileceğine inanıyorsunuz, 1 tanede değil iki kızını birden vermiş,kötü olsa vermezdi,siz verirmisiniz münafık birine kızınızı ??

eşinin babası ,dostu , inannlardan ilklei nasıl kötü olabilir,siz kötü birisiyle dost olurmusunuz,peygamberimiz bilmemiş olmuş demek peygamberlerin ismet sıfatına hakarettir,kuranı kerimmde geçen ayetleri inkar etmek nedir ??

hz osmana kötü demekle zaten kuranı kerimide yalanlamış oluyorsunuz, Allah koruyamamış oluyor Kuranı kerimi (haşa )

etmeyelim eğlemeyelim ne biliyoruzki kötülüyoruz,çok tehlikeli iftiralar bunlar ...


Allah’ın rahmeti ehl-i beyti ve Resulullahın eshabını sevenlerin üstüne olsun. Gazabı da, ehl-i beyt düşmanlarının üstüne olsun.

şah-ı velayet
05-06-2008, 02:05
yalan söylemekten ve bilmediğimi söylemekten ve iftira atmaktan Yüce Allah a sığınırım.

çok şükür bu yolda açılmıştır basiretimiz.

bilmediğiniz o kadar çok uydurmalar varki.

nasıl anlatıyım

ilahi aşk nasıl bişey bilir misiniz?

seyyidlik diyorum keramet diyorum

ama neden kimsenin ilgisini çekmiyo.

ben biliyorum bizzat yaşıyorum...

bir kimse bu alevilik nedir diye gelip sormuş mu hakikatine ermiş mi

neden hep asıp kesmişler bin yıldır

Allah ın verdiği cana nasıl da kıydılar masum bebeleri nasıl yaktılar:cray:

müslümanlık bunun neresinde hak neresinde.

kafir bile olsam yapılırmı

imam Hüseyinin başını kesenlerin, ehlibeytin kadınlarını çıplak halde Şam a sürenlerin atalarına hz diyoruz öyle mi?

ashaba bu kadar sahib çıkarken;

peygamberin hadislerinde (buhari) bildirdiği temiz imamları neden kimse bir Allah ın kulu yazmıyo.:cray:

zoruma gidiyo...kevser suresinin manasını açıklayın bana.

"Hasan benden Hüseyin Ali dendir"sahih-i buhari

hadisi hiç bişey ifade etmiyor mu?:confused1:

alevilerin sevip saydığı nasihatlarını alıp fetih 10 a binayen ikrar verdikleri kimlerdir?

Hz peygamberin pak nesli. yani güruhu naci.

neden bunlara bu keramet sahibi insanlara hiç itibar yok

imam Hüseyinin soyu. alimler biliyolar bunları

neden itibar etmiyolar.

bana çok çelişkili geliyo.

çok üzgünüm

nübüvvet evinin nesline hiç itibar yok

bizi üzen bu...

oysaki nasılda nurlular...


fetih 10; bismillahirrahmanirrahim
sana bey'at edenler ancak Allah'a bey'at ettiler Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği ahde vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.

kalu bela da verdiğiniz ahde nooldu.biat nooldu...

:(:(:(:(:(


Muhammed Mustafa Halilullahtır
şu dünyada baki kalan Allahtır

fakiri
05-06-2008, 08:25
Alıntı:
Red Baron Nickli Üyeden Alıntı http://www.ihvanforum.org/images/buttons/viewpost.gif (http://www.ihvanforum.org/showthread.php?p=569531#post569531)
Boşuna tartışmayın Peygamberimiz sadece Kuranı bırakmıştır.
Yanında ne ehli beytini nede sünnetini bırakmış değildir.
Çünkü ne ehli beytinden gelen soyunun garantisi var ne de sözlerinin çarpıtılmayacağının,onun adına söz uydurulmayacağının garantisi vardır.


Sayın DÜk, pardon Baron !

Hep eksik bilgi veriyorsunuz. Peygamberimiz MİRAS ve insanlara kullanmaları için AKIL da bırakmamıştır. Yani, u demektir ki, herkes aklı erdiği kadara bu dini anlayacaktır. Bzi sizin aklınızın erdiği eylere akıl erdiremiyoruz bir türlü ! Ne yapalım ? Bu anlamda bize artık ; "Siz aklınızla (!) bin yaşayın." demek düşüyor.

:lac:

Red Baron
05-06-2008, 15:36
sünnetini bırakmamış diye anlıyorum ben doğru mu???

İki tane hadis var,Sizce hangisi doğru?

1-)"Ben, size iki şey bırakıyorum: Kur'an ve Ehl-i Beytim. Onlara uyarsanız kurtulursunuz."

2-)"Size iki şey bırakıyorum; onlara sımsıkı sarılırsanız yolunuzu asla şaşırmazsınız. Onlar da; Allah'ın kitabı Kur'an ve benim sünnetimdir,"

Birinci hadis doğru ise Kuran ile beraber yol gösterici olarak ehli beyti bıraktıysa ehli beytten hiç kafir veya münafık çıkmaması gerekir.Böyle bir garanti var mı?
Diyelim ki ehli beytten hiç yaramaz adam çıkmayacağını bildiği için (ki böyle bir şey olamaz çünkü peygamberler gaybı bilmez.) ehli beyti rehber olarak bıraktıysa neredeler?
Peygamberimizin en yakın arkaşları ve akrabaları,torunları damadı hep öldürüldü.

Kuran tek başına yeterli değilse (haşa) onu açıklayacak ikinci bir kaynağa ihtiyaç varsa bu kaynağın ehli beyt olamayacağı ortaya çıktı.

İkinci kaynak sünnet ise bu bize hangi yolla geldi.Peygamberimizin ehli beytini ve en yakın arkadaşlarını katledenler yoluyla geldi.Buna nasıl güveneceğiz?
3 Halifenin peygamberimizin torunlarının öldürülmesi öyle kolay işler değildir.
Dünya tarihinde devlet başkanlarının suikastlerle öldürülmesi sayılıdır.
Biz 3 devlet başkanının peş peşe suikastlerle öldürülmesinden bahsediyoruz.
İslama karşı nasıl büyük bir gücün mücadele halinde olduğunundan bahsediyoruz.Bu kadar da değil Mekke kuşatıldı ,KABE mancınıkla yıkıldı.Yüzlerce sahabe hanımına ve kızına tecavüz edildi diyorum.Siz hadisler korundu diyorsunuz.
Bunlar çok organize çok güçlü bir topluluktu.Amaçlarıda islamı yok etmekti.
Bu güç peygamberimizin hadislerini değiştirip onun adına uyduramaz mı?
Nitekim uydurdular.700.000 hadisin ancak %1 doğru olabilir denerek kayda geçti.Onlarında tamamı ahad haberdir.Ahad haber delil sayılmıyor.

Hadis dendiği için her sözü doğru kabul etmeyin,Kurana uyup uymadığına bakalım diyenlere sanki Peygamberimizin düşmanı muamelesi yapıyorsunuz.
Böyle ezbere yapmayalım.İslam tarihini biraz olsun araştıralım.
selametle

siluet
05-06-2008, 16:30
ezbere yapmadığım için size soruyorum.. söylediklerinizde haklılık payı olabilir..
bu hadislerin kaynağını gösterebilir misiniz?? vu şunuda söyleyim bu saydığınız düşünceleriniz hangi sahih kaynakta yer alıyor??

SIR
05-06-2008, 16:45
sizin mantık hezeyanlarınız kimseyi bağlamaz ...
İlim denen birşey vardır ,siz nasibdar olmayabilirsiniz ancak hadis hadis ilmi sayesinde muhafaza edilmiş ve salih alimlerimiz tarafından nesilden nesile aktarılmıştır...
İslam'da kimse kimsenin günahını üstlenemez ya da kimse başkasının günahı-imansızlığı sebebi ile karalanamaz, sahabeden birinin ailesinde kafir var diye o sahabeyi de mi itimadsız olarak kabul edeceğiz ...
Sizin mantığınızla gidersek İslamın yok edilmeye çalışıldığı o bahsettiğiniz devirde öyleyse Kuran da değiştirilmiştir,(!) nerden biliyorsunuz denilirdi !

Red Baron
06-06-2008, 08:47
EMEVİLER

Hulefai Raşidin, yani dört büyük halife (Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali) , devrinden sonra Müslümanlar kamplara bölünmüş, İslamiyet yozlaştırılmaya çalışılmış, bir çok bidat (sonradan dine sokulan şey) oluşmuş, İslamiyetle taban tabana zıt bir çok fiil gerçekleşmiştir.
Emeviler döneminde "Her şey Allah rızası içindir" anlayışı yerine, "Her şey devlet için, her şey saltanat içindir" anlayışı benimsenmiştir. Saltanata zararı dokunabilecek kişi ve aileler (Ehli Beyt, Hz.Ali, Hz.Hasan, Hz.Hüseyin') hutbelerde kötülenmiştir. Saltanata karşı yapılan ayaklanma ve alehte konuşmalar şiddet kullanılarak önlenmeye çalışılmıştır.
Emevi Devleti Sınırları

Emeviler'in İlk Halifesi Muaviye;

Muaviye Mekke'nin ileri gelen ailelerinden Umeyye'den Ebu Sufyan'ın oğludur. Annesi Hz.Hamza'nın katlettirip kalbini söken Hind'dir. Mekke'nin fethine kadar İslam'a karşı savaşan Ebu Sufyan, eşi Hind ve oğlu Muaviye, fetihten sonra Müslüman olmuştur.
Muaviye, Ebu Sufyan'ın ricasıyla Hz.Peygamber (SAV) Efendimizin yanında vahiy katibi oldu. Hz. Ebubekir zamanında İslam orduları içerisinde cihada gönderildi. Hz. Ömer zamanında Şam valiliğine atandı.
Halife Oluşu;</B>
Hz. Osman'ın katlinden sonra Hz.Ali hilafete geçti. Hz. Ali bazı valileri değiştirdi ki bunlar arasında Şam valisi Muaviye de vardı. Muaviye'nin yerine atanan vali Sehl b. Huney Şam'a gidip yönetimi devr almak istedi fakat Muaviye'nin askerleriyle karşılaştı ve askerler ona "Hz.Osman'ın atadığı validen başka bir valiyi kabul etmeyiz." dediler. Huney selameti Medine'ye geri dönmekte buldu. Bundan sonra da atanan hiçbir vali, Şam'a giremedi. Muaviye, Halife Hz.Ali'ye hiçbir zaman itaat etmediği gibi onun hilafetini de kabul etmedi. Halife'ye isyan ederek Sıffın'da onunla savaştı. Sıffın Savaşı'nda mağlup oldu. Kendi tarafında Hz.Ali'ye karşı savaşan Amr b. Ass'ın tertiplediği İslam Tarihi'nde bir çok fırkanın çıkmasına sebebiyet veren meşhur "Hakem Olayı" na büyük destek verdi. Hz. Ali, hakem işine muhalif ti fakat ne kendi tebasını ne de Muaviye'nin tebasını ikna edemedi. Muaviye, Amr b.Ass'ı kendine hakem ilan etti. Hz.Ali ise Abdullah İbn Abbas vs kişileri önerdiyse de tebası Ebu Musa el-Eşari de karar kıldı. Hakemler uzun uzun münakaşa ettiler fakat bir birlerini ikna edemediler. Ebu Musa'nın teklifi üzerine, her iki halifeyi de hal edip(Halifelikten Alıp) Müslümanlar arasında oluşturulacak bir Şura'ya havale edilmesine karar verildi. Karar açıklanmaya gelince Müslümanlara açıklama işini önce kim yapacağı tartışma konusu olmuştur. Muaviye'nin hakemi, Hz.Ali'nin hakemi kendisinden daha büyük olduğu için onun önce konuşmasının doğru olacağını söyledi. Hz.Ali'nin taraftarları bunun bir hile olduğunu söyledilerse de Hz Ali'nin hakemi Ebu Musa, anlaştıklarını ve Amr'ın kendilerine ihanet etmeyeceğini söyledi.
Hz Ali'nin hakemi kürsüye çıkarak şöyle konuştu:
-Ey insanlar! Biz ümmetin bu meselesini görüştük; ve her iki adayın da bu işi üstlenemeyeceğine kanaat getirdik. Onun için Muaviye'yi de, Ali'yi de bu işten azlediyoruz. Sizler toplanıp Şura'yı kurun ve halifenizi seçin! Ondan sonra söz alan Muaviye'nin hakemi Amr b. Ass?tan da aynı hareket beklenirken o; Hz.Ali'nin azlini tasdik etti; fakat Muaviye'yi azletmeyerek, bilakis halife olarak ilan etti. Muaviye'nin hakeminin bu şekilde konuşması üzerine ortalık karışmıştır. Amr b. Ass'ın tek oyuyla Muaviye Hilafete getirildi. Fakat bu Hilafetin meşrutiyetini Şam dışında kalan hiçbir Müslüman kabul etmedi gibi, Hz. Ali'ye bağlılıklarını da devam ettirdiler.
Muaviye'nin Şam'da, Hz Ali'nin de Kufe'de -çünkü hadiseler onun Medine'ye gitmesine fırsat vermedi- sürdürdükleri bu iki senelik dönemde, İslam Devleti ikiye bölünmüş, iki farklı halife tarafından idare edilmiştir. Hakem olayını ortaya atanlara karşı çıkan, bir takım Müslümanlar her iki tarafı da "Allah'tan başka hakem tanıdıkları" gerekçesiyle "kafir" ilan ettiler. Daha sonra Hariciler diye tanımlanan bu gruba karşı gerek Hz. Ali gerek Muaviye savaşmak zorunda kaldı.
Hariciler, Hz. Ali, Muaviye ve Muaviye'nin hakemine (Amr b. Ass) belirlenen bir vakitte suikast düzenlediler. Hz. Ali şehit oldu. Muaviye yaralı olarak kurtuldu. Kararlaştırılan günde Muaviye'nin hakemi namaza gelmediğinden onun yerine namaz kıldıran Amr sanılarak öldürüldü.
Hz. Ali şehit edilince, Kufeliler Hz.Ali?nin büyük oğlu Hz. Hasan'a biat ettiler. Fakat Hz. Hasan, Muaviye ile savaşmak üzere bir ordu hazırlamış olmasına ve Kudüs?e kadar gitmiş olmasına rağmen, boş yere Müslüman kanı akmaması için anlaşma yolunu seçmiştir. Anlaşmaya göre Hz.Hasan hilafeti Muaviye'ye terk edecek, Muaviye'den sonra ise hilafete kendisi geçecektir.
Bir rivayete göre ise Hz.Hasan hilafeti Muaviye'ye satmıştır. Hz.Hasan?ın hilafette gözü yoktur ondan dolayı hilafeti Muaviye ile pazarlık edip ona bırakmıştır. Hicri 41. senede Hz.Hasan Muaviye'ye bu şekilde hilafeti bıraktıktan sonra Muaviye "Emir" likten "Emirul Müminin" liğe yükselmiştir. İslam devletinin başkenti Medine iken bunu değiştirerek Şam'ı devletin başkenti yapmıştır. Hicri 49 senesinde İstanbul kuşatılmıştır. Bu kuşatmada bugün İstanbul?da Eyüp Sultan olarak bilinen Ebu Eyyub el-Ensari adlı sahabe şehit olmuş ve vasiyeti üzerine düşmana en yakın yere defnedilmiştir. Hicri 50. senede, Muaviye Şam'da yaşayan Müslümanları, kendisinden sonra halife olmak üzere, oğlu Yezid'e biat ettirdi. Yezid'i veliahd tayin etme fikrini Muaviye'ye veren, Kufe valisi Muğire b. Şube 'dir. Muaviye, bazı valilerini değiştirme gereği duyunca, Kufe valisi olan Muğire b. Şube'yi görevinden alıp yerine başka birini atadı. Siyasette en az Muaviye kadar kurnaz olan Muğire, kendisi hakkındaki bu tasarrufu değiştirmek için Şam'a gitti ve Muaviye'ye duygusal olarak yaklaşıp kafasına oğlu Yezid'in veliaht olması fikrini soktu. Kendisi de Kufe valiliğine devam etti. Kufe'ye döndüğünde arkadaşlarına "Muaviye'nin ayağını öyle bir kuyuya soktum ki, o ancak kan dökülmeyle oradan çıkar!" demiştir. Not: Muğire bu saltanat müessesesini Müslümanların başına bela olarak musallat etmesinin üzerinden bir sene geçmeden, öldü gitti, Öldü amma, onun eseri saltanat kaldı. Ve belalı eser, yani saltanat o günden bu güne kadar, Müslümanları sömürdü, durdu. Bu kurum, dinle o derece özdeşleşti ki, bu makamı işgal eden sultanların dine aykırı fiilerini anlatmaya başladınız mı, en dindar alimler size saldırmaya başlar: Ecdad alehinde konuşulmaz!
Fakat alimlerimiz, bunu yaparken dini ecdada kurban ettiklerinin farkında değiller. "Halife-Sultan içki içiyorsa, bunu söylemeyeceksin, çünkü o ecdadtır" zihniyeti, Müslümanları o kadar pasifleştirip dinden uzaklaştırmıştır ki, düştükleri kuyudan bir türlü çıkamıyorlar. Tabii bu zavallılar bilmiyorlar ki sultanlar onların ecdadı felan da değil" Hangi sultan, halktan birisiyle evlenirdi ki, şimdi bu halk kalkmış, onlara ecdat diyor, suçlarını örtbas ediyor, dini değiştirme pahasına? Yezid'in Hilafeti
Muaviye oğlu Yezid'e kendinden sonra biat edilmesi için valilerine emirler gönderdi. Medine valisine gönderdiği mektupta "Yaşım ilerledi ve gücüm azaldı. Hilafet konusunda Müslümanlar arasında ihtilaf çıkmaması için birini seçmek istiyorum. Görüşlerinizi bildirin."
Medine valisi durumu hutbede bildirdi. Halk ise muvafakat verdi.
Vali Muaviye'ye halkın düşüncesini yazınca, Muaviye cevaben bu iş için oğlu Yezid'i seçtiğini bildirdi.
Bu iş için layık birçok kişi varken, İslam?a uygun olmayan birçok davranışı olan birinin bu makama layık görülmesi şok etkisi yaptı. Hz Ebubekir'in oğlu bu durum karşısında:
- Ey Mervan! Vallahi sen de, Muaviye de yalan söylüyorsunuz. Çünkü siz, Muhammed ümmetinin iyiliği için bunu yapmıyor; bu müesseseyi Bizanslaştırmak istiyorsunuz. Zira ne zaman onların kralı ölse, yerine oğlunu getirirler. Hz. Hüseyin, Hz.Ömer'in oğlu Abdullah, Abdullah b. Zübeyr gibi yörenin önde gelenlerinden oğlu Yezit için biat alamayan Muaviye 1000 atlı ile Medine'ye gitti. Onu hoş karşılamadılar. Bunun üzerine Muaviye hepsini zorla huzuruna çağırtarak, Yezid için biat istedi.
Biat etmeyenler adına konuşan Abdullah b. Zübeyr, Muaviye'ye şöyle dedi:
Sana, üç şıktan birini seçmeni teklif ediyoruz.
1-Resulullah (SAV) yaptığı gibi meseleyi çözmek,
2-Ebubekir gibi meseleyi halletmek,
3-Yahut Ömer gibi davranmak.
Muaviye:
Onlar ne yaptılar diye sorunca, İbn Zübeyr:
Resulullah (SAV) vefat etti ve hiç kimseyi seçmedi; Müslümanlar da Ebubekir'i seçtiler! Dedi. Muaviye şöyle cevap verdi:
Aranızda Ebubekir gibi olanı yok, ve ben fitneden korkuyorum! Onlar,
Doğru söyledin, o zaman Ebubekir gibi hareket et. O Kureyş'ten öyle birini seçti ki, hem dengi yoktu hem de ailesinden biri değildi! İstersen de Ömer gibi yap. O bu işi, altı kişilik bir Şura'ya havale etti ki, aralarında ne oğlu ne de ailesinden biri vardı!
Bu tekliflere karşı Muaviye:
Başka bir diyeceğiniz var mı" Onlardan "Hayır" cevabı aldıktan sonra, şöyle devam etti:
Allah'a yemin ederim ki, bu konuda, bana karşı hanginiz bir söz söyleyecek olursa, size verilecek cevaptan önce,kılıçlar kellelerinizi uçuracak!
Daha sonra biat etmeyen bu zevattan her birinin başına, ellerinde kılıçları bulunan ikişer kişi koyarak, aykırı bir hareketlerini gördükleri takdirde, hemen boyunlarını vurmalarını emreden Muaviye, caminin mimberine çıkarak onların da biat ettiklerini ilan etti. Halbuki Muaviye Şam'a döndükten sonra konu hakkında kendilerine soru yöneltilen bu sahabeler, hiçbir zaman biat etmediklerini söylüyorlardı.(İbnu'l-Esir, el-Kamil,III.510-511) Hicri 60. senede Muaviye vefat etmiştir. Saltanat, iktidarı tehlikeli durumlara getirdiği içindir ki, Muaviye, ilk defa camilerde "maksura" denen "sultan mahali"ni tesis eden adamdır.


Yezid b. Muaviye Dönemi :

Muaviye, Hicri 60. senenin başında on dokuz yıllık bir hilafetten sonra ölmüş; ve veliahd olan oğlu Yezid, halife olmuştur.
Hasanu'l-Basri şöyle der: "İki kişi Müslümanların içine fesad soktu: Sıffın olayında, Kur'an sahifelerinin kaldırılmasını ve bu işin hakemlerle çözülmesini Muaviye'ye empoze eden Amr İbnu'l Ass ve Yezid'in veliaht yapılmasını keza Muaviye'ye telkin eden Muğire b. Şube!"

Hz. Hüseyin'in çıkışı ve Kerbela olayı :</B>
Medine'de birkaç sahabeden başka, kerhen de olsa Müslümanlar Şam'ın yeni hakifesi olan Sultan Yezid'e biat ettiler. Hz.Hüseyin, Yezid'e biat etmeyen sahabelerdendi. Yezid'in işe layık olmadığını söylüyordu. Onla birlikte biat etmeyenler Yezid'e karşı herhangi bir eyleme girişmediler.
Fakat Hz.Hüseyin'in tavrı başka oldu. O; biat etmeyişini eyleme dönüştürdü; ve öteden beri kendisini Kufe'ye halife olarak davet eden, ona bu yollu kışkırtıcı mektuplar gönderen Kufelilere kanarak Irak?a hareket etti. Harekattan önce ise durumu muhakeme etmesi için birini (Amcası oğlu Müslim b. Akil) göndermişti. Hz.Ömer?in oğlu Abdullah ve diğer bazı sahabeler, Kufelilerin sözüne kanmamasını tavsiye ettilerse de, o hiç kimseyi dinlemedi. Öncü olarak giden amcasının oğlu (Muslim b. Akil) Kufelilerden Hz. Hüseyin için biat almıştı. Rivayetlerden anlaşıldığı üzere biat eden sayısı yirmi-otuz bin kişi arasındadır. Ozamanki Küfe valisi (Nu'man b. Beşir) halim-selim birisi olup, Müslüman kanı dökülmesini istemeyen bir kişiydi. Onun için Müslümanları camide toplayarak onlara nasihatlerde bulunup, sükunete davet etti. Onun bu durumunu beğenmeyen Yezid'in sülalesindeki bazı kişiler şikayet ederek valiyi değiştirttiler. Yeni vali (Ubeydullah b. Ziyad), Kufeye gelip biraz tehdit savurunca, daha önce Hz.Hüseyin'e Müslim b. Akil vasıtasıyla biat eden binlerce Kufeli Yezid'in tarafına geçti; ve Ubeydullah, bu şekilde yalnız kalan Muslim b. Akil?i öldürdü. Bütün bu olanlara rağmen Hz.Hüseyin yoluna devam etti. Fakat, Müslüm'ün öldürüldüğünü duyunca, bunu yanındakilere anlattı; daha önce ona katılanlar yavaş yavaş onu terk etmeye başladılar.
Hz.Hüseyin'in Irak'a doğru geldiğini haber alan Yezid, Kufe valisi Ubeydullah b. Ziyad'a bir mektup göndererek onlarla savaşmasını emretti. Bunun üzerine vali, Sa'd b. Ebi Vakkas'ın oğlu Ömer komutasında 4000 kişilik bir orduyu Hz.Hüseyin'e karşı gönderdi.
(Sa'd b. Ebi Vakkas cennetle müjdelenen 10 sahabiden biridir. Oğlu Rey şehrine vali vaadiyle ordunun başına getirilmiştir. Akrabaları ve dostları, dünyalık için Hz.Hüseyin'i öldürmeye gitmemesini söylemişlerdi.) Ömer b. Sa'd, Hz.Hüseyin'e yaklaşınca, ona bir elçi göndererek, buralara geliş sebebini sordu. Hz.Hüseyin şu cevabı verdi:
- Sizin bu ülkenizin insanları beni davet etti. Beni istemiyorlarsa geri dönerim! Ömer b. Sa'd, Hz.Hüseyin'in cevabını İbn Ziyad'a yazdı. İbn Ziyad ise, Hz.Hüseyin'in kaçıp kurtulmak istediğini sanarak, komutanı Ömer'e şu emiri gönderdi:
- Yezid'e biat etmeyi teklif et; biat ederse o zaman yapacağımızı düşünürüz. Ayrıca Hüseyin ve arkadaşlarına giden suyu kesin susuz kalsınlar!
Bunun üzerine su kesilerek Hz.Hüseyin ve arkadaşları susuz kaldılar. O günün gecesi ve daha sonraki günler her iki tarafın komutanı bir araya gelip görüştüler.
Görüşme sonucunda, Ömer b. Sa?d, Ubeydullah b. Ziyad'a şunları yazdı: Allah ateşi söndürdü ve Müslümanları birleştirdi. Hüseyin geldiği yere geri dönmek istiyor!
İbn Ziyad bu teklifi kabul ettiğini söyleyince; yanındaki dalkavuklardan biri (Şemir b. Zilcevşen) adındaki bir fitneci, Hz. Hüseyin buralara kadar gelmişken onu salmamasını, çünkü o Hicaz'a dönecek olursa daha da güçleneceği ve kendilerinin itibarının kalmayacağını empoze etti. O da, komutanı Sa?d b. Ömer'e şöyle yazdı:
- Hüseyin biat etsin ve onu bana salimen getiririn. Biat etmezse onu öldürün ve kafasını kesip bana gönderin! Hüseyin'i parça parça doğra ; çünkü o bunu hak etti. Şayet dediğimi yaparsan, mükafatımı görürsün, yapmazsan ordunun başından çekil ve komutayı Şemir?e bırak!
Şemir, Ziyad'a yazdırdığı bu mektubu Ömer?e getirince, Ömer çok kızdı ve "biz fitneyi söndürüyoruz, senin gibi fesatçılar körüklüyor. Vallahi, İbn Ziyad'ı sen kandırdın!" dedi ve komutayı Şemir'e bırakmadı. Muharrem ayının 9'u perşembeydi. Ömer b. Sa'd, aldığı emri Hz. Hüseyin'e bildirdi ve görüşünü istedi.
Hz. Hüseyin de, o gecelik mühlet istedi ve orduları kamplarına çekildiler.
Hz. Hüseyin kardeşlerini ve arkadaşlarını yanlarına topladı; ve onlara bir konuşma yaparak, gece karanlığından istifade ederek gitmelerini söyledi. Fakat onlar bu teklifi reddettiler ve beraber kaldılar.
Ne var ki Iraklılar onu kardeşleriyle yalnız bıraktılar. Onu davet edip Kerbela çöllerine getirdiler; sonra da İbn Ziyad'ın askeri oldular.
Hz.Hüseyin sadece 32 atlı ve 40 piyade askeri vardı.
Ertesi gün taraflar arasında savaş başladı ve Kerbela toprakları kana bulandı. Savaş gün boyunca devam etti.
Hz.Hüseyin'in yanındaki 72 kişi şehit olmuştu?
Hz.Hüseyin'in cesedini yere uzattırıp atlara çiğnettiler İbn Ziyad'ın emri gereğince?
Hz.Hüseyin'in kafasını kesip, Yezid'e gönderdiler.

Vak'atu'l Hare, tarihin yüz karası bir olay (Hicri, 63 sene)
Yezid, Şam da melanetlerine devam ederken, Medineliler toplanarak onu hal ettiklerini ilan ettiler ve onun atadığı valiyi de Medine'den çıkardılar.
Bunun üzerine Yezid, on bin atlıyı Medine üzerine gönderdi. Ordu Medine?nin altını üstüne çevirdi. Binlerce Müslüman öldürüldü.
Katliamdan sonra Yezid'in komutanı, Medine?yi yağmalamaları, canlarının istediğini öldürmeleri, kadınlardan istediklerine tecavüz etmeleri için askerine üç gün mühlet verdi.
Yağmalanıyordu peygamberin Medine'si. Saltanat uğruna!

Mekke'nin muhasarası ve Yezid'in ölümü (Hicri, 64. sene)
Yezid'in ordusu Medineyi talan ettikten sonra Yezid'e karşı ayaklanmış olan Abdullah ibni Zübeyr'le savaşmak üzere Mekke'ye hareket etti. Mekke'de 40 gün muhasara altında kaldı. Bu savaşta kullanılan mancınıklar Kabe'nin örtüsünü yaktı. Savaş devam ederken Yezid'in ölüm haberi geldi.

Muaviye b. Yezid Dönemi

Yezid ölünce yerine oğlu Muaviye geçti. Henüz yirmi yaşında olan Muaviye, babasına nazaran oldukça akıllı, muttaki, Salih bir gençti. Fakat hastaydı ve bu makamda ancak 40 gün kalabildi.
Rivayet edildiğine göre (İbnul-Esir, el-Kamil,IV, 130) vefat etmeden önce Muaviye milleti camide toplayarak onlara bir konuşma yapmıştır. O konuşmasında dedesi Muaviye b. Ebu Sufyan ile Hz.Ali arasındaki olayları, babası Yezid'in haksızlıklarını anlattıktan sonra şöyle devam etti:
- Ey Müslümanlar! Sizi idare edemeyecek derecede hastalandım. Ebu Bekir'in Ömer ibnu'l Hattab'ı seçtiği gibi, size halife seçmek istedim, fakat Ömer gibisini bulamadım; Ömer ibnu'l Hattab'ın yaptığı gibi size altı kişilik bir şura seçmek istedim, fakat bu altı kişiyi bulamadım. Onun için bu işi size bırakıyorum, kimi isterseniz onu seçiniz!
Saltanatı süresince ne Müslümanlara namaz kıldırabilmiş ne de devlet işleri ile ilgilenebilmiştir.
Mervan b. Hakem Dönemi

Muaviye b. Yezid ölünce, Mervan b. Hakem?e biat edildi. Yezid'in oğluna biat edilmek isteniyordu; fakat yaşı küçük olduğundan dolayı ona Humus valiliği verildi.
Mervan, Mekke fethinde Müslüman olan Hakem'in oğludur. Hakem, Hz.Peygamber (SAV)'le alay edip, tecessüs eden ahlaksız bir tip olduğundan, Resulullah (SAV) ona lanet ederek Taif'e sürmüştü.
Muaviye zamanında Medine valiliği yapmıştı. Her Cuma minber üzerinde Hz.Ali'ye sebbederdi.
Hilafete geçtikten sonra Yezid'in oğlunu bertaraf etmek için onun annesiyle evlendi. Hicir 65. senede oğlu Abdulmelik ve Abdulaziz'i veliaht tayin etti.
Aynı senenin Ramazan ayında karısı tarafından (Yezid'in Hanımı) boğularak öldürüldü.
Şam'daki Emevi Camii

Abdülmelik b. Mervan'ın Dönemi

Mervan'ın ölümünden sonra, veliaht oğlu Abdülmelik?e biat edildi. Şam dışında kalanlar Abdullah bin Zübeyr'e biat etmişlerdi.
Hacc'a gidenlere Zübeyr biat isteyince, Abdülmelik Şamlı Müslümanlara hacc'ı yasakladı. Hac etmek isteyenler için Kudüs'te Mescidul Aksa da bir kubbe yaptırdı; onun etrafında tavaf etmeleri için Müslümanları zorladı. Abdülmelik Zalim komutanı Haccac'ı 20.000 kişilik ordu ile Mekke üzerine gönderdi. Haccac, ordusuyla Hicaz'a varıp, Mekke'yi muhasara etti. Mancınıklardan çıkan ateşler adeta Mekke'nin altını üstüne getirdi" Allah?ın evi Kabe bile yıkıldı mancınık darbelerinden" Abdullah b. Zübeyr öldürülünceye kadar savaştı. Abdullah b. Zübeyr, Hicretten sonra doğan ilk Muhacir çocuğuydu. Cennetle müjdelenmiş on kişiden biri olan Zübeyr'in oğludur. Kendi saltanatı için akıl almaz zulümlere göz yuman Abdulmelik, aslında iyi bir Müslümandı; takva sahibi, ilmi seven mümindi. Ne var ki saltanat, insanı kör ediyor, kendi kendisine kul ediyor.
Hicri 75. senede, ilk defa Abdülmelik zamanında para basıldı ve bu madeni paraların üstüne: "Kul huvellahu ahad", diğer yüzüne de "Lailahe illallah" yazdırıldı.
Hicri 86 senesinde öldü.
Velid b. Abdülmelik Dönemi

Hicri 86. senede tahta geçen Velid b.Abdülmelik?in en önemli özelliği, cahilliğiydi.
Velid döneminde çok fetihler yapıldı; İslamiyet Hindistan?a girdi. Endülüs?te de cihadla büyük galibiyetler elde edildi.
Medine?de su şebekesi yapıldı.
Fakirlere fon koyup, onların çocuklarının yetişmeleri, eğitilmeleriyle ilgilendi. Fakirler konusunda yaptığı müspet işlerden bir tanesi de onların ihtiyaçlarını temin ederek, dilenmelerini yasaklamasıydı. Türkistan'da Buhara'dan, Batı'daki Minorka ve Miyorka adalarına kadar; İran'da Necef, Keş, Azerbaycan ve Medain'de fethedilmiş kalelerin tamamı ile Endülüs'ün kuzey bölgeleri fethedildi. Hicri 93. senede Havarizm ve Semerkand; 94. senede Afganistan'da Kabil bölgesi Müslümanların eline geçti.
Irak?ta 20 sene kadar valilik yapan Haccac b. Yusuf Hicri 95. senede hastalanarak öldü. Adı tarihe "Zalim Haccac" olarak geçti.
Hicri 96. senede Velid öldü.
Süleyman b. Abdülmelik Dönemi

Hicri 96. senede, Süleyman b. Abdülmelik, Velid?in ölümünden sonra hilafete geçti.
Kardeşi Mesleme?yi İslam ordularının başına geçirip Bizans üzerine gönderdi. Mesleme bu seferinde, Konstantiniyye'ye; yani İstanbul'a kadar gitti. Fakat ordu büyük bir açlıkla baş başa kaldı. Bu öylesine bir felaketti ki, Müslüman askerleri ölüleri yemeye başladı. Karşılaşılan açlığa rağmen cihad Süleyman b. Abdülmelik'in ölümüne kadar devam etti. Medine valisi Ömer b. Abdulaziz'i vezir tayin etti.
Kendinden önceki Emevi sultanlarının, vakitlerini geçirdikleri namazı, eski vakitlerine getirdi.
Haccac tarafından hapishanelere doldurulmuş Müslümanları salıvermiştir. Rivayetlere göre bunların sayısı kadınlı erkekli 300 bin kişiyi buluyordu.
Taberistan fethedildi.
Ömer b. Abdülaziz Dönemi

Süleyman b. Abdulmelik'in vefatından sonra halife olarak Ömer b. Abdulaziz'e biat edildi.
Ömer b. Abdulaziz, ilmi sever, ilim adamlarıyla vakit geçirirdi. Kendisi büyük bir alimdi. Fakat, büyüklüğü, alim olmasından değil, ilmiyle devleti yönetmesindendi. Bir nevi hocalarının emrinde onlara emirlik, amirlik yaptı. Tarihçilerden ed-Diyarbekri (Hamis, II, 316), belirttiği üzere yaptığı bir konuşmasında .... "Ey insanlar, kim Allah'a itaat ederse, ona itaat etmek vacip olur. Kim de Allah'a isyan ederse ona itaat yoktur! Dolayısiyle ben Allah' itaat ettiğim müddetçe bana itaat edin! O'na isyan edersem, artık bana itaat etme mecburiyeti yoktur!" ....
Hilafete geldiğinde ona Hilafet makam arabasını sundular. Arabayı çok şatafatlı bulan Ömer b. Abdulaziz, ona binmedi. Devletteki lüks arabaların hepsini sattırıp, parasını hazineye koydurdu. Ayrıca Devlet'in haksız yere el koyduğu bütün malları, Müslümanlara geri dağıttı.
Ömer b. Abdulaziz, çokça ağlardı... Dertlilerin, biçarelerin, aç olanların, hastaların derdini anlamak ve unutmamak için sıkça ağlardı. Hatta gözyaşını artırdığından, yemeklerden en çok mercimek yerdi.
Herkesin hakkını o derece kendilerine ulaştırdı ki, fakir kalmadı İslam ülkesinde...
Hilafet'e mensup sülalenin, eskiden devletten aldıkları atiyye imtiyazını kaldırdı. Menfaatlerine dokunan bu olay karşısında bu kişiler; geçim sıkıntısı çektiklerini Ömer b. Abdulaziz'e bildirdiler ve eskisi gibi hediyelerin verilmesini istediler. Ömer b. Abdulazizise onlara:
Ölümü sıkça anın! Geçimde daraldıysanız, sizi rahatlatır; bolluk içerisindeyseniz de sizi daraltır!
Ömer b. Abdulaziz evinde de böyleydi. Nitekim, halife olur olmaz hanımı Fatıma'ya şöyle dedi:
?Şu ikisinden birisini seç: Ya elindeki mücevherlerin hepsini (Halife olan babasından kendisine hediye olarak verilen çok mücevheratı vardı) Beytu'll-male verirsin; ya da senden boşanmam için bana izin ver. Çünkü benim, senin ve onların aynı evde bulunması, beni rahatsız ediyor!?
Ömer b. Abdülaziz, devletini o şekilde idare ediyordu ki, onun valileri de kısa zamanda onun yoluna girdiler. Çünkü onun valilerine gönderdiği mektuplar, birer emirname değil, sanki birer vaaz kitabıydı. Öyle ki, bu vaazları okuyan vali etkilenerek vazifeden ayrılır, dervişane bir hayat sürerlerdi.
Ömer b. Abdülaziz hakkında birçok rivayet vardır. Onun tevazu yönünü gösteren şu rivayet oldukça manidardır. Rivayate göre, Ömer b. Abdülaziz, cariyesine uyuyana kadar yelpaze sallamasını emretti. Sonra cariyesi uyuyunca, halife onun elinden yelpazeyi alıp ona sallayarak şöyle dedi: Bana sıcak dokunduğu gibi sana da dokunmuştur.
Elbisesinin altında kıldan yapılmış kalın bir gömlek giyerdi, gece namaza kalkabilmek için boynuna kelepçe koyardı., sabah olduğu zaman hiç kimsenin hissetmemesi için, onu yerine kor ve üzerini kilitlerdi. O odaya fazla girip çıktığından dolayı, orada mal ve mücevher olduğunu zannederlerdi. Öldükten sonra o odayı açtıklarında, içeride kelepçe ve kıldan yapılmış gömlek buldular.
Ömer b. Abdulaziz'in en önemli tasarruflarından birisi belki de en önemlisi, cuma hutbelerinde Hz.Ali'yi kötüleme eylemine son vermiş olmasıdır.
Saltanat sistemini devirip yerine yeniden şura sistemini getirmesinden korktukları için, Ümeyye ailesi tarafından zehirlenerek öldürülmüştür. Mezarı Suriye'nin Humus şehrinde, kendi adıyla anılan caminin bitişiğindedir.
Yezid b. Abdülmelik Dönemi

Hilafetin ilk günlerinde, bazı rivayetlere göre "kırk gün?, yezid b. Abdülmelik, Ömer b. Abdulaziz'in siyasetini devam ettirdi. Daha sonra önceleri alışık olduğu eğlenceden ayrılmak zor geldi ona... Onun için kırkıncı günü, Yezid eski hayatına geri döndü.
Ömer b. Abdülaziz'in, Müslümanlar arasında büyük sorunlara sebebiyet veren "Harici Gruplar?la başlattığı diyaloğu sürdürmemiştir. Bilakis onlara savaş açmış ve Müslümanlar arasında seneler sürecek olan savaşlar başlatmıştır. Hz. Peygamber (SAV)'in amcaları, Hz. Abbas ve Ebu Talib'in torunları, Emeviler'e karşı bir hareket başlattılar.
Hicri 105. senede Yezid b.Abdülmelik öldü.
Hişam b. Abdülmelik Dönemi

Yezid b. Abdülmelik'in ölümünden sonra, yerine kardeşi Hişam geçti. Kardeşi Yezid'e nazaran daha olumlu olan Hişam b. Abdülmelik, kan dökmeyi sevmezdi.
Hicri 106. senede, Hişam Hacc'a gitti. Medine'de bulunduğu sırada Hz. Osman'ın yakınlarından biri kendisine gelerek, mukaddes topraklara hoş geldiğini, ve burada, Ebu Turab'a, yani Hz.Ali'ye lanet etmesin söyler. Halife Hişam ise bu teklife şu tarihi cevabı verir: "Biz buralara, birilerini lanetlemek için değil, Hacc için geldik.?
Halife Hişam zamanında İslami tebliğe, yani cihada devam edildi. Hicri 107. senede Kayseri fethedildi. Hicri 108. senede meşhur Battal Gazi komutasındaki ordu Hancere'yi fethetti. Ayrıca Malatya civarının fethi de Hişam zamanına denk gelir. Fetihler dışında devletin imar işlerini de ihmal etmeyen Hişam, Mekke yoluna, hacıların su ihtiyaçlarını giderici havuzlar ve kuyular yaptırdı.
Hicri 118. senede Türkistan'da Türklerle savaşıldı. Türklere karşı cihada giden bu ordunun komutanı Esed b. Abdullah'tı.
Hicri 121. senede Ermenistan'a ve el-Cezire taraflarınacihat orduları gönderildi. Aynı sene Maveraunnehir'de Türk hakanı öldürülerek, İslam orduları Feğane'ye kadar ilerledi.
Aynı sene yani Hicri 121. senede, Hz. Ali'nin torunlarından Zeyd b. Ali Kufe'de ayaklanarak, kendisine biat etmeleri için halkı davet etti. Kufe'de bulunan birçok kimse Zeyd b. Ali'ye biat edince, Hişam'ın Kufe valisi olan Yusuf b. Ömer Zeyd'le savaştı. Savaş neticesinde öldfürülen Zeyd'in kafasını keserek Hişam'a gönderdi.
Hişam b. Abdülmelik, kendisine gönderilen Zeyd'in kafasını bir direğe çiviletti, ve Hişam'ın ölümüne kadar böylece durdu.
Hişam, siyasetiyle bilindiği gibi, cimriliğiyle de meşhurdu.
Hişam b. Abdülmelik zamanında gizli de olsa, Abbasi davetçileri Maveraunnehir bölgesinde faaliyetlere başladılar; ve Şia da harekete geçti.
Fasık Velid'in Saltanat Dönemi

Velid, Emevi Sultanı Yezid b. Abdülmelik'in oğludur. Yezid öldüğünde, oğlu Velid çok küçük olduğu için kardeşi Hişam'ı veliaht tayin etmiş; aynı emirnamede, Hişam'dan sonra veliahtlığı oğlu Velid'e vermişti.
İslam Devletinin başına ulu'l-emr olarak gelen Sultan Velid, İslam tarihinde "Fasık Velid" olarak meşhurdur. Allah'ın yasakladığı her münkeri yapan; İslami ahkamla alay eden, gece gündüz şarap içen böylesi bir kafiri, İslam Devletinin başına bırakan amcası Hişam hiç mi mesuliyet duymadı?
Şahsiyetini anlama bakımından "ben Ka'be'nin duvarlarında şarap içmeye gidiyorum" sözü manidardır. Ayrıca tarihçile eşcinsel olduğundan da bahsederler.(Suyuti, Tarihul Hulefa, 251.s). Ayrıca, bazı ayetlerden ötürü, Kur'an-ı Kerim'i hedef yaparak O'na, ok fırlattığı da rivayet edilir. (İbnül-Esir, el-Kamil,V,290)
Hilafeti boyunca zevk-i sefadan vazgeçmeyen Velid, Şam'daki müzisyenlerle, şarap ehliyle yetinmeyip, büyük paralar sarf ederek dışarıdan ses sanatkarları, şarap ustaları ve alemlerine ortak olacak şairler getirtiyordu. Nihayet Müslümanlar, Allah'ın kanunlarını tatbik etmeyen, kendi rejiminin beşeri kanunlarıyla Müslümanları ezmeye çalışan; ve en önemlisi, Müslümanların lideri olduğu halde kafir gibi yaşayan bu inatçı zalimi, saklandığı evden çıkarıp kafasını kestiler ve şöyle örnek oldular haleflerine: Allah'a isyan içinde olan iarecilere itaat yoktur!....
Noksan Yezid'in Saltanat Dönemi

Kafir Velid'in saltanatına karşı çıkanların başında, amcasının oğlu Yezid b. Velid . Abdülmelik geliyordu. Velid'in ölümünden sonra, Hicri 126. senede saltanata kendisi gelmiştir.
Ona "nakıs?, yani "noksan Yezid' denilmesinin sebebi, iktidara gelince, asker maaşlarını azaltmasındandır.
Oldukça müspet görüşlü bir halife olan Yezid, özellikle Ümeyye oğullarını (saltanat sülalesi), şarkı, şarap vs. karşı uyarmıştır. Yazık ki Hilafeti uzun sürmedi ve 6 ay sonra vefat etti.
İbrahim b. Velid'in Saltanat

İbrahim b. Velid, Nakıs Yezid'in kardeşidir. Saltanatı ancak yetmiş gün sürdü. Son Emevi Sultanı Mervan kendisine karşı isyan edince, kendisini Hilafetten hal edip, Mervan'a biat etti.
Mervan b. Muhammed b. Mervan b. Hakem'in Saltanat Dönemi

Kendisine el-Himar, yani merkep de denen Mervan b. Muhammed, Emevi Devletinin 14. ve son sultanıdır.
Mervan tahtına oturur-oturmaz dinsizliği yüzünden Velid'i öldüren Nakıs Yezid'i mezarından çıkarttı ve bir çarmıha çiviletti. Ve Mervan bu hareketiyle, Velid'in fıskını, yani dinsizliğini benimsediğini gösteriyordu.
Bu sırada, öteden beri gizliden Emeviler'e karşı siyasi kombinezonlar içerisinde olan Abbas oğulları, Mervan'ın zaaflarından yararlanarak, bu faaliyetlerini açığa vurmaya başladılar.
Mervana karşı ayaklananlar, sadece Abbas oğulları değillerdi. Emevi Devleti o denli zayıflamıştı ki, hemen hemen bütün bölgelerde isyanlar ve hoşnutsuzluklar hakimdi. Hariciler'den, İmamiler'e kadar herkes ayaklanmıştı.
Emeviler'e Karşı huruç hareketini yürüten Abbas oğullarının başında Abdullah b. Ali vardı. Mervanu'l Himar, Abdullah b. Ali'nin bu faaliyetlerini durdurmak için, ordusuyla Şam'dan hareket etti.
Her iki ordu Musul yakınlarında, Zap Suyu kenarında karşı karşıya geldiler. Yapılan kanlı savaşta, her iki taraftan yüzlerce insan öldü, ya da boğuldu. Neticede Mervan yenik düştü ve Şam'a doğru yöneldi. Önce Musul'a gitti; fakat Musul halkı kabul etmedi. O da Harran'a geçti. Fakat orada da barınamadı. Ailesiyle birlikte şehri terk ettiği gün, Abdullah b. Ali şehrin surlarının önünde göründü. Abdullah, Harran'ı işgal etti; ve Mervan'ın bütün hazinelerine el koyarak, 10.000.000 dirhemlik sarayını ateşe verdi. Mervan, Filistin'e doğru kaçarken, onu takip eden Abdullah b. Ali, Şam'a kadar varıp, şehri işgal etti; ve şehri kan gölüne çevirdi.
Tarihçimiz Mes'udi'de geçen bir rivayete göre; Abdullah es-Sefah'tan kaçan Mervan, canını kurtarmak için, Bizans Devleti'ne bile sığınmak istemiştir; fakat, Mısır'a kaçmayı daha uygun bulmuştur.
Abdullah, Mısır'a kaçan Mervan'ı yakalaması için kardeşi Salih'i gönderdi. İkisinin ordusu Busir denen yerde karşılaştılar ve Mervan orada öldürüldü. Mervan'ın çoluk çocuğu bir kiliseye sığınmışlardı. Salih onları oradan çıkardı; ve kadınların bütün yalvarmalarına rağmen, Ümeyye ailesinin Ehl-i Beyt'e yaptığı zulmü tek tek anlatarak, Ümeyye ailesinden ne erkek ne de kadın, hiç kimseyi sağ bırakmayacağını tekrarladı. Mervan'ın kızı tekrar yalvarıp, affetmenin ne kadar büyük bir meziyet olduğunu hatırlatınca da, Salih merhamete gelip, onu ve diğer kadınları Harran'a gönderdi. Bu hadice olduğunda takvimler hicri 132. seneyi gösteriyordu ki, bu senede İslam tarihinde bir dönem yani Emevi saltanatı dönemi kapanıyor, yerine Abbas oğulları, yani Abbasiler dönemi saltanatı başlıyordu.
Mervan'ın kafası kesildi ve Abbasi lideri Abdullah b. Ali'ye gönderildi...

Emevi hanedanının saltanat dönemi, 91 sene(1000 ay) oldu... Saltanat Süreleri:


Muaviye b. Ebi Sufyan
20 yıl
Yezid b. Muaviye
3 yıl, 8 ay, 14 gün
Muaviye b. Yezid
1 ay, 11 gün
Mervan b. Hakem
8 ay, 5 gün
Abdülmelik b. Mervan
v21 yıl, 1 ay, 20 gün
Velid b. Abdülmelik
9 yıl, 8 ay, 2 gün
Süleyman b. Abdülmelik
2 yıl, 6 ay, 9 gün
Ömer b. Abdülaziz
2 yıl, 5 ay, 5 gün
Yezid b. Abdülmelik
4 yıl, 13 gün
Hişam b. Abdülmelik
19 yıl, 9 ay, 9 gün
Velid b. Yezid (Fasık Velid)
1 yıl, 3 ay
Yezid b. Velid b. Abdülmelik (Noksan Yezid)
2 ay, 10 gün
İbrahim b. Velid
2 ay, 10 gün
Mervan b. Muhammed
5 yıl, 2 ay, 10 gün
KAYNAK : İ.Süreyya Sırma - Hilafetten Saltanata Emeviler

cypermethrin
06-06-2008, 13:03
Biz Allahın ipine sarıldıkça Allahın ipide bize sarılacaktır çok şükür.

genç
07-06-2008, 09:18
Biz Allahın ipine sarıldıkça Allahın ipide bize sarılacaktır çok şükür.


Aynen o BiÇim. Allah akıl versin ve bizde sıkıca o ipe tutunalım. En saAğlam ip O'nun ipidir.