PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Bediüzzaman'ın Varisi Kim??


kadem
19.09.2006, 11:18
Doğrumu bilemiyorum üstad'ın şu anki varsinin Fethullah gülen olduğu söyleniyor be ne kadar doğru acaba?

GÖNÜL İKLİMİ
19.09.2006, 13:17
Said Nursi hz. bildiğim kadarıyla tarikat cemaatleri gibi haleflik yolu açmamıştır.Şu kişi onun varisidir demek yanlış olur kanımca.

Murat Sâki
19.09.2006, 14:38
Risale-i Nur okuyan her kişi manen bediüzzaman'ın varisidir maddi olarak bir vasiyet ve varis yok zaten olmasıda mümkün değil GÖNÜL İKLİMİ'nin dediği gibi Tarikatten ziyade cemaat olmasının hasebiyle..

Levent bağ
21.09.2006, 09:30
Doğrumu bilemiyorum üstad'ın şu anki varsinin Fethullah gülen olduğu söyleniyor be ne kadar doğru acaba?


Sanılanın aksine Fethullah Gülen Hocaefendi Nur Cemaatini temsil etmiyor belki yalnız kendi cemaatini temsil eder. Öyle olsaydı ona tabi olmayan Nur Talebeleri ne sıfatla anılacaktı..

Nur Cemaatinin yagane üstadı Bediüzzaman Said Nursidir ve kıyamete kadar da öyle kalacaktır.. Zınar kardeşimin dediği gibi Risale i Nuru esas alan umum Nur talebeleri birer varis hükmündedir..

Üstadımızın Hulusi abiye hitaben Barla Lahikasında geçen şu tavsiyesi manidardır..

..kardeşim, sen şimdi iki vazifeyi görmekle mükellefsin: Biri, kardeşim Hulûsi Beyin vazifesini; biri de, evlâd-ı mâneviyem ve biraderzâdem ve bir dehâ-i nuranî sahibi olmak pek muhtemel olan Abdurrahman'ın vazifesi de size ilâve edildi. O benim hakikî bir vârisim idi. Yazdıklarımı ve malımı kendi malı telâkki ederdi, öyle de sahip oluyordu. Sen de bundan sonra yazı ve sözleri, senin hocanın yazısı diye tutma; kendi malın ve senin sözlerindir bil, öyle sahip ol..


Demek Risale i Nuru kendi te'lifi bilip neşrine çalışanlar Üstadımızın hakiki bir varisi hükmünde olabilirler..

Umuma selam..

kadem
21.09.2006, 09:55
Sanılanın aksine Fethullah Gülen Hocaefendi Nur Cemaatini temsil etmiyor belki yalnız kendi cemaatini temsil eder. Öyle olsaydı ona tabi olmayan Nur Talebeleri ne sıfatla anılacaktı..

Nur Cemaatinin yagane üstadı Bediüzzaman Said Nursidir ve kıyamete kadar da öyle kalacaktır.. Zınar kardeşimin dediği gibi Risale i Nuru esas alan umum Nur talebeleri birer varis hükmündedir..

Üstadımızın Hulusi abiye hitaben Barla Lahikasında geçen şu tavsiyesi manidardır..




Demek Risale i Nuru kendi te'lifi bilip neşrine çalışanlar Üstadımızın hakiki bir varisi hükmünde olabilirler..

Umuma selam..

Allah razı olsun levent kardeş

islamveinsan
28.09.2006, 01:12
s.a

Bedizzaman ın varisinin kim oldugu Risale i Nurda gayet açık var..
f.gülen olmadigi da kesin....

Öncelikle f.gülen riasale i nur a muhalefet ediyor.. Nasıl varis olacak..?

Ben kimin varis oldugu hakkinda bir kaç numune vereyim isteyen kardeşlerim Risalei nurdan benden daha cok ve daha iyi meyveler bulabilir;

“Hulûsî Bey, benim ‘yegâne ma’nevî evlâdım ve medâr-ı tesellîm ve hakíkí vârisim ve bir dehâ-yı nûrânî sâhibi olacağı muhtemel olan’ birâderzâdem AbdurRahmân'ın vefâtından sonra, Hulûsî aynen yerine geçip o merhûmdan beklediğim hizmeti, onun gibi îfâya başlamasıyla; ve ben onu görmeden epey zamân evvel Sözler'i yazarken, onun aynı vazîfesiyle muvazzaf bir şahs-ı ma’nevî bana muhâtab olmuşcasına, ekseriyyet-i mutlaka ile temsîlâtım onun vazîfesine ve mesleğine göre olmuştur. Demek oluyor ki, bu şahsı, Cenâb-ı Hak bana hizmet-i Kur'ân ve îmânda bir talebe, bir muîn ta’yîn etmiş. Ben de bilmeyerek onunla, onu görmeden evvel konuşuyormuşum, ders veriyormuşum.”2

“Aziz âhiret kardeşim ve hizmet-i Kur'ân'da gayretli arkadaşım ve ders-i esrâr-ı îmânîde zekâvetli ve ferâsetli talebem. VE VEFÂTIMDAN SONRA SADÂKATLİ VÂRİSİM, BİRÂDERZÂDEM...”3

“Benim vârisim olan sen!”4

“Cemâata Sözler’i okumak zamânında, sendeki hissiyyât-ı âliyye ve fazla inkişâf ve fedâkârâne hamiyyet-i dîniyye galeyânının sırrı şudur ki: Velâyet-i kübrâ olan verâset-i nübüvvetteki makám-ı teblîğin envârı altına girdiğin içindir. O vakit sen, dellâl-ı Kur'ân Said'in vekîli, belki ma’nen aynı hükmüne geçtiğin içindir.”5

“İkinci ru’yân ise: Sana ve Müslümanlara büyük bir beşârettir. Ve sarıklılara ehemmiyetli bir itâbdır. Onuncu safta iken imâmetin çok ma’nidârdır. İnşâallah, Cenâb-ı Hak seni, âlî bir mertebe olan İmâmlık Mertebesine mazhar eder. Sizi yanımda hâzır edip, sizinle şimdilik bir kaç kelime konuşacağım.”6

“Sizin gibi hakíkata yetişmiş ve hakíkattaki hakíkí tesellî ve esâslı sevinci bulmuş zâtlara, envâr-ı îmâniyyenin ve esrâr-ı Kur’âniyyenin neşirlerine karşı ehl-i dalâletin ve şeytânların desâisle tehâcümünden neş'et eden müşkilât ve gam ve kedere karşı sabır ve metânet ve hüzün ve ‘Merak etme!’ demeye ihtiyâc hissetmem.”7

“Aziz kardeşim, çendan Abdülmecid benim nesebî kardeşim ve yirmi sene talebemdir. Fakat, ne o, ve ne hiç birisi ‘BENİM HULÛSÎM’e yetişmiyor. O mektûblar (ekseriyyet-i mutlaka) senin nâmınla yazılmış ve sana gönderiliyor.”8

“Bütün mektûblarımda ‘Aziz sıddîk kardaşlarım’ dediğim zamân, muhlis HULÛSÎ saff-ı evvel muhâtabların içindedir.”9

“Birden ânî bir nükte kalbe geldi. Kur'ân'a ve îmâna âit her şey kıymetlidir; zâhiren ne kadar küçük olursa olsun, kıymetçe büyüktür. Evet, saâdet-i ebediyyeye yardım eden, küçük değildir. Öyleyse, ‘Şu küçük bir nüktedir; şu îzâha ve ehemmiyete değmez’ denilmez. Elbette şu çeşit mesâilde en birinci talebe ve muhâtab olan ve nüket-i Kur'âniyyeyi takdîr eden İbrâhîm Hulûsî, o nükteyi işitmek ister. Öyleyse dinle…”10

“Hulûsî ise, Şâh-ı Geylânî, İmâm-ı Rabbânî ve Şâh-ı Nakşibend gibi nice zevât-ı mübârekenin mâzîden şiddetle bastıkları adımlarının kuvvetiyle istikbâlde coşup fışkıracak olan menâbiu’l-envârı, mumâileyh ayrı bir meslek, bir meşrebde olduğu hâlde, her türlü vezâife tercîh ederek, ‘Dahîlek yâ Dellâl-ı Kur’ân!’ nidâ-yi âşıkáne ve müştâkánesiyle dehâlet etmesi; fevkalâde bir tefeyyüze mahzar olduğuna ve olacağına yegáne delîl ve hüccettir. Onun içindir ki, Risâletü’n-Nûr ve Mektûbâtü’n-Nûr’a birinci muhâtablığı hakkıyla ihrâz etmiştir.”12

Barla Lâhikası, s.8.
3 Barla Lâhikası, s.271.
4 Mektûbât, s.20.
5 Barla Lâhikası, s.255.
6 Barla Lâhikası, s.378.
7 Barla Lâhikası, s.263.
8 Barla Lâhikası, s.321.
9 Barla Lâhikası, s.26.
10 Mektûbât, s.322.
12 Barla Lâhikası, Tenvîr Neşriyât, s.198-199.

Selametle Allah muininiz olsun
pür kusur duanıza muhtaç kardeşiniz
s.a

zeyd1978
01.10.2006, 22:43
s.a arkadaşlar verilen cevaplar cok güzel aranıza yeni katıldım gerçekten üstadın bir varisi yok binlerce varisleri belki milyonlarca varisleri var risale i nura kendi malı gibi sahip çıkan ve yazan okuyan onun varisidir ama f.gülen hocaefendi bu varis degildir tabiki şu anda üstadın hayatta olan ona yıllarca hizmet etmiş talebeleri var örn: abdullah yeğin mustafa sungur said özdemir mehmet kurdoğlu gibi abiler var bu abiler hizmeti genel anlamda yönlendirmektedirler tabi üstadın tavsiye ve düsturlarından ayrılmadan yani mesele açık ayrıca bu talebeler kitaplarda varislerim diye hitap ettiği kişiler fakat bu kişiler yani abilerimiz f. gülen hoca hizmete başladığı dönemde ilk dönemlerinde ona giderek bu hizmette yeni bir çığır açma açarsan zarar verebilirsin ve böyle yaptığın takıtirde kendine nurcuyum deme ve böyle de ortya atılma demişler fakat dinlemeyip kendi bildiğini yapmıştır ama hiç bir zaman agzından bizler nur talebeleriyiz diye bir şey işitmedim her neyse biraz fazla uzadı netice-i kelam En küçük bir hakikatın imani bir meselenin hizmetinde bulunan her cemaat ve tarikattan Allah razı olsun s.a

islamveinsan
01.10.2006, 23:05
s.a

Şimdi daha iyi anlıyorumki Risalei Nur okuyonlar; Devrik osmanlıca cümleleri sadece düz yazı gibi okuyor ve geçiyorlar...

Onlarca delil yazdık... Risalei Nur içinde Üstad ın talebeleri içinde birisi için özel ifadeleri taşıdık buraya.... Bazı arkadaşlarl hala başka isimlerden bahsediyor ve bunu herkese mal ediyor...

Teemmell........

Selametle....

zeyd1978
03.10.2006, 01:23
risalelerde birtek kişinin ismi geçmiyor ama sadece hulusi abeye ait yerleri okuyanlara saygı duyarım risaleler bir bütündür ne düz yazı nede bir kişinin varisliğine verilmemiştir ayrıca imani ve ilmi meseleler münakaşa suretinde vaaz edilmemeli diyor üstad onun için bu meseleyi kaç kere söyledik yazdık gibi ifadeler siz muhabbet fedailerine yakışmıyor bir değil binkere izah etsen yine aynı yumuşaklıkta olmalısın selam ve dua ile
ilim ilim bilmektir ilim kendini bilmektir sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır
yunus emre
emirdağ lahikası envar neşriyatın sayfa 37-95-132ayrıca özellikle 136. sayfada üstadın vasiyeti bellidir ve dipnotta kimler var yazılı ilgili arkadaş bakabilir daha çok yerlerde geçmektedir

islamveinsan
03.10.2006, 01:35
s.a

Üslubum için özür dilerim... Maksat kırmak değil...

Risalei Nur u açıp özel yerleri okudugumuz yok....

“Aziz kardeşim, çendan Abdülmecid benim nesebî kardeşim ve yirmi sene talebemdir. Fakat, ne o, ve ne hiç birisi ‘BENİM HULÛSÎM’e yetişmiyor. O mektûblar (ekseriyyet-i mutlaka) senin nâmınla yazılmış ve sana gönderiliyor.”

“Benim vârisim olan sen!”

“Aziz âhiret kardeşim ve hizmet-i Kur'ân'da gayretli arkadaşım ve ders-i esrâr-ı îmânîde zekâvetli ve ferâsetli talebem. VE VEFÂTIMDAN SONRA SADÂKATLİ VÂRİSİM, BİRÂDERZÂDEM...”

Bu ve bunun gibi sözler; başka bir Risalei Nur Talebesine söylenmiş mi ?
Hulusi abi den başka varis adıyla birine bir kelime etmiş mi ?

Risalei Nur "o"nun malıdır demiyoruz.... Varis diye bir link açılmış bildiklerimizi paylaştık.. Hepsi bu ....

Düz yazı gibi okuyan derken üzerine almana gerek yok... Onlar kendini bilir ve alırlar... Üstad a muhalefet eden "nurcu"laraydı o sözümüz...

Selametle....

zeyd1978
03.10.2006, 02:21
aziz kardeşim lütfen notta vermiş olduğum sayfaları okuyunuz ve ondan sonra ben nur talebesi değilim fakat buralarda üstad kime hitap etmiş özllikle vasiyetimdir dediği yer tenvir neşriyatta sayfa kaç bilmiyorum envarda emirdağ 1de 136 .sayfa ve bana izah ediniz .

islamveinsan
03.10.2006, 03:33
s.a
Tam ne yazdığını yazarsan daha kolay bulur ve bildigimi izah ederim inş.
selametle

zeyd1978
03.10.2006, 05:16
Vasiyetnamemdir
Aziz, sıddık kardeşlerim ve vârislerim!
Ecel gizli olmasından, vasiyetname yazmak sünnettir. Benim
metrukâtım ve Risale-i Nur'dan olan benim hususî kitablarım ve güzel cildlenmiş mecmualarım vesair şeylerimin bütününü, Gül ve Nur fabrikalarının heyetine, başta Hüsrev ve Tahirî olarak o heyetten oniki (**) kahraman kardeşlerime vasiyet ediyorum. Onlara bırakıyorum ki; emr-i hak olan ecelim geldiği zaman, benim arkamda o metrukâtım, benim bedelime o sadık ve mübarek ellerde hizmet-i Nuriye ve imaniyede çalışsın ve istimal edilsin.
(**) Kardeşim Abdülmecid, Zübeyr, Mustafa Sungur, Ceylân, Mehmed Kaya, Hüsnü, Bayram, Rüşdü, Abdullah, Ahmed Aytimur, Âtıf, Tillo'lu Said, Mustafa, Mustafa, Seyyid Sâlih.
Kardeşlerim! Bu vasiyetten telaş etmeyiniz. Ben, teessürattan ve dokuz defa zehirlenmekten, pek çok zaîf olmakla beraber; gizli münafıkların desiselerle müteaddid sû'-i kasdları için bu vasiyeti yazdım. Merak etmeyiniz, inayet-i Rabbaniye ve hıfz-ı İlahî devam ediyor.

Ebuselim
03.10.2006, 23:35
Sevgili iman ve Nur kardeslerim :

Allah rızası için ... Ne olur yalvarıyorum !
Yorum yazarken, ve konuşurken ve hatta düşünürken mü'min kardeşlerinizi dışlayıcı olmaktan korkun.
Rasulullah (s.a.s) "Mü'minler kardeştir" buyurduktan sonra bizim "O başka hizipten, felanca bizden uzak" demeye NE HAKKIMIZ var ?
Üstad cemaatte şeyh olmadığını , kardeşliğin olduğunu bize öğretmedi mi?
Levent BAĞ ve İslamveihvan kardeşime hitaben muhabbetimle;
Sizin de belirttiğiniz gibi Risale-i Nur'u okuyan herkesi Üstadın varisi kabul ederken;
Hergün benden ve belki hepimizden fazla Risale okuyan ve hatta okuduklarını mefkure edinen ve bu yolda ömrünü harcayan ve mutlaka "Gönüller Sultanı'na" atıfta bulunmadan sohbetini bitirmeyen birine Risale-i Nur'dan (haşa) uzak manasında ithamda bulunurken vicdanınız sızlamıyor mu?
O ki; Üstad'ın adı gecse O'nu yüceltmeden cümlesini bitirmez.
O ki; onun vesilesiyle abartısız milyonlar Üstadı tanıdı. (Allah hepsinden razı olsun).
O ki Risale-i Nur'u kendine mürşit kabul etti.
Madem öyle de neden bu adavet? Gelin kalbimizde ki adavetin yerini MUHABBET le dolduralım. Allah sizi ve beni ve Ümmet-i Muhammed'i bağışlasın.
Muhabbetle

islamveinsan
04.10.2006, 20:44
S.a

EbuSelim kardeşim önerin için tşk ederken .... "O" diye hitap ettigin kim öğrenebilirmiyim ?
f.gülen mi ?

Evet milyonlar tanıdı onun sayesinde.... Ama yanlış tanıdı... Bugün Üstad a karşı olanların sebebidir "O"...
Hem Üstad ın yazdığı Risalei Nur a Muhalefet ediyor...

Risale i Nur değil Kur'an mürşiddir...

Selametle... Gühahkar a değil günah a ve haram a karşıyız böyle biline....

SaLtan
04.10.2006, 20:51
Varis; miras hakkı olan kişi yada kişiler demektir dolayısı ile risaleinurları okuyan,t tasdik eden ,yaşayan her insan Bediüzzmanın varisi olduğunu düşünüyorum. Her manevi konsepti tarikatlara göre değerlendirirseniz; zihninizdeki prgamatist veryansonlar hep o eksenli olur (sanıyorum) o Öyle alçakgönüllü bir insanmişki herkesi insan görmüş; her risale şakirdini kendi varisi görmüştür.

mirzabey
05.10.2006, 01:51
ilem eyyühel aziz
risale-i nur tek bir daire degil birbiri içinde mütedahil dairlerdir
erkan-dost-talebe-naşir-taraftar gibi daireler vardır ve merkezde üstad vardır
28.mektub rüya bahsinde geçen 12 erkan zata ilaveten denizli hapsinde yatan 125 küsür talebeden de 18 ilavesi ile 30 erkan zat vardır ve bu zatlar üstadın icazet verdiği zatlardır.bu zatlar üstad misal zatlardır.teşbihte hata olmaz nasıl ki resulullah efendimizden as. sonra tabiin sonra tebe-i tabiin varsa nur daireside üstad ve erkanlardan başlar. bizi bu zatlar bağlar.30 erkan zatın hepsi varisdir.30 erkan zat üstadın önünde ayna degil cam hükmündedir.sizden gelen nazarları üstada iletir.
vesselam. 30 erkan zattan sonuncusu kastamonulu Mehmet Fevzi efendinin 1986 yılında vefatı ile erkan zatlardan kimse hayatta degildir. bu tarih ise yani 2006 erkanlardan icazet almaış bir zata baglı olmak zamanıdır.

daire sırası... ERKAN-SAHİB-HAS-NAŞİR-TALEBE VE TARAFTAR

gumus_Tesbih
11.10.2006, 23:18
Umum dostlarıma ve Nur kardeşlerime bu vasiyeti ilân ediyorum:

Ben şahsım itibarıyla vazife-i Nuriyeyi yapmaya tâkatim kalmamış. Belki ihtiyaç da kalmamış. Hem müteaddit tesemmümlerle ve çok ihtiyarlık vaziyetiyle ve hastalıkla, şimdiki hayatta kalmak, tahammülüm kalmamış gibidir. Şayet müştak olduğum ölüm elime geçmese de, zahirî hayatımda ölmüşüm gibi diye bu vasiyetimi yazıyorum.

Hâlık-ı Rahmân-ı Rahîme hadsiz şükür olsun ki, bundan altmış yetmiş sene evvel hilâf-ı âdet olarak tahsil-i ilim, hususan ilm-i imanî yolunda başkaların muavenetine yalvarmamak ve tam fakr-ı haliyle beraber Eski Said çocukluk, gençlik zamanında talebelerine tayınlarını kendi vermeye çalıştığı ve ancak kısa bir zaman beş tayın kabul edip mütebâki talebelerine, bazan yirmi otuz talebesine tayın verdiğinden, ilmi, vasıta-i cer etmeye o talebeler mecbur olmadılar. İktisat ve kanaatle o zaman muvaffak oldukları gibi, Cenab-ı Erhamürrahimîne hadsiz şükür olsun ki, Eski Said gibi şimdi Risale-i Nur kendi hakikî talebelerinin tayınlarını neşriyatıyla mükemmel vermeye başlamış. Âzamî ihlâsı kırmamak için, Risale-i Nur has talebelerine, hususan nafakasını tedarik edemeyenleri tam tamına idare edecek derecede Risale-i Nur'un satılan nüshalarının beşten birisi Risale-i Nur'un hakkı olduğu cihetle, şimdi elli altmış talebesine kâfi sermayesi çıkıyor. Benim (biçare Said'in) içinde hiçbir hakkı yoktur. Yalnız Risale-i Nur'un kıymettar hâsiyeti ve şakirtlerinin şahs-ı mânevisinin kemâl-i sadakati bu mânevî Nur bayramına vesile oldu.

Şimdi bütün talebelerin fevkinde diyerek değil, benim en yakınımda, hizmetimde olup bir derece tam tarz-ı hareketimi bilenler ve yakından görenler içinde, dört beş adamı mutlak vekil yapıyorum. Ben ölsem veya hayatta şuursuz kalsam, Nurlara karşı hizmetimin tarzını bilerek tam yapabilsinler. Şimdilik Tâhirî, Sungur, Ceylân, Hüsnü ve bir iki adam (bu mektubu yazan bayram yüksel abi ve zübeyir gündüzalp abidir)daha mutlak vekilim olarak vasiyet ediyorum. Şimdi Risale-i Nur'un satılan nüshalarının sermayesi, Risale-i Nur'un malıdır. Said de bir hizmetkârdır. Hayatta tayınını alabilir. Hattâ bugünlerde ölüm bana çok yakın göründü. Ben de altı vilâyette bulunan elli altmış talebeyi iki üç sene Nur sermayesinden tayınını vermek kat'î niyet ederken, belki bazılarını bazı mâniler onları talebelik hizmetinden vazgeçirecek diye vazgeçtim. Şimdi vasiyetimi yazdım.

Said Nursî

himes
12.10.2006, 15:16
s.a
Aslında bu konuya hiç gerek yok Dava belli imanı kurtarmak .
Bu konunun içine muhabbet giriyor .Hz Üsdadın dedigi gibi insanın gözü sevdiğinden başkasını görmüyor. O zaman da hem hizmete zarar oluyor hemde o hayatlarını hizmete vermiş abilere haksızlık ediliyor.
Eğer elimizde kitabın aslı bulunmasaydı O zaman muhakkak bi varisin varlığı önemli olurdu .Eğer kitab elindeyse ve herkes bu kitaba muhatab olabiliyorsa ordan çıkardıgı neticeyi uygun bir hal ile yaşasın . Hangi abi yi kendine örnek görüyors varis görüyorsa görsün .Yoksa bu hal sanki bi takım tutma işine dönüyor. Benim sevdiğim abi senin kinden daha faziletli der gibi oluyo
Bu da uygun bi tavır değil Neyse çok uzun oldu kusara bakmayın

td2000
12.10.2006, 15:50
varis diye birsey yok kim kuran ı alırsa odur varis..............

meyve
17.10.2006, 22:20
Sevgili iman ve Nur kardeslerim :

Allah rızası için ... Ne olur yalvarıyorum !
Yorum yazarken, ve konuşurken ve hatta düşünürken mü'min kardeşlerinizi dışlayıcı olmaktan korkun.
Rasulullah (s.a.s) "Mü'minler kardeştir" buyurduktan sonra bizim "O başka hizipten, felanca bizden uzak" demeye NE HAKKIMIZ var ?
Üstad cemaatte şeyh olmadığını , kardeşliğin olduğunu bize öğretmedi mi?
Levent BAĞ ve İslamveihvan kardeşime hitaben muhabbetimle;
Sizin de belirttiğiniz gibi Risale-i Nur'u okuyan herkesi Üstadın varisi kabul ederken;
Hergün benden ve belki hepimizden fazla Risale okuyan ve hatta okuduklarını mefkure edinen ve bu yolda ömrünü harcayan ve mutlaka "Gönüller Sultanı'na" atıfta bulunmadan sohbetini bitirmeyen birine Risale-i Nur'dan (haşa) uzak manasında ithamda bulunurken vicdanınız sızlamıyor mu?
O ki; Üstad'ın adı gecse O'nu yüceltmeden cümlesini bitirmez.
O ki; onun vesilesiyle abartısız milyonlar Üstadı tanıdı. (Allah hepsinden razı olsun).
O ki Risale-i Nur'u kendine mürşit kabul etti.
Madem öyle de neden bu adavet? Gelin kalbimizde ki adavetin yerini MUHABBET le dolduralım. Allah sizi ve beni ve Ümmet-i Muhammed'i bağışlasın.
Muhabbetle


F. Gülen Hocaefendinin hal ve davranışı, hz. Üstadın bu mesleğine acaba tamamen uygun mu?

Cevap: Te'viller, yorumlar ve pek ince ve görünmez münasebet ipleriyle dokunan ve bir çok perdelerin gerisinden renklenen batıni benzerliklere sarılmamak şartıyla hayır.

Çünkü halis ve muhlis olan hocamızın başında bir halin, bir özel meşrebin hakimiyeti vardır. Koskoca hz. Muhyiddin-i Arabi bile, kendi keşf ve müşahedelerinin hususi meşrebi altında bir meslek yürütmek istemiş, ama bir çok zahiri haklı itirazlara hedef kalmıştır.

Eskide Arabi Mesnevinin tam ve geniş bir tercümesi F. Gülen Hocaefendiden reca edilmiş. Cevaben demiş ki: "Benim yapacağım tercüme, şahsi hissiyatımın rengiyle renklenecek, o da tam olmaz"

Evet, muhterem Hocanın etrafında büyük bir kalabalık vardır. Bunların içinden %90'ı saf avam halktan olup, muhabbet ve hüsn-ü zan ipiyle bağlıdırlar. Fakat Risale-i Nur'un bize verdiği ders hüsn-ü zanlarla ve abartılı bir şekilde şahıslara değil hakikata bağlanmamız.. Ve tasavvufun amiyanecesine kalabalık ve şaşaalı vaziyetlere göre değil, ihlasa, istikamete, hak ve hakikata ve herşeyden önce Risale-i Nurların kendisine sadakat, sebat, metanet ve dikkatla bağlı kalmamız gerekmektedir.

Lakin herşeye rağmen Hocanın aklı ve kalbi Risale-i Nuru hak görüyor, doğru buluyor olduğuna inancım tamdır. Allah selamet versin.

islamveinsan
18.10.2006, 11:44
Sa.

Bir arkadaşım kitap elde ise varise ihtiyaç yok yazmış ?
Nur cemaat i diye bilinen cemaatlerin geçmiş yıllada siyaset namına yaptığı hatalara ne diyecegiz ? Üstad siyaset i yasaklamasına rağmen her tavrı kafirlik kokan bir adama yıllarca hizmet edilmesi kitap ın yetersiz oldugunu göstermiştir.

Mesala; Hadis ve sünnet i seniye olmadın Kur'an anlaşılamaz...
Anlaşılsa yanlış anlaşılır...

Bugün Risalei Nur u anlamak demek devrik kelimeleri düz e çevirip okumaksa ? evet okuyan da çok...

Sorun anlayan ın az olması... Biz bunu yaşayarak öğrendik... Bir birine her noktada zıt sadece Risale okuması ortak olan cemaatlerde gördükl...

F.gülen in kesinlikle Nur cemaati olduguna inanmıyorum.... Risalei nur un içnde yazılana bile muhalefet eden bir cemaat ya "nurcu" dur. ya "nursuz"

Selametle...

HAYDARİ
18.10.2006, 15:20
varis yalnızca bir meşrepte tasavvuf kurumunda olurki bi silsile alahutealanın emri ile gerçekleşmektedir.Bunlar mürşidi kamillerdir. Normal insanların kendinden sonrası için herhangi bir varis veya temsilci bırakmaları sadece şeklen olablir manen hiçbir değeri ve hatrı yoktur

HAYDARİ
18.10.2006, 15:28
varis bırakma hadisesi yalnızca tasavvuf kurumlarında meşrep lerde olurki onlarda allahutealanın emriile olur. Bunlar mürşidi kamillerdir. Normal insanların kendilerinden sonra bir varis veya temsilci bırakmaları sadece şeklendir. Manen hiçbir değeri veya hatrı yoktur.

saygılarımla
:uzgunum[1]:

AVŞARLI
19.10.2006, 14:38
said nursi nin varisi olmazki çünkü o evliyaullahtan değil. Bir tarik in önderi veya mürşidi de değil ozaman varisi olmaz

islamveinsan
21.10.2006, 17:34
S.a

Avşarlı kardeşim galiba sen; Şeyh değil demeye getirdin ?
Yoksa ilmine itikadına yazdığı eserlere bakınca..
Bediüzzaman Said Nur a Evliullah tan değil diyecek kadar kendini aşmış birini ilk defa görüyorum ? 1 asra yakındır tesbit edilemeyen ve gözden kaçan bir meseleye parmak bastınız
tebrik ederim....

Selametle...

Murat Sâki
21.10.2006, 17:39
said nursi nin varisi olmazki çünkü o evliyaullahtan değil. Bir tarik in önderi veya mürşidi de değil ozaman varisi olmaz

İlminize hayran kaldım.

Arkadaşın bir başka demesi o ki tarik-i olmayan evliya olamaz.

yazık..

aldirma128
24.10.2006, 19:11
Selamun Aleykum...

Çok güzel yazılar okudum. Elhamdülillah 4 sene dershanede kalıp Risale-i Nur okuyan birisi olarak, yazıların bazıları hariç (mühim olmayan bazıları) pek rahatsız oladım.

islamveinsan kardeşim. Fikirlerinin ekserisine katılıyorum ancak üslubun biraz celalli. Bence Hocaefendi zatına adavet edilecek bir insan değil. Allah ondan razı olsun. Ancak bir lider gibi önde görünmesi yanlış, Risale-i Nur un düsturları yerine beşerin sönük efkarından çıkan düsturlara göre hareket etmek hata. Peki böyle mi yapılıyor? Evet. Risale-i Nurun pek çok yerine ve pek çok esaslı düsturuna muhalefet görmek kasıt istemiyor, aşikar.
"Bir buz parçası olan enaniye*tini, tam bir havuzu kazanmak için o dairedeki âb-ı hayat havuzuna atıp eritmek gerektir ve elzemdir. Yoksa, Risale-i Nur’a karşı rakîbâne başka bir çığır açmakla hem o zarar eder, hem bu müstakim ve metin cadde-i Kur’âniyeye bil*meyerek zarar verir, zındıkaya bir nevi yardım olur." diyor Hz. Üstad. Başka herhangi bir yolun rakibane olacağını ve başka ihtimal olmadığını yine Risale-i Nurdan bulmak mümkün(ihtiyaç olursa bulurum).

Ancak şu var, biz vazifemize bakmalıyız. Herkes kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmeli. Eğer böyle yapmazsak, başkasını ittiham ettiğimiz şeyle yani, Risale-i Nur un düsturlarına uymamakla biz ittiham edilebiliriz, aynı hataya biz düşeriz.

Varis meselesine gelince; Risale-i Nur mesleği şahsa bağlı gitmiyor ki, bir varise ihtiyaç olsun. Bir varis olsa ve tek başına karar verse onun dediği kabul edilse bu Risale-i Nur mesleğine zıttır. Uygun olan Hz. Bediüzzaman'ın münazaratta alkışladığı meşveret usülüdür. Varis olmuş olmamış o kadar ehemmiyeti yok. islamveinsan kardeş, kitabın yetersiz olduğundan bahsetmişsin. Ben henüz Risale-i Nur a ittiba edildiğinde yetersiz kalabileceği birşey görmedim. Eksik olan ittiba etmemek, o ise takva eksikliğinden ve az okumaktan geliyor. Devamla okunduğu halde terbiye etmeyen ve düsturlarından uzaklaşılan bir Risale-i Nur bilmiyorum ben. Eğer sende dikkat edersen, bariz dusturlara bin tevil ile muhalefet edenler ülfet ile sathi ve az okuyanlar. O halde bize düşen vazife onları herkese karşı kötülemek, yanlışlarını herkese ilan etmek... mi? Yoksa izah edilmesi gereken noktaları damara dokundurmadan izah edip yine kendi mesleğimizin muhabbetiyle kendi hizmetimizle meşgul olmak ve çok okuyup çok okutmak mı? Lisan-ı kal ile beraber, yeni gelenlere lisan-ı hal ile numune-i imtisal olmaya çalışmak mı?


Şu âlemde mü'minin mü'mine karşı en büyük yardımı dua iledir. (Barla -247)
Selamun Aleykum...

Uveys El Konevi
25.10.2006, 23:18
Bence bu meseleyi pek uzatmamak gerek!!! Adavete mahal vermemeli ve ayrıca herkes vazifesine bakmalı...

kızılkasırga
26.10.2006, 10:28
Bediüzzaman said nursiye göre yahudi ve hıristanları dost edınmeyın. Fetullah gülen dinlerarası hoşgörüden dem vuruyor. Demekki bediüzzamanın varisi o değil.

gunduzalp
26.10.2006, 12:23
1.Mehmed Kırkıncı Hocaefendi; Aksiyon’da ki röportajında: “Üstadın bir ifadesi var, “Kimin himmeti milleti ise o tek başına bir millettir.” Hayali konuşmuyoruz ki, yaptığı ortada. Bizden yüz adım önde gidiyor. Allah payidar etsin. Uzun ömürler versin. Hamiyeti yüksek, hamiyetperver, vatanperver, şefkatli bir insan. Birçok meziyeti Cenabı Hak onda derc etmiş”(1)diyor hocamız hakkında. Hocaefendiye yazdığı bir mektupta “Bu kudsi hizmetinizi değil ki biz, felekler ve feleklerdeki melekler dahi tebrik ediyor.”(2) diyen Kırkıncı Hoca, Gönül Damlaları adlı eserinde ise Hocaefendi için; “Letafetli bir lebib ve fesahatli bir edip”(3)tâbirini kullanmaktadır. Hocaefendiye gönderdiği ve 1997 Ramazan bayramında Zaman gazetesinde “Her ehl-i hamiyeti ağlatan zulüm” adıyla yayınlanan bir mektuplarında Kırkıncı Hocaefendi şöyle demektedir; “Sizi iki cihanda bahtiyar etmeye vesile olacak kutsi hizmetinizde Cenab-ı Hakkın size yüz binlerce sadık mücahitleri hayrul halef olarak bahşetmesi en büyük tesellimizdir.” Ve şöyle devam eder: “Muhterem efendim, sizin saffet ve masumiyet içerisinde geçirdiğiniz hayatın sayfa ve yaprakları gayet açık ve parlaktır. Katiyyen bu gibi hadiseler mir’at-ı kalbinize toz konduramaz ve hizmetinizi gölgeleyemez. Zira bu gayretinizi bütün Anadolu ve âlem-i İslam, hatta cevv-ü sema ve fezayı âlem alkışlıyor, belki kâinat dahi memnun, mesrur oluyor.”(4) Artı Haber adlı dergide bir soru üzerine şöyle diyor: “Fethullah Hoca çok muhterem bir zattır. On sene benim yanımda kaldı. Devletin yapması gerekenleri yapıyor. Okullar açtı, çocuklar orada Türkçe öğreniyorlar, Müslüman oluyorlar. Onu baş tacı etmek lazım. Zaten ben onun çocukluğunu bilirim, müşfik, devletine bağlı. Hatta milliyetçilik namına benden biraz daha ileriydi.(5)”



Hocaefendiye Nurlardan ilk bahseden Mehmed Kırkıncı hoca olmuştur. Hocaefendi Rotterdam sohbetinde ondan bahsederken şöyle der: “Bana Risale-i Nur’u tanıtan da o oldu. Abimizdi, hamimizdi. Hâlâ da hâlisane hizmet eder -kendisi nasıl düşünürse düşünsün- ama düşüncesi oydu: Ellerini dizlerine vurur; “Hocaefendi akıbetimden çok endişe ediyorum” derdi.



Kırkıncı hocamız, Aksiyon dergisinin kendisiyle yaptığı röportajda Hocaefendi ile alakalı şunları söylüyor: "1956'da tanıştık, 1966 yılına kadar beraber iman ve Kur'an'a ait hakikatleri okuduk. Bu süre içinde aramızda tatlı bir uhuvvet ve muhabbet teessüs etmişti. Onunla birlikte geçirdiğimiz zamanları tahattur ettikçe kendimi firdevsi bir saadet içerisinde hissediyorum.



Hocaefendi, gençliğinde ilim ve hikmetin feyyaz bir aşığı idi. Hilkaten dürüst, halim, iffetli bir genç idi. Müşfik ve merhametli idi. Her nutku bir belagat ve fesahat şaheseriydi. Hocaefendi, bizden bin adım ileri attı. Hariçteki hizmetleri ile de milletimizin dışarıdaki itibarını artırdı. Bediüzzaman Hazretleri'nin 'Size kat'iyyen ve çok emarelerle ve kati kanaatimle beyan ediyorum ki, gelecek yakın bir zamanda, bu vatan, bu millet ve bu memleketteki hükümet, âlem-i İslam’a ve dünyaya karsı gayet şiddetle Risale-i Nur gibi eserlere muhtaç olacak, mevcudiyetini, haysiyetini, şerefini mefahir-i tarihiyesini onun ibraziyle gösterecektir' sözüne masadak oldu."



"Bazen cumaları müftü efendiden izin alarak herhangi bir camide vaaz ederdi Hocaefendi. Sabahtan öğleye kadar risaleden bazı yerleri ezberler, kürsüye çıkar, kekelemeden konuşurdu. Bak ben kekeliyorum ama onda kekeleme yok. İşte onları ezberleye ezberleye kendine bir hal geldi. Öyle bir hafızası var ki, 1966'ya kadar beraber bulunduğumuz her şey hafızasında. Onun vaaz ve nasihatleri en duygusuz insanı bile heyecana getirip ağlatır.



Dünya zevkleri onu hiçbir zaman aldatmadı. İbadetine düşkündü, geceleri teheccüd namazını kılar ve secdeye kapanarak bu millet için dua ederdi. Dalalet ve sefahat girdabına düşen, dini ve milli seciyelerini kaybeden gençlerimiz için ağlar ve necatları için halisane niyaz ederdi. İslamiyet’in neşir ve tebliğini farz telakki eder ve bunu ifaya çalışırdı. Bu çalışmasında da muvaffak oldu.



Onun en bariz meziyetlerinden birisi de vatan ve milletini çok sevmesi idi. Kendisi için değil milleti için yaşar ve düşünürdü. O nedenle, onun hizmetlerini çekemeyenler, ona karşı olanlar memleketin, milletin dostu değil. Kendisine yapılan saldırılara rağmen azim ve sebatla, sabır ve tahammülle taviz vermeden davasını takip etti. Bir gün adaletin zulme, hakkın batıla galebe edeceğine inanıyordu. Fikir ve irfanla ve neşriyatla insaniyete hizmet etmeyi gaye edinmişti. Hoşgörü sahibi idi. Muhaliflerine bile kat’iyyen düşman nazarı ile bakmazdı. Hakikate muhalif hiçbir menfi harekette bulunmamıştır. Yüzlerce ve binlerce gencin fazilet ve irfanına vesile olmuştur. Bu ağır vazife, genç yaşta saçlarının ağarmasına sebep olmuştur."(6)



Kırkıncı Hoca, “Hayatım- Hatıralarım” adlı anı eserinde risalelerin Hocaefendi üzerindeki etkisine şöyle değiniyor; “Feyz kaynağı olan Risale-i Nurları tahkik ve tetkik ettikten sonra Hocaefendi yepyeni bir hususiyet kazanmış oldu. Risale-i Nur’daki cevherler onun ruhunu alevlendiren bir mürşid-i azam oldu. Risale-i Nur’un rahle-i tedrisinde istidatlarını yoğurdu. Onun düsturlarını kendisine meslek ittihaz etti. Hocaefendi o cevherleri aşk mayası ile yoğurarak gençlerimize verme bahtiyarlığına erişti. Şimdi ise hizmeti bütün dünyanın gözlerini kamaştıracak bir hal aldı. Çağımızda iman ve İslam aksiyonunun müstesna temsilcilerinden biri oldu.”(7)



Kırkıncı Hocaefendi şunları da ifade etmekte: Yıllar sonra annesinin vefatı üzerine Osman Hoca ve Ahmet Şahin’le birlikte taziye için gittik. Üç-dört saat yanında kaldık. Çok güzel sohbetler oldu. Birkaç gün önce bir rüya görmüştüm. Rüyada geniş bir bina, ucu bucağı görünmüyor, zemini de halı gibi döşenmiş. Hoca efendi birden yanımda durdu ve binayı bana anlatmaya başladı.



Dedim: “Buraya gelmeden önce böyle bir rüya gördüm. Tabiri nedir?”



Dedi: “Estağfurullah, siz daha iyi bilirsiniz.”



Ben de “Sizin hizmetinizden çok gelişeceğine işarettir” dedim.



Hocaefendi: “Bu sizin hizmetiniz , sizin , sizin...”diye ağlamaya başladı.



İzmir’de hapisteyken Nazım Gökçek, Necmettin Bey ziyaretine gideceğiz. Gitmeden öncede bir rüya gördüm. Rüyada Cebrail, elinde bir masa saati. Bana “Al bunu Fethullah Hocaya ver.” Ziyaretine gittiğimizde bu rüyayı anlattım. “Hocam, bunu işittikten sonra 10 sene hapiste kalsam hiç aldırmam” dedi.Yüz yetmiş ülkede okul yapmak ne demek?Cebrail’in rüyadaki saati bu işte...



Ben, “Cenabı-ı Hak, Bediüzzaman’ı kendisini anlatmak için yaratmış, Fethullah Hocayı da hizmet için yaratmış.” diyorum. Benim inancım bu...(8)



Kırkıncı Hocanın hizmetlere dair gördüğü iki rüyasını Hocaefendi bir sohbetinde şöyle anlatıyor: “Benim öteden beri hep kendisine saygı duyduğum bir zat. 5–10 yaş benden ilerde olmasının yanı başında aynı zamanda 5–10 sene evvel de Hazret-i Bediüzzaman’ın dünyasına erken uyanmış olması itibarıyla benim saygı hisleri, saygı duygularıma bir o kadar daha saygı ilave ettiren bir insandır. İki sene evveldi, bu müesseselere gelmişti. Bana iki enfes şey anlattı. Bunlardan bir tanesi şuydu: Gözyaşlarıyla, 60 yaşındaki insan hıçkıra hıçkıra anlattı. Az belki ayrı gibi görülebilirdi. Ben görmem de, o da görmez, başkaları görebilirdi. Şafii-Hanefi ayrılığı, Şafii-Maliki ayrılığı içinde biraz da metotta, usulde değişik yollarla aynı hedefe varma ayrılığı gibi bir şey. “Etturuku ilallah bi adedi enfasi halaik” Allah’a giden yollar mahlûkatın solukları sayısınca. İşte bundan nasiplilik içinde mini bir farklılık, bir ayrılık. Tabii bunu neye söylüyorsun. Çünkü “Sizin hizmetiniz” deyip de, başarıları ifade ederken böyle bir insanın o başarıları gözyaşlarıyla ifade etmesi çok manidardır. Dedi ki; “Bu müesseseleri gördüm. Her birisi dünyayı idare edecek büyük saraylar gibi geldi. O saraylarda beni gezdirdiler. Bir yere gelince o saraylarla alakalı insanları, görünce, anladım ki meğer dünyayı idare eden o saraylar bu hizmet ve bu hizmetin arkasındaki insanlarmış” dedi. Ve hıçkıra hıçkıra ağladı. Ve sonra arkasından ayrı bir şey anlattı: “Gördüm ki yine” dedi. “Anadolu seller içinde, seylâplar içinde. O seller binaları önüne katıp bir kütük gibi sürükleyip götürüyor. Ve herkes endişe telaş içinde. O esnada ümitlerin ayakta kalması düşünülemez. Herkes sarsık, belki her vicdanda yeis yaşanıyor. Fakat o esnada nereden çıktığı belli olmadan birden Bediüzzaman belirdi. O selin içinde, sizin yurtlarınızı, pansiyonlarınızı, evlerinizi, kaya gibi kucaklıyor, selin önüne koyuyor ve bir baraj yapıyor. GAP barajı gibi bir baraj yapıyor. Derken sular çekildi. Zararlı olma durumu inkitaa uğradı. Ve faydalı bir baraj haline geldi. Anadolu da seylâpların erozyonundan kurtuldu.” Bunlar iki sene evvel derin duygularla, coşkun heyecanlarla anlatıldı.”



2. M. Sungur, Abdullah Yeğin, Hüsnü Bayram, Bayram Yüksel ağabeylerin imzası bulunan bir yazıdan; “Evrensel bir ufuk turuna doğru gelişen bu hizmet-i külliyede muhterem Hocaefendi kardeşimizin de ilahi lütuf ve mevhibenin bir tecellisi olarak büyük hisse ve nasibi varolduğu açıkça ortada ve herkesçe müsellemdir. Hatta şu hususu ehemmiyetle tebarüz ettirmek isteriz ki; Kendisi, Hizmet-i Kur’aniye ve İslamiye noktasında bu kadar geniş imkâna -maddeten ve manen- sahip olmasına rağmen sırf ahenk-i umumiyi muhafaza ve şirket-i maneviye hukukuna riayeti şiar edindiğinden bizatihi Risalelerin neşrine girmemiş, hakikatte bir vücud-u maneviyenin azaları kabul ettiği Nur kardeşlerinin neşir hizmetlerini kendi hizmeti telakki edip, kamyonlarla Nur Risalelerinin sevkiyle, nurların her tarafta neşriyle, dolayısıyla genç nesillerin imdadına koşmuş ve hazret-i Üstad zamanından beri devam ede gelen hizmetlerin devamını teyit ve takviyede bulunmuştur. Ve ayrıca geniş dairelere müteveccih Türkiye’de ve hariç memleketlerde ihyasına vesile olduğu maarif hizmetleri, neşriyat sahaları ise, bütün ehl-i iman tarafından kemal-i takdirle karşılanmaktadır.”(9)



2-Zübeyir Gündüzalp:Cemal Uşşak bey anlattı; “Hocaefendinin 1995’te Moral FM ve Nesil matbaalarını ziyaretinde M. Emin Birinci ağabey: “Ne kadar biz uyduk o ayrı konu. Zübeyir ağabey; “Hizmetle alakalı meselelerde Fethullah Hocaefendi kardaşımla istişare edin. Onun fikirleri musibtir.’ demişti deyince, Hocaefendi: “Estağfirullah! Zübeyir ağabey iltifat etmiş” dedi.



Hocaefendi Edirne’de vazifeli iken İstanbul’da Zübeyr ağabeyi ziyarete gelirmiş. Şöyle anlatıyor: “Zübeyr abi çok ciddi, sevgisini dışarıya vurmazdı. Yanına gider gelirdim. Bir iki defa da bana nasihat etmişti. Ben çok müstağniyim, param yok, gider cami penceresinde yatarım. Param varsa, gider otelde yatarım. Sonra üstü kapalı bana “kardeşim” dedi “Üstad, Hastalar Risalesinde “gençlik ve sıhhat önemli iki gaflet unsurudur” diyor. Dersane çok önemlidir.” Sonra öğreniyorum ki, Kırkıncı Hocaya da diyor: “Geldiğinde dershanede kalsın.”



Mehmed Kırkıncı Hocaefendi 22. 10. 2003 tarihinde Erzurum’da Kümbet medresesinde bu konuda bize şunları söylemişti: “Zübeyir abi bana dedi ki “Hocaefendiye söyle, İstanbul’a gelip geçerken bana misafir olsun.” Hocayı o kadar sevmişti ki… Onun da (Hocaefendinin) ağabeylere saygısı öyle ki… Bambaşka bir şey canım.”



Cemal Uşşak Bey anlatıyor: “Bir gün Bekir ağabeyin Kığılı Pasajındaki yazıhanesindeydik. Arka odada Zübeyir ağabey de, diğer ağabeyler de vardı. Birisi İzmir’den bir haber getirmiş; “Fethullah hoca Kestanepazarından ayrıldı” demişti. Zübeyir ağabey bunu duyunca dizleri üzerinde doğruldu ve şöyle dedi: “Fethullah Hocaefendi kardeşim fevkalade isabet etmiştir. İnşallah bundan sonra Nur’un izzetine münasip bir tarzda hizmetine devam edecek.”(10)



3-Sungur ağabey: Rahmi Erdem beyin hazırladığı “Beyaz Gölgeler” adlı eserde Sungur ağabey Hocaefendi hakkında şöyle demekte: “Rahmi bey kardeş, bu zaman da hakikat-i Kur’aniye’de saf tutan kardeşlerimizin manevi hüviyetini bendeniz ihatadan acizim. Bilhassa Fethullah Efendi hakkında fikir ve kanaatimi rica ettiniz. Daha önce de “o zatlarla arkadaş olmak, kardeş ve beraber olmak hepimiz için birer mazhariyettir. Bir lütf-u ilahidir. Böyle masum ve yıldız misal zatlarla daima iftihar ederiz. Onlar bizim şeref tacımız” demiştim. Fethullah Hocaefendi, deruhte ettiği hizmet-i Kur’aniye ve İmaniyesi, bir ve beraberlik içinde bulundukları kardeşleri ve arkadaşlarıyla âlemşümul bir hizmeti kucaklayan, gençliğin ve nesillerin imdadına maarifi ilahi ile koşan âli himmet ve kerimüssıfat bir mübarek zattır. Hz.Üstadımız, Kastamonu Lahikasında bir mübarek talebesi için “kalemi gibi kalbi de harikadır.” dediği bu manaya, Hocaefendi ve mübarek kardeşleri de mazhar ve masadak olduğunu gösteriyorlar. Onlar ahirzamanda âlemi ışıklandıracak bu nur-u Kur’anın mübarek, halis hameleleri olarak takdir ve tebrike sezadırlar. Hepimiz ve hep beraber bu nur-u Kur’an ağacının etrafında Rahmet-i ilahiye ile bulunmak nimetine mazhar olmuşuz. Malumunuz böyle hayatlarını İslamiyet’e, milletin saadet ve selametine halisane ve fedakarane bir surette adayanlar o hulus ve vüsat içinde çalışanlar; nihayette Hakkın keremi ile bir millet olarak ebediyet ve beka bulacaklardır inşallah. Belki onlar bunu da gaye yapmadan yalnız rıza-i ilahinin hudutsuz fezasında yol almak emelindedirler. Bu öyle bir nimet ve lütuftur ki Allah onu dilediğine verir.” (11)



Cemal Uşak beyefendi 1996 Eylül ayında bir trafik kazası geçiren Sungur ağabeyi hastanede ziyaretinde, Sungur ağabeyin: “Şimdilerde Hocaefendi ve hizmetine birçokları müspet bakıyorlar. Keşke 20 sene önce de böyle bakabilselerdi, ne iyi olurdu.” dediğini nakletmişti. Yine Cemal beyin nakline göre; “1972’li yıllarda Hocaefendiye izafeten; “Hocaefendiye Hazret-i İsa (AS) diyorlar” diye bazı kimseler serişte ederek Hocaefendiyi suçluyorlar, itham ediyorlar ve camiadan dışlamaya çalışıyorlardı. O yıllarda Sungur ağabey de Mehmed Feyzi ağabeye gidip; “Hocaefendi hakkında bazıları böyle söylüyor. Ne diyorsunuz?”diye soruyor. Mehmed Feyzi ağabey de tebessüm ederek: “Kardeşim olur böyle haller. Bana da söylüyorlar. Etrafımdakiler beni de öyle gördüklerini söylüyorlar. Bunun bir fitne yönü, fesat yönü veya zararlı bir yönü yoktur. Velayet makamlarında tıpkı makam-ı Hızır gibi her bir peygamberin makamı vardır. Makam-ı İsa da vardır. Bir takım zatlar ya İsa meşrep olurlar. Veya makam-ı İsa’ya çıkarlar. O zatları sevenler de, kendi kalp ayinelerinde o zatı ayn-ı İsa gibi görür. Bu, o zatın ya makam-ı İsa’da olduğuna delalet eder. Veya o zatın İsa meşrep olduğuna delalet eder.” diyor.



Kıymetli yazar Cüneyd Suavi Bey 2–11–2001 tarihinde Adapazarı’nda görüştüğümüzde Sungur ağabeyin bir mecliste Hocaefendi için: “Kardeşim, büyük evliyadır” dediğini nakletmişti.



Tempo Dergisine 2006 tarihinde gönderdiği bir mektupta da şöyle demekte: "Öyle bir İslam hadimine ben ne diyebilirim ki. Dünya çapında hizmeti meydanda. Fethullah Gülen Bediüzzaman'ın hizmetini bir nevi devam ettiriyor demektir. Fethullah Hoca'nın bize karşı hiçbir tavrı olmadı ve olmaz da. Ezelden kaynaşan ervaha ayrılık olur mu? Biz İslam ümmetiyiz. Peygamber (A.S.M)'ın manevi evlatlarıyız. Biz birbirimizle iftihar ediyoruz. Birbirimize dua ediyoruz.”



(http://www.gencadam.net//content/view/625/32/)



4-Tahiri Mutlu: Cüneyd Suavi bey, merhum Tahiri ağabeyle Hocaefendi arasındaki münasebeti şöyle anlatmıştı: “Tahiri ağabey vefatında Hizmet vakfı mütevellisindeki yerine Hocaefendiyi vekil bırakmıştı. Hocam, Tahiri ağabey tarafından müthiş seviliyordu.”



Hocaefendi bir sohbetinde Tahiri ağabeyin kendisine verdiği bir hediyeden bahsediyor: “Yazdığı şeylerden Mesnevi-i Nuriye de vardı, bana hatıra vermişti. 80 ihtilalinde birisi benim evimden almış, onları çatıya koymuş, yağmurda çürüdüler, tamir edilir mi diye çok uğraştım, hatıra kendi el yazısı, fakat maalesef.”



5-Hulusi Yahyagil: Üstadın talebelerinden Salih Özcan beyin nakline göre Hulusi ağabey merhum Hocaefendi için:"Bu gence dikkat edin, ilerde istikbal vaat ediyor” demiş. Hocaefendi 1983’de Elazığ’da Hulusi Yahyagil ağabeyi ziyaret ettiğinde Hulusi ağabey Üstadın İktisat risalesinde bahsettiği kerametli baldan bir kaşık teberrüken hocamıza vermiş. Hocaefendi bunu şöyle anlatıyor: “Albay Hulusi Bey'e uğradım 83’de. Yani Üstad vefat ettikten tam 23 sene sonra. Hulusi Abi merhum yine bana bir yemek kaşığı bal verdi, o baldan. Bitmemiş daha”



Hocaefendi bir sohbetinde Hulusi ağabeyle alakalı bir hatırasını şöyle anlatıyor: “Hulusi abinin oğlu vefat etmişti. Biz taziye için orda bulunuyorduk. Bize güzel şeyler anlattı. Ve "Bütün menba-ı varidat benim için bir yönüyle o işin prizması olan Hz. Bediüzzaman’dır. Yani Kur'an nur ışıkları içinde akar gelir ona. Ve bizde ondan aldık onu. Sünnet akar gelir biz ondan aldık." Böyle anlattı.”



6- Bayram Yüksel: 1997’de dar-ı bekaya irtihal eden Bayram ağabeyin teveccühü hakkında Hocaefendi şöyle diyor: “Bayram abi enfes şeyler anlattı bana. “Tamamen bu neşri size devredelim” dedi. Bunlar hep Allah'ın lütfu…”



7- Bekir Berk: İslam Davasının meşhur avukatı merhum Bekir Berk bey ile Hocaefendinin karşılıklı büyük sevgi ve saygıları vardı. Burada buna kısa bir hatıra ile değinelim. Muhammed Nur Sungur beyefendi anlatıyor:1986’da Fethullah Hoca hacca gelmişti. O zaman evimiz vardı,ticaretle uğraşıyorduk. Hac dönüşü Cidde’de hocayı misafir ettik. Tabii o sırada hergün Bekir Berk ağabey gelip gitti.Aralarında karşılıklı olarak müthiş bir muhabbet ve hürmet vardı. Sohbetleri oluyor, eski hatıralarını yâd ediyorlardı. Bir gün Bekir Ağabey ayrılırken Hocaefendinin onun ardından; “Hey kafesteki koca aslan” dediğini hiç unutamam.(12)



8-Ahmed Feyzi Kul: Merhum Cahid Erdoğan anlatıyor: Rahmetli Ahmet Feyzi Kul abi, pek vaiz beğenmezdi. Kendisine ne Tahir Hoca’yı ne de Yaşar Hoca’yı dinletmem mümkün olmadı. Zaten kendisi de alim bir zattı. Hocaefendi’nin İzmir'e gelişinin tahminen üçüncü haftasıydı. Ben vaaza giderken yolda Ahmet Feyzi abi ile karşılaştım. Nereye gittiğimi sorunca vaaza gittiğimi söyledim. “Beraber gidelim” dedim, kabul etmedi. Israr ettim. Beni çok sevindirdi. Çok fazla ısrar edince teklifimi kabul edip geldi. Vaaz bitti, Cuma namazı kılındı, cemaat boşalmaya başladı. Ben de malzemeleri toparlıyorum. Baktım, Hocaefendi oturuyor, Ahmet Feyzi abi de birkaç saf arkada oturuyor. Hocaefendi yerinden doğrulunca o da ayağa fırladı ve koşup Hocaefendi’yle musafaha ettiler. Aralarında neler konuştular bilmiyorum; fakat bildiğim bir şey varsa Ahmet Feyzi abinin bu vaaza gelişinden gayet memnun olmasıydı. Çünkü biraz sonra yanıma gelip, "Sen haklıymışsın, bu diğerlerine benzemiyor" demişti. Bu cümleyi vaaza gelmeden evvel ben ona söylemiştim ve şimdi o da aynı kanaati benimle paylaşmış oluyordu..(13)



8-Abdülkadir Badıllı: “Bu makamda hak adına ve bitarafane bir muvazene ile şöyle diyebilirim ki; Fethullah hocanın vasıtasıyla iman ve hidayete ermiş, İslamiyet nuruyla ahlâklarını düzeltmiş binlerle insan vardır. Bunun yanında hocanın şahsî kemalatı, tevazu’u, edep ve ubudiyeti de çok yüksek mertebelerdedir. Bu hakikat muvacehesinde Fethullah Hoca, en az bin Muşlu Molla kadar İslâma hizmet etmiş, eserleri de meydandadır, her ne ise..”(14)



9-Abdullah Yeğin Ağabey: Abdullah Yeğin, Fethullah Gülen Hocaefendi ile eskiden tanışmaktadır: “Üstad’ın talebeleri Hizmet Vakfı’nın mütevelli heyetine aza oldular. Tahiri Ağabey vefatına yakın bir zamanda ‘ben mütevelli heyetini bırakıyorum. Fethullah Hoca var, ben yerime onu tayin edeceğim.’ dedi. Vakfın tüzüğüne göre üç kişi tayin edilir, mütevelli heyeti de onlardan birini seçerdi. Tahiri Ağabey istifa edince Fethullah Hoca seçildi. Eskiden de tanırdım ben Fethullah Hoca’yı. Hatta ziyaretine gittik Edirne’de, İzmir’de… Ben Adana’da iken yanımıza gelmişliği vardı. Epey bir zamandır görüşmedik fakat onun da gayesi İslamiyet’tir, başka bir şey değil.”(15)



KAYNAKLAR



1-Aksiyon Sayı–37



2-Gönül Damlaları:231-Mehmed Kırkıncı-Timaş Yayınları



3-Gönül Damlaları-sf:201



4-Gönül Damlaları:231–232



5-Artı Haber – sayı 1, sf.19



6- Aksiyon-Sayı:412



7-Hayatım- Hatıralarım-sf:96- Zafer Yayınları- İst-2004



8- Nur’un Büyük Kumandanı-İhsan Atasoy-s:118-119-Nesil Yayınları-İst-2006



9-Özel dosyamızda mevcuttur.



10- Nur’un Büyük Kumandanı-İhsan Atasoy-s:379-380-Nesil Yayınları-İst-2006



11-Beyaz Gölgeler-sf:204–205-Timaş Yayınları



12-Hayatını Davasına Adayan Adam- İhsan Atasoy-s:227-228-Nesil Yayınları-İst-2006



13-http://tr.fgulen.com/a.page/basindan/dosyalar/a14934.html



14-http://www.ittihad.com.tr/ifhamname.htm



15- Aksiyon-Sayı:588



16- Hocaefendinin muhtelif sohbetleri

Uveys El Konevi
26.10.2006, 13:36
ÜMMETİN KANAYAN YARASI

TEFRİKA VE TAASSUB
:lac[1]:

- Sen kimlerdensin?
- Ben A grubundanım.
- Ha şu A’cılar mı? Allah affetsin onları, tutturmuşlar bir yol gidip duruyorlar.
- Sen kimlerdensin ya?
- Ben B’lerdenim.
- Asıl siz yanlış yoldasınız, sizin gittiğiniz yol tamamen yanlış.
- Bu kadar insanı doğru yola hangi grup çevirdi sanıyorsun.
- Bi defa siz temelden bozuksunuz, asıl bizimkiler binlerce insanın imanına vesile oldu.
- Hadi canım... Ben sizi nazar-ı itibara bile almıyorum. Birinin arkasına bağlanmışsınız, onu takip edip duruyorsunuz. O da nereye gittiğini bilmeden sağa sola gidiyor işte.
- Ya sizin büyükleriniz, onlar vazifelerini yapıyorlar mı? Niye şöyle yapmadılar da böyle yaptılar. Sizi Allah’a havale ediyorum, sizin yüzünüzden bizim çalışmalarımız da lekeleniyor.
...
- Şu bizim komşu var ya C’lerdenmiş. Keşke bizim gibi D olsaydı da yanlış yola sapmasaydı.
- Bu zamanda doğru düzgün kalan tek biz E’leriz. E’den başkaları hep yanlış yollara girip çıktılar. Adamların amacı başka... Ticarethaneye çevirdiler işi... Para derdine düştüler galiba...
- Asıl tek düzgün F’ler var artık. Siz de doğru yoldan saptınız. Bırak bana hikaye okumayı şimdi..
...

Adeta bir komedi tiyatrosundaki konuşmalar gibi değil mi? Herkes birbirine düşman kesilmiş, rekabet edercesine birbirlerinin hatalarını sayıp dökmekteler.

O diyor “Benimki”, bu diyor “Benimki”...Sanki hepsinin amacı farklıymış gibi. Yolda birbirlerini görseler farklı gruptan diye selam vermeye çekinenler bile var. İşi daha da ileriye götürenler bile varmış dahası... Bir arkadaşım anlatmıştı; kasabanın camisinde farklı gruplar birbirlerini gördüler mi gerisingeri gidiyorlarmış. Aynı safta namaz kılmayı bile tehlikeli buluyorlarmış kendilerince...

Ama işin bir boyutu var ki ciğerimizi yakıyor. Bu insanların hepsi Müslüman olduklarını söylüyorlar. Peki o zaman bu düşmanlık, bu rekabet, bu ayrımcılık niçin? Ortada her şeyden habersiz binlerce insan sizden yararlanmayı beklerken siz nasıl oluyor da rekabete giriyorsunuz. İnsanları nasiplendirmeyi bırakıp birbirinizi karalamaya kadar götürüyorsunuz işi...Çok acı...Birbirinize sahip çıkmanız, destek olmanız, kusurlarınız varsa örtmeniz gerekirken asıl düşmanınız olan şeytani akımlara fırsat veriyorsunuz.

Allah(cc) Kur’an’da bakın bu konu hakkında ne buyuruyor:
“Hep birlikte Allah’ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun (bu) nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.”(Ali İmran 103)

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki rahmete eresiniz.”(Hucurat 10)

“Müminlerin kalplerini birbirlerine O ısındırdı. Yoksa yeryüzünde ne varsa sen hepsini harcasaydın yine de onların kalblerini (böylesine) ısındıramazdın. Lâkin Allah, kalplerini kaynaştırdı. Muhakkak ki, O azizdir, hakimdir.” (Kasas 63)

“Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlayarak savaşanları sever.”(Saf 4)

Kendimize gelelim. Basit mevzular için müminlerin arasında tefrika çıkarmayalım. Allah’ın buyruğunun aksine hareket etmeyelim. Özellikle şeytani akımların insanları etkisi altına aldığı bu zamanlarda. Hariçte düşman varsa dahildeki düşmanlıklar bile unutulurken bize ne olmuş ki Rabbimiz’in kardeş ilan ettiği kimselere düşmanca davranışlar sergiliyoruz. Böyle yapanlara Allah’ın mutlak adalet sahibi olduğunu, bu yaptıklarının ruz-i mahşerde karşılıksız kalmayacağını hatırlatıyorum.

Muhakkak ki her insanın fıtratına uygun, yeteneklerini geliştiren, kendini yetiştiren bir yolu vardır. Ama bu yol başka hak yolların olmadığı anlamına gelmediği gibi müminler arasında ayrımcılık çıkarmak için değil aksine bir iş bölümü için vardır. Şüphesiz her insanın yapısı farklı olduğundan bir grubu kendine yakın hissedebilir. Ancak bunu taassubvari bir şekilde yani körü körüne; inatla, başkalarını batıl olmakla suçlayarak, onların mesleğini hakir görerek yaparsa o dem Şeytan’ın istediğini yerine getirmiş olur.

Bu konuda Bediüzzaman Hazretleri mü’minlere çok önemli uyarılarda bulunmaktadır:
“Hem ihlas ve hakperestlik ise, Müslümanların nereden ve kimden olursa olsun istifadelerine taraftar olmaktır. Yoksa benden ders alıp sevap kazansınlar düşüncesi nefsin ve enaniyetin bir hilesidir.”(Hizmet Rehberi-Envar Neşriyat)

“-Harici düşmanların zuhur ve tehacümünde dahili adavetleri unutmak ve bırakmak- olan bir maslahat-ı içtimaiyeyi en bedevi kavimler dahi takdir edip yaptıkları halde, şu Cemaat-i İslamiyye’ye hizmet dava edenlere ne olmuş ki; birbiri arkasında tehacüm vaziyetini alan hadsiz düşmanlar varken, cüz’i adavetleri unutmayıp, düşmanların hücumuna zemin izhar ediyorlar. Şu hal bir sukuttur, bir vahşettir. Hayat-ı İçtimaiye-i İslamiyeye bir hıyanettir.”(a.g.e)

Aklımızı bir an evvel başımıza toplayalım. Yoksa çok büyük felaketlerle karşılaşmamız an meselesidir. Çünkü yıkıcı unsurlar her daim bir olup bize saldırmaktalar, bizse mü’minler olarak onlara karşı el ele verip mukaddes değerlerimizi korumaya mecburuz. Memleketin, vatanın geleceği bilinçli insanların birlik ve beraberliğiyle kurtulacaktır.
Geçmişte yaptığımız savaşları ve İstiklal Savaşı'nı da böyle bir birlik beraberlik şuuru içinde kazanmadık mı? Şimdi de fikri bir İstiklal mücadelesinin içindeyiz.

Bu; “ÜMMETİN İMANINI ŞEYTANİ AKIMLARIN ELİNDEN KURTARMA” mücadelesidir. Bu mücadelede tefrikaya düşen kaybedecektir. Kaybeden tarafın biz olmasını istemiyorsak bir an evvel eski dargınlıkları unutup kardeşlik bağlarımızı tekrar kuvvetlendirerek el ele vermeliyiz. Memleketimiz yanıyor, İslam alemi yanıyor. Her tarafta İmansızlık,İslamsızlık cereyanları baş göstermiş.Bu durumda bu yangını söndürmeyi bırakıp birbirimizle itişip kakışmak ne kadar ahmakçadır.Yuvamız yanarken, yangını söndürmeye gelen aile erkanları birbirlerine diyebilirler mi ki "sen çekil ben söndürecem"...Bırakın herkes bu yangına bir kova su döksün.Sen de dök, sen de dök, öbürü de gelsin...Yeter ki yıllardır bizi cehenneme sürükleyen şu yangın sönsün artık...Ne olur ey Mü'minlere hizmet dava edenler söndürün şu yangını artık! :cray:

Unutmayalım ki bu demde yaptığımız en küçük nefsani ayrımcılık bile mizanın hassas ölçeğinde karşımıza çıkacaktır. Herkesi bu bilinçle hareket etmeye davet ediyorum. Haydi kucaklaşsın hakperest gönüller ve bitsin vicdanları sızlatan ayrılıklar...

Bakın Üstadım Bediüzzaman (r.a.) ne diyor:
"Bana, "Sen şuna buna niçin sataştın?" diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müdhiş bir yangın var. Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, îmanım tutuşmuş yanıyor. O yangını söndürmeğe, îmanımı kurtarmağa koşuyorum. Yolda biri beni kösteklemek istemiş de ayağım ona çarpmış. Ne ehemmiyeti var? O müdhiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi? Dar düşünceler! Dar görüşler!"

Ebû Hüreyre (ra)’den:
Demiştir ki, Resûlullah (sav) Hazretleri şöyle buyurdu: Birbirinize hased etmeyiniz. Alış verişte birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize buğz etmeyiniz. Birbirinize dargın durmayınız. Birbirinizin pazarlığı bitmiş alış verişini bozmayınız. Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz. Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez. (İmdad ve nusret deminde) onu kendi hâline bırakmaz. Ona yalan söyleyip aldatmaz. Ona hor bakmaz. (üç kere sadr-ı şerifine işaret buyurarak) Takvâ işte buradadır. Bir kimse müslüman kardeşine hor baktı mı, işte şerrin bu kadarı ona yeter (artar bile). Müslümanın her şeyi; canı, malı, ırzı müslümana haramdır. (Bu hadis-i şerifi, Müslim rivâyet etmiştir.)

Kalbinize iyi bakın, sağlıcakla kalın...:hug[1]: :friends: :shake2[1]:

servari
29.10.2006, 21:34
21. Lema İhlas risalesi
sayfa 159

"Madem ihlâsta mezkûr hassalar gibi çok nurlar var ve çok kuvvetler var. Ve madem bu müthiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid'alar, dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş. Elbette, herkesten ziyade, bütün kuvvetimizle ihlâsı kazanmaya mecbur ve mükellefiz."

21.Lema İhlas Risalesi
sayfa 160 İkinci Düsturunuz

"Bu hizmet-i Kur'âniyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek ve onların üstünde faziletfuruşluk nev'inden gıpta damarını tahrik etmemektir.


başka söze gerek yok.......

servari
29.10.2006, 21:37
21. Lema İhlas risalesi
sayfa 159

"Madem ihlâsta mezkûr hassalar gibi çok nurlar var ve çok kuvvetler var. Ve madem bu müthiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde ve şiddetli tazyikat karşısında ve savletli bid'alar, dalâletler içerisinde bizler gayet az ve zayıf ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde, gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş. Elbette, herkesten ziyade, bütün kuvvetimizle ihlâsı kazanmaya mecbur ve mükellefiz."

21.Lema İhlas Risalesi
sayfa 160 İkinci Düsturunuz

"Bu hizmet-i Kur'âniyede bulunan kardeşlerinizi tenkit etmemek ve onların üstünde faziletfuruşluk nev'inden gıpta damarını tahrik etmemektir.


başka söze gerek yok.......

raptor252
30.10.2006, 22:03
Bence Asil Önemlİ Olan Hocaefendİnİn Üstadin Varİsİ Olup OlmadiĞindan Çok .Üstadla Hocaefendİnİn Ahİrzamanda Üstlendİklerİ Vazİfelerdİr.Üstad Da Hocaefendİ De Verdİklerİ MÜcadelelerde Hep Ayni Şeyİn SavaŞini VermİŞlerdİr Neye KarŞi KÜfre Ve KÜfÜr Yobazlarina KarŞi. Aynen Peygamber Efendİmİz(s.a.v) Gİbİ Ayni Yoldan GİtmİŞlerdİr.Öyleyse İkİsİde Bence Efendİmİzİn Bulunduklari Asirlarda Bİrer Manevİ ElÇİsİdİr.Üstad 'ben Çok BaĞiriyorum Zİra Yİrmİncİ Asrin Mİnaresİnİn BaŞindayim Dİyor'.
Evet DoĞrudur Asrin MÜceddİdİdİr Hocaefendİde 21.asrin Mİnaresİnde DurmuŞtur.ve Bu Asrin Manevİ Sahİbİde Odur KardeŞler.:)

rahiban
31.10.2006, 00:36
çok güzel cevaplar verilmiş. Üstadımızın milyonlarca varisi var diye. Esasında temsil ettği hakikatleri göz önüne alırsak tebliğ ve irşatla uğraşan ve iman kurtarmayı kendine dert edinmiş bütün müslümanlar üstadımızın varisi. tabi hoca Efendimizde varislerin bir kısmının öncüsü ve yeride ayrı tabiki

SaLtan
31.10.2006, 10:02
Fethullah Gülen Hocaefendi Nurtalebesimisiniz sorusuna şöyle bir yanıt veriyor..
Kendinizi Bediüzzaman'ın öğrencisi (talebesi) olarak mı, yoksa Bediüzzaman'dan etkilenen bir alim - aydın olarak mı görüyorsunuz?

Bir tevazu gösterisi olarak değil, fakat kalbimin ve ruhumun bir sesi olarak ifade etmem gerekirse, kendimi, bazılarının mutlaka insanları bir yere koymak için yaptıkları sınıflama çerçevesi içinde ne bir "aydın-alim" olarak gördüm, ne de daha başka bir ad, ünvan veya fonksiyonun sahibi olarak telakki ettim.

Esasen bu türden değerlendirmeler, insanı her şeyden önce kalbi, ruhu, duyguları ve daha iç fakülteleriyle sarıp sarmalayan ve bir tatma, yaşama, tecrübe etme meselesi olan İslam'ı, dini, ana özelliği gereği daha çok görüntüleriyle ele alan ve ilahi bir vahiy olmaktan çok, insan ürünü bir sistem olarak gören modern sosyolojik kalıplara dayanmaktadır. Evet, kendimi herhangi bir ad, ünvan ve fonksiyonun insanı olarak görmediğim gibi, Bediüzzaman'a talebe olabilmeyi, o şerefi elde edebilmeyi cana minnet bildiğimi de arzetmek isterim.

Bediüzzaman, benim değerlendirip kabul etmem bir mana ifade edecekse, çağın en büyük mütefekkiri, İslam'ın ve insanlığın dertleriyle muzdarip çilekeş bir aksiyon insanı, hayatını gayesine adamış bir ilim, mana, iffet, istiğna ve hizmet kahramanıdır.

Fikirleri, hizmet metodu, yaşayışı, hemen herkes gibi, beni de derinden etkilemiştir. Bu etkilenme içinde, dinime ve milletime yararlı bir şeyler ortaya koyabilme niyet ve gayreti dışında bir sermayemin olduğunu söyleyemem.

Eğer zat-ı aliniz veya daha başkaları bunu Bediüzzaman'a talebe olmak gibi çok yüksek bir paye ile ifade edecekseniz, bunu sadece bir hüsn-ü zannın verdiği en büyük bir makam olarak kabul ederim.....

faruk
31.10.2006, 13:43
Bediüzzaman gibi düşünenler miras davası gütmezler...
Ama küçük düşünenler post kavgasına girişerek rant elde etmeye çalışırlar...

rahiban
01.11.2006, 15:25
faruk kardeş çpk hoş bir cvp

Uveys El Konevi
01.11.2006, 21:08
Bediüzzaman gibi düşünenler miras davası gütmezler...
Ama küçük düşünenler post kavgasına girişerek rant elde etmeye çalışırlar...

Ne diyim kardeş bu cümle herşeyi anlatıyor....Helal olsun...:good[1]:

XaberDar
03.11.2006, 02:35
Arkadaşlar Bediüzzaman hazretleri ile Süleyman Hilmi Tunahan(K.S) Hazretleri arasındaki dostluk hakkında bana bilgi verebilir misiniz?
(İkisi arasında kuvvetli manevi bir dostluk olduğunu biliyorum sadece)
Teşekkürler... . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .

meyve
15.12.2006, 21:40
Bir Nur talebesini harekete geçiren Aşk-ı islamiye ve hamiyet-i diniye olmalı. Bu zamanda ise o muharrik Risale-i Nurlardır. Bundan başka bir muharrik gücü kabul etmiyoruz ve edemiyoruz. Kimse kusura bakmasın. Ancak geleneksel olan şahsa dayalı hizmetler halen tarikat adı altında devam etmektedir. Bu bir kusur değil,ancak asrımzın metodu değildir.zaman tarikat zamanı değil,hakikat zamanı,imanı kurtarmak zamanı diyen Üstadımızdır. Bir takım Hocalar ve ağabeyler Risale-i Nura talebe olduklarında "TALEBELİKTEN" ileri bu Hoca ve ağabeylerin hangi özellikleri var! Bu zamanda bir şahıs yüz dahi derecesinde olsa da yine mağluptur diyen de Üstad. Şimdi geleneksel şahsa dayalı ve şahıslarla harekete geçme zamanı geçtiğine göre halen şahısları nazara vermek ve onları Risale-i Nurların üzerinde tartışılmaz ve kusursuz addetmek Risale-i Nur hakikatleri ile tevfik edilemez kanaatindeyiz.Böyle düşüneneler yani şahıslara haddinden fazla hüsn-ü zan verenler Risale-i Nurlara muhatap olsalar bile metod olarak şahsa dayalı tarikat metodu ile hizmet ediyor demektir.

Biz diyoruz ki bizim harekete geçişimizi kitaplar-Risaleler- sağlar ve istişari meşveret prensiplerimize bağlıyız. Bunun dışındaki şahıslara Risale-i Nurların üzerinde verilmeyen makamlar ve zanlar vermiyoruz. Üstadımızın yaşayan talebeleri bizim çok değer verdiğimiz ağabeylerimizdir ve Üsdadımızın bizlere yadigarıdır.Onları incitenin önünde ilk bizler dururuz. Yalnız Risale-i Nurlar sadece ağabeylerin izah ve şerhleri ile sınırlı kalmamalı. Kuvvetli bir şahs-ı manevi içersindeki havuz hepimize yetmeli ve herkes bu havuzda erimeli.Hocalar da ağabeyler de bizlerde.Biliyorsunuz suyun içinde bütün zerreler H2O olarak bulunur.Kimse kimseye tahakküm yapamaz. Ağabeyleri ve hocaları kullanarak bazıları burada tahakküm kurmaya kalkışıyorsa çok hata yapıyor düşüncesindeyim.

gumus_Tesbih
15.12.2006, 21:56
Arkadaşlar Bediüzzaman hazretleri ile Süleyman Hilmi Tunahan(K.S) Hazretleri arasındaki dostluk hakkında bana bilgi verebilir misiniz?
(İkisi arasında kuvvetli manevi bir dostluk olduğunu biliyorum sadece)
Teşekkürler... . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .


Süleyman Hilmi Tunahan'nın yakın talebelerinden muhterem Mehmed Emre hocaefendi anlatıyor: “Sivrihisar’da vazifeye başladığım sırada ziyaretime gelen Emirdağ Müftüsü Mehmet Oral’a iade-i ziyarette bulunmak üzere Emirdağ’a gitmiştim. Bahsi geçen zat beni birkaç gün misafir etti.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin bu ilçede bulunduğunu öğrenince Kur’an Kursu öğreticisi Hafız İbrahim ile birlikte üstadı ziyarete gittik.Bu muhterem zatın ikamet ettiği ev, Kur’an Kursu’nun tam karşısındaydı.Sokak kapısından içeri girince elle yazılmış bir kağıdın kapısının arkasına raptedildiğini gördüm. Ve merak saikasıyla yaklaşıp okudum.

Üstadın ifadesiyle kaleme alınmış bulunan yazıda şöyle deniyordu: “Ben yaşlı ve hasta bir Said’im. Beni ziyaret etmek isteyenler kitaplarımı okusunlar.Böylece daha çok istifade ederler.”

Üstad Hazretlerinin hizmetinde bulunan Zübeyr Abi , bizi görünce aşağı indi ve maksadımızı öğrenince kapının arasındaki kağıdı gösterdi. Ben “O yazıyı siz gelmeden önce okudum. Buna rağmen ziyaret etmek istiyorum. Kabul etmezlerse geri gideriz” dedim. Yukarıya gidip geldi ve üstadın huzuruna kabul edileceğimizi haber verdi, sevindim.

Odadan içeri girdiğimizde üstad,oturmakta bulunduğu karyolanın üzerinde iki dizi üzerine gelerek boynuma sarıldı. Ben de elini öpüp oturdum. Said Nursi hazretleri kendine mahsus şivesiyle ;
“Müftü deyince yaşlı,ihtiyar bir kimse tasavvur ediyordum. Sen gençmişsin. Kimde okudun?” dedi. Ben: “Süleyman efendi hazretlerinde” cevabını verdim. Bunun üzerine; Üstad, “Ben kendini görmemişem. Fakat manen tanırım. Ulema-i su İslam dininin şerefini ayak altına düşürdüler. Fakat o bunu minarenin şerefesi gibi yükseltti. Onu ve talebelerini okuduğum evradın sevabına ortak kılıyorum.” dedi.

Pırıl pırıl parlayan gözleri,zekasındaki fevkaladeliği yansıtmaktaydı. Bakışlarındaki maveralara uzanan bir ruh hasleti müşahede olunuyordu. Kemalatını aynelyakin müşahede ederek yarım saat kadar huzurunda bulunduktan sonra duasını ve müsaadesini talep ederek ayrıldım.”

(Mehmed Emre-Hatıralarım.s:55-56-Erhan yay.)

Bediüzzaman’ın talebelerinden Mustafa Sungur şöyle bir hatıra nakletmektedir:

“16 Eylül 1959 tarihiydi. Bediüzzaman Hazretleri aniden şiddetle rahatsız oldu. Bu rahatsızlığı üç gün devam etti. Gazete okumadığından ve radyo dinlemediğinden hâl-i âlemden haberi yoktu. Üç gün sonra İstanbul’dan Rüşdü Bey isimli talebesi geldi. Onu görünce hemen ahvâl-i âlemden ve İstanbul’da ne olup bittiğinden sordu. O da “Üstadım, Süleyman Efendi vefat etti” deyince, üstad birden kalkarak “Kardeşim, Şeyh Süleyman mı? Şeyh Süleyman mı?” diyerek dikkatle sordu. “Evet üstadım, Şeyh Süleyman” deyince Bediüzzaman şöyle dedi: “Kardeşim ne zaman vefat etti?” Bu soruya verilen cevap bizi daha da hayrete düşürmüştü. Zira tam vefat ettiği saat Bediüzzaman hastalanmış ve bu manevi elemi hissetmişti. Bediüzzaman, devamla
“Kardeşim, Allah rahmet eylesin, Allah rahmet eylesin, mübarek veli bir zattı, mühim hizmetler ifa etti. Allah rahmet eylesin.”

(Prof.Ahmed Akgündüz-Arşiv belgeleri ışığında Süleyman Hilmi Tunahan-Osav yay.)

Süleyman Hilmi Tunahan'nın bendelerinden Arif Hikmet Köklü beyefendi 14.09.2001'de şu enteresan hatırayı anlatmışlardır;
"Bazı kimseler Bediüzzaman Said Nursi aleyhinde neşriyatta bulunuyorlardı.Onların tesirinde kalarak Süleyman Hilmi Tunahan'nın Said Nursi'yi nasıl bileceğiz?" diye sordum. "Bu Bediüzzaman hazretleri Türkiye'de en sevdiğim zattır" dediler.Yanından bir zat çıkıyordu,onu kast ederek "Siz gelmeden önce bir zat gelmişti. Said Nursi hazretlerinin yanından gelmiş ve sohbetinde bulunmuş. Sohbette bizim bahsimiz olmuş.Ayağa kalkarak: "Ne kadar sevap kazanmışsam yarısını Süleyman Hilmi Tunahan'a veriyorum" dediğini bize nakletti. Biz de o zata dedik:"Biz de bu güne kadar sevap ve hayır namına ne kazandı isek hepsini Said Nursi hazretlerine hediye ediyoruz. Bunu kendisine bildirirsiniz."

...Yine Arif beyin nakline göre Süleyman efendi şöyle buyurmuş: "Said Nursi'ye makamını bizzat Resulullah vermiştir.En yüksek dereceye çıkmıştır.Hz.Allah'ın ilham ettiği şekilde yazacak,onun hizmeti de öyle..."

...Halen Hollanda'da bulunan Abdullah Tekin hocaefendi de şöyle bir hatıra naklediyorlar: "Risale-i nurları okumakla birlikte çeşitli hocaefendilerimizden dersler de alıyorduk. Hacı Süleyman efendi hazretlerinden de uzun zaman ders aldık. Merhum bizim nurlarla irtibatımızı biliyordu.Bir gün yakın talebelerine; "Bediüzzaman Hazretlerinin talebeleriyle aranızda zerre miktar bir ihtilaf çıkarırsanız huzur-u ilahide iki elim yakanızdadır...Abdullah evladımız iki yerden feyiz alıyor.Bediüzzaman hazretleri o vazife ile tavzif edilmiş, biz de bu vazife ile tavzif edilmişiz." buyurdu.

islamveinsan
16.12.2006, 23:49
Yalnız Risale-i Nurlar sadece ağabeylerin izah ve şerhleri ile sınırlı kalmamalı. Kuvvetli bir şahs-ı manevi içersindeki havuz hepimize yetmeli ve herkes bu havuzda erimeli.Hocalar da ağabeyler de bizlerde.Biliyorsunuz suyun içinde bütün zerreler H2O olarak bulunur.Kimse kimseye tahakküm yapamaz.

Risale i nurlar madem şerh ve izaha muhtaç değil yada okuyan muhtaç değil niçin dersaneler var ?
Niçin dersanelerde vakıflar var...?
Hem abilerin şerh ve izahları yetersiz ise neden kitapçılardan alınan risaleler sadece evlerde okunmuyor ?
Kapatın bütün dersaneleri isteyen kitapçıdan alsın okusun...

Hem sadece abilere bırakılmayan şerh ve izah başka nelere gereksinim duyar ? Nerden ve kimden ders alınır ?

Suyun formülü H2O oldugunu herkez bildigi halde niye kimse evinde yapmaz ?

Hem Kur'an ın hem Hadis in niye şerhleri var ?
İmam ı birgivinin niye şerh i var ve şerh edilmliş?
Mesnevinin şerhinin lüzumu ne ?

Kur'an ve Hadis in şerhleri varken ve olmalıyken ve tefsirlere sahip çıkılırken risalenin şerhine niçin karşı çıkılır ?
Risale i nur kutsallığını nerden almış...?
bütün bu zihniyetin temelinde risale i nur anlaşılmasın gayreti mi vardır ?
Risale i Nur şerh ve izah edilmelidir...
İzah edilmez ise anlaşılmayan ama elden düşmeyen bir kitap olarak kalacaktır..
Anlaşılsın diye şerh edilmelidir, sadeleştirilmemelidir....
Yoksa 20 çeşit sözüm ona "nurcular" çıkar meydana...

Kimi baş-örtüsü der kimi çarşaf kimi baş açıklığını savunurda delil olarak ta aynı kitabın adresini verir...

Allah ın izni ile istemesenizde/istemeselerde şerh başlamıştır...
Şerhler ve izahlar yapılmaktadır...
Tv kanallarında gazetelerde dergilerde internet sitelerinde Üstad ı küfür ile itham edenler kafir ile dost olmayi diyalog u ve hoş görüyü üstad a mal edenlere tokatlar gelmeye başlamıştır...

Diyalog un mimarı Üstad değilidir...
belki anti diyalog un mimarlarından biri dir Üstad..
inş... Yeni bir konu ile izah edilecektir...

Selametle...

SaLtan
17.12.2006, 14:14
Risale i nurlar madem şerh ve izaha muhtaç değil yada okuyan muhtaç değil niçin dersaneler var ?
Niçin dersanelerde vakıflar var...?
Hem abilerin şerh ve izahları yetersiz ise neden kitapçılardan alınan risaleler sadece evlerde okunmuyor ?
Kapatın bütün dersaneleri isteyen kitapçıdan alsın okusun...

Hem sadece abilere bırakılmayan şerh ve izah başka nelere gereksinim duyar ? Nerden ve kimden ders alınır ?

Suyun formülü H2O oldugunu herkez bildigi halde niye kimse evinde yapmaz ?

Hem Kur'an ın hem Hadis in niye şerhleri var ?
İmam ı birgivinin niye şerh i var ve şerh edilmliş?
Mesnevinin şerhinin lüzumu ne ?

Kur'an ve Hadis in şerhleri varken ve olmalıyken ve tefsirlere sahip çıkılırken risalenin şerhine niçin karşı çıkılır ?
Risale i nur kutsallığını nerden almış...?
bütün bu zihniyetin temelinde risale i nur anlaşılmasın gayreti mi vardır ?
Risale i Nur şerh ve izah edilmelidir...
İzah edilmez ise anlaşılmayan ama elden düşmeyen bir kitap olarak kalacaktır..
Anlaşılsın diye şerh edilmelidir, sadeleştirilmemelidir....
Yoksa 20 çeşit sözüm ona "nurcular" çıkar meydana...

Kimi baş-örtüsü der kimi çarşaf kimi baş açıklığını savunurda delil olarak ta aynı kitabın adresini verir...

Allah ın izni ile istemesenizde/istemeselerde şerh başlamıştır...
Şerhler ve izahlar yapılmaktadır...
Tv kanallarında gazetelerde dergilerde internet sitelerinde Üstad ı küfür ile itham edenler kafir ile dost olmayi diyalog u ve hoş görüyü üstad a mal edenlere tokatlar gelmeye başlamıştır...

Diyalog un mimarı Üstad değilidir...
belki anti diyalog un mimarlarından biri dir Üstad..
inş... Yeni bir konu ile izah edilecektir...

Selametle...





beğenmediğin diyalog sayesinde risale-i nurlar dünyanın her ülkesinde okunuyor. her nur cemaati mensubu iyi bilirki risalei nurları anlatmak görevlerinin aslilerindendir. bu gün bütün dünya alimleri risallerin karşısında hayran kalıyor. suudi arabsitanda, cezayirde, fasta şurda burda risale bestseller..

SaLtan
17.12.2006, 14:25
Bir Nur talebesini harekete geçiren Aşk-ı islamiye ve hamiyet-i diniye olmalı. Bu zamanda ise o muharrik Risale-i Nurlardır. Bundan başka bir muharrik gücü kabul etmiyoruz ve edemiyoruz. Kimse kusura bakmasın. Ancak geleneksel olan şahsa dayalı hizmetler halen tarikat adı altında devam etmektedir. Bu bir kusur değil,ancak asrımzın metodu değildir.zaman tarikat zamanı değil,hakikat zamanı,imanı kurtarmak zamanı diyen Üstadımızdır. Bir takım Hocalar ve ağabeyler Risale-i Nura talebe olduklarında "TALEBELİKTEN" ileri bu Hoca ve ağabeylerin hangi özellikleri var! Bu zamanda bir şahıs yüz dahi derecesinde olsa da yine mağluptur diyen de Üstad. Şimdi geleneksel şahsa dayalı ve şahıslarla harekete geçme zamanı geçtiğine göre halen şahısları nazara vermek ve onları Risale-i Nurların üzerinde tartışılmaz ve kusursuz addetmek Risale-i Nur hakikatleri ile tevfik edilemez kanaatindeyiz.Böyle düşüneneler yani şahıslara haddinden fazla hüsn-ü zan verenler Risale-i Nurlara muhatap olsalar bile metod olarak şahsa dayalı tarikat metodu ile hizmet ediyor demektir.

Biz diyoruz ki bizim harekete geçişimizi kitaplar-Risaleler- sağlar ve istişari meşveret prensiplerimize bağlıyız. Bunun dışındaki şahıslara Risale-i Nurların üzerinde verilmeyen makamlar ve zanlar vermiyoruz. Üstadımızın yaşayan talebeleri bizim çok değer verdiğimiz ağabeylerimizdir ve Üsdadımızın bizlere yadigarıdır.Onları incitenin önünde ilk bizler dururuz. Yalnız Risale-i Nurlar sadece ağabeylerin izah ve şerhleri ile sınırlı kalmamalı. Kuvvetli bir şahs-ı manevi içersindeki havuz hepimize yetmeli ve herkes bu havuzda erimeli.Hocalar da ağabeyler de bizlerde.Biliyorsunuz suyun içinde bütün zerreler H2O olarak bulunur.Kimse kimseye tahakküm yapamaz. Ağabeyleri ve hocaları kullanarak bazıları burada tahakküm kurmaya kalkışıyorsa çok hata yapıyor düşüncesindeyim.

helal kardeşim. ağzın, yüreğin dert görmesin. ben risaleinur okumadım. aslında okuyacak dingin ve rahat bir zemin arıyorum. fakat arkadaşlar anlatıolar. anlattıkça onlar yeni şeyler keşfediyorum (!)

daha bu gün bir arkadaş 'bir şey bütün bütün elde edilemiyorsa, bütün bütünde terkedilmez' sözünü söyledi, bu söz karşısında hayran oldum. gercekten risaleler derin sırlar barındırıyor. ömür bile yetmiyebiliyor tam anlamıyla sırları keşfetmek ve anlamak..

Bedrin_Aslanı
17.12.2006, 14:50
beğenmediğin diyalog sayesinde risale-i nurlar dünyanın her ülkesinde okunuyor. her nur cemaati mensubu iyi bilirki risalei nurları anlatmak görevlerinin aslilerindendir. bu gün bütün dünya alimleri risallerin karşısında hayran kalıyor. suudi arabsitanda, cezayirde, fasta şurda burda risale bestseller..

Her nur cemaati mensubu iyi bilmelidir ki asil görevi dinini anlatmak ve onu yaşamak. He bunu yaşarken risalede kullanır mektubat da kullanır ruhul furkanda. Tercih ona kalmıştır. Hiç kimse risalenin karşısında hayran kalmıyor. Herkes Kuran karşısında hayran kalıyor. Risaleye duyulan bir hayranlık değil dikkatini çekerim. Allah C.C ye duyulan hayranlık.

İşte anlayış farkıda buradan çıkıyor. Bazıları şeyhlere ve onlara değer verenlere laf edip duruyorlar. Birisi dese ki ben şeyhime hayranım demediğini bırakmazlar. Gerçekte öyledir şeyhimize hayranız tabiki ama onun kara kaşına kara gözüne değil. Sahip olduğu ilme ve Allah C.C aşkına hayranız. Efendi Hzlerinin huzuruna bir halifesi girmiş ve 2 büklüm kambur gibi yanına kadar gitmiş. Yanında olan talebesine ise bu garip gelmiş. Şimdileri anladım ki diyor Hocam Efendi hzlerinin nasıl bir makamda olduğunu anlayabiliyordu. Onun takvası ve ilmi karşısında 2 büklüm oldu. Bir insana hürmet ediliyorsa onun ilmine ediliyor. Ama insanlar kendi hallerindeyken bir başka insana hürmeti sadece çıkar için ettiği için bu halleri anlamaması çok doğal.

Selametle....

SaLtan
17.12.2006, 15:15
Her nur cemaati mensubu iyi bilmelidir ki asil görevi dinini anlatmak ve onu yaşamak. He bunu yaşarken risalede kullanır mektubat da kullanır ruhul furkanda. Tercih ona kalmıştır. Hiç kimse risalenin karşısında hayran kalmıyor. Herkes Kuran karşısında hayran kalıyor. Risaleye duyulan bir hayranlık değil dikkatini çekerim. Allah C.C ye duyulan hayranlık.

İşte anlayış farkıda buradan çıkıyor. Bazıları şeyhlere ve onlara değer verenlere laf edip duruyorlar. Birisi dese ki ben şeyhime hayranım demediğini bırakmazlar. Gerçekte öyledir şeyhimize hayranız tabiki ama onun kara kaşına kara gözüne değil. Sahip olduğu ilme ve Allah C.C aşkına hayranız. Efendi Hzlerinin huzuruna bir halifesi girmiş ve 2 büklüm kambur gibi yanına kadar gitmiş. Yanında olan talebesine ise bu garip gelmiş. Şimdileri anladım ki diyor Hocam Efendi hzlerinin nasıl bir makamda olduğunu anlayabiliyordu. Onun takvası ve ilmi karşısında 2 büklüm oldu. Bir insana hürmet ediliyorsa onun ilmine ediliyor. Ama insanlar kendi hallerindeyken bir başka insana hürmeti sadece çıkar için ettiği için bu halleri anlamaması çok doğal.

Selametle....

kurani kerime kimsenin bi şey dediğimi var allah allah. yok diyosan risaleler sayesinde kuranıda anlıyolar o başka. zira risale kuranın tefsiridir. burda bi sorun yok. 300 bin tefsirin içinde risalei nurlara hayran kalıyolar. 100 kişiye bir tefsir düşüyor neredeyse. risalei nurlar yeni yeni tanınmaya başlıyor. ensitusu var bu kurulun., organizasyonu v.s

terennum
17.12.2006, 16:11
Bediüzzamanın varisi yoktur.
Risale-i Nur'un şahs-i manevisi üzerine sürekli vurgu yapan Üstadın zaten varis bırakması düşünülemez. Her bir Nur Talebesi Üstadın varisidir.

Bedrin_Aslanı
17.12.2006, 17:56
kurani kerime kimsenin bi şey dediğimi var allah allah. yok diyosan risaleler sayesinde kuranıda anlıyolar o başka. zira risale kuranın tefsiridir. burda bi sorun yok. 300 bin tefsirin içinde risalei nurlara hayran kalıyolar. 100 kişiye bir tefsir düşüyor neredeyse. risalei nurlar yeni yeni tanınmaya başlıyor. ensitusu var bu kurulun., organizasyonu v.s

Şimdi biraz düşünelim isterseniz. Risale nur talebeleri diyorlar ki: Biz Üstadın yazıdığı Nurlu çünleleri okuyarak seyri sülüğümüzü tamamlıyoruz. Ve bu şekilde ilerliyoruz. Yani bu kişilere Kuran ve sünnetler yetmiyor Allah C.C ulaşmak için aralarına Risale-i nuru koyuyorlar. Aynı şekilde tasavvufda da Allah dosları araya vesile olarak konuluyor. Birisi canlı yaşayan birisini koyuyor diğeri ise hayatta olmayan bir mübareğin kitabını okuyarak hakka ulaşmada onu kendilerine vesile yapıyorlar. Eğer tasavvuf ve rabıtaya şirk diyen insanlar özellikle bu cemaatten hiç kendi yaptıklarına bakıyorlarmı acaba? Biraz daha dikkatli düşünürlerse ne kadar saçmaladıklarını görecekler.

Selametle...

talib
17.12.2006, 18:05
Bir Nur talebesini harekete geçiren Aşk-ı islamiye ve hamiyet-i diniye olmalı. Bu zamanda ise o muharrik Risale-i Nurlardır. Bundan başka bir muharrik gücü kabul etmiyoruz ve edemiyoruz. Kimse kusura bakmasın. Ancak geleneksel olan şahsa dayalı hizmetler halen tarikat adı altında devam etmektedir. Bu bir kusur değil,ancak asrımzın metodu değildir.zaman tarikat zamanı değil,hakikat zamanı,imanı kurtarmak zamanı diyen Üstadımızdır. Bir takım Hocalar ve ağabeyler Risale-i Nura talebe olduklarında "TALEBELİKTEN" ileri bu Hoca ve ağabeylerin hangi özellikleri var! Bu zamanda bir şahıs yüz dahi derecesinde olsa da yine mağluptur diyen de Üstad. Şimdi geleneksel şahsa dayalı ve şahıslarla harekete geçme zamanı geçtiğine göre halen şahısları nazara vermek ve onları Risale-i Nurların üzerinde tartışılmaz ve kusursuz addetmek Risale-i Nur hakikatleri ile tevfik edilemez kanaatindeyiz.Böyle düşüneneler yani şahıslara haddinden fazla hüsn-ü zan verenler Risale-i Nurlara muhatap olsalar bile metod olarak şahsa dayalı tarikat metodu ile hizmet ediyor demektir.

Biz diyoruz ki bizim harekete geçişimizi kitaplar-Risaleler- sağlar ve istişari meşveret prensiplerimize bağlıyız. Bunun dışındaki şahıslara Risale-i Nurların üzerinde verilmeyen makamlar ve zanlar vermiyoruz. Üstadımızın yaşayan talebeleri bizim çok değer verdiğimiz ağabeylerimizdir ve Üsdadımızın bizlere yadigarıdır.Onları incitenin önünde ilk bizler dururuz. Yalnız Risale-i Nurlar sadece ağabeylerin izah ve şerhleri ile sınırlı kalmamalı. Kuvvetli bir şahs-ı manevi içersindeki havuz hepimize yetmeli ve herkes bu havuzda erimeli.Hocalar da ağabeyler de bizlerde.Biliyorsunuz suyun içinde bütün zerreler H2O olarak bulunur.Kimse kimseye tahakküm yapamaz. Ağabeyleri ve hocaları kullanarak bazıları burada tahakküm kurmaya kalkışıyorsa çok hata yapıyor düşüncesindeyim.


Selam üzerine olsun kardeşim... (Furkan 25/ 63)

SaLtan
17.12.2006, 18:45
Şimdi biraz düşünelim isterseniz. Risale nur talebeleri diyorlar ki: Biz Üstadın yazıdığı Nurlu çünleleri okuyarak seyri sülüğümüzü tamamlıyoruz. Ve bu şekilde ilerliyoruz. Yani bu kişilere Kuran ve sünnetler yetmiyor Allah C.C ulaşmak için aralarına Risale-i nuru koyuyorlar. Aynı şekilde tasavvufda da Allah dosları araya vesile olarak konuluyor. Birisi canlı yaşayan birisini koyuyor diğeri ise hayatta olmayan bir mübareğin kitabını okuyarak hakka ulaşmada onu kendilerine vesile yapıyorlar. Eğer tasavvuf ve rabıtaya şirk diyen insanlar özellikle bu cemaatten hiç kendi yaptıklarına bakıyorlarmı acaba? Biraz daha dikkatli düşünürlerse ne kadar saçmaladıklarını görecekler.

Selametle...


kardeş vesile nin niteliği ve mahiyeti önemli.. her şey vesiledir ve hayat vesilelerle biçimlenir. ama Allah ile kul arasına insan komak nedir, insanın beynini komak nedir. bu farkınlaıkları çözmeni isterim. tarih boyunca bütün insanlar kitap ve düşünürleri vesile kılarak bir yerlere gelmişler. ama rabıta yaparak özel şekillerle bariz (ibadaetveri) şeyler yapmamışlardır heralde..

meyve
17.12.2006, 18:47
Risale i nurlar madem şerh ve izaha muhtaç değil yada okuyan muhtaç değil niçin dersaneler var ?
Niçin dersanelerde vakıflar var...?
Hem abilerin şerh ve izahları yetersiz ise neden kitapçılardan alınan risaleler sadece evlerde okunmuyor ?
Kapatın bütün dersaneleri isteyen kitapçıdan alsın okusun...

Hem sadece abilere bırakılmayan şerh ve izah başka nelere gereksinim duyar ? Nerden ve kimden ders alınır ?

Suyun formülü H2O oldugunu herkez bildigi halde niye kimse evinde yapmaz ?

Hem Kur'an ın hem Hadis in niye şerhleri var ?
İmam ı birgivinin niye şerh i var ve şerh edilmliş?
Mesnevinin şerhinin lüzumu ne ?

Kur'an ve Hadis in şerhleri varken ve olmalıyken ve tefsirlere sahip çıkılırken risalenin şerhine niçin karşı çıkılır ?
Risale i nur kutsallığını nerden almış...?
bütün bu zihniyetin temelinde risale i nur anlaşılmasın gayreti mi vardır ?
Risale i Nur şerh ve izah edilmelidir...
İzah edilmez ise anlaşılmayan ama elden düşmeyen bir kitap olarak kalacaktır..
Anlaşılsın diye şerh edilmelidir, sadeleştirilmemelidir....
Yoksa 20 çeşit sözüm ona "nurcular" çıkar meydana...

Kimi baş-örtüsü der kimi çarşaf kimi baş açıklığını savunurda delil olarak ta aynı kitabın adresini verir...

Allah ın izni ile istemesenizde/istemeselerde şerh başlamıştır...
Şerhler ve izahlar yapılmaktadır...
Tv kanallarında gazetelerde dergilerde internet sitelerinde Üstad ı küfür ile itham edenler kafir ile dost olmayi diyalog u ve hoş görüyü üstad a mal edenlere tokatlar gelmeye başlamıştır...

Diyalog un mimarı Üstad değilidir...
belki anti diyalog un mimarlarından biri dir Üstad..
inş... Yeni bir konu ile izah edilecektir...

Selametle...






Kardeşim dönmüş dolaşmış aynı soruyu elli defa sormuşsunuz :)
Şu var ki dikkatli okumamışsın alıntı yaptığınız paragrafı kusura bakmayın ama...

"Ben abiler şerh ve izah yapamazlar" diye bir cümle kullanmadım :)
"Abilerin şerh ve izahlarıyla sınırlı kalmalı abilikleri" dedim. Bilmem benziyor mu bu iki cümle anlamca birbirine :) selametle...

meyve
17.12.2006, 18:56
Her nur cemaati mensubu iyi bilmelidir ki asil görevi dinini anlatmak ve onu yaşamak. He bunu yaşarken risalede kullanır mektubat da kullanır ruhul furkanda. Tercih ona kalmıştır. Hiç kimse risalenin karşısında hayran kalmıyor. Herkes Kuran karşısında hayran kalıyor. Risaleye duyulan bir hayranlık değil dikkatini çekerim. Allah C.C ye duyulan hayranlık.


Yani bu kişilere Kuran ve sünnetler yetmiyor Allah C.C ulaşmak için aralarına Risale-i nuru koyuyorlar. Aynı şekilde tasavvufda da Allah dosları araya vesile olarak konuluyor. Birisi canlı yaşayan birisini koyuyor diğeri ise hayatta olmayan bir mübareğin kitabını okuyarak hakka ulaşmada onu kendilerine vesile yapıyorlar. Eğer tasavvuf ve rabıtaya şirk diyen insanlar özellikle bu cemaatten hiç kendi yaptıklarına bakıyorlarmı acaba? Biraz daha dikkatli düşünürlerse ne kadar saçmaladıklarını görecekler.



Kardeş siz Risale-i Nur'un ne olduğunu bilmiyorsunuz vesselam :)
Risale-i Nurlarda zaten Cenab-ı Hakka doğrudan ulaşmanın yolu gösteriliyor. Aracısız, en kısa, en müstakimi, en sağlam yolun da sünnet-i seniyye olduğu ifade edilip ispatlanıyor. Rica ederim okumadığınız veya en azından adam akıllı bilgi sahibi olmadığınız bir tefsir ahkkında bu şekil yorumlar yapmayınız. Vebal altına giriyorsunuz şu halde. Lütfen daha dikkat!!!

SaLtan
17.12.2006, 19:08
izninizle şu alıntıyı paylaşmak istiyorum.. risale-i nuru okuyanlar, niçin okuyularmış bakalım..

Risâle-i Nur, istikbâli de aydınlatan bir Kur’ ân tefsiridir Risâle-i Nur doğrudan doğruya Kur’ân’ın bâhir bir bürhânı ve kuvvetli bir tefsiri ve parlak bir lem’a-i i’câz-ı mânevîsi ve o bahrin bir reşhası ve o güneşin bir şuâı ve mâden-i ilm-i hakîkatten mülhem ve feyzinden gelen bir tercüme-i mâneviyesidir.
Şuâlar, s. 577.
***
Lillâhilhamd, Risâle-i Nur, bu asn, belki gelen istikbâli tenvir edebilir bir mu’cize-i Kur’âniye olduğunu çok tecrübeler ve vâkıalar ile körlere de göstermiş.
Kastamonu Lâhikası, s. 6.
***
Risâle-i Nur’un kitapları birbirine tercih edilmez. Herbirinin, kendi makâmında riyâseti var ve bu zamanı tenvir eden bir mu’cize-i mâneviye-i Kur’âniyedir. ...........


Evet, bu asrın ehemmiyetli ve mânevî ve ilmî bir mürşidi olan Risâle-i Nur, heyet-i mecmuası, sâir şahsî büyük mürşidler gibi kendine muvâfık ve hakîkat-i ilmiyeye münâsip olarak, birkaç nevîde ve
bilhassa hakâik-ı îmâniyenin izhârında, intişârında azîm kerâmetleri olduğu gibi, üç kerâmet-i zâhiresi bulunan Mu’cizât-ı Ahmediye, Onuncu Söz ve Yirmi Dokuzuncu Söz ve Ayetü’1-Kübrâ gibi risâleleri dahi, herbiri kendine mahsus kerâmetleri bulunduğunu çok emâreler ve vâkıalar bana katî bir kanaat vermiş. Hattâ sekerâtta bulunan talebeleri,ne îmânını kurtarmak için bir mürşid gibi yetiştiğine ınüteaddit vâkıalar şüphe bırakmıyor Bir saat tefekkür, bir sene ibâdet-i nâfile hükmünde, bir misâli Nurun Hizb-i Ekberi’dir diye müşâhede ettim ve kanaat getirdim.
Kastamonu Lâhikası, s. 9.



Risâle-i Nur tarîkat değil,doğrudan doğruya Kur’ ân’ ın feyzinden mülhem bir hakîkattir
Risâle-i Nur, tarîkat değil, hakîkattir; âyât-ı Kur’âniyeden tereşşuh eden bir nurdur. Ne Şarkın ulûmundan ve ne de Garbın fünunundan alınmış değil, Kur’ân-ı Mu’cizü’1-Beyânın bu zamana mahsus bir i’câz-ı mânevîsidir; menfaat-i şahsiye yoktur.
Kastamonu Lâhikası, s.150.

DİKKAT DAİKKAT DİKKAT!
Risâle-i Nur sâir telifât gibi, ulûm. ve fünûndan ve başka kitaplardan alınmamış. Kur’ân’dan başka me’hazı yok, Kur’ân’dan başka üstâdı yok, Kür’ân’dan başka mercîi yoktur. Telif olduğu vakit hiçbir kitap müellifın yanında bulunmuyordu. Doğrudan doğruya Kur’ân’ın feyzinden mülhemdir ve semâ-i Kur’ânîden ve âyâtının nücûmundan, yıldızlarından iniyor, nüzûl ediyor.
Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, s. 79.



Risâle-i Nur, şu zamanın ihtiyaçlarına uygun bir ilâçtır

Hem, yazılan eserler, risâleler-ekseriyet-i mutlakası-hariçten hiçbir sebep gelmeyerek, rûhumdan tevellüd eden bir hâcete binâen âni ve def’î olarak ihsan edilmiş. Sonra bâzı dostlarıma gösterdiğim vakit, demişler: "Şu zamanın yaralarına devâdır." İntişar ettikten sonra ekser kardeşlerimden .anladım ki, tam şu zamandaki ihtiyaca muvâfık ve derde lâyık bir ilâç hükmüne geçiyor.
Mektûbât, s. 363.
BİR ÇOK MAENEVİ HASTALIĞI KÖKÜNDEN İZALE ETMİŞTİR.

***
Esrâr-ı Kur’âniyeye âit yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münâsip bir ilâç, bir merhem ve zulümâtın tehâcümâtına mâruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi bir nur ve dalâlet vâdilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu îtikâdındayım. Bilirsiniz ki; eğer dalâlet cehâletten gelse, izâlesi kolaydır. Fakat, dalâlet fenden ve ilimden gelse, izâlesi müşküldür. Eski zamanda ikinci kısım binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan, ancak binden biri irşad ile yola gelebilirdi. Çünkü öyleler kendilerini beğeniyorlar, hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar. Cenâb-ı Hak şu zamanda, i’câz-ı Kur’ân’ın mânevî lemeâtından olan mâlûm Sözler’i, şu dalâlet zındıkasına bir tiryak hâsiyetini-vermiş tasavvurundayım.

Mektûbât, s. 27.



NİÇİN BU KAADR ETKİLİ?
Risâle-i Nur Kur’ân’ın tesiri büyük hakîki bir tefsiridir



Kur’ân-ı Hakîmin sırr-ı i’câzıyla hakîki bir tefsiri olan Risâle-i Nur, bu dünyada bir mânevî Cehennemi, dalâlette gösterdiği gibi, îmanda dahi bu dünyada mânevî bir Cennet bulunduğunu ispat ediyor ve günahların ve fenalıkların ve haram lezzetlerin içinde mânevî elîm elemleri gösterip, hasenât ve güzel hasletlerde ve hakâik-i şeriatın amelinde Cennet lezâizi gibi mânevî lezzetler bulunduğunu ispat ediyor. Sefâhet ehlini ve dalâlete düşenleri o cihetle-aklı başında olanlarını-kurtarıyor.

Ayetü’l-Kübrâ, s.192.




ESKİDEN KÜFÜR VE DALALET BU KADAR YOKTU
Neden, senin Kur’ân’dan yazdığın Sözler’de bir kuvvet, bir tesir var? Ki, müfessirlerin ve âriflerin sözlerinde nâdiren bulunur. Bâzan bir satırda, bir sayfa kadar kuvvet var; bir sayfada bir kitap kadar tesir bulunuyor."

Elcevap: Güzel bir cevaptır. Şeref, i’câz-ı Kur’ân’a âit olduğundan ve bana âit olmadığından, bilâpervâ derim: Ekseriyet îtibariyle öyledir. Çünkü, yazılan Sözler tasavvur değil, tasdiktir; teslim değil, îmandır; mârifet değil, şehâdettir, şuhundur; taklit değil, tahkîktir; iltizam değil, iz’andır;tasavvuf değil, hakîkattir; dâvâ değil, dâvâ içinde bürhandır.

Şu sırrın hikmeti budur ki:

Eski zamanda, esâsât-ı îmâniye mahfuzdu, teslim kavî idi.Teferruâttâ, âriflerin mârifetleri delilsiz de olsa, beyânatları makbul idi. Fakat, şu zamanda dalâlet-I fenniye elini esâsâta ve erkâna uzatmış olduğundan,her derde layık devâyı ihsan eden Hakîm-i Rahîm olan Zât-ı Zülcelâl, Kur’ân-ı Kerîm’in en parlak mazhar-ı i’câzından olan tcmsilâtından bir şûlesini, acz ve zaafıma, fakr ve ihtiyacıma merhameten,

hizmet-i Kur’ân’a âit yazılarıma ihsan etti. Felillâhilhamd, sırr-ı temsil dürbünüyle en uzak hakîkatler gâyet yakın gösterildi. Hem, sırr-ı temsil cihetü’1-vahdetiyle en dağınık meseleler toplattınldı. Hem, sırr-ı temsil merdiveniyle en yüksek hakîkate kolaylıkla yetiştirildi. Hem, sırr-ı temsil penceresiyle hakâik-ı gaybiyeye, esâsât-ı İslâmiyeye şuhûda yakın bir yakîn-i îmâniye hâsıl oldu. Akıl ile beraber vehim ve hayal, hattâ nefıs ve hevâ teslime mecbur olduğu gibi, şeytan dahi teslim-i silâha mecbur oldu.

Elhâsıl: Yazılarımda ne kadar güzellik ve tesir bulunsa, ancak temsilât-ı Kur’âniyenin lemeâtındandır. Benim hissem yalnız şiddet-i ihtiyacımla taleptir ve gâyet aczimle tazarrûumdur. Dert benimdir, devâ Kur’ ân’ ındır.

Mektûbât, s. 365.

Risâle-i Nur’un mesleği sâir tarîkatler, meslekler gibi maâlûp olmayarak, belki galebe ederek, pekçok muannidleri îmâna getirmesi, pekçok hâdisâtın şehâdetiyle, bu asırda, bir mu’cize-i mâneviye-i Kur’âniye olduğunu ispat eder. O dairenin haricinde, ekseriyetle, bu memlekette, bu husûsi ve cüz’î ve yalnız şahsî bizmet veya mağlûbâne perde altında veya bid’alara
müsâmaha sûretinde ve tevilât ile bir nevî tahrifât
içinde hizmet-i dîniye tam olamaz diye,hâdisât,bize kanaat vermiş.
Emirdağ Lahikası-I,s.62.

Risâle-i Nur ispata dayanan bir Kur’ân tefsiridir

Risâle-i Nur, Kur’ân’dan çıkan bürhânî bir tefsir olduğundan Kur’ân’ın nükteli, hikmetli, lüzumlu, usandırmayan tekrarâtı gibi onunda lüzumlu,hikmetli,belki zarûri ve maslahatlı tekraratı vardır.Hem Risâle-i Nur,zevk ve şevk ile dillerde,usandırmayan,dâimâ tekrar edilen Kelime-i Tevhîdin olmasından,zarûri tekrarâtı kusur değil; usandırmaz ve usandırmamalı.
RÜAYA KERAMETTEN BAHSETMİYORUM.OKUYUN BAKIN RİSALEİNUR NASIL İSPATLAMIŞ İMAN ESASLARINI İNKARA MEYAL BIRAKMAMIŞ.OKUDUKTAN SONRA ŞİKAYETİNİZİ VARSA HAYIR ANLATAMAMIŞ DİYORSANIZ BUYRUN TARTIŞALIM HANGİ KONUYU ANLATAMAMAMIŞRisâle-i Nur ispata dayanan bir Kur’ân tefsiridir

Risâle-i Nur, Kur’ân’dan çıkan bürhânî bir tefsir olduğundan Kur’ân’ın nükteli, hikmetli, lüzumlu, usandırmayan tekrarâtı gibi onunda lüzumlu,hikmetli,belki zarûri ve maslahatlı tekraratı vardır.Hem Risâle-i Nur,zevk ve şevk ile dillerde,usandırmayan,dâimâ tekrar edilen Kelime-i Tevhîdin olmasından,zarûri tekrarâtı kusur değil; usandırmaz ve usandırmamalı.
Risâle-i Nur’un Husûsiyetleri

Risâle-i Nur îmânî meseleleri aklî ve ilmî delillerle de ispat eder İMAMI RABBANİ ASIRLAR ÖNCE HABER VERİYORU
Müceddid-i Elf-i Sânî İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârukî ders verirken diyordu:
"Bütün tarîkarların en mühim neticesi hakáik-ı îmâniyenin inkişâfıdır.Ve birtek mesele-i îmâniyenin vuzuh ile inkişâfı,bin kerâmâta ve ezvâka müreccahtır."
Hem, diyordu: "Eski zamanda büyük zâtlar demişler ki,Mütekellimînden ve ilm-i kelâm ulemâsından birisi gelecek,bütün hakáik-ı îmâniye ve İslamiyeyi delâil-i alkiye ile kemâl-i vuzuhla ispat edecek. Ben istiyorum ki,ben o olsam, belki( HAŞİYE ) o adamım diye.

HAŞİYE:Zaman ispat etti ki,o adam adam değil, Risâle-i Nur’dur.Belki,ehl-i keşif Risâle-i Nur’u ehemniyetsiz olan tercümanı ve nâşiri sûretinde,keşiflerinde müşâhede etmişler; "Bir adam" demişler

RİSALEİNUR TEFEKKÜRE SEVKEDER


İman ve Tevhid, bütün kemâlât-ı insâniyenin esâsı, mâyesi, nûru, hayatı olduğunu ve Bir müddet tefekkür,bir senelik nâfile ibâdetten daha hayırlıdır.(Hadîs-i şerif: Keşfü’l-Hafâ, 1:1004.)
düsturu, tefekkürât-ı îmâniyeye âit bulunması ve Nakşî tarîkatinde hati zikrin ehemmiyeti ise, bu çok kıymettar tefekkürün bir nevi olmasıdır" diye tâlim ederdi.
Mâdem bu kahraman imam böyle diyor ve mâdem bir zerre kuvvet-i îmâniyenin ziyâdeleşmesi bir batman mârifet ve kemâlâttan daha kıymetlidir ve yüz ezvâkın balından daha tatlıdır; ve mâdem bin seneden beri îman ve Kur’ân aleyhinde terâküm eden Avrupa feylesoflarının îtirazları ve şüpheleri yol bulup ehl-i îmâna hücum ediyor ve bir saadet-i ebediyenin ve bir hayat-ı bâkiyenin ve bir Cennet-i dâimenin anahtarı, medârı, esâsı olan erkân-ı îmâniyeyi sarsmak istiyorlar; elbette herşeyden evvel îmânımızı taklitten tahkîka çevirip, kuvvetlendirmeliyiz.
***
Kur’ân’dan gelen o Sözler ve o Nurlar, yalnız aklî mesâil-i ilmiye değil, belki kalbî, rûhî, halî mesâil-i

îmâniyedir. Ve pek yüksek ve kıymettar maarif-i İlâhiye hükmündedirler.
Mektûbât, s. 340.

Hz. Mevlâna benim zamanımda gelseydi, Risâle-i Nur'u; ben onun zamanında gelseydim Mesnevî'yi yazardım. Onun hizmeti Mesnevî tarzındaydı, şimdi ise Risâle-i Nur tarzındadır."
Bediüzzaman Said Nursî'ye ait olan bu söz, onun hayatının en büyük meyvesi olan Risâle-i Nur külliyatının niçin telif edildiğini ve hangi ihtiyaçlara cevap verdiğini özlü bir şekilde ifade etmektedir. Çağımızın özelliklerini tahlil ve mânevî hastalıklarını teşhis eden Bediüzzaman, "Zaman imanı kurtarmak zamanıdır" formulü çerçevesinde kaleme aldığı Risâle-i Nur'la, bu zamanın manevi ihtiyaçlarına tatminkâr cevaplar veren bir iman hazinesini ortaya koymuştur.

Neden zaman imanı kurtarmak zamanıdır?

Çünkü çağımızda iman, eski devirlerde görülmemiş hücum ve taarruzlarla karşı karşıyadır. Eskiden topluma büyük ölçüde teslimiyete dayalı iman hâkimdi. O itibarla, büyük zâtların sözleri delilsiz olsa bile kabul ediliyordu. Bugün ise materyalist görüşlerin yaygın hale gelmesi sebebiyle, imanı tehdit eden şüpheler birçok zihni meşgul edecek seviyeye ulaşmıştır.Asırlardır Kur'ân aleyhine yığılagelen şüphe, itiraz ve evhamlar, bu asrın çalkantıları içinde yol bulup, çağın modern imkanları da kullanılarak birçok insana mal edilebilmiştir.

İşte Bediüzzaman Said Nursî, bu gelişmelerin, Müslümanların dahi imanını tehlikeye sokacağını görerek, bir sel gibi gelen inançsızlık telkinleri karşısında, doğrudan doğruya Kur'ân'dan ilhâm alarak telif ettiği Risâle-i Nur gibi sağlam bir engeli vücuda getirmekte başarılı olmuştur.

Bu eserlerde,

her insanın zihnini meşgul eden ve modern çağ insanlarının da ilgisiz kalamayacağı, "Ben kimim? Nereden geldim? Nereye gidiyorum? Bu dünyadaki vazifem nedir?" sorularına doyurucu açıklamalar getirilmekte;

başta Allah'a iman olmak üzere bütün iman esasları izah ve ispat edilmekte;

bu konularda fen ve felsefe adına ortaya konulan şüphe ve sorular ikna edici bir üslupla cevaplandırılmakta;

ilimle dinin uzlaşmazlığı yolundaki iddialar püskürtülerek, ilme din namına sahip çıkılmakta;

İslam'ı dejenere maksadıyla girişilen tahrifatçı tahrip teşebbüsleri boşa çıkarılmakta;

maddeci anlayışa bina edilen medeniyetin insanlığı sürüklediği manevi buhranlar, Kur'ân'ın tevhid ve haşir gibi geniş hakikatlarına dair aklı doyuran, ruhu okşayan, kalbi tatmin eden tatlı izahlarla tedavi edilmekte;

ruhun ve kalbin çalışmamasından doğan sıkıntıların sürüklediği zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkünlük ve başıboşluk hali, Kur'ân mesajıyla ortadan kaldırılmaktadır.

Modern çağ insanının aradığı Kur'ân yorumunu, en mükemmel şekliyle Risâle-i Nur'da bulmak mümkündür. Bu yorum, "ruh-u aslî" yi rencide etmeden, asrın idrakine uygun izahları içeren bir özelliğe sahiptir. Risâle-i Nur, Kur'ân'ın bu asra bakan mesajını anlayıp yorumlama konusunda "tecdid" vazifesini yerine getirmiştir.

Günümüzde Risâle-i Nur birçok dile çevrilmiş; üniversite kürsülerinde tezlere konu olmuş; içerik ve mesajı her geçen gün daha iyi anlaşılmaya başlanmış; insanların ona olan talep ve merakı artmışdır. Bununla beraber, bu büyük küllüyatın kendisinden değil de bilinçsizce, bir araştırmaya dayanmadan derlenmiş bilgiler nedeniyle hakkındaki süpekülasyonlar ve peşin hükümler tam olarak ortadan kalkmamıştır. Nur Web sayfalarının maksadı, çağın iletişim aracı olan internetden faydalanarak, daha fazla insanın bu eserlere ve ilgili araştırmalara doğrudan ulaşmasını sağlamak ve Risâle-i Nur külliyatının yukarıda belirttiğimiz imanı kurtarma amacına elimizden geldiğince vesile olmaktır.
Eevt eğer baştan okumamışsanız sakın buraya atlamayın
şimdi ilk etapta risaleinurun kuranı kerimden ayrılmaz bir külliyat olduğunu belirtiyorum.Mesela bir elmayı düşünün elmanın mahfazası(koruyucusu) kabuğudur.Kabuğu darbelerden koruru.Evet bu zamanda Alalhın yüce kitapına saldırı vardır.Bunu bizzat mülümanlar yapıyor Geçen bir arkadaşımla konuştuk kafası çok karışık kur'anı sorgulamıyalım mı diyor?Yani fenler kafaları bozmuş.'Bilirsiniz ki; eğer dalâlet cehâletten gelse, izâlesi kolaydır. Fakat, dalâlet fenden ve ilimden gelse, izâlesi müşküldür. Eski zamanda ikinci kısım binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan, ancak binden biri irşad ile yola gelebilirdi. Çünkü öyleler kendilerini beğeniyorlar, hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar. Cenâb-ı Hak şu zamanda, i’câz-ı Kur’ân’ın mânevî lemeâtından olan mâlûm Sözler’i, şu dalâlet zındıkasına bir tiryak hâsiyetini-vermiş tasavvurundayım'
Evet bu büyük hastalığı (iman zaafıve imansızlık ) hastalığını teşhis eden asrın doktoru.6 taane imanın esasını ispatlamıştır.Evet ispatlarken sadece kaynak olarak kur'anı almıştır.'Risâle-i Nur sâir telifât gibi, ulûm. ve fünûndan ve başka kitaplardan alınmamış. Kur’ân’dan başka me’hazı yok, Kur’ân’dan başka üstâdı yok, Kür’ân’dan başka mercîi yoktur. Telif olduğu vakit hiçbir kitap müellifın yanında bulunmuyordu. Doğrudan doğruya Kur’ân’ın feyzinden mülhemdir ve semâ-i Kur’ânîden ve âyâtının nücûmundan, yıldızlarından iniyor, nüzûl ediyor.
Sikke-i Tasdîk-ı Gaybî, s. 79.
Evet risaleinur kur'an için vardır imanın esaslarını ispatlar.Kur'an asıl kaynağımızdır.Risaleinur ise kuranın mucizevi bir kitap olduğunu ispatlamakla beraber diğer iman rükünlerinide ispatlamıştır.Müracaat nur küliiyatı okuyun bir okumaktan zarar gelmez ispatlayabilmiş mi?Ki ispataldığına dair milyon vardır.Bir kısım çok inatçı Münkiri sustururken bir çok kafirin ihtidası nurlarla olmuştur.Evet ilk etapta soruluyor Allah var mı?
İspatlayın.Çünkü çağımzıı ispatçılık çağı.Bakın ispatlamak için ne kadar çok uğraşıyorum.Eevt ehrkes mutmain olmak ister.Derken aklıma düzceli Mehmetin kitabı geldi rica ediyorumAllah rızası için okuyun sadece bir örnek
http://www.islamiforum.com/index.php?showt...=düzceli+mehmet
(bu adresten indirin)
evet size sorum olacak
'
Ban ispatlayın Allahın kainatı yarattığını .Evet sipatlayın farzedin ki ben (maazallah münkirim)Ve bu soruyu soruyorum.Cevap bekliyorum.Banane inanamıyorsan inanma diyecekmisiniz?Yoksa tamam hatce cevaplıyorum mu diyecksiniz?
Eevt eğer cevplıyaazasanız ki böyle bir eser de var ve okumamışsanız bile bile yüz çevirmişseniz(itham etmiyorum)Acaba düşünün bir sorumlu olmaz mısınız?
Evet ispat etmeden nübüvveti anlatamaz.Akşama kadar anlatsın.Şimdi tamam diyorsunuz bu eserlerin hakkaniyetini ispatla diyeceksinizi.Gerçekten bu esere ihtiyaç var.Aacba bu ihtiyacımı giderebilecek miyim?
Diyormusunuz?Evet risaleinurda ceavabı var diyorki akti deilileri risaleinura delildir.Risaleinurun hakkaniyetini risaleinur ispatlar.Eevt kati delileri ve milyonlar o delillere karşı teslim oluşu risaleinurun hakakniyetini ispatlar.Evet birinin iamnının kurtulamsına vesile olmak.Allahu ekber!
Ki bu tefsir saysinde bir çok muhtedi olmuştur.Bu eseer ispatlaryla kendini ispatladığı gibi.
MANEVİ DESTEKÇİLER
H.z. alinin tevccühüne de mazhar olmuştur(müarcat 8ŞUAkerameti aleviye)

VE KURANIKERİMDEN 33 İŞARET ÇIKARILMIŞTIR(MÜRACAAT 1,ŞUA)
vE GAVSUL AZAMDA 8,LEMADA BU ESER İLTİFAT ETMİŞLERDİR.eĞER NASIL İLTİFAT ETTİKELRİNİ GÖRMEK İSTİYORSANIZ MÜRACAAT()
Bununla berAber siz şöyle diyebilirsinizi?Nerden bielim bu işaretler doğru.Szidem ricam sikkei tasdiki gaybiyeyi okuyun.Ama durun önce sikkeitasdiki gaybi okumayın önce nuru okuyun ki nuru anlayın ki değerini anlayın ki SİKKEİTASDİKİ GAYBİ' nin niçin yazıldığını anlıyasınız
Haydi diyelim ki diyorsunzu biz böyle manevi delilelere inanmöıyoruz.Ben de diyorum ki risaleinur ispatlarıyla kendini ispatlıyor.Evet bir örnek oalark 6.meselyi buraya koyuyorum devam edeceğim inşallah

Altıncı Mesele

Risale-i Nur’un çok yerlerinde izahı ve kat’î hadsiz hüccetleri bulunan iman-ı billâh rüknünün binler küllî bürhanlarından birtek bürhana kısaca bir işarettir.
Kastamonu’da lise talebelerinden bir kısmı yanıma geldiler. "Bize Hâlıkımızı tanıttır; muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar" dediler.
Ben dedim:
Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla mütemadiyen Allah’tan bahsedip Hâlıkı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz.
Meselâ, nasıl ki mükemmel bir eczahane ki, her kavanozunda harika ve hassas mizanlarla alınmış hayattar macunlar ve tiryaklar var; şüphesiz gayet maharetli ve kimyager ve hakîm bir eczacıyı gösterir.
Öyle de, küre-i arz eczahanesinde bulunan dört yüz bin çeşit nebatat ve hayvanat kavanozlarındaki zîhayat macunlar ve tiryaklar cihetiyle bu çarşıdaki eczahaneden ne derece ziyade mükemmel ve büyük olması nisbetinde, okuduğunuz fenn-i tıb mikyasıyla, küre-i arz eczahane-i kübrasının eczacısı olan Hakîm-i Zülcelâli, hatta kör gözlere de gösterir, tanıttırır.
Hem, meselâ, nasıl bir harika fabrika ki, binler çeşit çeşit kumaşları basit bir maddeden dokuyor; şeksiz, bir fabrikatörü ve maharetli bir makinisti tanıttırır.
Öyle de, küre-i arz denilen yüz binler başlı, her başında yüz binler mükemmel fabrika bulunan bu seyyar makine-i Rabbâniye ne derece bu insan fabrikasından büyükse, mükemmelse, o derecede, okuduğunuz fenn-i makine mikyasıyla, küre-i arzın Ustasını ve Sahibini bildirir ve tanıttırır.
Hem meselâ, nasıl ki, gayet mükemmel bin bir çeşit erzak etrafından celb edip içinde muntazaman istif ve ihzar edilmiş depo ve iaşe ambarı ve dükkân şeksiz, bir fevkalâde iaşe ve erzak mâlikini ve sahibini ve memurunu bildirir.
Öyle de, bir senede yirmi dört bin senelik bir dairede muntazaman seyahat eden ve yüz binler ve ayrı ayrı erzak isteyen taifeleri içine alan ve seyahatiyle mevsimlere uğrayıp, baharı bir büyük vagon gibi, binler ayrı ayrı taamlarla doldurarak, kışta erzakı tükenen biçare zîhayatlara getiren ve küre-i arz denilen bu Rahmânî iaşe ambarı ve bu sefine-i Sübhâniye ve bin bir çeşit cihazatı ve malları ve konserve paketleri taşıyan bu depo ve dükkân-ı Rabbânî, ne derece o fabrikadan büyük ve mükemmel ise, okuduğunuz veya okuyacağınız fenn-i iaşe mikyasıyla, o kat’iyette ve o derecede küre-i arz deposunun Sahibini, Mutasarrıfını, Müdebbirini bildirir, tanıttırır, sevdirir.
Hem nasıl ki dört yüz bin millet içinde bulunan ve her milletin istediği erzakı ayrı ve istimal ettiği silâhı ayrı ve giydiği elbisesi ayrı ve talimatı ayrı ve terhisatı ayrı olan bir ordunun mucizekâr bir kumandanı, tek başıyla bütün o ayrı ayrı milletlerin ayrı ayrı erzakların ve çeşit çeşit eslihalarını ve elbiselerini ve cihazatlarını, hiçbirini unutmayarak ve şaşırmayarak verdiği o acip ordu ve ordugâh, şüphesiz, bedahetle o harika kumandanı gösterir, takdirkârâne sevdirir.
Aynen öyle de, zemin yüzünün ordugâhında ve her baharda yeniden silâh altına alınmış bir yeni ordu-yu Sübhânîde nebatat ve hayvanat milletlerinden dört yüz bin nev’in çeşit çeşit elbise, erzak, esliha, talim, terhisleri gayet mükemmel ve muntazam ve hiçbirini unutmayarak ve şaşırmayarak, birtek kumandan-ı âzam tarafından verilen küre-i arzın bahar ordugâhı, ne derece mezkûr insan ordu ve ordugâhından büyük ve mükemmel ise, sizin okuyacağınız fenn-i askerî mikyasıyla dikkatli ve aklı başında olanlara o derece küre-i arzın Hâkimini ve Rabbini ve Müdebbirini ve Kumandan-ı Akdesini hayretler ve takdislerle bildirir ve tahmid ve tesbihle sevdirir.
Hem nasılki bir harika şehirde milyonlar elektrik lâmbaları hareket ederek her yeri gezerler. Yanmak maddeleri tükenmiyor bir tarzdaki elektrik lâmbaları ve fabrikası, şeksiz, bedahetle elektriği idare eden ve seyyar lâmbaları yapan ve fabrikayı kuran ve iştial maddelerini getiren bir mucizekâr ustayı ve fevkalâde kudretli bir elektrikçiyi hayretler ve tebriklerle tanıttırır, yaşasınlar ile sevdirir.
Aynen öyle de, bu âlem şehrinde, dünya sarayının damındaki yıldız lâmbaları, bir kısmı kozmoğrafyanın dediğine bakılsa küre-i arzdan bin defa büyük ve top güllesinden yetmiş defa sür’atli hareket ettikleri halde, intizamını bozmuyor, birbirine çarpmıyor, sönmüyor, yanmak maddeleri tükenmiyor. Okuduğunuz kozmoğrafyanın dediğine göre, küre-i arzdan bir milyon defadan ziyade büyük ve bir milyon seneden ziyade yaşayan ve bir misafirhane-i Rahmâniyede bir lâmba ve soba olan güneşimizin yanmasının devamı için, her gün küre-i arzın denizleri kadar gazyağı ve dağları kadar kömür veya bin arz kadar odun yığınları lâzımdır ki sönmesin. Ve onu ve onun gibi ulvî yıldızları gazyağsız, odunsuz, kömürsüz yandıran ve söndürmeyen ve beraber ve çabuk gezdiren ve birbirine çarptırmayan bir nihayetsiz kudreti ve saltanatı, ışık parmaklarıyla gösteren bu kâinat şehr-i muhteşemindeki dünya sarayının elektrik lâmbaları ve idareleri ne derece o misâlden daha büyük, daha mükemmeldir; o derecede, sizin okuduğunuz veya okuyacağınız, fenn-i elektrik mikyasıyla, bu meşher-i âzam-ı kâinatın Sultanını, Münevvirini, Müdebbirini, Sâniini, o nuranî yıldızları şahit göstererek tanıttırır, tesbihatla, takdisatla sevdirir, perestiş ettirir.
Hem meselâ, nasıl ki bir kitap bulunsa ki, bir satırında bir kitap ince yazılmış ve herbir kelimesinde ince kalemle bir sûre-i Kur’âniye yazılmış. Gayet mânidar ve bütün meseleleri birbirini teyid eder ve kâtibini ve müellifini fevkalâde maharetli ve iktidarlı gösteren bir acîp mecmua, şeksiz, gündüz gibi kâtip ve musannifini kemâlâtıyla, hünerleriyle bildirir, tanıttırır. Mâşâallah, bârekâllah cümleleriyle takdir ettirir.
Aynen öylede, bu kâinat kitab-ı kebîri ki, birtek sayfası olan zemin yüzünde ve birtek forması olan baharda, üçyüz bin ayrı ayrı kitaplar hükmündeki üç yüz bin nebatî ve hayvanî taifeleri beraber, birbiri içinde, yanlışsız, hatasız, karıştırmayarak, şaşırmayarak, mükemmel, muntazam ve bazan ağaç gibi bir kelimede bir kasideyi ve çekirdek gibi bir noktada bir kitabın tamam bir fihristesini yazan bir kalem işlediğini gözümüzle gördüğümüz bu nihayetsiz mânidar ve her kelimesinde çok hikmetler bulunan şu mecmua-i kâinat ve bu mücessem Kur’ân-ı ekber-i âlem, mezkûr misaldeki kitaptan ne derece büyük ve mükemmel ve mânidar ise, o derecede sizin okuduğunuz fenn-i hikmetü’l-eşya ve mektepte bilfiil mübaşeret ettiğiniz fenn-i kıraat ve fenn-i kitabet geniş mikyaslarıyla ve dürbün gözleriyle¦bu kitab-ı kâinatın Nakkaşını, Kâtibini hadsiz kemâlâtıyla tanıttırır, Allahu Ekber cümlesiyle bildirir, Sübhânallah takdisiyle tarif eder, Elhamdülillâh senâlarıyla sevdirir.
İşte bu fenlere kıyasen, yüzer fünûndan her bir fen, geniş mikyasıyla ve hususi aynasıyla ve dürbünlü gözüyle ve ibretli nazarıyla bu kâinatın Hâlık-ı Zülcelâlini esmâsıyla bildirir, sıfâtını, kemâlâtını tanıttırır.
İşte bu muhteşem ve parlak bir bürhan-ı vahdaniyet olan mezkûr hücceti ders vermek içindir ki, Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan çok tekrarla, en ziyade -1- ve -2- âyetleriyle Hàlıkımızı bize tanıttırıyor, diye o mektepli gençlere dedim. Onlar dahi tamamıyla kabul edip tasdik ederek "Hadsiz şükür olsun Rabbimize ki, tam kudsî ve ayn-ı hakikat bir ders aldık. Allah senden razı olsun" dediler.

1 Gökleri ve yeri yarattı. En’âm Sûresi, 6:1.

2 Göklerin ve yerin Rabbi. Ra’d Sûresi, 13:16.

SZİ KENDİNİZ ALAHI BU KADAR KATİ BİR ŞEKİLDE ANLATABLİYORSANIZ BUYRUN OKUMAYIN ANLATIN ANLATIN ANLATIN İSPATLAYIN

SaLtan
17.12.2006, 19:11
Risâle-i Nur, Kur’ân’dan çıkan bürhânî bir tefsir olduğundan Kur’ân’ın nükteli, hikmetli, lüzumlu, usandırmayan tekrarâtı gibi onunda lüzumlu,hikmetli,belki zarûri ve maslahatlı tekraratı vardır.Hem Risâle-i Nur,zevk ve şevk ile dillerde,usandırmayan,dâimâ tekrar edilen Kelime-i Tevhîdin olmasından,zarûri tekrarâtı kusur değil; usandırmaz ve usandırmamalı.
Risâle-i Nur’un Husûsiyetleri

Risâle-i Nur îmânî meseleleri aklî ve ilmî delillerle de ispat eder İMAMI RABBANİ ASIRLAR ÖNCE HABER VERİYORU
Müceddid-i Elf-i Sânî İmâm-ı Rabbânî Ahmed-i Fârukî ders verirken diyordu:
"Bütün tarîkarların en mühim neticesi hakáik-ı îmâniyenin inkişâfıdır.Ve birtek mesele-i îmâniyenin vuzuh ile inkişâfı,bin kerâmâta ve ezvâka müreccahtır."
Hem, diyordu: "Eski zamanda büyük zâtlar demişler ki,Mütekellimînden ve ilm-i kelâm ulemâsından birisi gelecek,bütün hakáik-ı îmâniye ve İslamiyeyi delâil-i alkiye ile kemâl-i vuzuhla ispat edecek. Ben istiyorum ki,ben o olsam, belki( HAŞİYE ) o adamım diye.

HAŞİYE:Zaman ispat etti ki,o adam adam değil, Risâle-i Nur’dur.Belki,ehl-i keşif Risâle-i Nur’u ehemniyetsiz olan tercümanı ve nâşiri sûretinde,keşiflerinde müşâhede etmişler; "Bir adam" demişler

RİSALEİNUR TEFEKKÜRE SEVKEDER


İman ve Tevhid, bütün kemâlât-ı insâniyenin esâsı, mâyesi, nûru, hayatı olduğunu ve Bir müddet tefekkür,bir senelik nâfile ibâdetten daha hayırlıdır.(Hadîs-i şerif: Keşfü’l-Hafâ, 1:1004.)
düsturu, tefekkürât-ı îmâniyeye âit bulunması ve Nakşî tarîkatinde hati zikrin ehemmiyeti ise, bu çok kıymettar tefekkürün bir nevi olmasıdır" diye tâlim ederdi.
Mâdem bu kahraman imam böyle diyor ve mâdem bir zerre kuvvet-i îmâniyenin ziyâdeleşmesi bir batman mârifet ve kemâlâttan daha kıymetlidir ve yüz ezvâkın balından daha tatlıdır; ve mâdem bin seneden beri îman ve Kur’ân aleyhinde terâküm eden Avrupa feylesoflarının îtirazları ve şüpheleri yol bulup ehl-i îmâna hücum ediyor ve bir saadet-i ebediyenin ve bir hayat-ı bâkiyenin ve bir Cennet-i dâimenin anahtarı, medârı, esâsı olan erkân-ı îmâniyeyi sarsmak istiyorlar; elbette herşeyden evvel îmânımızı taklitten tahkîka çevirip, kuvvetlendirmeliyiz.
***
Kur’ân’dan gelen o Sözler ve o Nurlar, yalnız aklî mesâil-i ilmiye değil, belki kalbî, rûhî, halî mesâil-i

îmâniyedir. Ve pek yüksek ve kıymettar maarif-i İlâhiye hükmündedirler.
Mektûbât, s. 340.

Hz. Mevlâna benim zamanımda gelseydi, Risâle-i Nur'u; ben onun zamanında gelseydim Mesnevî'yi yazardım. Onun hizmeti Mesnevî tarzındaydı, şimdi ise Risâle-i Nur tarzındadır."
Bediüzzaman Said Nursî'ye ait olan bu söz, onun hayatının en büyük meyvesi olan Risâle-i Nur külliyatının niçin telif edildiğini ve hangi ihtiyaçlara cevap verdiğini özlü bir şekilde ifade etmektedir. Çağımızın özelliklerini tahlil ve mânevî hastalıklarını teşhis eden Bediüzzaman, "Zaman imanı kurtarmak zamanıdır" formulü çerçevesinde kaleme aldığı Risâle-i Nur'la, bu zamanın manevi ihtiyaçlarına tatminkâr cevaplar veren bir iman hazinesini ortaya koymuştur.

Neden zaman imanı kurtarmak zamanıdır?

Çünkü çağımızda iman, eski devirlerde görülmemiş hücum ve taarruzlarla karşı karşıyadır. Eskiden topluma büyük ölçüde teslimiyete dayalı iman hâkimdi. O itibarla, büyük zâtların sözleri delilsiz olsa bile kabul ediliyordu. Bugün ise materyalist görüşlerin yaygın hale gelmesi sebebiyle, imanı tehdit eden şüpheler birçok zihni meşgul edecek seviyeye ulaşmıştır.Asırlardır Kur'ân aleyhine yığılagelen şüphe, itiraz ve evhamlar, bu asrın çalkantıları içinde yol bulup, çağın modern imkanları da kullanılarak birçok insana mal edilebilmiştir.

İşte Bediüzzaman Said Nursî, bu gelişmelerin, Müslümanların dahi imanını tehlikeye sokacağını görerek, bir sel gibi gelen inançsızlık telkinleri karşısında, doğrudan doğruya Kur'ân'dan ilhâm alarak telif ettiği Risâle-i Nur gibi sağlam bir engeli vücuda getirmekte başarılı olmuştur.

Bu eserlerde,

her insanın zihnini meşgul eden ve modern çağ insanlarının da ilgisiz kalamayacağı, "Ben kimim? Nereden geldim? Nereye gidiyorum? Bu dünyadaki vazifem nedir?" sorularına doyurucu açıklamalar getirilmekte;

başta Allah'a iman olmak üzere bütün iman esasları izah ve ispat edilmekte;

bu konularda fen ve felsefe adına ortaya konulan şüphe ve sorular ikna edici bir üslupla cevaplandırılmakta;

ilimle dinin uzlaşmazlığı yolundaki iddialar püskürtülerek, ilme din namına sahip çıkılmakta;

İslam'ı dejenere maksadıyla girişilen tahrifatçı tahrip teşebbüsleri boşa çıkarılmakta;

maddeci anlayışa bina edilen medeniyetin insanlığı sürüklediği manevi buhranlar, Kur'ân'ın tevhid ve haşir gibi geniş hakikatlarına dair aklı doyuran, ruhu okşayan, kalbi tatmin eden tatlı izahlarla tedavi edilmekte;

ruhun ve kalbin çalışmamasından doğan sıkıntıların sürüklediği zevk, eğlence ve yasak şeylere düşkünlük ve başıboşluk hali, Kur'ân mesajıyla ortadan kaldırılmaktadır.

Modern çağ insanının aradığı Kur'ân yorumunu, en mükemmel şekliyle Risâle-i Nur'da bulmak mümkündür. Bu yorum, "ruh-u aslî" yi rencide etmeden, asrın idrakine uygun izahları içeren bir özelliğe sahiptir. Risâle-i Nur, Kur'ân'ın bu asra bakan mesajını anlayıp yorumlama konusunda "tecdid" vazifesini yerine getirmiştir.

Günümüzde Risâle-i Nur birçok dile çevrilmiş; üniversite kürsülerinde tezlere konu olmuş; içerik ve mesajı her geçen gün daha iyi anlaşılmaya başlanmış; insanların ona olan talep ve merakı artmışdır. Bununla beraber, bu büyük küllüyatın kendisinden değil de bilinçsizce, bir araştırmaya dayanmadan derlenmiş bilgiler nedeni